<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/almanya-sanayisinin-kalbi-otomotiv-alarm-veriyor-83524</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 08:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Almanya sanayisinin kalbi &#039;otomotiv&#039; alarm veriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a5db0ae5c512-1784524974.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Alman otomotiv endüstrisi uzun yıllar boyunca ülke ekonomisinin büyüme motoru olarak görüldü. Ancak bugün sektör sancı içinde. Bir tarafta yüksek enerji fiyatları ve pahalı iş gücü maliyetleri, diğer tarafta Çin’in hızla büyüyen elektrikli otomobil üreticileri Alman markaların rekabet gücünü sınıyor. Bunun üzerine ABD’nin uyguladığı gümrük vergileri ve küresel ticarette artan korumacılık da eklenince üreticiler maliyetleri düşürmek için fabrikalarını Almanya dışına taşımaya başladı </p>
<h2>Mercedes’e Çin üretimi motor </h2>
<p>Mercedes’in yeni CLA modelinde Çin üretimi motor kullanmaya başlayacağı yolundaki haberler dikkatleri Alman otomotiv sektörüne çekti. Bu hamle, Aman sanayisinin kalbi olarak nitelenen otomotivdeki dönüşümün en çarpıcı sembollerinden biri olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>Sektör temsilcilerine göre yaşananlar geçici bir daralma değil, Almanya’nın onlarca yıldır üzerine inşa ettiği sanayi modelinin yeniden şekillenmesi anlamına geliyor. Alman Otomotiv Sanayi Birliği’nin (VDA) 2026 tarihli bir araştırmasına göre tedarikçi şirketlerin yüzde 72'si Almanya'daki yatırımlarını azaltmayı planlıyor. Şirketlerin önemli bölümü yatırımlarını doğrudan yurt dışına taşırken, üçte ikisi ise son bir yıl içinde işten çıkarmaya gitti.</p>
<h2>İstihdam 16 yılın en düşük seviyesinde </h2>
<p>Resmi veriler de alarmın boyutunu ortaya koyuyor. Almanya’da otomotiv sektöründeki istihdam 2011 yılından bu yana en düşük seviyeye inerken, son beş yılda sektördeki çalışan sayısı yüzde 8 azaldı. Aynı dönemde genel istihdam ise artış göstermeyi sürdürdü.</p>
<h2>Çin dengeleri değiştirdi </h2>
<p>Alman üreticilerin en büyük darbeyi aldığı pazar ise uzun yıllar büyümenin lokomotifi olan Çin oldu. Mercedes, BMW ve Audi yıllarca lüks segmentte rakipsiz görünürken, BYD, Geely, Xpeng ve benzeri Çinli markaların yazılım, batarya ve fiyat avantajıyla pazarı hızla ele geçirmesi dengeleri değiştiriyor.</p>
<p>Bugün Alman markaları maliyetlerini koruyabilmek için üretim anlayışlarını gözden geçiriyor, Araştırma merkezlerini Çin’e taşıyor, yerel teknoloji şirketleriyle ortaklık kuruyor, araçlarını Çinli tüketicilerin beklentilerine göre yeniden tasarlıyor ve yazılım geliştirme süreçlerini Çin’e kaydırıyor. Mercedes’in yeni CLA modelinde Çin üretimi motor kullanmaya başlaması ise bu dönüşümün en çarpıcı sembollerinden biri olarak değerlendiriliyor.</p>
<h2>Almanya yazılım ve Ar-ge üssü olacak, üretim sınır ötesine kayacak </h2>
<p>Uzmanlara göre bundan sonraki süreçte Almanya daha çok yüksek katma değerli mühendislik, yazılım ve Ar-Ge merkezi olmayı hedeflerken, seri üretim giderek Macaristan, Slovakya, Çekya, Meksika, ABD ve Çin gibi maliyet avantajı sunan ülkelere kayacak. Bu nedenle önümüzdeki yıllarda sektörün yeniden yapılanması ve istihdam kayıplarının devam etmesi bekleniyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">EV geçişi belirsizlikleri artırıyor</span></h2>
<p>Elektrikli otomobillere geçişte yaşanan belirsizlik de Alman üreticileri zor durumda bıraktı. Birçok şirket tamamen elektrikli modellere yönelirken beklenen satışlara ulaşamadı. Bunun üzerine Porsche başta olmak üzere bazı üreticiler yeniden içten yanmalı motor yatırımlarına dönme kararı aldı. Ancak bu kez de üretimin önemli bölümü Almanya yerine daha düşük maliyetli ülkelerde gerçekleştiriliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Dev markalar fabrikalarını tek tek yurt dışına taşıyor</span></h2>
<p>Son yıllarda şirketlerin üretimlerinde yaşanan yer değişikliğini bazı örnekleri şöyle: </p>
<p>■ Volkswagen Passat üretimi Almanya’nın Emden kentinden Çekya'daki Skoda tesislerine kaydırıldı. <br />■ Volkswagen Transporter, Hannover yerine Ford’un Türkiye’deki fabrikasında üretilecek. <br />■ Golf modelinin içten yanmalı versiyonu artık Meksika’da üretilecek. Almanya’da yerini Portekiz üretimi T-Roc alıyor. <br />■ Audi Q3 ile plug-in hibrit versiyonlarının üretimi Macaristan’ın Györ kentinde gerçekleştiriliyor. <br />■ Mercedes A-Serisi üretimi Rastatt’tan Macaristan’ın Kecskemet tesisine taşındı. GLB modelleri de burada üretiliyor. <br />■ Yeni Mercedes CLA hibrit modellerinde kullanılan benzinli motorlar Çin’de üretilecek. <br />■ BMW’nin büyük SUV modelleri ile Mercedes’in GLE ve benzeri lüks araçlarının önemli bölümü ABD’deki fabrikalarda üretiliyor. <br />■ Volkswagen Touareg, Porsche Cayenne ve Audi Q7-Q8 gibi modeller Slovakya’nın Bratislava kentindeki tesislerde banttan iniyor. <br />■ Alman üreticileri Çin pazarını kaybetmemek için Ar-Ge, yazılım geliştirme ve mühendislik merkezlerini de hızla Çin’e taşıyor. <br />■ VDA araştırmasına göre şirketlerin %72’si Almanya’daki yatırımlarını azaltmayı, yaklaşık üçte ikisi ise iş gücünü küçültmeyi planlıyor ya da bu adımları atmış durumda.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/almanya-sanayisinin-kalbi-otomotiv-alarm-veriyor-83524</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/4/1280x720/volkswagen-oto-1784525345.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Alman otomotiv sektörü üzerinde kara bulutlar dolaşıyor. Artan enerji ve işçilik maliyetleri, Çinli üreticilerin yükselişi, elektrikli araç dönüşümü ve ticaret savaşları, Alman şirketleri üretimlerini ülke dışına taşımaya zorluyor. Volkswagen’den Mercedes’e, Audi’den BMW’ye kadar sektörün devleri fabrikalarını farklı ülkelere kaydırırken, Almanya’da on binlerce kişiyi etkileyen işten çıkarmalar artık sektörün yeni gerçeği haline geliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/endeksin-haftalik-kaybi-238-7-tavanli-77-getiri-nasil-olustu-83523</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 08:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Endeksin haftalık kaybı %2,38, 7 tavanlı %77 getiri nasıl oluştu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST 100 Endeksi geçtiğimiz haftayı %2,38 kayıpla tamamlarken, 333 hissenin gerilediği bir atmosferde halka arz ya da sığ tahtalardaki kimi hisseler %46’ya varan getiriler yaşadı. Düşen piyasada gerçekleşen getiriler ilgi çekici olsa da yükselişlerin dayanakları göz ardı edilmemeli.</strong></p>
<p>Yatırımcılar her zaman yükselen şirketleri ilgiyle takip eder. Düşen piyasada yükselen hissenin iyi bir tercih olacağı düşüncesi yaygındır. Endeks %2,38 kan kaybederken, Golda Gıda veya Işık Plastik gibi hisselerin sergilediği çift haneli yükselişler yatırımcının dikkatini çekebilmekte. Ancak sadece ekrandaki fiyat yükselişine bakıp hissenin çıkışının süreceğini sanmak, depodaki yakıtına bakmadan arabanın yol almaya devam edeceğini ummak gibidir. Borsada 244 hissenin pozitif kapattığı bu ortamda, yükselen hisselerin başarısı her zaman operasyonel bir performanstan kaynaklanmaz.</p>
<h2>Halka arzın gücü</h2>
<p>Borsada bir hissenin yükselmesi için şirketin arka tarafta güçlü şekilde çalışan bir faaliyet kârı üretmesi gerekmiyor. Geçtiğimiz 8 Temmuz günü borsada işlem görmeye başlayan Golda Gıda, ilk 7 işlem gününü tavan serisiyle tamamladı. Son iki gündeki yüksek işlem hacmi kısa sürede oluşan ve %77’ye varan getirilerin yeterli görülerek realize edildiğini gösteriyor. Geçtiğimiz yılın ikinci yarısında güçlü çıkış sergileyen Işıklar Plastik, Mayıs 2026’da en yüksek 23,80 TL’ye kadar çıktı. Tepeden gelen satışlarla hızla gerileyen hisse, temmuzun ilk haftası tutunmaya çalıştı. Geçtiğimiz hafta ise yönünü yukarı çevirerek %39 yükseldi. İlk çeyrekte kârı sadece %1 büyüyen firmanın çarpanları, fiyatın yüksek olduğunu söylüyor.</p>
<h2>Sığ hisseleri hareketlendiren nakit</h2>
<p>Alt Pazar’da işlem gören Doğusan, 33 milyon TL’nin yukarısına çıkan işlem hacmiyle hafta içi iki gün tavan oldu. Benzer şekilde İş B de düşük işlem hacmiyle tavan yaptı. Alt Pazar ya da Ana Pazar’a yönelen spekülatif sermaye sığ tahtalarda kümelenirken hisselerde yukarı yönlü hızlı çıkışların oluşmasında belirleyici olabiliyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5db04a39ee8-1784524874.png" alt="" width="999" height="547" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>KISA VADE Mi, SAKİN YATIRIM MI?</strong></p>
<p><strong>Kısa vadeli işlem</strong>; hız, fırsat bolluğu, esneklik, piyasa bağımsızlığı, verimlilik. Stres, işlem maliyeti, hatalı sinyal, ralli kaçırma, zaman tüketimi.</p>
<p><strong>Sakin yatırım</strong>; dinginlik, bileşik getiri, maliyet avantajı, temettü, trend ortaklığı. Sermaye kilitlenmesi, sabır, kriz ve enflasyon riski, körlük.</p>
<p><strong>Kâr artış beklentisi hem hacme hem de elektrik fiyatındaki yükselişe dayanıyor</strong></p>
<p>Aydem’in gelirinin büyümesi için fiyat mı yoksa miktar mı artmalı? ● Hasan Ay</p>
<p>Hasan, Aydem’in gelişmelere karşı farklı senaryoları söz konusu. Zayıf elektrik fiyatları senaryosunda, güçlü hidrolojinin kârlılığı tek başına taşıması zordur. Yönetim, kar birikimi ve kuvvetli hidrolojiyle üretimin geçen yılı aşmasını beklemekte. Ancak Aydem’in temel kârlılık senaryosu sadece hacme değil, elektrik fiyatlarının haziran ayından itibaren yükselmesine dayanıyor. Nisan-mayıs aylarında baskılanan fiyatların zayıf seyretmesi durumunda, hedeflenen FAVÖK büyümesi ve nakit yaratımı zorlanacaktır. Toparlanma için fiyat güçlenmeli.</p>
<p><strong>Geçen yıl oluşan zarar ilk çeyrekte de sürdü. Bedellinin bir kısmı borca gidecek</strong></p>
<p>İmaş Makina’nın bedellisi hisseyi baskılayacak bir durum mudur? ● Yunus Erler</p>
<p>Yunus; İmaş Makina, çıkarılmış sermayesini %115 artırarak 925 milyon TL’den yaklaşık 1,99 milyar TL’ye yükseltecek. Şirket, bu girişimiyle yaklaşık 1,06 milyar TL kaynak sağlayacak. Fonun 615 milyon TL’sini bina ve makine yatırımına, 444,7 milyon TL’sini borçların azaltılması ve işletme sermayesinde değerlendirecek. Bu itibarla dengeli bir dağılım söz konusu. Fiyatı, Kasım 2025’ten bu yana düşen eğilim sergiliyor. 2025’te zarar üreten firma ilk çeyrekte de zararı sürdürmesi hisseye ilgiyi zayıflatırken bedelliye karşı mesafeli duruşa yol açacaktır.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>BNH bankacılık fonu, bankacılık sektörüne odaklanırken son bir yılda %4’te kaldı</strong></p>
<p>İstanbul Portföy’ün yönettiği Bankacılık Sektörü Hisse Senedi Serbest (TL) Fon (BNH), Haziran 2025’ten bu yana işlem görüyor. 2025’in son çeyreğindeki artışla Şubat 2026’da 1,51 TL’ye kadar yükseldi. Sonrasında dalgalı bir seyirle geriledi. Halihazırda şubattaki zirvesinin altında işlem görüyor. Şubattan bu yana hacmi küçülürken şimdilerde büyüklüğü 66,3 milyon TL seviyesinde. Şubattan bu yana nisan hariç fondan sürekli nakit çıkışı yaşandı. Temmuzda çıkan tutar 5,9 milyon TL. Yatırımcı sayısı temmuzda 189 kişiye inerken doluluk oranı %5,54 seviyesinde. Stratejisi, varlıklarını bankacılık sektöründe değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyün %97,29’u hisse senedi ve %2,71’i para piyasası enstrümanlarından oluşuyor. Son bir yılda ancak %3,63 prim yaptı. Aynı sürede BIST 100 Endeksi %38,13 yükseldi.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Loras Holding, piyasadan TLREF + %7 faizle 175 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Loras Holding, nitelikli yatırımcılara yönelik 17.07.2026 vade başlangıç tarihli finansman bonosu ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 175.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%7 düzeyinde bulunuyor. 119 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 13.11.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı değişen TLREF’e göre belirlenecek. 17 Temmuz itibarıyla TLREF %39,91 seviyesinde bulunuyor. Loras Holding’in verdiği %7 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, bunun yanı sıra piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için uygun bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFITFKK2619 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU </span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5db01c70315-1784524828.png" alt="" width="963" height="243" /><strong>ÖZATA DENİZCİLİK</strong></p>
<p><strong>İki müşteriden aldığı işleri tamamladı. İlavelerle tutar 4,25 milyon dolar oldu</strong></p>
<p>Özata Denizcilik, yurt dışı merkezli iki müşteriyle gemi tamir, bakım ve onarımına yönelik imzaladığı sözleşmeleri tamamladı. Başlangıçta 3,7 milyon dolar olan anlaşma bedeli, ilave talepler doğrultusunda revize edilerek 4,25 milyon dolara (yaklaşık 198,9 milyon TL) ulaştı. Şirket, operasyonel süreçlerini genişleterek teslimatlarını gerçekleştirmiş oldu. Gemi onarım sektöründe sipariş büyüklüklerinin müşteri talepleriyle artış göstermesi, faaliyet kârlılığını doğrudan destekleyen bir unsurdur. Firmanın performansının devamlılığı, yeni işlere bağlı olacak.</p>
<p><strong>KALEKİM</strong></p>
<p><strong>İştiraki Trabzon’da 50 bin ton kapasiteli tesisi devreye alarak seri üretime geçti</strong></p>
<p>Kalekim’in bağlı ortaklığı Kalekim Lyksor Kimya, Trabzon şubesinde deneme üretimini tamamladı. İştirakin 50 bin ton üretim kapasiteli yeni tesisi seri üretime geçerek sevkiyatlara başladı. Şirket, bu girişimiyle Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu’nun kuzeyindeki pazar payını artırmak için önemli bir adımı hayata geçirmiş oldu. Yapı kimyasalları sektöründe lojistik giderler, operasyonel kârlılığı yakından etkiler. Ürünleri tek bir merkezden uzak bölgelere sevk etmek yerine, hedef pazara yakın konumda yeni bir üretim üssü kurmak nakliye maliyetlerini düşüren bir gelişmedir.</p>
<p><strong>PETKİM</strong></p>
<p><strong>Master plan dahilindeki FEED süreci yılın üçüncü çeyreği itibariyle başlayacak</strong></p>
<p>Petkim, etilen, polipropilen ve polietilen ünitelerinin kurulmasını ve mevcut tesislerin modernizasyonunu içeren Master Plan kapsamındaki Pre-FEED (Ön Uç Mühendislik Tasarımı Hazırlığı) aşamasını tamamladı. FEED sürecine geçiş için SOCAR ile Technip Energies Italy arasında İyi Niyet Anlaşması imzalandı. Şirket yılın üçüncü çeyreğinde çalışmalara başlamayı hedefliyor. Petrokimya sanayisinde büyük kapasite artışları ve modernizasyon yatırımları uzun mühendislik hazırlıkları gerektirir. Projelendirmeyi uluslararası standartlarda yapmak, doğru bir yaklaşımdır</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Torunlar GYO’da fonlar satsa da yılbaşından bu yana yükselişiyle öne çıkıyor</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5daffb7685e-1784524795.png" alt="" width="299" height="237" />Torunlar GYO’da satış ağırlıklı işlemler önde. Portföylerindeki miktar %13,81 ile toplamda 912,6 bin lot azalarak 5,70 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 49’dan 46’ya geriledi. TKF fonu 400 bin lot ile en fazla satışı yaparken, TGA ise 100 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Hisse için bugüne kadar 11 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. En yüksek öneriyi İş Yatırım 156,97 TL ile verdi. En düşük öneri 97 TL ile HSBC Yatırım’dan geldi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/endeksin-haftalik-kaybi-238-7-tavanli-77-getiri-nasil-olustu-83523</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Endeksin haftalık kaybı %2,38, 7 tavanlı %77 getiri nasıl oluştu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayinin-tukettigi-elektrik-nisan-ayinda-yuzde-739-artti-83522</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 08:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayinin tükettiği elektrik nisan ayında yüzde 7,39 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>EPDK verilerine göre, nisan ayında sanayinin tükettiği elektrik bir önceki yıl aynı aya göre yüzde 7,39 arttı. Aylık güncellemelerle birlikte, ocak-nisan döneminde sanayinin tükettiği ve faturalanan elektrik miktarı, bir önceki yıl aynı döneme göre yüzde 2,38 artarak, 38 milyon 855 bin KWh düzeyine geldi.</p>
<p>Faturalanan elektrik, öz tüketim ve elektrik üretim tesislerinin kendi ihtiyaçları için sistemden çektiği elektriği kapsamadığı için, sanayi üretimi açısından net bir fikir vermese de genel eğilimi kapsıyor. Ayrıca, genellikle yenilenebilir enerjiye dayalı olan öz tüketim tesislerinin elektrik üretimi çevre koşullarına bağlı olduğu için kısa dönemlerde değişiklik gösterebiliyor. Bunun yanında dağıtım şirketlerince faturalamalarda güncellemeler, dönemsel kaymalar nedeniyle de güncellemeler olabiliyor. Yine de faturalanan elektrik verileri genel eğilimi göstermesi açısından önem taşıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5daed024dd5-1784524496.png" alt="" width="667" height="306" /></p>
<h2>Tarımsal sulamada azalış var</h2>
<p>EPDK verilerine Nisan ayı verilerine göre, tarımsal sulamada kullanılan elektrikte bir önceki yıl aynı aya göre yüzde 51,35’lik düşüş gerçekleşti.</p>
<p>Tarımsal sulama, kaçak elektriğin en yoğun olduğu alan olmakla birlikte, toplam tüketim içindeki ağırlığı yüzde dönemsel olarak yüzde 1 ile yüzde 3 arasında değişiyor. Son iki yıldır, hem yağışlar nedeniyle, hem de denetimlerin yoğunlaşması ile tarımsal sulamadaki elektrik kullanımında hızlı artış ve azalış yönünde değişimler oldu. Ocak-Nisan döneminde de tarımsal sulamada kullanılan elektrik yüzde 33,65 azaldı.</p>
<p>Genel verilere bakıldığında ise Türkiye’de elektrik tüketimi Ocak-Nisan döneminde bir önceki yıl aynı döneme göre yüzde 4,1 oranında arttı. Artış, en yüksek payı oluşturan sanayi, mesken ve ticaret-hizmet grubundaki tüketim artışından geldi. Bu dönemde, sokak aydınlatması için tüketilen elektrik de azaldı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayinin-tukettigi-elektrik-nisan-ayinda-yuzde-739-artti-83522</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/9/1280x720/sanayi-1776403586.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ocak-mart döneminde, iki yıl önceki seviyelerde seyreden sanayinin tükettiği dağıtım şirketlerince faturalanan elektriğin miktarı, nisan ayındaki artışla dönemsel olarak da yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/146-milletvekili-hakkinda-bin-190-dosya-var-83521</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> 146 milletvekili hakkında bin 190 dosya var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Anayasa, Adalet Komisyonları ve Adalet Anayasa komisyonu üyelerinden oluşan Karma Komisyonu her yasama yılı sonunda yaz aylarında çalışma kararı alır ve bu karar da Resmi Gazete’de yayımlanır. Bu değişmeyen karar ise bu dönem tartışmaları da beraberinde getirdi. Muhalefet partilerine göre uzun süredir iddia edilen Özgür Özel ve bazı CHP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına yönelik atılan adım olarak değerlendiriliyor.</p>
<h2>Muhalefet tepki gösterirken AK Parti, "Rutin karar" diyor </h2>
<p>İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez, dokunulmazlıkların kaldırılmasını görüşen Karma Komisyonu’nun çalışma kararı almasına tepki gösterdi. Çömez’e göre, bazı milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması için yaz aylarında çalışma kararı alındığını öne sürdü. AK Parti kaynakları muhalefetin iddiaları üzerine, “Bu yıl alınan bir karar değil. Her yasama yılı sonunda rutin olarak alınan bir karar. Bu komisyonlar ilk kez çalışma kararı almıyor” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h2>146 milletvekili hakkında bin 190 dosya bulunuyor </h2>
<p>Muhalefet partileri, yaz aylarında bazı milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılacağı iddiasında bulunurken Özgür Özel hakkındaki dosya sayısı ise 60’ı geçti. TBMM Anayasa ve Adalet Karma Komisyonu'nda 28'inci dönemde 146 milletvekili hakkında bin 190 dosya bulunuyor. Bu dosyalardan 692’si 27. dönemden; 498’i ise bu dönem gelen dosyalar... Fezlekeler arasında en fazla DEM ve CHP milletvekillerine ait dosya bulunuyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/146-milletvekili-hakkinda-bin-190-dosya-var-83521</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/1/1280x720/ozgur-ozel-1767771702.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özgür Özel ve bazı CHP’lilerin dokunulmazlıklarının kaldırılacağı iddiaları hız kesmeden devam ederken, her yıl düzenli olarak, Resmi Gazete’de yayımlanan bazı komisyonların çalışma kararı kulisleri hareketlendirdi. Özgür Özel hakkındaki dosya sayısı 60’ı geçerken, 146 milletvekili hakkında bin 190 dosya bulunuyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turizmde-verilen-sigorta-prim-destegi-12-aya-cikarilmali-83520</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Turizmde verilen sigorta prim desteği 12 aya çıkarılmalı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>TBMM’de bu hafta görüşülecek torba kanunda yer alan düzenlemeyle Kültür ve Turizm Bakanlığından turizm işletmesi belgesi almış konaklama tesislerine 2026 yılı Mayıs-Aralık döneminde, işyerinden bildirilen kapsamdaki sigortalıların prim ödeme gün sayısı esas alınarak günlük 116.67 lira, aylık yaklaşık 3.500 lira tutarında prim desteği getiriliyor. </p>
<h2>Savaş, maliyetler ve kur… </h2>
<p>Yasa teklifinin Plan Bütçe Komisyonundaki görüşmelerinde Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB) temsilcisi Hakan Arslan, verilecek desteği olumlu karşıladıklarını ancak sektörün zor bir dönemden geçtiğini belirterek destek süresinin uzatılmasını istedi. Arslan, “Coğrafyamızda yer alan savaşlar kuzeyde Rusya-Ukrayna, güneyde Amerika-İran ve İsrail ekseninde gelişen savaş iklimi bizi de çok olumsuz yönde etkiledi. Yine, yaşadığımız diğer önemli sıkıntılardan bir tanesi de artan maliyetlerimiz ve dövizle alakalı olarak kurun yeterince maliyetleri karşılamamasıyla ilgili sorunlar. Tabii ki bununla birlikte, turizm sadece bir sektörden ibaret değil ilişkide bulunduğu birçok sektör söz konusu. Burada uluslararası pazarda rekabet ettiğimiz diğer ülkeleri düşündüğümüzde, evet, gelirlerimiz artıyor ama aynı oranda maliyetlerimiz de çok yüksek; bu teklifi çok önemli buluyoruz. Bizim TÜROB olarak beklentimiz sadece mayıs ayı itibarıyla değil yılbaşı itibarıyla bunun yansıtılmasını talep ediyoruz” dedi.</p>
<h2>İşsizlik Fonu’ndan karşılanacak </h2>
<p>Komisyonda bir değişiklik yapılmadan kabul edilen düzenlemeye göre; Turizmi Teşvik Kanunu kapsamında Kültür ve Turizm Bakanlığı turizm işletmesi belgesine sahip tesislerde, bu yılın mayıs ila aralık döneminde günlük 116.67 lira, aylık yaklaşık 3.500 lira tutarında prim desteği sağlanacak. Konaklama tesisinin faaliyette olduğu aylar veya dönemler için destek verilecek. Prim teşviki İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanacak. SGK’ya prim, idari para cezası, gecikme cezası olanlar ile çalışanların primlerini zamanında ödemeyen işyerleri prim teşvikinden yararlandırılmayacak. Daha önceki yasal düzenlemelerde borçlarını yapılandıranlar prim desteği alabilecek. Yapılan etki analizine göre, 2026 yılı Mayıs-Aralık döneminde toplam 1 milyon 733 bin 147 sigortalı üzerinden yaklaşık 5.36 milyar lira maliyet öngörülüyor. SGK’nın 2026 yılı Mart ayı verilerine göre konaklama sektöründe sigortalı başına ortalama maliyet aylık 75 bin 676 lirayı bulurken, sağlanacak desteğin çalışan maliyetinin yaklaşık yüzde 4.6’sını karşılayacağı belirtiliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turizmde-verilen-sigorta-prim-destegi-12-aya-cikarilmali-83520</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/6/1280x720/turizm-turistjpg-1755529499.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Turizm sektörü, mayıs–aralık döneminde sektöre sağlanacak sigorta prim desteğinin bu yıl başından geçerli olmak üzere tüm yılı kapsamasını istedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozel-chpye-veda-etmeye-mi-hazirlaniyor-83519</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 07:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özel, CHP’ye veda etmeye mi hazırlanıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin verdiği “mutlak butlan” kararına ilişkin dosya, 56 günlük sürecin ardından Yargıtay’a gönderildi. Bu kararın ardından, Özgür Özel ve ekibinin yeni parti kurma çalışmalarını hızlandırdığı belirtiliyor. Kulislerde, yeni parti çalışmalarına başlamak için, Özgür Özel’in CHP’ye veda edeceği ve Salı günü TBMM’de son grup toplantısını yapacağı konuşuluyor.</p>
