Dijitalleşmenin ivme kazanmasıyla birlikte şirketler her gün petabaytlarca veri üretiyor. Yapay zekâ, bulut bilişim ve nesnelerin interneti (IoT) teknolojilerinin yaygınlaşması bu veri hacmini katlayarak büyütürken, üretimden finansa, lojistikten sağlığa kadar tüm sektörlerde veri artık sadece yan ürün değil, doğrudan ekonomik değerin kaynağı haline geliyor. Ancak uzmanlara göre kritik nokta verinin büyüklüğü değil; nasıl yönetildiği, nasıl anlamlandırıldığı ve nasıl karar süreçlerine dönüştürüldüğü.
Veriyi okuyan şirketler öne geçiyor
Uluslararası araştırma şirketi Gartner ve IDC verilerine göre küresel veri yönetimi ve analitiği pazarının 2026 yılı itibarıyla 150 milyar dolara yaklaşması bekleniyor. Türkiye’de ise bu alan, yerli yazılım çözümleri, bulut yatırımları ve veri merkezi projeleriyle birlikte hızla büyüyerek 1 milyar dolarlık bir pazara doğru ilerliyor.
Uzmanlara göre, veri odaklı yönetim modeline geçen şirketlerin pazarı daha erken okuyabiliyor, tedarik zincirlerini daha verimli yönetebiliyor ve müşteri kayıplarını azaltabiliyor. Veri yönetimini sistematik hale getiren şirketlerde operasyonel maliyetlerin yüzde 20 ila 25 oranında düşüyor, yeni ürün geliştirme süreçleri ise yüzde 40’a varan oranda hız kazanabiliyor.
Yerli veri merkezi kapasitesi artacak
Türkiye’de bu dönüşüm yalnızca özel sektörün gündeminde değil. 12. Kalkınma Planı kapsamında veri yönetişimi, veri ambarlarının millileştirilmesi ve yapay zekâya uygun nitelikli veri setlerinin oluşturulması kamu politikalarının da merkezine yerleşmiş durumda. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen çalışmalar, veri ekonomisinin kurumsal bir çerçeveye oturtulmasını hedefl iyor. Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi’nin yürüttüğü projelerle, verinin Türkiye içinde kalmasını sağlayacak yerli veri merkezi kapasitesinin artırılması teşvik ediliyor. Özellikle finans, enerji, e-ticaret ve telekomünikasyon gibi kritik sektörlerde şirketlerin KVKK ve GDPR uyumlu veri yönetimi yatırımlarını artırdığı görülüyor.
Sektörde dikkat çeken bir diğer konu ise “karanlık veri” olarak adlandırılan kullanılmayan veri yığınları. Uzmanlar, şirketlerdeki verinin yaklaşık yüzde 60’ının analiz edilmeden depolandığını, bunun da ciddi bir maliyet ve enerji yükü oluşturduğunu ifade ediyor. Bu durum, veri yönetimini sadece bir teknoloji yatırımı değil, aynı zamanda verimlilik ve sürdürülebilirlik meselesi haline getiriyor.
YAPAY ZEKA VERİNİN ÖNEMİNİ ARTIRDI
Yapay zekâ teknolojilerinin yaygınlaşması ise veri yönetiminin önemini daha da artırıyor. Üretken yapay zekâ sistemlerinin doğru sonuçlar üretebilmesi için temiz, yapılandırılmış ve güvenilir veriye ihtiyaç duyuluyor. Bu nedenle veri mühendisliği ve veri yönetimi yatırımları, artık yapay zekâ projelerinin ön şartı olarak görülüyor.
Önümüzdeki üç yıl içinde küresel ticaretin önemli bir bölümünün veri paylaşımı ve veri tabanlı servisler üzerinden şekilleneceğini öngörülüyor. Türkiye’nin bu yeni düzende rekabet gücünü koruyabilmesi ise yerli veri teknolojilerinin geliştirilmesi, bulut altyapısında yerlilik oranının artırılması ve nitelikli insan kaynağının hızla yetiştirilmesine bağlı görünüyor.