<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocaeli-buyuksehir-belediyesi-son-iki-yilda-hayata-gecirilen-hizmet-ve-projelerini-paylasti-77497</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 16:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, son iki yılda hayata geçirilen hizmet ve projelerini paylaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <h2>Adem Adıgüzel/Kocaeli</h2>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, son iki yılda hayata geçirilen hizmet ve projeleri kamuoyuyla paylaştı. Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Tahir Büyükakın “Sadece Hizmet Ettik” programında, şehir genelinde gerçekleştirilen yatırımlar ve çalışmalar kapsamlı şekilde anlattı.</p>
<h2>“Bugün benim için hesap verme günü”</h2>
<p>Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın konuşmasında, “Asiller diye başlamak istiyorum bugün. Çünkü bugün benim için hesap verme günü. Biz vekiliz, sizlerin vekiliyiz. Bizim varlık sebebimiz sizlersiniz. Bu nedenle belli aralıklarla bu hesabı milletimize yani asılları asillere vermeliyiz” dedi.</p>
<p>Kentin hızla büyüdüğüne dikkat çeken Büyükakın, “Her yıl adeta bir ilçe büyüklüğünde nüfus ekleniyor. Bu da altyapıdan ulaşıma kadar her alanda büyük bir yük oluşturuyor. Kocaeli’nin yaklaşık 39 milyar dolar ihracatıvar. Kocaeli’de şu anda 2000’li yılların başındaki Türkiye’nin üzerinde bir ihracat yapıyor. Kişi başına yeşil alan, aktif yeşil alan miktarı bir ülke için çok önemli bir göstergedir.Şu anda kişi başına düşen miktar 13.7 metrekare. Bu noktada Avrupa standardını yakaladık” dedi.</p>
<h2>“Bu şehrin vizyonu metro olmalı”</h2>
<p>Ulaşımın kentin en önemli sorunu olduğunu çözümün raylı sistemlerde olduğunu ifade eden Büyükakın, “Bu şehirde ulaşımın omurgası metro olmak zorunda. Yeni yol yaparak bu yükü kaldırmanız mümkün değil. Toplu taşımanın formunu değiştirmemiz gerekiyor” şeklinde konuştu.</p>
<p>Körfez Ray Metro Projesi’nin 29 kilometrelik hat üzerinde dört ilçeyi birbirine bağlayacağını belirten Büyükakın, “Sahada 6 TBM kuruldu, 4’ü aktif çalışıyor. İzmit SEKA – Kartepe arasında 1,2 kilometrelik yolu tamamladık. İzmit-SEKA hattında 700 metre ilerledi. Derince Millet Bahçesi’nde ise 2 tane daha devreye alındı ve orası da 100 metre ilerledi. Toplam 29,1 kilometrelik bu hat tamamlandığında günde 298 bin yolcu taşıyacak ve yaklaşık 90 bin aracı trafikten çekecek” diye konuştu.</p>
<h2>“Bu hatta kullanılacak metro araçları  otonom, sürücüsüz olacak”</h2>
<p>Gebze OSB–Darıca Metro Hattı’na da değinen Büyükakın, “15,4 kilometre uzunluğunda, 11 istasyonlu ve günlük yaklaşık 193 bin yolcu kapasitesine sahip. Buna ek olarak Çayırova–Gebze Adliye hattı da 5,7 kilometre ve 3 istasyonla bu hatta entegre olacak. Bu projede Türkiye’nin ilk yerli ve otonom metro araçları kullanılacak, yani sürücüsüz metro araçları olacak. Tamamen elektronik sistemle çalışan bir ulaşım altyapısı kuruyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kentteki diğer raylı sistem yatırımlarını da anlatan Büyükakın, Güney Metro Hattı, Körfez ve Gebze akslarını tamamlayan yeni metro projeleri ile 18,7 kilometrelik tramvay hattının şehir içi ulaşımda önemli rol oynadığını söyledi.</p>
<p><img src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/04/20/whatsapp-image-2026-04-20-at-11-jqnz.jpg" alt="" width="1280" height="853" /></p>
<h2>“Tramvay hattı günlük 60-65 bin yolcu taşıyor”</h2>
<p>Tramvay hattının günlük 60-65 bin yolcu taşıdığını belirten Büyükakın, “2019’dan bu yana yaklaşık 9 kilometre yeni hat yapıldı. Alikahya Stadyum hattı ve Kartepe uzatmasıyla toplam hat uzunluğu 18,7 kilometreye ulaşıyor. Bu sistem yaklaşık 145 otobüsü trafikten çekiyor” dedi.</p>
<p>Her yıl yaklaşık 50 bin yeni araç trafiğe katıldığını ifade eden Büyükakın, “Bu yoğunluğu yönetmenin tek yolu toplu taşıma ve raylı sistem yatırımlarını artırmaktır. Bu kapsamda filoya 231 yeni otobüs katıldı. Toplam 795 araçla Türkiye’nin en genç filolarından biri oluşturuldu. Ortalama yaş 5,1’e düşürüldü. Araçların büyük bölümü doğalgazlıdır. Yeni hatlar kuruldu, eski sistemdeki sınırlamalar kaldırıldı” şeklinde konuştu.</p>
<h2>“Kentsel dönüşüm bu kentin en kritik konusu”</h2>
<p>Kentsel dönüşüm çalışmalarına ilişkin yaptığı değerlendirmede, şehir genelinde yürütülen projelere dikkat çeken Büyükakın, “Kentsel dönüşüm bu kentin en kritik mevzularından bir tanesi. Şu ana kadar tamamlanan projelerde yaklaşık 4 bin 600 bağımsız birimin üretimi tamamlandı. Hiçbir şey yapmıyorsunuz diyorlar ya, aslında bizim hiçbir şey yapmamış halimiz bu. Devam eden 8 bin 600’ün üzerinde bağımsız birim var” diye konuştu.</p>
<h2>20 bin bağımsız birimlik icraat yapıldı</h2>
<p>İl genelindeki dönüşüm oranlarını paylaşan Büyükakın, “TOKİ ve Kent Konut’un projeleri kapsamında yapımı süren 7.455 konut, 974 ticaret alanı, 6 donatı alanı bulunuyor. Dönüşüm ve yenileme için 323.135 metrekare kamulaştırma yapıldı. Şu ana kadar 20 bin bağımsız birimlik icraat yapıldı. Beyannamede söylediğimizin de önünde gidiyoruz. 75.000 metrekare alan imar uygulama ve plan tadilatlarıyla kamulaştırılmadı ve 1 Milyar TL tasarruf sağlandı” dedi.</p>
<h2>“Suyumuz güvence altında”</h2>
<p>Büyükakın, “Kocaeli’de yıllık 180 milyon metreküp su kullanılıyor. Bunun kabaca yüzde 50’si Yuvacık Barajından alınır. 450 kaptaj yapılarak hatlara ilave edildi. Bir sürü yeni su kaynağını devreye aldık, 11 kuyu açtık. 49 su deposu yaptık. Bu, 50.000 aboneye hizmet anlamına geliyor” şeklinde konuştu.</p>
<p>İhsaniye Barajının bittiğini söyleyen Büyükakın, “Ballıkaya Barajı su tutma seviyesine geldi. Sakarya için isale hattı yapılacak. 23 km, Kocaeli’ye hat yapılacak. Yaklaşık 3,5 milyar liralık yatırım. Barajın yüzde 42’si bizim olacak. Devreye alındığında, 2040’a kadar su sorunu yaşamayacağız” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“Kocaeli’de bir damla su ziyan edilmiyor”</h2>
<p>Büyükakın, “Arıtma tesislerimiz hızlı bir şekilde ilerliyor. Biyolojik arıtma oranı yüzde 100, ileri biyolojik arıtma oranı yüzde 73. 23 ileri biyolojik arıtma tesisimiz var. Atık su tesislerimizin 23’ü ileri biyolojik, 2’si biyolojik arıtma. Bunların da ihalesi tamamlandı, onları da ileri biyolojik arıtma yapacağız. Kocaeli’de bir damla su ziyan edilmiyor” diye konuştu.</p>
<h2> “Biz vatandaşımıza karşı borçluyuz”</h2>
<p>Geri kazanım suyunun çok önemli olduğuna değinen Büyükakın, “Kocaeli’de sanayi kuruluşları toplam 40 milyon metreküp su kullanır. Gri su kapasitemiz ise 47 milyon metreküp. 40 milyon metreküplük suyu kullanmaları, İhsaniye Barajı’ndan daha büyük bir katkı aslında. Biz kayıp-kaçak oranı en düşük iliz. Bunun düşürülmesi inanılmaz bir beceri. Altyapı yatırımları kapsamında; 1.002 km içme suyu hattı, 413 km kanalizasyon hattı, 83 km yağmur suyu hattı yaptık. Kocaeli’nin çevresini üç kere dönecek bir altyapı yapıldı” şeklinde konuştu.</p>
<p><img src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/04/20/whatsapp-image-2026-04-20-at-11-l4on.jpg" alt="" width="1280" height="853" /></p>
<h2>“Bu meydan ödül almış bir tasarımdır”</h2>
<p>Büyükakın, “Yürüyüş Yolu, Milli İrade Meydanı ve İzmit Millet Bahçesi birbirine bağlantılı yerler. Eğer oraya başka bir fonksiyon yüklenmezse berduş yuvası olabilirdi. Dünyanın tüm meydanları taştır. Taşı olmayan meydan olmaz. Meydan toplanma yeridir, çimende toplanılmaz, çimen parkta olur. İki tür meydan vardır, ortada bir anıt vardır insanlar onun etrafında toplanır. Bir diğerinde ise etrafında yapılar vardır insanlar ortadaki boşlukta yer alır. Dünyanın tüm meydanları aşağı yukarı böyledir. Bu ödül almış bir tasarımdır.” şeklinde konuştu.</p>
<h2>“Her gün ortalama 9 kültür, sanat ve düşünce etkinliği gerçekleştiriliyor”</h2>
<p>Kocaeli’nin artık güçlü bir kültür ve etkinlik altyapısına sahip olduğunu vurgulayan Büyükakın, “Bugün geldiğimiz noktada Kocaeli’de neredeyse her gün ortalama 9 kültür, sanat ve düşünce etkinliği gerçekleştiriliyor. Bu; panel, konferans, sempozyum ve kültürel organizasyonlar anlamına geliyor. Yılda yaklaşık 2 bini aşkın panel ve konferans, 6 bini aşkın kültür-sanat etkinliği düzenleniyor. Bu etkinliklere bugüne kadar toplamda 15 milyonun üzerinde katılım sağlandı. Bu tablo, Kocaeli’nin artık kültür ve sanatla da anılan bir şehir haline geldiğini açıkça gösteriyor” dedi.</p>
<p>Gençlere yönelik yatırımların bu vizyonun merkezinde yer aldığını belirten Büyükakın, değişen alışkanlıklara dikkat çekti. “Eskiden çocuklarımızın kendilerine ait odaları olsun isterdik, bugün ise gençlerimiz odalarında değil sosyal ve ortak alanlarda çalışmayı tercih ediyor. Biz de bu ihtiyaca uygun olarak modern kütüphaneler inşa ettik. Kütüphanelerimizde yer bulmakta zorlanılıyor, gençlerimiz bu alanları yoğun şekilde kullanıyor. Hatta 24 saat açık olması yönünde talepler alıyoruz. Bu da doğru bir iş yaptığımızın göstergesidir” diye konuştu.</p>
<h2>“Binlerce gencimize ücretsiz eğitim desteği sağlıyoruz”</h2>
<p>Eğitim destekleri kapsamında önemli adımlar attıklarını ifade eden Büyükakın, “LGS ve YKS hazırlık merkezlerimizle binlerce gencimize ücretsiz eğitim desteği sağlıyoruz. Bunun yanında sadece sınav odaklı değil, geleceğin dünyasına hazırlayan projeler geliştiriyoruz. Kodlama ve yapay zeka eğitimleriyle gençlerimizi sadece tüketen değil, üreten bireyler haline getirmeyi hedefliyoruz. Şu anda yüzlerce teknoloji takımına destek veriyoruz. Gençlerimizin potansiyelini açığa çıkarmak için tüm imkanlarımızı seferber ediyoruz” dedi.</p>
<p>Spor alanında yapılan yatırımların da aynı kararlılıkla sürdüğünü belirten Büyükakın, Kocaeli’nin spor altyapısını güçlendirdiklerini söyledi. “Kocaeli’yi bir spor kenti haline getirme hedefiyle yola çıktık. Bu doğrultuda hem profesyonel hem amatör spora ciddi yatırımlar yapıyoruz. Kocaelispor’un yeni tesisleri hızla yükseliyor. Altyapıya büyük önem veriyoruz çünkü sürdürülebilir başarı buradan geçiyor” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“Sporun başkenti Kocaeli”</h2>
<p>Kent genelinde sporun yaygınlaşması için yeni tesislerin devreye alındığını belirten Büyükakın, “Sporcu Gençlik Merkezleri kurduk. Nasut Kayalı, Hasan Doğan, Yakup Altun ve Ferit Duygu merkezlerimizde gençlerimiz hem eğitim alıyor hem spor yapıyor. Bunun yanında Körfez başta olmak üzere birçok ilçemizde spor köyü projeleri geliştiriyoruz. Bu alanlar sadece spor yapılan yerler değil, aynı zamanda gençlerin sosyalleştiği ve kendini geliştirdiği merkezler olacak” dedi.</p>
<p>Denizle iç içe bir spor kültürü oluşturmak istediklerini de dile getiren Büyükakın, “Başiskele’de su sporları merkezimizi hizmete aldık. Darıca’da da benzer bir projeyi hayata geçirmek için çalışmalarımız sürüyor. Bu şehir denizle daha güçlü bağ kuracak ve su sporlarında da öncü şehirlerden biri olacak” şeklinde konuştu.</p>
<p>Tüm bu yatırımların ortak amacının gençlere daha güçlü bir gelecek sunmak olduğunu belirten Büyükakın, “Kültürden sanata, eğitimden spora kadar her alanda gençlerimizin yanında olmaya devam edeceğiz. Kocaeli’yi sadece bugünün değil, yarının da güçlü şehirlerinden biri haline getirmek için çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>"Hiç borçlanmadan hizmet yaptık"</h2>
<p>iki yılda 55,4 milyar liralık yatırım yapıldığını söyleyen Büyükakın, "55 milyar 400 milyon liranın içinde yatırım değeri olarak ifade edilmeyen işler de var. Hiç borçlanmadan hizmet yaptık. 6 milyar borcu 1,6 milyar liraya düşürdük. Yani borçlanmadık, borç ödedik, üzerine de iş yapamaya devam ettik.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocaeli-buyuksehir-belediyesi-son-iki-yilda-hayata-gecirilen-hizmet-ve-projelerini-paylasti-77497</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/9/7/1280x720/kocaeli-buyuksehir-belediyesi-son-iki-yilda-hayata-gecirilen-hizmet-ve-projelerini-paylasti-1776691099.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Tahir Büyükakın, “Sadece Hizmet Ettik” programında son iki yılda hayata geçirilen projeleri kamuoyuyla paylaştı. Kocaeli’nin 39 milyar dolarlık ihracat gücüne dikkat çeken Büyükakın, ulaşım, kentsel dönüşüm, su yönetimi ve altyapı yatırımlarında gelinen noktayı detaylarıyla anlattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/tuik-acikladi-nufusun-yuzde-248i-cocuk-77485</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 14:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜİK açıkladı: Nüfusun yüzde 24,8&#039;i çocuk</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılına ait çocuk istatistiklerini açıkladı.</p>
<p>Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına göre, 2025 sonu itibarıyla Türkiye nüfusu, 86 milyon 92 bin 168 kişiyken bunun 21 milyon 375 bin 930'unu çocukların oluşturduğu belirlendi.</p>
<p>Çocuk nüfusun yüzde 51,3'ünü erkekler, yüzde 48,7'sini kızlar oluşturdu.</p>
<p>Birleşmiş Milletlerin (BM) tanımına göre 0-17 yaş grubunu içeren çocuk nüfus, 1970'te toplam nüfusun yüzde 48,5'ini oluştururken bu oran 1990'da yüzde 41,8 ve 2025'te yüzde 24,8 oldu.</p>
<p>Nüfus projeksiyonlarına göre, çocuk nüfus oranının 2030'da yüzde 22,1, 2040'ta yüzde 17,9, 2060'ta yüzde 16,9, 2080'de yüzde 15,2 ve 2100'de yüzde 14,5 olacağı öngörüldü.</p>
<p>Avrupa Birliği (AB) üyesi 27 ülke incelendiğinde, 2025'te çocuk nüfus oranının AB ortalaması yüzde 17,6 olarak kayıtlara geçti. AB üyeleri arasında en fazla çocuk nüfus oranına sahip ülkeler, sırasıyla yüzde 22,7 ile İrlanda, yüzde 20,4'er ile Fransa ve İsveç olarak kaydedildi.</p>
<p>Çocuk nüfus oranı en düşük ülkeler ise sırasıyla yüzde 14,5 ile Malta, yüzde 14,9 ile İtalya ve yüzde 15,5 ile Portekiz olarak belirlendi.</p>
<p>Türkiye'nin çocuk nüfus oranının yüzde 24,8 ile AB üyesi ülkelerden daha yüksek olduğu görüldü.</p>
<p><strong>En yüksek oran Şanlıurfa'da</strong></p>
<p>Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçlarına göre, geçen yıl en yüksek çocuk nüfus oranına sahip olan il, yüzde 43,3 ile Şanlıurfa oldu. Bunu, yüzde 39,2 ile Şırnak, yüzde 36,7 ile Mardin izledi. En düşük olduğu iller ise yüzde 15,9 ile Tunceli, yüzde 16,9 ile Edirne, yüzde 17,7 ile Kırklareli olarak belirlendi.</p>
<p>Geçen yıl toplam hane halkı sayısı, 26 milyon 977 bin 795 oldu. Hanelerin yüzde 41,9'unda, 0-17 yaş grubunda en az bir çocuk bulunduğu görüldü. Bu hanelerin illere göre dağılımı incelendiğinde, 0-17 yaş grubunda en az bir çocuk bulunan hane halkı oranının en yüksek olduğu ilin yüzde 68,2 ile Şanlıurfa, en düşük olduğu ilin yüzde 27,3 ile Tunceli olduğu tespit edildi.</p>
<p>Hanelerin yüzde 19,1'inde 0-17 yaş grubunda 1 çocuk, yüzde 14,1'inde 2 çocuk, yüzde 5,7'sinde 3 çocuk, yüzde 1,9'unda 4 çocuk, yüzde 1,1'inde ise 5 ve daha fazla çocuk bulunduğu kayıtlarda yer aldı.</p>
<p>Çocuk nüfus yaş grubuna göre incelendiğinde, 2020'de çocuk nüfusun yüzde 26,9'unun 0-4 yaş grubunda, yüzde 28,7'sinin 5-9 yaş grubunda, yüzde 28,2'sinin 10-14 yaş grubunda, yüzde 16,2'sinin 15-17 yaş grubunda yer aldığı görülürken 2025'te ise yüzde 22,7'sinin 0-4 yaş grubunda, yüzde 28,8'inin 5-9 yaş grubunda, yüzde 30,5'inin 10-14 yaş grubunda, yüzde 18'inin 15-17 yaş grubunda yer aldığı belirlendi.</p>
<p>Doğum İstatistiklerine göre, 2024'te canlı doğan bebek sayısı, 937 bin 559 oldu. Doğan bebeklerin 481 bin 825'inin erkek, 455 bin 734'ünün ise kız olduğu tespit edildi. Canlı doğan bebeklerin yüzde 96,7'sini tekil, yüzde 3,2'sini ikiz, yüzde 0,1'ini ise üçüz ve daha fazla çoğul doğumlar oluşturdu.</p>
<p>Sağlık Bakanlığı verilerine göre, hastanede gerçekleşen doğumların canlı doğumlar içindeki oranı, 2010'da yüzde 91,6 iken 2024'te yüzde 99,4 oldu. Beşli karma aşı (DPT+IPV+Hib) 3 doz ile aşılama oranının 2023'te yüzde 98,8 iken 2024'te yüzde 96 olduğu görüldü.</p>
<p>Hayat Tabloları 2022-2024 sonuçlarına göre, doğuşta beklenen yaşam süresinin Türkiye geneli için 78,1 yıl, erkekler için 75,5 yıl, kadınlar için 80,7 yıl olduğu kaydedildi. Türkiye'de, 7 yaşına ulaşan bir çocuğun kalan yaşam süresinin ortalama 72,1 yıl, erkek çocuklar için 69,5 yıl ve kız çocuklar için 74,7 yıl olduğu görüldü. Çalışma çağının başlangıcı olan 15 yaşındaki çocuklar için bu süre, 64,3 yıl olarak kayıtlara geçti. Erkek çocuklar için bu süre 61,7 yıl iken, kız çocuklar için 66,9 yıl oldu. Bu yaş için kız ve erkek çocuklar arasındaki beklenen yaşam süresi farkının, 5,2 yıl olduğu belirlendi.</p>
<p><strong>En popüler bebek isimleri Alparslan ve Alya</strong></p>
<p>Geçen yıl doğan bebeklere konulan en popüler erkek bebek isimleri, Alparslan, Göktuğ ve Metehan, en popüler kız bebek isimleri ise Alya, Defne ve Gökçe oldu. Doğan erkek bebeklerin 7 bin 527'sine Alparslan, 6 bin 36'sına Göktuğ, 5 bin 393'üne Metehan, kız bebeklerin 8 bin 751'ine Alya, 7 bin 731'ine Defne, 7 bin 603'üne ise Gökçe ismi verildi. Türkiye'de 2025'te 0-17 yaş grubundaki çocuklarda en çok kullanılan erkek çocuk isimlerinin Yusuf, Mustafa ve Ömer, kız çocuk isimlerinin ise Zeynep, Elif ve Ecrin olduğu görüldü.</p>
<p>Çalışma çağındaki yüz kişiye düşen çocuk sayısını ifade eden çocuk bağımlılık oranı, 2019'da yüzde 34,1 iken, bu oran 2025'te yüzde 29,7'ye düştü. Nüfus projeksiyonlarının demografik göstergelerdeki mevcut yapının devam edeceğini varsayan ana senaryosuna göre, çocuk bağımlılık oranının 2030'ta yüzde 25,5, 2040'ta yüzde 22,1, 2060'ta yüzde 23,3, 2080'de yüzde 23,4, 2100'de yüzde 21,5 olacağı öngörüldü.</p>
<p>Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 2024'te ilk kez özel gereksinim raporu alan çocukların sayısı, 96 bin 83 oldu. İlk kez özel gereksinim raporu alan çocukların yüzde 62,6'sını erkek çocuklar, yüzde 37,4'ünü ise kız çocuklar oluşturdu.</p>
<p><strong>5 yaşındaki çocukların net okullaşma oranı yüzde 82,5</strong></p>
<p>Milli Eğitim Bakanlığı Örgün Eğitim İstatistiklerine göre, okul öncesi eğitim seviyesinde 5 yaş net okullaşma oranının, 2024-25 öğretim yılında yüzde 82,5 olduğu görüldü. 5 yaş net okullaşma oranı cinsiyete göre incelendiğinde, bu oran erkek çocuklar için yüzde 82,8, kız çocuklar için yüzde 82,3 oldu.</p>
<p>İlkokul seviyesinde net okullaşma oranı, 2024-25 öğretim yılında yüzde 95,4, ortaokul seviyesinde net okullaşma oranı yüzde 89,1, ortaöğretim seviyesinde net okullaşma oranı yüzde 82,9 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Ulusal Eğitim İstatistikleri Veri Tabanı sonuçlarına göre, eğitim kademesi ve cinsiyete göre okul tamamlama oranları incelendiğinde, ilkokul tamamlama oranının 2024-25 eğitim ve öğretim döneminde yüzde 98,6 olduğu tespit edildi. Ortaokul tamamlama oranı, 2024-25 eğitim ve öğretim döneminde, yüzde 96,6 oldu. Ortaöğretim tamamlama oranının da yüzde 81,3 olduğu belirlendi. Ortaöğretim okul tamamlama oranı cinsiyete göre incelendiğinde, 2024-25 eğitim ve öğretim döneminde bu oranın erkek çocuklar için yüzde 79,2, kız çocuklar için yüzde 83,5 olduğu görüldü.</p>
<p>Milli Eğitim Bakanlığı Örgün Eğitim İstatistiklerine göre, Türkiye genelinde 2024-25 eğitim ve öğretim döneminde örgün eğitime devam eden öğrenci sayısı, 17 milyon 956 bin 523 oldu. Bu öğrencilerin yüzde 51,3'ünü erkek öğrenciler, yüzde 48,7'sini ise kız öğrenciler oluşturdu.</p>
<p>Özel eğitim gerektiren bireylere (işitme, görme, ortopedik ve hafif düzeyde zihinsel engelli) hizmet veren, özel olarak yetiştirilmiş personelin bulunduğu, geliştirilmiş eğitim programlarının uygulandığı özel öğretim kurumlarında örgün eğitime devam eden öğrenci sayısı 602 bin 729 oldu. Özel eğitim alan öğrenciler, örgün eğitimdeki öğrencilerin yüzde 3,4'ünü oluşturdu. Özel örgün eğitime devam eden öğrencilerin yüzde 62,7'sinin erkek öğrenciler, yüzde 37,3'ünün ise kız öğrenciler olduğu belirlendi.</p>
<p>Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistiklerine göre, geçen yıl toplam nüfusun yüzde 27,9'unun yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında iken, çocuk nüfus için bu oranın yüzde 36,8 olduğu görüldü. Yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olan çocuk nüfus cinsiyete göre incelendiğinde, bu oran erkek çocuklarında yüzde 36, kız çocuklarında ise yüzde 37,8 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>Resmi kız çocuk evlilikleri yüzde 1,5</strong></p>
<p>Evlenme İstatistiklerine göre, 16-17 yaş grubunda olan kız çocuklarının resmi evlenmelerinin toplam resmi evlenmeler içindeki oranı 2002'de yüzde 7,3 iken bu oran 2025'te yüzde 1,5'e düştü. Diğer taraftan, aynı yaş grubunda olan erkek çocukların resmi evlenmelerinin toplam resmi evlenmeler içindeki oranı 2002'de yüzde 0,5 iken bu oran 2025'te yüzde 0,1 oldu.</p>
<p>ADNKS sonuçlarına göre, geçen yıl 21 milyon 375 bin 930 çocuk nüfusun içinde sadece babası vefat etmiş çocuk sayısının 251 bin 929, sadece annesi vefat etmiş çocuk sayısının 79 bin 214, hem annesi hem de babası vefat etmiş çocuk sayısının ise 4 bin 907 olduğu görüldü.</p>
<p>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının verilerine göre, 2025'te Türkiye genelinde kuruluş bakımı altında bulunan çocuk sayısının 15 bin 508 olduğu tespit edildi. Mevcut koruyucu aile sayısı 9 bin 96, koruyucu aile yanında bakımı sağlanan çocuk sayısı ise 10 bin 841 oldu. Evlat edindirilen çocuk sayısı, geçen yıl 681 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Boşanma İstatistiklerine göre, geçen yıl boşanan çiftlerin sayısı 193 bin 793 oldu. Kesinleşen boşanma davaları sonucunda, 191 bin 371 çocuk velayete verildi. Çocukların velayetinin yüzde 74,6'sının anneye, yüzde 25,4'ünün ise babaya verildiği görüldü.</p>
<p>Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistiklerine göre, 2024'te 1-17 yaş grubunda çocuk ölümleri en fazla dışsal yaralanma ve zehirlenmeler nedeniyle gerçekleşti. Söz konusu nedenle hayatını kaybeden 1-17 yaş grubundaki çocuk sayısı, 2024'te 1538 oldu. Sinir sistemi ve duyu organları hastalıkları nedeniyle 765 çocuk, iyi huylu ve kötü huylu tümörler nedeniyle 666 çocuk, dolaşım sistemi hastalıkları nedeniyle 413 çocuk hayatını kaybetti.</p>
<p>Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistiklerine göre, 2009'da bebek ölüm hızı binde 13,9 iken, 2024'te binde 9,0 oldu. Doğumdan sonraki 5 yıl içinde ölme olasılığını ifade eden 5 yaş altı ölüm hızının, 2009'da binde 17,7 iken, 2024'te binde 11,1 olduğu tespit edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/tuik-acikladi-nufusun-yuzde-248i-cocuk-77485</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/5/1280x720/cocuk-1776684433.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in 2025 verilerine göre, 21 milyon 375 bin 930 olarak belirlenen çocuk nüfusu, ülkenin yüzde 24,8&#039;ini oluşturdu. Çocuk nüfus oranının 2030&#039;da yüzde 22,1, 2040&#039;ta yüzde 17,9, 2060&#039;ta yüzde 16,9, 2080&#039;de yüzde 15,2 ve 2100&#039;de yüzde 14,5 olması bekleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/net-uyp-subatta-eksi-3476-milyar-dolar-77483</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 14:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Net UYP şubatta eksi 347,6 milyar dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Şubat 2026 dönemi Uluslararası Yatırım Pozisyonu (UYP) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, şubat ayı itibarıyla Türkiye'nin yurt dışı varlıkları, bir önceki aya göre yüzde 1,7 artışla 439,1 milyar dolar, yükümlülükleri de yüzde 0,5 azalışla 786,8 milyar dolar oldu.</p>
<p>Bu gelişmelerle Türkiye'nin net Uluslararası Yatırım Pozisyonu, şubat itibarıyla eksi 347,6 milyar dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Rezerv varlıklar, şubatta 7,9 milyar dolar azalarak 210,3 milyar dolar oldu.</p>
<p>Varlık kalemleri incelendiğinde, doğrudan yatırımlar kalemi yüzde 1,2 artarak 76,8 milyar dolar ve diğer yatırımlar kalemi ise yüzde 0,4 azalarak 145,6 milyar dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Bankaların yabancı para efektif ve mevduat varlıkları yüzde 2 azalarak 42,5 milyar dolara geriledi.</p>
<p>Yükümlülükler altındaki portföy yatırımları alt kalemlerinden Genel Hükümetin Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) yükümlülükleri yüzde 1,2 azalarak 22,1 milyar dolar oldu.</p>
<p>Yükümlülükler alt kalemleri bir önceki aya göre incelendiğinde, doğrudan yatırımlar kalemi, BIST 100 endeksindeki azalışın etkisiyle bir önceki aya göre yüzde 2,2 azalışla 226,2 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Portföy yatırımları kalemi ise yüzde 0,8 artarak 153,4 milyar dolar ve diğer yatırımlar kalemi yüzde 0,1 azalarak 407,2 milyar dolar oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/net-uyp-subatta-eksi-3476-milyar-dolar-77483</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/5/1280x720/dolar-1766062551.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın şubat verilerine göre, Türkiye&#039;nin net Uluslararası Yatırım Pozisyonu eksi 347,6 milyar dolar oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yurt-disi-ufe-martta-yuzde-394-artti-77482</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 13:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yurt Dışı ÜFE martta yüzde 3,94 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Mart 2026 dönemine ait Yurt Dışı Üretici Fiyat Endeksi (YD-ÜFE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre YD-ÜFE, geçen ay bir önceki aya kıyasla yüzde 3,94, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 10,73, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 35,4 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 30,23 yükseldi.</p>