<p>Ancak Ankara kulislerinde yeni bir iddia daha ortaya atıldı. CHP’nin “mutlak butlan” kararına ilişkin temyiz dosyasının Yargıtay’a ulaşmasının ardından gözler adli tatil döneminde verilebilecek kararlara çevrildi. Bugün başlayacak ve 1 Eylül'e kadar sürecek adli tatil döneminde, taraflardan birinin "ivedi görülme" talebinde bulunması ve Yargıtay nöbetçi hukuk dairesinin bu talebi kabul etmesi halinde dosyanın esası incelenebilecek. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre ise tedbir kararlarına ilişkin talepler, adli tatilde de değerlendirmeye alınabiliyor. Mahkeme, tedbirin kaldırılması yönünde karar verirse bu kez CHP’de dengeler yeniden değişecek. Özgür Özel’in bu ihtimal üzerinde durup durmayacağı ise merak konusu. Bu durumda yeni parti kurma çalışmalarının bir süre daha askıya alınması gündeme gelebilir.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>En düşük emekli aylığında son aşamaya gelindi </strong></span></p>
<p>En düşük emekli aylığının Temmuz ayından geçerli olmak üzere 20 bin liradan 23 bin 552 liraya çıkarılmasını, turizm ve imalat sanayine sigorta prim desteği sağlanmasını öngören düzenlemelerin yer aldığı torba teklif bu hafta Meclis Genel Kurulu’nda ele alınarak yasalaştırılacak. En düşük emekli aylığındaki artıştan yaklaşık 5.1 milyon emeklinin yararlanması bekleniyor. En düşük emekli aylığının Temmuz ayından itibaren 23 bin 552 liraya çıkmasıyla 2026 yılının ikinci altı aylık döneminde merkezi bütçeye yaklaşık 79 milyar lira ek maliyet oluşturacak. En düşük emekli aylığı Nisan 2020’de 1.500, Ocak 2022’de 2 bin 500, Temmuz 2022’de 3 bin 500, Ocak 2023’de 5 bin 500, Nisan 2023’de 7 bin 500, Ocak 2024’te 10 bin, Temmuz 2024’de 12 bin 500, Ocak 2025’te 14 bin 469, Temmuz 2025’de 16 bin 881, Ocak 2026’da 20 bin liraya yükseltildi.</p>
<p><strong>İmalat sanayiinde istihdamı koruma </strong></p>
<p>Torba teklifteki bir diğer düzenlemenin kabul edilmesiyle imalat sanayinde istihdamı korumaya yönelik olarak 2026'da uygulamaya alınan sigortalı başına 3 bin 500 lira istihdam desteğinde süre uzatımına gidilerek 2027 ve 2028'de de istihdamı koruma şartıyla destek ödemesi yapılacak. Destekler Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile KOSGEB tarafından yürütülecek, finansman ise İşsizlik Sigortası Fonundan karşılanmaya devam edecek. Kanun teklifiyle Kültür ve Turizm Bakanlığından turizm işletmesi belgesi almış konaklama tesislerine ait işyerlerine, 2026 yılı Mayıs- Aralık döneminde, işyerinden bildirilen kapsamdaki sigortalıların prim ödeme gün sayısı esas alınarak günlük 116.67 lira, aylık yaklaşık 3.500 lira tutarında prim desteği getiriliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozel-chpye-veda-etmeye-mi-hazirlaniyor-83519</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/2/5/1280x720/ozgur-ozel-1782882415.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özel, CHP’ye veda etmeye mi hazırlanıyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bankadaki-para-varlik-barisina-girer-mi-83518</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankadaki para varlık barışına girer mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Vergi hukukunda vergiyi doğuran olayın gerçek mahiyeti esastır. Paranın kısa süreli olarak bankadan çekilip yeniden yatırılması ekonomik gerçeği değiştirmez. Ancak böyle bir ihtimalin dahi tartışılıyor olması, Tebliğin getirdiği ilave şartın uygulamada şekli sonuçlar doğurabileceğini göstermektedir.</strong></p>
<p>7582 sayılı Kanun ile yeniden uygulamaya alınan varlık barışında en çok tartışılan konulardan biri, Türkiye'deki banka hesaplarında bulunan Türk Lirası ve dövizlerin bildirim konusu yapılıp yapılamayacağıdır.</p>
<p>İlk bakışta bu sorunun cevabı “evet” ya da “hayır” gibi görünse de, 1 Seri No.lu Genel Tebliğ birlikte incelendiğinde bunun doğru olmadığı görülmektedir. Çünkü Tebliğ, bütün mükellefler için tek bir uygulama öngörmemekte; farklı kişi grupları bakımından farklı şartlar getirmektedir.</p>
<p><strong>Bankadaki varlık için </strong><strong>mükellefin sıfatı belirleyici</strong></p>
<p>Tebliğin 6'ncı maddesinin birinci fıkrasında, gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sahip olunan ve Türkiye'de bulunan, ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının bankalara veya aracı kurumlara bildirilebileceği düzenlenmiştir.</p>
<p>Bu fıkrada aranan temel şart, varlığın mükellefe ait olması ve kanuni defter kayıtlarında yer almamasıdır. Dikkat edilirse, varlığın bildirimden önce banka veya aracı kurumlarda bulunmaması gerektiğine ilişkin herhangi bir şart öngörülmemiştir.</p>
<p>Nitekim Tebliğde yer alan Örnek 5'te, bir anonim şirketin banka hesabında bulunan 15 milyon TL tutarındaki döviz varlığının şirkete ait olduğu, ancak kanuni defter kayıtlarına intikal ettirilmediği belirtilmiş ve bu döviz varlığının banka aracılığıyla bildirim konusu yapılabileceği açıkça ifade edilmiştir.</p>
<p>Ancak Tebliğin 6'ncı maddesinin ikinci fıkrasında farklı bir düzenleme yer almaktadır.</p>
<p>Bu fıkra üç ayrı grubu kapsamaktadır.</p>
<p>Birinci grup, gelir ve kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunmayan gerçek kişilerdir.</p>
<p>İkinci grup, gelir vergisi mükellefi olmakla birlikte Vergi Usul Kanunu uyarınca defter tutma zorunluluğu bulunmayan kişilerdir. Örneğin yalnızca gayrimenkul sermaye iradı, ücret, menkul sermaye iradı veya değer artış kazancı nedeniyle beyanname veren kişiler bu kapsamda değerlendirilebilir.</p>
<p>Üçüncü grup ise ticari, zirai veya serbest meslek kazancı nedeniyle gelir vergisi mükellefi olmakla birlikte, bildireceği varlığı işletmesi veya mesleki faaliyeti kapsamında değil, şahsi mal varlığı olarak bildirmek isteyen gelir vergisi mükellefleridir.</p>
<p>İşte Tebliğ, yalnızca bu üç grup için kanunda ve tebliğ taslağında yer almayan ilave bir şart getirmektedir. Buna göre bu kişilerin bildirecekleri para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının <strong>Türkiye'de bulunması, ancak bildirim tarihi itibarıyla hâlihazırda banka ve aracı kurumlarda bulunmaması</strong> gerekmektedir.</p>
<p><strong>Aynı para, farklı </strong><strong>kişiler için farklı sonuç</strong></p>
<p>Buradan çıkan önemli sonuç şudur: <strong>“Hâlihazırda banka ve aracı kurumlarda bulunmama” şartı bütün mükellefler için geçerli genel bir şart değildir. Bu şart yalnızca Tebliğin 6/2'nci fıkrasında sayılan üç grup bakımından uygulanmaktadır.</strong></p>
<p>Örneğin banka hesabında bulunan ancak muhasebe kayıtlarına alınmamış 15 milyon TL dövizi bulunan bir anonim şirket, Tebliğdeki Örnek 5 uyarınca bu varlığı bildirebilirken; hiçbir ticari faaliyeti bulunmayan bir gerçek kişi, banka hesabındaki kendi şahsi dövizini Tebliğin 6/2'nci fıkrası nedeniyle bildirememektedir.</p>
<p>Benzer şekilde, serbest meslek erbabının mesleki faaliyetine ait olup kanuni defterlerine kaydetmediği banka mevcudu 6/1 kapsamında değerlendirilebilirken; aynı kişinin mesleki faaliyetiyle ilişkilendirmeden bildirmek istediği şahsi banka hesabındaki para 6/2 kapsamına girecektir. Dolayısıyla aynı kişi bakımından dahi, bildirimin hangi sıfatla yapıldığı farklı hukuki sonuçlar doğurmaktadır.</p>
<p><strong>Şekli şart, ekonomik </strong><strong>gerçeği değiştirir mi?</strong></p>
<p>Kanaatimce tartışmanın odak noktası da tam burasıdır.</p>
<p>Sorun, paranın bankada bulunması değildir. Sorun, Tebliğin farklı mükellef grupları için farklı şartlar öngörmesidir.</p>
<p>Bu farklılık uygulamada ilginç sonuçlar doğurabilecek niteliktedir. Örneğin banka hesabındaki şahsi parasını bildiremeyen bir gerçek kişinin, bu parayı bankadan çekip daha sonra yeniden yatırması hâlinde Tebliğdeki şartın şeklen sağlandığı ileri sürülebilecektir.</p>
<p>Elbette böyle bir yöntem güvenli veya önerilebilir değildir. Vergi hukukunda vergiyi doğuran olayın gerçek mahiyeti esastır. Paranın kısa süreli olarak bankadan çekilip yeniden yatırılması ekonomik gerçeği değiştirmez. Ancak böyle bir ihtimalin dahi tartışılıyor olması, Tebliğin getirdiği ilave şartın uygulamada şekli sonuçlar doğurabileceğini göstermektedir. Kanun koyucunun amacının mükellefleri paralarını bankadan çekip yeniden yatırmaya yönlendirmek olduğu düşünülemez.</p>
<p><strong>Tebliğle getirilen şart </strong><strong>hukuken tartışmalı</strong></p>
<p>Kanaatimce bu düzenlemenin dava konusu edilmesi hâlinde temel tartışma, <strong>Kanunda yer almayan ilave bir şartın Tebliğ ile getirilip getirilemeyeceği</strong> olacaktır. Danıştayın yerleşik içtihadına göre idarenin düzenleme yetkisi Kanunun uygulanmasını açıklamakla sınırlıdır. Verginin kanuniliği ilkesi ve normlar hiyerarşisi gereği, Tebliğlerle Kanunda öngörülmeyen yeni yükümlülükler veya hak daraltıcı şartlar ihdas edilemez. Bu nedenle “hâlihazırda banka ve aracı kurumlarda bulunmama” şartının hukuki niteliği de kuşkusuz yargısal denetime konu olabilecek hususlardan biri olacaktır.</p>
<p>Sonuç olarak “bankadaki para varlık barışına girer mi?” sorusunun tek bir cevabı yoktur.</p>
<p>Gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin işletmelerine ait, ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan banka mevcudu bakımından Tebliğ, bankada bulunmayı engel olarak görmemektedir. Buna karşılık gelir ve kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunmayanlar, defter tutma zorunluluğu bulunmayanlar ile varlığını işletmesiyle ilişkilendirmeden bildirmek isteyen gelir vergisi mükellefleri için ilave olarak “hâlihazırda banka ve aracı kurumlarda bulunmama” şartı aranmaktadır.</p>
<p>Dolayısıyla doğru soru <strong>“Para bankada mı?”</strong> değildir.</p>
<p>Doğru soru, <strong>“Bu para kime ait, hangi sıfatla bildiriliyor ve Tebliğin hangi fıkrası uygulanıyor?”</strong> sorusudur. Kanaatimce varlık barışı uygulamasında önümüzdeki dönemde en fazla tartışılacak husus da bu ayrım olacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bankadaki-para-varlik-barisina-girer-mi-83518</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bankadaki para varlık barışına girer mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kompakt-suvu-yaratan-83517</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kompakt SUV’u yaratan...</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Günümüz otomotiv pazarında en çok tercih edilen gövde tipi haline gelen kompakt SUV’ların küresel ölçekte yaygınlaşmasını başlatan ve Light OffRoader segmentini yaratan Nissan Qashqai, 2006 yılındaki lansmanından bu yana geçen 20 yılda Avrupa’da 4 milyon, Türkiye’de ise yaklaşık 250 bin adetlik satış hacmine ulaşarak trendsetter konumunu koruyan bir endüstri standardı haline gelmişti.</p>
<p>Bir SUV’nin yüksek sürüş pozisyonu ve çok yönlülüğünü geleneksel binek aracın pratikliği ve verimliliğiyle sentezleyerek kendi sınıfını tanımlayan model, üç nesil boyunca değişen müşteri beklentilerine göre kendini yenilerken güvenlik, bağlantı, elektrifikasyon ve konfor alanlarında sürekli bir evrim geçirdi. Başarısının temelindeki en kritik faktörlerden biri, Londra’daki Nissan Design Europe’da tasarlanması, Cranfield ve Barselona’daki teknik merkezlerde geliştirilmesi ve Sunderland Fabrikası’nda üretilmesi suretiyle Avrupa ekosistemi içinde bütüncül bir mühendislik yaklaşımı hayata geçirmesiydi. Geliştirme süreçlerinde Müşteri Odaklı Mühendislik metodolojisi kapsamında, müşteri klinikleri, medya değerlendirmeleri ve mevcut kullanıcı geri bildirimleri sistematik olarak entegre edilmiş, gerçek kullanım senaryolarına ve tüketicinin sesine doğrudan yanıt veren bir ürün olarak şekillendirilmişti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5daa4dc81ca-1784523341.jpg" alt="" width="700" height="467" />Günümüzdeyse e-POWER hibrit güç aktarma sistemiyle benzinli motorun yalnızca jeneratör görevi görüp tekerlekleri e-motorunun tahrik etmesiyle, dışardan şarj etmeye gerek kalmadan ve menzil kaygısı da yaşatmadan elektrikli araç sürüşü sunuyor. Sessiz ve akıcı bir elektrikli his ile 1.250 km’nin üzerine çıkabilme, 100 km’de 4,4 litre yakıt tüketimi gibi veriler, aslında iyi bir geçiş çözümü.</p>
<p>Qashqai, arazi maceraları için tasarlanmamış olsa da, isteğe bağlı dört tekerlekten çekiş sistemi yağmur, çamur veya kar gibi kaygan zeminlerde, zorlu hava koşullarında güvenli çekiş ve kontrol sağlıyor. Yüksek sürüş pozisyonu da, görüş açısını iyileştiriyor, çocuklu veya yaşlı yolcular için binme ve inme kolaylığı sunuyor.</p>
<p>Konfor ve teknoloji arasında kurduğu dengeyle kabin içinde akıllı telefon entegrasyonu, sesli komutlar ve yerleşik Google hizmetleriyle donatılmış geniş bilgi-eğlence sistemi, dijital gösterge paneli, kablosuz şarj ve kaliteli ses sistemi gibi özellikler, sürüş deneyimini keyifli ve bağlantılı hale getirirken, ulaşılabilir fiyat aralığının ötesinde premium hissiyata çıkıyor. Otomatik acil frenleme, kör nokta izleme, şeritten ayrılma uyarısı ve trafik işareti tanıma gibi kapsamlı sürücü destek sistemleriyle donatılan Qashqai, aldığı 5 yıldızlı Euro NCAP güvenlik puanıyla aileler için yüksek bir koruma seviyesi taahhütünde. ProPILOT teknolojilerinin de katkısıyla günlük sürüş konforu ve güvenliği pekiştirilirken, modelin farklı ülkelerde kazandığı 20 Yılın Otomobili ödülü dahil 110’dan fazla uluslararası ödül, bu teknik yetkinliğin pazar nezdindeki karşılığını gösteriyor.</p>
<p>Kompakt SUV segmentinde Skoda Karoq ve Hyundai Tucson gibi güçlü rakiplerle rekabette Qashqai, ne aşırı güce ne de lükse yönelerek, tüketicilerin aslında en çok talep ettiği unsurlara odaklanmıştı; güvenilir, dengeli sürüş dinamiğine sahip ve günlük yaşama sorunsuz entegre olabilen bir araç. Sportif ve şık dış görünümü, geniş iç hacmi, düşük yakıt tüketimi ve yüksek fiyat-performans oranıyla, vaat ettiklerini istikrarla teslim eden ender modellerden biri olmayı başarmıştı.</p>
<p>20 yıllık ticari başarı serüveni, otomotiv endüstrisinde müşteri odaklı mühendisliğin, lokal üretim ve tasarım entegrasyonunun ve teknolojik adaptasyonun doğru kurgulandığında nasıl sürdürülebilir bir rekabet avantajına dönüştüğünü kanıtlıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kompakt-suvu-yaratan-83517</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/7/1280x720/54-1784523360.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kompakt SUV’u yaratan... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/katalog-verileri-ve-gercek-hayat-karsi-karsiya-83516</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> Katalog verileri ve gerçek hayat karşı karşıya</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Otomotiv dünyasında uzun süredir devam eden bir "açık artırma" var: "Tek şarjla kaç kilometre?” Markalar reklam afişlerinde, kataloglarında binleri bulan, sekiz yüzleri zorlayan menzil sayılarını havada uçuşturuyor. Ancak direksiyon başına geçen her kullanıcının aklında hep aynı şüphe: “Bu araba gerçekten bu kadar gider mi, yoksa yolda kalır mıyım?”</p>
<p>İşte bu sorunun cevabı, elektrikli araç testlerinin "Şampiyonlar Ligi" kabul edilen Norveç’ten geldi. Norveç Otomobil Federasyonu (NAF) ve Motor dergisi, “Yaz 2026-El Prix" test sonuçlarını yayınladı. Kâğıt üzerindeki vaatlerin ne kadarının gerçeği yansıttığını görmek adına, pazara yeni sunulan 24 elektrikli araç tam anlamıyla acımasız bir teste tabi tutuldu: Araçlar, bataryaları tamamen bitip yol kenarında durana kadar sürüldü.</p>
<p>Hava sıcaklığının 12°C ile 18°C arasında seyrettiği, rüzgârsız ve kuru zemin gibi bir elektrikli aracın en seveceği (ideal) yaz koşullarında yapılan bu test hem mühendislik harikalarını hem de pazarlama balonlarını bir bir ortaya çıkardı.</p>
<p>Testin bu yılki tartışmasız şampiyonu Bavyeralı üretici oldu. Yeni BMW iX3 50 xDrive, tek şarjla tam 781 kilometre kat ederek hem testin en uzun menzil kat eden aracı oldu hem de resmi WLTP verisini %1,5 aşmayı başardı.</p>
<p>Ancak testin en büyük sürprizi menzil uzunluğundan ziyade, aerodinamik olarak dezavantajlı görünen devasa kasasıyla Çinli XPeng X9 oldu. Bir van modeli olan araç, fabrikanın vaat ettiği 580 km'lik menzili %11,4 gibi muazzam bir oranla geçerek 646 kilometre yol yaptı. Bu durum, Çinli üreticilerin batarya yönetimi ve yazılım optimizasyonunda ne kadar agresif bir gelişim gösterdiğinin en net kanıtı oldu.</p>
<p>Premium segmentin diğer güçlü oyuncularından Mercedes-Benz ise teste geniş bir kadroyla katıldı. Markanın aerodinamik harikası CLA modeli 675 kilometreye ulaşırken, GLC 400 modeli 665 kilometre ve GLB 350 modeli 593 kilometre yol kat ederek fabrika verilerinin üzerine çıkmayı başardı.</p>
<p>Lüks elektrikli SUV pazarının iddialı oyuncusu Lucid Gravity 720 kilometre ile zirveyi zorlarken, Polestar-3 de 601 kilometrelik stabil bir performansla 600 barajını aşanlar kulübüne adını yazdırdı.</p>
<p>Japon cephesinde ise Toyota bZ4X, tam bir "saat mekanizması" gibi çalışarak fabrikanın taahhüt ettiği 506 kilometreyi metre şaşmadan teslim etti. Test pilotlarının aktardığı eğlenceli bir detay ise tam bir kullanıcı dostu hile: Aracın dijital göstergesi %0 batarya gösterdikten sonra bile bZ4X, saklı enerjisiyle 18 kilometre daha gitmeye devam etti. Markanın hibrit geçmişinden süzülüp gelen Toyota C-HR+ modeli de 587 kilometrelik performansıyla rüştünü ispatladı.</p>
<p><strong>Sınıfta Kalanlar ve Hayal Kırıklıkları</strong></p>
<p>Her sınavın bir birincisi olduğu gibi, sonuncusu da olmak zorunda. Testin en büyük hayal kırıklığı, fabrikanın vaat ettiği 505 km menzilin %11,7 gerisinde kalarak sadece 446 kilometre gidebilen Çinli MG IM6 oldu. Aynı markanın daha kompakt modeli olan MG S6 beklentileri aşarak 502 kilometreye ulaşırken, üst segmentteki IM6’nın bu denli geride kalması model bazlı yazılım veya batarya optimizasyonu sorunlarına işaret ediyor.</p>
<p>Hacimli SUV ve aile araçları segmentinde ise Hyundai Ioniq 9 (%5,7 sapma, 566 km) katalog verilerinin bir parça gerisinde kalarak devasa gövdesinin ve ağırlığının kurbanı oldu. Buna karşın, grubun küçük üyesi Hyundai Inster şehir içi odaklı yapısına rağmen 373 kilometre yol kat ederek kendi kulvarında yüzleri güldürdü. Benzer bir şekilde kompakt sınıfta yarışan Kia EV2 (325 km) ve Smart-5 (556 km) gibi modeller de küçük bataryalarına rağmen resmi verilerini aşarak verimlilik dersi verdiler.</p>
<p><strong>Sektör Nereye Gidiyor?</strong></p>
<p>Bu testin bize gösterdiği en önemli şey şu: Elektrikli araçlar artık çocukluk hastalıklarını geride bıraktı. Bundan birkaç yıl önce laboratuvar verileriyle gerçek dünya arasında uçurumlar varken, 2026 yılı itibarıyla araçların çok büyük bir kısmının resmi vaatlerle neredeyse birebir örtüşen, son derece kabul edilebilir bir performans bandında kalması teknolojinin ne kadar olgunlaştığını kanıtlıyor.</p>
<p>Hücre kimyasındaki gelişmeler, gelişmiş ısı pompaları ve en önemlisi yapay zekâ destekli batarya yönetim yazılımları sayesinde artık elektrikli araç alırken "katalog yalanlarına" kanma korkusu tarih oluyor. Elbette bu testlerin bir de "Kış" bacağı var ve düşük sıcaklıkların bataryaları nasıl hırpaladığını hepimiz biliyoruz. Ancak ideal şartlar altında, vaat edilen menzillerin artık birer hayal ürünü olmadığı tüm dünya öğrendi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/katalog-verileri-ve-gercek-hayat-karsi-karsiya-83516</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Katalog verileri ve gerçek hayat karşı karşıya ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/odysseus-ve-dijital-donusum-yolculugu-83515</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Odysseus ve dijital dönüşüm yolculuğu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Christopher Nolan’ın yönettiği Odysseus filmi, bize dijital çağda IMAX ve Netflix yolculuklarını ekonomik açıdan karşılaştırma fırsatı sunuyor. Tematik olarak ise bizim, Evliya Çelebi ya da Nasrettin Hoca ile ilgili böyle bir film çekmemiş olmamız dijitalleşmede neden başarısız olduğumuzu gösteriyor. İşin ekonomik boyutunda ise, IMAX teknolojisi ile fiziksel olarak kurulan setlerde filme çekilen Odysseus’un sinema salonlarına dağıtımının bir lojistik problemi olduğunu anlamamızın bizi başarısız kıldığını söyleyebilirim.</p>
<p>Odysseus’un yolculuğu ve bu yolculuğun sonunda ulaştığı yeni gerçekliğin başlangıçta arkasında bıraktığı ile ilişkisinin olmaması aslında insan olarak hayatlarımızdaki sıradan trajedinin ifadesinden başka bir şey değildir. Çocukluğumuzda hayal ettiğimiz şeyleri gerçekleştirsek bile yaşlandığımızda kendimizi içinde bulduğumuz dünya bizim zamanında içinde yaşadığımızdan da hayal ettiğimizden de farklıdır. Bunu anladığımızda huzur içinde ölebilir ya da sanatsal (ve elektronik oyunlardaki) anlatımla yeni bir aşamaya geçebiliriz.</p>
<p>Christopher Nolan’ın, gösterime giren yeni filminde bu sıradan hikâyeyi farklı bir tatta anlattığı ifade ediliyor. Filmi izlemediğim için bilemiyorum ama bildiklerimle yazacaklarım filmi izlememi gerektirmiyor.</p>
<p>Bizim toplumsal olarak gerçekleştirdiğimiz yolculuklara değinmek istiyorum. İktisatçı olsam yıllardır süren ve daha da süreceği düşünülen enflasyonla mücadele yolculuğunu yazardım ama anladığım bir konu değil. Ben bundan çok daha uzun süredir hayatımızda ve bence daha büyük bir trajedi olan dijital dönüşüm yolculuğunu yazmak istiyorum. Aradan geçen yıllara karşın hâlâ “dijital şirket” olmayı başaramayıp dijital dönüşüm projesi anlatanlar var. Bunları dinlerken aklıma askere gitmemek ve paso kullanmak için onlarca yıl üniversite öğrencisi olarak kalanların hikâyesi geliyor. Sürekli olarak ulaştıkları yeni noktada yeni bir dijital dönüşüm yolculuğuna çıkan bu şirketlerin, bu tipolojiden bir farkı yok. Yapay zekânın bana anlattıklarından bildiğim kadarıyla Odysseus’un sonunda krallığındaki evine ulaştığında evini içi boş bir harabe olarak bulması, herkesten çok bu şirketleri yönetenlerin izlemesi gereken boyutu oluşturuyor.</p>
<p>Hikâyenin sıradan olduğunu söylememin nedeni ise, benim bu tür bir kurguyla çocukken babamın bana okuduğu; üniversite yıllarında ise benim kantinde okuduğum için solcu arkadaşlara rezil olduğumu Japon Masalları adlı kitapta; Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nin çocuklara özel versiyonunda; ve tabii ki başka bir boyutu ile dünyanın merkezinin eşeğinin ayağının bastığı yer olduğunu söyleyen Nasreddin Hoca’nın fıkralarında karşılaşmış olmam.</p>
<p>Bunu şu nedenle yazıyorum: Dijital dönüşümü ele alırken bunu zihniyet dönüşümü ile farklı deneyimleri dijital şirket iş modelini kurgulamak için kullanmak yerine dijital araçları ve çözümleri eski iş modelini ayakta tutmak için şirketin içine sokmak arasındaki farkın altını çizmemiz gerekiyor. Bunu yaparken de, rekabet gücünü ana gösterge olarak belirlemek zorundayız. Bu nedenle ben de bu yazıda IMAX ile Netflix’i karşılaştıran bir perspektif kullanmayı seçtim. Yapay zekâ Gemini ile çıktığımız bu yolculukta önce bir teknoloji uzmanı gözünden IMAX’in ne olduğunu size aktarmak istiyorum.</p>
<p><strong>Hibrit bir sentezin sonucu: IMAX</strong></p>
<p>Bir teknoloji uzmanı perspektifiyle IMAX’i (Image Maximum), sadece "daha büyük bir ekran" olarak değil, sinema endüstrisini donanım, optik mühendisliği ve mimari tasarımın hibrit bir senteziyle dönüştüren kapsamlı bir ekosistem olarak tanımlayabiliriz.</p>
<p>IMAX’in sinema endüstrisine getirdiği temel yenilikleri şu başlıklarla özetleyebilirim:</p>
<ol>
<li>Optik ve Çözünürlük Standartlarının Yeniden Tanımlanması</li>
</ol>
<p>IMAX, geleneksel 35 mm formatının sınırlarını aşarak işe başlamıştır. Geleneksel sinemada film şeridi dikey akarken, IMAX formatında (özellikle 70 mm) film şeridi yatay akarak çok daha geniş bir yüzey alanını kullanır. Bu da görüntü kalitesinde muazzam bir artış sağlar. Dijital çağda ise bu durum; çift 4K lazer projeksiyon sistemleri ve yüksek kontrast oranlarıyla, standart sinemaların sunamadığı bir "kristal netlikte görüntü" standardı haline gelmiştir.</p>
