EKONOMİ Gazetesi ve PwC iş birliğiyle düzenlenen Dönüşen Liderlik Zirvesi, Türkiye’nin önde gelen sanayi liderlerini “Belirsizliğe Meydan Okumak” temasıyla buluşturdu. İş dünyasının liderleri, dengelerin hızla değiştiği bir dönemde şirketlerin gelecek rotasını nasıl çizmesi gerektiğini anlattı. Yeni dönemde yatırım kararlarından büyüme stratejilerine kadar birçok başlığın değişen koşullara göre yeniden ele alınması gerektiğine dikkat çekildi.
Sermayenin daha seçici kullanılması gerektiğine değinen iş dünyası temsilcileri, değişime hızla uyum sağlayabilecek esnek yapıların oluşturulması gerektiğini vurguladı. Şirketlerin gelecekte ortaya çıkabilecek fırsat ve risklere de hazırlıklı olması gerektiği belirten liderler, ortak mesajında, belirsizliklerin arttığı yeni dönemde rekabet gücünü korumanın yolunun dönüşümü öngörmek ve geleceğe bugünden hazırlanmak olduğunu ifade etti.
Tosyalı: Yapılanı tekrarlamak yerine bir adım ötesine bakıyoruz
Sanayide yaşanan teknolojik dönüşümün şirketleri üretim ve yatırım modellerini yeniden düşünmeye zorladığını belirten Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve Togg Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı, küresel rekabette öne çıkmanın yolunun dünyadaki gelişmelerin bir adım ötesine geçebilmekle ilgili olduğunu söyledi. Özellikle Çin’in sanayideki hızlı yükselişinin birçok ülkede tehdit olarak değerlendirildiğine dikkat çeken Tosyalı, kendilerinin ise bu süreci farklı bir perspektifle ele aldıklarını ifade etti. Tosyalı, "Biz Çin’i tehdit olarak görmüyoruz. Çin bizim için bir fırsat. Oradaki gelişmeleri görüyor ve bunu bir adım daha öteye nasıl götürebileceğimize bakıyoruz. Dünyadaki endüstriyel gelişmeleri takip ederken birçok gelişmenin de öncüsü olmaya çalışıyoruz” dedi.
"KÜMELENMEYLE REKABET GÜCÜMÜZÜ ARTIRIYORUZ"
Tosyalı Holding’in yeni yatırımlarında endüstriyel kümelenme modeline önem verdiklerini belirten Tosyalı, yatırım yaptıkları ülkelerde bütün üretim zincirini tek başlarına oluşturmak yerine güçlü bir ekosistem meydana getirmeye çalıştıklarını anlattı. Tosyalı, “Hangi ülkede iş yapıyorsak her şeyi tek başımıza yapmak yerine çevremizde güçlü bir endüstriyel kümelenme oluşturuyoruz. Bununla rekabet gücümüzü artırıyoruz. Sanayide sahip olduğumuz birikimi doğru ekosistemlerle daha ileri taşımamız gerekiyor” diye konuştu.
Togg yatırımının Türkiye’nin teknolojik dönüşümünün önemli örneklerinden biri olduğunu vurgulayan Tosyalı, elektrikli araçlarda rekabetçi bir yapı oluşturmak amacıyla CATL ile ortak bir platform geliştirdiklerini söyledi. Togg’un ürün gamının yeni yatırımlarla genişleyeceğini belirten Tosyalı, “Önümüzdeki dönemde üç model arka arkaya devreye girecek. Togg’u esas hedeflerine bu yatırımlarla ulaştıracağız” ifadelerini kullandı.
"SANAYİCİLİK SABIR İŞİ"
Togg yatırımına uzun vadeli baktıklarının altını çizen Tosyalı, sanayi yatırımlarının ilk birkaç yıldaki kârlılık performansıyla değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. Tosyalı Holding’in bugüne kadar sıfırdan 50’den fazla fabrika kurduğunu hatırlatan Tosyalı, büyük ölçekli sanayi yatırımlarında sonuç almanın zaman ve sabır gerektirdiğine dikkat çekti.