<p>Sanayinin iki sektörünün yıllık değişimlerine bakıldığında, madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 53,25, imalatta yüzde 35,1 artış görüldü.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri dikkate alındığında, ara mallarında yüzde 29,85, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 39,86, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 39,45, enerjide yüzde 88,91, sermaye mallarında yüzde 27,93 artış gerçekleşti.</p>
<p>Sanayinin iki sektörünün aylık değişimleri, madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 1,97, imalatta yüzde 3,98 artış olarak hesaplandı.</p>
<p>Ana sanayi gruplarının aylık değişimlerine bakıldığında, ara mallarında yüzde 1,91, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 0,9, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 0,99, enerjide yüzde 58,87 artış, sermaye mallarında yüzde 0,07 azalış kaydedildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yurt-disi-ufe-martta-yuzde-394-artti-77482</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/demir-madeni.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mart verilerine göre Yurt Dışı Üretici Fiyat Endeksi, aylık bazda yüzde 3,94, yıllık bazda da yüzde 35,4 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tarimsal-girdi-fiyatlari-subatta-yuzde-31-artti-77481</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 13:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarımsal girdi fiyatları şubatta yüzde 3,1 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Şubat 2026'ya ait Tarımsal girdi fiyat endeksi (Tarım-GFE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, endeks şubatta bir önceki aya kıyasla yüzde 3,1, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 7,08, Şubat 2025'e kıyasla yüzde 31,55 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 32,64 yükseldi.</p>
<p>Ana gruplarda bir önceki aya göre tarımda kullanılan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 2,96, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 3,94 artış kaydedildi. Geçen yılın aynı ayına göre, tarımda kullanılan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 32,81, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmetler endeksinde yüzde 24,31 yükseliş görüldü.</p>
<p><strong>Alt gruplar</strong></p>
<p>Yıllık Tarım-GFE'ye göre 6 alt grup daha düşük, 5 alt grup daha yüksek değişim gösterdi.</p>
<p>Şubatta yıllık bazda artışın az olduğu alt gruplar, yüzde 18,33 ile tarımsal ilaçlar, yüzde 21,11 ile enerji ve yağlayıcılar oldu. Yıllık artışın yüksek olduğu alt gruplar ise yüzde 41,37 ile veteriner harcamaları, yüzde 37,7 ile hayvan yemi olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Aylık Tarım-GFE'ye göre 7 alt grup daha düşük ve 4 alt grup daha yüksek değişim sergiledi.</p>
<p>Şubatta bir önceki aya göre artışın düşük olduğu alt gruplar, yüzde 0,25 ile veteriner harcamaları, yüzde 0,97 ile bina bakım masrafları olarak kayıtlara geçti. Buna karşılık, aylık artışın yüksek olduğu alt gruplar, yüzde 4,31 ile malzemeler, yüzde 3,73 ile hayvan yemi olarak hesaplandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tarimsal-girdi-fiyatlari-subatta-yuzde-31-artti-77481</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/5/1280x720/tarim-1775021306.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in şubat verilerine göre tarımsal girdi fiyat endeksi, aylık bazda yüzde 3,1, yıllık bazda da yüzde 31,55 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/14-ilin-ihracati-1-milyar-dolari-asti-77480</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 13:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> İlk çeyrekte 14 ilin ihracatı 1 milyar doları aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, 2026'nın ilk çeyreğine ait faaliyet illerine göre ihracat verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre İstanbul, mart ayında 3 milyar 816 milyon dolarla en fazla ihracat yapan il oldu. Kentin ihracatı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 21,7 azaldı.</p>
<p>İstanbul'u, 3 milyar 159 milyon dolar ve yüzde 1,6 azalışla Kocaeli, 2 milyar 8 milyon dolar ve yüzde 4,5 düşüşle İzmir takip etti.</p>
<p>Kıymetli veya yarı kıymetli taşlar faslı, 488 milyon 493 bin dolarla İstanbul'un ihracatında ilk sırada yer aldı. Bu faslı, 432 milyon 341 bin dolarla kazanlar, makineler, 377 milyon 212 bin dolarla örme giyim eşyası ve aksesuarları izledi.</p>
<p>Kocaeli'de motorlu kara taşıtları, 1 milyar 43 milyon 761 bin dolarla en fazla dış satım gerçekleştirilen sektör oldu. Bu faslı, 535 milyon 732 bin dolarla mineral yakıtlar, mineral yağlar, 229 milyon 548 bin dolarla elektrikli makine ve cihazlar takip etti.</p>
<p>İzmir'in ihracatında, motorlu kara taşıtları 518 milyon 906 bin dolarla ilk sırada yer aldı. Söz konusu faslın ardından 226 milyon 82 bin dolarla demir ve çelik, 170 milyon 193 bin dolarla kazanlar, makineler geldi.</p>
<p><strong>İlk üç ilin en fazla ihracat yaptığı ülkeler</strong></p>
<p>İstanbul'un ihracatında 324 milyon 596 bin dolarla Almanya ilk sırada yer aldı. Bu ülkeyi, 250 milyon 882 bin dolarla ABD ve 150 milyon 799 bin dolarla İngiltere izledi.</p>
<p>Kocaeli, en fazla ihracatı 268 milyon 54 bin dolarla İngiltere'ye yaptı. Bu ülkenin ardından, 259 milyon 763 bin dolarla Almanya ve 240 milyon 117 bin dolarla İtalya geldi.</p>
<p>İzmir'in en fazla ihracat yaptığı ülke, 182 milyon 906 bin dolarla Almanya oldu. Bu ülkeyi, 149 milyon 548 bin dolarla İtalya ve 148 milyon 716 bin dolarla Malta takip etti.</p>
<p>Buna göre, ocak-mart döneminde 14 il 1 milyar doların üzerinde ihracat yaptı, 40 il de ihracatını artırdı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/14-ilin-ihracati-1-milyar-dolari-asti-77480</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/9/1280x720/ihracat-ithalat-1748241556.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı verilerine göre, yılın ilk çeyreğinde 40 ilin ihracatı artarken, 14 il bu dönemde 1 milyar doların üzerinde dış satım yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/faizde-indirim-beklentisi-dustu-konut-sektoru-daha-temkinli-77476</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 13:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Faiz indirim beklentisi düştü, konut sektörü daha temkinli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Konut Geliştiricileri ve Yatırımcıları Derneği'nin (KONUTDER) NielsenIQ Türkiye ile birlikte yaptığı Konut Sektörü Beklenti Anketi’nin 2026'ya ait ilk anket sonuçlarını açıklandı.</p>
<p>Anket, konut üreticilerinin; coğrafyada yaşanan son gelişmelerden sonra temkinli bir pozisyon aldıklarını, bununla birlikte yeni proje üretme iştahını koruduklarını, konut üretiminde orta ve uzun vadeye ilişkin olumlu beklentilerini sürdürdüklerini, jeopolitik gelişmeleri ise dönemsel bir etki olarak kabul ettiklerini gösteriyor.</p>
<p>Ankete göre, Körfez bölgesinde artan jeopolitik risklerin, yatırım tercihleri üzerinde oluşturacağı etkiyle, yabancıya konut satışında yeniden Türkiye’ye yönelimin yükseleceği beklentisi de artmış bulunuyor.</p>
<p><strong>“Sektörde temkinli iyimserlik yerini dengeli bir beklenti dönemine bırakıyor”</strong></p>
<p>Anket sonuçlarını değerlendiren KONUTDER Başkanı Ziya Yılmaz, “Son dönemde küresel ölçekte yaşanan gelişmeler ve özellikle Körfez bölgesinde artan jeopolitik riskler, sektör beklentilerinde daha temkinli bir tabloyu beraberinde getiriyor. Bir önceki dönemde oldukça güçlü olan faiz indirimi beklentisinin zayıflaması, kredili satışlara yönelik öngörülere de doğrudan yansımış durumda.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e6040a0d878-1776681994.jpeg" alt="" width="700" height="394" />Yılmaz, anket sonuçları hakkında şunları kaydetti:</p>
<p>“Sektörün, üretim tarafında güçlü bir duruş sergilediğini görüyoruz. Üretim artışı beklentisinin yükselmesi ve üyelerimizin önemli bir kısmının yeni projelere devam etme kararlılığı, konut sektörünün yaşanan bu süreci dönemsel bir dalgalanma olarak değerlendirdiğini gösteriyor.</p>
<p>Körfez bölgesinde yaşanan gelişmelerin gayrimenkul yatırımlarının yönünü yeniden etkileyebileceğini görüyoruz. Özellikle Dubai gibi pazarlara yönelen yatırım iştahının bir miktar yeniden Türkiye’ye kayabileceğine yönelik beklentiler, yabancıya konut satışlarında sınırlı da olsa bir toparlanma sinyali oluşturuyor. Türkiye; güçlü iç pazarı, stratejik konumu ve sunduğu erişilebilir yatırım ortamı ile yatırımcıya uzun vadeli güven sunan bir ülke. Özellikle küresel ölçekte artan riskler, Türkiye’nin yeniden ‘güvenli liman’ olarak değerlendirilmesini destekleyen bir zemin oluşturuyor.</p>
<p>Diğer taraftan maliyetler cephesinde, özellikle malzeme fiyatlarındaki artış beklentisinin güçlenmesi, konut fiyatları üzerinde yukarı yönlü baskıyı artırıyor. Bu nedenle üretimin sürdürülebilirliği ve konuta erişimin güçlendirilmesi adına arsa maliyetlerini dengeleyici ve finansmana erişimi kolaylaştırıcı adımlar kritik önem taşıyor.</p>
<p>Konut sektörü, hem ekonomik büyüme hem de sosyal refah açısından stratejik bir rol üstlenmeye devam ediyor. Bu doğrultuda, sektörün sağlıklı gelişimini destekleyecek bütüncül politikalarla daha dengeli ve sürdürülebilir bir piyasa yapısına ulaşılabileceğine inanıyoruz.”</p>
<p><strong>Faizlerde temkinli beklenti</strong></p>
<p>KONUTDER tarafından yayınlanan Konut Sektörü Beklenti Anketi Raporu’na göre, markalı konut üreticilerinin beklenti ve öngörüleri şöyle sıralanıyor:</p>
<p>Bir önceki dönemde yüzde 100 olan faizlerin düşeceği yönündeki beklenti, bu dönemde yüzde 54,2’ye gerilemiş durumda. Faizlerin aynı kalacağını düşünenlerin oranı yüzde 33,3 olurken, artacağını öngörenler yüzde 12,5 seviyesinde.</p>
<p><strong>Kredili konut satışlarında yavaşlama sinyali</strong></p>
<p>Faiz beklentilerindeki değişime paralel olarak, kredili konut satışlarının artacağını düşünenlerin oranı yüzde 76’dan yüzde 50’ye gerilemiş bulunuyor. Aynı kalacağını düşünenler yüzde 37,5’e yükselirken, azalma bekleyenlerin oranı yüzde 12,5.</p>
<p><strong>1. el konut satışlarında dengelenme</strong></p>
<p>Önümüzdeki 6 ayda 1.El Konut satışlarının artacağını düşünenlerin oranı yüzde 68’den yüzde 41,7’ye gerilerken, üyelerin yüzde 50’si satışların mevcut seviyede kalacağını öngörüyor.</p>
<p><strong>Yabancıya satışta yeniden artış sinyali</strong></p>
<p>Son yılların en düşük seviyelerine gerileyen yabancıya konut satışlarında, jeopolitik gelişmelerin etkisiyle yeniden artış beklentisi oluşmaya başladı. Üyelerin yüzde 33,3’ü yabancıya satışların artacağını öngörüyor. 2025’in ikinci yarısı için düzenlenen ankette artış bekleyenlerin oranı sadece yüzde 4’tü.</p>
<p><strong>Konut fiyatlarında artış beklentisi güçleniyor</strong></p>
<p>Konut fiyatlarının artacağını düşünenlerin oranı yüzde 72’den yüzde 83,3’e yükseldi. Artan maliyetler, fiyatlar üzerinde belirleyici olmaya devam ediyor.</p>
<p><strong>Maliyetlerde artış baskısı sürüyor</strong></p>
<p>Toplam konut maliyetlerinin artacağını öngörenlerin oranı yüzde 83,3’e yükselirken, özellikle malzeme fiyatlarındaki artış beklentisi yüzde 83,3 ile öne çıkıyor. İşçilik maliyetlerinde artış beklentisi ise yüzde 70,8 seviyesinde.</p>
<p><strong>Üretimde artış eğilimi</strong></p>
<p>Konut üretiminin artacağını düşünenlerin oranı yüzde 28’den yüzde 37,5’e yükseldi. Üyelerin yüzde 54,2’si ise üretimin aynı seviyede kalacağını öngörüyor.</p>
<p>Kentsel dönüşümde güçlü beklenti devam ediyor</p>
<p>Üyelerin yüzde 58,3’ü kentsel dönüşüm kapsamında üretimin artacağını öngörüyor. Ancak bu oran bir önceki döneme göre sınırlı bir gerileme gösterdi.</p>
<p><strong>Kiralarda artış hızı yavaşlıyor</strong></p>
<p>Kira fiyatlarının artacağını düşünenlerin oranı yüzde 80’den yüzde 62,5’e gerilerken, aynı kalacağını öngörenlerin oranı yüzde 37,5’e yükseldi. Bu durum kira artış hızında yavaşlama sinyali veriyor.</p>
<p><strong>Yeni projelerde devamlılık</strong></p>
<p>Üyelerin yüzde 70,8’i gelecek 6 ay içinde yeni proje geliştirmeye veya satışa başlamayı planladığını belirtiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/faizde-indirim-beklentisi-dustu-konut-sektoru-daha-temkinli-77476</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/9/1280x720/konut-1766377613.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Konut Sektörü Beklenti Anketi, bir önceki dönemde yüzde 100 olan faiz düşüş beklentisinin yüzde 54,2’ye gerilediğini ve konut üretim sektörünün daha temkinli bir tutum içine girdiğini ortaya koydu. Anket sonuçlarını değerlendiren KONUTDER Başkanı Ziya Yılmaz, “Son dönemde küresel ölçekte yaşanan gelişmeler ve özellikle Körfez bölgesinde artan jeopolitik riskler, sektör beklentilerinde daha temkinli bir tabloyu beraberinde getiriyor. Bir önceki dönemde oldukça güçlü olan faiz indirimi beklentisinin zayıflaması, kredili satışlara yönelik öngörülere de doğrudan yansımış durumda.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/anason-lobisi-ureticilerin-sorunlarini-ankaraya-tasidi-77471</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 11:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Anason lobisi üreticilerin sorunlarını Ankara’ya taşıdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/BURDUR</strong></p>
<p>Türkiye’nin anason üretim bölgesi olan Akdeniz ve Ege bölgesi üreticilerinin sorunları Ankara’ya taşındı. </p>
<p>Burdur Ticaret Borsası Başkanı Ömer Faruk Gündüzalp, Başkan Yardımcısı Cengiz Gürcan, Burdur Ticaret Borsası üyeleri Osman Yıldıran, İbrahim Avcı, Ali Dönmez ve Mustafa Karataş ile birlikte, bölgedeki anason üreticilerinin sorunlarını anlatmak üzere Ankara’da bir dizi ziyaretlerde bulundu.</p>
<p>Başkan Gündüzalp öncülüğündeki anason üretici heyeti, TBMM Tarım, Orman ve Köy İşleri Komisyonu Sözcüsü Burdur Milletvekili Prof. Dr. Adem Korkmaz ile birlikte Tütün ve Alkol Daire Başkanlığı’nda, Tarım ve Orman Bakanlığı ile Ticaret Bakanlığı bürokratlarıyla bir araya geldi.</p>
<p>Yaklaşık bir yıldır anason üretiminde yaşanan sorunları çözmek için çalıştıklarını belirten Gündüzalp, şunları söyledi:</p>
<p>‘’Üreticimizi koruyacak, ticaretimizi güçlendirecek ve anasonumuzu yeniden hak ettiği noktaya taşıyacak adımları kararlılıkla atıyoruz. Türkiye’de üretiminin ve ticaretinin büyük bölümünü üstlendiğimiz anason sektöründe yaşanan sorunlar artıyor. Burdur’un üretim kültürünün simgelerinden biri olan anasonun yeniden yükselişe geçmesi için yoğun çabalıyoruz.’’</p>
<p><strong>Anason üretimi</strong></p>
<p>Gündüzalp, Türkiye’de 2024 rakamlarına göre, Burdur’da 18 bin 744 dekar, Afyon’da 3 bin 641 dekar, Ankara’da 4 bin 372 dekar, Antalya’da 4 bin 300 dekar, Denizli 22 bin 328 dekar, Konya’da 15 bin 365 dekar, Muğla’da bin 150 dekar, Uşak’ta ise bin 249 dekar alanda anason üretimi yapıldığını söyledi.</p>
<p>Yine 2024 rakamlarına göre, Burdur’da bin 475 ton, Afyon’da 327 ton,  Ankara’da 263 ton, Antalya’da 347 ton, Denizli’de bin 225 ton, Konya’da bin 106 Muğla’da 115 ton ve Uşak’ta da 37 ton anason üretimi gerçekleştirildiğini anlatan Gündüzalp, 2025 yılında Türkiye’den 2,7 milyon dolarlık anason ihracatı yapıldığını bildirdi.</p>
<p><strong>Anason Lobisi</strong></p>
<p>Üreticinin sorunlarının çözümü için ‘Anason Lobisi’ gibi çalıştıklarını anlatan  Ömer Faruk Gündüzalp, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’İlimizde üretim kültürünün en büyük markalarından biri olan anasonumuzun düşen üretim ve ticaretini yeniden yükselişe geçirmek, ihracatını artırmak, piyasadaki dalgalanmaların etkisini azaltmak ve sürdürülebilir tarımı desteklemek adına çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Az su isteyen, yüksek kazanç sağlayan ve bölgemizde yaklaşık 20 bin çiftçimizin üretim sürecinde yer aldığı anasonda yaşanan sorunların çözümü için bir yılı aşkın süredir lobi faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Geçtiğimiz ay Tarım ve Orman Bakan Yardımcımız Ahmet Gümen ve Burdur milletvekili Adem Korkmaz ile yaptığımız görüşmede, konunun tüm paydaşların katılımıyla kapsamlı şekilde değerlendirilmesini talep etmiştik. Ankara’da konunun taraflarıyla bir araya geldik ve sorunlarımızı aktardık. Tarım ve Orman Bakanlığı ile Ticaret Bakanlığı bürokratlarına, milletvekilimize ve sürecin başından bu yana birlikte yol yürüdüğümüz üyelerimize ve üreticilerimize teşekkür ediyorum.’’</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/anason-lobisi-ureticilerin-sorunlarini-ankaraya-tasidi-77471</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/7/1/1280x720/anason-lobisi-ureticilerin-sorunlarini-ankaraya-tasidi-1776672218.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Burdur Ticaret Borsası Başkanı Ömer Faruk Gündüzalp, ‘’Üreticimizi koruyacak, ticaretimizi güçlendirecek ve anasonumuzu yeniden hak ettiği noktaya taşıyacak adımları kararlılıkla atıyoruz.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cop-31-yuksek-duzeyli-iklim-sampiyonlari-toplantisi-yapildi-77470</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP 31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonları Toplantısı yapıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>Kasım ayında Antalya’da düzenlenecek olan Birleşmiş Milletler İklim Konferansı (COP31 Antalya) öncesi, COP 31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonları (CHLC) Toplantısı gerçekleştirildi.</p>
<p>Antalya Valisi Hulusi Şahin ve eşi Ebru Şahin’in katılımıyla uluslararası düzeyde katılım gerçekleştirilen toplantıda, Küresel İklim Eylem Ajandası’nın önümüzdeki beş yıllık vizyonunun somut çıktılara dönüştürülmesi ve COP31 sürecine katkı sunacak stratejik yol haritasının oluşturulması hedeflendi.</p>
<p>Toplantıya, önceki dönem Dışişleri Bakanı ve Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu, Sıfır Atık Vakfı Başkanı ve Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı'nın Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Samed Ağırbaş, BM Türkiye Koordinatörü Babatunde Ahonsi, UNICEF Türkiye Temsilcisi Paolo Marchi, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin İklim Eylemi ve Adil Geçiş Özel Danışmanı Selwin Hart ve Genç Diplomasi Derneği Başkan Yardımcısı Ömer Tayyip Erdoğan ile yerli ve yabancı çok sayıda davetli katıldı.</p>
<p>Toplantıda, önceki dönem Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonlarının bilgi ve deneyimlerinden yararlanılması, çok paydaşlı iş birliklerinin güçlendirilmesi ve devlet dışı aktörlerin sürece etkin katılımının artırılması konuları ele alındı.</p>
<p>Ayrıca, SCumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan öncülüğünde geliştirilen ‘Sıfır Atık’ yaklaşımının küresel ölçekte iklim değişikliğiyle mücadelede etkin bir araç olarak konumlandırılması ve yaygınlaştırılması yönünde değerlendirmelerde bulunuldu.</p>
<p>Gün boyu süren oturumlarda, ilk 10 yıllık sürecin değerlendirilmesi, yeni 5 yıllık vizyonun gereklilikleri, önümüzdeki döneme ilişkin somut çıktılar ile finansman ve destek mekanizmaları detaylı şekilde ele alındı. Toplantı sonunda, COP31 Devlet Dışı Aktörler Strateji Belgesi, Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonları Ortak Deklarasyonu ve stratejik yol haritası gibi önemli çıktıların oluşturulması hedeflendi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/cop-31-yuksek-duzeyli-iklim-sampiyonlari-toplantisi-yapildi-77470</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/7/0/1280x720/cop-31-yuksek-duzeyli-iklim-sampiyonlari-toplantisi-yapildi-1776672111.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya’da, COP 31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonları Toplantısı gerçekleştirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/marmarabirlikte-ali-yildiz-ve-ekibi-4-yilligina-goreve-secildi-77461</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 10:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Marmarabirlik’te Ali Yıldız ve ekibi 4 yıllığına göreve seçildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Marmara Zeytin Tarım Satış Kooperatifleri Birliği (Marmarabirlik), 2024/2025 İş Yılı 71. Olağan Genel Kurulu kooperatif temsilcilerinin yoğun katılımıyla gerçekleştirdi.</p>
<p>Geçen yıl aynı dönemde mali genel kurul kapsamında bir araya gelinen Birlik’te, bu kez yeni dönemin yol haritasına ilişkin güçlü mesajlar öne çıktı. Yaklaşık bir yıldır yönetim kurulu kararıyla görevini sürdüren Marmarabirlik Yönetim Kurulu Başkanı Ali Yıldız, genel kurulda yaptığı konuşmada, göreve geldikleri günden bu yana Marmarabirlik’te güveni yeniden tesis etmeye ve kurumsal yapıyı güçlendirmeye odaklandıklarını belirtti. Yıldız, üretici ortakların emeğini koruyan, daha şeffaf ve disiplinli bir yönetim anlayışı oluşturduklarını ifade etti. Yıldız, Marmarabirlik’in 2025 yılında 6,6 milyar TL ciroya ulaştığını, yüzde 35 büyüme ve 35 milyon dolarlık ihracatla da tarihinin en yüksek seviyesine ulaşıldığını dile getirdi. Bu performansın, üretici ortakların emeğinin doğru yönetimle buluşmasının somut bir göstergesi olduğunu belirten Yıldız, Marmarabirlik’in sürdürülebilir büyüme yolunda güçlü bir ivme yakaladığını söyleyerek, 2026 yılında ise yaklaşık 10 milyar ciro hedeflediklerini vurguladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e5d4c683b61-1776669894.jpeg" alt="" width="502" height="753" /></p>
<h2><strong>İhracatta büyüme, markada yeni hedefler</strong></h2>
<p>Yeni dönemde üretici ortaklara verilen desteklerin artarak süreceğini vurgulayan Yıldız, 2026 yılı için toplam 1 milyar 200 milyon TL ayni kredi tahsisatı yaptıklarını, üretici ortak başına 25 bin TL ile 140 bin TL arasında değişen destek imkânlarının sunulduğunu kaydetti. Sağlanan bu desteklerin üretimin devamlılığı ve kalite artışı açısından kritik öneme sahip olduğunu ifade eden Yıldız, Marmarabirlik’in her koşulda üretici ortağının yanında olmaya devam edeceğini belirtti. Genel kurulda yeni döneme ilişkin hedeflerini de paylaşan Yıldız, Marmarabirlik’in ihracatta daha güçlü bir konuma ulaşmayı hedeflediğini, yeni pazarlara açılma ve katma değerli ürünlerle marka gücünü artırma çalışmalarının sürdüğünü ifade etti. Önümüzdeki süreçte ihracatın 50 milyon dolar seviyesinin üzerine çıkarılmasının hedeflendiğini belirten Yıldız, Marmarabirlik markasının uluslararası pazarlarda daha etkin bir şekilde konumlandırılacağını söyledi.</p>
<p>Genel kurulda yapılan seçimlerin ardından Marmarabirlik yönetiminde de değişiklik yaşandı. Yeni dönemde görev alacak Yönetim Kurulu; Ali Yıldız, Remzi Bayram, Kemal Dinç, Hüseyin Kızıl, Yunus Emre Koyutürk, Erdoğan Erbay ve Genel Müdür Mehmet Ertaş’tan oluşurken, yönetimin ilk toplantısının ardından görev dağılımının netleşeceği bildirildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/marmarabirlikte-ali-yildiz-ve-ekibi-4-yilligina-goreve-secildi-77461</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/1/1280x720/marmarabirlikte-ali-yildiz-ve-ekibi-4-yilligina-goreve-secildi-1776669924.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ali Yıldız, Marmarabirlik&#039;in 71. Olağan Genel Kurulu’nda Yönetim Kurulu Başkanlığına seçildi. Yıldız, kooperatif temsilcilerinin güvenini alarak yola devam edeceğini ifade etti. Göreve bir yıl önce yönetim kurulu kararıyla gelen Başkan Ali Yıldız, ilk kez kooperatif temsilcilerinin karşısına seçim atmosferinde çıkarak geçen sürede sağlanan büyüme, üreticiye verilen destekler ve yeni dönem hedeflerini paylaştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/malatyadan-yukselen-ses-tekstil-bitmiyor-sekil-degistiriyor-77464</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 09:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Malatya&#039;dan yükselen ses: Tekstil bitmiyor, şekil değiştiriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e5cf41aebc0-1776668481.png" alt="" width="999" height="141" />Moda ve Hazır Giyim Federasyonu (MHGF) ile Ekonomi Gazetesi iş birliğinde başlatılan “Tekstil ve Hazır Giyim Sektöründe Yeni Konumlanma Arayışı” çalıştaylar zincirinin dördüncü bölgesel buluşması, Malatya Tekstilciler ve Konfeksiyon Derneği (MATEK) ile Malatya Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) ev sahipliğinde gerçekleştirildi. </p>