<ol start="2">
<li>"DMR" (Digital Remastering) Teknolojisi</li>
</ol>
<p>IMAX sadece filmleri yayınlayan bir aracı değildir; stüdyolarla iş birliği yaparak filmlerin her bir karesini dijital olarak iyileştiren DMR sürecini uygular. Bu süreçte renk dengesi, kontrast ve netlik, IMAX’in devasa ekranlarına ve projeksiyon sistemlerine uygun hale getirilir. Yani filmi "IMAX formatına yükseltmek" aslında filmi teknik bir cerrahi operasyondan geçirmek gibidir.</p>
<ol start="3">
<li>Mimari ve Akustik Mühendislik</li>
</ol>
<p>Bir salonun "IMAX" etiketi alabilmesi için sadece projektörün varlığı yetmez; salonun geometrisi (salonun stadyum tarzı dizaynı) özel olarak optimize edilir:</p>
<ul>
<li>Yarım Daire Oturma Düzeni: İzleyicinin görüş açısını (field of view) maksimize ederek ekranın çeperlerdeki görüntüsünü insan gözünün görme kapasitesine uyumlu hale getirir.</li>
<li>Hassas Ses Yerleşimi: IMAX’in ses sistemi, klasik surround sistemlerden farklı olarak lazer hizalamalı hoparlör konfigürasyonları ve çok kanallı (örneğin 12 kanallı) yapılandırmalarıyla, sesin mekansal konumunu izleyicinin üzerine mükemmel bir şekilde yansıtır.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li>Deneyim Odaklı Mühendislik (İçinde Hissetme)</li>
</ol>
<p>Teknolojinin en büyük yeniliği, izleyici ile ekran arasındaki "gözlemci" duvarını yıkmasıdır. Ekranın genişliği ve yüksekliği, izleyicinin periferik (çevresel) görüş alanını tamamen doldurur. Bu sayede beynimiz, izlediğimiz şeyin bir "perde" olduğunu değil, "içinde olduğumuz bir gerçeklik" olduğunu kabul etmeye başlar.</p>
<p>Bir Uzman Notu: Donanım ve Yazılım Uyumu</p>
<p>IMAX, günümüzde sadece yüksek bütçeli aksiyon filmleri için bir "görsel şölen" değil, aynı zamanda yönetmenlerin (örneğin Christopher Nolan gibi isimlerin) çekim aşamasında IMAX kameralarını kullanarak filmin kadrajını en başından itibaren bu geniş formata göre tasarladığı, yaratıcılık ile teknolojinin iç içe geçtiği bir sanat formuna dönüşmüştür.</p>
<p>Özetle; IMAX, sinemayı pasif bir izleme eyleminden, teknik olarak tasarlanmış "kapsayıcı bir deneyime" evriltmiştir.</p>
<p>Kapsayıcı sözcüğünün ne anlama geldiğinin üzerinde biraz duralım. İngilizcesi “immersive” olan bu terim hayatımıza büyük ölçüde sanal gerçeklik gözlükleri ile girmişti. Oradaki deneyim üç boyutlu içerik içinde çeşitli yönlere kafamızı çevirdiğimizde kapsayıcı ortamın içinde ve onunla etkileşim içinde hareket edebilmemizdi. Bunun en önemli uygulama alanınım bilgisayar oyunları olması kaçınılmaz. Tabii neyin oyun neyin gerçek olduğunu ayırt etmek giderek güçleşiyor.</p>
<p>Dünya Kupası bunun en çarpıcı örneklerinden biri. Futbol mu, siyaset mi, uluslararası ilişkiler mi, ekonomi mi… neyin etkinlik alanı olduğu belli olmayan bir faaliyeti izliyoruz. Ancak hakemin kafasına monte edilen kameraya bakınca, burada bir kapsayıcı gerçeklik yaratmak için içeriden bir veri toplama çalışması görebiliyorum. Bu da bir dijital dönüşüm değil, dijitalleşme adımı oluşturuyor.</p>
<p><strong>Bir IMAX içeriği: Christopher Nolan’ın Odysseus’u</strong></p>
<p>Burada biraz ürüne odaklanmak istiyorum. Christopher Nolan’ın filmi Odysseus’un sadece içerik yapısını değil, üretim sürecini ve maliyet yapısını ortaya koymak için Gemini ile bir çalışma yaptım. Temel bulguları aktarıyorum.</p>
<p>Christopher Nolan'ın yönettiği ve 17 Temmuz 2026'da vizyona giren "Odyssey" filmi ile ilgili teknik bilgiler şu şekildedir:</p>
<p><strong>Maliyet (Bütçe)</strong></p>
<p>Filmle ilgili rapor edilen bütçe yaklaşık 250 milyon dolardır.Nolan, filmin çekimlerinde bilgisayar tabanlı görsel efektler (CGI) ve yeşil ekran kullanımını en aza indirerek, gerçek mekanlarda çekim yapma ve pratik efektler kullanma konusundaki imza tarzını bu devasa yapımda da sürdürmüştür.</p>
<p><strong>Zaman (Süre)</strong></p>
<p>"Odyssey" filminin toplam süresi 172 dakikadır (yaklaşık 2 saat 52 dakika).</p>
<p>Filmle İlgili Bazı Teknik Detaylar:</p>
<ul>
<li>Format: Film, tamamı IMAX kameralarla çekilen ilk uzun metrajlı yapım olma özelliğini taşımaktadır.</li>
<li>Oyuncu Kadrosu: Başrolde Odysseus rolüyle Matt Damon yer alırken;Anne Hathaway, Tom Holland, Robert Pattinson, Zendaya, Lupita Nyong'o ve Charlize Theron gibi isimler kadroda bulunmaktadır.</li>
<li>Çekim Yerleri: Prodüksiyon, otantik bir atmosfer yakalamak adına Yunanistan, İtalya, Fas, Malta, İskoçya ve İrlanda gibi birçok farklı ülkede gerçekleştirilmiştir.</li>
</ul>
<p>Nolan'ın bu mitolojik destanı beyaz perdeye taşıma süreci, 20 yılı aşkın bir süredir üzerinde çalıştığı bir vizyon olarak tanımlanmaktadır. Film, vizyona girdiği andan itibaren hem görselliği ve kapsamı ile övgü toplamış hem de Nolan'ın klasik anlatı tarzı ve bazı yapısal tercihleri nedeniyle izleyiciler arasında yoğun bir tartışma konusu olmuştur.</p>
<p>Christopher Nolan'ın The Odyssey filminin çekim süreciyle ilgili teknik detaylar şu şekildedir:</p>
<ul>
<li>Toplam Çekim Süresi: Film, dünya genelinde beş farklı ülkede (Fas, İskoçya, Yunanistan, İzlanda ve İtalya) toplam 91 günlük bir çekim programı ile tamamlanmıştır.</li>
<li>Çekim Takvimi: Prodüksiyon çalışmaları Şubat 2025'te başlamış ve Ağustos 2025'e kadar devam etmiştir.</li>
</ul>
<p>Nolan'ın bu yapımda bilgisayar tabanlı görsel efektler (CGI) yerine gerçek mekanları ve fiziksel setleri tercih etmesi, çekim sürecinin lojistik açıdan oldukça karmaşık olmasına neden olmuştur. Özellikle filmin tamamının IMAX kameralarla çekilmiş olması ve bu kameraların her bir şarjda yaklaşık 2,5-3 dakika çekim yapabilmesi, prodüksiyonun teknik zorluklarını artıran temel unsurlardan biri olmuştur.</p>
<p>Christopher Nolan’ın yönettiği ve 17 Temmuz 2026’da vizyona giren The Odyssey filminin post-prodüksiyon süreci hakkında stüdyo tarafından açıklanmış resmi bir gün sayısı bulunmamaktadır. Ancak Nolan’ın çalışma disiplini ve filmin üretim takvimi üzerinden şu teknik çıkarımları yapabiliriz:</p>
<p><strong>Prodüksiyon ve Post-Prodüksiyon Takvimi</strong></p>
<ul>
<li>Çekim Süreci: Filmin ana çekimleri Şubat 2025’te başlayıp Ağustos 2025’te sona ermiştir.</li>
<li>Takvim Aralığı: Ağustos 2025 ile Temmuz 2026 arasındaki yaklaşık 11 aylık dönem, filmin kurgu, ses tasarımı, renk düzeltme (color grading) ve IMAX formatına uygun teknik optimizasyon süreçleri için ayrılmıştır.</li>
</ul>
<p><strong>Teknik Zorluklar ve Post-Prodüksiyonun Niteliği</strong></p>
<p>Nolan’ın "pratik efekt" odaklı yaklaşımı, dijital kurgu (CGI) süreçlerini diğer büyük bütçeli yapımlara göre farklılaştırsa da, bu film için bazı özel teknik süreçlerin post-prodüksiyonu uzattığı bilinmektedir:</p>
<ol>
<li>DMR (Digital Remastering) Süreci: Filmin tamamının IMAX kameralarla çekilmiş olması, görüntülerin her bir karesinin IMAX formatının devasa çözünürlük ve kontrast standartlarına göre optimize edilmesini gerektirmiştir.</li>
<li>Kurgu Disiplini: Nolan, editörü Jennifer Lane ile birlikte çalışarak "hikayeye hizmet etmeyen her şeyin atılması" felsefesini uygulamıştır. Çekilen yaklaşık 100 saatlik ham görüntünün, 172 dakikalık nihai kurguya dönüştürülmesi oldukça titiz bir çalışma gerektirmiştir.</li>
<li>Analog Kurgu: Nolan, filmlerini dijital kurgu masalarının yanı sıra geleneksel yöntemlerle de işlediği için, devasa 65mm/70mm film makaralarının manuel kurgusu ve basımı, dijital bir filme kıyasla çok daha uzun süren fiziksel bir işlem yükü getirmektedir.</li>
</ol>
<p>Özetle, çekimlerin bitişi ile vizyon tarihi arasındaki 11 ay, Nolan’ın yüksek teknik standartlarını karşılamak için gereken yoğun bir post-prodüksiyon süresi olarak değerlendirilebilir.</p>
<p><strong>Asıl konu tedarik zinciri ve lojistik</strong></p>
<p>IMAX formatı ilk gündeme geldiğinde en önemli konulardan biri filmlerin dağıtımının yapılmasıydı. Biz telekomünikasyon ve özellikle de mobil teknolojilerin en önemli farkı yaratacağı alanlardan biri olarak bu alanı yani IMAX’i görüyorduk. İçeriğin sinema salonlarına bu şekilde indirildiği ve gösterildiği bir modelin 70 mm’lik filmleri taşımaya göre daha büyük fark yaratacağına inanıyorduk. Dijitalde ise bu kadar verinin depolanması ve taşınması yerine sadece gösterilecek filmin indirilip oynatılması daha akılcı geliyordu. Uzmanların anlattığı buydu ama teknoloji yolculuğunda bugün bulut teknolojileri ve 5G ile çok daha farklı modellerin uygulanabileceğini görüyoruz. Gemini’ın buradaki ifadeleri karışık olsa da Christopher Nolan’ın filmi tamamen analog gösterime uygun 41 salonu seçerek dağıtımda da dijital uzak durmak suretiyle gösterime soktuğunu anlıyorum.</p>
<p>IMAX filmlerinin sinema salonlarına dağıtımı, kullanılan formatın fiziksel (film şeridi) veya dijital olmasına göre iki temel yönteme ayrılır. Bu süreçte kararlar büyük oranda yapımcı stüdyolar tarafından, maliyet ve lojistik hedeflere göre verilir.</p>
<ol>
<li>Fiziksel (IMAX 70mm) Film Dağıtımı</li>
</ol>
<p>Bu yöntem, yüksek maliyeti ve teknik zorlukları nedeniyle günümüzde oldukça nadirdir ve genellikle "event" statüsündeki prestijli yapımlar (örneğin Nolan filmleri) için tercih edilir.</p>
<ul>
<li>Lojistik: IMAX 70mm film şeritleri, devasa boyutları ve ağırlıkları nedeniyle taşınması çok maliyetli olan fiziksel makaralardır. Bu makaralar özel kutularında, lojistik şirketleri aracılığıyla doğrudan sinema salonlarına gönderilir.</li>
<li>İşletme: Bu formatın gösterimi için özel eğitimli projeksiyon operatörlerine ihtiyaç duyulur. Film salonu kapattıktan sonra bu makaralar geri toplanır veya bir sonraki lokasyona sevk edilir.</li>
<li>Maliyet: Baskı (print) maliyetleri çok yüksektir; bu yüzden stüdyolar sadece belirli sayıda kopyaya onay verir.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li>Dijital Dağıtım</li>
</ol>
<p>Günümüzdeki IMAX gösterimlerinin büyük çoğunluğu dijital dağıtım ağıyla gerçekleşir. Bu yöntem hem maliyet etkinliği hem de hız açısından endüstri standardıdır.</p>
<ul>
<li>Veri Aktarımı: Dijital IMAX filmleri, temel olarak devasa boyutlu şifreli bilgisayar dosyalarıdır. Bu dosyalar:
<ul>
<li>Sabit Diskler (DCP - Digital Cinema Package): Fiziksel bir hard disk içerisinde sinema salonlarına gönderilebilir.</li>
<li>Uydu veya Geniş Bant: İnternet üzerinden veya özel uydu ağları aracılığıyla doğrudan salonların sunucularına indirilebilir.</li>
</ul>
</li>
<li>DMR (Digital Remastering) Süreci: Dağıtım öncesinde, filmler IMAX'in yüksek standartlarına (renk, kontrast, çözünürlük) göre "DMR" sürecinden geçirilerek dijital olarak optimize edilir.</li>
<li>Esneklik: Dijital dağıtım, bir filmin aynı anda dünyanın pek çok yerindeki sinemada vizyona girmesini mümkün kılar. Ayrıca, bir salonda biletler tükenirse, dijital dosya sayesinde filmi anında başka bir salonda da oynatmaya başlamak mümkündür.</li>
</ul>
<p>Özetle Dağıtım Dinamikleri</p>
<table>
<thead>
<tr>
<td>
<p>Özellik</p>
</td>
<td>
<p>Fiziksel (70mm)</p>
</td>
<td>
<p>Dijital</p>
</td>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td>
<p>Taşıma</p>
</td>
<td>
<p>Ağır makaralar, özel lojistik</p>
</td>
<td>
<p>Hard disk veya dijital iletim</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Maliyet</p>
</td>
<td>
<p>Çok yüksek</p>
</td>
<td>
<p>Çok düşük</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Personel</p>
</td>
<td>
<p>Uzman operatör gerekir</p>
</td>
<td>
<p>Otomatize sistemler</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Hız</p>
</td>
<td>
<p>Yavaş ve zorlu</p>
</td>
<td>
<p>Anlık / Hızlı</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>IMAX, dağıtım noktalarını veya basılacak kopya sayısını kendisi belirlemez; bu tamamen filmi finanse eden stüdyonun bütçe yönetimiyle ilgilidir. Stüdyo, dağıtım maliyetlerini ve beklenen gişe gelirini dengeleyerek hangi formatın (film veya dijital) daha karlı olacağına karar verir.</p>
<p>The Odyssey filminin dağıtımında baskın olan yöntem, dünya genelindeki teknik kısıtlar ve lojistik gerçeklikler göz önüne alındığında açık ara dijital gösterimdir.</p>
<p>Nolan'ın filmi tamamen IMAX 15/70mm film formatında çekmiş olması ve bu formatı "yönetmenin vizyonunu yansıtan ideal yöntem" olarak işaret etmesi, bu yöntemin dünyadaki en yaygın yöntem olduğu anlamına gelmemektedir. İşte dağılımın gerçek yüzü:</p>
<p><strong>1. Dijital Gösterim (En Baskın Yöntem)</strong></p>
<p>Dünya genelinde yaklaşık 200.000 sinema salonu bulunmasına rağmen, filmi Nolan'ın hedeflediği o saf, analog 15/70mm IMAX formatında gösterebilecek sadece 41 salon mevcuttur.</p>
<ul>
<li>Bu da dünya çapındaki ekranların %0,02'sinden daha azının "gerçek IMAX" deneyimini sunabildiği anlamına gelir.</li>
<li>Geriye kalan salonların neredeyse tamamı, filmi dijital dosyalar (DCP) üzerinden ve çoğunlukla 1.90:1 en boy oranına sahip IMAX Lazer veya standart dijital sistemlerle gösterir.</li>
</ul>
<p><strong>2. Analog IMAX 70mm (Prestijli Ama Nadir Yöntem)</strong></p>
<p>Bu, Nolan'ın tercihi olsa da teknik ve lojistik nedenlerle oldukça kısıtlıdır:</p>
<ul>
<li>Lojistik Zorluk: Bir adet 15/70mm IMAX baskısı yaklaşık 240-300 kg ağırlığındadır ve 17 kilometreden uzun film şeridi içerir. Taşınması, depolanması ve kurulması son derece maliyetli ve zahmetlidir.</li>
<li>Erişilebilirlik: Sadece 41 lokasyonda bulunması nedeniyle, izleyicilerin büyük çoğunluğu için bu formata ulaşmak neredeyse imkansızdır; biletler hızla tükenmekte ve karaborsada çok yüksek fiyatlara satılmaktadır.</li>
</ul>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Nolan’ın "yaratıcı vizyonu" analog 15/70mm film formatına dayanıyor olsa da, filmin "endüstriyel dağıtım gerçeği" dijitaldir. Eğer "baskın olan yöntem hangisi?" diye soracak olursanız, pratik ve ekonomik zorunluluklar nedeniyle dijital gösterim tartışmasız bir şekilde baskın yöntemdir.</p>
<p><strong>Netflix, IMAX’e karşı… mı?</strong></p>
<p>Sizin de anladığınız gibi aslında Odysseus’u kullanarak Türk şirketlerinin kendi iş modellerini sorgulamasına yardımcı olacak bir çalışma yapıyorum. Bunun sonunda IMAX’in ekonomisini ve bundan farklı bir model olarak Netflix’i karşılaştırmak istiyorum.</p>
<p>IMAX, günümüzde sadece bir "sinema salonu işletmecisi" olmaktan çıkıp, küresel eğlence ve etkinlik sektöründe devasa bir teknoloji platformuna dönüşmüş durumdadır. 2025 ve 2026 yılı verileri, şirketin finansal olarak tarihinin en güçlü dönemlerinden birini yaşadığını göstermektedir. Gemini bu konuda bana önemli bir yardım sunuyor.</p>
<p>IMAX'in oluşturduğu ekonomiyi şu ana başlıklarla özetleyebiliriz:</p>
<p><strong>1. Rekor Kıran Gişe Ekonomisi</strong></p>
<p>IMAX'in merkezinde yer alan gişe gelirleri, şirketin ekonomik büyüklüğünün en somut göstergesidir:</p>
<ul>
<li>Küresel Gişe: 2025 yılı, 1,28 milyar dolar ile IMAX tarihinin en yüksek gişe hasılatına ulaşılan yıl oldu.</li>
<li>2026 Hedefi: Şirket yönetimi, 2026 yılı için bu rekoru daha da ileriye taşıyarak 1,4 milyar dolarlık bir küresel gişe geliri hedeflemektedir.</li>
</ul>
<p><strong>2. Finansal Büyüklük ve Piyasa Değeri</strong></p>
<ul>
<li>Gelir:2025 yılında şirket 410 milyon dolar ile yıllık bazda en yüksek gelirini elde etti.</li>
<li>Karlılık: Şirket, %45'in üzerinde bir "Düzeltilmiş EBITDA" (FAVÖK) marjı ile oldukça yüksek bir operasyonel kârlılık sergilemektedir.</li>
<li>Piyasa Değeri: Temmuz 2026 itibarıyla şirketin piyasa değeri yaklaşık 2,11 milyar dolar</li>
</ul>
<p><strong>3. Küresel Yayılım ve Operasyonel Güç</strong></p>
<p>IMAX, dünya genelinde 91 ülkede 1.865'ten fazla aktif sistem ile hizmet vermektedir. Bu geniş ağ, şirketin sadece Hollywood filmleriyle değil, yerel dillerde çekilen yapımlarla da (2025'te 405 milyon dolarlık yerel dil gişesi) büyük bir ekonomi oluşturmasını sağlamaktadır.</p>
<p><strong>4. Yeni Büyüme Stratejileri</strong></p>
<p>Ekonomik hacmini korumak ve artırmak için şirket şu stratejileri uygulamaktadır:</p>
<ul>
<li>Sistem Kurulumları: Yıllık 160-175 arası yeni sistem kurulumuyla fiziksel ağını genişletmeye devam etmektedir.</li>
<li>Dinamik İçerik Portföyü: IMAX artık sadece filmlerle sınırlı değildir; müzik etkinlikleri, spor yayınları, oyunculuk (gaming) ve belgeseller gibi çeşitlendirilmiş içeriklerle izleyiciyi yılın her döneminde salonlara çekmeyi hedeflemektedir.</li>
<li>Yeni Ortaklıklar: Otomobil içi eğlence sistemlerinden (Goer Dynamics ortaklığı) bölgesel sinema ağlarına kadar yeni işbirlikleriyle teknoloji lisanslamasını ve marka erişimini artırmaktadır.</li>
</ul>
<p>Özetle; IMAX bugün, sinema salonu deneyimini "premium" bir deneyim olarak konumlandırarak, izleyicinin daha fazla ödeme yapmaya istekli olduğu bir yüksek katma değerli teknoloji ekonomisi oluşturmuştur. Şirketin finansal verileri, geleneksel sinemacılığın zorlandığı bir dönemde bile IMAX'in "deneyim odaklı" yaklaşımının ne kadar sürdürülebilir ve kârlı olduğunu kanıtlar niteliktedir.</p>
<p>Bunu Netflix ile karşılaştırmasını istediğimde, Gemini şu değerlendirmeyi yapıyor:</p>
<p>Netflix ve IMAX, eğlence endüstrisinde tamamen farklı iş modellerine sahip iki devdir. Netflix, doğrudan tüketiciye (D2C) yönelik bir abonelik bazlı dijital içerik platformu iken; IMAX, stüdyolar ve sinema salonu işletmecileri arasında konumlanan, yüksek katma değerli bir premium teknoloji ve deneyim platformudur.</p>
<p>2025 yılı finansal verileri üzerinden yapılan karşılaştırma, bu iki şirketin ölçekleri arasındaki temel farkı net bir şekilde ortaya koymaktadır.</p>
<ol>
<li>Finansal Büyüklük Karşılaştırması (2025)</li>
</ol>
<table>
<thead>
<tr>
<td>
<p>Metrik</p>
</td>
<td>
<p>Netflix (2025)</p>
</td>
<td>
<p>IMAX (2025)</p>
</td>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td>
<p>Yıllık Gelir</p>
</td>
<td>
<p>45,2 Milyar Dolar</p>
</td>
<td>
<p>410 Milyon Dolar</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Net Gelir</p>
</td>
<td>
<p>11,0 Milyar Dolar</p>
</td>
<td>
<p>~45 Milyon Dolar (Net Marj %11)</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>İş Modeli</p>
</td>
<td>
<p>Abonelik ve Reklam</p>
</td>
<td>
<p>Teknoloji Lisanslama, Bakım, Gişe Payı</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<ol start="2">
<li>Ekonomik Karşılaştırma: Temel Farklar</li>
</ol>
<ul>
<li>Ölçek ve Kapsam: Netflix, 16.000 civarı çalışanı ve yaklaşık 277 milyonun üzerinde küresel abonesiyle devasa bir ölçek ekonomisi yürütür. Gelirleri, abonelik ücretleri ve reklamlar gibi tekrarlayan gelir modellerine dayanır. IMAX ise yaklaşık 1.800 civarı aktif sistemle dünya genelinde çok daha niş, ancak kârlılığı yüksek bir "premium" deneyim alanı yaratır.</li>
<li>Kârlılık Yapısı:
<ul>
<li>Netflix: Yıllık 45 milyar doları aşan geliriyle dünyanın en büyük eğlence şirketlerinden biridir. Gelirinin büyük kısmını içerik üretimine ve lisanslamaya harcar.</li>
<li>IMAX: Bir "varlık hafif" (asset-light) iş modeli izler. Kendi sinema salonlarını işletmek yerine, teknolojisini ve markasını sinema işletmecilerine lisanslar. Bu model, şirketin çok yüksek işletme kârlılığı (Adjusted EBITDA marjı %45 seviyelerinde) elde etmesini sağlar.</li>
</ul>
</li>
<li>Stratejik Konumlanma: Netflix, izleyiciyi evde tutmayı hedeflerken, IMAX izleyiciyi özel bir deneyim için salonlara çekmeyi hedefler. Ancak aralarındaki ilişki değişmektedir; Netflix artık prestijli yapımları için (örneğin büyük bütçeli yeniden yapımlar) IMAX'in "premium" gücünden faydalanmak üzere stratejik ortaklıklar yapmaktadır.</li>
</ul>
<p>Sonuç: Birbirine Rakip mi, Tamamlayıcı mı?</p>
<p>Netflix ve IMAX, doğrudan gelir ve büyüklük olarak kıyaslandığında "farklı sıkletlerde" dövüşen şirketlerdir. Netflix'in ekonomik gücü küresel abonelik tabanından gelirken, IMAX'in gücü "premium marka değeri" ve bu markayı teknolojik olarak lisanslayabilme yeteneğinden gelir.</p>
<p>Günümüzde Netflix'in IMAX'i bir "rakip" olarak değil, içeriklerinin kültürel etkisini artıracak bir "pazarlama ve prestij platformu" olarak konumlandırması, bu iki farklı dünyanın ekonomik olarak birbirini nasıl desteklediğini göstermektedir.</p>
<p>Bu noktadan sonra Odysseus ya da filmin asıl adıyla The Odyssey’e bakan Türk şirketlerine hayıtlı yolculuklar dilemekten başka yapacak bir şey kalmıyor.</p>
<p>   </p>
<p>    </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/odysseus-ve-dijital-donusum-yolculugu-83515</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Odysseus ve dijital dönüşüm yolculuğu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-ekonominin-yeni-guc-mucadelesi-kusak-ve-yol-global-gateway-ve-amerikan-sanayi-donusumu-83514</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel ekonominin yeni güç mücadelesi: Kuşak ve Yol, Global Gateway ve Amerikan sanayi dönüşümü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>21’inci yüzyılın küresel ekonomi politiği artık yalnızca ticaret rakamları veya büyüme oranları üzerinden okunmuyor. Günümüzde rekabet; limanlardan veri merkezlerine, batarya üretiminden kritik minerallere, yarı iletkenlerden enerji koridorlarına kadar uzanan çok daha geniş bir stratejik zeminde şekilleniyor. Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi (Belt and Road Initiative-BRI), Avrupa Birliği’nin Global Gateway programı ve Amerika Birleşik Devletleri’nin Inflation Reduction Act’i (IRA) tam da bu dönüşümün üç büyük jeoekonomik hamlesi olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Bu üç girişim yalnızca ekonomik kalkınma paketleri değil; aynı zamanda küresel sistemin üretim ağlarını, enerji dönüşümünü, teknoloji standartlarını ve ticaret koridorlarını yeniden şekillendirme projeleri niteliği taşıyor. Başka bir ifadeyle mesele artık yalnızca “kim daha çok üretir?” sorusu değil; “kim küresel sistemin altyapısını, finansman modelini ve teknolojik standartlarını belirler?” sorusuna dönüşmüş durumda.</p>
<p><strong>Küreselleşmenin yeni evresi</strong></p>
<p>1990’lardan 2010’lara uzanan dönemde küresel ekonominin temel mantığı düşük maliyetli üretim, serbest ticaret ve küresel tedarik zincirleri üzerine kuruluydu. Çin’in “dünyanın fabrikası” hâline gelmesi, Batılı şirketlerin üretimlerini Asya’ya kaydırması ve ticaretin giderek daha bütünleşmiş bir yapıya dönüşmesi bu dönemin belirleyici özellikleriydi. Ancak pandemi, Rusya-Ukrayna savaşı, enerji krizleri ve ABD–Çin rekabeti küresel ekonominin kırılganlıklarını görünür hâle getirdi. Bugün devletler artık yalnızca ekonomik verimlilik değil; tedarik güvenliği, stratejik sektör koruması ve teknolojik egemenlik arayışıyla hareket ediyor.</p>
<p>Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre dünya ekonomisi 2025 itibarıyla yaklaşık 115 trilyon dolarlık büyüklüğe ulaşırken, küresel ticaretin yaklaşık yüzde 30’u artık jeopolitik risklerden doğrudan etkileniyor. Dünya Ticaret Örgütü (WTO) son üç yılda uygulamaya alınan sanayi sübvansiyonları ve korumacı tedbirlerin tarihsel ortalamaların çok üzerine çıktığını belirtiyor. BRI, Global Gateway ve IRA bu yeni dönemin üç farklı ekonomik modeli olarak ortaya çıkıyor.</p>
<p><strong>Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi: </strong><strong>Küreselleşmenin Çin merkezli altyapısı</strong></p>
<p>2013 yılında Xi Jinping tarafından ilan edilen Kuşak ve Yol Girişimi, modern tarihin en büyük altyapı ve bağlantısallık projesi olarak değerlendiriliyor. Çin bugüne kadar 150’den fazla ülkeyle iş birliği anlaşmaları imzaladı. Çeşitli araştırmalara göre 2013–2025 döneminde BRI kapsamındaki toplam yatırım ve finansman taahhüdü 1 ila 1,3 trilyon dolar arasında değişiyor.</p>
<p>Çin’in stratejik amacı oldukça net: üretim fazlasına yeni pazarlar bulmak, enerji ve ticaret yollarını güvenceye almak, yuanın uluslararası kullanımını artırmak, Çinli şirketleri küreselleştirmek, ABD’nin deniz merkezli ticaret üstünlüğüne alternatif kara ve liman ağları kurmak.</p>
<p>Demiryolları, limanlar, enerji santralleri, dijital altyapılar, fiber ağlar ve maden yatırımlarıyla şekillenen BRI, özellikle Orta Asya, Afrika, Güney Asya ve Orta Doğu’da büyük etki yarattı. Örneğin Çin–Avrupa demiryolu hatları üzerinden taşınan yük miktarı son on yılda katlanarak artarken, Pakistan’daki Gwadar Limanı, Yunanistan’daki Pire Limanı ve Afrika’daki enerji yatırımları Çin’in küresel lojistik ağını genişletmesinde kritik rol oynadı.</p>
