<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/liyakatsizligin-bedeli-yok-olustur-80097</guid>
            <pubDate>Fri, 29 May 2026 10:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Liyakatsizliğin bedeli yok oluştur!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarihin en büyük kurumsal yıkımları, devletler için de şirketler için de çoğu zaman dış düşmanlardan değil; içerideki liyakatsizlikten doğmuştur. Bir devleti çökerten şey her zaman savaş değildir. Bir şirketi batıran şey her zaman ekonomik kriz değildir. Bazen çöküş; sadece “yanlış insanların yetkili koltuklarında oturmasıyla” başlar.</p>
<p>Liyakatsizlik; görünmez bir çürümedir. İlk başta kimse fark etmez. Toplantılar yapılır, raporlar hazırlanır, alkışlar devam eder. Ama zamanla karar kalitesi düşer, adalet duygusu kaybolur, üretken insanlar sistemden uzaklaşır ve kurumun içine sessiz bir çöküş yerleşir. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Roma İmparatorluğu’nun son dönemlerinde devlet yönetimi, ehliyet sahibi komutanlar ve devlet adamları yerine; “saraya yakın isimlerin” etkisine bırakıldı. Yetkinlikten çok sadakatin ödüllendirildiği bu düzen, dünyanın en güçlü imparatorluklarından birini içeriden çürüttü. “Roma’yı barbarlardan önce, liyakatsizlik yıktı”. Osmanlı İmparatorluğu’nun gerileme döneminde de benzer bir tablo ortaya çıkmıştı. Devlet kademelerinde bilgi, strateji ve ehliyet yerine; kayırmacılık ve kişisel yakınlık etkili olmaya başladı. Enderun gibi güçlü insan yetiştirme sistemlerinin zayıflamasıyla birlikte, devletin refleksleri de köreldi. Güçlü kurumlar zayıfladı, karar mekanizmaları hantallaştı. Bugün modern dünyada da tablo ne yazık ki farklı değil. Bir zamanların teknoloji devi olan Nokia, değişen dünyayı görebilecek vizyoner kadroları yeterince güçlendiremediği için tarihî bir düşüş yaşadı. Sorun teknoloji eksikliği değildi; doğru insanları doğru zamanda dinlememekti. Kodak dijital fotoğraf teknolojisini ilk geliştiren şirketlerden biri olmasına rağmen, iç bürokrasinin ve statükoyu koruyan yöneticilerin baskısıyla kendi geleceğini reddetti. Sonuç? Kendi icadının altında ezilen koca bir dev…</p>
<p>Yakın tarihte yaşanan birçok büyük şirket krizinin arkasında da aynı problem vardı: Gerçeği söyleyen uzmanların susturulması, yetkin insanların değersizleştirilmesi, sadakatin performansın önüne geçirilmesi. Liyakatsizlik sadece kötü yönetim değildir; aynı zamanda adaletin bozulması anlamına gelir! Kurumsal vicdanın çürümesidir. Geleceğin ipotek altına alınmasıdır. En tehlikeli tarafı ise şudur: Liyakatsiz yöneticiler genellikle kendilerinden daha yetkin insanlardan rahatsız olurlar. Bu yüzden güçlü ekipler kurmazlar. Sorgulayan insan istemezler. Fikir değil, itaat beklerler. İşte tam o noktada çöküş başlar. Çünkü bir kurumda akıllı insanlar sustuğunda, vasat insanlar yükselmeye başlar. Vasatlığın yükseldiği yerde ise inovasyon ölür, cesaret kaybolur ve “başarı artık sürdürülemez” hale gelir. Oysa gerçek liderlik; kendisinden güçlü insanlarla çalışabilme cesaretidir. Bugün dünyadaki en başarılı kurumlara baktığınızda ortak bir özellik görürsünüz: Liderler, koltuklarını korumaya değil; sistemi güçlendirmeye odaklanırlar. Çünkü güçlü liderler kendilerine değil, “işine sadık” insanlar ister. Bir şirketi büyüten şey sadece sermaye değildir. Bir devleti ayakta tutan şey sadece ordu değildir. Asıl güç; ehliyetli insanların adil sistemler içinde görev yapabilmesidir. Liyakat bir tercih değildir. Bir medeniyet sigortasıdır.</p>
<p>Unutulmamalıdır; adaletin olmadığı yerde güven olmaz. Güvenin olmadığı yerde üretim olmaz. Üretimin olmadığı yerde refah olmaz. Liyakatin olmadığı yerde ise sonunda sadece çöküş olur. Çünkü tarihin değişmeyen kuralı şudur:</p>
<p>“<strong>İşi ehline vermeyenler, en sonunda geleceklerini ehil olmayanlara teslim ederler.</strong>”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/liyakatsizligin-bedeli-yok-olustur-80097</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Liyakatsizliğin bedeli yok oluştur! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