<p>Çalıştaya Moda ve Hazır Giyim Federasyonu (MHGF) Başkanı Hüseyin Öztürk, Malatya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Oğuzhan Ata Sadıkoğlu, Malatya Tekstilciler ve Konfeksiyon Derneği (MATEK) Başkanı Mehmet Tüm, Tekstil Makine ve Aksesuar Sanayicileri Derneği (TEMSAD) Başkanı Adil Nalbant, Adıyaman Giyim Sanayicileri Derneği (AGSD) Başkanı Ragıp Aras, İzmir Nakış Sanayicileri Derneği (İNDER) Başkanı Muin Altın, İstanbul Gelinlik Sanayicileri ve İhracatçıları Derneği (İSGEİD) Başkanı Turan Aksoy, Ege Ayakkabı Sanayicileri Derneği (EGEAYSAD) Başkan Yardımcısı Belgin Çiçeksever, Malatya İl KOSGEB Müdürü Murat Seki, Fırat Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Mehmet Şirin Budancanamak ile MATEK üyeleri, tekstil ve hazır giyim sektörünün temsilcileri ve akademisyenler katıldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e5cf0ea5e81-1776668430.png" alt="" width="900" height="283" /></p>
<p>Türkiye’nin farklı bölgelerinde düzenlenen ve sektörün geleceğine yönelik yol haritası oluşturmayı hedefleyen çalıştay serisinin Malatya ayağı, özellikle deprem sonrası yeniden yapılanma sürecinde olan şehir açısından ayrı bir önem taşıdı. İki oturum halinde gerçekleştirilen çalıştayın ilk bölümünde katılımcılara, “Malatya’nın aşması gereken en önemli 5 temel sorun nedir?” sorusu yöneltilirken; ikinci bölümde bu sorunlara yönelik çözüm önerileri detaylı şekilde ele alındı. Ortaya çıkan değerlendirmeler, tekstil ve hazır giyim sektörünün yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda yapısal, sosyal ve zihinsel bir dönüşüm ihtiyacı içinde olduğunu net biçimde ortaya koydu. </p>
<p><strong>SORUNLAR TEKİL DEĞİL, BİRBİRİNİ BESLEYEN BİR YAPI </strong></p>
<p>Çalıştayın en dikkat çekici çıktılarından biri, sektörün karşı karşıya olduğu sorunların birbirinden bağımsız olmadığı gerçeği oldu. Katılımcılar, maliyet, istihdam, lojistik, teşvik sistemi ve rekabet gibi başlıkların birbirini doğrudan etkileyen bir bütünün parçaları olduğunu vurguladı. Bu nedenle çözüm önerilerinin de tek tek müdahalelerle sınırlı kalamayacağı, aksine çok boyutlu ve eş zamanlı bir dönüşüm gerektirdiği ifade edildi. Yapılan değerlendirmelerde, Malatya özelinde ortaya çıkan sorunların aslında Türkiye genelindeki tekstil ve hazır giyim sektörünün yapısal sorunlarıyla büyük ölçüde örtüştüğü dikkat çekti. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e5d75b3c0e8-1776670555.png" alt="" width="1213" height="243" /><strong>MALİYET BASKISI SEKTÖRÜ SIKIŞTIRIYOR </strong></p>
<p>Çalıştayda en fazla üzerinde durulan konu, sektörün giderek ağırlaşan maliyet yükü oldu. Katılımcıların büyük çoğunluğu, maliyet sorununun artık sektörün sürdürülebilirliğini tehdit eden bir boyuta ulaştığı konusunda hemfikir oldu. Ancak maliyet konusunun yalnızca işçilik giderlerinden ibaret olmadığı özellikle vurgulandı. Enerji fiyatlarındaki artış, ithal hammaddeye bağımlılık, finansmana erişimde yaşanan zorluklar, yüksek vergi ve SGK yükleri ile lojistik giderler, maliyet baskısının temel bileşenleri olarak öne çıktı.</p>
<p>Bu kapsamda dile getirilen çözüm önerileri oldukça geniş bir yelpazeye yayıldı. İşveren üzerindeki vergi ve prim yüklerinin azaltılması, düşük faizli veya faizsiz kredi imkanlarının artırılması ve işletmelerin nakit akışını rahatlatacak finansal araçların geliştirilmesi ilk sıralarda yer aldı. Bunun yanı sıra yerli hammadde üretiminin artırılması ve Ar-Ge çalışmalarının desteklenmesi, ithalata bağımlılığın azaltılması açısından kritik görülüyor. Enerji maliyetlerini düşürmek amacıyla güneş enerjisi gibi alternatif kaynaklara yapılacak yatırımların teşvik edilmesi de öne çıkan başlıklar arasında yer aldı. Katılımcılar ayrıca kayıt dışı üretimin yarattığı haksız rekabetin ortadan kaldırılmasının maliyet dengesi açısından önemli olduğuna dikkat çekti. Kur politikalarının da yerli üreticiyi koruyacak şekilde düzenlenmesi gerektiği ifade edildi.</p>
<p>Öte yandan çözümün yalnızca kamu destekleriyle sınırlı kalmaması gerektiği, sektörün kendi içinde de verimlilik artırıcı adımlar atmasının zorunlu olduğu vurgulandı. Otomasyon yatırımları, yalın üretim teknikleri ve kaynakların daha etkin kullanımı bu kapsamda öne çıkan öneriler oldu. </p>
<p><strong>İSTİHDAM KRİZİ: GENÇLER SEKTÖRDEN UZAKLAŞIYOR </strong></p>
<p>Çalıştayda maliyet kadar kritik görülen bir diğer başlık ise nitelikli iş gücü eksikliği oldu. Katılımcılar, tekstil ve hazır giyim sektörünün giderek artan bir şekilde eleman bulmakta zorlandığını, özellikle gençlerin bu alana yönelmediğini ifade etti. Ancak yapılan değerlendirmelerde sorunun sadece “eleman bulamamak” olmadığı; eğitim sistemi ile sektör ihtiyaçları arasındaki uyumsuzluğun temel problem olduğu vurgulandı.</p>
<p>Mesleki eğitimin yeniden yapılandırılması, teknik lise ve üniversitelerde uygulamalı eğitimin güçlendirilmesi ve öğrencilerin üretim süreçlerine daha erken aşamada dahil edilmesi gerektiği ifade edildi. “3+1 iş yeri eğitimi” gibi modellerin yaygınlaştırılması önerildi. Ayrıca teknik lise mezunlarına yönelik branş tazminatı gibi teşviklerin hayata geçirilmesi, sektörde çalışmayı daha cazip hale getirebilecek adımlar arasında gösterildi.</p>
<p>Katılımcılar, mevcut işsizlik maaşı sisteminin kayıt dışı çalışmayı teşvik edebildiğine de dikkat çekerek, bu alanda düzenleme yapılması gerektiğini dile getirdi. Daha ileri bir çözüm olarak ise, ihtiyaç duyulan alanlarda yurt dışından nitelikli iş gücü temin edilmesi de gündeme gelen öneriler arasında yer aldı.</p>
<p><strong>LOJİSTİK DEZAVANTAJ REKABET GÜCÜNÜ DÜŞÜRÜYOR </strong></p>
<p>Malatya gibi üretim merkezleri açısından lojistik altyapının yetersizliği, rekabet gücünü doğrudan etkileyen önemli bir sorun olarak öne çıktı. Katılımcılar, özellikle demiryolu taşımacılığının geliştirilmesi ve hızlı tren projelerinin hayata geçirilmesinin sektöre ciddi katkı sağlayacağını ifade etti. Sanayi ile entegre lojistik ağlarının kurulması, maliyetlerin düşürülmesi açısından kritik görülüyor. Bunun yanında kısa vadede uygulanabilecek çözümler de gündeme geldi. Türk Hava Yolları ve PTT Kargo gibi kamuya ait taşıma hizmetlerinin tekstil sektörüne özel indirimli tarifeler uygulaması, sektörde maliyetleri doğrudan etkileyebilecek bir adım olarak değerlendirildi. </p>
<p><strong>ÜRETİM ALANI SORUNU BÜYÜMENİN ÖNÜNDE ENGEL </strong></p>
<p>Çalıştayda dile getirilen bir diğer önemli başlık ise üretim için uygun alan ve altyapı eksikliği oldu. Özellikle büyümek isteyen işletmelerin uygun maliyetli sanayi alanlarına erişimde zorlandığı ifade edildi. Katılımcılar, TOKİ benzeri modellerle yalnızca üretim odaklı sanayicilere yönelik, altyapısı hazır ve uygun maliyetli sanayi siteleri kurulması gerektiğini vurguladı. Bu alanların yalnızca fiziksel mekânlar olarak değil; tedarik zincirinin tüm bileşenlerini içinde barındıran entegre üretim ekosistemleri olarak tasarlanması gerektiği ifade edildi. Böyle bir yaklaşımın hem maliyetleri düşüreceği hem de verimliliği artıracağı belirtiliyor. </p>
<p><strong>TEŞVİK SİSTEMİ BEKLENTİLERİ KARŞILAMIYOR </strong></p>
<p>Mevcut teşvik sistemine yönelik eleştiriler, çalıştayın önemli başlıklarından birini oluşturdu. Katılımcılar, teşviklerin sektörün gerçek ihtiyaçlarıyla tam olarak örtüşmediğini ve bazı uygulamaların işletmeleri zorladığını ifade etti. Özellikle yeni makine alımını zorunlu kılan teşvik modelinin, mevcut makinelerini verimli şekilde kullanmak isteyen işletmeler açısından sınırlayıcı olduğu dile getirildi. Bu nedenle daha esnek, erişilebilir ve işletme ihtiyaçlarına göre şekillenen bir teşvik sistemine geçilmesi gerektiği yönünde güçlü bir görüş birliği oluştu. Ayrıca teşviklerin yalnızca yatırım aşamasına değil, işletme sürecine de yayılması gerektiği vurgulandı. Vergi muafiyetleri ve SGK indirimleri gibi uygulamaların genişletilmesi önerildi. </p>
<p><strong>YIKICI REKABET YERİNE YENİ ÜRETİM MODELİ </strong></p>
<p>Sektör içi rekabet konusu, çalıştayda “yıkıcı rekabet” kavramı üzerinden ele alındı. Katılımcılar, fiyat odaklı ve kısa vadeli rekabet anlayışının sektöre zarar verdiğini ifade etti. Bunun yerine katma değerli, tasarım odaklı ve teknoloji destekli üretime geçilmesi gerektiği vurgulandı. Teknik tekstil, Ar-Ge ve inovasyon odaklı üretim modelleri, sektörün geleceği açısından kritik görülüyor. Fason üretimden uzaklaşarak markalaşmaya yönelmenin gerekliliği de sıkça dile getirildi. </p>
<p><strong>ZİHNİYET DÖNÜŞÜMÜ VE DEVLETİN ROLÜ </strong></p>
<p>Çalıştayın en stratejik başlıklarından biri ise “zihniyet dönüşümü” oldu. Katılımcılar, devletin sektörde yalnızca düzenleyici değil, aynı zamanda yön gösterici ve rehberlik eden bir rol üstlenmesi gerektiğini ifade etti. Bu kapsamda sektöre özel bir kurumsal yapı ya da “Tekstil Bakanlığı” kurulması önerisi dikkat çekti. Bunun yanı sıra Malatya’nın imajının güçlendirilmesi, şehrin üretim kimliğinin yeniden inşa edilmesi ve yerel markaların desteklenmesi gerektiği vurgulandı. Büyük markaların üretimlerinin bir kısmını Malatya’ya kaydırmasının da şehre önemli katkı sağlayacağı ifade edildi. </p>
<p><strong>DİJİTALLEŞME VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK VURGUSU </strong></p>
<p>Çalıştayda öne çıkan bir diğer önemli tema ise dijitalleşme ve sürdürülebilirlik oldu. Katılımcılar, geleneksel üretim anlayışının artık yeterli olmadığını ve teknolojiyi merkeze alan yeni bir üretim modeline geçilmesi gerektiğini belirtti.</p>
<p>Otomasyon yatırımları, veri odaklı üretim süreçleri ve çevre dostu uygulamalar, sektörün hem rekabet gücünü artıracak hem de itibarını güçlendirecek unsurlar olarak değerlendirildi.</p>
<p>Bu dönüşümün aynı zamanda gençlerin sektöre ilgisini artırabilecek önemli bir fırsat sunduğu ifade edildi.</p>
<p><strong>Deprem sonrası yeniden yapılanma ve gelecek vizyonu</strong></p>
<p>Çalıştayın genel değerlendirmesinde, Malatya tekstil sektörünün deprem sonrası yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda ekonomik ve yapısal bir yeniden yapılanma sürecinde olduğu vurgulandı. Katılımcılar, mevcut sorunların aşılabilmesi için kısa vadeli desteklerin yanı sıra orta ve uzun vadeli yapısal reformların eş zamanlı olarak hayata geçirilmesi gerektiği konusunda görüş birliğine vardı.</p>
<p>Malatya özelinde dile getirilen öneriler, Türkiye genelinde tekstil ve hazır giyim sektörünün yeniden konumlanmasına yönelik önemli ipuçları sunarken; çözümün ancak bütüncül, koordineli ve kararlı adımlarla mümkün olabileceği bir kez daha ortaya kondu.</p>
<p>Genel olarak değerlendirildiğinde, çalıştayın ikinci bölümünde ortaya konan çözüm önerileri, tekstil ve hazır giyim sektörünün mevcut sorunlarının farkında olan, ancak aynı zamanda geleceğe dair güçlü bir vizyon geliştirme arayışında olan bir sektör profili çizmektedir. Kısa vadeli desteklerle birlikte orta ve uzun vadeli yapısal reformların eş zamanlı olarak hayata geçirilmesi gerektiği yönünde güçlü bir ortak akıl oluştu.*** Malatya tekstil sektörü, deprem sonrası fiziksel yıkımın ötesinde küresel maliyet baskıları ve insan kaynağı krizi ile karşı karşıyadır. Çözümün sadece finansal destek değil, mesleki eğitimin iş dünyasıyla tam entegrasyonu, lojistik altyapının güçlendirilmesi ve teşvik sisteminin ithalatı değil verimliliği destekleyecek şekilde yeniden kurgulanması ile mümkün olduğu yönünde bir fotoğraf ortaya çıktı</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>"Markalı pazarlama, bölgesel üretim metodları öne çıkmalı"</strong></span></p>
<p>Malatya Tekstilciler ve Konfeksiyon Derneği (MATEK) ile Malatya Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) ev sahipliğinde gerçekleştirilen “Tekstil ve Hazır Giyim Sektöründe Yeni Konumlanma Arayışı” çalıştaylar zincirinin dördüncü olan Malatya ayağı, deprem sonrası yeniden yapılanma sürecinde olan şehirler açısından da ayrı bir önem taşıdı. Ortaya çıkan değerlendirmeler, tekstil ve hazır giyim sektörünün yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda yapısal, sosyal ve zihinsel bir dönüşüm ihtiyacı içinde olduğunu net biçimde ortaya koydu.</p>
<p><strong>MHGF Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Öztürk: Sektör, yüksek kuru sever, enflasyonu, yüksek faizi sevmez</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e5d3b637b19-1776669622.png" alt="" width="500" height="311" /></strong>● Türkiye’nin alanında en büyük sivil toplum örgütü olan MHGF, ülke genelinde birçok şehre gitmiş, farkındalık yaratan etkinlikler gerçekleştirmiştir. Sektörün analizi konusunda da uzun yıllara dayalı, birçok coğrafyayı dikkate alan birkaç başlığımız var. Bu sektör tüm ihracatın olduğu sektörde olduğu gibi küresel ve aynı zamanda emek yoğun bir sektördür. Emeğin olduğu yere gider, işçilik maliyetlerini, insanların standartlarını yükseltir, tüketici hale getirir ve sonra emeğin ucuz olduğu başka bir coğrafyaya gider. Bu süreç standart ürünlerde 30 yıldır. Ve bu sektörün sevdiği ve sevmediği üç başlık var: Yüksek kuru sever, enflasyonu, yüksek faizi sevmez. Ben buna kısaca döviz, enflasyon, faizin başlıklarını kısaltıp DEF diyorum. Sektörün istediği bu üç temel şey bugün Türkiye koşullarında mevcut değil. Sektörün gittiği ülkelerde standart ürünlerde işçilik maliyetleri ise 80 dolar ile 200 dolar arasında. Ülkemizde bugün büyük şehirlerde yemek, servis, kıdem tazminatı gibi kalemleri eklediğimizde giydirilmiş rakam 2 bin 500 ila 3 bin dolar arasında. Dolayısıyla ülkenin temel koşulları sanayi üretimine uygun değil. Bunun ilk sıkıntısını yaşayan sektör tekstil ve hazır giyim oldu. Ama bugün bütün sanayicilerimiz bizimle aynı durumda.</p>
<p>Marka ve markalaşma konusunda da bir yanılgımız var. Markanın koşulları, ülke ile ürünle bağlantısı, sermaye birikimi, markanın yolculuğu ve disiplini konusunda bir şeyler paylaşmak istiyorum. Marka toptancıya mal satmak, üreticinin kendi ürettiğini pazarlaması, bir başkasının mağazasında satış yapması değil. Küresel markalara baktığımız zaman hiçbiri üretici değildir ama dışarıda ürettirip kendi mağazasında satış yapar.</p>
<p>Mısır ise büyük metrekareli fabrikalar anlamında ciddi bürokrasisine rağmen hızla yapılanan bir ülke durumunda. Mısır’da standart ürünlerde giydirilmiş işçi maliyeti Kahire’de 170 dolar, kırsalda daha düşük. Ama Mısır’dan daha öte Vietnam, Kamboçya gibi ülkeler var. Türkiye eğer bu sektörde kalacaksa mutlaka ölçeği küçültmelidir. Standart ürünlerde bu ülkelerle baş etmek imkansızdır.</p>
<p>Türkiye bir şeyi yanlış yaptı ve yapmaya devam ediyor. Girişkenlikle, girişimciliği karıştırıyor. Herkes birbirine bakıp, aynı işi tekrar ediyor bu da vasatlığı artırıyor, gelir düzeyini düşürüyor, yoksulluğu yükseltiyor.</p>
<p>Karbon ayak izini Türkiye’ye getiren hazır giyim sektörüdür. Çok ciddi anlamda “audit”li şirketlerimiz var. Ama iktisatta bir kural vardır. Borcunuz varsa, gelirleri artırıp, giderlerinizi azaltacaksınız. Bizde ise gelir aynı ama giderlerimiz yükseliyor ve biz mutlak yapamayacaklarımızı artırmış oluyoruz.</p>
<p>Malatya’ya ilk kez geldim. Eylül ayında burada sektörle buluşma ve bir kültür turu da içeren bir program yapacağız. Sektörün hacimsel olarak çok önemli bir lokasyonudur Malatya. Ama kendi içine kapanmış ve kimseyle tanışmamış. Biz tanışmaya geldik.</p>
<p>Bir de “Ara eleman” sözünün kullanılmamasını rica ediyorum. Kişiyi itibarsızlaştıran bir deyimdir. Sizler teknik adam yetiştiriyorsunuz.</p>
<p>Sektörün kendi içinde oryantasyonunu çok iyi yapması lazım. Oluşturduğumuz ekosistemin içinde olmazsa olmazımız insandır, iletişimdir, özsaygımızdır. Güvenlikten, genel müdüre kadar kimseyi ötekileştirmeden ekip ruhunu işletmelerde tesis etmek zorundayız.</p>
<p>Hükümet her yıl beş sektörü stratejik sektör olarak yayınlar. Son altı yıldır tekstil ve hazır giyim sektörü bu beş sektör arasında yer almamaktadır. Duygusallığı bırakarak gerçeklikle yüzleşmemiz ve buna göre yön çizmemiz lazım. Akılcı ve mantıklı bakmak çok önemli.</p>
<p>Malatya sadece kayısısı ile değil, iş insanları, sektördeki hacmiyle de meşhurdur, önemlidir. Ama bir şeyi unutmamamız gerekiyor. Kardeşlik iletişimle olur. Sivil toplum örgütü bir lobi çalışmasıdır. Yerelde ve genelde kamunun yaptığı her işte yanında olur, alkışlar. Ama eksiği varsa tamamlar, yanlışı varsa karşısında olur. İyi bir şey yapılacaksa kendisi yapar ve farkındalık yaratır. Biz de MHGF olarak Türkiye’nin en önemli gazetesi Ekonomi ile yapmış olduğumuz bu çalışmada şehir şehir dolaşıp katkı sağlamaya çalışıyoruz.</p>
<p>34 üye derneğimiz var bunların bazıları alt sektörlerde ihtisaslaşmış dernekler, bazıları ise bölgesel dernekler. MATEK, yeni üyemiz olmasına karşın, bir buçuk yıldır bütün etkinliklerimize katılıyor ve sanki 20 yıllık bir dernek gibi bir bilgi birikimi oluşturdu. Kaynaşma ve aidiyet duygusu hızlı oldu. Biz de Mehmet Başkan’ı, MATEK’i sanki Federasyonun ilk kuruluşunda bu yana üyeymiş gibi kucakladık. Çünkü bireysellikten ziyade sivil toplum örgütleri toplumsal faydaya özen gösterir, biz kültürüne katkı sağlar. Kısa hayatı anlamlı kılacak şey, birinin hayatına dokunmaktır. </p>
<p><strong>Malatya TSO Yönetim Kurulu Başkanı Oğuzhan Ata Sadıkoğlu: Dijitalleşme, otomasyon ve sürdürülebilir üretim iş kültürünü güçlendirecek</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e5d6587f8b4-1776670296.png" alt="" width="500" height="380" /></strong>Odamızda düzenlenen tekstil çalıştayı, sektör temsilcilerini bir araya getirerek maliyet, nitelikli iş gücü, lojistik ve teşvik mekanizmaları gibi temel konularda verimli bir tartışma platformu sağladı. Bu anlamda mutluyuz. Gün boyu devam eden tartışmalara baktığımızda çalıştay, sektörün mevcut sorunlarını net bir şekilde ortaya koymakla kalmadı; aynı zamanda çözüm önerileri ve stratejik adımlar konusunda ortak bir akıl oluşmasını sağladı. Malatya tekstil sektörü, bu tür iş birlikleriyle güçlenerek hem üretim kapasitesini hem de rekabet gücünü artıracaktır. Sektörde dijitalleşme, otomasyon ve sürdürülebilir üretim alanlarında atılacak adımlar, Malatya’nın üretim kültürünü güçlendirecek ve şehrin ekonomik kalkınmasına doğrudan katkı sağlayacaktır. </p>
<p><strong>Tekstil Makine ve Aksesuar Sanayicileri Derneği (TEMSAD) Başkanı Adil Nalbant: Bu sektör hem ölene, hem doğana, o yüzden hiç bitmeyecek</strong></p>
<p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e5d4cac04cc-1776669898.png" alt="" width="276" height="206" /></strong>Anadolu’nun insanı zorlukla mücadele eden, zoru seven insanlardır. Bizim en büyük şansımız Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyetimizin kurulmasıdır. O zaman Sümerbank’ları kurduk. Dayılarım, amcalarım 1938’de Malatya’da kurulan Sümerbank’ta yetişmiş. 1938’de Ruslar Yeşilyurt’a ilk hidroelektrik santrali kurduklarında elektrik de gelmiş. Türkiye’nin ikinci elektrik alan ilçesi olmuş. Sümerbank, Malatya’nın ilk zanaatkar çocuklarını işe almış ve onlar akıncılar gibi Türkiye’nin her tarafına yayılmış, tekstilin günümüzde bu seviyeye ulaşmasına katkı sağlamış.</p>
<p>Benim annem de dokumacıydı. Rahmetli anneannemin de bir sözü vardı. Bu meslek iki dünya “sitiridir” yani giyimidir derdi. Hem ölene hem doğana lazım derdi. O yüzden bu sektör bitmeyecek. Sekiz yaşında İstanbul’a gittik ve babam tezgahlarını götürdü ve tekstile devam ettik. Şu an tekstil makine parçaları üreten bir aile şirketimiz var.</p>
<p>Malatya’da tekstilin kökleri ve bu sektörde en az 100 yıllık bir geçmişi var. Bunu Sümerbank’lara borçluyuz ve bu sektörden vazgeçemeyiz. Savunma Havacılık ve Uzay (SAHA) İstanbul diye bir küme kurduk. 2015 yılında savunma sanayinin tedarikçileri için bir yapı kurulması istendi. İstanbul Sanayi Odası’nda (İSO) 28 firmayla SAHA İstanbul’u kurduk. Kurulduğu dönemde savunma sanayinin oranı yüzde 15’di ve 150 civarında, hepsi ithalatçılardan oluşan firmalardı. Ama şu anda 3 bin tane savunma sanayine mal üreten firma, SAHA İstanbul’un bin 500 üyesi var ve bu alanda ihracatımız geçen sene 13,5 milyar Dolar’a ulaşarak yüzde 48 arttı. İHA ve SİHA’ların bileşenlerinin yüzde 80’inini üretiyoruz.</p>
<p>Beş yıl Hasan Büyükdede Bakanımız ile çalıştıktan sonra şimdi de Haluk Bayraktar Başkan’a devrettik. Tekstil nasıl iki dünya giyimi ise, bitmeyecekse şu anda tekstilin yanına koyulabilecek hiçbir materyal yok. Tekstilin yapısı, özgül ağırlığı ve birtakım özellikleri gereği onun yerine bir şey konulamaz. Beşinci nesil uçakların gövdeleri tamamen tekstil elyafından, karbon elyafından ve içindeki malzemelerin yüzde 55’i tekstil. Uzaya giden roketlerin gövdeleri yine karbon fiber tekstil. Kurşun geçirmez yelekler de tekstilden yapılıyor. Savunma tekstilleri farklı. Aselsan Malatya’ya bir yerleşke açmış, bunun değerini bilmek gerekiyor. Savunma sanayine tekstil üretebiliriz, bu alanı seçin. Askerlerin giydiği kamuflajlar, İHA’larda kullanılan kumaşlar çok önemli.</p>
<p>Türkiye’de üretilen boya apre makinelerini hale Çin’den, Kore’den, İtalya’dan getiriyorsak bunu sorgulamak gerek. Teşviklerimizi de buna göre kullanmak lazım. Türkiye’de tekstilin mevcut durumundan ötürü makine parkurumuz üçte bir, dörtte bir fiyata rakiplerimiz Bangladeş, Pakistan, Endonezya, Hindistan, Mısır, Özbekistan ve Türkmenistan’a gitti. Üç liraya aldığımız makineyi rakiplerimize bir liraya veriyoruz, zaten enerji, işçilik ucuz. Makineyi ucuza almış oluyorlar. Bu bizim 30 yıl önce yaptığımız şey. Avrupa’dan ikinci el makineler gelmişti. O yüzden bizim makine sanayimiz dokuma, iplik ve konfeksiyon  bölümünde sınıfta kaldı, üretemiyoruz ve yurt dışına bağımlıyız. Avrupa size leasingle, vadeyle makine satıyor. Tam, “Borcum bitti, kazanacağım” dediğinizde tekrar yeni makine almanız gerekiyor. Şimdi Pandemi gibi yeni bir dönem olsa, gümrükler kapansa yine Avrupa’dan makine alacağız. Bir yapboza dönüyor bu iş. O yüzde tekstil bu ülkede ölmeyecek ve tekstile sahip çıkmamız lazım.</p>
<p><strong>Malatya Tekstilciler ve Konfeksiyon Derneği (MATEK) Başkanı Mehmet Tüm: Tasarım odaklı, katma değeri yüksek ürünlere yönelmek gerekiyor</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e5d5cf87c52-1776670159.png" alt="" width="289" height="217" /></strong>Malatya’da mevcut teşvik mekanizmalarının sağladığı avantajlar sayesinde tekstil ve hazır giyim sektörünün önümüzdeki en az 7-8 yıl boyunca varlığını sürdüreceğini düşünüyorum. Ancak bu sürecin, geçmişte olduğu gibi büyük ölçekli ve yüksek hacimli üretim anlayışıyla değil; daha esnek, daha niş ve daha butik bir üretim modeliyle devam etmesi gerektiği kanaatindeyim. Çünkü standart, düşük katma değerli ürünlerde küresel rekabet artık oldukça zorlaştı. Özellikle maliyet avantajına sahip ülkeler karşısında bu alanda rekabet etmek sürdürülebilir görünmüyor.</p>
<p>Bu nedenle sektörün yönünü; tasarım odaklı, markalaşmaya açık, farklı ve katma değeri yüksek ürünlere çevirmesi büyük önem taşıyor. Daha küçük ölçekli ama daha nitelikli üretim anlayışıyla hareket etmek, hem kârlılığı artıracak hem de sektörün uzun vadede ayakta kalmasını sağlayacaktır.</p>
<p>Tekstil ve hazır giyimin Türkiye’de tamamen ortadan kalkacağı yönündeki görüşlere katılmıyorum. Aksine, bu sektörün dönüşerek varlığını sürdüreceğine inanıyorum. Nitekim bugün İtalya, İspanya ve Fransa gibi ülkelerde de sektör tamamen yok olmamış; aksine katma değeri yüksek, marka gücü olan ve tasarım odaklı bir yapıya evrilmiştir. Türkiye’nin de benzer bir dönüşümü başarıyla gerçekleştirebilecek potansiyele sahip olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Özetle, mesele sektörün devam edip etmeyeceği değil; nasıl bir dönüşümle yoluna devam edeceğidir. Doğru stratejiyle, küçülerek ama değer üreterek büyüyen bir yapı kurmak mümkündür. Bu dönüşümü gerçekleştirebildiğimiz ölçüde, tekstil ve hazır giyim sektörü Türkiye ekonomisinin önemli yapı taşlarından biri olmaya devam edecektir.</p>
<p><strong>V Global Tekstil Grup Yönetim Kurulu Başkanı Abdülvahap Tanrıverdi: Koleksiyon yaparak da üretici ülke marka olabilir</strong></p>
<p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e5d6c6179e6-1776670406.png" alt="" width="262" height="195" /></strong>2008 yılında aldığımız karar doğrultusunda Paris ve Londra’da iki ofisimiz var buralarda kendi koleksiyonlarımızı üretiyoruz ve katma değerli ürün satıyoruz. Koleksiyon yaparak da üretici ülke marka olabilir. İşler düşmesine rağmen bizim işimiz düşmedi, işler azaldı ama zarar etmedik. Gelinen noktada şahsi fikrim; Portekiz 30 yıl sonra tekrar üretim yapmaya başladı. Zara üreticiyi kendi ülkesine getirdi ve 30-35 yıl sonra İspanya’da ürettirdiği ürün yüzde 20’ye çıktı.</p>
