DANIŞMANLARI Müge Sevil, Dice Kayek’in Londra’daki “Victoria and Albert Museum”daki (V&A) “Konstantinapolis’ten İstanbul’a: Bir Şehir, İki İmparatorluk” sergisinde yer alan “Hagia Sophia” (Ayasofya) tasarımıyla ilgili bilgi notunu gönderdiğinde 7 Ekim 2009 tarihli yazımı anımsadım.
Dice Kayek markasının temellerini Paris’te (Fransa) atan Ece Ege-Ayşe Ege kardeşler, 2009 yılı Mayıs ayında şu planı yapmıştı:
- Fransa’da “Türk Mevsimi” olacak. “Paris Fashion Week”e de denk getirip iyi bir defileyi vitrine çıkaralım.
Ece Ege, hemen yeni tasarımlar için kolları sıvamış, ekibiyle birlikte çalışmaya başlamış, şöyle düşünmüştü:
- 2009 yazında Fransa’da “Türk Mevsimi” başlıyor. Ayrıca “Paris Fashion Week” de var. İstanbul’un “2010 Avrupa Kültür Başkenti” olduğunu da unutmamak gerek. Öyleyse 2010 İlkbahar-Yaz için “İstanbul Contrast”la vitrine çıkmalıyız.
Ece Ege, ekibiyle birlikte 18-20 parçalık “İstanbul Contrast” serisini hazırlayınca Ayşe Ege, Paris Ritz’in o dönemdeki Genel Müdürü Ömer Acar’ı aramış, salon konusunda yardım istemişti. Ayşe Ege, ayrıca dönemin İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) Başkanı Hikmet Tanrıverdi, İstanbul Tekstil Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) Başkanı İsmail Gülle ile çocukluk arkadaşları Uludağ İçecek Genel Müdür Yardımcısı Ömer Kızıl’dan destek talebinde bulunmuştu.
Söz konusu desteklerle 3 Ekim 2009’da Paris Ritz Bar’da “İstanbul Contrast” açılmış, Le Figaro’dan Financial Times’a çok sayıda yayın organından medya mensubu ve moda otoritesinin ilgi odağı olmuştu. Ayşe ve Ece Ege, sergideki tasarımlarını tek tek anlatmıştı:
- Şu gördüğünüz etek Ayasofya’yı, karşıdaki elbise İstanbul’un güvercinlerinin kanatlarını yansıtıyor. Yanındakinde “Kaşıkçı Elması”ndan esintiler var.
Ece Ege, 2009 yılında hazırladığı serideki tasarımlarını yıldan yıla değiştirdi, geliştirdi. Dice Kayek, Londra’daki “Victoria and Albert Museum”la ilk bağını 2013 yılında “İstanbul Contrast” koleksiyonuyla kazandığı “Jamel Ğrize 3” ödülüne uzandı.
İslam sanat ve tasarım geleneklerinden ilham alan çağdaş üretimleri onurlandıran bu prestijli ödül, Dice Kayek’in kültürel mirası modern bir tasarım diliyle yorumlama yaklaşımının uluslararası ölçekte tanınmasında önemli dönüm noktası oldu.
“Victoria and Albert Museum”daki (V&A) “Konstantinapolis’ten İstanbul’a: Bir Şehir, İki İmparatorluk” sergisinde yer alan “Hagia Sophia” (Ayasofya) tasarımı, bana iletilen bilgi notunda şöyle anlatıldı:
- Dice Kayek’in İstanbul’un mimari mirasından ilham alan “İstanbul Conrast” koleksiyonunun öne çıkan eserlerinden olan “Hagia Sofia”, Ayasofya’nın görkemli mimarisini ve kendine özgü geometrik çizgilerini çağdaş bir tasarım diliyle yeniden yorumluyor.
- Yapının anıtsal mimarisinden ilham alan tasarım, Ayasofya’nın mozaiklerinde yer alan “Başmelek Cebrail” tasvirinin kanatlarından esinlenen grafik nakışları ve heykelsi formuyla dikkat çekiyor.
- Paris’teki köklü nakış atölyesi “Maison Hurel” tarafından elde işlenen tasarımda, 1920’lerden kalma antika “Murano” üfleme boncukları kullanıldı.
- Kırık beyaz saten düşes kumaşı, belirgin omuz formu ve yapısal siluetiyle mimari bir karakter kazanan eserin tamamlanması 3 ay sürdü.
Bilgi notunda şu noktanın altı çizildi:
- Dice Kayek’in yaratıcı dünyasında özel bir yere sahip olan İstanbul, yalnızca ilham kaynağı değil, geçmiş ile bugünün, Doğu ile Batı’nın gelenek ile modernitenin bir arada var olduğu çok katmanlı bir kültürel referans niteliği taşıyor.
- “Hagia Sophia” tasarımının geleneksel moda eserlerinin yer aldığı kostüm koleksiyonu yerine “V&A”nın İslam sanatı departmanının hazırladığı seçkiye dahil edilmesi, bir sanat eseri olarak taşıdığı değeri ortaya koyuyor.
Kısacası Ece Ege-Ayşe Ege kardeşlerin Dice Kayek’i, Londra’daki “Konstantinopolis’ten İstanbul’a: Bir Şehir, İki İmparatorluk” sergisine “Hagia Sophia” ile damgasını vuruyor…
Hazır giyimden artık çıkıyorum, Tor Demir’de yola devam edeceğim
İZMİR Ticaret Odası’nda (İZTO) yeni dönem seçimlerine tek liste olarak girip, Yönetim Kurulu Başkanlığı’na yeniden seçilen Mahmut Özgener’in “Ortak İrade, Ortak Akıl” sloganıyla 2027-2030 projelerini açıkladığı toplantı için gittiğim İzmir’de Başkan Yardımcısı Emre Kızılgüneşler ve Yömetim Kurulu Üyesi Alp Avni Yelkenbiçer’le sohbet ettik.
Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği’nin önceki başkanlarından olan Emre Kızılgüneşler, sohbet sırasında işlerinin durumunu sormam üzerine, sektörden çıkma kararı ve adımlarını anlattı:
- Biz Zara’ya üretim yapmaya devam ediyorduk. Hazır giyim sektörü malum epey zamandır sıkıntıda. Kızım okulunu bitirdi, Hollanda’ya yerleşti. Ben de artık hazır giyim sektöründe yorgunluk hissediyorum, çıkmaya karar verdim. Buca’daki fabrikayı devrettim.
Bir fabrikasının da Batman’da faaliyet gösterdiğini belirtti:
- Batman’daki fabrika için de devralmayı düşünen beyaz yakalı personelimiz olan arkadaşlarımızla görüşüyoruz. Orayı da önümüzdeki dönemde devredersem sektörden tamamen çıkmış olacağım.
Ege İhracatçılar Birliği’nin önceki Koordinatör Başkanlarından Sabri Ünlütürk’le ortak Manisa’da kurulu “Tor Demir”i 11 yıl önce satın aldıklarını anımsattı:
- Orada raylı sistemlere dönük yan sanayi üretimi yapıyoruz. Hazır giyimden çıkıyorum ama metal sektöründe faaliyete devam edeceğiz. Tor Demir’de savunma sanayine dönük üretim de planlarımız arasında.
Sohbet sırasında Batman’daki fabrikayı ilk açtıkları günleri anımsadı:
- O dönemde Maliye Bakanı olan sayın Mehmet Şimşek, fabrikamızı ziyaret etti. Batman’a yatırım yaptığımız için bize teşekkürlerini iletti ama aynı zamanda, “Bu işlerin artık geleceği yok” dedi. O günü hiç unutamıyorum.
Emre Kızılgüneşler, Farbe Tekstil’i 1997 yılında İzmir Karabağlar’da 300 metrekarelik bir atölyede kurdu. 2002 yılında bağlantı kurdukları bir müşteri, büyüme yolculuğu başlattı. 2005 yılında odağına tasarımı aldı.
Zamanla bir taraftan İzmir’deki fabrikasını büyütürken diğer taraftan Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya yatırım kervanına katıldı. Batman ve Muş’ta fabrika kurdu. 2020’li yıllara doğru ihracatı 30 milyon Euro dolayına çıktı.
Emre Kızılgüneşler gibi Ege Bölgesi’nde Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği’nin başkanlığını yapmış bir sanayicinin, 29 yılın ardından sektörden çıkması, bu dönemin kayda geçecek önemli olaylar arasında yerini alacak gibi görünüyor…
Çandarlı için yeni bir hikayeye ihtiyaç var
İZMİR Ticaret Odası (İZTO) Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, “Ortak İrade, Ortak Akıl” sloganıyla 2027-2030 dönemi projelerini açıklarken Çandarlı Limanı ve çevresi üzerinde ayrıntılı şekilde durdu:
- Çandarlı Limanı, 1990’lı yıllardan itibaren İzmir’in gündeminde olan bir konu. İlk dönem yapılan fizibilite çalışmalarında Çandarlı Limanı’nın dünyada büyükler arasında ilk 10’a girmesi hedeflenmiş ve planlamalar buna göre yapılmıştı.
- Ancak, aradan geçen süre içerisinde sadece bir mendirek inşası tamamlanabildi. Bununla birlikte, aradan geçen süre zarfında dünya ticaretinin dinamikleri değişti. Türkiye’de ve yakın coğrafyada birçok yeni liman inşa edildi.
- Buna bağlı olarak da 1990’lardaki fizibilite çalışmalarının ortaya koyduğu dünyanın 10 büyük limanı arasına girmesi vizyonu artık geçerliliğini yitirdi.
Bugün Çandarlı için yeni bir hikayeye ihtiyaç olduğunu vurgulayıp, sürdürdü:
- İzmir’in rüzgar enerjisi potansiyeli ve bu sektörde sahip olduğu sanayi gücü, Çandarlı özelinde yeni bir hikaye yazılması için oldukça elverişli bir zemin sunuyor.
- Türkiye’nin rüzgar başkenti İzmir. İzmir aynı zamanda rüzgar santrallerine yönelik kanat, kule, türbin başta olmak üzere birçok ekipmanın imalatını yapan, ihraç eden güçlü bir sanayi ekosistemine ev sahipliği yapıyor.
- Gelişen teknoloji sayesinde 10 yıl içerisinde Türkiye’nin karasularında inşa edilmiş deniz üstü rüzgar santralleri yükselmeye başlayacak.
- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımızın hazırladığı stratejiye göre, ülkemiz 2035 yılına kadar 5GW büyüklüğünde deniz üstü rüzgar santrali kurmayı hedefliyor.
- Bu durumda imalat gücünü deniz üstüne taşımak için önemli fırsat karşımıza çıkıyor. Bu fırsatı değerlendirmek için de yapılması gereken şey, limanı olan bir sanayi üssü kurmaktır.
- Çandarlı Limanı sahası, 6.35 milyon metrekare büyüklüğü ile bu iş için adeta biçilmiş kaftan niteliğinde. İzmir ve sektördeki paydaşlarımızla önümüzdeki dönemde bu projeyi hayata geçirmeyi hedefliyoruz.