Bu işi sadece rakamlardan ve kârdan ibaret görmediklerinin altını çizen Tosyalı, “Yola çıkarken kendimize 15 yıllık bir hedef koyduk ve bunun ortasındayız. Bugüne kadar sıfırdan 50’den fazla fabrika kurduk. Hiçbiri birinci, ikinci veya üçüncü yılında hemen kâra geçmedi. Biz sanayiciyiz. Sanayicilik sabır işi. Aracımız çok sevildi, yeni versiyonları bekleniyor. Biz de aynı heyecanla yatırım yapmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.
Karakaş: Togg’un en değerli varlığı insan kaynağı

Otomotiv sektöründeki dönüşümün merkezinde kullanıcı beklentileri, teknoloji ve kişiselleştirmenin bulunduğunu belirten Togg CEO’su Gürcan Karakaş, otomobilin artık yalnızca bir ulaşım aracı olarak değerlendirilmediğini söyledi. Teknolojideki değişime paralel olarak kullanıcıların araçlardan beklentilerinin de hızla farklılaştığını ifade eden Karakaş, sürdürülebilir bir şirket olabilmek için sürekli değişime açık olmak gerektiğini vurgulayarak, şunları söyledi: “Sonuçta burası oturma odamız, çalışma ofisimiz, eğlence merkezimiz ve alışveriş merkezimiz haline geliyor. Dolayısıyla teknoloji ve kişiselleştirme bizim için çok önemli. Kullanıcılarımızdan gelen görüşleri ve talepleri sürekli değerlendiriyoruz. Togg’un bugün en değerli varlığı insan kaynağıdır.”
Okyay: Yatırım stratejimizde yetkinlikler belirleyici olacak
Kale Grubu Başkanı ve CEO’su Zeynep Bodur Okyay, “Belirsizliğe Nasıl Meydan Okuyorlar?” başlıklı oturumda, küresel ekonomide yaşanan değişimin şirketlerin yatırım ve büyüme stratejilerini yeniden şekillendirdiğini söyledi. Sanayicinin geçmişte de krizler, yüksek faiz, devalüasyon, savaşlar ve pazarların açılıp kapanması gibi birçok belirsizlikle karşı karşıya kaldığını hatırlatan Okyay, bugünkü dönemi farklılaştıran unsurun ise birden fazla kırılmanın eş zamanlı yaşanması olduğunu vurguladı.
Teknolojik dönüşümün hızlanması, küresel ticarette kuralların yeniden şekillenmesi ve jeopolitik risklerin artmasının şirketlerin karar alma süreçlerini daha karmaşık hale getirdiğine işaret eden Okyay, sanayicinin artık yalnızca ekonomik döngülere göre pozisyon almasının yeterli olmadığını dile getirdi. Yeni dönemde şirketlerin farklı alanlardan gelebilecek kırılmalara aynı anda hazırlıklı olması gerektiğini belirten Okyay, “Sanayicinin hayatında belirsizlik hiçbir zaman eksik olmadı. Krizler, devalüasyonlar, yüksek faiz, savaşlar ve pazarların açılıp kapanmasıyla hep uğraştık. Ancak bugün kendi döngülerimizin dışında teknoloji, ticaret ve jeopolitikte üç büyük kırılma aynı anda gerçekleşiyor” dedi.
“NE OLURSA OLSUN AYAKTA KALABİLECEK MİYİZ?”
Yaşanan sürecin geçici bir ekonomik dalgalanma olarak değerlendirilmemesi gerektiğine işaret eden Okyay, şirketlerin artık geleceği doğru tahmin etmek kadar farklı senaryolara hızla uyum sağlayabilme yeteneğine de ihtiyaç duyduğunu dile getirdi. Önümüzdeki birkaç yılın koşullarını bugünden kesin biçimde öngörmenin giderek zorlaştığını belirten Okyay, bu nedenle şirketlerin stratejilerini tek bir gelecek senaryosuna bağlamak yerine değişime cevap verebilecek yapılar oluşturmasının önem kazandığını ifade etti.