<p>Malatya için konuşursak işçi sen ona mecbursun, esirisin, onu çalıştırmak zorundaymışsın gibi çalışıyor. Garip bir şekilde sigara içme oranı yüzde 90. Şu anda ilimizde çalışanların verimliliği istisnalar hariç yüzde 50’ler düzeyinde. Oysa tekstilde şu an yüzde 70-75 verimliliğin altında çalışan firmalar hiçbir şekilde para kazanamaz. İşi alma pahasına fiyat kırarak yapılan rekabet de aynı şekilde en büyük sorun. Konya son zamanlarda iş ve işçi elbiselerinde birinci sıraya yerleşti. Sebebi ise birlikte hareket etmeleri ve liyakatli, kaliteli personelle ucuza üretebilmeleri, birbirinin personeline göz dikmemeleri.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Vahap Munyar: Bu yıl ayakta kalan, sonra mutlu olacak</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e5d62b569d3-1776670251.png" alt="" width="402" height="304" /></strong></span>EKONOMİ Gazetesi Genel Koordinatörü Vahap Munyar, konuşmasında küresel ve ulusal ekonomik gelişmelerin sektör üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Artan petrol fiyatlarının enflasyon ve cari açık üzerindeki baskıyı artırdığını belirten Munyar, ekonomik belirsizliklerin süresinin uzamasının tüm sektörleri zorladığını ifade etti. “Başlangıçta tekstil ve hazır giyim sektöründe görülen sıkıntılar artık diğer sektörlere de yayılıyor. Önümüzde kolay bir dönem yok” diyen Munyar, sektörün hızlı dönüşüm ihtiyacına da işaret etti. 2026 yılının ayakta kalma yılı olacağına dikkat çeken Munyar, “Ayakta kalabilen ondan sonra mutlu olacaktır. Çünkü ondan sonra seçim dönemi gelecek ve biraz para bollaşacak, herkesin önü açılacak” dedi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Güldağ: Çözüm yolunda pozitif olmak gerekiyor </strong></span></p>
<p>EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ, çalıştayın yaklaşımını “pozitif gerçekçilik” kavramıyla özetledi. Sorunların açıkça konuşulması gerektiğini ancak çözüm aşamasında yapıcı bir yaklaşımın şart olduğunu vurgulayan Güldağ, “Sorunları didik didik edelim. En kötümserlerden kötümser bir şekilde karşımızda ne var onlara bakalım. Ama çözüm aşamasında hepimiz pozitif olmak durumundayız” dedi. Hakan Güldağ, "Bu tür buluşmalar çok kıymetli. Dr. Rüştü Bozkurt’un bir sözü vardır; “Kendi içimize yapılan yolculuk, hiçbir zaman eli boş dönülmeyen bir yolculuktur”. Bu tür toplantılar bu yüzden son derece önemli. Burada Japonya’nın yaratıcılığı ile ilgili örnek verildi aslında Japonya’nın hiçbir yaratıcılığı yok. Japonlar kendilerine; “Son 500 yılda bin 480 tane icat içinde insan hayatına sokabildiğimiz kaç tane icat, inovasyon var?” diye sordular. Sadece iki tane bulabildiler. Ondan sonra yaratıcı, inovatif olmadıkları sonucunu çıkararak süreçleri iyileştirme yönünde karar verdiler. Onun için six sigma denilen, kaizen denilen yönetim modellerini ortaya çıkarttılar. Onun için kendini tanımak çok önemli" diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/malatyadan-yukselen-ses-tekstil-bitmiyor-sekil-degistiriyor-77464</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/4/1280x720/54-1776670594.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Moda ve Hazır Giyim Federasyonu ve EKONOMİ Gazetesi iş birliğiyle düzenlenen “Tekstil ve Hazır Giyim Sektöründe Yeni Konumlanma Arayışı” başlıklı çalıştaylar zincirinin son durağı Malatya oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/metallerde-kara-delik-korkusu-77444</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 08:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Metallerde ‘kara delik’ korkusu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69e5bbfc1edd0-1776663548.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Sanayi metallerinde yeni bir fiyat dalgası başladı. Küresel üretim zincirinin iki kritik metali olan bakır ve alüminyumda ortaya çıkan arz sıkışıklığı, piyasalarda “kara delik” endişesini büyütüyor. Londra Metal Borsası’nda altı ana metali izleyen endeks son 4 yılın en yüksek seviyesine çıkarken, yatırımcılar fiziksel piyasadaki daralmanın fiyatlara daha sert yansıyabileceğini düşünüyor.</p>
<p>Son dört haftada yaklaşık yüzde 12 yükselen endekste lokomotif rolü yine bakır ve alüminyum üstlendi. Bu iki metal endeks ağırlığının yaklaşık dörtte üçünü oluştururken, yaşanan her arz bozulması doğrudan küresel fiyatlamayı etkiliyor. Uzmanlara göre Ortadoğu gerilimi, enerji maliyetleri, lojistik darboğazlar ve bazı üretim merkezlerindeki kesintiler birlikte hareket ederek piyasada görünmeyen bir boşluk yaratıyor.</p>
<p>Piyasalarda “kara delik” ifadesi, arzın kâğıt üzerinde var görünmesine rağmen gerçek teslimat tarafında bulunabilir metalin hızla azalmasını tanımlıyor. Özellikle sanayi talebinin toparlandığı dönemde bu durum, fiyatları normal denge seviyesinin çok üzerine taşıyabiliyor.</p>
<h2>Yatırımcılar savaş sonrası yeniden stoklama sürecini fiyatlıyor </h2>
<p>Ateşkes umutları ve küresel büyüme beklentilerindeki toparlanma da talep cephesini destekliyor. Bu nedenle yatırımcılar sadece jeopolitik riskleri değil, aynı zamanda savaş sonrası yeniden stoklama sürecini de fiyatlıyor. Analistler, baz metallerde kısa vadeli düzeltmeler görülse bile ana yönün yukarı kalabileceğini belirtiyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Alüminyumda Körfez şokuyla 4.000 dolar alarmı</span></h2>
<p>Alüminyum piyasasında en sert baskı Körfez bölgesinden geliyor. Emirates Global Aluminium, Aluminium Bahrain ve Qatalum gibi büyük üreticilerde yaşanan kapasite kayıpları piyasayı sarstı. Ortadoğu küresel üretimin yaklaşık yüzde 9’unu karşılasa da deniz yoluyla ticarette çok daha büyük paya sahip. Bu nedenle bölgedeki kesintiler sadece üretimi değil, fiziksel sevkiyatı da bozuyor. Etkilenen yıllık kapasitenin 3 milyon tona çıktığı tahmin ediliyor. Uzmanlara göre mevcut çalışma oranları yılsonuna kadar sürerse küresel piyasada 2,9 milyon tonluk açık oluşabilir. Talepte zayıflama ve Çin’den gelebilecek ek arz dikkate alındığında dahi açığın 2 milyon ton civarında kalacağı tahmin ediliyor. Alüminyum fiyatı yılbaşından bu yana yüzde 19, geçen yılın aynı dönemine göre ise yüzde 48 yükseldi. Londra’da ton fi yatı 3.600 dolar bandına yerleşirken, uzun süreli aksaklık halinde 4.000 dolar seviyesi güçlü senaryo olarak görülüyor. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bakır'ın ton fiyatı 13 bin doları aştı </span></h2>
<p>Kırmızı metalde yükselişin merkezinde konsantre arzındaki daralma ve eritme tesislerinin marj baskısı bulunuyor. New York’ta bakır fi yatı geçen hafta pound başına 6,11 dolara çıkarak 10 haftanın zirvesine ulaştı. Bu seviye ton bazında yaklaşık 13.480 dolara denk geliyor. Londra’da ton başına fi yat 1 ay önceki 12.600 dolardan 13.347 dolara yükseldi. Çin’de talep toparlanırken, dünya genelinde eritme ücretleri sert geriledi. Spot TC/RC seviyelerinin negatif bölgeye inmesi, rafinerilerin hammadde bulmakta zorlandığını gösteriyor. Bu tablo, bakır cevheri arzının işleme kapasitesine yetmediğine işaret ediyor. Mercuria Energy Group ve BMO Capital Markets bakırın Ocak ayında ulaşılan rekor seviyeyi aşabileceğini öngörüyor. Çinli alıcıların piyasaya geri dönmesini ve Beyaz Saray’dan gelecek gümrük vergileriyle ilgili kararın ABD’ye daha fazla sevkiyatı teşvik etmesini gerekçe gösteriyorlar. Fiyatlar, zirvesinin sadece yüzde 3 altında. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/metallerde-kara-delik-korkusu-77444</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/4/1280x720/bakir-1776663531.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel baz metal piyasasında bakır ve alüminyum kaynaklı arz sıkışıklığı büyüyor. Tedarik açığı, LME endeksini 4 haftada yüzde 12 yükseltirken, fiyatlarda artış beklentisi sürüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/toyotadan-785-milyon-dolarlik-ihracat-taahhudu-77439</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 08:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Toyota’dan 785 milyon dolarlık ihracat taahhüdü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Ticaret Bakanlığı, 2026 yılı Mart ayında Dahilde İşleme Rejimi (DİR) kapsamında mart ayında 599 belge düzenlendi. Bu dönemde 9 firma 100 milyon dolar ve üzerinde ihracat taahhüdünde bulundu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e5b7c0740f1-1776662464.png" alt="" width="394" height="384" />Martta en yüksek ihracat taahhüdü 785 milyon dolarla Toyota’dan geldi. Şirket bu ihracat için 391 milyon dolarlık ithalat yapacak. Toyota’yı 333 milyon dolarlık ihracat ile Sampa Otomotiv, 300 milyon dolarlık ihracatla Tırsan Treyler takip etti. Bu ihracat için Sampa 55 milyon 102 bin, Tırsan 99 milyon 941 bin dolarlık ithalat yapacak. Mart’ta Hyundai 298 milyon dolarlık ihracat için 149 milyon dolarlık ithalat, Alyan Gıda 207 milyon dolarlık ihracat için 1 milyon 317 bin dolarlık, Prometeon 140 milyon dolarlık ihracat için 74 milyon dolarlık, Sanipak 138 milyon dolarlık ihracat için 51 milyon dolarlık, Bosch 108 milyon dolarlık ihracat için 69 milyon dolarlık ve Anı Bisküvi de 100 milyon dolarlık ihracat için 38 milyon dolarlık ithalat yapacak. Buna göre 100 milyon dolar ve üzeri ihracat taahhüdünde bulunan 9 şirket toplam 2 milyar 412 milyon dolarlık ihracat için 931 milyon 751 bin dolarlık ithalat gerçekleştirecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/toyotadan-785-milyon-dolarlik-ihracat-taahhudu-77439</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/toyota-hibrit-C-HR.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mart ayında 9 firma 100 milyon dolar ve üzerinde ihracat taahhüdünde bulunurken, en yüksek ihracat taahhüdünü 785 milyon dolarla Toyota yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kadinlarin-ortaklikta-payi-var-ama-sermayedeki-payi-dusuk-77438</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 08:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kadınların ortaklıkta payı var ama sermayedeki payı düşük</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>TOBB’un yayınladığı kurulan-kapanan şirket istatistiklerinde üç aydır ortaklara ilişkin cinsiyet ve yaş kırılımları da verilmeye başlandı. Bu kırılımların yılın ilk üç aylık dönem sonuçlarında, kurulan şirketlerin yüzde 20,71’inde en az 1 kadın ortak olmasına karşılık, toplam sermaye içinde kadın ortakların payının yüzde 10,92 olduğu gözlendi. Anonim şirketlerde toplam sermaye içinde kadın ortakların payı yüzde 5,18, limited şirketlerde ise yüzde 11,92 olarak kayda geçti.</p>
<p>Ortaklık olsun ya da olmasın, şirkette temsil niteliği olan kadınların oranına bakıldığında, “kooperatifler” açık ara önde görünüyor. Bunda son dönemde kadın kooperatiflerine yapılan farkındalık ve özendiriciliğin etkili olduğu tahmin ediliyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e5b71a92dab-1776662298.png" alt="" width="406" height="347" />Anonim şirketlerde temsil niteliğini haiz pozisyonlardaki kadın oranı yılın ilk üç ayı sonunda yüzde 13,59, limited şirketlerde yüzde 15,93 olurken, kooperatiflerde aynı oran yüzde 21,65 olarak ölçüldü.</p>
<p>Şirketlerdeki yönetim kurullarının yapısında da kooperatiflerdeki temsilcilik düzeyine yakın bir sonuç ortaya çıktı. Ocak-mart döneminde kurulan anonim şirketlerin yüzde 18,22’sinde kadın yönetim kurulu üyesi bildirildi. Kooperatiflerde ise bu oran yüzde 36,65 olarak ölçüldü. Şirketlerin, yönetim kurullarındaki toplam üyeler ile bunların içindeki kadınların oranına bakıldığında, anonim şirketlerdeki yönetim kurulu üye sayısının yüzde 13,08’i kadınlardan oluşurken, kooperatiflerde oran yüzde 22,85 olarak belirlendi. Tüzel kişi ortaklar dahil, tüm ortaklar içindeki kadın-erkek ve tüzel kişi sayısındaki kadın payına bakıldığında, toplam ortakların; anonim şirketlerde yüzde 14,23, limited şirketlerde yüzde 16,56, kooperatiflerde ise yüzde 25,11’inin kadınlardan oluştuğu belirlendi. Kurulan gerçek kişi ticari işletmelerinin içinde kadın payı yüzde 13,9 olarak ölçüldü.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kadinlarin-ortaklikta-payi-var-ama-sermayedeki-payi-dusuk-77438</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/06/yonetici.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TOBB verilerine göre, kurulan şirketlerin yaklaşık yüzde 21’inde en az 1 kadın ortak olmasına karşılık, toplam sermaye içinde kadın ortakların payının yaklaşık yüzde 11 olduğu gözlendi. Anonim şirketlerde toplam sermaye içinde kadın ortakların payı yüzde 5,2, limited şirketlerde ise yaklaşık yüzde 12 olarak kayda geçti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/18-yas-alti-cocuklarin-isledigi-suclar-yeniden-duzenlenecek-77437</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> 18 yaş altı çocukların işlediği suçlar yeniden düzenlenecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Suça karışan çocuklar ile ilgili yasal düzenlemenin ayrı bir kanun olması tartışılıyor.</p>
<p>Edinilen bilgilere göre; Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) ‘yaş küçüklüğü’ başlıklı 31. Maddesi üzerinde yapılacak değişiklikler tartışılıyor. Buna göre; son yılların en büyük sorunu olan suça itilen ve suça karışan çocuklara verilen cezaların alt ve üst sınırı değişiyor. Özellikle cinayet işleyen ve başka ağır suçlara karışan çocuklar da yetişkinler gibi yargılanacak. İşlediği suçun ağırlığına göre müebbet cezası alabilecek. Çocukların ceza almasına ilişkin yaş sınırları da değişecek.</p>
<p>Yapılacak düzenleme ile 15-18 yaş grubunda ağır suçlar için uygulanan ceza indiriminin kaldırılması ile birlikte çocuk yaş grubu da 15 yerine 12 olması planlanıyor.</p>
<p>Adalet Bakanlığı suç işleyen çocuklarla ilgili bugün kadar yapılan hazırlıkları yeniden gözden geçirme kararı aldı. Bu çerçevede, suça sürüklenen çocuklara yönelik cezaların artırılması, sosyal medya düzenlemeleri ve dijital platformlardaki içeriklere ilişkin yeni tedbirler gündeme geldi.</p>
<p><strong>Aileler de sorumlu olabilecek </strong></p>
<p>Çocuğunu suçtan uzak tutamayan, bakım ve gözetim görevini ihmal eden, madde bağımlısı olan çocuklarını ilgili devlet kurumlarına bildirmeyen anne babalara yönelik ağır yaptırımlar getirilecek. İlgili kanunlarda düzenlemelere gidilecek. Bu çerçevede; Türk Ceza Kanunu'nda şikayete bağlı olan “aile hukukundan doğan yükümlülüğün ihlali” suçunun, daha ağır yaptırımlarla yeniden düzenlenmesi hedefleniyor. Mevcut yasada ailelere verilen bir yıla kadar hapis cezasının artırılması ve suçun şikayete bağlı olmaktan çıkarılması planlanıyor. Ebeveynlere ait ruhsatlı silahı kullanan çocuklar için de tedbir geliyor. Ruhsatsız ya da ruhsatlı silahların çocukların erişemeyeceği şekilde muhafaza edilmesi ve usule aykırı muhafaza edilmesi nedeniyle de bir suç işlenmesi halinde ruhsat sahibi kişi hakkında cezai sorumluluk getirilecek. Bu çerçevede 6136 (Ateşli Silahlar)sayılı yasada değişikliğe gidilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/18-yas-alti-cocuklarin-isledigi-suclar-yeniden-duzenlenecek-77437</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/hukuk-adalet-dava-mahkeme.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Suça itilen çocuklara ilişkin Türk Ceza Kanunu’nda yapılacak düzenlemenin, 12. Yargı Paketi’nde yer alacağı planlanmıştı ancak son yaşanan olayların ardından 18 yaş altı çocukların işlediği suçlar yeniden düzenlenecek. Çocuk yaş grupları da yeniden belirlenecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-bankasinda-iklim-finansmani-gerilimi-77443</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya Bankası’nda iklim finansmanı gerilimi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dünya Bankası’nın iklim değişikliği finansmanı eylem planı 30 Haziran’da sona eriyor. Fransa, planın korunması için bastırırken, ABD, bankanın iklim odaklı finansman hedeflerinden çıkıp fosil yakıtlara alan açmasını istiyor. Tartışma yalnızca bir kurum içi yön değişikliği değil; enerji, tarım, altyapı ve afet dayanıklılığı konularında gelişen ülkelerin hangi projelere kaynak bulabileceğini de belirleyecek.</strong></p>
<p>Dünya Bankası, 2024-2025 yıllarında iklimle ilgili projelere finansman oranını yüzde 45’e çıkararak iklim değişikliğiyle mücadeleyi merkeze alan bir strateji belirlemişti. Bankanın iklim değişikliği finansman stratejisi 30 Haziran’da sona eriyor.</p>
<p>Bugün masadaki konu, sadece bir strateji belgesinin süresinin dolması değil, kalkınma finansmanının bundan sonra hangi önceliklerle şekilleneceği üzerine.</p>
<p>Fransa, bu planın temel unsurlarının korunması için diplomatik temaslarını hızlandırırken, ABD bankanın iklim bağlantılı kredi hedeflerinden uzaklaşmasını istiyor. Washington’un talebi net: İklim etiketli finansman hedefleri geri çekilsin, Dünya Bankası yeniden “çekirdek kalkınma” alanlarına odaklansın, hatta fosil yakıt projelerine dönüşün önü açılsın.</p>
<p>Bugün Dünya Bankası finansmanında “iklim ortak faydası” taşıyan başlıklar sadece güneş ve rüzgâr projeleriyle sınırlı değil. Sellere dayanıklı yollar, su tasarrufu sağlayan damla sulama sistemleri, kuraklık ve fırtına riskine karşı altyapı yatırımları da bu çerçevenin içinde yer alıyor. Yani iklim başlığının zayıflaması, aslında kalkınma yatırımlarının da çerçevesini değiştirebilecek nitelikte. Fransa’nın kalkınmadan sorumlu bakanı Eleonore Caroit’in Reuters’a verdiği mesaj dikkat çekici. Paris, mevcut planın sona ermesini “kabul edilebilir” bulmuyor ve iklim finansmanının temel kazanımlarını koruyacak bir formül arıyor. Paris’e göre, bu konunun arkasında yalnızca çevresel kaygılar yok: İklim uyumu, afetlere dayanıklılık ve yaşam kalitesini koruyan altyapı, artık kalkınma finansmanının da asli unsurlarından biri haline gelmiş durumda.</p>
<p><strong>ABD, “fosil yakıtlar” diyor</strong></p>
<p>ABD’nin Dünya Bankası’na yönelik baskısı, iklim finansmanını daraltıp enerji tarafında fosil yakıtları yeniden daha görünür hale getirme isteğini açık biçimde ortaya koyuyor. Trump yönetimi, bankanın yıllık kredi kaynaklarının yüzde 45’ini iklim bağlantılı projelere ayırma hedefinden vazgeçmesini isterken, Hazine Bakanı Scott Bessent bu hedefl eri “çarpıtıcı” ve “anlamsız” diye nitelendiriyor.</p>
<p>Bu sert çıkış, Orta Doğu’daki savaşın petrol ve gaz piyasalarında yarattığı arz ve fiyat şokuyla birleşince, enerji güvenliği tartışmasını Dünya Bankası içindeki iklim gündeminin tam merkezine taşıyor. Nitekim bankanın 25 hissedarından 19’u geçen sonbaharda iklim hedeflerinin sürmesini isteyen bir bildiriyi imzalarken, ABD, Japonya, Hindistan, Suudi Arabistan, Rusya ve Kuveyt temsilcileri bu metne destek vermedi.</p>
<p>Dünya Bankası Başkanı Ajay Banga’nın açıklamalarına baktığımızda ise bir çelişki varmış gibi görünüyor. Banga, bir yanda nükleer enerji yasağını kaldırıp, daha fazla doğal gaz projesine kapı aralayan bir yaklaşımı savunurken, diğer yanda iklim bağlantılı finansmanı “akıllı kalkınma” olarak tanımlıyor. Yenilenebilir enerjileri tek seçenek gibi sunmak yerine; doğal gaz, hidro, jeotermal, rüzgâr, güneş ve nükleeri birlikte konuşuyor.</p>
<p>Sonuç olarak bugün geldiğimiz noktada Dünya Bankası önemli bir karar aşamasında: Kalkınma finansmanı önümüzdeki dönemde dayanıklılık ve temiz enerji projelerine mi odaklanacak, yoksa enerji güvenliği gerekçesiyle daha geleneksel ve karbon yoğun bir çizgiye mi kayacak?</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Dünya Bankası’nın tavrı Türkiye açısından önemli</strong></span></p>
<p>Türkiye gibi gelişen ekonomiler açısından bu tartışmanın önemi büyük. Çünkü Dünya Bankası’nın yönelimi, önümüzdeki dönemde su verimliliği, tarımsal dayanıklılık, afetlere dirençli altyapı, ulaşım verimliliği ve enerji dönüşümü gibi alanlara kaynak bulmak kolaylaşacak mı yoksa zorlaşacak mı sorularının cevabını da belirleyecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-bankasinda-iklim-finansmani-gerilimi-77443</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/Dunya-Bankasi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya Bankası’nda iklim finansmanı gerilimi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tosyali-3-ceyrekte-otomotiv-celigi-uretmeye-baslayacak-77442</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tosyalı, 3. çeyrekte otomotiv çeliği üretmeye başlayacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı, 0,80 mm inceliğinde sıcak sac üretimiyle sektörde yeni bir eşiği aştıklarını açıklarken, 2,5 milyar dolarlık yeni yatırım, 3 milyon tonluk ek kapasite ve otomotiv çeliğinde 700 bin tonluk hedefle küresel ligde ilk 20’ye girme yolunda ilerlediklerini söyledi.</p>
<p>Küresel çelik sektöründe ölçek, teknoloji ve yeşil dönüşüm ekseninde rekabet yeniden şekillenirken, Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı, hem üretim teknolojisinde ulaşılan yeni seviyeyi hem de devam eden milyar dolarlık yatırımları anlattı. Tosyalı, 0,80 mm kalınlığında sıcak sac üretimine kısa bir süre önce ulaştıklarını belirterek, otomotiv çeliğinden enerjiye, yeşil çelikten küresel sıralamaya kadar birçok başlıkta çarpıcı rakamlar paylaştı. Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen Tube&amp;Wire Fuarı’nda sorularımızı yanıtlayan Fuat Tosyalı şunları söyledi:</p>
<p><strong>“0,80 MM İNCELİĞE İNDİK, DÜNYADA ÇOK SINIRLI BİR GRUBUZ”</strong></p>
<p>Bu yıl fuara önemli bir yenilikle geldik. Sıcak sac üretiminde 0,80 mm kalınlığa inmeyi başardık. Bu incelikte üretim yapabilen dünyadaki çok sınırlı üreticilerden biriyiz. 300 tonluk potalarda, 1.700 derecede kaynayan çeliği neredeyse bir baklava yufkası inceliğine getiriyoruz. Bu bir makine meselesi değil; tamamen mesleki birikim. Ben bu sektörde 55. yılımdayım. O çeliğe nasıl hükmedeceğinizi bilmek gerekiyor. Bu da yılların tecrübesiyle oluşuyor. Eskiden sanayici 2 mm sac alıp bunu soğuk haddeyle inceltirdi. Biz artık 0,80 mm’yi doğrudan sıcak hattan veriyoruz. Bu ara işlemleri ortadan kaldırıyor ve ciddi verimlilik sağlıyor. Bu ürünün ciddi katma değeri var. Baz fiyatın üzerine yaklaşık 100 dolar primle satılabilecek bir ürün. Dünyada bunu yapan şirket sayısı çok az.</p>
<p><strong>“OTOMOTİV ÇELİĞİNDE HEDEFİMİZ 700 BİN TON”</strong></p>
<p>Bu yılın 3. çeyreğinden itibaren otomotiv çeliği üretimine başlıyoruz. Bu üretimi Cezayir’de gerçekleştireceğiz. Toplam 1,6 milyon tonluk kapasitemizin 700 bin tonunu otomotiv çeliğine ayıracağız. Performans iyi giderse kapasite içinde kaydırmalar yaparız. Otomotiv, büyütmek istediğimiz ana segmentlerden biri. Çünkü burada kalite beklentisi çok yüksek. Ürün doğrudan preslenip boyaya gidecek seviyede kusursuz olmak zorunda.</p>
<p><strong>“HER GÜN 50 BİN TON ÇELİK VERİYORUZ, 100 BİN TONA ULAŞACAĞIZ"</strong></p>
<p>Bugün aylık 1 milyon tonun üzerinde uç ürün veriyoruz. Günlük bazda piyasaya yaklaşık 50 bin ton çelik sunuyoruz. Hedefimiz bunu 100 bin tona çıkarmak. Bu artış için 3 milyon tonluk yeni bir kapasite yatırımı planlıyoruz. Bu yatırım, downstream yani katma değerli ürün tarafını güçlendirecek.</p>
<p><strong>“2,5 MİLYAR DOLARLIK KOMPLEKS YATIRIM BAŞLIYOR”</strong></p>
<p>2,5 milyar dolarlık bir kompleks yatırım planlıyoruz. Bu yatırımın içinde sıcak sac için slab üretimi, petrol ve gaz borularında kullanılan round billet üretimi ve diğer katma değerli ürünler var. Bu yıl başlayacağız, yatırım süresi yaklaşık 30 ay. Bu yatırımlarla daha fazla sıvı çelik üretip bunu yüksek katma değerli ürünlere dönüştüreceğiz.</p>
<p><strong>“10 MİLYAR DOLAR CİROYU RAHAT GEÇERİZ”</strong></p>
<p>Geçen yıl toplam ciromuz 9 milyar dolardı. Bu yıl 10 milyar doları rahat geçeriz. İhracatta ise 3 milyar dolar ve üzeri bir ölçek konuşulabilir. Tonajı artırmak daha kolay, ciroyu ise fiyatlar belirliyor ama her yıl üzerine koyarak ilerliyoruz.</p>
<p><strong>“DÜNYADA 30’LU SIRALARDAYIZ HEDEF İLK 20”</strong></p>
<p>İki yıl çelik üretiminde önce dünyada 46. sıradaydık. Şu an üretim artışıyla 30’lu sıralardayız. Bu yatırımlar devreye girdikçe 20’li sıralara ineriz. Hatta ilk 20’nin altını da görürüz.</p>
<p><strong>“TOPLAM ENERJİ TÜKETİMİMİZ 2.5 GW”</strong></p>
<p>Çelik üretim maliyetinin yüzde 25’i enerji. Bizim toplam enerji tüketimimiz 2.5 gigawatt seviyesinde. Bu, Türkiye’de birkaç ilin toplam tüketimine eşdeğer. 8 ayrı ilde enerji yatırımlarımız sürüyor. İki yıl içinde tamamlamayı hedefliyoruz.</p>
<p><strong>“TÜRKİYE’DE YENİ KAPASİTEYE DEĞİL VERİMLİLİĞE İHTİYAÇ VAR”</strong></p>
<p>Türkiye’de kapasite kullanım oranları yüzde 85’lerden yüzde 60’lara düştü. Uzak Doğu’dan gelen dampingli ürünler ciddi baskı oluşturuyor. Bugün Türkiye’de yeni çelik kapasitesine ihtiyaç yok. Mevcut kapasiteyi daha verimli kullanmamız gerek.</p>
<p><strong>“KRİZ DÖNEMLERİ BİZİ AYRIŞTIRIR”</strong></p>
<p>Dünyada 2 milyar ton çelik üretiliyor. Bu büyüklük içinde nerede olduğunuz önemli. Kriz dönemlerinde farklıysanız ayrışırsınız. Bizim farkımız da burada ortaya çıkıyor.</p>
<p><strong>Altay’da 96 tank üretim seviyesine çıkacağız</strong></p>
<p>Ruhr Havzası'nın projesinde imza... BMC Altay tankının üretim periyodu planladığımız şekilde işliyor. Seri üretim kapasitemizi peyderpey artırarak yıllık 96 adet tank üretim seviyesine çıkacağız. Şu an projenin takviminde hiçbir aksama yok; hatta planlanan takvimin de önünde gidiyoruz. Orası sadece tank üretimiyle sınırlı bir yer değil. Taktik tekerlekli araçların yanı sıra, tanka ilave olarak zırhlı personel taşıyıcıların (ZPT) üretimine de başladık. Altuğ’da da ilerdeyiz.</p>