<p>Ancak proje ciddi eleştirilerle de karşı karşıya. Sri Lanka’nın Hambantota Limanı nedeniyle yaşadığı borç krizi, “borç tuzağı diplomasisi” tartışmalarının sembolü hâline geldi. Dünya Bankası verilerine göre düşük gelirli birçok ülkenin Çin’e olan dış borcu son on yılda dramatik biçimde yükseldi. Buna rağmen BRI’nın tarihsel önemi tartışmasız: Çin, küreselleşmenin altyapısını Batı’dan bağımsız biçimde yeniden inşa etmeye başladı.</p>
<p><strong>Avrupa Birliği’nin Global Gateway </strong><strong>hamlesi: Norm ve standart rekabeti</strong></p>
<p>Avrupa Birliği’nin 2021’de duyurduğu Global Gateway programı ise doğrudan Çin’in yükselen etkisine karşı geliştirilen stratejik bir cevap niteliği taşıyor. AB’nin 2021–2027 dönemi için açıkladığı toplam yatırım hedefi 300 milyar euro düzeyinde. Ancak bu miktarın önemli kısmı doğrudan kamu harcaması değil; özel sektör mobilizasyonu, kalkınma bankaları ve kredi garantileri üzerinden oluşturuluyor.</p>
<p>AB’nin yaklaşımı Çin’den farklı. Brüksel yalnızca liman ve yol inşa etmeyi değil; dijital altyapı, enerji bağlantıları, veri güvenliği, yeşil dönüşüm, sürdürülebilir finansman, hukuk temelli yatırım modeli oluşturmayı hedefliyor.</p>
<p>Bu nedenle Global Gateway yalnızca bir yatırım programı değil; aynı zamanda “demokratik altyapı modeli” ve “kurallı küreselleşme” anlayışının ihracı olarak görülüyor.</p>
<p>Avrupa Birliği özellikle Afrika, Balkanlar, Orta Asya ve Hint-Pasifik bölgelerinde enerji dönüşümü ve dijital bağlantılar üzerinden nüfuz alanı oluşturmaya çalışıyor. Kritik mineraller ve hidrojen ekonomisi de AB’nin öncelikli başlıkları arasında yer alıyor. Ancak Brüksel’in önemli sorunları var. Çin’in merkezi karar alma yapısına kıyasla AB’nin bürokratik süreçleri daha yavaş ilerliyor. Ayrıca Çin’in devlet destekli agresif finansman modeliyle rekabet etmek Avrupa açısından kolay görünmüyor. Buna rağmen Global Gateway’in en güçlü tarafı finansal hacminden çok normatif gücü. Çünkü AB, küresel ekonomide standart belirleyici rolünü sürdürmeye çalışıyor. Karbon düzenlemeleri, veri koruma rejimleri, yeşil finans kriterleri ve sürdürülebilirlik standartları bunun temel araçları hâline gelmiş durumda.</p>
<p><strong>Amerika’nın IRA hamlesi: </strong><strong>Küreselleşmeden sanayi milliyetçiliğine</strong></p>
<p>ABD’nin 2022’de yürürlüğe koyduğu Inflation Reduction Act ise görünürde bir enflasyon yasası olsa da özünde devasa bir sanayi politikası paketi niteliği taşıyor. Başlangıçta yaklaşık 369 milyar dolarlık bir teşvik programı olarak açıklanan IRA’nın toplam etkisinin vergi teşvikleri nedeniyle uzun vadede 1 trilyon doların üzerine çıkabileceği tahmin ediliyor.</p>
<p>ABD’nin temel amacı: temiz enerji üretimini ülke içine çekmek, batarya ve elektrikli araç ekosistemini büyütmek, yarı iletken tedarik zincirlerini güvenceye almak, Çin’e teknoloji bağımlılığını azaltmak, sanayisizleşme sürecini tersine çevirmek.</p>
<p>Bugün Tesla’dan Ford’a, Samsung’dan TSMC’ye kadar çok sayıda küresel şirket ABD’de yeni yatırım planları açıklıyor. Financial Times analizlerine göre IRA sonrası ABD’de temiz enerji ve batarya yatırımları rekor seviyelere ulaştı. Ancak IRA aynı zamanda transatlantik gerilim yarattı. Avrupa’da birçok çevre, ABD’nin yüksek sübvansiyonlarla Avrupa sanayisini kendine çekmeye çalıştığını düşünüyor. Özellikle Alman otomotiv sektörü ve Avrupa’daki batarya üreticileri bu rekabet baskısını yoğun biçimde hissediyor. Aslında IRA’nın tarihsel önemi burada yatıyor: ABD, onlarca yıl savunduğu neoliberal serbest ticaret yaklaşımından uzaklaşarak yeniden devlet destekli sanayi kapitalizmine yöneliyor.</p>
<p><strong>Üç farklı model, tek rekabet</strong></p>
<p>Bu üç girişim aslında aynı küresel mücadeleye farklı cevaplar veriyor.</p>
<p>Çin: “Dünyayı birbirine bağlayayım.”</p>
<p>ABD: “Üretimi ülkeme geri çekeyim.”</p>
<p>AB: “Küresel standartları ben belirleyeyim.”</p>
<p>Dolayısıyla:</p>
<p>- Çin ağ kuruyor,</p>
<p>- ABD sanayi kuruyor,</p>
<p>- AB norm kuruyor.</p>
<p>Ve bu üç model yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda jeopolitik güç rekabetinin araçları hâline geliyor.</p>
<p>Bugün liman yatırımları askerî erişim anlamına gelebiliyor. Batarya üretimi stratejik güç olarak görülüyor. Çip üretimi ulusal güvenlik meselesine dönüşüyor. Kritik mineraller ise yeni dönemin “petrolü” olarak değerlendiriliyor.</p>
<p><strong>Yeni dünya düzeni ve çok kutuplu ekonomi</strong></p>
<p>Bu gelişmeler dünya ekonomisinin artık tek merkezli Atlantik sisteminden uzaklaştığını gösteriyor. Çin, ABD, AB, Hindistan ve Körfez ülkeleri arasında çok katmanlı bir ekonomik güç mücadelesi yaşanıyor.</p>
<p>Yapılan tahminlere göre 2035’e kadar küresel büyümenin yaklaşık yüzde 60’ı Asya’dan gelecek. Bu nedenle altyapı koridorları, enerji bağlantıları ve teknoloji standartları üzerindeki rekabet önümüzdeki yıllarda daha da sertleşecek. Bu noktada, Kuşak ve Yol, Global Gateway ve IRA yalnızca ekonomik paketler değil; 21. yüzyılın küresel güç mimarisini şekillendirme projeleri niteliği taşıyor. Bugünün dünyasında artık rekabet yalnızca üretim miktarıyla ölçülmüyor.</p>
<p>Asıl belirleyici soru şu: Küresel ekonominin altyapısını, finansman sistemini, enerji dönüşümünü ve teknolojik standartlarını kim belirleyecek?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-ekonominin-yeni-guc-mucadelesi-kusak-ve-yol-global-gateway-ve-amerikan-sanayi-donusumu-83514</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel ekonominin yeni güç mücadelesi: Kuşak ve Yol, Global Gateway ve Amerikan sanayi dönüşümü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/surdurulebilirlik-yangini-icin-itfaiyeyi-bekliyoruz-83513</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sürdürülebilirlik yangını için itfaiyeyi bekliyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Samuel Beckett’in ünlü eseri “Godot’yu Beklerken”, bitmeyen bir bekleyişin hikâyesini anlatır. Bu hikayenin özünde insanların kendi kaderlerini değiştirecek iradeyi ortaya koymak yerine, gelmeyeceği belli olan bir kurtarıcıdan çözüm umut etmeleri var. Aslında bugün Türkiye’nin sürdürülebilirlik meselesine yaklaşımı da biraz böyle görünüyor. Sorunların büyüdüğünü görüyoruz. Ancak çözüm için gerekli davranış değişimini sürekli erteliyoruz.</p>
<p>Kişisel sorunlarda edilgenlik yalnızca bireyi yorar. Ancak toplumsal meselelerde bunun maliyeti çok daha ağır. Doğurganlık oranındaki gerilemeden konut krizine, hayat pahalılığından gelir dağılımındaki bozulmaya kadar pek çok alanda “bir şeylerin düzelmesini” bekliyoruz. Sürdürülebilirlik krizinin yönetiminde de durum pek farklı değil. Ekonomik büyümenin çevresel ve sosyal maliyetlerini yönetemeyen toplumlar, uzun vadede refah üretme kapasitesini kaybediyor. Türkiye de buna aday ülkelerden biri.</p>
<p><strong>Türkiye’nin sürdürülebilirlik krizi</strong></p>
<p>Pek çok ülke gibi, ülkemiz de çevresel ve sosyal boyutları olan bir sürdürülebilirlik krizinin içinde. Çevresel tarafta su stresi, kuraklık, hava kirliliği ve plansız kentleşme öne çıkıyor. Yale Center for Environmental Law &amp; Policy tarafından hazırlanan Çevresel Performans Endeksi’nde Türkiye son yıllarda oldukça alt sıralarda yer aldı. Özellikle hava kalitesi, biyolojik çeşitlilik ve karbon yoğunluğu göstergelerinin alarm verdiği görülüyor.</p>
<p>Sosyal sürdürülebilirlik tarafında ise tablo daha da çarpıcı. World Economic Forum tarafından yayımlanan Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi’nde Türkiye uzun süredir alt sıralarda bulunuyor. Genç işsizliği, eğitim kalitesi farklılıkları ve gelir dağılımındaki bozulma sosyal kırılganlığı artırıyor. OECD verilerine göre Türkiye, gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülkelerden biri olmaya devam ediyor.</p>
<p><strong>Sermaye maliyetleri artıyor</strong></p>
<p>Bu olumsuz göstergeler sürdürülebilirlik krizinin yalnızca bugünü değil, gelecek nesillerin yaşam kalitesini de etkilediğini gösteriyor. Sürdürülebilirliği sadece çevreci bir söylem olarak görmemek gerek. Sürdürülebilirliği yüksek ekonomiler; yüksek dayanıklılıkları ile ekonomik rekabetçiliği ve toplumsal huzuru da destekliyor. Küresel yatırımcıların ESG (çevresel-sosyal-yönetişim) kriterlerini merkeze aldığı bir dönemde, sürdürülebilirlik performansı zayıf ülkelerin sermaye maliyetleri de yükseliyor.</p>
<p><strong>Hukuk ve sürdürülebilirlik kültürü </strong></p>
<p>Türkiye’de son dönemde önemli bir sürdürülebilirlik hamlesi yaşanıyor. 2025 yılında kabul edilen İklim Kanunu, yeşil dönüşüm açısından kritik bir eşik oluşturdu. Emisyon ticaret sistemi, karbon piyasaları ve sürdürülebilir finans alanındaki ikincil düzenlemeler üzerinde yoğun biçimde çalışılıyor. Ayrıca Türkiye’nin COP31’i düzenlemesi sürdürülebilirlik konusunun görünürlüğünü önemli ölçüde artırdı, kamuoyunda önemli bir farkındalık yarattı.</p>
<p><strong>Mevzuat kültür </strong><strong>değişimi yaratır mı? </strong></p>
<p>Ancak asıl mesele burada başlıyor. Mevzuat üretmek ile kültür oluşturmak aynı şey değil. Şirketlerin önemli bir kısmı sürdürülebilirliği hâlâ bir “raporlama yükümlülüğü” olarak görüyor. Vatandaş düzeyinde ise enerji tasarrufu, geri dönüşüm, su tüketimi ya da sürdürülebilir kent yaşamı konularındaki davranış değişimi oldukça sınırlı.</p>
<p>Yani sürdürülebilirlik Türkiye’de büyük ölçüde yukarıdan aşağıya doğru ilerleyen teknik bir dönüşüm gibi ele alınıyor. Oysa gerçek dönüşüm, günlük hayatın içine yerleştiğinde anlam kazanacak. Karbon ayak izi yalnızca fabrikaların değil; şehirlerin, evlerin ve bireylerin de meselesi.</p>
<p><strong>Godot gelmeyecek</strong></p>
<p>Türkiye’nin sürdürülebilirlik sorunu artık ertelenebilir bir başlık değil. Çünkü mesele yalnızca çevreyi korumak değil; ekonomik rekabet gücünü, yaşam kalitesini ve toplumsal dayanıklılığı koruyabilmek. Ancak bu yangını söndürmek için hâlâ itfaiyeyi bekler gibi davranıyoruz. Devletin, uluslararası kuruluşların ya da büyük şirketlerin tek başına çözüm üretmesini umuyoruz. Oysa -tıpkı Beckett’in eserindeki gibi- Godot gelmeyecek.</p>
<p>Sürdürülebilirlik krizini edilgen bekleyişlerle çözemeyiz. Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu şey yeni sloganlar değil; davranış değişimi, kurumsal sorumluluk ve daha yüksek bir toplumsal eylem seviyesi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/surdurulebilirlik-yangini-icin-itfaiyeyi-bekliyoruz-83513</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sürdürülebilirlik yangını için itfaiyeyi bekliyoruz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-kitap-oldugunde-ne-kaybederiz-83512</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir kitap öldüğünde ne kaybederiz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yıkıcı tarama... İlk bakışta bir bilimkurgu filminin adı gibi geliyor. Oysa gerçek çok daha sarsıcı. Bir kitabın sırtı kesiliyor. Sayfaları tek tek birbirinden ayrılıyor. Endüstriyel tarayıcılardan geçiriliyor. Dakikalar içinde dijital veriye dönüştürülüyor. İşlem tamamlandığında ise geriye kitap değil, yalnızca dosyalar kalıyor.</strong></p>
<p>Hayatımın altmış yılı kitaplarla geçti.</p>
<p>Gazeteciliğe başladığım ilk günlerde haber peşinde koşarken de yıllarca KİTAP dergisinin sayfalarını hazırlarken de biyografiler yazarken de yeni çıkan kitapların mürekkep kokusunu içime çekerken de hep aynı alışkanlığımı korudum. Bir kitabı elime aldığımda önce kapağına bakarım. Sonra cildine... Kâğıdına dokunurum. Parmaklarımın arasında bıraktığı hissi fark ederim. Daha ilk satırı okumadan önce bile onun bana anlatacağı bir hikâyesi olduğuna inanırım.</p>
<p>Belki de bu yüzden geçen hafta Amerika Birleşik Devletleri'nde görülen bir telif davasının belgelerinde karşıma çıkan iki kelime günlerdir zihnimden çıkmıyor.</p>
<p>Destructive scanning.</p>
<p>Türkçesiyle...</p>
<p>Yıkıcı tarama.</p>
<p>İlk bakışta bir bilimkurgu filminin adı gibi geliyor. Oysa gerçek çok daha sarsıcı. Bir kitabın sırtı kesiliyor. Sayfaları tek tek birbirinden ayrılıyor. Endüstriyel tarayıcılardan geçiriliyor. Dakikalar içinde dijital veriye dönüştürülüyor. İşlem tamamlandığında ise artık ortada kitap diye bir şey kalmıyor. Geriye yalnızca dosyalar kalıyor.</p>
<p>Mahkeme dosyalarında adı geçen ve kamuoyuna "Project Panama" olarak yansıyan süreç, yapay zekâ modellerini eğitmek amacıyla milyonlarca basılı kitabın bu yöntemle dijital ortama aktarılmasını konu ediyordu. Hukuki tartışma telif hakları üzerineydi. Fakat benim aklıma takılan soru bambaşkaydı.</p>
<p>İnsanlık gerçekten yeni bir bilgi çağına mı giriyor? Yoksa yüzyıllardır taşıdığı hafızayı kendi elleriyle parçalamaya mı başlıyor?</p>
<p>Biliyoruz bilmesine de…</p>
<p>İnsanlık kitap yakmanın utancını iyi bilir. İskenderiye Kütüphanesi'nin yok oluşunu da bilir. Nazi Almanya’sında meydanlarda ateşe atılan kitapları da... Balkanlarda bombalanan kütüphaneleri de... Çünkü kitap yakmak yalnızca kâğıdı yakmak değildir. Bir hafızayı yok etmektir.</p>
<p>Şimdi ise bambaşka bir çağın eşiğindeyiz. Artık kitaplar ateşe verilmiyor. Buna gerek de kalmıyor. İçindeki bilgi alınıyor. Kabuk sessizce ortadan kaldırılıyor. Ateş yok. Duman yok. Küller yok. Ama sonunda yine eksilen bir şey var.</p>
<p>Belki de bu yüzden "yıkıcı tarama" ifadesi beni ürkütüyor. Çünkü burada yok edilen yalnızca bir cilt değil; kitabın nesne olarak varlığı.</p>
<p><strong>Yapay zekâ çağının yakıtı</strong></p>
<p>Yapay zekâ çağının petrolü veri. Üstelik herhangi bir veri değil. Doğru veri. Temiz veri. Editörden geçmiş veri. İnsan emeğinin damıttığı veri. İnternette dolaşan milyonlarca metin çoğu zaman eksik, hatalı ya da birbirinin tekrarı.</p>
<p>Oysa kitap öyle değildir. Bir kitabın arkasında bazen yıllar süren araştırma vardır. Defalarca yazılmış taslaklar vardır. Editörün kırmızı kalemi vardır. Düzeltmenin sabrı vardır. Yayıncının inancı vardır. Bir kitap yalnızca yazılmaz. İnşa edilir.</p>
<p>İşte yapay zekâ şirketlerinin peşinde olduğu şey de tam budur. Algoritmaların daha iyi düşünebilmesi için insanlığın en rafine metinlerine ihtiyaç duyuyorlar. Bu ihtiyacı anlamak zor değil. Ama şu soruyu sormadan da geçemiyorum. Kitap gerçekten yalnızca içindeki bilgi midir?</p>
<p>Umberto Eco, kitabı insanlığın en kusursuz icatlarından biri olarak tanımlamıştı. Kaşık, çekiç ya da tekerlek gibi... Bir kez bulunduğunda özü değişmeyen, yalnızca kullanım biçimi değişen bir icat.</p>
<p>Bugün ekranlardan da okuyabiliyoruz. Telefonlardan da... Elektronik mürekkepli cihazlardan da... Bunların hiçbirine karşı değilim. Ben de dijital arşivlerden yararlanıyorum. Yapay zekâyı da her gün kullanıyorum.</p>
<p>Sorun teknoloji değil. Sorun, teknolojinin bizi hangi noktada kitabın kendisinden uzaklaştırmaya başladığı. Çünkü kitap yalnızca bilgi taşıyan bir araç değildir. O aynı zamanda bir tanıktır.</p>
<p><strong>Sahaf dükkânlarında</strong></p>
<p>Hayatım boyunca sayısız sahaf dükkânına girdim.</p>
<p>İstanbul'da Beyazıt Sahaflar Çarşısı'nda saatlerce dolaştım. Bazen aradığım kitabı bulamadım ama hiç aklımda olmayan bir kitabı koltuğumun altına sıkıştırarak çıktım.</p>
<p>Ankara'da bir sahafın tozlu raflarında, yıllardır baskısı tükenmiş bir biyografiyle karşılaşmanın sevincini yaşadım.</p>
<p>İzmir'de Kıbrıs Şehitleri çevresindeki eski kitapçılarda, deniz kokusuna karışan sararmış sayfaların kokusunu içime çektim.</p>
<p>Londra'da Charing Cross Road boyunca uzanan kitapçılarda dolaşırken, kitapların yalnızca satılmadığını; âdeta korunduğunu hissettim. Raflar, yüzyıllardır aynı sabırla yeni okurlarını bekliyordu.</p>
<p>Paris'te Seine Nehri kıyısındaki yeşil renkli bouquiniste tezgâhlarının önünde saatler geçirdim. Eski gravürlerle yan yana duran kitaplar bana, bir şehrin hafızasının yalnızca müzelerde değil, kaldırımlarında da yaşayabileceğini gösterdi.</p>
<p>New York'ta ise Strand Book Store'un o meşhur "18 Miles of Books" sloganını ilk gördüğümde gülümsedim. On sekiz millik kitap rafları... Bir insan ömrünün bile yetmeyeceği kadar çok kitap... Ama yine de insanın gözü hep bulamadığı kitabı arıyordu.</p>
<p>Her sahaf bana aynı duyguyu yaşattı. Kapıyı açarsınız. Önce eski kâğıdın kokusu gelir. Sonra sessizlik. Ardından raflar... Tavana kadar yükselen raflar...</p>
<p>Kimsenin yıllardır elini sürmediği kitaplar... Ve tam o anda zaman yavaşlamaya başlar. Yeni çıkan kitapçıda aradığınız kitabı bulursunuz. Sahafta ise aramadığınız kitabı.</p>
<p>Asıl keşif de budur. Belki yıllardır baskısı tükenmiş bir şiir kitabı çıkar karşınıza. Belki artık kimsenin hatırlamadığı bir tarihçinin incelemesi. Belki de hiç adını duymadığınız bir yazarın romanı.</p>
<p>Tesadüf, iyi sahafların görünmez kütüphanecisidir. Algoritmalar tesadüfü sevmez. Çünkü algoritmalar sizi tanımaya çalışır. Sahaf ise sizi şaşırtır.</p>
<p>Belki de bu yüzden hiçbir dijital kütüphaneye "sahaf" diyemiyoruz. Çünkü sahaf yalnızca kitap satmaz; bekler. Kitabın doğru okurunu bekler. Raflarda yıllarca sabırla duran bir kitabın, bir gün hiç ummadığı bir insanın hayatını değiştireceğine inanır. Algoritmalar ise beklemeyi bilmez. Onlar yalnızca önermeyi bilir.</p>
<p>Bir kitabın arasından eski bir vapur bileti çıkabilir. Kurumuş bir menekşe... Sararmış bir gazete kupürü... 1948 tarihli bir mektup... Bir öğrencinin kurşun kalemle aldığı notlar... Bir sevgilinin tek cümlesi...</p>
<p>"Bekle beni."</p>
<p>Bunların hiçbiri kitabın metni değildir. Ama hepsi kitabın hayatıdır.</p>
<p>Yapay zekâ o kitabın bütün cümlelerini okuyabilir. Ancak o çiçeğin neden yıllarca saklandığını bilemez. Çünkü veri ile hatıra aynı şey değildir. Bilgi ile yaşanmışlık da...</p>
<p><strong>Bir gecede yağmalanıyor</strong></p>
<p>Bugün Avrupa'nın birçok sahafı benzer hikâyeler anlatıyor. Yıllardır rafta bekleyen yerel tarih kitapları... Baskısı tükenmiş belediye yayınları... Eski teknik kılavuzlar... Kimsenin sormadığı akademik çalışmalar... Bir gecede topluca satın alınıyor. Çoğu zaman otomatik siparişlerle.</p>
<p>Kim alıyor?</p>
<p>Kesin olarak bilinmiyor.</p>
<p>Nereye gidiyorlar?</p>
<p>O da bilinmiyor.</p>
<p>Ama raflar boşalıyor.</p>
<p>Bugün kimsenin önemsemediği ince bir kasaba monografisi, elli yıl sonra tek tarihî kaynak olabilir. Bir köy envanteri... Eski bir imar planı... Bölgesel bir flora kitabı... Bugün değersiz görülen her belge, yarının hafızası olabilir. Bir kitabı yok ettiğinizde yalnızca bugünü değil, geleceğin ihtimallerini de azaltırsınız.</p>
<p><strong>Ya sunucular susarsa?</strong></p>
<p>Bir gün sunucular kapanabilir. Dosya biçimleri değişebilir. Bulut sistemleri başka şirketlere taşınabilir. Bugün kullandığımız teknolojilerin çoğu birkaç on yıl sonra tarih olabilir. Ama iki yüz yıl önce basılmış bir kitap hâlâ açılıp okunabiliyor.</p>
<p>İnsanlık belleğini önce taşa kazıdı. Sonra kil tabletlere. Parşömene. Kâğıda... Şimdi ise onu görünmeyen sunuculara emanet ediyor. Belki de tarihte ilk kez, ortak hafızamızın büyük bölümünü dokunamadığımız bir dünyaya bırakıyoruz.</p>
<p><strong>Oysa gerçek yaşam…</strong></p>
<p>Gerçek yaşam keyfi bazen çok küçük bir anda saklıdır. Bir sahafın kapısını sessizce açarsınız. Rafların arasında dolaşırsınız. Hiç tanımadığınız bir yazarın kitabını çekersiniz. Sayfalarını yavaşça çevirirsiniz. Kâğıdın hışırtısını duyarsınız. İşte o anda yalnız değilsinizdir. Sizden önce o kitabı okuyan herkes de görünmez biçimde yanınızdadır.</p>
<p>Bir kitabı değerli yapan yalnızca yazarı değildir. Onu yıllar boyunca yaşatan okurlarıdır.</p>
<p>Algoritmalar milyarlarca satır metni ezberleyebilir. İnsan sesini taklit edebilir. Resim yapabilir. Müzik besteleyebilir. Belki bir gün kusursuza çok yakın romanlar da yazacaktır. Ama hiçbir zaman eski bir kitabın kapağını açarken duyduğu heyecanı yaşayamayacaktır.</p>
<p>Çünkü heyecan öğrenilen bir veri değildir. Yaşanmış bir duygudur. Bir kitabın ağırlığını hissedemez. Kâğıdın kokusunu içine çekemez. Sayfaların arasından düşen eski bir fotoğraf karşısında durup gülümseyemez.</p>
<p>Algoritmalar çok şey bilir. Ama hiçbir şeyi özlemez. İnsan ise biraz da özlediği kadar insandır.</p>
<p>Belki de geleceğin en büyük sorumluluğu yalnızca daha güçlü yapay zekâlar üretmek değildir. İnsan hafızasını koruyabilmektir. Çünkü bir gün kitaplar yalnızca veri olarak kalırsa bilgi yaşamaya devam edebilir.</p>
<p>Ama kültür eksilir.</p>
<p>Hatıralar eksilir.</p>
<p>Tesadüfler eksilir.</p>
<p>Sahaflar eksilir.</p>
<p>Ve en sonunda bizi biz yapan görünmez bağlar sessizce çözülmeye başlar.</p>
<p><strong>Bugün tam zamanı</strong></p>
<p>O yüzden bugün bir sahafın kapısını aralayın. Bir kitabı elinize alın. Kapağını yavaşça açın. Sayfalarını acele etmeden çevirin. Belki aradığınız kitabı bulamayacaksınız. Ama büyük ihtimalle kendinizden unuttuğunuz bir parçaya rastlayacaksınız.</p>
<p>Çünkü kitaplar yalnızca okunmaz. Yaşanır. Ve bazı hayatlar, ancak bir kitabın sayfaları arasında yaşamaya devam eder. Bir kitap öldüğünde yalnızca bir cilt eksilmez. İnsanlığın hafızası biraz daha yalnızlaşır.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Ah! Kütüphanelerimiz…</strong></span></p>
<p>Jorge Luis Borges, "Cenneti hep bir kütüphane olarak düşledim" demişti. Ne güzel bir cümle... Çünkü iyi bir kütüphane insana yalnızca bilgi vermez. Güven de verir. İnsanlığın hafızasının bir yerde durduğunu bilmenin huzurunu verir.</p>
<p>Bugün dijital dünyanın sunduğu imkânları küçümsemek mümkün değil. Cebimizde taşıdığımız küçük bir telefon, bir zamanlar büyük üniversite kütüphanelerinde günler sürecek araştırmaları dakikalar içinde yapabiliyor. Yapay zekâ araştırmayı hızlandırıyor. Çeviri yapıyor. Özet çıkarıyor. Fikir veriyor. Hayatımızı kolaylaştırıyor. Bütün bunlar büyük kazanımlar. Ama ilerleme, geçmişi sessizce öğüterek kuruluyorsa orada durup yeniden düşünmek gerekir. Çünkü medeniyet yalnızca bilgi üretmez. Medeniyet aynı zamanda iz bırakır. O iz bazen bir daktilonun tuşlarında yaşar. Bazen bir dolmakalemin mürekkebinde. Bazen de yıllarca okunmaktan yumuşamış bir kitabın sırtında.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-kitap-oldugunde-ne-kaybederiz-83512</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/2/1280x720/67-1784525555.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir kitap öldüğünde ne kaybederiz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/trumpin-yeni-paradigmasi-enerji-ve-ticaret-koridorlari-savasi-83511</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Trump’ın yeni &#039;paradigması&#039;; enerji ve ticaret koridorları savaşı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Washington, artık tek bir enerji koridoruna güvenmek yerine,  birbirini tamamlayan çok sayıda alternatif oluşturup, hepsini bizzat kontrol etmek istiyor. Bu kontrol kimi zaman İran savaşında olduğu gibi askeri güçle, kimi zaman ise kendisine yakın duran/duracak hükümet aracılığıyla...</strong></p>
<p>ABD’nin küresel politikalarına ilişkin ilk ipuçları son dönemde hep ABD’nin Türkiye Büyükelçisi, aynı zamanda Başkan Trump’ın Irak ve Suriye temsilcisi Tom Barrack’tan gelir oldu.</p>
<p>Barrack yaptığı son açıklamada, “Trump’ın yeni paradigması” diyerek Washington’un yeni planlarını  ifşa etti; <br />“Mezopotamya, Levant, Türkiye ve Körfez boyunca uzanan yeni bağlantılar Hürmüz Boğazı’nı kısa süre içinde çok daha az önemli hale getirecek...”<br />Barrack’ın bahsettiği yeni “paradigma, askeri müdahaleden ekonomik koridorlara, enerji hatlarından özel sektör yatırımlarına uzanan kapsamlı bir jeopolitik dönüşüm planını tarif ediyor. Bu yeni modelin temel hedefi yalnızca İran’ın bölgesel etkisini sınırlandırmak değil. Aynı zamanda Hürmüz Boğazı’nın küresel enerji sistemindeki belirleyici rolünü azaltmak, Rusya’nın enerji gelirlerini baskılamak ve uzun vadede Çin’in enerji güvenliğini daha kırılgan hale getirmek.<br />İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD’nin dış politikası askeri üsler, güvenlik anlaşmaları, istihbarat operasyonlarıyla ülkelerin iç politik düzenlerini değiştirmek ve doğrudan askeri müdahaleler üzerine kuruluydu. Trump döneminde ise bunun yerine enerji, altyapı, lojistik ve özel sektör yatırımlarını merkeze alan yeni bir model şekilleniyor.</p>