Yeni dönemde çeviklik ve esnekliğin şirketlerin rekabet gücünde daha belirleyici hale geleceğini kaydeden Okyay, “Bu bir çeşit reset. Üç yıl sonra ne olacak sorusunu artık soramıyoruz. Asıl soru şu: Üç yıl sonra ne olursa olsun ayakta kalabilecek miyiz? Yön değiştirebilecek kadar esnek ve çevik olabilecek miyiz?” diye konuştu.
“ORTAK PAYDAMIZ SEKTÖR OLMAYACAK”
Kale Grubu’nun yeni dönem yatırım yaklaşımına da değinen Okyay, yatırım kararlarında yalnızca sektör bazlı büyüme anlayışıyla hareket etmeyeceklerini belirtti. Grubun uzun yıllar içinde oluşturduğu teknoloji, mühendislik, malzeme ve üretim bilgisinin yeni yatırımların yönünü belirleyen temel unsurlar arasında bulunacağını ifade eden Okyay, sahip oldukları yetkinlikleri daha yüksek katma değer yaratabilecek alanlara taşımanın öncelikleri olacağını kaydetti.
Şirketlerin yatırım tercihlerinde kaynaklarını da daha seçici kullanması gereken bir döneme girildiğine dikkat çeken Okyay, sermayenin yanı sıra nitelikli insan kaynağı ve yönetim kapasitesinin de sınırlı olduğuna değindi. Bu nedenle hangi sektörde büyüneceğinden önce hangi alanda rekabetçi bir üstünlük yaratılabileceği sorusuna odaklandıklarını belirten Okyay, “Sermaye sınırsız değil, insan kaynağı sınırsız değil, yönetim enerjimiz de sınırsız değil. Bizim için ortak payda sektör olmayacak. Teknoloji, mühendislik, malzeme ve üretim bilgimiz neye imkân tanıyorsa ona göre karar vereceğiz” ifadelerini kullandı.
“DAHA AZ EMTİA, DAHA FAZLA TEKNOLOJİ”
Kale Grubu’nun yatırım stratejisinde katma değeri artırmanın da önemli bir yer tuttuğunu vurgulayan Okyay, mevcut üretim yetkinliklerinin teknoloji ve marka gücüyle desteklenmesi gerektiğine dikkat çekti. Sanayide yalnızca üretim hacmini artırmanın yeterli olmadığı bir döneme girildiğini ifade eden Okyay, grubun gelecekteki büyümesinde teknoloji ve çözüm üretme kabiliyetinin daha fazla öne çıkacağını söyleyerek, “Daha az emtia, daha fazla teknoloji, marka ve çözüm üreten bir yapıya nasıl gelebiliriz, buna bakıyoruz” dedi.
Özdemir: 135 milyon ton kapasite var, yeni fabrikaya ihtiyaç yok
Limak Holding Onursal Başkanı Nihat Özdemir, panelde şirket ve sektörlerle ilgili geleceğe ilişkin açıklamalar yapı. Türkiye’nin çimento sektöründe Avrupa’nın en büyük üretim kapasitesine sahip olduğuna değinen Özdemir, dünyada ise altıncı sırada bulunduğunu belirtti. Özdemir, bundan sonraki yatırım kararlarında yeni kapasite yaratmaktan çok mevcut tesislerin değerlendirilmesinin ön plana çıkması gerektiğini söyledi.
Deprem nedeniyle çimento talebinin yüksek seyrettiği bir dönemden geçilmesine rağmen mevcut üretim kapasitesinin önemli bölümünün hâlâ kullanılmadığını belirten Özdemir, “Türkiye, deprem dönemi ve ihracat dahil en fazla 90 milyon ton civarında kullanabiliyor. Nereden bakarsak bakalım yüzde 40’a yakın kapasite fazlamız var. Türkiye’nin yeni bir çimento fabrikasına ihtiyacı yok” dedi.
“YENİ FABRİKA YERİNE MEVCUT KAPASİTE DEĞERLENDİRİLMELİ”
Yeni bir çimento fabrikası yatırımının 250 milyon doların altında gerçekleştirilemeyeceğine işaret eden Özdemir, böylesine yüksek yatırım maliyetinin bulunduğu bir sektörde kapasite fazlası dikkate alınmadan yeni tesis kurulmasının doğru olmayacağını ifade etti. Sektöre yeni girmek isteyen yatırımcılara da sıfırdan fabrika kurmak yerine mevcut tesislere yönelmelerini tavsiye ettiğini anlatan Özdemir, “Biri bana ‘Çimento sektörüne girmek istiyorum’ dediğinde, yeni fabrika kurmak yerine mevcut fabrikalardan birini satın almasını söylüyorum. Biz de büyümek istiyorsak bunu yeni fabrika kurarak değil, mevcut kapasite üzerinden yapmak istiyoruz” diye konuştu.
