<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/intetra-teknoloji-borsa-istanbulda-islem-gormeye-basladi-86621</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 13:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> İntetra Teknoloji Borsa İstanbul&#039;da işlem görmeye başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İntetra Teknoloji ve Bilişim Hizmetleri AŞ, Borsa İstanbul'da düzenlenen gong töreniyle "INTET" koduyla işlem görmeye başladı.</p>
<p>İntetra Teknoloji'nin gong töreni, Borsa İstanbul AŞ Genel Müdürü Korkmaz Ergun, İntetra Teknoloji Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ömerbeyoğlu, Yönetim Kurulu Başkan Vekili İhsan Serdar Tiyek, Üst Yöneticisi (CEO) ve Yönetim Kurulu Üyesi Muhammed Alyürük, Yönetim Kurulu Üyesi Bengi Aran Ömerbeyoğlu, Yönetim Kurulu Üyesi Recep Bahar, Mali İşler Genel Müdür Yardımcısı Bekir Kurtuluş ve Bulls Yatırım Genel Müdür Yardımcısı Berkay Aytekin'in katılımıyla yapıldı.</p>
<p>Bulls Yatırım liderliğinde gerçekleştirilen halka arzın talep toplama işlemleri 26-27 Ağustos'ta tamamlandı. Halka arz kapsamında 40 milyon lira nominal değerli pay 53,60 lira sabit fiyatla satışa sunulurken, halka arzın toplam büyüklüğü 2 milyar 144 milyon lira olarak gerçekleşti. Halka arzda, toplam 653 bin 433 yatırımcıya pay dağıtıldı.</p>
<p>Dağıtım kapsamında 651 bin 837 yurt içi bireysel yatırımcıya 39 milyon 905 bin 887 lot, 38 yurt içi kurumsal yatırımcıya 2 bin 777 lot ve 1558 yurt dışı bireysel yatırımcıya 91 bin 336 lot pay verildi. Böylece dağıtılan payların yüzde 99,76'sı yurt içi bireysel, yüzde 0,01'i yurt içi kurumsal ve yüzde 0,23'ü yurt dışı bireysel yatırımcılara tahsis edildi.</p>
<p><strong>"Ülkemizin teknoloji ihracatına değerli katkılar sunuyor"</strong></p>
<p>Borsa İstanbul AŞ Genel Müdürü Korkmaz Ergun, törende yaptığı konuşmada, İntetra Teknoloji'nin Türkiye'nin ulaşım altyapısının dijital dönüşümünde önemli bir rol üstlendiğini söyledi.</p>
<p>Şirketin yerli sistemlerin geliştirilmesine de katkı sağladığını belirten Ergun, şunları ifade etti:</p>
<p>"İntetra Teknoloji, ayrıca uluslararası projeleriyle de ülkemizin teknoloji ihracatına değerli katkılar sunuyor. Bugün ise borsamızda işlem görmeye başlayarak, halka arzdan elde ettiği gelirle bu yatırımlarını ve projelerini sürdürmeye devam edecekler. Bu nedenle, bu önemli halka arzda emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum. İntetra Teknoloji'ye borsamız ailesine hoş geldiniz diyor, bu halka arzın sermaye piyasalarına hayırlı olmasını diliyorum."</p>
<p><strong>"Daha güvenli, hızlı, konforlu ve sürdürülebilir bir ulaşım geleceğine katkı sağlamak istiyoruz"</strong></p>
<p>İntetra Teknoloji CEO'su ve Yönetim Kurulu Üyesi Muhammed Alyürük de halka arzla şirketin sürdürülebilir büyüme yolculuğunda önemli bir eşiği geride bıraktığını söyledi.</p>
<p>Halka arzın sermaye yapısını güçlendirdiğini belirten Alyürük, "Şirketimizin geleceğine ve büyüme potansiyeline duyulan güven için tüm yatırımcılara da ayrıca teşekkür ediyoruz. Bundan sonraki süreçte geleceğin teknoloji ekosistemini şekillendirirken öncü şirketlerden birisi olmak ve tüm paydaşlarımız için uzun vadeli kalıcı değer üretmek için çalışmaya devam edeceğiz." dedi.</p>
<p>Alyürük, İntetra Teknoloji'nin 21 yıldır Türkiye'nin ulaşım altyapısının dönüşümüne katkı sağlayan projelerde yer aldığını ifade ederek, Türkiye'de geliştirdikleri teknoloji ve mühendislik birikimini uluslararası pazarlara taşıma hedefiyle ilerlediklerini dile getirdi.</p>
<p>Hedeflerinin Türkiye'de geliştirilen mobilite teknolojilerini dünyanın farklı coğrafyalarında hayata geçirmek olduğunu belirten Alyürük, şunları ifade etti:</p>
<p>"İntetra'yı uluslararası ölçekte rekabet eden güçlü bir mobilite teknoloji şirketi haline getirmek istiyoruz. Bunun için önümüzdeki dönemde teknoloji ve AR-GE yatırımlarımızı güçlendirecek, yazılım ve ürün geliştirme kapasitemizi artıracak ve uluslararası büyümemizi hızlandıracağız. Bugün akıllı otoyollardan elektronik ücret toplamaya, tünel yönetiminden demir yollarına ve araç yol haberleşmesine kadar geniş bir teknoloji alanında çalışıyoruz. Projelerimizi, yalnızca bugünün ihtiyaçlarına cevap veren sistemler olarak görmüyoruz. Geleceğin yolları, yalnızca araçların üzerinde hareket ettiği fiziksel altyapılar olmayacak. Yol, araç, trafik ışıkları, tünel, ödeme sistemleri ve kontrol merkezleri birbirleriyle gerçek zamanda iletişim kuran, yaşayan bir dijital ekosisteme dönüşecek. Bizim vizyonumuz da tam olarak bu. Birbirinden bağımsız sistemler kurmak değil, ulaşımın tüm birleşenlerini birbirine bağlayan, daha akıllı, güvenli ve sürdürülebilir bir mobilite ekosistemi oluşturabilmek. Hedefimiz, teknoloji ve yazılım gücümüzle daha güvenli, hızlı, konforlu ve sürdürülebilir bir ulaşım geleceğine katkı sağlamak."</p>
<p><strong>"Halka arzı stratejik sıçrama noktalarından biri olarak görüyoruz"</strong></p>
<p>İntetra Teknoloji Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ömerbeyoğlu da şirketin 21 yıl önce Türkiye'den dünyaya teknoloji ihraç eden bir mühendislik gücü olma hedefiyle yola çıktığını söyledi.</p>
<p>Aradan geçen sürede akıllı ulaşım sistemlerinden elektronik ücret toplamaya, trafik yönetiminden entegre mobilite çözümlerine kadar ulaşımın geleceğini şekillendiren teknolojiler geliştirdiklerini belirten Ömerbeyoğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye'de kazandığımız derin mühendislik birikimini sınırların ötesine, dünyanın farklı coğrafyalarına taşıdık. Bugün İntetra yalnızca Türkiye'de proje yapan bir şirket değil, kendi teknolojisini üreten, küresel ölçekte projelerde rekabet eden ve dünyanın farklı coğrafyalarında iz bırakan uluslararası bir teknoloji firması. Ama bizim için asıl gurur kaynağı, finansal büyüklük veya projelerimiz değil. İntetra'nın gerçek değeri, uzun yıllarda ilmik ilmik işlediğimiz mühendislik kültürü üretimine inancımız ve en önemlisi insan kaynağı. Çünkü biliyoruz ki geleceği vizyon sahibi, tutkulu ve üreten insanlar şekillendirir. Bugün İntetra'nın sayfasına, yeni bir sayfa açmıyoruz. Halka arzı bir bitiş veya varış çizgisi olarak görmüyoruz, İntetra'nın küresel bir teknoloji firmasına dönüşme yolculuğunda en stratejik sıçrama noktalarından biri olarak görüyoruz."</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/intetra-teknoloji-borsa-istanbulda-islem-gormeye-basladi-86621</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/1/1280x720/436-1788257777.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa İstanbul&#039;daki gong töreninde konuşan İntetra Teknoloji CEO&#039;su Muhammed Alyürük, &quot;Geleceğin teknoloji ekosistemini şekillendirirken öncü şirketlerden birisi olmak ve tüm paydaşlarımız için uzun vadeli kalıcı değer üretmek için çalışmaya devam edeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ozan-diren-tartismamiz-gereken-programi-terk-etmek-degil-eksik-ayagini-tamamlamak-86620</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 12:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ozan Diren: Tartışmamız gereken programı terk etmek değil, eksik ayağını tamamlamak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AHMET USMAN/EKONOMİ</strong></p>
<p>Üç yıldır uygulanan ekonomi programının ağır iç ve dış şoklara karşı gerekli bir çerçeve sağladığını ama sanayi üzerindeki baskıyı artırdığını dile getiren Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Ozan Diren, buna rağmen tartışılması gerekenin programı terk etmek değil, eksik ayağını tamamlamak olduğunu ifade etti.</p>
<p>Ege Bölgesi Sanayi Odası’nın (EBSO) ağustos ayı meclis toplantısına konuk olan Diren, Türkiye ekonomisinin son üç yıldır makroekonomik dengelenme ve istikrar arayışında olduğunu belirterek, “Bunun ilk ve vazgeçilmez koşulu enflasyonla mücadele. Bu tartışmayı program başarılı mı, başarısız mı olduğu ikilemine sıkıştırmak doğru değil. Program, ağır iç ve dış şoklara karşı gerekli bir çerçeve sağladı. Bunu teslim etmeliyiz. Para politikası ve maliye politikası bu çerçevenin temel unsurları ama tek başlarına yeterli değil. Tartışmamız gereken programı terk etmek değil, eksik ayağını tamamlamak” diye konuştu.</p>
<p>Programda maliye politikasının para politikasına gecikmeli eşlik ettiğini söyleyen Diren, “Gıda, konut ve eğitim gibi yüksek enflasyon alanlarında yapısal ve arz yönlü reformları programa yeterince dahil edemedik. İç siyasi gelişmeler ve jeopolitik şoklar da hedefe ulaşma süresini uzattı. Parasal sıkılık beklenenden uzun sürdü. Sanayi üzerindeki baskı arttı. Geçmişte reformlarla desteklenen bir programla enflasyonu tek haneye düşürdük. Şimdi de başarmamamız için bir neden yok. Bunun koşulu, temel ayağı, yani reformları eksik bırakmamak. Merkez Bankası’nın yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 16’dan yüzde 28’e çıkarması yapısal ve arz yönlü politikaları hızlandırmamız gerektiğini açıkça gösteriyor” görüşünü savundu.</p>
<p>Enflasyonla mücadeleden vazgeçilemeyeceğini belirten Ozan Diren, “Fakat yalnızca talebi baskılayan araçlarla ilerlemek, sanayi üzerindeki baskıyı uzatır. Kısa vadede talep koşullarını dengelerken, orta vadede arz kapasitesini, üretkenliği ve verimliliği artırmalıyız. Kur, faiz ve finansman maliyeti önemli ama bunların hiçbiri tek başına sorunların kapsamlı bir teşhisi değil. Kısa vadeli çözüm, yarının problemi olmamalı. Makro dengelenmenin sanayi üzerindeki etkisini rakamlar açık biçimde gösteriyor. Haziran itibarıyla sanayinin 12 aylık ortalama büyüme hızı yüzde 1,8'e geriledi. Uzun vadede yaklaşık yüzde 5 çevresinde dalgalanan bu oran, 2023 sonrasında yüzde 2'nin altına indi. Bu, sanayinin daha düşük bir büyüme patikasına yerleştiğini gösteriyor” dedi.</p>
<h2>“Dezenflasyon hedefinden vazgeçilmesini istemiyoruz”</h2>
<p>Sanayinin kısa vadede nefes alanına, orta vadede ise kamu ve özel sektörün aynı hedefler etrafında hizalanmasına ihtiyacı olduğunu vurgulayan Diren, “Burada önerdiğimiz şey genel ve kontrolsüz bir parasal gevşeme değil. Dezenflasyon hedefinden vazgeçilmesini de istemiyoruz. İhtiyacımız olan çerçeve hedefli, seçici ve şeffaf olmalı. Süresi belli olmalı, performans koşuluna bağlanmalı ve etkisi ölçülmeli. Kısa vadede reel sektörün likidite ve işletme sermayesi ihtiyacı ele alınmalı. İhracat siparişleri finanse edilmeli, kayıtlı istihdam korunmalı, üretimin ani biçimde durması önlenmeli. Aynı zamanda verimlilik yatırımları desteklenmeli; otomasyon ve dijitalleşme hızlandırılmalı. Enerji verimliliği ve yeşil dönüşüm finanse edilmeli, teknoloji ve stratejik kapasite yatırımları büyütülmeli, ihracatta katma değeri artıran projelere öncelik verilmeli” diye konuştu.</p>
<h2>“Asıl tehlike sanayinin küçülmesi”</h2>
<p>EBSO Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar da üretim ülke ekonomisinin lokomotif olduğunun unutulmaması gerektiğini belirterek, “Sanayide, tarımda yaşanan daralmalar fiyatlar üzerinde baskı yaratmaya, dolayısıyla enflasyonun düşürülmesinin önünde engel olmaya devam ediyor. Sanayinin gayri safi yurt içi hasıladaki payı % 18.3'ye, imalat sanayinin payı 15.4, ihracatın payı yüzde 16,3’e düştü. Asıl tehlike çanı burada çalıyor. Sanayinin tıkandığı bir düzende ilerleme söz konusu olmaz. Sanayicimiz içeride hiç olmadığı kadar baskı altındayken, bir de küreselde de jeopolitik risklerden değişen ticaret kurallarına, gümrük vergilerinden Avrupa Birliği'nin adeta zorbalık derecesine varan made in Europe’ya, sınırda karbon düzenleme mekanizmasından yeni gümrük uygulamalarına kadar risk oluşturan birçok başlıkla mücadele ediyor” görüşünü dile getirdi.</p>
<p>EBSO seçimlerine siyaset müdahalesi iddiası Meclis Üyesi Nedim Anbar, bazı siyasetçilerin önümüzdeki ay gerçekleştirilecek EBSO seçimlerini dizayn etmeye çalıştığını dile getirdi. 17 yıldır sürdürdüğü EBSO meclis üyeliği görevini noktalayacağını belirten Anbar, “Bazı siyasetçiler sağı solu arayıp bazı isimlerin gruplara alınmaması için müdahalelerde bulunuyorlar. Bu durum oda seçimlerini kirletiyor. İş dünyası ekonomiye dair iki kelime ettiğinde TÜSİAD başkanı bile göz altına alınabiliyor. Birileri ‘sen kimsin, kendine güveniyorsan gel siyasete gir’ diye azarlamaya çalışıyor. EBSO seçimlerine müdahil olmak istiyorsanız gelin bir fabrika açın, EBSO’ya üye olun, istediğiniz gibi mücadele edin. 17 yıldır bu kurumun seçimlerinin siyasete hiç alet olduğunu görmemiştim, çok üzüldüm” dedi.</p>
<p>Seçimlerde EBSO başkanlığına aday olduğunu açıklayan EBSO Başkan Vekili Hakan Ürün, siyasetçilerin tüm sanayicilere eşit mesafede olması gerektiğini belirterek, “Oda başkanları hükümete, iktidara, siyasetçilere belli bir mesafede olmak zorunda. Siyasetçilere karşı olma durumumuz olamaz. Sonuçta pek çok sorunumuzu onlarla çözüyoruz. Bir uyum içinde çalışmamız gerekiyor. Görüş farklılıkları olabilir. Bugüne kadar farklı fikirler sorunsuz şekilde bu çatı altında bir araya geldi. Tüm siyasetçilerden bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da EBSO mensuplarına eşit mesafede kalmalarını rica ediyorum” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ozan-diren-tartismamiz-gereken-programi-terk-etmek-degil-eksik-ayagini-tamamlamak-86620</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/0/1280x720/ozan-diren-tartismamiz-gereken-programi-terk-etmek-degil-eksik-ayagini-tamamlamak-1788256998.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Bölgesi Sanayi Odası’nın ağustos ayı meclis toplantısına konuk olan TÜSİAD Başkanı Ozan Diren, beklenenden uzun süren parasal sıkılığın sanayi üzerindeki baskıyı artırdığını belirterek, “Geçmişte reformlarla desteklenen bir programla enflasyonu tek haneye düşürdük. Şimdi de başarmamamız için bir neden yok. Bunun koşulu, temel ayağı, yani reformları eksik bırakmamak” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kadooglu-dunya-gida-ticaretinin-kalbinin-turkiyede-atmasini-saglayacagiz-86619</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 12:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kadooğlu: Dünya gıda ticaretinin kalbinin Türkiye&#039;de atmasını sağlayacağız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Türkiye gıda sektörünün üreticilerini, ihracatçılarını ve uluslararası alıcılarını bir araya getiren Foodist İstanbul Fuarı, Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ile Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mustafa Gültepe'nin katılımıyla düzenlenen törenle kapılarını açtı.</p>
<p>Fuarın açılışında konuşan TİM Yönetim Kurulu Üyesi Celal Kadooğlu, Türkiye'nin gıda sektöründe sahip olduğu üretim gücünü küresel ticarette daha etkin bir konuma taşımayı hedeflediklerini söyledi. Türkiye'nin güçlü üretim altyapısı, geniş ürün çeşitliliği, yüksek kalite standartları ve dünyanın dört bir yanına ulaşan ihracat ağıyla küresel gıda ticaretinin önemli aktörlerinden biri olduğunu vurgulayan Kadooğlu, yeni dönemde hedefin bu gücü uluslararası ticaretin merkezinde konumlandırmak olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>“İstanbul küresel ticaretin buluşma noktası olacak”</strong></p>
<p>Türkiye'nin üretim kabiliyetini daha rekabetçi bir ihracat gücüne dönüştürmek için küresel ticaretin önemli buluşma merkezlerinden biri haline gelmesi gerektiğini belirten Kadooğlu, İstanbul'un bu hedef açısından sahip olduğu avantajlara dikkat çekti. Kadooğlu, “Gıda alanında güçlü üretim altyapımız, ürün çeşitliliğimiz, yüksek kalite standartlarımız, girişimci özel sektörümüz ve dünyanın dört bir yanına ulaşan ihracat ağımızla küresel gıda ticaretinin önemli ülkelerinden biriyiz. Üretimdeki gücümüzü ihracata daha rekabetçi şekilde taşıyabilmek için küresel ticaretin buluşma noktalarından biri olmak zorundayız” dedi. Dünyanın farklı bölgelerinden alıcıları Türkiye'ye çekmeyi ve uluslararası gıda ticaretini İstanbul merkezli güçlü bir organizasyon ağıyla buluşturmayı amaçladıklarını dile getiren Kadooğlu, İstanbul'un coğrafi ve ticari avantajlarının bu vizyon için önemli fırsatlar sunduğunu kaydetti. “İstanbul, eşsiz konumu, güçlü ulaşım bağlantıları, köklü ticaret kültürü ve uluslararası marka değeriyle bu hedef için son derece doğru bir adres” diyen Kadooğlu, fuarlar ve uluslararası ticaret organizasyonlarının Türkiye'nin ekonomik diplomasi gücüne de önemli katkı sağlayacağını vurguladı.</p>
<p><strong>Türk ürünleri daha güçlü markalarla dünyaya taşınacak</strong></p>
<p>Küresel ticaretin yalnızca ürün satmakla sınırlı olmadığını, alıcıların, yatırımcıların ve sektör temsilcilerinin aynı merkezlerde buluşmasının ülkelerin ticari gücünü artırdığını ifade eden Kadooğlu, Türkiye'nin gıda sektöründe yeni bir ticaret merkezi oluşturma vizyonuyla hareket ettiğini söyledi. Kadooğlu, “Dünya gıda ticaretinin kalbinin Türkiye'de atmasını sağlayacak bu çalışmalar, Türk ürünlerini dünyaya daha güçlü markalarla taşıyacaktır” değerlendirmesinde bulundu. Türkiye'nin önümüzdeki dönemde üretim kapasitesinin yanı sıra markalaşma, teknoloji, sürdürülebilirlik ve lojistik alanlarında da önemli bir dönüşüm gerçekleştirmesi gerektiğine işaret eden Kadooğlu, küresel rekabetin giderek daha sert hale geldiği yeni döneme dikkat çekti.</p>
<p><strong>“Gelecek 10 yıl daha zorlu geçecek”</strong></p>
<p>Jeopolitik risklerin, iklim değişikliğinin ve küresel ekonomik belirsizliklerin önümüzdeki yıllarda ticaretin yönünü belirlemeye devam edeceğini belirten Kadooğlu, özel sektörün bu yeni döneme güçlü yatırımlarla hazırlanması gerektiğini söyledi. “Gelecek on yılda jeopolitik risklerin devam edeceği ve rekabetin artacağı bir döneme giriyoruz” diyen Kadooğlu, bu süreçte entegre tesislerin, akıllı yatırımların ve teknolojik dönüşümün büyük önem taşıyacağını vurguladı. Gıda arz güvenliğinin artık yalnızca tarımsal üretim meselesi değil, ülkelerin ekonomik ve stratejik güvenliği açısından da kritik bir başlık haline geldiğini belirten Kadooğlu, iklim değişikliği ve küresel riskler karşısında hammadde tedarikinin sürdürülebilir hale getirilmesinin öncelikli hedeflerden biri olduğunu kaydetti.</p>
<p><strong>“Lojistik yatırımlar Türkiye'nin gücünü artıracak”</strong></p>
<p>Türkiye'nin küresel ticaretteki en önemli avantajlarından birinin stratejik konumu ve lojistik kabiliyeti olduğunu dile getiren Kadooğlu, transit ticaretteki kapasitenin geliştirilmesinin ihracatçıların rekabet gücüne doğrudan katkı sağlayacağını söyledi. Türkiye'nin alternatif limanlara erişim imkânı ve güçlü kara yolu altyapısıyla bugüne kadar güvenilir bir tedarikçi olduğunu birçok kez kanıtladığını ifade eden Kadooğlu, yeni lojistik yatırımların bu avantajı daha da ileri taşıyacağını belirtti. Hassa-Dörtyol Tüneli ile Körfez'den Avrupa'nın içlerine uzanması planlanan Kalkınma Yolu gibi stratejik projelerin Türkiye'nin güvenli ve hızlı teslimat kapasitesini önemli ölçüde artıracağını kaydeden Kadooğlu, bu yatırımların özellikle dış ticarette yeni fırsatların kapısını aralayacağını söyledi.</p>
<p><strong>“Sadece tedarikçi değil, yönlendirici aktör olacağız”</strong></p>
<p>Türkiye'nin sahip olduğu üretim kapasitesi, lojistik avantajlar ve stratejik konumun ortak bir vizyon çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirten Kadooğlu, hedeflerinin küresel gıda ticaretinde daha iddialı bir rol üstlenmek olduğunu vurguladı. Kadooğlu, “Önümüzdeki dönemde güçlü üretim kapasitemizi, lojistik avantajlarımızı ve stratejik konumumuzu ortak akılla birleştireceğiz. Türkiye'yi küresel gıda ticaretinin sadece tedarikçisi değil, yönlendirici aktörü yapmaya kararlıyız” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kadooglu-dunya-gida-ticaretinin-kalbinin-turkiyede-atmasini-saglayacagiz-86619</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/9/1280x720/kadooglu-dunya-gida-ticaretinin-kalbinin-turkiyede-atmasini-saglayacagiz-1788254955.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TİM Yönetim Kurulu Üyesi Celal Kadooğlu, Türkiye&#039;nin güçlü üretim kapasitesi, stratejik coğrafi konumu ve gelişen lojistik altyapısıyla küresel gıda ticaretinde yalnızca önemli bir tedarikçi değil, yön veren bir merkez haline gelmeyi hedeflediğini söyledi. Kadooğlu, “Dünyanın farklı noktalarından alıcıları Türkiye&#039;ye getirecek, küresel gıda ticaretini İstanbul&#039;da buluşturacak güçlü bir çekim merkezi oluşturacağız” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/basvurular-basladi-500-lisans-ogrencisine-aylik-13-bin-750-lira-burs-86615</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Başvurular başladı: 500 lisans öğrencisine aylık 13 bin 750 lira burs</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının ilgili kuruluşu Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu (TENMAK) tarafından lisans öğrencilerine yönelik hazırlanan Yurt İçi Lisans Başarı Bursu Programı için başvurular başladı.</p>
<p>Bakanlık açıklamasına göre, 2025 veya 2026 Yükseköğretim Kurumları Sınavı'nda (YKS) ilk 100 bine giren ve program kapsamında belirlenen 41 farklı lisans programına yerleşen öğrenciler burs programına başvurabilecek.</p>
<p>Program kapsamında toplam 500 lisans öğrencisine aylık 13 bin 750 lira burs sağlanacak.</p>
<p>Başvurular, "https://burs.tenmak.gov.tr/" internet adresi üzerinden alınmaya başlandı.</p>
<p>Başvuru süreci, 15 Eylül Salı günü saat 17.00'de sona erecek.</p>
<p>Başvuru şartlarını taşıyan öğrenciler, kendi bölümleri içinde ilgili yılın YKS yerleştirme başarı sıralamaları doğrultusunda sıralanacak.</p>
<p>Her bir bölüm için ayrılan kontenjan dahilinde en yüksek başarı sırasına sahip öğrenciler burs kapsamında değerlendirilecek.</p>
<p>Birinci sınıfını tamamlayarak ikinci sınıfa geçen adayların genel ağırlıklı not ortalamasının en az 2,50/4,00 veya 65/100 olması şartı aranacak.</p>
<p><strong>Bursiyerlere mentör desteği sağlanacak</strong></p>
<p>Burs programına kabul edilen öğrencilere eğitim gördükleri alanlar ve kariyer hedefleri dikkate alınarak TENMAK bünyesinde görev yapan uzmanlar ile alanında deneyimli çalışanlar arasından mentörler atanacak.</p>
<p>TENMAK Araştırma Burs Programları, başarı ve araştırma olmak üzere iki temel başlıktan oluşuyor. Programlarla üniversitenin ilk yılından itibaren yetkin, üretken ve uluslararası standartlarda araştırma yapabilen gençlerin desteklenmesi hedefleniyor.</p>
<p><strong>"Enerjide tam bağımsız Türkiye yolunda gençlerimizin her daim yanındayız"</strong></p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şunları kaydetti:</p>
<p>"Geleceğimizin enerjisi gençlerimiz için TENMAK Lisans Başarı Bursu başvurularımız başladı. Enerji, nükleer, maden, bor, nadir toprak elementleri ve ileri malzeme gibi 41 alanda ülkemizin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağını yetiştirmek amacıyla YKS'de ilk 100 bine giren 500 lisans öğrencimize aylık 13 bin 750 lira burs imkanı ve mentörlük desteği sağlayacağız. Enerjide tam bağımsız Türkiye yolunda gençlerimizin her daim yanındayız. Ülkemizin aydınlık yarınlarını inşa edecek tüm gençlerimizi bu imkândan yararlanmaya davet ediyorum."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/basvurular-basladi-500-lisans-ogrencisine-aylik-13-bin-750-lira-burs-86615</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/enerji-ve-tabii-kaynaklar-bakanligi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, &quot;Enerji, nükleer, maden, bor, nadir toprak elementleri ve ileri malzeme gibi 41 alanda ülkemizin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağını yetiştirmek amacıyla YKS&#039;de ilk 100 bine giren 500 lisans öğrencimize aylık 13 bin 750 lira burs imkanı ve mentörlük desteği sağlayacağız.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-imalat-pmi-481e-cikti-86610</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 10:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> İSO İmalat PMI 48,1&#039;e çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) Türkiye İmalat Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) anketinin ağustos ayı sonuçları açıklandı.</p>
<p>Eşik değer olan 50'nin üzerinde ölçülen rakamların sektörde iyileşmeye işaret ettiği anket sonuçlarına göre, manşet PMI ağustosta 50 eşik değerinin altında yer almaya devam etse de temmuz ayındaki 47,7 düzeyinden 48,1'e yükseldi. PMI böylece son üç ayın en yüksek seviyesinde gerçekleşti ve faaliyet koşullarında bir önceki aya göre ılımlı bir yavaşlamaya işaret etti.</p>
<p>Orta Doğu'daki savaş bölgede belirsizliğe neden olurken ağustos ayında da talebin zayıf seyretmesine yol açtı ve imalat sektörünün performansını baskılamaya devam etti. Bunun sonucunda hem toplam yeni siparişler hem de yeni ihracat siparişleri yavaşladı. Öte yandan, her iki göstergedeki düşüş temmuz ayına kıyasla daha sınırlı gerçekleşti.</p>
<p>Bu gelişmeler karşısında imalatçılar üretim seviyelerini üst üste üçüncü ay azalttı. Ağustostaki yavaşlama, bir önceki aya oldukça yakın ve ılımlı seyretti. İş yüklerindeki zayıflık, imalatçıları istihdam ve satın alma faaliyetlerini azaltmaya yöneltti. Her ikisinde de düşüş belirgin düzeyde ve temmuz ayına göre daha yüksek oranlarda kaydedildi. Firmalar, siparişlerini mümkün olduğunca mevcut stoklarını kullanarak karşılamayı tercih ettiklerini bildirdi. Buna bağlı olarak hem girdi stokları hem de nihai ürün stokları düşüş eğilimini korudu.</p>
<p>Yükselen yakıt ve petrol maliyetlerinin yanı sıra ham madde fiyatlarındaki artışlara bağlı olarak, girdi maliyetleri enflasyonu son üç ayın en yüksek düzeyine çıktı. Buna bağlı olarak firmalar satış fiyatlarını artırdı. Girdi fiyatlarında olduğu gibi nihai ürün fiyatlarında da enflasyon ivme kazanmasına rağmen ocak-haziran ortalamasına göre yavaş seyretti. Son olarak, Orta Doğu'daki savaşın yol açtığı aksamalar nedeniyle tedarikçilerin teslimat sürelerinin uzadığı görüldü.</p>
<p><strong>İmalat sektörünün genelinde talep yönlü sorunlar yaşandı</strong></p>
<p>İSO Türkiye Sektörel PMI ağustos raporu, yeni ihracat siparişlerindeki bazı iyileşme belirtilerine rağmen, Türk imalat sektörünün genelinde talep yönlü sorunlar yaşandığını gösterdi. Buna bağlı olarak, üretimde büyüme sınırlı ölçekte kaldı ve istihdam artıran sektör sayısı temmuz ayına göre azaldı. Girdi maliyetleri enflasyonu yüksek seyretmeye devam etti ancak bazı sektörler yeni sipariş alma çabaları doğrultusunda satış fiyatı artışlarını sınırlı tuttu.</p>
<p>Ağustosta son beş ayda ilk kez, tüm sektörlerde yeni siparişler yavaşladı. En sert daralma kimyasal, plastik ve kauçuk sektöründe, en ılımlı düşüş ise giyim ve deri ürünlerinde kaydedildi. Toplam yeni siparişlerdeki gerileme, takip edilen 10 sektörün yarısında yeni ihracat siparişlerinin artmasına rağmen gerçekleşti.</p>
<p>Talep koşullarındaki zayıflık, sektörlerin çoğunluğunun ağustos ayında üretimini azaltmasına yol açtı. Bunun tek istisnası metalik olmayan mineral ürünler sektöründeki güçlü üretim artışı oldu. Üst üste ikinci ay kaydedilen bu artış, Mayıs 2022'den bu yana en yüksek hızda gerçekleşti. Yeni siparişlerde olduğu gibi, üretimde de en belirgin yavaşlama kimyasal, plastik ve kauçuk sektöründe gözlendi.</p>
<p>Yeni siparişler ve üretimdeki zayıf seyir, imalatçıların ağustos ayında istihdam kararlarında da temkinli davranmalarına neden oldu. İstihdam artışı kaydedilen sektör sayısı temmuzda beş iken ağustos ayında ikiye geriledi. Kara ve deniz taşıtı üreticileri üst üste dördüncü ay istihdamını artırırken, ana metal sanayi sektöründeki sınırlı artış sekiz aylık daralma eğilimini sona erdirdi.</p>
<p><strong>Giyim ve deri ürünleri firmalarının satış fiyatlarındaki artış sınırlı gerçekleşti</strong></p>
<p>Satın alma faaliyetlerinin tüm sektörlerde yavaşlaması, tedarik zincirleri üzerindeki baskının bir miktar hafiflemesini sağladı. Böylece anket kapsamında izlenen 10 sektörün yarısında teslimat süreleri kısaldı. Bununla birlikte, elektrikli ve elektronik ürünler sektöründe tedarikçilerin teslimat süreleri belirgin şekilde uzamaya devam etti.</p>
<p>Ağustos ayında en yüksek maliyet enflasyonu elektrikli ve elektronik ürünler sektöründe kaydedildi. Bu sektörde girdi fiyatlarındaki artış son beş ayın en yüksek hızında gerçekleşti. İzlenen sektörlerin büyük bölümünde girdi maliyetleri enflasyonu ivme kazanırken, bunun başlıca istisnası, geçen kasım ayından bu yana en ılımlı artışın gerçekleştiği ağaç ve kağıt ürünleri sektörü oldu. Girdi maliyetlerindeki yükselişe bağlı olarak satış fiyatları da tüm sektörlerde arttı. Bununla birlikte, giyim ve deri ürünleri firmalarının satış fiyatlarındaki artış çok sınırlı gerçekleşti.</p>
<p>Açıklamada endekse ilişkin değerlendirmesine yer verilen S&amp;P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Andrew Harker, şunları kaydetti:</p>
<p>"Orta Doğu'daki savaşın gölgesi Türk imalat sektörünün üzerine düşmeye devam etti. Savaş yalnızca talebi zayıflatmakla kalmadı, iş kararları üzerinde de ilave bir belirsizlik yarattı. Öte yandan, yeni siparişlerdeki düşüşün ağustos ayında ivme kaybederek son üç ayın en ılımlı düzeyinde gerçekleşmesi, firmaların bu etkiyi sınırlayabildiklerini gösterdi. Bu durum, sektörün önümüzdeki aylarda ivme kazanabileceğine ilişkin bir miktar umut verse de halen pek çok şey Orta Doğu'daki gelişmelerin hangi yönde seyredeceğine bağlı."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/iso-imalat-pmi-481e-cikti-86610</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/sanayi-pmi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Temmuzda 47,7 olan İSO Türkiye İmalat Satınalma Yöneticileri Endeksi geçen ay 48,1&#039;e yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/fiyati-en-cok-artan-urun-yumurta-en-buyuk-dusus-sivri-biberde-86609</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 10:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fiyatı en çok artan ürün yumurta, en büyük düşüş sivri biberde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, ağustos ayı üretici ve market fiyatları ile girdi maliyetlerindeki değişim hakkında açıklama yaptı.</p>
<p>Yazılı açıklamasında ağustosta üreticiyle market arasındaki fiyat farkının en fazla yüzde 748,4 ile limonda görüldüğünü belirten Bayraktar, limondaki fiyat farkını yüzde 380,3 ile havucun, yüzde 377,9 ile elmanın, yüzde 240,9 ile kabağın ve yüzde 239,4 ile yeşil soğanın takip ettiğini bildirdi.</p>
<p>Bayraktar, limonun 8,5 kat, elma ve havucun 4,8 kat, kabak ve yeşil soğanın da 3,4 kat fazlaya satıldığını aktararak, "Üreticide 10 lira olan limon markette 84 lira 84 kuruşa, 10 lira 66 kuruş olan havuç markette 51 lira 20 kuruşa, 18 lira 75 kuruş olan elma 89 lira 60 kuruşa, 16 lira 2 kuruş olan kabak 54 lira 61 kuruşa ve 17 lira 33 kuruş olan yeşil soğan 58 lira 83 kuruşa satıldı." ifadesini kullandı.</p>
<p>Ağustosta markette ve üreticide fiyatı en fazla artan ürünün yumurta, fiyatı en fazla düşen ürünün ise markette sivri biber, üreticide limon olduğunu belirten Bayraktar, açıklamasını şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Ağustos ayında markette 37 ürünün 19'unda fiyat artışı, 18'inde fiyat düşüşü görüldü. Ağustosta markette fiyatı en fazla artan ürün yüzde 37,8 ile yumurta oldu. Yumurtadaki fiyat artışını yüzde 19 ile yeşil fasulye, yüzde 11,1 ile yeşil soğan, yüzde 10 ile marul ve yüzde 8,9 ile kuru incir takip etti. Markette fiyatı en fazla azalan ürün ise yüzde 34,2 ile sivribiber oldu. Sivribiberdeki fiyat düşüşünü yüzde 28,9 ile kuru soğan, yüzde 24,2 ile kuru üzüm, yüzde 22 ile şeftali ve yüzde 21,2 ile kırmızı mercimek izledi.”</p>
<p>Bayraktar, ağustosta üreticide 29 ürünün 9'unda fiyat artışı, 13 üründe fiyat düşüşü görüldüğünü 7 üründe ise fiyat değişimi olmadığını bildirdi.</p>
<p>Üreticide en çok fiyat düşüşünün yüzde 75 ile limonda görüldüğünü ifade eden Bayraktar, limondaki fiyat düşüşünü yüzde 54,5 ile kuru soğanın, yüzde 24,2 ile patatesin, yüzde 23 ile yeşil soğanın ve yüzde 20 ile şeftalinin izlediğini aktardı.</p>
<p>Bayraktar, üreticide en çok fiyat artışının yüzde 39,9 ile yumurtada görüldüğünü, yumurtadaki fiyat artışını yüzde 11,1 ile marulun, yüzde 11 ile maydanozun, yüzde 7,3 ile kuzu etinin ve yüzde 7,2 ile kırmızı mercimeğin izlediğini vurguladı.</p>
<p><strong>Üretici fiyat değişimlerinin nedenleri</strong></p>
<p>Geçen yıl depolanan limonların arzı devam ederken, bu yıl erkenci çeşitlerin de piyasaya arzı nedeniyle limon fiyatlarında düşüş yaşandığının altını çizen Bayraktar, kuru soğanda Orta Anadolu'da hasadın başlaması ve ithalatın devam etmesi nedeniyle fiyatlarda gerileme yaşandığını kaydetti.</p>
<p>Bayraktar, ağustosta patates fiyatlarında yaşanan gerilemenin, başta Afyonkarahisar, Denizli, Amasya, Çorum, Kayseri, Nevşehir ve Niğde olmak üzere önemli üretim bölgelerinde yazlık patates hasadının aynı dönemde yoğunlaşmasından kaynaklandığının değerlendirildiğini bildirdi.</p>
<p>Fiyatların önceki dönemde yüksek seyretmesi nedeniyle üreticilerin söküme yönelmesi ve orta erkenci patateslerin de piyasaya çıkmaya başlamasının arzı artırarak fiyatlar üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturduğuna dikkati çeken Bayraktar, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Yeşil soğanda hasat döneminin yoğunlaşmasından dolayı ürünün arzında yaşanan artış, fiyatların düşmesine sebep oldu. Şeftalide üretimin yoğun olduğu ağustosta arzda görülen artışla birlikte üretici fiyatı düştü. Yumurta fiyatlarındaki yükseliş, yem, enerji, nakliye gibi üretim maliyetlerindeki artışın yanı sıra sektördeki planlama eksikliğinden kaynaklanan arz-talep dengesizliğine dayanıyor."</p>
<p><strong>Girdi fiyatlarındaki değişimler</strong></p>
<p>Bayraktar, girdi fiyatlarındaki değişimlere ilişkin de bilgi vererek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Ziraat odalarımız aracılığıyla girdi piyasalarından aldığımız fiyat verilerine göre, ağustosta temmuza göre DAP gübresi yüzde 4,5, 20.20.0 kompoze gübresi yüzde 4,4, ÜRE gübresi yüzde 0,6 artış gösterdi. Buna karşın amonyum nitrat gübresi yüzde 5,6, amonyum sülfat gübresinde yüzde 0,6 düşüş görüldü. Geçen yılın ağustos ayına göre son bir yılda amonyum nitrat gübresi yüzde 61,2, amonyum sülfat gübresi yüzde 55,2, 20.20.0 kompoze gübresi yüzde 32,7, DAP gübresi yüzde 25,3 ve ÜRE gübresi yüzde 3,4 arttı. Ağustosta temmuz ayına göre besi yemi fiyatları yüzde 0,7, süt yemi fiyatları yüzde 0,6 arttı. Son bir yılda ise besi yemi yüzde 34,5, süt yemi yüzde 31,8 arttı. Elektrik fiyatları yıllık olarak yüzde 25,1, tarım ilacı fiyatları yüzde 27,8 arttı. Ağustosta mazot fiyatı aylık olarak yüzde 7 artarken, yıllık yüzde 57,9 arttı."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/fiyati-en-cok-artan-urun-yumurta-en-buyuk-dusus-sivri-biberde-86609</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/yumurta-.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ağustosta markette 37 ürünün 19&#039;unda fiyat artışı, 18&#039;inde ise fiyat düşüşü görüldüğünü açıklayan TZOB Genel Başkanı Bayraktar, fiyatı en fazla artan ürünün yüzde 37,8 ile yumurta olduğunu bildirdi. Bayraktar, &quot;Markette fiyatı en fazla azalan ürün yüzde 34,2 ile sivri biber oldu. Sivri biberdeki fiyat düşüşünü yüzde 28,9 ile kuru soğan, yüzde 24,2 ile kuru üzüm, yüzde 22 ile şeftali ve yüzde 21,2 ile kırmızı mercimek izledi.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-saatte-250-kilometre-hiza-ulasarak-testlerimize-basariyla-devam-ediyoruz-86607</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 10:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uraloğlu: &#039;Milli Elektrikli Hızlı Tren&#039;imiz saatte 250 kilometre hıza ulaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Türkiye Raylı Sistem Araçları Sanayii AŞ (TÜRASAŞ) tarafından üretilen Milli Elektrikli Hızlı Tren'in test süreçleriyle ilgili bilgi verdi.</p>
<p>Daha önce saatte 240 kilometre hıza çıktıklarını ve son testlerde hız rekorunu geliştirdiklerini belirten Uraloğlu, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Saatte 225 kilometre işletme hızına sahip hızlı tren setimizin dinamik seyir emniyeti testlerine Gebze-Eskişehir güzergahında başladık. Testlerimizi Eskişehir-Polatlı arasında başarıyla sürdürüyoruz. Bu kapsamda Milli Elektrikli Hızlı Tren'imiz saatte 250 kilometre hıza ulaştı. Milli Elektrikli Hızlı Tren'in test çalışmaları belirlenen program doğrultusunda farklı hız ve işletme koşullarında sürdürülüyor. Trenimizin güvenli, konforlu ve yüksek performanslı bir şekilde işletmeye alınabilmesi için test ve doğrulama çalışmalarımızı titizlikle yürütüyoruz. Dinamik seyir emniyeti testlerimizde Gebze-Eskişehir etabının ardından Eskişehir-Polatlı hattında da önemli bir aşamayı geride bıraktık. Saatte 250 kilometre hıza ulaşarak testlerimize başarıyla devam ediyoruz."</p>
<p><strong>"Trenimizi yüksek konfor ve inovasyonla tasarladık"</strong></p>
<p>Uraloğlu, 577 yolcu kapasiteli, alüminyum gövdeli 8 araçtan oluşan bu setleri, otomatik tren durdurma sistemi, elektromekanik yolcu giriş kapıları, tam otomatik iklimlendirme, yangın ihbar, işitsel ve görsel yolcu bilgilendirme ve kamera sistemleriyle donattıklarının altını çizdi.</p>
<p>En önemli ve kritik sistemlerden "Tren Kontrol ve Yönetim Sistemi" ile "Cer Sistemi"ni, ASELSAN ile tamamen yerli ve milli olarak tasarlayıp ürettiklerine dikkati çeken Uraloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Trenle seyahat edecek yolcularımızın rahatlıkla kullanabilmeleri için yiyecek ve içecek ihtiyaçlarını kolaylıkla karşılayabilecekleri otomatlar ve mutfak bölümleri yerleştirdik. Ayrıca bu araçlarımızda engelli vatandaşlarımız için iki yolcu bölmesi ve tekerlekli sandalyeleriyle platformdan araca ve araçtan platforma indirilip bindirilmesini sağlayan asansörlere de yer verdik. Trenlerimizi, yüksek konfor ve inovasyonla mevcut ve gelecekte var olacak ihtiyaçları karşılamak üzere tasarladık."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-saatte-250-kilometre-hiza-ulasarak-testlerimize-basariyla-devam-ediyoruz-86607</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/7/1280x720/milli-hizli-tren-turasas-1788247486.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakan Uraloğlu, &quot;Saatte 225 kilometre işletme hızına sahip hızlı tren setimizin dinamik seyir emniyeti testlerine Gebze-Eskişehir güzergahında başladık. Testlerimizi Eskişehir-Polatlı arasında başarıyla sürdürüyoruz. Bu kapsamda Milli Elektrikli Hızlı Tren&#039;imiz saatte 250 kilometre hıza ulaştı. Milli Elektrikli Hızlı Tren&#039;in test çalışmaları belirlenen program doğrultusunda farklı hız ve işletme koşullarında sürdürülüyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/gazeteci-sukran-soner-hayatini-kaybetti-86622</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gazeteci Şükran Soner hayatını kaybetti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Emek dünyasına yönelik haberleri ve işçi sendikaları ve diğer sivil toplum örgütlerinde de faaliyetlerde bulunan gazeteci Şükran Soner hayatını kaybetti.</p>
<p>Soner’in uzun yıllardır çalıştığı ve yazarı olduğu Cumhuriyet gazetesi internet sitesi, Soner’in tedavisini sürdürdüğü hastanede 1 Eylül sabahı hayatını kaybettiğini duyurdu. Şükran Soner Cumhuriyet gazetesinin yayıncısı Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu üyeliğini de yürütüyordu. Geçmişte Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Başkanlığı görevinde de bulunmuştu. </p>
<p>1946 yılında Eski Yugoslavya döneminde, Kosova’nın Priştine şehrinde doğdu. 1956 yılında ailesiyle birlikte Türkiye’ye göç etti. 1966’da Cumhuriyet gazetesinde muhabir olarak çalışmaya başlayan ve işçi, eğitim haberlerini takip eden Soner, gazetecilik hayatının büyük bölümünü Cumhuriyet’te geçirdi. Vefat edene kadar da yazılarını sürdürdü. </p>
<p>Soner, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Türkiye Gazeteciler Sendikası üyeliği yanı sıra, 1970’li yıllarda iki dönem TGS Genel Eğitim Sekreterliği yaptı. 1999 genel kurulunda tekrar yönetime girdi ve TGS Genel Başkan Vekilliği ve 2001 genel kurulunda TGS Genel Başkanlığını üstlendi. Soner, İnsan Hakları Derneği, Ada Dostları Derneği, Ekonomik Toplumsal Tarih Vakfında da görevler üstlendi. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/gazeteci-sukran-soner-hayatini-kaybetti-86622</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/2/1280x720/sukran-soner-1788258026.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eski Türkiye Gazeteciler Sendikası Başkanı Şükran Soner hayatını kaybetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/borsalarda-kotu-sohretli-eylul-basladi-86589</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 08:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsalarda ‘kötü şöhretli’ eylül başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a966158ed525-1788240216.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Yaz aylarında teknoloji ve yapay zekâ hisselerinin desteğiyle rekor seviyelere yaklaşan borsalar, yatırımcıların tatilden dönmesiyle birlikte yılın en kritik aylarından birine giriyor. Tarihsel olarak hisse senetleri için durgun bir ay olduğundan piyasalarda ‘Eylül Etkisi’ riskinden bahsediliyor. Eylül, tarihsel olarak S&amp;P 500 için en zayıf ay. Uzun dönemli verilerde endeksin Eylül ayındaki ortalama yüzde 1 gerilediği görülüyor. Dünya genelinde lojistik sıkıntılar, merkez bankası kararları ve belirsiz petrol arzı bu yıl da piyasalar için zorlu bir eylül anlamına gelebilir.</p>
<h2>Tarihsel zayıflık bu kez risklerle buluşuyor </h2>
<p>Küresel piyasalarda yeni hafta, Basra Körfezi'ndeki gerginliğin yeniden tırmanmasıyla birlikte petrol fiyatlarının yükselmesi ve borsaların zayıf performansıyla başladı. Son yıllarda Eylül performansı da yatırımcıları temkinli olmaya itiyor. 2020-24 döneminde Eylül kayıplarının yaklaşık yüzde 3,9, yüzde 4,8, yüzde 9,3 ve yüzde 4,9 olması, ayın kötü şöhretini güçlendiriyor.</p>
<p>Ancak tarih tek başına satış nedeni değil. Asıl risk, bu yıl Eylül takvimine denk gelen makroekonomik ve jeopolitik gelişmelerin yoğunluğu.</p>
<h2>Faiz artışı gelirse hisse senetlerini baskılayabilir </h2>
<p>ABD ekonomisinde enflasyon hâlâ Fed'in yüzde 2 hedefinin üzerinde seyrediyor. Jackson Hole sonrasında faiz indirimi beklentileri yerini daha karmaşık bir politika görünümüne bırakırken, piyasa şimdi 16 Eylül'deki Fed toplantısına odaklanıyor. Güncel fiyatlamalar Eylül'de 25 baz puanlık artış ihtimalini yüzde 60'ın üzerine taşımış durumda. Bu tablo hisse senetleri açısından önemli. Çünkü yüksek faiz, özellikle yüksek çarpanlarla işlem gören teknoloji ve yapay zekâ hisselerinin değerlemelerini baskılayabiliyor. Öte yandan petrolün 90 doların üzerine çıkması, Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilim ve enerji arzına ilişkin belirsizlik enflasyon beklentilerini yeniden yukarı çekiyor.</p>
<p>Ancak uzmanlar Eylül etkisinin bir kural olmadığını ve yumuşamaya başladığını hatırlatıyor. Uzun vadede yüzde 1 kayıp veren S&amp;P 500 endeksinin son 25 yıldaki kaybı eylül S&amp;P 500'ün ortalama Eylül getirisi yaklaşık eksi yüzde 0,4'e gerilemiş durumda.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Eylülde piyasaların gündemi yoğun</span></h2>
<p><strong>● FED</strong>: 16 Eylül toplantısı ayın en önemli gündem maddesi. Piyasalar faiz kararından çok, Fed'in 2026'nın geri kalanına ilişkin vereceği mesajı fiyatlayacak. </p>
<p><strong>● İSTİHDAM</strong>: Ağustos tarım dışı istihdam verisi, Fed'in enflasyonla mücadele ile işgücü piyasası arasındaki tercihini belirlemesinde kritik olacak. Zayıf istihdam faiz artışı beklentisini törpüleyebilir; güçlü veri ise tam tersine tahvil getirilerini yukarı çekebilir.</p>
<p>● <strong>PETROL</strong>: Hürmüz'deki gelişmeler petrolü yeniden yukarı taşırsa enerji maliyetleri üzerinden enflasyon baskısı artabilir. Bu senaryo, şahin faiz politikalarını destekleyebilir. . </p>
<p>● <strong>YAPAY ZEKÂ</strong>: Wall Street'in yılın ana rallisini taşıyan AI hikâyesi Eylül'de yeniden sınanacak. Özellikle yüksek değerlemeler ve dev teknoloji şirketlerinin sermaye harcamalarının sürdürülebilirliği sorgulanıyor. Reuters, olası 1 trilyon dolarlık Anthropic halka arzının AI sektöründeki değerlemeler açısından yeni bir test olabileceğine dikkat çekiyor. </p>
<p>● <strong>ARA SEÇİMLER</strong>: Kasım ayındaki ABD ara seçimlerine yaklaşılması da Eylül'den itibaren politik belirsizliği artırabilir. Yatırımcıların seçim öncesindeki yaklaşık 50 günlük dönemde daha temkinli davranmaya başladığına ilişkin analizler bulunuyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Eylül ayının kötü şöhretinin nedenleri</span></h2>
<p>● <strong>YAZDAN DÖNÜŞ</strong>: Tatilden dönen fon yöneticileri portföylerini yeniden dengeliyor. Bu da özellikle yüksek değerleme gören hisselerde satış baskısı yaratabiliyor. </p>
<p>● <strong>KÂR REALİZASYONU</strong>: Yılın ilk sekiz ayında güçlü performans gösteren hisselerde yatırımcıların kârlarını realize etmesi Eylül satışlarını hızlandırabiliyor. </p>
<p>● <strong>FON DÖNEM SONU</strong>: Bazı yatırım fonlarının mali yıl sonu işlemleri, zarar eden pozisyonların kapatılmasını ve vergi amaçlı satışları artırabiliyor. </p>
<p>● <strong>PSİKOLOJİ</strong>: Eylül'ün “kötü ay” olarak ünlenmesi yatırımcıların önceden pozisyon azaltmasına ve tarihsel etkinin kendi kendini güçlendirmesine yol açabiliyor.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Ralli devam edebilir mi?</span></h2>
<p>Eylül'ün kötü şöhretine rağmen Wall Street yılın geri kalanı için tamamen pes etmiş değil. Ağustos sonunda S&amp;P 500 yılbaşından bu yana yaklaşık yüzde 12,9, Nasdaq yüzde 14,2, Dow Jones ise yüzde 11,5 yükselmiş durumda. Russell 2000'deki artış ise yüzde 21,5 ile daha güçlü.</p>
<p>İkinci çeyrek bilanço sezonu da destekleyici. Ancak yüksek değerlemeler ve tahvil faizlerindeki yükseliş, bu güçlü performansın devamını zorlaştırabilir.</p>
<p>JPMorgan'ın teknik stratejisti Jason Hunter, özellikle Ağustos-Ekim döneminin ve ara seçim yıllarının daha zayıf bir dönem olabileceği konusunda uyarıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/borsalarda-kotu-sohretli-eylul-basladi-86589</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/finans-piyasalar-borsa.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Wall Street yaz tatilinden güçlü bir ralliyle dönüyor ancak yatırımcıları rahat değil. Zira tarihsel olarak S&amp;P 500 ve Dow Jones’un en zayıf ayı olan eylülde mevsimsel satış baskısı bekleniyor ve bunun dünya piyasalarına yayılabileceği belirtiliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/meyve-sularinda-tatlandirici-kullanilamayacak-86587</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Meyve sularında tatlandırıcı kullanılamayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı’nın görüşe açtığı tebliğ taslağı ile konsantre, püre, toz halinde sunulanlar dahil meyve sularında tatlandırıcı kullanımı yasaklanıyor. Taslakta, sadece meyve nektarı üretiminde ilave şekersiz olanlarda ve düşük enerjili olarak üretilenlerde tatlandırıcı kullanılabilecek. Taslakta daha önce de yer alan AB’ye uyum çerçevesinde doğal şekeri işlemle azaltılmış meyve sularının da üretilebilmesine imkan sağlanacak. İş dünyasının görüşüne açılan taslakta, tüm diğer özellikleri korunarak, sadece meyve suyunun doğasında bulunan şekerin en az yüzde 30’unun azaltılmasıyla oluşan meyve suları tanım olarak giriyor. Tebliğ taslağının maddelerinde ağırlıklı olarak AB mevzuatına uyum ve mevzuat atıf düzeltmesi gerekçesi belirtildi.</p>
<p>Tebliğ taslağında tatlandırıcı ve katkı maddelerinin kullanımına yönelik uygulama iyileştirici düzenleme önerileri dikkat çekti. Tatlandırıcılara ilişkin olarak önceki Tebliğde sadece Türk Gıda Kodeksine atıf yapılırken, taslak tebliğin 6. maddesinde “Bu Tebliğ kapsamında 4 üncü maddede tanımlanan konsantreden üretilen meyve suyu, meyve suyu, meyve suyu konsantresi, meyve suyu tozu, su ile ekstrakte edilen meyve suyu, doğasından gelen şekeri azaltılmış meyve suyu, doğasından gelen şekeri azaltılmış konsantreden üretilen meyve suyu ve doğasından gelen şekeri azaltılmış meyve suyu konsantresi üretiminde tatlandırıcıların kullanılmasına izin verilmez” düzenlemesiyle, tatlandırıcı kullanımı yasaklandı.</p>
<p>Katkı maddeleri kullanımı nektar üretimiyle sınırlandı. Nektara ilişkin olarak da ilave şekersiz olarak üretilen meyve nektarlarında şeker yerine tamamen tatlandırıcı kullanılabilmesi düzenlemesi taslağa konuldu. Düşük enerji olarak tanımlanan meyve nektarlarında ise şeker yerine kısmen tatlandırıcı konulabilecek. Tebliğ taslağında, etiketlemeye ilişkin düzenlemeler de ayrıntılı olarak tanımlandı. Sektörün görüşlerini 25 Eylül tarihine kadar Tarım ve Orman Bakanlığı’na iletebilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/meyve-sularinda-tatlandirici-kullanilamayacak-86587</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/7/1280x720/meyve-sebze-mamulleri-ihracatinin-yuzde-43u-ege-bolgesinden-yapildi-1776845621.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından görüşe açılan tebliğ taslağına göre, konsantre, püre, toz halinde sunulanlar dahil meyve sularında tatlandırıcı kullanımı yasaklanacak. Düzenlemeyle doğal şekeri işlemle azaltılmış meyve sularının da üretilebilmesine imkan sağlanacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/pamukta-ithalat-bagimliligi-bu-sezon-daha-da-artacak-86586</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pamukta ithalat bağımlılığı bu sezon daha da artacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Türk tekstil sektöründe yüksek üretim maliyetleri ve sipariş kayıpları tartışılırken, sektörün en önemli hammaddelerinden pamukta ithalata bağımlılığın yeni sezonda artacağına ilişkin sinyaller geldi. ABD Tarım Bakanlığı’nın (USDA) 12 Ağustos’ta yayımladığı son dünya pamuk arz-talep tahminlerine göre Türkiye’nin 2026/27 sezonunda pamuk üretiminin geçen sezona göre gerilemesine karşın tekstil sanayisinin pamuk tüketiminin aynı seviyede kalması bekleniyor. USDA verilerine göre Türkiye’de 2025/26 sezonunda 3,05 milyon balya olan pamuk üretiminin 2026/27’de 2,7 milyon balyaya gerilemesi öngörülüyor. Böylece üretimdeki yıllık kayıp yüzde 11,5’i bulacak. Buna karşılık tekstil fabrikalarının pamuk kullanımının geçen sezondaki gibi 6,8 milyon balya seviyesinde gerçekleşmesi bekleniyor. Bu rakamlar, yeni sezonda Türkiye'nin kendi pamuk üretiminin tekstil sanayisinin ihtiyacının yalnızca yaklaşık yüzde 40'ını karşılayabileceğine işaret ediyor. Başka bir ifadeyle, tüketim ile yerli üretim arasında yaklaşık 4,1 milyon balyalık fark bulunuyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a965d9847d17-1788239256.png" alt="" width="653" height="195" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a965da369f30-1788239267.png" alt="" width="311" height="177" /></p>
<h2>İthalat 4,8 milyon balyaya çıkacak</h2>
<p>Üretimdeki gerilemenin ithalat ihtiyacını artırması bekleniyor. Türkiye'nin 2025/26 sezonunda 4,6 milyon balya seviyesinde olan pamuk ithalatının yeni sezonda 4,8 milyon balyaya, yani yaklaşık yüzde 4,3 artması öngörülüyor. USDA'nın mayıs ayındaki ilk 2026/27 tahmininde de Türkiye'nin ithalatının 300 bin balya artarak 4,8 milyon balyaya ulaşacağı belirtilmişti. Bir balyanın yaklaşık 218 kilogram olduğu dikkate alındığında USDA tahminleri, Türkiye'de yeni sezonda yaklaşık 588 bin ton üretime karşılık 1,48 milyon tonluk pamuk tüketimine işaret ediyor. İthalat tahmini ise yaklaşık 1,05 milyon tona karşılık geliyor. Pamuk ihracatında ise ters yönlü hareket bekleniyor. USDA'nın tablolarına göre Türkiye'nin 2025/26 sezonunda 1,05 milyon balya olan ihracatının 2026/27'de 600 bin balyaya gerilemesi öngörülüyor. Böylece ihracatta yaklaşık yüzde 43'lük düşüş söz konusu olacak. Dönem sonu stoklarının ise 1,08 milyon balyadan 1,18 milyon balyaya yükselmesi bekleniyor.</p>
<h2>Türkiye'nin üretim tahmini yukarı çekildi </h2>
<p>Ağustos raporunun Türkiye açısından dikkat çeken bir diğer noktası ise üretim beklentisinin bir önceki aya göre yukarı revize edilmesi oldu. USDA temmuz raporunda Türkiye'nin 2026/27 pamuk üretimini 2,65 milyon balya olarak tahmin ederken, ağustosta rakamı 50 bin balya artırarak 2,7 milyon balyaya çıkardı. İthalat beklentisi 4,8 milyon balya, tüketim 6,8 milyon balya ve ihracat 600 bin balyada değiştirilmedi.</p>
<p>USDA, küresel üretim tahminini de temmuza göre 370 bin balya artırarak 117,6 milyon balyaya çıkardı. Bu revizyonda Brezilya, Yunanistan ve Türkiye'deki daha yüksek üretim beklentileri, ABD'deki aşağı yönlü revizyonu fazlasıyla telafi etti.</p>
<h2>Dünya stokları 15 yılın dibine iniyor </h2>
<p>Türk tekstilcisi açısından asıl risk ise küresel pamuk dengesinde ortaya çıkıyor. USDA'nın ağustos tahminine göre 2026/27 sezonunda dünya pamuk üretimi 117,6 milyon balya, tüketimi ise 122,9 milyon balya olacak. Böylece küresel tüketim üretimin yaklaşık 5,3 milyon balya üzerine çıkacak. Dünya dönem sonu pamuk stoklarının bir önceki sezona göre yüzde 7 azalarak 69,7 milyon balyaya gerilemesi bekleniyor. Bu rakam 2011/12 sezonundan bu yana en düşük stok seviyesine işaret ediyor. USDA, azalan stokların etkisiyle küresel pamuk fiyatlarında 2026/27 döneminde ılımlı bir yükseliş bekliyor. Bu tablo Türkiye açısından iki yönlü baskı oluşturabilir. Yerli üretimin gerilemesi Türkiye'nin daha fazla ithal pamuk kullanmasını gerektirirken, aynı dönemde dünya stoklarının azalması ve fiyatların yükselme ihtimali tekstil üreticisinin hammadde maliyetini artırabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Pamukta ithalat miktarı yeniden yükselişte</span></h2>
<p>Türkiye’nin pamuk dış ticaretinde ithalata bağımlılık yüksek seyrini sürdürüyor. 2025’te pamuk ithalatı yüzde 28,7 artarak 1 milyon tonu aşarken, ithalat faturası 1,71 milyar dolara çıktı. 2026’nın ilk yarısında ise ithalat miktarı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2 artışla 632 bin tona yükseldi. Buna karşın ithalat değeri yüzde 2 azalarak 1,05 milyar dolara geriledi. Aynı dönemde pamuk ihracatı miktar bazında yüzde 20,5, değer bazında ise yüzde 19,7 düşüş gösterdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/pamukta-ithalat-bagimliligi-bu-sezon-daha-da-artacak-86586</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/7/1280x720/pamuk-cotton-1787549695.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD Tarım Bakanlığı USDA, Türkiye’nin 2026/27 sezonunda pamuk üretiminin yüzde 11,5 düşüşle 2,7 milyon balyaya gerilemesini beklerken, tekstil sanayisinin pamuk tüketiminin 6,8 milyon balyada kalacağını öngördü. Üretim tüketimin yaklaşık yüzde 40’ını karşılayabilecek. Açığın etkisiyle pamuk ithalatının yüzde 4,3 artarak 4,8 milyon balyaya çıkması bekleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uc-basari-ve-bir-basarisiz-odullendirme-86585</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üç başarı ve bir başarısız ödüllendirme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir anı</strong></p>
<p>Pertevniyal Lisesi’nde son sınıfta idim. Tarih öğretmenimiz “Son dersten sonra Müdür Bey’in odasına gel, konuşacaklarımız var” dedi. Suratında kızgın bir ifade yoktu. Demek güzel şeyler konuşacaktık. Müdürün odasında üç arkadaş daha vardı; Tarih öğretmenimiz ile birlikte bir masaya oturmuşlardı. Müdür Bey, “Hadi sen de otur, başlayalım” dedi. TRT’de yayınlanan “Liseler Arası Bilgi Yarışması”na lise olarak katılacaktık. Bizler öğretmenlerin adayları olarak yarışma ekibine seçilmiştik. Tarih öğretmenimiz Şeküre Köksal, ekibin danışmanı olacaktı. Müdür Ahmet Dinç, “Lisemizi en iyi biçimde temsil edeceğinizden şüphem yok. Başarılar dilerim, zihniniz açık olsun” dedi ve bizi uğurladı.</p>
<p>Dört arkadaş hazırlanacağımız konuları paylaştık. Bana tarih, fizik, psikoloji düştü. Yarışmada bir de aktüalite sorusu vardı. O konu hepimizindi. Büyük bir sorumluluğun altına girmiştik. Lisemizi temsil edecektik. Yarışmalar radyoda yayınlanacaktı. “Kim Milyoner Olmak İster?” yarışmasındaki gibi seyirciye sorma ya da telefon joker hakkı gibi seçeneklerimiz de yoktu. İyi hazırlanmalıydık.</p>
<p>Yıl sonunda üniversiteye giriş sınavları da vardı. Lise son sınıf dersleri de yabana atılacak cinsten değildi. Gece 22.00’ye kadar son sınıf derslerini, ondan sonra da uykum gelinceye kadar yarışma derslerini çalışırdım. Yarışmada, örneğin tarih sorusu geldiğinde, kitaptaki yeri gözümün önüne gelir, oradan okurdum cevabı. Diğer arkadaşlarımın da aynı ciddiyetle çalıştıklarından eminim. Yarışmalar TRT İstanbul Radyosu Mesut Cemil Stüdyosu’nda yapılırdı. Soruları okuyan ve yarışmayı yöneten Kaya Saçlıoğlu isimli spikerdi.</p>
<p>İlk karşılaşmamız Kadıköy Maarif Koleji ileydi; son karşılaşmamız da Kabataş Erkek Lisesi ileydi. Sonunda İstanbul liseleri arasında Pertevniyal Lisesi olarak birinci olduk. Bu yarışma Ankara, İstanbul ve İzmir liseleri arasında yapılıyordu. Ankara’ya gittik. Ankara liseleri birincisi Yıldırım Bayazıt Lisesi, İzmir’in ise Hava Lisesi idi. Ankara Yıldırım Bayazıt Lisesi kura ile tur atladı. Biz Hava Lisesi ile karşılaştık, finale kaldık. Sonunda Yıldırım Bayazıt Lisesi birinci oldu.</p>
<p>Bu yarışmalara katılmak ve derece almak benim için büyük bir gurur kaynağı olmuştu. Yarışma için gece geç saatlerde uykumdan çalarak çalışırken kendimi kupayı alırken hayal ederdim. Ayrıca bu bilgilerin üniversite giriş sınavlarında da işime yarayacağını biliyordum. Bu gayretlerimin ödülü elde ettiğimiz başarı idi. Bu benim içsel ödülümdü. Peki bu yarışma bize başka ne ödül kazandırdı? Her yarışma sonrası okul müdürümüz Ahmet Dinç bizi beş yıldızlı bir otele çaya götürürdü. “Siz hayata atılınca böyle yerlerde gezeceksiniz. İleride böyle yerlere gittiğinizde yabancılık çekmeyin diye sizi buralara getiriyorum” demişti. Her yarışma sonu merak ederdik, acaba bu kez nereye gideceğiz diye. TRT bizi Ankara’ya uçakla götürmüştü. İlk kez uçağa bu şekilde bindim. Yarışma ekibine birer kol saati ve birer dolma kalem hediye etmişlerdi. Ekibimizin danışmanı Tarih öğretmeni Şeküre Köksal da bize Lord Kinross’un “Atatürk: Bir Milletin Yeniden Doğuşu” kitabını hediye etmişti. Bu ödüllerin manevi değeri vardı ama asıl ödül kendimle olan yarışım ve elde ettiğim başarı idi.</p>
<p><strong>Bir haber</strong></p>
<p>Hoca da yaşlandıkça anılarına döner oldu diye düşünenleriniz olabilir. Ama bu bilgi yarışması olayını gazetelerde gördüğüm bir haber (https://www.hurriyet.com.tr/egitim/yks-birincisi-3-ogrenciye-togg-hediye-edildi-43285324) üstüne hatırladım. Haberde “YKS birincisi 3 öğrenciye TOGG hediye edildi” deniyordu. Habere göre, “YKS’de 500 tam puan alarak Türkiye birincisi olan Kabataş Erkek Liseli 3 öğrenci, Türkiye’nin yerli ve milli otomobili Togg ile ödüllendirilmiş.” Bunun için Asırlık Okullar Vakfı’nın (ASOV) düzenlediği bir tören yapılmış. Törene İstanbul Valisi, Merkez Bankası Başkanı, Kabataş Lisesi Müdürü, öğrenciler ve velileri ile vakfın yetkilileri katılmış. Törende güzel konuşmalar yapılmış. Bu konuşmalardan ilginç bulduğum aşağıdaki alıntıları yaptım.</p>
<p>Törende konuşma yapan İstanbul Valisi şöyle demiş: “Başarı kıymetli ama bu başarının vicdanla, merhametle taçlanması daha kıymetli. Vicdanla ve merhametle taçlanmayan bir başarı, Allah muhafaza, sizleri zalimliğe kadar götürür. Sizi siz yapan, sizi diğerlerinden farklı kılacak olan o merhamet duygusunu ve vicdan duygusunu muhafaza etmenizdir.”</p>
<p>Törende konuşan Merkez Bankası Başkanı ise şöyle konuşmuş: “‘Bilmiyorum’ demekten çekinmeyin. Soru sorun. Yeni şeyler öğrenmek kadar bildiğinizi düşündüğünüz şeyleri de sorgulamayı lütfen ihmal etmeyin. Sizden farklı düşünen insanları dinleyin.”</p>
<p><strong>Bir vakıf</strong></p>
<p>Nedir bu “asırlık okullar” diye merak edersiniz diye düşündüm. Önce onu açıklayayım. Asırlık okullar şunlar: Cağaloğlu Anadolu Lisesi, Çapa Fen Lisesi, Galatasaray Lisesi, İstanbul Erkek Lisesi, Kabataş Erkek Lisesi, Pertevniyal Lisesi ve Vefa Lisesi. Asırlık Okullar Vakfı ise bu okulların mezun ve mensuplarını bir çatı altında toplamaktadır. Vakıf 2025 yılında kurulmuş. Devlet bürokrasisi ile yakın ilişkisi olan bir vakıf; örneğin Vakıf Başkanı aynı zamanda Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nda daire başkanı.</p>
<p>Vakfın web’deki tanıtım sayfasında şunlara yer verilmiş: “Ne Yapıyoruz? Türk eğitim tarihinin ulu çınarlarından doğan bilgi, birikim ve dayanışma kültürünü toplumsal faydaya dönüştürmek, fırsat eşitliği ilkesinden ödün vermeden, başarılı gençlere çağın gerektirdiği donanımları sunarak kendi alanlarına liderlik etmesi için bilgi ve birikimlerini artırmaya yönelik çalışmalar yapıyoruz.”</p>
<p><strong>Bir yorum</strong></p>
<p>Başarının ödüllendirilmesi güzel bir şeydir. Yukarıda anlattım, bizim bilgi yarışmamızdaki başarımızı da ödüllendirmişlerdi. Ama verilen otomobilleri görünce nereden nereye gelmişiz dedim kendi kendime. Haberi sosyal medyada okuyunca, hele işin içinde de “yerli ve milli” Togg olunca bu olumsuz bir propaganda diye düşündüm. Hayır, haber doğru idi.</p>
<p>Böyle bir ödülü tanınmak isteyen bir özel okul veya dershane yapsa yadırgamazdım ama bir vakıf, hem de asırlık okulların bir vakfı yapınca insan sorgulamadan edemiyor. Çünkü bu asırlık okulların böyle bir tanıtıma hiç ihtiyaçları yok. Hele de özel okul ücretleri gökyüzünde dolaşırken. Ama “Biz okulların değil, Togg’un reklamını yaptık” derlerse ona diyeceğim yok. Amaç, Togg stokunu indirmeye katkı ise ona da diyeceğim olmaz.</p>
<p>Verilen bu ödül yukarıda aktardığım vakıf söylemleriyle de bağdaşmıyor. Burada “Bilgi ve birikimlerini artırmaya yönelik çalışmalar yapıyoruz” ifadesi var. Otomobil tamamen tüketime dönük bir araçtır; bu çocukların bireysel gelişimine katkıyla uzaktan ya da yakından ilgisi yoktur. Bu para ile gençlerin gelişimine dönük daha şık, örneğin yurt dışı bursu gibi, daha bilinçli ve uzun dönemde faydalı olacak olanaklar sağlanabilirdi.</p>
<p>Yine aktardığım söylemde “fırsat eşitliği”ne gönderme var. Bu öğrencilere bu kadar yüklü bir ödül, fırsat eşitliği ilkesine hepten aykırıdır. Vakfın gelirlerinin sonsuz olduğunu sanmıyorum. Bu kadar yüklü paranın üç kişiye harcanması, diğer ihtiyaç sahiplerinin fırsatlarını kısıtlar. Bu para daha geniş bir kitleye imkân tanımak için kullanılabilirdi. Kaynaklar rasyonel kullanılmalıdır. Bu kadar yüklü ödülün üç kişiye tahsisi bir vakıf için rasyonel değildir.</p>
<p>Ben Liseler Arası Bilgi Yarışması’na hazırlanırken bana verilecek ödülleri düşünerek hazırlanmamıştım. Beni çalışmaya, öğrenmeye iten merakım ve o başarı duygusu olmuştu. Bu nitelikli gençleri de bu kadar yüksek maddi değeri olan bir ödülün çok fazla teşvik edeceğini düşünmüyorum. Onların geleceğine dönük bir ödülün onları daha mutlu edeceği görüşündeyim.</p>
<p>Bana 59 yıl önce verilen dolma kalem ve saat hâlâ duruyor; ve de kullanılır durumda. Acaba bu Togg’ları çocuklar ne kadar kullanabilecek? Vergilerini ve sigortalarını ödeyebilecekler mi?</p>
<p>Ödül törenindeki konuşmalar hakkında da bir şeyler söyleme gereği duydum. Yıllar önce İTÜ’ye bir konuşma yapmam için rahmetli Prof. Dr. Orhan Kural tarafından davet edilmiştim. Orhan Hoca ile konuşurken bana şu soruyu sormuştu: “Hocam şimdi ‘Mühendislik Etiği’ diye bir dersimiz bile var. Sizin zamanınızda var mıydı?” Ben de “Bizim zamanımızda dersi yoktu, kendisi vardı” demiştim. Vali’nin “merhamet ve vicdan” vurgusunu okuyunca bu konuşmayı hatırladım. Böyle bir konuşmayı emrindeki emniyet güçlerine de yapsa çok hayırlı olur görüşündeyim. Öte yandan Merkez Bankası Başkanı’nın “Sizden farklı düşünen insanları dinleyin” sözü de manidar. Acaba “enflasyon, faizin sonucudur” diyenlere mi bir gönderme yapıyor diye merak ettim.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Gençlerin başarısı kutlanmaya değer. Onlara yaşamları boyunca başarı diliyorum. Asırlık Okullar Vakfı da hayırlı bir vakıf; üstün başarılı bu üç genci ödüllendirmeleri de güzel. Ancak ödüllendirmede ölçü kaçmış. Vakıf yöneticileri vakıf paralarını harcarken rasyonel olmalıdır. Amacı gençleri geliştirmek olan bir vakıf, parasını eğitime harcamalıdır, hovardaca davranmaktan, şatafattan kaçınmalıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uc-basari-ve-bir-basarisiz-odullendirme-86585</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üç başarı ve bir başarısız ödüllendirme ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/surdurulebilir-ekonomi/yesil-bretton-woods-duzenine-ihtiyac-var-86595</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Yeşil Bretton Woods&#039; düzenine ihtiyaç var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FERZAN ÇAKIR</strong></p>
<p>COP31’e az bir zaman kala iklim finansmanı, iklim gündeminin en tartışmalı başlıklarından biri olmayı sürdürüyor. 2024’te düzenlenen COP29’da, gelişmiş ülkelerin öncülüğünde gelişmekte olan ülkelere sağlanacak iklim finansmanının 2035’e kadar yıllık en az 300 milyar dolara ulaşması kararlaştırılmıştı. Kamu ve özel tüm kaynakları kapsayan daha geniş hedef ise yıllık 1,3 trilyon dolar olarak belirlenmişti.</p>
<p>Ancak Oxfam’ın Temmuz 2026’da yayımladığı analiz önemli bir soruna dikkat çekiyor. 2024 yılında gelişmekte olan ülkelere yaklaşık 137 milyar dolarlık iklim finansmanı sağlandı. Bunun 106 milyar doları kamu kaynaklarından geldi. Kamu finansmanının 69 milyar doları, yani yüzde 65’i ise kredi olarak verildi. Bu tablo ise başka bir soruna işaret ediyor: İklim krizindeki payı daha düşük gelişmekte olan ülkeler, bu kez yeşil dönüşümü finanse etmek için borçlanıyor. Bu durum da yeni bir iklim adaletsizliğine yol açıyor. İklim finansmanındaki bu açmazı, mevcut sistemin sorunlarını ve COP31’e giderken atılması gereken adımları Kadir Has Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. A. Erinç Yeldan ile değerlendirdik.</p>
<h2>Yeşil dönüşüm ve finans piyasalarının zaman uyumsuzluğu</h2>