<p><strong>Ruhr Havzası'nın projesinde imza...</strong></p>
<p>Dünyada çelik üretiminin yaklaşık yüzde 70’i kömür bazlı ve ton başına karbon salımı 2.000 kilogramın üzerinde. Biz de ton başına 650 kilogram. Bugün için kabul edilebilir eşik, ton başına 1.000 kilogramın altı. Dolayısıyla inanılmaz bir avantajımız var. Hedefimiz karbon salımını 500 kilogramın altına düşürmek. Cezayir’de doğal gaz bazlı üretimle düşük karbonlu çelik üretirken, Türkiye’de hurdadan üretim ve yenilenebilir enerji yatırımlarıyla yeşil dönüşümü sağlıyoruz. Enerji, çelik üretim maliyetinin yüzde 25’ini oluşturuyor. Böylece maliyet de düşürüyoruz. Yeşil çelikte açık ara öndeyiz. Bu başarımızdan dolayı Almanya’nın en önemli projelerinden birinde yer alıyoruz. Şu an Almanya’da Ruhr Havzası’ndaki eski kömür madenleriyle ilgili dev bir proje yürütülüyor. İçi boşaltılmış kömür madenlerine su basılarak büyük göllere dönüştürülüyor. Ren Nehri’nden Ruhr Havzası’na su taşıyacak olan boru hattının tüm borularını biz tedarik ediyoruz. Demir-çelikin kalbi olan bu bölgede, bu işin üreticilerine artık biz mal satıyoruz.</p>
<p><strong>TOGG’un 100 bininci aracı bu hafta trafiğe çıkacak</strong></p>
<p>TOGG’da tamamen elektrikli bir ürün stratejisiyle ilerliyoruz. Hibrit ya da içten yanmalı bir seçenek planımızda yok. Mevcut T10X modelimizin yanına T10F (Fastback) ve ardından T6X gelecek. T6X, daha kompakt ve daha erişilebilir bir model olacak. Gelecek yılın Haziran-Temmuz döneminde T6X için sipariş almaya başlarız, temmuzda teslimatlara geçeriz. Bu modelle birlikte yollardaki üçüncü modelimiz olacak. Şu an üretim bandımız yıllık 150 bin aracı rahatlıkla kaldırabiliyor. Aynı bant üzerinde 4 ila 6 farklı modeli aynı anda üretebilecek esnekliğe sahibiz. Önümüzdeki hafta 100 bininci aracımızı trafiğe çıkarıyoruz. Bu, Türkiye’de doğmuş bir marka için çok önemli bir eşik. Bunun yanında şehir içi kullanıma uygun elektrikli bir ticari araç projemiz de var. Bu modeli 2028 başı gibi yollara çıkarmayı hedefliyoruz.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Fuat Tosyalı’dan satır başları</strong></span></p>
<p>▶ Dünya çelik sektöründe kalıcı bir yapısal kırılma var. Son 5 yılda yüz milyonlarca ton kapasite atıl kaldı, denge hâlâ kurulamadı.</p>
<p>▶Artık sadece büyümek yetmez, rekabetin doğası değişti. Ticaret politikaları, karbon regülasyonları oyunun kurallarını yeniden yazıyor. Çözüm: Yeşil dönüşüm ve doğru konumlanma.</p>
<p>▶ Tosyalı olarak 50’den fazla tesis ve 15 milyon ton sıvı çelik kapasitesine ulaştık.</p>
<p>▶ Avrupa’daki toplam sıvı çeliğin yüzde 10’unu tek başımıza üretiyoruz.</p>
<p>▶ Türkiye’den ihracatımız yüzde 40 artarak 2,1 milyon tonu aştı.</p>
<p>▶ 5 kıtada 75 ülkeye ihracat yapıyoruz.</p>
<p>▶ ERW boruda Avrupa’nın en büyük üreticisiyiz.</p>
<p>▶ 2025’te Ay’a gidip gelecek uzunlukta boru ürettik.</p>
<p>▶ İspanya’da üretimi 2 yılda 13 kat artırdık.</p>
<p>▶ Cezayir’de 17 fabrika ve 6 milyon tonun üzerinde kapasiteye ulaştık.</p>
<p>▶ Yeni DRI tesisimizle 2,43 milyon ton üretimle dünya rekoru kırdık.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>"KÖYÜN EN GÜZELİ DE OLSANIZ ÇEŞME BAŞINA ÇIKMANIZ LAZIM"</strong></span></p>
<p>Dünyanın en önemli demir-çelik buluşmalarından Düsseldorf Tube&amp;Wire’a 30 yıldır katıldığını söyleyen Fuat Tosyalı, şöyle konuştu: “Sektörümüzün iki yılda bir gerçekleşen en önemli buluşma noktası burası. Boru, profil ve tel teknolojilerinin kalbi. Burada tel tarafında iğne ucu kadar ince yay teknolojilerinden, boru tarafında ise enjektör iğnesinden dev iletim hatlarına kadar her şeyi görebilirsiniz. Boruyu sadece büyük boru hatları olarak düşünmeyin; evinizin çatısından tıptaki iğneye kadar hayatın her alanında boru teknolojisi var. Türkiye, bugün bu fuarın en büyük katılımcısı konumunda. Biz de Tosyalı olarak Avrupa’nın en büyük çelik boru üreticilerinden biri olduğumuz için fuarın tam merkezinde yer alıyoruz. 30 yıl önce en dış halkadan, en mütevazı stantlardan başladık; büyüdükçe merkeze geldik. Artık iki farklı standımız var. Bugün bizi rakiplerimizden ayıran en büyük fark şu: Etrafımızdaki dev oyuncuların çoğu sadece boru üreticisi, biz ise o borunun çeliğini de kendi tesislerinde üreten entegre bir aktörüz. Bu buluşmalarda yer almak önemli. Köyün en güzeli de olsanız, çeşme başına çıkmanız lazım ki talibiniz olsun. 500’ü aşkın global iş ortağımız var.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tosyali-3-ceyrekte-otomotiv-celigi-uretmeye-baslayacak-77442</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/5/1280x720/fuat-tosyali-1768726782.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tosyalı, 3. çeyrekte otomotiv çeliği üretmeye başlayacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zarar-eden-firmalar-yukselirken-beklenti-kopugunun-kaynagi-ne-77441</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zarar eden firmalar yükselirken, beklenti köpüğünün kaynağı ne?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada haftalık getirisi %8’i aşan ve en az 3 haftadır kesintisiz yükselen 35 hisse bulunuyor. Tablo, adeta piyasadaki momentum çılgınlığının fotoğrafı niteliğinde. Bir haftada %60’lık tavan primlerin yaşandığı kimi hisseler, fiyatların temel gerçeklikten koptuğu sinyalini veriyor.</strong></p>
<p>Piyasada çoğu yatırımcı ekrandaki o yemyeşil yükseliş serilerini gördüğünde çıkışın sonsuza dek süreceğine inanır. Oysa finansal fizikte, aracın tırmanış açısı dikleştikçe motorun hararet yapma ihtimali de artar. Listedeki kimi hisseler sınırı zorlanırken temel analizden kopan fiyatlar öne çıkıyor. Anel Elektrik ve Doğanlar Mobilya’nın gelirlerini bir gecede artıracak gelişme olmamasına rağmen %60’ın üzerinde prim yapması beklenti köpüğüne işaret ediyor. Rüzgarı arkasına alıp hayal kuranlar, bindiği dalganın nerede biteceğine de bakmayı ihmal etmemeli.</p>
<h2>Haftanın en fazla yükseleni</h2>
<p>Geçtiğimiz yıl ağustosta 26,44 TL’ye kadar çıkan Anel Elektrik, sonrasında hızla geriledi. Geçtiğimiz martta hareketlenen hisse, son altı işlem gününü tavandan kapattı. LGIP Funds sahip olduğu %35,76 oranındaki payını 21,04 TL ortalamadan satarak sıfırladı. 2025’te önceki yıla göre zararını artıran firmayla ilgili gelen olumlu herhangi bir açıklama bulunmuyor. Mayıs 2024’ten bu yana düşen Doğanlar Mobilya, nisanın ilk günlerinden itibaren yukarı döndü ve son 8 işlem gününü tavandan kapattı. Haftalık getirisi %60,40 düzeyinde. Son iki yılını zararla kapatan firma, 2025’te zararını büyüttü. Hissenin tavan serisine başladığı 8-13 Nisan tarihleri arasında büyük ortağın alımları öne çıkarken payını %2,54’ten %9,88’e çıkardı.</p>
<h2>En uzun süre çıkan</h2>
<p>Eylül 2023’te en yüksek 28,84 TL’yi test eden Söke Değirmencilik, sonrasında sürekli düştü. Uzun bir aranın ardından bu yılın başında tekrar yönünü yukarı çevirdi. Yılbaşından bu yana getirisi %74,56 seviyesinde bulunuyor. 2025 yıllık mali tablolarını açıklaması için ay sonuna kadar ek süre alan firma, 9 aylık dönemde zarar yazdı. Hissede VPS fonun alımları dikkat çekiyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e5b95529984-1776662869.png" alt="" width="999" height="547" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>HİKÂYE Mİ, BİLANÇO MU?</strong></p>
<p><strong>Hikâye</strong>; büyüme vizyonu, anlatı gücü, erken keşif, çıkış rüzgarı. Hayal kırıklığı, spekülasyon riski, fiyat balonu, belirsizlik, sabır zorluğu.</p>
<p><strong>Bilanço</strong>; somut kanıt, güvenli zemin, analiz kolaylığı, kriz direnci, temettü habercisi. Gecikmeli veri, sıkıcı süreç, beklenti baskısı, makyaj ihtimali.</p>
<p><strong>Gizlilik kararı ihalenin önemsizliğinden ziyade yatırımcıyı koruma amacı taşıyor</strong></p>
<p>Çelebi’nin Cape Verde ihalesi önemsizdiyse neden açıklama ertelendi? ● Ahmet Karakoç</p>
<p>Ahmet, geçtiğimiz martta Çelebi Hava Servisi, Cape Verde ihalesinin basına sızması üzerine açıklamada bulundu. Sonucun önceden duyurulmamasının sebebi, inceleme sürecinde yatırımcıları yanıltmamak ve spekülatif hareketleri engellemek olduğu belirtildi. Sonuçlanmamış ihalenin erken duyurulması hissede asılsız beklentilere yol açma riskini bertaraf etme amacı taşıyor. Şirket, ihaleyi rutin bir durum olarak görürken bilançoya etkisi olmayacağını ifade etti. Gizlilik kararı ise önemsizlikten ziyade yatırımcıyı koruma prensibine dayanmakta.</p>
<p><strong>SPK bedelliyi uygun görmedi. Diğer sermaye artırım seçeneklerini değerlendirecek</strong></p>
<p>Kordsa’nın bedelli sermaye artırımı başvurusunu SPK neden reddetti? ● Hasan Kaya</p>
<p>Hasan, geçtiğimiz eylül ayında Kordsa 194,5 milyon TL olan sermayesini %148,96 artırarak 484,3 milyon TL’ye çıkarmak için SPK’ya başvurdu. Rüçhan hakkı kullanım fiyatı 1 TL nominal hisse için 10 TL olarak belirlenirken, SPK yapılan başvuruyu geçtiğimiz martta reddetti. Gerek SPK bülteninde gerekse şirketin açıklamasında Kurul’un ret nedeni hakkında ek bilgi yer almadı. Kordsa ret kararına karşı tüm sermaye artırım seçeneklerinin değerlendirileceği yönünde açıklamada bulundu. İfadeden tahsisli sermaye artırımının da masada olduğu düşünülebilir.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>HKM son bir yılda dalgalı seyir izlerken, bir ayı geçkin süredir yükseliyor</strong></p>
<p>Hedef Portföy’ün idaresindeki Başak Hisse Senedi Serbest Fon (HKM), bir yıldır dalgalı bir seyir izliyor. Kasımda 5,69 TL ile zirvesini görürken martta 3,34 TL’ye kadar indi. Fiyatı son bir ayı geçen sürede tekrar yukarı eğilimli hareket ediyor. Son iki ayda fon büyürken şimdilerde hacmi 149,99 milyon TL seviyesinde. Portföyünün %87,41’i hisse senedi ve %12,59’u yatırım fonundan oluşuyor. Kasımdan itibaren para çıkışı gözlenirken, son iki ayda nakit girişi yaşandı. Nisanda giren para tutarı 12,9 milyon TL. Yatırımcı sayısı ise bir miktar artarak 1.507’ye çıktı. Makroekonomik beklentilere göre yatırım stratejisini kurguluyor. 7 risk değeriyle, risk alan yatırımcılara hitap ediyor. Geçen bir yılda %31,78 getiri sunan HKM, aynı süre zarfında %55,26 performans sergileyen BIST 100 Endeksinin gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Destek Yatırım, piyasadan %51,62 bileşik faizle 330 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Destek Yatırım, 17.04.2026 tarihinde finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 330.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %43,50, bileşik faizi %51,62 olarak belirlendi. 77 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 03.07.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %9,18 düzeyinde. 17 Nisan itibarıyla TLREF %39,81 seviyesinde bulunuyor. Bununla birlikte Destek Yatırım’ın sunduğu %43,50 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 3,69 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFDSTK72638 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e5b94762b5f-1776662855.png" alt="" width="293" height="233" /></strong><strong>Akfen Enerji’nin fiyatı son iki haftada düştü. Fonlar ise paylarını artırdı</strong></p>
<p>Akfen Yenilenebilir Enerji’de fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki hisse %27,95 ile toplamda 1,87 milyon lot artırarak 8,58 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fonlar 17’ten 23’e yükseldi. Hissede FNT fonu 1,1 milyon lot ile en fazla alımı yaparken, RDF 575 bin lot ile en yüksek satışı gerçekleştirdi. Akfen Enerji hakkında bugüne kadar 3 aracı kurum öneride bulundu. Model portföyüne alan ise olmadı. En yüksek öneriyi A1 Capital 27,79 TL ile verdi. En düşük öneri 23 TL ile Phillip Cspital’e ait.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e5b92b05921-1776662827.png" alt="" width="989" height="241" /><strong>KAREL ELEKTRONİK</strong></p>
<p><strong>Yüzde 54 iştiraki için halka arz sinyali verdi. SPK mevzuatına uyumlu hale getiriyor</strong></p>
<p>Karel, %54 pay sahibi olduğu otomotiv teknolojileri şirketi Daiichi Elektronik için SPK’ya başvuruda bulundu. Esas sözleşmenin mevzuata uyumlu hale getirilmesi ve kayıtlı sermaye sistemine geçişi kapsayan bu adım, şirketin halka arz dahil sermaye piyasalarına erişim olanaklarını değerlendirme yaklaşımının bir parçası olarak görülmeli. Söz konusu girişimle birlikte küresel otomobil markalarına multimedya sistemleri üreten iştirak, borsaya açılma yolundaki ilk resmi hazırlığını başlatmış oldu. Karel, son iki yıldır esas faaliyetleriyle dönem sonunda zarar yazıyor.</p>
<p><strong>GİRİŞİM ELEKTRİK</strong></p>
<p><strong>Sözleşme sürecinde düzeltmeye gitti. Bağlayıcı imzanın henüz atılmadığını söyledi</strong></p>
<p>Girişim Elektrik, OYAK bünyesindeki Erdemir ve İsdemir için Güneydoğu Anadolu’da Yap-Devret-İşlet modeliyle kuracağı toplam 205 milyon dolarlık GES projelerinde düzeltme açıklaması yaptı. Bildirimde henüz bağlayıcı bir sözleşme imzalanmadığını ve ihale sonrası müzakere aşamasının devam edildiğini belirtti. Öte yandan, projenin fonlanması için Çin merkezli sigorta kuruluşu SINOSURE destekli iş birliği anlaşmasının ise imzalandığını duyurdu. Girişim Elektrik, geçtiğimiz yıl gelirini %4 artırırken, dönem sonunda kârını %49 gerileterek 903,4 milyon TL’ye geriletti.</p>
<p><strong>ALKİM KİMYA</strong></p>
<p><strong>Yabancı ortaklık iddiasını yalanladı. Satış görüşmesinin asılsız olduğunu belirtti</strong></p>
<p>Alkim Kimya, son günlerde basında ve sosyal medyada ABD merkezli yatırımcılarla ortaklık görüşmeleri yapıldığına dair yayılan haberlerin gerçeği yansıtmadığını duyurdu. Şirket, hisse devri veya stratejik iş birliği konusunda herhangi bir kurumla yürütülen temas veya alınmış bir yönetim kurulu kararı olmadığını belirtti. Şirket yönetiminin hissede oluşabilecek spekülatif fiyatlamaların önüne geçmeye çalıştığı anlaşılıyor. Hisse, son bir yıldır yatayda dalgalı seyir izliyor. Eylülde en yüksek 25,34 TL’ye kadar çıkarken şimdilerde 19,36 TL bölgesinde işlem görüyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zarar-eden-firmalar-yukselirken-beklenti-kopugunun-kaynagi-ne-77441</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zarar eden firmalar yükselirken, beklenti köpüğünün kaynağı ne? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/makine-sektoru-sanayimizin-ana-tasiyici-kolonlarindan-biri-77435</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Makine sektörü, sanayimizin ana taşıyıcı kolonlarından biri&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Makine İhracatçıları Birliği’nin (MAİB) seçimli genel kurulunda başkanlığa Sevda Kayhan Yılmaz seçildi. İki dönemdir MAİB Başkanlığı görevini yürüten Kutlu Karavelioğlu ise kısa süre önce gerçekleştirilen genel kurulda, Türkiye Makine Federasyonu (MAKFED) Başkanlığına seçilmişti. 2002 yılında kurulan ve bünyesinde 26 bin üyenin bulunduğu MAİB’in yeni Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz, sektörün ortak çaba ve stratejik yol haritası sonucunda uluslararası marka gücüne eriştiğini bildirdi. Makine imalat sanayiinin, tüm imalat ekosisteminin verimliliğini, rekabet gücünü ve teknolojik derinliğini belirleyen temel bir kaldıraç işlevi gördüğünü söyleyen Yılmaz, “Üretimin niteliğini tayin eden, diğer sektörlerin dönüşüm hızını ve kapasitesini doğrudan etkileyen bu yapı, sanayimizin bütüncül gelişiminin de ana taşıyıcı kolonlarından biridir” dedi.</p>
<h2>Küresel ölçekte temsili güçlü </h2>
<p>Sektörün rekabetçilik alanında ulaştığı seviyenin sadece kendi iç dinamiklerinin değil, uzun yıllara yayılan ortak bir çaba, paydaşlar arası güçlü eşgüdüm ve stratejik yol haritası sonucu olduğunu vurgulayan Yılmaz, “Bu yıl 25. yaşını dolduracak olan Birliğimizde önceki dönem yönetimlerimizin ortaya koyduğu birikim, kurumsal hafıza ve stratejik yönelim, yeni dönemde de aynı anlayışla korunarak ileri taşınacaktı” diye konuştu. Yılmaz, farklı coğrafyalarda kurulan kurumsal iş birlikleri ve oluşturulan ağlar sayesinde sektörün küresel ölçekteki temsil kabiliyetinin çok ileri aşamalara geldiğini belirtti.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69e5b3e80b2bf-1776661480.png" alt="" width="700" height="390" />
<figcaption><strong>MAİB’den EKONOMİ’ye teşekkür plaketi MAİB’in yeni başkanı Sevda Kayhan Yılmaz ve MAKFED Başkanı Kutlu Karaveloğlu sektöre katkılarından dolayı EKONOMİ Gazetesi’ne bir teşekkür plaketi verdi. Plaketi EKONOMİ Ankara Temsilcisi Maruf Buzcugil aldı. </strong></figcaption>
</figure>
<h2>8 yılda ihracatta dolar bazında %90 artış </h2>
<p>MAİB Başkanı olarak görev süresini tamamlayan Türkiye Makina Federasyonu (MAKFED) Başkanı Kutlu Karavelioğlu ise sektörün 25 yılda rekabet anlayışı ve üretim yapısını köklü biçimde dönüştürdüğünü söyledi. Bu süreçte bakım, onarım, modernizasyon gibi satış sonrası hizmetleri de ihraç eden bir yapıya dönüştüğünü dile getiren Karavelioğlu, “Birliğimizin kurulduğu 2002 yılında 3,6 milyar dolar olan makine üretimimiz 54,4 milyar dolara, yıllık 1,9 milyar dolarlık makine ihracatımız 28,7 milyar dolara yükseldi” diye konuştu.</p>
<p>Pandemi, küresel ticaret savaşları, bölgesel çatışmalar, resesyon, arz şokları gibi bir çok sarsıcı süreci içeren son 8 yılda dönüşümün hız kazandığına işaret eden Karavelioğlu, bu dönemde ihracatın yüzde 90 ‘a yakın artışla 29 milyar dolara ulaştığı bilgisini verdi. Sektörün ortak hedeflere kilitlenerek başarıyı yakaladığını bildiren Kutlu Karavelioğlu, “Makine sektörümüzün birlikte katılımcılıkla belirlediğimiz gelecek vizyonumuza bağlı kalarak aynı kararlılıkla yoluna devam edeceğine inanıyorum” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">MAKİNE İHRACATÇILARI BİRLİĞİ YÖNETİM KURULU</span></h2>
<p>SEVDA KAYHAN YILMAZ - KAYAHAN MAKİNE HİDROLİK A.Ş.</p>
<p>ŞENOL ÖNAL - AGRIONAL DIŞ TİCARET LTD. ŞTİ.</p>
<p>RIDVAN MERTÖZ - BETAPAK MAKİNE ANONİM ŞİRKETİ</p>
<p>SİMGE BERİL BÜLBÜLOĞLU - BÜLBÜLOĞLU VİNÇ SAN. VE TİC. A. Ş.</p>
<p>LİVZA YILBİRLİK YILMAZ - DURMAZLAR MAKİNA SAN.VE TİC. A.Ş.</p>
<p>TOLGA SAYLAN ERKUNT - TRAKTÖR SANAYİİ A.Ş.</p>
<p>AHMET ÖZKAYAN - ERMAKSAN MAKINA SAN.VE TIC. A.Ş.</p>
<p>MUSTAFA BOZKURT - HİDROMEK-HİDROLİK VE MEKANİK MAKİNA İMALAT SANAYİ VE TİCARET A.Ş.</p>
<p>FATİH KAR - KAR TEKNOLOJİ BİLİŞİM MÜHENDİSLİK SANAYİ VE TİC. A.Ş.</p>
<p>KUTLU KARAVELİOĞLU - LAYNE BOWLER POMPA SANAYİ ANONİM ŞİRKETİ</p>
<p>BESTE ÖZDEŞLİK - SİSTEM TEKNİK SANAYİ FIRINLARI A.Ş. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/makine-sektoru-sanayimizin-ana-tasiyici-kolonlarindan-biri-77435</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/5/1280x720/sevda-kayhan-yilmaz-1776661668.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ MAİB&#039;in yeni Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz, &quot;Üretimin niteliğini tayin eden, diğer sektörlerin dönüşüm hızını ve kapasitesini doğrudan etkileyen bu yapı, sanayimizin bütüncül gelişiminin de ana taşıyıcı kolonlarından biridir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kart-limitine-kisitlama-neden-askiya-alindi-77434</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kart limitine kısıtlama neden askıya alındı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enflasyonla mücadele kapsamında, tüketimi kısmaya yönelik alınan tedbirlerden bir tanesi de ticari kartlar hariç olmak üzere kredi kartı limitlerine sınırlama getirilmesiydi. Bu kapsamda tüketicilerin son 12 aylık harcamaları dikkate alınarak 400 bin liranın üzerindeki limitlerin yüzde 80’i askıya alınacaktı. Bunun için önce Şubat ayı daha sonra Mart ayı adres gösterilmişti. Ancak düzenleme ne Şubat’ta ne Mart’ta ne de bitirmek üzere olduğumuz Nisan ayında devreye giremedi.</p>
<p>Hafta sonu ise BDDK’nın bu uygulamayı askıya aldığı yönünde bir haber yayınlandı. Ancak BDDK yeni bir karar alınmadığını ve çalışmaların teknik düzeyde sürdüğünü açıkladı.</p>
<p>Yapılan yazılı açıklamada, 29 Ocak tarihli karar kapsamında, kredi kartı limitlerine ilişkin düzenleme çerçevesinde, bankalar ve ilgili kamu kurumlarıyla iş birliği içerisindeki çalışmaların teknik ve idari düzeyde sürdürüldüğü bildirildi. </p>
<p>Mevcut durum itibarıyla düzenlemeye ilişkin alınmış yeni bir karar bulunmadığı kaydedildi.</p>
<p>Peki BDDK kart limitine sınırlama öngören uygulamayı niye bu kadar geciktirdi? Bunun bir çok sebebi var. Öncelikli olarak toplumdan çok ciddi şikayetler geldi ve sınırlamanın hem bireysel bütçelere hem de ticari hayata çok olumsuz etkileri olacağı vurgulandı. Bunun üzerine ilk etapta eğitim ve sağlık harcamalarının limit kısıtlaması dışında tutulacağı söylendi.</p>
<p>Ancak EKONOMİ’nin edindiği bilgilere göre bu kararın hayata geçirilmemesinin sebebi toplumdan gelen itirazlar değil, sistemin uygulanmasına yönelik teknik zorluklar ve imkansızlıklar bu kararda etkili oldu.</p>
<p>Bunlar da iki temel noktada yoğunlaştı. İlki eğitim ve sağlık harcamalarının 400 bin liralık sınırlamanın dışında tutulmasına yönelik bankaların yazılım hazırlıkları. Kaynaklar limiti 400 bin lira olan bir kart ile 400 bin liranın çok üzerinde bir harcama yapılmasının banka açısından risk doğuracağı gerekçesiyle, bankaların buna çok yanaşmayacağını aktardılar.</p>
<p>Bu noktada uygulamanın askıya alınmasının daha öncelikli sebebinin ise 400 bin liranın üzerindeki limitlerin bu seviyeye indirilmesinin zorluğu olduğu belirtiliyor. Çünkü 2026 yılı itibarıyla Türkiye’de yaklaşık 150 milyon kredi kartı bulunuyor. Yani kişi başına ortalama 2 kredi kartı düşüyor. Çocuklar ve diğer kredi kartı kullanmayan 20 milyonun da düşülmesi halinde ortalama kredi kartı sayısı 3’e çıkıyor. İşte sorun da burada başlıyor. Örneğin 1 milyon lira kart limiti olan bir kişinin üç kredi kartı varsa, limitin hangi bankadan düşürüleceği belli olmadığı için teknik olarak uygulamada büyük sorun çıkacağı ifade ediliyor.</p>
<p><strong>Yeni komisyon yarın kuruluyor</strong></p>
<p>Son yaşanan olaylardan sonra kurulması kararlaştırılan komisyona ilişkin genel görüşme yarın TBMM Genel Kurulu’nda başlayacak. Görüşmelerde siyasi parti grupları adına konuşmalar yapılacak. Ardından tüm partilerin uzlaştıkları üzere yeni bir komisyon daha kurulacak. Söz konusu komisyonun görev süresi 3 ay olacak, gerektiğinde TBMM Kararı ile çalışma süresi uzatılabilecek.</p>
<p>Öte yandan TBMM’de bu hafta Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu’nda sokak hayvanlarıyla ilgili çıkarılan yasanın, uygulama sonuçlarının tartışılacağı bir oturum yapılacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kart-limitine-kisitlama-neden-askiya-alindi-77434</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/kredi-karti.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kart limitine kısıtlama neden askıya alındı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-paraguay-macinin-ilk-kazanani-simdiden-belli-77433</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye- Paraguay maçının ilk kazananı şimdiden belli!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarih 18 Aralık 2022. Katar’da 2022 UEFA Dünya Kupası Finali oynanıyor ve ben ne yazık ki orada değil İtalya’nın Bologna şehrindeyim. Meydanlara dev ekranlar kurulmuş millet akşamki finali izlemeye hazırlanıyor. Adını bilim insanı Luigi Galvani’den alan Piazza Galvani meydanında dolaşıyorum. Kalabalık ortada gitarıyla konser veren müzisyeni dinliyor. Yaklaştım gocuğunun sırtında “DAMAT” yazıyor. “Süleyman Orakçıoğlu bu meydandan geçen ve akşam da maçı dev ekranda seyredecek binlerce kişiye markasının tanıtımını yapıyor. Uyanık adam” diye içimden geçirdim. Resmini çekip WhatsApp’tan “Bologna’da bile etkinlik düzenlemek müthiş” mesajıyla kendisine gönderdikten kısa süre sonra yanıt geldi: ‘Ruhiciğim, nerede yakaladın?”. Ancak yaklaşınca bir göz yanılması olduğu ortaya çıktı. Çünkü sanatçının sırtında DAMAT yazmıyordu ama yazı uzaktan öyle görünüyordu. </p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69e5b1669bcab-1776660838.png" alt="" width="395" height="226" />
<figcaption><strong>Bologna'da Piazza Galvani meydanında dolaşırken, kalabalık ortasında gitarıyla konser veren müzisyenin sırtında “DAMAT” yazıyordu. </strong></figcaption>
</figure>
<p>Ancak Orakçıoğlu’nun bu seferki tanıtım atağı gerçekten önemli. Damat Tween markasıyla erkek giyimi üreten Orka Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Orakçıoğlu, geçen hafta gazetemizin düzenlediği LeadWorld İş ve Ekonomi Forumu’nda, Dünya Kupası Finalleri’nde yer alacak Paraguay Milli Futbol Takımı’nın moda sponsoru olduklarını söyledi.</p>
<p>Hafta sonunda hikayeyi biraz daha detaylandırmak için kendisini aradım. Şunları anlattı. Damat Tween küçük bir Latin Amerika ülkesi olan Paraguay’ın başkenti Asunción’da geçen yılın aralık ayının ortalarında yine aynı dönemde hizmete giren Distrito Perseverancia adlı açık hava konseptli alışveriş ve yaşam alanında frachise vererek mağaza açmış. Kısa sürede koleksiyonlar büyük ilgi toplamış, Paraguaylı iş ortağı da markayı ülkede tanınır hale getirmiş.</p>