Türk müteahhitlik sektörünün küresel pazarlardaki konumuna da değinen Özdemir, yurt dışında kazanılan başarının temelinde Türkiye’de gerçekleştirilen büyük ölçekli projelerden edinilen deneyimin bulunduğunu söyledi. Türkiye’de altyapıdan havalimanlarına, büyük ölçekli üstyapı yatırımlarından farklı mühendislik projelerine kadar geniş bir alanda elde edilen tecrübenin Türk şirketlerine uluslararası pazarlarda önemli bir rekabet gücü kazandırdığını dile getirdi.
Türk şirketlerinin bu birikimi dünyanın farklı coğrafyalarına taşıdığını belirten Özdemir, “Burada öğrendiğimiz işi ve kazandığımız tecrübeyi bütün dünyaya taşıdık. Bugün ‘Türkiye’ denildiğinde Türk müteahhitliği de bir marka olarak biliniyor” dedi.
Limak’ın Barcelona’nın Camp Nou Stadı’nın yenilenmesi ihalesinde altı firmayla yarıştığını belirten Özdemir, projeyi Türk müteahhitlik şirketlerinin uluslararası ölçekte ulaştığı rekabet gücünün örneklerinden biri olarak gösterdi. İhale sürecinde yalnızca fiyatın değil, projenin gerçekleştirileceği takvim ile şirketin makine ve ekipman kapasitesinin de belirleyici olduğunu anlatan Özdemir, Limak’ın işe hızlı başlayabilecek hazırlığa sahip olmasının önemli bir avantaj sağladığını ifade etti. İhaleyle ilgili bilgi veren Özdemir, “Tek Türk şirketi bizdik. İyi bir fiyat, iyi bir program ve elimizdeki makine-ekipmanın hazır olduğunu göstererek işi aldık. Çatının da tamamlanmasıyla kapasite 105 bin kişiye ulaşacak” diye konuştu.
"YENİ KUŞAĞIN ROTASINDA ENERJİ VAR"
Grubun gelecek dönem yatırım alanlarına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Özdemir, teknolojideki hızlı gelişmenin enerji sektöründe yeni fırsatlar ortaya çıkaracağını söyledi. Özellikle yapay zekâ uygulamalarının ve veri merkezlerinin yaygınlaşmasının önümüzdeki dönemde enerji tüketimini daha da artıracağına işaret eden Özdemir, bu dönüşümün enerji yatırımlarına duyulan ihtiyacı büyüteceğini kaydetti.
Veri merkezlerinin yalnızca yüksek miktarda enerjiye değil, soğutma başta olmak üzere önemli ölçüde su kaynağına da ihtiyaç duyduğuna dikkat çeken Özdemir, teknoloji yatırımlarındaki büyümenin enerji ve altyapı yatırımlarını da beraberinde getireceğini ifade etti.
Limak’ta yeni kuşağın gelecek dönem büyüme alanlarını bu perspektifle değerlendirdiğini belirten Özdemir, özellikle enerji sektöründeki büyüme potansiyeline odaklandıklarını söyledi.
SEKTÖRLER VE REKABETÇİLİK
Rekabette, enerji, teknoloji ve dayanıklılık oyunun merkezinde
SOCAR Türkiye Strateji ve Sürdürülebilirlik Başkanı Ömür Önk, Assan Alüminyum Genel Müdürü Göksal Güngör ve Akfen Holding CEO’su Selim Akın “Sektörler ve Rekabetçilik” panelinde CNBC-e Genel Yayın Yönetmeni Servet Yıldırım’ın sorularını yanıtladı. Panelde enerjiye kesintisiz erişilebilirliğin önemine dikkat çekilirken, değişim, dönüşüm ve yatırımlardaki yeni kriterler mercek altına alındı.
