Müşterilerinden tahsilat yapamadığı için vergi borcunu ödeyemeyen işletmeler, üçüncü kişilerdeki alacaklarının haczedilmesini talep ederek bu tutarların kamu borçlarına aktarılmasını sağlayabiliyor. Ancak başvuru tek başına borcu düşürmüyor; vergi borcu, tahsilat gerçekleşene kadar gecikme zammıyla büyümeye devam ediyor.
İşletmelerin vergi borçlarını zamanında ödeyememesinin nedenlerinden biri, yaptıkları satışların bedelini tahsil edememeleridir. Mal teslim edilmiş veya hizmet tamamlanmış, fatura düzenlenmiş ve ödeme vadesi gelmiş olmasına rağmen para müşteride kalır. İşletme, alacağının tahsilini beklerken vergi borcunun vadesi geçer ve bu borca gecikme zammı eklenmeye başlar. Bilançoda alacak bulunması, ödeme günü geldiğinde ihtiyaç duyulan nakdin de hazır olduğu anlamına gelmez.
Böyle bir durumda işletmenin değerlendirebileceği yollardan biri, müşterisinden olan alacağını vergi dairesine bildirerek bu alacağa haciz uygulanmasını talep etmektir. Vergi dairesinin müşteriden tahsil edeceği tutar, işletmenin kamu borcunun ödenmesinde kullanılır. Uzun süredir mevzuatta bulunan bu yöntem, tahsilat sorunu yaşayan ve ödenmemiş vergi borcu bulunan işletmelerin ödeme planlarında dikkate alınabilir.
Uygulamanın dayanağı ve şartları
Yöntemin hukuki dayanağını, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 62 ve 79. maddeleri oluşturur. Kanunun 62. maddesi, kamu borçlusunun malları yanında alacak ve haklarının da borcu karşılayacak miktarda haczedilebilmesine imkân verirken, 79. maddesi üçüncü kişilerde bulunan alacakların haczine ilişkin usulü düzenler.
Bu yazıda ele aldığımız uygulamada, işletmenin kesinleşmiş, vadesi geçmiş ve ödenmemiş bir kamu borcu bulunmalıdır. İşletme, müşterisinden olan alacağını bu borcun tahsilinde kullanılmak üzere bildirir. Vergi borcu bulunmayan bir işletmenin, yalnızca müşterisinden para alamadığı için vergi dairesinden özel alacağının tahsilini istemesi bu yöntemin konusu değildir. Çünkü vergi dairesi, işletmenin ticari alacağını takip etmek için değil, kendi kamu alacağını tahsil etmek için işlem yapar.
İşletmenin müşterisinden olan alacağı da malvarlığının bir parçası olduğundan, kamu borcunun tahsili amacıyla bu alacağa yönelinmesi mümkündür. İşletme, alacağın kaynağını, tutarını ve vadesini gösteren belgelerle bağlı olduğu vergi dairesine başvurabilir. Tahsil dairesi, kamu borcunun takip durumunu ve bildirilen alacağı değerlendirerek haciz işlemlerini yürütür. Başvurunun yapılmış olması, talebin otomatik olarak yerine getirileceği veya vergi borcunun ödenmiş sayılacağı anlamına gelmez.
Müşterinin ödeme yapacağı yer değişir
Vergi dairesi tarafından düzenlenen haciz bildirisi müşteriye tebliğ edildiğinde, haczedilen alacak için ödemenin işletmeye değil, ilgili tahsil dairesine yapılması gerekir. Müşterinin vergi dairesine yaptığı ödeme, aynı tutarda işletmeye olan borcunun karşılanmasını sağlar; tahsil edilen para da işletmenin kamu borcuna işlenir.
Burada devlet, işletmenin alacağını satın almadığı gibi tahsil edilemeyen faturanın bedelini de üstlenmez. İşlem, işletmenin malvarlığında bulunan bir alacağın haczedilerek tahsil edilmesinden ibarettir. Bu nedenle uygulamayı, ticari alacağın vergi borcundan doğrudan düşülmesi şeklinde anlamamak gerekir. Vergi borcunu azaltan, alacağın bildirilmesi veya haczedilmesi değil, müşteriden fiilen yapılan tahsilattır.
