Amerika'da 40 yıldır buluşlar dünyasının önde gelen ismi Ergun Kırlıkovalı, EKONOMİ'ye "icat yapmanın formülü"nü verdi. Geleceğin savaş teknolojilerini şekillendiren Kırlıkovalı; "Türkiye bugün bağımsızlık savaşını veriyor ve bence yarı yolu da geçmiş durumda" diyor.
Türkiye’de az duyulsa da adını dünya savunma ve teknoloji tarihine altın harflerle yazdırmış Amerika'da yaşayan bir Türk dehası Ergün Kırlıkovalı. Pek çok buluşta imzası var. En “özel” işlerinden biri B-2 Spirit ve F-35 gibi dünyanın en gelişmiş savaş uçaklarını radarda görünmez yapan özel boyanın mucitlerinden olması…
Güney Kaliforniya’daki evine vardığımda kapıdaydı. Kırlıkovalı’nın sakin, mütevazı kişiliği ile yaşadığı yerin görkemi arasındaki tezat ilk anda insanı şaşırtıyor. Evin dört bir yanında dünyanın farklı köşelerinden gelmiş sanat eserleri var. Girişte meşhur “Laocoon ve Oğulları” heykeli karşılıyor sizi. Biraz ileride dört mevsimi simgeleyen zarif heykeller; çalışma odasının duvarında özenle yerleştirilmiş Atatürk fotoğrafları… İspanya’dan gelen özel seramik serileri, eski saat koleksiyonları, mineral ve kaya küreleri… Ve Bedri Baykam’ın onun için özel olarak tasarladığı bir eser. Kısa bir şarap mahzeni turunun ardından söyleşimize başladık…Siz i Ergün Kırlıkovalı ile baş başa bırakıyorum:
Eğer o gün korkup salondan çıksaydım
1985'te içimden bir ses artık kendi kanatlarımla uçmam gerektiğini söyledi. New York’ta bir İngiliz firmasında çalışıyordum; maaşım yüksekti. Eşim Lehman Brothers’ta başarılı bir kariyere sahipti. Çevremde herkes, ‘Bu rahatlığı neden bozuyorsun?’ diye soruyordu. Ama risk almadan ilerleyemeyeceğimi biliyordum. Kurduğumuz şirkette ilk Amerikan Donanması’na korozyona dayanıklı kaplamalar geliştirdik. Su altında oluşan hasarları dalgıçların anında tamir edebilmesi için özel tutkallar ürettik. Bugün hâlâ o ürünlerde tek tedarikçiyiz.
Bu başarı bizi 1988’de Northrop Grumman’ın hayatımın ikinci kırılma noktasının yaşandığı ihalesine taşıdı. Devasa bir salon… Bir tarafta Pentagon’dan gelen subaylar, diğer tarafta milyar dolarlık şirketlerin doktoralı ekipleri… Ben ise tek başımayım. Bir an, ‘Burada ne yapıyorum?’ diye düşündüm. General, B-2 savaş uçakları için çelik kadar sert ama aynı zamanda esnek bir malzeme istediklerini söyledi. Mühendislerin çoğu imkânsız bularak toplantıyı terk etti. Kafamda bir ışık yandı. İngiltere’de polimer üzerine bir derste kauçuk elastikiyetiyle ilgili öğrendiğim prensipleri hatırladım.
Altı ay boyunca gece gündüz çalıştık. Her testte rakipler elendi. Üç yılın sonunda geriye tek bir malzeme kaldı: Bizimki. O günden beri programın tek tedarikçisiyiz. Eğer o gün korkup salondan çıkıp gitseydim bugün burada konuşmuyor olurduk.