"Türkiye, enerji çeşitliliğinde önemli adımlar attı"
SOCAR Türkiye Strateji ve Sürdürülebilirlik Başkanı Ömür Önk: "Enerjide rekabetçilik artık sadece uygun fiyat anlamına gelmiyor. Denkleme üç yeni kriter eklendi: Kesintisiz erişilebilirlik, orta vadeli öngörülebilirlik ve karbonsuzlaşma. Türkiye enerjisinin büyük kısmını ithal ettiği için kısa vadeli fiyatlar üzerindeki etkisi sınırlı. Ancak çeşitlilik konusunda ciddi adımlar atılmıştır: LNG portföye eklenmiş, yenilenebilir enerji büyütülmüş ve Akkuyu Nükleer Santrali devreye girme aşamasına gelmiştir. Akkuyu tamamlandığında Türkiye elektrik tüketiminin yüzde 10’unu karşılayacak. Gabar ve Sakarya’daki yerli üretim kriz anlarında tedarik güvenliği sağlamaktadır. Avrupa’nın ETS, SKDM ve Clean Industrial Act düzenlemeleri sadece iklim politikası değil, aynı zamanda sanayiyi koruma politikası. Türkiye’nin de kendi ETS’sini sanayinin rekabet gücünü gözeterek kurgulaması gerekiyor. Öte yandan Türkiye’nin 2035 yenilenebilir enerji hedefi 120 GW olup önündeki tek kısıt şebeke altyapısıdır. Bulgaristan, Kerkük, Somali ve Azerbaycan’da doğrudan enerji kaynağı yatırımları yapıldı"
"Düşük maliyetle rekabet dönemi sona erdi"
Assan Alüminyum Genel Müdürü Göksal Güngör: "Türkiye’nin küresel sanayi devlerinden Assan Alüminyum, toplam satışlarının yüzde 80’ini dünyanın dört bir yanına ihraç ediyor. Şirket, tek başına Türkiye alüminyum ihracatının yüzde 60’ını gerçekleştirerek sektördeki liderliğini koruyor. En büyük ve en stratejik iki ana pazarı ise Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri’dir. Coğrafi olarak Avrupa’ya yakınlık ve Gümrük Birliği anlaşması, şirkete lojistik anlamda çok ciddi bir altyapı avantajı sunuyor. Ayrıca küresel pazarlardaki korumacılık duvarlarını aşmak adına, Kuzey Amerika’da yerel bir üretim yatırımı hayata geçirilmiştir. Yeni dünya düzeninde karbonsuzlaşma ve dijitalleşme süreçleri, eğer doğru insan kaynağıyla yönetilmezse şirketlerin sırtına sadece ilave maliyet yükü bindirir. Bu nedenle yeni dönemde sadece teknolojiye yatırım yapmak yetmiyor; bu yatırımları esnek ve akıllı bir şekilde yönetebilmek de kritik bir başarı kriteri haline geliyor. Sadece düşük işçilik maliyetiyle rekabet etme dönemi artık tamamen sona ermiştir. Türkiye’nin işçilik maliyetleri, bugün Doğu ve Güney Avrupa ülkeleriyle neredeyse eşitlenmiş durumdadır."
"Yatırımlarda 5 kritere bakıyoruz"
Akfen Holding CEO’su Selim Akın: "Pandemi öncesinde Türkiye orta teknolojide küresel pazarlarda son derece rekabetçi bir konumdayken, pandemi sonrası değişen dengeler ve artan operasyonel maliyetler sebebiyle bu kritik avantajını Mısır gibi alternatif pazarlara kaptırdı. Yaşanan bu dönüşüm, ülkemizin üretim paradigmasını değiştirmesini zorunlu kılıyor. Türkiye’nin önümüzdeki döneme ait yeni başarı hikayesi; savunma sanayiinde yakaladığı ivmeye benzer şekilde ileri teknoloji ürünleri geliştirmek ve yüksek getirili hizmet sektörlerine odaklanmak üzerine kurulmalıdır. Stratejik sektörlerde büyümemizi kararlılıkla sürdürüyoruz. Bu doğrultuda yenilenebilir enerji alanındaki toplam kurulu gücümüzü bin 200 MW seviyesine çıkarmayı, Mersin Limanı’ndaki kapasite artırımı yatırımlarımızı tamamlamayı ve lojistik ile gayrimenkul alanındaki varlığımızı daha da büyütmeyi hedefliyoruz. Yeni bir yatırıma bakarken şu kriterlere odaklanıyoruz: Sürdürülebilir bir gelir modeli var mı?, Finanse edilebiliyor mu?, Çıkış imkanı var mı?, Monopol/rekabet durumu nedir?, Yapay zeka entegrasyonu ve karbon ayak izi durumu nedir?"