<p>Barrack’ın yaklaşık 1 trilyon dolar piyasa değerine sahip Amerikan şirketlerinin “diplomasinin öncüsü” olacağını söylemesi de bu nedenle dikkat çekici;  Belli ki yeni dönemde Amerikan şirketleri yalnızca yatırımcı değil, aynı zamanda jeopolitik aktör olarak sahaya sürülüyor.</p>
<h2>Hürmüz’ü devre dışı bırakma operasyonu</h2>
<p>İran savaşının belki de en önemli sonucu, Hürmüz Boğazı’nın küresel enerji güvenliği açısından ne kadar büyük bir kırılganlık oluşturduğunu yeniden göstermesi oldu.<br />İran’ın boğazı kapatma tehdidi yalnızca petrol fiyatlarını yükseltmedi. Asıl etki, enerji ithalatçısı ülkelerin alternatif güzergâh arayışını hızlandırması oldu.<br />Bugün Körfez petrolünün önemli bölümü hâlâ Hürmüz’den geçiyor. “Trump’ın yeni paradigması” çerçevesinde üzerinde çalışılan yeni projeler bu bağımlılığı azaltmayı hedefliyor;<br />- Irak-Suriye (Kerkük-Baniyas) hattının yeniden inşası<br />- Irak-Ürdün boru hattının canlandırılması<br />- BAE’nin mevcut bypass kapasitesini artıracak ikinci hat<br />- Türkiye üzerinden uzanan Kerkük-Ceyhan sisteminin korunması bu projelerden ilk akla gelenler. <br />Washington, artık tek bir enerji koridoruna güvenmek yerine,  birbirini tamamlayan çok sayıda alternatif oluşturup, hepsini bizzat kontrol etmek istiyor. Bu kontrol kimi zaman İran savaşında olduğu gibi askeri güçle, kimi zaman ise kendisine yakın duran/duracak hükümet aracılığıyla...</p>
<h2>Irak, yeni paradigmanın merkezinde</h2>
<p>Bu dönüşümün en dikkat çekici aktörü ise Irak ve Suriye olacak gibi duruyor. <br />Irak’ın yeni Başbakan Ali el Zaidi’nin geçen hafta yaptığı ilk Washington ziyaretinde yaklaşık 61 milyar dolarlık enerji anlaşmaları imzalaması tesadüf değil.<br />Irak yönetimi açık biçimde İran gazına bağımlılığı sona erdirmek istiyor. El Zaidi’nin bizzat ifade ettiği “2028 sonrasında İran’dan gaz alınmaması” yönündeki hedef bunun en somut göstergesi.<br />Chevron’un Batı Kurna-2 ve Nasıriye sahalarına ilgisi de aynı stratejinin parçası. ABD yalnızca petrol üretimini artırmaya çalışmıyor, aynı zamanda bu petrolün Hürmüz’e ihtiyaç duymadan dünya piyasalarına ulaşabileceği yeni güzergâhlar da oluşturuyor.<br />Yaklaşık 8 milyar dolarlık yatırım gerektiren Kerkük-Baniyas hattının yeniden gündeme gelmesi de stratejinin üçüncü parçası; Proje hayata geçerse günlük yaklaşık 700 bin varillik ihracat kapasitesi oluşabilecek.</p>
<h2>Kafkasya’da yeni hamle; TRIPP koridoru</h2>
<p>Washington’ın aynı dönemde Kafkasya’da attığı adımlar da dikkat çekici; <br />Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan’ın açıkladığı TRIPP Development projesini, ABD’nin Azerbeycan ile Nahçivan’ı Ermenistan toprakları üzerinden birbirine bağlayacak Zengezur Koridoru’na uzun vadeli ekonomik yerleşme planı olarak değerlendirmek yanlış olmaz. Projeye göre Amerikan şirketi belirli bölgelerde arazi kullanım ve inşaat haklarını 49 yıllığına devralacak ve şirket hisselerinin yüzde 74’ü ABD tarafına ait olacak.<br />Bu yalnızca ekonomik yatırım anlamına gelmiyor. ABD ilk kez Güney Kafkasya’daki kritik ulaşım koridorlarından birinde uzun vadeli fiili varlık oluşturuyor.<br />Bu gelişme hem Rusya’nın hem İran’ın bölgedeki nüfuzunu sınırlandırabilecek yeni bir jeopolitik hamle niteliğinde.</p>
<h2>Yeni paradigmanın asıl hedefi Çin mi?</h2>
<p>ABD’nin Çin’in petrol tedarikçilerinden Venezuela’yı Maduro’yu devirerek kendi kontrolü altına alması; <br />Trump’ın, dünyanın önemli ticaret yollarını kontrol eden Grönland üzerinden NATO’daki müttefiki Danimarka ile tartışmaya girmesi; <br />Hürmüz Boğazı’nın devre dışı bırakılıp, İran’ın petrol ihracatının kontrol altına alınma çabaları;<br />Rusya’nın enerji üretim kapasitelerinin Ukrayna eliyle yok edilmesi; <br />Panama kanalının kontrolünün fiilen Washington’un eline geçmesi…</p>
<p>Hepsi aynı yönü işaret ediyor: Enerji açı Çin’in tedarik yollarını kesebilmek. Nitekim Çin de bunun farkında olduğu için yıllardır Malakka Boğazı’na bağımlılığını azaltmaya çalışıyor. Malakka Boğazı’nın da ABD tarafından -bir şekilde- devre dışı bırakılması ihtimaline karşı, Çin yönetimi Pakistan’daki Gwadar Limanına yatırım yapıyor.</p>
<p>Sonuç olarak Orta Doğu’da yaşanan son gelişmeleri artık yalnızca askeri dengeler üzerinden okumak mümkün değil. Artık Enerji boru hatları, lojistik koridorları, limanlar ve altyapı yatırımları yeni dönemin jeopolitik silahları haline geliyorlar.</p>
<p>Washington’ın hedefi, İran’ın Hürmüz kartını etkisizleştirmek, Irak’ı Tahran’ın ekonomik etkisinden uzaklaştırmak, Rusya’nın enerji gelirlerini baskılamak ve uzun vadede Çin’in enerji güvenliğini daha kırılgan hale getirecek alternatif bir bölgesel düzen kurmak gibi görünüyor. Bu büyük dönüşümün merkezinde ise Irak, Suriye, Güney Kafkasya ve Türkiye bulunuyor. Ancak bütün projelerin önünde ortak bir soru işareti var: Güvenlik.</p>
<p>IŞİD tehdidi, İran destekli silahlı gruplar, Suriye’nin yeniden inşa maliyeti, bölgesel siyasi kırılganlıklar ve milyarlarca dolarlık finansman ihtiyacı, kağıt üzerindeki projelerin hayata geçirilmesini zorlaştırıyor.</p>
<p>Dolayısıyla bugün ortaya çıkan tablo, tamamlanmış bir stratejiden çok, Washington’ın İran savaşı sonrasında şekillendirmeye çalıştığı yeni jeopolitik düzenin ilk taslağı olarak değerlendirilmeli. Başarısı ise yalnızca diplomatik iradeye değil, bu koridorların ekonomik olarak sürdürülebilir ve güvenli hale getirilebilmesine bağlı olacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye için fırsat mı, risk mi?</span></h2>
<p>Washington’ın şekillendirmeye çalıştığı yeni enerji ve lojistik mimarisinde Türkiye hem en kritik ülkelerden biri hem de en fazla risk taşıyan aktörlerden biri olarak öne çıkıyor. Çünkü Ankara, bir yandan Avrupa ile Orta Doğu arasında doğal enerji ve ticaret köprüsü olma avantajını korurken, diğer yandan yeni oluşturulacak alternatif hatların kendi transit gelirlerini azaltma ihtimaliyle karşı karşıya.</p>
<p>Bu ikili tabloyu en somut biçimde Irak petrolü üzerinden görmek mümkün. Türkiye ile Irak, uluslararası tahkime kadar uzanan uzun anlaşmazlıklarını geride bırakarak Kerkük-Ceyhan Petrol Boru Hattı’nın işletilmesini bir yıl daha uzatma kararı aldı. Böylece günlük 200 bin varili aşan Kuzey Irak petrolünün Akdeniz’e Türkiye üzerinden taşınmasının önü açık tutuldu. Ancak bu anlaşma kalıcı bir çözüm değil; Irak’ın Hürmüz Boğazı’na bağımlılığını azaltacak alternatif güzergâhlar üzerinde çalıştığı geçiş dönemini yönetmeye yönelik bir düzenleme niteliğinde.</p>
<p>Asıl soru ise Kerkük-Baniyas hattının yeniden hayata geçirilmesi halinde ortaya çıkacak. Eğer ABD’nin desteklediği bu proje gerçekleşirse, Irak petrolünün önemli bir bölümü Suriye üzerinden Akdeniz’e ulaşabilecek. Bu da Türkiye’nin yalnızca transit gelirlerini değil, enerji merkezi olma iddiasını da olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle Ankara açısından mesele yalnızca mevcut Kerkük-Ceyhan hattını korumak değil, oluşan yeni enerji mimarisinin vazgeçilmez aktörlerinden biri olmayı sürdürebilmek.</p>
<p>Tam da bu noktada son günlerde Lübnan basınına yansıyan iddialar dikkat çekiyor. El-Akhbar ve El-Nashra’nın haberlerine göre Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Katar ile birlikte Suriye, Irak ve Lübnan’ı kapsayan kapsamlı bir ekonomik istikrar planını ABD Başkanı Donald Trump’a sundu. Aynı iddialara göre Washington da Türkiye’nin bölgesel rolünün genişletilmesine olumlu yaklaşıyor.</p>
<p>Bu çerçevede Ankara’nın Suriye’nin yeniden inşasında, Irak’ın ekonomik entegrasyonunda ve Lübnan’da devlet otoritesinin güçlendirilmesinde daha aktif rol üstlenebileceği öne sürülüyor. Hatta Hizbullah’ın silahsızlandırılması veya silahlarının devlet kontrolüne alınması gibi son derece hassas bir konuda Türkiye’nin arabulucu olarak devreye girebileceği de iddialar arasında yer alıyor.</p>
<p>Bu haberler henüz resmî makamlar tarafından doğrulanmış değil. Ancak Tom Barrack’ın “yeni paradigma” açıklamasında Türkiye’yi Mezopotamya ile Körfez’i birbirine bağlayan yeni jeopolitik düzenin merkez ülkelerinden biri olarak tanımlamasıyla birlikte değerlendirildiğinde, Ankara’nın yalnızca bir enerji koridoru değil, aynı zamanda yeni bölgesel düzenin siyasi ve ekonomik mimarlarından biri olarak görülmek istendiğine işaret ediyor. Türkiye açısından asıl mesele ise bu yeni denklemde sadece geçiş ülkesi olarak mı kalacağı, yoksa kuralları belirleyen aktörlerden biri olmayı başarıp başaramayacağı olacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Rusya, enerjide cephesinde de baskı altında</span></h2>
<p>TRIPP projesi ile Rusya’yı bir dönem “arka bahçesi” olarak nitelenen Kafkaslar’dan silmek için adım atan ABD, Ukrayna’nın artan dron saldırıları ile Rusya enerji cephesini de baskı altına almaya başladı.</p>
<p>Uluslararası basında Ukrayna’nın rafinerilere yönelik saldırıları nedeniyle Rus rafinaj kapasitesinin yaklaşık yüzde 40’ının devre dışı kaldığına ilişkin haberler yayınlanmaya başladı. Haberlere göre Moskova’nın sıkışmışlığı o kadar arttı ki, Rusya ham petrol sattığı Hindistan’dan yakıt ithal etmeye başladı.<br />Enerji ihracatçısı bir ülkenin belirli ürünlerde ithalatçı konumuna düşmesi, savaşın Moskova’YA ekonomik maliyetini gösteriyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/trumpin-yeni-paradigmasi-enerji-ve-ticaret-koridorlari-savasi-83511</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/1/1280x720/harita-bolge-1784525660.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Trump’ın yeni paradigması; enerji ve ticaret koridorları savaşı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/butcedeki-iyilesme-nereden-geliyor-83510</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bütçedeki iyileşme nereden geliyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Vergi tahsilatında, kimi zaman mükellefleri rahatsız ediyor olsa da bir verimlilik artışı olduğu saptamasını yapmamız gerekiyor. Gerek tahakkuk eden vergilerin tahsilata dönüşümünde, gerek kayıt dışı faaliyetlerin kayıt altına alınmasında idare daha aktif çalışıyor.</strong></p>
<p>Dış ticaretin ardından, yılın ilk yarısına yönelik netleşen verilerden biri de merkezi yönetim bütçe sonuçları oldu. Geçen hafta açıklanan veri, beklenenin ötesinde iyileşmeye işaret ediyor.</p>
<p>2025’in ilk yarısında 980 milyar TL açık veren devlet bütçesi, bu yıl 943 milyar TL açık verdi. Yüzde 30 civarında enflasyon olan bir dönemde açıkta nominal olarak gerileme yaşanması, kamunun enflasyonla mücadelesi adına olumlu bir gösterge.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5db2aa8f90c-1784525482.png" alt="" width="319" height="204" /><strong>Gelir performansı, gider </strong><strong>artışının önünde seyrediyor</strong></p>
<p>İlk 6 ayda giderlerde yüzde 32,7 artış varken, gelirler tarafındaki artış yüzde 39,1. Bu bize, bütçe disiplininin korunduğunu ve gelir performansının gider artışının önünde seyrettiğini gösteriyor. En dikkat çekici iyileşme faiz dışı dengede. Geçen yılın ilk yarısında 131 milyar TL olan faiz dışı fazla, 2026'nın aynı döneminde 521 milyar liraya yükselmiş.</p>
<p><strong><em>Gider kalemlerine bakalım:</em></strong></p>
<p>Personel Giderleri: Yüzde 42,7 artışla 2,49 trilyon TL’ye,</p>
<p>SGK Devlet Primi Giderleri: Yüzde 49,3 artışla 317 milyar liraya,</p>
<p>Mal ve hizmet alımları yüzde 44,8 artışla 598 milyar liraya,</p>
<p>En büyük kalem olan Cari Transferler yüzde 24 artışla 3,1 trilyon TL’ye,</p>
<p>Altyapı, bina, makine vb. yatırımları gösteren sermaye giderleri yüzde 7,3 artışla 464 milyar TL’ye yükselmiş. Faiz giderleri ise yüzde 31,7 artışla 1,46 trilyon TL olmuş.</p>
<p>Gider tarafında cari transferler ve sermaye giderleri kalemlerinde tasarrufa gidildiği görülüyor.</p>
<p><strong><em>Gelir kalemlerinde ilk 6 ayda durum şöyle:</em></strong></p>
<p>Öncelikle, vergi tahsilatında, kimi zaman mükellefleri rahatsız ediyor olsa da bir verimlilik artışı olduğu saptamasını yapmamız gerekiyor. Gerek tahakkuk eden vergilerin tahsilata dönüşümünde, gerek kayıt dışı faaliyetlerin kayıt altına alınmasında idare daha aktif çalışıyor.</p>
<p>Yılın ilk yarısında Gelir Vergisi %54,6, Kurumlar Vergisi ise %54,5 oranında artış göstererek bütçeye önemli bir katkı sağlamış.</p>
<p><strong>Yıllık hedefine en fazla </strong><strong>yaklaşan kalem, harçlar</strong></p>
<p>Harçlar %76,2 artmış. Tüm gelir kalemleri içinde yıllık hedefine en fazla yaklaşan ve ilk 6 ayda en yüksek artış yaşanan kelem bu. Sebeplerinden biri, harçların önemli bir bölümünü oluşturan yurt dışı çıkış harcının 2025 başında 710 TL iken, Eylül’de 1000 TL’ye, bu yıl başında ise 1250 TL’ye yükseltilmesi. Bir başka neden ise yurtdışına çıkan vatandaş sayısının artmaya devam etmesi.</p>
<p>Dahilde alınan KDV %38,4, İthalde alınan KDV %32,7 artmış</p>
<p>Özel Tüketim Vergisi’ndeki artış ise yüzde 8,5’te kalmış. ÖTV artışının düşük kalmasının iki önemli nedeni var: Akaryakıt fiyat artışlarının tüketiciye yansımasını sınırlamak için uygulanan eşel-mobil sistemi ve yılın ilk yarısında otomobil satışlarında yaşanan yüzde 10’a yakın gerileme.</p>
<p><strong>Özetle; </strong>merkezi yönetim bütçe verilerindeki iyileşme, şu beş faktörden geliyor:</p>
<p><strong>1-</strong> Cari transferler kalemindeki tasarruf,</p>
<p><strong>2-</strong> Sermaye giderleri kaleminde tasarruf,</p>
<p><strong>3-</strong> Vergi tahsilatındaki verimlilik artışı,</p>
<p><strong>4-</strong> Kayıtdışı gelirlerin kayıt altına alınması,</p>
<p><strong>5-</strong> Harç gelirlerinde artış (Yurtdışı çıkış harcı).</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/butcedeki-iyilesme-nereden-geliyor-83510</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bütçedeki iyileşme nereden geliyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunyada-teknoloji-orta-doguda-enerji-savasi-83509</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünyada teknoloji, Orta Doğu’da enerji savaşı...</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsa İstanbul küresel satış dalgasına karşı görece dirençli seyrediyor. Tahvil getirileri 700 baz puan yükseliş ile, banka hisseleri %23 gerileme ile Ortadoğu’da savaştan en çok etkilenen varlık grupları. THY dışı havacılık hisseleri satış dalgasından payına düşeni alıyor. Demir-çelik, savunma, petrokimya, rafineri savaş döneminde güçlenen sektörler. </strong></p>
<p>Çinli yapay zekâ şirketi Moonshot tarafından piyasaya sürülen Kimi K3 modeli sonrası teknoloji hisselerinde satış sertleşti. Bugüne kadar yapılan açık kaynaklı en büyük yapay zekâ  modeli olan Kimi K3,  yapılan ilk değerlendirmelerde Claude Fable5, GPT-5.6 Sol’un hemen arkasına yerleşti. Son üç haftadır devam eden satış ile yarı iletkenler %20 kaybederek ayı piyasasının eşiğine geldi. </p>
<p><strong>Nvidia, dünyanın en değerli şirketi </strong><strong>ünvanını Apple’a kaptırmak üzere</strong></p>
<p>Intel, Micron, Samsung, Sandisk, SK Hynix gibi hafıza kartı ve çip üreticileri tepe noktasına göre %30 civarı kayıp ile satış dalgasında başı çekiyor. 5 trilyon dolar piyasa değerini geçen ilk ve tek şirket olan Nvidia, yarı iletkenlerdeki sert kayıp sonrası dünyanın en değerli şirketi ünvanını Apple’a kaptırmak üzere. </p>
<p>ABD ve İran arasındaki çatışmaların sertleşmesi ve geniş bir coğrafyaya yayılması küresel risk iştahını bozan diğer gelişme. Füze rampaları ve radarlar ile başlayan ABD saldırıları köprü ve demiryolları ile devam ediyor. Kuveyt ve Umman’da ABD üsleri ile başlayan İran saldırıları, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’a yayıldı. </p>
<p>Brent petrol çatışmaların yeniden başladığı Temmuz başından bugüne %23 yükselişle 88 doları aşarak yeniden boğa piyasasına girdi. ABD’nin İran’ın elektrik santrallerini ve tuzlu su arıtma tesislerini vuracağı, İran’ın Kızıl Deniz ticaret yolunu kapatmaya çalışacağı şiddetli bir savaş senaryosunda petrol fiyatları 100 doları geçer. ABD ile İran arasında tam ölçekli savaş yaşandığı Mart-Nisan döneminde Brent petrol 120 doları zorlamıştı. </p>
<p>Borsa İstanbul küresel satış dalgasına karşı görece dirençli seyrediyor. Tahvil getirileri 700 baz puan yükseliş ile, banka hisseleri %23 gerileme ile Ortadoğu’da savaştan en çok etkilenen varlık grupları. THY dışı havacılık hisseleri satış dalgasından payına düşeni alıyor. Demir-çelik, savunma, petrokimya, rafineri savaş döneminde güçlenen sektörler. </p>
<p><strong>100 doları aşacak Brent petrol </strong><strong>dezenflasyon programına zarar verir</strong></p>
<p>MSCI Türkiye, yılın ilk iki ayındaki güçlü kazançlara rağmen, sene başından beri %15 getiri ile Çin harici gelişmekte olan ülkelerin (%26) gerisinde kalıyor. Yapay zekâ teması kaynaklı küresel satışın Türkiye etkisinin sınırlı olmasını bekleriz. Ama net enerji ithalatçısı olmamız ve coğrafi yakınlığımız nedeniyle Ortadoğu'da savaş bizi olumsuz etkiler. </p>
<p>Uzun süre devam edecek, galibi olmayan şiddetli bir savaş senaryosunda 100 doları aşacak Brent petrol hem dış dengemize, hem de dezenflasyon programına zarar verir. Türk Lirası cinsi tahviller, bankalar ve havacılık hisseleri satış baskısı altında kalır.  Demir-çelik, savunma, petrokimya, rafineri pozitif ayrışmaya devam eder.  </p>
<p>Ankara kısa sürecek bir savaşa nefesini tutarak cevap verir. Uzun sürecek bir savaş senaryosunda  ekonomik programın parametreleri daha genişletici maliye politikası ve daha az sıkı para politikası ile güncellenir. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunyada-teknoloji-orta-doguda-enerji-savasi-83509</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünyada teknoloji, Orta Doğu’da enerji savaşı... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/onu-da-bilmeyiverin-merkez-bankaciligi-83508</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Onu da bilmeyiverin&#039; merkez bankacılığı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Warsh’un manşette şahin mesaj verip altta bunun detaylarını piyasaya anlatmadığı bir iletişim dilini kalıcı hale getirmesi, Fed’in kredibilitesi nedeniyle kısa vadede ABD’nin tolere edebileceği bir durum. Ama Fed’in pratiklerinin tüm dünyaya örnek olduğunu unutmamak gerek.</strong></p>
<p>ABD’de son TÜFE ve ÜFE rakamları beklentilerin altında gelince, piyasalarda gönüller şen oldu. Hemen ardından Fed’in yeni başkanı Warsh güzel bir manevra yaparak şahin mesajlar verdi ve piyasada güven uyandırdı, faiz artırım beklentileri ötelendi. Olaylar olaylar...</p>
<p>Düşünsenize... Faiz indirimi için baskı yapmaktan çekinmeyen biri tarafından Fed başkanlığına getiriliyorsunuz ve şahin mesaj verebiliyorsunuz. Üstelik bunu ilk kez de yapmıyorsunuz. Alkış!</p>
<p><strong>Abartıya buyurun!</strong></p>
<p>Eminim X’te kendisine yapılan güzellemeleri de görmüşsünüzdür. Övgüde en ileri giden, Warsh’un iletişimini överken Powell döneminde “entelektüel atalet” yaşandığını iddia eden El-Erian oldu. Abartıya buyurun! Dün bir, bugün iki… Ne gördük de ne övüyoruz?</p>
<p><strong><u>Ne gördük?</u></strong> Başkan Trump’a ve piyasa iyimserliğine rağmen şahin mesaj verebileceğini gördük.</p>
<p><strong><u>Ne övüyoruz?</u></strong> Bilmiyorum.</p>
<p>Kimsenin bildiğini de sanmıyorum. Warsh şahin olacağını söylüyor, tebrikler. Bu sözlerin yarısını Powell söyleseydi ABD iç politikasından gelecek baskıların hiçbiri de Warsh’a yöneltilmiyor. Bravo! Faiz indirimlerinin destekçisi Miran ve faiz indirimlerinden en çok faydalanacak olan El-Eriangiller kendisini övüyor. Ne hoş!</p>
<p>İşte buradaki tutarsızlık da benim aklıma takılıyor (Başka hobim yok muhteremler, o nedenle).</p>
<p>Görülüyor ki, yarınlar yokmuşçasına Warsh övenler, para politikası iletişimini sadece başkanın sert mesajlar vermesi ile özdeşleştiriyor. Oysa bir para politikası aracı olan iletişim, aktarım mekanizmasının temel oyuncularının davranışlarını belli bir vadede hareket ettirecek güce sahip olmalı. Bunu başkanlığınızın ikinci konuşmasında Fed’in verdiği kredibilite ile yapabilirsiniz. Ama sonra detay gerekecek. Warsh’ta ise sert ve kararlı iletişim var ancak detay yok.  </p>
<p>Böyle yazınca Warsh’un sözlü yönlendirmeyi (forward guidance) kaldırmasını eleştireceğimi zannetmiş olabilirsiniz.  Ama hayır, hiç öyle bir eleştirim yok.</p>
<p>Sözlü yönlendirme, 2008 krizinde sıfır limitine gelmiş politika faizleri varken iyiydi, güzeldi. Alıştık ve sonraki yıllarda da devam edeceğini varsaydık. Nitekim Alan Blinder’ın 2008 ve 2016 yıllarında merkez bankaları arasında yaptığı anketler, merkez bankacıların çoğunun sözlü yönlendirmenin kriz sonrasında da bir iletişim aracı olarak kullanılmaya devam etmesini beklediklerini gösteriyor(du).<strong><sup>1-2</sup></strong></p>
<p>Ama benzer bir anketi yakın zamanda BIS yaptığında sonuç farklı çıktı. Aralarında TCMB ve Fed’in de olduğu merkez bankaları, sözlü yönlendirmenin belirsizlik düşükken daha etkili olduğunu söylüyor ve ekliyorlar: <strong><em>Belirsizliğin kaynağı merkez bankalarının kontrolü dışındaysa, sözlü yönlendirme merkez bankalarını zor durumda bırakabilir.<sup>3</sup></em></strong></p>
<p><strong>Warsh, sınıfın dahi çocuğu değil</strong></p>
<p>Bu sonuç, San Francisco Fed Başkanı Daly’nin “Sözlü yönlendirmeyi fazla yapmak, aslında var olmayan bir kesinlik algısı yaratır” uyarısıyla da uyumlu.  Üzgünüm ama Warsh hayranlarına kötü bir haberim var:  Warsh, sınıfın dahi çocuğu değil. Sözlü yönlendirmeyi kaldırma konusu da zaten yakın dönem literatürün içinde.</p>
<p>Örneğin, Warsh’un Fed’in faiz karar metnini kısaltması da yeni bir mevzu değil. Alan Blinder, “Hiçbir merkez bankacı, faiz kararını daha önceden bilmiyorsa, kararın hemen ardından 500 sözcüklük metin yayınlayamaz.” diyeli yıllar oluyor. Lakin iş metni kısaltmakla bitmiyor ki. Literatürün kalanını okuyanlar, Blinder’ın karar metni kısa yayınlansa bile, sonraki toplantı özetlerinin detaylı yayınlanmasını önerdiğini bilecektir. <strong>Çünkü amacımız şeffaf ve hesap verebilir iletişim. Değil mi?</strong></p>
<p><strong><em>İşte Warsh’un bence piyasayı atlattığı kısım burası:</em></strong></p>
<p>- Faiz karar metnini kısaltmakta sorun yok... Detayları sonra vereceksen. (Ama Warsh bu ikinci kısmı hiç söylemiyor.)</p>
<p>- Sözlü yönlendirmeyi ortadan kaldırmakta sorun yok... İletişimde şeffaf olmaya devam edeceksen. (Kurduğu komitenin üyeleri kuvvetli ama bir sonuç üretmesi için henüz çok erken.)</p>
<p>- Güven duyulan bir merkez bankasının başkanı olarak, getiri eğrisini etkilemek için şahin mesaj vermen güzel… Sonrasında bunu hangi vade ve araçlarla yapacağını anlatabileceksen.</p>
<p><strong><em>Merkez bankaları taahhüt değil tahmin verir.</em></strong> <strong><em>Sözlü yönlendirme dokunulmaz değil ve olmamalı. Lakin merkez bankalarının hesap verebilirliği, iletişimin şeffaflığı bence dokunulmazdır ve öyle kalmalıdır. </em></strong></p>
<p>Warsh’un manşette şahin mesaj verip altta bunun detaylarını piyasaya anlatmadığı bir iletişim dilini kalıcı hale getirmesi, Fed’in kredibilitesi nedeniyle kısa vadede ABD’nin tolere edebileceği bir durum. Ama Fed’in pratiklerinin tüm dünyaya örnek olduğunu unutmamak gerek. Eğer mevzu,</p>
<p>- İletişimde opak bir yaklaşımı,</p>
<p>-  “Anlatsam sanki anlayabilecek misiniz?” kafasını ve</p>
<p>- Ben bu işi başaracağım ama nasıl yapacağımı da bilmeyiverin” merkez bankacılığını</p>
<p>dünya genelinde yaygınlaştırmaya dönüşürse, işin sonu iyi olmaz. <strong><em>Warsh’un tatlı diline dikkat!</em></strong></p>
<p> </p>
<p><strong>[1]</strong> ~ <em>Blinder, A. S. (2018, May). Through a crystal ball darkly: The future of monetary policy communication. In AEA Papers and Proceedings (Vol. 108, pp. 567-571). 2014 Broadway, Suite 305, Nashville, TN 37203: American Economic Association.</em>  </p>
<p><strong>2</strong> ~ <em>Blinder, A. S., Ehrmann, M., Fratzscher, M., De Haan, J., &amp; Jansen, D. J. (2008). Central bank communication and monetary policy: A survey of theory and evidence. Journal of economic literature, 46(4), 910-945.  </em></p>