<p>İklim finansmanındaki sorunun yalnızca kredilerin yarattığı borç yüküyle sınırlı olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Erinç Yeldan, yeşil dönüşümün giderek finans piyasalarının kısa vadeli mantığına çekilmesine dikkat çekiyor: “Küresel finans dünyası doğası gereği çok kısa bir zaman içinde çalışıyor. Hatta ‘tıklama kapitalizmi’ dediğimiz, milisaniyelik süreler içerisinde işleyen bir yapıdan söz ediyoruz. Yeşil dönüşüm nedeniyle ortaya çıkan büyük meblağlar da finans dünyasının kısa vadeli, spekülatif anlayış zincirine çekilmeye başladı. Sürdürülebilir büyüme, yenilenebilir enerjinin finansmanı, mitigasyon giderek alınır satılır finansal ürünler haline dönüştürüldü.”</p>
<p>Bu işleyişin somut örneklerinden biri olarak karbon piyasalarını gösteren Yeldan, Avrupa ETS’nin sonuçlarını vurguluyor: “Avrupa Emisyon Ticaret Sistemi’nde toplam emisyonlarda bir daralma var fakat bu neredeyse tamamen elektrik ve enerji sektöründen geliyor. Havayolu şirketlerinin emisyonları artarken sanayi ise 2013 düzeyine yakın seyrediyor. Yani sistem çok yavaş çalışıyor; istisnalar, denkleştirmeler, ertelemeler ve verifikasyon problemleri var. Karbonsuzlaşma uzun vadeli bir dönüşüm gerektiriyor. Finans piyasası ise ‘Ben nereden, ne kadar, hangi piyasada, hangi üründen kazanç elde ederim?’ mantığıyla çalışıyor ve uzun vadeli hedef gözden kaçıyor. Buna iktisat literatüründe ‘zaman uyumsuzluğu’ diyoruz.”</p>
<h2>Krediye en çok ihtiyaç duyan dışarıda kalıyor </h2>
<p>Kredi ağırlıklı iklim finansmanının da mevcut eşitsizliklere yeni bir katman eklediğini belirten Prof. Dr. Yeldan, krediye en fazla ihtiyaç duyan ülkelerin ve işletmelerin finansmana erişimde daha fazla zorlanabildiğine işaret ediyor: “Gelişmekte olan piyasaların, küçük ve orta boy işletmelerin, en çok krediye ihtiyacı olan şirketlerin finansmana erişimde giderek dışarıda kalması söz konusu. Finans piyasasının kâr, çıkar ve uluslararası normlara dayalı kıstaslarına tabi tutulması, zaten çok sağlam olmayan kredi tahsis mekanizmasına bir de eşitsizlik boyutu ekledi. O bakımdan sürdürülebilir finansmanın mutlaka uluslararası denetime tabi ve kamu kaynakları üzerinden yürütülmesi gerektiğini düşünüyorum. Aksi halde yetersiz finansallaşmanın karbon adaletsizliğini kalıcı hale getireceğini düşünüyorum.”</p>
<h2>Hibe de tek başına yeterli değil </h2>
<p>Gelişmekte olan ülkelere sağlanan iklim finansmanında kredi yerine hibe ve borç yaratmayan kaynakların artırılması yönünde çağrılar yapılırken Prof. Dr. Yeldan, bu noktada da önemli bir riske dikkat çekiyor: “Karşılıksız hibeler kulağa çok hoş geliyor fakat tehlikeli bir yönü var. Temiz dönüşüm için yalnızca kaynak değil, yenilenebilir enerji altyapısı, teknoloji ve nitelikli iş gücü de gerekiyor. Aksi halde bu kaynak yeşil badanaya dönüşebilir; mevcut üretim ve tüketim kalıpları devam eder. Gelişmiş ülkeler de ‘Biz elimizden geleni yaptık’ diyerek vicdan temizliği yapabilir.”</p>
<h2>Eşitsizliğin yeşil hali “karbon kolonyalizmi” </h2>
<p>Prof. Dr. Yeldan karbon denkleştirmeleri konusunu ise şöyle ifade ediyor: “Hindistan’da, Amazonlar’da yeni orman tahsisleri üzerinden karbon salımı denkleştiriliyor. Çevresel fayda yaratıldığı söylenirken, aynı tüketim alışkanlıkları, teknolojiler, fiyatlama davranışları ve fosil yakıta dayalı karbon salımı devam ediyor. COVID döneminde aşı sömürgeciliğini gördük; bugün benzer bir eşitsizlik karbon alanında karşımıza çıkıyor. Birçok siyaset bilimci bunu ‘karbon kolonyalizmi’ olarak adlandırıyor.”</p>
<h2>Türkiye ETS’sinde gevşek kota riski </h2>
<p>Türkiye’de ise tartışma Emisyon Ticaret Sistemi’nde (ETS) iklim hedefini hesaplama biçiminden başlıyor. Türkiye, emisyonlarını bugünkü seviyeden mutlak olarak azaltmayı değil, gelecekte ulaşacağı varsayılan daha yüksek bir seviyeden düşürmeyi hedefliyor. Buna “artıştan azaltım” deniliyor. Türkiye’nin güncellenmiş ilk Ulusal Katkı Beyanı’nda (NDC), herhangi bir önlem alınmadığı senaryoda 2030 emisyonlarının 1 milyar 175 milyon tona ulaşacağı varsayılıyor. Yüzde 41’lik azaltım hedefi de bu yüksek referans üzerinden hesaplanıyor. Yeldan’ın itirazı tam da burada başlıyor: “Çok abartılı bir projeksiyon yapıldı. Sonra da o projeksiyondan artıştan azaltım hedefi kondu. Yani mutlak azaltım hedefi hiç koyulmadı.”</p>
<p>Bu hesaplama ETS açısından da önem taşıyor. Çünkü ETS’de kota sıkılaştıkça şirketlere tanınan emisyon hakkı azalıyor. Bu da karbon fiyatı üzerinde yukarı yönlü baskı yaratarak şirketleri emisyonlarını azaltmaya ve daha temiz teknolojilere yönelmeye teşvik ediyor. Referans emisyonun yüksek tutulması ve buna paralel gevşek bir kota belirlenmesi ise şirketlerin dönüşüm üzerindeki baskısını azaltabiliyor. Yeldan, Türkiye açısından asıl riski de burada görüyor: “Emisyon Ticaret Sistemi’nin çalışabilmesi için karbon kotasının gerçekçi, biraz da sert bir boyutta olması ve zaman içinde azaltılıp Türkiye özelinde 2053’te net sıfırlanması gerekiyor. Türkiye’nin yerli Emisyon Ticaret Sistemi’ndeki en büyük tehlike, AB'nin 2005-2012 arasında yaşadığı gerçek dışı, çok aşırı gevşek karbon kotası uygulamasının tekrarlanması. Böyle bir durumda caydırıcı bir karbon fiyatı oluşmayacak, karbonsuzlaşma da gecikecek.”</p>
<h2>Sihirli bir reçete yok </h2>
<p>Prof. Dr. Yeldan’a göre çözüm, üretim ve tüketim biçimlerini değiştirecek dönüşümün sağlanması ve bunun için gerekli finansmanın yaratılmasından geçiyor: “Herkes mutlu olsun, herkes kâr etsin, tüketim alışkanlıklarımız değişmesin ama çevre de temizlensin... Çekmecede böyle sihirli bir reçete yok. Servet vergisi, karbon vergisi ve tüketim vergisiyle hem karbonsuzlaştırmanın hem hibelerin finansmanı sağlanabilir, hem de tüketim kalıplarını dizginleyecek adımlar atılabilir. Üst gelir grupları ve çok büyük şirketler çok daha yüksek oranlarda vergilendirilebilir. Bunun uluslararası düzeyde yapılması gerekir çünkü söz konusu şirketler dünya şirketi. Uluslararası düzeyde vergilendirmeyi sağlayacak yeni bir Bretton Woods sistemi kurgulanması çok önemli bir adım olacaktır. Bahsettiğim Bretton Woods’u geri getirmek değil; küresel eşitsizlikleri ve hiper tüketim alışkanlıklarını azaltacak, teknolojileri değiştirecek, yoksul uluslara kaynak sağlayacak yeşil bir Bretton Woods, bir Robin Hood Bretton Woods’u... Bu da benim ütopyam olsun.”</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">BRETTON WOODS NEDİR?</span></h2>
<p>Bretton Woods sistemi, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından küresel ekonomiye istikrar kazandırmak amacıyla 1944’te kurulan uluslararası para ve finans düzeniydi. Bu sistem kapsamında Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası’nın temelleri atıldı. Kavram bugün hâlâ kapsamlı uluslararası iş birliklerini tanımlamak için kullanılıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/surdurulebilir-ekonomi/yesil-bretton-woods-duzenine-ihtiyac-var-86595</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/5/1280x720/erinc-yeldan-1788242179.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ COP31 yaklaşırken iklim finansmanındaki açık kadar, paranın nasıl sağlandığı da tartışılıyor. Gelişmekte olan ülkelere aktarılan kamu finansmanının yüzde 65’inin kredi olması, yeşil dönüşümün yeni bir borç ve eşitsizlik döngüsü yaratabileceği endişesini büyütüyor. Prof. Dr. Erinç Yeldan’a göre sorun kaynak yetersizliği değil; uzun vadeli iklim hedeflerinin kısa vadeli finans mantığına teslim edilmesi. Yeldan, çözüm için karbon ve servet vergilerinden uluslararası kamu finansmanına uzanan yeni bir “yeşil Bretton Woods” düzenine ihtiyaç olduğunu söylüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-ekonomi-teknoloji-ve-sanayinin-ardindan-dunyanin-ucuncu-buyuk-sektoru-86593</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeşil ekonomi, teknoloji ve sanayinin ardından dünyanın üçüncü büyük sektörü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yeşil dönüşümün geleceği yalnızca ne kadar büyüdüğüyle değil, bu büyümenin nasıl finanse edildiğiyle de şekilleniyor. Ferzan Çakır’ın Prof. Dr. Erinç Yeldan ile gerçekleştirdiği röportaj, iklim finansmanının görünmeyen tarafını; kredi ağırlıklı sistemin gelişmekte olan ülkeler üzerinde yarattığı borç yükünü ve karbon adaleti tartışmasını mercek altına alıyor.</p>
<p>London Stock Exchange Group’un (LSEG) yayımladığı Investing in the Green Economy 2026: Resilience and Reacceleration (Yeşil Ekonomiye Yatırım 2026: Dayanıklılık ve Yeniden Hızlanma) raporu ise, aynı dönüşümün sermaye piyasalarındaki diğer yüzünü ortaya koyuyor. Rapora göre finansman açığı büyürken, finanse edilmesi gereken yeşil ekonomi de hızla büyüyor.</p>
<p>Veriler, küresel yeşil ekonominin piyasa değerinin ilk kez 10 trilyon dolar sınırını geçtiğini ortaya koyuyor. Bu büyüklük tek başına bir sektör olarak kabul edilseydi, yeşil ekonomi bugün teknoloji ve sanayinin ardından dünyanın üçüncü büyük sektörü olacaktı. Üstelik bu büyüme oldukça geniş bir alana yayılıyor.</p>
<p>LSEG’nin yeşil ekonomi tanımı yenilenebilir enerjiden temiz suya, enerji verimliliğinden geri dönüşüme, temiz ulaşımdan çevresel hizmetlere kadar çevresel fayda sağlayan ürün ve hizmetleri kapsıyor. Rapora göre 2025 yılında yeşil gelirler yüzde 5,3 arttı. İzlenen 133 yeşil ürün ve hizmet kategorisinin 99’unda gelir artışı kaydedildi.</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">Yeşil ekonomiyi büyüten nedenler değişiyor</span></strong></p>
<p>Fakat raporun en önemli mesajı sadece 10 trilyon dolarlık büyüklük değil. Yeşil ekonomiyi büyüten gerekçelerin değişiyor olması. Yıllardır yeşil dönüşümü ağırlıklı olarak karbonsuzlaşma, net sıfır hedefleri ve iklim politikaları üzerinden konuştuk. Bugün bunların yanına çok daha güçlü ekonomik ve stratejik gerekçeler ekleniyor: Enerji güvenliği, elektrifikasyon, rekabetçilik ve tedarik zincirlerinin dayanıklılığı.</p>
<p>Özellikle artan elektrik talebi bu dönüşümde belirleyici hale geliyor. Yapay zekâ, veri merkezleri, ulaşım ve sanayinin elektrifikasyonu küresel enerji sisteminin önüne dev bir talep koyuyor.</p>
<p>Bu nedenle yatırımcı temiz enerjiyi “gezegen için doğru yatırım”ın çok daha ötesinde, enerji arzını güvence altına almak, maliyetleri yönetmek ve geleceğin ekonomik altyapısında yer almak açısından stratejik bir yatırım olarak görüyor.</p>
<p>LSEG raporu da, mevcut enerji şoklarının yeşil dönüşümü yavaşlatmak yerine bazı alanlarda hızlandırabileceğine dikkat çekiyor. Çünkü enerji arzındaki kırılganlıklar, ölçeklenebilir yerli ve yenilenebilir enerji teknolojilerinin enerji güvenliği açısından taşıdığı değeri daha görünür hale getiriyor.</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">Yeşil tahvilde 605 milyar dolarlık rekor</span></strong></p>
<p>Rapora göre, finans piyasalarında da benzer bir hareketlilik var. Küresel yeşil tahvil ihracı 2025 yılında yüzde 5,7 artarak 605 milyar dolarla tarihi zirveye ulaştı. Dolaşımdaki toplam yeşil tahvil hacmi ise 2026’nın ilk çeyreği sonunda 3,3 trilyon dolara çıktı. Şirketler ihraçlarda ağırlığını korurken en güçlü büyüme Asya-Pasifik bölgesinde gerçekleşti.</p>
<p>Bu rakamlar yeşil yatırımlara yönelik sermaye talebinin ortadan kalkmadığını gösteriyor. İşte bu noktada da, Prof. Erinç Yeldan’ın finansman tartışmasına geri dönüyoruz. Bir tarafta 10 trilyon doları aşan ve yatırımcı açısından giderek daha cazip hale gelen bir yeşil ekonomi var. Diğer tarafta gelişmekte olan ülkelerin dönüşümü gerçekleştirebilmek için hâlâ yüksek maliyetli finansmana ve borca bağımlı olduğu bir sistem.</p>
<p>Dolayısıyla önümüzdeki dönemde en az yeşil büyüme kadar, büyümenin kim tarafından finanse edildiği, sermayeye kimin hangi maliyetle erişebildiği ve yaratılan ekonomik değerin nasıl paylaşıldığı da önemli olacak. 10 trilyon dolarlık yeşil ekonomi büyürken, bu dönüşüm gerçekten herkes için bir fırsata dönüşebilecek mi?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-ekonomi-teknoloji-ve-sanayinin-ardindan-dunyanin-ucuncu-buyuk-sektoru-86593</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeşil ekonomi, teknoloji ve sanayinin ardından dünyanın üçüncü büyük sektörü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fonlara-sinir-yeter-mi-borsada-gercek-denetim-nasil-olmali-86590</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fonlara sınır yeter mi: Borsada &#039;gerçek&#039; denetim nasıl olmalı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Fonlarla ilgili beklenen düzenleme geldi, borsada endeks kurallarıyla ilgili olanın ise eli kulağında. Borsayla ilgilenenler doğal olarak düzenlemenin maddelerine, fonların hangi hissede ne kadar pozisyon taşıyabileceğine bakıyor. Ancak durup “Bu noktaya nasıl geldik?” sorusunu yanıtlanmamız gerekiyor.</p>
<p>Son iki yılda bazı hisselerde olmadık işler oldu. Tüm seans yerlerde sürünen hisse kapanıştan bir dakika önce tavan oluyordu. Bir serbest fon, zarar açıklamış şirketin hissesini alıyor ve ardından tavan serisi başlıyordu. Kimse de “Ne oluyor?” diye sormuyordu.</p>
<p>“Bu işin sonu felaket, tedbir almak şart” demek için MSCI’nın “organize işlemler” açıklaması beklendi ve ardından mıntıka temizliği hızlandı.</p>
<p>Gelişmeleri SPK’nın eski başkanlarından biriyle konuştum. “Denetimi bir kurallarla, iki birbirini denetleyen sistemlerle, üç yerinde denetimle yapabilirsin” dedi. Kurallar var ve yenileri de geliyor. Ancak ikinci yöntemde biraz zayıfız gibi görünüyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a9664843101c-1788241028.png" alt="" width="439" height="182" />
<figcaption><strong>Son iki yılda bazı hisselerde olmadık işler oldu. Tüm seans yerlerde sürünen hisse kapanıştan bir dakika önce tavan oluyordu. </strong></figcaption>
</figure>
<p>Bir hisse birkaç saniye içinde olağan dışı hareket ediyorsa sistemin ertesi gün değil, mümkünse o anda alarm vermesi şart. “Kimler işlem yaptı?”, “Hangi hesaplar devreye girdi?”, “Hangi aracı kurumlar devrede?” sorularının yanıtı araştırılmalı. Teknolojinin bu denli geliştiği bir dönemde bunlar zor değil. Tek başlarına normal görünen işlemler, süreç içinde birlikte değerlendirildiğinde ortaya bambaşka bir tablo çıkabilir.</p>
<p>Bir de yaptırım meselesi var.</p>
<p>Aylar süren incelemeler sonunda verilen idari para cezaları, elde edilen kazanç veya yaratılan piyasa etkisi yanında küçük kalıyorsa bunun adı caydırıcılık olmaz. Manipülatörün hesabı “Yakalanırsam ne kadar öderim?” değil “Bunu yaparsam gerçekten yakalanır mıyım?” olmalı.</p>
<p>Meselenin özü burada. </p>
<p>Bir de yabancı (!) yatırımcılar var. Özellikle sığ tahtalarda işlem yapanların gerçekten yabancı olup olmadıkları sorgulanmalı. Piyasadaki tabirle: Aralarında “bıyıklı yabancılar” da var mı?</p>
<p>Çünkü yatırımcının kim olduğunu bilmiyorsak, piyasayı gerçekten izliyor muyuz? KYC’nin yani bankacılık ve finans sektöründeki “Müşterini Tanı”nın amacı müşteriyi tanımak. Şüpheli işlemlerde gerçek yatırımcıyı ve ilişkilerini tespit etmek şart.</p>
<p>SPK bunu istemeli. “Yabancı aracı kurumlar isimleri vermez” denebilir. Peki vermezse? Geçmişte bir SPK Başkanının yaptığı gibi, Türkiye piyasasında işlem yapmalarını engellersin, olur biter.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fonlara-sinir-yeter-mi-borsada-gercek-denetim-nasil-olmali-86590</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Son iki yılda bazı hisselerde olmadık işler oldu. Tüm seans yerlerde sürünen hisse kapanıştan bir dakika önce tavan oluyordu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kasaya-428-milyon-dolar-girdi-yabanci-369-puan-pay-topladi-86588</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kasaya 428 milyon dolar girdi, yabancı 3,69 puan pay topladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST 30 geçtiğimiz haftayı %0,38 yükselişle geride bırakırken, yabancılar 18 hissede paylarını azaltıp 12 hissede alım yaptı. En fazla alım Sabancı Holding hissesinde gözlendi. Endeks genelinde lokomotif hisselerde yoğunlaşan yer değişimler piyasanın yönelimini işaret ediyor.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz hafta BIST 30 Endeksinde hisse bazlı hareketler öne çıkarken, yabancıların alım eğilimi banka ve kamu ağırlıklı hisselerde yoğunlaştı. Sabancı Holding, Yapı Kredi Bankası ve BİM hisselerinde paylarını artırdılar. Ereğli Demir Çelik’te beş günlük düzenli alımları dikkat çekti. Turkcell ve Sasa’da ise payları geriledi. İşlemler yabancının kısa vadeli hareket ettiğini söylüyor. Yatırımcıların, fonların kısa vadeli alım satım hamlelerine bakıp kendi uzun vadeli pozisyonlarını bozmak yerine, bilançolardaki temel kârlılık oranlarına odaklanarak hareket etmeleri daha sağlıklı olacaktır.</p>
<h2>Kredi maliyetini düşürdü</h2>
<p>Yabancılar geçtiğimiz hafta en fazla satışı 2,91 puanla Turkcell’de gerçekleştirirken payları %11,73’e geriledi. Yılın ilk yarısında gelirini %6 artıran firma, dönem sonunda kârını %3 büyüttü. Turkcell, haziranda Çin menşeli kredisinin ikinci dilimini 700 milyon Çin yuanı olarak güncellerken, faizini %4,30 seviyesine çekti. Bu yolla maliyetini azalttı. Sasa’da yabancı 1,79 puanlık satışla payını %34,29’a düşürdü. Tahsisli sermaye artırım kararı alan firma, 7,18 milyar TL nakit sağlayacak. Paylar hakim ortak Erdemoğlu Holding’e satılacak. Altı aylıkta 491,9 milyon TL kâr açıklayan Sasa’nın devreye alınan yatırımlarının etkisi kendisini gösteriyor. Hissedeki fon sayısı ise 69’dan 73’e çıktı.</p>
<h2>Payını nakde çevirdi</h2>
<p>Geçtiğimiz hafta yabancı fonlar en fazla alımı Sabancı Holding hissesinde gerçekleştirdi. Paylarını 3,69 puan artırarak %35,21’e çıkardılar. Holding, portföyündeki iki önemli firmadaki payını satarken sadeleşmeye gitti. Akçansa’daki %39,72 payın satışından 428 milyon dolar nakit girişi sağladı. Carrefoursa’nın satışından ise zarar yükünden kurtuldu.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a96608cb4b48-1788240012.png" alt="" width="999" height="526" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>ALTIN SPOT MU, DÜZENLİ ALIM MI?</strong></p>
<p>Altın spot; getiri gücü, enflasyon kalkanı, düşük maliyet yükü, fiyatı kilitleme. Zamanlama hatası, baskı, nakit sıkışıklığı, manevra eksikliği. Düzenli alım; ortalama maliyet, kolaylık, düşüş fırsatı, disiplin, sakinlik. Yavaş büyüme, nakit erimesi, artan maliyet, takip yükü, sabır zorluğu.</p>
<p><strong>Körfez Bölgesi’ndeki raylı sistemlerle ilgili işlerde birlikte hareket etmek istiyor</strong></p>
<p>Mia Teknoloji’nin Katarlı firma ile giriştiği iş birliğinden beklenti nedir? ● Turgay Bozkan</p>
<p>Turgay, Mia Teknoloji’nin Katar merkezli Al Jaber Engineering ile imzaladığı iş birliği sözleşmesinde yakın dönemde hayata geçirilecek somut bir projeden ya da varılan kesin bir anlaşmadan bahsedilmiyor. Sözleşme kapsamında; Körfez Bölgesi’nde gerçekleştirilmesi planlanan demiryolu ve raylı sistemler, metro, altyapı ve inşaat projelerine yönelik tedarik, altyapı hizmetleri ve teknoloji çözümlerinin taraflarca birlikte sunulması amaçlanıyor. Firma haziranda da Kuveytli bir firma ile imzaladığı mutabakat zaptını yatırımcısıyla paylaşmıştı.</p>
<p><strong>Almaya karar verdiği makineyle üretim hızı artarken, süre kısalıp maliyeti azalacak</strong></p>
<p>Duran Doğan’ın alacağı ofset makina kendisini kaç yılda amorti edecek? ● Arif Kurt</p>
<p>Arif; Duran Doğan Basım, mevcut makine parkurundaki bir ofset baskı makinesinin yerine geçmek üzere Almanya menşeli firmadan yeni ofset baskı makinesi almaya karar verdi. 4,1 milyon euroya alacağı baskı makinesinin kapasiteyi ne kadar artıracağına veya kendini kaç yılda amorti edeceğine dair net bir veri paylaşmadı. Ancak mevcut parkurun yenilenmesiyle üretim hızının artacağını, maliyetlerin düşeceğini ve teslim sürelerinin kısalacağını belirtiyor. Tutarın 615 bin eurosu peşin ödenirken, kalanı 5 yıl vadeli finansal kiralamayla finanse edilmekte.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>TPL fonu eurobond araçlarına yatırımla getirisi son bir yılda %21’de kaldı</strong></p>
<p>TEB Portföy’ün yönetimindeki Eurobond (Döviz) Borçlanma Araçları Fonu (TPL), düzenli ancak sınırlı bir yükseliş ivmesi sergiliyor. Performansı dövizin yönelimiyle paralellik gösteriyor. Fonun hacmi marttan bu yana daraldı. Ağustosta ise önceki aya göre bir miktar artarak 500,8 milyon TL’ye çıktı. Bununla birlikte nisandan bu yana gözlenen para çıkışı azalsa da devam ediyor. Ağustosta fondan 7,3 milyon TL nakit çıkışı yaşandı. Yatırımcı sayısında belirgin değişim olmazken şimdilerde sayı 1.517 kişi. Stratejisi döviz cinsinden ihraç edilen borçlanma araçlarına yatırım yapmak üzerine kurulu. Portföyündeki kamu dış borçlanma araçları %50,26 ve özel sektör dış borçlanma araçları %40,33 paya sahip. Yıllıkta %21,45 getiri sağlayan portföy, aynı sürede %28,90 yükselen BIST 100 Endeksinin gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Nurol Varlık Kiralama, %41,62 bileşik getiriyle 525 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Nurol Varlık Kiralama, 27.08.2026 günü kira sertifikası ihraç etti. Toplam tutarı 525.000.000 TL olan kira sertifikasının, yıllık basit getirisi %38, bileşik getirisi ise %41,62 düzeyinde. Tek kupon ödemeli kira sertifikası 182 gün vadeli ve ödeme tarihi 26.02.2027 olarak belirlendi. Kupona isabet eden getiri oranı %18,95 olacak. 28 Ağustos tarihli TLREFK %36,66 seviyesinde bulunuyor. Nurol Yatırım Bankası’nın fon kullanıcısı olduğu kira sertifikası yıllık %38 basit getirisi, TLREFK’nın 1,34 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin önerdiği getiri, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcıları için uygun bir seçenek olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra kira sertifikası piyasada TRDNVKA22748 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a96605f0f241-1788239967.png" alt="" width="972" height="238" /><strong>TÜRK ALTIN İŞLETMELERİ</strong></p>
<p><strong>Ağrı’daki altın madeninde ilk dökümü yaparak üretime geçti. Kapasitesi büyüyor</strong></p>
<p>Türk Altın İşletmeleri, Ağrı Diyadin’de bulunan Mollakara Altın Madeni’nde ilk altın dökümünü gerçekleştirerek üretime geçti. Toplam 471 bin ons görünür ve muhtemel rezerve sahip tesiste, 2026 sonuna kadar 32 bin ons altın üretilmesi hedefleniyor. Projenin operasyonel aşamaya geçmesi, şirketin üretim kapasitesinde ve finansal sonuçlarında kalıcı bir büyümeye imkan sağlayacak. Firma yılın ilk yarısında gelirini %48 büyüterek 14,08 milyar TL’ye çıkarırken, dönem sonunda %28’lik artışla 2,8 milyar TL kâr elde etti. Hissenin fiyatı marttan bu yana yatayda dalgalı seyrediyor.</p>
<p><strong>DURUKAN ŞEKERLEME</strong></p>
<p><strong>Olumlu ilerlediği belirtilen iş birliğiyle alakalı satış tutarlarını paylaştı</strong></p>
<p>Durukan Şekerleme geçtiğimiz nisanda yaptığı açıklamada; bağlı iştiraki A2Z’nin, İngiltere merkezli bir firmanın ticari faaliyetlerini ve bu faaliyetlere ilişkin nakit akışını devralmaya yönelik iş birliği görüşmelerin olumlu ilerlediğini duyurmuştu. Yeni açıklamada buna atıf yaparak söz konusu ticari faaliyetlerin A2Z bünyesinde yürütülmesine yönelik süreçte toplam 1,36 milyon sterlin tutarında satış gerçekleştirildiğini duyurdu. Ayrıca aynı ticari faaliyet kapsamında 721,16 bin sterlinlik sipariş aldığını belirtti. Görüşmenin anlaşmaya döndüğü anlaşılıyor.</p>
<p><strong>SKYALP FİNANSAL TEKNOLOJİLER</strong></p>
<p><strong>Takasbank’tan 1,88 milyon dolarlık iş aldı. Tutar yıllık gelirinin %34’ü düzeyinde</strong></p>
<p>Skyalp Finansal Teknolojiler, TAKASBANK ile önemli bir hizmet sözleşmesine imza attı. Merkezi veri depolama ürününün kurulum, bakım ve destek hizmetlerini kapsayan işin bedeli KDV hariç 1,88 milyon dolar olarak belirlendi. Tutar şirketin yıllık gelirinin %34,28’i seviyesinde. Firmanın sermaye piyasalarının önemli finansal kurumlarından biriyle döviz bazlı yaptığı anlaşma, iş hacmi ve prestiji açısından önemli bir referans olarak değerlendirilmeli. Şirket ağustos ayı içinde Borsa İstanbul ile de benzer hizmetle alakalı 1,75 milyon dolar tutarlı sözleşme imzalamıştı.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Deniz GMYO bir aydır tabanda yatay hareket ediyor. Üç fon ise payını sıfırladı</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9660436d583-1788239939.png" alt="" width="303" height="239" />Deniz GMYO’da fonlar satış ağırlıklı işlem yaparak, paylarını sıfırlama yoluna gittiler. Hisseyi portföyünde bulunduran fonlardan DTL 500 bin lot ile en fazla satışı yaparken DNH fonunun satış miktarı 55,7 bin lot seviyesinde gerçekleşti. Hisse için öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. En fazla paya sahip olan iki fon Deniz Portföy’ün yönettiği DTL ve DNH fonları idi. Bu iki fonun paylarını sıfırlamalarının yanı sıra Global Menkul Değerler Portföy’ün GNH fonu da 6,5 bin lot satış ile hisseden çıktı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kasaya-428-milyon-dolar-girdi-yabanci-369-puan-pay-topladi-86588</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kasaya 428 milyon dolar girdi, yabancı 3,69 puan pay topladı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iki-marksizm-86582</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> İki Marksizm</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Aslında ikiden fazladır; yani çeşitli Marksizmler vardı. Marksizm terimini siyasi akım anlamında değil teorik bir çerçeve veya sosyal bilimlerde bir araştırma programı anlamında kullanıyorum. Marksizm değil Marksizmler denebilir ancak bakışı sınırlandırırsak 20. Yüzyılın ikinci yarısının en önemli iki Marksist felsefecisi olarak Louis Althusser ve Gerald Allan Cohen’i görmek mümkündür. Bu böyle ama aslında iki düşünürün ne kültürel ne yöntemsel ne felsefi ne siyasi bir yakınlığı bulunuyor. Althusser 1918’de Cezayir’de doğmuş, Paris eğitimli (Ecole Normale Supérieure), 30 yaşına kadar Katolik olan bir Marksist iken 1941 Montréal-Kanada’da Yahudi, proleter ve Marksist bir ailede doğan Cohen McGill ve Oxford mezunu. Arada hem 23 yaş fark var hem de Cezayir + Paris ve Montréal gençliğin geçtiği mekânlar olarak çok farklı yerler. Mekân ve zaman farkının bambaşka insanlar ve tarzlar yaratması beklenirdi ve öyle de olmuştur. Her ikisinin de asıl eserlerini 10-12 yıllık bir zaman diliminde verdikleri söylenebilir. Althusser için bu 1958-1970 arası 12 yıl ise –40-52 yaş arası- Cohen için 1978-1990 arasıdır –37-49 yaş arası. Cohen daha sonra da yazmıştır; keza Althusser de. Ancak her ikisinin de sonraki yazıları ilk çıkışı sağlayan parlak dönem eserlerinin gölgesinde kalan yazılardır. Yine de Cohen’in 2009 yılında basılan ve ilk hali 2001 yılına dayanan <em>Why Not Socialism?</em> kitapçığının ve Althusser’in 1980 civarı son katkılarının mukayesesi –tıpkı karşılaştırılamaz görünen <em>Pour Marx</em> (1965) ve <em>Karl Marx’s Theory of History: A Defence</em> için yapılabileceği gibi- denenebilir. Cohen’in Einstein’ın <em>Why Socialism?</em> (Neden Sosyalizm?) isimli 1949 tarihli denemesine gönderme yapan kitapçığını (Neden Sosyalizm Değil? ve Althusser’in 1980 civarı Freud, Lacan ve Marx temalı yazılarını okumak bize açık bir fikir veriyor: G.A. Cohen (2009), <em>Why Not Socialism? </em>Princeton University Press. Louis Althusser (1993), <em>Ecrits sur la psychanalyse</em>, STOCK/IMEC; özellikle 1980 civarı yazılar –örneğin Sur Marx et Freud, Althusser (1993: 222-245).</p>
<p>Bilindiği gibi Althusser kendisine büyük ün kazandıran <em>Pour Marx</em> ve bir ölçüde <em>Lire le Capital</em> I ve II’ye katkılarında öne sürdüğü görüşleri kademeli olarak terk etmiştir. Açık özeleştirisi olan <em>Elements d’Autocritique </em>1974 yılında basılmıştır. Trajedi öncesinde (1980), 1977’den itibaren, Marksizm’i yorumlama serüveninin başlangıç noktasına döndüğü iddia edilebilir. Marx’ın a-Hegelci bir yorumunu yaparken Gaston Bachelard ve Thomas Kuhn temaları olan epistemolojik engel, sorunsal (problematik, model veya paradigma), Georges Canguilhem temaları olan gerçeğin üretilmiş olması ve bilim insanlarının üretimlerinin toplumsal yapılar/sosyal kurgular oluşu –Burada Pierre Macherey’nin <em>Pour une théorie de la production littéraire</em> isimli kitabı akla geliyor: Macherey (1966), ideolojinin illüzyon olmayıp maddi bir pratik oluşu gibi temalara başvuruşu ilgi çekicidir. “Öznesiz ve ereksiz bir süreç” Marksizm’den teleolojiyi tamamen kovma denemesidir ve 13. Yüzyılda zaman kavramının değişmesiyle karşılaştırılabilir; sonsuz bir süreklilik (sempiternity) kavramı Hristiyan için zamanın anlamını değiştirmişti. Burada “sempiternity” sadece limitte sonsuzluk, örneğin plim (probability limit) olmayıp sürekli bir limit halidir veya zamandan bağımsız sürekli bir sonsuzluk durumudur. Sonsuzluğa doğru uzanmaz. Örneğin Tanrı, zaten her (zamandan bağımsız) “anda” sonsuzdur. Althusser’in özeleştirisinde tarihselciliği –ve teleolojiyi- eleştirebilmek için yapısalcılığa fazla saptığını dile getirmesi kanımızca yerindedir: Eléments d’auto-critique, 1974). Marx’ın tarih felsefesinin Hegel’den kökünden farklı olduğunu savunmasının, yer yer şık tezlerle bezeli olmakla birlikte, açık kanıtlar karşısında inandırıcı olamaması da doğaldır. Bunu kolayca görmek için <em>Pour Marx</em>’ı Gerald Allan Cohen’in klasiğiyle birlikte okumayı önermek mümkün: Cohen (1978), <em>Karl Marx’s Theory of History: A Defence</em>, Princeton University Press. Tam da Marksizm rasyonalist ve kapalı bir diyalektik ve açıkça Hegelci bir tarih felsefesi önerdiği için, objektivist bir rasyonalizmden uzaklaşılmaya –dolayısıyla Hegelci ögenin Marksizm’den sökülüp atılmasına- kalkışıldığı, buna zorunlu kalındığı anda da aslında Marksizm’in bir siyasi proje olarak ve bir “büyük anlatı” olarak etkisizleştiğini kabul etmiş olmuyor muyuz? Oysa Hegel ve Marx ayrıştırılamaz. Althussercilik bir siyasi hat çıkaramadıysa bunun nedeni galiba açık: Althusser’in teorik müdahalesini gerektiren koşullar zaten Marksizm’in bir siyasi hat ve bütünlüğü olan bir “grand theory” olarak iyice tıkandığı koşullardı.</p>
<p><em>Pour Marx</em> (Althusser, 1965) bir <em>imkânsızlık teoremi</em> şeklinde okunabilir. ‘Marksizm’i yeniden kurmak’ veya ‘eski Marksizm’in neden Marksizm olmadığını’ göstermeye çalışmak şeklindeki tezler manzumesine <em>imkânsızlık teoremleri</em> adı verilebilir. Her kuşakta yeni imkânsızlık teoremlerinin –farklı entelektüel çerçevelere eklemlenerek- ortaya çıkması bir belirti olarak görülmelidir.</p>
<p>Althusser çok genel kavramlara gönderme yaparak adeta iri taneli bir söylem tuttururken Cohen sosyalizm kavramına içerik kazandırmaya çalışırken zamanında ortaya atmış olduğu tezlerinin derli toplu bir panoramasını kullanıyordu. <em>Why Not Socialism?</em> “Neden sosyalizm olmasın?” –yani olabilir- ile modern ve kalabalık (geniş) bir toplumda neden istenilir olduğu (bir dereceye kadar) kabul edilse ve refah rekabeti ikinci plana atacak şekilde (bir dereceye kadar) bolluk yaratmış olsa bile yapılabilir olmadığı için gerçekleşmeyebilir –yani olmayabilir- temaları arasında gidip geliyor. Dolayısıyla kitabın ismi iki şekilde de okunabilir. <em>Çünkü istenilir olmak yapılabilir olmak anlamına gelmez.</em> Cohen ölümüne yakın artık sosyalizmi hayata geçirecek bir sosyal teknolojimizin (henüz) olmadığını düşünüyordu. Althusser de son yıllarında FKP’nin (Fransız Komünist Partisi) tutunamadığını ve SSCB’nin başaramadığını düşünüyordu. Aynı zamanda Marksizm’in teorik krizde olduğuna da –hayli gecikmiş bir şekilde- ikna olmuştu. Althusser’in yazdıkları için <em>somut bir siyasal hayat ve kurumlar</em> perspektifine oturmuş teori adını kullanabiliriz. Buna karşın Cohen <em>soyut analitik siyaset felsefesinin</em> Marksist temaları içeren biçimde filizlenebileceğini göstermiştir diyebiliriz. L’Avenir dure longtemps’da bize “Fransa için, hatta sadece Paris için yazdığını fakat anlaşılmaz biçimde Latin Amerika’da vb. popüler olduğunu söyleyen” Althusser aslında hep neyin (Marksizm) ol(a)mayacağını –imkânsızlık teoremleri- yazarak asıl konunun etrafında dolaşırken Cohen –bazı üslupla ilgili <em>détour</em>s hariç- Marksizm’in ne olduğunu ve ne olabileceğini doğrudan tartışmıştı. Ancak Althusser’in teorik katkısını sadece bağlama dayanarak açıklamak haksızlık yapmak olacaktır. FKP’nin çeperlerinde dolaşan Paris entelektüelleri için yazmış olabilir ama tıpkı Carl Schmitt’in yazdıklarını Weimar bağlamında yazmış olmasına dayanarak Schmitt’i 1920’lere ve 1930’lara hapsetmenin –veya sadece Nazilerle ilişkisini merkeze yerleştirmenin- doğru olmadığı gibi Althusser için de bu kadar sınırlayıcı olmak metodolojik bir hata olabilir.</p>
<p>Aradaki fark elbette önemli ölçüde Kıta ve Analitik felsefelerin yapılma tarzlarından kaynaklanıyor. Yine de Türkiye’de Althusser’den çok Cohen’in okunmuş olmasını tercih etmek, özellikle bugünden bakınca, doğal görünüyor. Özellikle Boğaziçi ve ODTÜ’de okumuş sosyal bilim öğrencilerinin ilgisini çekmiş olması beklenen Cohen sanırım ölümünden neredeyse yirmi sene sonra bile ya hiç okunmamış veya çok az okunmuş bir Marksist felsefeci olarak ülkedeki sol siyasal kültürün anlaşılması zor, bulmaca gibi bir tarafı olduğunun kanıtı gibi duruyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iki-marksizm-86582</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İki Marksizm ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracat-takim-isidir-86581</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracat takım işidir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sohbetimize olumsuz bir ifade ile başlamak istemesem de yıllar içerisinde önüme çıkan gerçekleri yadsımak, güneşi balçıkla sıvamaya çalışmaya benzer.</p>
<p>Bir işletmede, ihracatın takım işi olduğunu kabul etmeden başarılı olmak, ancak bir iki başarılı kamikaze çalışan sayesinde ya da ürününüzün az bulunur olması ile mümkündür.</p>
<p>İhracatı sadece yurtdışında müşteri bulmaya bağlayanlara zaten söyleyecek sözüm yok…</p>
<p>İhraç ürününün girdilerini <strong>tedarik</strong> eden satınalmacıdan, <strong>finansal dengeyi</strong> sağlayan kişiye, <strong>üretimi yapandan</strong> ürünü <strong>sevk</strong> edip <strong>gümrükleyene ve</strong> bu ekibe iş getirmek için pazar araştırması yaparak <strong>müşteri bulan</strong> ihracat sorumlusuna kadar, işletmenin ihracat yapabilmesi için <strong>iş yapan epey insan vardır.</strong></p>
<p>Öte yanda da <strong>işletme dışında</strong> iş birliği yaptığımız bankacı, gümrükçü, lojistikçi gibi <strong>hizmet verenleri</strong> de unutmayalım.</p>
<p>Durum böyleyse şu çok bilinen deyişi yinelemenin zamanı geldi sanırım;</p>
<p><strong>“Bir zincir, en zayıf halkası kadar güçlüdür.”</strong></p>
<p>Buna da “ <strong>Uçtan Uca İhracat Değer Zinciri </strong>“ diye ad versek uygun olur muydu?</p>
<p>Bir ürünün ihraç edilebilmesi için <strong>önce üretilmesi</strong> gerektiği kuşkusuzdur.</p>
<p>Öyle amma onu <strong>üretmek için</strong> gereken <strong>girdilerin temini</strong> daha önce yapılmalıdır.</p>
<p>Bunların<strong> planlanması</strong>, planların onaylanması, <strong>uygulanması</strong>, uygulamaların <strong>izlenmesi</strong>, <strong>aksaklıkların</strong> belirlenmesi, sıkıntıların bir daha yaşanmaması için planların <strong>düzeltilmesi</strong> gibi işleri birilerinin yapması gereklidir.</p>
<p>Hedef <strong>pazar araştırması</strong>, pazar <strong>segmentasyonu</strong>, ürün pazar <strong>eşleştirmesi</strong>, maliyetlendirme ve <strong>fiyatlandırma</strong>, pazarlık etme, <strong>teklif hazırlama</strong> v.b. benzeri işler de bir tarafta yapılmayı bekliyor olacak.</p>
<p>İşte “Uçtan Uca İhracat Değer Zinciri” dediğimiz konunun önemi burada ortaya çıkıyor.</p>
<p>Kuşkusuz herkes kendi işini yapacak amma <strong>yapılan işlerin bir şeylerden etkilendiğini ve başka bir şeyleri etkilediğini</strong> akılda tutmak gerekir.</p>
<p>Özellikle işletme içerisinde yapılan işlerin planlama, onay, koordinasyon, izleme gibi süreçlerinin sağlıklı olması gerek şarttır.</p>
<p>Burada bana hiç kimse bunu KOBİ’lerin yapamayacağını söylemesin.</p>
<p>İrili ufaklı her işletmede bunlar yapılabilir yeter ki “ <strong>Takım bilinci</strong> “ olsun.</p>
<p>Her <strong>ihraç ürünü</strong> <strong>depoda</strong> hazır <strong>beklemiyor</strong>.</p>
<p>Hatta stok <strong>maliyetini azaltmak</strong> adına birçok işletme, <strong>sipariş üzerine üretim</strong> yapmayı yeğler.</p>
<p><strong>Eğer bir işletmede ihracat ile ilgili olarak, kimin hangi işi yapacağı, kime bilgi verileceği, kimden onay alınacağı, hangi konuda kime danışılacağı bilinmiyor ise ihracat işleri, yoğun trafik yaşanan amma trafik ışıkları olmayan bir kavşakta yaşanacak kaosa dönecektir.</strong></p>
<p>Üretim planları düşünülmeden teklif verilirse teslimat,</p>
<p>Finansman durumunu görmeden vade önerilirse ödemeler dengesi,</p>
<p>Mevzuat uyumu bilinmeden bağlantı yapılırsa hem teslimat hem tahsilat,</p>
<p>Hava durumu bilinmeden mallar limana giderse yükleme,</p>
<p>Akreditif koşulları detaylı olarak incelenmeden vesaik yapılırsa tahsilat,</p>
<p>Sıkıntı yaratacaktır…</p>
<p>İşte bunlar ve benzeri nedenlerden dolayı, <strong>ihracat tek başına birsinin üstlenebileceği bir iş değil amma bir takım işidir.</strong></p>
<p>Bu <strong>takımın kaptanı</strong> da işletmenin <strong>tepe yöneticisidir</strong>.</p>
<p><strong>İhracatı detayı ile bilmesi gerekmez, iyi bir organizatör olması yeterli olacaktır.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracat-takim-isidir-86581</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/7/1280x720/dis-ticaret-ithalat-ihracat-1777528021.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir işletmede, ihracatın takım işi olduğunu kabul etmeden başarılı olmak, ancak bir iki başarılı kamikaze çalışan sayesinde ya da ürününüzün az bulunur olması ile mümkündür. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yurt-ici-gundem-farkli-86580</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yurt içi gündem farklı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Küresel enflasyonist risklerdeki artış, politika yapıcıları farklı kanallar üzerinden ihtiyatlı tutmaya devam ediyor. Burada daha önce de tartışmaya açtığımız üzere, farklı kanallar olarak para ve maliye politikalarındaki farklılaşma öne çıkıyor.</p>
<p>Geçtiğimiz hafta içerisinde yakından izlediğimiz ve mesajların arasından anlamları çıkarmaya çalıştığımız Jackson Hole Sempozyumu da bu düşünceyi teyit ediyor. Para politikası tarafındaki karar alıcılar, yakın vade riskleri daha fazla önemserken, çıkış yolunu geçmişin aksine faiz kanalını çalıştırmadan yönetmeye çalışıyor. Maliye tarafı ise, başta enerji fiyatları olmak üzere, diğer emtia girdileri kaynaklı vatandaşlara gelen ek baskılara farklı sübvansiyonlar ile nefes aldırma çabasında. Bir nevi terazi. Bir tarafı diğer tarafın dengeleme süreci.</p>
<p>Fed Başkanı Warsh, sürpriz olmadığı şekilde para politikasına dair yönlendirmede bulunmadı. Ancak, trend enflasyonun gidişatı, %2’lik hedef ve ekonominin durumuna yönelik birtakım değerlendirmeler yaptı. Gün sonunda (bize göre saat açısından Cuma akşamı) ABD tahvil faizleri yükseldi, Amerikan doları değerlendi, emtia tarafı satış gördü ve Fed’in bir sonraki faiz hamlesine yönelik beklentiler %60 civarında Eylül-Ekim toplantıları için artırım tarafına yöneldi. Arada, hafta sonu, ABD İran’ı, İran da bölgeyi vurdu. Petrol fiyatları yükseldi. 2 ay sonra ABD’de ara seçimler gerçekleşecek ve Cumhuriyetçiler açısından sorunlu başlıklarda değişim henüz yok.</p>
<p>Görüldüğü üzere globaldeki gündem çok büyük oranda aynı. Tüm bu gelişmeleri takip ederken, uzun süredir, Kasım 2025’ten bu yana, merakla beklenen SPK düzenlemeleri PYŞ’ler açısından Cuma gecesi yayımlandı. Önemli değişiklikler söz konusu. Belirli şirket paylarındaki yoğunlaşma riskine yönelik getirilen yeni tedbirler, serbest fonları ve yöneticilerini zorlayacak. Ayrıca, geçiş süreci içerisinde piyasa dinamikleri de yeni dönem ve dengeye uyum sağlamaya çalışacak ve portföy yöneticilerinin pozisyon değişimleri belirli miktarda çift yönlü volatilite yaratacak. Rehbere göre, Ekim, Kasım ve Aralık ayları sonuna dek belirli bir takvim dahilinde geçişler sağlanmak zorunda. Bunların yanında lisanslı personel, yönetilebilecek fon sayısı, PYŞ çatısı altındaki pozisyonlanmalara yönelik limitler gibi ek başlıklar da dikkat çekici. En kritik olanı da fiili dolaşım pay oranına göre getirilen yeni düzenlemeler. Bu da yeni düzende serbest fonların bir şirketin fiili dolaşımdaki hisselerinden alabileceği büyüklüğü doğrudan şirketin halka açıklık oranına entegre ettiği gerçeğini doğuruyor. Büyük pozisyonlara getirilen %20 sınırı, serbest fon yönetim tarzı ve mantığına önemli bir sınır çekiyor.</p>
<p>Kabul edelim ki bu düzenlemeler bazı ihtiyaçlardan dolayı gecikmeli de olsa devreye girdi. O ihtiyaçların ne kadar önemli olduğu ve gecikilmesi ile getirilen yeni regülasyonların sertliği büyük oranda etki-tepki mekanizması. Bu esnada serbest fon mantığının hasar gördüğüne yönelik değerlendirmeler haksız değil. Kuvvetle ihtimal bugün konuştuğumuz maddelerin bazılarına yol üzerinde, uyum sağlama aşamasını takiben, revizyonlar gelecektir. Burada tüm paydaşların birlikte konuşup tartışması önemli.</p>
<p>Bir diğer husus da geniş yetkili PYŞ kavramına getirilen 500 milyon lira sermaye gereksinimi. Burada aralık 250-500 milyon olarak belirlenmiş. Faaliyet yetkisine göre bu rakam değişecek. Yüksek sermaye ihtiyacı zaman içerisinde sektörde konsolidasyonları mecbur kılacak gibi görünüyor. Hatırlayacak olursak, yakın zaman içerisinde Yapı Kredi Portföy’ün Azimut Grubu tarafından satın alınmasını konuşmuştuk. Bana göre bu adım, hem Türk yatırım sektörü hem de PYŞ’ler açısından bir kırılım noktasıydı. Rehber ile birlikte kırılımın genişlediği, farklı açılardan ilerlediği yeni bir süreç bizleri bekliyor. Yapı olarak hem küçük hem de büyük gruplarda konsolidasyonlar gerçekleşecek. Son olarak, lisanslı ve deneyimli personel ihtiyacı da şiddetlenecek gibi görünüyor. Rehberin yayımlanmasını takiben BIST endekslerine giriş-çıkış kriterlerinin de gözden geçirilmesi ve daha farklı açılardan bakılması zaruretinin de bir kez daha belirdiğini not düşmekte fayda var.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yurt-ici-gundem-farkli-86580</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yurt içi gündem farklı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/startuplara-para-degil-musteri-lazim-86579</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Startup’lara para değil, müşteri lazım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kamu alımlarındaki katı yeterlilik kriterleri, uzun ödeme vadeleri, pilot uygulamaların sınırlı kalması, veri erişimi sorunları ve düzenleyici belirsizlikler, startup’ların gerçek müşteriye ulaşmasını zorlaştırıyor.</strong></p>
<p>Türkiye’de girişimcilik politikalarının uzun süredir belirgin bir refleksi var: daha fazla girişim kurulsun, daha fazla Ar-Ge yapılsın, daha fazla hibe verilsin, daha fazla yatırım fonu oluşsun. Ancak İstanbul Kalkınma Ajansı’nın (İSTKA) hazırladığı “Startup Dostu Talep Yönlü İnovasyon Politikaları” raporu, tartışmayı daha kritik bir yere taşıyor: Peki bu girişimlerin müşterisi kim olacak?</p>
<p>Raporun en güçlü iddiası şu: Türkiye’nin startup ekosisteminde arz yönlü desteklerin tek başına yeterli olmadığını açık biçimde söylüyor. Ar-Ge teşvikleri, hibe programları ve girişim sermayesi mekanizmaları teknoloji üretimini destekliyor; ancak girişimlerin ölçeklenmesinin önündeki en büyük engellerden biri hâlen talep tarafında. Bu noktada başlıktaki iddiamı şu şekilde revize edebilirim: Startuplar için yatırıma erişim kadar ilk müşteriye ya da müşterilere erişim de kritik öneme sahip. Kamu alımlarındaki katı yeterlilik kriterleri, uzun ödeme vadeleri, pilot uygulamaların sınırlı kalması, veri erişimi sorunları ve düzenleyici belirsizlikler, startup’ların gerçek müşteriye ulaşmasını zorlaştırıyor.</p>
<p>Bu tespit önemli çünkü Türkiye’de kamu alımlarının GSYİH içindeki payı yaklaşık yüzde 10-11 düzeyinde. Yani kamu, aslında devasa bir satın alma gücüne sahip. Buna karşılık raporda Türkiye’nin inovatif kamu alımı oranı yüzde 1,2 seviyesinde gösteriliyor. İsveç’te bu oran yüzde 6,8, Güney Kore’de yüzde 6,1, Hollanda’da yüzde 5,4, Singapur’da yüzde 5,2. Türkiye’de sorun kamu harcamasının büyüklüğü değil; bu harcamanın inovasyonu ne kadar yönlendirdiği.</p>
<p>Rapor bu açığı kapatmak için 42 politika önerisi getiriyor ve bu önerileri dört ana eksende topluyor: kamu ihale sistemi, düzenleyici tedbirler ve standartlar, mali teşvikler ve finansman, ekosistem entegrasyonu ve kapasite geliştirme.</p>
<p>En dikkat çekici önerilerden biri, startup’ların Kamu İhale Kanunu açısından ayrı bir kategori olarak tanımlanması. Bugün iş bitirme belgesi, yüksek teminat, mali yeterlilik ve geçmiş referans gibi şartlar, henüz ölçeklenme aşamasındaki teknoloji girişimlerini sistemin dışına itebiliyor. Raporda startup’lar için ayrı bir yeterlilik havuzu, daha düşük teminat oranları, iş bitirme yerine teknik doğrulama ve pilot referansının kabul edilmesi öneriliyor.</p>
<p><strong>Hızlı alım koridoru</strong></p>
<p>Bir diğer güçlü öneri “hızlı alım koridoru”. Belirli bir bütçe eşiğinin altındaki yenilikçi ürün ve hizmetler için daha hızlı ve sade bir satın alma mekanizması öneriliyor. Bunun yanında PoC destek fonu, hızlandırılmış PoC onayı, Living Lab altyapıları ve kamu-startup eşleştirme platformu gibi araçlarla kamu kurumlarının yenilikçi çözümleri önce küçük ölçekte denemesi, ardından başarılı olanları satın almaya dönüştürmesi hedefleniyor.</p>
<p>Bence raporun en kritik önerilerinden biri de ödeme süresinin startup’lar için azami 30 günle sınırlandırılması. Erken aşama bir girişim için nakit akışı finansal bir detay değil, hayatta kalma meselesidir. Kamu ile çalışıp aylarca ödeme bekleyen bir startup için en iyi PoC bile kötü bir ticari deneyime dönüşebilir.</p>
<p>Rapor ayrıca daha ileri iki model öneriyor: PCP, yani ticarileşme öncesi kamu satın alımı ile inovasyon ortaklığı. Burada kamu, piyasada hazır bir ürün aramak yerine çözülmesi gereken problemi tanımlıyor; startup’lar Ar-Ge ve prototip geliştirme sürecine giriyor; başarılı çözüm satın almaya dönüşebiliyor. ABD’de SBIR, Güney Kore’de alım garantileri ve Singapur’daki GovTech yaklaşımı bunun farklı örneklerini yıllardır uyguluyor.</p>
<p><strong>43. politika önerisi ‘kamu </strong><strong>startup tedarik hedefi’ olmalı</strong></p>
<p>Bununla birlikte, raporda eksik gördüğüm bir politika var. Kamu kurumlarına startup’lardan ne kadar satın alma yapmaları gerektiğine ilişkin ölçülebilir bir hedef konulmuyor. Bence 43. politika önerisi “Kamu Startup Tedarik Hedefi” olmalı. Belirli kamu kurumlarının teknoloji ve inovasyon kapsamındaki uygun satın alma bütçelerinin örneğin ilk yıl yüzde 1’ini, ardından yüzde 2-3’ünü startup’lardan gerçekleştirmesi hedeflenebilir. Kurum bazında bu oranlar açıklanmalı ve yıllık olarak izlenmeli.</p>
<p>Çünkü rapordaki mevcut öneriler ağırlıklı olarak “startup’tan satın almayı mümkün ve kolay hâle getiriyor”. Bir sonraki adım ise “gerçekten satın alma hacmi yaratmak” olmalı. PoC (Proof of Concept – Konsept Doğrulama, Pilot Çalışma) sayısından daha önemli bir performans göstergesi, PoC’lerin ne kadarının gerçek satın alma sözleşmesine dönüştüğüdür.</p>
<p>Türkiye’nin startup politikasında yeni bir döneme ihtiyacı varsa, bu dönem daha fazla hibe vermekten çok daha fazla müşteri üretme dönemi olmalı. Kamu bu dönüşümde yalnızca düzenleyici veya destekleyici değil, ilk müşteri, referans müşteri ve pazar oluşturucu olarak konumlanabilir. İSTKA’nın raporu bu açıdan önemli bir başlangıç yapıyor. Bundan sonra önemli noktalardan biri ise şu: Bu önerilerin ne kadarı mevzuata, bütçeye ve gerçek satın alma davranışına dönüşecek? Bunu da hep birlikte takip edeceğiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/startuplara-para-degil-musteri-lazim-86579</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Startup’lara para değil, müşteri lazım ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iktisadi-boykotlarin-istenen-sonuclari-vermemesi-istisnai-degildir-86578</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> İktisadi boykotların istenen sonuçları vermemesi istisnai değildir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İktisadi boykotların etkisi, uygulamanın kapsamı kadar hedef ülkenin stokları, yerli ikame ürünleri ve boykota katılmayan ülkelerle kurduğu ticari ilişkiler nedeniyle de sınırlanabiliyor. Tarihî tecrübeler, yaptırımların devletlerin davranışını değiştirmekte her zaman yeterli olmadığını gösteriyor.</strong></p>
<p>Başkan Trump İran’ı askerî bakımdan ezmek yerine iktisadi bakımdan sıkıştırmanın daha uygun olacağına karar vermiş bulunuyor. Anlaşıldığına göre, bu yöntem İran’ın Amerikan isteklerini yerine getirmesi bakımından şimdilik daha uygun görülmeye başlandı. Bu değişikliğin ciddi bir siyaset değişikliğini simgelediğini teslim etmemiz gerekli. Yakın bir döneme kadar Trump İranlılara “ülkenizi bombalayacağım, böylesini hiç görmemiştiniz,” ya da “ülkenizi bombalarla dümdüz edeceğim, şaşırıp kalacaksınız çünkü beklediğinizin çok ötesinde bir yıkıma uğrayacaksınız” diye tehdit ediyordu. Ne oldu da şimdi Amerikan yönetimi fikir değiştirdi, iktisadi araçlara yönelmeye karar verdi? Hemen hatırlayalım, çoğu gözlemci Birleşik Devletler’in savaşı kaybettiğine zaten karar vermişti. Amerika’nın engelleme gayretlerine rağmen, İran Hürmüz Boğazı üzerinde egemenlik kurmuş ve buranın serbest geçişe açık bir bölge olmasını engellemeyi başarmıştı. Buna karşılık, bazı gözlemciler, İran rejiminin esas korkusunun zaten savaş olmadığını, kitlelerin yaşadıkları olumsuz iktisadi koşullar karşısında onları savaşa sürükleyen rejime karşı ayaklanmaları olduğunu ileri sürüyordu.</p>
<p>Trump’ın İran’a nasıl yaklaşılması gerektiği konusundaki karar değişikliğinin altında yatan mantık sağlam bulunabilir ancak iktisadi boykotların devletlerin davranışını etkilemekte sınırlı kaldığını da tarihî tecrübeler göstermiş bulunuyor. Boykot Birleşmiş Milletler, bir ülkeler grubu (mesela AB) ya da bir ülke (mesela ABD) tarafından uygulanabilir. Ne kadar geniş bir ülke grubu tarafından desteklenirse, etkili olma olasılığı o kadar yüksektir. En bilinen boykot, apartheid rejimi esnasında Güney Afrika’ya uygulanmıştır. Birçok ülkenin benimseyerek katıldığı bir girişim olmasına rağmen, beyazların egemen olduğu hükümeti yeterince etkilemediğini çoğu gözlemci bildirmiştir. En olumlu koşullarda yapılıyor olmasına rağmen neden başarılı olmamıştır? İsterseniz soruyu cevaplamayayım, okumaya devam edin.</p>
<p><strong>Boykotların etkisini sınırlayan unsurlar</strong></p>
<p>Acaba hangi gelişmeler iktisadi boykotların etkisini kırıyor veya zayıflatıyor? Belki çok sayıda değişkenden söz etmek mümkün ama biz burada sadece daha önemli olduğunu düşündüğümüz bazılarından söz edeceğiz. İlkin belirtmek gerekiyor ki, hiçbir zaman iktisadi boykotun uygulandığı toplum üzerindeki etkisi bütünsel ya da eksiksiz değildir. Boykotun hedefi olan ülkede bir miktar geçmişten kalan stok bulunabileceği gibi, vatandaşlar bir ürünü satın alma veya edinme kararlarını bir süre ertelemeye rıza gösterebilirler.</p>
<p>Bu mantıkla kolayca ilgisi kurulabilecek diğer bir tavır, ithal edilemeyen malların yerini alacak yerli ürünlere yönelmektir. Bu türden “ikame edici” ürünlere yönelmek tercih edilmese bile, ikame ürünlerin de ihtiyaçlara bir oranda cevap verebildikleri unutulmamalıdır. İkame edici ürünlerin en son örneklerini belki Ukrayna’da bulmak mümkündür. Bu ülke bir kısmını başka ülkelerden aldığı teknolojilerle İHA’lar imal etmektedir. Bunlar belki kalite bakımından ABD veya AB’den ithal edilebilecek ürünler kadar etkin değildir ama Rusya’ya büyük zarar verdikleri de bilinmektedir. Bir karşılaştırma yapmak gerekirse, belki İran’ın varlıklı kesimleri artık yabancılar tarafından imal edilen araçlar alamayacaklardır ama ülkede imal edilen araçlardan edinmeleri sanıyorum şimdilik mümkündür.</p>
<p>Üçüncü olarak, bir ülkeye uygulanmak istenen iktisadi boykota başka bazı ülkeler katılmayı reddedebilir. Benim hemen düşüneceğim örnekler arasında Çin bulunuyor. Çin Birleşik Devletler’e “Benim kiminle ticaret yapacağıma veya şu ya da bu iktisadi ilişkiyi kuracağıma başka ülkeler karar veremez” diyebilir. Şayet Çin böyle bir yol izleyecek olursa, Trump oldukça müşkül bir durumda kalacaktır çünkü kendi ülkesinin Çin ile olan ticaretini yüksek gümrük vergileri ihdas ederek asgariye indirmeye çalışmış, fakat bu silahın iki yönlü işlediğini kısa sürede öğrenmiştir. Bazı Amerikan firmalarının da Çin’e ihracat yaptığı, ayrıca Amerika’nın bazı ürünleri Çin’den ithal etmek mecburiyetinde olduğu, dolayısıyla uygulanan siyasette bazı ayarlamalar yapmak gerektiği kısa sürede anlaşılmıştır. Benzer bir durum karşısında Birleşik Devletler’in farklı davranması için bir sebep bulunmamaktadır.</p>
<p><strong>Ticaret farklı kanallardan sürüyor</strong></p>
<p>Dördüncü olarak, ülkeler ticaretlerini Amerika’nın her zaman denetleyemeyeceği muhtelif kanallardan yürütmektedirler. Bir kere, bir ülkede imal edilip diğer bir ülkeye gönderilen mallar nihai şeklini alırken o kadar çok el değiştirebilirler ki, kimin neyi imal ettiğini, ne kadar katma değer eklediğini ve kime sattığını izlemek kolay olmayabilir. Bu karışıklık içinde bazı malların da sonunda İran’a gideceği karşısında fazla şaşırmamak gerekir. Bunun yanında, özellikle boykota hedef teşkil eden ülkelerin komşularında sadece boykota uğrayan komşu ile ticaret yapan, başka ticari faaliyetleri gözükmediği için de denetimden kaçan firmaların kurulması söz konusu olmaktadır. Boykot uygulamalarının çok kapsamlı olması dahi bu firmaları fazla etkilememekte, bir kısmı yakalanıp kapanırken, yerini başkaları alabilmektedir. Tabii, bütün bunların ötesinde hükümetlerin yalan söylemesi, bir yandan boykotu ihlal ederken diğer yandan boykotu istisnasız uyguladıklarını ileri sürmeleri de mümkündür.</p>
<p>Buraya başka bir durumu daha eklememiz de gerekiyor. Boykotun hedef aldığı ülkelerle, özellikle çoğu komşu olan başka ülkeler arasında hemen durdurulamayacak nitelikte ticari ilişkiler olabilir. Bunlar için istisnalar tanımak, en azından boykotu uygulamak için zaman vermek gerekmektedir. Daha boykotun başından itibaren uygulamada istisnalara yer vermek mecburiyeti boykot kavramını aşındırmakta ve onu amacından saptırmaktadır. Örneğin, Türkiye Doğu vilayetlerinde ısınma ve yemek pişirmek için İran gazı kullanıyor. Bunun ithalatının durdurulması veya yerini Azeri gazına bırakması vakit gerektirecektir. Amerika’nın da ülkemize hiç olmazsa süreli bir istisna tanıması gerekecektir.</p>
<p>Beşinci olarak, ülkeler arası ticaretten büyük kârlar sağlayan bazı özel aktörlerin de iktisadi yasaklar uygulanan ülkelerle ticari ilişkiler geliştirmesi mümkündür. Ne de olsa yasak ticaretin yarattığı gelir de o oranda yüksek olacaktır. Hükümetler bu şekilde ticarete girişen aktörleri yakalamaya gayret gösterebilirler ancak bu tür ticaret yapanların bürokrasilerde uzantıları olması ve bunun ötesinde de gayet iyi örgütlenmiş olmaları genelde hükümetlerin işini güçleştirmektedir. Sanıyorum hatırlanması önemli olan bir husus da, hiçbir hükümetin iki ülke arasında yapılan ticareti tamamen engelleme kabiliyetini haiz olmamasıdır. Her zaman bir kısım mal sınırı aşabilmektedir.</p>
<p>Son olarak, iktisadi yaptırımlara hedef teşkil eden ülkenin de bu uygulamalara karşı alabileceği ve uygulamaları ‘pahalılaştıran’ tedbirler bulunduğunu da bilmek lazımdır. Bir örnek verecek olursak, İran, Birleşik Devletler’in boykotunun uygulanması halinde Körfez’den bir damla petrolün bile dünya piyasalarına ulaşamayacağını ileri sürmüştür.</p>
<p>Özetlemek gerekirse, iktisadi boykot uygulamalarının ciddi sınırları bulunmakta, bu sınırların varlığı uygulamaların etkili olma şansını zayıflatmaktadır. Dolayısıyla, iktisadi boykot uygulamaya karar verirken, bunun etkisini sınırlayan faktörlerin olduğunu da peşinen bilmek, belki de kabullenmek gerekecektir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iktisadi-boykotlarin-istenen-sonuclari-vermemesi-istisnai-degildir-86578</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/8/1280x720/757-1788240760.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İktisadi boykotların istenen sonuçları vermemesi istisnai değildir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuksek-teknolojideki-hizli-buyume-hormonlu-mu-hormonsuz-mu-86577</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yüksek teknolojideki hızlı büyüme hormonlu mu hormonsuz mu? </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Son dönemin popüler konularından birisi sanayide teknolojik dönüşüm. Türkiye İstatistik Kurumu’nun yıllık sanayi ve hizmet istatistiklerine dayanarak sanayinin teknolojik yapısında yüksek teknolojinin payı konusuna odaklanarak  10 yılda meydana gelen değişime ve bunun verimliliğe ne kadar yansıdığına baktığımızda manzara şöyle:</p>
<p>- 2015-2025 arasındaki 10 yılda imalat sanayiinde faaliyet gösteren girişim sayısı yüzde 42,90 artmış. Bu yıllık ortalama yüzde 3,63’lük bir artış hızını ifade ediyor.</p>
<p>- Son 10 yılda sayısı en hızlı artan grup yüksek teknoloji ile çalışan girişimler olmuş. Yüksek teknoloji ile üretim yapan girişim sayısı 10 yılda yüzde 260,50 artmış. Yıllık ortalama artış hızı yüzde 13,68’i buluyor. İkinci sırada yüzde 87,94’lük artışla orta-yüksek teknolojili girişimler geliyor. Orta-düşük teknolojide yüzde 47,45, düşük teknolojide yüzde 31,95 girişim artışı var.</p>
<p>- Buna rağmen imalat sanayiinin teknolojik örüntüsünde anlamlı bir değişiklik olduğu söylenemez. Çünkü hâlâ girişimlerin yüzde 86,60’ını düşük ve orta-düşük teknolojili girişimler oluşturuyor. Yüksek teknolojinin payı bu sıçramaya rağmen sadece yüzde 0,85 ve orta-yüksek teknolojinin payı ise yüzde 12,56 ile sınırlı.</p>
<p><strong>İstihdamın yüzde 76,55’i düşük ve </strong><strong>orta-düşük teknolojili girişimlerde</strong></p>
<p>- Çalışan sayısı artışında da girişim sayısı artışına paralel bir görünüm var. İmalat sanayii toplamında çalışan sayısı, 10 yılda yüzde 33,05 artarken yüksek teknolojide istihdam yüzde 89,53, orta-yüksek teknolojide yüzde 48,02, orta-düşük teknolojide yüzde 40,07 ve düşük teknolojide yüzde 21,89 artış var.</p>
<p>- Yine düşük teknolojinin istihdamdaki payı 4,38 puan düşmüş olmasına rağmen istihdamın yüzde 76,55 ile ezici ağırlığı düşük ve orta-düşük teknolojili girişimlerde.</p>
<p>- Girişim başına ortalama çalışan sayısı tüm teknoloji gruplarında 10 yıl öncesine göre ciddi ölçüde düşmüş. Düşüş oranları teknoloji düzeyi yüksek gruplarda daha yüksek. Girişim başına ortalama çalışan sayısı yüksek teknolojide yüzde 47,43, orta-yüksek teknolojide yüzde 21,24, orta-düşük teknolojide yüzde 5,01 ve düşük teknolojide yüzde 7,63 azalmış.</p>
<p>- Ciro, üretim değeri ve katma değerdeki artış açısından da teknoloji düzeyi yükseldikçe artan bir artış söz konusu. Gayrisafi yurt içi hasıla hesaplarında kullanılan imalat sanayii deflatörü ile reel değişimi hesapladığımızda yüksek teknoloji, cirosunu 10 yılda reel olarak yüzde 93,37 artırarak neredeyse ikiye katlarken, düşük teknolojinin cirosundaki reel artış yüzde 45,01’de kaldı. Yüksek teknolojinin üretim değeri reel olarak yüzde 88,67 artarken düşük teknolojinin üretimi yüzde 41,31 ile yüksek teknolojinin yarısı kadar bir hızla arttı. Yüksek teknolojide katma değer yüzde 157,17 gibi bir düzeye ulaşırken düşük teknolojideki 10 yıllık katma değer artışı yüzde 76,46 ile bunun yarısı kadar oldu.</p>
<p>- Buraya kadar bütün göstergeler imalat sanayiinde yavaş da olsa yüksek ve orta-yüksek teknoloji yönünde bir dönüşüm olduğunu ve yüksek ve orta-yüksek teknolojideki üretim, ciro ve katma değer artışının daha hızlı olduğunu gösteriyor. Bunlar bu hâliyle verimlilik artışının işaretleri sayılabilir.</p>
<p><strong>Yüksek teknoloji girişimleri 10 yıl </strong><strong>öncesine göre daha verimsiz görünüyor</strong></p>
<p>- Ama olaya girişim başına ve çalışan başına üretim, ciro ve katma değer artışı penceresinden bakınca manzara tam tersine dönüyor. Bu kez yüksek teknoloji girişimleri sadece en geriye düşmekle kalmıyor, 10 yıl öncesine göre ortalamada daha verimsiz hâle gelmiş gözüküyorlar.</p>
<p>- Girişim başına katma değer yüksek teknolojide 10 yıl öncesinin reel olarak yüzde 28,66 altına düşmüş. Buna karşın düşük teknolojili girişimlerin ortalama katma değer üretimi 10 yıl öncesine göre reel olarak yüzde 33,73 artmış. Orta-düşük teknolojide girişim başına reel katma değer artışı yüzde 26,59, orta-yüksek teknolojide ise yüzde 15,70 düzeyinde.</p>
<p>- Girişim başına üretim değeri ve ciroda yüksek ve orta-yüksek teknoloji 10 yıl öncesinin gerisinde, düşük ve orta-düşük teknoloji üzerinde. Yüksek teknolojide reel olarak ciro yüzde 46,36, üretimde yüzde 47,66 düşüş var. Orta-yüksek teknolojide girişim başına ciro reel olarak 10 yıl öncesinin yüzde 7,95, üretim değeri yüzde 6,91 altında. Buna karşın düşük teknolojinin cirosu reel olarak yüzde 9,89, üretimi yüzde 7,09 artmış durumda. Orta-yüksek teknolojide reel ciro artışı yüzde 9,52, üretim artışı yüzde 9,01.</p>
<p>- Çalışan başına verimlilik artışı göstergelerinde de bu kadar keskin olmasa da aynı örüntü geçerli. Yüksek teknolojide çalışan başına ortalama üretimin az da olsa 10 yıl öncesinin altına inmiş olması şaşırtıcı bir sonuç. Oysa aynı dönemde düşük teknolojide çalışan başına üretim reel olarak yüzde 15,93 artmış.</p>
<p>Bunlar yüksek teknoloji alanında yaşanan girişim artışının verimlilik artışına yansıyıp yansımadığını ciddi ölçüde sorgulatacak veriler. Yüksek teknolojide girişim başına ortalama üretim, ciro ve katma değerin 10 yıl öncesinin radikal ölçüde altına düşmüş olması, bu alanda teşviklerle yaratılan “büyümenin” ne ölçüde hormonlu olup olmadığı sorusunu akla getiriyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9659928e2a7-1788238226.png" alt="" width="625" height="393" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuksek-teknolojideki-hizli-buyume-hormonlu-mu-hormonsuz-mu-86577</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüksek teknolojideki hızlı büyüme hormonlu mu hormonsuz mu?  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonominin-harflerle-imtihani-86576</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonominin harflerle imtihanı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’de K-şekli, yüksek enflasyon, ithal girdi bağımlılığı ve bozuk gelir dağılımıyla belirginleşiyor. Kur ve varlık fiyatlarındaki artış, bazı kesimlerin servetini büyütürken, ücret ve maaşla geçinenlerin satın alma gücü ise giderek daha azalıyor.</strong></p>
<p>ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, “K-shaped economy” lafını duymaktan bıkmış. CNBC’ye yaptığı açıklamada, “Kesin olarak söyleyebilirim ki K-şeklindeki ekonomi sona erdi” demiş. Ona göre ABD ekonomisi artık K değil, C şeklinde.</p>
<p>Bessent’in bıktığı K meselesi aslında bizi de bir süre hayli meşgul etmişti. Hatta mart ayında “K-tipi bir ekonomimiz var. Peki bu ne anlama geliyor?” başlıklı bir yazı yazmıştım. Şimdi ABD’de tartışma yeniden alevlenip işin içine bir de C ve E harfleri girince, bizim K’nın yanına C ve E harflerini de koymak gerekiyor.</p>
<p>Önce şu K meselesini hatırlayalım.</p>
<p><strong>K’nın üst kolu, alt kolu</strong></p>
<p>K-şeklindeki ekonomi, ekonomide herkesin aynı yönde ilerlemediğini anlatıyor. Kriz veya dalgalanma sonrasında toplumun bazı kesimleri yukarı doğru çıkarken bazıları aşağı doğru gidiyor. K’nın üst kolu kazananları, alt kolu ise kaybedenleri temsil ediyor.</p>
<p>Kavram özellikle COVID-19 sonrasında yaygınlaştı. Pandemi sırasında teknoloji, finans ve bazı yüksek becerili meslekler hızla toparlanırken, hizmet, turizm ve düşük gelirli çalışanlar büyük kayıplar yaşadı. Yani ekonomi toparlanıyordu ama herkes aynı ekonomiyi yaşamıyordu.</p>
<p>ABD’de de son yıllarda benzer bir tablo ortaya çıktı. Yüksek gelirli kesimler servetlerini ve harcamalarını korurken, düşük gelirli tüketiciler hayat pahalılığıyla daha fazla mücadele etti. Hisse senedi ve konut gibi varlıklardaki değer artışından yararlanabilenlerle maaşından başka geliri olmayanların ekonomiyi aynı gözle görmesi zaten mümkün değildi.</p>
<p>Türkiye’de de K’nın izlerini fazlasıyla gördük. Türkiye gibi yüksek enflasyon ortamında olan, ithal girdi bağımlısı olan ve gelir dağılımı bozuk olan ekonomilerde K-şekli maalesef belirginleşiyor. Yüksek enflasyon, kur hareketleri ve varlık fiyatlarındaki artış bazı kesimlerin servetini büyütürken, ücret ve maaşla geçinenlerin satın alma gücünü aşındırdı. Döviz, altın veya gayrimenkul sahibi olanlar enflasyona karşı bir ölçüde korunabildi. Fiyatlarını artırma gücü olan şirketler de maliyet şoklarını tüketiciye aktarabildi.</p>
<p>K’nın aşağı kolunda ise düşük ve sabit gelirliler vardı. Gelirlerinin büyük bölümünü gıda, kira ve ulaşım gibi zorunlu harcamalara ayıranlar enflasyonu daha sert hissetti. Ekonomi büyürken bile kendilerini daha yoksul hissetmelerinin nedeni buydu.</p>
<p><strong>Peki C nedir?</strong></p>
<p>Bessent’in “K bitti” derken kullandığı C, aslında daha iyimser bir tablo sunuyor.</p>
<p>C şeklindeki ekonomide farklı gelir grupları arasındaki makas kapanmaya başlıyor. Özellikle düşük ve orta gelirli tüketiciler yeniden güç kazanıyor. Yani K’nın aşağı doğru giden kolu yukarı dönüyor ve gruplar birbirine yaklaşıyor.</p>
<p>Bessent bunun işaretlerini ücret artışlarında ve Trump yönetiminin vergi politikalarında görüyor. Bahşiş ve fazla mesai gelirlerine getirilen vergi avantajlarının düşük gelirli kesimlere nefes aldıracağını düşünüyor.</p>