REKABETTE YENİ SÖYLEMLER VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK
Dün büyüten model bugün yetmiyor, yeni kurallar yazılıyor
5. Dönüşen Liderlik Zirvesinde “Rekabette Yeni Söylemler ve Sürdürülebilirlik” oturumunda gelecek vizyonuna ışık tutuldu. Didem Eryar Ünlü’nün moderatörlüğünde düzenlenen etkinlikte, MKS DevO Chemicals Yönetim Kurulu Başkanı Korgün Şengün ve CCI Kurumsal İlişkiler ve Sürdürülebilirlik İcra Kurulu Üyesi Burçak Türkeri önemli açıklamalarda bulundu. Oturumda belirsizliğe karşı üst planlamanın önemine dikkat çekildi.
"Mevcut üretim yapımızla ayağımızı basacak güvenli bir yerimiz kalmadı"
MKS DevO Chemicals Yönetim Kurulu Başkanı Korgün Şengün: "Yaklaşık 100 yıl önce küresel ölçekte hızlanan sanayileşme dalgası, dünyayı teknoloji merdiveninin ilk basamağına taşıdı. Türkiye de genç Cumhuriyeti kurarak bu merdivenin alt basamaklarında kendine stratejik bir yer edindi. Zaman ilerleyip teknoloji geliştikçe, gelişmiş ülkeler üst basamaklara doğru tırmandı. Biz ise 70 yıllık sanayileşme paradigmamız boyunca tekstil, deri ve çimento gibi geleneksel sektörleri sahiplendik. İngiltere ve Almanya gibi devlerin boşalttığı alt basamakları doldurarak büyük bir üretim hamlesi yürüttük. Bu geleneksel model, ekonomimizi tam 70 yıl boyunca başarıyla sırtladı ve büyüttü. Ancak 1996 yılına gelindiğinde küresel dengeler radikal bir biçimde değişti. Çin, sanayicisine sağladığı devasa ucuz kredi faizleriyle bu alt basamaklara hızla yerleşmeye başladı. Üstelik Batılı ülkelerin aksine, yukarılara çıkarken alttaki basamakları hiç boş bırakmadılar. Bugün Türkiye’de kurulu sanayi tesislerinin yüzde 75’i maalesef orta-düşük teknoloji seviyesine sıkışmış durumdadır. Çin alt basamaklarda hiçbir boşluk bırakmadığı için, mevcut üretim yapımızla artık ayağımızı basacak güvenli bir yerimiz kalmadı. Daha da kritik olanı, Çin’deki toplam sanayi şirketlerinin yüzde 30’unun bilançosunda devasa zararlar yazmasıdır. Orada rasyonel bir serbest piyasa maliyet hesabı işlemiyor. Bankalarda kesintisiz devlet kredisi döndüğü ve şirketlerin yüzde 70’i devlet ya da belediye ortaklığına dayandığı için batmıyorlar. "
"Azaltma, yeniden kullanma ve geri kazanma stratejisi izliyoruz"
CCI Kurumsal İlişkiler ve Sürdürülebilirlik İcra Kurulu Üyesi Burçak Türkeri: "Coca-Cola İçecek (CCI) olarak bugün Türkiye, Orta Doğu, Orta Asya, Kafkaslar, Pakistan ve Bangladeş’i kapsayan devasa bir coğrafyada, tam 12 ülkede 600 milyonluk bir nüfusa kesintisiz hizmet veriyoruz. Bu dinamik ekosistemi yönetirken 'küresel düşün, yerel hareket et ' felsefesini benimsiyoruz. Merkezdeki global yapı standartları ve genel pazar stratejilerini net bir şekilde belirlerken; yereldeki şişeleyicilerimiz her ülkenin kendi jeopolitik risklerine, regülatif kurallarına ve anlık pazar dinamiklerine göre son derece çevik hareket eme kabiliyetine sahipler. Sürdürülebilirlik ajandamızın odağında ise su yönetimi, iklim değişikliği, döngüsel