<p><strong>3</strong> ~ <em>Amaral, E., Ehlers, T., Shim, I., &amp; Tombini0F1, A. (2025). Monetary policy decision-making and communication under high uncertainty. BIS Papers, 1. </em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/onu-da-bilmeyiverin-merkez-bankaciligi-83508</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Onu da bilmeyiverin&#039; merkez bankacılığı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kolsuz-dogup-kanat-olmak-83507</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kolsuz doğup kanat olmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Daldaki kuşun güvendiği, tünediği dal değil, kanatlarıdır. Şirketlerin prangaları, tüm yükümlülükleri olsa da şirketi yükseltecek olan kanatlarıdır ki onlar liyakatli çalışanlar, basiretli yöneticilerdir.</strong></p>
<p><strong>Kanat</strong>, kuşları uçuran şey… Havadan ağır iseniz <strong>kanada ihtiyaç</strong> duyarsınız. <strong>Balıkta yüzgeç</strong> adını alır. Sudan ağır iseniz de yüzgeç gerekecektir. Kanat, sizi hafifleştirendir. <strong>Pranganın zıttı</strong>, yerçekimine meydan okuyandır. İnsanı kanatlandıran; <strong>hayalleri</strong>, idealleri, <strong>gayreti</strong>, inancı ve özgüvenidir.</p>
<p><strong>Uçakların olmazsa olmazı</strong>… Havada yüzgeçleri… <strong>James Watt</strong>, buhar çağının babası ve Bilimler Akademisi başkanıydı. Bilimde kural koyan oydu onaylamazsa doğru olamazdı. Önüne <strong>Wright Kardeşler’in</strong> uçak projesi geldi. Hükmü kesindi; “<strong>insan yapımı havadan ağır hiçbir şey uçamaz</strong>.”</p>
<p><strong>ŞİRKETLERİN KANATLARI VE PRANGALARI</strong></p>
<p>Ancak <strong>o ağır şey uçtu </strong>hatta kendi ağırlığının kat be kat ağırlığı da havalandırdı. Kanat sayesinde… <strong>Can Yücel</strong>; insanın <strong>prangaları kadar ağır</strong>, <strong>kanatları kadar hafif</strong> olduğunu söyler şairane üslubuyla; “<strong>Yerin seni çektiği kadar ağırsın </strong>/ <strong>Kanatların çırpındığı kadar hafif</strong>…” Şirketler için de durum bundan ibaret.</p>
<p>Bazen Allah; <strong>kolunu kırar</strong>, üzülürsün. Oysa içten <strong>tevekkül</strong> eden için sonuç farklı olabilir. <strong>Allah; kırdığı kolunun yerine kanat takmam istemiştir</strong> belki de… <strong>Sümeyye Boyacı</strong>’ya bak; 2 kolsuz doğdu ama <strong>kendisi kanada dönüştü</strong>, şampiyon oldu. Kanadı kırılan kaybetmez, yeni kanat takmayan kaybeder.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Stratejiye dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Kolun kanadın neden kırılır?</em></strong></p>
<p>İkiye katlanmış <strong>bir şeyin her katı</strong>; kanattır. Zaten kanat; çift olan bir şeydir. <strong>Tek kanat ile tırmanamaz</strong>, sadece pike yaparsın. Kolu <strong>kanadı kırılmış kuşun</strong> başına gelen tam da budur. Ekip bu yüzden önemli…</p>
<p><strong><em>Kuş tünediği dala güvenir mi?</em></strong></p>
<p>Birini <strong>kanatlarının altına</strong> alınca, ona koruma sağlarsın. <strong>Kuşun yavrusuna yaptığı</strong> da budur. Sığınacak kanat bulanın sevinci de… Yine de hafifleyeceğim diye kanatlarından olma. Kuşa kanadı ağır gelmez.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>ARALARINDA UYUM YOKSA FAZLA KANADIN OLSA DA İŞE YARAMAZ</strong></p>
<p><strong>Fazla kanat</strong>; uçmaya garanti vermez. <strong>Kanatların uyumundan</strong> söz edilir. <strong>Konfüçyüs</strong>’ün bize farklı bir sözü olacak 2 bin 500 yıl önceden… <strong>İki kuş al</strong>, ayaklarından birbirine bağla, <strong>4 kanat eder</strong> ancak uçamaz, çakılır. Kuşları, <strong>kanat mesafesinde aynı hedefe</strong> yönlendirmeye bakın… Strateji bu olmalı.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>KANAT LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Kanat</strong>: Uçma organı. Mimaride, coğrafyada, şirket yönetiminde sıkça kullanılan çok amaçlı sözcük</p>
<p><strong>Pranga</strong>: Ayağa takılan ve kanadın olsa bile uçmana engel olan aparat. Şirketin yönetim zaafları gibi</p>
<p><strong>Uçuran fikirler</strong>: Kuşun kanatları gibidir. Şirketi, projeyi alıp götüren parlak yararlı düşünceler</p>
<p><strong>Çakılma</strong>: Kuşu uçuran kanat, tavuğa yüktür. Yere çakılmak istemiyorsan sürekli kanat çırpmalısın</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kolsuz-dogup-kanat-olmak-83507</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kolsuz doğup kanat olmak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-83504</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta piyasada yönü ne belirleyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Bu Hafta Piyasada Yönü Ne Belirleyecek? | Ekonomi Masası | 20 Temmuz" src="https://www.youtube.com/embed/qMIA4UhDpVo" width="700" height="535" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-83504</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/4/1280x720/talip-cipa-1784524336.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faiz-sonraki-uc-toplantida-degisir-mi-ki-83506</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Faiz sonraki üç toplantıda değişir mi ki?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Fark etmişsinizdir, aslında başlığı kısalttım. Tam yazmak gerekirse şöyle demek gerekirdi: <strong>“Faiz bu perşembe günü değişmez de sanki sonraki üç toplantıda değişir mi ki?”</strong></p>
<p>Sonraki üç toplantının 10 Eylül, 22 Ekim ve 10 Aralık’ta yapılacağını hatırlatayım.</p>
<p>Merkez Bankası’nın 23 Temmuz toplantısında faizde değişikliğe gideceği zaten beklenmiyor. Perşembe günü yapılacak bir değişiklik çok büyük bir sürpriz olur, yanlış da olur. Ama yine de hem perşembe günü ne olabileceğini irdeleyelim; hem de sonrasında, sonraki üç toplantıda ne olur, ne olabilir, ona bakalım…</p>
<h2>Faiz niye değişir? </h2>
<p>Çok basit bir soruyla devam edelim: <strong>“Merkez Bankası’nın politika faizi niye değişir?”</strong></p>
<p>Bu dönem için faizin değişmesiyle tabii ki düşüşü kastediyorum. Yani Merkez Bankası’nın politika faizi ne olursa aşağı çekilir ya da şu dönem faizi aşağı çekmeyi gerektirecek ne gibi koşullar var?</p>
<p>Bazı gerçekleri görmenin en sağlıklı yolu verilere bakmak…</p>
<p>10 Temmuz itibarıyla vatandaşın bankalarda 15,6 trilyon lira mevduatı var. Bu mevduatın 9,1 trilyonu TL, 6,5 trilyonu (139 milyar dolar) döviz cinsinden. Yani her 100 birimlik tasarrufun 58 birimi TL, 48 birimi döviz.</p>
<p>Döviz son dönemde enflasyonun altında artış kaydetmiş, reel olarak kayba yol açıyormuş… Çok geniş bir kitle bunu hiç umursamıyor ve döviz tutmaktan vazgeçmiyor.</p>
<p>Kaldı ki bu tutar bankadaki tasarruf. Bir de yastık altında, kasalarda tutulan miktar var.</p>
<p>Bu veriler bize çok özet olarak şunu söylüyor:</p>
<p><strong>“Bir kere Türk halkı dövize olan ilgisini hiç kaybetmiyor. Bu yüzden de vatandaş Türk parasının getirisinin hızla düşmesi gibi bir durumda</strong> (çok yakın zamanda 2021’in son döneminde görüldüğü gibi) <strong>anında dövize yönelir.”</strong></p>
<p>Bu gerçek ortadayken, eğer böyle bir durum, yani dövize hızlı bir yöneliş yaşanması istenmiyorsa faizde beklenmeyen ve olmayacak zamanda yüklü bir indirime gidilir mi?</p>
<h2>Ya ılımlı bir indirim?</h2>
<p>2021’in eylül ayında öyle bir anda yüklü bir faiz indirimi yapılmamıştı gerçi ama o dönem hiç faiz indirimi söz konusu olmamalıydı, o yüzden bu karar dramatik sonuçlar doğurdu. Üstelik faiz indiriminde birkaç ayla yetinilmedi, bu bir sürece dönüştü.</p>
<p>Oysa şimdi faiz indirilse indirilse ılımlı bir şekilde ve süreklilik göstermeyecek bir şekilde indirilir.</p>
<p>İyi de Merkez Bankası bu ayı da katarsak beş aydır kağıt üstünde yazan faizi bile uygulayamıyorken nasıl olacak da indirime gidecek?</p>
<p>Savaşla birlikte yüzde 37’lik haftalık repo ihale faiz oranı kağıt üzerinde kaldı ve piyasa yüzde 40 faizli gecelik kanaldan fonlanıyor.</p>
<p>Savaş kesin olarak biterse, enflasyonla faiz arasında 7-8 puan arasında olan fark enflasyon düştüğü için daha da açılırsa Merkez Bankası yeni bir faiz kararı almaksızın fonlamayı haftalık repoya kaydırmak suretiyle fiili faizi zaten yüzde 37’ye istediği an düşürebilir.</p>
<p>Dolayısıyla 23 Temmuz Perşembe günü yapılacak Para Politikası Kurulu toplantısında yüzde 37’lik haftalık repo ihale faiz oranı değişmez.</p>
<p>Sayıları çok az olsa da yüzde 40’lık gecelik fonlama faizinin aşağı çekilebileceğini savunanlar da var; ancak bu pek mümkün görünmüyor. Ne yapacak Merkez Bankası, gecelik faizi 39’a, 38’e çekecek ve fonlamayı yine bu kanaldan sürdürecek, tahminler bu yönde. İyi de şimdi 40 olan fiili faizi bir süreliğine birkaç puan aşağı çekmek ama örneğin savaş daha da büyürse yeniden artış yapmak durumunda kalmak, ya böyle bir durum olursa... Merkez Bankası bu olasılığı gözetmiyor olabilir mi?</p>
<p>Halen 37 ve 40 olan faizlere hiç dokunmayıp fonlamayı haftalık repoya çekerek fiili faizi bir anda 37’ye indirmek mümkün de koşullar buna da uygun değil. Hem zaten böyle bir adım için biraz önce belirttiğim gibi PPK toplantısına da gerek yok.</p>
<p>Bu yüzden perşembe günkü toplantı öyle görünüyor ki takvimde yer aldığı için yapılacak bir toplantıdan öteye gitmeyecek.</p>
<h2>Ya sonraki toplantılar…</h2>
<p>Girişte de belirttim, bu perşembeden sonra yıl sonuna kadar üç PPK toplantısı daha var. Bu toplantılarda hangi yönde kararlar alınabileceğini irdelemeden önce söz konusu dönemde öncelikle enflasyonun nasıl seyredebileceğine bakmak gerekiyor.</p>
<p>Şu dönem yüzde 32 dolayında bulunan yıllık enflasyon yıl sonuna kadar umulduğu gibi yüzde 20’lerin ortasına iner ve faiz-enflasyon makası çok açılacak gibi olur mu? Olmaz! Enflasyonun en fazla yüzde 28-29’a ineceği bekleniyor. Kaldı ki bu bile iyimser bir düzey. Enflasyon yıl sonuna kadar muhtemelen yüzde 32-33 dolayında seyredecek, belki bu oranlar artı-eksi 1-2 puan değişecek, yani yıl sonuna kadarki oranlar muhtemelen yüzde 31-34 arasında oluşacak.</p>
<p>Enflasyondan söz etmişken vurgulamak isterim. Bu ayın enflasyonu öyle hazirandaki gibi yüzde 1’in altına gelmeyecek, bu yönde bir beklenti de yok zaten. Son günlerde hizmetler sektöründe yapılan bir dizi zam bir yana akaryakıtta geçen ay ucuzlama olmuşken bugünkü fiyatların ay sonuna kadar değişmeyeceği varsayımına göre bile bu ay hazirana kıyasla benzin yüzde 2,4, motorin yüzde 7,1 zam görecek.</p>
<p>Hele hele yeniden patlak veren savaşla birlikte enerji maliyetleri nereye gidecek ve bu yurt içinde fiyatları nerelere tırmandıracak, hiç belli değil.</p>
<p>Sonuç olarak bu yılın enflasyonu konusunda temkinli olmakta yarar var. Yüzde 30’un altı büyük başarı olur.</p>
<p>Bu koşullarda faiz yıl sonunda yüzde 35’lere çekilebilir m? Zor! Zor, çünkü faizin o düzeye çekilebilmesi için enflasyonun 28-29’a gerilemesi gerekiyor.</p>
<h2>Ya döviz… </h2>
<p>Türk halkının dövize olan ilgisinin bitmediğini ve bitmeyeceğini yazının girişinde sayılarla aktarmaya çalıştım. Üstelik giderek güçlenen bir <strong>“Döviz patladı patlayacak”</strong> algısı var. TL mevduatın ve giderek büyüyen yatırım fonlarının getirisinin hızla gerilemesine yol açacak bir faiz indiriminden sonra dövize olan ilgi çığ gibi büyürse ne olacak; Türkiye yeni bir KKM benzeri uygulama mı başlatacak?</p>
<p>Dolayısıyla hem enflasyonun seyrine, hem dövizde adeta pusuya yatmış bekleyen kitleye bakılarak faizde önümüzdeki toplantılarda da çok fazla hareket alanı bulunmadığını söylemek pek yanlış olmaz.</p>
<p>Elbette o günlere kadar köprülerin altından çok sular akar ama bugün için görünen durum bu…</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5da61fefb04-1784522271.png" alt="" width="655" height="339" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faiz-sonraki-uc-toplantida-degisir-mi-ki-83506</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Faiz sonraki üç toplantıda değişir mi ki? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kayisi-uretimi-donla-sifira-inse-bile-depodaki-urunle-250-milyon-dolar-geldi-83505</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 07:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kayısı üretimi ‘don’la ‘sıfır’a inse bile depodaki ürünle 250 milyon dolar geldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MALATYA </strong>Büyükşehir Belediye Başkanı <strong>Sami Er, “Depremin yaralarını sardık, artık ayağa kalktık” </strong>diyerek daveti iletti:</p>
<ul>
<li><strong>28. Malatya Kayısı Festivali ve Fuarı</strong><strong>,</strong><strong>17-21 Temmuz 2026’da gerçekleşecek.</strong></li>
</ul>
<p>Meslektaşlarım <strong>Abdurrahman Yıldırım, Servet Yıldırım </strong>ve <strong>Serkan Arman</strong>’la geçen Cuma sabahı Malatya’ya gittik. Orada daha sonra meslektaşlar ekibine <strong>Fuat Kozluklu </strong>da katıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5da3bd9d3f8-1784521661.jpg" alt="" width="800" height="534" /><strong>Sami Er, </strong>Tarım ve Orman Bakanı <strong>İbrahim Yumaklı</strong>’nın katılımıyla gerçekleşen <strong>“festival ve fuar açılışı”</strong>nda başta 6 Şubat 2023 depremleri olmak üzere şehrin çok ağır sınavlardan geçtiğini anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Asırların deprem felaketinden sonra Malatya’yı geçen yıl Nisan ayı başlarında </strong>“zirai don” <strong>da derinden etkiledi. Bakanımız İbrahim Yumaklı’nın gayretleriyle hükümetimiz çiftçilerimizin üretim masraflarını karşıladı.</strong></p>
<p>Bu yıl kayısı üretiminin ve hasadının bereketli olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Bu yıl kirazımız da kayısımız da bol ve çok güzel. Bu bereketli günler Malatya’mız için önemli bir müjdedir.</strong></p>
<p>Malatya’nın, düzenlenen festival ve fuarla şu mesajı verdiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Malatya yeniden ayağa kalkmıştır. Malatya yeniden umut olmuştur. Geleceğe artık çok daha güvenle bakmaktadır. Şehrimizin dört bir yanında yeni konutlar yükseldi, iş yerlerimiz açılıyor. Yeniden üretiyor, büyüyor, el birliği ile geleceğimizi inşa ediyoruz.</strong></p>
<p>Kayısının Malatya için anlamını şöyle özetledi:</p>
<p>-          <strong>Kayısı, şehrimizin alın teridir, emeğidir, bereketidir ve dünyaya açılan en değerli markasıdır. Kayısımızın hak ettiği değeri görmesi, üreticimizin daha fazla kazanması ve Malatya’mızın dünya pazarlarındaki gücünün artması için tüm kurumlarımızla çalışmaya devam edeceğiz.</strong></p>
<p>Hedeflerini ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Hedefimiz sadece fazla üretmek ve işlemek değil, daha yüksek katma değer yaratmak ve Malatya’yı tarımda olduğu kadar ticarette de Türkiye’nin öncü şehirlerinden biri haline getirmektir.</strong></p>
<p>Malatya’da sosyal ve kültürel hayatı daha da güçlendirecek yeni bir dönem başlattıklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Çünkü biz istiy</strong><strong>o</strong><strong>ruz ki Malatya sadece yeniden inşa edilen bir şehir değil, yaşayan, üreten, gezen, eğlenen ve kültürüyle öne çıkan geleceğin şehri olsun.</strong></p>
<p>Orduzu Pınarbaşı Fuar Merkezi’nde gerçekleşen, AK Parti Malatya Milletvekilleri <strong>Bülent Tüfenkci, İnanç Siraç Kara Ölmeztoprak </strong>ve <strong>Abdurrahman Babacan</strong>’ın da katıldığı açılışta konuşan Malatya Valisi <strong>Seddar Yavuz, </strong>kentte 1 milyon dekar alanda kayısı üretimi gerçekleştiğine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Verimin yüksek olduğu yıllarda da hatırı sayılır miktarda yaş kayısı ve kuru kayısı üretiliyor, dünya piyasasına sunuluyor. Geçen yıl zirai don felaket nedeniyle </strong>“sıfır üretim” <strong>olmasına rağmen önceki sezon ürünleriyle 250 milyon dolarlık kayısı ihracatı yapıldı.</strong></p>
<p>Vali <strong>Yavuz</strong>’un bu sözleri üzerine Malatya Ticaret Borsası Başkanı <strong>Ramazan Özcan</strong>’a sordum:</p>
<p>-          <strong>Anlaşılan depolarda ciddi miktarda kuru kayısı vardı. Üretimin </strong>“sıfır” <strong>olduğu 2025 yılında 250 milyon dolarlık kayısı ihracatı başka türlü gerçekleşemezdi değil mi?</strong></p>
<p><strong>Ramazan Özcan, </strong>şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Lisanslı depoculuk, ürünlerimizi depolarda koruyabilmek açısından önemli bir imkan oldu. Malatya’da biri TOBB’un desteği</strong><strong> ile</strong><strong> diğeri Büyükşehir Belediyesi’nin de içinde olduğu bir yapı olmak üzere </strong><strong>kurulan </strong><strong>iki lisanslı depo var.</strong></p>
<p>2024 yılından kalan kuru kayısı miktarına dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>İki lisanslı deponun toplam kapasitesi 11 bin ton. Özel soğuk hava depoları dahil, ilimizde 50 bin ton 2024 ürünü kuru kayısı vardı. Hem iç pazara hem de ihracata yönlendirildi. 250 milyon dolarlık ihracat rakamına depolar sayesinde ulaşılabildi.</strong></p>
<p><strong>Ramazan Özcan, </strong>kayısı ihracatında daha önce ulaşılabilen en yüksek ihracat verisini irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Geçmişte 451 milyon dolarlık ihracata ulaştığımız dönemler oldu.</strong></p>
<p>Bu yılki durumu merak ettim, hesapladı:</p>
<p>-          <strong>340 bin ton yaş kayısı elde edilecek. 70 bin ton kurutulmuş kayısımız olacak. Bu yıl yaş kayısı, kuru kayısı ve kayısı çekirdeği ihracatıyla 750 milyon doları yakalamayı hedefliyoruz.</strong></p>
<p>Dünyada kurusuyla öne çıkan Malatya kayısısı, kentin ekonomisine en önemli katkıyı yapan ürün olarak yerini koruyor…</p>
<p>Vali <strong>Yavuz, </strong>Büyükşehir Belediye Başkanı <strong>Er </strong>ve Ticaret Borsası Başkanı <strong>Özcan </strong>başta olmak üzere kentin önde gelen isimleri, <strong>“Kayısıyı daha katma değerli ürün şeklinde ihraç edelim” </strong>görüşünde birleşiyor…</p>
<p>Bu konuda yol alınabilirse, kayısı ihracat gelirinin kısa sürede rahatlıkla 1 milyar doları bulabileceği anlaşılıyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Tarım İl Müdürlüğü Binası projesini durdurdu, Ziraat Parkı yapacak</span></h2>
<p><strong>MALATYA </strong>Büyükşehir Belediye Başkanı <strong>Sami Er, </strong>Tarım ve Orman Bakanı <strong>İbrahim Yumaklı</strong>’yla bir süre önce görüşme fırsatı bulduğunda talebini iletti:</p>
<p>-          <strong>Sayın Bakanım, Kayısı Araştırma Enstitümüz var. 275 dönüm araziye sahip. Orada bir Tarım İl Müdürlüğü binası yapılması planı var sanıyorum. Alan bakanlığa ait. O alanı belediyemize devretmenizi rica ediyoruz.</strong></p>
<p>Bakan <strong>Yumaklı, </strong>biraz da <strong>“konut projesine mi açacaklar” </strong>şüphesiyle sordu:</p>
<p>-          <strong>O alanı neden istiyorsunuz sayın Başkan?</strong></p>
<p><strong>Sami Er, </strong>planını Bakan <strong>Yumaklı</strong>’ya açtı:</p>
<p>-          “Kayısı Araştırma Enstitüsü” <strong>ve belediyemiz bir komisyon kurduk. Çok ciddi çalışmalarımız var. O alanı </strong>“Ziraat Parkı”<strong>na dönüştürmeyi hedefliyoruz. Ayrıca panor</strong><strong>a</strong><strong>mik bir kayısı müzesi de kurabiliriz o alana.</strong></p>
<p>Bakan <strong>Yumaklı, </strong>bu projeye olumlu yaklaştı:</p>
<p>-          <strong>Malatya Büyükşehir Belediyesi ile Bakanlığımız projeyi birlikte yapsın.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Enkaz alanı için 10 milyon Euro geldi, yeşil alan yapacak</span></h2>
<p><strong>MALATYA </strong>Büyükşehir Belediye Başkanı <strong>Sami Er, </strong>Malatyalı İş İnsanları Derneği (MİAD) Genel Başkanı <strong>Yunus Akdaş, </strong>Genel Başkan Yardımcısı <strong>Hazreti Akdemir, </strong>MİAD Yönetim Kurulu Üyeleri Prof. <strong>İlhan Erdoğan, Ömer Gümüştekin, </strong>MİAD Malatya Şubesi Başkanı <strong>Rıdvan Budak</strong>’ın da katıldığı sohbette deprem enkazının toplandığı alana dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Enkaz Şehir Mezarlığı’nın yanındaki alanda toplandı. Orada 800 bin metrekare alanda enkaz yığılı vaziyette. AB’den 10 milyon Euro hibe bulduk. O alanı rehabilite edeceğiz.</strong></p>
<p><strong>Sami Er, </strong>söz konusu alanda düşündükleri projeyi paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Önce ayrıştırma gerçekleşecek. Sonra temiz toprakla enkaz kalıntısı alanını örteceğiz. Bitki, ağaç yetişmesine uygun hale getireceğiz. Ardından da o alanı </strong>“en büyük orman parkı” <strong>gibi bir proje ile dönüştüreceğiz.</strong></p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a5da3d19c8dd-1784521681.jpg" alt="" width="700" height="450" />
<figcaption><strong>Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er, “En iyi kayısı yarışması” için sergilenen ürünleri inceliyor</strong></figcaption>
</figure>
<h2><span style="color: #e03e2d;">24 yılda Malatya’ya 75 milyar liralık destek ve yatırım yapıldı</span></h2>
<p><strong>TARIM </strong>ve Orman Bakanı <strong>İbrahim Yumaklı, </strong>bakanlık olarak Malatya’ya ciddi destekler verdiklerini ve yatırım yaptıklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Son 24 yılda Malatya’ya 75 milyar liralık destek ve yatırım yapıldı. Su ve sulama alanında 117 tesis hizmete alındı. 403 bin dekarlık arazi sulamaya açıldı. Bu alanın Malatya ekonomisine yıllık katkısı 7 milyar lira civarında.</strong></p>
<p>Malatya’da kayısı başta olmak üzere 53 ürünün coğrafi işaretle tescil ettirildiğini, kentte bilincin yüksek olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Üreticinin tarım sigortası bilincinde de yaygınlaşma olduğunu görüyoruz. Nitekim 2006 yılından bu yana afetlerle alakalı TARSİM’den karşılanan zarar 6 milyar lirayı buldu.</strong></p>
<p>Kentin iki merkez ilçesi Battalgazi ve Yeşilyurt’un içme suyu altyapısını güçlendirme çalışmalarına değindi:</p>
<p>-          <strong>Bu projenin gerçekleştirilmesiyle ilgili çalışmalara başladık. 3.6 milyar liralık bir harcamayla devreye girecek.</strong></p>
<p>Doğanyol’a hizmet verecek gölet inşasına da başlandığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Ayrıca Sultansuyu Barajı’nın rehabilitasyonu da tamamlandı. Baraj daha güvenli bir hale geldi.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kayisi-uretimi-donla-sifira-inse-bile-depodaki-urunle-250-milyon-dolar-geldi-83505</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/7/1280x720/kayisi-1748852117.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayısı üretimi ‘don’la ‘sıfır’a inse bile depodaki ürünle 250 milyon dolar geldi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/arz-bollugu-tavan-serisini-kirdi-83503</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 07:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Arz bolluğu tavan serisini kırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Borsa İstanbul’da Temmuz 2026 tarihte en fazla şirketin işlem gördüğü ay olarak tarihe geçti. Bu rekor Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) çoklu halka arz onaylarıyla gerçekleşti. Tek bültende 4-5 onay çıkması, aynı hafta bu 4-5 şirketin talep toplamasıyla yatırımcının seçeneği çoğaldı ve önceki dönemlerdeki gibi halka arz sonrası tavan serileri de artık daha az görülür oldu. Temmuzda işlem görmeye başlayan 8 şirkettin 3’si taban açıldı, 2'si 7-10 tavan yaptı, kalan 3’ü 1-3 tavan serisiyle sınırlı kaldı.</p>
<h2>Şimdilik 49.3 milyar lira toplandı </h2>
<p>Halka arzlar yıla başlasa da şubat sonu başlayan savaş ve etkileri halka arzlara ara verilmesine neden oldu. Sermaye Piyasası Kurulu’nda onay bekleyen halka arz sayısı 150’ye yaklaşırken haziran ortasında yeni göreve gelen SPK başkanıyla birlikte halka arz onayları hiç olmadığı kadar hızlandı. SPK tek bültende 4-5 halka arz onayı verdi, böylece sadece temmuzda 8 tane şirket halka arzını tamamlayıp borsada işlem görmeye başladı. Bu hafta da 4 yeni şirket halka arzı için talep toplayacak gelecek hafta borsada işlem görmeye başlamalarıyla birlikte temmuzda 12 yeni şirket borsaya girmiş olacak. SPK’nın yeni döneminde böylesi çok sayıda halka arza onay vermesi piyasa uzmanları tarafından olumlu karşılandı. Bu yıl başından bu yana gerçekleştirilen 24 halka arzda sermaye artışı ve patron satışlarıyla 49.3 milyar lira toplandı piyasadan.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5da24806d5d-1784521288.png" alt="" width="298" height="599" /></p>
<h2>Ayda 5 şirketten haftada 5’e geçildi </h2>
