Aranızda benim gibi çizgi roman okuyucusu varsa onlar mutlaka bilecektir; Kaptan Swing sinirlendiği zaman “Hay bin kunduz!” der. Swing’in kunduz deme tercihinin arkasında sadece coğrafi değil, iktisadi de bir hikâye var ve bence hâlâ güncel.
Yakın arkadaşları Gamlı Baykuş, Mister Blöf ve Burcu Ünüvar ile maceradan maceraya atılan Kaptan Swing’in yaşadığı Ontorio Bölgesi (Kuzeyinde, Hudson Körfezi’nin çevresindeki ormanlık alanı da kapsayacak genişlikte), kunduz avının ve kunduz kürkü ticaretinin tarihte canlı olduğu bir bölge. Tam da bu sebeple 17’nci-18’inci yüzyıllarda bu bölgede, bugünü hiç aratmayacak sanayi ve dış ticaret savaşları yaşanıyor. Meraklısı Dani Rodrik’in Paradox of Globalization kitabından detayları öğrenebilir.
O dönem bu iş, av lisanslarının münhasıran dağıtılması, kürk ticaretinde belli şirketlere ayrıcalık verilmesi gibi adımlarla yürümüş. Bugünden bakınca bunlar size hafif gelebilir ama konu temelinde, üretim ve ticaretin düzenlemesinde kamunun durduğu yer ile ilgili. Bu hikâyeden de anlaşılacağı üzere, sanayi politikası ya da dış ticaret kısıtları dünya için yeni değil. Başka bir deyişle, iktisat tarihini bilenlerin, iyi sanayi politikaları hazırlamak için yeterince nedeni ve zamanı vardı.
Sanayi politikasının farklı tanımları var. Ben “Kamu hedeflerine ulaşmanın bir aracı olarak, ekonomik aktivitede yapısal dönüşümü amaçlayan politikalar” (Juhazs et al, 2023) diye anlatmayı tercih ediyorum. Kamu faydası gözetilmesi benim için anlamlı bir tercih. Ama örneğin IMF daha dar bakıyor ve “belli firma ve sektörlerin desteklenmesi ve geliştirilmesi için yapılan devlet müdahaleleri” olarak tanımlıyor sanayi politikalarını.
Sanayi politikaları can havliyle yapılmaya başladı
IMF’nin meseleyi bu şekilde ele alması tümden sebepsiz değil. Gerçekten de sanayi politikaları özellikle pandemi sonrasında can havliyle yapılan, bazen stratejik ama çoğunlukla da tepkisel düzenlemeler olmaya başladı. Sayıları da haliyle arttı. Nitekim 75 ülkede, 2009’dan beri açıklanan 52 bin sanayi müdahalesini inceleyen NIPO, sadece 2025’te açıklanan müdahalelerin sayısının, pandemi öncesi ortalamanın 2,5 katı olduğunu söylüyor.
Bu işin büyük kısmı ya dış ticaretten etkilendiği ya da dış ticareti etkilediği için, sanayi politikalarındaki hareketliliğe paralel olarak dış ticaret önlemlerinde de hareketlilik görüyoruz. Nitekim Grafik-1, hem dış ticaret önlemlerinin sayısındaki artışı hem de bu önlemlerin pek çoğunun kısıtlayıcı olduğunu gösteriyor.

Tam burada, bence Çin için bir pencere açmak gerekli. Fakat dikkat! Amacım size Çin’i anlatmak değil. Amacım Çin üzerinden, sanayi politikalarını anlatmak. Çin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne girişini de Seattle’da yapılan protestoları da dün gibi hatırlıyorum. Çin, küresel ekonomiyi kar küresi gibi salladı. Peki bugün gördüğümüz Çin, o gün gördüğümüz Çin ile aynı mı? Buna yanıtım hem evet hem hayır.
Çin, ihracat benzerliğinde gelişmiş ülkelere yakınsıyor
Çin 1.0 ya da Çin Şoku olarak anılan dönem (2000-2007), en temelinde Çin’in dünya ticaretine entegre olması ve ihracat üzerinden küresel ticaretteki payını artırmasına odaklıydı. Mevzu sonra değişti. Çin, 2015’teki programından hareketle “kendine yeterlilik” vurgusu üzerinden yeni bir sanayi politikası kurgulamaya başladı. “Çin için Çin’de yapılmıştır” başlığıyla, sadece ihracatı artırmayı değil, yurtiçi üretim yeteneklerini geliştirerek ithalatı azaltmayı da hedeflemeye başladı; yani Çin 2.0.
Peki hedeflenen oldu mu? Grafik-2, Çin’in küresel mal ticaretindeki ihracat payı artarken, ithalat payındaki artış hızının gerilediğini gösteriyor. Yorum sizin.

Bu sırada Çin, ihracat benzerlik endeksinde de kendini Pakistan, Endonezya gibi ülkelerden ayrıştırarak, ABD, Japonya ve Avro Bölgesi gibi gelişmiş ülkelere yakınsıyor (Grafik-3). Vietnam’ı ise tarifelere karşı bir üs olarak kullanıyor. Yani rakibini de rekabet şeklini de kendi seçiyor. Çin; hedeflediği şey konusunda aynı Çin, sadece hedefe gitme yolunu değişen dünyaya uyarlıyor.
Daha önemlisi yön ve devamlılık
Bu anlattıklarımda, strateji ve ülke seçimi gibi noktalar elbette önemli. Ama daha önemlisi yön ve devamlılık. Panikle, son dakika, pandemiden tetiklenerek değil (ama elbette pandemiden etkilenerek), tarihsel bütünlükle kurgulanan, yıllar içinde iyileştirmeler ve güncellemelerle yoluna devam eden Çin sanayi ve ticaret politikalarının tarihsel bütünlüğü dikkat çekici.
Çin’in eleştirilecek pek çok yanı var elbette. Ancak iktisat politikalarındaki tarihi bütünlük ve ulusal hafıza açısından ders alınacak yanlar da var: Sanayi politikalarını ve ekonomik programları, hedefe koşan bir devamlılıkla hazırlamak önemli. Çünkü piyasalar her gün değişse de Kaptan Swing’ten beri bu düzen, aynı düzen!