<p>Bu gelişmelerin ardından da 15 gün önce Orakçıoğlu’nun kapısı çalınmış. Paraguay Futbol Federasyonu’ndan franchise şirket aracılığıyla gelen “Bizim moda sponsorumuz olun” teklifi hemen kabul edilmiş. Orakçıoğlu’nun anlattığına göre bir tasarımcı ekibi kolları sıvayıp çalışmaya başlamış.</p>
<p>İşin ilginç yanı ise Damat Tween’in moda sponsoru olduğu Türk Milli Futbol Takımı’nın Paraguay ile aynı grupta yer alması. İki ülkenin takımı 19 Haziran 2026 Cuma günü saat 07.00’de kozlarını paylaşacaklar. Sonuç ne olacak bilmiyoruz ama kesin olan bir şey var ki maçın ilk galibi şimdiden belli!</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-paraguay-macinin-ilk-kazanani-simdiden-belli-77433</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye- Paraguay maçının ilk kazananı şimdiden belli! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mobilite-zekasi-77432</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mobilite zekası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Nissan’ın 10 yıllık aşırı kapasitesinin ardından, düşüşten çıkış için “Green Zone” stratejisini nasıl tasarladığını öğrenmek için Japonya’ya kadar gittik… CEO Ivan Espinosa, şirketin 8 milyon araçlık kapasitesine karşın üretimde 5,7 milyonu geçememiş olduğunu; küresel satışların son yedi yılın altısında düştüğünü ve 31 Mart’ta sona eren mali yılda satışların %4,4 azalışla 3,2 milyona gerileyeceğini itiraf ediyordu. Şimdi ise Espinosa, “Bir geri dönüş değil, sonrasının hikayesi; bir büyüme hikayesi” başlattıklarını açıklıyor. Güney Afrika ve Arjantin’le birlikte üretim ayak izi, 17’den 10 fabrikaya indirilmek zorunda kalınmış. Espinosa’nın disiplinli canlandırma planı, Honda ile birleşmenin gerçekleşemediği, Renault ve Mitsubishi bağlarının zayıfladığı, ve Japonya’nın dördüncü büyük üretici unvanını Suzuki’ye kaptırdığı bir dönemde geliyor. Şirketin 47 yaşındaki en genç CEO’su , açıkladığı vizyonla önümüzdeki beş yılda hacmi %20 artırarak yaklaşık 3,8 milyon araca ulaşmayı hedefliyor.</p>
<p>Model portföyü 56’dan 45’e düşerken, Nissan “genişlikten ziyade derinlik” diyor ve Avrupa’da modellerini 15’e çıkaracak, Qashqai ve Juke gibi segmentlerde satışları 100-180 bin adetlerde gerçekleştirecek. Nissan’ın yeni dört model kategorisi, Z, GT-R, Xterra, Skyline ile “Heartbeat”, Qashqai, X-Trail, Juke ile “Core “, Çin’e özel N modelleriyla “Growth “ ve Renault Micra gibi örneklerle “Partner” olarak açıklandı. Espinosa, V6 motorlara, büyük araçlar için yeni bir paralel hibrit aktarma sistemine ve geliştirdikleri yapay zekaya çok güveniyor. Bölgesel derin pazarlar olarak da; 2030’a kadar yıllık 1 milyon satış ve %80 yerel üretim hedeflenen ABD ve 24 ayda geliştirilen N7 ile Çin seçilmiş. Navara Pro ise, Latin Amerika, ASEAN ve Orta Doğu’da öne çıkacak. Katı hal piller ve yeni nesil ProPilot’un test sahası Japonya ise, 2028’deki yeni bir kompakt serinin ardından 2030’a kadar yıllık 550 bin satışa ulaşacak. 500 bin adet ve %2,5 pazar payıyla sürdürülebilir marjlarla Avrupa’da karlılık öncelikli olacak. İngiltere Sunderland fabrikası, Leaf ve Juke’un yani tam elektriklilerin üretim merkezi olarak belirlenmiş. İkinci büyük pazar Hindistan’da Magnite, Grand SUV ve üç sıralı SUV ile segment kapsamı %65’e çıkıyor. Meksika’da “yerel marka hissi” korunurken, Brezilya’da portföyün %40’ı yenileniyor. Çin’de geliştirilen ürünler, BYD gibi Çinli OEM’lere karşı savunma silahı olarak düşünülüyor.</p>
<p>Elektrifikasyonda çoklu yol izlenerek, içten yanmalı, BEV’ler ortak bileşenler sayesinde köprü çözüm olan seri hibrit ePower, tam elektriklilerin yanına yeni bir Hibrit EV ile Plug-in hibrit ekleniyor. ASSB katı hal piller 2028’de sadece tam elektriklilere gelmiş olacak. Yeni Leaf ve Ariya, Kuzey Amerika’da talep soğuduğu için iptal edilmiş. Otonom sürüş tarafındaysa Wayve ortaklığıyla 2028’den itibaren araçların %90’ı “uçtan uca” yapay zeka kullanacak. Güvenlik için AI Drive ve günlük yaşam için AI Partner ikilisi ilk kez 2026 3. çeyrekte yeni Elgrand’da kullanılacak. 2027’de noktadan noktaya otonom ProPilot da kullanılmaya başlanacak. Hatta, Tokyo’da yeni Leaf’lerle robotaksi denemeleri bile başlıyor. “Paylaşılan platform” diyetiyle iki Infiniti modeli, yediye çıkarılıyor ve 2027 QX65 SUV, orta boy hibrit SUV, performans V6 sedan ve iki şasi tipi omacak hibrit SUV… 2026 sonunda da Skyline DNA’lı, manuel şanzımanlı arkadan itişli performans sedanı geliyor.</p>
<p>2010’dan beri Avrupa’da 1,5 milyon satan artık tam elektrikli olan yeni Juke ise, 2027 baharında satışta. Kompakt crossover sınıfını değiştiren cesur tasarımıyla Juke, artık üçüncü nesil Leaf ile aynı platformda ve V2G teknolojisi bile sunuyor.</p>
<p>Espinosa, “Vizyonumuz nerede liderlik edeceğimize, ortaklık kuracağımıza ve duracağımıza karar vermemizi sağlıyor” diyor. Nissan, fazla model, aşırı yatırım ve dağınık odaktan sakındığı, cesur bir sağduyu sunan yeni stratejisiyle Mayıs’taki finansal sonuçlarında Re:Nissan ilerlemesini güncelleyecek. Daha net, daha keskin ve günlük hayata daha yakın “yeni zekası”yla Nissan, yeniden büyüme iddiasına kavuşmuş görünüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mobilite-zekasi-77432</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mobilite zekası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-rekabetin-yeni-esiginde-cin-stratejik-donusumun-yol-haritasi-77431</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel rekabetin yeni eşiğinde Çin: Stratejik dönüşümün yol haritası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Teknoloji alanında Çin açık bir yön değişikliğine gidiyor. “Yeni Kaliteli Üretici Güçler” yaklaşımı, ekonominin merkezine yerleşiyor. Bu çerçevede hedef, düşük maliyetli üretim değil; yapay zekâ, yarı iletkenler ve ileri imalat teknolojileri üzerinden yüksek katma değer yaratmak oluyor.</strong></p>
<p>Çin’in bu yıl açıkladığı 15. Beş Yıllık Kalkınma Planı, klasik bir ekonomik yol haritasının ötesine geçmiş durumda. Açıklanan belge, yalnızca büyüme hedeflerini değil; aynı zamanda teknoloji, enerji, güvenlik ve uluslararası sistemdeki rol üzerinden Çin’in nasıl bir gelecek kurguladığını ortaya koyuyor. Bu plan, küresel güç dengelerinin yeniden şekillendiği bir dönemde, Pekin’in kendisini nasıl konumlandırdığını açık biçimde gösteriyor.</p>
<p>Planın merkezinde yer alan temel yaklaşım, niceliksel büyümeden niteliksel büyümeye geçiş oluyor. Çin ekonomisi geçmişte yüksek büyüme oranlarıyla öne çıkarken, artık %4,5-5 aralığında belirlenen hedefler daha gerçekçi bir çerçeve sunuyor. Bu tablo, ekonomik kapasitenin sınırlarına gelindiğini değil; aksine borca dayalı büyüme modelinden verimlilik odaklı, teknoloji yoğun bir yapıya geçişin tercih edildiğini gösteriyor. Uzmanlara göre verimlilikte sağlanacak her %1’lik artış, uzun vadede ekonomiye, katlanarak yansıyacak bir büyüme etkisi yaratıyor.</p>
<p><strong>Çin, üretken sektörleri büyüterek </strong><strong>gelir artışı sağlamayı hedefliyor</strong></p>
<p>İç talebin güçlendirilmesi de bu dönüşümün önemli bir ayağı olarak öne çıkıyor. Hane halkı tüketiminin milli gelir içindeki payının %40 seviyelerinden %45’e çıkarılması hedefleniyor. Bu artış, yüz milyarlarca dolarlık yeni bir iç pazar anlamına geliyor. Ancak Çin yönetimi, Batı’daki gibi doğrudan refah transferleri yerine üretken sektörleri büyüterek gelir artışı sağlamayı tercih ediyor. Bu yaklaşım, Çin modelinin kendine özgü yapısını bir kez daha ortaya koyuyor.</p>
<p>İstihdam ve demografi ise planın en kritik başlıkları arasında yer alıyor. Her yıl yaklaşık 12 milyon gencin iş gücüne katılması, iş piyasasında ciddi bir baskı oluşturuyor. Aynı zamanda yaşlanan nüfusun toplam içindeki payı hızla artıyor. Buna rağmen Pekin, bu tabloyu yalnızca bir risk olarak değil, aynı zamanda fırsat olarak da değerlendiriyor. “Gümüş ekonomi” olarak adlandırılan yeni alanın, sağlık ve bakım hizmetleriyle birlikte trilyon dolarlık bir büyüklüğe ulaşması bekleniyor.</p>
<p>Teknoloji alanında ise Çin açık bir yön değişikliğine gidiyor. “Yeni Kaliteli Üretici Güçler” yaklaşımı, ekonominin merkezine yerleşiyor. Bu çerçevede hedef, düşük maliyetli üretim değil; yapay zekâ, yarı iletkenler ve ileri imalat teknolojileri üzerinden yüksek katma değer yaratmak oluyor. Ar-Ge harcamalarının her yıl %7’nin üzerinde artırılması planlanıyor. Bu artışın özellikle temel bilimlere yönlendirilmesi, Çin’in uzun vadede teknolojik bağımsızlık hedefini güçlendiriyor.</p>
<p>“Yapay Zekâ Artı” stratejisi de dikkat çeken başlıklardan biri olarak öne çıkıyor. Yapay zekânın üretimden kamu yönetimine kadar geniş bir alanda kullanılması hedefleniyor. Sanayi sistemlerinde bu teknolojinin yaygınlaşma oranının birkaç yıl içinde %70’e yaklaşması bekleniyor. Bu durum, Çin’i yalnızca teknoloji geliştiren değil, aynı zamanda en hızlı uygulayan ülke konumuna taşıyor.</p>
<p><strong>Çin’in pragmatik enerji politikası</strong></p>
<p>Enerji ve çevre politikaları da planın önemli bir boyutunu oluşturuyor. Çin, karbon yoğunluğunu düşürmeyi ve yenilenebilir enerji kullanımını artırmayı hedefliyor. Ancak kömür kullanımının tamamen terk edilmemesi, enerji güvenliği ile iklim hedefleri arasında hassas bir denge kurulduğunu gösteriyor. Bu yaklaşım, Çin’in pragmatik enerji politikasının bir yansıması olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>Bunun yanında kritik minerallerin stoklanması, dikkat çeken bir diğer stratejik hamle olarak öne çıkıyor. Lityum ve kobalt gibi kaynakların artırılması, Çin’e küresel tedarik zincirlerinde önemli bir avantaj sağlıyor. Bu durum, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik bir güç unsuru olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>Dış politikada ise Çin daha iddialı bir çizgi izliyor. Küresel Güney ülkeleriyle ilişkiler derinleştiriliyor, ticaret ağları çeşitlendiriliyor. Aynı zamanda dolar merkezli finans sistemine alternatif oluşturacak adımlar atılıyor. Yuan’ın uluslararası kullanımının artırılması, bu stratejinin önemli bir parçası olarak görülüyor.</p>
<p>İç politikada ise merkezi yönetimin gücü daha da pekiştiriliyor. Yerel yönetimlerin borçlarının kontrol altına alınması ve verimsiz rekabetin önlenmesi hedefleniyor. Bu çerçevede ekonomik yönetimin daha koordineli ve disiplinli bir yapıya kavuşturulması amaçlanıyor.</p>
<p>Savunma alanında da dikkat çekici bir artış söz konusu. Askeri harcamaların yıllık yaklaşık %7 oranında yükseltilmesi, Çin’in güvenlik perspektifini güçlendirdiğini gösteriyor. Özellikle yapay zekâ destekli sistemler ve insansız teknolojiler, ordunun dönüşümünde kilit rol oynuyor.</p>
<p>Genel tabloya bakıldığında, 15. Beş Yıllık Plan yalnızca ekonomik bir program olarak değil; aynı zamanda Çin’in küresel sistemdeki yerini yeniden tanımlayan bir strateji olarak öne çıkıyor. Bu planın başarısı, teknoloji, demografi ve iç talep gibi alanlardaki dönüşümün ne ölçüde gerçekleşeceğine bağlı olacak. Ancak görünen o ki, önümüzdeki yıllar sadece ekonomik rekabetin değil, aynı zamanda sistemler arası bir güç mücadelesinin de sahnesi olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-rekabetin-yeni-esiginde-cin-stratejik-donusumun-yol-haritasi-77431</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel rekabetin yeni eşiğinde Çin: Stratejik dönüşümün yol haritası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/barrackin-sozleri-ve-turkiyede-siyasetin-gelecegi-77430</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Barrack’ın sözleri ve Türkiye’de siyasetin geleceği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Amerikalı Büyükelçi, Washington’ın Ortadoğu’da yönetim sistemi için tercihlerinin “merhametli monarşiler” ya da benzeri güçlü liderlik yapıları olduğunu vurgularken, demokrasi ve insan hakları ekseninde dönüştürülmeye çalışılan ülkelerin ise “başarısızlık öyküleri” olarak kaldıklarını söyledi.</strong></p>
<p>ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın Antalya Diplomasi Forumu’ndaki açıklamaları, ABD’nin Ortadoğu’ya bakışını net şekilde ortaya koydu. Daha önceleri en azından söylemde demokrasiden yana durduğunu iddia eden ABD yönetimi, artık retorikte bile Ortadoğu’da demokrasi görmek istemediğini açığa vurdu.</p>
<p>Barrack Antalya Diplomasi Forumu’ndaki konuşmasında Ortadoğu’da “işleyen” yönetim modellerinin demokratik sistemler değil, gücün merkezileştiği, karar alma süreçlerinin hız ve kontrol üzerinden şekillendiği rejimler olduğunu açıkça dile getirdi. Amerikalı Büyükelçi, Washington’ın Ortadoğu’da yönetim sistemi için tercihlerinin “merhametli monarşiler” ya da benzeri güçlü liderlik yapıları olduğunu vurgularken, demokrasi ve insan hakları ekseninde dönüştürülmeye çalışılan ülkelerin ise “başarısızlık öyküleri” olarak kaldıklarını söyledi.</p>
<p>Bu yaklaşım, ABD’nin uzun yıllardır savunduğu -ancak Ortadoğu’ya yönelik askeri ve siyasi müdahalelerinde fiilen hiç dikkate almadığı-  demokrasi vurgusunun geri plana itildiğini gösteriyor.</p>
<p>Barrack’ın çizdiği tabloda esas belirleyici olan, yönetimlerin niteliği değil, ürettikleri sonuçlar; Yani bir rejimin demokratik olup olmamasından çok, ABD politikaları açısından düzeni sağlayıp sağlamadığı, öngörülebilir davranıp davranmadığı ve Washington’ın stratejik öncelikleriyle ne ölçüde uyumlu olduğu önem kazanıyor.</p>
<p>Barrack’ın sözleri, ABD’nin artık Ortadoğu’daki ülkelerin seçim süreçlerini, kamuoyu baskısı ve siyasi rekabet gibi demokratik unsurları, “istikrarı zedeleyen ve belirsizlik üreten faktörler” olarak gördüğünü ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Değerlerden vazgeçip, </strong><strong>pazarlığa geçmek...</strong></p>
<p>Amerikalı Büyükelçi’nin konuşmasının devamında ifade ettiği, diplomasiyi “pay-to-play”, yani çıkarlar açısından “al-ver” sürecine indirgemesi de önemli. Barrack’ın uluslararası plandaki çok taraflı yapılar yerine, ülkeler arasında ikili düzeydeki bu al-ver ilişkisine atıf yapması, ABD’nin izlediği dış politikanın - en azından Ortadoğu’da-  yalnızca yönetim modelleriyle sınırlı olmadığını gösteriyor.  ABD’nin yeni bakışına göre artık ilişkiler, ortak değerlerden çok, karşılıklı çıkarlar üzerinden tanımlanıyor. Ülkeler, demokratik standartlarına göre değil, ABD çıkarlarına ne kadar “uyumlu” davranabildiklerine, yani güvenlikten ekonomiye uzanan başlıklarda ne kadar işbirliği sunabildiklerine göre değerlendiriliyor.</p>
<p><strong>Türkiye’nin Ortadoğu </strong><strong>denkleminde artan rolü</strong></p>
<p>Barrack’ın çizdiği bu çerçeve, Türkiye açısından hem iç, hem de dış politikadaki mevcut ve olası yeni yönelimler hakkında da ipuçları içermekte;</p>
<p>Dış politikada Suriye’de kurulan, gücü tek adamın eline bırakan El Şara yönetimine Türkiye’nin verdiği açık ve büyük destek ilk ipucu.</p>
<p>İkinci ipucu ise, Cumhur İttifakı’nın küçük ortağı MHP’nin başlattığı, AK Parti hükümetinin de destek verdiği, PKK terör örgütü elebaşı Öcalan’ı merkeze alan “terörsüz Türkiye” süreci;</p>
<p>Suriye’de Şara’nın elini güçlendiren unsur, Fırat’ın kuzeydoğusunu kontrol eden PKK uzantısı oluşumla, Suriye Demokratik Güçleri ile yaptığı anlaşma olmuştu. Ancak Ankara tarafından “terörsüz Türkiye” sürecinin başlatılmadığı bir ortamda, Şara’nın da PKK uzantıları ile masaya oturması zor olurdu. ABD’nin de yardımıyla bu sağlandı. Sonuçta Şara, Suriye’nin “tek hakim gücü” haline getirildi.</p>
<p><strong>Türkiye-Mısır-Suudi Arabistan </strong><strong>Pakistan birlikteliği</strong></p>
<p>Antalya diplomasi forumunda dikkat çeken tek unsur ABD Büyükelçisi Barrack’ın konuşması değildi; Forum aynı zamanda Suudi Arabistan, Türkiye, Pakistan ve Mısır’ın dörtlü toplantısına da ev sahipliği yaptı.</p>
<p>AK Parti hükümeti yakın zamana kadar Kaşıkcı cinayeti üzerinden Suudi Arabistan’ın fiili lideri Veliaht Prens Muhammed Bin Salman ile, Mısır’da ise Müslüman Kardeşler rejimine son veren Cumhurbaşkanı Sisi ile gerginlik yaşıyordu. Ankara’nın Kahire ve Riyad ile “barışması”, ABD’nin Ortadoğu’daki müttefikleri arasında sadece ekonomik değil, siyasi ve savunma iş birliğinin de önünü açmış görünüyor.</p>
<p>Sırada ise İsrail var gibi. Nitekim ABD Büyükelçisi’nin aynı konuşmada Türkiye-İsrail arasındaki ilişkiler konusunda sarfettiği sözler buna işaret ediyor;</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan ile İsrail Başbakanı Netanyahu’nun karşılıklı sert söylemlerine atıf yapan Barrack, “İkisi arasındaki söylemler sadece söylemden ibaret” dedi ve ekledi; ‘‘İsrail ile Türkiye’nin, İsrail ile BAE’nin, İsrail ile Suudi Arabistan’ın ittifak kurması mümkün olabilir.”</p>
<p>Belli ki ABD şimdiden Ortadoğu için “yol haritasını” oluşturmuş bile.</p>
<p><strong>Türkiye’nin “Batı cephesine” yerleşmesi</strong></p>
<p>ABD’deki bu yeni yaklaşım ve AK Parti hükümetinin buna verdiği karşılıklar çerçevesinde, Türkiye hakkında “eksen kayması” tartışmaları da nihayete ermiş görünüyor. Türkiye giderek ABD-İsrail politikalarına yaklaşıp, Batı cephesindeki yerini “sağlamlaştıran” adımlar atıyor. Temmuzda yapılacak NATO zirvesi, NATO’nun Türkiye’de açacağı yeni komutanlık bunun en belirgin işaretleri.</p>
<p>ABD yönetimi “demokrasi bizim için önemli değil” mesajını açık açık verirken, bir dönem demokratik değerlerin “şampiyonlarından” Avrupa Birliği ise, Türkiye söz konusu olduğunda Washington’un mevcut yaklaşımından pek farklı davranmıyor. Trump’ın ABD’yi adım adım NATO’dan uzaklaştıran tavrı, Avrupalılar’ı kendi savunmalarını üstlenmeye zorluyor. Brüksel’de bulunan “formül” ise pek karmaşık değil; Savunma meselesinin konvansiyonel yükünü olabildiğince Türkiye’ye yıkmak, buna karşılık da ülkedeki hukukun üstünlüğü ya da demokrasideki gerilemeyi “görmezden gelmek”.</p>
<p>İstanbul Boğazı’nda kurulacak olan, Fransa ve İngiltere’nin komutasındaki Ukrayna deniz gücü komutanlığı da, eğer Ukrayna’da bir barış olursa “uluslararası barış gücünde” Mehmetçiğin yer alacağının konuşulması da, Avrupalılar’daki bu yönelimin işaretleri.</p>
<p>NATO zirvesinin Temmuz ayında Türkiye’de yapılacak olması, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a kendilerini “demokratik dünya” olarak tanımlayan ülkeleri de bizzat ağırlama fırsatı verecek. Bu da adeta, Amerikan Büyükelçisi Barrack’ın daha önceki konuşmalarında dile getirdiği ve çokca tartışılan “Erdoğan’ın meşruiyete ihtiyacı vardı. Biz de onu verdik” mesajının somuta indirgenmesi gibi.</p>
<p><strong>Rusya’dan kritik adım</strong></p>
<p>Ancak Ankara Batı cephesine iyiden iyiye yaklaşırken, bir dönem “onlara mı katılacak” denilen diğer cepheyi kızdırıyor. Rusya Savunma Bakanlığı, Ukrayna’ya kritik bileşen sağlayan ülkeleri ve savunma sanayii devlerini doğrudan “meşru hedef” listesine aldı. Bakanlık, Türkiye’den de iki şirketi, üstelik açık adreslerini bile yayınlayarak, Ukrayna’nın İHA üretim kapasitesine doğrudan destek vermekle suçladı. Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitriy Medvedev de, listenin bir uyarı değil, Rus ordusu için bir “potansiyel imha listesi” olduğunu duyurdu.</p>
<p>Rusya Savunma Bakanlığı’nın kritik adımı, sadece Türkiye ile sınırlı değil; Almanya, İtalya, Çekya, İspanya ve İsrail merkezli teknoloji şirketleri de Ukrayna bağlantıları nedeniyle hedef gösterildi. sanayii tedarik zincirine yönelik açık bir savaş ilanı niteliği taşıyor.</p>
<p>İran da pek memnun değil Ankara’nın yeni yöneliminden; Dışişleri Bakanı Fidan’ın Riyad’da geçen ay düzenlenen toplantıda Arap ülkeleriyle birlikte, ABD ve İsrail saldırganlığına hiç değinmeden, sadece İran’ı kınayan uluslararası bildiriye imza atmış olmasının, Tahran’da altı çizilerek not edilmiş olduğunu tahmin etmek güç değil.</p>
<p><strong>İç politikada ne olur?</strong></p>
<p>Barrack’ın “Ortadoğu’ya demokratik yönetim sistemleri uygun değil” deyip, “Anayasal monarşiyi” dillendirmesi, Türkiye’de çok tartışılan iç politik gelişmelerle de uyumlu gibiç.</p>
<p>ABD’li Büyükelçi’nin sözleri, Türkiye’de son dönemde giderek daha fazla dile getirilen “Erdoğan sonrası” tartışmalarıyla da kesişiyor.</p>
<p>Erdoğan’ın gelecek seçimlerde yeniden aday olup olmayacağı hala tartışmalı. Erdoğan sonrasında iktidarın nasıl şekilleneceğine dair senaryolar arasında, aile içinden bir geçiş ihtimali -özellikle Bilal Erdoğan üzerinden yürüyen tartışmalar- zaman zaman kamuoyuna da yansıyor.  Bu tür iddialar henüz somut bir siyasi programa dönüşmüş değil; Ancak Barrack’ın sözleriyle uluslararası düzeyde “meşrulaştırılan”  güçlü liderlik ve süreklilik vurgusu, bu senaryoların tartışılma zeminini de genişletiyor.</p>
<p>Kasım’da ABD’de yapılacak ara seçimler, sadece Amerikan vatandaşlarının hayatlarını değil, Ortadoğu’nun geleceğini de çok yakından etkilemeye aday gibi duruyor...</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/barrackin-sozleri-ve-turkiyede-siyasetin-gelecegi-77430</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/0/1280x720/barrack-1776660480.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Barrack’ın sözleri ve Türkiye’de siyasetin geleceği ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsada-susmayan-muzik-sagir-otorite-77429</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsada susmayan müzik, sağır otorite</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>2008 krizinin ayak sesleri duyulmaya başladığında, dönemin en büyük bankası Citigroup’un yöneticisi Chuck Prince’e, ‘‘Niçin bu kadar risk aldınız?’’ sorusu yöneltildi. Prince, kolay kazanç furyasını kaçırmamak adına tarihe geçen o pervasız yanıtı verdi: ‘‘Müzik çaldığı sürece dans etmek zorundasınız.’’ Bu söz; bile bile sürdürülen kibrin, kısa vadeli kazanç hırsının ve denetimsizliğin bir özetiydi. Herkes müziğin bir gün susacağını bilir ama partiden son çıkanın kendisi olacağına inanır.</p>
<p>Bugün Borsa İstanbul’da yankılanan melodi, Prince’in mecazi partisindeki ritmin aynısıdır. Hazine ve Maliye Bakanı ile Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı 5,5 ay önce kameralar karşısında açık bir uyarı yaptı. Bazı fonları hedef alarak, yapılan manipülasyonları bildiklerini ve lisans iptaline varan ağır cezalar verebileceklerini söylediler. Küçük yatırımcılar ve finansal okuryazarlığın Türkiye’de gelişmesi için çaba gösterenler, oyunun kurallarına nihayet dönüleceğini umut etti. Aradan geçen sürede, o iddialı cümlelerin altı boş kaldı. Otoritenin eylemsizliği, manipülatörlere yepyeni bir cesaret alanı açtı.</p>
<p>Yaptırımın gölgesini bile hissetmeyen malum aracı kurumlar, oyunu daha fütursuzca oynuyor. Düzenleyici kurumların yarattığı boşluk, bu işlemleri piyasanın sarsılmaz gerçeği hâline getiriyor. Tasarruf sahibinin birikimleri, bu grupların oyun bahçesinde eritiliyor. Müziğin sesini kısmayanlar, parti bittiğinde ortaya çıkacak faturanın asli sahipleridir. Hesabı ise her zaman olduğu gibi sahipsiz yığınlar ödeyecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsada-susmayan-muzik-sagir-otorite-77429</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsada susmayan müzik, sağır otorite ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasalarda-bayram-havasi-ne-kadar-bozulur-77428</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasalarda bayram havası ne kadar bozulur? </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yaşanan gelişmeler İran gemileri üzerinde abluka kalkmadığı  müddetçe Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalacağını, İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkesin şüpheli bakiye olduğunu gösteriyor. Bu durum devam ederken petrol fiyatlarındaki gerilemenin kalıcı olması zor. </strong></p>
<p>Hürmüz Boğazının kapatılması ve İsrail’in ateşkes yaptığı Lübnan’a saldırması ile haftaya buruk başlıyoruz. İran Dışişleri Bakanı Araghchi’nin Hürmüz Boğazı açılacak açıklaması ve Başkan Trump’ın barış çok yakında sağlanacak iddiası ile cuma günü bayram sevinci yaşamıştık. </p>
<p>Ama Ortadoğu’da zemin kaygan. ABD’nin İran gemileri üzerinde blokajı kaldırmaması durumu değiştirdi. İran  Devrim Muhafızları, cumartesi günü boğazın kapandığını açıkladı. Meclis Başkanı Ghalibaf, İran gemileri üzerinde abluka devam ederken boğazın diğer gemilere açılmasının mümkün olmadığını söyledi. </p>
<p>İsrail’in ateşkese rağmen Lübnan’a saldırması kısa zamanda barışın sağlanacağı ümidini zayıflatan diğer gelişme. İsrail saldırının sivil halka değil Hizbullah güçlerine yapıldığını söyleyerek kendini savunuyor. </p>
<p>Yaşanan gelişmeler İran gemileri üzerinde abluka kalkmadığı  müddetçe Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalacağını, İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkesin şüpheli bakiye olduğunu gösteriyor. Bu durum devam ederken petrol fiyatlarındaki gerilemenin kalıcı olması zor. </p>