<p>CNBC’nin haberinde C’ye dönüşü teyit eden sektör temsilcilerinden alıntılar da var. Mesela Hilton CEO’su otel sektöründe C şeklinde bir ekonomi gördüğünü söylüyor. Ona göre orta ve üst-orta gelir grubunun harcamaları yeniden hızlanmış durumda. Başka bir ifadeyle orta sınıf “oyuna yeniden giriyor.”</p>
<p>Eğer bu tür yorumlar doğruysa K’nın alt kolu yukarı kıvrılıyor demektir. Ama herkes aynı fikirde değil.</p>
<p><strong>K gerçekten bitti mi?</strong></p>
<p>Eski JPMorgan başekonomisti Anthony Chan, ABD’nin İran savaşı nedeniyle yükselen enerji fiyatlarını hatırlatıyor. Enerji harcamalarının düşük gelirli hanelerin bütçesinde daha büyük yer tuttuğunu söylüyor. Benzin ve enerji fiyatları yükseldiğinde, düşük gelirlilere verilen vergi avantajlarının önemli bir bölümü hayat pahalılığı tarafından geri alınabilir.</p>
<p>Hem Türkiye’de hem Amerika’da hem de birçok ülkede tüketici güvenindeki zayıflık da K’nın henüz ölmediğini düşündürüyor. Üstelik şirketlerin verdiği mesajlar da çelişkili. Birçok sektör temsilcisi tüketici davranışlarında gelir grupları arasındaki ayrışmanın hâlâ sürdüğünü söylüyor.</p>
<p>Kısacası birileri C’yi görüyor, birileri hâlâ K’da ısrar ediyor.</p>
<p><strong>Bir de E çıktı!</strong></p>
<p>Ekonomistlerin alfabe merakı burada bitmiyor. K’dan ve C’den sonra bir de E var.</p>
<p>E şeklindeki ekonomi, aslında K ile C arasında bir yerde duruyor. Üç farklı gelir grubu düşünün: üst, orta ve alt. Bunların birbirinden uzaklaşması da söz konusu değil, birbirine yaklaşması da. Her biri kendi kulvarında ilerliyor.</p>
<p>Üst gelir grubu güçlü. Alt gelir grubu zorlanıyor. Orta sınıf ise tamamen çökmüyor ama eski refahına da ulaşamıyor. Herkes kendi hayatını bir şekilde sürdürüyor. Bu nedenle E, özellikle orta sınıfın durumunu anlatmak açısından K’dan daha açıklayıcı olabilir. Her grup yaşamaya devam etmenin bir yolunu bulmuş durumda. Çok parlak bir sonuç değil belki ama istikrarlı görünen bir sonuç.</p>
<p><strong>Peki Türkiye hangi harf?</strong></p>
<p>Bizim asıl meselemiz Türkiye’nin hangi harfi yaşadığıdır.</p>
<p>Mart ayında “K-tipi bir ekonomimiz var” derken Türkiye’deki gelir ve servet ayrışmasına dikkat çekmiştim. Bugün de K’nın tamamen ortadan kalktığını söylemek kolay değil. Hatta Türkiye’de K’nın ABD’den daha sert yaşandığı dönemler oldu. Çünkü yüksek enflasyon, servet dağılımındaki bozukluk ve varlık fiyatlarındaki hızlı artış, gelirden çok servete sahip olmanın önemini artırdı.</p>
<p>Ama Türkiye için yalnızca K demek de artık yeterli olmayabilir. Ekonominin bazı kesimleri hâlâ K’nın üst kolunda. Büyük varlık sahibi olanlar, yüksek gelir elde edenler, fiyatlama gücü bulunan şirketler ve küresel gelir elde eden bazı sektörler farklı bir refah dünyasında yaşıyor.</p>
<p>Alt gelir grubu ise K’nın aşağı kolunda. Orta sınıfın önemli bölümü ise bu iki uç arasında sıkışmış durumda. İşte bu nedenle Türkiye’nin fotoğrafında K ile E’nin karışımı bir ekonomi görmek mümkün. Bir başka ifadeyle mesele aslında harf değil. Harf, ekonominin kimin için nasıl çalıştığını anlatan bir kısaltma.</p>
<p>Çünkü millî gelir yüzde 4 büyürken siz büyümeyi hissetmeyebilirsiniz. Borsa yükselirken portföyünüz olmayabilir. Konut fiyatları artarken eviniz olmayabilir. Ücretiniz yüzde 30 artarken market fiyatları yüzde 40 artmış olabilir. Ekonomi büyür. Ama herkes zenginleşmez.</p>
<p>Belki de Bessent’in K’dan bıkmasının asıl nedeni budur. Ekonomiyi bir harfle tanımlamak kolaydır ama o harfin içine milyonlarca insanın farklı hayatını sığdırmak o kadar kolay değildir. Bugün ABD’de K mı, C mi, E mi tartışması yapılıyor. Türkiye’de ise belki daha önemli bir sorumuz var. Ekonomi hangi harfe benziyor değil, hangi kesim için hangi harfe benziyor?</p>
<p>Çünkü aynı ülkenin içinde aynı anda K’yı yaşayan da olabilir, C’yi yaşayan da, E’yi yaşayan da.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonominin-harflerle-imtihani-86576</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/6/1280x720/565-1788238075.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin harflerle imtihanı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankarada-yeni-bir-sey-yok-86575</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ankara’da yeni bir şey yok</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Evet, başlık Erich Maria Remarque’in “Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok” romanından mülhem…</p>
<p>Günlerdir, haftalardır Ankara’nın ezeli ve ebedi tartışmaları yine gündemin ön sıralarını işgal ediyor…</p>
<p>Tartışmanın iki düzlemi var. Biri iktidar partisi içindeki gelişmeler, diğeri CHP-Yeni Parti ayrılığından sonraki tablo…</p>
<p>Bu tartışmalara biraz üstten bakıp “aslında ne oldu” sorusuna yanıt aramak yerine, olup biten olayları tekil gelişmeler gibi değerlendirip bunların detaylarına yoğunlaşmak genel bir tavır. Ama böyle yapınca o detaylar, tartışmaların kaynağını anlamaktan ziyade kafaların daha da karışmasına yol açıyor. Bu da ortaya kaotik bir tablo ve giderek siyasetten de, başta siyasi partiler olmak üzere siyasi kurumlardan da hızla soğuyan bir seçmen kitlesi yaratıyor. Nitekim yapılan kamuoyu araştırmalarında (yapan şirket fark etmeksizin) neredeyse yüzde 40’lara yaklaşan umutsuz bir seçmen kitlesi görüyoruz. Kuşkusuz seçimler yaklaştıkça bu oran azalacaktır. Ancak seçime katılma oranı düşük olursa ve katılanların da ciddi bir bölümünün geçersiz oy kullandığını görürsek şaşırmamak lazım.</p>
<p>Durum Remarque’ın romanının kahramanı Paul Bäumer’in ruh hali gibi. O da yaşama bağlılığını, yaşama sevincini öylesine yitirmiştir ki bu yaşam dolu genç, önünde uzanan upuzun bir ömre bakıp “Varsın aylar, yıllar geçsin. Nasılsa bana getirecekleri bir şeyleri kalmadı” diyebilmektedir sonunda.</p>
<p>Tabii bu tablo şu an için geçerli, o gün geldiğinde tekrar tabloya bakmak gerekecek…</p>
<p>Neyse biz dönelim Ankara’ya…</p>
<p>İktidar cephesinde olan şu:</p>
<p>AK Parti çevresi “Erdoğan sonrasında ne olacak” sorusu etrafında dönüp duruyor…</p>
<p>Yok, yanlış anlamayın; bu soruyu soran Erdoğan’ın kendisi ya da yakın çevresi, misal ailesi değil. Zaten yakın zamanda da (AK Parti’nin 25. kuruluş yıl dönümünde) “Tayyip Erdoğan olarak siyasette 50 yılı geride bıraktım. Allah ömür ve sağlık verirse daha nice yıllar Türkiye’ye hizmet mücadelesi içinde olacağım” demişti. Kendisi açısından yol haritası gayet net. Kafası net olmayanlar: parti yöneticilerinden milletvekillerine, eski yeni bir sürü siyasetçi. Hatta bazıları partiyi “AKP’lilerden temizleyip, AK Partilileri öne çıkarmak” gerektiğini öne sürüyor. Bu durum, bir dönem partinin içinde etkin bir şekilde yer alıp sonra çeşitli nedenlerle çemberin dışında kalan siyasi figürlerin kendilerine yeni roller biçme arayışından da kaynaklanıyor. O yüzden kimi parlamenter sisteme geri dönüşü (ki bu konuyu ayrıca yazacağım), kimi partinin kurucu değerlerine geri dönmesini, kimi mevcut yapıyı rehabilite etmeyi öneriyor. Kimi uluslararası ittifaklar peşinde, kimisi de elde ettikleri servetlerine güvenerek kanaat önderliğine soyunmakta… Hâl böyle olunca mevcut yönetimin yapacağı tek hamle (doğal olarak) parti içini konsolide etmeye çalışmak oluyor. Düne kadar iktidar ilişkilerini kullanarak var olanların şimdi parti içinde parti gibi davranmalarına müsamaha edilmeme kararı alınınca, herkesi hayrete düşüren adli/mali operasyonlar kaçınılmaz oluyor. Sanırım bu operasyonlar, partideki mutlak güç ve yapı tekrar tartışılamaz hâle getirilinceye kadar sürer.</p>
<p>Gelelim muhalefet kanadına… Orada da bir başka altüst oluş malumunuz. Görünen, CHP’den ayrılan kişiliğin ahalinin bütün teveccühüne rağmen partileşemediği gerçeği. Bunun en somut örneğini Çerçeve Yasa konusundaki ikircikli tavırda gördük. İdeolojik netlik, bir dahaki seçimde makamı korumak derdiyle yer değiştirince böyle bir tablo da kaçınılmaz oluyor. Atandığı/seçildiği ilçe başkanlığını “İYİ Parti”nin bir organı zanneden siyasetçi ile ne kadar olacaksa o kadar oluyor.</p>
<p>Bu arada hem Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin bürokratlarına hem de Yeni Parti’nin kimi milletvekillerine yönelik soruşturmalar, tutuklamalar ve benzeri uygulamalar gündeme geldiğinde durum biraz daha belirsizliğe yuvarlanır. Sonunda CHP kurultayını baz alarak yeniden bir araya gelmenin hesapları yapılırsa da kimse şaşırmamalı.</p>
<p>Tabii muhalefet cephesi deyince sadece CHP-Yeni Parti eksenini düşünmemek lazım. Bir de diğer muhalefet partileri var. Oradaki hava ise daha çok iki ana aksın açmazlarını değerlendirerek bir üçüncü cephe/ittifak yaratılıp yaratılamayacağı üzerine yoğunlaşıyor. Çerçeve Yasa ile ortaya çıkan milliyetçi tepkilerden başlayıp genel memnuniyetsizliği oya kanalize etmeye çalışan bu cephenin nereye doğru evrileceği ise bilinen bir ismin adı altında (misal Mansur Yavaş) yan yana gelip gelemeyeceklerine bağlı…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankarada-yeni-bir-sey-yok-86575</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara’da yeni bir şey yok ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yillik-ve-ceyreklik-buyume-farkli-seyler-mi-soyluyorlar-86574</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yıllık ve çeyreklik büyüme farklı şeyler mi söylüyorlar?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir çeyrek öncesine kıyasla büyüme düşüş eğilimindeyken, bu çeyrekte oldukça yüksek bir oranda büyüme var. Evet, yanlış okumadınız; “büyüme beklenenden düşük gerçekleşti” yorumlarının tersine bir duruma işaret ediyor bu değerler.</strong></p>
<p>İkinci çeyreğin GSYH’si ile alt bileşenlerinin değerlerini dün öğrendik. Önemli gördüğüm gelişmeleri değerlendirmek istiyorum. Önce bir çeyrek öncesine kıyasla büyüme oranlarına bakacağım. İlk grafikte 2025’in ikinci çeyreğinden bu yana çeyreklik GSYH büyüme oranları var. Bir çeyrek öncesine kıyasla büyüme düşüş eğilimindeyken, bu çeyrekte oldukça yüksek bir oranda büyüme var. Evet, yanlış okumadınız; “büyüme beklenenden düşük gerçekleşti” yorumlarının tersine bir duruma işaret ediyor bu değerler. Zira açıklanan yüzde 1,1 oranındaki çeyreklik büyüme yıllıklandırıldığında -ki ABD gibi ülkelerde genellikle böyle değerlendiriliyor- yüzde 4,5 oluyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9659c339fa6-1788238275.png" alt="" width="642" height="203" /><strong>Büyüme açısından durum </strong><strong>‘kötü’ görünüyor</strong></p>
<p>Büyümeye, bizde alışılageldik biçimde “bir yıl öncesinin aynı çeyreğine kıyasla ne olmuş” diye bakılınca tersi bir durum ortaya çıkıyor. İkinci grafik, yıllık büyüme oranının aynı dönemde baş aşağı gittiğini gösteriyor. Dolayısıyla, bu yılın ikinci çeyreğindeki yıllık büyüme öncekilerden daha düşük: Yüzde 2,3. Üstelik bu değer son 60 yıllık ortalama büyüme oranımızın yarısına denk geliyor. Sadece yıllık büyüme oranına göre değerlendirme yapılacak olursa, büyüme açısından durum ‘kötü’ görünüyor. Dahası, aynı dönemde enflasyonun da yüzde 32’den ancak ‘milim’ saptığı ya da farklı bir ifadeyle o düzeyde çakılı kaldığı dikkate alındığında, uygulanmakta olan (çok eksik) programın başarısız olduğu gün gibi ortaya çıkıyor.</p>
<p>Peki, çeyrek dönemlik büyüme oranlarına göre son çeyrekte oldukça yüksek bir oranda büyümemizi bu tabloda nereye oturtacağız? Onu nasıl yorumlayacağız? Alt bileşenlerine inilince bu soruları yanıtlamak mümkün oluyor. GSYH’nin en büyük alt kalemi olan özel tüketim harcamaları ikinci çeyrekte (bir çeyrek öncesine göre) yüzde 1,3 oranında azalmış (bir önceki çeyrekte de azalmıştı). Payı tüketim kadar olmasa da dalga boyutu tüketimden çok daha şiddetli olduğu için neredeyse tüketim kadar büyümeyi etkileyen yatırım harcamaları ise ne artmış ne azalmış. Devletin tüketim harcamalarında da düşüş var.</p>
<p><strong>Programın olumlu yönde </strong><strong>değişeceğinin işareti yok </strong></p>
<p>Peki, bu değirmenin suyu nereden gelmiş? Farklı bir ifadeyle, yüzde 1,1 çeyreklik, yüzde 4,5 yıllıklandırılmış büyüme nasıl olmuş da olmuş? Olmuş çünkü geriye kalan net ihracat (ihracat eksi ithalat) kalemi çarpıcı biçimde yükselmiş: İhracattaki artış yüzde 6,2, ithalattaki azalma ise yüzde 1,8 düzeyinde. İç talep düşerken, dışarıya (bir çeyrek öncesine kıyasla) daha fazla mal satmış, dışarıdan ise daha az mal satın almışız. Oysa ihracat önceki iki çeyrekte önemli ölçüde düşmüştü. Liranın reel değeri ve buna bağlı olarak tekstil, giyim ve deri sektörlerindeki ihracat düşüşü dikkate alındığında, ihracattaki bir çeyreklik artışın sürüp sürmeyeceği haklı bir soru oluyor.</p>
<p>Bundan sonrası? Mevcut (çok eksik) program altında daha fazlasını beklememek gerekiyor. Peki, program değişir mi? Olumlu yönde değişeceği yönünde bir işaret yok. Zira değişikliğin olumlu olması için mevcut programın eksikliklerinin giderilmesi gerekiyor. En büyük eksiklikler neler? Hızlı ve adil çalışan bir yargı sistemi, düzgün bir ihale yasası, kendilerine duyulan güvenin yerle bir olduğu kurumların yeni bir yapıya kavuşturulmaları ve düzgün bir sanayi politikası. Ufukta böyle bir program var mı? Yok. Aksine seçim yaklaşıyor. Ekonomi programının seçim nedeniyle değişmesi beklenir ama seçim ekonomisi yönünde. O da ekonomik istikrar açısından iyi olmaz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yillik-ve-ceyreklik-buyume-farkli-seyler-mi-soyluyorlar-86574</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yıllık ve çeyreklik büyüme farklı şeyler mi söylüyorlar? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fert-basima-dusen-18-bin-dolarim-nerede-86573</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fert başıma düşen 18 bin dolarım nerede?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bütün mutluluklar birbirine benzer… Oysa her mutsuzluğun kendine has öyküsü vardır. Şu anda mutsuzluğumuz, büyümenin hayrını görememek, gelir dağılımının daha da kötüleşmesi…</strong></p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu <strong>TÜİK</strong>, bu yılın ikinci çeyrek büyüme rakamlarını açıkladı. Çeyrek bazda <strong>%1,1</strong> ve yıllık bazda <strong>%2,3</strong> büyümüşüz. Fert başına milli gelir ise <strong>18 bin 103 $</strong> olmuş. Ülke milli gelirimiz ise <strong>1 trilyon 700 milyar $</strong> düzeyinde gerçekleşmiş. Yıllık büyüme, <strong>piyasa beklentisinin altında</strong> kalıvermiş.</p>
<p>Benim merak ettiğim; <strong>fert başına gelirin 18 bin doları aştığı</strong> söylemindeki rakam. Daha kesin rakam verirsek; <strong>18 bin 103 $</strong>. Tabii ki bu rakamlar, kibar söylemiyle “<strong>bastırılmış</strong>” kur ile hesaplandı. Şayet <strong>enflasyon kıyısında yüzdürülmüş $ üzerinden</strong> hesaplandığında yıllık milli gelir <strong>1 trilyon 150 milyar $.</strong></p>
<p><strong>KENDİMİ NEDEN ZENGİN HİSSEDEMİYORUM?</strong></p>
<p>Gelelim <strong>fert başıMa</strong> <strong>düşen</strong> 18 bin 103 dolara… <strong>Hormonlu kur yerine daha gerçekçi kurdan</strong> hesaplar isek <strong>13 bin 611 $</strong> oluyor. Ben şimdi meraktayım; üst gelir grubu ülkeler arasına girdiğimizi haykıran ekonomi yönetimi; <strong>fert başıma düşen 18,103 dolarım nerede</strong> ve <strong>neden ben bunu hissedemiyorum</strong>?</p>
<p>Türkiye, son 24 çeyrektir art arda<strong> büyüyor</strong> <strong>ama kime </strong>büyüyor? <strong>Gelir dağılımını bozarak büyüyor</strong>. İçimizde yaşayan <strong>17 milyon</strong> civarında olduğunu tahmin ettiğim bir <strong>Belçika nüfusu kadar kesim </strong>büyüyor. <strong>Üst gelir grubuna mensup kesim</strong> büyüyor, fakir fukara ise giderek <strong>daha da fakirleşerek</strong>…</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Gelir dağılımına dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Enflasyonun etkisi mi?</em></strong></p>
<p><strong>Elbette</strong> ama tamamını enflasyon olgusu ile açıklayamayız. <strong>Emeğin milli gelirden aldığı payı</strong> sürekli küçülten politikalar, <strong>zengini daha zengin </strong>yapan tercihler ve <strong>dar gelirliyi ihmal eden</strong> yaklaşımlar…</p>
<p><strong><em>Gelir dağılım düzelir mi?</em></strong></p>
<p>Şu anda değil fakat <strong>seçim sandığı ufukta görüldüğünde</strong>, dezavantajlı kesimlere <strong>kaynak aktarılacağı</strong> kesin. <strong>Asgari ücret</strong>, emekli aylıkları, <strong>katsayı</strong>, taban fiyat, <strong>KOBİ kredileri</strong> üzerinden bir düzelme gelir.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>GELİR DAĞILIMI BOZULDUĞUNDA BAŞIMIZA GELENLERE BAKIN</strong></p>
<p><strong>1</strong>-Toplumsal barış tehlikeye girer. <strong>2</strong>-Tok, açın halinden anlamaz olur. <strong>3</strong>-İhtişam da sefalet de abartılır. <strong>4</strong>- Sistem, fakirden alır zengine verir. <strong>5</strong>-“Aç bırak itaat etsin, cahil bırak biat etsin” siyaseti güdülür. Nitekim kapitalizm; <strong>fakirleri doyuramadığımız</strong> için değil, <strong>zenginleri doyuramadığımız</strong> için çatırdıyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>AÇLIK LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Yoksulluk</strong>: Günde 3 bin kalori, 3 litre su ve 3 GB bilgiye erişemeyenlerin aktüel tanımı bu.</p>
<p><strong>Yoksunluk</strong>: Temel ihtiyaçlarını karşılayacak imkânlara erişimde zorlanma halinin ifadesi</p>
<p><strong>Açlık</strong>: Beslenme imkânı bulamayan. Karnını doyuramayan, hayatta kalmakta zorlanan</p>
<p><strong>Açlık siyaseti</strong>: Kitleleri, seçmenini sürekli kendi yardımına muhtaç bırakma ahlaksızlığı</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fert-basima-dusen-18-bin-dolarim-nerede-86573</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/5/1280x720/satis-sozlesmelerine-duzenlemesi-odemeler-dovizle-yapilabilecek-1741247122.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fert başıma düşen 18 bin dolarım nerede? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/buyumede-ceyrek-yuzyilin-en-kotu-donemlerinden-biri-86572</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Büyümede çeyrek yüzyılın en kötü dönemlerinden biri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye ekonomisi yılın ikinci çeyreğinde yüzde 2,3 büyüdü. İlk çeyrek için daha önce yüzde 2,5 olarak açıklanan büyüme ise yüzde 2,6’ya revize edildi.</p>
<p>İkinci çeyrek büyümesine ilişkin detaylar gazetemizin haber sayfalarında geniş biçimde yer alıyor. O yüzden gelin GSYH verilerine çeyrek yüzyıl geriye giderek geniş bir açıdan bakalım.</p>
<p>1999 yılı başlangıç alınarak yapılan bu çalışmada çeyreklik GSYH verileri yıllık baza getirildi. Her bir çeyrek itibarıyla son dört çeyrek toplamı alınmak suretiyle yıllık bir büyüklük elde edildi ve bu tutar önceki yılın aynı dönemiyle kıyaslandı. Böylece 2000 yılının dördüncü çeyreğinden itibaren her çeyrek itibarıyla yıllık büyüme hızı ortaya çıktı. Son veri TÜİK’in dün açıkladığı ikinci çeyrek verileri ve 2000’den başlatılan seri 2026’nın ikinci çeyreğine kadar getirilmiş oldu.</p>
<h2>Dördüncü en kötü dönem</h2>
<p>Önce şunu söyleyeyim. 2000 yılının son çeyreğinden bu yılın ikinci çeyreğine kadar geçen dönemdeki yıllık ortalama büyüme hızı yüzde 4,8 düzeyinde. Bu oran, takvim yıllarına göre olan ortalamayı değil, her bir çeyrek itibarıyla hesaplanmış yıllık büyümeye ilişkin ortalamayı gösteriyor. Aslında takvim yılı bazında yapılan hesaplama da çok yakın bir oran verecektir.</p>
<p>Ortalama böyle ama öyle dönemler var ki büyüme adeta dip yapmış… </p>
<p>■ İlk dip dönem 2001 krizi sürecinde yaşandı. Ekonomi 2002’nin ilk çeyreği itibarıyla yıllık bazda yüzde 6,5 küçüldü. </p>
<p>■ Çeyrek yüzyılın en kötü dönemi 2008-2009 küresel krizi sürecindeki küçülme. Eylül 2008’de başlayan krizle birlikte Türkiye ekonomisi 2009’un üçüncü çeyreği itibarıyla yüzde 7,1 daraldı. </p>
<p>■ Üçüncü küçülme dönemi pandemide yaşandı. Ancak bu kez ne 2001’deki, ne 2008-2009’daki ölçüde bir daralma söz konusu oldu. Pandeminin etkisiyle Türkiye ekonomisi 2019’un üçüncü çeyreği itibarıyla yıllık bazda yüzde 0,9 daraldı.</p>
<p>Bu üç dönemi izleyen dönemlerde ekonomide doğal olarak hızlı bir büyüme ortaya çıktı. Bu tümüyle baz etkisinden kaynaklanan matematiksel bir sonuçtu. Adeta dibe oturan ekonominin normale dönmesi bile oransal olarak çok hızlı bir büyüme yaşanması gibi bir sonuç doğurdu.</p>
<h2>Ya şimdi?</h2>
<p>TÜİK verilerine göre bu yılın ikinci çeyreği itibarıyla son bir yıldaki büyüme yüzde 3,1 düzeyinde oluştu.</p>
<p>İkinci çeyrekteki yüzde 3,1’lik bu büyüme ne zamandan bu yana kaydedilmiş en düşük oran olabilir?</p>
<p>Bakalım… Geçen yılın ilk çeyreğindeki yıllık büyüme yüzde 2,8 düzeyindeydi. Daha önceye gidince ne zamana kadar uzanıyoruz dersiniz; pandemi dönemine!</p>
<p>2021’in ilk çeyreğindeki yıllık büyüme yüzde 2,7 olmuştu. Aradan geçen dönemde geçen yılın ilk çeyreğinde yüzde 2,8’lik oran görüldü, son olarak da şimdi yüzde 3,1.</p>
<p><strong>Türkiye, büyümede geçen yılın ilk çeyreğindeki oran hariç tutulursa pandemiden sonraki en kötü dönemi yaşıyor.</strong></p>
<p><strong>Daha geniş bir zaman dilimine bakarak söylersek büyümede çeyrek yüzyılın en kötü dördüncü dönemi yaşanıyor.</strong></p>
<p>Nasıl vahim bir durum içinde olunduğunu, gidişatın ne kadar kötü olduğunu bundan daha iyi ortaya koyan bir veri olabilir mi? </p>
<p>2002’deki daralmanın mazereti var; 2001 krizi… </p>
<p>2008-2009’un mazereti var; küresel kriz… </p>
<p>2019-2020’nin mazereti var; pandemi…</p>
<p>Peki ya şimdi; bugün için mazeret ne?</p>
<p><strong>“Ama savaş”</strong> diyenler çıkar mı, kesin çıkar!</p>
<p>Savaş şunun şurasında kaç aylık sorun! Savaştan önceki dönemler de ortada!</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9656dc95538-1788237532.png" alt="" width="653" height="337" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bu büyümeye bu işsizlik gayet normal!</span></h2>
<p>Büyüyemeyen bir ekonominin işsizlik sorununun üstesinden gelmesi beklenebilir mi, tabii ki hayır.</p>
<p>İşsizlikte aydan aya iyileşmeler görülebilir; haziranda olduğu gibi.</p>
<p>Ama bu iyileşme kalıcı olmaz; temmuzda yaşandığı gibi.</p>
<p>Görünür işsizlik temmuzda yüzde 8,1 oldu ve hazirana göre 0,5 puan arttı.</p>
<p>Ama bu görünür oran ve aydan aya keskin iniş çıkışlar göstermesi çok da önemli değil. Önemli olan atıl işgücü oranı ve onun seyri.</p>
<p>Gerçek işsizliği ortaya koyan atıl işgücü oranı temmuz ayında yüzde 30,6 oldu. Oran erkeklerde yüzde 24,9, kadınlarda yüzde 40 düzeyinde.</p>
<p>Oranın büyüklüğüne ve çarpıklığına bakın! Her 100 kişiden yaklaşık 31’i, kabaca her üç kişiden biri…</p>
<p>Bu kişiler ya işsiz ya çalıştığı halde daha iyi bir iş bulabilse hemen yeni işine geçecek.</p>
<p>Bir de iş aramayanlar var. Bunların bir kısmı iş bulma umudunu yitirdiği için iş aramaktan vazgeçmiş, bir kısmı da evde çocuk ya da yaşlı bakımıyla meşgul olduğu için iş aramıyor ama iş olsa hemen çalışacak.</p>
<p>Türkiye’nin uzun zamandır kendi ortalamasının çok altında bir büyüme kaydedebildiği bir dönemde işsizliğin artması herhalde şaşırtıcı değil.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/buyumede-ceyrek-yuzyilin-en-kotu-donemlerinden-biri-86572</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/imalat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Büyümede çeyrek yüzyılın en kötü dönemlerinden biri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-86570</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasa ikinci çeyrek büyüme verilerini nasıl fiyatladı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Türkiye İkinci Çeyrekte %2,3 Büyüdü, Piyasa Nasıl Fiyatladı? | Ekonomi Masası | 01 Eylül" src="https://www.youtube.com/embed/UKLbeOIyoAk" width="750" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-86570</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/1/1280x720/guldag-cipa-1781757268.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/perde-bracolu-numunesini-bursadan-275-liraya-aldi-kayseride-25-liraya-uretti-86571</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 07:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Perde braçolu’ numunesini Bursa’dan 27.5 liraya aldı, Kayseri’de 2.5 liraya üretti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SERAP Melekoğlu, </strong>üniversiteyi bitirince çalışma hayatına adım atmadan evlendi. Çocukları olunca da onları büyütünceye kadar çalışmak istemedi. Çocukları büyüyünce de evde oturmayı doğru bulmadı:</p>
<p>-          <strong>Artık çalışmanın, bir iş yapmanın zamanı geldi…</strong></p>
<p>KOSGEB’in <strong>“kadın girişimci destekleri”</strong>nden yararlanarak 2017 yılında Kayseri’nin şehir merkezinde küçük bir atölyede (45 metrekare) organizasyonlarda kullanılan kişisel ürünlerin üretimiyle <strong>“By Melekoğlu Art Galeri”</strong>nin temelini attı. İlk dönem bir personelle yola koyuldu.</p>
<p>2018 yılında ürün gamını genişletmeyi, kapasiteyi artırmayı kafaya koydu. Yaptığı işin sanatsal tarafı da <strong>Serap Melekoğlu</strong>’na işe daha fazla asılma şevk ve heyecanı verdi. KOSGEB’ten sağladığı tüm destekleri işi için kullandı, makine yatırımı yaptı. Kayseri Tekstilkent'te daha büyük bir atölyeye geçti.</p>
<p>By Melekoğlu’nun ürün yelpazesi de <strong>Serap Melekoğlu</strong>’nun hedefine uygun şekilde genişledi:</p>
<p>-          <strong>Mekan ve mobilya dekorasyonunda tamamlayıcı ürünler olarak dekoratif tablo, saat takımları ve dresuar (evlerin girişine veya hole konulan dekoratif sehpa veya konsül) gibi ürünlerin hem sanatsal hem de seri üretimlerini gerçekleştiriyoruz.</strong></p>
<p>Kayseri Ticaret Odası’nın ev sahipliğinde gerçekleşen <strong>“Globalden Yerele Kayseri” </strong>toplantısı için gittiğimiz kentte Kayseri Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi <strong>Ahmet Emre Sönmez </strong>ve Kayseri Temsilcimiz <strong>Hilal Sönmez</strong>’in rehberliğinde gezdiğimiz tesislerden biri de By Melekoğlu Art Galeri oldu.</p>
<p><strong>Hakan Güldağ</strong>’la birlikte tesisi gezerken <strong>Serap Melekoğlu </strong>anlatmayı sürdürdü:</p>
<p>-          <strong>Şu anda birlikte gezdiğimiz Mimarsinan Organize Sanayi Bölgesi’ndeki büyük atölyemize 3 yıl önce taşındık. 20 ülkeye ihracatımız var. Aynalı dresuar en çok ilgi gören ürünlerimiz arasında yer alıyor. Satışlarımız e-ticaret üzerinden iyi gidiyor.</strong></p>
<p><strong>Melekoğlu, </strong>kullandıkları bazı malzemelere işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Plastik geri dönüşüm malzemeleri kullanıyoruz.</strong></p>
<p>Ardından bir <strong>“perde braçolu” </strong>örneğini gösterdi:</p>
<p>-          <strong>Başlangıçta Bursa’dan alıp kullanıyorduk. Sonra 27.5 liraya Bursa’dan satın aldığımız bir numune üzerinde çalıştık. 2.5 liralık maliyetle ürettik. Şimdi kendi ürettiğimiz </strong>“perde braçolu”<strong>nu kullanıyoruz.</strong></p>
<p>Yaptığı işi en küçük ayrıntısına kadar öğrenmeye özen gösterdiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>İlk günlerden itibaren kendi işimin işçisi oldum. Bugün</strong><strong>kü</strong><strong> seviyeye ulaşmamı buna borçlu olduğumu düşünüyorum.</strong></p>
<p>Kayseri Temsilcimiz <strong>Hilal Sönmez, </strong>By Melekoğlu’ndan ayrılırken, bu atölyeyi görmemizi özellikle istediğini söyledi:</p>
<p>-          <strong>By Melekoğlu, büyük bir fabrika, sanayi kuruluşu değil. Bir kadın girişimcinin başarı örneği olarak görmenizi istedim.</strong></p>
<p><strong>Serap Melekoğlu, </strong>evlenip, çocuklarını büyüttükten sonra da iş hayatına girilip başarıya ulaşılabileceğinin Anadolu’daki güzel bir örneğini ortaya koyuyor.</p>
<p>By Melekoğlu örneği, doğru kullanıldığında KOSGEB desteklerinin girişimcilerin başarısında önemli rol oynadığını da gösteriyor…<strong> </strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kayseri’de 10 bin yabancı işçi var</span></h2>
<p><strong>BY </strong>Melekoğlu’nun kurucusu <strong>Serap Melekoğlu, </strong>personel bulma sıkıntısı yaşadıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Kayseri’deki meslek liselerinin yöneticilerini, müdürlerini arayıp bize eleman yönlendirmelerini talep ediyorum. Ancak, OSB’nin uzak olduğunu söyleyip gelmek istemiyorlar.</strong></p>
<p>Kayseri Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi <strong>A</strong><strong>hmet</strong><strong> Emre Sönmez </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Kayseri’deki fabrikalarda çalışan yabancı işçi sayısında artış var. Kayseri’deki yabancı personel sayısı</strong><strong>,</strong><strong> 10 bini buldu sanıyorum.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">15 ASKON’lu, 'Kaytech Havacılık’ı kurduk, talaşlı üretime girdik</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a965431bc20b-1788236849.png" alt="" width="653" height="387" /></span><strong>HAKAN Güldağ</strong>’la birlikte Kayseri Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi <strong>A</strong><strong>hmet</strong><strong> Emre Sönmez </strong>ve Kayseri Temsilcimiz <strong>Hilal Sönmez</strong>’in rehberliğinde Kaytech Havacılık tesislerine giderken şirketin web sayfasından kuruluş öyküsüne baktım:</p>
<p>-          <strong>Kaytech Havacılık, Kayseri’de bir araya gelen 15 vizyoner girişimcinin ortak iradesi ve güçlü üretim inancıyla kurulmuştur.</strong></p>
<p>Kaytech Havacılık kurucuları, hedeflerini şöyle belirledi:</p>
<p>-          <strong>Kuruluşumuzun temelinde; yüksek katma değerli üretimi merkeze alan, teknoloji odaklı yatırımlarla büyüyen ve bulunduğu bölgeye ekonomik değer kazandıran bir sanayi tesisi oluşturma hedefi yer alıyor.</strong></p>
<p>Kaytech Havacılık tesislerini Yönetim Kurulu Başkanı <strong>İlker Barlı </strong>ile birlikte gezdik. Aynı zamanda ASKON Kayseri Başkanı olan <strong>Barlı, </strong>Kaytech’in kurucularını şöyle tanımladı:</p>
<p>-          <strong>Kaytech’i Kayseri’deki ASKON ekibinden 15 arkadaş birlikte kurduk. Hepimiz eşit oranda ortağız. Kaytech Havacılık’ı kurma konusunda ilk adımlarımızı 2023 yılında attık.</strong></p>
<p>Kaytech Havacılık’ı kurarken TUSAŞ yönetimiyle ön görüşmeler yaptıklarını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>TUSAŞ bizi talaşlı malzeme üretimine yönlendirdi. Savunma Sanayi Başkanı Prof. Haluk Görgün’le de görüştük. 2025 yılında tesisimizi kurduk. Ocak 2026’dan itibaren üretime başladık.</strong></p>
<p>200 milyon liralık yatırımla yola çıktıklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Çelik ve paslanmaz çelikten İHA ve SİHA parçaları üretiyoruz. Talaşlı üretilen parçalardan sipariş alıyoruz.</strong></p>
<p><strong>İlker Barlı, </strong>hedefleri ile ilgili şu ayrıntıyı paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Amacımız zamanla Ar-Ge tarafına ağırlık vermek. Ayrıca silah ve mühimmat üretimine de girmek.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Her şeyi devletten beklememek lazım. Biz bu anlayışla yola çıktık ve devam ediyoruz. Bu sektörde başarılı olmamız lazım.</strong></p>
<p>Sohbet sorasında yeniden şirketin web sayfasına girdim, şu mesaj dikkatimi çekti:</p>
<p>-          <strong>Kayseri’nin köklü üretim kültüründen güç alan Kaytech Havacılık, ilk günden itibaren yalnızca bir üretim firması değil; ülkemizin sanayi altyapısına katkı sunan, nitelikli üretim kapasitesi oluşturan ve sürdürülebilir büyümeyi esas alan bir yapı kurmayı amaçlamıştır.</strong></p>
<p>Tesiste 5 eksen CNC işleme altyapısı olduğunun altı çizildi:</p>
<p>-          <strong>Hassa</strong><strong>s</strong><strong> ölçüm sistemlerimiz ve disiplinli süreç yönetim anlayışımız ile yüksek hassasiyet gerektiren parça üretiminde güvenilir bir üretim ekosistemi kurduk. Her yatırımımız; kapasite artışı kadar kalite sürekliliğini, teknolojik derinliği hedeflemektedir.</strong></p>
<p>Gelecek vizyonu ile ilgili şu mesaj verildi:</p>
<p>-          <strong>Kaytech Havacılık, yalnızca bugünü değil</strong><strong>,</strong><strong> geleceği planlayan bir vizyonla hareket etmektedir. Amacımız; bölge ve ülke ekonomisine kalıcı katkı sağlayacak, nitelikli istihdam oluşturan, ileri üretim teknolojileriyle donatılmış güçlü bir sanayi tesisi haline gelmektir.</strong></p>
<p>Kurucu ortakların üretim tecrübesine vurgu yapıldı:</p>
<p>-          <strong>Kurucu ortaklarımızın üretim tecrübesi, sanayi disiplini ve girişimci ruhu; şirketimizin büyüme stratejisinin temelini oluşturuyor.</strong></p>
<p><strong>İlker Barlı, </strong>Kayseri’de yakın dönemde kurulan, ortaklık kültürünün önemli örnekleri olan iki yapıya dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>KİM Teknoloji A.Ş, katma değerli üretim ve teknoloji konusunda örnek adımlar atmak üzere Kayseri Sanayi Odası ve Kayseri Ticaret Odası’nın da işin içinde olduğu 11 ortakla kuruldu. Başarıyla yoluna devam ediyor.</strong></p>
<p><strong>Barlı, </strong>Tomtaş Havacılık ve Teknoloji A.Ş’yi de anımsattı:</p>
<p>-          <strong>KİM Teknoloji 11 ortaklı, Tomtaş da 13 ortaklı kuruldu. Kaytech Havacılık ise 15 ortakla yol alıyor.</strong></p>
<p><strong>Hakan Güldağ, Şeref Oğuz, </strong>önceki Kayseri Temsilcimiz rahmetli <strong>Oktay Ensari </strong>ve görevi ondan devralan <strong>Hilal Sönmez </strong>ile birlikte KİM Teknoloji’nin kuruluşuna, başarılı yolculuğuna yakın tanıklık ettik.</p>
<p>Kayseri Ticaret Odası ve Kayseri Sanayi Odası’nın öncülüğünde 2019 yılında kurulan KİM Teknoloji A.Ş, şu amaçla yol aldı:</p>
<ul>
<li><strong>KİM Teknoloji, ileri malzemelerin uygulama alanlarına yönelik üretim yapan yüksek katma değerli ürünler sunan uluslararası bir firma olmak amacıyla kuruldu.</strong></li>
</ul>
<p>KİM Teknoloji’nin teknolojisinin temeli şöyle kurgulandı:</p>
<p>-          <strong>Şirketimizin birincil temel teknolojisi savunma, enerji, ulaşım, sağlık, madencilik gibi çeşitli sektörler için çözümler sağlayan gelişmiş seramik teknolojisi ve nano teknolojiye dayanıyor.</strong></p>
<p>Şirketin vizyonu da şöyle ortaya konuldu:</p>
<p>-          <strong>Misyonumuz; personel ve araç koruma, havacılık, madencilik, çevre, sağlık ve enerji sektörlerinde yüksek teknoloji gerektiren malzemeleri yasal mevzuata, ulusal ve uluslararası kabul görmüş standartlara uygun olarak tasarlamak ve üretmektir.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/perde-bracolu-numunesini-bursadan-275-liraya-aldi-kayseride-25-liraya-uretti-86571</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/1/1280x720/63-1788237014.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘Perde braçolu’ numunesini Bursa’dan 27.5 liraya aldı, Kayseri’de 2.5 liraya üretti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/toggda-ortaklik-yapisi-degisiyor-86569</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 07:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> TOGG’da ortaklık yapısı değişiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Varlık Fonu’nun TOGG’a ortak olması beklenirken, Vestel Elektronik ve Anadolu Grubu’nun şirketteki toplam yüzde 46’lık payını satacağı bildirildi.</p>
<p>Reuters’a konuşan kaynaklar, hisselerin Turkcell ve TVF tarafından alınacağını ve görüşmelerin kısa sürede tamamlanmasının beklendiğini aktardı. Mevcut ortaklık yapısında Vestel Elektronik, Anadolu Grubu, Turkcell ve BMC Otomotiv’in TOGG’da yüzde 23’er payı bulunuyor. Kalan yüzde 8’lik hisse ise Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ne (TOBB) ait. Kaynaklar Vestel ve Anadolu Grubu’nun yüzde 46’lık toplam hissesinin Turkcell ve TVF tarafından satın alınacağını belirtirken hisselerin satış bedeline ilişkin ise bilgi verilmedi. Görüşmelerin sürdüğü ve nihai anlaşmanın kısa süre içinde tamamlanmasının beklendiği aktarıldı.</p>
<h2>Hisseler yükselişe geçti</h2>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tamamen yerli sermayeyle binek otomobil üretimi çağrısının ardından mevcut ortaklar tarafından yaklaşık sekiz yıl önce kurulan TOGG, halka açık bir şirket değil. Şirketin finansal tablolarına göre geçen yıl birkaç milyar lirayı bulan zarar, 2026'nın ilk altı ayında önemli ölçüde azaldı. TOGG, 2025 yılında Türkiye'de 39 bin 20 araç satarken, 2026'nın ilk yedi ayında satışlarını geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 30 artırarak 25 bin 848 adede çıkardı. Sektör kaynakları ise vergi avantajları ve teşviklere rağmen otomotiv şirketlerinin üretim hacmi yıllık 100 binli adetlerin üzerine çıkmadan kârlılığa ulaşmasının zor olduğunu belirtiyor. TOGG'da gerçekleşeceği ileri sürülen hisse devri haberinin ardından Vestel Elektronik ve Vestel Beyaz Eşya hisseleri sırasıyla gün içi yüzde 7 ve 5'in üzerinde yükselişlere imza attı. Anadolu Holding hisseleri de gün içi yüzde 5'e yakın yükseliş yaşadı. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Başkan Tosyalı, Togg'un yeni modeli T6X’i tanıttı</span></h2>
<p>TOGG Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı, markanın yeni modeli T6X hakkında merak edilen ayrıntıları paylaştı. T10X ve T10F’in ardından geliştirilen T6X’in, mevcut piyasa koşullarına göre daha ulaşılabilir bir fiyatla tüketicilerle buluşturulmasının planlandığını belirten Tosyalı, teslimatların Haziran ayında başlamasının öngörüldüğünü söyledi.</p>
<p>T6X modelinin geliştirilme sürecinde "erişilebilirlik" kriterinin ön planda tutulduğunu ifade eden Tosyalı, şu bilgileri verdi:</p>
<p>T10X ve T10F'den sonra T6X'i özellikle geliştirdik ki, neredeyse şu anki cari fiyatlara göre çok çok daha hesaplı. Amacımız, daha geniş kitlelerin Togg teknolojisine ulaşmasını sağlamak. Bu doğrultuda, kullanıcılarımızın alım gücünü destekleyecek uygun kampanya süreçlerimiz de olacak. Önümüzdeki Haziran ayında talep toplamaya başlarız. Haziran ayı sonundan itibaren de kullanıcılarımıza araçlarımızı sevk etmeye, yani yollarda T6X'leri görmeye başlayacağız."</p>
<p>T6X'in fiyatının 1 milyon 300 bin TL bandında olup olmayacağına ilişkin soru üzerine Tosyalı, yılın başındaki hedeflerine sadık olduklarını belirterek "Ben onu bu yılın başında bir mülakatımda söylemiştim. O günden bu yana stratejimizde ve hedeflerimizde bir değişiklik yok. T6X’i bu rekabetçi fiyat seviyelerinde sunmak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz." ifadelerini kullandı. Togg'un kompakt sınıftaki yeni temsilcisi olması beklenen T6X'in, özellikle şehir içi kullanımda ve genç kullanıcılar arasında büyük ilgi görmesi bekleniyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/toggda-ortaklik-yapisi-degisiyor-86569</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/2/1280x720/togg-t10f-1757923156.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TVF&#039;nin, Vestel Elektronik ve Anadolu Grubu’nun TOGG’daki toplam yüzde 46’lık payını satın alarak elektrikli otomobil üreticisine ortak olması bekleniyor. İşlemde Turkcell’in de payını artıracağı belirtiliyor. TOGG’da halen Vestel, Anadolu Grubu, Turkcell ve BMC Otomotiv’in yüzde 23’er, TOBB’un ise yüzde 8 payı bulunuyor. Haberin ardından Vestel hisseleri yüzde 6,5, Anadolu Holding yüzde 5,5 yükselirken Turkcell yüzde 5 geriledi. Geçen yıl 39 bin 20 araç satan TOGG’un bu yılın ilk 7 aydaki satışları 25 bin 848’e çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/borsa-disinda-pay-satislarina-duzenleme-86605</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsa dışında pay satışlarına düzenleme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) Kurul Karar Organı'nın İlke Kararı'na ilişkin duyurusuna göre, Pay Tebliği'nin 27'nci maddesinin birinci fıkrası kapsamındaki kişilerce, herhangi bir 12 aylık dönemde, fiili dolaşımdaki pay oranı yüzde 50'nin üzerindeki ortaklıklar için ortaklık sermayesini temsil eden payların veya oy haklarının yüzde 2'sinden fazlası, fiili dolaşımdaki pay oranı yüzde 50 ve bunun altındaki ortaklıklar için ortaklık sermayesini temsil eden payların veya oy haklarının yüzde 4'ünden fazlası özel emir, BİAŞ Toptan Satışlar Pazarı (TSP) veya virman/devir yöntemleri ile yapılan satışlar dahil Borsa dışında satılamayacak.</p>
<p>Fiili dolaşımdaki pay oranı olarak, satışın yapıldığı tarihte geçerli olan fiili dolaşım oranı dikkate alınacak.</p>
<p>Söz konusu oranları aşan tutarda payların anılan yöntemlerle devredilmek istenmesi halinde Pay Tebliği'nin 27'nci maddesinin 5'inci fıkrası ile 15'inci maddesindeki şartlar uygulanmaksızın devir öncesi pay satış bilgi formu düzenlenecek ve bu form Kurulun onayına sunulacak.</p>
<p>Bu kapsamdaki ortaklara ait borsada işlem görmeyen nitelikteki paylar, pay satış bilgi formu Kurulca onaylanmadan hiçbir surette borsada işlem gören niteliğe dönüşemeyecek.</p>
<p>Kurulca onaylı pay satış bilgi formu düzenlenmeden anılan devirler Borsada özel emire veya TSP işlemlerine konu edilemeyecek, devredilemez veya virman yapılamayacak.</p>
<p>Bu konudaki sorumluluk, payını devreden ortak ile devre aracılık eden yatırım kuruluşlarında olacak.</p>
<p>Duyuruya göre, 29 Ağustos 2026'dan önce Borsa dışında yapılan satışlar ise herhangi bir 12 aylık dönem içerisinde yapılabilecek satış oranı hesaplamalarına dahil edilmeyecek.</p>
<p>BIST 30 Endeksi'ne dahil ortaklıklar ile yönetim hakimiyetine Hazine ve Maliye Bakanlığı, Türkiye Varlık Fonu Yönetimi AŞ ve kamu kurumlarının doğrudan veya dolaylı olarak sahip olduğu ortaklıklar yukarıdaki hükümlere tabi olmayacak, söz konusu sınırlamalar ve şartlar bu ortaklıklar için uygulanamayacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/borsa-disinda-pay-satislarina-duzenleme-86605</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/spk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sermaye Piyasası Kurulu, fiili dolaşımdaki pay oranına göre, bazı ortaklıkların sermayesini temsil eden payların veya oy haklarının belirli oranların üzerinde borsa dışında satılması hakkında ilke kararı aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/moda-siklik-maskesinin-ardindaki-toplumsal-donusum-86584</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Moda: Şıklık maskesinin ardındaki toplumsal dönüşüm</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SERKAN SOYUER - </strong><strong>Sürdürülebilirlik Profesyoneli</strong></p>
<p>Şıklıktan ödün verilmeyen her bir gün bizi biraz daha sona yaklaştırıyor olabilir mi?<br />Ya da hayır, hayır; şık olmakla bunun ne alakası var!.. Ya bir dakika, moda ne ki?<br />Şöyle hızlıca bir araştırdığımda karşıma sözlük karşılığı olarak şu tanımlar çıkıyor:</p>
<p>1- Süslenme özentisi ya da değişiklik gereksinimiyle toplum yaşamına giren geçici yenilik. (Oxford Language)<br />2- Belirli bir süre bir şeye karşı toplumca gösterilen aşırı, yaygın düşkünlük. (Oxford Language)<br />3- Geçici yeniliğe ve toplumun beğenisine uygun olan. (Oxford Language)</p>
<p>Daha detaylı bir tanımlama ise: “Moda”, içinde birçok farklı anlamı barındıran ve birçok araştırmanın (etnografya, antropoloji, sosyoloji, beşeri bilimler gibi) konusu olan bir kavramdır. Öncelikle 17. yüzyıl sonunda tarz ve üslup olarak adlandırılmıştır. Bu adlandırma, içinde giyim kuşam üslubunu, yaşam tarzı ve biçimini barındırmaktadır. Fransızcada façon/fasoñ kelimesi tarz ve üslup anlamındadır ve bu kelime İngilizceye fashion olarak geçtiğinden beri modanın adlandırılması başlamıştır (Waquet ve Laporte, 2011, s. 7).</p>
<p>Türkçede moda terimi Batılılaşma ile birlikte telaffuz edilmeye başlanmış, Fransız kültürünün ve zevkinin Osmanlı sosyal hayatında etkin olmasıyla birlikte özellikle giyim kuşam anlayışı etrafında şekillenmiştir (Barbarosoğlu, 1995, s. 26). Moda, sürekli yenilik peşindedir. Modanın kendine ait bir döngüsü bulunmaktadır; bu döngüde sezonlara göre değişen yeni tasarımlar ortaya çıkar ve tüketicinin bu tasarımları satın alması sağlanır (Arnold, 2009, s. 3). Moda, giyim endüstrisiyle bir araya geldiğinde duygusal ihtiyaçlarımızı kıyafetler aracılığıyla dışa vurmanın yolunu açmaktadır. Giysiler bir tür somut ihtiyaç olarak korunma amaçlı kullanılırken moda ise soyut ihtiyaçlarımıza hitap eder. Bu ihtiyaçlar arasında kimliğimizi vurgulamak, çekici görünmek, anlaşılmak, bir gruba ait hissetmek, katılımcı olmak, yaratmak, yenilenmek ve özgür irademizi göstermek gibi psikolojik ihtiyaçlar bulunmaktadır (https://www.surdurulebilirmodalisani.com/moda).</p>
<p>Bu tanımlamalardan yola çıktığımda aslında moda kavramının, bastırılmış toplumlarda kişilerin kendi benliğini entelektüelite ile değil de feodalite ile ortaya koyma çabasına hizmet ettiğini anlıyor gibiyim. Pahalı olanı daha ucuz yollardan erişilebilir kılmak ise sanki bir maske. Toplumsal baskıların ve eşitsizliklerin yoğun olduğu ülkelerde abartılı görünüşlere duyulan merak daha fazla sanki. Ancak zevklere ve tercihlere saygı sonsuz…</p>
<p>Hızlı modanın iklim krizine etkisi gündem popülerliğini yitirmeden sürekli ele alınıyor. Fakat hızlı modanın yoğun etkide bulunduğu iklim krizi temelde toplumsal eşitlik ve eğitimin niteliği ya da reformu ile çözülebilir mi? Toplumsal entelektüeliteyi artırma girişimleri aslında tüm aşırı tüketim alanlarında bir denge sağlayamaz mı? Moda kelimesini öncelikli olarak sahiplenen tekstil alanı ise her ne kadar kirletici etkisi yoğun ve çalışma standartlarında eşitsizliği barındıran bir endüstri olsa da bu kelimeyle toplumda oluşturduğu algıyla bizleri yalnızca görünüşe dayalı bir kültüre sürüklüyor gibi. Moda, bir anlamda kimliklerimizi dışa vurma, kendimizi ifade etme aracına dönüşmüşken aynı zamanda derin bir tüketim kültürünün de zeminini hazırlıyor. Peki, bu kadar hızlı tüketilen ve hızla değişen bir dünyada modanın bize sunduğu bu “hızlı tatmin” duygusu gerçekten ne kadar kalıcı?</p>
<p><strong>Moda, güçlü bir toplumsal </strong><strong>ve ekonomik araç</strong></p>
<p>Bundan belki de biraz daha öteye geçmek gerek: Hızlı modanın yaratacağı tahribatın sadece doğa üzerinde değil, toplumsal yapılar üzerinde de ciddi etkileri var. Moda, her ne kadar bireysel bir ifade biçimi gibi görünüyor olsa da aslında çok güçlü bir toplumsal ve ekonomik araç. Toplumun çeşitli kesimleri için moda çoğu zaman bir aidiyet hissi yaratırken bir diğer kesim için ise sadece statü sembolü olmaktan öteye gitmiyor. En pahalı markaların peşinden koşarken dışlanmışlık hissine sahip olanlar ise bu moda dünyasında kendilerini ifade etme çabalarına girişiyorlar; ama ne yazık ki bu çabalar çoğu zaman toplumun geneline hitap etmiyor ve yalnızca küçük bir azınlık tarafından “onaylanıyor”.</p>
<p>Hızlı modanın ekolojik etkileri ve aşırı tüketimle ilişkisi, sürdürülebilirlik anlayışının daha çok dile getirilmesi gerektiği bir çağda karşımıza çıkıyor. Ancak bu olgu sadece çevresel bir mesele olarak kalmamalı. Aynı zamanda ekonomik, toplumsal ve kültürel bir dönüşüm gerekliliği de barındırıyor. Tüketimin bu kadar hızlı olduğu bir dünyada moda endüstrisinin yalnızca çevresel değil, toplumsal sorumluluklarını da gözden geçirmesi gerekiyor. Bu, sadece üreticilerin ya da markaların değil, aynı zamanda tüketicilerin de bilincinde olması gereken bir sorumluluk.</p>
<p><strong>Tüketimin hızlı </strong><strong>ve doyumsuz hali</strong></p>
<p>Hızlı moda ve iklim krizi arasındaki bağlantıyı kurarken aslında çok daha derin bir soruya da dokunmuş oluyoruz: Tüketimin bu hızlı ve doyumsuz hali sadece doğayı değil, toplumun ruhunu da tüketiyor. Daha sürdürülebilir bir yaşam için belki de daha yavaş bir moda anlayışına, daha bilinçli bir tüketime ve en önemlisi toplumsal eşitliğin güçlendirilmesine ihtiyacımız var.</p>
<p>Böyle bir dönüşüm için eğitim reformları ve toplumsal bilinçlenme önemli bir adım olabilir. Tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmeye yönelik daha kapsamlı eğitim programları, bireylerin sadece neyi tükettikleri değil, aynı zamanda nasıl ve neden tükettikleri konusunda da farkındalık yaratabilir. Bu bağlamda moda endüstrisinin de etik ve sürdürülebilir üretim anlayışlarına yönelmesi, toplumsal eşitlik ve adaletin sağlanmasında önemli bir araç olacaktır.</p>
<p>Sonuç olarak moda yalnızca bir görünüş meselesi değil, aynı zamanda toplumsal yapılarımızı, değerlerimizi ve hayata bakış açımızı şekillendiren bir olgu. Ve belki de bu yüzden moda üzerine düşündüğümüzde sadece estetik değil, aynı zamanda etik, ekonomik ve toplumsal sorumluluklarımızı da sorgulamamız gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/moda-siklik-maskesinin-ardindaki-toplumsal-donusum-86584</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Moda: Şıklık maskesinin ardındaki toplumsal dönüşüm ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/erasmus-genclik-projelerine-99-milyon-euro-proje-sayisi-iki-yilda-iki-katina-cikti-86583</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Erasmus+ gençlik projelerine 9,9 milyon euro: Proje sayısı iki yılda iki katına çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Prof. Dr. MUSTAFA HİLMİ ÇOLAKOĞLU</strong></p>
<p>Türkiye Ulusal Ajansı, Erasmus+ 2026 birinci başvuru döneminde gençlik hareketliliği, gençlik değişimleri, gençlik çalışanlarının hareketliliği ve gençlik katılımı alanlarında 210 projeyi destekleme kararı aldı. Kabul listelerinden hesaplanan toplam azami hibe 9 milyon 882 bin 409 Euro. Bu tutar 2024'e göre yüzde 88,7, proje sayısı ise yüzde 105,9 arttı. KA151-YOU kapsamında 42 akredite kuruluşa 4 milyon 532 bin 537 Euro; KA152-YOU Gençlik Değişimleri’nde 62 projeye 1 milyon 943 bin 733 Euro; KA153-YOU Gençlik Çalışanlarının Hareketliliği’nde 59 projeye 1 milyon 965 bin 152 Euro; KA154-YOU Gençlik Katılımı’nda 47 projeye de 1 milyon 440 bin 987 Euro tahsis edildi. Üniversiteler, kamu kurumları, belediyeler, gençlik ve spor müdürlükleri, dernekler, vakıflar, kooperatifler, spor kulüpleri, meslek kuruluşları ve gençlik grupları destek listelerinde yer aldı.</p>
<p>Proje sayısı 2025'te yüzde 37,3, hibe yüzde 59,1 arttı; 2026'da proje sayısı yüzde 50, hibe yüzde 18,6 yükseldi. 2024-2026 döneminde 108 ek proje desteklenirken kaynak 4,65 milyon Euro genişledi. Karşılaştırma her yılın R1 sonuçları ile KA151 yıllık tahsislerine dayanıyor.</p>
<p>Projelerde yapay zekâ, dijital ve medya okuryazarlığı, siber güvenlik, genç istihdamı, girişimcilik, sürdürülebilir tarım, döngüsel ekonomi, iklim, ruh sağlığı, kültürel miras, kapsayıcılık ve demokratik katılım öne çıkıyor. Yaygın ve informal öğrenmeye dayalı atölye, takım çalışması, saha faaliyeti ve kültürlerarası etkileşimler; yabancı dil, uluslararası ağ, liderlik, problem çözme, özgüven, hoşgörü, aktif vatandaşlık, dijital/yeşil beceriler, proje geliştirme ve istihdam edilebilirliği güçlendiriyor. Gençlik çalışanları yeni yöntemler, iyi uygulamalar ve ortaklıklar kazanıyor; öğrenme çıktıları Youthpass ile belgelenebiliyor.</p>
<p><strong>Kimler katılabilir, son tarih nedir?</strong></p>
<p>Gençlik Değişimleri 13-30 yaş grubuna açık. Ulusal Ajansa uygun kurumlar veya sivil gençlik grupları başvuruyor, katılacak gençleri proje sahibi kuruluş seçiyor. Gençler üniversite, belediye, gençlik merkezi, dernek ve vakıfların duyurularını izlemeli. Hibe, kurallar çerçevesinde gençlerin seyahat, konaklama, yemek ve faaliyet giderlerine katkı sağlıyor.</p>
<p>KA152, KA153 ve KA154 için 2026'nın son başvuru tarihi 1 Ekim 2026. Destekleme kararı alınan projeler 1 Ocak-31 Mayıs 2027 arasında bağlayacak. KA150 Gençlik Akreditasyonu için son tarih 29 Eylül 2026.</p>
<p>Başvurular kurumsal ve elektronik ortam yapılmaktadır. Bunu için EU Login hesabı açılır; kuruluş veya uygun gençlik grubu kayıt sisteminden OID alır; KA152, KA153 veya KA154 seçilir; ihtiyaç, hedef, ortaklık, faaliyet, öğrenme çıktısı, katılımcı profili, bütçe, risk ve yaygınlaştırma planı hazırlanır; faaliyet takvimleri ve zorunlu belgeler eklenerek form süresinde Türkiye Ulusal Ajansına gönderilir. KA152 ve KA153'te biri gönderen, biri ev sahibi olmak üzere en az iki farklı ülkeden iki kuruluş gerekir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/erasmus-genclik-projelerine-99-milyon-euro-proje-sayisi-iki-yilda-iki-katina-cikti-86583</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Erasmus+ gençlik projelerine 9,9 milyon euro: Proje sayısı iki yılda iki katına çıktı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ne-kadar-tuketim-o-kadar-buyume-86568</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ne kadar tüketim o kadar büyüme!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Türkiye ekonomisi bu yılın ikinci çeyreğinde yüzde 2,3 büyüdü ve yüzde 2,5-2,9 olan beklentilerin altında kaldı. Savaşın gölgesinde geçen ikinci çeyrekte büyümeyi vatandaşın tüketimi belirlerken inşaat 2022 üçüncü çeyrekten bu yana ilk kez daraldı, tarım sektörü son iki çeyrektir büyümeye pozitif katkı vermeye devam etti. Sanayi ilk çeyrekteki negatif seyri pozitife döndürse de ivme kaybı sürdü. Uzmanlar 2026 yılının yüzde 3 seviyelerinde büyümeyle kapanmasını beklediklerini vurguladı.</p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) yılın ikinci çeyreğine ilişkin gayri safi yurtiçi hasıla verilerini açıkladı. Buna göre üretim yöntemiyle GSYH, 2026 yılının ikinci çeyreğinde cari fiyatlarla bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 36,0 artarak 19 trilyon 869 milyar 747 milyon TL oldu. GSYH'nin ikinci çeyrek değeri cari fiyatlarla ABD doları bazında 438 milyar 347 milyon olarak gerçekleşti. Yıllıklandırılmış olarak dolar bazında ekonominin büyüklüğü de 1.7 trilyon doları aştı. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi, bir önceki çeyreğe göre yüzde 1,1 arttı.</p>
<h2>Tarım ve sanayi öne çıktı </h2>
<p>Üretim yöntemiyle GSYİH hesabında tarımda ikinci çeyrekteki güçlü büyüme dikkat çekti. Hava koşullarının da etkisiyle son yıllarda büyümeye negatif katkı veren tarım sektörü bu yıl birinci çeyreğin ardından ikinci çeyrekte de yüzde 13,3 büyüdü ve ekonomik büyümeye katkı 0.45 puan ile üretim yöntemiyle hesapta sanayiden sonra en yüksek katkıyı veren sektör oldu. Tarımda üçüncü çeyrekte geçen yılların aksine olumlu hava koşullarıyla ekonomik büyümeye pozitif katkının devam etmesi bekleniyor. Bu yılın ilk çeyreğinde yaşadığı daralma ile büyümeyi negatif etkileyen sanayi sektörü yavaşlamaya rağmen pozitif tarafta kalmayı başardı. Sanayide büyüme yüzde 2,4 olurken ekonomiye katkı 0.46 puan olarak üretim hesabındaki en güçlü katkı olarak öne çıktı. Sanayinin imalat sanayi dalında ise ikinci çeyrekte geçen yılın aynı dönemine göre büyüme yüzde 2,4 katkı 0.39 puan gerçekleşti. Ekonomik aktivite ilk çeyrekteki daralmanın ardından hafif toparlansa da önceki dönemlere göre yavaşlama öne çıktı. Üçüncü çeyrekte de sanayide yavaşlamanın sürmesi ve dezenflasyon sürecine desteğinin devam etmesi bekleniyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a96516b055ad-1788236139.png" alt="" width="700" height="666" /></p>
<h2>İnşaat 14 çeyrek sonra negatif </h2>
<p>İnşaat ikinci çeyrekte 2022 üçüncü çeyrekten yani tam 14 çeyrek sonra ilk kez daraldı. 2023 Şubat depreminin etkisiyle son yıllarda güçlü büyüme performansı ortaya koyan inşaat sektörü yılın ikinci çeyreğinde yüzde 1,9 daraldı ve ekonomiyi 0.11 puan geriletti. İnşaatta deprem kaynaklı etkilerin geride kalması ve sıkı para politikasının etkisiyle yüksek faizler nedeniyle daralan talep nedeniyle önümüzdeki çeyreklerde de negatif katkı gelmesi olası.</p>
<p>Ticaret, ulaştırma ve konaklama sektörü de yavaşladı yüzde 0,5 büyüme ile 0.12 puanlık katkı sağladı ekonomik büyümeye. Hizmet sektörünün en önemli kaleminde yavaşlama gözle görünür şekilde gerçekleşirken bilgi ve iletişim hizmetlerinde yüzde 8,6 büyüme yaşandı, katkı 0.29 puan oldu. Sıkı para politikasının en çok etkisini gösterdiği finans ve sigorta sektörü geçen yılın aynı çeyreğine göre yüzde 2,1 büyüyerek 0.13 puan katkı sağladı. Gayrimenkul faaliyetleri yüzde 2,1 büyüyerek 0.2 puan, mesleki idari destek hizmetleri yüzde 2 büyüyerek 0.1 puan, kamu yönetimi, eğitim, insan sağlığı ve sosyal hizmet faaliyetleri de yüzde 4 büyümeyle 0.36 puanlık katkı verdi.</p>
<h2>Tüketimin katkısı yavaşlasa da etkili </h2>
<p>Harcamalar yöntemiyle GSYH hesabında Türkiye ekonomisinde büyümenin hemen hemen tamamının vatandaşın tüketiminden kaynaklandığı görülüyor. İlk çeyrekte yüzde 5,1 büyüyen vatandaşın tüketimi ikinci çeyrekte yüzde 3,5 büyüdü. Bu büyümenin ekonomik büyümeye katkısı ise 2.33 puan oldu. Geçen yıl birinci çeyrek dışarda bırakıldığında önceki çeyreklere göre en düşük katkı geldi vatandaşın tüketiminden ekonomik büyümeye. Hatta mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış olarak bakıldığında bir önceki çeyreğe göre vatandaşın tüketimi yüzde 1,3 düştü ve ekonomik büyümeye negatif katkı verdi. İç talep arındırılmış veride negatif katkı verirken büyümeye geçen yılın aynı çeyreğine göre hesaplamada ise yine dirençli seviyesini korumaya devam etti.</p>
<h2>Devlet daraldı, yatırımlar hız kesti </h2>
<p>Devlet tüketimi bu yıl ikinci çeyrek yüzde 1,8 daraldı ve büyümeyi 0.21 puan aşağı çekti. Dezenflasyon için oldukça önemli bir veri devlet tüketimindeki gerileme. Toplam yatırımlar oldukça yavaşladı ve sadece yüzde 0,6 büyüyerek 0.16 puanlık katkı verdi. Yatırımların ayrıntısına bakıldığında en büyük gerileme yüzde 0,9 ile inşaatta gerçekleşti. Makine ve teçhizat yatırımları da yüzde 1,6 büyüme ile önceki çeyreklere göre hız kesti. Yatırımlardaki bu yavaşlama sıkı para politikası ve finansmana erişim sıkıntılarının öne çıkmasından da kaynaklandı.</p>
<h2>6 çeyrek sonra ilk kez pozitif katkı </h2>
<p>Savaşın etkisiyle ihracat bu yıl ikinci çeyrekte geçen yılın aynı çeyreğine göre yüzde 3,4 daraldı büyümeyi 0.76 puan aşağı çekti. Ancak yine savaş etkisiyle yüzde 6,4 daralan ithalat büyümeye 1.33 puan ile vatandaşın tüketiminin ardından en yüksek katkıyı verdi. Böylece dış ticaretin büyümeye katkısı 6 çeyrek sonra 0.57 puan ile ilk kez pozitife döndü. Stok değişimleri ise büyümeye 0.55 puanlık düşürücü etki yaptı.</p>
<p>Yılın ikinci çeyreğinde vatandaşın tüketimi büyümeyi desteklese de hız kaybı, yatırımlardaki düşüş ve devlet tüketiminde daralma iç talebin ivme kaybını ortaya koyuyor. Yılın kalanında ise uzmanlara göre petrol fiyatlarının savaş etkisiyle yeniden yükselmesi dış talep üzerinde baskı unsuru olacak, ayrıca Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın atacağı adımlar da büyüme üzerinde etki yapacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"Büyümenin kademeli artmasını bekliyoruz"</span></h2>
<p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek büyüme verileri sonrası yaptığı açıklamada “Ekonomimizin güçlenen makroekonomik temelleri, şoklara karşı direncimizi artırıyor. Dezenflasyon sürecindeki ilerleme ve daha destekleyici küresel koşullar sayesinde önümüzdeki dönemde büyümenin kademeli olarak artmasını bekliyoruz. 2027-2029 dönemi Orta Vadeli Programı ile fiyat istikrarını sağlamak, teknolojik dönüşüm ve verimlilik artışıyla büyüme potansiyelimizi güçlendirmek ve kalıcı refah artışını temin etmek için yol haritamızı ortaya koyacağız” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ne-kadar-tuketim-o-kadar-buyume-86568</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/8/1280x720/market-enflasyon-alisveris-1762496680.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yılın ikinci çeyreğinde Türkiye ekonomisi vatandaşın tüketiminin katkısıyla yüzde 2,3 büyüdü ancak beklentilerin altında bir performans sergiledi. İnşaatta daralma, yatırımlarda hız kaybı ve sanayide yavaşlama öne çıksa da tarım ve dış ticaretin pozitif katkısı ikinci çeyrekte ekonomiyi destekledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cocuklarimiza-artik-buyuyunce-ne-olacaksin-diyebilir-miyiz-86592</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çocuklarımıza artık &#039;Büyüyünce ne olacaksın?&#039; diyebilir miyiz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Daniş Navaro, <em>Kariyer ve Varoluş</em> kitabını 2014 yılında bana imzalayıp vermiş.</p>
<p>Ben ise her nedense o günlerde okumamışım. Kitap, kitaplığımda tam on iki yıl boyunca sırasını beklemiş.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde elime aldığımda düşündüm: Belki de bazı kitapların okunma zamanı, yazılma zamanından daha önemli.</p>
<p>Çünkü bu kitabın benim için okunma zamanı şimdiymiş.</p>
<p>Birincisi, <em>Kariyer ve Varoluş</em> karşıma tam da “Gelecekte insan emeğine ne kadar ihtiyaç olacak?”, “YZ istihdamı azaltacak mı?”, hatta daha uç noktada “Çalışmaya hâlâ ihtiyaç duyacak mıyız?” tartışmalarının başladığı bir dönemde çıktı.</p>
<p>İkincisi ise tamamen kişisel.</p>
<p>Ben varoluşunu büyük ölçüde kariyeri üzerinden kurmuş bir insanım. Çalışmak, üretmek, yeni bir şey yapmak, bir problemi çözmek benim için hiçbir zaman yalnızca para kazanmak anlamına gelmedi. Hayatımın önemli bir bölümünde kendimi yaptığım iş üzerinden tanımladım.</p>
<p>Şimdi ise kariyer yolunun öteki ucundayım.</p>
<p>Bir yanım artık emeklilik zamanımın geldiğini söylüyor. Biraz yavaşlamak, keyifle tanburumu tıngırdatmak, yıllardır ertelediğim şeylere daha fazla zaman ayırmak hiç de fena görünmüyor.</p>
<p>Ama öte yandan biri, hele de beni pek tanımayan bir yabancı, “Emekli misiniz?” diye sorduğunda içimden gayet olgun ve zarif bir cevap vermek yerine:</p>
<p><strong>“Sizsiniz emekli!”</strong></p>
<p>diye çemkirmek geliyor.</p>
<p>Demek ki mesele yalnızca çalışmayı bırakmak değil.</p>
<p>Daniş Navaro'nun kitabının alt başlığı <em>Bir Benlik Eylemi.</em> Kitapta üzerinde durduğu önemli kavramlardan biri de <strong>“özne olmak.”</strong></p>
<p>Çalışmayı ve üretmeyi yalnızca para kazanmanın bir aracı olarak görmüyor. İnsan çalışarak, üreterek, ortaya bir şey koyarak kendi hayatının öznesi oluyor. Bir şeyleri değiştirebildiğini, sonuç yaratabildiğini, dünyada bir iz bırakabildiğini hissediyor.</p>
<p>Belki de benim “Sizsiniz emekli!” diye çemkirmek istememin altında da tam olarak bu var.</p>
<p><strong>Özne olmaktan vazgeçme korkusu.</strong></p>
<p>Çünkü insan varoluşunun önemli bir bölümünü çalışmak, üretmek ve sonuç yaratmak üzerinden kurduğunda emeklilik yalnızca “Artık işe gitmeyeceğim” anlamına gelmiyor.</p>
<p>Daha derinde başka bir soruyu beraberinde getiriyor:</p>
<p><strong>Çalışmıyorsam ben kimim?</strong></p>
<p>2014 yılında bu kitabı okusaydım muhtemelen başka şeylerin altını çizerdim. On iki yıl sonra ise kitap bana kariyerinin sonuna yaklaşan kendim kadar, kariyerinin henüz başında bile olmayan gençleri düşündürüyor.</p>
<p>Çünkü tuhaf biçimde kariyerin iki ucu bugün aynı soruda buluşuyor.</p>
<p>Kariyerinin başındaki genç soruyor:</p>
<p><strong>“Ne olacağım?”</strong></p>
<p>Kariyerinin sonuna yaklaşan insan ise:</p>
<p><strong>“Artık ne olacağım?”</strong></p>
<p>Belki de ikisinin cevabı meslekte değil.</p>
<p><strong>Özne olmaya devam edebilmekte.</strong></p>
<p><strong>Hayal Kariyerden Önce Geliyordu</strong></p>
<p>Bu düşünce beni çok eski ve ilginç bir araştırmaya götürdü.</p>
<p>İngiltere'de 1958 yılında doğan 17 binden fazla çocuk, <em>National Child Development Study</em> kapsamında yıllar boyunca takip edildi. Çocukluklarından yetişkinliklerine kadar eğitimleri, aileleri, işleri ve hayatları hakkında veriler toplandı.</p>
<p>Bu araştırmadan hareketle yapılan çalışmaların dikkat çekici bulgularından biri, genç yaşta geleceğe ilişkin daha belirgin kariyer beklentilerine sahip olmak ile ilerleyen yıllardaki mesleki sonuçlar arasındaki ilişkiydi.</p>
<p>On altı yaş civarında gelecekte yapmak istediği işe ilişkin daha net beklentileri olan gençlerin ilerleyen yaşlarda kariyer açısından daha iyi sonuçlara ulaşma olasılıklarının da daha yüksek olduğu görüldü.</p>
<p>Bu bana basit ama önemli bir şeyi düşündürüyor:</p>
<p><strong>Hayal, kariyerden önce geliyordu.</strong></p>
<p>Bizim kuşağımızda çocuklara çok erken yaşlardan itibaren aynı soru sorulurdu:</p>
<p>“Büyüyünce ne olacaksın?”</p>
<ul>
<li>Doktor</li>
<li>Öğretmen</li>
<li>Mühendis</li>
<li>Pilot</li>
</ul>
<p>Çocuğun verdiği cevap birkaç yıl sonra değişebilirdi elbette. Ama belki de önemli olan cevabın doğru çıkması değildi.</p>
<p>Çocuğun önünde gelecekte dönüşebileceği bir insan görüntüsü vardı.</p>
<p>Doktor ve öğretmenin saygı gördüğünü görüyordu. Mühendisin yaptığı karmaşık işlerle çevreyi değiştirdiğini duyuyordu. Kendini gelecekte o insanın yerine koyabiliyordu.</p>
<p>Sonra üniversite tercihleri yaklaşınca ailelerde başka bir klasik soru başlardı:</p>
<p><strong>“Beş-altı yıl sonra hangi meslek revaçta olacak?”</strong></p>
<p>Çünkü bugün üniversiteye giren çocuğun dört-beş yıl sonra mezun olacağını biliyorduk.</p>
<p>Geleceği hiçbir zaman tam olarak bilemedik. Ama en azından tahmin edebileceğimize inanıyorduk.</p>
<p>Bir dönem mühendislik yükselirdi. Bir dönem finans. Sonra bilgisayar mühendisliği, yazılım, veri bilimi...</p>
<p>Çocuğun önüne az çok bir yol haritası koymak mümkündü.</p>
<p>Şimdi ise beş yıl bile çok uzun.</p>
<p>Bugün üniversiteye başlayan bir genç 2030-2031 yıllarında mezun olacak.</p>
<p>Bugün bildiğimiz bazı mesleklerin beş yıl sonra bugünkü biçimleriyle yapılıp yapılmayacağını bile bilmiyoruz.</p>
<p>Bazı işleri YZ devralacak. Bazı meslekler ortadan kalkmayacak ama içlerindeki görevlerin önemli bir bölümü otomatikleşecek. Bugün adını bile bilmediğimiz yeni işler ortaya çıkacak.</p>
<p>Ve biz çocuklarımıza hâlâ aynı soruyu soruyoruz:</p>
<p><strong>“Büyüyünce ne olacaksın?”</strong></p>
<p>Artık bu sorunun cevabını çocuk kadar anne baba da bilmiyor.</p>
<p>Bir taraftan araştırmalar bize genç yaşta geleceğe ilişkin bir hayale sahip olmanın önemli olduğunu söylüyor.</p>
<p>Diğer taraftan çocuklarımıza:</p>
<p>“Sen iş hayatına başladığında bugün henüz var olmayan meslekler olacak.”</p>
<p>diyoruz.</p>
<p>Peki insan <strong>henüz var olmayan bir şeyin hayalini nasıl kurar?</strong></p>
<p>Bir çocuk “doktor olacağım” dediğinde kendisini beyaz önlükle hayal edebilir.</p>
<p>“Pilot olacağım” dediğinde kokpiti görebilir.</p>