<p>Yılık ilk ayında 5 şirket halka arzını tamamlayıp işlem görmeye başladı bu şirketlerden AARF Bio Yenilenebilir Enerji 7 tavan, Meysu Gıda 4 tavan, Formül Plastik 4 tavan, Z GYO 2 tavan, Üçay Mühendislik 8 tavan gördü. Ocakta halka arz edilen 5 şirketin cuma kapanış itibariyle hepsi halka arz fiyatının üzerinde işlem görüyor. Şubatta yine 5 şirketin borsa macerası başladı. Netcad Yazılık 8, Akhan Un 4, Best Brands Grup Enerji 10, Ata Turizm 5, Empa Elektronik 6 tavan serisi gerçekleştirdi. Bu şirketlerin de cuma kapanış fiyatları halka arz fiyatının üzerinde seyrediyor. Yılın ilk iki ayı 5'er halka arzla kapatıldı martta 4 şirket işleme başladı bu şirketlerden Gentaş Kimya 5, Savur GYO 11, Luxera GYO8, Metropal 4 tavan yapmayı başardı. Bu şirketlerin de cuma kapanış fiyatı halka arz fiyatından yüksek. Nisanda tek şirket işleme başladı 2 tavan yapan Ağaoğlu Avrasya GYO'nun cuma kapanış fiyatı 21 lira olan halka arz fiyatının yüzde 29,29 altında 14.85 lira seviyesinde. Mayısta da Ekinciler Demir Çelik işleme başladı, 4 tavan gören şirket halka arz fiyatının üzerinde işlem görüyor.</p>
<h2>Tavan serisi bitti taban başladı </h2>
<p>Temmuzda 8 şirket işlem görmeye başladı. Bu şirketlerden Beta Enerji 10 tavan, Golda Gıda 7 tavan yapmayı başardı. Orzax 2 tavan, Isvea Seramik 3 tavan gördü. Ekim Turizm, Soho Giyim ile Saat ve Saat'in borsadaki ilk işlem günleri taban ile başladı. Cuma kapanış itibariyle Soha Giyim yüzde 13,87, Ekim Turizm yüzde 21,73, Saat ve Saat ise yüzde 19 halka arz fiyatının altında işlem görüyor.</p>
<p>SPK tek bir bülteninde yılın başında aylık olarak halka arz sayısında onay vermeye başlayınca hem yatırımcı için seçenekler arttı, hem de halka arzdan alamayıp ilk işlem günlerinde şirket hissesi almaya çalışan yatırımcı sayısını da azalttı. Yatırımcı talep edeceği şirketi seçip inceleme şansına sahip olduğu bazı talep toplamalarda ek satıştan vazgeçildi. Bu hafta 4 halka arzla şirketler 13.8 milyar lira finansman toplamayı hedefliyor.</p>
<h2>Yabancı talebi bekleniyor </h2>
<p>Bu hafta da 4 şirket halka arz için talep toplayacak. Metgün Enerji 20- 21-22 Temmuz’da talep toplayacak, şirketin halka arzına İnfo Yatırım aracılık edecek. Halka arz edilecek payların 90 milyon 579 bin TL nominal değerlisi sermaye artırımından, 45 milyon TL nominal değerlisi ortak satışından gelecek.</p>
<p>Halka arz büyüklüğü ise yaklaşık 2 milyar 711 milyon 580 bin TL olacak. Halka arz sonrası halka açıklık oranının ise yüzde 21,35 olarak gerçekleşmesi öngörülüyor. Halka arz edilecek payların yüzde 60’ının yurt içi bireysel yatırımcılara, yüzde 3’ünün grup çalışanlarına, yüzde 30’unun yurt içi kurumsal yatırımcılara ve yüzde 7’sinin yurt dışı kurumsal yatırımcılara tahsis edilmesi planlanıyor. Metgün Enerji Genel Müdürü Uğur Işık halka arzdan elde edilecek gelirin yüzde 80 ila 90’ını yatırımlarda, %10 ila 20’sini ise işletme sermayesinin güçlendirilmesinde değerlendireceklerini belirtti.</p>
<h2>Yatırım finansmanına kullanılacak </h2>
<p>Masfen Enerji ise 22-23-24 Temmuz’da talep toplayacak. Deniz Yatırım liderliğindeki halka arzda 55 milyon TL nominal değerli paylar sermaye artışı, 30 milyon TL nominal değerli paylar ise ortak satışı olmak üzere toplam 85 milyon TL nominal değerli paylar satışa sunulacak. Halka arz fiyatı 45.68 TL olarak belirlenirken, halka arz büyüklüğü yaklaşık 3 milyar 883 milyon TL olacak.</p>
<p>Halka açıklık oranının yüzde 15,32 olarak gerçekleşmesi öngörülüyor. Masfen Enerji Kurucu Ortağı Kemal Onur Karakuş, elde edilecek kaynağın ağırlıklı bölümünün güneş ve rüzgâr santralleri ile müstakil elektrik depolama tesisleri başta olmak üzere yenilenebilir enerji yatırımlarının finansmanında kullanılacağını söyledi.</p>
<h2>Kardemir Çelik ve Albayrak Hazır Beton da geliyor</h2>
<p>Kardemir Çelik 22-23-24 Temmuz’da talep toplayacak. Pay başına 35.0 TL sabit fiyatla gerçekleşecek halka arzın büyüklüğünün 4 milyar 480 milyon TL olması bekleniyor. Halka arz sonrası halka açıklık oranının ise yüzde 15,42 olarak gerçekleşmesi öngörülüyor. Toplam 110 milyon nominal değerli pay sermaye artırımından 18 milyon TL nominal değerli pay ortak satışından olmak üzere 128 milyon TL nominal değerli payların pay başına 35,0 TL sabit fiyatla satışa sunulduğu halka arzın büyüklüğünün yaklaşık 4 milyar 480 milyon TL olması hedefleniyor. Halka arz sonrası halka açıklık oranının ise yüzde 15,42 olarak gerçekleşmesi öngörülüyor. Kardemir Çelik Yönetim Kurulu Üyesi Özlem Bakırel, “Halka arzdan elde edeceğimiz kaynakla üretimimizi destekleyerek işletme sermayemizi güçlendirirken, modernizasyon, kapasite artışı ve yenilenebilir enerji yatırımlarımızı da hızlandıracağız” dedi. Albayrak Hazır Beton da 22-23 Temmuz’da iki gün talep toplayacak. Tacirler Yatırım’ın aracılık ettiği halka arzda 49 milyon TL’lik kısmı sermaye artırımı, 21 milyon TL’lik kısmı ortak satışı olmak üzere toplam 70 milyon TL nominal değerli paylar Borsa İstanbul’da satışa sunulacak. Halka arz sonrası şirket sermayesi, 201 milyon TL’den 250 milyon TL’ye çıkarılmış olacak. Halka arzda pay başına satış fiyatı 38,60 TL olarak belirlendi. Halka açıklık oranının yüzde 28 olarak gerçekleşmesi öngörülürken, halka arz büyüklüğünün ise yaklaşık 2 milyar 702 milyon TL olması hedefleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/arz-bollugu-tavan-serisini-kirdi-83503</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/3/1280x720/borsa-istanbul-bist-halka-arz-1765361012.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bu yılın başında aylık 5 halka arz gerçekleştirilirken haziran ortasından bu yana SPK tek bültende 4-5 halka arz onayı vermeye başladı. Temmuzda 8 şirket halka arzını tamamlayıp borsa yolculuğuna başlarken bu şirketlerden 3’ü ilk işlemlerde taban oldu, 7 ve üstü tavan serisine 2 şirket imza atabildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayide-karlilik-alarm-veriyor-83502</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 06:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayide kârlılık alarm veriyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) açıkladığı İSO Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu çalışması, sanayideki karsızlık sorununu net bir şekilde ortaya koyarken, imalattaki kan kaybını da gözler önüne serdi. Devlerin satış karlılığı 10 yılda yüzde 6,8’den yüzde 3,4’e düşerek yarı yarıya eridi. Varlıkların kara dönüşme gücünü ölçen aktif karlılığı da bu daralmadan payını aldı; İSO 500'de aktif karlılığı 10 yılda yüzde 53,2 gerileyerek yüzde 6,2'den yüzde 2,9'a düştü. Yeni yatırım iştahını belirleyen özkaynak karlılığı tarafında da durum farklı değil… İSO 500 genelinde söz konusu rasyo 10 yılda yüzde 63'lük kayıpla yüzde 16,2'den yüzde 6'ya inerken, yüksek finansman maliyetleri altında ezilen sanayicinin artık ürettiği değerle özsermayesini koruyamadığını net bir biçimde gösterdi.</p>
<h2>Satış kârlılığı yarıya indi </h2>
<p>Sanayicinin ürettiği ürünü karla satabilme kapasitesini gösteren satış karlılığı, 10 yıllık süreçte adeta eridi. 2016-2020 yıllarını kapsayan ilk dönemde görece dengeli bir seyir izleyen rasyo, pandemi sonrası küresel tedarik zincirlerinin Türkiye'ye yönelmesi ve kur artışının getirdiği geçici rüzgarla 2021 yılında yüzde 9,5, 2022'de ise yüzde 9,3 ile tarihsel zirvesini gördü. Ancak maliyetlerin kuru yakalaması ve değerli TL’nin etkisiyle başlayan daralma süreci, karlılığı 2024 yılında yüzde 2,6 ile son 10 yılın en dip seviyesine kadar indirdi. 2025 yılı itibarıyla yüzde 3,4 seviyesine sıkışan satış karlılığı, sanayicinin 10 yıl önce 100 TL'lik bir satıştan 6,8 TL kar elde edebilirken, bugün ancak 3,4 TL kar yazabildiğini, yani karlılık gücünün yarısını kaybettiğini gösteriyor.</p>
<p>Aktif kârlılıkta 2022 sonrası sert fren Sanayicinin elindeki makine parkını, tesisleri, hammadde stoklarını ve toplam varlıklarını ne kadar etkin yönettiğinin en temel ölçüsü olan aktif karlılığının 10 yıllık seyri de üretim gücünün operasyonel olarak nasıl aşındığını ortaya koyuyor. 2016 yılında yüzde 6,2 olan İSO 500 aktif karlılığı, 2022 yılında yüzde 12,4 ile son 10 yılın rekorunu kırsa da bu zirve çok kısa sürdü. Sıkılaşma politikaları ve talep daralmasının sanayi çarklarını yavaşlatmasıyla aktif karlılığı 2024'te yüzde 2,2'ye çakılarak dip yaptı. 2025'te ise ancak yüzde 2,9 seviyesine yerleşebildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5d9e889067d-1784520328.png" alt="" width="986" height="653" /></p>
<h2>Özkaynak kârlılığında irtifa kaybı</h2>
<p>Kârlılık rasyolarında en kritik alarm ise firmaların kendi özkaynaklarını ne ölçüde kara dönüştürebildiğini ölçen ve yeni yatırım iştahını belirleyen özkaynak karlılığı cephesinde çaldı. 2016 yılında yüzde 16,2 olan İSO 500 toplam özkaynak karlılığı, 2021 ve 2022 yıllarında yaşanan olağan dışı fiktif karlar ve kur rüzgârıyla yüzde 35'lerin üzerine çıksa da, finansmana erişimin maliyetinin arttığı son dönemde adeta çakılarak 2025 yılı sonunda yüzde 6'ya kadar indi. 10 yıl önce yatırdığı her 100 TL'lik özsermayeye karşılık 16,2 TL kar elde eden sanayicinin bu getirisinin bugün yüzde 6,0'ya inmesi, yüksek faiz ve enflasyon ortamında sanayicinin artık yeni yatırım yapmak bir yana, elindeki mevcut sermayeyi bile koruyamadığını acı bir matematiksel gerçeklikle tescilledi.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5d9eb8766e1-1784520376.png" alt="" width="255" height="277" /> <img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5d9ecdd320f-1784520397.png" alt="" width="255" height="145" />İkinci yarıda performans düştü </h2>
<p>İSO 500'ün son 10 yılına 5'er yıllık iki dönem halinde bakıldığında, kağıt üzerindeki yüksek karların enflasyon muhasebesi filtresi ile aslında ne şekilde eridiği görülüyor. 2026-2020 döneminde satış karlılığı yüzde 6,56'dan 2021-2025 döneminde yüzde 6,68'e çıkarken, aktif karlılığı ise yüzde 6,80'den yüzde 7,00'ye gelerek neredeyse yerinde saydı. Ancak asıl dikkat çeken değişim özkaynak karlılığında yaşandı. 2016-2020 döneminde yüzde 19,92 olan ortalama özkaynak karlılığı, enflasyon düzeltmeli ikinci 5 yılda yüzde 18,72’ye geriledi. Bu net düşüş sanayicinin yapısal olarak sermaye tükettiğini açıkça ortaya koydu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sermaye kârlılığında büyük aşınma</span></h2>
<p>Sektörlerin ezici çoğunluğunda sermaye adeta eridi, 17 sektörde 10 yıl öncesine göre özkaynak karlılığı düştü. Bu süreçte özkaynak karlılığı en çok düşen alan diğer ulaşım araçlarının imalatı oldu; sektörün 2016'da yüzde 23,2 olan sermaye karlılığı 40,8 puan eriyerek yüzde -17,6'ya indi. Kok kömürü ve rafine edilmiş petrol ürünleri 31 puanlık düşüşle yüzde 34,9'dan yüzde 3,9'a gerilerken; kimya sanayii de 29,9 puanlık kayıpla yüzde 24,1'den yüzde -5,8'e gerileyerek sermaye tüketti. Sanayinin hem ihracat hem de istihdamda en büyük kalelerinden olan kauçuk-plastikte özkaynak karlılığı 26,7 puan düşüşle yüzde -7,6'ya; tekstilde de 21,9 puan düşüşle yüzde -11,0'e indi, bu sektörlerde faaliyet gösteren sanayici 10 yılın sonunda kendi koyduğu sermayeyi koruyamaz hale geldi. Bu ağır tabloda özkaynak karlılığını anlamlı ölçüde artıran sektörler; 12,9 puanlık artışla yüzde 22,5'e ulaşan mobilya imalatı ile yüzde -15,6 ile düşük baz etkisinden yüzde 2,8’e yükselen mücevherat/bijuteri oldu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Lokomotif sektörlerde alarm</span></h2>
<p>İSO 500’ün karlılık performansına sektörel bazda bakıldığında ise, Türkiye’nin önemli ihracatçı sektörlerinde 10 yılda yaşanan kar erozyonu daha net biçimde ortaya konuyor. Buna göre, 2016’dan 2025’e 11 sektör satış karlılığını artırmayı başarırken, 14 sektörde karlılıklar geriledi. 2016’da satış karlılığı negatif bölgede olan 4 sektör varken, 2025’te bu sayı 7 sektöre ulaştı. 10 yılda karını en çok artıran sektör içeceklerin imalatı olurken, bu sektörün 2016’da yüzde -1,5 olan satış karlılığı 2025’te yüzde 15,4 oldu. İçeceklerin imalatı sektöründe satış karlılığında artış 10 yılda 16,9 puan olurken, tütün ürünleri imalatında 3,9 puan artışla yüzde 25, mobilya imalatında artış da 2,9 puan artışla yüzde 9 oldu. 10 yılda söz konusu karlılık rasyosunu artıran diğer 8 sektörde ise artış 2 puanı geçmedi.</p>
<p>2016’dan 2025’e satış karlılığı en çok gerileyen sektör 28,9 puan ile madencilik ve taşocakçılığı oldu. Bu sektörün satış karlılığı 2016 yılında yüzde 56,1 iken 2025’te yüzde 27,2’ye indi. Satış karlığı en fazla geriye giden ikinci sektör 25 puan ile diğer ulaşım araçlarının imalatı olurken, bu sektörün satış karlılığı 10 yılda yüzde 16’dan yüzde -9’a düştü. Satış karlılığı 10 yılda 16,4 puan gerilerek yüzde -3,1’e inen kimyasalların ve kimyasal ürünlerin imalatı sektörü en fazla kayıp yaşayan üçüncü sektör olurken; Türkiye’nin lokomotif sektörlerinden tekstil ürünlerinin imalatı da kayıplar sıralamasında 4’üncülük koltuğuna oturdu. Tekstilde 2016’da yüzde 5,6 olan satış karlılığı yüzde -10,6 olarak hesaplandı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">16 sektörde varlıklar verimliliğini kaybetti</span></h2>
<p>Sanayicinin elindeki kaynakları ve makine parkını ne kadar verimli yönettiğini gösteren aktif karlılığında, 10 yıllık süreçte stratejik sektörlerin bazılarında çok sert düşüşler yaşandı. 2016’dan 2025’e 25 sektörün 16’sında aktif karlılığı gerilerken, en keskin düşüşlerden biri kimyasalların ve kimyasal ürünlerin imalatı sektöründe görüldü. Sektörün 2016'da yüzde 10,1 olan aktif karlılığı 10 yılda 12,4 yüzde puan gerileyerek yüzde -2,3'e indi. Benzer şekilde, kauçuk ve plastik ürünlerin imalatı da 9 puanlık kayıpla yüzde 6,2'den yüzde -2,8'e düştü. Diğer ulaşım araçlarının imalatı sektörü 10,6 puanlık kayıpla yüzde 6,5'ten yüzde -4,1'e gerilerken; tekstil ürünleri imalatı 8 puanlık düşüşle yüzde 3,6'dan yüzde -4,4'e indi. Ana metal sanayii ise 6,5 puanlık gerilemeyle yüzde 6,7'den yüzde 0,2'ye inerek neredeyse sıfır verimlilik sınırına yaklaştı. 10 yılda varlık karlılığını artırmayı başaran nadir sektörlerden tütün ürünleri imalatı 7,2 puanlık artışla yüzde 20,8'e, mobilya imalatı ise 6,4 puanlık artışla yüzde 12,6'ya ulaştı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayide-karlilik-alarm-veriyor-83502</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/9/1280x720/isci-calisan-fabrika-1782452964.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Düşük finansman kalitesi, kur-maliyet makası ve zayıf işletme sermayesi sanayi devlerinin karlılık rasyolarını 10 yılda adeta eritti. Pandemi sonrası geçici rüzgarlarla tarihi zirveleri gören karlılık oranlarında, 2024 itibarıyla başlayan sert düşüş dizginlenemedi; satış karlılığı yüzde 3,4&#039;e, aktif karlılığı yüzde 2,9&#039;a ve özkaynak karlılığı yüzde 6’ya kadar geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/egeplasder-baskani-sener-gencer-egeli-sanayiciler-ihracat-kayitlarini-kendi-bolgelerinde-gormek-istiyor-83489</guid>
            <pubDate>Sun, 19 Jul 2026 10:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şener Gençer: Egeli sanayiciler, ihracat kayıtlarını kendi bölgelerinde görmek istiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Plastik Sanayicileri Derneği (EGEPLASDER) Yönetim Kurulu, Ege İhracatçı Birlikleri (EİB) Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk’ü ziyaret etti. Ziyarette, uzun yıllardır EİB bünyesinde sürdürülen Ege Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği kurulması çalışmalarına plastik sanayicilerinin destek mesajı iletildi.</p>
<p>EGEPLASDER Yönetim Kurulu Başkanı ve Plastik Sanayicileri Federasyonu (PLASFED) Başkan Yardımcısı Şener Gençer, otomotivden sonra Türkiye’nin en fazla ihracat yapan ikinci sektörü olan kimyevi maddeler ve mamulleri sektöründe İzmir ve Ege Bölgesi’nin en önemli üretim merkezleri arasında yer aldığını vurguladı.</p>
<p>Kimya sektörünün plastik, boru, boya, ambalaj, esnek ambalaj, gübre, kauçuk gibi pek çok alt sektöründe ciddi bir üretim gücüne sahip olan Ege Bölgesi’nde bir ihracatçı birliği bulunmasının önemli bir eksiklik olduğunu söyleyen Gençer, “Ege Bölgesi’nde Kimya sektöründe irili ufaklı ihracat yapan 3 binin üstünde firmamız bulunuyor. Bu firmaların 200’den fazlası 1 milyon dolar ve üzerinde ihracat gerçekleştiriyor. Tüm bu veriler, Ege Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği’nin kurulması için 2009 yılında değiştirilen yasadaki tüm şartların fazlasıyla sağlandığını gösteriyor. Son 15 yıldır sektörümüzün sürekli olarak gündeminde olan bu haklı talebe Egeli plastik sanayicileri olarak tam destek veriyoruz” dedi.</p>
<p>Kimyevi maddeler ve mamulleri sektörünün, Haziran ayı itibarıyla 21,8 milyar dolar olan Türkiye ihracatından 3,29 milyar dolar seviyesinde pay aldığına dikkat çeken Gençer, plastikler ve mamulleri sektörünün ise aylık 1,03 milyar dolar ihracat hacmiyle, kimya sektörü içerisinde en yüksek ihracat gerçekleştiren ikinci alt sektör konumunda olduğunu ve ülke ihracatının %4,7’sini tek başına karşıladığını hatırlattı.</p>
<p>Gençer, “Kimya, yenilenebilir enerji, elektrik-elektronik, otomotiv, iklimlendirme, makine, toprak çimento ve seramik sektörleri başta olmak üzere her sektörün devlet destekleri ve diğer konulardaki tüm hizmetlerini Ege İhracatçı Birlikleri veriyor. Sözgelimi rüzgâr enerjisi sektöründeki üretim ekosisteminin yüzde 85’i İzmir’de yer alırken, ihracat kayıtları farklı birlikler üzerinden gerçekleştirildiği için Ege Bölgesi’nin ihracatına yansımıyor. Hizmetin yüzde yüzünü Ege İhracatçı Birliklerimiz verirken, gelirin yüzde 80’ini kendi elimizle İstanbul, Ankara ve Bursa’ya gönderiyoruz. Bu adaletsizliğin giderilmesini bekliyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/egeplasder-baskani-sener-gencer-egeli-sanayiciler-ihracat-kayitlarini-kendi-bolgelerinde-gormek-istiyor-83489</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/9/1280x720/egeplasder-baskani-sener-gencer-egeli-sanayiciler-ihracat-kayitlarini-kendi-bolgelerinde-gormek-istiyor-1784448053.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EGEPLASDER Yönetim Kurulu Başkanı Başkan Yardımcısı Şener Gençer, &quot;Hizmetin yüzde yüzünü Ege İhracatçı Birliklerimiz verirken, gelirin yüzde 80’ini kendi elimizle İstanbul, Ankara ve Bursa’ya gönderiyoruz. Bu adaletsizliğin giderilmesini bekliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tarimda-vadelerin-18-aya-cikmasi-sektoru-zorluyor-83480</guid>
            <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 22:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Tarımda vadelerin 18 aya çıkması sektörü zorluyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği (BAİB) Başkan Yardımcısı, gübre üretici ve ihracatçısı Makro Gübre AŞ Genel Müdürü Harun Öztürk, tarımda asıl krizin üretim değil, finansman olduğunu belirtti.</p>
<p>Uzun yıllar tarım sektörünün içinde olduğunu anlatan Öztürk, Türkiye’de bugün fide, tohum, gübre, zirai ilaç, sulama sistemleri ve diğer tarımsal girdilerin 8, 10, 12, hatta 15-18 ay vadelerle satıldığını, bu durumun sektörü çok zor durumda bıraktığını açıkladı. Öztürk, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Bunun adı ticaret değildir. Bunun adı, tarımın finansmanını özel sektörün üstlenmesidir. Uzun vadeler, sermayeyi eritiyor,  yatırımı yavaşlatıyor. Maliyetleri artırıyor, riski büyütüyor, Sonunda da çiftçiye yük oluyor. Bugün tarım tedarik zincirindeki binlerce firma, üretici olmaktan çok banka gibi çalışmak zorunda bırakılıyor. Sermayesini üretime, teknolojiye, Ar-Ge’ye ve ihracata ayırması gereken firmalar, tahsilat bekleyen finans kuruluşlarına dönüşüyor. Bu sürdürülebilir değildir.’’</p>
<p>Tarımın geleceğini sadece destekleri, fiyatları ve rekolteyi değil, tarımın finansman modelinin de masaya yatırılmasının zorunlu hale geldiğini ifade eden Öztürk, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Çünkü güçlü bir finansman altyapısı kurulmadan üretim artmaz, yatırım hızlanmaz, ihracat büyümez, çiftçi de kazanamaz. Türkiye’nin tarımsal üretim gücünü korumak istiyorsak, tarımın finansman yükünü artık özel sektörün omuzlarından almalıyız. Bu, yalnızca sektörün değil, ülkemizin gıda arz güvenliği, rekabet gücü ve ihracat geleceği açısından da stratejik bir zorunluluktur. Tarımın geleceği toprağın bereketi kadar, finansmanın sürdürülebilirliğine de bağlıdır.’’</p>
<p>Artık bu gerçeğin görülme zamanının geldiğini vurgulayan Harun Öztürk, ‘’Ortada bir mağduriyet var ve mağduriyet hızlı bir şekilde ortadan kaldırılmalıdır. Tarımın finansman yükü özel sektörün omuzlarından alınmalı. Güçlü bir tarım finansman sistemi kurulmalı. Uygun maliyetli kredi mekanizmaları güçlendirilmeli. Alacak sigortası yaygınlaştırılmalı. Riski paylaşan finansal araçlar geliştirilmeli’’ dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tarimda-vadelerin-18-aya-cikmasi-sektoru-zorluyor-83480</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/0/1280x720/tarimda-vadelerin-18-aya-cikmasi-sektoru-zorluyor-1784402964.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği Başkan Yardımcısı Harun Öztürk, tarımda vadelerin 18 aya kadar çıktığını, bu durumun sektörü çok zorladığını bıraktığını belirterek, tarımın finansman modelinin masaya yatırılması gerektiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/aksekiye-kucuk-sanayi-sitesi-83478</guid>
            <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 22:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akseki’ye küçük sanayi sitesi kurulacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>Nüfusu 10 bine ulaşan ve ekonomisi tarım ve hayvancılık olan Antalya’nın önemli ilçelerinden Akseki’nin ticari altyapısını güçlendirmek amacıyla Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) ile Akseki Belediyesi arasında ATSO Ali Bahar Küçük Sanayi Sitesi Projesi için iş birliği protokolü imzalandı.</p>
<p>ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman ve Akseki Belediye Başkanı İlkay Akça ile ATSO Genel Sekreteri Aslı Şahin Tekin tarafından imzalanan protokolde, Akseki'de inşa edilecek Küçük Sanayi Sitesi, ATSO tarafından sosyal sorumluluk projesi olarak tamamlanarak Akseki Belediyesi'ne teslim edilecek.</p>
<p>ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman, projenin ilçenin ekonomik gelişimine önemli katkılar sağlayacağını belirterek, "Akseki'ye kazandırılacak ATSO Ali Bahar Küçük Sanayi Sitesi ile ilçemizin esnaf ve sanatkârlarına daha modern ve düzenli bir çalışma ortamı sunmayı hedefliyoruz. Bu projenin Akseki'nin ekonomik ve ticari gelişimine önemli katkılar sağlayacağına inanıyor, ilçemize hayırlı olmasını diliyorum" dedi.</p>
<p><strong>"Akseki'nin ticari hayatına yeni bir ivme kazandıracak"</strong></p>
<p>Akseki Belediye Başkanı İlkay Akça da, ilçenin uzun yıllardır ihtiyaç duyduğu önemli bir yatırımın hayata geçirilmesi adına önemli bir adım atıldığını söyledi. Akça, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Akseki'mizin gelişimine katkı sağlayacak bu anlamlı projeye verdikleri destekten dolayı ATSO Yönetim Kurulu Başkanımız Sayın Yusuf Hacısüleyman'a ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Modern bir Küçük Sanayi Sitesi, hem esnafımızın çalışma koşullarını iyileştirecek hem de ilçemizin ticari hayatına yeni bir ivme kazandıracaktır. Bu iş birliğinin Akseki'mize hayırlı olmasını diliyorum."</p>
<p>Protokol kapsamında ayrıca, Küçük Sanayi Sitesi içerisinde oluşturulacak bağımsız bir bölüm süresiz olarak ATSO Akseki Temsilciliği hizmetlerinde kullanılacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/aksekiye-kucuk-sanayi-sitesi-83478</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/7/8/1280x720/aksekiye-kucuk-sanayi-sitesi-1784402724.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret ve Sanayi Odası ile Akseki Belediyesi arasında ilçede küçük sanayi sitesi kurulması amacıyla iş birliği protokolü imzalandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/milli-elektrikli-tren-setleri-uzunkopru-halkali-uzunkopru-parkurunda-kullanilmaya-baslanacak-83468</guid>
            <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 14:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Milli Elektrikli Tren setleri Uzunköprü-Halkalı parkurunda kullanılmaya başlanacak&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, yaklaşık 20 yıldır Uzunköprü-Halkalı-Uzunköprü güzergahında elektrikli lokomotif ve 5 vagondan oluşan trenlerle hizmet verildiğini belirtti.</p>