<p><strong>Petrolde açığın büyük kısmı </strong><strong>eldeki stoklardan karşılandı</strong></p>
<p>Hürmüz Boğazı’nın  kapanması ile küresel arzdaki kesinti günlük bazda 2 milyon varil artarak 14 milyondan  16 milyon varile çıktı. Oluşan açığın büyük kısmı eldeki stoklardan karşılandı. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) ikinci çeyrekte küresel talebin günlük 1,5 milyon varil azalacağını tahmin ediyor.  </p>
<p>Mevcut piyasa fiyatlamaları söz konusu riskleri fiyatlamıyor. ABD ve İran’ın yeniden barış masasına oturduğu, Hürmüz Boğazı’nın kademeli olarak açıldığı iyi senaryoya dönmezsek piyasalardaki bahar havası bozulur. Hürmüz Boğazının uzun süre kapalı kalacağı bir senaryoda enerji fiyatlarında artış ve hisse fiyatlarındaki gerileme daha sert olur. </p>
<p><strong>Türkiye için makro tahminlerimizi </strong><strong>değiştirmek zorunda kaldık</strong></p>
<p>Hangi senaryoya evrileceğimizi bilmiyoruz. Ama sorun iki aya yakın süredir devam ettiği için Türkiye için makro tahminlerimizde değişikliğe gitmek durumunda kaldık. Petrol fiyatlarında %30 artış varsaydığımız jeopolitik şok sonrasında, 2026 yılı büyüme tahminimizi 0,8yp azaltarak %2,7’ye, cari açık tahminimizi 0,9yp artırarak milli gelirin %2,7’sine, bütçe açığı tahminimizi 0,5yp artırarak milli gelirin %3,3’üne çektik. </p>
<p>2026 enflasyon tahminimizi 3 puan artırarak %27,5’e, politika faizi tahminimizi 3 puan artırarak %34’e yükselttik. Hürmüz Boğazı’nın ne zaman açılacağına ve barış görüşmelerinin seyrine bağlı olarak bu tahminler üzerinde aşağı ve yukarı yönlü risk olduğunu belirtelim. Türkiye varlıkları ile ilgili görüşümüzde farklılık yok. </p>
<p>Türk Lirası dışındaki tüm varlık grupları savaşın getirdiği riskleri fiyatlıyor. Piyasalardaki olası satışı alış için fırsat olarak kullanma eğilimindeyiz.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasalarda-bayram-havasi-ne-kadar-bozulur-77428</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Piyasalarda bayram havası ne kadar bozulur?  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyede-uyusturucu-suclari-artiyor-77427</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’de uyuşturucu suçları artıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’de 25 yaş altı memnuniyetsizlik arttı, Bulgaristan ve Sırbistan’da azaldı. Sonuç? Bütün Avrupa ülkeleri bir yanda, Türkiye öte yanda bir başına kaldı, dikkat ederseniz. Ortada bir problem olduğunu doğrusu artık kabul etmek lazım.</p>
<p>Geçen hafta “Türkiye’de gençlerin umutsuzluğu belirginleşirken uyuşturucu kullanımı artıyor” demiştim, tam anlatamadım. Bugün oradan devam edeyim. Doğrusu ya, Şanlıurfa Siverek, üzerine Kahramanmaraş okul saldırıları, hapishanelerde uyuşturucu suçlarından yatanların sayısındaki artış, bana sorarsanız, hep aynı kaynaktan besleniyor. Okul saldırıları tehlikenin büyüklüğünü gösteriyor aslında.</p>
<p><strong>Okul saldırılarında ABD </strong><strong>ortalamasını yakaladık</strong></p>
<p>Eskiden Amerika Birleşik Devletleri’ndeki (ABD) silahlı okul saldırılarına bakar, şaşardık. Şimdi Türkiye, bir nevi küçük Amerika oldu. Okullara yönelik silahlı saldırıları 100 bin çocuğa düşen saldırı sayısı ile normalize ederseniz 2024-2025’te Sayın Yusuf Tekin’in bakanlığı döneminde ABD ortalamasını neredeyse yakaladık. Ne diyeyim? </p>
<p>Türkiye’de özellikle gençler gelecekten umutsuz oldukları için mutsuzlar. Habitat Derneği’nin “Türkiye’de Gençlerin İyi Olma Hali Raporu” 18 ilde 18-29 yaş arası gençlerle konuşarak yapılmış. 2017’de hayattan memnuniyet düzeyi yüzde 70 iken 2026’da bu oran yüzde 50 seviyesine geriliyor.</p>
<p>Geçen hafta 30 yaş altı mutluluk oranını vermiştim. Bugün, 25 yaş altı yaşam memnuniyeti oranı ile ne istihdamda ne de eğitimde olanların (NEET) oranını yine birlikte vereyim. İlk tablo 2013, ikincisi ise 2025. Bakın, Avrupa’da Türkiye nerede?</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e5ae71752dc-1776660081.png" alt="" width="647" height="886" />2013’te Bulgaristan ve Sırbistan, 25 yaş altı yaşam memnuniyetinde Türkiye’den kötüydüler. 2025’te Bulgaristan ve Sırbistan sağa doğru ilerlerken Türkiye sola doğru kaydı. Ne oldu? Türkiye’de 25 yaş altı memnuniyetsizlik arttı, Bulgaristan ve Sırbistan’da azaldı. Sonuç? Bütün Avrupa ülkeleri bir yanda, Türkiye öte yanda bir başına kaldı, dikkat ederseniz. Ortada bir problem olduğunu doğrusu artık kabul etmek lazım.</p>
<p>Memleketi, İsviçre ile Almanya ile kıyaslamıyorum. Grafikte Sırbistan, Bulgaristan, Romanya, Yunanistan, Slovenya hep var.</p>
<p><strong>Umutsuzluktaki artış ile birlikte </strong><strong>uyuşturucuya bağlı suçlar da artıyor</strong></p>
<p>Peki, gençlerin son zamanlarda özellikle hayat pahalılığı ile ilişkilendirilen bu gelecekten umutsuzluğu artarken başka ne oluyor memlekette? Doğrusu ben son zamanlarda özellikle uyuşturucu ile ilgili suçlara daha bir yakından bakmaya başladım.</p>
<p>Üçüncü grafikteki rakamlar ise Adalet Bakanlığı’ndan. Uyuşturucuya bağlı suçlardan hüküm giyenlerin toplam hüküm giyenler içindeki oranını 1990’dan 2024’e kadar görmek mümkün. Uyuşturucuya bağlı suçlar uyuşturucu kullanımından, pazarlamaya ve imal etmeye bir dizi faaliyeti kapsıyor.</p>
<p><strong>Uyuşturucudan hüküm giyenler </strong><strong>toplamın yüzde 40’ı olmak üzere </strong></p>
<p>2000’lerin başında uyuşturucuya bağlı suçlardan hüküm giyenlerin toplam hüküm giyenler içindeki oranı yüzde 5’in altında. 2013 yılında uyuşturucuya bağlı suçlardan hüküm giyenlerin toplam hüküm giyenler içindeki oranı yüzde 10’un altında. 2024 yılına geldiğimizde ise yüzde 40’a doğru yaklaşıyor.</p>
<p>Bu nedir? Çoktur. Cezaevlerinde yatanların sayısını yaklaşık 400 bin gibi düşünsek içeride uyuşturucuya bağlı suçlardan yatanların sayısı 150 bini aşıyor artık. Ortada son dönemde niteliksel bir değişiklik olduğu açık. Neden?</p>
<p>İsterseniz şuradan bakalım, Haziran 2018’deki seçimlerle Türkiye efektif olarak hükümet sistemini değiştirdi. Hatırlayın, parlamenter sistemden cumhurbaşkanlığı sistemine geçtik.</p>
<p>Toplam hüküm giyenler içinde uyuşturucuya bağlı suçlardan hüküm giyenlerin oranı 2019’dan 2024’e yüzde 178,8 arttı. Bu arada organize suçlar indeksine göre eroin ticaretinde dünya yedincisi, kokain ticaretinde ise dünya altmış birincisi olduğumuz da tescillendi.</p>
<p>Hükümet sistemindeki değişiklikle birlikte ya memlekette gençler umudunu kaybederken uyuşturucuya bağlı suçlar sistematikleşti ve arttı ya da uyuşturucuya bağlı suçlarla mücadele birden hızlandı. Artık meşrebinize göre neresinden isterseniz bakabilirsiniz.</p>
<p>Ama doğrusu ya, ben “Türkiye’de gençlerin gelecekten umutsuzluğu belirginleşirken uyuşturucu kullanımı artıyor” diye söyleme eğilimindeyim. Gençlerin gelecek umudunu yitirmesi ile artan uyuşturucu kullanımının memleketin esas beka meselesi olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>En çok gençlerin umutsuzluktan kaynaklanan mutsuzluğunun yol açacağı hınçtan korkuyorum doğrusu. Yeni nesil çetelerde gördüğümüz hınçtan. Öç almak, hakkını almak için harekete geçen öfkeden.</p>
<p>Türkiye’de değişen bir şeyler var ve artık bunun farkına varmalıyız. Bugün karşı karşıya olduğumuz mesele yalnızca bir güvenlik sorunu değil; tasarlanamamış bir geleceğin sonucudur.</p>
<p>Gençlerin hayatına yeniden yön, anlam ve öngörülebilirlik kazandıracak politikalar kurulmadıkça ne uyuşturucuyla mücadele sonuç verir ne de artan şiddet dalgası durur.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyede-uyusturucu-suclari-artiyor-77427</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/7/1280x720/umutsuz-genclik-1776660183.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de uyuşturucu suçları artıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/is-kulturunde-hadsizlik-pandemisi-77426</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> İş kültüründe hadsizlik pandemisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Şu anda dünyanın başı, bir hadsiz yüzünden belada… Ancak hadsizlik sadece Trump’ın özelliği değil. İş dünyasında adeta bir salgın gibi, haddini aşan, zalim, küstah, tiran yöneticiler salgını var.</strong></p>
<p><strong> </strong>Mevlana’ya sormuşlar; “<strong>o kadar okursun, yazarsın, söylersin de ne bilirsin</strong>?” Mevlana’nın cevabı, 800 yıl sonrasında hâlâ gündeme ışık tutar; “<strong>Haddimi bilirim</strong>.” Kısaca her şeyi bilmene gerek yok, <strong>haddini bil, yeter</strong> diyor. <strong>Sadi Şirazi</strong> de ekliyor; “<strong>ne kadar bilirsen bil, bilmediğin haddinse, hiçsin...</strong>”</p>
<p>Şu had meselesi de nereden çıktı? Neticede bu bir ekonomi yazısı… <strong>Ekonominin hadsizlikle ne ilgisi var? </strong>Şu ilgisi var; <strong>enflasyonun bizzat kendisi</strong>, <strong>ekonominin hadsizliği</strong>, ahlak bozuculuğu, <strong>fiyatların haddi aşması</strong>, tüketimin hadden taşması, piyasanın,<strong> haddini bilmez hadsizlerle </strong>dolup taşmasıdır.</p>
<p><strong>KOLTUĞUNDAN ALDIĞI GÜÇLE…</strong></p>
<p>Ortalık, <strong>mum kadar ışık vermediği halde kendini ay kadar parlak sananlarla</strong> dolu…  Her şeyi biliyorlar, <strong>her soruna bir cevapları var</strong> ve <strong>her şeye hakları olduğunu</strong> sanıyorlar. Hele ki <strong>para sahibi olup da edep sahibi olmayan</strong> bir kitle var ki, <strong>maddi gücü çenesine vurmuş</strong>, istek, emir yağdırıyorlar.</p>
<p><strong>Hadsizlik</strong>, <strong>edep-erkân yoksunu kişilerin cesaret patlamasıdır</strong>. Bilmez ama <strong>bilmediğini dahi bilmez</strong>. Bu yüzden <strong>cehaletini size dayatır</strong>. Bu, <strong>kamu görevlisi</strong> de olur, <strong>tepe yöneticisi</strong> de… Ancak <strong>koltuğundan aldığı güçle</strong>, sizi baskılar, <strong>bezdirir</strong>. Bilgisizliğinin sınırları sonsuzdur bu gibi yöneticilerin…</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Hadsizliğe dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Böylelerine haddini bildirmek mümkün mü?</em></strong></p>
<p>Bunun için <strong>erdemli cesaret</strong> gerektirir. Zira hadsiz, nerede duracağını bilmediği gibi <strong>onu uyarana düşmanlık besle</strong>r. Uyaran; çalışanı ise <strong>işten atar</strong>, astı ise <strong>soruşturma açtırır</strong>, ama yine de mümkün.</p>
<p><strong><em>Hadsiz size zarar verecekse ne yapmalı?</em></strong></p>
<p>Haddini bilmeyene <strong>susarak cevap vermek</strong>, bağırarak cevap vermekten daha etkili olabilir. Neticede <strong>kartal, sinek avlamaz</strong>. Yine de hadsizi uyarmayınca, <strong>zulmü artar</strong>, yaptığını <strong>kendine hak</strong> olarak görür.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>HADSİZLİK PANDEMİSİ DÜNYANIN SORUNU</strong></p>
<p><strong>Cehalet</strong>, giderilebilirdir… <strong>Öğretirsin</strong>; geçer. Ama <strong>cehlinden dahi habersiz hadsiz</strong> için dur durak yoktur ve <strong>kronik enflasyonun çürüttüğü iş ahlakı</strong> içinde böylelerinin hem<strong> sayısı</strong> hem de <strong>cüreti</strong> artıyor ne yazık ki… Tanrı sizi <strong>had bilmez yöneticilerden</strong>, ortaklardan, <strong>bakanından</strong>, bakmayanından korusun…</p>
<p><strong>HADSİZLİK LÛGATI</strong></p>
<p><strong>Hadsiz insan</strong>: Sınırlarını aşan, başkasının hakkına, kişisel alanına giren, densiz, saygısızların genel adı</p>
<p><strong>Saygısız insan</strong>: Kaba, terbiyesiz, aşırı özgüvenli, şımartılmış veya zarar vermeye cesaretlendirilmiş</p>
<p><strong>Tiran yönetici</strong>: Yasaların kısıtlayamadığı, mutlak gücü elinde bulunduran, genelde zalim yöntemli</p>
<p><strong>Küstah insan</strong>: Başkalarına karşı üstünlük taslayan, utanmazlıkla şekillendirilmiş güçsever ruh hali</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/is-kulturunde-hadsizlik-pandemisi-77426</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İş kültüründe hadsizlik pandemisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faiz-yuzde-40ta-kalacak-ama-nasil-77425</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Faiz yüzde 40’ta kalacak ama nasıl?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Merkez Bankası'nın yüzde 40 olarak uyguladığı faizde değişiklik beklenmiyor.</p>
<p><strong>✓ Ama yüzde 40 nasıl devam edecek?</strong></p>
<p><strong>✓ Yüzde 37 politika faizi rafta bekletilerek yüzde 40'lık gecelik faize devam edilmek suretiyle mi 40?</strong></p>
<p><strong>✓ Yüzde 37 politika faizi raftan indirilip yüzde 40 yapılarak ve haftalık fonlamaya dönülerek mi 40?</strong></p>
<p>Trump için dünyanın bir numaralı manipülatörü demek herhalde yanlış olmaz; spekülatörü değil, manipülatörü. Bir gün İran’ı yok etmekten söz edip ertesi sabah anlaşma yakın gibi bir tutum takınan ya da tam tersini yaparak bir gün anlaşma sağlandığını söyleyip İran’a teşekkür eden, sonrasında bunun tersini yapan ve tüm dünyada her türlü piyasada fiyatları oynatan ve bundan birilerinin çok büyük kazançlar elde etmesine bir anlamda katkıda bulunan birine en büyük manipülatör denilmez de ne denilir ki!</p>
<p>Dünyada neredeyse tüm karar alıcılar Trump yüzünden bir gün sonra ne yapacaklarını bilemez hale geldi.</p>
<p>İşte bizim Merkez Bankamızın durumu… İki gün sonra kritik bir toplantı var ve faizle ilgili bir karar verilecek. 22 Nisan’a yaklaştıkça toplantıdan nasıl bir karar çıkabileceğini kestirmek tabii ki daha kolaylaştı ama bir hafta kadar önce çok büyük belirsizlik vardı. Üç beş gün öncesine kadar farklı farklı senaryolardan söz ediliyordu, artık o senaryolar bir anlamda bire indi.</p>
<p>Merkez Bankası 22 Nisan Çarşamba günü yapacağı PPK toplantısında faizi son gelişmelerin ışığında çok muhtemeldir ki değiştirmeyecektir. Son gelişmeler derken kastettiğim, savaşın başlangıç şiddetini kaybetmesi ve zaman içinde sönümlenecek bir görüntü vermeye başlamasıdır. Burada süreyi belirleyecek olan,<strong> “Trump’ın kimi zaman ergen genç tavrıyla sergilemeye devam edeceği atarlanmalarının, kimi zaman da sağlıklı düşünme yetisini yitirmiş kişilerin ortaya koyduğu gelgitlere benzeyen tuhaflıklarının”</strong> ne zaman azalacağıdır.</p>
<p>Bu arada Trump’ın, dünya barışını bozan ve ekonomileri altüst eden, yetmezmiş gibi bunu yaparken diplomatik teamülleri de tümüyle hiçe sayan yaklaşımının altında derin anlamlar aramanın ve bu durumu kıl tefsiri gibi yorumlamaya çalışmanın pek gereği yok. Bazen basit düşünmek en iyisidir.</p>
<h2>Yüzde 40 ile devam ama...</h2>
<p>Merkez Bankası çarşamba günü çok büyük olasılıkla yüzde 40 olan fonlama faizini değiştirmeyecek.</p>
<p>Ama bu nasıl olacak, önemli olan bu.</p>
<p>Yüzde 40 iki türlü sabit tutulabilir.</p>
<p>Birincisi; mevcut oranlar korunarak. Yüzde 37 olan haftalık repo ihale faiz oranı ve yüzde 40 olan gecelik borç verme faiz oranı değiştirilmez ve fonlama yüzde 40’tan yapılmaya devam edilir.</p>
<p>İkincisi; faizler 3'er puan artırılır ve haftalık repo ihale faiz oranı yüzde 40’a, gecelik borç verme faiz oranı yüzde 43’e çıkarılır ama fonlama yeniden haftalığa kaydırılmak suretiyle fiili faiz yüzde 40’ta tutulmuş olur.</p>
<h2>Artıları, eksileri…</h2>
<p>Karar alıcılar açısından belirsizlik, kimi zaman, gerçekleşmiş en kötü senaryodan daha kötüdür.</p>
<p>Merkez Bankası faizleri 37 ve 40’ta bırakır ve fonlamayı gecelik faizle yapmayı sürdürürse ve savaş önümüzdeki dönemde daha şiddetli bir şekilde yeniden başlarsa olağanüstü toplantı yapıp faizi artırmak gerekebilir.</p>
<p>Ama faiz yüzde 40 ve 43’e çıkarılır ve fonlama yüzde 40 faizle haftalık repo kanalından sürdürülürse hem fiili faiz değişmemiş olur, hem de ileride faizi yükseltmek gibi bir gereklilik doğarsa gecelik faize dönülmek suretiyle ayrıca karar almaya gerek kalmaz.</p>
<p>Peki tersi olur ve savaş şiddetini çok büyük ölçüde yitirir, hatta tümüyle biterse…</p>
<p>Bu sefer de faizi yüzde 37 ve 40’ta tutmuş olmanın avantajı ortaya çıkar ve Merkez Bankası fonlamayı yeniden haftalık repo ihalelerine kaydırmak suretiyle hiçbir karar almadan faizi 3 puan indirmiş olur.</p>
<p>Ya faiz 40 ve 43 olmuşsa, o zaman ne yapılacak. Faizi indirmek için ya bir sonraki toplantı beklenecek, yani 11 Haziran ya da bir ara toplantıyla faiz indirimine gidilecek.</p>
<h2>Değişmeyecek olan 40, bu kesin</h2>
<p>Ya 37 ve 40 ile 40…</p>
<p>Ya 40 ve 43 ile 40…</p>
<p>Bu kesin. Ama hangisi?</p>
<p>Sanki ilki gibi görünüyor.</p>
<p>Bir hafta önce bu soruya ikincisi diye yanıt vermek daha ağır basardı ama şimdi ilki.</p>
<p>Eğer gelecek dönemde savaş çok daha şiddetli bir şekilde yeniden başlar, tüm dengeler altüst olur ve yüzde 40 faizin yetersiz kalması gibi bir durum ortaya çıkarsa Merkez Bankası 11 Haziran’daki bir sonraki PPK toplantısını bekleyemeyecek ve bir ara toplantıyla faiz artışına gitmek zorunda kalacaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faiz-yuzde-40ta-kalacak-ama-nasil-77425</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/6/1280x720/tcmb-merkez-bankasi-faiz-1772520141.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Faiz yüzde 40’ta kalacak ama nasıl? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/boschtan-togg-ile-yeni-is-birligi-sinyali-77450</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bosch’tan Togg ile yeni iş birliği sinyali</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AYSEL YÜCEL</strong></p>
<p>Alman teknoloji devi Bosch, Almanya Renningen’deki ana araştırma kampüsünde geçen hafta düzenlediği uluslararası basın buluşmasında, finansal sonuçlarının yanı sıra mobilitenin geleceğine yön verecek yeni nesil teknolojilerini tanıttı. Otonom sürüşten araç içi sağlık çözümlerine uzanan geniş yelpazedeki sunumlar, otomotiv sektörünün geçirdiği dönüşümün yönünü net biçimde ortaya koydu. Togg ile mevcut iş birliğine işaret eden Bosch yöneticileri, bu teknolojilerin Türkiye’de de devreye alınabileceğinin sinyalini verdi.</p>
<p>Bosch’un üzerinde yoğunlaştığı Seviye 3 (koşullu otonom) sürüş teknolojisi, belirli şartlar altında sürücünün araca müdahalesine ihtiyaç duymadan ilerleyebiliyor. Ancak şirketin dikkat çeken asıl yeniliği, bu otonom yapıyı sürücü sağlığıyla entegre eden sistemler oldu. Geliştirilen sensörler ve yazılımlar sayesinde sürücünün yorgunluk seviyesi, kalp ritmi ve vücut sıcaklığı anlık olarak takip ediliyor. Olası bir sağlık problemi ya da bilinç kaybı durumunda ise araç, kontrolü devralarak güvenli şekilde yol kenarına yanaşıyor ve otomatik acil çağrı gerçekleştiriyor. Bu özellikler, otonom sürüşün yalnızca konfor değil, doğrudan hayat kurtaran bir güvenlik katmanı haline geldiğini gösteriyor.</p>
<p><strong>Araştırma merkezinde misafirleri Togg karşıladı</strong></p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69e5bf98bc476-1776664472.png" alt="" width="664" height="731" />
<figcaption><strong>Markus Heyn</strong></figcaption>
</figure>
<p>Etkinlikte dikkat çeken unsurlardan biri de Türkiye’nin yerli elektrikli otomobili Togg oldu. Araştırma merkezinin girişinde sergilenen T10X modeli, uluslararası basın mensuplarının yoğun ilgisiyle karşılaştı. Bosch mühendisleri de Togg’un performansı ve teknolojik altyapısına vurgu yaptı. Toplantı kapsamında sorularımızı yanıtlayan Bosch Mobilite’den sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Markus Heyn, Seviye 3 otonom sürüş ve sağlık teknolojilerinin Togg’da da yer alabileceğinin sinyalini vererek iş birliğinin geleceğine dair önemli bir ipucu paylaştı. Heyn, “Bunun en net cevabını elbette Togg’daki arkadaşlarımıza sormanız gerekir. Ancak biz bu teknoloji üzerinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Togg da birlikte çalıştığımız firmalardan biri. İlerleyen dönemde bu teknolojileri Togg’da görmemek için bir sebep yok. Neden olmasın?” diyerek kapıyı açık bıraktı.</p>
<p>Bu açıklama, Bosch ile Togg arasındaki mevcut iş birliğinin daha ileri bir aşamaya taşınabileceğine işaret ederken, Türkiye otomotiv ekosistemi açısından da önemli bir potansiyel ortaya koyuyor. Elektrikli dönüşümün ardından otonom ve bağlantılı araç teknolojilerinde de Türkiye’nin daha güçlü rol üstlenebileceğine yönelik beklentiler artıyor.</p>
<p><strong>“Togg, kelebek etkisi yarattı” </strong></p>
<p>Bosch Türkiye ve Orta Doğu Başkanı Daniel Korioth de iş birliğinin önemine dikkat çekti. Togg ile başlangıcından bu yana teknoloji ortağı olmaktan memnuniyet duyduklarını belirten Korioth, bu sürecin yalnızca bir ürün geliştirme projesi olmadığını, aynı zamanda geniş bir ekosistem etkisi yarattığını vurguladı. Türkiye’nin elektrikli araç pazarında Avrupa’da dördüncü sıraya yükseldiğini hatırlatan Korioth, Bosch’un Türkiye’de kurduğu elektrikli araç aplikasyon ve kalibrasyon yetkinlik merkezinin bu büyümede önemli rol oynadığını ifade etti. Korioth, Türkiye’deki mühendislik ekibinin kazandığı deneyimi üniversitelerle paylaştığını da belirterek, “Togg gibi projeler yalnızca kendi başarılarıyla sınırlı kalmıyor, tüm ekosistemde bir ‘kelebek etkisi’ yaratıyor” dedi. </p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Karakaş: Kullanıcı şehir içi otonom teknolojilere güveniyor</strong></span></p>
<p>Mehmet Gürcan Karakaş da son dönemde yaptığı açıklamalarda kullanıcı beklentilerinin otonom sürüşte nasıl şekillendiğine dikkat çekiyor. Karakaş, son olarak katıldığı bir etkinlikte şu değerlendirmeyi yapmıştı: “Bugün kullanıcılar A noktasından B noktasına otoyol hızlarında, örneğin uyuyarak gitmeyi talep etmiyor. Ancak sürüş sırasında yapılabilecek hataları minimize eden, geç fark edilen riskleri ortadan kaldıran teknolojilere oldukça açıklar. Togg olarak biz de halihazırda bunu sunuyoruz. Kullanıcıların büyük bölümü ise özellikle yoğun dur-kalk trafikte 30-40 km/s hızlara kadar otonom ilerleyebilen, çevresindeki trafiği ön, arka ve yanlardan izleyerek sürüşü kolaylaştıran ‘yoğun trafik asistanı’ gibi sistemleri talep ediyor. İstanbul gibi metropollerde sabah ve akşam saatlerinde yaşanan uzun yolculukları daha az yorucu hale getirecek bu teknolojiyi de yıl içinde devreye almayı planlıyoruz.”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/boschtan-togg-ile-yeni-is-birligi-sinyali-77450</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/3/1280x720/togg-t10f-1757333969.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Alman teknoloji devi Bosch, Stuttgart’ta tanıttığı Seviye 3 otonom sürüş ve sürücü sağlığını izleyen yeni nesil sistemlerle dikkat çekti. Togg ile mevcut iş birliğine işaret eden Bosch yöneticileri, “İlerleyen dönemde bu teknolojileri Togg’da görmemek için bir sebep yok. Neden olmasın?” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-77422</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta piyasada yönü ne belirleyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Bu Hafta Piyasada Yönü Ne Belirleyecek? | Ekonomi Masası | 20 Nisan" src="https://www.youtube.com/embed/LXScsmyB5og" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-77422</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/ekonomi-masasi-seref-oguz.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasi-pas-gecmeyi-tercih-eder-77424</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 07:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası &#039;pas&#039; geçmeyi tercih eder</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69e5aae8de53a-1776659176.png" alt="" width="344" height="159" /></p>
<p>Ekonomist Ali Ağaoğlu ve gazeteci Hakan Güldağ, haftanın sohbetinde Ortadoğu’daki savaşın piyasalara etkisi ile Merkez Bankası’ndan beklenen faiz kararını ele aldı.</p>
<p><strong>Güldağ</strong>: Cumartesi günü Vahap Munyar ile birlikte FOYDER'in bir toplantısındaydık. Sabah Hürmüz'den konvoylar halinde tanker geçişleri başladı diye konuşuyorduk ki, birkaç saat sonra Hürmüz yeniden kapatıldı diye haber geldi. Ne beklemeliyiz?</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Doğru, cuma gününden başlayarak bir bayram havası esti piyasalarda Hürmüz açıldı diye. Bizim borsa dahil piyasalar coştu. Ama işi bozan, Hürmüz'den tankerler serbestçe geçmeye başlamışken, ABD'nin İran tankerlerine yönelik ablukaya devam etmesi oldu. Amerika, "İran gemileri buradan çıkamaz" deyince, İran da dedi ki, "Benim gemilerim çıkamıyorsa hiçbir gemi çıkamaz." </p>
<p><strong>Güldağ</strong>: Şimdi haftaya yeniden sıkıntılı başlıyoruz. Hürmüz kapalı; İsrail, Lübnan'a ateşkese rağmen operasyon yapıyor. İşler tekrar sarpa sararsa, enerji fiyatları da yeniden artar. Üstelik yukarı hareket daha da sert olabilir. Çünkü stoklar da iyiden iyiye azaldı.</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Yine de, iyi haberler de var. Ateşkes zaman zaman delinse de Lübnan'da görüşmeler devam edecek. İslamabad da öyle... </p>
<p><strong>Güldağ</strong>: ABD heyetinin uçağı inmiş İslamabad'a. Ama İran, uranyumdan vazgeçmiyor.</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Doğrusu ciddi sorun. Ama belki bir üçüncü ülkeye verebilirler. Trump, bu konuda ısrarcı olacaktır. Bu hafta bir barış aşamasına geçen haftadan daha yakınız. </p>