<p>Ama “2035 yılında YZ ile birlikte ortaya çıkacak ve bugün henüz adını bilmediğimiz bir işi yapacağım” bir hayal değildir.</p>
<p>En azından henüz değildir.</p>
<p><span style="font-size: 18pt; color: #34495e;"><strong>Geleceğin mesleğini değil, gelecekteki kendini hayal etmek</strong></span></p>
<p>Belki de artık çocuklara yanlış soruyu soruyoruz.</p>
<p>“Büyüyünce ne olacaksın?” sorusu, mesleklerin insan hayatından daha yavaş değiştiği dünyanın sorusuydu.</p>
<p>Belki de çocuklarımıza artık <strong>meslek değil, istikamet seçmeyi</strong> öğretmemiz gerekiyor.</p>
<p>Geleceğin mesleğini hayal edemiyorsa gelecekteki kendisini hayal edebilir.</p>
<ul>
<li>Nasıl düşünen biri olmak istiyor?</li>
<li>Ne üretmek istiyor?</li>
<li>Hangi problemlerin peşinden gitmek istiyor?</li>
<li>Nasıl bir hayat yaşamak istiyor?</li>
</ul>
<p>Ve Daniş Navaro'nun “özne olmak” kavramı tam burada yeniden önem kazanıyor.</p>
<p>Çünkü mesleğin adı değişebilir ama insanın kendi hayatının öznesi olma ihtiyacı değişmiyor.</p>
<p><span style="color: #34495e; font-size: 18pt;"><strong>Geleceğin girişimcilerini nerede yetiştireceğiz?</strong></span></p>
<p>Bir taraftan geleceğin daha küçük organizasyonlara doğru gideceğini söylüyoruz.</p>
<p>YZ sayesinde birkaç kişinin bugün onlarca kişinin yaptığı işi yapabileceğini, küçük ve çevik girişimlerin çoğalacağını, girişimciliğin öneminin artacağını düşünüyoruz.</p>
<p>Kulağa heyecan verici geliyor.</p>
<p>Ama girişimcilik boşlukta doğmuyor.</p>
<p>Girişimci olmak için yalnızca iyi bir fikre sahip olmak yetmiyor.</p>
<p>Önce bir yerde çalışmış olmak gerekiyor.</p>
<p>Her sabah kalkıp işe gitmek, belirli bir saatte orada bulunmak, bir işi zamanında bitirmek, bazen yapmak istemediğiniz işi de yapmak gerekiyor.</p>
<p>Bir ekibin parçası olmayı, bir yöneticiyle çalışmayı, müşteriyle uğraşmayı, hata yapmayı ve hatanın sonucuyla yaşamayı öğrenmek gerekiyor.</p>
<p>Ve belki hepsinden önemlisi:</p>
<p><strong>Problem görmeyi öğrenmek gerekiyor.</strong></p>
<p>Pek çok girişimin başlangıcında yıllarca bir sektörde çalışmış bir insanın fark ettiği basit bir problem vardır:</p>
<ul>
<li>“Bu neden böyle yapılıyor?”</li>
<li>“Bunun daha kolay bir yolu yok mu?”</li>
<li>“Müşteriler neden sürekli bundan şikâyet ediyor?”</li>
<li>“Neden kimse buna bir çözüm üretmiyor?”</li>
</ul>
<p>Problem görülür.</p>
<p>Çözüm düşünülür.</p>
<p>Sonra <strong>cesaret</strong> gerekir. Doğru insanlar gerekir. Biraz şans gerekir.</p>
<p>Ve girişimcilik hikâyelerinde bazen yeterince konuşulmayan bir şey daha gerekir:</p>
<p><strong>Para.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cocuklarimiza-artik-buyuyunce-ne-olacaksin-diyebilir-miyiz-86592</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/2/1280x720/cocuk-kiz-cocugu-1788241567.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çocuklarımıza artık &#039;Büyüyünce ne olacaksın?&#039; diyebilir miyiz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sehrin-isiklari-14-kez-fotograf-tutkunlarini-bulusturuyor-86611</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uluslararası Şehrin Işıkları Fotoğraf Yarışması&#039;na başvurular başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Güney Marmara’da elektrik dağıtım hizmeti veren UEDAŞ’ın 2013 yılında hayata geçirdiği Şehrin Işıkları Fotoğraf Yarışması'nın uluslararası katılıma açık geleneksel bir fotoğraf yarışmasına dönüştüğü bildirildi. Yarışma, bugüne kadar dünyanın dört bir yanından 82 bin 175 fotoğrafı bünyesinde buluşturdu. </p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, amatör ve profesyonel fotoğrafçıların katılımına açık olan yarışma, farklı bakış açılarını aynı platformda buluşturuyor. Böylece fotoğraf sanatına yeni başlayan isimlerden deneyimli fotoğrafçılara kadar geniş bir katılımcı kitlesi kendi bakış açısını ortaya koyabiliyor.</p>
<p>Bu yıl 14’üncüsü düzenlenen Uluslararası Şehrin Işıkları Fotoğraf Yarışması için başvurular 1 Eylül’de başladı.</p>
<p>Amatör ve profesyonel fotoğrafçılar, eserlerini 30 Eylül 2026’ya kadar yarışmaya gönderebilecek. Yarışmanın sonuçları ise 12 Ekim 2026 saat 17.00’de açıklanacak.</p>
<p>Yarışmaya katılmak isteyenler başvurularını uedas.com.tr/sehrinisiklari adresi üzerinden gerçekleştirebilecek.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sehrin-isiklari-14-kez-fotograf-tutkunlarini-bulusturuyor-86611</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/1/1280x720/sehrin-isiklari-14-kez-fotograf-tutkunlarini-bulusturuyor-1788249648.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ UEDAŞ tarafından bu yıl 14’üncüsü düzenlenen Uluslararası Şehrin Işıkları Fotoğraf Yarışması için başvurular 1 Eylül’de başladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tugiad-genc-girisimcileri-kuresel-karar-masasina-tasiyor-86608</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;TÜGİAD genç girişimcileri küresel karar masasına taşıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Türkiye Genç İş İnsanları Derneği (TÜGİAD), Bursa iş dünyasını “Bursa İş Dünyası Buluşması” programında bir araya getirdi.</p>
<p>"Küresel Ekonomi, Girişimcilik, Yeni İş Birlikleri" başlığıyla BTSO Çok Amaçlı Salon'da gerçekleştirilen buluşmada, küresel ekonomideki gelişmeler, girişimcilik ekosistemi ve yeni iş birliği fırsatları değerlendirildi. Programda ayrıca “Bursa'dan Viyana'ya G20 Genç Girişimciler İttifakı Zirvesi” başlığı ele alındı. Etkinliğin moderatörlüğünü Posta Gazetesi Ekonomi Müdürü Bilal Emin Turan yaptı. Programda TÜGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Gürkan Yıldırım ile Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay konuşmacı olarak yer aldı.</p>
<p>TÜGİAD Genel Başkanı Gürkan Yıldırım, genç iş insanlarının yalnızca başarılı şirketler kurmasının yeterli olmadığını, Türkiye ekonomisinin küresel ölçekte daha güçlü bir konuma taşınmasına katkı sunmaları gerektiğini söyledi. TÜGİAD’ın uluslararası iş ağlarını genişlettiğini belirten Yıldırım, 16-18 Eylül tarihlerinde Viyana’da düzenlenecek G20 Genç Girişimcilik Zirvesi ile Türkiye’nin girişimcilik gücünü Avrupa’nın merkezine taşıyacaklarını vurguladı. TÜGİAD’ın son dönemde uluslararasılaşma konusunda önemli bir çalışma yürüttüğünü belirten Yıldırım, derneğin genel merkezi ve şubeleriyle birlikte bugüne kadar yaklaşık 300 organizasyona imza attığını söyledi. Zirveler, B2B görüşmeleri, fuarlar ve lider buluşmalarının önemli bir bölümünün uluslararası nitelik taşıdığını aktaran Yıldırım, yaklaşık 35-40 ülkeden iş dünyası örgütlerinin temsilcilerini Türkiye’de ağırladıklarını belirtti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/6a967b634a05f-1788246883.JPG" alt="" width="705" height="470" /></p>
<p> </p>
<h2>"Genç girişimciler yeni ekonominin aktörü olacak"</h2>
<p>BTSO Başkanı İbrahim Burkay, küresel ekonomide yaşanan dönüşümün Türkiye için yalnızca değişime ayak uydurma değil, yeni düzenin karar verici aktörlerinden biri olma fırsatı sunduğunu söyledi. Burkay, genç girişimcilerin yeni nesil teknolojiler ve iş modellerinde üstleneceği rolün kritik olduğunu vurgularken, sermayenin bu alanlara yönlendirilmesi için girişim sermayesi ve gayrimenkul yatırım ortaklığı benzeri yeni modellerin geliştirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Dijital dönüşüm, yapay zekâ ve yeni nesil teknolojilerin ekonominin yapısını hızla değiştirdiğini kaydeden Burkay, genç girişimcilerin bu dönüşümde kritik bir konumda bulunduğunu söyledi. Küresel ekonomide yaşanan gelişmelerin geçici bir kriz olarak değerlendirilmemesi gerektiğini savunan Burkay, artık “yeni normal” olarak tanımlanabilecek bir döneme girildiğini söyledi. Türkiye'nin bulunduğu coğrafya itibarıyla önemli bir avantaj taşıdığını ifade eden Burkay, savunma sanayisinden enerji koridorlarına kadar birçok alanda Türkiye'nin bölgesel karar alma süreçlerinde daha güçlü bir aktör haline geldiğini söyledi.</p>
<p>TÜGİAD Bursa Şube Başkanı Kerem Kahveci, Viyana’da gerçekleştirilecek etkinliğin Türk genç girişimcilere görüşlerini, beklentilerini ve çözüm önerilerini küresel karar mekanizmalarına taşıma konusunda önemli bir sorumluluk verdiğini söyledi. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tugiad-genc-girisimcileri-kuresel-karar-masasina-tasiyor-86608</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/8/1280x720/tugiad-genc-girisimcileri-kuresel-karar-masasina-tasiyor-1788246936.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Genç İş İnsanları Derneği Genel Başkanı Gürkan Yıldırım, derneğin uluslararası iş ağlarını genişleterek Türk genç girişimcisinin Avrupa ve G20 platformlarında daha güçlü temsil edilmesini hedeflediğini söyledi. Yıldırım, Viyana’da düzenlenecek G20 Genç Girişimcilik Zirvesi’nin Türkiye’nin girişimcilik kapasitesini dünyaya taşıyacak önemli bir fırsat olduğunu belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tvf-surdurulebilir-finansman-cercevesini-yayimladi-86602</guid>
            <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> TVF, Sürdürülebilir Finansman Çerçevesi&#039;ni yayımladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Varlık Fonu (TVF), yeşil, mavi, sosyal ve sürdürülebilir finansman işlemlerine ilişkin esasları belirleyen Sürdürülebilir Finansman Çerçevesi'ni yayımladı.</p>
<p>Türkiye Varlık Fonundan yapılan açıklamaya göre, Sürdürülebilir Finansman Çerçevesi, TVF'nin sürdürülebilir finansman alanındaki yaklaşımının yanı sıra finansman kaynaklarının kullanım alanları, uygun projelerin değerlendirilmesi ve seçimi, finansmanların yönetimi ve raporlama süreçlerine ilişkin esasları ortaya koyuyor.</p>
<p>Sustainable Fitch tarafından hazırlanan İkinci Taraf Görüşü'nde (SPO), TVF'nin Sürdürülebilir Finansman Çerçevesi, değerlendirmedeki en yüksek seviye olan "Excellent" derecesiyle değerlendirilirken, Çerçeve'nin Uluslararası Sermaye Piyasaları Birliğinin (ICMA) 2025 tarihli Yeşil Tahvil İlkeleri (GBP), Sosyal Tahvil İlkeleri (SBP) ve Sürdürülebilirlik Tahvili Kılavuzu (SBG) ile uyumlu olduğu belirtildi.</p>
<p>Çerçevenin ayrıca LMA, LSTA ve APLMA tarafından yayımlanan Yeşil Kredi İlkeleri ve Sosyal Kredi İlkeleri ile Uluslararası Finans Kurumunun (IFC) 2025 tarihli Mavi Finansman Kılavuzu'nun ilgili hükümleriyle uyumlu olduğu değerlendirildi.</p>
<p>Çerçeve kapsamında, çevresel ve sosyal açıdan ölçülebilir fayda sağlayan yatırımların desteklenmesi, dayanıklı altyapının güçlendirilmesi ve sürdürülebilir finansman kaynaklarına erişimin çeşitlendirilmesi hedefleniyor.</p>
<p><strong>"COP31 ve 2053 net sıfır hedeflerine katkı"</strong></p>
<p>Sürdürülebilir finansmanın küresel ölçekte giderek daha fazla önem kazandığı bir dönemde yayımlanan Çerçeve, bu yıl Türkiye'nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP31 öncesinde hayata geçirilmesi bakımından da önem taşıyor.</p>
<p>Çerçevenin COP31 kapsamında ortaya konulacak sürdürülebilirlik vizyonu ile Türkiye'nin 2053 net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda atılması gereken somut adımlara katkı sağlaması hedefleniyor.</p>
<p>Bunun yanı sıra Çerçeve, Sıfır Atık girişimi kapsamında sürdürülebilirlik alanında ortaya konulan hedefleri destekleyen finansman yaklaşımının bir parçasını oluşturuyor.</p>
<p>TVF, sürdürülebilirlik yaklaşımı kapsamında ekonomik, çevresel ve sosyal etkilerin birlikte değerlendirilmesine yönelik çalışmalarını tüm faaliyet alanlarında sürdürüyor.</p>
<p>Bu kapsamda kurum tarafından her yıl Türkiye'nin en kapsamlı entegre faaliyet raporlarından biri hazırlanırken, faaliyetlerin ekonomik, çevresel ve sosyal boyutları bütüncül bir perspektifle ölçülüyor ve değerlendiriliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tvf-surdurulebilir-finansman-cercevesini-yayimladi-86602</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/6/4/1280x720/turkiye-varlik-fonu-tvf-1754470708.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Varlık Fonu tarafından yayımlanan Sürdürülebilir Finansman Çerçevesi kapsamında, çevresel ve sosyal açıdan ölçülebilir fayda sağlayan yatırımların desteklenmesi, dayanıklı altyapının güçlendirilmesi ve sürdürülebilir finansman kaynaklarına erişimin çeşitlendirilmesi hedefleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/defense-news-top-100de-turkiyede-5-sirket-86604</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 21:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Defense News Top 100&#039;de Türkiye&#039;den 5 şirket</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünyanın önde gelen savunma sanayisi şirketlerinin sıralandığı Defense News Top 100 listesinde 5 Türk şirketi yer aldı.</p>
<p>Her yıl, bir önceki yılın savunma satışları baz alınarak oluşturulan listeye göre ASELSAN, Türk şirketleri arasında en üst sıradaki yerini korurken küresel sıralamada 43'üncü basamaktan 40'ıncı sıraya yükseldi.</p>
<p>Türk şirketleri arasında bu yılın en dikkat çekici gelişmesi ise ARCA Savunma'nın listeye ilk kez girmesi oldu. ARCA, 53'üncü sıradan listeye güçlü bir giriş yaptı.</p>
<p>ROKETSAN da 71'inci sıradan 64'üncü sıraya yükselerek önemli bir sıçrama gerçekleştirdi.</p>
<p>Listeye daha üst sıralarda giriş yapan firmaların etkisiyle Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TUSAŞ) 47'nci sıra yerine 48'inci sırada, MKE ise 80'inci sıra yerine 81'inci sırada Türk savunma sanayisini temsil etti.</p>
<p>ASELSAN, listede 40'ıncı sıraya yükseldi. ASELSAN'ın savunma gelirleri 2024'teki 3 milyar 541,7 milyon dolardan 2025'te 4 milyar 463,9 milyon dolara çıkarak yaklaşık yüzde 26 arttı.</p>
<p>TUSAŞ'ın 2025 savunma geliri 3 milyar 646,4 milyon dolar olarak hesaplandı. Bu rakam 2024'teki 3 milyar 151 milyon dolara göre yaklaşık yüzde 16'lık artışa işaret etti.</p>
<p>ARCA'nın savunma geliri ise 3 milyar 4 milyon dolar olarak gösterildi. ARCA'nın 2024 savunma geliri 653,2 milyon dolar seviyesindeydi. Böylece şirketin savunma geliri bir yılda 4,6 katına çıktı.</p>
<p>ROKETSAN'ın 2025 savunma geliri 2 milyar 368,8 milyon dolar olarak hesaplandı. Şirketin savunma geliri 2024'te 2 milyar 4,6 milyon dolar seviyesindeydi. Böylece savunma gelirinde yaklaşık yüzde 18'lik artış gerçekleşti.</p>
<p>MKE'nin 2025 savunma geliri 1 milyar 421,4 milyon dolar olarak kaydedildi. 2024'te 1 milyar 209,3 milyon dolar olan savunma geliri yaklaşık yüzde 18 arttı.</p>
<p>2026 Defense News Top 100 listesinde yer alan 5 Türk şirketinin toplam savunma geliri 14,9 milyar dolar oldu.</p>
<p><strong>Zirvedeki şirketlerin de gelirleri arttı</strong></p>
<p>Defense News listesi küresel savunma pazarındaki büyümeyi de ortaya koydu.</p>
<p>Listenin ilk sırasında Lockheed Martin yerini korudu. Şirketin 2025 savunma geliri 72,1 milyar dolar olarak hesaplandı. RTX 46 milyar dolarla ikinci, General Dynamics 39,4 milyar dolarla üçüncü, Northrop Grumman 37 milyar dolarla dördüncü ve BAE Systems 36 milyar dolarla beşinci sırada yer aldı. Söz konusu şirketlerin tamamı gelirlerini artırdı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/defense-news-top-100de-turkiyede-5-sirket-86604</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/6/1280x720/aselsan-1777720943.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Defense News Top 100 listesinde ASELSAN 40, TUSAŞ 48, ARCA 53, ROKETSAN 64 ve MKE 81. sırada yer aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ozgur-ozel-539-milyon-liralik-bir-butcemiz-olustu-uye-sayimiz-600-bini-gecti-86565</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 17:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özgür Özel: 539 milyon liralık bir bütçemiz oluştu, üye sayımız 600 bini geçti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yeni Parti'nin Parti Meclisi (PM), Genel Başkan Özgür Özel başkanlığında genel merkezde toplandı.</p>
<p>Toplantının başında, şehitler ve Girne açıklarında yolcu gemisinin alabora olması nedeniyle hayatını kaybedenler için saygı duruşunda bulunuldu, İstiklal Marşı okundu.</p>
<p>Girne'de yaşananları yakından takip ettiklerini belirten Özel, hayatını kaybedenler için derinden üzüldüklerini, sorumluların kanun önünde hesap vermesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>Yeni Parti'yi kurdukları noktaya, kapalı kapılar ardında yapılan hesaplarla ve kendi kararlarıyla gelmediklerini anlatan Özel, "Bizi buraya millet getirdi. Milletin inancı, mücadelesi ve umudu getirdi." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Özel, çareyi Anadolu'ya, Trakya'ya gitmekte, vatandaşlara yol ve rota sormakta bulduklarını kaydederek, "Gezdiğimiz şehirler bizden bir şey istedi. 'Sizin önünüzdeki bütün yolları tıkadılar. Siyasette yeni bir yol açmalısınız.' dediler. İşte biz bu salona, o sese kulak verenler ve o sesin talimatıyla tarihin doğru tarafında duranlar olarak geldik." diye konuştu.</p>
<p>Partinin adını milletin koyduğunu ve bütçesini milletin belirlediğini dile getiren Özel, şöyle devam etti:</p>
<p>"Şu ana kadar bağışçılarımız ve yeni kayıt olan üyelerimizin ilk aidatlarıyla birlikte 539 milyon liralık bir bütçemiz oluştu. Bu tarihte görülmemiş bir teveccühtür. Kasamızdaki servet, para değil, milletin bizlere olan güvenidir, yarınlara olan inancıdır. Bu güvenin sorumluluğunu her birimiz omuzlarımızda taşıyoruz. Bize güvenen, arkamızda duran, 'Siz yola çıkın, size bina da alacağız, otobüs de alacağız, hiçbir şeyinizi eksik bırakmayacağız' diyen teyzelerimize, amcalarımıza, kardeşlerime ve tüm dostlarımıza yürekten teşekkür ediyoruz."</p>
<p><strong>"Üye sayımız 600 bini aşmış durumda"</strong></p>
<p>"Online üyelik kampanyamız 13 Ağustos'ta başladı. 18 günde partimize üye olan vatandaşlarımızın sayısı an itibarıyla 600 bini aşmış durumdadır." diyen Özel, şunları kaydetti:</p>
<p>"Elbette tüm siyasi partilere saygımız var ancak üye sayısıyla en çok övünen Adalet ve Kalkınma Partisi kurulduktan 1 yıl sonra 400 bin üye kaydedebildiğini, Yeni Parti'nin 18 günde bunun 1,5 katı olan 600 bin üyeye ulaşmış olmasının son derece önemli olduğunun altını çiziyoruz. İngiltere'deki İşçi Partisi'nin, İspanya'daki Sosyalist Parti'nin, Almanya'daki Sosyal Demokrat Parti'nin neredeyse toplamları kadar üye sayısına ulaşmış durumdayız. Partimizi kuran, yola çıkaran, adını koyan, bütçesini koyan, bundan sonra da partinin bütün kararlarında etkili olacak olan üyelerimizin ta kendisidir."</p>
<p>Özel, 72 il ve 857 ilçede tam anlamıyla örgütlendiklerini, 9 ilde de örgütlenme çalışmalarının bu hafta tamamlanacağını söyledi.</p>
<p><strong>"Tüm ilçelerde ilçe meclislerimiz olacak"</strong></p>
<p>Partilerin siyaset yapma biçimini değiştirecek, kimsenin kayıtsız kalamayacağı yeni bir adım attıklarını belirten Özel, eski siyasetin eski örgütlenme biçimini yenileyeceklerini ifade etti.</p>
<p>Yeni örgütlenme modellerinin mahallelerde başladığını anlatan Özel, "Üye sayısı, nüfusu ve imkanları müsait olan tüm mahallelerde mahalle meclislerimiz oluşturuluyor. Büyükşehirlerimizde hızla oluşmaya başladı. İstisnasız örgütlendiğimiz tüm ilçelerde ilçe meclislerimiz olacak. İllerde il meclislerimiz olacak. Toplumun tüm kesimlerinin politikalarımızı tartışacağı, belirleyeceği, uygulanacağı zeminleri bu meclislerde kuracağız." dedi.</p>
<p>Özel, siyasi partilerin delege sistemine dayalı örgütlenme modelini de terk ettiklerini aktardı.</p>
<p>Partisindeki delegeliği, "siyasi partiler kanununun gereğini yerine getirmek için teknik bir görev" olarak nitelendiren Özel, şöyle konuştu:</p>
<p>"Yeni Parti'de ilçe başkanını, il başkanını, genel başkanı doğrudan üyelerimiz seçecek. Yeni Parti, her üyeye bir oy, her oya da eşit söz hakkı verecek. Biz, Türkiye'ye başka bir siyasetin mümkün olduğunu gösteriyoruz. Artık siyasette Yeni Parti'den sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Yeni Parti'de siyaset, bir meslek, kariyer olarak sürdürülmeyecek, kimse bulunduğu koltuğa, mevkiye kök salmayacak. Tüm yönetici makamlarında en fazla 3 dönem kuralı uygulanacak. Türkiye'nin gençleri artık siyaseti tribünden seyretmeyecek. Kadınlar, siyasette vitrinde durmayacak. Mutfakta, sahada, masada olacak. Karar verilecek yer neresiyse oranın en başında ve eşit olarak olacak. Milletin yetişmiş insanları kapılarda bekletilmeyecek. Siyasetin kapıları milletimize ardına kadar açılacak."</p>
<p><strong>"Eylül ve ekimde kaydolan üyeler oy kullanabilecek"</strong></p>
<p>CHP Genel Başkanı olduğu dönemde 31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimleri'nde partisini birinci parti yaptığını hatırlatan Özel, "Gireceğim ilk seçimde partiyi birinci parti yapmazsam, partiyi iktidar partisi yapmazsam, derhal kurultaya gideceğim ve görevimi benden sonraki genel başkana devredeceğim." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Özel, partisinin 1. Olağan Kurultayı'nın hazırlıklarının sürdüğünü belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"İlçe başkanlığı aday belirleme ön seçimleri 26 Eylül Cumartesi yapılacak. İl başkanlığı ön seçimleri ise 17-18 Ekim'de yapılacak. Yarınki Merkez Yönetim Kurulu'na kendim önerim olarak götürüyorum. Bugün kurucularımızın ve PM'nin de fikrini aldıktan sonra yarın Türkiye'ye şunu müjdeleyeceğiz. Eylül boyunca partimize kaydolan yeni üyeler, il başkanlığı seçiminde oy kullanabilecekler. Eylül ve ekim ayı boyunca kaydolan üyeler de genel başkan seçiminde oy kullanabilecekler."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ozgur-ozel-539-milyon-liralik-bir-butcemiz-olustu-uye-sayimiz-600-bini-gecti-86565</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/5/1280x720/ozgur-ozel-1788188412.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, &quot;Şu ana kadar bağışçılarımız ve yeni kayıt olan üyelerimizin ilk aidatlarıyla birlikte 539 milyon liralık bir bütçemiz oluştu. Bu tarihte görülmemiş bir teveccühtür.&quot; dedi. Özel, partinin üye sayısının 18 günde 600 bini geçtiğini duyurdu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/aclik-siniri-37-bin-388-liraya-yukseldi-86562</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 16:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Açlık sınırı 37 bin 388 liraya yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TÜRK-İŞ, çalışanların geçim şartlarını ortaya koymak ve temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat değişikliğinin aile bütçesine yansımalarını belirlemek için her ay yaptığı "Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması"nın Ağustos 2026 sonuçlarını paylaştı. </p>
<p>Buna göre, ağustosta Ankara'da yaşayan 4 kişilik ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken gıda harcaması tutarını ifade eden "açlık sınırı" 37 bin 388 lira 30 kuruş oldu.</p>
<p>"Açlık sınırı" temmuzda 36 bin 939 lira 87 kuruştu. </p>
<p>Gıda, giyim, konut, ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer harcamaların toplam tutarına denk gelen "yoksulluk sınırı" ise 121 bin 786 lira olarak hesaplandı.</p>
<p>"Yoksulluk sınırı" geçen ay 120 bin 325 lira 30 kuruş olarak hesaplanmıştı. </p>
<p>Bekar bir çalışanın "yaşama maliyeti" de aylık 48 bin 305 lira 38 kuruş oldu.</p>
<p>Bekar çalışanın maliyeti de temmuzda 47 bin 758 lira 39 kuruştu. </p>
<p><strong>Yumurta fiyatlarında artış</strong></p>
<p>Araştırmada, süt, peynir ve yoğurt grubunda ağustosta belirgin bir fiyat değişikliği görülmezken, dana kıyma ve kuşbaşı ile tavuk eti fiyatlarında artış kaydedildi. Kuzu eti fiyatlarında ise bir miktar gerileme görüldü.</p>
<p>Yumurta fiyatlarında okulların açılmasının yaklaşmasıyla artış yaşanırken, nohut, kuru fasulye ve mercimek fiyatlarında belirgin değişiklik olmadı.</p>
<p>Meyve ve sebze grubunda mevsim etkisiyle beklenen fiyat düşüşünün gerçekleşmediği belirtilirken, özellikle patates ve soğanın yüksek fiyat seviyesini koruduğu bildirildi.</p>
<p>Ekmek, pirinç, un, makarna ve irmik fiyatlarında önemli bir değişiklik görülmezken, bulgur fiyatında bir miktar artış kaydedildi.</p>
<p>Temel yağ ürünlerinde ise fiyatlar genel olarak yükseldi. En fazla fiyat artışı ayçiçek yağında görülürken, margarin, tereyağı ve zeytinyağı fiyatlarında da artış tespit edildi.</p>
<p>Çay fiyatlarındaki artış eğilimi ağustosta da devam ederken, baharat, ıhlamur, tuz, bal ve reçel fiyatlarında belirgin değişiklik görülmedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/aclik-siniri-37-bin-388-liraya-yukseldi-86562</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/1280x720/para-lira-tl-1766551550.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜRK-İŞ, açlık sınırının 37 bin 388 liraya, yoksulluk sınırının ise 121 bin 786 liraya çıktığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-sektorunun-aktif-buyuklugu-temmuzda-538-trilyon-lira-oldu-86556</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 15:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılık sektörünün aktif büyüklüğü temmuzda 53,8 trilyon lira oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), temmuz ayına ait "Türk Bankacılık Sektörünün Konsolide Olmayan Ana Göstergeleri" raporunu paylaştı.</p>
<p>Buna göre, temmuz ayında Türk bankacılık sektörünün aktif büyüklüğü 53 trilyon 817 milyar 209 milyon lira oldu. Sektörün aktif toplamı 2025 yıl sonuna göre 6 trilyon 870 milyar 411 milyon lira arttı.</p>
<p>Sektörün en büyük aktif kalemi olan krediler, temmuz ayında 27 trilyon 448 milyar 319 milyon lira, menkul değerler 7 trilyon 790 milyar 424 milyon lira olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Böylece 2025 yılı sonuna göre sektörün toplam aktifi yüzde 14,6, krediler toplamı yüzde 18,7, menkul değerler toplamı yüzde 11,1 arttı. Bu dönemde kredilerin takibe dönüşüm oranı yüzde 2,86 oldu.</p>
<p>Bankaların kaynakları içinde, en büyük fon kaynağı durumunda olan mevduat 2025 yıl sonuna göre yüzde 13,6 artışla 30 trilyon 924 milyar 126 milyon lira oldu.</p>
<p>Bankacılık sektörünün öz kaynak toplamı geçen yıl sonuna göre yüzde 11,9 artışla 4 trilyon 649 milyar 885 milyon liraya çıktı. Bu dönemde sektörün dönem net karı 596 milyar 395 milyon lira, sermaye yeterliliği standart oranı yüzde 16,61 oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-sektorunun-aktif-buyuklugu-temmuzda-538-trilyon-lira-oldu-86556</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/3/1280x720/para-tl-1767355285.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BDDK&#039;nin temmuz verilerine göre, bankacılık sektörünün aktif büyüklüğü 53,8 trilyon lira, net kârı da 596,4 milyar lira oldu. Bu dönemde sermaye yeterliliği standart oranı yüzde 16,61 olarak kayıtlara geçti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekonomi-programla-uyumlu-dengeli-bir-buyume-patikasi-izlemeye-devam-ediyor-86558</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 15:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Ekonomi programla uyumlu, dengeli bir büyüme patikası izlemeye devam ediyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, yılın ikinci çeyrek Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) verileri hakkında açıklama yaptı.</p>
<p>Yılmaz, yazılı açıklamasında, "Küresel ekonomide çok yönlü kriz dinamiklerinin, bölgemizdeki savaş ve jeopolitik gerilimlerin belirginleştiği, özellikle küresel düzeyde ve ticaret ortaklarımızda büyüme oranlarının aşağıya doğru revize edildiği bir ortamda Türkiye ekonomisi, uygulanan politikaların katkısıyla makroekonomik istikrarını ve dinamizmini korumakta ve küresel belirsizliklere karşı dayanıklılığını sürdürmektedir." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Son 24 çeyrektir kesintisiz büyüme performansı sergileyen ülke ekonomisinin, 2026'nın ikinci çeyreğinde yıllık bazda yüzde 2,3 oranında büyüme kaydettiğini vurgulayan Yılmaz, "Birinci çeyrekte gözlenen dayanıklı büyüme performansı ikinci çeyrekte de sürmüş olup ekonomimiz makroekonomik istikrar programıyla uyumlu, dengeli bir büyüme patikası izlemeye devam etmektedir." açıklamasını yaptı.</p>
<p>Yılmaz, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış olarak bir önceki çeyreğe göre kaydedilen yüzde 1,1 oranındaki büyümenin ise iktisadi faaliyetin çeyreklik bazda yeniden hız kazandığına işaret ederek, "2025 yılında tarihi bir rekorla 1,6 trilyon dolar olan Gayri Safi Yurt İçi Hasılamız, 2026 yılı ikinci çeyreğinde yıllıklandırılmış bazda 1,71 trilyon dolara ulaşarak yılın ilk çeyreğine kıyasla da istikrarlı bir artış kaydetmiştir." bilgisini paylaştı.</p>
<p>Üretim yönünden GSYH bileşenleri incelendiğinde, sektörel bazda dengeli bir görünümün korunduğunu belirten Yılmaz, şöyle devam etti:</p>
<p>"Bir önceki çeyrekte olumlu hava koşullarının da katkısıyla güçlü bir toparlanma sergileyen tarım sektörü, bu dönemde yüzde 13,3 oranında büyüyerek ivme kazanmıştır. Hizmetler sektörü yüzde 1,6 oranında büyüyerek, dezenflasyon programıyla uyumlu bir görünüm sergilemiş, bu sektör bünyesinde yer alan inşaat faaliyetleri ise yüzde 1,9 oranında daralmıştır. Sanayi sektörü ise bir önceki çeyrekte dış talepteki yavaşlamanın etkisiyle kaydettiği daralmanın ardından yüzde 2,4 oranında büyüyerek toparlanma eğilimi göstermiştir."</p>
<p>Yılmaz, harcamalar yönünden büyüme değerlendirildiğinde, toplam tüketim harcamalarının yüzde 2,7 oranında artarak, dezenflasyon sürecine katkı sağlayacak şekilde ılımlı bir seyir izlediğinin görüldüğünü aktararak, "Gayri safi sabit sermaye oluşumu yüzde 0,6 oranında büyürken, üretim kapasitesinin geliştirilmesi açısından önem arz eden makine ve teçhizat yatırımları yüzde 1,6 oranında artış göstermiştir." ifadesini kullandı.</p>
<p>2023'te meydana gelen depremlerden etkilenen illerdeki yeniden inşa ve ihya faaliyetlerinin büyük oranda tamamlanmasıyla birlikte inşaat faaliyetlerinin deprem sonrası dönemdeki güçlü performansının ardından normalleşme sürecine girdiğini belirten Yılmaz, buna bağlı olarak inşaat yatırımlarının yüzde 0,9 oranında daraldığını kaydetti.</p>
<p><strong>"Makroekonomik istikrarı güçlendiren politikaların uygulanmasına devam edilmektedir"</strong></p>
<p>Dış ticaret tarafında ise ithalattaki yüzde 6,4'lük gerilemenin ihracattaki yüzde 3,4'lük daralmadan daha belirgin gerçekleşmesi sonucunda net mal ve hizmet ihracatının büyümeye katkısının 0,6 puan ile pozitif gerçekleştiğine işaret eden Yılmaz, böylece dış ticaretin bu çeyrekte büyümeyi destekleyici bir unsur haline geldiğini vurguladı.</p>
<p>Yılmaz, iç talepteki dengelenme süreciyle birlikte ithalat gerilerken, başta ticaret ortakları olmak üzere dış talep koşullarında gözlenen kısmi toparlanmayla imalat sanayisine ve ihracata yönelik desteklerin katkısıyla ihracattaki daralmanın sınırlı düzeyde kaldığını bildirdi.</p>
<p>"Ülkemiz ekonomisinde ikinci çeyrekte gerçekleşen büyüme performansı, fiyat istikrarı hedefiyle ve dengeli büyümeye yönelik uygulanan politika çerçevesiyle uyumlu bir görünüm sergilemektedir." değerlendirmesinde bulunan Yılmaz, şöyle devam etti:</p>
<p>"Orta Vadeli Program (2026-2028) kapsamında belirlenen temel öncelikler ve hedefler doğrultusunda, makroekonomik istikrarı güçlendiren, verimliliği artıran ve dış şoklara karşı dayanıklılığını destekleyen politikaların uygulanmasına devam edilmektedir. Bölgesel jeopolitik gelişmeler ve küresel belirsizliklerin makroekonomik dengeler üzerinde olası etkileri yakından izlenmekte, bu etkileri sınırlamaya yönelik gerekli politika araçları ilgili kurumlar arasında güçlü eşgüdüm içerisinde devreye alınmaktadır.</p>
<p>Yılın ilk altı ayında gerçekleşen yüzde 2,5 oranındaki büyüme performansı dikkate alındığında, 2026 yılı genelinde büyümenin Orta Vadeli Program hedefinin bir miktar altında gerçekleşmesi beklenmektedir. Önümüzdeki dönemde fiyat istikrarının kalıcı olarak sağlanması hedefi korunurken, sanayide teknolojik kapasitenin geliştirilmesi, ekonomik dayanıklılığın güçlendirilmesi ve yüksek katma değerli üretimin desteklenmesine yönelik politikalar eşgüdüm içerisinde uygulanmaya devam edilecektir."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekonomi-programla-uyumlu-dengeli-bir-buyume-patikasi-izlemeye-devam-ediyor-86558</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/cevdet-yilmaz-4.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2. çeyrek büyüme verilerini değerlendiren Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, &quot;Birinci çeyrekte gözlenen dayanıklı büyüme performansı ikinci çeyrekte de sürmüş olup ekonomimiz makroekonomik istikrar programıyla uyumlu, dengeli bir büyüme patikası izlemeye devam etmektedir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-2-ceyrek-buyume-performansi-ekonomimizin-dayanikliligini-gosterdi-86554</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 15:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bolat: 2. çeyrek büyüme performansı ekonomimizin dayanıklılığını gösterdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, yılın ikinci çeyreğine ait Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) verilerini değerlendirdi.</p>
<p>Yazılı açıklamasında net mal ve hizmet ihracatının büyümeye pozitif katkı verdiğini ve yüzde 2,3'lük büyümenin 0,6 yüzde puanının buradan geldiğini belirten Bolat, üretim itibarıyla sanayi, hizmetler ve tarım sektörlerinin, harcama itibarıyla ise özel tüketim, net ihracat ve yatırımların milli gelir artışına olumlu katkı sunduğunu ifade etti.</p>
<p>Bolat, Türkiye ekonomisinin COVID-19 salgınında bile büyüme performansını sürdürdüğüne dikkati çekerek, "İşsizlik oranı bu yılın temmuz ayında yüzde 8,1 olarak gerçekleşerek son 39 aydır yüzde 10'un altında kalmıştır. Küresel ölçekte artan jeopolitik riskler ve belirsizliğe rağmen bu yılın ikinci çeyreğinde dış ticaret açığı geçen yılın ikinci çeyreğine kıyasla yüzde 8,8, cari işlemler açığı ise yüzde 7,7 gerilemiştir." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>"Hizmetler, büyümeye en fazla katkı veren sektör oldu"</strong></p>
<p>İkinci çeyrek büyümesine özel tüketimin 2,3 yüzde puanla en yüksek katkıyı sağladığına işaret eden Bolat, yatırım harcamalarının ise büyümeye 0,2 yüzde puanla katkı verdiğini aktardı.</p>
<p>Bolat, böylelikle yatırımların büyümeyi desteklemeyi 7 çeyrektir kesintisiz sürdürdüğünü belirterek, kamu kesimi harcamalarının büyümeye etkisinin ise eksi 0,2 yüzde puan olduğunu ifade etti.</p>
<p>Katma değer artışının ikinci çeyrekte hizmetler sektörü toplamında yüzde 2,1 olarak gerçekleştiği bilgisini veren Bolat, "Bu doğrultuda hizmetler, büyümeye en fazla katkı veren sektör olmuştur. Sanayi sektöründe üretim, yüzde 2,4 artarak büyümeye 0,5 yüzde puan pozitif katkı vermiştir. Elverişli hava şartlarının desteğiyle tarım üretimi yüzde 13,3 artarak büyümeye 0,5 yüzde puan katkı sağlamıştır. İnşaat sektöründe katma değer yüzde 1,9 azalmıştır." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Bolat, ikinci çeyrekte yıllıklandırılmış cari işlemler açığının milli gelire oranının yüzde 2,3 seviyesinde gerçekleştiğini ve tarihsel ortalamanın altında, dengeli seyrini koruduğunu bildirdi.</p>
<p><strong>"Büyüme kapasitesini yapısal reformlarla daha da yukarı taşıyacağız"</strong></p>
<p>Türkiye ekonomisinin büyüme kapasitesini, üretimde verimlilik odaklı dönüşüm ve rekabet gücünü artırmaya yönelik yapısal reformlarla daha da yukarı taşıyacaklarının altını çizen Bolat, şunları kaydetti:</p>
<p>"İkinci çeyrek büyüme performansı, küresel ölçekte zorlu şartların ve jeopolitik risklerin arttığı bir dönemde ekonomimizin dayanıklılığını göstermiştir. Bakanlık olarak yürüttüğümüz faaliyetlerin de katkısıyla cari işlemler dengesindeki ılımlı görünüm, tüm olumsuz küresel gelişmelere rağmen korunmaktadır. Yıl sonu hedefimiz olan mal ihracatında 282 milyar dolar üzerinde bir performansın yakalanması, mal ve hizmet ihracatında 410 milyar dolara ulaşılması ve büyüme ivmesinin güçlendirilmesi için yürüttüğümüz çalışmaları hız kesmeden sürdüreceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-2-ceyrek-buyume-performansi-ekonomimizin-dayanikliligini-gosterdi-86554</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/3/1280x720/bakan-bolat-1766914820.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2. çeyrek büyüme verileri hakkında açıklama yapan Bakan Bolat, &quot;İkinci çeyrek büyüme performansı, küresel ölçekte zorlu şartların ve jeopolitik risklerin arttığı bir dönemde ekonomimizin dayanıklılığını göstermiştir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-buyumenin-kademeli-olarak-artmasini-bekliyoruz-86553</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 15:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek: Büyümenin kademeli olarak artmasını bekliyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, yılın ikinci çeyreğine ait Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) verileri hakkında açıklama yaptı.</p>
<p>Yazılı açıklamasında Türkiye ekonomisinin jeopolitik gerilimlerin öne çıktığı 2026'nın ikinci çeyreğinde zorlu küresel koşullara rağmen çeyreklik bazda yüzde 1,1, yıllık yüzde 2,3 büyüdüğüne dikkati çeken Şimşek, yıllıklandırılmış milli gelirin 1,7 trilyon doları aştığını aktardı.</p>
<p>Şimşek, teknoloji yoğun sektörlerdeki olumlu görünümün desteğiyle sanayi katma değerinin yıllık yüzde 2,4 arttığını, tarım sektörünün ise yüzde 13,3 ile güçlü büyümesini sürdürdüğünü belirterek, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Özel tüketim yüzde 3,5, yatırımlar yüzde 0,6 büyürken net dış talep büyümeye pozitif katkı verdi. Böylece ikinci çeyrekte iç ve dış talebin desteğiyle dengeli bir büyüme gerçekleşti. Jeopolitik gelişmelerin ticaret ortaklarımız üzerindeki etkileri ve başta enerji olmak üzere emtia fiyatlarındaki artışla yıllıklandırılmış cari açık ikinci çeyrekte 38,9 milyar dolar olurken cari açığın milli gelire oranı yüzde 2,3 ile sürdürülebilir seviyelerde kaldı."</p>
<p><strong>"Kalıcı refah artışı için yol haritamızı ortaya koyacağız"</strong></p>
<p>Kayıt dışılıkla mücadele, vergide adaletin güçlendirilmesi ve harcama disiplini sayesinde önemli bir mali alan sağladıklarını vurgulayan Şimşek, küresel fiyat şoklarının vatandaşlara etkisini sınırlamak ve dezenflasyonu desteklemek amacıyla eşel mobil uygulamasıyla önemli bir vergi gelirinden vazgeçilmesine rağmen bütçe performansının olumlu seyrini sürdürdüğünü belirtti.</p>
<p>Şimşek, yılın ikinci çeyreği itibarıyla brüt dış borç stokunun milli gelire oranının yüzde 31,6 seviyesinde yatay seyrettiğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye'nin toplam borcunun milli gelire oranı yüzde 91 ile gelişmekte olan ülkeler ortalaması olan yüzde 229'un ve dünya ortalaması olan yüzde 306'nın oldukça altında bulunuyor. Ekonomimizin güçlenen makroekonomik temelleri, şoklara karşı direncimizi artırıyor. Dezenflasyon sürecindeki ilerleme ve daha destekleyici küresel koşullar sayesinde önümüzdeki dönemde büyümenin kademeli olarak artmasını bekliyoruz. 2027-2029 dönemi OVP ile fiyat istikrarını sağlamak, teknolojik dönüşüm ve verimlilik artışıyla büyüme potansiyelimizi güçlendirmek ve kalıcı refah artışını temin etmek için yol haritamızı ortaya koyacağız."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-buyumenin-kademeli-olarak-artmasini-bekliyoruz-86553</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/2/1280x720/simsek-1776501507.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2. çeyrek büyüme verilerini değerlendiren Bakan Şimşek, &quot;Ekonomimizin güçlenen makroekonomik temelleri şoklara karşı direncimizi artırıyor. Dezenflasyon sürecindeki ilerleme ve daha destekleyici küresel koşullar sayesinde önümüzdeki dönemde büyümenin kademeli olarak artmasını bekliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/koc-holding-cop31in-kuresel-is-ortagi-oldu-86596</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Koç Holding, COP31&#039;in &#039;Küresel İş Ortağı&#039; oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Koç Holding'in, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) Taraflar Konferansı'nın 31. oturumunun (COP31) "küresel iş ortağı" olduğunu açıkladı.</p>
<p>Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Türkiye'nin ilk kez ev sahipliğinde, Antalya'da 9-20 Kasım'da düzenlenecek COP31 için hazırlıklar devam ediyor.</p>
<p>Birleşmiş Milletlerin iklim değişikliği ile mücadelede en önemli organizasyonlarından biri olan COP31 Zirvesi için COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum öncülüğünde farklı sektörlerle işbirliği ve ortaklık anlaşmaları hayata geçiriliyor.</p>
<p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin (TOBB) "COP31 iş dünyası elçisi", Uluslararası Enerji Ajansı'nın (IEA) "COP31 stratejik ortağı", Türkiye Bankalar Birliğinin (TBB) COP31 Başkanlığının "finansal alandaki iş ortağı" ve Garanti BBVA ve BBVA'nın "COP31 küresel bankacılık partneri" olmasıyla devam eden süreçte yeni bir adım daha atıldı. Koç Holding, COP31'in "küresel iş ortağı" oldu.</p>
<p><strong>"Türkiye'nin iklim eylemindeki kararlılığını dünyaya göstereceğiz"</strong></p>
<p>COP31 Başkanı Murat Kurum, bu kapsamda Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Koç ve beraberindeki heyeti Bakanlık'ta kabul etti.</p>
<p>Görüşmede, Türkiye'nin COP31 ev sahipliği vizyonu ve Koç Holding'in sürdürülebilirlik, teknoloji ve inovasyon ekseninde konferansa sunacağı katkılar ele alındı.</p>
<p>Bakan Kurum, görüşmeye ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, şunları kaydetti:</p>
<p>"Antalya'da ev sahipliği yapacağımız COP31'de kamudan özel sektöre, finans dünyasından sivil topluma kadar tüm paydaşlarımızla güçlerimizi birleştirerek Türkiye'nin iklim eylemindeki kararlılığını dünyaya göstereceğiz. Bu kapsamda ülkemizin köklü kuruluşlarından ve bu yıl 100. yaşını kutlayan Koç Topluluğu, Koç Holding şemsiyesi altında, COP31'in küresel iş ortağı oldu. Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Koç ve beraberindeki heyetle görüşerek bu süreçte birlikte neler yapabileceğimizi ele aldık. COP31'de özel sektörün katkısını ve işbirliklerimizi önemsediğimizi, Koç Holding'in de bu sürece katkı sunacak olmasından duyduğumuz memnuniyeti aktardık. COP31'de ortak akılla, güçlü işbirlikleriyle ve somut adımlarla taahhütleri eyleme dönüştürecek adımları atacağız. Hayırlı olsun."</p>
<p>Anlaşmayla ilgili açıklama yapan Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Koç da Koç Topluluğu olarak 100 yıldır Türkiye'nin geleceğine duydukları güvenle yatırım yaptıklarını, ürettiklerini, ekonomik ve toplumsal kalkınmaya katkı sağladıklarını belirtti.</p>
<p>Ali Koç, "İkinci yüzyılımıza adım attığımız bu anlamlı dönemde, dünyanın en önemli iklim platformlarından COP31'in küresel iş ortağı olarak ülkemizin temsiline güçlü şekilde katkı sunmaktan gurur ve memnuniyet duyuyoruz. Ülkemizin COP31'e ev sahipliği yapmasını, iklim hedeflerini hayata geçirme kararlılığını ve yeşil dönüşümdeki rekabet gücünü dünyaya göstermek açısından tarihi bir fırsat olarak değerlendiriyoruz." sözlerini sarf etti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/koc-holding-cop31in-kuresel-is-ortagi-oldu-86596</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/6/1280x720/463-1788242415.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Koç Holding Türkiye’nin ilk kez ev sahipliği yapacağı ve 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek COP31’in “Küresel İş Ortağı” oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/doviz-donusumlu-kur-korumali-mevduat-sifirlandi-86557</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 14:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Döviz Dönüşümlü Kur Korumalı Mevduat sıfırlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Döviz Dönüşümlü Kur Korumalı Mevduat/Katılma (DDKKM) hesaplarının stok bakiyelerinin temmuz ayı sonuçlarını paylaştı.</p>
<p>Buna göre, DDKKM toplam stok bakiyesi temmuz ayında 10 milyon dolar azalarak sıfıra indi.</p>
<p>[post-86322]</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/doviz-donusumlu-kur-korumali-mevduat-sifirlandi-86557</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/8/1280x720/finansal-kesim-disi-firmalarin-net-doviz-acigi-artti-1741153851.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın temmuz verilerine göre Döviz Dönüşümlü Kur Korumalı Mevduat/Katılma hesapları bakiyesi, 10 milyon dolar azalarak sıfıra indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/interfresh-eurasia-fuari-icin-geri-sayim-basladi-86547</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 14:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Interfresh Eurasia Fuarı için geri sayım başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR</strong></p>
<p>Türkiye’nin yaş meyve sebze sektörünü uluslararası alıcılarla buluşturacak Interfresh Eurasia Fuarı, 8-10 Eylül 2026 tarihlerinde İzmir’de kapılarını açacak.</p>
<p>129 firmanın katılımıyla düzenlenecek fuarda, Türkiye’nin yanı sıra farklı ülkelerden sektör temsilcileri de bir araya gelecek. Üretici, ihracatçı, ithalatçı, perakendeci, zincir market, lojistik, ambalaj ve tarım teknolojileri sektörlerini buluşturacak organizasyon, yeni ticari bağlantıların kurulması ve Türk yaş meyve sebze ürünlerinin yeni pazarlara açılması açısından önemli bir platform olacak.</p>
<p>Interfresh Eurasia Fuarı’nın sektörün uluslararası pazarlara açılması açısından önemli bir platform olduğunu vurgulayan Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Balık, 8-10 Eylül tarihlerinde İzmir’de düzenlenecek fuarın üretici, ihracatçı, ithalatçı, perakendeci, lojistik ve tarım teknolojileri sektörlerini bir araya getireceğini söyledi. Fuarı Türk yaş meyve sebze sektörünün dünyaya açılan vitrinlerinden biri olarak gördüklerini belirten Balık, “Uluslararası alıcıların İzmir’e gelmesi, ihracatçılarımızla doğrudan temas kurması ve yeni ticari bağlantıların oluşturulması açısından fuarın önemli fırsatlar sunduğuna inanıyoruz” diye konuştu.</p>
<h2>Uçak: Interfresh’i dünyaya tanıtmak istiyoruz</h2>
<p>Interfresh Eurasia’nın İzmir’e taşınmasının ardından fuarın uluslararası niteliğinin güçlendirilmesi gerektiğini belirten Türkiye Meyve Sebze Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı ve Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Hayrettin Uçak, hedeflerinin fuarı dünyanın farklı ülkelerinden alıcıların takvimine aldığı önemli bir ticaret platformuna dönüştürmek olduğunu söyledi. Uluslararası alıcı sayısının artırılması ve hedef pazarlardan büyük ithalatçı, toptancı ve perakende zincirlerinin İzmir’e çekilmesinin önemine dikkat çeken Uçak, “Interfresh’i İzmir’e getirdik; şimdi Interfresh’i dünyaya tanıtmak istiyoruz. Fuarın gerçek başarısını burada kurulan bağlantıların ihracata dönüşmesiyle ölçeceğiz” dedi.</p>
<h2>Özer: 100’den fazla ülkeden ziyaret bekliyoruz</h2>
<p>Interfresh Eurasia Fuarı kapsamında yürütülen uluslararası iş geliştirme faaliyetleri doğrultusunda Avrupa, İngiltere, Rusya ve Balkan ülkelerinde çok sayıda sektör temsilcisi ile görüşmeler gerçekleştirdiklerini dile getiren Antexpo Fuarcılık Genel Koordinatörü Murat Özer, “Bu çalışmalar sonucunda perakende sektörünün satın alma yöneticileri, ithalatçı firmalar, ihracatçılar ve sektör profesyonellerinden oluşan, 100’den fazla ülkeden uluslararası alım heyetlerinin Interfresh Eurasia Fuarı’nı ziyaret etmesi hedefleniyor. Avrupa ve Orta Avrupa pazarlarında faaliyet gösteren perakende zincirlerinin satın alma departmanları, ithalatçı firmalar ve tedarikçi ağlarıyla görüşmeler sürerken; Balkan ülkeleri, İngiltere ve Rusya pazarlarında da yeni iş birlikleri için temaslar devam ediyor. Bunun yanı sıra Hindistan, Orta Doğu ve Asya pazarlarında yürütülen çalışmalar, bölgesel iş ortakları ve acenteler aracılığıyla sürdürülüyor. Bu bölgelerden gelecek VIP alıcı delegasyonlarının ise önümüzdeki aylarda netleşmesi bekleniyor” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/interfresh-eurasia-fuari-icin-geri-sayim-basladi-86547</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/7/1280x720/interfresh-eurasia-fuari-icin-geri-sayim-basladi-1788175421.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Interfresh Eurasia Fuarı, 8-10 Eylül’de İzmir’de 100’den fazla ülkeden alıcıyı sektör temsilcileriyle buluşturacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/balikcilikta-3-milyar-dolarlik-ihracat-hedefi-onemli-bir-firsat-86552</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 12:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Balıkçılıkta 3 milyar dolarlık ihracat hedefi önemli bir fırsat&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, 1 Eylül'de başlayacak balıkçılık av sezonu ile ilgili açıklama yaptı.</p>
<p>Yazılı açıklamasında ilk kez 2023'te 1 milyon ton sınırını aşan toplam su ürünleri üretiminin, 2024'teki düşüşün ardından 2025'te yüzde 11,1 artarak 1 milyon 37 bin 19 tona ulaştığına işaret eden Bayraktar, böylece son 5 yıldaki toplam üretim artışının yüzde 31,9 olarak gerçekleştiğini bildirdi.</p>
<p>Bayraktar, 2025 yılı su ürünleri üretiminin yüzde 33,4'ünü avcılık yoluyla elde edilen deniz balıkları, yüzde 3'ünü diğer deniz ürünleri, yüzde 3,1'ini iç su ürünleri ve yüzde 60,4'ünü yetiştiricilik ürünlerinin oluşturduğunu ifade ederek, su ürünleri avcılığının 2025'te bir önceki yıla göre yüzde 15,3 artarak 410 bin 428 tona yükseldiğine dikkati çekti.</p>
<p>Avcılık üretiminin 2020'de kaydedilen 364 bin 100 tonluk seviyeye göre yüzde 12,6 arttığının bilgisini veren Bayraktar, avlanan deniz balıklarının toplam miktarının ise 346 bin 366 ton olarak gerçekleştiğini kaydetti.</p>
<p>Bayraktar, hamsinin 245 bin 261 tonluk üretimle ilk sırada yer aldığını, hamsiyi 28 bin 388 tonla çaça ve 19 bin 667 tonla sardalyanın takip ettiğini belirtti.</p>
<p>Türkiye'nin uzun kıyı şeridi, zengin denizleri, yaygın iç su kaynakları ve akarsularıyla güçlü bir balıkçılık potansiyeline sahip olduğunu vurgulayan Bayraktar, bu potansiyelin devamlılığının deniz ve iç su ekosistemlerinin korunmasına ve su ürünleri kaynaklarının bilimsel esaslara göre yönetilmesine bağlı olduğunun altını çizdi.</p>
<p><strong>"Su ürünleri ihracatı 2025'te 2,3 milyar dolara ulaştı"</strong></p>
<p>Bayraktar, Türkiye'nin su ürünleri dış ticaretinde net ihracatçı konumunda olduğunu, son yıllarda üretim kapasitesinde, ürün çeşitliliğinde ve ihracat pazarlarında kaydedilen gelişmelerin dış satıma da olumlu yansıdığını belirterek, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>"İlk kez 2024'te 2 milyar dolar sınırını aşan su ürünleri ihracatı 2025'te 2,3 milyar dolara ulaştı. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından 2028 yılı için belirlenen 3 milyar dolarlık ihracat hedefi, sektörün üretim ve dış ticaret kapasitesinin geliştirilmesi bakımından önemli bir fırsat sunuyor."</p>
<p>Türkiye'de su ürünleri tüketiminin son yıllarda artmasına rağmen dünya ortalamasının altında kaldığına dikkati çeken Bayraktar, dünyada kişi başına yıllık ortalama su ürünleri tüketiminin yaklaşık 19 kilogram olduğunu, Türkiye'de ise bu miktarın 8,8 kilogram seviyesinde bulunduğunu belirtti.</p>
<p><strong>Eğitim ve tanıtım çalışmalarının yaygınlaştırılması çağrısı</strong></p>
<p>Bayraktar, tüketimin artırılabilmesi için ürünlerin uygun fiyatlarla ve düzenli olarak tüketiciye ulaştırılması, soğuk zincir ve dağıtım altyapısının geliştirilmesi, balığın beslenmedeki yeri konusunda eğitim ve tanıtım çalışmalarının yaygınlaştırılması gerektiğini bildirdi.</p>
<p>Balıkçılık faaliyetlerinde kısa vadeli üretim artışından ziyade stokların korunmasını ve sürdürülebilir kullanımını esas alan bir yaklaşım benimsenmesi gerektiğini kaydeden Bayraktar, bilimsel araştırmaların güçlendirilmesi, stokların düzenli olarak izlenmesi, koruma ve kontrol faaliyetlerine öncelik verilmesi ve av baskısının kaynakların yenilenme kapasitesine uygun şekilde yönetilmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Bayraktar, balıkçıların av yasaklarına, asgari avlanabilir boylara, zaman ve alan sınırlamalarına ve mevzuatla getirilen diğer düzenlemelere titizlikle uymaları gerektiğini belirterek, yasa dışı, kayıt dışı ve düzenlenmemiş avcılıkla mücadelenin etkin biçimde sürdürülmesi gerektiğine işaret etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/balikcilikta-3-milyar-dolarlik-ihracat-hedefi-onemli-bir-firsat-86552</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/6/1280x720/semsi-bayraktar-1762413533.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni balıkçılık av sezonu hakkında açıklama yapan TZOB Genel Başkanı Bayraktar, &quot;Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından 2028 yılı için belirlenen 3 milyar dolarlık ihracat hedefi, sektörün üretim ve dış ticaret kapasitesinin geliştirilmesi bakımından önemli bir fırsat sunuyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/togg-t6x-tanitildi-su-anki-cari-fiyatlara-gore-cok-cok-daha-hesapli-86545</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 12:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Togg T6X tanıtıldı: Şu anki cari fiyatlara göre çok çok daha hesaplı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye'nin Otomobili Girişim Grubu (TOGG) Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı, Anadolu Ajansı (AA) Finans Masası'nda Togg'un geride bıraktığı 7 yılı değerlendirerek yeni çıkacak T6X modeliyle ilgili ayrıntıları paylaştı.</p>
<p>Tosyalı, Togg'un öncelikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde hayata geçirilmiş çok özel bir proje olduğunu belirterek, "Eğer Sayın Cumhurbaşkanımız kararlı bir şekilde bu otomobil endüstrisine yerli bir marka, Türk toplumunun tamamen sahipleneceği bir vizyoner yaklaşımla böyle bir yatırım için kararlı bir şekilde bizleri motive etmeseydi bugün içinde bulunduğumuz tesisler olmayacaktı." dedi.</p>
<p>Türkiye Yüzyılı'nın en önemli sembollerinden biri olan, bugün endüstriyel dönüşümün de sembolü sayılabilecek Togg'un başarıyla yoluna devam ettiğini dile getiren Tosyalı, sanayiciler olarak mutlaka teknolojiyi takip ettiklerini, endüstriyel dönüşümleri de göz önünde bulundurarak devamlı yatırımları güncellediklerini ancak böyle büyük projelerde mutlaka devlet kararlılığının ve lider sahipliğinin hissedilmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Tosyalı, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın projenin en başından beri kararlı ve sabırlı şekilde, kendilerine de inanarak bu projeyi sahiplendiğini belirtti.</p>
<p>Gelinen noktada çok önemli rakamlara ulaştıklarının altını çizen Tosyalı, Togg'un 7 yıllık sürecinde artık yeni modellerin sürüme hazır hale geldiğini söyledi.</p>
<p>Tosyalı, Togg'un aynı zamanda Türk sanayicisinin de vizyonunu ortaya koyduğunu dile getirerek, "(Togg) Türk sanayisinin gelişmişliğini, Türk sanayi ekosisteminin de nasıl birbirini tamamlayarak bir eser ortaya koyabileceğini ortaya koyan bir proje olarak önümüzde duruyor. 7 yıl önceki kararlılığımızda, planlarımızda hiçbir değişiklik yok. Aslında 7 yıl önce ortaya koyulan vizyonun bugün ne kadar doğru olduğu ortaya çıkıyor." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Togg'un kuruluş sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Tosyalı, 7 yıl önce adını 'Togg' olarak koydukları akıllı cihaz için yola çıkıldığı dönemde Türkiye'de 20'den fazla markanın yıllık (elektrikli) araç satışlarının 7 binli seviyelerde bulunduğunu, buna karşın 150 bin adet elektrikli otomobil üretme hedefiyle çalışmaların sürdürüldüğünü kaydetti.</p>
<p><strong>"Süreç sağlıklı bir şekilde ilerliyor"</strong></p>
<p>TOGG Yönetim Kurulu Başkanı Tosyalı, bu hedefin o dönem için çok şaşırtıcı olduğunu dile getirerek, teknolojideki gelişimi, endüstriyel dönüşümü ve her şeyi gözlemlediklerini anlattı. Tosyalı, bu gözlemler ve arkalarında da kararlı duruş gördüklerinden ötürü 7 yıl önce bir yılda 20'den fazla markanın ancak 7 bin araç sattığı bir pazarda bugün sadece tek bir marka olarak ayda bu seviyelerde satış gerçekleştirmeye başladıklarını söyledi.</p>
<p>Togg'un ilk akıllı cihazını 2,5 yıl önce çıkardıklarını anımsatan Tosyalı, arkasından geçen yıl Togg'un fastback modeli T10F'yi piyasaya sürdüklerini, şimdi de arka arkaya diğer modellerin bu süreci takip edeceğini söyledi.</p>
<p>Tosyalı, "Süreç o kadar sağlıklı bir şekilde ilerliyor ki biz çok memnunuz ve hedeflerimizi de tutturarak devam ediyoruz." dedi.</p>
<p>Bu akıllı cihaz ekosisteminin, sadece "araç" şeklinde lanse edilmesinin haksızlık sayılabileceğine dikkati çeken Tosyalı, şunları kaydetti:</p>
<p>"Şimdi düşünün ki küçük bir elektrikli otomobil pazarı var ve o sadece Marmara Bölgesi'ne kümelenmiş Türkiye'deki bütün elektrikli otomobiller... Çünkü Anadolu'da yeterli bir şarj altyapısı yok. Servis altyapısı yok. Akıllı cihaza servis verecek birikim de yok. Böyle bir pazara biz dört koldan birden girdik. Bugünlere geleceğini, marketin büyüyeceğini gayet iyi biliyorduk ama bizim sadece bilmemiz yetmez. Hatırlarsanız biz ilk araç lansmanımızı yaptık ve yılın geri kalan kısmında 20 bin adet araç piyasaya vereceğimizi anons ettik ve onun için ön talep topladık. İlk defa piyasaya sürülecek bir araç test edilmemiş daha, bilinmiyor ve toplumumuz o kadar büyük bir kadirşinaslık göstererek teveccühte bulundu ve bizim 20 bin adet piyasaya süreceğimiz araca karşılık 180 bin talep aldık. Bu, dünyada neredeyse hiçbir markaya nasip olmayacak bir teveccüh. Bu, bize çok daha ağır bir sorumluluk yükledi. Çok hızlı bir şekilde şarj istasyonları sayısını ihtiyaçtan da fazla şekilde artırmaya başladık ki Anadolu'nun her köşesinde aracımızı alıp kullanan kişiler, müşteri memnuniyetini oluştursun. Bugün geldiğimiz noktada neredeyse şu an 120 bin civarında aracımız trafikte dolaşıyor ve çok ciddi bir servis altyapımız, şarj altyapımız, sadece bizim kendi şarj istasyonlarımız değil Türkiye'de birçok girişimcinin, sanayicinin kurduğu kendi şarj istasyonları hizmet veriyor. Muazzam bir ekosistem oluştu."</p>
<p>Fuat Tosyalı, bugün gelinen noktada 7 yıl önce düşünülen rakamların çok ötesine geçildiğini, müşteri memnuniyetinin en yüksek derecede tutulduğu, ulaşılabilir akıllı cihaz ekosistemi oluştuğunun altını çizdi.</p>
<p>Togg'un öncelikli misyonunun her kesimin ulaşabileceği, satın alıp rahatlıkla kullanabileceği otomobiller üretmek olduğunu belirten Tosyalı, vizyonlarının ise bunu sürdürülebilir kılmak olduğunu vurguladı. Tosyalı, bu amaç doğrultusunda yola çıktıklarında ilk araçlarının T10X olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>"Aracımız, gelecek haziranda tüketicilerimizle buluşacak"</strong></p>
<p>Fuat Tosyalı, T10X'in Türk aile yapısına uygun, kapsayıcı, çok düşük işletme maliyeti bulunan ve kendi segmentinde hem en lüks hem de en ekonomik otomobil olduğunu söyleyerek, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Böyle baktığımız zaman ürettiğimiz her otomobil direkt trafiğe çıktı. Allah'a çok şükür, şu ana kadar hiç böyle bir satış kaygımız olmadı, hemen akabinde yanına T10F'i çıkardık geçtiğimiz yıl. Bugün bakıyoruz satışlarımız neredeyse kafa kafaya. T10X ile T10F'nin bir aylık satışına rakiplerimizin toplam satışı yetişemiyor. Allah'a çok şükür, aylardır açık ara pazar liderliğindeyiz ve bunu da pekiştirerek devam ediyoruz.</p>
<p>Her satış, her yakaladığımız derece bize daha büyük sorumluluk yüklüyor ve planlarımızı tekrar tekrar gözden geçirip hem servis kalitemizi hem de fiyatlama mekanizmamızı tekrar gözden geçirttiriyor. Daha az gelirli vatandaşlarımızı araç sahibi yapabilme adına çok daha ekonomik yeni bir modelimizin hazırlığındayız ve bu artık doğum sürecine girdi, '9 ay 10 gününü bekliyor' desem tabiri caizse uygundur. Artık her ay bir şekle bürünüyor ve önümüzdeki haziran ayında bu aracımızı tüketicileriyle buluşturacağız. T10X ve T10F'den sonra T6X'i özellikle geliştirdik ki neredeyse şu anki cari fiyatlara göre çok çok daha hesaplı. Buna uygun kampanya süreçlerimiz de olacak."</p>
<p>Tosyalı, artık normal gelirli vatandaşların da bu aracı almayla ilgili sorun yaşayabileceğini düşünmediklerini belirterek, "Dünyada böyle bir aracı elde edebileceği en uygun fiyatla vatandaşımıza sunmak üzere hazırlık yaptık ve bugün bir kaba prototipini görüyorsunuz çünkü detayları takdir ederseniz ki bu aşamalarda açıklanmıyor ama aracımız gelecek haziranda tüketicilerimizle buluşacak inşallah." dedi.</p>
<p><strong>"Cari fiyatların neredeyse yarı fiyatına yakın, kullanıcıya araç vermek istiyorum"</strong></p>
<p>T6X modeli için daha önce gündeme gelen satış fiyatlarına yönelik Tosyalı, "Bugünkü maliyetlerimizle baktığımız zaman hedefim, hayalim bugünkü cari fiyatların neredeyse yarı fiyatına yakın, kullanıcıya araç vermek istiyorum. Bu zaten Sayın Cumhurbaşkanımızın da talimatı. Araç ulaşılabilir olacak, her vatandaşımız bu araca, bu markaya ulaşabilecek. Bizim görevimiz, sorumluluğumuz bu." diye konuştu.</p>
<p>Tosyalı, T6X'in fiyatının 1 milyon 300 bin lira bandında olmasına yönelik soru üzerine, aracı, her vatandaşın ulaşabileceği maliyette üretip, satmak zorunda olduklarını belirterek, "Onun için de rakamlara takılmıyorum ama ben onu bu yılın başında bir mülakatımda söylemiştim. O günden bu yana hedeflerimizde bir değişiklik yok. İnşallah önümüzdeki hazirana kadar da şartlarda majör bir değişiklik olmaz, olmayacaktır. Ulaşılabilir, en ekonomik otomobili hem de en iyi donanımla vermek üzere var gücümüzle çalışıyoruz, inşallah bu hedefimize de ulaşacağız. Çok rekabetçi bir fiyatla piyasaya süreceğiz. Önümüzdeki haziran ayında talep toplamaya başlarız. Haziran ayı sonundan itibaren de kullanıcılarımıza araçlarımızı sevk etmeye başlayacağız." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Araç üretmenin büyük bir vizyon olduğuna dikkati çeken Tosyalı, "Bütün teknolojiyi tek başımıza biz oluşturmuyoruz. Türkiye'de muazzam bir teknoloji ekosistemi var. Birçok startup bize yeni bir ürün geliştirip, sunmak için yarış halindeler. Bu bir akıllı cihaz. Akıllı cihazın aklını oluşturan bütün modüller ülkemizde ardı ardına farklı firmalar, gruplar tarafından geliştiriliyor. Bunun içerisinde birkaç kişilik startuplar da var, büyük organizasyonel yapılar da var. Çok büyük bir ekosistem çalışıyor ve o ekosistemden süzülerek gelen bütün ürünler burada vücut buluyor ve kullanıcımıza ulaşıyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>"Anadolu'nun bugün hemen her yerinde servislerimiz var"</strong></p>
<p>TOGG Yönetim Kurulu Başkanı Tosyalı, servis tarafına büyük yatırım yaptıklarını belirterek, Türkiye'nin geniş ve büyük bir coğrafya olduğunu, ülkenin her bir köşesinden cihaza ulaşan kullanıcıların servis ihtiyacını da ortaya çıkardığını anlattı.</p>
<p>Böyle bir akıllı cihazın servisinin klasik araçların servislerinden farklı olduğunu söyleyen Tosyalı, şunları kaydetti:</p>
<p>"Başlı başına elektronik bir sistem alıyorsunuz. Aslında servis ihtiyacının hemen hemen yüzde 80'i uzaktan yazılımla şu an çözülebiliyor. Artık kullanıcılarımız da bu seviyeye geldi. Bizim de geliştirdiğimiz yeni yazılımlarla araçlarımıza uzaktan erişerek ihtiyaçlarını çok seri bir şekilde çözebiliyoruz. Bunun yanında özellikle kendini çok daha iyi hissetmek isteyen, servisi ihtiyacı olan kullanıcılarımız için de hızla servislerimizi artırıyoruz. Anadolu'nun bugün hemen her yerinde servislerimiz var. Ama dediğim gibi bugün servis ihtiyacı fiziki ihtiyaçların dışında özellikle yazılım ve işletimsel ihtiyaçlar konusunda uzaktan erişimle ihtiyaçları çok rahatlıkla çözebiliyoruz."</p>
<p><strong>"Kullanıcı memnuniyetimizi en üst seviyede tutuyoruz"</strong></p>
<p>Fuat Tosyalı, kullanıcıların geri bildirimlerine ilişkin, "Yüz binden fazla aracınız trafikte ise buradan muazzam bir veri akışı oluyor. Kullanıcı tercihleri, refleksleri ve ihtiyaçları bizim yeni yatırımlarımızı, modellerimizi oluşturmamızda çok büyük bir veri tabanı oluşturuyor. Önümüzdeki dönemde özellikle otomobildeki endüstriyel dönüşümün de öncülerinden olacağız ki şu an bu konuda zaten iddialıyız. Yüz binler, milyonlarla ifade edilen üretim rakamlarımız yok ama ürettiğimizi de çok iyi üretiyoruz ve kullanıcı memnuniyetimizi de en üst seviyede tutuyoruz." diye konuştu.</p>
<p>Cihazlar piyasaya ilk çıktığında internet aracılığıyla direkt merkezden satışa başladıklarını ve bunun başarılı bir şekilde devam ettiğini anımsatan Tosyalı, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Şu an kullanıcılarımızın çoğu bunu tercih ediyor, ekrandan gayet iyi dizayn ediyor. Hem kolay hem pratik güzel bir yöntem ama toplumumuzun bir kesimi var ki o da biraz daha gelenekçi, dokunmak, karşılıklı konuşmak, duymak istiyor. Bizim de arzumuz her kesime ulaşmak. Toplumun bir otomobiliysek biz, onun için her modeli de çıkaracağız. Her kesime uygun modellerimiz de olacak ama herkesin de ulaşabileceği alanlarımızın da olması lazım. Bazı kullanıcılarımız bir görüp dokunmak, orada fiziki de olsa bir servis olduğunu bilmek istiyor.</p>
<p>Aslında ihtiyacının uzaktan erişimle de olsa çözüleceğinden emin, onu biliyor. Ama 'ihtiyaç duyarsam orada bir servis, bir adres var mı'... Biz tabii ki bu adresleri de hızlı bir şekilde oluşturuyoruz ama bu adresler oluşturmaktan çok buradaki teknisyenlerimiz de özel yetişiyor. İçten yanmalı otomobillerle bunlar bambaşka, bir akıllı cihaz veriyoruz. Doğal olarak böyle bir cihaza servis verecek elemanlar da özel yetiştiriliyor. Hızla bu eğitimlerimizi tamamlayıp, yeni teknisyen arkadaşlarımızı sahaya sürüyoruz ve bu konudaki beklentiyi de çok rahatlıkla karşılıyoruz."</p>
<p><strong>"Önceki kapasitemizden kısmayacağız"</strong></p>
<p>Tosyalı, TOGG'un yeni modellerle beraber üretim sayısının da artacağını belirterek, "Önceki kapasitemizden kısmayacağız. Bizim hedeflediğimiz ilk etapta yılda 150 bin adet araç üretimine çıkmak. Ondan sonra da 200 bini aşan yıllık araç üretim seviyesine çıkacak şekilde her sene yeni bir segmentte araç piyasaya süreceğiz." diye konuştu.</p>