<p>Yazılı açıklamasında, Milli Elektrikli Tren setlerinin 322 oturma yeri ve 2 tekerlekli sandalye alanı olmak üzere toplam 324 yolcu kapasitesine sahip olduğu bilgisini veren Uraloğlu, saatte 160 kilometre işletme hızına ulaşabilen trenlerle yolculara daha modern, güvenli ve konforlu seyahat deneyimi sunduklarını vurguladı.</p>
<p>Milli Elektrikli Tren setlerinin önemine dikkati çeken Uraloğlu, "Yerli ve milli imkanlarla TÜRASAŞ tarafından üretilen Milli Elektrikli Tren setlerimiz, 22 Temmuz'dan itibaren Uzunköprü-Halkalı-Uzunköprü parkurunda kullanılmaya başlanacak. Bu setlerimiz, böylece ilk kez Adapazarı-Gebze Bölgesel Treni dışında bir hatta yolculara hizmet verecek. 2023 yılında hizmet vermeye başlayan Milli Elektrikli Tren setlerimiz bugüne kadar 11 bin 551 sefer gerçekleştirdi, toplam 1 milyon 122 bin kilometreden fazla yol katederek 2 milyon 634 bin 363 yolcumuzu taşıdı." ifadelerini kullandı. </p>
<p>Uraloğlu, yeni trenlerle Uzunköprü ve çevresinde yaşayan vatandaşların İstanbul'a ulaşım imkanlarının güçleneceğini ve bölgesel yolcu taşımacılığında hizmet kalitesinin daha da yükseleceğini ifade etti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/milli-elektrikli-tren-setleri-uzunkopru-halkali-uzunkopru-parkurunda-kullanilmaya-baslanacak-83468</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/8/1280x720/tren-tcdd-1784374311.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, &quot;Yerli ve milli imkanlarla TÜRASAŞ tarafından üretilen Milli Elektrikli Tren setlerimiz, 22 Temmuz&#039;dan itibaren Uzunköprü-Halkalı-Uzunköprü parkurunda kullanılmaya başlanacak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolatin-bruksel-temasi-turkiyeye-made-in-euro-kisitlamasi-olmamali-83467</guid>
            <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 13:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bolat&#039;tan Brüksel teması: Türkiye&#039;ye &#039;Made in EU&#039; kısıtlaması olmamalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, Bakan Ömer Bolat'ın 16-17 Temmuz'da Brüksel'e gerçekleştirdiği çalışma ziyareti hakkında değerlendirmelerde bulunuldu.</p>
<p>Buna göre Bolat'ın temaslarının odak noktasını Avrupa Birliği'nin (AB) son dönem "Made in EU" politikasının genel çerçevesini ortaya koyan Sanayi Hızlandırma Yasası Taslağı'na ilişkin görüşmeler oluşturdu. Bakan Bolat, taslağa ilişkin Türkiye'nin görüş ve değerlendirmelerini muhataplarına aktardı.</p>
<p>Bu kapsamda Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi (INTA) Başkan Yardımcısı Iuliu Winkler ve Sanayi Hızlandırma Yasası Gölge Raportörü Dirk Gotink ile bir araya gelen Bolat, görüşmelerde, "Made in EU" politikasının AB ile ticari entegrasyonun stratejik niteliğini yansıtan kapsayıcı bir yaklaşım temelinde ele alınması gereği ifade etti.</p>
<p>Bolat, Avrupa Parlamentosunun 30 yıllık Gümrük Birliği ortaklığı ve köklü ortaklık hukukunu gözeten bir perspektifi ortaya koyması ve mevcut taslağın ana metninde yer aldığı şekliyle Türkiye'nin AB ile eş değer konumunun korunması yönündeki beklentiyi paylaştı.</p>
<p>Bakan Bolat'ın, Avrupa Komisyonunun Ticaret ve Ekonomik Güvenlikten Sorumlu Üyesi Maros Sefcovic ile görüşmesinde, son dönemde çelik önlemleri ve e-ticaret alanlarında kaydedilen ilerlemeler değerlendirildi.</p>
<p>Yüksek Düzeyli Ticaret Diyaloğu kapsamında ekimde yapılacak görüşmeler öncesinde ikili ticaret gündemindeki öncelikli başlıklar üzerinde somut adımlarla ilerlenmesi hususunda mutabık kalındı. Yüksek Düzeyli Ticaret Diyaloğu ile çizilen yol haritası çerçevesinde, kamu alımları ve dijital ticaret gibi alanlarda işbirliğini derinleştirecek adımlar masaya yatırıldı.</p>
<p>Görüşmede, "Made in EU" yaklaşımının, başta otomotiv sektörü olmak üzere köklü sınai entegrasyonu ve mevcut taslağın ana metnindeki Gümrük Birliği ortaklığını destekleyecek vizyonla kurgulanması gerektiği belirtildi.</p>
<p>Otomotiv sektörüne ilişkin bazı politika araçlarıyla ilgili olarak, Türkiye'nin "Avrupa'da üretilmiştir" prensibinin dışına çıkarılmasıyla ilgili yaklaşımların bertaraf edilmesi için ortak anlayış doğrultusunda çalışılmasının önemi vurgulandı.</p>
<p><strong>Türkiye-AB ticari ve ekonomik ilişkileri değerlendirildi</strong></p>
<p>Bakan Bolat'ın Komisyonun Ekonomiden Sorumlu Üyesi Valdis Dombrovskis ile görüşmesinde ise küresel sınamalar karşısında güvenli tedarik zincirlerinin güçlendirilmesi ve ekonomik bağların öncelikli alanlarda aşamalı bir yaklaşım çerçevesinde derinleştirilmesi kararlılığı teyit edildi.</p>
<p>"Made in EU" başta olmak üzere, AB'nin yeni ekonomik vizyonu doğrultusunda şekillendireceği yatırım, sanayi ve ticaret politikalarının, Türkiye ile AB arasındaki derin ve köklü ticari entegrasyonu ve ortaklık hukukunu yansıtacak şekilde tasarlanması yönündeki beklentiler ifade edildi.</p>
<p>Komisyonun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Marta Kos ile yapılan görüşmede de Türkiye ile AB arasındaki ticari ve ekonomik entegrasyonun daha da güçlendirilmesine yönelik ortak vizyon ele alındı. Bu kapsamda, bağlantısallığın artırılması, Gümrük Birliği'nin etkin işleyişinin geliştirilmesi ve ekonomik ilişkilerin yeni işbirliği alanlarıyla derinleştirilmesine yönelik görüş alışverişinde bulunuldu.</p>
<p><strong>​Avrupa otomotiv sanayisi ile buluşma</strong></p>
<p>Bolat, ziyaret kapsamında Sanayi Hızlandırma Yasası'nın temel odağını oluşturan otomotiv sektörünün Avrupa'daki en büyük çatı kuruluşu olan Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği (ACEA) ve AB'nin önde gelen küresel otomotiv üreticilerinin üst düzey yöneticileriyle de bir araya geldi.</p>
<p>Bakan Bolat'ın ACEA Genel Direktörü Sigrid de Vries ile yaptığı görüşmede, "Made in EU" politikasının Türkiye-AB otomotiv ekosistemine etkilerine ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulunuldu. Bolat ayrıca, ACEA üyesi küresel otomotiv firmalarının üst düzey temsilcileriyle yuvarlak masa toplantısı gerçekleştirdi.</p>
<p>Bu çerçevede, Türkiye'nin "Made in EU" politikasına tam ve koşulsuz olarak katılması gerektiği konusundaki görüş birliği teyit edildi.</p>
<p>Bolat, Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB), Otomotiv Sanayii Derneği (OSD), Taşıt Araçları Tedarik Sanayicileri Derneği (TAYSAD) ile AB üyesi ülkelerin daimi temsilcilerinin katılımıyla yuvarlak masa toplantısı da düzenledi. Toplantıda, Türkiye'nin Avrupa otomotiv ekosisteminin ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulandı.</p>
<p><strong>Avrupa iş dünyasıyla istişareler gerçekleştirildi</strong></p>
<p>Bolat'ın, Avrupa İş Dünyası Konfederasyonu (BusinessEurope) Genel Direktörü Markus Beyrer ile görüşmesinde ise Türkiye-AB ticari ilişkilerinin geleceği değerlendirildi.</p>
<p>Gümrük Birliği ile kurulan güçlü değer zincirlerinin korunmasının önemi konusunda mutabık kalınırken kamu alımlarıyla dijital ticaret alanlarında atılacak yeni adımların Türkiye-AB ticari ve ekonomik ilişkilerinin geliştirilmesine yapacağı katkı ele alındı.</p>
<p>Bolat ziyaret kapsamında ayrıca, Türkiye İhracatçılar Meclisi, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği, Türk İş Dünyası Konfederasyonu ve Türkiye Kadın Girişimciler Derneğinin Brüksel'de yerleşik temsilcileri ve medya mensuplarıyla bir araya geldi.</p>
<p>Görüşmelerde Türkiye'nin Sanayi Hızlandırma Yasası kapsamında herhangi bir kısıt olmadan yer alması gerektiği yönünde ortak bir değerlendirme oluştuğu ifade edilerek, bu çerçevede taslağa dair yasama süreci tamamlanıncaya kadar girişim ve temasların hız kesmeden devam edeceğinin altı çizildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolatin-bruksel-temasi-turkiyeye-made-in-euro-kisitlamasi-olmamali-83467</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/7/1280x720/omer-bolat-1769688939.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanı Bolat&#039;ın Brüksel temaslarında, Türkiye&#039;nin AB&#039;nin Sanayi Hızlandırma Yasası kapsamında herhangi bir kısıt olmadan yer alması gerektiği yönünde ortak bir değerlendirme oluştuğu bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/savunma-harcamalarindaki-artis-hedefi-makinecileri-umutlandirdi-83469</guid>
            <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savunma harcamalarındaki artış hedefi makinecileri umutlandırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Gerek savaşın etkisiyle bölgedeki talep, gerekse durgunluk sebebiyle en önemli pazarlardan Avrupa’daki talep daralmasına rağmen Türkiye’nin makine ihracatı yılın ilk yarısında yüzde 1.7 artarak 13.8 milyar dolara yükseldi.</p>
<p>Makine İhracatçıları Birliği (MAİB) Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz, savunma ve güvenlik harcamalarındaki artış hedefleriyle şekillenen küresel harcama paradigmalarının imalat sanayi için devasa bir sipariş ve yatırım dalgası potansiyelini barındırdığını bildirdi.</p>
<p>Makine ihracatının yılın ilk yarısındaki performansını değerlendiren MAİB Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz, ihracattaki yüzde 1.7’lik artışa karşın birim fiyatın yüzde 11 yükselerek kg başına 8.7 dolara çıktığını söyledi.</p>
<p>En fazla ihracat yapılan ülke olan Almanya’ya yönelik ihracat yüzde 8.7 artarak 1.7 milyar dolara çıkarken, ABD pazarına olan ihracat yüzde 33.9’luk artışla 1.2 milyar dolara çıktı. Bu dönemde oransal olarak en yüksek artış yüzde 25.6 ile türbin, turbojet ve hidrolik ürün grubunda gerçekleşirken, deri ileme makineleri ihracatı ise yüzde 35.6 ile en fazla miktar azalması yaşanan ürün grubu oldu.</p>
<p>Dünya genelinde şokların artık kalıcı hale gelmeye başladığını dile getiren Yılmaz, “ABD ile İran arasındaki diplomatik ilişkilerin sürekli değişen bir sarkaçta seyretmesi ve uzlaşı zeminine yaklaşıldığı düşünülen her dönemeçte gerilimin yeni bir boyutta tırmanması, jeopolitik krizlerin artık geçici 'şok' olmaktan çıkıp küresel ticaretin kalıcı bir gerçeğine dönüştüğünü gösteriyor” dedi. Söz konusu belirsizlik sürecinde sanayi dönüşümünü gerçekleştirmeye çalışan Avrupa ekonomisinde stresin arttığını bildiren Yılmaz,</p>
<p>“Özellikle sanayinin kalbi konumundaki Almanya’da üreticilerin mücadele ettiği yapısal sorunları daha da derinleştiriyor. Alman Makine ve Tesis İmalatçıları Birliği’nin (VDMA) de işaret ettiği üzere; yüksek vergiler, esnek olmayan iş gücü piyasası ve aşırı bürokratik engeller gibi iç dinamikler, kıtanın küresel rekabet gücünü halihazırda kemirirken, jeopolitik dalgalanmalar yeni sipariş hacmi üzerinde ciddi bir baskı unsuru oluşturuyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Türk makine sektörü için tarihi fırsat”</strong></p>
<p>Yılmaz, NATO zirvesinde 10 milyarlarca dolarlık çok uluslu tedarik anlaşmalarının küresel ekonominin artık 'güvenlik odaklı yeni bir endüstriyel tahkimat' dönemine girdiğini tescillediğini belirtti.</p>
<p>Savunma-güvenlik harcamalarının 2035 yılında kadar milli gelirin yüzde 5’ine çıkarılması hedefinin devasa bir sipariş ve yatırım dalgası potansiyeli barındırdığına dikkat çeken Sevda Kayhan Yılmaz, “Yeniden yapılanma bütçeleri; siber güvenlikten dijitalleşmeye, kritik altyapı yatırımlarından savunma sanayisinin geliştirilmesine kadar çok geniş bir alana kaynak aktarılmasını sağlarken, uzun süredir durgunluk ve sanayisizleşme baskısıyla boğuşan Avrupa endüstrisi için de yeni bir büyüme stratejisi işlevi görüyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yılmaz bunun, Türk makine sektörünün küresel askeri-sanayi hiyerarşisinde çok daha üst düzey, yüksek katma değerli bir konuma yükselmesi için tarihi bir fırsat penceresi sunduğuna vurgu yaptı.</p>
<p>Savunma sanayine yönelik yüksek standartların sivil üretim hatlarının da kalitesini yükselteceğinin altını çizen Yılmaz, “Bunun yanında bilgi güvenliği ve yönetim sistemleri standartları da üreticilerimizin siber güvenlik kaslarını güçlendirerek onları küresel tehditlere karşı koruyacak unsurlar olacaktır. Kısacası, KOBİ'lerimiz için başlangıçta zahmetli görünen sertifikasyon ve akreditasyon süreçleri, makine imalat sanayimizin teknolojik standartlarını kalıcı olarak yükseltecek ve bizi küresel pazarda ikame edilemez kılacak bir teknolojik aşı olabilir” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/savunma-harcamalarindaki-artis-hedefi-makinecileri-umutlandirdi-83469</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/9/1280x720/sevda-kayhan-yilmaz-1784374880.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ MAİB Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz, savunma ve güvenlik harcamalarındaki artış hedefleriyle şekillenen küresel harcama paradigmalarının imalat sanayi için devasa bir sipariş ve yatırım dalgası potansiyelini barındırdığını belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/haftanin-kaybedenleri-borsa-ve-altin-83464</guid>
            <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 11:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Haftanın kaybedenleri borsa ve altın</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsa İstanbul'da BIST 100 endeksi, haftayı yüzde 2,38 azalışla 13.981,05 puandan tamamladı.</p>
<p>Endeks, hafta içinde en düşük 13.941,98 puanı, en yüksek 14.265,51 puanı gördü.</p>
<p>Borsa İstanbul'da aynı dönemde sanayi endeksi yüzde 2,28 artışla 18.761,95 puana ve hizmetler endeksi yüzde 1,38 yükselişle 12.820,06 puana çıkarken, mali endeks yüzde 4,97 azalışla 19.512,42 puana, teknoloji endeksi ise yüzde 2,37 kayıpla 46.944,88 puana geriledi.</p>
<p>Borsa İstanbul'da bu hafta en çok yükselen hisseler arasında yüzde 30,99 ile Balsu Gıda ilk sırada yer aldı.</p>
<p>Balsu Gıda'yı yüzde 23,60 ile Efor Yatırım Sanayi Ticaret AŞ ve yüzde 19,20 ile Margün Enerji Üretim Sanayi ve Ticaret AŞ izledi.</p>
<p>Söz konusu hisseler arasında en çok değer kaybedenler ise yüzde 34,31 ile Destek Finans Faktoring AŞ, yüzde 12,05 ile Astor Enerji ve yüzde 7,37 ile Türk Altın İşletmeleri oldu.</p>
<p>Borsa İstanbul'da hisseleri işlem gören en değerli şirketler, 1 trilyon 602 milyar 840 milyon lirayla ASELSAN, 557 milyar 325 milyon 627 bin lirayla Tüpraş ve 544 milyar 200 milyon lirayla Enka İnşaat ve Sanayi AŞ oldu.</p>
<p><strong>Altın değer kaybetti, döviz yatay seyretti</strong></p>
<p>24 ayar külçe altının gram fiyatı geçen hafta sonuna göre yüzde 2,45 azalışla 6 bin 53 liraya, cumhuriyet altınının satış fiyatı da yüzde 1,90 düşüşle 39 bin 819 liraya geriledi.</p>
<p>Çeyrek altının satış fiyatı da önceki haftaki kapanışının yüzde 1,84 altında 9 bin 993 liraya geriledi.</p>
<p>Doların satış fiyatı değişmeyerek 46,9870 lira, euronun satış fiyatı da yatay seyirle 53,6950 lira oldu.</p>
<p>Geçen hafta 63,0260 lira olan İngiliz sterlininin satış fiyatı, bu hafta 63,0360 liraya yükseldi.</p>
<p>İsviçre frangı da önceki haftadaki değerinin hemen üzerinde 58,1980 liradan alıcı buldu.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/haftanin-kaybedenleri-borsa-ve-altin-83464</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/4/1280x720/finans-borsa-hisse-senedi-piyasa-1784364957.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa haftayı yüzde 2,38 kayıpla 13.981 puandan tamamladı. 24 ayar külçe altının gramı yüzde 2,45, cumhuriyet altını yüzde 1,90, çeyrek altın yüzde 1,84 değer kaybetti. Doların satış fiyatı 46,9870 lirada, euronun satış fiyatı da 53,6950 lirada kalarak yatay seyretti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kilyosun-kesin-korunacak-hassas-alan-sinirlarinda-degisiklik-83461</guid>
            <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 10:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kilyos&#039;un kesin korunacak hassas alan sınırlarında değişiklik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kilyos Caddesi ve Yakın Çevresi Doğal Sit Alanı Kesin Korunacak Hassas Alanı'nın sınırlarının değiştirilmesiyle ilgili Cumhurbaşkanı Kararı, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre İstanbul'un Sarıyer ilçesi sınırları içinde ilan edilen Kilyos Caddesi ve Yakın Çevresi Doğal Sit Alanı Kesin Korunacak Hassas Alanı sınırlarının, kroki ve koordinat listesinde belirtilen şekilde değiştirilmesine Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi gereğince karar verildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kilyosun-kesin-korunacak-hassas-alan-sinirlarinda-degisiklik-83461</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan karara göre, Kilyos Caddesi ve Yakın Çevresi Doğal Sit Alanı Kesin Korunacak Hassas Alanı&#039;nın sınırları değiştirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/botasin-ihale-alimlariyla-ilgili-usul-ve-esaslar-yururlukte-83460</guid>
            <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 09:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> BOTAŞ&#039;ın ihale alımlarıyla ilgili usul ve esaslar yürürlükte</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Boru Hatları ile Petrol Taşıma AŞ (BOTAŞ) tarafından Kamu İhale Kanunu'nun ilgili maddesi kapsamında yapılacak alımlara ilişkin usul ve esaslara dair Cumhurbaşkanı Kararı, Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, BOTAŞ tarafından 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 3. maddesinin (m) bendi kapsamında yapılacak alımlara ilişkin usul ve esaslar yürürlüğe girdi.</p>
<p>Karar, BOTAŞ tarafından ilgili kanun kapsamında ulusal ve uluslararası piyasalardan yapılacak her türlü doğal gaz alımları ile bu alımlara yönelik satın alma yöntemleri dahil alım sürecinin yürütülmesi ve sonuçlandırılmasına ilişkin gerçekleştirilecek iş ve işlemleri kapsıyor.</p>
<p>Doğal gaz alımlarında, idare personeli tarafından daha önce yapılan alımlar için gelen teklifler, uluslararası piyasalarda alımları etkileyen değişimler, piyasadaki şirketlerin güncel faaliyetleri gibi unsurlara ilişkin başta uluslararası doğal gaz piyasası yayımları kanalıyla olmak üzere her türlü araştırma ve değerlendirme yapılacak.</p>
<p>Ayrıca idare ile gerçekleştirdiği önceki işlemlerde bir sözleşme ihlali bulunan şirket, idarenin değerlendirmesi sonucunda yeterlilik listesinden çıkarılabilecek.</p>
<p>Yeterlik listesine, piyasa koşulları, piyasadaki yeni şirketler ve idarenin alım stratejileri göz önüne alınarak BOTAŞ Yönetim Kurulu onayı ile şirketler eklenebilecek. Yeterlik listesine yapılacak ekleme ve çıkarmalar, idarenin belirlediği tarafsız değerlendirme kriterlerine göre yapılacak.</p>
<p>Usul ve esaslarda ayrıca doğrudan alım usulü, ilansız pazarlık alım usulü ile yasak fiil ve davranışlar ile cezai hükümlere de yer verildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/botasin-ihale-alimlariyla-ilgili-usul-ve-esaslar-yururlukte-83460</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/botas.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BOTAŞ tarafından Kamu İhale Kanunu kapsamında yapılacak alımlarla ilgili usul ve esaslar Resmi Gazete&#039;de yayımlandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/atama-ve-gorevden-alma-kararlari-resmi-gazetede-83458</guid>
            <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 09:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Atama ve görevden alma kararları Resmi Gazete&#039;de</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla yayımlanan atama kararlarına göre Orman Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanı Ahmet Ceylan görevden alındı. Başkanlık görevine Fuat Şanal getirildi.</p>
<p>Ticaret Bakanlığı Destek Hizmetleri, Tasfiye İşleri ve Döner Sermaye Genel Müdürü Oğuzhan Şatıroğlu görevden alınırken, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü yönetim kurulu üyeliğine Hakan Nalbantoğlu, Türkiye Raylı Sistem Araçları Sanayii AŞ Genel Müdürlüğü yönetim kurulu üyeliklerine de Murat Durkan, Aysel Kandemir, Murat Baştor ve Aziz Yıldırım'ın ataması yapıldı.</p>
<p>Göç İdaresi Başkanlığı Uyum ve İletişim Genel Müdürü Yaşar Aksanyar, Sınır Yönetimi Genel Müdürü Ozan Gazel, Uluslararası Koruma Genel Müdürü Bayram Yalınsu ve Yabancılar Genel Müdürü Fatih Ayna görevden alındı.</p>
<p>Başkanlığın, Uyum ve İletişim Genel Müdürlüğüne Ahmet Dalkıran, Sınır Yönetimi Genel Müdürlüğüne İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Yüzer, Uluslararası Koruma Genel Müdürlüğüne Mustafa Güney ve Yabancılar Genel Müdürlüğüne Özge Kaplan'ın ataması yapıldı.</p>
<p>Öte yandan, Adli Tıp Kurumu Adli Tıp Birinci İhtisas Kurulu Genel Cerrahi Üyeliğine Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Kocataş, Adli Tıp Yedinci İhtisas Kurulu Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Üyeliğine ise İstanbul Kent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Oğuz Çetinkale görevlendirildi.</p>
<p><strong>Ardahan Valiliğine Ömer Hilmi Yamlı atandı</strong></p>
<p>Resmi Gazete'de yayımlanan karara göre, 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2, 3 ve 4'üncü maddeleri gereğince Ardahan Valisi Mehmet Fatih Çiçekli görevden alındı.</p>
<p>Yerine, Gaziantep Şehitkamil Kaymakamı Ömer Hilmi Yamlı'nın ataması yapıldı.</p>
<p><strong>Büyükelçi atamaları</strong></p>
<p>Avrupa Konseyi nezdinde Türkiye Daimi Temsilciliğine Dış Politika Plan ve Eşgüdüm Genel Müdürü Raziye Bilge Koçyiğit, Türkmenistan nezdinde Türkiye Büyükelçiliğine ise Orta Asya Ülkelerinden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Şener Cebeci atandı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/atama-ve-gorevden-alma-kararlari-resmi-gazetede-83458</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bazı bakanlık ve kamu kurumlarına yapılan atama ve görevden almalar Resmi Gazete&#039;de yayımlandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fitch-turkiyenin-kredi-notunu-teyit-etti-83473</guid>
            <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fitch, Türkiye&#039;nin notunu teyit etti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, Türkiye ekonomisiyle ilgili değerlendirmesini açıkladı.</p>
<p>Kredi derecelendirme kuruluşundan yapılan açıklamada, Türkiye'nin uzun vadeli kredi notunun "BB-" olarak teyit edildiği, not görünümünün ise "durağan" olduğu bildirildi.</p>
<p>Açıklamada, Türkiye'nin düşük kamu borcu, büyük ve çeşitlendirilmiş ekonomisi, "BB" not grubundaki ülkelerin medyanına kıyasla yüksek kişi başına düşen geliri, stres dönemlerinde dış finansmana erişimini sürdürme geçmişi ve dayanıklı bankacılık sektörünün kredi notunu destekleyen unsurlar arasında yer aldığı belirtildi.</p>
<p>Türkiye'nin potansiyel büyüme oranının yüzde 4'e yakın olduğunun değerlendirildiği aktarılan açıklamada, büyüme oranının bu yıl yüzde 2,8 ve gelecek yıl yüzde 4,4 olmasının beklendiği kaydedildi.</p>
<p>Açıklamada, Türkiye'de enflasyonun haziran ayındaki yüzde 32 seviyesinden 2026 sonunda yüzde 29,5'e gerilemesinin beklendiği aktarıldı.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) fonlama maliyetini 300 baz puan artırması ve kredi limitlerini sıkılaştırıcı son adımlarının, ABD-İran çatışmasının ilk döneminde lirayı istikrara kavuşturmak amacıyla gerçekleştirilen döviz müdahalelerinin ardından uluslararası rezervlerde kısmi toparlanmayı desteklediği belirtilen açıklamada, brüt döviz rezervlerinin 2026 sonunda 167 milyar dolara ulaşmasının beklendiği kaydedildi.</p>
<p>Açıklamada, özellikle dış finansman ihtiyacındaki sürdürülebilir azalmayla birlikte ülkenin dış tamponlarının kayda değer şekilde güçlenmesi ve enflasyondaki düşüşü destekleyen sıkı politika duruşunun korunacağına yönelik güvenin artmasının, kredi notunda yükselişe yol açabileceğine işaret edildi.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fitch-turkiyenin-kredi-notunu-teyit-etti-83473</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/fitch-ratings.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fitch Ratings, Türkiye&#039;nin kredi notunu &quot;BB-&quot; olarak teyit ederken, kredi notu görünümünü &quot;durağan&quot; olarak korudu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