ambalajlar ve insan hakları olmak üzere dört ana başlık yer alıyor. Faaliyet gösterdiğimiz ülkelerin sürdürülebilirlik konusundaki olgunluk seviyeleri ve yasal mevzuatları birbirinden oldukça farklıdır. Avrupa Birliği pazarına göbekten bağlı olan otomotiv sektörü, katı AB regülasyonları nedeniyle yeşil dönüşüme çoktan uyum sağlamış durumdadır. Biz de hızlı tüketim sektöründe benzer bir dönüşümü su yönetiminde 'azaltma, yeniden kullanma ve geri kazanma' stratejimizle uyguluyoruz. Bu kapsamda Türkiye’de Isparta ve Bursa’da hayata geçirdiğimiz dijital tarım uygulamalarıyla suyun tarımda verimli kullanımını desteklerken; Azerbaycan’da gerçekleştirdiğimiz kanal iyileştirme projeleriyle yerel halkın temiz suya ve güvenli kaynaklara erişimini artırmak için var gücümüzle çalışıyoruz."
TÜRKİYE’NİN ÖNÜNDEKİ FIRSATLAR
"Önümüzde gayrimenkulden madenciliğe birçok fırsat var"
EKONOMİ Gazetesi Genel Koordinatörü Vahap Munyar’ın moderatörlüğünde gerçekleşen ‘Türkiye’nin Önündeki Fırsatlar’ paneline Gülman Holding CEO’su Polat Gülman ile Alacer Gold Genel Müdürü Murat Güreşçi katıldı. Oturumda; girişim sermayesi, veri merkezleri, dijitalleşen yatırım araçları ve madencilik sektöründeki katma değerli üretim hamleleri ele alındı.
"Veri merkezleri ve oyun sektörü yatırım haritamızı yeniden çizdi"
Gülman Holding CEO’su Polat Gülman: "İyi bir yatırım fırsatını değerlendirirken ilk olarak projenin piyasadaki gerçek bir ihtiyaca yanıt verip vermediğine bakmak gerekir. Yatırım kararlarında veri ve analitik çalışmalar temel rehberimiz olsa da, bazen doğru zamanlama ile şans faktörü ve sezgiler de belirleyici olur. Gayrimenkul ve girişim sermayesi tarafında yatırımları en az 5 ila 10 yıllık perspektiflerle değerlendiriyoruz. Kısa vadeli, popüler ve geçici trendlerden uzak durarak, uzun vadede değer üreten sürdürülebilir iş modellerine odaklanmayı temel prensip edindik. Geçmişte kişisel olarak ilgi duymadığım ancak küresel verilerin ışığında büyük bir potansiyel gördüğüm dijital oyun sektörüne ciddi yatırımlar yaptık. Portföyümüzdeki 300’ü aşkın şirketin 50 tanesini oyun girişimleri oluşturuyor. ABD merkezli Griff in Gaming Partners fonu üzerinden yaptığımız hamlelerin dönüp Türkiye’deki yerli oyun stüdyolarına yatırıma dönüşmesi, ülkemizin bu alandaki potansiyelini kanıtlıyor. Türkiye bugün bin 300’ün üzerinde kurulu oyun şirketi ve 750’den fazla geliştirici ekibiyle küresel bir merkeze dönüşmüş durumdadır. Bir diğer stratejik alan ise veri merkezleri. İngiltere ve ABD’deki ticari gayrimenkul fon yatırımlarımız üzerinden deneyimlediğimiz üzere, dijitalleşen dünyada veri merkezleri yüksek getirili ve sürdürülebilir bir gayrimenkul/teknoloji yatırımına dönüştü. Ohio’da Facebook ile 15 yıllık kiralama yapılan veri merkezi projesinde 6 ayda yüzde 65 karla çıkış sağladık. Özellikle soğuk iklim ve uygun enerji altyapısı sunan Kuzey Avrupa coğrafyalarında veri merkezleri yatırımlarını çok yakından takip ediyoruz."