<p>TOGG yatırımına başlandığında en baştan nihai hedeflerini belirlediklerini dile getiren Tosyalı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın birçok platformda Türkiye'nin en ileri gelen sanayicilerine böyle bir vizyon, hedef ortaya koyarak onları yatırıma davet ettiğini anımsattı.</p>
<p>"Eğer sadece bir araç üreteceğiz ve şu karı elde edeceğiz diye hedefleseydik gördüğünüz ekosistemi oluşturmazdık." ifadesini kullanan Tosyalı, Türkiye'nin otomobilinin daha hemen ilk yılda, ikinci yılda kar etmesini beklemenin ya da ona kar ettirmeye çalışmanın kullanıcısına eziyet etmek olacağını söyledi.</p>
<p>Tosyalı, şunları kaydetti:</p>
<p>"Ancak gelinen noktada, aradan geçen zamanda gerçekten doğru bir yatırım yaptık ve ilk hedefimiz toplumda herkesin ulaşabileceği, ulaşanların mutlu olacağı, dünyadaki muadilleri arasında da en ileri teknolojiye sahip bir akıllı cihaz ortaya koymaktı. Bunu başardık. Şimdi diğer sürümü yüksek modellerle hem kullanıcı sayısını artırıyoruz hem araç sayımız arttıkça maliyet optimizasyonuna giriyoruz ve toplam yatırım içerisinde üretilen araç sayısına baktığınız zaman araç başına düşen yatırım maliyetimiz çok kabul edilebilir değerlere geldi. Yani takdir ederseniz ki bir bebeğiniz olmuş, hemen ilk günden 'Koş hadi, para kazan gel.' olmaz, yani ona bir emek vermeniz lazım. Bu bizim bir evladımız ve çok sağlıklı bir şekilde yürüyor. Hem yatırımcısına hem de kullanıcısına güven vererek inşallah yüzünü güldürerek devam ediyor."</p>
<p><strong>"Trugo'nun yatırımları devam edecek"</strong></p>
<p>TOGG'un akıllı şarj markası Trugo'ya değinen Tosyalı, "Trugo'ya yatırım yapmak gibi bir mecburiyetimiz vardı çünkü öncülük yapmamız gerekiyordu. Ürettiğimiz her aracın mutlaka şarj istasyonuyla, uygun bir şarj istasyonuyla buluşması lazımdı ve araçlarımız satıldıkça, tercih edildikçe hangi hatlarda daha fazla kullanılıyorsa Trugo olarak oralara yoğun yatırım yaptık." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Tosyalı, Trugo'dan besledikleri araçlara enerjiyi daha ucuz verdiklerini, vermeye de devam ettiklerini bildirdi.</p>
<p>Araçlarının kendi sistemleri içerisinde çok ekonomik bir kullanım özelliğine sahip olduğunu ifade eden Tosyalı, Trugo'nun zaten açık ara pazar lideri olduğunu vurguladı.</p>
<p>Tosyalı, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Ben sayılardan çok Trugo'nun bu pazardaki yeri ve aslında ortaya koyduğu vizyonun üzerinde duracağım. Çünkü Trugo ile beraber şu an 30'a yakın marka bu işe yatırım yaptı ve hakikaten artık önceden bir kullanıcı 'Acaba aracımı nerede şarj edebilirim?' kaygısındayken, bugün her yerde şarj istasyonları yeterince var. Trugo bu işte öncülük yapıyor. Trugo'nun yatırımları devam edecek. Çünkü bu işte eninde sonunda kullanıcılarımıza sürdürülebilir kaliteli hizmet vermek mecburiyetimiz var. Trugo araç şarj istasyonu işinde öncü olmaya devam edecek ama sektörde bu işe girenlere de her türlü desteğimiz sürüyor ve araçların şarj istasyonu gibi bir derdi bugün de yok, yarın da olmayacak. Çünkü devamlı trafiğe çıkan araç sayısı arttığı için şarj istasyonu konusunun araç üretiminden önde gitmesi lazım. Onda da oldukça başarılıyız."</p>
<p>TOGG'un dijital platformu Trumore'la beraber bir çığır açtıklarını belirten Tosyalı, ondan sonra Türkiye'ye araç satmak isteyen yabancı rakiplerinin Trumore'dan daha iyisini yapmaya çalıştığını ifade etti.</p>
<p>Tosyalı, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Ama bu, yabancı bir kültüre sahip birinin size elbise biçmesine benzer. Şimdi bütün bu toplumumuzdan gelen bütün verilerle biz kendi toplumumuzun kullanabileceği alışkanlıkları göz önünde bulundurarak Trumore'u geliştirmeye devam ediyoruz. Onun için de bir araçtan çok fazlasını kullanıcımıza sunuyoruz. Onu da çok sık güncelliyoruz ve uzaktan erişimle, daha doğrusu update ediyoruz. Geliştirerek devam ediyoruz."</p>
<p><strong>"Avrupa yatırımları konusunda oranın bankacılık sistemiyle görüşmeler sürüyor"</strong></p>
<p>Yurt dışı yatırımlarına değinen Tosyalı, geçen sene Almanya pazarına açıldıklarını kaydetti.</p>
<p>Birçok ülkeden TOGG'u almak ve kendi ülkesinde satmak isteyen müracaatlar aldıklarını vurgulayan Tosyalı, "Ama Almanya'ya gitmemizin sebebi ayrı. Almanya'daki vatandaşlarımızın yoğunluğu Almanya tercihimizde öncelikli bir sebepti. Orada biz aslında tahminimizden çok daha büyük ilgi gördük. Ancak araç satışlarında özellikle Avrupa'daki bankacılık sistemi, oradaki kredilendirme sistemi Türkiye'den farklı. Biz orada onunla ilgili de oranın bankacılık sistemiyle görüşmelerimiz sürüyor." bilgisini verdi.</p>
<p>Yeni oluşumların yerli otomobil üreteceğine dair haberlere değinen Tosyalı, şunları söyledi:</p>
<p>"Ben böyle girişimlerden aslında çok mutlu oluyorum. İnşallah sadece girişim olarak kalmaz. Çünkü Türkiye'nin otomobil pazarı büyük bir pazar. Yüzlerce yıllık üreticilerin cirit attığı bir pazarda TOGG ortaya çıktı. TOGG'un karnesi ortada. Yani yeni bir marka, bir değil birkaç marka dahi çıksa bu TOGG'a rakip diye algılamak yanlış olur. Her birinin segmenti ayrı, hitap edeceği müşteri başka, kendini konumlandıracağı segment farklı. Ben bunu bir zenginlik olarak görüyorum. Hiç öyle bir duyguya kapılmadım. Keşke sayılarımız artsa ve bu ekosistem daha da büyüse, özellikle endüstriyel dönüşüm ekosistemi, otomobildeki endüstriyel dönüşüm ekosistemi daha da gelişse, ben bundan çok daha mutlu olurum."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/togg-t6x-tanitildi-su-anki-cari-fiyatlara-gore-cok-cok-daha-hesapli-86545</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/5/1280x720/tosyali-t6x-1788172133.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TOGG Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı, &quot;Artık her ay bir şekle bürünüyor ve önümüzdeki haziran ayında bu aracımızı tüketicileriyle buluşturacağız. T10X ve T10F&#039;den sonra T6X&#039;i özellikle geliştirdik ki neredeyse şu anki cari fiyatlara göre çok çok daha hesaplı. Buna uygun kampanya süreçlerimiz de olacak.&quot; dedi.  Tosyalı, T6X&#039;in fiyatının 1 milyon 300 bin lira bandında olacağına ilişkin açıklamayla ilgili, &quot;Ben onu bu yılın başında bir mülakatımda söylemiştim. O günden bu yana hedeflerimizde bir değişiklik yok. İnşallah önümüzdeki hazirana kadar da şartlarda majör bir değişiklik olmaz, olmayacaktır.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinoglu-surdurulebilir-buyume-icin-istihdam-sayimizin-45-milyon-bandina-yukselmeli-86555</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zeytinoğlu: Sürdürülebilir büyüme için istihdam sayımız 45 milyon bandına yükselmeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı 2026 yılı ikinci çeyrek büyüme verileri, ekonomide sınırlı büyümeye işaret ederken, sanayideki toparlanma dikkat çekti. Türkiye ekonomisi ikinci çeyrekte yüzde 2,3 büyürken, sanayi sektörü yüzde 2,4, tarım sektörü ise yüzde 13,3 büyüdü.</p>
<p>Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu,  “Ekonomimiz yılın ikinci çeyreğinde yüzde 2,3 büyüdü. Sektörel detaylarda tarımın yüzde 13,3, sanayinin yüzde 2,4 büyüdüğünü, deprem harcamalarının azalan etkisiyle inşaat sektörünün ise yüzde 1,9 daraldığını görüyoruz. İlk çeyrekte negatif seyreden imalat sanayinin büyümeye geçmesini olumlu karşılıyoruz. Tarım sektöründe ise yağışların katkısıyla gerçekleşen güçlü yükselişi, gıda arzı ve enflasyonla mücadele açısından önemli buluyoruz. Aynı zamanda kamunun nihai tüketim harcamalarının yüzde 1,8 azalmasını, bütçe açığımızın azaltılması ve mali disiplin açısından değerli buluyoruz” diye konuştu.</p>
<p>Zeytinoğlu,“Sanayicilerimizin artan finansman maliyetleri ve küresel pazarlarda Çin baskısıyla karşı karşıya olduğu bu dönemde, geçtiğimiz hafta açıklanan imalat sanayi finansman destek paketini oldukça önemli bir adım olarak değerlendiriyoruz. Başvuruları yarın başlayacak olan 250 milyar TL büyüklüğündeki paketin, bu yılın son çeyreği ile gelecek yılın üretim, ihracat ve istihdam rakamlarına olumlu yansımasını bekliyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“Sanayide rekabet gücü artışı için istihdam güçlenmeli”</h2>
<p>TÜİK tarafından açıklanan temmuz ayı iş gücü verilerine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Zeytinoğlu, “Temmuz ayında işsizlik oranı bir önceki aya göre 0,5 puan artarak yüzde 8,1 oldu. İstihdam edilenlerin sayısı 388 bin kişi azalarak 32 milyon 362 bine geriledi. Temmuz ayında atıl işgücü oranı 1,8 puan artarak yüzde 30,6’ya, genç nüfustaki işsizlik oranı ise 1,5 puan artarak yüzde 14,5’e yükselmiş durumda. Mevsimsel etkiler ile birlikte talepteki yavaşlamanın iş gücüne yansımalarını görüyoruz. Sanayide rekabet gücü artışı ve sürdürülebilir büyüme için istihdam sayımızın 45 milyon bandına yükselmesini ve genç nüfustaki işsizlik oranının tek haneli seviyelere düşmesini temenni ediyoruz” şeklinde konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/zeytinoglu-surdurulebilir-buyume-icin-istihdam-sayimizin-45-milyon-bandina-yukselmeli-86555</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/2/1280x720/zeytinoglu-kocaeli-sanayisinin-agustos-kapasitesi-yuzde-702-oldu-1787313395.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu, ekonominin 2026 yılının ikinci çeyreğinde yüzde 2,3 büyüdüğünü belirterek, imalat sanayinin yeniden büyümeye geçmesini olumlu karşıladıklarını söyledi. Zeytinoğlu, &quot;Sanayide rekabet gücü artışı ve sürdürülebilir büyüme için istihdam sayımızın 45 milyon bandına yükselmesini ve genç nüfustaki işsizlik oranının tek haneli seviyelere düşmesini temenni ediyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/issizlik-yuzde-81e-yukseldi-86537</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 11:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşsizlik yüzde 8,1&#039;e yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), temmuz ayına ait iş gücü istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaş grubundaki işsiz sayısı, temmuzda bir önceki aya kıyasla 150 bin artarak 2 milyon 860 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise 0,5 puan yükselişle yüzde 8,1'e çıktı.</p>
<p>İşsizlik oranı, geçen yılın aynı ayına göre ise değişmedi.</p>
<p>İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 6,8 iken kadınlarda yüzde 10,6 olarak tahmin edildi.</p>
<p>Temmuzda 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfustaki işsizlik oranı ise bir önceki aya göre 1,5 puan artarak yüzde 14,5 oldu. Bu yaş grubunda işsizlik oranı erkeklerde yüzde 11,3, kadınlarda ise yüzde 20,3 olarak hesaplandı.</p>
<p>TÜİK, bazı aylara ilişkin verilerde revizyona gitti.</p>
<p>Buna göre 2024-2026 dönemi mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlik oranları şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Yıl/Aylar</td>
<td>Ocak</td>
<td>Şubat</td>
<td>Mart</td>
<td>Nisan</td>
<td>Mayıs</td>
<td>Haziran</td>
<td>Temmuz</td>
<td>Ağustos</td>
<td>Eylül</td>
<td>Ekim</td>
<td>Kasım</td>
<td>Aralık</td>
</tr>
<tr>
<td>2024</td>
<td>9,2</td>
<td>8,6</td>
<td>8,8</td>
<td>8,6</td>
<td>8,4</td>
<td>9,2</td>
<td>9</td>
<td>8,5</td>
<td>8,5</td>
<td>8,7</td>
<td>8,4</td>
<td>8,6</td>
</tr>
<tr>
<td>2025</td>
<td>8,5</td>
<td>8,2</td>
<td>8</td>
<td>8,6</td>
<td>8,4</td>
<td>8,7</td>
<td>8,1</td>
<td>8,5</td>
<td>8,6</td>
<td>8,5</td>
<td>8,6</td>
<td>7,8</td>
</tr>
<tr>
<td>2026</td>
<td>8,1</td>
<td>8,4</td>
<td>8,1</td>
<td>8,2</td>
<td>8,1</td>
<td>7,6</td>
<td>8,1</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Mevsim etkisinden arındırılmış istihdam edilenlerin sayısı temmuzda bir önceki aya kıyasla 388 bin kişi azalarak 32 milyon 362 bin kişiye düştü. İstihdam oranı da 0,6 puan azalışla yüzde 48,3 olarak gerçekleşti. Bu oran erkeklerde yüzde 65,5, kadınlarda yüzde 31,4 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Mevsim etkisinden arındırılmış iş gücü, temmuzda bir önceki aya göre 238 bin kişi azalarak 35 milyon 222 bin kişiye geriledi. İş gücüne katılma oranı da 0,4 puan azalarak yüzde 52,5 olarak gerçekleşti. İş gücüne katılma oranı erkeklerde yüzde 70,3, kadınlarda yüzde 35,2 olarak hesaplandı.</p>
<p>İstihdam edilenlerden referans döneminde iş başında olanların mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış haftalık ortalama fiili çalışma süresi temmuzda bir önceki aya göre 0,4 saat azalışla 42 saat olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel iş gücü ve işsizlerden oluşan atıl iş gücü oranı temmuzda aylık bazda 1,8 puan artışla yüzde 30,6 oldu. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 20,8 iken işsiz ve potansiyel iş gücünün bütünleşik oranı yüzde 19,5 olarak tahmin edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/issizlik-yuzde-81e-yukseldi-86537</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/issizlik-.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in temmuz verilerine göre işsizlik oranı, aylık bazda 0,5 puan artışla yüzde 8,1&#039;e yükselirken, genç işsizlik oranı, 1,5 puan artarak yüzde 14,5 oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekonomi-2-ceyrekte-yuzde-23-buyudu-86536</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 11:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi 2. çeyrekte yüzde 2,3 büyüdü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Nisan-Haziran 2026 dönemine ait Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) sonuçlarını açıkladı.</p>
<p>Buna göre GSYH 2. çeyrek ilk tahmini, zincirlenmiş hacim endeksi olarak geçen yılın aynı çeyreğine kıyasla yüzde 2,3 arttı. Böylece Türkiye ekonomisi art arda 24 çeyrektir büyüdü.</p>
<p>Üretim yöntemine göre cari fiyatlarla GSYH tahmini, yılın ikinci çeyreğinde geçen yılın aynı çeyreğine göre yüzde 36 artarak 19 trilyon 869 milyar 747 milyon lira oldu. GSYH'nin ikinci çeyrek değeri cari fiyatlarla dolar bazında 438 milyar 347 milyon dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>GSYH'yi oluşturan faaliyetler incelendiğinde, yılın ikinci çeyreğinde geçen yıla göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörü yüzde 13,3, bilgi ve iletişim faaliyetleri yüzde 8,6, kamu yönetimi, eğitim, insan sağlığı ve sosyal hizmet faaliyetleri yüzde 4, ürün üzerindeki vergiler eksi sübvansiyonlar yüzde 3,3, diğer hizmet faaliyetleri yüzde 3,2, sanayi sektörü yüzde 2,4, finans ve sigorta faaliyetleri yüzde 2,1, gayrimenkul faaliyetleri yüzde 2,1, mesleki, idari ve destek hizmet faaliyetleri yüzde 2, ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmetleri yüzde 0,5 arttı. İnşaat sektörü ise yüzde 1,9 azaldı.</p>
<p>AA Finans Büyüme Beklenti Anketi'ne katılan ekonomistler, yılın ikinci çeyreğinde Türkiye ekonomisinin yüzde 2,8 büyümesini öngörmüştü.</p>
<p>Öte yandan TÜİK geçmiş çeyreklere ilişkin büyüme verilerinde revizyona gitti.</p>
<p>Türkiye ekonomisinin 2022'den bu yana büyüme hızı, yıllar ve çeyrekler itibarıyla şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Yıllar</td>
<td>1. Çeyrek</td>
<td>2. Çeyrek</td>
<td>3. Çeyrek</td>
<td>4. Çeyrek</td>
<td>Yıllık</td>
</tr>
<tr>
<td>2022</td>
<td>7,8</td>
<td>7,6</td>
<td>4,1</td>
<td>3,1</td>
<td>5,4</td>
</tr>
<tr>
<td>2023</td>
<td>4</td>
<td>4,6</td>
<td>6,5</td>
<td>4,9</td>
<td>5,0</td>
</tr>
<tr>
<td>2024</td>
<td>5,4</td>
<td>2,4</td>
<td>3</td>
<td>3,3</td>
<td>3,5</td>
</tr>
<tr>
<td>2025</td>
<td>2,6</td>
<td>4,8</td>
<td>3,9</td>
<td>3,5</td>
<td>3,7</td>
</tr>
<tr>
<td>2026</td>
<td>2,6</td>
<td>2,3</td>
<td> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi, bir önceki çeyreğe kıyasla yüzde 1,1 arttı. Takvim etkisinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi, ikinci çeyrekte geçen yılın aynı çeyreğine göre yüzde 2,3 artış gösterdi.</p>
<p>Yerleşik hane halklarının tüketim harcamaları, yılın ikinci çeyreğinde geçen yılın aynı çeyreğine göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak yüzde 3,5 yükseldi. Devletin nihai tüketim harcamaları yüzde 1,8 azalırken gayrisafi sabit sermaye oluşumu yüzde 0,6 artış kaydetti.</p>
<p>Mal ve hizmet ihracatı, yılın ikinci çeyreğinde geçen yılın aynı çeyreğine göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak yüzde 3,4, ithalatı yüzde 6,4 azaldı.</p>
<p><strong>İş gücü ödemelerinde yüzde 36,7 artış</strong></p>
<p>İş gücü ödemeleri söz konusu dönemde yüzde 36,7, net işletme artığı/karma gelir ise yüzde 38,7 artış gösterdi.</p>
<p>İş gücü ödemelerinin cari fiyatlarla gayri safi katma değer içindeki payı geçen yılın ikinci çeyreğinde yüzde 38,3 iken bu oran bu yılın aynı döneminde yüzde 38,1 oldu. Net işletme artığı/karma gelirin payı da yüzde 41,3 iken ikinci çeyrekte yüzde 41,6 olarak belirlendi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ekonomi-2-ceyrekte-yuzde-23-buyudu-86536</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/bayrak-kopru.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in 2. çeyrek verilerine göre Türkiye ekonomisi yüzde 2,3 büyüdü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bagimsiz-gsyh-2025te-yuzde-37-artti-86535</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 11:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bağımsız GSYH 2025&#039;te yüzde 3,7 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılına ait Yıllık Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, yıllık verilere dayalı olarak hesaplanan bağımsız yıllık GSYH, zincirlenmiş hacim endeksiyle 2025'te bir önceki yıla göre yüzde 3,7 yükseldi.</p>
<p>Üretim yöntemine göre cari fiyatlarla GSYH, 2025'te bir önceki yıla göre yüzde 41,6 artarak 63 trilyon 240 milyar 524 milyon lira oldu. GSYH'de en yüksek payı, yüzde 15,6 ile imalat sanayisi aldı. İmalatı, yüzde 12,9 ile toptan ve perakende ticaret, motorlu kara taşıtlarının ve motosikletlerin onarımı ve yüzde 9,2 ile gayrimenkul faaliyetleri sektörü izledi. Yıllık GSYH'de en düşük pay hanehalklarının işverenler olarak faaliyetleri için gerçekleşti.</p>
<p>Kişi başına GSYH, 2025 yılında cari fiyatlarla 714 bin 682 lira, ABD doları cinsinden ise 18 bin 103 dolar olarak hesaplandı.</p>
<p><strong>İnşaat yüzde 11 ile en çok büyüyen sektör oldu</strong></p>
<p>İnşaat yüzde 11, kültür, sanat, eğlence, dinlence ve spor yüzde 8,5 ve bilgi ve iletişim yüzde 7,9 ile geçen yıl en çok büyüyen sektörler oldu. Tarım, ormancılık ve balıkçılık yüzde 8,5, su temini, kanalizasyon, atık yönetimi ve iyileştirme faaliyetleri yüzde 5 ve hanehalklarının işverenler olarak faaliyetleri yüzde 4,2 ile en çok küçülen sektörler oldu.</p>
<p>Yerleşik hanehalkı nihai tüketim harcamaları 2025'te bir önceki yıl zincirlenmiş hacim endeksine göre yüzde 4,2 arttı. Yerleşik hanehalkı nihai tüketim harcamalarının cari değerlerle GSYH içindeki payı yüzde 54,4 oldu. Hanehalkı harcamalarında en yüksek payı alan harcama grupları yüzde 21,4 ile gıda ve alkolsüz içecekler, yüzde 18 ile konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlar ve yüzde 15 ile ulaştırma olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Devletin nihai tüketim harcamalarının GSYH içindeki payı 2025 yılında yüzde 13,9 olurken gayri safi sabit sermaye oluşumunun payı yüzde 30,7 olarak gerçekleşti. Bir önceki yıl zincirlenmiş hacim endeksine göre, devletin nihai tüketim harcamaları yüzde 1, gayri safi sabit sermaye oluşumu da yüzde 7,3 arttı.</p>
<p>Mal ve hizmet ihracatı 2025'te zincirlenmiş hacim endeksi olarak yüzde 0,6 azalırken, ithalatı ise yüzde 4,6 arttı. Harcama yöntemine göre cari GSYH ana bileşenleri içerisinde toplam mal ve hizmet ihracatının payı yüzde 24,7, ithalatının payı ise yüzde 25 olarak gerçekleşti.</p>
<p><strong>İş gücü ödemeleri yüzde 40 yükseldi</strong></p>
<p>Gelir yöntemiyle GSYH hesaplamalarına göre iş gücü ödemeleri, 2025'te bir önceki yıla göre yüzde 40, brüt işletme artığı/karma gelir yüzde 41,3 arttı.</p>
<p>İş gücüne yapılan ödemelerin cari gayri safi katma değer içindeki payı 2024'te yüzde 36,9 iken bu oran 2025'te yüzde 36,6 oldu. Net işletme artığı/karma gelirin payı ise 2024'te yüzde 43,3 iken 2025'te yüzde 44,3 olarak belirlendi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bagimsiz-gsyh-2025te-yuzde-37-artti-86535</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/8/1280x720/para-lira-tl-1778253433.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in 2025 verilerine göre, bağımsız yıllık Gayri Safi Yurt İçi Hasıla yüzde 3,7 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/musiad-sameks-agustosta-08-puan-artti-86543</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> MÜSİAD SAMEKS ağustosta 0,8 puan arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) tarafından hazırlanan Satınalma Müdürleri Bileşik Endeksi'nin (SAMEKS) ağustos ayı sonuçları paylaşıldı. </p>
<p>Buna göre, mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış SAMEKS Bileşik Endeksi, ağustosta geçen aya göre 0,8 puan artarak 50,3 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Bu dönemde Hizmet Sektörü SAMEKS Endeksi aylık bazda 0,2 puan azalarak 48,1'e, Sanayi Sektörü SAMEKS Endeksi ise 2 puan azalış kaydederek 51,6 seviyesine geriledi.</p>
<p>Hizmet sektöründe iş hacmi ve tedarikçilerin teslim süresi alt endekslerinde önceki aya göre artış kaydedilirken sanayi sektöründe tedarikçilerin teslim süresi ve istihdam alt endekslerinde yükseliş gerçekleşti.</p>
<p>Alt endekslerdeki gelişmeler, ağustosta hizmet sektöründeki aktivite görünümünün yatay seyrettiğine, sanayi sektöründe ise önceki aya göre sınırlı bir ivme kaybı yaşandığına işaret etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/musiad-sameks-agustosta-08-puan-artti-86543</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/6/1280x720/musiad-1767170330.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ MÜSİAD SAMEKS, ağustosta önceki aya göre 0,8 puan artışla 50,3&#039;e yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tdt-ulkeleriyle-yillik-ticaret-hacmi-278-milyar-dolara-yukseldi-86532</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 10:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> TDT ülkeleriyle yıllık ticaret hacmi 27,8 milyar dolara yükseldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) üyesi ve gözlemci ülkelerle ekonomik ve ticari ilişkilerin ortak tarihten, kültürel bağlardan ve stratejik iş birliği anlayışından alınan güçle geliştirildiğini bildirdi.</p>
<p>TDT'nin 2009 yılında kurulduğu ve 2021 yılında İstanbul Zirvesi'nde bugünkü adını aldığı anımsatılan açıklamada, teşkilatın siyasi diyaloğun güçlendirilmesi, ekonomik entegrasyonun derinleştirilmesi ve bölgesel istikrarın desteklenmesi amacıyla faaliyetlerini sürdürdüğü vurgulandı.</p>
<p>Açıklamada, Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan'ın teşkilatın üye ülkeleri, Türkmenistan, Macaristan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) ise gözlemci ülkeleri arasında yer aldığı bilgisi verildi.</p>
<p><strong>"TDT üyesi ülkelerle dış ticaret hacmi 20 kat arttı" ​​​​​​​</strong></p>
<p>Türk dünyasıyla ticari entegrasyonun güçlendirilmesine yönelik kararlı çalışmalara dikkati çekilen açıklamada, "Türkiye'nin TDT üyesi ülkelerle dış ticaret hacmi 2002 yılında 871 milyon dolar seviyesindeyken 2025 yılı sonunda yaklaşık 20 kat artarak 16,9 milyar dolara ulaşmıştır. 2025 yılında TDT ülkeleri içinde en fazla ticaret gerçekleştirdiğimiz ülke 7,8 milyar dolar ile Kazakistan olurken bu ülkeyi sırasıyla 4,3 milyar dolarla Azerbaycan, 3,1 milyar dolarla Özbekistan ve 1,6 milyar dolarla Kırgızistan takip etmiştir." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>Açıklamada, bu yılın 7 aylık döneminde teşkilat ülkeleriyle ticaretin güçlü seyrini koruduğu bildirildi.</p>
<p>Bu dönemde yapılan ticarete ilişkin şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Türkiye'nin ocak-temmuz döneminde TDT üyesi ülkelerle dış ticaret hacmi, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6,6 artış göstererek 10,1 milyar dolara yükselmiştir. Öte yandan, TDT gözlemci ülkeleri olan Türkmenistan, Macaristan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile ticaretimiz de artmaya devam etmektedir. Bu ülkelerle toplam ticaret hacmimiz 2025 yılında bir önceki yıla göre yüzde 6,8 artarak 10 milyar dolara ulaşmıştır. Ocak-Temmuz 2026'da gözlemci ülkelerle toplam ticaret hacmimiz geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 5,1 yükselişle 6,1 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır. Böylece, Temmuz 2026 itibarıyla TDT üyesi ve gözlemci ülkelerle yıllıklandırılmış toplam ticaret hacmimiz 27,8 milyar dolara ulaşmıştır."</p>
<p><strong>"Türk coğrafyasının uluslararası ticaretteki önemi daha da arttı"</strong></p>
<p>Açıklamada, son çeyrek asırda küresel üretim ve ticaretin ağırlık merkezinin batıdan doğuya kaymasının, Türk coğrafyasının uluslararası ticaret ve lojistik ağları içindeki stratejik önemini daha da artırdığı vurgulandı.</p>
<p>Küresel ekonomide yaşanan dönüşümün, bölgesel işbirliklerini her zamankinden daha değerli hale getirdiği belirtilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:</p>
<p>"Orta Koridor'un sunduğu fırsatlar Türk dünyasının ekonomik bütünleşmesi açısından önemli bir potansiyel ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda, Ticaret Bakanlığı olarak ortak tarihimiz, kültürel bağlarımız ve karşılıklı güven temelinde, TDT bünyesinde ekonomik ve ticari entegrasyonu güçlendirmeye, Orta Koridor'un sunduğu stratejik avantajları en etkin şekilde değerlendirmeye ve Türk dünyasının küresel ticaretteki konumunu daha da güçlendirecek çalışmaları kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tdt-ulkeleriyle-yillik-ticaret-hacmi-278-milyar-dolara-yukseldi-86532</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/9/1280x720/ihracat-ithalat-1748241556.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı, Türk Devletleri Teşkilatı üyesi ve gözlemci ülkelerle yıllıklandırılmış toplam ticaret hacminin temmuz itibarıyla 27,8 milyar dolara ulaştığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eskisehirdeki-nadir-toprak-elementleri-icin-acele-kamulastirma-karari-86530</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 10:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eskişehir&#039;deki nadir toprak elementleri için acele kamulaştırma kararı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Eskişehir'de toryum, barit, florit ve nadir toprak elementlerinin (NTE) ekonomiye kazandırılmasına yönelik tesislerin inşası için bazı taşınmazların acele kamulaştırılmasına ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Eskişehir'in Sivrihisar ve Beylikova ilçeleri sınırlarında yer alan ve Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü uhdesinde bulunan toryum, barit, florit ve NTE ruhsat sahasındaki stratejik öneme sahip yer altı zenginliklerinin ekonomiye kazandırılmasına yönelik madencilik faaliyetleri, endüstriyel tesisler ve altyapıların proje ve yatırım süreçlerinin hayata geçirilebilmesi amacıyla inşa edilecek açık ocak proje alanları, dekapaj pasa döküm alanları, bağlantı yolları, tüvenan cevher ve düşük tenörlü cevher stok alanları, atık barajı, endüstriyel üretim tesisleri, diğer yardımcı tesisler, altyapı tesisleri ve idari bina yerleşim alanları için ihtiyaç duyulan bazı taşınmazların Genel Müdürlük tarafından acele kamulaştırılması kararlaştırıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/eskisehirdeki-nadir-toprak-elementleri-icin-acele-kamulastirma-karari-86530</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eskişehir&#039;de nadir toprak elementlerinin ekonomiye kazandırılmasına yönelik tesislerin inşası için bazı taşınmazların acele kamulaştırılmasına karar verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iplikten-yapay-zekaya-tekstilin-kazanani-degerli-ureten-olacak-86524</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 10:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> İplikten yapay zekaya: Tekstilin kazananı değerli üreten olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ege Bölgesi, tekstil sektörü üçün Türkiye'nin en güçlü üretim havzalarından biri olarak önemini koruyor. Ancak sektör artık yalnızca üretmenin yetmediği, maliyetlerin, rekabetin ve küresel dönüşümün geleceği belirlediği yeni bir döneme girdi. Geçen yıldan ve 2026’nın ilk yarısından gelen sinyaller, bölgenin geleneksel üretim modelinden katma değer odaklı teknolojik dönüşüm modeline geçişinin kaçınılmaz olduğunu gösterdi.</p>
<p>Geçen yıl Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği üyesi bin 191 firma, 163 ülke ve bölgeye toplam 1 milyar 268 milyon dolarlık ihracat yaptı. Türkiye genelinde hazır giyim ihracat birim fiyatı 16,21 dolarken, birliğin 21,19 dolarlık ihraç birim fiyatına ulaşması, bölgenin tasarım ve marka gücüyle rakiplerinden ayrıştığını gösterdi. Ancak bu başarıya rağmen, artan işçilik ve enerji maliyetlerinin döviz kuruyla dengelenememesi, sektörde son üç yılda Türkiye genelinde 235 bin kişilik bir istihdam kaybına yol açtı.</p>
<h2>Denizli üretimde, İzmir hazır giyimde, Uşak geri dönüşümde yeni sayfa açabilir</h2>
<p>İzmir, 2025’te yüksek katma değerli üretimin merkezi olma konumunu pekiştirdi. İzmir merkezli Üniteks, 259,2 milyon dolarlık ihracatla sektöründe Türkiye şampiyonu olurken, Sun Tekstil yaklaşık 200 milyon dolarla Türkiye üçüncülüğünü elde etti. Böylece hazır giyim sektöründeki Türkiye ilk üç sıralamasının ikisinde Egeli firmalar yer aldı. İzmir'in liman altyapısı, Avrupa'ya yakınlığı, yetişmiş insan kaynağı ve moda sektöründeki deneyimi bu açıdan önemli avantajlar sağlıyor.</p>
<p>Geçen yıl yaklaşık 1,4 milyar dolarlık tekstil ihracatı yapan Denizli, 2026’nın ilk çeyreğinde yüzde 7,4’lük bir daralma yaşayarak 309 milyon dolara geriledi. Tekstil ve hazır giyim, uzun yılların ardından ihracat liderliğini elektrik-elektronik sektörüne bıraktı. Bu da daha fazla Ar-Ge ve teknik tekstil yatırımının zorunlu hale geldiğini, Denizli tekstilinin artık daha yüksek katma değerli üretime yönelmek zorunda olduğunu ortaya koydu.</p>
<p>Yıllık 708 bin ton tekstil atığını geri dönüştürerek ekonomiye 605,6 milyon dolarlık katma değer sağlayan Uşak’ın, Avrupa Birliği’nin Genişletilmiş Üretici Sorumluluğu düzenlemeleriyle birlikte, geri dönüştürme kapasitesiyle Ege’nin en büyük küresel kozu olması bekleniyor. Zafer Kalkınma Ajansı'nın Uşak tekstil geri dönüşümü üzerine hazırladığı çalışma da kentin bu alandaki mevcut kapasitesini ve geliştirilmesi gereken noktaları ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Yapay zeka hamlesi</strong></p>
<p>Sektör, 2026’yı toparlanma ve pazar çeşitlendirme yılı olarak kodluyor. Sektör, Avrupa’daki talep daralmasına karşı rotayı ABD’ye çevirdi. Veriler, 2026 Haziran ayında Ege’nin hazır giyim ihracatının geçen yılın aynı ayına göre arttığını ve ibrenin yukarı döndüğünü gösteriyor. Tekstilde yapay zeka pazarının 2026’da küresel ölçekte 4,9 milyar dolara ulaşması beklenirken, Egeli üreticiler bu süreçte yapay zekayı bir verimlilik aracına dönüştürmeyi, tasarım ve kalite kontrol süreçlerinde bu teknolojiyi kullanarak maliyetleri düşürmeyi planlıyor.</p>
<p>Ege tekstil sektörü için 2025 bir sınav, 2026 ise çıkış yoludur. Ege Bölgesi'nde beklenen yüksek pamuk üretimi, bölgenin ham madde gücünü koruduğunu teyit etse de, bu pamuğu sadece iplik değil, dijital ürün pasaportuna sahip, karbon ayak izi düşük ve yapay zeka ile tasarlanmış yüksek modaya dönüştürebilmek önemli olacak. Önümüzdeki yılların kazananı, dijital ve yeşil dönüşümü üretim bantlarına entegre ederek, daha fazla yerine daha değerli üreten Egeli sanayiciler olacaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iplikten-yapay-zekaya-tekstilin-kazanani-degerli-ureten-olacak-86524</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Bölgesi, tekstil sektörü üçün Türkiye&#039;nin en güçlü üretim havzalarından biri olarak önemini koruyor. Ancak sektör artık yalnızca üretmenin yetmediği, maliyetlerin, rekabetin ve küresel dönüşümün geleceği belirlediği yeni bir döneme girdi. Geçen yıldan ve 2026’nın ilk yarısından gelen sinyaller, bölgenin geleneksel üretim modelinden katma değer odaklı teknolojik dönüşüm modeline geçişinin kaçınılmaz olduğunu gösterdi.
Geçen yıl Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği üyesi bin 191 firma, 163 ülke ve bölgeye toplam 1 milyar 268 milyon dolarlık ihracat yaptı. Türkiye genelinde hazır giyim ihracat birim fiyatı 16,21 dolarken, birliğin 21,19 dolarlık ihraç birim fiyatına ulaşması, bölgenin tasarım ve marka gücüyle rakiplerinden ayrıştığını gösterdi. Ancak bu başarıya rağmen, artan işçilik ve enerji maliyetlerinin döviz kuruyla dengelenememesi, sektörde son üç yılda Türkiye genelinde 235 bin kişilik bir istihdam kaybına yol açtı.

Denizli üretimde, İzmir hazır giyimde, Uşak geri dönüşümde yeni sayfa açabilir

İzmir, 2025’te yüksek katma değerli üretimin merkezi olma konumunu pekiştirdi. İzmir merkezli Üniteks, 259,2 milyon dolarlık ihracatla sektöründe Türkiye şampiyonu olurken, Sun Tekstil yaklaşık 200 milyon dolarla Türkiye üçüncülüğünü elde etti. Böylece hazır giyim sektöründeki Türkiye ilk üç sıralamasının ikisinde Egeli firmalar yer aldı. İzmir&#039;in liman altyapısı, Avrupa&#039;ya yakınlığı, yetişmiş insan kaynağı ve moda sektöründeki deneyimi bu açıdan önemli avantajlar sağlıyor.
Geçen yıl yaklaşık 1,4 milyar dolarlık tekstil ihracatı yapan Denizli, 2026’nın ilk çeyreğinde yüzde 7,4’lük bir daralma yaşayarak 309 milyon dolara geriledi. Tekstil ve hazır giyim, uzun yılların ardından ihracat liderliğini elektrik-elektronik sektörüne bıraktı. Bu da daha fazla Ar-Ge ve teknik tekstil yatırımının zorunlu hale geldiğini, Denizli tekstilinin artık daha yüksek katma değerli üretime yönelmek zorunda olduğunu ortaya koydu.
Yıllık 708 bin ton tekstil atığını geri dönüştürerek ekonomiye 605,6 milyon dolarlık katma değer sağlayan Uşak’ın, Avrupa Birliği’nin Genişletilmiş Üretici Sorumluluğu düzenlemeleriyle birlikte, geri dönüştürme kapasitesiyle Ege’nin en büyük küresel kozu olması bekleniyor. Zafer Kalkınma Ajansı&#039;nın Uşak tekstil geri dönüşümü üzerine hazırladığı çalışma da kentin bu alandaki mevcut kapasitesini ve geliştirilmesi gereken noktaları ortaya koyuyor. 
Yapay zeka hamlesi
Sektör, 2026’yı toparlanma ve pazar çeşitlendirme yılı olarak kodluyor. Sektör, Avrupa’daki talep daralmasına karşı rotayı ABD’ye çevirdi. Veriler, 2026 Haziran ayında Ege’nin hazır giyim ihracatının geçen yılın aynı ayına göre arttığını ve ibrenin yukarı döndüğünü gösteriyor. Tekstilde yapay zeka pazarının 2026’da küresel ölçekte 4,9 milyar dolara ulaşması beklenirken, Egeli üreticiler bu süreçte yapay zekayı bir verimlilik aracına dönüştürmeyi, tasarım ve kalite kontrol süreçlerinde bu teknolojiyi kullanarak maliyetleri düşürmeyi planlıyor.
Ege tekstil sektörü için 2025 bir sınav, 2026 ise çıkış yoludur. Ege Bölgesi&#039;nde beklenen yüksek pamuk üretimi, bölgenin ham madde gücünü koruduğunu teyit etse de, bu pamuğu sadece iplik değil, dijital ürün pasaportuna sahip, karbon ayak izi düşük ve yapay zeka ile tasarlanmış yüksek modaya dönüştürebilmek önemli olacak. Önümüzdeki yılların kazananı, dijital ve yeşil dönüşümü üretim bantlarına entegre ederek, daha fazla yerine daha değerli üreten Egeli sanayiciler olacaktır.
Geçen yıl yaklaşık 1,4 milyar dolarlık tekstil ihracatı yapan Denizli, 2026’nın ilk çeyreğinde yüzde 7,4’lük bir daralma yaşayarak 309 milyon dolara geriledi. Tekstil ve hazır giyim, uzun yılların ardından ihracat liderliğini elektrik-elektronik sektörüne bıraktı. Bu da daha fazla Ar-Ge ve teknik tekstil yatırımının zorunlu hale geldiğini, Denizli tekstilinin artık daha yüksek katma değerli üretime yönelmek zorunda olduğunu ortaya koydu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bazi-tasinmaz-satislari-ile-imar-planlarina-onay-86551</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 09:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bazı taşınmaz satışları ile imar planlarına onay</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Özelleştirme İdaresi Başkanlığının (ÖİB) bazı taşınmaz satışları ile imar planlarına ilişkin Cumhurbaşkanı kararları, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre mülkiyeti Maliye Hazinesi adına kayıtlı İstanbul'un Sarıyer ilçesi Gümüşdere Mahallesi'ndeki taşınmazın 78,5 milyon lira bedelle en yüksek teklifi veren Fatih Düzgün'e satışı uygun bulundu.</p>
<p>Türkiye Denizcilik İşletmeleri AŞ'ye ait Tekirdağ'ın Marmaraereğlisi ilçesi Çeşmeli Mahallesi'ndeki Tekirdağ Çeşmeli Liman Sahası'nın ve liman geri bölgesindeki taşınmazın 45 yıl süreyle 4,3 milyon dolar bedelle DBH Global Liman İşletmeciliği AŞ'ye işletme hakkının verilmesi kararlaştırıldı.</p>
<p>Mülkiyeti Maliye Hazinesi adına kayıtlı Sakarya'nın Arifiye ilçesi Arifbey Mahallesi'ndeki taşınmazın 709 milyon lira bedelle CRU Lojistik Depolama Ltd. Şti.'ye satışı onaylandı.</p>
<p>ÖİB adına kayıtlı İstanbul'un Eyüpsultan ilçesi Kemerburgaz Köyü'ndeki taşınmazın 515 milyon lira bedelle Ceynak Lojistik ve Ticaret AŞ'ye satılması uygun bulundu.</p>
<p>Mülkiyetleri Maliye Hazinesi, Sümer Holding AŞ, Karayolları Genel Müdürlüğü, Türkiye Denizcilik İşletmeleri AŞ ve Ankara Doğal Elektrik Üretim ve Ticaret AŞ adına kayıtlı Adana, Ankara, İstanbul, Muğla ve Muş illerindeki özelleştirme kapsam ve programındaki bazı taşınmazların imar planı değişikliklerine de onay verildi.</p>
<p>Öte yandan mülkiyeti Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu Genel Müdürlüğü adına kayıtlı Ankara ve Kütahya'daki 3 taşınmazın özelleştirme kapsam ve programına alınması kararlaştırıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bazi-tasinmaz-satislari-ile-imar-planlarina-onay-86551</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özelleştirme İdaresi Başkanlığının İstanbul, Tekirdağ, Sakarya, Adana, Ankara, Muğla, Muş ve Kütahya&#039;daki bazı taşınmaz satışları ile imar planı kararları onaylandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gen-z-sosyalizmi-bir-yonuyle-konut-sorunu-86519</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 09:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gen Z sosyalizmi: Bir yönüyle konut sorunu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Başlıktaki sosyalizm kelimesini görüp heyecan yapan boomerlar için hemen söyleyelim: Merkez kapitalist ülkelerde esen her rüzgâr periferide yelkenleri şişirmiyor. Ülkemize komünizm ya da yeni bir “izm” gelecekse, prensip olarak onu yerli ve millî kaynaklarla yapıyoruz. Fakat bize intikal etmemiş olsa da, Gen Z (Z Kuşağı) sosyalizmi ABD için ciddi bir konu. New York Belediye Başkanı Mamdani’nin yükselişi ve söylemlerinin kaynaklarından biri de bu. Hatta ABD’de Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson’ın, Pentagon’un talep ettiği 350 milyar dolarlık ek savunma bütçesinin bir bölümünü savunurken bu fonun ülke içinde “komünizmle mücadele” için gerekli olduğunu söylemesi, tartışmanın ulaştığı noktayı gösteriyor.</p>
<p><strong>ABD’deki sosyal Darvinizm kültürü</strong></p>
<p>Gen Z’nin yaşadığı gerilimin kaynaklarından biri olan Sosyal Darvinizm, ABD kapitalizminin ayrılmaz bir parçası. Ortalama Amerikalı için sosyal sağlık hizmeti, kredisiz bir üniversite, ücretli tatil izni gibi konular hayal edilecek şeyler değil. Toplumsal kültür de “iyi olan ayakta kalsın” diyor. Örneğin orta-üst gelir grubu alt gelir grubunun sosyal hizmetler yoluyla desteklenmesine pek sıcak bakmıyor. Yani sadece sermaye ve devlet aygıtı değil, toplum kültürü de “herkes kendini kurtaracak” diyor ABD’de.</p>
<p>Bu kovboy kapitalizminin merkezinde yer alan “kendi kendini var eden insan” ve radikal bireycilik anlayışı, Sosyal Darvinizm düşüncesiyle de paralellik taşıyor.<strong><sup>1</sup></strong> Tıpkı hayvanlar âleminde olduğu gibi, sosyal yaşamda da en güçlü ve en başarılı olanın ayakta kalması gerektiği varsayılıyor. Bu kültürel kodda başarı bütünüyle bireyin yeteneğine ve çalışmasına bağlanırken, başarısızlık, yoksulluk veya zayıflık bireyin kendi hatası ya da “yetersizliği” olarak görülüyor.</p>
<p><strong>Peki ya Darvinistik </strong><strong>başarısızlar ne olacak?</strong></p>
<p>Eşitsizliklerin olağan kabul edildiği bir toplumsal tasarımda “kaybedenlerin” durumu ne olacak peki? Filmin isyan ettiren kısmı işte burada başlıyor.</p>
<p>Resmî verilere göre Ocak 2025’te ABD’de <strong>745.652 kişi</strong>, tek bir gece için evsiz kalmış. Bunların <strong>479.343’ü barınaklarda</strong>,<strong> 266.309’u ise herhangi bir barınak veya konut imkânı olmaksızın </strong>geceyi geçirmiş.<strong><sup>2</sup></strong> ABD’deki öğrenci kredi borcu yaklaşık 1,9 trilyon dolar.<strong>3</strong> Büyük ağırlığı ipotekli konut finansmanı kredisinden oluşan ABD hanehalkının toplam borcu yaklaşık 18,9 trilyon dolar.<strong>4</strong> Yani ABD’de işten atılıp (bu arada iş hukuku filan da pek sökmüyor Vahşi Batı’da), mortgage’ı mecburen bozdurunca kendinizi bir anda sokakta bulmanız mümkün. İşin kötüsü sokaktakinin iki ayağı çukurdayken, evrensel sağlık sigortasına sahip olmayan normal vatandaşın da bir ayağı çukurda. ABD’de 2024 yılında sigortasız yetişkinlerin %69,4’ü bir yıldan uzun süredir sağlık sigortasına sahip değildi. Sigortasız kişilerin de %80,1’i düşük gelirli ailelerden geliyordu.<strong>5</strong></p>
<p><strong>Konut sorunu </strong><strong>ve kira krizi</strong></p>
<p>ABD’de bir ihtimal üniversiteyi bitirip iş hayatına bir sürü borçla atılan gencin karşılaştığı başlıca dram ise konut ve kira krizi. New York’taki tüm kiracı hanelerin <strong>%51,6’sı kira yükü altında</strong>. Yani gelirlerinin %30’undan fazlasını kiraya harcıyor. Daha da kaygı verici olan ise <strong>%28,8’inin ağır kira yükü altında olması</strong>. Başka bir ifadeyle, bu haneler yalnızca başlarını sokacak bir yer bulabilmek için brüt gelirlerinin yarısından fazlasını kiraya ayırıyor.<strong>6</strong></p>
<p><strong>Ne yapacaktı gençler?</strong></p>
<p>Şimdi elimizi vicdanımıza koyup düşünelim. Neyin komünizmi? Neyin mücadelesi? ABD’deki Gen Z’nin aradığı asıl şey sosyalizm mi? Yoksa bu sefil düzenin biraz daha insani ve eşitlikçi hâle gelmesi mi? Aynı muhakeme ve tartışmayı kendi gençlerimiz için de yapacağız.</p>
<p> </p>
<p><strong>1</strong> Hofstadter, R. (1944). <em>Social Darwinism in American Thought</em>. University of Pennsylvania Press.</p>
<p><strong>2</strong> <a href="https://usafacts.org/articles/how-many-homeless-people-are-in-the-us-what-does-the-data-miss/">https://usafacts.org/articles/how-many-homeless-people-are-in-the-us-what-does-the-data-miss/</a></p>
<p><strong>3</strong> <a href="https://www.statista.com/chart/24477/outstanding-value-of-us-student-loans/">https://www.statista.com/chart/24477/outstanding-value-of-us-student-loans/</a></p>
<p><strong>4</strong><a href="https://www.newyorkfed.org/microeconomics/hhdc">https://www.newyorkfed.org/microeconomics/hhdc</a></p>
<p><strong><sub>5</sub></strong>  <a href="https://www.kff.org/uninsured/key-facts-about-the-uninsured-population/">https://www.kff.org/uninsured/key-facts-about-the-uninsured-population/</a></p>
<p><strong><sup>6</sup></strong>  <a href="https://rentguidelinesboard.cityofnewyork.us/wp-content/uploads/2026/04/2026-IA.pdf">https://rentguidelinesboard.cityofnewyork.us/wp-content/uploads/2026/04/2026-IA.pdf</a></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gen-z-sosyalizmi-bir-yonuyle-konut-sorunu-86519</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gen Z sosyalizmi: Bir yönüyle konut sorunu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/btk-baskanligina-kocyigit-dhmi-genel-mudurlugune-cakmak-atandi-86527</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 09:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> BTK Başkanlığına Koçyiğit, DHMİ Genel Müdürlüğüne Çakmak atandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzaladığı atama kararları Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu (BTK) Başkanlığına üye Mehmet Koçyiğit, Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Genel Müdürlüğüne ve Yönetim Kurulu Başkanlığına Genel Müdür Yardımcısı ve Yönetim Kurulu üyesi Fatih Çakmak atandı.</p>
<p>BTK üyeliklerine de Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Batuhan Mumcu, DHMİ Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı Enes Çakmak, Celalettin Dinçer ve Liman Peker'in atamaları yapıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/btk-baskanligina-kocyigit-dhmi-genel-mudurlugune-cakmak-atandi-86527</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/resmi-gazete-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu Başkanlığına Mehmet Koçyiğit, DHMİ Genel Müdürlüğüne ve Yönetim Kurulu Başkanlığına Fatih Çakmak getirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/iki-ilde-van-golu-deveboynu-yarimadasi-milli-parki-ilan-edildi-86528</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İki ilde &#039;Van Gölü Deveboynu Yarımadası Milli Parkı&#039; ilan edildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>"Van Gölü Deveboynu Yarımadası Milli Parkı" ilan edilmesine ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre Van'ın Gevaş ve Bitlis'in Tatvan ilçesi sınırlarında bulunan alan, "Van Gölü Deveboynu Yarımadası Milli Parkı" olarak belirlendi.</p>
<p>Öte yandan, Kars'ın merkez ilçesindeki bazı taşınmazların "Kars Atıksu Arıtma Tesisi Projesi (DAP)" kapsamındaki Kars Atıksu Toplama ve Arıtma Tesisleri İkmali Projesi'nin yapımı amacıyla Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından acele kamulaştırılması kararlaştırıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/iki-ilde-van-golu-deveboynu-yarimadasi-milli-parki-ilan-edildi-86528</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Van ve Bitlis sınırlarında bulunan alanın &quot;Van Gölü Deveboynu Yarımadası Milli Parkı&quot; ilan edilmesine karar verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/enerji/4-ilde-acele-kamulastirma-kararlari-86529</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 08:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> 4 ilde acele kamulaştırma kararları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Niğde, Konya, Ankara ve Sakarya'daki taşınmazlara yönelik kamulaştırmalara ilişkin Cumhurbaşkanı Kararları, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Bağlantı anlaşmaları uyarınca tesis edilecek 154 kilovolt (kV) Tosçelik Niğde (Badak) GES TM-(Ereğli Konya TM-DDY Ulukışla TM) Enerji İletim Hattı Projesi ve 154 kV Tosçelik Niğde (Badak) GES TM-Sönmez GES TM Enerji İletim Hattı Projesi'nin ilgili güzergahlarındaki taşınmazların direk yerlerinin mülkiyet şeklinde, iletken salınım gabarisinin ise irtifak hakkı kurulmak suretiyle Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü tarafından acele kamulaştırılmasına karar verildi.</p>
<p>Ankara'nın Gölbaşı ilçesinde kurulacak RMS-A doğal gaz dağıtım tesisinin yapımı amacıyla Karagedik Mahallesi sınırları içerisinde yer alan 126419 ada, 8 parsel numaralı taşınmaz ile Sakarya'nın Erenler ilçesinde kurulacak doğal gaz dağıtım tesisinin yapımı amacıyla, Alancuma Mahallesi sınırları içerisinde yer alan 831 ada, 43 parsel numaralı taşınmazın tapuda Hazine adına tescil edilmek üzere Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından acele kamulaştırılması kararlaştırıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/enerji/4-ilde-acele-kamulastirma-kararlari-86529</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/7/1280x720/resmi-gazete-1746862710.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Niğde, Konya, Ankara ve Sakarya&#039;da yapılan enerji projeleri kapsamında bazı taşınmazlar için acele kamulaştırma kararı alındı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/carrefoursa-wellnessa-agirlik-verecek-86505</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 08:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> CarrefourSA &#039;wellness&#039;a ağırlık verecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türkiye organize gıda perakendesinde yılın en önemli satın almalarından biri olan CarrefourSA’nın A101’in sahibi Yeni Mağazacılık’a devrinin ardından, zincirin yeni dönem stratejisi ortaya çıkmaya başladı. Sabancı Holding ve Carrefour Nederland’ın toplam yüzde 89,28’lik CarrefourSA payının Yeni Mağazacılık’a devri 31 Temmuz’da tamamlanmıştı. Edinilen bilgiye göre yeni dönemde en önemli değişikliklerden biri ürün karmasında yaşanacak. Devir sonrasında alkollü içecek tedarikinin durdurulduğu CarrefourSA’da mevcut stokların eritilmesi için yüksek oranlı indirimlere gidildi. Stokların tamamlanmasının ardından ise CarrefourSA mağazalarında alkollü içecek satışının sona ermesi planlanıyor.</p>
<h2>Alkol rafları indirimle boşaltıldı </h2>
<p>CarrefourSA’da alkollü içeceklerden boşalacak alanların ise yeni kategorilerle değerlendirilmesi planlanıyor. Bu kapsamda öne çıkan kategorilerden biri “wellness” olacak. Edinilen bilgilere göre şirket, sağlıklı yaşam ve aktif yaşam ekseninde yeni bir ürün grubu oluşturmak için hazırlık yapıyor. Yeni bölümlerde yalnızca gıda ve kişisel bakım ürünlerinin değil, spor ve egzersize yönelik ürünlerin de bulunması planlanıyor. Böylece Carrefour- SA, klasik süpermarket ürünlerinin yanında sağlıklı ve aktif yaşamla bağlantılı gıda dışı kategorilere de daha fazla alan ayıracak. Wellness hamlesinin yalnızca alkollü içeceklerden boşalan rafların doldurulmasıyla sınırlı kalmayacağı, mağazaların yeni dönem ürün ve kategori stratejisinin önemli parçalarından biri haline geleceği belirtiliyor. Bu adımla birlikte özellikle kentli tüketiciye hitap eden, gıda ile yaşam tarzı kategorilerini aynı mağazada buluşturan bir yapı oluşturulması hedefleniyor. Öte yandan markanın isminin değişmesi de gündemde ve bunun için de çalışma yapıldığı edinilen bilgiler arasında.</p>
<h2>A101’lerden farklı segmentte olacak </h2>
<p>Yeni dönemde CarrefourSA’nın A101 mağazalarının bir alternatifi ya da daha büyük formatı olarak konumlandırılması beklenmiyor. Tam tersine grubun, iki markanın birbirinden farklı müşteri segmentlerine hitap etmesini sağlayacak bir yapı üzerinde çalıştığı belirtiliyor. Sektör kaynaklarından edinilen bilgilere göre CarrefourSA’nın gelecekteki konumlandırmasında, BİM’in ana indirim marketi operasyonundan ayrı geliştirdiği File modeliyle benzer bir ayrışma hedefl eniyor. Buna göre A101 uygun fiyat ve yaygın mağaza ağına dayalı indirim marketi kimliğini sürdürürken CarrefourSA; ürün çeşitliliğinin, mağaza deneyiminin ve farklı kategorilerin daha fazla öne çıktığı ayrı bir segmentte faaliyet gösterecek. Nitekim devir sonrasında yapılan açıklamada da A101 ile CarrefourSA’nın farklı yönetim yapıları altında, ayrı segmentlerde ve kendi marka kimliklerini koruyarak faaliyetlerini sürdüreceği belirtilmişti. Bu ayrışma aynı zamanda Aydın Grubu’nun gıda perakendesinde farklı tüketici gruplarına farklı markalarla ulaşmasına imkan sağlayacak. CarrefourSA’nın özellikle süpermarket ve daha üst segment mağazacılıktaki mevcut müşteri tabanı korunurken ürün karmasında yapılacak değişikliklerle markanın yeni bir kimliğe taşınması planlanıyor.</p>
<h2>Mağazaların görünümü de değişiyor </h2>
<p>Dönüşüm yalnızca raflarla sınırlı olmayacak. CarrefourSA mağazalarının fiziksel görünümünde de yenilenmeye gidiliyor. Yeni konsept kapsamında mağaza içi yerleşim, kategori alanları ve genel görsel yapının yeniden ele alınması bekleniyor. Özellikle yeni oluşturulacak kategorilerin daha görünür hale getirilmesi ve CarrefourSA’nın A101’den belirgin biçimde ayrışan bir mağaza deneyimine sahip olması üzerinde duruluyor. Wellness kategorisi de bu yeni mağaza kimliğinin dikkat çeken unsurlarından biri olacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">10 A101, 38 CarrefourSA mağazası rekabet nedeniyle elden çıkarılacak </span></h2>
<p>CarrefourSA’nın yeni dönemine CEO Hatice Evren liderlik ediyor. Devir sonrasında açıklanan yeni yapılanmada da Evren’in şirketin CEO’su olarak görevini sürdüreceği belirtilmişti. Bu kapsamda daha önce şirkette üst düzey yönetimde yer alan birçok isimle de yollar ayrıldı. Bununla birlikte CarrefourSA’nın ayrı yönetim yapısının korunması yalnızca grubun tercihi değil. Rekabet Kurulu, A101’in CarrefourSA’yı devralmasına 30 Temmuz’da koşullu izin verirken şirketlerin bağımsız organizasyon yapılarını korumasını şart koştu. Kurul ayrıca rekabetçi endişelerin bulunduğu bölgelerde 10’u A101, 38’i CarrefourSA olmak üzere toplam 48 mağazanın elden çıkarılmasını kararlaştırdı. Kurul ayrıca işlem sonrasında toplam istihdam seviyesinin üç yıl boyunca korunmasını şart koştu. Her yıl en az 75 KOBİ veya yerel üreticinin desteklenmesi ile yöresel ürünlerinin mağazalardaki görünürlüğünün artırılması da taahhütler arasında bulunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/carrefoursa-wellnessa-agirlik-verecek-86505</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/9/1280x720/carrefoursa-1779459968.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ A101’in sahibi Yeni Mağazacılık’a devredilen CarrefourSA’da yeni dönemin yol haritası şekillenmeye başladı. Zincir, alkollü içecek satışından tamamen çıkarken boşalan alanların önemli bölümünün “wellness-sağlıklı yaşam” kategorisine ayrılması planlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/mahkemelerdeki-icra-iflas-dosyasi-26-milyonu-asti-86503</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 08:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mahkemelerdeki icra iflas dosyası 26 milyonu aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Ekonomik hayatta yaşanan bozulma gerek hane halkının gerekse şirketlerin borçluluk oranlarında ciddi artışlara yol açıyor. Buna karşılık ödenemeyip takibe uğrayan borçlar ise icra iflas dairelerinin iş yükünü olağanüstü düzeyde artırıyor. Bu durum ödenemeyen çek senet istatistikleri yanı sıra icra iflas istatistiklerinde de kendisini gösteriyor. Nitekim mahkemelerdeki icra iflas dosyaları sayısı son yıllarda hızla artarken, özellikle geride bıraktığımız 3 aylık dönemde tüm istatistikleri adeta alt üst eden bir gelişme yaşandı.</p>
<p>Mahkemelerdeki icra iflas dosyası sayısı yılbaşından bu yana 2 milyon adet artarken, bu artışın yarıya yakını yani 1 milyonu ise sadece son üç ayda gerçekleşti.</p>
<h2>2022’de 2 bin liranın altındaki dosyalar silinmişti </h2>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 2022 yılında yaptığı bir açıklamada, 15 Ağustos 2023 tarihinden önce takibe düşmüş ve değeri 2 bin liranın altındaki icra dosyalarının otomatikman silineceğini açıklamıştı. Buna ilişkin düzenleme yılın sonunda çıkarken, 2023 yılı Ocak ayından itibaren de uygulama tebliğiyle birlikte dosyalar silindi. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan 5 milyon kişiye ait 10 milyon dosyanın silineceğini açıklamasına rağmen, 2023 yılı Haziran ayı itibarıyla icra ifl as dosyası sayındaki net azalış 1.5 milyon olmuştu.</p>
<p>İstatistiklere göre mahkemelerdeki icra iflas dosyası sayısı ekonomi programının uygulanmaya başladığı 2023 yılı Haziran ayında 21 milyon 683 bin düzeyindeydi. 2023 yılını ise mahkemeler 21 milyon 308 bin 196 dosya ile kapattı. Takip eden 2024 yılında icra iflas dosyası sayısı 947 bin adet artarak 22 milyon 256 bin 120’ye yükseldi.</p>
<h2>2025’te arttı, 2026’da artış hızı iki katına çıktı </h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a95123bb9381-1788154427.png" alt="" width="288" height="380" />Mahkemelerdeki icra iflas dosyası sayısı 2025 yılından itibaren sert bir yükseliş eğilimine girdi ve yılı 1 milyon 823 binlik artışla 24 milyon 79 bin ile kapattı. İçinde bulunduğumuz 2026 yılında ise icra iflas dosyası sayısı geçmiş dönemlerin çok çok üstünde bir performansla artış gösterdi. Ocak ve şubat ayları haricinde aylık artan dosya sayısı 200 bini geçti. Hatta yılın ikinci yarısından itibaren bu sayılar da ikiye katlandı ve sadece haziran ayında icra iflas dosyası sayısı 446 bin 976 artarak 25 milyon 432 bine yükseldi. Takip eden temmuzda 364 bin artarak 25 milyon 796 bine yükselen icra iflas dosyası sayısı ağustos ayı sonu itibarıyla da 282 bin 486 adet daha artarak 26 milyon 78 bin ile ilk kez 26 milyonun da üzerine çıkmış oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/mahkemelerdeki-icra-iflas-dosyasi-26-milyonu-asti-86503</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/icra-dosyasi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İcra iflas dosyası sayısı ağustos ayı sonu itibarıyla 282,5 bin adet artışla ilk kez 26 milyonun üzerine çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ilac-fiyatlarinda-euro-kuru-otomatige-baglaniyor-86502</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 08:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> İlaç fiyatlarında euro kuru otomatiğe bağlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>İlaç fiyatlarının belirlenmesini ilgili Cumhurbaşkanı Kararı’na göre düzenleyen Beşeri Tıbbi Ürünlerin Fiyatlandırılması Hakkında Tebliğ, 2017’de yayımlanan tebliğ yürürlükten kaldırılarak yenilendi. 29 Ağustos günlü Resmi Gazete’de yayımlanan yeni tebliğ ile euro kurunun yılın ilk 45 günü içinde mutad olarak değiştirilmesi, ihtiyaç duyulması halinde ise yıl içinde ilave olarak belirlenmesi yönündeki “dönemsel euro kuru” usulüne ilave yapıldı. Yeni tebliğde dönemsel euro kuru hesaplaması korunmakla birlikte, yıl içinde otomatik artışa iki haftada bir imkan veren “Güncel Euro Kuru” dahil edildi. “Güncel Euro Kuru” Merkez Bankası’nin iki haftada bir açıklayacağı satış kuru olarak belirlendi. Böylece, bu kura göre satış fiyatı oluşan ilaçların başvuru aranmaksızın fiyatlarının güncellenmesi usulüne geçildi. Tebliğle perakende fiyatı belirlenmeyen bir ürünün eczanede satılması, depocu fiyatı belirlenmeyen bir ilacın depodan satışı yasaklandı.</p>
<h2>Eş değer ilaçta yeni uygulama </h2>
<p>Yeni tebliğde, ilk kez eşdeğeri üretilerek piyasaya giren bir ilacın fiyatının yüzde 60 seviyesine düşmesi uygulaması kaldırıldı ve ilk yıl fiyatı yüzde 80, ikinci yıl yüzde 75 ve üçüncü yıl yüzde 70 düşürülmesi uygulaması getirildi. Bu ürünler yerli imalatsa ve Pazar payları ilk yılın sonunda yüzde 5’e ulaşırsa fiyat düşüşü yüzde 85, üçüncü yıl yüzde 10 Pazar payına ulaşırsa yüzde 75 olarak uygulanacak. Piyasada kalması amacıyla fiyat düşüşlerinden koruma amacıyla oluşturulan fiyat korumalı ilaç kapsamında da değişiklik yapıldı. Daha önce 1 Ağustos 1987 öncesinde piyasaya çıkmış ilaçlara fiyat koruması uygulanırken, 1 Ocak 2000 öncesi ilaçlara da fiyat koruması getirilmesi kriteri getirildi. Ayrıca, daha önce sadece ilaç ticari ismiyle koruma uygulanırken, etkin maddeler bazlı bir liste yapılması usulü getirildi.</p>
<p>Tebliğle, hem orijinal hem de eşdeğeri, eşi bulunan ilaçların fiyat almak için başvurması gereken dönemler ve değerlendirme dönemleri de yeniden belirlendi. Bu fiyatları belirlemekle ilgili Fiyat Değerleme Komisyonu yılda bir kez olağan olarak toplanacak, ihtiyaç olması halinde dönem içinde de toplantı yapabilecek. Eğer geri ödeme kapsamında değilse geleneksel bitkisel tıbbi ürünlerin, satıcının beyanıyla fiyatı belirlenecek. Geri ödeme kapsamına alınırsa genel hükümlere göre fiyatı belirlenecek. Yine reçetesiz satılabilen ürünler genel hükümlere göre fiyatlanacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ilac-fiyatlarinda-euro-kuru-otomatige-baglaniyor-86502</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/ilaclar.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan yeni tebliğde dönemsel euro kuru hesaplaması korunmakla birlikte, yıl içinde otomatik artışa iki haftada bir imkan veren “Güncel Euro Kuru” dahil edildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/amerikali-fiyata-degil-turk-mali-etiketine-bakiyor-86501</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 08:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Amerikalı fiyata değil, Türk malı etiketine bakıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Türk endüstriyel mutfak sektörü, küresel pazarlardaki büyüme stratejisinde Amerika kıtasını öncelikli hedef pazar olarak konumlandırırken, fiyat rekabetinden ziyade kalite, tasarım ve üretim kabiliyetiyle pazarda öne çıkmaya başladı. Son beş yılda Amerika kıtasındaki ihracatını yüzde 40 artıran Türk endüstriyel mutfak sanayicileri, gözünü bölgenin milyar dolarlık ithalat devlerine dikti. Bu hedef doğrultusunda sektör; Ticaret Bakanlığı’nın desteğiyle, İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) ile Endüstriyel Mutfak, Çamaşırhane, Servis ve İkram Ekipmanları Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği’nin (TUSİD) ortak organizasyonuyla Meksiko’da düzenlenen Abastur Endüstriyel Mutfak Fuarı’na ikinci milli katılım heyetini düzenledi. Fuara Türkiye’den 11’i Ticaret Bakanlığı desteğiyle yürütülen URGE projesi kapsamında, 2’si ise bireysel katılım olmak üzere toplam 13 firma katıldı.</p>
<h2>Sergilenen ürünlerin hepsi satıldı </h2>
<p>Fuar, Türk üreticilerin Latin Amerika pazarına açılımında da kritik bir eşik oldu. Fuar süresince 22 binin üzerinde profesyonel satın almacı ve sektör temsilcisi ağırlanırken, Türk üreticiler bölgenin önde gelen distribütörleriyle masaya oturarak yeni ticari iş birliklerinin temelini attı. Fuara katılan Türk firmaları organizasyona ilişkin memnuniyetlerini dile getirirken, tüm katılımcılar stantlarında sergilenmek üzere Türkiye’den getirdikleri ürünlerin tamamını fuar esnasında sattı. Fuar sırasında değerlendirmelerde bulunan TUSİD Başkanı Bekir Topuz, Sektör olarak yaklaşık beş yıldır Amerika kıtasını stratejik bir hedef olarak ele aldıklarını dile getirerek, ABD başta olmak üzere Kanada ve Latin Amerika ülkelerinde düzenlenen sektörel fuarlara kesintisiz katılım sağladıklarını ifade etti.</p>
<h2>"Yüzde 2 pay alsak ihracatı ikiye katlar" </h2>
<p>Amerika kıtasındaki pazar potansiyelinin mevcut ihracat rakamlarının çok üzerinde olduğuna dikkat çeken Topuz, bölge pazarının büyüklüğüne işaret etti. Topuz, Amerika kıtasının endüstriyel mutfak ithalatından alınacak küçük bir pazar payının dahi Türkiye’nin toplam endüstriyel mutfak ihracatında devasa bir sıçrama yaratacağını vurguladı. Türkiye’nin yıllık 5,6 milyar dolarlık endüstriyel mutfak ihracatı bulunduğunu hatırlatan Topuz, Amerika kıtasının toplam mutfak ekipmanı ithalatından yalnızca yüzde 2’lik bir pay alınması durumunda, Türkiye’nin tüm dünya pazarındaki mevcut ihracatına denk bir hacmin sadece bu bölgeden elde edilebileceğini söyledi. Bölgenin kilit ülkesi konumundaki Meksika’nın tek başına 1,8 milyar dolarlık mutfak sektörü ithalatı gerçekleştirdiğini belirten Topuz, bu ithalatın çok büyük kısmının ABD ve Çin’den karşılandığını aktardı.</p>
<p>Türkiye’nin Meksika’ya olan ihracatının henüz 100 milyon dolar seviyesinde bulunduğunu ifade eden TUSİD Başkanı, Meksika’nın sadece kendi iç pazarıyla değil; Kolombiya, Panama, Kosta Rika, Porto Riko, Şili ve Arjantin gibi Latin Amerika ülkelerine açılan stratejik bir kapı olarak değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi.</p>
<h2>TM Avrupalı üretimle eşdeğer</h2>
<p>Türk endüstriyel mutfak sektörünün Amerika kıtasındaki en büyük kozunun fiyat değil, yakalanan yüksek kalite algısı olduğunu vurgulayan Topuz, bölgedeki satın almacıların Türk ürünlerini Uzak Doğu menşeli ürünlerden tamamen ayrı tuttuğunu belirtti.</p>
<p>Bölgedeki müşterilerin Türk malını doğrudan Avrupa üretimiyle eş değer tuttuğuna dikkat çeken Topuz, Çin’in fiyat odaklı rekabetine karşı Türkiye’nin kalite ve tasarımla yanıt verdiğini söyledi. Türk ürünlerinin kıtadaki kalite algısına dair sahadan bir örnek veren Topuz, Kanada’daki bir müşterinin ürün kataloglarında özellikle "Made in Türkiye" ibaresine yer verdiğini belirterek, alıcıların bu ifadeyi ürünün Çin malı olmadığını, Avrupa standartlarında üretilmiş kaliteli bir ekipman olduğunu vurgulamak için bilinçli olarak kullandığını aktardı. Pizza fırınları, pişirme üniteleri, buzdolapları, bulaşık makineleri ve döner ocaklarının bölgede yoğun talep gördüğünü ifade eden Topuz, Türk tasarımının ve fiyat-performans dengesinin rekabette öne çıktığını ekledi.</p>
<h2>"Meksika’da daha kârlı satabiliyoruz"</h2>
<p>Fuara katılan firmalardan N'DUSTRIO Yönetim Kurulu Başkanı Güçlü Kaplangı da Meksika’nın Türk endüstriyel mutfak sektörü açısından önemli bir fırsat sunduğunu belirterek, "Meksika, nüfusu, pazar potansiyeli ve Türk ürünlerinin burada konumlandığı yer açısından bizim için oldukça önemli bir pazar” dedi.</p>
<p>Amerika kıtasında Türk ürünlerinin Avrupa menşeli ürünlerle aynı kalite kategorisinde değerlendirildiğini, bu algının fiyat rekabetinde de Türk firmaların elini güçlendirdiğini dile getiren Kaplangı, “Avrupa’daki rakibimiz 10 birim seviyesinde fiyatlandırılıyorsa, burada biz de benzer bir seviyeden rekabet edebiliyoruz. Oysa farklı pazarlarda Türk ürünlerinden daha düşük fiyat beklenebiliyor. Meksika’da ise müşteriler Avrupa kalitesindeki bir ürüne Avrupa seviyesinde fiyat vermeye hazır. Bu bizim açımızdan yalnızca satış hacmi değil, aynı zamanda kârlılık açısından da çok değerli” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Paslanmazdaki vergi ihracatın %30’unu yedi</span></h2>