Başvuru ile tahsilat arasındaki süre de hesaba katılmalı
Bir işletmenin başvuru tarihinde vergi dairesine toplam 1 milyon lira borcu ve müşterisinden vadesi geçmiş 600 bin lira alacağı bulunduğunu düşünelim. Vergi dairesi bu alacağa haciz uygular ve müşteri 600 bin lirayı tahsil dairesine öderse, yapılan ödeme işletmenin kamu borcuna işlenir.
Ancak başvuru ile ödeme arasında geçen sürede gecikme zammı işlemeye devam edeceğinden, kalan borç her durumda 400 bin lira olmayacaktır. Örneğin tahsilat yapılıncaya kadar toplam kamu borcunun 1 milyon 40 bin liraya yükseldiğini varsayarsak, 600 bin liralık ödeme sonrasında 440 bin lira borç kalır. Bu örnekteki 40 bin lira, belirli bir oran veya süre üzerinden hesaplanmış olmayıp gecikmenin borç tutarına etkisini göstermek için kullanılmıştır.
Müşterinin yalnızca 200 bin lira ödeme yapması hâlinde kamu borcu da bu ödeme kadar azalır. Hiç ödeme yapılmazsa, bildirilen alacak vergi borcundan kendiliğinden düşülmez ve işletmenin borcu devam eder.
Alacağın vergi dairesine bildirilmesi, haciz bildirisinin müşteriye gönderilmesi ve alacağa haciz konulması, tek başına kamu borcunun takibini veya gecikme zammını durdurmaz. Gecikme zammına tabi borçta, tahsil tarihine kadar gecikme zammı işlemeyi sürdürür. Kısmi tahsilat yapılırsa ödenmeyen kısım için takip ve gecikme zammı uygulaması devam eder. İşletmenin ödeme planını, başvuru tarihini değil, beklenen tahsilat tarihini dikkate alarak hazırlaması gerekir.
Alacağın belgeleri ve müşterinin itirazı
Başvuruda müşterinin unvanı, vergi kimlik numarası ve adresiyle birlikte alacağın hangi işlemden doğduğu, tutarı ve ödeme vadesi açıkça belirtilmelidir. Faturanın sözleşme, teslim veya hizmet belgeleri, cari hesap ekstresi ve varsa mutabakat yazısıyla desteklenmesi, alacağın değerlendirilmesini kolaylaştırır.
Başvuru öncesinde kayıtların kontrol edilmesi de gerekir. Faturanın düzenlenmiş olması, müşterinin aynı tutarda borcu bulunduğunu kabul ettiği anlamına gelmeyebilir. İade, eksik teslim, ayıplı mal, daha önce yapılmış ödeme veya karşılıklı alacak iddiaları nedeniyle tarafların kayıtları farklı olabilir.
Haciz bildirisi alan müşteri, borcu bulunmadığı veya borcun haciz bildirisinin tebliğinden önce ödendiği gibi itirazlarını, tebliğden itibaren yedi gün içinde tahsil dairesine yazılı olarak bildirmelidir. Süresinde itiraz edilmemesi, bildirilen borcun müşterinin zimmetinde sayılmasına ve hakkında kamu borçlusu olarak takip yapılmasına yol açabilir.
Müşterinin süresinde itiraz etmesi hâlinde ise alacaklı kamu idaresi, bir yıl içinde genel mahkemelerde dava açarak itirazın aksini ispat edebilir ve borçlu olunan tutarın ödenmesine hükmedilmesini isteyebilir. Alacağın ihtilaflı olması, tahsilatın dava sürecine bağlı hâle gelmesine neden olabilir.
Bu yöntem, müşterinin ödeme gücünün bulunmadığı bir durumda tahsilatı garanti etmez. Buna karşılık, belgeleri tamamlanmış ve tahsil kabiliyeti bulunan alacakların kamu borcunun ödenmesine yönlendirilmesi, işletmenin ayrıca finansman bulma ihtiyacını azaltabilir. Kesinleşmiş ve ödenmemiş vergi borcu bulunan işletmeler, ödeme planlarını hazırlarken müşterilerde bekleyen bu tür alacaklarını da değerlendirmeli; başvurunun borcu kapatmadığını ve tahsilata kadar gecikme zammının sürdüğünü hesaba katmalıdır.