"Sadece Togg’un yıllık üretimi için 3 bin ton bakıra ihtiyaç var"
Alacer Gold Genel Müdürü Murat Güreşçi: "Türkiye, jeolojik yapısı itibarıyla altın ve bakır rezervleri açısından se zengin ve şanslı bir coğrafyada yer alıyor. Ancak arama risk sermayesinin yüksekliği nedeniyle ülke olarak maden arama potansiyelimizi henüz tam olarak sahaya yansıtabilmiş değiliz. Cengiz Holding bünyesinde yürütülen madencilik faaliyetlerinde temel hedefimiz; ham cevheri işleyerek yüzde 99,99 safl ıkta nihai ürüne dönüştürmek, yani katma değerli üretim yapmaktır. Bu kapsamda Çayeli Bakır ve Anagold yatırımlarıyla portföyümüzü genişletirken, hem mevcut sahalarda derinlemesine aramalara hem de sıfırdan yeni rezerv arayışlarına aralıksız devam ediyoruz. Günümüzde yapay zeka veri merkezleri, elektrikli araçlar ve yeşil enerji dönüşümü bakır ve altın talebini katlayarak artırıyor. Elektrikli araçlarda geleneksel araçlara kıyasla 4 kat daha fazla bakır kullanılıyor; sadece Togg’un yıllık üretimi için 3 bin ton bakıra ihtiyaç var. Ülke olarak her yıl bakırda 2 milyar dolar, altında ise 20 milyar dolar civarında dış ticaret açığı veriyoruz. Bu açığı kapatmak için aramaları artırmak, derinleşen sahalarda dijitalleşmeyle verimliliği sağlamak ve ürettiğimiz cevheri yurt içinde katma değerli ürüne dönüştürmek zorundayız. Anagold ve grup şirketlerimiz bünyesinde yeni dönemdeki tüm operasyonel süreçlerimizi; iş sağlığı ve güvenliği kültürü, uluslararası çevre standartları ve yerel toplumla şeffaf iletişim ilkelerinden oluşan sorumlu madencilik yaklaşımıyla şekillendiriyoruz."
GALA YEMEĞİ
"Yurt dışında kazandığımız birikimi Türkiye’ye yatırıyoruz"
BENESTA CEO’Su Roksana Diker: "Esta Construction olarak dünyanın farklı coğrafyalarında çok önemli projelere imza attık. Rusya’da Mercedes fabrikasından stadyuma, Yuri Gagarin Havalimanı’ndan Krasnodar’daki büyük park projesine kadar farklı alanlarda ciddi bir tecrübe kazandık. Benesta ile aslında Türkiye’ye ‘merhaba’ demek istedik. Bugüne kadar yurt dışında kazandığımız tecrübeyi ve birikimi Türkiye’ye yatırım olarak taşımak istiyoruz. Benesta markası da bu anlayışla doğdu. Bugün işlerimizin yaklaşık yüzde 20’si Türkiye’de, yüzde 80’i yurt dışında. Türkiye’deki gayrimenkul yatırımlarımızı ise Benesta markası altında sürdürüyoruz. Türkiye’de yaptığımız projelerde de yurt dışında edindiğimiz tecrübeyi kullanırken farklılaşmaya önem veriyoruz. Mimari kadar peyzajı ve yaşam alanlarının niteliğini de yatırımın bir parçası olarak görüyoruz. Örneğin projelerimizden birinde yaklaşık 250 ağaca yer verdik ve İtalya’nın Toskana bölgesinden en az 80 yaşındaki ağaçları Türkiye’ye getirdik. Amacımız yalnızca bina yapmak değil; uzun yıllar değerini koruyacak, çevresi ve yaşam alanlarıyla bütünleşen projeler ortaya koymak. Yurt dışında edindiğimiz deneyimi ve yatırım gücünü Türkiye’de kalıcı değere dönüştürmek istiyoruz."