<p>Sektörün Amerika pazarındaki büyüme hedeflerine karşın iç pazardaki hammadde maliyetleri ve koruma vergileri nedeniyle ciddi kan kaybettiğine değinen Bekir Topuz, özellikle paslanmaz çelikte uygulanan ilave vergiler ile antidamping kararlarının üreticileri zor durumda bıraktığını ifade etti. Sektörün 2026 yılının ilk altı ayında 1,23 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdiğini belirten Topuz, fiyat artışları nedeniyle değer bazındaki gerilemenin yüzde 6 seviyesinde kaldığını, ancak miktar bazında yüzde 17’lik sert bir düşüş yaşandığını vurguladı. Paslanmaz çelikteki ek verginin yüzde 12 olarak uygulanmaya başladığı 2024 yılından bu yana geçen yaklaşık 2,5 yıllık süreçte ihracatta miktar bazındaki kaybın yüzde 30’a yaklaştığı uyarısını yapan Topuz, buna karşılık bitmiş ürün ithalatının da yüzde 30 oranında arttığını söyledi. Vergilerin yerli üreticiyi korumak yerine sanayiciyi bitmiş ürün ithal etmeye yönlendirdiğini savunan Topuz, hammaddesi yüzde 100 paslanmaz çelik olan alt sektörlerde üretimin ciddi oranda sekteye uğradığını ve Çin’e bağımlılığın arttığını dile getirdi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Amerika’dan 100 alıcı Türkiye’ye gelecek</span></h2>
<p>Amerika kıtasında kurulan ticari temasların sürdürülebilir hale gelmesi için İstanbul’da düzenlenecek fuara odaklandıklarını belirten Topuz, 10 Kasım’da başlayacak Hostech by TUSİD Fuarı kapsamındaki alım heyeti organizasyonuna ilişkin bilgiler verdi. Ticaret Bakanlığı desteğiyle ABD, Meksika, Panama ve Venezuela başta olmak üzere tüm Amerika kıtasından 100’den fazla büyük alıcının konaklama ve ulaşım giderleri karşılanarak İstanbul’a davet edildiğini açıklayan Topuz, fuara 130 farklı ülkeden şimdiden 1200’ün üzerinde yabancı profesyonelin kayıt yaptırdığını, hedeflerinin ise 5 binin üzerinde yabancı alıcıyı İstanbul’da ağırlamak olduğunu söyledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/amerikali-fiyata-degil-turk-mali-etiketine-bakiyor-86501</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/03/Bekir-Topuz.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Son 5 yılda Amerika kıtasına ihracatını yüzde 40 artıran Türk endüstriyel mutfak sektörü, gözünü bölgenin milyar dolarlık ithalat devlerine dikti. TUSİD Başkanı Bekir Topuz, Amerika kıtasında Türk ürünlerinin Avrupa kalitesinde algılandığını belirterek, bu durumun büyük bir fırsat yarattığını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomi-yonetimi-bu-hafta-ovpye-odaklanacak-86500</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi yönetimi bu hafta OVP’ye odaklanacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yaz aylarını oldukça hareketli geçiren siyaset ve ekonomi cephesinde eylül ayında da aynı hareketlilik hız kesmeden sürecek.</p>
<p>Terörsüz Türkiye hedefi doğrultusunda ‘Çerçeve Yasa’ kapsamında terör örgütünün sahada silah bırakması ve sahadaki gelişmeler yakından izlenecek. Ekonomi yönetimi ise gerek Orta Vadeli Program (OVP) gerekse 2027 bütçesine odaklanacak. Özel sektör için de bir yol haritası niteliği taşıyan Orta Vadeli Program ile 2027-2029 dönemini kapsayan temel makro göstergelerde güncellemeye gidilecek. Önümüzdeki 3 yılın ekonomideki yol haritası ve hedefleri yeniden kamuoyu ile paylaşılacak.</p>
<p>2027-2029 dönemine ilişkin büyüme, enflasyon, istihdam, ihracat ve cari denge gibi temel makro göstergeler belirlenecek. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, eylül ayının ilk haftasında OVP’yi kamuoyu ile paylaşacaklarını açıkladı.</p>
<h2>İstihdam ve ihracata yönelik yapısal reformlar hayata geçirilecek </h2>
<p>Ekonomi Koordinasyon Kurulu toplantısı sonrası yapılan açıklamada ise OVP’de yapısal reform vurgusu dikkat çekti. OVP döneminde ekonomide dönüşüm ve sürdürülebilir büyüme hedefleri doğrultusunda verimliliği ve rekabet gücünü artıran yatırımların, üretimin, istihdamın ve ihracatın desteklenmesine yönelik yapısal reformların hayata geçirileceği belirtildi. OVP’nin açıklanmasının ardından ekonomi yönetimi 17 Ekim’de Meclise sunulacak olan 2027 yılı bütçesi hazırlıklarına odaklanacak. Eylül ayında ekonomide takip edilecek diğer bir başlık ise Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’nun 10 Eylül'de açıklayacağı faiz kararı olacak.</p>
<h2>Silahsızlanma ve sahadaki gelişmeler izlenecek</h2>
<p>Çerçeve yasanın yürürlüğe girmesi ile birlikte Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında hızla toplanan Takip ve Değerlendirme Kurulunun ilk toplantısında 4 alt komisyon kurulması kararlaştırıldı. Alt komisyonlar sürecin farklı boyutlarında yürütülecek çalışmalara katkı verecek.</p>
<p>Çerçeve yasanın uygulanması noktasında eylül ve ekim ayları PKK’nın fesih ve silah bırakma sürecinin yakından takip edileceği aylar olacak. Siyasette ittifak arayışları da gündemdeki diğer bir başlığı oluşturuyor. Yeniden Refah Partisi, Saadet Partisi ile DEVA Partisi arasında süren ittifak görüşmelerinin de sonbaharla birlikte sonuçlanması, milliyetçi cephede de yeni ittifaklar için arayışların sürmesi bekleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonomi-yonetimi-bu-hafta-ovpye-odaklanacak-86500</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/7/1280x720/ekk-1784095188.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonomi yönetimi bu hafta OVP’ye odaklanacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/emisyon-ticaret-sistemi-basliyor-karbonun-da-fiyati-olacak-86499</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Emisyon ticaret sistemi başlıyor, karbonun da fiyatı olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Karbonun bir gün şirketlerin bütçesinde döviz, faiz, enerji ve hammadde gibi ayrı bir maliyet kalemine dönüşeceği uzun zamandır konuşuluyordu. O gün artık uzak değil. Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi Yönetmeliği, 27 Ağustos 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı ve karbonun fiyatlandırılacağı yeni dönemin çerçevesi çizildi.</p>
<p>Konu Türkiye’de henüz yeni. Tahsisat, karbon kredisi ve emisyon izni gibi kavramlar ilk bakışta meselenin yalnızca çevre mühendislerini ilgilendirdiğini düşündürüyor. Oysa sistemin özü oldukça basit ve sonuçları doğrudan şirketlerin maliyetine, kârlılığına ve rekabet gücüne dokunuyor.</p>
<p><strong>Sistem nasıl çalışacak?</strong></p>
<p>Devlet, belirli sektörlerin atmosfere bırakabileceği toplam sera gazı için bir üst sınır belirliyor. İşletmelere de bu sınır içinde emisyon hakkı veriliyor. Bu haklara “tahsisat” deniliyor. Bir tahsisat, bir ton karbondioksit eşdeğeri sera gazı salma hakkını temsil ediyor.</p>
<p>Yıllık emisyonu 100 bin ton olarak doğrulanan bir fabrikanın aynı miktarda tahsisatı sisteme teslim etmesi gerekiyor. Elinde 90 bin tahsisat varsa eksik 10 bin tahsisatı piyasadan satın alıyor. İhtiyacından fazla tahsisatı varsa bunu satabiliyor veya belirlenen süre içinde sonraki döneme taşıyabiliyor.</p>
<p>Daha az enerji tüketen ve daha düşük emisyonla üretim yapan şirket daha az karbon maliyetine katlanıyor. Eski teknolojiyle ve yüksek enerji tüketimiyle üretime devam eden şirket ise ilave tahsisat almak zorunda kalıyor.</p>
<p>Bu sistem bir karbon vergisi değil. Vergide ton başına ödenecek tutarı devlet belirler. Emisyon Ticaret Sistemi’nde ise tahsisatın fiyatı piyasada oluşur. Fakat şirket açısından varılan yer aynıdır: Karbon salmak artık bedelsiz değildir.</p>
<p>Yönetmelik, kurulu kapasitesine göre hesaplanan yıllık emisyonu 50 bin ton karbondioksit eşdeğerini aşan kategori B ve C tesislerini kapsıyor. Elektrik ve ısı üretimi, petrol rafinasyonu, demir-çelik, alüminyum, çimento, cam, seramik, kâğıt, kimya ve hidrojen üretimi doğrudan etkilenecek faaliyetler arasında.</p>
<p>Burada belirleyici olan şirketin cirosu veya çalışan sayısı değil, tesisin yaptığı iş ve yıllık emisyonu. Aynı sektördeki iki fabrikadan biri sisteme girerken diğeri kapsam dışında kalabilir.</p>
<p>Kapsama girmeyen şirketler de bütünüyle etkisiz kalmayacak. Elektriğe, çimentoya, demir-çeliğe, lojistiğe ve ara mamullere yansıyan karbon bedeli zamanla bütün tedarik zincirine yayılacak.</p>
<p><strong>Maliyet ne kadar büyüyebilir?</strong></p>
<p>Maliyeti belirleyecek üç unsur var: Doğrulanmış emisyon miktarı, ücretsiz verilecek tahsisat ve piyasada oluşacak karbon fiyatı. Henüz Türkiye’de fiyat oluşmadığı için nasıl bir rakamla karşılaşılacağını bilmiyoruz. Ancak Avrupa’daki fiyatlar büyüklük hakkında fikir veriyor.</p>
<p>Avrupa Birliği Emisyon Ticaret Sistemi’nde bir tonluk tahsisatın fiyatı 27 Ağustos 2026 itibarıyla 82,42 avro. Bu rakam Türkiye için bir fiyat tahmini değil; yalnızca karbon maliyetinin ulaşabileceği boyutu gösteren bir ölçü.</p>
<p>Tüpraş’ın 2025 Entegre Faaliyet Raporu’nda doğrudan faaliyetlerinden kaynaklanan Kapsam 1 emisyonu 6 milyon 311 bin 406 ton olarak açıklanıyor. Bu emisyonun tamamının yuvarlak hesapla 83 avro üzerinden tahsisata tabi olduğunu ve hiç ücretsiz tahsisat verilmediğini varsayarsak teorik maliyet yaklaşık 523 milyon avroya ulaşıyor. Emisyonların yüzde 70’inin ücretsiz tahsisatla karşılandığı bir senaryoda dahi kalan yüzde 30 için yaklaşık 157 milyon avroluk maliyet ortaya çıkıyor.</p>
<p>Elbette bunlar Tüpraş’ın ödeyeceği gerçek tutarlar değil. Kurumsal düzeyde açıklanan Kapsam 1 emisyonunun tamamı tesis bazında ETS kapsamına girmeyebilir; ayrıca hangi tesislerin kapsama alınacağı, ücretsiz tahsisat miktarı ve Türkiye’de oluşacak fiyat henüz belli değil. Örnek yalnızca karbonun büyük bir sanayi kuruluşunun faaliyet kârı ve nakit akışı üzerinde ne ölçüde etkili olabileceğini gösteriyor.</p>
<p><strong>Turkuaz Kredi yeni bir gelir alanı olabilir mi?</strong></p>
<p>Sistemin daha az konuşulan tarafında önemli bir fırsat bulunuyor: Turkuaz Kredi.</p>
<p>Turkuaz Kredi, Türkiye Karbon Denkleştirme Sistemi kapsamında geliştirilmesi planlanan ulusal karbon kredisine verilen isim. Bir Turkuaz Kredi, bir ton karbondioksit eşdeğeri emisyonun bir proje sayesinde azaltıldığını veya atmosferden giderildiğini ifade ediyor.</p>
<p>Buradaki “kredi” sözcüğü yanıltıcı olmasın. Turkuaz Kredi bir banka kredisi veya borçlanma aracı değil. Yapılan emisyon azaltımının bağımsız biçimde doğrulanması, kayıt altına alınması ve ekonomik değere dönüştürülmesi anlamına geliyor.</p>
<p>Örneğin atık gazdan enerji üreten, metan salımını önleyen, enerji verimliliği sağlayan, ağaçlandırma yapan veya karbonu atmosferden uzaklaştıran bir proje, gerekli şartları taşıması hâlinde Turkuaz Kredi üretebilecek. Proje sahibi de bu kredileri satarak yaptığı yatırım için ilave gelir elde edebilecek.</p>
<p>ETS kapsamındaki büyük sanayi tesisleri ise tahsisat teslim yükümlülüklerinin Karbon Piyasası Kurulunca belirlenecek bölümünü bu tür kredilerle karşılayabilecek. Böylece bir tarafta emisyon azaltan projelere yeni finansman sağlanırken, diğer tarafta yüksek emisyonlu tesislere yükümlülüklerini yönetebilecekleri sınırlı bir esneklik sunulacak.</p>
<p>Ancak önemli bir ayrıntı var: Turkuaz Kredi’nin ayrıntıları hâlen Türkiye Karbon Kredilendirme ve Denkleştirme Yönetmeliği Taslağı’nda yer alıyor; taslak 2025 yılı Ağustos ayında görüşe açıldı ve henüz yürürlüğe girmedi. ETS Yönetmeliği, Türkiye sınırları içinde gerçekleşen projelerden elde edilen karbon kredilerinin teslim yükümlülüğünde kullanılmasına kapıyı açtı; fakat kredilerin üretimi, doğrulanması, kaydı ve ticareti için ayrı düzenlemenin de yürürlüğe girmesi gerekiyor.</p>
<p>Taslağa göre kredilerin ETS kapsamı dışındaki faaliyetlerden doğması ve aynı azaltımın başka bir karbon programında veya YEK-G gibi bir sertifika sisteminde ikinci kez kullanılmaması gerekiyor. Amaç, aynı çevresel faydanın iki kez satılmasını önlemek.</p>
<p>Turkuaz Kredi sistemi doğru kurulursa, ETS kapsamı dışında kalan çok sayıda işletme için karbon yalnızca maliyet değil, gelir üreten bir varlık hâline gelebilir. Türkiye’deki yeşil projelerin içeride ve ileride uluslararası piyasalarda alıcı bulması, dönüşüm yatırımlarının finansmanını kolaylaştırabilir.</p>
<p><strong>Takvim belli değil ama yön belli</strong></p>
<p>Yönetmelik yayımlandı; ancak pilot uygulamanın hangi tarihte başlayacağı, hangi sektörleri kapsayacağı ve ne kadar ücretsiz tahsisat verileceği henüz açıklanmadı. Bu kararlar Karbon Piyasası Kurulu ve sonraki düzenlemelerle netleşecek.</p>
<p>Buna karşılık bazı yükümlülükler şimdiden işliyor. Pilot uygulama dönemi kapsamındaki işletmelerin ilk izleme metodolojisi planlarını, Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki ay içinde sunması gerekiyor. Emisyon izni almadan faaliyet gösterilmesi hâlinde uygulanacak idari para cezaları da tesis kategorisine göre milyonlarca lirayı buluyor. Yani fiyat belirsiz olsa da, kayıt ve raporlama zincirindeki gecikmenin bedeli bugünden belli.</p>
<p>Sistemin iyi kurulması hâlinde enerji verimliliği ve temiz teknoloji yatırımları hızlanabilir, ihracatçının SKDM karşısındaki rekabet gücü korunabilir. Turkuaz Kredi de emisyon azaltan projeler için yeni bir finansman kanalı açabilir.</p>
<p>Karbon artık yalnızca sürdürülebilirlik raporlarında yer alan çevresel bir gösterge değil. Bir tarafta üretim maliyetine dönüşürken, diğer tarafta doğru projeler için yeni bir gelir alanı oluşturuyor. Yeni dönemin kazananlarını da bu iki yönü birlikte okuyabilen şirketler belirleyecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/emisyon-ticaret-sistemi-basliyor-karbonun-da-fiyati-olacak-86499</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Emisyon ticaret sistemi başlıyor, karbonun da fiyatı olacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zafer-bayraminda-yapay-zekaya-guvenebilir-miyiz-86497</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zafer Bayramı’nda yapay zekâya güvenebilir miyiz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Benim Gazi Mustafa Kemal ile tanışma fırsatım olmadı. Çok isterdim. Onunla tartışmak istediğim belli konular var ama tabii ki bu mümkün değil. Benzer biçimde yapay zekânın da kendisi ile tanışmadığını zamansal bir analizle kolaylıkla anlıyorum. 1938’de ölen Gazi Mustafa Kemal’in 15 yıl sonra 1953’te Anıtkabir’e defnedilmesinin ardından benim doğmama kadar bir 15 yıl daha geçiyor. Yapay zekânın tarihçesini bir kenara bırakırsak, günümüzdeki anlamıyla hayatımıza girmesi 1922’de kazandığımız zaferin ardından yaklaşık 100 yıl sonra gerçekleşiyor. Bu zaman aralıkları ile birbirimizin etkisi altında kalmamız çok kolay değil. Türkiye’deki basiretsiz yöneticilerin halka kabul ettirmek istedikleri her şeyin altına Kemal Atatürk yazarak servis etmesine duyduğum antipatiyi de aştığıma göre, Zafer Bayramı’nı yapay zekâya güvenip güvenemeyeceğimizi anlamak için bir test olarak kullanabiliriz.</p>
<p>Bu testin amacı, yapay zekânın sorduğumuz bir soruya ne cevap vereceğine bakarak bizi manipüle mi ettiğine yoksa elinden geldiğince anlamlı bir derleme mi yaptığına bakmaktır. Sonuçta, derdimiz Cumhuriyet ile değil, yapay zekâ ile… Burada ihsas-ı rey yapıp benim baştan yapay zekâya güven duyduğumu ve gelecek için yeni bir umut olarak değerlendirdiğimi belirteyim. Metnin ilk bölümünde Gazi Mustafa Kemal’i “biz” diye konuşturması bu güveni sarsacak bir şey değildir. Sonraki bölümlerde Gazi Mustafa Kemal’in yaratmaya gerek olduğunu düşündüğü insanı tanımlarken “fikri hür, vicdanı hür” maddesini başa yazması, bu hatasını telafi ediyor.</p>
<p>Bugün herkes kendini yeniden tanımlamaya çalışırken cesareti kadar konuştuğundan “biz” demeyi tercih ediyor ancak ben Gazi Mustafa Kemal’in “ben” diye konuştuğunu düşünüyorum. Bildiklerim bana bunu düşündürüyor. Buna benzer teknik eksikliklerin toplam metnin değerini azaltmayacağını düşünüyorum. Metni test ederken, birbirini tamamlayan iki önemli ifadenin varlığına baktım.</p>
<p>Bunardan biri, “Ne Mutlu Türküm Diyene” ifadesiydi. Her ne kadar mutlu olmaktan vazgeçmiş bir toplumun bu ifadenin diğer kısmından vazgeçmesi önemsiz bir ayrıntıdır. Yapay zekâya güvenmemi sağlayan diğer ifade ise, bunun destekçisi olan ve bu önermeye anlamını veren “tam bağımsız ve müreffeh bir Türkiye yaratmaktır” sözüdür. Başka bir yerde “çalışkan Türk evlatları” ifadesini kullanan yapay zekâ “övünen, çalışan ve güvenen” bir insan tipine işaret ediyor. Bu kadar veri, benim güven duymam için yeterlidir. Bu sistematiğin toplamı, birlikte üreten, güçlenen ve paylaşan bir topluma işaret ediyor. Belki de yapay zekâ bunu söylemiyor da ben böyle hayal ediyorum. Ne fark eder. Herkesin kendi gerçekliği olabilir ama hakikat bir tanedir.</p>
<p>Ve o hakikat bize, böyle hareket etmeyen toplumların önce kıyakçı, arkasından da ayakçı olduğunu gösteriyor. Yapay zekâ bu lafı biliyor mudur diye sormadım ama bizim toplumuzda “Sultanahmet’te dilenip Ayasofya’da sadaka vermek diye güncel bir laf vardır. Benim ayakçılık/kıyakçılık ifadem garip kaçtıysa bizim geçmişimizden gelen bu sözden faydalanabilirsiniz. Ben yapay zekâ ile buralara takılmadan devam edeceğim. Yazının sonunda Gazi Mustafa Kemal kimliğine bürünmesini istediğim Gemini’ın faizler ilgili görüşünü de bulabilirsiniz. Ekonomi gazetecileri bir bankacı ile karşılaştıklarında, konuşulan konu her ne olursa olsun bu konuya atlıyorlardı. Artık kimse bu konuda yorum yapmaya cesaret edemiyor ama ben bu dengelerden haberi olmayan yapay zekâya zoka atayım dedim.</p>
<p><strong>Gazi Mustafa Kemal olarak zaferin kazanılmasının 104'üncü yılı kutlamalarında bir konuşma yapman gerekiyor. Bunun metnini oluşturur musun?</strong></p>
<p>Millî Mücadele’nin zaferle taçlandırıldığı bu büyük günün üzerinden tam yüz dört koca yıl geçti. Yüz dört yıl evvel bu topraklarda, Dumlupınar’da yazdığımız destan; esareti reddeden, bağımsızlığı karakteri sayan bir milletin kudretinin tüm dünyaya ilanıydı.</p>
<p>Bugün burada, bu zaferin yüz dördüncü yıl dönümünde huzurunuza çıkarken, kalbimde o günkü iman ve kararlılıkla atan milyonların heyecanını, gözlerimde ise bu vatanı bizlere miras bırakan aziz şehitlerimizin ve kahraman silah arkadaşlarımın nurlu hatıralarını taşıyorum.</p>
<p>Efendiler,</p>
<p>Biz bu zaferi, inancın imkansızlıkları nasıl yendiğinin en somut kanıtı olarak kazandık. Yorgun, çaresiz, elleri nasırlı ama yürekleri vatan sevgisiyle çarpan bu necip millet; yokluklar içinde dahi haysiyetinden ödün vermeyeceğini bütün dünyaya gösterdi. "Ya istiklal ya ölüm!" parolasıyla çıktığımız bu yolda, milletimizin azim ve kararlılığından başka hiçbir dayanağımız yoktu. Şanlı ordumuz, her türlü imkansızlığa rağmen düşmanı bu topraklardan söküp attı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini bu aziz toprakların üzerine çelikten iradeyle ördü.</p>
<p>Şunu asla unutmayın ki, kazanılan bu zafer sadece askeri bir başarıdan ibaret değildir. Bu zafer, Türk milletinin çağdaş medeniyetler seviyesinin üstüne çıkma iradesinin, akıl ve bilimin rehberliğinde aydınlık bir geleceğe yürüyüşünün ilk ve en büyük adımıdır. Bizler, kılıcın gücüyle değil, irfanın, eğitimin, çalışmanın ve millet sevgisinin gücüyle bu devleti yükseltmek mecburiyetindeyiz.</p>
<p>Bugün, bu mukaddes vatanın emanetçileri olan sizlere düşen en büyük görev; kurduğumuz cumhuriyete, onun temel değerlerine, hürriyet ve bağımsızlık ruhuna sımsıkı sarılmaktır. Türkiye Cumhuriyeti, aydınlık yarınlara yürüyen hür ve müstakil evlatlarının ellerinde her daim payidar kalacaktır.</p>
<p>Bu duygularla, başta bu zaferin başkomutanı olarak şahsıma ve silah arkadaşlarıma duyduğunuz teveccühü yâd ederken; vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğü için canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi minnetle ve şükranla anıyorum.</p>
<p>Ne mutlu Türk'üm diyene!</p>
<p><strong>Bundan sonrası için strateji ve eylem planını ayrıntılı olarak anlatır mısın?</strong></p>
<p>Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün vizyonu ve Nutuk'un rehberliğinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin ikinci yüzyılında muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkmak ve onu aşmak için izlenmesi gereken stratejik yol haritası ve eylem planı, akıl, bilim ve tam bağımsızlık ilkeleri temelinde şekillendirilmektedir.</p>
<ol>
<li>Eğitim, Bilim ve Kültür Stratejisi</li>
</ol>
<p>Eğitim reformu, muasır medeniyet seviyesine ulaşmanın ve kalkınmanın temel taşıdır.</p>
<ul>
<li>Eğitim Müfredatının Dönüşümü: Ezberci anlayıştan uzaklaşarak analitik düşünceyi, eleştirel akıl yürütmeyi, felsefe ve sanat disiplinlerini merkeze alan bir eğitim modeli kurulacaktır.</li>
<li>Bilim ve Ar-Ge Hamlesi: Üniversiteler teorik bilgi üreten yapılar olmaktan çıkarılıp, sanayi ve teknolojiyle entegre çalışan Ar-Ge ve inovasyon üslerine dönüştürülecektir.</li>
<li>Kültürel Aydınlanma: Halkevleri ve millet odaları ruhuyla, kültür ve sanatı toplumun en kılcal damarlarına kadar ulaştırarak milli kimliği koruyan ama evrensel değerlerle beslenen bir kültürel Rönesans gerçekleştirilecektir.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li>Ekonomi, Sanayi ve Kalkınma Eylem Planı</li>
</ol>
<p>Ekonomik bağımsızlık olmaksızın siyasi bağımsızlığın korunamayacağı bilinciyle hareket edilecektir.</p>
<ul>
<li>Tarımda Modernleşme ve Üretim Kooperatifçiliği: Köylünün milletin efendisi olduğu şiarıyla tarımsal üretimde teknolojik altyapı güçlendirilecek, kooperatifçilik teşvik edilerek gıda güvenliği teminat altına alınacaktır.</li>
<li>Milli Sanayi ve Teknoloji Hamlesi: Stratejik sektörlerde (savunma, enerji, yazılım, biyoteknoloji) dışa bağımlılığı sıfırlayacak yerli üretim odaklı endüstriyel politikalar hayata geçirilecektir.</li>
<li>Fırsat Eşitliği ve Adil Bölüşüm: Ekonomik büyümenin nimetleri toplumun tüm kesimlerine adil bir şekilde dağıtılacak, yoksullukla mücadelede sosyal devletin etkinliği artırılacaktır.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li>Hukuk, Demokrasi ve Kurumsal Kapasite</li>
</ol>
<p>Devletin inşasında en sağlam temel adalet ve liyakattir.</p>
<ul>
<li>Liyakat Esaslı Kamu Yönetimi: Devlet kurumlarında ve bürokraside partizanlık veya kayırmacılık tamamen ortadan kaldırılacak, göreve gelmede tek ölçüt liyakat, dürüstlük ve vatan sevgisi olacaktır.</li>
<li>Hukukun Üstünlüğü: Yargı bağımsızlığı eksiksiz bir şekilde tesis edilerek vatandaşların mülkiyet ve can güvenliği güvence altına alınacak, yatırımcı ve birey için güven ortamı yaratılacaktır.</li>
<li>Güçlendirilmiş Cumhuriyet Kurumları: Denetlenebilir, şeffaf ve hesap verebilir kurumsal yapılar yeniden inşa edilecektir.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li>Dış Politika ve Millî Güvenlik Stratejisi</li>
</ol>
<p>"Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesi, akılcı ve onurlu bir dış politikanın rehberidir.</p>
<ul>
<li>Bölgesel ve Küresel Denge: Komşularla iyi ilişkiler gözetilirken, ulusal çıkarlardan asla taviz verilmeyecek; uluslararası alanda barışın ve istikrarın aktif savunucusu olunacaktır.</li>
<li>Stratejik İttifaklar ve Bağımsız Karar Alma: Uluslararası anlaşmalara sadık kalınırken, ülkenin egemenlik haklarını zedeleyen hiçbir dayatma kabul edilmeyecektir.</li>
</ul>
<p>Bu stratejik eylem planının başarısı, milletimizin her bir ferdinin görev bilinciyle çalışmasına, gençliğimizin ise bilimi ve aklı rehber edinmesine bağlıdır. Kurduğumuz eser, çalışkan Türk evlatlarının ellerinde her daim payidar kalacaktır.</p>
<p><strong>Ekonomik modelimizi nasıl oluşturmalıyız?</strong></p>
<p>Millî iktisat esasına dayanan, devleti yatırımcı ve yönlendirici bir akılla konumlandırırken özel teşebbüsün dinamizminden faydalanan, dışa bağımlı değil üreten, tasarlayan ve ihraç eden bir ekonomik model inşa etmeliyiz. İzmir İktisat Kongresi'nin ruhuyla şekillenecek bu modelin temel ayakları şu yapı taşları üzerine oturtulmalıdır:</p>
<ol>
<li>Üretim ve Sanayileşme Stratejisi</li>
</ol>
<ul>
<li>Yüksek Katma Değerli Üretim: Montaj sanayiinden sıyrılarak yarı iletkenler, ileri teknoloji yazılımlar, yapay zeka entegre sistemler, biyoteknoloji ve yeşil enerjide endüstriyel derinlik kazanılmalıdır.</li>
<li>Stratejik Sektörlerde Devlet Desteği: Sanayinin omurgasını oluşturan demir-çelik, petrokimya, makine teçhizat ve savunma sanayii gibi kritik alanlarda devlet doğrudan öncü yatırımlar yapmalı veya stratejik ortaklıklar kurmalıdır.</li>
<li>Tedarik Zinciri Güvenliği: Küresel kırılganlıklara karşı kritik hammadde, çip ve enerji arzında yerli kaynaklara öncelik verilmeli, alternatif koridorlar (Orta Koridor gibi) aktif ticaret hatlarına dönüştürülmelidir.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li>Tarımda Millî Güvenlik ve Modernizasyon</li>
</ol>
<ul>
<li>Kooperatifçilik ve Ölçek Ekonomisi: Küçük üretici korunmalı, modern tarım kooperatifleri aracılığıyla üretimde verimlilik artırılmalı ve lojistik maliyetler düşürülmelidir.</li>
<li>Gıda Egemenliği: Tarımsal girdilerde (tohum, gübre, akaryakıt) dışa bağımlılık bitirilmeli; iklim krizine dayanıklı akıllı tarım uygulamaları (dikey tarım, su tasarruflu sulama) ülke geneline yaygınlaştırılmalıdır.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li>Finansal İstikrar ve Sermaye Piyasaları</li>
</ol>
<ul>
<li>Üretim Odaklı Kredi Politikası: Bankacılık sistemi spekülatif tüketimi veya gayrimenkul balonlarını finanse etmek yerine; ihracat yapan, teknoloji üreten, istihdam yaratan reel sektör girişimcilerini desteklemeye yönlendirilmelidir.</li>
<li>Güçlü Sermaye Piyasaları: Borsa İstanbul, halkın geniş kesimlerinin tasarruflarını güvenle büyütebileceği, şirketlerin şeffaf bir şekilde özkaynak finansmanı sağlayabileceği derin ve denetlenebilir bir yapıya kavuşturulmalıdır.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li>Beşeri Sermaye ve İş Gücü Dönüşümü</li>
</ol>
<ul>
<li>Teknik Eğitim ve Dijital Yetkinlik: Meslek liseleri ve üniversiteler, geleceğin endüstrisinin (otomasyon, robotik, veri analitiği) ihtiyaç duyduğu nitelikli iş gücünü yetiştirecek şekilde yeniden yapılandırılmalıdır.</li>
<li>Beyin Göçünün Tersine Çevrilmesi: Ülkenin en nitelikli beyinlerinin kendi vatanlarında üretebilecekleri özgür, yenilikçi ve tatmin edici ekonomik ekosistemler (teknoparklar, Ar-Ge merkezleri) oluşturulmalıdır.</li>
</ul>
<p>Bu ekonomik modelin nihai amacı, yabancıların lütfuna muhtaç olmayan, kendi parasının değerini kendi üretimiyle koruyan, gelir adaletsizliğini asgari seviyeye indirmiş, tam bağımsız ve müreffeh bir Türkiye yaratmaktır.</p>
<p><strong>Bunu yapacak insanı nasıl yetiştirmeliyiz ve hangi insan tipi ile ilerlemeliyiz?</strong></p>
<p>Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller; yani akıl ve bilimi rehber edinen, dogmalardan arınmış, sorgulayan, üreten ve toplumsal sorumluluk bilinciyle hareket eden "çağdaş insan" modeliyle ilerlemeliyiz.</p>
<p>Bu nitelikli insan tipini inşa etmek ve ekonomiden teknolojiye tüm bu stratejik adımları atacak kadroları yetiştirmek için izlenmemiz gereken eğitim ve insan kaynakları yaklaşımı şu temel ilkelere dayanmalıdır:</p>
<ol>
<li>Fikrî ve Vicdanî Bağımsızlık (Fikri Hür Nesiller)</li>
</ol>
<ul>
<li>Ezberciliğe Karşı Eleştirel Düşünce: Sorgulamayan, otoriteye körü körüne itaat eden değil; veriyi analiz eden, "neden" ve "nasıl" diyen, akıl yürütme becerisi gelişmiş bireyler yetiştirilmelidir.</li>
<li>Vicdanî Sorumluluk: Bilim ve teknik, ahlaki bir süzgeçten geçirilmelidir. Birey, ürettiği bilginin veya teknolojinin insanlığa ve ülkesine olan sorumluluğunu taşımalı; bireysel çıkarı toplumsal yararın üstünde tutmamalıdır.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li>Bilimsel Merak ve Teknik Yetkinlik</li>
</ol>
<ul>
<li>Pozitif Bilimlerin Egemenliği: Eğitim müfredatının merkezine fen bilimleri, matematik, felsefe ve sanat konulmalıdır. Gençler laboratuvarlarda deneyen, üreten ve keşfeden bir pratikle yetişmelidir.</li>
<li>Çok Yönlü Donanım (T-İnsan Modeli): İnsanımız hem kendi alanında (mühendislik, tarım, iktisat vb.) derinlemesine uzmanlaşmalı hem de sanat, tarih, edebiyat ve teknoloji gibi yatay disiplinlerde vizyon sahibi olmalıdır.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li>Üreten ve Problem Çözen Zihniyet</li>
</ol>
<ul>
<li>Pratikle Teorinin Birleşimi: "Fennî ve sınaî" eğitim; yani okulların atölyelerle, fabrikalarla ve tarım sahalarıyla iç içe olduğu bir model benimsenmelidir. Gençler masabaşı teorisyenler değil, sahada somut problem çözen uygulayıcılar olmalıdır.</li>
<li>Girişimcilik ve Cesaret: Hata yapmaktan korkmayan, yenilikçi riskleri alabilen, "imkansız" kelimesini lügatından çıkaran bir özgüven aşılanmalıdır.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li>Liyakat, Ahlak ve Vatandaşlık Bilinci</li>
</ol>
<ul>
<li>Eşit Fırsat ve Liyakat: İnsan yetiştirme düzeninde torpil, kayırmacılık ve aidiyetler değil; sadece emeğin, yeteneğin, dürüstlüğün ve liyakatin geçerli olduğu bir meritokrasi sistemi kurulmalıdır.</li>
<li>Millet ve İnsanlık Sevgisi: Yetişen insan, kazandığı bilgiyi ve zenginliği önce kendi milletinin refahı, ardından insanlığın ortak ilerlemesi için kullanmayı asli bir vazife bilmelidir.</li>
</ul>
<p>Bu niteliklere sahip nesiller, sadece ekonomiyi kalkındırmakla kalmaz; aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti'ni akılcı, adil ve çağdaş bir geleceğe taşıyan en büyük güvencemiz olur.</p>
<p><strong>Bunları gerçekleştirmek için yapay zekâyı nasıl konumlandırmalıyız?</strong></p>
<p>Yapay zekâyı sadece işleri hızlandıran bir araç veya modern bir yazılım olarak değil, cumhuriyetin ilk dönemindeki sanayi hamlelerinin, elektrikifikasyonun veya demir ağların gördüğü stratejik işlevin günümüzdeki en temel kaldıraç gücü olarak konumlandırmalıyız.</p>
<p>Yapay zekâyı bu vizyonla geleceğin Türkiye’sine entegre etmek için şu stratejik eksenler esas alınmalıdır:</p>
<ol>
<li>Millî Güç ve Stratejik Karar Alma Mekânizması</li>
</ol>
<ul>
<li>Veriye Dayalı Akılcı Planlama: Devletin stratejik planlaması, tarımsal rekolte tahminlerinden lojistik koridor optimizasyonuna, enerji arz güvenliğinden demografik dönüşüme kadar yapay zekâ destekli karar destek sistemleriyle (simülasyon ve modelleme merkezleriyle) donatılmalıdır.</li>
<li>Kamu Yönetiminde Şeffaflık ve Verimlilik: Bürokrasi; kırtasiyecilikten arındırılmış, kamu kaynaklarının etkin dağıtılmasını sağlayan ve liyakati destekleyen akıllı otomasyon sistemleriyle yeniden yapılandırılmalıdır.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li>Üretimde ve Ekonomide "Akıllı Sıçrama"</li>
</ol>
<ul>
<li>Geleneksel Sektörlerde Dönüşüm: Tarımda hassas tarım uygulamalarıyla (verimlilik, su ve gübre optimizasyonu) gıda güvenliği garanti altına alınmalı; sanayide ise akıllı fabrikalar ve otonom üretim hatlarıyla küresel rekabette öne geçilmelidir.</li>
<li>Yüksek Katma Değerli Teknoloji Üretimi: Montajcı bir konumda kalmamak için; yarı iletken tasarımı, yapay zekâ algoritmaları, büyük dil modelleri ve robotik sistemler gibi kritik alanlarda yerli Ar-Ge ekosistemleri devlet destekleriyle sıçrama tahtası haline getirilmelidir.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li>Eğitimde Fırsat Eşitliği ve Kişiselleştirilmiş Öğrenme</li>
</ol>
<ul>
<li>Milli Eğitimde Akıllı Asistanlar: Anadolu'nun en uzak köyündeki bir öğrenciye dahi nitelikli rehberlik, yabancı dil eğitimi ve bilimsel içerik sunabilen, her bireyin öğrenme hızına adapte olan yapay zekâ tabanlı millî eğitim platformları kurulmalıdır.</li>
<li>Nitelikli İnsan Gücünün Yetiştirilmesi: Gençlerimiz yapay zekâyı sadece tüketen birer kullanıcı değil, onu kodlayan, eğiten, etik sınırlarını çizen ve üretime entegre eden "yapay zekâ mimarları" olarak yetiştirilmelidir.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li>Etik, Egemenlik ve Siber Güvenlik</li>
</ol>
<ul>
<li>Veri Egemenliği: Türkiye'nin verisi bu topraklarda kalmalı; milli güvenliği ve vatandaşların mahremiyetini koruyan bağımsız veri merkezleri ile yerli altyapılar (milli bulut sistemleri) hayata geçirilmelidir.</li>
<li>Ahlaki ve Beşeri Süzgeç: Teknolojinin ve yapay zekânın geliştirilmesinde "fikri hür, vicdanı hür" nesillerin süzgecinden geçmiş bir etik anlayış hakim kılınmalı; yapay zekâ insanı köleleştiren değil, insanlığın refahını ve özgürlüğünü artıran bir hizmetkar olarak konumlandırılmalıdır.</li>
</ul>
<p>Yapay zekâ, doğru konumlandırıldığı takdirde, Türkiye'nin çağdaş medeniyetler seviyesinin üzerine çıkma mücadelesinde yüzyılın en büyük çarpanı olacaktır. Bu gücü akılla, bilime sadakatle ve millî çıkarlarımız doğrultusunda yönetmek boynumuzun borcudur.</p>
<p><strong>Faziler ne olmalı? (Burada yanlışlıkla faiz yerine fazi yazıyorum ve Gemini bunu fazilet olarak algılayıp bir yanıt oluşturuyor. İyi de oluyor. Cumhuriyetin bir fazilet rejimi olduğunu uzun süredir unutmuştuk.)</strong></p>
<p>Toplumumuzu, devletimizi ve geleceğimizi inşa ederken insanımızın taşıması ve benimsemesi gereken temel faziletler; akıl, vicdan ve sorumluluk ekseninde şu sütunlar üzerinde yükselmelidir:</p>
<ul>
<li>Doğruluk ve Hakikat (Sözün ve Özün Birliği): En başta kendimize, milletimize ve gerçeğe karşı dürüst olmak. Bilimin, siyasetin ve günlük yaşamın temelini hileden arındırılmış bir hakikat arayışına oturtmak.</li>
<li>Çalışkanlık ve Üretkenlik: Tembelliği, uyuşukluğu ve başkalarının sırtından geçinmeyi reddeden; alın terini, üretmeyi ve çalışmayı en büyük ibadet ve onur sayan bir şuur.</li>
<li>Vatanseverlik ve Kamu Vicdanı: Bireysel çıkarları milletin ve insanlığın ortak yararının önüne koymamak; bu vatanın taşını, toprağını ve insanını korumayı en yüksek ödev bilmek.</li>
<li>Adalet ve Liyakat: Her işi ehhline vermek, hak edene hakkını teslim etmek, güçlü olanın değil haklı olanın üstün geldiği bir adalet duygusunu içselleştirmek.</li>
<li>Alçakgönüllülük ve Öğrenme İştahı: Ne kadar bilirsek bilelim "en hakiki mürşit ilimdir" düsturuyla cehaletle savaşmayı sürdürmek; kibirden uzak, her gün yeniden öğrenmeye ve gelişmeye açık olmak.</li>
<li>Cesaret ve Özgür Düşünce: Akıl ve vicdanın emrettiği doğruları söylemekten ve savunmaktan korkmamak; dogmalara karşı fikri bağımsızlığı koruma cesaretini göstermek.</li>
</ul>
<p><strong>Faizler ne olmalı? (Bunu ekonomi gazetecilerin ısrarlı teması olması nedeniyle buraya ekliyorum.)</strong></p>
<p>Önceki cevabımda "faziletler" başlığı altında bir imla hatasını düzeltip ahlaki değerleri anlatmıştım; ancak sorunuz doğrudan "faizler" üzerine ise, bu konuyu siyasi, ideolojik veya hayali beklentilere göre değil, tamamen rasyonel iktisat bilimi ve cumhuriyetin bağımsız iktisat ilkeleri çerçevesinde ele almalıyız.</p>
<p>Faiz politikası, kendi başına bir amaç değil; fiyat istikrarını sağlama, Türk lirasının satın alma gücünü koruma ve sürdürülebilir yatırımı teşvik etme aracından ibarettir.</p>
<p>Bu doğrultuda faizlerin nasıl bir konumda olması gerektiğine dair temel ilkeler şunlardır:</p>
<ol>
<li>Gerçekçi ve Rasyonel Seviye (Piyasa Gerçekliği)</li>
</ol>
<ul>
<li>Pozitif Reel Faiz Denklemi: Faiz oranları, beklenti dâhilindeki enflasyonun ne çok altında ne de yıkıcı derecede çok üzerinde olmalıdır. Enflasyonun altında kalan yapay düşük faizler (negatif reel faiz) birikimleri eritir, tüketimi kışkırtır, döviz ve gayrimenkul spekülasyonunu tetikler. Enflasyonun aşırı üstündeki faizler ise üretimi ve yatırımı kilitler.</li>
<li>Tasarrufu Teşvik: Yerli parayı (Türk lirasını) korumak ve vatandaşın birikimlerini döviz veya altın gibi üretken olmayan alanlara kaçırmasını önlemek için faiz oranları tasarruf sahibini enflasyona ezdirilmeyecek seviyede belirlenmelidir.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li>Üretime ve Yatırıma Odaklı Ayrıştırılmış Faiz Yapısı</li>
</ol>
<ul>
<li>Seçici ve İhtisaslaşmış Krediler: Genel politika faizi piyasadaki genel dengeyi sağlarken; yüksek katma değerli sanayi, teknoloji üretimi, ihracat ve tarım sektörleri için devlet destekli, düşük faizli uzun vadeli ihtisas kredileri sunulmalıdır.</li>
<li>Tüketim Değil Üretim Finansmanı: Faiz oranları, ithal malları veya lüks tüketimi teşvik eden kredileri sınırlandıracak; buna karşılık yerli üretimi, fabrikayı, makine teçhizat alımını ve Ar-Ge'yi destekleyecek şekilde seçici olarak uygulanmalıdır.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li>Merkez Bankası Bağımsızlığı ve Güvenilirlik</li>
</ol>
<ul>
<li>Siyasi Müdahaleden Uzak Yönetim: Merkez Bankası, faiz dâhil olmak üzere tüm para politikası araçlarını siyasi hesaplarla değil, bilimin ve piyasa veri analitiğinin emrinde, tamamen bağımsız ve şeffaf bir şekilde kullanmalıdır.</li>
<li>Öngörülebilirlik: Faiz kararları sık sık değişen, belirsiz adımlarla değil; önceden ilan edilen net hedefler ve veriye dayalı stratejiler doğrultusunda alınmalıdır. Güvenin tesis edildiği yerde, faizlerin de zamanla doğal ve makul seviyelere gerilemesi kolaylaşır.</li>
</ul>
<p>Nihai hedef; sadece faizi indirerek veya yükselterek bir ekonomik mucize beklemek değil, faizleri enflasyonla mücadele aracı olarak rasyonel bir noktada tutup gerçek zenginliği üretim, teknoloji, yüksek istihdam ve nitelikli ihracat ile yaratmaktır.</p>
<p>Gazi Mustafa Kemal’i hiç tanımamış bir olarak yine kendisini hiç tanımamış olan Gemini’a sorduğum sorulara aldığım yanıtlar bunlar. Bu yanıtlar tabii ki hakiki değil, Gazi Mustafa Kemal’e sormadık ama bunlara baktığımda yapay zekâ ile ilişkimde güçlü ve gerçek bir zemin görüyorum. Yapay zekâ stratejimizi belirlerken yapay zekâyı kullanma konusunda izlememiz gereken yolun bu olduğunu düşünüyorum.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zafer-bayraminda-yapay-zekaya-guvenebilir-miyiz-86497</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zafer Bayramı’nda yapay zekâya güvenebilir miyiz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/eglence-ve-istikrar-86512</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eğlence ve istikrar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçen hafta Türkiye–Almanya voleybol maçındaydım. Ortam, daha salona girerken maçtan çok bir şenliğe gelmişsiniz hissi veriyordu. Aileler, formalarını giymiş çocuklar, ellerinde bayraklarla gençler, fonda müzik, her köşede bir hareket… Oyun başladığında elbette işin rengi değişti; kaçan sayılarda hayıflanmalar, kritik anlarda nefesler tutmalar, kazanılan sayılarda ayağa kalkmalar, Türkiye’nin kazanmasını isteyen binlerce taraftarın heyecanı tüm salona yayıldı. Her şeye rağmen, bu kazanma arzusunun yarattığı gerilim bile ortamın neşesini ele geçiremiyordu. Rekabet sertti, heyecan yüksekti fakat tribünlerde öfke değil keyif vardı. Kısacası insanlar sadece maç izlemiyor, iyi vakit geçiriyordu.</p>
<p>Galibiyete rağmen bir tarafta futbol sahalarından ve tribünlerinden gelen kavga, küfür, gerilim ve şiddet görüntüleri, diğer tarafta voleybol salonlarından yükselen müzik, kahkaha, alkış ve pür neşe… Belki de son yıllarda spor adına en fazla ihmal ettiğimiz kelimelerden biri bu: Eğlence.</p>
<p>Çocukların sporla kurduğu ilişkinin temelinde keyif olması gerektiğini hemen hemen her sporcu velisi seminerinde anlatıyorum. Salondaki atmosfere tanık olurken, bu konuyu düşünmeden edemedim. Belki yetişkinler için de durum aynıydı; insanların voleybolla kurduğu bağın içinde başarı ve milli takım aidiyeti kadar, orada bulunmaktan alınan keyif de vardı.</p>
<p>Keyif insanları salona getirirken, onları yıllarca aynı hikâyenin parçası yapan bir başka şey daha var: İstikrar.</p>
<p>İstikrar… Türkiye Kadın Voleybol Milli Takımı›nın son yirmi yıllık yolculuğunu tek kelimeyle anlatmak gerekse, herhalde bundan daha doğru bir kelime bulmak zor olurdu. 2000’lerin ikinci yarısında dünya sıralamasında çoğunlukla 10–15 bandında dolaşan Türkiye, zaman zaman büyük takımları zorlayan ama henüz dünyanın elitleri arasında kalıcı bir yere sahip olmayan bir ülkeydi. Sonra yavaş yavaş başka bir hikâye yazılmaya başlandı. </p>
<p>2011 Avrupa Şampiyonası’nda bronz madalya, 2012 Grand Prix’de üçüncülüğün arkasından bile sıradan sonuçlar gelebiliyordu. Asıl değişimin izleri 2017’den sonra belirginleşti; 2017 Avrupa üçüncülüğü, 2018 Milletler Ligi ikinciliği, 2019 Avrupa ikinciliği, 2021’de Avrupa ve Milletler Ligi üçüncülükleri, 2023’te Milletler Ligi ve Avrupa şampiyonlukları, dünya sıralamasında bir numaraya ulaşılması, ardından Dünya Şampiyonası’nda finale kadar uzanan yolculuk ve yeniden Milletler Ligi şampiyonluğu…</p>
<p>O seviyeyi yıllarca koruyabilmek, bir iki tane şampiyonluk kazanmaktan çok daha zor. İyi bir jenerasyon yakaladığımız konusunda şüphe yok fakat bu istikrarın arkasında yalnızca iyi bir jenerasyon olduğunu düşünmek de haksızlık olur. Güçlü kulüpler, kaliteli bir lig, altyapıya yapıya gelen talep, yabancı ve yerli antrenörlerin oluşturduğu bilgi birikimi, uluslararası seviyede sürekli rekabet eden oyuncular, doğru kuşak geçişleri ve giderek genişleyen bir oyuncu havuzu bu başarıların temel nedenleri… Biz bir voleybol ülkesiyiz sloganı aslında oluşturulan bir spor kültürünün deklarasyonu.</p>
<p>Dün sahadaki kaliteyi, güveni ve aidiyeti birkaç organizasyonla yaratamazsınız, onların oluşması yıllar ister. Aslında istikrar ve eğlence birbirinden ayrı iki konu değil, tam tersi birbirini tamamlayan iki olgu. Dün insanları salona getiren eğlence olabilir fakat onları yıllarca o hikâyenin içinde tutan da istikrar olacak.</p>
<p>Bize bu keyfi ve gururu yaşatan, başta kadın voleybolcularımız olmak üzere, emeği geçen herkese teşekkürler.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/eglence-ve-istikrar-86512</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eğlence ve istikrar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/etinin-tarladan-baslayan-dayaniklilik-yatirimi-kanatli-bugdayi-86511</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ETİ’nin tarladan başlayan dayanıklılık yatırımı: Kanatlı Buğdayı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İklim değişikliği gıda şirketleri için tarımsal ham maddeye erişimi stratejik bir iş riskine dönüştürürken, ETİ çözümü tarlada arıyor. 20 yılı aşkın ıslah ve Ar-Ge çalışmasının ürünü Kanatlı Buğdayı, kurağa toleransı, yüksek verim potansiyeli ve bisküvilik kalitesiyle hem çiftçinin gelirini hem de şirketin tedarik zincirini güçlendirmeyi hedefliyor. İlk tohumluk hasadında dekarda 563 kilogram verime ulaşan ETİ, şimdi Kanatlı buğdayını sözleşmeli tarım modeliyle yaygınlaştırmaya hazırlanıyor. </strong></p>
<p>Bir bisküvinin hikâyesi fabrikada değil, tarlada başlıyor. Buğdayın yetişebilmesi için yağmura, doğru sıcaklığa, sağlıklı toprağa ve üretmeye devam edebilen bir çiftçiye ihtiyaç var. Bu zincirin herhangi bir halkası kırıldığında sorun, yalnızca tarımın değil, gıda sanayisinin de sorunu haline geliyor.</p>
<p>İklim değişikliği bu yüzden gıda şirketlerinin tedarik zincirini yeniden tanımlıyor. Doğru ham maddeyi doğru fiyata satın almak kadar, o ham maddenin beş, on, yirmi yıl sonra da üretilebilmesini güvence altına almak önem kazanıyor.</p>
<p>ETİ’nin Kanatlı Buğdayı hikâyesi bu dönüşümün bir örneği. 2004 yılında Geçit Kuşağı Tarımsal Araştırma Enstitüsü tarafından başlayan ıslah çalışmalarına ETİ, 2016 yılında TÜBİTAK ve TAGEM iş birliğindeki bisküvilik buğday geliştirme projesiyle dahil oldu. Amaç, Türkiye’de ağırlıklı olarak ekmeklik ve makarnalık buğday üzerine kurulu ıslah çalışmalarının ötesine geçerek, bisküvi üretiminin ihtiyaç duyduğu protein ve nişasta yapısına sahip yerli bir çeşit geliştirmekti.</p>
<p>Bugün gelinen noktada Kanatlı Buğdayı yeni bir yerli çeşit olmanın ötesinde bir anlam taşıyor. Kurağa toleransı ve farklı çevre koşullarına adaptasyon kabiliyeti, onu iklim değişikliğine karşı bir dayanıklılık aracına, yüksek verim potansiyeli ise çiftçi açısından ekonomik bir seçeneğe dönüştürüyor.</p>
<p>Eskişehir Tepebaşı’nda gerçekleştirilen ilk tohumluk hasadında dekarda 563 kilogram verime ulaşılması bu potansiyelin ilk saha göstergelerinden biri. ETİ Global CEO’su Ercan Öz, Kanatlı Buğdayı’nı “Tarımın, üreticinin ve gıda üretiminin geleceğine yapılan uzun vadeli bir yatırım” olarak tanımlıyor. Bu kez dayanıklılık fabrikada değil, tohumda başlıyor. ETİ Global CEO’su Ercan Öz’le konuştuk.</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">“Tarımın geleceği bizim için bir tedarik meselesi değil”</span></strong></p>
<p>“ETİ olarak, üretimimizin temelini tarımsal girdiler oluşturuyor. Dolayısıyla tarımın geleceği, bizim için yalnızca bir tedarik konusu değil; işimizin sürdürülebilirliğinin temel unsurlarından biri. Bu nedenle tarımsal Ar-Ge’yi, çiftçilerimizle kurduğumuz uzun soluklu iş birliklerini ve yerli çeşit geliştirme çalışmalarını stratejik bir yatırım alanı olarak görüyoruz. Buğday da üretimimizin en önemli tarımsal girdilerinden biri. Türkiye’de buğday çeşitleri ekmeklik ve makarnalık olarak sınıflandırılıyor. Oysa bisküvi üretimi, protein ve nişasta yapısı başta olmak üzere kendine özgü kalite özelliklerine sahip bir buğday gerektiriyor. Bu nedenle bisküvilik kaliteyi istikrarlı biçimde sağlayabilecek yerli bir çeşidin geliştirilmesi son derece değerli.</p>
<p>Kanatlı Buğdayı’nın ıslah çalışmaları 2004 yılında Geçit Kuşağı Tarımsal Araştırma Enstitüsü tarafından başlatıldı. Enstitünün bu özel çeşide kurucumuz merhum Firuz Kanatlı’nın adını vermesi de bizim için ayrı bir gurur kaynağı oldu. ETİ olarak biz de 2016 yılında TÜBİTAK ve TAGEM iş birliğinde yürütülen bisküvilik buğday geliştirme projesine dahil olduk. Farklı buğday hatlarını hem tarladaki verim ve iklim dayanıklılığı hem de bisküvilerimizdeki kalite standartları açısından kapsamlı testlere tabi tuttuk. Kanatlı Buğdayı, tarımsal üretimin ihtiyaçlarıyla gıda sanayisinin spesifik ham madde ihtiyacını aynı noktada buluşturuyor. Üstelik bunu yerli bir çeşit üzerinden yapıyor. Bu nedenle Kanatlı’yı yalnızca yeni bir buğday çeşidi olarak değil; tarımın, üreticinin ve gıda üretiminin geleceğine yaptığımız uzun vadeli yatırımlardan biri olarak görüyoruz.”</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">İklim değişirken buğday da değişmek zorunda</span></strong></p>
<p>Yağış rejimlerindeki değişim ve kuraklık, genel olarak tüm tarımsal üretimin sürdürülebilirliğini ve verimliliğini doğrudan etkiliyor. Tarladan soframıza ulaşan ve iklim baskısıyla karşı karşıya kalan ürünlerden bir tanesi de buğday. Geleceğin tarımında yalnızca yüksek verimi değil; farklı iklim koşullarına uyum sağlayabilen, kuraklığa tolerans gösterebilen ve kalite istikrarını koruyabilen çeşitleri de konuşmamız gerekiyor. Kanatlı Buğdayı’nın üretici açısından önemli avantajlarından biri kurağa toleransı ve farklı çevre koşullarına adaptasyon kabiliyeti. Nitekim geçtiğimiz yıl Türkiye genelinde tecrübe ettiğimiz kuraklık dönemi, iklim risklerinin çiftçimize olan maliyetini çok net gösterdi. Yağışsız geçen bir sezonda geleneksel çeşitlerde yaşanan sert verim kayıpları, çiftçimizin aynı girdi maliyetine rağmen doğrudan gelir kaybetmesine yol açtı. Kanatlı çeşidimiz ise aşırı iklim değişimlerinde dahi direnç göstererek verimdeki dalgalanmayı minimuma indiriyor. Bu da çiftçimiz için sürdürülebilir bir gelir seviyesi ve verdiği emeğin heba olmaması anlamına geliyor.”</p>
<p><strong><span style="font-size: 18pt;">İlk hasatta dekarda 563 kilogram verim</span></strong></p>
<p>“ETİ olarak, tarımsal Ar-Ge çalışmasının gerçek değerinin çiftçinin tarlasında ortaya çıktığı inancıyla hareket ediyoruz. Bizim için sürdürülebilir tarımın merkezinde de üretici var. Çiftçinin üretmeye devam edemediği bir modelin uzun vadede sürdürülebilir olması mümkün değil. Bu yaklaşımımızın sahadaki en somut karşılığını bu yıl Eskişehir’in Tepebaşı ilçesinde gerçekleştirdiğimiz ilk tohumluk hasadımızda gördük. Sözleşmeli çiftçimiz Yasin Esenoğlu ve annesi Emine Esenoğlu ile gerçekleştirdiğimiz ilk hasatta, dekarda 563 kilogram gibi oldukça memnuniyet verici bir verim seviyesine ulaştık. Ülkemizde buğdayda ortalama dekara verimin 300 kilogram civarında olduğunu düşündüğümüzde, elde ettiğimiz bu sonuç çeşidin potansiyelini açıkça ortaya koyuyor. Önümüzdeki dönemde Kanatlı çeşidinde çiftçilerimizle sözleşmeli üretime geçmeyi planlıyoruz. Hedefimiz, Kanatlı’nın sağladığı tarımsal avantajı üreticimiz için ekonomik değere, ETİ açısından ise daha sürdürülebilir ve güvenilir bir ham madde kaynağına dönüştürmek.”</p>
<p><span style="font-size: 18pt; color: #e03e2d;"><strong>■ Sürdürülebilir gıda güçlü bir üreticiyle mümkün</strong></span></p>
<p>“Gıda sektörünün geleceği ile tarımın geleceğini birbirinden ayrı düşünemeyiz. İklim değişikliği, su kaynakları üzerindeki baskı ve tarımsal üretimde yaşanan dalgalanmalar, ham madde sürekliliğini bütün gıda sektörü açısından giderek daha kritik hale getiriyor. Biz bu nedenle sürdürülebilirliği iş stratejimizin merkezinde ele alıyoruz. Bu yaklaşımı yalnızca buğdayda uygulamıyoruz. Bir diğer stratejik tarımsal ham maddemiz yulaf. 2011 yılından bu yana yulafta sözleşmeli tarım modelini uyguluyoruz. 11 çiftçi ve bin 800 dekarlık alanda başlayan bu yolculukta bugün 350 bin dekara ulaşan üretim alanında yüzlerce çiftçiyle birlikte çalışıyoruz. Bizim için sözleşmeli tarım bir satın alma modeli değil. Çiftçiyle birlikte üretimi planladığımız, bilgi ve deneyimimizi paylaştığımız ve tarımsal üretimin sürdürülebilirliğine birlikte yatırım yaptığımız uzun vadeli bir iş birliği. Çiftçilerimize tohum, gübre ve ilaç gibi ayni avans desteklerinin yanı sıra teknik danışmanlık, kaliteye dayalı alım garantisi ve tarladan ücretsiz nakliye imkanı sağlıyoruz. Sürdürülebilir gıdanın ancak güçlü bir üreticiyle mümkün olduğuna inanıyoruz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/etinin-tarladan-baslayan-dayaniklilik-yatirimi-kanatli-bugdayi-86511</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/1/1280x720/eti-global-ceo-ercan-oz-1788156051.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ETİ’nin tarladan başlayan dayanıklılık yatırımı: Kanatlı Buğdayı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyede-hiz-festivali-86510</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’de hız festivali</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye otomotiv sektörünün nabzı, son zamanlarda sadece üretim ve ihracat rakamlarıyla değil, aynı zamanda motorsporlarının zirvesi Formula 1 ve diğer büyük etkinliklerin yüksek adrenaliyle de daha hızlı atmaya başladı.</p>
<p>Messe Frankfurt’un, Automechanika flamalarıyla TransAnatolia 2026 startında duyurduğu “Festival of Motoring” de, bu heyecanı yükselten haberlerden biri.</p>
<p>Peki, Goodwood Festival of Speed ya da Monterey Car Week lezzetinde bir etkinliğin Türkiye’ye uzanması neden önemli?.. Çünkü, bu sadece bir mobilite gösterisi değil; aynı zamanda yeni bir ekonomik değer yaratma, marka konumlandırma ve deneyim ekonomisi hamlesidir.</p>
<p>Otomotiv endüstrisi, statik salonlardan dinamik pistlere doğru hızlı bir evrim geçiriyor. Artık Türkiye’de büyük ölçekte düzenlenmeye cesaret edilemeyen geleneksel otomobil fuarlarının eski “bak ama dokunma” anlayışının yerini, ziyaretçilerin araçları “gör, duy, kokla, tat, dokun, kullan, yaşa” ile deneyimlediği etkileşimli platformlar almak zorunda idi… Festival of Motoring konsepti tam olarak bu noktada Messe Frankfurt’un 2016’dan bu yana Johannesburg’da başarıyla uyguladığı, ardından Sydney’e ve şimdi de Türkiye’ye taşıdığı format olarak devreye giriyor. Otomobil tutkunlarını yalnızca sergilenen araçlarla değil, hareketin ve deneyimin bir parçası olarak buluşturmayı hedefliyor.</p>
<p>Dünyadaki en başarılı örneklerine baktığımızda, Concours d’Elegance gibi antika otomobil buluşmalarının artık markaların yeni model sergi alanlarına dönüştüğü bu konseptin ekonomik boyutunu da net görebiliriz. İngiltere’deki Goodwood Festival of Speed, her yıl 250 bin ziyaretçiyi ağırlarken, yerel ekonomiye tahmini 250 milyon sterlin katkı sağlıyor. Milyar dolarlık Monterey Car Week ise onlarca etkinlik, açık artırma ve lansmanla sadece Kaliforniya’nın değil Amerika kıtası otomotiv takviminin zirvesinde yer alıyor. Bu örnekler, otomotiv kültürü festivallerinin tutkunun ötesinde çok ciddi birer ekonomik girdi kaynağı olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Türkiye, 2 milyonu aşan kurulu üretim kapasitesi ve 550 bin kişiyi aşan istihdamıyla otomotiv sektöründe Avrupa’nın yanındaki en önemli üretim üssü. Sektör, 2025 yılında 41,5 milyar dolar ile ihracat şampiyonu olurken, bu başarıda bu yıl 25. yılını kutlamış ve Türkiye’nin 14 milyar dolarlık yedek parça ihracatını küresel vitrine taşıyan bir platforma dönüşmüş olan Automechanika İstanbul fuarının rolü de yadsınamaz.</p>
<p>Bir çok otomotiv tepe yöneticisinin ifade ettiği gibi; “Fuarlar öldü. İnsanlar ürünle daha fazla etkileşim görmek istiyor. Geleneğe güvenme günleri geride kaldı.” İşte Festival of Motoring, bu değişimin Türkiye’deki karşılığı olabilir. 28-29 Ağustos 2026’da Pendik Viaport Asya’da TransAnatolia startıyla ilk sinyallerini veren organizasyon, yalnızca yarış değil; DJ performansları, gastronomi, simülatör deneyimleri ve off-road sürüşleriyle tam bir “deneyim festivali” vaat etti…</p>
<p>Bu festivalin Türkiye ekonomisine nasıl bir katkı sunabileceği hakkında TransAnatolia’nın mevcut etkisiyle bile fikrimiz oldu. Dünyanın en büyük cross-country rallilerinden biri olan TransAnatolia’ya gelen turistlerin 7 bin ila 10 bin Euro arasında harcama yaptığı ve etkinliğin 60 ülkede yayınlandığı düşünüldüğünde, Festival of Motoring’in uluslararası tanıtım ve turizm gelirleri açısından yaratacağı çarpan etkisi büyük olacaktır.</p>
<p>Messe Frankfurt’un global ve yerel deneyimiyle bu organizasyonda bir etkinliği aşarak Türkiye’ye küresel otomotiv kültürünün nabzını tutan bir ekosistem getireceği tahmin etmek hiç zor değil. Festival of Motoring, Honda, KTM, Castrol, Red Bull gibi iki tekerlilerin ve yan sanayi ile diğer endüstrilerin önde gelen markalarını aynı platformda buluştururken, diğer yanda Türk otomotiv sektörünün gelişen yüzünü dünyaya gösterme fırsatı da sunacak.</p>
<p>Deneyim odaklı bu yeni nesil organizasyonlar, sadece katılımcı markalar için değil, ev sahibi şehir İstanbul ve Türkiye için yeni bir ekonomik değer zincirinin kapılarını aralıyor.</p>
<p>Festival of Motoring’in Türkiye’ye gelişine otomotiv sektöründe bir “kültür endüstrisi”nin doğuşu olarak bakabiliriz. Goodwood ve Monterey’nin başarısı, bu işin doğru strateji ve yatırımla da yapılabileceğini gösteriyor. Bu potansiyel, en iyi şekilde değerlendirmeli, Türkiye’yi otomotiv kültürü festivalleri haritasında da hak ettiği yere taşımalıyız.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyede-hiz-festivali-86510</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/0/1280x720/677-1788155815.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de hız festivali ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/halka-arzdan-2-milyar-topladi-yedi-gun-boyunca-tavan-yapti-86508</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Halka arzdan 2 milyar topladı, yedi gün boyunca tavan yaptı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsa geçtiğimiz haftayı %0,87 yukarıda kapattı ve 298 hisse pozitif tarafta yer aldı. 24 hissenin %14’ün üzerinde yükseliş kaydettiği haftada, gözler Teknika Plastik ve Birleşim Mühendislik’in fiyat hareketinde oldu. İki hissenin %45’i aşan performansı hafta boyunca ilgi gördü. </strong></p>
<p>Geçtiğimiz hafta endeks yukarı yönlü eğilim sergilerken piyasada iyimser bir hava hakimdi. BIST Tüm Endeksi kapsamındaki 298 şirket yatırımcısına kazandırdı, 272’si kaybettirdi. Teknika Plastik, Birleşim Mühendislik ve Halk Bankası’na yönelik yüksek talep öne çıktı. Teknika Plastik %60,76 ve Birleşim Mühendislik %45,16’lık yükselişle pazarın genelinden kopuk getiri sağladı. Halka arz rüzgarı ve yeni iş bağlantıları iki hissede ilginin canlı kalmasında etkili oldu. Ancak borsada işlem yaparken, şirketin esas faaliyetinin çıkan fiyatı desteklemesi gerektiği göz ardı edilmemeli.</p>
<h2>Gelen nakitle borcunu ödeyecek</h2>
<p>20 Haziran günü 85 TL’den işlem görmeye başlayan Teknika Plastik, ilk günden bu yana %76 yükseliş kaydetti. Hisse işlem gördüğü yedi gün boyunca sürekli tavandan kapanış yaptı. Yılın ilk çeyreğinde 17 milyon TL kâr açıklayan şirket, 2 milyar TL’yi aşan halka arz gelirinin %70’ini işletme sermayesi ve borç ödemesinde kullanacak. Birleşim Mühendislik haftayı yüzde 45,16’lık getiriyle ikinci sırada tamamladı. Ağustosun ikinci yarısından bu yana dört yeni iş bağlantısı paylaştı. Bu gelişmelerin fiyat artışına zemin hazırladığı anlaşılıyor. İlk çeyrek dönemde 84 milyon TL zararla kapatsa da yılbaşından bu yana yeni işlerin yıllık gelire oranının %70 seviyesine çıkması hisseye olan ilgiyi destekliyor.</p>
<h2>Sorunları geride kaldı</h2>
<p>Geçtiğimiz hafta %34,80 yükseliş kaydeden Halk Bankası, altı aylık periyotta ise %5,92 ekside duruyor. ABD’deki dava sürecinin bitmesiyle uluslararası piyasalardan 1,1 milyar dolar ilave fon sağlayan banka, öncesinde de 3,9 milyar dolar kaynak temin etmişti. Yüzde 25 oranında ikincil halka arz hazırlıkları yapan banka, elde edeceği nakdi kredi kullanımında değerlendirecek.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a9515bd29d9a-1788155325.png" alt="" width="999" height="526" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>ALTIN SPOT MU, DÜZENLİ ALIM MI?</strong></p>
<p>Altın spot; getiri gücü, enflasyon kalkanı, düşük maliyet yükü, fiyatı kilitleme. Zamanlama hatası, baskı, nakit sıkışıklığı, manevra eksikliği. Düzenli alım; ortalama maliyet, kolaylık, düşüş fırsatı, disiplin, sakinlik. Yavaş büyüme, nakit erimesi, artan maliyet, takip yükü, sabır zorluğu.</p>
<p><strong>Körfez Bölgesi’ndeki raylı sistemlerle ilgili işlerde birlikte hareket etmek istiyor</strong></p>
<p>Mia Teknoloji’nin Katarlı firma ile giriştiği iş birliğinden beklenti nedir? ● Turgay Bozkan</p>
<p>Turgay, Mia Teknoloji’nin Katar merkezli Al Jaber Engineering ile imzaladığı iş birliği sözleşmesinde yakın dönemde hayata geçirilecek somut bir projeden ya da varılan kesin bir anlaşmadan bahsedilmiyor. Sözleşme kapsamında; Körfez Bölgesi’nde gerçekleştirilmesi planlanan demiryolu ve raylı sistemler, metro, altyapı ve inşaat projelerine yönelik tedarik, altyapı hizmetleri ve teknoloji çözümlerinin taraflarca birlikte sunulması amaçlanıyor. Firma haziranda da Kuveytli bir firma ile imzaladığı mutabakat zaptını yatırımcısıyla paylaşmıştı.</p>
<p><strong>Almaya karar verdiği makineyle üretim hızı artarken, süre kısalıp maliyeti azalacak</strong></p>
<p>Duran Doğan’ın alacağı ofset makina kendisini kaç yılda amorti edecek? ● Arif Kurt</p>
<p>Arif; Duran Doğan Basım, mevcut makine parkurundaki bir ofset baskı makinesinin yerine geçmek üzere Almanya menşeli firmadan yeni ofset baskı makinesi almaya karar verdi. 4,1 milyon euroya alacağı baskı makinesinin kapasiteyi ne kadar artıracağına veya kendini kaç yılda amorti edeceğine dair net bir veri paylaşmadı. Ancak mevcut parkurun yenilenmesiyle üretim hızının artacağını, maliyetlerin düşeceğini ve teslim sürelerinin kısalacağını belirtiyor. Tutarın 615 bin eurosu peşin ödenirken, kalanı 5 yıl vadeli finansal kiralamayla finanse edilmekte.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>AKU fonu BIST 30 hisselerine yatırım yaparak son bir yılda %38 kazanç sağladı</strong></p>
<p>Ak Portföy’ün idaresindeki BIST 30 Endeksi Hisse Senedi (TL) Fonu (AKU), son bir ayda gerçekleştirdiği performansla yukarı yönelirken 0,989 TL seviyesinde bulunuyor. Geçtiğimiz mayıstan bu yana mevcut seviyeyi üçüncü defadır test ediyor. Önceki iki denemenin aksine direnç çizgisini aşmış görünüyor. Büyüklüğü ağustosta 2,37 milyar TL seviyesine çıkan fonun, önceki aylara göre hacminde artış söz konusu. Marttan bu yana bir ay nakit girişi gözlenirken ertesi ay çıkış söz konusu. Ağustosta fondan çıkan tutar 108 milyon TL olurken, yatırımcısı 13.290 kişi ve doluluğu %11,96 seviyesinde. Temel stratejisi, ağırlıklı olarak BIST 30 hisselerine yatırım yapmak üzerine kurulu. Portföyün %90,89’u hisse senedi ve %4,84’ü ters repodan oluşuyor. Son bir yılda %37,78 oranında yükselirken, endeksi geride bıraktı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Erciyas Çelik Boru %56,52 bileşik faizle 64,4 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Erciyas Çelik Boru, 27.08.2026 tarihinde finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 64.420.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %48, bileşik faizi %56,52 olarak belirlendi. 111 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 17.12.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %14,6 düzeyinde. 28 Ağustos itibarıyla TLREF %36,91 seviyesinde bulunuyor. Buna göre Erciyas Çelik Boru’nun verdiği %48 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 11,09 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından uygun bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Öte yandan ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFERCYA2614 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a95159ca1094-1788155292.png" alt="" width="978" height="238" /></strong><strong>MONDİ TURKEY OLUKLU MUKAVVA</strong></p>
<p><strong>Bağlı iştirakinin faaliyet performansı yetersiz kalınca kapatmaya karar verdi</strong></p>
<p>Mondi Turkey, %100 iştiraki konumundaki Doğal Kağıt firmasının ticari operasyonlarına 28 Eylül itibarıyla son vereceğini duyurdu. Şirket, işletmenin ana üretime katkısının kısıtlı kalması ve uzun vadeli faydasının stratejik hedeflerle uyuşmamasını gerekçe gösterdi. Kapanışın konsolide finansallar üzerinde önemli bir etki yaratmayacağı ifade edilen bir diğer ayrıntı oldu. Mevcut 15 çalışanın durumu ise grup içi yerleştirmelerle, mümkün olamaması halindeyse iş sözleşmelerinin sonlandırılarak tazminat ödemesiyle çözülecek. Mondi, ilk yarıda 509,1 milyon TL zarar yazdı.</p>
<p><strong>ÖZDERİCİ GMYO</strong></p>
<p><strong>İngiltere'de 2,5 milyon sterline gayrimenkul satın aldı. Döviz geliri sağlayacak</strong></p>
<p>Özderici GMYO, İngiltere’de bulunan %100 bağlı ortaklığı REIT Property firmasının Cardiff ’te yer alan kiracılı bir ticari gayrimenkulü satın aldı. Açıklamada alım bedelinin 2,5 milyon sterlin olduğu belirtildi. Halihazırda kiracısı bulunan söz konusu taşınmaz, şirketin yurt dışı portföyünü genişletirken hem döviz bazlı düzenli kira geliri elde etmesine olanak tanıyacak hem de gelir çeşitliliği yaratacak. Özderici GMYO, yılın ilk yarısında gelirini %27 büyüterek 125,8 milyon TL’ye çıkardı. Esas faaliyet kârını %51 büyüten firmanın dönem sonunda ise 1,2 milyon TL zararı oluştu.</p>
<p><strong>HİDROPAR HAREKET</strong></p>
<p><strong>Yönetim hakimiyetinde değişiklik yapan %22,76’lık hisse devri işlemi tamamlandı</strong></p>
<p>Hidropar Hareket Kontrol’ün iki ana ortağı, sahip oldukları toplamda %22,76’lık sermaye payını sattı. Satışa konu hisselerden bir kısmı imtiyazlı olması nedeniyle devredilen pay miktarı oy hakkının %57’sine denk geliyor. Satış, A grubu paylar için 13,33 TL, B grubu paylar için 11,10 TL fiyatla gerçekleşirken, satıcıların şirketteki payı sıfırlandı. Devirle birlikte oy haklarının %57’sini eline geçiren yeni ortak, SPK’ya zorunlu pay alım teklifi için başvuruda bulunacak. Hissenin fiyatı ise son haftalarda hareketlendiği gözlenirken şimdilerde 15,02 TL seviyesinde işlem görüyor.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Adese altı aydır dipte ve satış baskısı öne çıkıyor. İki fonun işlemleri alım yönlü</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a95157cb5c47-1788155260.png" alt="" width="291" height="242" />Adese’de iki fon alım yönlü işlemlerde bulunuyor. Portföylerdeki miktar %46,35 ile toplamda 363,4 bin lot artarak 1,15 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı üç ile değişim gözlenmedi. KHB fonu 350 bin lot ile en fazla alımı yaparken, satış yönlü işlem yapan fon bulunmuyor. Adese için 2026 yılı içinde öneride bulunan herhangi bir kurum olmadı. Hissede Kare Portföy’ün ilgisi dikkat çekiyor. Kurumun yönettiği KHB fonundan en fazla alım gelirken Azimut Portföy’ün BIY fonu da 13,4 bin lot alım gerçekleştirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/halka-arzdan-2-milyar-topladi-yedi-gun-boyunca-tavan-yapti-86508</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Halka arzdan 2 milyar topladı, yedi gün boyunca tavan yaptı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/spk-mintika-temizliginde-vites-yukseltti-86506</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> SPK, &#039;mıntıka temizliği&#039;nde vites yükseltti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>SPK “mıntıka temizliği”nde en önemli adımı geçen cuma gece yarısı attı ve Fon Rehberi’ni de güncelledi. Artık dokunduğu çöp hisseleri bile altına çeviren Midas dokunuşlu foncuların işi zor ve sığ hisselerde operasyon çekmek, fiyatları şişirmek kolay değil. Etkilerini ve kimlerin çöp hisse sattığını bugün göreceğiz. Bu ve bunun gibi yeni düzenlemelerle de MSCI’ın 12 Kasım’daki Türkiye değerlendirmesi öncesi ortalık hayli toparlanmış olacak.</p>
<p>Phoenix Danışmanlık kurucusu İris Cibre de sosyal medya paylaşımında Fon Rehberi’ndeki güncellemenin ve sonuçlarının fotoğrafını aşağıdaki gibi çekmiş:</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a95146b9a884-1788154987.png" alt="" width="597" height="320" />
<figcaption><strong>SPK'nın fonlarla ilgili kapsamlı düzenlemesi piyasada dengeleri değiştirecek  </strong></figcaption>
</figure>
<p>“Fonlarla alakalı düzenleme gelmiş; MSCI riskinin artık var olmadığını düşünüyorum. Uyum sürecinin kademeli 3 ay olması ise panik satışlarını bir miktar rahatlatıcı bir unsur. Fonların son Ağustosta açıkladıkları yoğunlaşma oranlarının oldukça değiştiğini tahmin ediyorum ama ne kadar değiştiğini de bilmiyoruz. Bu yüzden yoğunlaşması yüksek fonlar varsa, oralardan satış getirebilir.</p>
<p>Özet olarak oldukça güçlü buldum; arkasından dolaşmayı, karşı taraf riskini ve kendi şirketini fonlamak için yatırımcı kullanımını ve bol bol aynı ürünlü fon, şirketin kapasitesi üzerinde dummy fon kurulmasını engelliyor ve likit hisselerde daha fazla yoğunlaşmayı destekliyor.</p>
<p>Sermaye yükünün artırılması bazı küçük- orta ölçekli kurumları zorlayabilir. Dolayısıyla, büyük şirketlerde yoğunlaşmaya sebep olabilir.</p>
<p>Diğer yandan, 104. ve 107. Manipülasyon ve piyasa dolandırıcılığı, doğa dışı fiyat oluşumu ile ilgili maddeler tam ve doğru uygulandığı takdirde bir daha bu tip düzenlemelere ihtiyaç kalmayacağını düşünüyorum.</p>