Bir kapı yüzüme kapanırsa pes etmem
“Bugüne kadar geliştirdiğim üç malzeme var ki otuz yıldır rakibi çıkmadı. Bu bir başarı mı? Evet. Ama içtenlikle söyleyeyim: Bunu herkes yapabilir. Kendimi özel biri olarak görmem; sadece çok çalışırım, çok okurum, merak ederim. Bir kapı yüzüme kapanırsa on kere daha denerim, pes etmem. İkinci özelliğim paylaşmak… Yokluk içinde büyüdük, ne varsa paylaşırdık. Bu alışkanlık hiç değişmedi; bugün de aynıyım. Üçüncü özelliğim ise cesaret. 1980’lerde Los Angeles’ta Türkiye aleyhine ağır söylemlerin yükseldiği dönemi hatırlıyorum. Başkonsolosumuz Kemal Arıkan’ın öldürüldüğü günler… Bazıları televizyonda ‘Hak etti’ bile diyordu. Buna dayanamadım. Basını çağırıp şunu söyledim: "Burada bir insan öldürüldü. Ama onun hayatına dair tek satır yazmadınız. Adaletiniz bu mu?’ O açıklamam Amerika’daki tüm kanallarda saat başı yayınlandı.”
Kaan projesi kesinlikle başarılı olacak
“Türkiye’nin ilk yerli savaş uçağı Kaan’ı iki yıl üst üste üretim merkezinde yerinde inceledim. İnanılmaz etkilendim. Orada çalışan ekibin niteliği çok yüksek; genç, yetkin ve vizyon sahibi mühendisler projeye gerçekten gönüllerini koymuş durumda. F-35’lerle kıyasladığınızda 2,5 kat daha hızlı bir platformdan söz ediyoruz. F-35 beşinci nesildir; Kaan altıncı nesle yaklaşan bir mimari sunuyor. Altıncı nesilde hem pilotla hem pilotsuz uçabilen yapılar, pilot uçarken eşlik eden drone filoları ve çoklu görevi aynı anda yönetebilen akıllı sistemler var. Kaan’ın tasarımında hepsi düşünülmüş."
Türk savunma sanayi çağlayan gibi
Kızıl Elma gerçekten savaş paradigmasını kökten değiştiren bir hamle oldu. Tarihte ilk kez havadan havaya bir füzeyle, pilotsuz bir hava aracı başka bir hava aracını vurmayı başardı. Bu, dünyanın yıllardır denediği ama kimsenin gerçekleştiremediği bir dönüm noktasıydı. Geleceğin savaşları önce göklerde yaşanacak, sonra yerde. Pilotlu sistemler adım adım geri çekilecek; yerlerini otonom platformlara, akıllı hava filolarına bırakacak. Bir Türk olarak savunma sanayiindeki gelişmeleri gördükçe hakikaten gurur duyuyorum. TUSAŞ’ı ve ASELSAN’ı ziyaret ettim; gördüklerim karşısında şaşkına döndüm. ‘Bunları ne zaman geliştirdiler, nasıl bu kadar hızlı ürettiler?’ diye kendime sordum. Birbiri ardına gelen projeler adeta bir çağlayan gibi akıyor.
Amerika’yı iyi bildiğim için söylüyorum: Burası 9–5 kültürü... Saat beş olur, herkes çantasını alır gider. Fon onaylanmadıysa proje durur, Kongre parayı kesti mi süreç donar. Sistem böyle işler. Türkiye’de durum farklı. Adeta bir bağımsızlık savaşı ruhu var. “Bir şey üretmeliyiz” duygusu var. Türkiye’nin artık kendine güvenmesi gerekiyor. 'Bizden olmaz, biz yapamayız.' Bunlar eski kültürün kalıntıları. Silinip atılması lazım. Türk insanı her şeyi yapabilir.
Türkiye mutlaka kendi motorunu yap! Türkiye mutlaka kendi motorlarını yapmalı. Uçağın kalbi motordur. Ardından pilot fırlatma sistemleri de yerli olmalı; hâlâ dışarıdan alınıyor. Bir diğer büyük hedef ise nükleer sanayi. Bu konu açılınca hemen itirazlar geliyor: “Çevreye zarar verir.” Peki Amerika’da, Fransa’da, İngiltere’de neden var? Onların doğası farklı mı? Hayır. Şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim: Türkiye bugün bu bağımsızlık savaşını veriyor ve bence yarı yolu da geçmiş durumda.