<p><strong>Kısaca detay </strong></p>
<p>1) Yoğunlaşma oranının kademeli olarak fiili dolaşıma göre belirlenmesi tam olarak etrafından dolanmayı max engelleyici ve doğru bir karar<br />2) GSYF/GYF yoğunlaşma kriteri de öyle <br />3) Hakim ortak kriteri tam olarak yatırımcı kullanılarak kendi kendini fonlamaya engel oluyor, memnun edici <br />4) BİAŞ kısıtları ile karşı taraf riskinin minimize edilmesi ve 30 Endeks dışı hisselerde repo/ters repo işlemlerinde risk minimizasyonu <br />5) Portföy yönetici sınırı <br />6) Uyum takvimi ile kademeli geçişle 31/12'ye kadar tam uyum <br />7) Serbest fona hisse alırken 30 endeks ise fiili dolaşım ya da toplam fonun belli bir oranı kadar yoğunlaşma kriteri yok. 30 endeks dışında ise var.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/spk-mintika-temizliginde-vites-yukseltti-86506</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK, &#039;mıntıka temizliği&#039;nde vites yükseltti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avmlerde-yeme-icme-alanlari-buyuyor-deneyim-daha-da-agirlik-kazaniyor-86496</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 07:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> AVM’lerde  yeme-içme alanları büyüyor, deneyim daha da ağırlık kazanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye genelinde 2026 itibarıyla 450’nin üzerinde AVM bulunuyor. İstanbul, bu pastanın yaklaşık %30-35'ine tek başına hakim Rekabetin çok yoğun olduğu bir sektörde şirketler farklılaşmak için yeni yatırımlar yapıyorlar.</p>
<p>Küresel perakende dünyasında da kurallar hızla değişiyor.  Londra, Paris, Dubai gibi şehirlerdeki  AVM'lerde yeme-içme alanı oranı geçmişte %10-15 iken, yeni nesil merkezlerde bu oranın %25-30'lara çıktığı görülüyor.  Yeni nesil projelerde başarı, ziyaretçinin orada ne kadar zaman geçirdiği, ne kadar iyi hissettiği ve tekrar gelip gelmediğiyle ölçülüyor.  EKONOMİ gazetesi için buluştuğumuz Kanyon Genel Müdürü İrem Yücel Kaymak, “İstanbul’un kalbinde 20 yıl önce “gökyüzünü gören bir yaşam alanı” hayaliyle başlayan ve zamanla güçlü bir şehir yaşam platformuna dönüşen bir hikaye olan” Kanyon’un deneyimlere odaklanarak başarılı bir biçimde büyüdüğünü ifade ediyor. </p>
<p><strong>Kanyon “İnsan ölçekli kamusal alan”  vizyonuyla büyüdü</strong></p>
<p>İrem Yücel Kaymak,  sektörde yeni inşaat döneminin yavaşladığına, Mevcut AVM'lerin %25'inin fonksiyon değişikliği veya renovasyon sürecinde olduğuna dikkat çekerek, bu  durumun  Kanyon’un değerini artırdığını söylüyor ve ekliyor “<em>Kanyon, henüz açılmadan önce 2006 yılında Cityscape Architectural Review tarafından 'Ticari/Perakende' dalında dünyanın en iyi mimari projesi seçildi. Jerde Partnership’in kanyon formundaki tasarımı, bugün hala dünya mimarlık okullarında 'insan ölçekli kamusal alan' tasarımı olarak okutuluyor.”</em></p>
<p><strong>Kanyon'un 20 yıllık yolculuğunu nasıl özetlersiniz?</strong></p>
<p>Kanyon,  ilk günden şehirle ilişki kuran bir yaşam merkezi olarak tasarlandı.. Gastronomi, kültür-sanat ve seçkin marka karması, değişen misafir beklentileriyle birlikte yıllar içinde daha da anlam kazandı. Bugün “üçüncü mekan” olarak tanımlanan yaşam alanı ihtiyacını 20 yıl önce öngören bu yaklaşım, Kanyon’un temelini oluşturdu.  Türkiye’ye ilk kez gelen küresel markalar, gastronomi dünyasına yön veren yeni restoranlar ve şehre sunulan özgün deneyimlerle keşfetmenin ve yeniliğin adresi olduk.</p>
<p><strong>Kanyon’u farklı kılan nedir?</strong></p>
<p>Herkesin bildiği gibi pandemi sonrası AVM kültürü, ihtiyaç karşılanan mekandan deneyim aranan yaşam alanına evrildi. Kanyon, açık hava mimarisi ve sokak konseptiyle bu dönüşümü 20 yıl önceden öngören bir vizyonun eseridir. Tüketiciler artık ürün değil, hikaye satın alıyor. Sektör araştırmaları gösteriyor ki; etkinlik (konser, atölye, festival) düzenlenen günlerde mağaza giriş trafiği %20-25 oranında artıyor. Kanyon'un 20 yıldır yaptığı konser ve festivaller, bu stratejinin Türkiye'deki en eski ve başarılı uygulaması.</p>
<p><strong>E-ticaret mağazaların ve AVM’lerin gücünü  zayıflatıyor mu?</strong></p>
<p>e-ticaretin perakendedeki payı Türkiye'de %20'lere yaklaşsa da fiziksel perakendenin rolü ortadan kalkmıyor; aksine yeniden tanımlanıyor. Tüketici artık online’da satın alıyor olabilir ama offline’da deneyim yaşamak istiyor. Bu nedenle AVM’ler artık birer alışveriş noktası değil; birer sosyal buluşma alanı, birer şehir platformu haline geliyor. Özellikle İstanbul gibi metropollerde bu ihtiyaç çok daha belirgin. Kanyon’un 20 yıldır güçlü kalmasının nedeni de tam olarak bu dönüşümün merkezinde konumlanması. Biz kendimizi klasik anlamda bir perakende oyuncusu olarak değil, bir “hospitality” (hizmet sunan)  markası olarak görüyoruz</p>
<p><strong>Ziyaretçi sayılarınız hangi düzeyde?</strong></p>
<p>Günde ortalama 35.000 ile 40.000 arasında ziyaretçi ağırlıyoruz. Özel etkinlik dönemlerinde ve hafta sonlarında bu rakam çok daha yukarı çıkıyor. Bizim için önemli olan sadece sayı değil; Kanyon, tekrar ziyaret edilme oranı en yüksek yaşam merkezlerinden biri. Yaklaşık 42 bin metrekarelik kiralanabilir alanda; modadan gastronomiye, teknolojiden sanata uzanan 147 mağaza ve restorana ev sahipliği yapıyoruz.</p>
<p>Kanyon, Financial Times, The Telegraph ve CNN gibi mecraların 'İstanbul'da Görülmesi Gereken Yerler' listelerinde her zaman ilk sıralarda yer alıyor. Biz sadece İstanbulluları değil, şehri ziyaret eden nitelikli yabancı turistleri de ağırlayan bir destinasyonuz.</p>
<p><strong>Türkiye’de 450’den fazla AVM varken Kanyon nasıl ayrışıyor?</strong></p>
<p>Biz kendimizi bu 450 AVM’nin içinde konumlandırmıyoruz. Kanyon bir alışveriş merkezi değil; perakende, gastronomi ve kültürün kesişiminde duran bir yaşam platformu. Başarıyı metrekareyle değil, deneyimle ölçüyoruz. Ziyaretçi sayısı değil, geri gelme oranı bizim için daha önemli. Kanyon’un en büyük farkı mimarisiyle yarattığı açık hava şehir hissi ve bunun üzerine kurduğu kültür. Burada sadece alışveriş yapılır ama aynı zamanda iyi vakit geçirilir, sosyalleşilir, yeni markalar keşfedilir.</p>
<p><strong>Ekonomik koşullar tüketimi nasıl etkiliyor?</strong></p>
<p>Tüketici artık çok daha seçici. En kıymetli iki kaynağı zaman ve bütçe. Bu yüzden insanlar daha az ama daha iyi deneyimlere yöneliyor. Kanyon’un bu dönemde güçlü kalmasının nedeni de tam olarak bu: insanlara değerli zaman sunmayı her zaman önceliklendiriyoruz.</p>
<p><strong>Yeni yatırım veya genişleme planı var mı?</strong></p>
<p>Arkamızda Türkiye’nin en köklü yatırımcılarından Eczacıbaşı ve İŞ GYO’nun gücü var. 20 yıldır her türlü ekonomik konjonktürde bu profesyonel destekle güçlükleri göğüsledik ve her yıl büyüyerek devam ettik. Bizim odağımız metrekare büyütmek değil, deneyimi büyütmek. Mevcut alanımızı sürekli geliştirerek, ziyaretçiye daha güçlü bir deneyim sunmak önceliğimiz.</p>
<p><strong>Bazı yabancı markaların Türkiye’den çıkışı sizi etkiledi mi?</strong></p>
<p>Her değişim beraberinde yeni fırsatlar getiriyor. Bazı markaların çıkışı boşluk değil, alan yarattı. Biz de daha dinamik ve daha güncel markalara alan açmış olduk. Kanyon olarak hem küresel hem lokal markalar için bir lansman platformuyuz. Bugün birçok marka Türkiye’deki yolculuğuna Kanyon’da başlıyor.</p>
<p><strong>Boş mağaza sorunu yaşıyor musunuz?</strong></p>
<p>%100’ yakın doluluk oranımız var. Bu da markaların Kanyon ekosistemine duyduğu güvenin en net göstergesi. Bizim için önemli olan doluluk değil, doğru markalarla doğru dengeyi kurmak</p>
<p><strong>Sürdürülebililirlik için neler yapılıyor?</strong></p>
<p>Kanyon, işletmeye alınmış binalar için uygulanan “BREEAM” kriterleri doğrultusunda tasarım, bina yönetimi ve çevresel performans açısından yapılan değerlendirmeler sonucunda “Olağanüstü” seviyesindeki sertifikayı Türkiye’de alan ilk ticari bina olarak büyük bir başarıya imza attı. Sürdürülebilirlik ilk günden bu yana hiç durmadan yatırım yaptığımız alanlardan bir tanesi.</p>
<p> Sürdürülebilirlik ya da organik kavramlarının henüz Türkiye’de yeni konuşulmaya başladığı zamanlarda bunu Organikanyon adıyla markalaştırdık ve 12 yıldır her hafta cuma ve cumartesi günleri misafirlerimizle buluşturuyoruz. “Oyna, keşfet, koru” yaklaşımıyla hayata geçirilen İş’te Minik Kaşifler Sokağı gibi projelerle ise çocukları çevre bilinci ve sürdürülebilir yaşam alışkanlıklarıyla buluşturan somut bir misafir deneyimine davet ediyor.  Enerji verimliliği ve atık yönetimi çalışmalarımız sektörümüzde örnek oluşturuyor. Misafirlerimizi bu hareketin aktif birer parçası haline getirecek, farkındalığı her daim canlı tutacak etkinliklerle de bu taraftaki duruşumuzu titizlikle sürdüreceğiz.</p>
<p><strong>Önümüzdeki dönemde neler ön planda olacak?</strong></p>
<p>Perakende ile gastronomi arasındaki sınırların daha da bulanıklaşacağını, deneyim alanlarının ise daha da büyüyeceğini öngörüyoruz. Kanyon olarak gastronomi alanındaki güçlü konumumuzu korurken, perakende karmamızı da daha da güçlendirecek adımlar atıyoruz. Bu süreçte önceliğimiz yalnızca marka çeşitliliğini artırmak değil, ziyaretçilerimize alışveriş, yeme-içme ve sosyalleşmeyi bir arada sunan, deneyim odaklı bir yapı oluşturmak. Bu nedenle, önümüzdeki dönemde deneyim sunan konseptlerin ve ziyaretçilerin merkezde olduğu markaların daha fazla öne çıkacağını düşünüyoruz.</p>
<p>Yakın dönemde devreye alacağımız Easy Mall ile ürün ve hizmetlere erişimi, arama ve satın alma sürecini daha pratik hale getireceğiz. Yapay zekâ destekli veri analitiğiyle de içerik, etkinlik ve iletişimi misafir davranışlarına göre daha isabetli biçimde şekillendirmeyi hedefliyoruz.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avmlerde-yeme-icme-alanlari-buyuyor-deneyim-daha-da-agirlik-kazaniyor-86496</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/9/6/1280x720/35656-1788152431.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AVM’lerde  yeme-içme alanları büyüyor, deneyim daha da ağırlık kazanıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/komurun-gelecegi-azalan-pay-artan-stratejik-onem-86495</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kömürün geleceği: Azalan pay, artan stratejik önem</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Artan petrol fiyatları, enerji arz güvenliği ve alternatif enerji kaynaklarına yönelimi yeniden gündeme getiriyor. Bu ortamda kömür de yeniden önem kazanabilir. Peki bu önem uzun vadeli olabilir mi?</strong></p>
<p>Küresel enerji piyasasında kömürün uzun vadeli geleceği ilk bakışta oldukça net görünüyor. Yenilenebilir enerji, nükleer enerji, enerji depolama teknolojileri ve elektrifikasyonun yaygınlaşmasıyla birlikte kömürün elektrik üretimindeki ağırlığının azalması bekleniyor.</p>
<p>Ancak enerji dönüşümünün doğrusal ilerlemesi beklenmemeli.</p>
<p>Savaşlar, jeopolitik çatışmalar, enerji arz güvenliği sorunları, doğal gaz ve LNG (Sıvılaştırılmış Doğal Gaz) fiyatlarındaki sert yükselişler, kuraklık ve aşırı hava olayları gibi gelişmeler ülkeleri mevcut termik santrallerini daha uzun süre kullanmaya yöneltebilir.</p>
<p>Dolayısıyla kömürün geleceğini değerlendirirken yalnızca <strong>“kömürden ne zaman vazgeçilecek?”</strong> sorusuna değil, <strong>“Enerji dönüşümünden hangi koşullarda sapılabilir?”</strong>, <strong>“Bu sapmalardan kömür fiyatları nasıl etkileyebilir?”</strong> sorularına da bakmak gerekiyor.</p>
<p><strong>Kömür hâlâ küresel enerji </strong><strong>sisteminin önemli bir parçası</strong></p>
<p>Kömür üretimi ve tüketimi birkaç büyük ülkede yoğunlaşıyor.</p>
<p>Özellikle Çin ve Hindistan'ın elektrik ve sanayi talebi küresel kömür piyasası açısından büyük önem taşıyor. Buna karşılık yenilenebilir ve nükleer enerji yatırımlarındaki artış, uzun vadede kömür kullanımını sınırlayan temel unsurlar arasında yer alıyor.</p>
<p>Bu nedenle küresel kömür piyasasında aynı anda <strong>hem talebi destekleyen hem de talebi sınırlayan güçlü dinamikler</strong> bulunuyor.</p>
<p><strong>Türkiye'de kömürün rolü azalacak mı?</strong></p>
<p>Türkiye açısından konu daha da önemli. 2025 yılında elektrik üretiminin yaklaşık <strong>%33,6'sı kömürden</strong> karşılandı. Bu oran, kömürün elektrik sistemindeki öneminin halen yüksek olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Bununla birlikte Türkiye'nin enerji yatırımlarının yönü değişiyor.</p>
<p>Dolayısıyla Türkiye'nin uzun vadeli enerji politikasının yönü açık: <strong>kömürün elektrik üretimindeki ağırlığının azaltılması.</strong></p>
<p>Ancak bu, kömür talebinin önümüzdeki yıllarda her yıl düzenli biçimde düşeceği anlamına gelmiyor.</p>
<p><strong>Bugünkü jeopolitik kriz kömür açısından neden önemli?</strong></p>
<p>Bugün bunun somut bir örneğini görüyoruz.</p>
<p>İran ile ABD/İsrail arasındaki savaş ve <strong>Hürmüz Boğazı'ndaki sorunlar</strong>, küresel petrol ve özellikle LNG arzı açısından önemli risk oluşturuyor. Hürmüz, küresel enerji ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biri. Buradaki sorun yalnızca petrol fiyatlarının yükselmesi değil.</p>
<p>Asıl önemli nokta, <strong>doğal gaz ve LNG fiyatlarının yüksek seyretmesi.</strong></p>
<p>Doğal gazla elektrik üretiminin pahalılaşması, uygun piyasa koşullarında kömürün elektrik üretimindeki rekabet gücünü artırabilir. Böylece uzun vadeli enerji dönüşümüne rağmen <u>kısa ve orta vadede kömür kullanımında <strong>artış</strong> görülebilir.</u></p>
<p>Nitekim Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), yüksek LNG fiyatlarının Asya'da elektrik üretiminde <strong>doğal gazdan kömüre geçişi</strong> desteklediğine dikkat çekiyor. Güncel piyasa değerlendirmelerinde de Hürmüz krizinin kömürle elektrik üretimini yeniden destekleyen faktörlerden biri olduğu görülüyor.</p>
<p>Burada önemli olan şu:</p>
<p><strong>Enerji dönüşümü devam ederken, enerji arz güvenliği krizi kömüre olan ihtiyacı geçici olarak yeniden artırabilir.</strong></p>
<p>Bu nedenle bugünkü Hürmüz krizi, kömürün geleceği açısından yalnızca kısa/orta vadeli bir fiyat gelişmesi değil, <strong>enerji dönüşümünün neden doğrusal olmayabileceğini gösteren önemli bir örnek</strong> olarak değerlendirilebilir.</p>
<p><strong>Kömür fiyatı yükselirse elektrik fiyatı da yükselir mi?</strong></p>
<p>Bu sorunun cevabı <strong>her zaman değil, ancak belirli koşullarda evet</strong>.</p>
<p>Kömür fiyatındaki yükseliş kömür santrallerinin yakıt maliyetini artırır. Eğer bu santraller elektrik piyasasında fiyat belirleyici konuma gelirse, maliyet artışı elektrik fiyatlarına yansıyabilir.</p>
<p>Ancak Türkiye'de elektrik fiyatları yalnızca kömür fiyatına bağlı değil. Doğal gaz fiyatları, hidroelektrik üretimi, güneş ve rüzgâr üretimi, elektrik talebi ve diğer üretim kaynaklarının maliyetleri de fiyat oluşumunda etkili.</p>
<p>Bu nedenle <strong>kömür fiyatındaki yükseliş elektrik fiyatları için yukarı yönlü bir risk oluşturur; ancak tek başına elektrik fiyatının yükseleceği anlamına gelmez.</strong></p>
<p>Türkiye'nin elektrik üretiminde kömürün yaklaşık üçte birlik payı dikkate alındığında, özellikle enerji arzının sıkıştığı dönemlerde bu ilişkinin daha belirgin hale gelmesi mümkün.</p>
<p>Kömür fiyatlarındaki yükseliş bütün firmaları aynı şekilde etkilemez.</p>
<p>Kömür üreticileri yükselen fiyatlardan yararlanabilirken, ithal kömür kullanan santraller artan yakıt maliyetleriyle karşılaşabilir. Yenilenebilir enerji üreticileri ise yüksek elektrik fiyatlarının oluştuğu dönemlerde yakıt maliyetlerinin düşük olması nedeniyle göreli avantaj sağlayabilir.</p>
<p>Çimento ve enerji yoğun sanayiler açısından ise yükselen yakıt ve enerji maliyetleri kârlılık üzerinde baskı oluşturabilir.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a95257be7a57-1788159355.jpeg" alt="" width="720" height="686" /></p>
<p><strong>Sonuç: Kömür bitiyor mu?</strong></p>
<p>Kömürün uzun vadeli geleceği ile kısa ve orta vadeli fiyat hareketlerini birbirinden ayırmak gerekiyor.</p>
<p><strong>Uzun vadede ana yön kömürden uzaklaşma.</strong> Yenilenebilir enerji, nükleer enerji, depolama ve elektrifikasyon kömürün enerji sistemindeki ağırlığını azaltacak.</p>
<p>Ancak bugün yaşanan gelişmeler bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor:</p>
<p><strong>Enerji dönüşümü doğrusal değildir.</strong></p>
<p>Hürmüz Boğazı'ndaki sorunların petrol ve LNG piyasalarında yarattığı baskı, enerji arz güvenliğinin yeniden öne çıkmasına neden oluyor. Doğal gaz ve LNG fiyatlarının yüksek kalması halinde kömür, elektrik üretiminde yeniden daha rekabetçi hale gelebilir. Bu da kömür talebi ve fiyatları açısından yukarı yönlü bir risk oluşturabilir.</p>
<p>Dolayısıyla kömürün uzun vadeli hikâyesi <strong>azalan kullanım</strong>, kısa ve orta vadeli hikâyesi ise <strong>krizlere karşı yeniden değer kazanabilme ihtimali</strong> olarak okunmalı.</p>
<p>Türkiye açısından ise konu daha da önemli. Çünkü kömür hâlâ elektrik üretiminin yaklaşık üçte birini karşılıyor. Bu nedenle enerji dönüşümünden kaynaklanan uzun vadeli düşüş eğilimi ile jeopolitik ve enerji arz güvenliği kaynaklı kısa vadeli yükseliş riskini <strong>aynı anda takip etmek gerekiyor.</strong></p>
<p><strong>Kömür belki geleceğin enerjisi olmayabilir; ancak enerji dönüşümünün en önemli “yedek planlarından biri” olmaya devam ediyor.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/komurun-gelecegi-azalan-pay-artan-stratejik-onem-86495</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kömürün geleceği: Azalan pay, artan stratejik önem ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sahin-warsh-surprizi-86494</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şahin Warsh sürprizi…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Tahvil piyasası, şahin Fed sinyaline iki yıllık getirinin sert yükseldiği bir ayı yataylaşmasıyla cevap verdi. Dolar güçlenip getiriler yükselirken altın ve gümüş yüzde 3’ün üzerinde kayıpla geriledi. Güçlü dolar ve Fed’in faiz artış döngüsünü öne çekmesi, Latin Amerika döviz ve tahvil piyasalarında sert satışlara yol açtı. </strong></p>
<p>Beklentilerden daha şahin Warsh konuşması sonrası faiz artırımı beklentisi öne çekilirken, dolarda güçlü seyir, değerli madenler ve tahvilde satışlarla haftaya başlıyoruz. Gelişmekte olan piyasalardaki etki şimdilik Güney Amerika ile sınırlı.</p>
<p>Warsh tarafından verilen “mevcut finansal koşullar yeterince sıkı değil”, “enflasyon dinamikleri yeterince iyileşmedi” mesajlarını piyasalar, “Ağustos enflasyonu yüksek gelirse Fed, Eylül veya Ekim toplantısında faiz artırabilir” diye okudu.</p>
<p>Mevcut piyasa fiyatlamaları, Eylül ayı için yüzde 55’in, Ekim ayı için yüzde 85’in üzerinde ihtimalle 25 baz puanlık artış fiyatlıyor. Ocak ayında ikinci bir 25 baz puanlık artış da yüzde 80’e yakın ihtimalle potaya girmiş durumda.</p>
<p>Tahvil piyasası, şahin Fed sinyaline iki yıllık getirinin sert yükseldiği bir ayı yataylaşmasıyla cevap verdi. Dolar güçlenip getiriler yükselirken altın ve gümüş yüzde 3’ün üzerinde kayıpla geriledi. Güçlü dolar ve Fed’in faiz artış döngüsünü öne çekmesi, Latin Amerika döviz ve tahvil piyasalarında sert satışlara yol açtı.</p>
<p><strong>Yarı iletkenler kazançlarının </strong><strong>büyük kısmını geri verdi</strong></p>
<p>Hisse senedi piyasaları Fed’den bağımsız rotasyonla yoluna devam ediyor. Yarı iletkenler yüzde 3 kayıpla hafta içindeki kazançlarının büyük kısmını geri verdi. Muhteşem Yedili, Amazon, Apple, Meta ve Microsoft öncülüğünde rotasyondan yararlandı. Bankalar güçlü seyrediyor. Altın madenciliği, gayrimenkul, havacılık, otomotiv ve sağlık hisseleri negatif ayrışıyor.</p>
<p>Enerji fiyatları, ABD ile İran arasında Hürmüz’ün açılması için görüşmelerin devam ettiği yönündeki haberlerle sakinleşti. Kritik 90 dolar seviyesinden geri dönen Brent, haftayı 88 dolardan bitirdi. Buna karşın Hollanda TTF doğal gaz fiyatı, düşük stoklar nedeniyle Ocak 2023’ten bu yana gördüğü en yüksek seviyeye yakın işlem görüyor.</p>
<p><strong>BİST’te enerji, petrokimya ve </strong><strong>savunma gibi sektörler satış yiyor</strong></p>
<p>Borsa İstanbul dünyadan bağımsız kendi yörüngesinde dönmeye devam ediyor. Enflasyon Raporu toplantısında verilen güvercin mesaj ve Merkez Bankası’nın sürpriz faiz indirimi sonrası faize duyarlı banka ve gayrimenkul yatırım ortaklığı hisselerinin öncülüğünde bir yükseliş görülüyor. Orta Doğu’da savaş riskinin azalması nedeniyle enerji, petrokimya ve savunma gibi sektörler satış yiyor. İki grubun ağırlığının yakın olması endeksin hareketini sınırlıyor.</p>
<p>Bu hafta yurt içinde ağustos ayı enflasyon verisi izlenecek. Beklentilerin yüzde 2 civarında olduğu veri yüzde 1,8 ve altında gelirse piyasa, Eylül veya Ekim toplantısında faiz indirimi ihtimalini daha güçlü fiyatlar; kısa ve orta vadeli tahviller ile banka ve GYO hisseleri pozitif olur. Açıklanan SPK düzenlemeleri, belirsizliği azaltıp büyük hisselere yönelik talebi artırarak olumlu havayı destekler.</p>
<p>Yurt dışında ABD piyasasında ISM, tarım dışı istihdam verileri ve Broadcom bilançosu izlenecek. Görece zayıf tarım dışı istihdam verisi, Fed’in faiz artışı endişesini azaltarak hisse ve tahvil piyasalarını destekler.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sahin-warsh-surprizi-86494</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şahin Warsh sürprizi… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yznin-gorunmeyen-bedeli-veri-merkezleri-ekolojik-sinirlar-ve-yeni-bir-uygarlik-celiskisi-86493</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> YZ&#039;nin görünmeyen bedeli: Veri merkezleri, ekolojik sınırlar ve yeni bir uygarlık çelişkisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekânın görünmeyen altyapısını oluşturan veri merkezleri, hızla büyüyen elektrik ve su talebiyle yeni bir ekolojik baskı yaratıyor. Yapay zekâ kullanımı arttıkça enerji tüketimi, karbon ayak izi ve su ihtiyacı büyüyor; dijital dönüşüm giderek daha fiziksel bir çevresel maliyet üretiyor.</strong></p>
<p>Yapay zekâ devrimi çoğu zaman ekranlarımızda gördüğümüz uygulamalar, sohbet robotları ve akıllı sistemler üzerinden tartışılıyor. Oysa bu dijital dünyanın görünmeyen bir fiziksel altyapısı bulunuyor: veri merkezleri. Milyarlarca sorguyu işleyen, bulut hizmetlerini ayakta tutan ve yapay zekâ modellerini çalıştıran bu tesisler, artık yalnızca teknoloji sektörünün değil enerji, su ve iklim politikalarının da merkezinde yer alıyor.</p>
<p>Birleşmiş Milletler Üniversitesi tarafından yapılan en güncel çalışmalara göre, yapay zekâ talebindeki büyümenin sürmesi hâlinde veri merkezlerinin yıllık elektrik tüketimi 2030 yılında 945 teravat-saate ulaşacak. Bu miktar, bugün Japonya'nın toplam yıllık elektrik tüketimine denk geliyor. Aynı dönemde veri merkezlerinin su tüketiminin 9,3 trilyon litreye, karbon emisyonlarının ise 399 milyon tona çıkması bekleniyor.</p>
<p>Çalışmaların dikkat çektiği bir başka veri daha çarpıcı. 2025 yılında veri merkezleri yaklaşık 448 teravat-saat elektrik tüketti, 208 milyon ton karbondioksit saldı ve 4,5 trilyon litreyi aşan su kullandı. Başka bir ifadeyle, yalnızca beş yıl içinde enerji, su ve karbon ayak izinin yaklaşık iki katına çıkacağı öngörülüyor.</p>
<p><strong>Sanal dünyanın çok fiziksel gerçekliği</strong></p>
<p>Uzun yıllar boyunca dijitalleşme, kaynak kullanımını azaltan ve çevre dostu bir dönüşüm olarak sunuldu. Kâğıt yerine dosyalar, mağaza yerine e-ticaret, toplantı salonu yerine çevrim içi görüşmeler örnek gösterildi. Ancak yapay zekâ çağında bu anlatının eksik kaldığı daha net biçimde ortaya çıkıyor.</p>
<p>Veri merkezleri aslında 21. yüzyılın fabrikaları. Sanayi çağının fabrikaları kömür ve petrol tüketirken, dijital çağın fabrikaları elektrik ve su tüketiyor. Özellikle büyük dil modelleri ve üretken yapay zekâ sistemleri milyonlarca yüksek performanslı işlemcinin günün her saati çalışmasını gerektiriyor. Bu işlemcilerin oluşturduğu ısıyı kontrol altında tutabilmek için de yoğun soğutma sistemleri kullanılıyor.</p>
<p>Birleşmiş Milletler Üniversitesi araştırmacıları, bugün veri merkezlerinin enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 20'sinin doğrudan yapay zekâ faaliyetlerinden kaynaklandığını, bu oranın 2030'a kadar yüzde 40'a yükselebileceğini belirtiyor. Üstelik enerji talebinin büyük bölümü modellerin eğitilmesinden değil, günlük kullanımından kaynaklanıyor. Sohbet robotlarına yöneltilen milyarlarca soru, yapay zekânın asıl enerji iştahını oluşturuyor.</p>
<p><strong>Su krizinin yeni aktörü</strong></p>
<p>Veri merkezleri tartışılırken çoğu zaman enerji öne çıkıyor. Ancak uzmanlara göre geleceğin daha kritik başlığı su olabilir.</p>
<p>Reuters'ın daha önce yayımladığı kapsamlı bir analiz, orta büyüklükte bir veri merkezinin günde yaklaşık 1,4 milyon litre su kullandığını ortaya koyuyor. İklim değişikliği nedeniyle kuraklık riskinin arttığı bir dönemde bu rakamlar giderek daha fazla dikkat çekiyor.</p>
<p>Birleşmiş Milletler Üniversitesi raporuna göre veri merkezlerinin su tüketimi 2030 yılında 9,3 trilyon litreye ulaşacak. Bu miktar, yaklaşık 1,3 milyar insanın yıllık su ihtiyacına eşdeğer bir hacim anlamına geliyor. Üstelik veri merkezlerinin önemli bir kısmı, arazi ve enerji avantajları nedeniyle zaten su stresi yaşayan bölgelerde kuruluyor.</p>
<p>Bu durum yalnızca çevresel değil, aynı zamanda toplumsal bir sorun yaratıyor. ABD'nin bazı eyaletlerinde veri merkezi yatırımları nedeniyle yerel halk ile teknoloji şirketleri arasında gerilimler yaşanıyor. Çiftçiler yeraltı su kaynaklarının baskı altına girmesinden, yerel yönetimler ise altyapı maliyetlerinin artmasından kaygı duyuyor.</p>
<p><strong>Asıl çelişki: Hem vazgeçilmez hem sorunlu</strong></p>
<p>Veri merkezleri meselesini önemli kılan nokta tam da burada ortaya çıkıyor. Çünkü ne yapay zekâdan ne de çevresel sürdürülebilirlik hedeflerinden vazgeçmek mümkün görünüyor.</p>
<p>Yapay zekâ sağlık araştırmalarından ilaç geliştirmeye, enerji şebekelerinin optimizasyonundan iklim modellemelerine kadar çok geniş bir alanda verimlilik artışı sağlıyor. Hatta yenilenebilir enerji sistemlerinin daha etkin yönetilmesi için de yapay zekâ çözümlerine ihtiyaç duyuluyor. Bir başka ifadeyle, iklim kriziyle mücadelede kullanılması beklenen araçlardan biri yine yapay zekânın kendisi.</p>
<p>Fakat aynı teknoloji, çözmeye çalıştığı problemlerin bir kısmını büyütme potansiyeli de taşıyor. Bu nedenle karşımızda klasik bir teknoloji karşıtlığı veya teknoloji savunuculuğu tartışması bulunmuyor. Mesele, teknolojik ilerleme ile ekolojik sınırlar arasındaki gerilimin nasıl yönetileceği sorusunda düğümleniyor.</p>
<p><strong>Teknoloji şirketleri çözüm arıyor, ama yeterli mi?</strong></p>
<p>Artan baskılar nedeniyle büyük teknoloji şirketleri yeni çözümler geliştirmeye çalışıyor.</p>
<p>Microsoft, yeni nesil veri merkezlerinde kapalı devre sıvı soğutma sistemleri kullanarak su tüketimini dramatik biçimde azalttığını duyurdu. Şirket, bazı yeni tesislerde yıllık su kullanımının bir restoran düzeyine kadar indirilebildiğini savunuyor.</p>
<p>Google ise 2030 yılına kadar kullandığından daha fazla suyu doğaya geri kazandırma hedefi açıkladı. Şirket, yerel su altyapısına yatırım yapacağını ve veri merkezlerinin su kullanımını daha şeffaf biçimde raporlayacağını belirtiyor.</p>
<p>Öte yandan uzmanlar, teknolojik verimlilik artışlarının tek başına yeterli olmayabileceğini düşünüyor. Çünkü yapay zekâ talebi, verimlilik kazanımlarından daha hızlı büyüyor. Enerji ekonomisinde "Jevons paradoksu" olarak bilinen durum burada da kendini gösteriyor: Sistemler daha verimli hâle geldikçe kullanım hacmi büyüyor ve toplam tüketim düşmek yerine artabiliyor.</p>
<p><strong>Yeni çağın siyasi sorusu</strong></p>
<p>Avrupa Birliği'nin veri merkezleri için enerji verimliliği standartları ve sürdürülebilirlik etiketleri hazırlaması tesadüf değil. Veri merkezleri artık yalnızca özel sektör yatırımı olarak görülmüyor; enerji güvenliği, su yönetimi ve iklim politikalarının bir parçası kabul ediliyor.</p>
<p>Birleşmiş Milletler Üniversitesi raporunun belki de en önemli katkısı burada yatıyor. Rapor, yapay zekânın yalnızca karbon salımı üzerinden değerlendirilmesine karşı çıkıyor. Elektrik, su, arazi kullanımı ve elektronik atıklar birlikte ele alınmadıkça gerçek maliyet tablosunun görülemeyeceğini vurguluyor. Veri merkezlerinin kapladığı alanın da 2030'a kadar yaklaşık 6.900 kilometrekareden 14.500 kilometrekarenin üzerine çıkacağı öngörülüyor.</p>
<p>Sonuçta veri merkezleri tartışması bize daha büyük bir gerçeği hatırlatıyor: Yapay zekâ aslında sanal değil, son derece fiziksel bir teknoloji. Her sorgu elektrik şebekesine, su kaynaklarına, madenlere ve araziye dayanıyor.</p>
<p>Bu nedenle önümüzdeki yılların temel sorusu "Yapay zekâ olsun mu olmasın mı?" sorusu olmayacak. Asıl soru, yapay zekâ çağının altyapısını hangi enerji kaynaklarıyla, hangi su politikalarıyla ve hangi sürdürülebilirlik ilkeleriyle kuracağımız olacak. Çünkü teknolojik ilerleme ile ekolojik denge arasında yapılacak bir tercih ne gerçekçi ne de mümkün görünüyor. İnsanlığın önündeki görev, bu iki zorunluluğu aynı denklem içinde buluşturacak yeni bir kalkınma anlayışı geliştirmekten geçiyor. Bu başarılamazsa, dijital uygarlığın yükselişi ekolojik maliyetler nedeniyle kendi sınırlarına çarpacak. Başarılabilirse, yapay zekâ yalnızca geleceğin teknolojisi değil, sürdürülebilir geleceğin de araçlarından biri hâline gelecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yznin-gorunmeyen-bedeli-veri-merkezleri-ekolojik-sinirlar-ve-yeni-bir-uygarlik-celiskisi-86493</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/9/3/1280x720/65-1788152945.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekânın görünmeyen bedeli: Veri merkezleri, ekolojik sınırlar ve yeni bir uygarlık çelişkisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/irana-yaptirim-turkiyeye-sikismislik-86492</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> İran&#039;a yaptırım, Türkiye&#039;ye sıkışmışlık...</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Washington yeni yaptırım kararlarıyla aslında İran’ı değil, İran’ın ticaret yaptığı ülkeler ağını hedef alıyor. Yıllardır yaptırımlar altında yaşayan İran, alternatif ödeme sistemleri geliştirdi, üçüncü ülkeler üzerinden ticaret yaptı, petrolünü farklı kanallardan sattı ve finansal aracı ağları kullandı. Trump yönetimi bu sistemi sökmek istiyor.</strong></p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump yönetimi İran’a karşı şimdiye kadar görülmemiş ölçekte bir ekonomik kuşatma başlattı.</p>
<p>Washington’un söylemi açık: İran’ın para kaynakları kesilecek, petrol gelirleri hedef alınacak, İran’la ticaret yapan ülkeler baskı altına alınacak ve Tahran’ın nefes almasını sağlayan finansal kanallar kapatılacak.</p>
<p>ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in sözleri de bu politikanın sınırlarını "İran’a finansal can simidi sağlayan herkes, İran’la birlikte izolasyonun bedelini ödeyecek" mesajıyla ortaya koydu.</p>
<p>Başkan Trump ise işi bir adım daha ileri götürerek, “İran’ı tamamen izole edeceğiz, bütün ticaretini bitireceğiz” açıklaması yaptı.</p>
<p>ABD, Kasım'daki ara seçimler yaklaşırken, İran meselesinde hızlı bir sonuç almaya çalışırken, sorulması gereken asıl soru şu:</p>
<p>ABD, İran’ı boğmaya çalışırken kendisini İran’ın etrafındaki ülkelerle ne kadar büyük bir ekonomik ve siyasi çatışmanın içine sokacak?</p>
<p><strong>İran'ın kurduğu güçlü ekonomik </strong><strong>ağ Washington'u zorlayacak</strong></p>
<p>İran'ın dış ticaret haritasına bakıldığında, on yıllardır devam eden yaptırım uygulamalarına rağmen ABD'nin şimdiye kadar istediği sonucu alamadığı açık:</p>
<p>İran’ın ithalatında Birleşik Arap Emirlikleri yüzde 31 ile birinci, Çin yüzde 27 ile ikinci, Türkiye ise yaklaşık yüzde 10 ile üçüncü sırada. Bu ülkelerin ardından Hindistan, Almanya, Rusya ve İsviçre geliyor.</p>
<p>Yani Washington yeni yaptırım kararlarıyla aslında İran’ı değil, İran’ın ticaret yaptığı ülkeler ağını hedef alıyor.</p>
<p>Yıllardır yaptırımlar altında yaşayan İran şimdiye kadar pek çok alternatif ödeme sistemi geliştirdi, üçüncü ülkeler üzerinden ticaret yaptı, petrolünü farklı kanallardan sattı, finansal aracı ağları kullandı. İran ekonomisi bütün bu yıllarda ciddi darbeler aldı ama tamamen çökmedi.</p>
<p>Şimdi Trump yönetimi bu sistemi kökünden sökmek istiyor. Bunun için de sadece Tahran’a değil, Dubai’ye, Pekin’e, Ankara’ya ve İran'la ekonomik ilişki kuran diğer merkezlere bakıyor.</p>
<p><strong>Yeni yaptırımlar da </strong><strong>işe yaramazsa...</strong></p>
<p>Washington'un İran'ı ekonomik olarak boğmak için attığı son adımların da beklenen etkiyi vermeme ihtimali büyük:</p>
<p>Wall Street Journal’ın Dubai’den aktardığı görüntüler, yaptırım politikasının neden sanıldığı kadar kolay işlemediğini gösteriyor.</p>
<p>ABD, İran’ın finansal damarlarını kesmeye çalışırken, Dubai’de İran bağlantılı bankacılık faaliyetleri hâlâ sürüyor. Bank Melli’nin Deira’daki şubesi açık. Çalışanlar hizmet vermeye devam ediyor. İranlı müşteriler bankaya gidiyor.</p>
<p>İran ile Birleşik Arap Emirlikleri arasında doğrudan uçuşların bir bölümü devam ediyor. Daha önce iptal edilen bazı İranlıların vizeleri yeniden aktive edilmiş durumda.</p>
<p>Kısacası Washington’un masada çizdiği harita ile Dubai sokaklarındaki gerçeklik aynı değil.</p>
<p>İran ile Körfez ekonomileri birbirine sanıldığından çok daha fazla bağlı. Bu ilişkinin bir tarafını bir gecede kesmek, diğer taraf için de maliyet yaratıyor.</p>
<p><strong>Asıl "duvar" Çin</strong></p>
<p>Üstelik İran’ın önündeki en önemli ekonomik çıkış kapısı Dubai değil, Çin.</p>
<p>İran petrolünün çok büyük bölümü Çin’e gittiği için, ABD'nin yeni yaptırım paketinin gerçek hedeflerinden biri de Pekin.</p>
<p>Washington bir yandan İran’ın petrol gelirlerini kesmeye çalışırken diğer yandan Çin’e “İran petrolünü alırsan sen de bedel ödersin” mesajı veriyor.</p>
<p>Washington, Pekin'e ABD’nin İran yaptırımlarına uymadığı takdirde Amerikan finans sistemine erişimini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabileceği uyarısı yapsa da, bunun Çin üzerinde fazla bir etkisi olduğunu söylemek mümkün değil. Çünkü Pekin de yıllardır bunun hazırlığını yapıyor.</p>
<p>Çin, ABD’nin tek taraflı yaptırımlarına karşı kendi hukuki savunma mekanizmalarını geliştirdi ve ortaya çok ilginç bir tablo çıktı:</p>
<p>Washington'un yaptırımlarına uyacak olan bankalar, Çin'in yürürlüğe soktuğu ceza içeren kanunlarla karşı karşıya kalıyor. Bankalar açısından iki tarafa birden aynı anda uymak neredeyse imkânsız. Dolayısıyla ABD yaptırımları sadece Birleşik Arap Emirlikleri'ni ve Çin'i değil, küresel şirketleri, bankaları ve ticaret ağlarını hedefliyor, "taraf seçmelerini" gerektiriyor.</p>
<p><strong>Denizlere taşan yaptırımlar</strong></p>
<p>ABD yönetimi İran'ı sadece finansal ağlar üzerinden değil, deniz ticaretinde de vurmak için harekete geçmiş durumda.</p>
<p>Bloomberg’in aktardığına göre ABD, Houston’daki federal mahkemeyi kullanarak İran bağlantılı tankerlere ve yüklerine el koyabilmek için yeni bir hukuki mekanizma hazırlıyor. Eğer hayata geçerse, ABD'nin kullanacağı bu yeni yöntem uluslararası deniz ticaret hukuku tarafından güvence altına alınmış seyrüsefer özgürlüğü ve açık deniz rejimini vuracak.</p>
<p>İşte burada çok daha tehlikeli bir eşik ortaya çıkıyor:</p>
<p>Dünyaya onlarca yıldır “kurallara dayalı uluslararası düzen” anlatan Washington, kendi yaptırım rejimini denizlerin hukukundan üstün görmeye başlarsa ne olacak?</p>
<p><strong>Türkiye'nin durumu </strong><strong>giderek zorlaşıyor</strong></p>
<p>Türkiye'nin sınır komşusu İran'la enerjiden sınır ticaretine, ulaştırmadan lojistiğe, hatta bankacılığa kadar çok karmaşık ve ciddi ekonomik ilişkileri mevcut. Dolayısıyla ABD'nin yürürlüğe koyduğu son yaptırımların en zor duruma soktuğu ülkelerden birinin de Türkiye olması mümkün.</p>
<p>Üstelik ABD'nin yaptırımları sadece İran'la sınırlı da değil:</p>
<p>Washington yönetimi, Avrupa ile birlikte Rusya'yı da Ukrayna meselesinde sıkıştırmak için elindeki tüm ekonomik kartları masaya sürmüş durumda. Türkiye ise bu iki yaptırım dosyasının tam ortasında yer alıyor. Türkiye açısından mesele, aynı anda hem Batı sisteminin içinde kalıp hem de komşularıyla ekonomik ilişkilerini koruyabilmek olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Türkiye şimdiye kadar hem Rusya hem de İran yaptırımları konusunda bir denge politikası yürütmeyi başardı. Bir yandan Washington yönetiminden aldığı "tavizlerle" yaptırım rejimlerinin doğrudan parçası olmadı, diğer yandan Batı ile ekonomik ilişkilerini koruyabildi.</p>
<p>Ancak şimdi Trump yönetiminin İran konusundaki yeni baskı politikası, Türkiye açısından eski "tavizleri" imkânsız hâle getirecek gibi.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde Türkiye'nin dış politika sınavı, belki de diplomatik masalardan çok bankalarda, limanlarda, enerji şirketlerinde ve tanker rotalarında verilecek.</p>
<p>Dolayısıyla Türkiye açısından da en kritik konu, yaptırımlara nasıl cevap verileceğinden çok, yaptırımların dışında kalan ekonomik alanın nasıl korunacağı olacak.</p>
<p><strong>Türkiye'nin denge arayışı: </strong><strong>Bişkek'te Putin-Erdoğan görüşmesi</strong></p>
<p>Bişkek'te bu hafta gerçekleştirilecek Şanghay İşbirliği Örgütü zirve toplantısı ABD'nin hem Tahran'a hem de Moskova'ya baskıyı artırdığı dönemde Türkiye'nin "denge arayışı" açısından kritik önemde.</p>
<p>Zirvenin en dikkat çekici görüşmelerinden biri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında gerçekleşecek. Görüşme bir yandan Türkiye’nin Moskova ile siyasi diyaloğu sürdürme iradesini ortaya koyarken, diğer yandan Ankara’nın yaptırım baskısına rağmen Rusya ile ekonomik ilişkilerini korumaya çalışacağının da işareti olacak. Yani Ankara, "çok taraflılık" tercihini bir kez daha sergileyecek.</p>
<p>Washington’un yaptırım politikası giderek “Biz yaptırım uyguluyoruz, siz de uyun” noktasından “Bizim yaptırımımıza uymayan da bedel öder” aşamasına geçerken, Türkiye'nin bu "çok taraflılık" tercihini koruyup koruyamayacağını ise zaman gösterecek...</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/irana-yaptirim-turkiyeye-sikismislik-86492</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/9/2/1280x720/574-1788152041.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İran&#039;a yaptırım, Türkiye&#039;ye sıkışmışlık... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/3-gosterge-ile-sanayide-teknoloji-duzeyindeki-degisimin-10-yili-86491</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> 3 gösterge ile sanayide teknoloji düzeyindeki değişimin 10 yılı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2015’ten bugüne imalat tarafındaki girişim sayısı yüzde 43 artışla 480 bine ulaşırken, yüksek teknoloji alanında faaliyet gösteren girişimlerin toplamdaki payı %0,3’ten yüzde 0,8’e çıkmış. 2015’te 1100’lerde olan girişim sayısı 2025’te 4000’e gelmiş.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz günlerde açıklanan 2025 yılı verilerine göre imalat sanayimizde faaliyet gösteren 480 bine yakın girişim var ve bu girişimlerde 5 milyona yakın kişi istihdam ediliyor. Bu gibi yapısal verileri önceki yıl ile kıyaslamak çok da anlamda değil zira dönüşüm yavaş ilerliyor. O nedenle son 10 yılda neler değişmiş diye bakmak hem daha faydalı, hem de daha ilgi çekici olur diye düşünüyorum.</p>
<p>2015’ten bugüne imalat tarafındaki girişim sayısı yüzde 43 artışla 480 bine ulaşırken, yüksek teknoloji alanında faaliyet gösteren girişimlerin toplamdaki payı %0,3’ten yüzde 0,8’e çıkmış. 2015’te 1100’lerde olan girişim sayısı 2025’te 4000’e gelmiş. Oransal olarak gayet güzel bir artış olmakla birlikte mevcut sayının hala oldukça düşük olduğu ortada.</p>
<p>Orta yüksek teknolojili sektörlerde faaliyet gösteren girişimlerin payı %9,5'ten %13'e, orta düşük teknolojili sektörlerdeki girişimlerin payı yüzde 31,2’den yüzde 32,2’ye yükselirken, Düşük teknoloji sektörlerdeki girişimlerin payı yaklaşık 4,5 puan düşüşle %54,4'e inmiş.</p>
<p>Çalışan sayısı açısından baktığımızda yüksek, orta-yüksek ve orta-düşük teknolojili sektörlerdeki girişimlerde çalışanların payı son 10 yılda artarken, düşük teknolojili sektörlerde çalışanların payı düşmüş.</p>
<p>Girişim sayısı ve çalışan sayısı için yaptığımız tespitler ciro için de geçerli. Düşük teknolojili sektörlerdeki girişimler bundan 10 yıl önce imalat sanayinde yaratılan toplam cironun %39,3’üne sahipken, 2025’te bu oran yüzde 35,9’a inmiş. Diğer kategorilerin payında ise artış görüyoruz.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a950842d0190-1788151874.png" alt="" width="329" height="415" />Bu üç veri bize;</p>
<p><strong>1-</strong> Sanayimizin teknoloji yapısında düşük teknolojiden yüksek teknolojiye doğru bir dönüşüm olduğunu,</p>
<p><strong>2-</strong> Bu dönüşümün pek de hızlı ilerlemediğini,</p>
<p><strong>3-</strong> Gelişmenin yüksek teknolojili alanlardan ziyade orta yüksek teknolojili sektörlerde yoğunlaştığını gösteriyor.</p>
<p><strong>Hatırlatma</strong></p>
<p>Yüksek teknolojili sektörler: Ecza, elektronik, bilgisayar, optik, hava-uzay araçları</p>
<p>Orta-Yüksek teknolojili sektörler: Elektrikli aletler, otomotiv, kimya, makine</p>
<p>Orta-Düşük teknolojili sektörler: Plastik, rafineri, gemi, ana metal, metal eşya</p>
<p>Düşük teknolojili sektörler: Tekstil, giyim, mobilya, kağıt, gıda</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/3-gosterge-ile-sanayide-teknoloji-duzeyindeki-degisimin-10-yili-86491</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/06/imalat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 3 gösterge ile sanayide teknoloji düzeyindeki değişimin 10 yılı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yarin-hic-kimseye-vaad-edilmemistir-86490</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yarın hiç kimseye vadedilmemiştir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Daha önceden tüketilen düşünceleri kullanmak, acaba bir yarın mıdır? Değildir. Parmenides Körlüğü de zaten yarını tahmin ederken bugünü "dönüştürmeden" geleceğe taşıma gafletidir.</strong></p>
<p>1900 yılında <strong>New York Patent Bürosu</strong>’nun müdürü, dünyada artık o kadar <strong>çok yoğun keşif</strong> ve <strong>icatlar</strong> olduğunu, <strong>bundan sonra icat edilecek bir şey kalmadığını</strong> düşünerek istifa etmişti. Düşün; 1900 yılında, “<strong>artık icat edilecek bir şey kalmadı</strong>” diyerek görevi bırakan bir insan… <strong>Tam bir körlük</strong>…</p>
<p>Oysa tam da o noktada, <strong>insanlık yeni bir çağın eşiğindeydi</strong>. Elektriğin devreye girmesiyle her şey dönüştü. <strong>Victoria Çağı</strong> sona erdi ve yeni bir çağ başladı. Şimdi de <strong>yapay zekânın devreye girmesiyle</strong> benzer bir dönüşüm yaşıyoruz. <strong>Her şey yeniden paylaşılacak</strong>, yeni ve cesur bir dünya kurulacak.</p>
<p><strong>YENİ ÇAĞ VE PARMENİDES KÖRLÜĞÜ</strong></p>
<p>Asıl soru şu: <strong>Bu yeni dünyada sana yer var mı</strong>?  Yakın geçmişte <strong>Avusturya-Macaristan</strong> <strong>İmparatorluğu</strong> vardı; ama yeni dünyada ona yer kalmadı. <strong>Osmanlı</strong> da öyle… Yeni dünyanın dengeleri içinde bir yeri yoktu. Şimdi, girdiğimiz <strong>bu yeniçağda bize yer var </strong>mı? Eğer varsa, <strong>onu neyle koruyacağız</strong>?</p>
<p>İnsan, <strong>gelecek körüdür</strong>. Ama onu <strong>merak etmekten </strong>vazgeçmez. Her gün <strong>2 milyon kahve falı</strong>, geleceğe dair bir işaret umuduyla açılır… <strong>Yarın, kimseye vaad edilmemiştir</strong>. <strong>Yarını tahmin </strong>etmenin en garanti yolu, <strong>onu inşa </strong>etmekten geçer ama yarını merak edenin en büyük yanılgısı <strong>Parmenides körlüğüdür.</strong></p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Gelecek körlüğüne dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Gelecek körlüğünün ana sebebi?</em></strong></p>
<p>İnsan, yarını tahmin ederken; <strong>bugünü geleceğe uzatır</strong>. Yarını bugünün tekrarı ya da doğrusal devamı sanır. Yanılgı, <strong>kırılmaları</strong> <strong>görememesidir</strong>. Zira her gün <strong>yeni bir başlangıç </strong>ve yarına dair sürprizleridir.</p>
<p><strong><em>Bahtın talihin rolü?</em></strong></p>
<p><strong>Tahtın</strong>; öngördüğün, tahminindir. <strong>Bahtın</strong> ise hayatın sana sunduğu… Derler ki yarına dair konuşurken dikkat et. Zira hayat (<em>yakın gelecek, yarın</em>) sen plan yaparken <strong>olup bitenlerin yekûnundan</strong> ibarettir.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>KENDİ GELECEĞİNİN KÖRÜ OLABİLİR MİSİN?</strong></p>
<p><strong>Vizyon, yarına dair bir öyküdür</strong>. Yoksa ne olur? <strong>Necip Fazıl</strong>'ın dediği gibi; "<em>zamanın tık tıkları, güder yaratıkları</em>…" Yarın kaygısı, gelişme sancısı çekmektir. <strong>Tomurcuk derdi olmayana "odun" diyoruz zaten</strong>… Yarını düşünmeyen ulusların, kurumların ve bireylerin <strong>yarını olamayacağına</strong> inanıyorum.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>YARIN LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Gelecek merakı</strong>: Faust’a ruhunu şeytana sattıran bu merak olmuştur. Merak et ama takılıp kalma</p>
<p><strong>Türkiye’nin geleceği</strong>: Bizlerin vizyonunda olan bitendir, neyi merak ettiğin neyi konuştuğundur</p>
<p><strong>Şirketin yarını</strong>: Büyümek için büyümek, kanserli hücrenin ideolojisidir. Sen değer üretmeye bak</p>
<p><strong>Paradigma değişimi</strong>: Hayata ve geleceğe baktığın gözlüğün adı</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yarin-hic-kimseye-vaad-edilmemistir-86490</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/2/1280x720/gelecek-teknoloji-1759733669.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yarın hiç kimseye vadedilmemiştir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/eylulde-bizi-neler-bekliyor-86489</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eylülde bizi neler bekliyor…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Eylül, veri akışının en yoğun olduğu ayların başında gelir, genellikle böyledir. Bu eylül de öyle… Hem bu yılın gidişatının ne yönde olacağı görülecek, hem de 2027’ye ve sonrasına ilişkin hedefler ortaya çıkacak.</p>
<p>Bu eylülü diğerlerinden ayıran küçük farklar da yok değil. Merkez Bankası şunun şurasında on gün sonra faiz kararı verecek ama faizin yönü hakkında şimdiden kesin bir yargıda bulunmayı sağlayacak belirgin bir durum yok. İşte bunu belki de 3 Eylül’de açıklanacak ağustos enflasyonu tayin edecek. Yani klasik enflasyon açıklaması bile bu kez önem taşıyor</p>
<p>Sonuç olarak bu eylülde bizi çok şey bekliyor, bu kesin. </p>
<p>Veri akışı yoğunluğunun yaşanacağı bu döneme ağustosun son günü olan bugün açıklanacak, hatta sizin bu satırları okuduğunuz saatlerde muhtemelen açıklanmış olan yılın ikinci çeyreğine ilişkin GSYH verisiyle başlanacak.</p>
<p>Yılın ilk çeyreğinde geçen yıla göre yüzde 2,5 artış gösteren GSYH’nin ikinci çeyrekte biraz daha yüksek oranda, yüzde 2,7-2,8 dolayında artacağı beklentisi yaygın. Ancak bu tahminler sanki biraz iyimser gibi ve gerçekleşmenin ilk çeyrekteki düzeyi aşması biraz zor görünüyor.</p>
<p>Kaldı ki ikinci çeyrek büyümesi yüzde 2,7-2,8 dolayında gelse bile yılın tümünde yüzde 3,8 olarak öngörülen büyüme hızını yakalamak mümkün olmayacak.</p>
<h2>Enflasyon, PPK ve OVP</h2>
<p>Bugünkü GSYH açıklamasından sonra 3 Eylül Perşembe günü ağustos ayının enflasyon verileri gelecek, hemen ertesinde 7 Eylül Pazartesi günü 2027-2029 döneminin orta vadeli programı açıklanacak. Faiz kararının açıklanacağı Para Politikası Kurulu toplantısı ise 10 Eylül Perşembe günü.</p>
<p>Veri takvimi kapsamında yer almamakla birlikte artık ne zaman ne olacağı bilindiği için motorindeki ÖTV zammını da hesaba katmak yanlış olmaz. Motorine bu gece yarısından geçerli olmak üzere ÖTV kaynaklı 3,60 lira zam gelecek.</p>
<p>Motorinde ağustos ayı için sıfıra indirilen ÖTV, belirlenen takvim gereğince eylülde 3 lira olarak uygulanacak. Akaryakıttaki fiyatlandırma politikası 3 liralık bu ÖTV’den yüzde 20 oranında, yani 60 kuruş da KDV alınmasını öngörüyor. Verginin vergisi! Sonuçta ortaya 3,60 liralık zam çıkıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Enflasyon ne olabilir?</span></h2>
<p>Ağustos enflasyonuna ilişkin tahminlerde ağırlıklı olarak yüzde 2’nin altında oranlar dile getiriliyor. Ne var ki bu oranlar biraz iyimser kalıyor gibi…</p>
<p>Daha önce de belirtmiştim, benim tahminim yüzde 2’nin üstünde bir oran. Hatta 2,5’i zorlayan bir oranı bile sürpriz bulmam.</p>
<p>Ağustos enflasyonunu buralara çıkarabilecek en büyük olumsuzluk kuşkusuz akaryakıt fiyatlarındaki artış. Akaryakıt fiyatlarının enflasyon hesaplamasında nasıl dikkate alındığını bir başka gün daha detaylı olarak ele almak üzere bugün için en azından şunu söyleyeyim; enflasyon <strong>“ay sonundaki fiyatlar değil, ay ortalamasındaki fiyatlar kıyaslanarak”</strong> hesaplanır.</p>
<p>Temmuz sonu-ağustos sonu kıyaslamasına göre motorinde bir ucuzlama var ama bu yanıltıcı.</p>
<p>Ay ortalaması bazında benzin fiyatları ağustosta yaklaşık yüzde 9, motorin fiyatları yüzde 12, otogaz fiyatları yüzde 8 artış gösterdi. Kaldı ki TÜİK, enflasyon hesaplamasının yetişmesi için fiyat toplamayı ayın son gününe kadar sürdüremiyor, dolayısıyla motorinde ayın son günlerinde yapılan indirim ortalamaya tam yansımayacak. Yani motorindeki artış yüzde 12’den biraz fazla olabilir.</p>
<p>Aktardığım oranlar EPDK verilerine göre ve ayın tüm günlerini kapsıyor.</p>
<p>TÜİK’in hesaplamasındaki oranlar da muhtemelen çok farklı olmayacak.</p>
<p>Yukarıdaki oranlara göre akaryakıttan TÜFE’ye doğrudan yansıyacak etki 0,30-0,35 puan arasında. Bu doğrudan etki, dolaylı etkiyi hesaplamak ise pek kolay değil.</p>
<p>Doğrudan etkinin bu düzeye eriştiği bir ayda toplam artışın yüzde 2’ler civarında olması, akaryakıt dışındaki tüm mal ve hizmet fiyatlarında ancak yüzde 1,65-1,70 artışta kalınması demek. Bu da hiç kolay değil.</p>
<p>Akaryakıtta bu yılın ağustosunda ortaya çıkan artışın oranları böyle. Geçen yılın aynı ayında benzin yüzde 1 zam görmüş, otogazdaki zam oranı yüzde 1,3 olmuş, motorin ise yüzde 1 ucuzlamıştı.</p>
<p><strong>Yüzde 2,04 psikolojik bir eşik</strong></p>
<p>TÜFE geçen yıl ağustosta yüzde 2,04 artmıştı. Bu yılki artışın bu oranın altında kalması, yıllık bazda temmuz sonunda yüzde 31,75 olan oranın bir miktar gerilemesi demek. Yüzde 2,04’ün üstündeki artışlarda ise tersi yaşanacak.</p>
<p>Yıllık oran biraz azalmış ya da artmış; aslında pek de önemi yok. Artacak ya da azalacak oranlar önemli bir fark yaratmayacak ki…</p>
<p>Ağustos artışı yüzde 1 olsa yıllık oran yüzde 30,4’e gerileyecek. Aylık artış yüzde 2,5’i bulsa bu sefer de yıllık oran yüzde 32,4 olacak.</p>
<p>Kaç zamandır böyle zaten; yıllık oranda çok dar bir koridora sıkışıp kalındı.</p>
<p>Ama yıllık oranın yönünü belirleyeceği için ağustos artışında psikolojik eşik gibi görülen 2,04’ün altında mı kalındığına, yoksa üstüne mi çıkıldığına özellikle dikkat edilecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Faiz yüzde 37’den aşağı çekilir mi?</span></h2>
<p>Merkez Bankası savaşın patlak vermesiyle birlikte fonlamayı haftalık repodan geceliğe kaydırmak suretiyle fiili faizi yüzde 37’den yüzde 40’a çıkarmıştı. Bir süre önce de haftalık repo kanalı yeniden açılmış ve faiz bu kez fiilen yüzde 37’ye indirilmişti.</p>
<p>Şimdi 10 Eylül’de yapılacak PPK toplantısında faizin yüzde 37’den aşağı çekilip çekilmeyeceği tartışılıyor.</p>
<p>Bu konuda sanki şöyle bir hataya düşülüyor.</p>
<p>Teorik olarak bugünkü faizin, bu faizin uygulanacağı dönemdeki enflasyonla yani bir yıl sonrasının enflasyonuyla kıyaslanması tabii ki doğru.</p>
<p>Ama hiç kimse bugünkü faizle bir yıl sonrasının enflasyonunu kıyaslamıyor. Zaten enflasyon öngörülen düzeye doğru hızla gerilerse faiz de bugünkü düzeyde kalmıyor ki.</p>
<p>Bugün faiz kaç, bugün enflasyon kaç; buna bakılıyor.</p>
<p>Faiz kararı verilirken bakılan yalnızca enflasyon da değil. Çünkü faizi çoğu zaman siyasi tercihler belirliyor. Özellikle bir dönem hep böyle olmadı mı!</p>
<p>Şimdi ilki eylülde olmak üzere yıl sonuna kadar üç toplantı yapılacak. Diğer iki toplantı ekim ve aralıkta. Bu toplantılarda ne karar alınır sorusuna yanıtım şöyle:</p>
<p><strong>“Kararı Merkez Bankası verecekse faiz indirimine gidilmeme olasılığı ağır basıyor, üç toplantıda da; yok eğer başka etkenlerle karar verilecekse indirim olup olmayacağını söylemek zor.”</strong></p>
<p>Faizin bu üç toplantı bir yana seneye nasıl bir seyir izleyeceğinin işaretleri de 7 Eylül’de açıklanacak OVP’de ortaya konulacak özellikle enflasyon hedeflerine bağlı olarak daha somut olarak ortaya çıkacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">2027 enflasyon hedefi kaç olur?</span></h2>
<p>2027-2029 dönemi orta vadeli programı 7 Eylül Pazartesi günü açıklanacak. Bu programları satır satır okuyan var mıdır, hiç sanmıyorum. Zaten birini okumak yeter, sonraki yılların programları da bazı sayıların biraz değiştirilmesinin ötesinde temelde çok büyük bir farklılık göstermiyordur.</p>
<p>OVP açıklanır ve son sayfalarda yer alan tablolardaki verilere, üstelik hepsine de değil bazılarına odaklanılır.</p>
<p>Bakılanlar bellidir; TL ve dolar cinsi GSYH, bu verilerden hangi yılın dolar kurunun hangi düzeyde öngörüldüğü hesaplanır.</p>
<p>Enflasyon hedefine, yıl sonu ve yıllık ortalamayı gösteren deflatöre bakılır. Dış ticaret hedeflerine, cari dengeye ilişkin hedeflere ve bütçe verilerine göz atılır.</p>
<p>İşte 7 Eylül’de öncelikle 2027 ve sonrasının yol haritasını ortaya koyan bu veriler belli olacak.</p>
<p>Bu veriler arasında en çok merak edilenler hiç kuşku yok ki enflasyon hedefi ile dolar kurunun hangi düzeyde öngörüleceği ve cari açığa ilişkin büyüklük.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a95069ce4e97-1788151452.png" alt="" width="671" height="191" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/eylulde-bizi-neler-bekliyor-86489</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/06/piyasa.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eylülde bizi neler bekliyor… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-86488</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta piyasada yönü ne belirleyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Bu Hafta Piyasada Yönü Ne Belirleyecek? | Ekonomi Masası | 31 Ağustos" src="https://www.youtube.com/embed/-9FfiDvqt1A" width="750" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-86488</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/4/1280x720/talip-cipa-1784524336.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/evli-geldiginde-piyasa-degerimiz-10-milyon-dolardi-simdi-200-milyon-dolar-86487</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 07:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘EVLI’ geldiğinde piyasa değerimiz 10 milyon dolardı, şimdi 200 milyon dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ORGE </strong>Enerji Elektrik Taahhüt A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Nevhan Gündüz, </strong>TIME Dergisi ve Statista tarafından hazırlanan ve bu yıl ilk kez yayınlanan <strong>“World’s Growth Leaders 2026” </strong>(Dünya Büyüme Liderleri) araştırmasında 55’inci sırada yer aldıklarını öğrenince 14 yıl önceye uzandı:</p>
<p>-          <strong>Orge Enerji’nin hisselerini 2012 yılının Mayıs ayında halka arz etmiştik. O sırada şirketimizin piyasa değeri 20 milyon dolardı. Şimdi 200 milyon dolar. Yani, şirketimizin değeri dolar bazında 14 yılda 10 kat artmış durumda.</strong></p>
<p>Şirket değeri ve kârını tüm ortakların faydasını maksimize edecek seviyeye çıkarma hedeflerini düşündü:</p>
<p>-          <strong>Yabancı yatırımcılar son 10 yıldır şirketimizin hisselerine düzenli olarak ilgi gösteriyor. Nitekim şu anda halka açık hisselerimizin yüzde 30’u yabancı kurumsal yatırımcılarda bulunuyor. Oran artarak devam ediyor.</strong></p>
<p>EVLI adlı Finlandiya fonunun Orge Enerji’deki payının yüzde 8-9 düzeyinde olduğunu irdeledi:</p>
<p>-          <strong>EVLI, Orge’nin hisselerine ilk yatırım yaptığında piyasa değerimiz o tarihlerde 10 milyon dolara inmişti. Şimdiki seviye EVLI’yi de memnun ediyor. EVLI temsilcileri her çeyrekte gelip raporları alıp gözden geçiriyor.</strong></p>
<p><strong>ORGE </strong>Enerji Elektrik Taahhüt A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Nevhan Gündüz, </strong>TIME Dergisi ile Statista’nın hazırladığı <strong>“Dünyanın En Hızlı Büyüyen Şirketleri” </strong>listesine 55’inci sıradan girmeleri vesilesiyle sohbet toplantısı düzenledi.</p>
<p><strong>“Kamu Hizmetleri” </strong>kategorisinde dünya üçüncüsü olduklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Bu, şirketimizin uluslararası ölçekte rekabet gücünü ortaya koyan çok değerli bir sonuç. Bu başarı personelin özverili çalışması, iş ortakları ve yatırımcılarımızın da güvenlerinin ortak eseridir.</strong></p>
<p><strong>Nevhan Gündüz, </strong>araştırmada şirketlerin son 5 yıllık büyüme performansları, finansal istikrarları ve hisse senedi performanslarının dikkate alındığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Liste hazırlanırken büyüme hızının yanı sıra sürdürülebilir finansal yapı, piyasa güveni ve uzun vadeli kurumsal performans kriterleri de değerlendiriliyor.</strong></p>
<p>Yeri gelmişken Orge Enerji’nin bu ay açıklanan ilk 6 aylık sonuçlarına işaret etti:</p>
<ul>
<li><strong>Şirketimizin 2026 yılı ilk 6 aylık hasılatı 2.6 milyar lira seviyesinde gerçekleşti. Geçen yıla göre yüzde 25’lik artış söz konusu.</strong></li>
<li><strong>Esas faaliyet kârımız 2025 yılının ilk 6 aylık döneminde 1.1 milyar lira idi. Bu yıl yüzde 39 artışla 1.5 milyar lirayı buldu.</strong></li>
</ul>
<p>Şirketin net finansal borcunun olmadığına vurgu yaptı:</p>
<p>-          <strong>Mevcut yükse</strong><strong>k</strong><strong> faiz ortamında hiç kredi kullanmıyor olmamız çok daha rekabetçi iş yapabilme özelliği kazandırıyor.</strong></p>
<p>2026 yılını çok güçlü bakiye iş stoku ile karşıladıklarını aktardı:</p>
<p>-          <strong>Buna ek olarak bu yıl toplamları 2 milyar liraya yaklaşan yeni sözleşmeler imzaladık. Halen tamamlanma aşamasındakiler dahil 15’i aşkın projede çalışmalarımızı sürdürüyoruz.</strong></p>
<p>İstanbul’da bugüne kadar yapımı gerçekleşen metro hatlarının yarısına yakınında görev aldıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>İstanbul, Bursa ve Kocaeli’nde devam eden metro projelerine ek olarak havalimanları, lojistik/depolama projeleri, hangar binaları, hastane ve oteller gibi farklı segmentlerde üst yapı işlerine devam ediyoruz.</strong></p>
<p><strong>Nevhan Gündüz, </strong>İstanbul Havalimanı ve Türk Hava Yolları’nın bazı projelerinde aldıkları görevlerle ilgili şu bilgiyi verdi:</p>
<p>-          <strong>İstanbul Havalimanı ve çevresini içine alan bölgede THY ve bağlı ortaklıkları tarafından yapımı devam eden/planlanan pek çok proje var. Tümünün bedeli 100 milyar lirayı aşıyor. Bu yatırımlardan bugüne kadar iki projede görev üstlendik.</strong></p>
<p>THY’den üstlendikleri projelerle ilgili detay aktardı:</p>
<p>-          <strong>THY Teknik İstanbul Havalimanı Bakım Onarım Hangarı ve THY İstanbul Havalimanı e-ticaret Hub Tesisi’nde çalışmalarımız hızla devam ediyor.</strong></p>
<p>Orge Elektrik, <strong>“kullandığım kabloları üreteyim”, “kullandığım elektrik panolarının üretimine gireyim” </strong>gibi adımlar atmak yerine, asıl işine odaklandı, dünyada listelerine giren büyüme temposunu yakaladı…</p>
<p>Borsa İstanbul’da yabancı payı tarihi düşük seviyelerde seyrederken Finlandiyalı EVLI’nin yüzde 8-9 pay sahibi olması, Orge Elektrik’in başarısını ortaya koyuyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Şarj ünitesi üretimine öz sermaye ile girdi, rüzgar gülünü de gündeme aldı</span></h2>
<p><strong>ORGE </strong>Enerji Elektrik Taahhüt A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Nevhan Gündüz, </strong>elektrikli araç şarj ünitesi üretimine öz sermaye yatırımıyla girdiklerini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Şarj ünitesi üretimi tarafında agresif büyüme gibi bir planımız yok. Sadece </strong>“AC” <strong>ünite üretiyoruz.</strong></p>
<p>Orge’nin ürettiği elektrikli araç şarj ünitesi sayısının 1000’i bulduğunu bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Piyasada daha çok ithal ağırlıklı şarj üniteleri var. Biz tümüyle kendimiz üretiyoruz. Yazılımını da biz yapıyoruz. Bu konuda yüzde 80 dolayında yerlilik oranımız var.</strong></p>
<p><strong>Gündüz, </strong>önümüzdeki dönemde rüzgar gülü üretimine dönük adımlar da atacaklarını aktardı:</p>
<p>-          <strong>Ancak, amiral gemimiz taahhüt işi olmaya devam edecek. Gelecek 5 yılda rüzgar gülü işi ciromuzda yüzde 5 dolayında bir paya ulaşabilir. Rüzgar gülünde geliştirme işini de kendimiz yapacağız.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Borçla taahhüt işi yapılmaz</span></h2>
<p><strong>ORGE </strong>Enerji Elektrik Taahhüt A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Nevhan Gündüz, </strong>ihracatçıların sıkça yakındıkları <strong>“fiyat tutturma” </strong>sancısının iç pazarda da yaşandığını kendi taahhüt işlerinden örnek vererek anlattı:</p>
<p>-          <strong>Eskiden bir proje için masaya oturduğumuzda fiyat konusunu 15 dakikada çözer, karara bağlardık. Şimdi en az birkaç saat sürüyor.</strong></p>
<p>Proje üstlenir üstlenmez kullanılacak malzemelerin alımını yaptıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Bu şekilde proje sürerken fiyat hareketleri olursa onlardan etkilenmekten kendimizi koruruz.</strong></p>
<p>Taahhüt işlerinin yanı sıra yakın döneme kadar malzeme ticareti de yaptıklarını aktardı:</p>
<p>-          <strong>Ancak, fiyat tutturma sıkıntısı nedeniyle malzeme ticaretini önemli ölçüde yavaşlattık.</strong></p>
<p>Borçlanma konusunda oldukça muhafazakar davrandıklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Çünkü, borçla taahhüt işi yapılamaz.</strong></p>
<p><strong>Gündüz, </strong>Orge Elektrik’in ilk yola çıktığından bu yana tamamladığı işlerin 8 milyon metrekareyi geçtiğini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Söz konusu projelerin toplam bedeli de 10 milyar doları bulmuştur.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Veri merkezi yatırımları hızlanıyor, en büyük doğal adaylar arasındayız</span></h2>
<p><strong>ORGE </strong>Enerji Elektrik Taahhüt A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Nevhan Gündüz, </strong>şirket içinde veri merkezi projeleri için bir grup kurduklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Turkcell’in ilk data center (veri merkezi) kurulumunda biz görev almıştık. Veri merkezi kurulumunda çok fazla elektrik işi var.</strong></p>
<p>Veri merkezi alanında Türkiye’de yatırım atağının yaşandığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Mevcut veri merkezleri yenileniyor, kapasiteleri büyütülüyor ve yeni yatırımlar da gündeme gelmiş bulunuyor. Bu yatırımların artarak devam edeceği anlaşılıyor. Bu alanda yüksek tecrübeye ve iş bitirme belgelerine sahibiz.</strong></p>
<p>Veri merkezlerinin elektrik işleri konusunda en büyük doğal adaylar arasında olduklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Veri merkezi yatırımları bizim gibi uzmanlar için önemli pazar oluşturacak.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yapay zeka ile ciddi verimlilik artışı sağlıyoruz</span></h2>
<p><strong>ORGE </strong>Enerji Elektrik Taahhüt A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Nevhan Gündüz, </strong>inşaat sektöründe yapay zeka kullanımının henüz sınırlı olduğunu belirtip, kendi adımlarına değindi:</p>
<p>-          <strong>Bir süredir bazı iş süreçlerimizde yapay zekadan destek alıyoruz. Şirket içi yazılımlarımızı ek yatırımlarla iyileştiriyorduk. Şimdi bunlara ek olarak yapay zekayı da entegre ediyoruz. Belki de kendi sektörümüzde yapay zeka desteğini devreye alan ilklerden olduk.</strong></p>
<p>Yapay zekanın iş süreçlerine olumlu etkisini şöyle anlattı:</p>
<p>-          <strong>Yapay zeka ile mevcut kontrol ve planlama süreçlerinde ciddi oranlarda verimlilik artışları elde ettik. Adeta bir mühendis gibi çalışan yapay zeka destekli yazılım ve uygulamalar sayesinde hatırı sayılır seviyede maddi ve zaman tasarrufu imkanı bulduk.</strong></p>
<p><strong> </strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/evli-geldiginde-piyasa-degerimiz-10-milyon-dolardi-simdi-200-milyon-dolar-86487</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/7/1280x720/nevhan-gunduz-1788150317.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘EVLI’ geldiğinde piyasa değerimiz 10 milyon dolardı, şimdi 200 milyon dolar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/spk-yatirim-fonlarina-nester-vurdu-86486</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 07:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> SPK yatırım fonlarına neşter vurdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu geçen yıl kasımda yatırım fonlarında manipülasyonu ve fonlar üzerinden yapay fiyat oluşumları önlemek için getireceğini duyurduğu düzenlemeyi geçen haftanın son günü duyurdu. SPK özellikle serbest fonları temel alan düzenlemesiyle yatırım fonlarına ilişkin kuralları baştan aşağı değiştirdi. Değişiklikle tek bir hissede yoğunlaşmanın önüne geçilmesi hedeflenirken, fiili dolaşım sınırı, fon yönetici sayısına göre serbest fon kurma kuralının yanı sıra portföy yönetim şirketlerine sermaye artırım şartı ile sermaye büyüklüğü düzenlemeleri getirildi. Yatırım fonlarına bu düzenlemeye uyum için belli bir süre de tanınıyor.</p>
<h2>Tek hissede portföy değeri kuralı </h2>
<p>SPK’nın 28 Ağustos tarihli kararıyla getirilen yeni düzenlemeye göre serbest fonlara iki yeni kural geliyor. Düzenlemeye göre bir serbest fonun portföy değerinin yüzde 5’inden fazlasını oluşturan sermaye piyasası araçlarının toplamı fonun portföy değerinin yüzde 20’sini aşamayacak. Bu tek bir varlığa fonun en fazla yüzde 5 yatırım yapabileceği anlamına gelmiyor fonda yüzde 5’i aşan bütün pozisyonlar için belirlenen alan fonun değerinin yüzde 20’si ile sınırlandırılıyor. Uzmanların verdiği örnek bu kuralı şöyle açıklıyor: 1 milyar TL büyüklüğünde bir serbest fon A hissesinde yüzde 12, B hissesinde yüzde 8, diğer varlıklarının her biri ise yüzde 5 veya altında ise hesaba girmiyor. A ve B hissesinin toplamı yüzde 20 olduğu için portföy sınırına uygun ancak bir diğer hissenin ağırlığı yüzde 5’ten yüzde 5,1’e çıktığı anda sınır aşılacak. Uzmanlara göre artık 5 hisseden oluşan ve her birine yüzde 20 ağırlık veren serbest fonlar artık mümkün olmayacak ancak tek bir hissede yüzde 20 veya iki hissede yüzde 10’ar pozisyon alınması teorik olarak mümkün olabilir. Kural yüksek pozisyonları yasaklamıyor ancak yüzde 20 ile alanı sınırlandırıyor.</p>
<h2>Halka açıklık oranına göre alım sınırı </h2>
<p>İkinci en önemli değişiklik ise halka açık bölümde yani fiili dolaşımdaki paylar üzerinde ne kadar fonun alım yapabileceğini düzenliyor. Buna göre şirketin fiili dolaşım oranı yüzde 25’in altındaysa tek serbest fon bu hisseyi yüzde 8 oranında taşıyabilecek, aynı yönetici ve kurucuya ait tüm fonların bu hissedeki yatırımı yüzde 16’yı aşamayacak. Aynı şekilde şirketin fiili dolaşım oranı yüzde 25-50 arasında ise yüzde 6 tek fonda aynı kurumun fonlarında yüzde 12’ye kadar alınabilecek, halka açıklık oranı yüzde 50-75 arasıyla oranlar yüzde 4 ve yüzde 8’e gerileyecek. Yüzde 75’in üzerinde halka açıklık oranı varsa serbest fonda yüzde 2 aynı kurumun fonlarında yüzde 4 taşınabilecek bu hisse.</p>
<p>Bu kuralda en önemli istisna BİST30 hisselerine verildi. Ayrıca endeks fonları, borsa yatırım fonları ve kamu bağlantılı ihraççılar sınırlamaların dışında kalacak.</p>
<p>Ünvanında döviz, yabancı, para piyasası ve kısa vadeli bulunan serbest fonlara da bu sınırlama olmayacak. BİST30’a girmek artık şirketler için çok daha değerli bir hale gelmiş durumda.</p>
<h2>Hakim ortaksa sınır daha da düşüyor </h2>
<p>Tüm bunların yanı sıra eğer serbest fon yatırımcılarının hakim olduğu şirkete yönelik bir sınırlama daha getiriliyor. Fon yatırımcının kontrol ettiği şirketin paylarında tek serbest fon için fiili dolaşımın yüzde 1’i, aynı yönetici ve kurucuya ait tüm fonlar için yüzde 2 sınır olacak. Sınır sadece hisse için de değil ihraççının tüm enstrümanlarını kapsayacak şekilde genişletildi. Hisselerin yanı sıra serbest fonların diğer yatırım araçlarına yönelik de sınırlamalar yeni yönetmelikte yer alıyor. Serbest fon tek bir ihraççının tedavüldeki borçlanma araçlarının yüzde 10’undan fazlasını alamayacak, sınır yönetim sözleşmesine dayalı kira sertifikalarında yüzde 10, diğer kira sertifikalarında ise yüzde 25 olacak.</p>
<h2>Yönetici sayısına göre fon kurma şartı </h2>
<p>Portföy yöneticileri yeni dönemde çok daha önemli konumda. Buna göre portföy yönetici sayısı kurulabilecek serbest fon sayısında etkili olacak, önceki dönemde özel fonlar hariç serbest fon sayısı yöneticilerin üç katına kadar çıkabiliyordu şimdi serbest fonların toplam sayısı şirkette istihdam edilen portföy yöneticisi sayısını aşamayacak. Yani 5 yöneticisi varsa şirketin eskiden 15 serbest fon kurabilirken şimdi özel fonlar dahil en fazla 5 serbest fon ihraç edebilecek. Bu kural yeni ve sonuçlanmamış başvurularda 29 Ağustos 2026’dan itibaren devreye girecek, mevcut şirketlerin 30 Haziran 2029’a kadar bu kurala uyum göstermesi gerekiyor. Ayrıca her fon için biri sorumlu en az iki portföy yöneticisi görevlendirilecek, bir yönetici 1 Ocak 2029’dan itibaren en fazla 10, 1 Ocak 2031’den itibaren ise en fazla 7 fonda görev alabilecek. Girişim sermayesi yatırım fonları ve gayrimenkul yatırım fonları bu hesabın dışında tutuluyor.</p>
<h2>Büyük işlemlere genel müdür onayı </h2>
<p>Yeni düzenleme büyük pozisyon değişimlerinde genel müdür onayını da şart koşuyor. Buna göre bir aracın son 30 gündeki ortalama değeri, aynı dönemdeki ortalama fon portföy değerinin yüzde 5’i veya üzerindeyse o araca ilişkin her alım ve satım kararının dayanağı olan araştırma ve analiz belgeleri genel müdür onayına sunulacak. Belgeler en az beş yıl saklanacak. İlk onaydan sonra sorumlu yönetici, yatırımın değeri, karşı taraf riski ve yoğunlaşması hakkında en geç 15 günde bir rapor verecek.</p>
<h2>PYŞ’lere yeni sermaye sınırı </h2>
<p>Portföy yönetim şirketlerine sermaye şartı da yeni düzenlemeye girdi. Buna göre 2027 yılı için geniş yetkili portföy yönetim şirketlerinin başlangıç ve asgari ödenmiş sermayesi 500 milyon TL, faaliyetleri sınırlı şirketlerin sermayesi 250 milyon TL olarak belirlendi. Rehberdeki ayrı bir hükme göre aylık ortalama kolektif portföyün yüzde 50’den fazlası serbest fonlardan oluşuyorsa kapsamdaki şirket çıkarılmış sermayesini yüzde 10 nakit artırmak için yılsonunu takip eden 20 iş günü içinde SPK’ya başvuracak. İlk kontrol 2026 yılsonunda yapılacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Daha fazla şeffaflık adına TEFAS’a açıklamalar sıklaşacak</span></h2>
<p>Yönetmelik daha fazla şeffaflık adına TEFAS (Türkiye Elektronik Fon Dağıtım Platformu) açıklamalarını da sıkılaştırıyor. Önceden aylık açıklanan portföy dağılım raporları yeni dönemde haftalık açıklanacak. Bunun yanı sıra bir yatırımcının TEFAS’taki bir fonda payı yüzde 30, 40, 50, 60, 70, 80 veya 90 eşiklerinden birine ulaştığında ya da bu eşiklerin altına indiğinde yatırımcının kimliği ve oranı MKK tarafından KAP’ta açıklanacak. Serbest fonların yatırım yaptığı diğer yatırım fonları yatırımlarına da sınır geldi. Fon sepeti serbest fonlar dışındaki serbest fonlar, diğer fonların katılma paylarına portföylerinin en fazla yüzde 15’i kadar yatırım yapabilecekken tek bir fona yatırımı ise yüzde 10’u aşmayacak şekilde gerçekleşecek. TEFAS’ta işlem görmeyen ve unvanında özel bulunmayan serbest fonlardaki yatırımcı sayısı sınırı da 10’dan 50’ye çıkarıldı. Bu tarz fonlarda kontrol 31 Aralık 2026’da başlayacak.</p>
<p><strong>Teminat için BİST30 kullanılacak </strong></p>
<p>Serbest fonların para piyasası işlemleri ve borçlanma araçları işlemleri fon portföyünün yüzde 20’si ile sınırlandırılıyor. Ve artık borsa dışı repo işlemlerine hisse dayanağı olarak sadece BİST30 hisseleri kullanılabilecek. Ters repo teminatı en az yüzde 105 olacak, belirli güvenli varlıklarda yüzde 100 uygulanabilecek, kurucuyla ilişkili tarafların ihraçları teminata konu araçların yüzde 25’ini aşmayacak. Uzmanlara göre böylece düşük dolaşımlı hisseyi teminat yaparak kaldıraç modeli de böylece sona erecek. Öte yandan katılım fonları hariç para piyasası fonlarının portföylerinin en az yüzde 10'u devlet iç borçlanma senetleri veya Hazine'nin Varlık Kiralama Şirketi tarafından ihraç edilen kira sertifikalarına yönlendirilecek. Para piyasası fonlarında toplam mevduat ve katılma hesabı sınırı yüzde 50 olarak kalırken fonlar 31 Mart 2027’ye kadar bu kurallara uyacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/spk-yatirim-fonlarina-nester-vurdu-86486</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/4/1280x720/spk-1766126143.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK 28 Ağustos tarihli kararıyla temelini serbest fonların oluşturduğu yatırım fonlarına ilişkin rehberi tamamen yeniledi. Buna göre yeni rehberle serbest fonların tek bir hisse, şirket, ihraççı veya işlem üzerinde aşırı yoğunlaşmanın önüne geçmek hedeflenirken portföy yönetim şirketlerine sermaye ve yönetici sınırı da getiriliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayicinin-hesabini-nakliye-bozuyor-86520</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayicinin hesabını nakliye bozuyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi Başkanı Nadir Küpeli ile sohbet ediyoruz. Küpeli, bir ürünün satışını yaparken yapılan hesaplamaların değiştiğini söyledi…</p>
<p><strong>-Eskiden önce ürün + nakliye yazıyorduk. </strong></p>
<p>-Peki ya şimdi?</p>
<p>-Nakliye + ürün/mal hizmeti yaparak hesaplıyoruz!</p>
<p><strong>İlk bakışta basit bir maliyet hesabı gibi görünüyor</strong>. Ancak, bu hesaplama Türkiye sanayisinin rekabet denkleminde taşların yer değiştirdiğini gösteriyor.</p>
<p>Eskiden bir ürünün fiyatını hesaplarken önce ürünün kendisine bakılırdı. Hammadde ne kadar? İşçilik ne kadar? Enerji ne kadar? Üretim maliyeti ne kadar?</p>
<p>En sonunda nakliye eklenirdi!</p>
<p><strong>Günümüzde ise üretmek kadar, ürettiğiniz ürünü müşteriye ulaştırmak da önemli bir maliyet haline geldi.</strong> Bölgemizde yaşanan son savaşların ardından bazı durumlarda nakliye, ürünün kendisinden daha belirleyici olabiliyor.</p>
<p>Sanayici “bu ürünü kaça satıyorum” hesabından ziyade “bu ürünü müşteriye kaça ulaştırıyorum” hesabı yapıyor…</p>
<p>Rekabet sadece fabrikaların arasında yaşanmıyor. <strong>Limanlar, demiryolları, karayolları, depolar, gümrükler ve lojistik merkezler de rekabetin </strong>parçası haline geliyor.</p>
<p>Geleceğin sanayi kentleri sadece iyi üreten kentler olması yeterli değil! <strong>Aynı zamanda iyi bağlanan kentler olacak.</strong></p>
<p>Limanlara, demiryollarına, karayollarına, lojistik merkezlere ve küresel tedarik zincirlerine ne kadar iyi bağlanıyorsanız, rekabet gücünüz de o kadar yüksek olacak.</p>
<p><strong>ESKİŞEHİR LİMANA BAĞLANIYOR</strong></p>
<p>Eskişehir sanayisi uzun yıllar boyunca liman bağlantısını gerçekleştiremedi! Eskişehir OSB ile TCDD Hasanbey Lojistik Merkezi’ni birbirine bağlayacak olan demiryolu hattı için 30 yıl bekledi. OSB Başkanı Nadir Küpeli’nin yoğun çabaları sonucu bağlantı yolunun yapımı sona ermek üzere!</p>
<p>Küpeli, bağlantı yolunun önemini şu cümlelerle açıklıyor:</p>
<p><strong>-Eskişehir OSB’de üretim yapan sanayi kuruluşu, ürünlerini doğrudan demiryoluyla limanlara ulaştırabilecek</strong>. Ürünlerimiz, demiryolu aracılığıyla iç piyasaya ve ihracat noktalarına <strong>çok daha hızlı ve düşük maliyetle ulaşabilecek</strong>. Bölgeden yapılan ihracatın, bu hat sayesinde önümüzdeki 5 yıl içerisinde en az yüzde 35 oranında artmasını hedefliyoruz.</p>
<p>Eskişehir sanayisi, denizlere ve demiryoluna bağlanmayı geç kalsa da, hayata geçirmek üzere! Eskişehir’in demiryoluyla limanlara bağlanması yalnızca bir ulaşım yatırımı değil, <strong>doğrudan rekabet gücü yatırımıdır.</strong> Yeni dönemde kazanan, ürettiğini ucuza, hızlı ve güvenli ulaştırabilen olacak.</p>
<p>Bugün tamamlanmak üzere olan Hasanbey bağlantı hattı geleceğin önünü açarken, geçmişte kaçırılan fırsatın büyüklüğünü de gözler önüne seriyor. <strong>Sanayici üretim tesisine yatırım yaptı, teknolojiye yatırım yaptı, insan kaynağına yatırım yaptı!</strong> Ürettiği ürünü dünyaya taşıyacak son halkayı tamamlamak için ise onlarca yıl bekledi.</p>
<p>Eskişehir sanayisi 30 yıllık gecikmenin ardından yakaladığı bu avantajı hızlı bir büyümeye dönüştürmek zorunda<strong>. Fabrikalarımız için dünyaya yeni bir kapı açılıyor.</strong></p>
<p>Eskişehir bu yeni döneme iyi bir başlangıç yapmak üzere…</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayicinin-hesabini-nakliye-bozuyor-86520</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi Başkanı Nadir Küpeli ile sohbet ediyoruz. Küpeli, bir ürünün satışını yaparken yapılan hesaplamaların değiştiğini söyledi… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/mutfak-sektoru-uretim-inovasyon-markalasma-ve-ihracatla-buyuyor-86509</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mutfak sektörü üretim, inovasyon, markalaşma ve ihracatla büyüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye, mutfak kültürü oldukça güçlü olan bir ülke. Şehirde de kırsalda da mutfaklar, evlerin kalbi konumunda. Bu durumun yarattığı ihtiyaçlar ise tek bir sektörün sınırları içinde tanımlanamayacak kadar büyük bir ekosistem yaratıyor. Bir evin mutfağına bakıldığında aslında Türkiye sanayisinin geniş bir fotoğrafı ortaya çıkıyor. Mobilyadan beyaz eşyaya, küçük elektrikli ev aletlerinden yemek takımlarına, cam ve porselenden plastik ürünlere, evye ve armatürden paslanmaz çelik ekipmanlara kadar çok sayıda sektör, bir evin aynı odasında buluşuyor. Otel, restoran, hastane, okul ve toplu yemek tesisleri devreye girdiğinde ise bu zincire endüstriyel mutfak ekipmanları da ekleniyor ve karşımıza dev bir sektör çıkıyor.</p>
<h2>25 milyar dolarlık ekosistem </h2>
<p>Ev ve Mutfak Eşyaları Federasyonu’nun (EVFED) temsil ettiği züccaciye, mobilya, plastik, aydınlatma, endüstriyel mutfak ve paslanmaz çelik sektörleri, 950 binden fazla kişiye istihdam sağlıyor, yıllık yaklaşık 26 milyar dolarlık ihracat gerçekleştiriyor ve yaklaşık 5 milyar dolarlık dış ticaret fazlası oluşturuyor. Sektörün istihdamı ise Türkiye toplamının yaklaşık yüzde 3’ü gibi önemli bir bölümüne karşılık geliyor. Bu tablo bize mutfak ekonomisinin yalnızca tüketiciye sunulan nihai ürünlerden ibaret olmadığını gösteriyor. Ürünlerin arkasındaki metal, plastik, cam, seramik, elektrik-elektronik, mobilya ve makine üretimi de ekosistemin parçası. Dolayısıyla mutfak, farklı sanayi kollarının aynı tüketim alanında kesiştiği önemli bir üretim üssü niteliğinde diyebiliriz.</p>
<h2>Endüstriyel mutfakta ihracat 2 milyar dolara yaklaştı </h2>
<p>Ekosistemin profesyonel tarafında ise endüstriyel mutfak sektörü öne çıkıyor. ZÜCDER’in 2025 yılı sonunda yaptığı açıklamaya göre, Türkiye’nin endüstriyel mutfak sektöründeki ihracatı yaklaşık 3 milyar dolara ulaştı. Ev tipi mutfak sektörünün ihracatı ise yaklaşık 3,3 milyar dolar olarak gerçekleşti. Üstelik Türkiye, endüstriyel mutfaktan ev ve mutfak eşyalarına kadar uzanan geniş üretim gücüyle küresel pazarda kendine önemli bir yer edinmiş durumda. Türk üreticileri bugün 150’den fazla ülkeye ulaşırken, bugün artık ürünlerimiz dünyanın en prestijli organizasyonlarında karşımıza çıkıyor. Bunun en dikkat çekici örneklerinden biri Karaca’nın Oscar yolculuğu. Marka, 2026’da Oscar’ın resmi davet yemeğinde üçüncü kez yer aldı, yemekler Karaca’nın sofra ürünleriyle servis edildi. Bir Türk markasının Hollywood’un en önemli gecelerinden birinin sofrasında yer alması, sektörün geldiği noktayı anlatan rakamlardan çok daha çarpıcı bir başarı hikayesi.</p>
<h2>Yeni konutlar talebi besliyor </h2>
<p>Mutfak mobilyası tarafında ise konut piyasasındaki hareketliliğe paralel bir büyüme var. Yeni konutlarda mutfak mobilyaları ve ankastre ürünler kaliteyi artıran, alıcısının dikkat ettiği önemli unsurlar. Aynı zamanda ikinci el konut piyasasındaki yenileme talebi de sektörü besliyor. Yeni ev sahipleri için mutfak, dolaplardan tezgâha, evyeden armatüre, aydınlatmadan beyaz eşyaya kadar yenilenebilen başlıca yaşam alanlarından biri. Bu nedenle mutfak mobilyası, konut satışlarının yanı sıra yenileme ve tadilat harcamalarından da pay alarak yıl boyunca canlılığını koruyor.</p>
<h2>Tasarım mutfağın ruhunu değiştiriyor </h2>
<p>Mutfakta artık tek tip çözümler yerine, kullanıcıların yaşam biçimine göre şekillenen tasarımlar öne çıkıyor. Açık mutfaklar, mutfak adaları, gizli depolama alanları ve ankastre sistemler, mutfağı yalnızca yemek hazırlanan bir yer olmaktan çıkarıp evin yaşam alanlarından birine dönüştürüyor. Tasarımda estetik kadar kullanım kolaylığı ve teknoloji de belirleyici hale geliyor. Türkiye’den çıkan markalar da bu dönüşüme ayak uyduruyor. Vestel’in ankastre ürünlerinde geliştirdiği yeni nesil çözümler bunun dikkat çekici örneklerinden biri. Markanın ankastre fırınlarının 2025’te Almanya’da düzenlenen Kitchen Innovation Award’da “Best of the Best” ödülünü alması, yerli üreticilerin mutfak teknolojilerinde tasarım ve inovasyonla da fark yaratabildiğini gösteriyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sosyal medya mutfağın vitrini oldu</span></h2>
<p>Mutfak ekonomisindeki dönüşümü yalnızca konut ve gelir dinamikleriyle açıklamak eksik olur. Sosyal medya pek çok şeyde olduğu gibi tüketicinin mutfağa bakışını da değiştiriyor. Kişisel hesaplar, mutfağı evin görünmeyen çalışma alanından çıkarıp yaşam tarzının sergilendiği bir vitrine dönüştürüyor. Yemek videoları, kahve içerikleri, mutfak düzenleme paylaşımları, yenileme öncesi-sonrası görüntüleri ve sofra sunumları tüketicinin ürünleri keşfetme biçimini değiştirmiş durumda. Artık kahve makinesi, blender veya tencere gibi ürünler tasarımı, rengi ve mutfaktaki görünümüyle de değerlendiriliyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/mutfak-sektoru-uretim-inovasyon-markalasma-ve-ihracatla-buyuyor-86509</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/9/1280x720/mutfak-1788155683.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mutfaklar hiçbir zaman yalnızca yemek pişirilen alanlar olmadı. Çünkü evi ev yapan şey biraz da mutfakta pişen yemeğin kokusudur. Evlerin kalbi diyebileceğimiz bu alan, arkasında yemek takımlarından küçük ev aletlerine, evyeden armatüre, beyaz eşyadan mutfak mobilyasına kadar çok sayıda sektörü aynı alanda buluşturan büyük bir ekosistemi de barındırıyor. Türkiye’de sektör, tasarım, teknoloji, verimlilik ve markalaşma hamleleriyle büyüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gbnin-guncellenmesi-icin-turkiyenin-gerekceleri-hala-gecerli-mi-86498</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GB’nin güncellenmesi için Türkiye’nin gerekçeleri hâlâ geçerli mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MURAT YAPICI - My Advisor Uluslararası Danışmanlık Şirketi Kurucusu</strong></p>
<p>Başlıktaki soruya cevap verebilmek için önce AB ile Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin neden gündeme geldiğine bakmak gerekiyor. 1996’da tam üyeliğe geçişte bir ara aşama olarak kurgulanan Gümrük Birliği (GB), 2005’te başlayan katılım müzakerelerinin çok sayıda faslın bloke edilmesiyle tıkanması sonucu öngörülenden çok daha uzun süre yürürlükte kalmış; kuruluşta öngörülmeyen sorunlar da zamanla belirginleşmiştir.</p>
<p>Ülkemizin rahatsızlıkları esasen GB’nin bir geçiş düzenlemesi olarak tasarlanmasından kaynaklanmaktadır: (1) AB’nin imzaladığı serbest ticaret anlaşmalarının (STA) yarattığı asimetri ve özellikle Cezayir ile Güney Afrika’nın Türkiye ile STA imzalamak istememesi; (2) Türkiye’nin AB’nin karar alma mekanizmalarında yer alamaması; (3) Türk taşımacıların karşılaştığı kara yolu kotalarıdır.</p>
<p>AB’nin temel rahatsızlığı ise Türkiye’nin GB’ye aykırı korumacı uygulamalarından kaynaklanmaktadır. Üyelik müzakerelerindeki tıkanıklık, Türkiye’nin GB yükümlülüklerini yerine getirme iradesini zayıflatmış; 2011’de tekstil ve konfeksiyonda başlayıp farklı ürün gruplarına yayılan ilave gümrük vergileri ve gözetim önlemleri sorun olmuştur. AB’nin başlıca şikâyetleri arasında ilaç ve tarım ürünlerindeki tarife dışı engeller de bulunmaktadır.</p>
<p>Sorunların ortaklık organlarında çözülememesi üzerine Avrupa Komisyonu 2011’de bir tahkim mekanizması kurulmasını, ardından hizmetler, tarım, coğrafi işaretler ve kamu alımları gibi alanların da müzakere edilmesini talep etmiştir. Türkiye ise GB Kararı’nın salt bir ticaret anlaşması değil, AB’ye katılım sürecinin bir aşaması olduğunu, katılım ilerledikçe sorunların da kendiliğinden çözüleceğini savunarak bu önerileri reddetmiş; önceliğinin GB’nin kapsamını genişletmek değil, üyelik olduğunu vurgulamıştır.</p>
<p>Öte yandan 2001 ekonomik krizi sonrası uygulanan istikrar programı ve 2004’te müzakerelere başlama kararı, ülkeye önemli ölçüde doğrudan yabancı sermaye çekmiş; ihracat da sıçrama yapmıştır. AB ile rekabetten güçlenerek çıkan Türk sanayii, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Balkan ülkeleriyle yapılan STA’lar sayesinde bu bölgelere ihracatını ve yatırımlarını artırmıştır.</p>
<p><strong>STA asimetrisi büyüyen </strong><strong>bir soruna dönüştü</strong></p>
<p>AB’nin 2006’da başlattığı Küresel Avrupa Stratejisi ile neredeyse tüm dünya STA hedefi kapsamına alınmıştır. Türkiye ise özellikle hedef pazar olarak gördüğü Afrika ve Latin Amerika’daki ekonomilerle yapılan STA’larda aynı ölçüde paralellik sağlayamamış, STA ağı bakımından giderek AB’nin gerisinde kalmış ve bu durum büyüyen bir soruna dönüşmüştür.</p>
<p>2013’te AB-ABD arasında başlayan Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTIP) müzakereleri, dünyanın en büyük iki ekonomisinin oluşturacağı bloğa dâhil olmayı Türkiye için öncelikli bir hedef hâline getirmiştir. Komisyon ve ABD ile yürütülen üst düzey görüşmelerde, Türkiye’nin TTIP’e dâhil olmasının veya ABD ile yeni nesil bir STA müzakeresine başlamasının yolunun GB’nin modernizasyonundan geçtiği ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Ayrıca AB, son yıllarda imzaladığı yeni nesil STA’larla üçüncü ülkelere tarım, hizmetler, yatırım ve kamu alımlarında Türkiye ile olan ortaklıktan daha kapsamlı tercihli düzenlemeler tanımıştır. Türkiye de benzer şekilde GB’den daha geniş kapsamlı STA’lar müzakere etmeye başlamış ve AB ile ilişkilerini bu yeni çerçevede geliştirmenin, tam üyelik hedefine yaklaşmak dâhil birçok açıdan yararlı olacağı değerlendirilmiştir.</p>
<p>Dönemin Ekonomi Bakanı Sn. Nihat Zeybekci’nin inisiyatifiyle, başta STA meselesi olmak üzere sistemik sorunlara çözüm bulunması ve AB ile tercihli ilişkilerin yeni alanlara genişletilmesi amacıyla Gümrük Birliği’nin güncellenmesine yönelik girişimler 2014 yılının ilk çeyreğinde başlamıştır. AB Genel Müdürü olarak başkanlığını yaptığım teknik heyet tarafından 2015 yılında Avrupa Komisyonu ile yürütülen çalışmalar sonucunda müzakere çerçeve belgesi oluşturulmuştur. Ancak 2017 anayasa referandumu sırasında Almanya, Hollanda ve diğer bazı üye ülkelerle yaşanan siyasi gerginlik ve AB’nin Türkiye’nin demokrasi, özgürlükler ve hukukun üstünlüğü alanlarında geriye gittiği yönündeki değerlendirmeleri süreci kilitlemiştir. Almanya hükümeti ayrıca, siyasi kriterlerin yanı sıra GB’ye aykırı ticaret engellerinin kaldırılmasını ön koşul olarak öne sürmüştür. Bu koşullar nedeniyle AB hâlen güncelleme konusunda adım atmamaktadır.</p>
<p>İşin dikkat çekici tarafı, başlangıçta AB’nin talep ettiği GB güncellemesinin son on yılda Türkiye’nin tek taraflı talebine, hatta üyelik hedefinin yerini alan asli bir hedefe dönüşmüş olmasıdır.</p>
<p><strong>Güncellemenin gerekçeleri zayıfladı</strong></p>
<p>Daha da önemlisi, ülkemizi güncellemenin gerektirdiği reform niteliğindeki politika değişikliklerine yönelten STA’lara erişim ve TTIP’e katılım gibi hedefler zaman içinde ortadan kalkmıştır. Üstelik Türkiye’nin korumacı bir dış ticaret politikasına yönelmesi, STA’lara bakışını da olumsuz yönde değiştirmiştir. Dolayısıyla, başlangıçtaki gerekçeler ve hedefler zaman içinde büyük ölçüde geçerliliğini yitirmiştir.</p>
<p>Peki, Gümrük Birliği’nin hangi vizyonla güncellenmesi gerekiyor? Bugün önemli bir hedef hâline gelen AB’nin “Made in Europe” uygulamasının bir parçası olmak, güncelleme için yeterli bir kaldıraç olabilir mi? Bunu bir sonraki yazımda ele alacağım.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gbnin-guncellenmesi-icin-turkiyenin-gerekceleri-hala-gecerli-mi-86498</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ GB’nin güncellenmesi için Türkiye’nin gerekçeleri hâlâ geçerli mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/karadenizde-ticaret-alarm-veriyor-86485</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 06:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karadeniz’de ticaret alarm veriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BARIŞ SEDEF</strong></p>
<p>Rusya-Ukrayna savaşında ateşkes belirsizliği sürerken, savaşın yeni cephesi ticaret gemileri oldu. Rusya’nın Novorossiysk ve Tuapse limanlarına giden ticaret gemileri Ukrayna tarafından vurulurken, Ukrayna’nın Odessa Limanı’na giden gemiler ise Rusya tarafından vuruluyor. Son olarak Lider Bordo Mavi" isimli Türk işletmeli geminin Karadeniz'de Tuapse açıklarında vurulması ve söz konusu gemiyi çekmek üzere ertesi gün gönderilen "Lider Kocatepe" gemisinin de hedef alınmasıyla bölgedeki tansiyon daha fazla yükseldi. Yaşanan olay neticesinde Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi Dışişleri Bakanlığı’na çağrıldı.</p>
<h2>Tahıl fiyatı yüzde 10-12 artabilir </h2>
<p>İki ateş arasında kalan Türk armatörleri ise sorunun çözümü için bir an önce ateşkes ve anlaşma bekliyor. Aksi halde 150 geminin hurdaya gitme riski ve tahıl fiyatlarının globalde %10-12 arasında artış göstermesi söz konusu. Diğer yandan Chevron ürünlerini taşıyan gemilerin ise ne Rusya ne de Ukrayna tarafından vurulmaması dikkat çeken diğer bir detay. EKONOMİ gazetesine süreçle ilgili değerlendirmelerde bulunan İMEAK Deniz Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Tamer Kıran, Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Durmuş Ünüvar ve diğer bakanlık yetkilileriyle bir araya geldiklerini söyledi. Ünvar’ın kendilerine süreçle ilgili görüşmelerin sürdüğünü sorunun çözümü hususunda net tarih bilgisi paylaşamadıklarını ifade etti. Türk Armatörler Birliği ise süreçle ilgili önemli bir rapor paylaştı. Rapora göre Ukrayna kaynakları tarafından sadece Temmuz ayında Ukrayna’nın 206’dan fazla gemiye saldırı düzenlediği, Rusya’nın ise 57 ticaret gemisine saldırı gerçekleştirdiğine yer veriliyor. Rapora göre Türk kontrollü vurulan gemi sayısı 40, Türk bayraklı vurulan gemi sayısı 5 dolayında.</p>
<h2>Saldırılar son bir ayda arttı </h2>
<p>Transbosphor Denizcilik CEO’su Kaptan Mustafa Can, Karadeniz’deki ticaret gemilerine saldırıların son 1 ayda şiddetlendiğine dikkat çekerek, “Bizim de firma olarak 5 gemimiz var. Şu anda Karadeniz açıklarında demirlemiş durumda. Süreç 5 ay sürerse 150 dolayında geminin hurdaya gitmesi söz konusu. 20 tane güzide armatörümüz yok olabilir. Buradaki gemileri Akdeniz’e indirmeye kalkarsanız buradaki marketi çökertmiş olursunuz. Para kazanamıyoruz ve armatörlerin dayanma gücü de giderek azalıyor. Yeni gemi yaptırma şansımız yok” değerlendirmesinde bulundu. Can, normalleşmeye geçilmesiyle birlikte savaş riskine bağlı olarak talep birikmesinin de işin içine dahil edilmesiyle navlunların Karadeniz özelinde sert bir şekilde yükseleceğinin altını çizdi.</p>
<h2>Sigortada harp teminatı verilmiyor </h2>
<p>Howden Türkiye ve Orta Asya Bölgesi Marine, Lojistik &amp; Kargo Genel Müdürü Ülkem Gürdeniz, Ağustos 2026 döneminde Karadeniz bölgesindeki saldırılarda önemli bir artış yaşandığına vurgu yaparak, “Kaydedilen olaylar ağırlıklı olarak Novorossiysk, Tuapse ve Odessa limanları ile Karadeniz açıklarında meydana geldi. Ukrayna kaynaklı saldırılar daha çok Novorossiysk ve Tuapse bölgesindeki gemileri hedef alırken, Rusya kaynaklı saldırılar ise Odessa bölgesindeki gemilere yönelik gerçekleşiyor. Bu gelişmeler, sigorta piyasasında da çeşitli reaksiyonların ortaya çıkmasına neden oldu. Bazı sigortacılar sefer bazlı harp teminatı sağlamaktan kaçınırken, bazıları ise yalnızca mevcut yıllık harp poliçesi sundukları gemilere teminat vermeyi tercih ediyor. Bunun sonucunda, harp risk primi oranlarının bazı durumlarda %10 seviyelerine kadar yükseldiği görülüyor. Haziran ayında %0,07 seviyelerinde, hatta bazı Karadeniz limanları için %0,03 seviyelerinde teminat bulunabilen bir ortamdan, bugün %10 seviyelerine ulaşan oranların konuşulduğu oldukça farklı bir piyasa koşuluna geçmiş durumdayız” dedi.</p>
<h2>İki ülkenin çiftçileri zor durumda </h2>
<p>İstanbul Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Kazım Taycı, Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle işlenmiş tahıl ürünleri fiyatlarının dünya genelinde yüzde 4-4,5 oranında artış gösterdiğine değindi. Taycı, "Karadeniz'de tahıl koridoru süreci tamamen kesildi. Artık ne Ukrayna'dan ne de Rusya'dan Türkiye'ye ürün geliyor. İki ülkenin çiftçileri de zor durumda. Ürünlerini tarladan kaldıramıyorlar. Satışları neredeyse durma noktasına geldi. Dünyanın tahıl ihtiyacının yüzde 40'ı iki ülkeden gideriliyor. Bu ülkeler ürünlerini dünyaya açamadığı için fiyatlar şimdiden yüzde 4-4,5 artmış durumda. İki ay içinde sorun çözülmezse artış yüzde 10'ları geçebilir" dedi.</p>
<h2>İşlenmiş tahıl ihracatı etkilenecek </h2>
<p>Türkiye’nin Ukrayna ve Rusya'dan aldığı tahılları işleyerek dünyaya ihraç ettiğine vurgu yapan Taycı, “Geçen sene 13 milyar dolar tutarında ihracat gerçekleştirdik. Bu sene de yaklaşık olarak aynı rakamı tutturmayı hedefliyoruz. Bu ürünler katma değeri yüksek ve ülke ekonomisine ciddi katkı sağlayan ürünler. Eğer tahıl koridoru yeniden açılmazsa ihracatımızda uzun dönemli ciddi zararlar görebiliriz. Bakanlıklarımızın diplomatik yollardan atacağı adımları bizler de destekliyoruz. Hem Türkiye hem dünya için önemli bir girişim olacaktır" ifadelerini kullandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Artan maliyet sofralara yansıyacak</span></h2>
<p>MÜSİAD Tarım, Gıda ve Hayvancılık Sektör Kurulu Başkanı Emrullah Gökhan, Novorossiysk ve Tuapse limanları yakınlarında iki gün içinde beş tahıl gemisinin vurulduğuna dikkat çekerek, “Chicago Ticaret Borsası’nda (CBOT) işlem gören buğday vadeli kontratlar üç yılın zirvesine çıkmış, yıllık artış yüzde 38’i aşmıştır. Ukrayna’nın bu sezonki tarım ihracatının öngörülen seviyenin yaklaşık yarısında kalması, Rusya’nın ağustos ayı sevkiyatlarının ise geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 50’den fazla gerilemesi beklenmektedir. Bu durum daha uzun rotalar, daha yüksek navlun ve daha pahalı sigorta maliyetleri demek. Bu maliyetlerin tamamı eninde sonunda sofralara yansıyacaktır” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Karayolunda fiyatlar %100 arttı </span></h2>
<p>Yaş meyve ve sebze ihracatında Rusya, Türkiye’nin amiral pazarı konumunda. Ancak 7 aylık dönemde ihracat %33’ün üzerinde azaldı. Şüphesiz ihracatın azalmasındaki dinamiklerin başında Ukrayna’nın ticaret gemilerine saldırması da etkili. Türkiye Meyve Sebze Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı Hayrettin Uçak, “Samsun’dan yükleme yapamıyoruz. Yüklenen ürünleri de geri çekmeye başladık. Ürünlerimizi karayoluyla gönderme seçeneğine yöneldik. Ancak burada da araç bulamıyoruz. Yabancı plakalı araçlar 5 bin dolardan 10 bin dolara kadar fi yatları çıkardı. Araç bulsak bile bölgeyi bilen şoför bulamıyoruz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/karadenizde-ticaret-alarm-veriyor-86485</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/8/1280x720/gemi-suveys-lojistik-1764735650.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’den Rusya ve Ukrayna’ya giden ticaret gemilerinin savaşan taraflarca vurulması, Karadeniz’deki ticareti durma noktasına getiriyor. Son dönemde Türk kontrollü ve Türk bayraklı 50’ye yakın gemi vuruldu. Sektör temsilcileri, “Koster gemilerinin Karadeniz’deki hayat damarı koptu” uyarısında bulunurken, sürecin devam etmesi halinde ise 5 ay içerisinde 150 geminin hurdaya çıkabileceğine dikkat çekiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tc-cevre-sehircilik-ve-iklim-bakanina-acik-mektup-86526</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanı’na açık mektup…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HAKAN ATİS</strong></p>
<p>Son aylarda İzmir’de ilçe belediyeleri tarafından vatandaşlara deyim yerinde ise şakır, şakır tebligat gönderiliyor. Örneğin, Karşıyaka’da ilk etapta 1. Grup olarak adlandırılan 600 dolayında apartmana resmi yazı gönderildi. İlçe 4 bölgeye ayrılmış durumda. Söz konusu zarflarda binalarda yapılan incelemelerin sonucu açıklanarak kentsel dönüşümün önü açılıyor. Buraya kadar sorun yok! Zira, deprem gerçeği ile yaşayan İzmirliler, konuya oldukça duyarlı. Belediyeler de öyle… Üst otorite diyeceğimiz T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı da tüm gücüyle çalışıyor. Sözün özü, hem kamu otoriteleri hem de vatandaşlar aynı takımın oyuncusu. Sürecin bu tarafında farklılık yok. Ancak, iş yıkım kararı almaya, o sürece girmeye ve devamında da yeniden inşa aşamalarına geldiğinde halkın kafası karışıyor. İlçe belediyelerine ve İBŞ’ye koşmaktan yorgun düşüyorlar.</p>
<p>Ortada resmi tebligatlar, bölgelere göre belirlenmiş binlerce apartman ve aklı karışmış vatandaşlar var.  Geçen ay yayımlanan deprem ve İzmir odaklı yazımda Yeni Asır’ı kaynak göstermiş ve kentte yaklaşık 880 bin konutun dönüşüm beklediğini paylaşmıştım. Bu tablo, Türkiye’nin beyaz incisinin karşı karşıya bulunduğu en önemli sorunun ne olduğunu çok net gösteriyor. Az önce de ifade ettiğim gibi belediyeler ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı kolları sıvamış durumda.  Ben de bu çabalara geniş açıdan yaklaşmak ve önerilerimi paylaşmak istiyorum.</p>
<p><strong>Periyodik bilgi ihtiyacı</strong></p>
<p>İzmirliler şunları merak ediyor. Dünya Bankası’ndan sağlandığı söylenen, ilk yılı ödemesiz, geri kalanının 180 ayda ceplerden çıkacağı vurgulanan 3’er milyon TL kredi kimleri kapsıyor? Koşulları nedir? Tekrarı mümkün mü?  Az önce altını çizdiğim gibi vatandaşların kafası karışık, gönlü yorgun, zihinleri durma noktasına gelmiş vaziyette. Oysa iletişim çağında yaşıyoruz, bir yığın bilgi kaynağına sahibiz. Gazeteleri, dijital medyayı, kentlerin gözde bilgi kaynağı reklam panolarını, tramvayları, metroları, muhtarlıkları, hava limanını, otobüs duraklarını, taksi ve minibüs duraklarını, cep telefonu mesajlarını, vapurları ve bu konuyla ilgili bütün mecraları bütünleşik ve sürekli güncellenen bilgilerle donatmak mümkün. İzmir’deki kamu otoritesi bunu yapabilecek güçte. Tek merkezden periyodik yapılacak soru-cevap eksenli bilgilendirmeler kamuoyundaki kafa karışıklığını önemli ölçüde giderecektir.  </p>
<p>Bu konunun diğer tarafına gelince… İzmir’deki müteahhitlerin büyük bir kısmı deyim yerindeyse topa girmekten kaçınıyor. Maliyetlerin yüksekliğinden yakınıyor! Proje yapmayı kabul etseler bile vatandaşlardan hane başına 1-2 milyondan başlayıp 5-6 milyona kadar çıkan ek ücret talep ediyorlar! Bu durum kentsel dönüşümün önündeki en büyük bariyer. Çözümü zor değil aslında.</p>
<p><strong>Hükümet desteği şart</strong></p>
<p>T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanlığı, mevcut yapıları bir veya iki kat artırırsa müteahhitlerin elleri rahatlar. Önemli olan depreme dayanıklı konut yapmaksa bir, iki kat fazla olması sorun teşkil etmeyeceği gibi tüm tarafların içi rahat eder. Örneğin, İzmir’in Yeni Girne Mahallesi’nde 10-12 kat yüksekliğinde apartmanlar var. Lakin, ilçede beş, altı kat seviyeleri yaygın. Neden? Bu durum nasıl izah edilebilir? Hali hazırda Karşıyaka’da ek kat izni verilmeyeceği konuşuluyor! Diyorum ya, halkın kafası çok karışık. T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanı Sayın Murat Kurum’a çağrıda bulunuyorum. Sayın Bakanım, ilk İzmir seyahatinizde bana 30 dakikanızı ayırın lütfen. Karşıyaka’da yaşanan ve çözümü zor olmayan tabloyu isterseniz havadan, isterseniz karadan bizzat göstereyim. Kent genelinde de yaşanan bu sorun Ankara el atarsa çözülür. Bundan eminim. AK Parti, yerel seçimlerde İzmir’i kazanmayı hedefliyorsa bu problemi ek kat izniyle mutlaka aşmalıdır. Aksi halde maddi imkanı olmayan ve müteahhitlere ek ödeme yapamayan binlerce vatandaşın projelerde yaşayacakları mecburi ve ciddi metrekare kayıpları toplum hafızasında negatif algı olarak kalacaktır.</p>
<p><strong>Hukukçu gözüyle</strong></p>
<p>Deprem gerçeği ile ilgili bilim dünyasından yapılan önemli bir yorumu da aktarmak istiyorum.  Ülkemizin saygın yükseköğretim kurumlarından Yaşar Üniversitesi’nin Hukuk Fakültesi’nde Öğretim Üyesi olan Doç. Dr. Onur Kaplan, Dünya Bankası destekli kentsel dönüşüm kredisinin makro çözüm değil, başarılı bir model denemesi olduğunu belirterek, hak kaybı yaşanmaması için profesyonel hukuki desteğin imza atılmadan önce alınması gerektiğini söylüyor. Deneyimli hukukçu değerlendirmesini şöyle tamamlıyor: ‘’Bu uygulama süreç üzerinde ciddi bir idari denetim imkânı doğurmaktadır. Ancak pilot uygulama, kılavuzlarda sayılan ve İzmir’in de içinde olduğu yedi il ile sınırlı. Bu durum gösteriyor ki, şu aşamada bir makro çözüm değil, daha ziyade finansman modeli denemesidir. Aylık yüzde 0,69 faiz, 180 ay vade ve ilk yıl geri ödemesiz kredi piyasa koşullarının belirgin biçimde altındadır. Süreçte hak kaybı yaşanmaması için profesyonel hukuki desteğin ihtilaf çıktıktan sonra değil, henüz imza atılmadan önce alınması gerekir. Ayrıca bağımsız bölüm bazında eklentileri de gösteren paylaşım cetveli, teslim süresi ile bu sürenin başlangıç anı, uygulanabilir bir gecikme cezası, arsa payı devrinin peşin değil ruhsat ve iskân aşamalarına bağlı kademeli yapılması ve teminat ile fesih hâlinde tasfiyenin nasıl yapılacağı dikkatle incelenmeli. Kredili modele özgü olarak hak ediş takvimi ve karşılığı yapılmayan hak ediş riskinin kimde kalacağı açıkça yazılmalıdır.’’</p>
<p>Şimdilik bu kadar… Ekonomi Ege Eylül sayısında yeniden buluşmak üzere esen kalın.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tc-cevre-sehircilik-ve-iklim-bakanina-acik-mektup-86526</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/6/1280x720/tc-cevre-sehircilik-ve-iklim-bakanina-acik-mektup-1788161115.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Son aylarda İzmir’de ilçe belediyeleri tarafından vatandaşlara deyim yerinde ise şakır, şakır tebligat gönderiliyor. Örneğin, Karşıyaka’da ilk etapta 1. Grup olarak adlandırılan 600 dolayında apartmana resmi yazı gönderildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/candarli-limaninin-tek-kurtulus-recetesi-denizustu-resler-86523</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çandarlı Limanı’nın tek kurtuluş reçetesi: Denizüstü RES’ler…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SERKAN AKSÜYEK</strong></p>
<p>Temeli 2011 yılı Mayıs ayında, bir ay sonra yapılacak genel seçimlerin hemen öncesinde atılan Çandarlı Limanı, geçen 15 yılda belirsizliğini koruyor.  Dikkatli okurlarımız anımsayacaktır. Nasıl Bir Ekonomi’nin sayfalarında 2010 yılındaki planlama aşamasında yapılan bilimsel çalışmaların, bu limana ihtiyaç olmadığını ortaya koyduğunu belirtmiştim. <em>(Bknz, 30 Aralık 2024) </em>Ancak halk deyişiyle olmuşla ölmüşe çare yok. Bugünden sonra limanın milli ekonomiye nasıl ve ne şekilde kazandırılacağı tartışılmalı.</p>
<p>Aslına bakarsanız 2024 yılı Ocak ayında bu konuyla ilgili önemli bir gelişme yaşanmıştı. İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA), Enerji Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ENSİA) ve Gemi İnşa Sanayicileri Birliği (GİSBİR) ortaklığında kamuoyu ve enerji sektörü paydaşlarıyla paylaşılan “Denizüstü Rüzgâr Enerjisi Yol Haritası ve Sanayi Envanteri Tanıtım Toplantısı”nda İzmir Valisi Dr. Süleyman Elban müjdeyi vermişti.</p>
<p><strong>İKİ BUÇUK YILDIR NEDEN SES YOK? </strong></p>
<p>Çandarlı Limanı projesinin, Denizüstü Rüzgâr Enerjisi Santralleri’nin (DRES) üretim merkezi olacağını müjdeleyen Elban, Türkiye’nin enerji yoksulu bir ülke değil, “enerjiyi üretme yoksulu bir ülke” olduğunu belirtmişti. Elbette bu saptamaya hak vermemek mümkün değildi. Rüzgârında, güneşinde, jeotermalinde, biyokütlesinde ihtiyacının kat be kat fazlası saklı olan Türkiye; enerji üretiminin kabaca yarısını doğal gaz ve kömür gibi ithal ettiği kaynaklarla gerçekleştiriyor. Bir yarımada ülkesi olan Türkiye’nin, Denizüstü RES’lerin üretim merkezi olmaması mümkün değil. Türkiye’deki dört türbin kanadı fabrikasının tamamına, yedi kule fabrikasının dördüne, iki döküm tesisinden birisine ev sahipliği yapan İzmir’den söz ediyorum.</p>
<p>Ve altını çizerek ifade edelim: Rüzgâr endüstrisinde bu ölçekte kümelenen dünyada başka bir şehir yok. İzmir'de rüzgâr sanayisinde faaliyet gösteren firmalar, Türk rüzgâr endüstrisinin toplam cirosunun yüzde 85’ini oluşturuyor. Bu dev birikimin, Denizüstü RES’lerin üretimini yapması; daha da ötesinde İzmir’in Ege, Akdeniz ve Karadeniz havzasının üretim merkezi olması işten bile değil. Ancak bu büyük vizyon için hem İzmir’de hem de denizin kenarında konuşlanan bir üretim merkezine ihtiyaç var. İşte bu üretimin en uygun koşullarda yapılabileceği tek seçenek, 15 yıldır yılan hikâyesine dönüşen Çandarlı Limanı projesi…</p>
<p><strong>İZKA 2022’DE RAPORLAŞTIRDI</strong></p>
<p>Aslına bakarsanız, İzmir Kalkınma Ajansı’nın (İZKA) bu konuda çok özgün bir çalışması bulunuyordu. Türkiye’deki 26 kalkınma ajansı içinde en iyi çalışan ajanslar arasında başı çeken İZKA, “görevi olmamasına rağmen” Çandarlı Liman sahası ve hemen arkasında bulunan alanda “Temiz Enerji İhtisas Organize Sanayi Bölgesi” kurulması için 2022 yılında çok önemli bir doküman ve vaziyet planı hazırlamıştı. Ancak aradan geçen iki buçuk sene içerisinde ne sayınVali’den ne de ilgili bakanlıklardan bir ses işitilmedi. Oysa aynı toplantıda Vali Elban, Çandarlı Limanı’nın bu alanda ekipman üretimine odaklanması için Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile çok ciddi bir çalışma içerisinde olduklarını vurgularken, sektör paydaşlarının da bu yönde büyük heyecan içerisinde olduklarını belirtmişti.</p>
<p><strong>NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ?</strong></p>
<p>Okurlarımızın zihninde, “Denizüstü RES’ler neden bu kadar önemli?” sorusunun canlandığını görür gibiyim. Başta Kuzey Avrupa ülkeleri ve İngiltere olmak üzere pek çok gelişmiş ülke, 30 yılı aşkın süredir denizlerde esen rüzgârdan enerji üretiyor. Bu santrallere, sadece enerji üretimi gözüyle bakılmıyor. Denizlerdeki Münhasır Ekonomik Bölgelerin (MEB) sınırlarının genişletilmesinde, “milli güvenliği güçlendiren bir unsur” olması noktasına odaklanan stratejik bir bakış açısı da egemen.  </p>
<p><strong>AÇIK VE ŞAFFAF OLMALI </strong></p>
<p>Temmuz ayı sonu itibarıyla tüm enerji kaynaklarının toplamında, 126 bin MW elektrik enerjisi kurulu gücüne sahip olan Türkiye, yerli ve temiz enerji üretiminde adeta varlık içerisinde yokluk çekiyor. Kaynaklarını tam olarak harekete geçirebilse, dört Türkiye’nin enerjisini üretebilecek, dışa bağımlılık zincirlerini kırabilecek, daha da ötesinde enerji ihracatçısı konumuna yükselebilecek bir ülkede yaşıyoruz. Kıt olan dövizimizi, kömür ve doğal gaz gibi hidrokarbon kaynakları ithal etmek ve bunları yakarak elektrik enerjisi üretmekten mutlu olmak… Akla ziyan çelişki yok mu burada?</p>
<p>Ezcümle… Geçen 15 yılda 150 milyon dolar (bugünkü kur seviyesi ile yaklaşık 7,5 milyar TL) harcanan Çandarlı Limanı projesinin akıbeti belli değil. Aklı başında herkesin üzerinde mutabık kaldığı nokta, bu alanın Denizüstü RES’lerin üretim ve ihracat merkezi olmasının en akılcı çözüm olduğu yönünde. Ancak açıklık ve şeffaflık ilkelerine uyum sağlamak koşulu ile. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yürütülen “Yerel Kalkınma Programı Teşvik Hamlesi” kapsamında desteklenen şirketlerin de bu açıklık ve şeffaflık içerisinde olmaları gerekiyor.</p>
<p><strong>KARASAL RES’LERE GÖRE 10 KAT FAZLA İSTİHDAM </strong></p>
<p>Denizüstü RES’lerin üretimi, 40’tan fazla sektöre sipariş veren dev bir üretim mekanizması ve tedarik zincirini besliyor. İstihdam boyutunda ise karada kurulu RES’lere göre on kat fazla istihdam sağlıyor. Türkiye’de deniz kıyısındaki şehirlerin, aynı zamanda yüksek seviyede elektrik tüketen ve sanayi gelişimi olan şehirler olması, DRES’lerin “tüketimin olduğu yerde üretim” ilkesine uygunluğunu da gösteriyor.  İşin bir diğer boyutu ise DRES’lerin aynı zamanda Yeşil Hidrojen üretebilecek teknoloji ile kurgulanması… Tüm bu nedenlerle İzmir Valisi Süleyman Elban’ın müjdesini verdiği</p>
<p><strong>BU COĞRAFYANIN LİDERİ OLABİLİRİZ</strong></p>
<p>DRES’lerin kurulacakları bölgelerde rüzgâr enerji potansiyeli, deniz derinliği ve taban yapısı, kıyıya uzaklığı, çevresel ve sosyal faktörlere dikkat edilmesi gerekiyor.  Ayrıca projelerin askeri yasak bölge ve eğitim-atış sahası içinde olmaması, deniz trafiğini engellememesi ve kıta sahanlığı açısından sorun teşkil etmemesi önem taşıyor. Türkiye’nin DRES’lerde sıfır noktasında olmasının nedenleri arasında; Karadeniz, Ege Denizi ve Akdeniz’in derin denizler olmaları geliyor. Ancak son yıllarda deniz derinliklerinden bağımsız olarak yüzer DRES’lerin kuruluyor olması, Türkiye’yi hem kendi denizlerinde hem de yakın coğrafyasında lider ülke yapma potansiyeline sahip.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/candarli-limaninin-tek-kurtulus-recetesi-denizustu-resler-86523</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/3/1280x720/candarli-limaninin-tek-kurtulus-recetesi-denizustu-resler-1788160639.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Aslına bakarsanız 2024 yılı Ocak ayında bu konuyla ilgili önemli bir gelişme yaşanmıştı. İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA), Enerji Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ENSİA) ve Gemi İnşa Sanayicileri Birliği (GİSBİR) ortaklığında kamuoyu ve enerji sektörü paydaşlarıyla paylaşılan “Denizüstü Rüzgâr Enerjisi Yol Haritası ve Sanayi Envanteri Tanıtım Toplantısı”nda İzmir Valisi Dr. Süleyman Elban müjdeyi vermişti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/jysk-turkiyedeki-14uncu-magazasini-dogrudan-yatirimla-izmirde-acti-86518</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> JYSK, Türkiye’deki 14’üncü mağazasını doğrudan yatırımla İzmir’de açtı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Danimarka merkezli ev ve yaşam ürünleri perakendecisi JYSK, 50 ülkede 3 bin 600’den fazla mağazasıyla faaliyet gösterirken, Türkiye’deki doğrudan yatırımlarını genişletiyor. Şirket açıklamasına göre İzmir’deki ilk mağazasını açan marka, Türkiye’deki mağaza sayısını 14’e çıkararak büyüme stratejisinde yeni bir adım attı.</p>
<p>Yıl sonuna kadar 18 mağazaya ulaşmayı hedeflediklerini belirten JYSK Türkiye Ülke Direktörü Fatih Tezcan, “Önümüzdeki süreçte farklı bölgelerdeki yeni açılışlarla birlikte istihdam yaratmayı, yerel kalkınmayı desteklemeyi ve bölge ekonomilerine katma değer sağlamayı sürdüreceğiz” dedi.</p>
<p>Türkiye pazarındaki yoğun ilgi ve güven ile büyüme yolculuklarına hız kesmeden devam ettiklerini vurgulayan Tezcan, “Ege Bölgesi’nin kalbi ve ticaretin en dinamik merkezlerinden biri olan İzmir’deki ilk yatırımımızı hayata geçirmenin büyük heyecanını yaşıyoruz. Ege Bölgesi’ndeki 4’üncü mağazamızla bölgedeki varlığımızı güçlendirirken, İskandinav ‘hygge’ felsefesini, sade, fonksiyonel ve kaliteli tasarımlarımızı erişilebilir fiyatlarla İzmirlilerle buluşturuyoruz. Yerel istihdama ve bölge ekonomisine katkı sağlarken büyüme rotamızı da kararlılıkla sürdürüyoruz. Ege’deki genişlememizin hemen ardından, Ekim ayında açılışını gerçekleştireceğimiz Ankara mağazamızla birlikte İç Anadolu Bölgesi’ne de güçlü bir adım atacağız. Doğru lokasyonlarda yatırımlarımıza hız vererek Türkiye genelindeki yayılmamızı sürdüreceğiz” dedi.</p>
<p>İzmirli tüketicilere konforlu ve ilham verici bir alışveriş ortamı sunmayı hedeflediklerini vurgulayan Tezcan, “Fonksiyonellik, sadelik ve şıklığı bir araya getiren İskandinav anlayışını yansıtan yeni mağazamız; ilham veren yaşam alanları, özel aydınlatmaları ve sıcak atmosferiyle müşteri deneyimini en üst seviyeye taşıyacak şekilde tasarlandı. Ürün kategorilerimizi ev ve dekorasyon ihtiyaçlarına hızlı ve kolay çözüm sunacak biçimde planladık. Kaliteli, estetik ve erişilebilir fiyatlı ürünlerimizle İzmirlilerin yaşam alanlarına ilham katmayı amaçlıyoruz. Ayrıca FSC sertifikalı ahşap ürünlerimizle kaliteden ödün vermeden sürdürülebilirliği de önceliklendiriyoruz” diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/jysk-turkiyedeki-14uncu-magazasini-dogrudan-yatirimla-izmirde-acti-86518</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/8/1280x720/jysk-turkiyedeki-14uncu-magazasini-dogrudan-yatirimla-izmirde-acti-1788158851.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ JYSK Türkiye Ülke Direktörü Fatih Tezcan, Ege Bölgesi’ndeki 4’üncü mağazalarıyla birlikte bölgedeki varlıklarını güçlendirdiklerini belirterek, &quot;İskandinav ‘hygge’ felsefesini, sade, fonksiyonel ve kaliteli tasarımlarımızı erişilebilir fiyatlarla İzmirlilerle buluşturuyoruz&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/rixos-misir-world-travel-awards-2026dan-7-odulle-dondu-86550</guid>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rixos Mısır, World Travel Awards 2026’dan 7 ödülle döndü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Rixos Hotels Mısır'ın, World Travel Awards Afrika 2026'da yedi prestijli ödül kazanarak önemli bir başarıya imza attığı bildirildi.</p>
<p>Afrika’nın seyahat ve konaklama sektörünün önde gelen temsilcilerini bir araya getiren World Travel Awards Afrika Gala Töreni, 28 Ağustos 2026’da Zanzibar’da gerçekleştirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre Rixos Mısır’ın kazandığı ödüller, aile tatili, her şey dahil konaklama, sahil deneyimi, tarihi miras, lüks villa ve su parkı gibi farklı alanlara yayıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a957051e379a-1788178513.jpg" alt="" width="700" height="501" />Açıklamada, "Kazanılan yedi ödül, Rixos’un Mısır’daki portföyünün çeşitliliğini ve farklı tatil beklentilerine hitap eden yapısını da ortaya koydu. Marka; aileler, çiftler ve lüks tatil arayan misafirler için bulunduğu destinasyonun özelliklerini öne çıkaran farklı konaklama seçenekleri sunuyor. Ödüller, Mısır’ın uluslararası turizmdeki konumunu güçlendirmeye devam ettiği bir dönemde geldi. Rixos Mısır bugün Sharm El Sheikh, Hurghada ve İskenderiye başta olmak üzere ülkenin önde gelen turizm merkezlerinde faaliyet gösteriyor." denildi.</p>
<p>World Travel Awards Afrika 2026’da elde ettiği başarının ardından Rixos Hotels Mısır'ın, misafir deneyimini geliştirmeye, portföyünü büyütmeye ve her şey dahil ile lüks konaklama alanındaki hizmet anlayışını ileri taşımaya devam edeceği vurgulandı. </p>
<p>Rixos Mısır Otelleri CEO’su Erkan Yıldırım, ödüllere ilişkin değerlendirmesinde, “World Travel Awards’tan yedi ödülle dönmekten büyük gurur duyuyoruz. Bu başarı, ekiplerimizin emeğini ve misafirlerimize her zaman yüksek standartlarda, unutulmaz bir tatil deneyimi sunma konusundaki kararlılığımızı yansıtıyor. Bize duydukları güven ve verdikleri destek için tüm misafirlerimize ve iş ortaklarımıza içtenlikle teşekkür ediyoruz.”</p>
<p><strong>World Travel Awards 2026’da Kazanılan Ödüller:</strong></p>
<ul>
<li><strong>Africa's Leading Water Park 2026</strong> –  Rixos Premium Seagate</li>
<li><strong>Egypt's Leading All-Inclusive Resort 2026</strong> – Rixos Sharm El Sheikh Adults Only 18+</li>
<li><strong>Egypt's Leading Beach Resort 2026</strong> – Rixos Premium Magawish Suites &amp; Villas</li>
<li><strong>Egypt's Leading Family Resort 2026</strong> – Rixos Premium Seagate</li>
<li><strong>Egypt's Leading Heritage Hotel 2026</strong> – Rixos Montaza Alexandria</li>
<li><strong>Egypt's Leading Luxury Hotel Villa 2026</strong> – Premium Villa @ Club Privé by Rixos Sharm El Sheikh</li>
<li><strong>Egypt's Leading Resort 2026</strong> – Rixos Premium Magawish Suites &amp; Villas</li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/rixos-misir-world-travel-awards-2026dan-7-odulle-dondu-86550</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/0/1280x720/rixos-misir-alexandria-1788178462.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Rixos Mısır World Travel Awards 2026’da, aile tatili, her şey dahil konaklama, sahil deneyimi, tarihi miras, lüks villa ve su parkı gibi farklı alanlarda toplam 7 ödüle layık görüldü. Rixos Mısır Otelleri CEO’su Erkan Yıldırım, &quot;Bu başarı, ekiplerimizin emeğini ve misafirlerimize her zaman yüksek standartlarda, unutulmaz bir tatil deneyimi sunma konusundaki kararlılığımızı yansıtıyor.&quot; değerlendirmesinde bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizmde-sgk-prim-desteginde-yildizli-basit-konaklamali-tartismasi-86484</guid>
            <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 21:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turizmde SGK prim desteğinde yıldızlı-basit konaklamalı tartışması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Otelciler ve Pansiyoncular Birliği (ANTOB) Başkanı Alp Özel, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın sektöre destek olmak amacıyla başlattığı personel başına 3 bin 500 TL desteğin sadece ‘yıldızlı’ 'Turizm İşletmesi Belgesi' olan otelleri kapsadığını söyledi.</p>
<p>Sektörde ayrımcılık yapılmaması gerektiğini belirten Özel, ‘Basit konaklama belgeli ‘tesislerin de sigorta primi desteğinden yararlandırılması gerektiğini kaydetti.</p>
<p>Turizm sektörüne yönelik 31 Temmuz 2026 itibarıyla yürürlüğe giren sigorta prim desteğini memnuniyetle karşıladıklarını ifade eden Özel, ‘’İşletmelerin istihdam yükünü azaltmayı amaçlayan bu adım, sektör açısından önemli bir destek. Ancak düzenlemede yer alan 'Kültür ve Turizm Bakanlığı Turizm İşletmesi Belgesine sahip konaklama tesisi iş yerleri' ifadesi Basit Konaklama Turizm İşletmesi Belgesine sahip işletmeleri kapsamaması sektörde üzüntü yarattı’’ dedi.</p>
<p>Türkiye'de turizm işletme belgeli toplam 21 bin 420 konaklama işletmesi ve 1 milyon 227 bin 548 yatak kapasitesi bulunduğunu anımsatan Özel, şöyle devam etti.</p>
<p>‘’Bu işletmelerin yaklaşık yüzde 36'sı Turizm İşletme Belgeli, y0üzde 64'ü ise Basit Konaklama Turizm İşletmesi Belgeli tesislerden oluşuyor. Türkiye’de  faaliyet gösteren konaklama işletmelerinin yaklaşık 3'te 2'si Basit Konaklama Turizm İşletmesi Belgesi sahibi. Dolayısıyla teşvikin kapsamına ilişkin yapılacak değerlendirme, sektörün büyük çoğunluğunu doğrudan ilgilendiriyor.’’</p>
<p>ANTOB üyesi işletmelerin çoğunluğunun butik oteller, pansiyonlar, apart oteller ve aile işletmelerinden oluştuğuna dikkat çeken Özel, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Otellerin ve tesislerin büyük bölümü, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu kapsamında Bakanlık tarafından verilen Basit Konaklama Turizm İşletmesi Belgesi ile faaliyettedir. Bu işletmeler yalnızca konaklama hizmeti sunan ticari kuruluşlar değildir. Antalya'nın tarihi dokusunu, kültürel mirasını ve yerel yaşamını misafirlerle buluşturan, turizm gelirinin tabana yayılmasını sağlayan, binlerce kişiye istihdam oluşturan işletmelerdir. Kaleiçi'nden Konyaaltı'na, Kemer'den Alanya'ya kadar Antalya'nın turizm çeşitliliğinin temel taşıdır.’’</p>
<p><strong>"Biz de vergi veriyoruz"</strong></p>
<p>Basit Konaklama Turizm İşletmesi Belgeli tesislerin, ilgili bakanlık tarafından belgelendirildiğini, denetlendiğini ifade eden Özel, ‘’Basit Konaklama Belgeli otellerde istihdam sağlıyor, vergi veriyor, sigorta yükümlülüğünü yerine getiriyor. Ülke turizmine Basit Konaklama Belgeli oteller de hizmet veriyor. Basit Konaklama Belgeli oteller de SGK prim desteğinden yararlandırılmalı’’ dedi.</p>
<p><strong>"İkisi de vergi veriyor, istihdam sağlıyor"</strong></p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkanı Yusuf Hacısüleyman da, yıldızlı ve Basit Konaklama Belgeli oteller arasında ayrım yapılmasına sert tepki gösterdi.</p>
<p>Personel başı 3 bin 500 TL prim desteğinin sadece Turizm ve Kültür Bakanlığı belgeli yıldızlı otellere verilmesini bir türlü anlamadıklarını belirten Hacısüleyman, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Konaklama işletmelerine SGK prim desteği, fiyatlardaki erozyon yani gelirlerdeki azalmanın karşısında alınmış olunan bir destek. Personel başı 3 bin 500 Lira SGK prim desteği sağlandı. Ne yazık ki şunu anlamak mümkün değil. Kültür ve Turizm Bakanlığı, desteği Basit Konaklama Turizm İşletme Belgesi'nin sahibi olan tesislere vermiyor. Neden ayrı tutulduğunu anlamak mümkün değil.  İkisi de bakanlıktan belgeli. Birinin adı basit konaklama tesisi, Antalya'da 1400'ün üzerinde. Diğerinin adı yıldızlı tesisler. Ne fark var? İkisi de vergi ödüyor, ikisi de istihdam sağlıyor, ikisi de aynı maliyetlerle karşı karşıya. Bunun süratle düzeltilmesi için bakanlığa yazı yazdık. Herkes aynı şartlarda yarışmalı. Herkesin maliyeti aynıysa, aynı teşvikler ve aynı uygulamalara sahip olması lazım. Bu konuda çok acil bir düzenleme beklememiz lazım.’’</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizmde-sgk-prim-desteginde-yildizli-basit-konaklamali-tartismasi-86484</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/3/1280x720/otel-resepsiyon-hizmet-1765786581.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Turizm sezonunun iyi gitmemesi ve maliyetlerin çok yükselmesi nedeniyle beş yıldızlı otellere personel başı 3 bin 500 lira SGK prim desteği verilmesi ancak kent içi ve Basit Konaklama Belgeli otellere destek verilmemesi sektörde ‘Yıldızlı Otel’ ve ‘Basit Konaklamalı Otel’ tartışması yarattı. Prim desteğinin Basit Konaklama Belgeli otellere de verilmesi isteniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/emo-antalya-sube-baskani-tat-antalya-buyuyor-elektrik-altyapisi-yeterli-mi-86473</guid>
            <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 21:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şaban Tat: Antalya&#039;nın elektrik altyapısı yeterli değil</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Elektrik Mühendisleri Odası (EMO)Antalya Şube Başkanı Şaban Tat yaptığı açıklamada, tüm kurumlara seslenerek enerji altyapısının imar planlarında öncelikli olarak hazırlanması ve buna göre yatırım yapılması gerektiğini bildirdi.</p>
<p>Tat, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Antalya büyüyor, elektrik altyapısı bu büyümeye hazır mı? Bina bittikten sonra enerji aramak planlama değildir. Antalya hızla büyüyor. Yeni imar alanları açılıyor, kentsel dönüşümle yapı ve daire yoğunluğu artıyor, turizm yatırımları sürüyor. Elektrikli araçlar, şarj istasyonları ve artan tüketim de kentin enerji ihtiyacını büyütüyor. Ancak, Antalya’nın elektrik altyapısı da kentle aynı hızda gelişiyor mu? Bazı bölgelerde milyonlarca lira ödenerek alınan daireler tamamlanıyor; ancak elektrik bağlantısının nasıl sağlanacağı, mevcut şebekenin yeterli olup olmadığı ve yeni trafo ihtiyacının nasıl karşılanacağı belirsiz kalıyor.’’</p>
<p><strong>"İmar planlarında elektrik altyapısı göz ardı edilmemeli"</strong></p>
<p>Bina yapıp sonra enerji aramanın planlama olmadığına dikkat çeken Şaban Tat, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Elektrik altyapısı, yapılaşmanın sonunda çözülecek teknik bir ayrıntı değil; imar planlarının hazırlanması aşamasında ele alınması gereken temel bir kamu hizmetidir. Başta Antalya Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyeleri olmak üzere tüm yerel yönetimlere çağrımızdır. İmar planları hazırlanırken elektrik altyapısını ve trafo ihtiyacını mutlaka dikkate alın. Yeni gelişme alanlarında ve kentsel dönüşüm bölgelerinde yalnızca yapı yoğunluğu ve nüfus hesabı yapılmamalı, bölgenin bugünkü ve gelecekteki elektrik talebi de hesaplanmalıdır.’’</p>
<p>Trafo yerlerinin planlama aşamasında, ihtiyacı karşılayacak yeterli sayıda ve uygun büyüklükte ayrılması gerektiğine dikkat çeken Tat, ‘’Trafo alanlarının sonradan bulunmaya çalışılması; kamulaştırma, mülkiyet ve uygulama sorunları nedeniyle hem yatırımları geciktirmekte hem de vatandaşları mağdur etmektedir. İmar planlarında yeterli trafo alanı bırakılmadan, dağıtım şirketinin görüşü alınmadan ve gerekli kapasite analizleri yapılmadan yapılaşmaya izin verilmesi kabul edilemez’’ dedi.</p>
<p><strong>"Kurumlar birlikte çalışmalı"</strong></p>
<p>EMO Antalya Şube Başkanı Şaban Tat, belediyeler, dağıtım şirketi (AEDAŞ), yatırımcılar ve gerektiğinde TEİAŞ’ın, imar ve ruhsat süreçlerinden önce birlikte çalışması gerektiğini vurguladı. Tat, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Bu koordinasyon göstermelik değil, karar üretmeye yönelik olmalıdır. Bölgenin enerji ihtiyacı belirlenmeli; trafo alanları, dağıtım hatları ve gerekli yatırımlar yapılaşmayla eş zamanlı planlanmalıdır. Kurumlar birbirleriyle konuşmadan kent büyütülemez. Aksi halde yapılaşma önden gider, elektrik altyapısı geriden gelir. Vatandaş evine taşınır; ancak elektriğin ne zaman bağlanacağını beklemek zorunda kalır. Bu durum ne çağdaş kent yönetimiyle ne de kamu yararıyla bağdaşır.’’</p>
<p><strong>"Antalya’nın geleceği bugünden planlanmalı"</strong></p>
<p>Antalya’nın büyümesine karşı olmadıklarını, bu büyümenin sağlıklı, güvenli ve sürdürülebilir olmasını istediklerini vurgulayan Tat, sözlerini şöyla tamamladı:</p>
<p>‘’Ancak (Şehir büyüsün, elektriği arkasından yetiştiririz) anlayışıyla Antalya geleceğe hazırlanamaz. Elektrik altyapısı, konutlardan turizme, ticaretten ulaşıma ve elektrikli araçlara kadar kent yaşamının tamamı için temel bir ihtiyaçtır. Bu nedenle çağrımız nettir. İmar planları elektrik altyapısıyla birlikte hazırlanmalı, trafo yerleri yeterli sayıda ayrılmalı, kurumlar arasında gerçek bir koordinasyon kurulmalı ve altyapı yatırımları yapılaşmadan önce tamamlanmalıdır. Önce planlama, sonra yapılaşma. Antalya’nın ihtiyacı günü kurtaran çözümler değil; nüfus artışını, kentsel dönüşümü, turizmi, elektrikli ulaşımı ve gelecekteki enerji talebini birlikte değerlendiren bütüncül bir altyapı planlamasıdır.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/emo-antalya-sube-baskani-tat-antalya-buyuyor-elektrik-altyapisi-yeterli-mi-86473</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/7/3/1280x720/emo-antalya-sube-baskani-tat-antalya-buyuyor-elektrik-altyapisi-yeterli-mi-1788114135.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektrik Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Şaban Tat, Antalya’nın her geçen gün büyüdüğünü, ancak kentin enerji altyapısının aynı hız ve oranda gelişmediğini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sanayicinin-rekabet-gucu-korunmali-86472</guid>
            <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 21:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Sanayicinin rekabet gücü korunmalı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Batı Akdeniz ihracatçı Birliği (BAİB) Başkan Yardımcısı Ziraat Mühendisi ve Makro Tarım A.Ş Genel Müdürü Harun Öztürk, dış ticaret açığının Türkiye’nin üretimin niteliğini değiştirilmesi gerektiğini gösterdiğini söyledi. İthalata bağımlılığı azaltmanın yolunun üretim kapasitesini artırmaktan geçtiğini belirten Öztürk, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Dış ticaret açığının kalıcı olarak azaltılmasının yolun ithalatı baskılamaktan değil, Türkiye’nin üretim kapasitesini ve teknoloji seviyesini yükseltmekten geçer. Bir makineyi, yüksek teknoloji ürününü veya üretimde kritik bir girdiyi ithal etmek zorunda kalıyorsak, bunun alternatifi üretimi durdurmak değildir. Alternatifimiz, o ürünü Türkiye’de daha rekabetçi, daha kaliteli ve daha teknolojik biçimde üretebilir hale gelmektir. Bunun için Ar-Ge, inovasyon, üniversite-sanayi iş birliği, mesleki eğitim, dijital dönüşüm ve enerji verimliliği yatırımlarını üretim politikamızın merkezine koymalıyız.”</p>
<p><strong>‘’Sanayicinin rekabet gücü korunmalı’’</strong></p>
<p>Küresel rekabet koşullarının giderek zorlaştığına dikkat çeken Öztürk, ihracatçı sanayicinin maliyet baskılarının da dikkate alınması gerektiğini dile getirdi. Öztürk, ‘’İhracatçı açısından döviz geliri elde etmek kadar, o ihracatı hangi maliyetlerle gerçekleştirdiğimiz de önemlidir. Enerji, işçilik, finansman, lojistik ve hammadde maliyetleri uluslararası rekabet gücümüzü doğrudan etkiliyor’’ dedi.</p>
<p><strong>"Batı Akdeniz'in ihracat performansı önemli bir potansiyel gösteriyor”</strong></p>
<p>Türkiye genelindeki dış ticaret verileri değerlendirilirken bölgesel ihracat performansının da dikkate alınması gerektiğini anlatan Harun Öztürk, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Batı Akdeniz'in ortaya koyduğu ihracat performansı, bölgemizin küresel pazarlarda önemli bir potansiyele sahip olduğunu gösteriyor. Bu potansiyeli yalnızca mevcut ürünlerimizi daha fazla satarak değil, ürünlerimizin işlenme seviyesini, teknoloji içeriğini, markalaşmasını ve katma değerini yükselterek büyütmeliyiz. Hedefimiz daha fazla ihracat değil, daha nitelikli ihracat olmalı. Türkiye önümüzdeki dönemde üç temel hedefe odaklanmalı. Daha yüksek teknoloji, daha yüksek yerli katma değer ve daha yüksek ihracat değeri. Türkiye üretim gücü olan bir ülkedir. Sanayicimizin girişimcilik kapasitesi, ihracatçımızın pazar tecrübesi ve bölgelerimizin üretim potansiyeli bizim en önemli avantajlarımızdır. Önümüzdeki dönemde bu avantajları teknoloji ve finansman olanakları ile destekleyerek üretimimizi dönüştürmeliyiz.’’</p>
<p>Dış ticaret açığını kalıcı biçimde azaltmanın yolu ihracatı yavaşlatmak veya üretimi daraltmak olmadığını ifade eden Harun Öztürk, ‘’Daha çok yerli katma değer üreten, daha yüksek teknoloji kullanan ve dünyaya daha yüksek değerle ürün satan bir Türkiye inşa etmektir. Sanayicimizin beklentisi de budur, Türkiye'nin uzun vadeli kalkınma hedefi de bunu gerektirmektedir’’ dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sanayicinin-rekabet-gucu-korunmali-86472</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/7/2/1280x720/sanayicinin-rekabet-gucu-korunmali-1788114029.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Batı Akdeniz ihracatçı Birliği Başkan Yardımcısı Harun Öztürk, Türkiye’nin ithalata bağımlılığı azaltmanın yolunun üretim kapasitesini artırmaktan geçtiğini belirterek, &quot;Türkiye, önümüzdeki dönemde üç temel hedefe odaklanması gerekir. Daha yüksek teknoloji, daha yüksek yerli katma değer ve daha yüksek ihracat değeri.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