İstatistik değil, birey olmalısınız!
Amerika, savunma ve havacılık dünyasının merkez üssüdür. Bu alanda çalışan büyük kurumların binlerce tedarikçisi vardır; bu da dev bir ekosistem demektir. Ama Ankara’da ya da İzmir’de oturup “Ben Amerika’ya açılırım” demekle bu iş olmaz. Bu kültürü, bu sistemi, bu işleyişi yerinde görmeden, öğrenmeden bu oyuna girilemez. Önce Amerika’yı tanıyacaksınız. F-35 gibi dünyanın en gelişmiş uçağının en kritik malzemesini üretirken bana kimse "Sen Türksün yarın ihanet eder misin" diye sormadı. Dinime, kökenime dair tek bir soru bile gelmedi. Amerika'da mantık çok basittir: Ürünün iyiyse, fiyatın doğruysa, ortaya koyduğun iş kaliteliyse, satın alınır. Liyakat esastır. Amerika'yı ileri götüren temel güç de tam olarak budur. İstatistik değil, birey olmalısınız! Birey olmanın yolu ise hangi işi yaparsanız yapın, yenilik üretmekten ve değer katmaktan geçer.
Amerika'da yorulmuş şirketleri alın!
Bu ekosisteme girmenin yollarından biri batmak üzere olan bir firmayı satın alıp kendi teknolojinizle ayağa kaldırmaktır. Amerika’da sahipleri yorulmuş, kârlılığı düşmüş, kasası boşalmış pek çok şirket vardır. Bunları doğru zamanda bulup satın almak gerekir. Bu bir atölye de olabilir, küçük bir tabanca firması da... Önemli olan isminin ve altyapısının olmasıdır. Üzerine teknoloji eklediğinizde değer bir anda bambaşka bir yere çıkar. Böylelikle sıfırdan başlamamış, piste inmiş, motoru hazır, yeniden kalkmayı bekleyen bir uçağa binmiş olursunuz.
"Cesaretimin kaynağı; ailemin yaşadığı acılar ve Atatürk"
Ergün Kırlıkovalı, 1952 İzmir Kahramanlar doğumlu. Bilim ve iş insanı, mucit. Amerika'da Integrated Polymer Indusries'i kurdu. Ailesiyle ilgili şunları söylüyor: Biz aslında kılıç artığı bir aileyiz. Babam, 1912 Balkan Savaşı sırasında Batı Trakya’daki Kırlıkova köyünde hayatta kalan tek bebekmiş. Köydeki herkes— yaşlı, kadın, çocuk, bebek—kılıçtan geçirilmiş. Babamı bir yaşındayken birileri bulup üzerinde küçük bir kâğıda iliştirdikleri notla Selanik’ten İstanbul’a giden son trene bindirmiş. Gerisini bilmiyoruz. Annemin ailesi de benzer acıları yaşamış. O yıllarda Balkanlar, Türk, Arnavut, Boşnak, Pomak ayırmadan Müslümanları yok etmeye çalışan çetelerle doluydu. Hayatta kalmaları bile mucize… Ve biz onların büyük fedakârlıkları sayesinde yetiştik. Bütün bunlar çocukluğuma kazındı. Her zorlukta anne babamın yaşadıklarını düşünürüm. Atatürk’ü düşünürüm. O yüzden benim motivasyonum hiç bitmeyen bir çeşme gibi akar.
9 adımda icat yapma formülü
Yaratıcılığın doğuştan geldiğine inanmam. 'Bu çocuk akıllı doğmuş' sözü, bilimsel olarak bir karşılık ifade etmez. 50 yıllık meslek hayatım bana şunu öğretti: Akıllı akılsız diye bir ayrım yoktur; öğretilmiş öğretilmemiş vardır. Bu yüzden icat yapmayı bir sisteme dönüştürdüm. 9 adımlık bir yolculuk bu:
1) GÖZLEM: Önce dünyayı izleyeceksin. İnsanları, kurumları, günlük hayatı… Hangi problemin yıllardır neden çözülemediğini fark ettiğin anda süreç başlar.
2) MERAK: ‘Bu neden böyle? Niye kimse çözmemiş? Ben çözebilir miyim?’ Bu soruları sormaya başladığında beynin yıllardır sakladığı bilgiler birdenbire ortaya çıkar.
3) DÜN-BUGÜN-YARIN TARAMASI: Bu mesele geçmişte hangi coğrafyalarda veya platformlarda nasılmış? Bugün nasıl? İleriye doğru bir trend var mı? Eğer yoksa ben başlatabilir miyim?
4)DOĞAYI TAKLİT: En büyük tasarımcı doğanın kendisidir. Denizaltıların ilhamı yunuslardan gelir; F-35’ler şahinlerden… Gözlemlediğin sorun doğada zaten var mı? Doğa nasıl çözmüş o sorunu?
5) İNOVASYON: Gözlemledin, merak ettin, araştırdın, doğaya da baktın. Şimdi sana bir özgüven duygusu geldi. Ben bu sorunu çözerim diyorsun. İnovasyon işte şimdi başlıyor. Sırada ciddi bir Ar-Ge çalışması bekliyor. Kim ne yapmış, hangisi başarılı olmuş, hangisi olmamış? Olmayanları eler, işe yarayanları birleştirerek yeni bir yol açarsınız. Mutlaka üzerine kendinden bir parça eklersin.
6) TEZATLAR CETVELİ: Ben laboratuvarda 50–60 soruluk bir cetvel kullanırım: büyük– küçük, ağır–hafif, hızlı–yavaş… Bu sorular uç seçenekleri eleyip seni çözüme götürecek o küçük yüzde 5’e ulaştırır. Her meslek kendi tezatlar listesini üretir; elektronikçinin tezatları başka, bankacınınki başkadır.
7) KISA, ORTA VE UZUN VADELİ PLANLAMA: Her fikir bir yolculuktur. Bugün ne yapacaksın, altı ay sonra nerede olacaksın, beş yıl sonra nereye varacaksın? Plan yoksa fikirler savrulur.
8) SİSTEMATİK NOT TUTMA: Bir buluşun öncesini, esnasını ve sonrasını çalışırken sayısız test yapmak zorunda kalırsın. Bu süreç kısa sürede bir bilgi yığınına dönüşür. İşte tam da bu yüzden, karmaşaya dönüşebilecek veri bankasında aradığın bilgiye anında ulaşabilmek hayati önem taşır.
9) MUTLU TESADÜFLERİ FARK ETMEK: İngilizce'de “serendipity” anlamına gelir. Çalışırken hiç beklemediğin bir buluşa denk gelirsin; ama dikkatli değilsen, o fırsat gözünün önünden sessizce kayıp gider. Fark etsen bile eğer notların düzenli ve sağlam değilse o buluşa nasıl ulaştığını çözemeyebilirsin.
Bütün büyük kararlarımı çok kısa sürede verdim
Ergün Kırlıklıovalı, akıl ve kalbin nadiren aynı yöne işaret ettiği anları kaçırmamak gerektiğini savunuyor: "Edinilen tecrübeler sonunda bir an gelir, akıl ve kalp aynı frekansta buluşur. İşte o anı kaçırmamak gerekir. O anda toplum baskısını, dış sesleri, "acaba doğru mu" sorularını bir kenara bırakıp içinizden geleni yapmalısınız. Çünkü akıl ve kalp nadiren aynı şeyi söyler; söylediğinde de onu dinlemek gerekir. Hayatımın en büyük kararlarını hep çok kısa sürede verdim. Evliliğe, askere gitmeye, Amerika'ya gelmeye, kendi şirketimi kurmaya... Eşim Juliana ile evlenmeye de böyle karar verdim. Bundan da çok memnunum."