<p><strong>Güldağ</strong>: Piyasa da iyimser. Ancak Brent petrol hala 90 dolarda. Hem aşağı hem yukarı risk var. Geçen sene enerji faturamız 62,5 milyar dolardı. Petrol fiyatları yüksek kalmaya devam ederse, 100 milyar doları geçebilir. </p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Piyasalar iyimserliği fiyatlıyor. Ama finansal yani ekrandaki petrol fiyatıyla fiziki olan arasında fiyat farkı sürüyor. Bir ara 35 dolara kadar çıktı. Şimdi daha düşük ama hala fark var. Çünkü rafinerinin petrole bugün ihtiyacı var. Avrupa'da rafineriler ürün tarafında önümüzdeki günlerde sıkıntı yaşayabilir. </p>
<p><strong>Güldağ</strong>: UEA Başkanı Fatih Birol, jet yakıtı sıkıntısını vurguladı; ancak 6 hafta yeter dedi.</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: EKONOMİ gazetesinde okudum; varış noktası olmamasına rağmen, bazı havayolları İstanbul'dan jet yakıtı ikmali yapıyor. Gübrede de sıkıntı büyüyor. Dünyanın krize sürüklenmemesi için Hürmüz açılmalı...</p>
<p><strong>Güldağ</strong>: Sertlik yanlıları işi bozabilir...</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Ateşkes 22'sinde bitiyor. Uzamaz ya da bozulursa, çok kırıcı dökücü hamleler gelir fiyat tarafında da. Çünkü Körfez ülkelerindeki önemli tesisler ciddi hasar almış durumda. </p>
<p><strong>Güldağ</strong>: Bir çaresi bulunur diyorsun...</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Bugünkü durumun sürmesi pek mümkün değil. Şaka değil; iki aya kadar 75 dolar seviyesini petrolde görmek gerekiyor. </p>
<p><strong>Güldağ</strong>: Petrolün yanı sıra, gübre de önemli. Petrolün yüzde 20'si buradan geçiyor. Ama gübre hammaddesinin payı daha büyük. Mesela sülfürik asidin yüzde 45'i Körfez'den. Tarım etkilenir. Tarımsal emtiada beklentin nedir?</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Tarım fiyatları yukarı hareketlendi. Hürmüz savaşının etkisi yüksek. </p>
<p><strong>Güldağ</strong>: Buğdayda yüzde 5 artış oldu. Pirinçte ve mısırda da artış var. İklim koşulları ve rekolte beklentileri de önemli tabii...</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Hürmüz bir şekilde sona erse bile, tarımsal emtiada oynaklıklar devam eder. Bu ürünlerin vadeli kontratlarından da izlediğim kadarıyla tarım ürünlerinin fiyatlarının bir süre yukarıda kalma riski var. </p>
<p><strong>Güldağ</strong>: Peki bir türlü çerçevelenemeyen bu jeopolitik gelişmeler içerisinde, bizim Merkez Bankası ne yapar sence?</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Bu hafta perşembe günü 23 Nisan'a denk geldiği için, Çarşamba günü 22 Nisan'da verilecek karar. 22'sinde ateşkes için tanınan süre de bitiyor. Uzayacak mı? Trump ne açıklama yapacak? Bunların o gün geç saatlere kalacağını ve Merkez Bankası'nın bu konuda önceden bir istihbaratının olamayacağını varsayarsak, şu andaki politikasını aynen sürdürmesini bekliyorum. </p>
<p><strong>Güldağ</strong>: Merkez Bankası pas geçer bence ama piyasada, politika faizine dönmek için haftalık repoyu 40'a çeker, gecelik faizi de 43'e yükseltir, Merkez elini rahatlatır deniyor.</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Pas geçer ve yeni bir adım atmaz. Çünkü tabela faizini 40'a çekip iş gören faizi 43'e çektiğinde faiz artırmış oluyor. Hem tabelayı hem iş gören faizi yükseltirse o zaman da başka bir şey söylemiş olacak; "Savaşın uzayacağından korkuyorum. Petrol tarafından gelen baskının dezenflasyon politikasını derinden olumsuz etkileyeceğini düşünüyorum." Ancak o durumda faiz artışları gelir. Onu da beklemiyorum. Bir faiz artışı, ileride başka sorunlara yol açacağı için, şimdilik bundan vazgeçip beklemeyi tercih edeceğini düşünüyorum. </p>
<p><strong>Güldağ</strong>: Kurları kontrol ettiği sürece...</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: İşler ters giderse, olağanüstü toplantı yaparak, gelişmeler göre karar verecektir.</p>
<h2>Fırsatlar hiç bitmez!</h2>
<p>Güldağ: Euro/dolar paritesinde beklentin nedir?</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Gerilim azalır, Hürmüz açılırsa, dolar endeksinde gerileme olur. Petrol alma telaşı üst düzeyde olunca, piyasanın dolara ihtiyacı oluyor. Bu ihtiyaç azaldığında dolar kısmen geriliyor, Euro çıkıyor. Keza altın ve gümüş için de bu geçerli. </p>
<p><strong>Güldağ</strong>: Peki, altın ve gümüşte beklentin nedir?</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Altın 50 günlük hareketli ortalaması 4892'deyken, 4889'u görüp döndü. Gümüş ise 50 günlük ortalamasının üzerinde kaldı. Altın ve gümüşün hareketli ortalamalarına baktığımda, altının 50 günlük ortalamasını geçmediğini, buna karşın gümüşün geçtiğini görüyoruz. Pozitif bir hava olursa onlar da yükselecektir. </p>
<p><strong>Güldağ</strong>: Borsalarda nasıl bir gelişme beklersin?</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Dolar likiditesine ihtiyaç olduğu için kriz dönemlerinde en karlı pozisyonları satar para yöneticileri. Onun için önce gümüşü sonra altını sattılar. Amerika'da özel kredi fonları sıkıntısı devam ediyor. Paranın yöneticileri ve merkez bankaları altın almaya devam edecektir. Altındaki yükseliş savaşlarla değil, ABD'deki tahvil piyasası ve kredi piyasasıyla ilgili endişelerden başladı. Bir barış anlaşmasından sonra gözler oraya çevrilince farklı fiyatlamalar görebiliriz. </p>
<p><strong>Güldağ</strong>: Peki ya Borsa İstanbul?</p>
<p><strong>Ağaoğlu</strong>: Borsada son dönemlerde ifratla tefrit birbirine karışıyor. Korku çok fazla sattırıyor. Herhangi bir pozitif haber de çok fazla aldırıyor. Özellikle bireysel yatırımcıların bu iki uçta dolaşmak yerine dengeli hareket etmelerinde fayda var. Altını bir kez daha çizelim: Bu piyasalarda fırsat hiç bitmez. Bu fırsatı kaçırırsanız bir sonrakini yakalarsınız. </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Barış mı Geliyor? Petrol, Altın ve Borsalar Nereye Gidiyor? | Şans Sohbetleri" src="https://www.youtube.com/embed/ownU7a_J-a8" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasi-pas-gecmeyi-tercih-eder-77424</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/merkez-bankasi-tcmb-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şans Sohbetleri&#039;nde bu hafta, Ağaoğlu ve Güldağ, savaşın piyasalara etkilerini ve Merkez Bankası&#039;nın olası kararını ele aldı. TCMB’nin 22 Nisan toplantısında faiz artışına gitmesini beklemediğine ifade eden Hakan Güldağ, bununla birlikte piyasalarda “artışın Merkez’in elini rahatlatacağı” yönünde beklentiler bulunduğuna da işaret etti. TCMB’nin mevcut politikasını sürdüreceği beklentisini dile getiren Ali Ağaoğlu, “Pas geçer ve yeni bir adım atmaz. Çünkü tabela faizini 40’a, iş gören faizi 43’e çektiğinde faizi artırmış oluyor” değerlendirmesinde bulundu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bbvayi-buyumede-avrupa-liderligine-tasidi-77423</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 07:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> BBVA’yı büyümede Avrupa lideri yaptı, varlıkları 860 milyar Euro’ya, kârı 10.5 milyar Euro’ya çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>GEÇEN </strong>yıl Nisan ayının ilk yarısında Çimsa’nın davetiyle Madrid ve Zaragosa’ya gittiğimizde BBVA  (Banco Bilbao Vizcaya Argentaria) CEO’su <strong>Onur Genç</strong>’e mesaj yazdım:</p>
<p>-          <strong>Küçük bir grup meslektaşımla Madrid’deyiz. Eğer BBVA’nın merkezinde kahvenizi içmeye gelebilirsek mutlu oluruz.</strong></p>
<p>Garanti Bankası Genel Müdür Yardımcısı iken 2016’da BBVA’nın ABD’deki bankasının başına transfer olan <strong>Onur Genç, </strong>31 Aralık 2018’de de BBVA’nın global CEO’luğuna atanmış, Madrid’e taşınmıştı. Garanti Bankası döneminden tanıştığımız <strong>Genç </strong>mesajıma olumlu yanıt verdi. <strong>Sefer Levent, Şükrü Andaç, Jülide Yiğittürk Gürdamar </strong>ve <strong>Toygun Atilla </strong>ile birlikte BBVA’nın Madrid’deki kampüsüne gittik.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e5aa22953be-1776658978.jpg" alt="" width="700" height="395" /><strong>Genç, </strong>geçen yılki program dışı buluşmamızda kârlılıkta ulaştıkları başarıyı şöyle anlattı:</p>
<p>-          <strong>BBVA’nın tarihinde kârı hiç 5 milyar Euro’yu aşmamıştı. 2021 yılında 5.1 milyar Euro’yu gördük. 2024 yılında da 10 milyar Euro’yu aşıp, 10.1 milyar Euro kâr ettik.</strong></p>
<p><strong>Genç, </strong>bunları anlatırken ricasını da iletti:</p>
<p>-          <strong>Bu sohbetimizden bir şey yazmazsanız memnun olurum. Daha sonra yine burada buluşur, konuşuruz.</strong></p>
<p><strong>Onur Genç</strong>’in sözünü ettiği buluşma, bizim ziyaretimizden bir yıl sonra, geçen hafta gerçekleşti. BBVA ve Garanti BBVA’nın davetiyle geçen hafta bir grup meslektaşımla Madrid’e gittik, Avrupa devi bankanın merkezinde bir gün geçirdik.</p>
<p>Madrid’e Garanti BBVA Genel Müdürü <strong>Mahmut Akten, </strong>Genel Müdür Yardımcıları <strong>Ceren Acer Kezik </strong>ve <strong>İlker Kuruoz</strong>’le birlikte gittik, BBVA CEO’su <strong>Onur Genç </strong>ve ekibine konuk olduk.</p>
<p><strong>Onur Genç </strong>ve <strong>Mahmut Akten, </strong>birlikte sunum yaptı. <strong>Genç, </strong>BBVA’yı, <strong>Akten </strong>de Garanti BBVA’yı anlattı. <strong>Genç</strong>, sunumuna BBVA’nın büyüklüğünü ortaya koyan verilerle başladı:</p>
<ul>
<li><strong>Toplam varlıklarımız 860 milyar Euro, toplam mevduat 503 milyar Euro, toplam krediler de 473 milyar Euro.</strong></li>
<li><strong>25 ülkede 5 bin 642 şube ile hizmet veriyoruz. 81.2 milyon aktif müşteriye 127 bin 174 çalışma arkadaşımızla hizmet sunuyoruz.</strong></li>
<li><strong>2025 yılını 10.5 milyar Euro kârla tamamladık. Çekirdek sermaye yeterlilik oranımız yüzde 12.7 olarak gerçekleşti.</strong></li>
</ul>
<p>BBVA Grubu bankalarının 6 ülkedeki kredi pazar paylarına göre konumunu ekrana yansıttı:</p>
<ul>
<li><strong>Meksika: </strong>Yüzde 25.6 pazar payı ile birinciyiz.</li>
<li><strong>Peru: </strong>Yüzde 22 pazar payı ile ikinciyiz.</li>
<li><strong>Türkiye (Garanti BBVA): </strong>Solo ve özel bankalar arasında yüzde 19.3 pazar payı ile ikinciyiz.</li>
<li><strong>İspanya: </strong>Yüzde 14.2 pazar payı ile 3’üncüyüz.</li>
<li><strong>Arjantin: </strong>Yüzde 11.9 pazar payı ile 3’üncüyüz.</li>
<li><strong>Kolombiya: </strong>Yüzde 11.2 pazar payı ile 4’üncüyüz.</li>
</ul>
<p>Bankanın 169 yıl önce BASK bölgesinde kurulduğunu, 2000’li yıllarda İspanya dışına çıktığını bildirip, BBVA Grubu’nun başında bulunduğu yılların kârlılık tablosunu paylaştı:</p>
<ul>
<li><strong>2019: </strong>4.8 milyar Euro</li>
<li><strong>2020: </strong>3.1 milyar Euro</li>
<li><strong>2021: </strong>5.1 milyar Euro</li>
<li><strong>2022: </strong>6.6 milyar Euro</li>
<li><strong>2023: </strong>8 milyar Euro</li>
<li><strong>2024: </strong>10.1 milyar Euro</li>
<li><strong>2025: </strong>10.5 milyar Euro</li>
</ul>
<p>Kredi büyümesinde Avrupa’da açık ara lider olduklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>2021-2025 döneminde BBVA Grubu’nun kredi büyümesi yüzde 43’ü buldu. Avrupa’daki rakiplerimizin ortalama kredi büyümesi yüzde 5’te kaldı.</strong></p>
<p>Özkaynak kârlılığında da Avrupa’da lider olduklarını savundu:</p>
<p>-          <strong>BBVA Grubu, geçen yıl yüzde 19.3 özkaynak kârlılığına ulaşırken Avrupa’daki rakiplerimizin ortalaması yüzde 13.3 düzeyinde seyretti.</strong></p>
<p>BBVA’nın 2019’da 25 milyar Euro olan piyasa değerinin 2025’te 125 milyar Euro’ya çıktığını, 10 Nisan 2026’da 111 milyar Euro olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Euro Bölgesi’nin ikinci büyük bankası konumundayız.</strong></p>
<p><strong>Onur Genç, </strong>BBVA’nın büyüme planının <strong>“müşteri odaklılık” </strong>ve <strong>“teknolojik temelli ölçeklenebilir model” </strong>üzerine kurulu olduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Önümüzdeki dönemde büyümeyi 6 temel alan belirleyecek: </strong>Radikal müşteri perspektifi, sürdürülebilirlik, tüzel bankacılıkta konumumuzu güçlendirmek, sermaye üreten büyüme yaklaşımı, veri, yapay zeka ve inovasyon ile insan kaynağı.</p>
<p>Büyümenin ana etmenleri arasında gördüğü <strong>“sürdürülebilir finansman” </strong>üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Kredi kullandırırken yatırımların, işletmelerin iklim krizi konusundaki önlemlerine, kapsayıcı büyümesine bakıyoruz. Kömüre artık kredi vermiyoruz. 2025’te </strong>“sürdürülebilirlik odaklı” <strong>kredilerimiz 134 milyar Euro’yu buldu. 2029’da 700 milyar Euro’ya ulaşacak.</strong></p>
<p>Sunumunu kârlılıkta yükselttiği çıtayı ekrana yansıtarak tamamladı:</p>
<p>-          <strong>2025-2028 dönemi kümüle kârımızın 48 milyar Euro’ya ulaşmasını hedefliyoruz.</strong></p>
<p>BBVA’nın ulaştığı kârlılık düzeyi, Euro Bölgesi’nin ikinci büyük bankası konumuna yükselmesi, kredi büyümesi gibi alanlarda Avrupa’da birinci olması, <strong>Onur Genç</strong>’in ekibiyle birlikte başarısını ortaya koyuyor…</p>
<h2>Türkiye, BBVA’nın büyüme stratejisinin merkezinde yer alıyor</h2>
<p><strong>BBVA </strong>CEO’su <strong>Onur Genç, </strong>Türkiye’nin BBVA Grubu’ndaki yerini şöyle irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye, BBVA için sadece bir faaliyet alanı değil, aynı zamanda büyüme stratejisinin merkezinde yer alan ülkelerden biri.</strong></p>
<p>Garanti BBVA’nın 2025 yılında yüzde 30’un üzerinde kâr büyümesi gerçekleştirdiğini anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Zorlu ve dalgalı bir ortamda bu performansı elde etmek bizim için çok önemli. Bu da hem Garanti BBVA’ya hem de Türkiye’nin uzun vadeli potansiyeline olan güveni artırıyor.</strong></p>
<p>Garanti BBVA’nın grubun toplam aktiflerinin yüzde 10’unu oluşturduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye, gruba kazandırılan her 4 yeni müşteriden birini sağlayarak büyümenin en güçlü kaynaklarından biri olarak öne çıkıyor.</strong></p>
<p><strong>Onur Genç, </strong>Garanti BBVA ile iletişimlerinin çok iyi olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Ayrıca Garanti BBVA’nın insan kaynakları kalitesi de çok iyi.</strong></p>
<p>Türkiye’nin en büyük probleminin enflasyon olduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Enflasyon düzelmezse ekonomide işler düzelmez. Yükselen petrol fiyatları dezavantajlı bir durum yarattı ama enflasyonla mücadele programı dirayetle devam etmeli. Enflasyon düştükten sonra ekonomide normal patikaya dönülmeli.</strong></p>
<p><strong>Onur Genç, </strong>sorular üzerine Garanti BBVA’nın piyasa değeriyle ilgili şu bilgiyi paylaştı:</p>
<p>-          <strong>BBVA, Garanti Bankası’ndan ilk hisse aldığında piyasa değeri 21 milyar dolardı. En son hisse alımı sırasında 4 milyar dolara kadar inmişti. Bugünlerde ortalama 14 milyar dolar düzeyinde seyrediyor.</strong></p>
<h2><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e5aa3b9f8f8-1776659003.jpg" alt="" width="700" height="521" /></strong><span style="color: #e03e2d;">Savaşın etkisi kısa vadeli olacak</span></h2>
<p><strong>BBVA </strong>CEO’su <strong>Onur Genç, </strong>soru üzerine İsrail ve ABD’nin İran’a saldırısıyla başlayan savaşla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:</p>
<p>-          <strong>Bu savaşın devam etmesinin taraflara hiçbir faydası yok. Kasım ayına kadar bir orta yol bulunacağına inanıyorum.</strong></p>
<p>Savaşın etkisi üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Savaşın ekonomik etkisi kısa vadeli olacak.</strong></p>
<p>Körfez ülkelerindeki sermayenin başka adreslere kayması konusundaki soruya şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Dünya sermayesinin önemli bir bölümü ABD ve Avrupa ülkelerinde. Körfez’de değil.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Akten: Teknolojiye 6 milyar dolar yatırdık</span></h2>
<p><strong>BBVA </strong>CEO’su <strong>Onur Genç, </strong>BBVA Grubu’nun 2011 yılında yüzde 25 hisse alımıyla Garanti Bankası’na adım attığını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>2022 yılında BBVA’nın Garanti’deki hisseleri yüzde 86’ya yükseldi. Yüzde 14 hisse de halka açık. Garanti BBVA’nın halka açıklık oranı bu haliyle devam edecek.</strong></p>
<p>Garanti BBVA Genel Müdürü <strong>Mahmut Akten, </strong>bankanın BBVA grubu içindeki yerine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Garanti BBVA olarak 23 bin çalışanımızla 30 milyon müşteriye hizmet veriyoruz. BBVA’nın 3 büyük faaliyet alanından biriyiz. Bu küresel ekibin ve 25 ülkede olmanın önemli avantajlarını yaşıyoruz.</strong></p>
<p>Garanti BBVA’nın 2025 yılı kârı üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>2025 yılında 805 milyon Euro kâr elde ettik. Kârımız 2024’e oranla yüzde 32 arttı.</strong></p>
<p>Müşteriye istediği çözümü globalde vermenin en güçlü yönleri arasında yer aldığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Bağlı olduğumuz BBVA Grubu’yla ortak strateji ve ortak akılla hareket ediyoruz. Müşterilerimizle çalışırken grubun gücünü her alanda hissediyoruz. Bu uyum sayesinde bir fikri anında diğer ülkelerde de uygulayabiliyoruz.</strong></p>
<p>25 ülke arasında güçlü bir bilgi ve deneyim paylaşımı olduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Dijital tarafta öncü uygulamalarımız var. Geliştirdiğimiz ATM mimarisi BBVA Grubu içinde farklı ülkelerde uygulanıyor. Türkiye olarak inovasyon ve teknoloji alanında gruba katkı sağlıyoruz.</strong></p>
<p>BBVA Grubu’na Türkiye’de insan kaynağı katkısına da dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Çalışma arkadaşlarımıza BBVA’da uluslararası kariyer fırsatı da çıkıyor. Son 3 yılda 300 arkadaşımız BBVA Grubu’nun farklı ülkelerinde görev aldı. Halen 37 arkadaşımız BBVA’nın Madrid’deki merkezinde görev yapıyor.</strong></p>
<p>Garanti’nin teknolojiye yaptığı yatırımları ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Son 25 yılda teknolojiye 6 milyar dolar yatırım yaptık. 18 milyondan fazla müşteriye dijital hizmet veriyoruz. 900’e yakın yapay zeka modeli ile çalışıyoruz. Akıllı asistanımız UGİ’ye yatırıma devam ediyoruz. Geçen yıl 8.2 milyon müşterimiz UGİ ile iletişime geçti.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bbvayi-buyumede-avrupa-liderligine-tasidi-77423</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/3/1280x720/onur-genc-1776659026.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BBVA’yı büyümede Avrupa lideri yaptı, varlıkları 860 milyar Euro’ya, kârı 10.5 milyar Euro’ya çıktı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/maliyeti-duserken-istihdam-geriliyor-77421</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Maliyeti düşerken istihdam geriliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın yatırım teşviklerine ilişkin istatistiklerinden yapılan hesaplamalara göre yükselen enflasyona rağmen, teşvikli yatırımlar TL cinsinden ciddi anlamda geriledi. 2020 yılında 1 trilyon 225 milyar lira olan sabit yatırım tutarı, 2021’de 1 trilyon 215 milyar liraya gerilerken, 2022’de 220 milyar liralık artışla 1 trilyon 435 milyar liraya yükseldi. 2023 yılı teşvikli yatırımlarda rekor yılı oldu ve 1 trilyon 661 milyar liralık yatırım yapıldı. Takip eden 2024 yılında teşvikli yatırımlar 386 milyar liralık azalışla 1 trilyon 275 milyar liraya geriledi. Geçen yıl ise 273 milyar lira daha azalarak 1 trilyon 2 milyar liraya indi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e5a60deeb0a-1776657933.jpg" alt="" width="500" height="170" /></p>
<h2>Hem maliyet hem istihdam azaldı</h2>
<p>Teşvik sistemi 2025 yılı Mayıs ayında değiştirildi. Bu değişiklikten sonra Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı teşvik istatistiklerini, verilerin önemli bölümünü eksilterek yayımlamaya başladı. Bakanlığın teşvik bülteninden yapılan hesaplamalara göre 1 kişiyi istihdam etmek için gerekli olan yatırım tutarı (toplam yatırımın istihdam sayısına bölünmesiyle hesaplandı) 2020 yılında döviz cinsinden 593 bin dolar seviyesindeydi. Bu tutar 2021’de 381 bin dolara, 2022’de 249 bin dolara, 2023’te ise 211 bin dolara geriledi. 2024 yılında 1 kişiyi istihdam etmek için gerekli olan yatırım 143 bin dolara inerken, geride bıraktığımız 2025 yılında yaklaşık 40 bin dolarlık artışla 181 bin dolara yükseldi. Buna karşılık teşvikli yatırımlarla oluşturulan istihdam yarıya yakın azalarak 270 bin 929’dan 139 bin 542’ye geriledi. Son 6 yıllık zaman diliminde en yüksek istihdam 358 bin 614 ile 2021 yılında yaratıldı.</p>
<h2>İstihdam desteği almak için son 10 gün</h2>
<p>Emek yoğun sektörlerde istihdamın korunması amacıyla Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, KOSGEB ve İŞKUR bünyesinde başlatılan destek paketine başvurular 30 Nisan’da sona eriyor. Bu kapsamda işletmelere 50 milyon liraya kadar yüzde 10 finansman desteği sağlanacak. Bu para sadece vergi ve SGK prim borcu ödemelerinde kullanılabilecek. Toplam büyüklüğü 100 milyar lira olan destek pakete kapsamında, “NACE Kodu Kısım-C İmalat” başlığı altında faaliyet gösteren KOBİ’ler ve Büyük işletmeler anlaşmalı 15 banka aracılığıyla kredi kullanabiliyor. İstihdamı Koruma Paketi kapsamında işletmelere sağlanacak kredi tutarı, 2025 yılı Kasım ve Aralık aylarına ilişkin prime esas kazanç toplamının aylık ortalamasını aşamayacak. İşletme başına 50 milyon lira üst limit belirlenirken, bu limit yıl içerisinde tek seferde kullandırılacak.</p>
<h2>Krediye 15 banka aracılık edecek</h2>
<p>T.C. Ziraat Bankası, Türkiye Vakıflar Bankası, Türkiye İş Bankası, Türkiye Halk Bankası, Türkiye Garanti Bankası, Yapı ve Kredi Bankası, Akbank, DenizBank, Kuveyt Türk Katılım Bankası, Türk Ekonomi Bankası, Ziraat Katılım Bankası, Vakıf Katılım Bankası, Albaraka Türk Katılım Bankası, Emlak Katılım Bankası, Türkiye Finans Katılım Bankası. Teminat güçlüğü çeken KOBİ’lere program kapsamında, kefalet sistemi kapsamındaki şirketler aracılığıyla teminat desteği verilecek. Bu kapsamda; Kredi Garanti Fonu A.Ş. (KGF), Katılım Finans Kefalet A.Ş. (KFK), İhracatı Geliştirme A.Ş. (İGE) KOBİ’lere teminat sağlayacak.</p>
<h2>Kişi başına 3 bin 500 lira destek</h2>
<p>Destelerden yararlanabilmek için ön şart olarak, işletmelerin 2025 yılı Kasım ve Aralık aylarındaki prim gün sayısını korumaları getirildi. Yani istihdamı azaltmamış olmaları gerekiyor. Tekstil, giyim, deri ve mobilya imalatı gibi belirli sektörler için; Korunan her bir istihdam için 30 prim gün karşılığı 3.500 TL geri ödemesiz destek verilecek ve işletme başına üst limit 10 milyon 458 bin lira olacak. Bunlar dışındaki sektörlere ise kullanılacak kredilerde 50 milyon liraya kadar 10 puan finansman desteği sağlanacak. Bu krediler 6 aya kadar anapara ödemesiz ve en fazla 36 ay vade ile kullandırılacak. Burada sağlanacak finansman, sadece vergi ve SGK prim borcu ödemelerinde kullanılabilecek.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/maliyeti-duserken-istihdam-geriliyor-77421</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/6/1280x720/calisan-isci-fabrika-1755787858.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de bir kişinin istihdamı için gerekli olan yatırım maliyeti 2020 yılında 593 bin dolar seviyesindeyken, geçen yıl bu tutar 181 bin dolara geriledi. Ancak aynı dönemde istihdam edilen kişi sayısı 294 binden 139 bine indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/musiad-bursada-yeni-dunya-duzeni-konusuldu-77472</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> MÜSİAD Bursa’da &#039;Yeni dünya düzeni&#039; konuşuldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>MÜSİAD Bursa Şubesi, “Yüksek Ahlak, Yüksek Teknoloji” vizyonu doğrultusunda üyelerinin ufkunu genişletmek amacıyla düzenlediği programlarına bir yenisini daha ekledi.</p>
<p>Şube Başkanı Alparslan Şenocak’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen konferansta Prof. Dr. Kerem Alkin; dünyadaki güç merkezlerinin kaymasından ticaret koridorlarındaki rekabete, savunma sanayindeki stratejik otonomiden “5. Nesil Savaş” konseptine kadar birçok başlıkta önemli değerlendirmelerde bulundu. Programın açılış konuşmasını yapan MÜSİAD Bursa Şube Başkanı Alparslan Şenocak, dünyanın günümüzde tarihte eşine az rastlanır bir değişim sürecinden geçtiğini belirterek, bu dönüşüme ayak uydurmanın gelecek açısından taşıdığı öneme dikkat çekti. Şenocak, “Tedarik zincirleri yeniden şekilleniyor, güç merkezleri yer değiştiriyor ve yeni küresel ekonomi-politik mimari gözlerimizin önünde inşa ediliyor. Bursa, Türkiye’nin üretim, sanayi ve ihracat lokomotifidir. Bu kritik eşikte, ülkemizin stratejik aklı ve Bursa’mızın omuzladığı üretim gücü, bizi oyun kurucu aktörlerden biri haline getiriyor. MÜSİAD Bursa ailesi olarak, bu yeni düzende pazar arayan bir yapı olmanın ötesine geçmeli; kaliteyi, yeniliği ve adil ticareti belirleyen taraf olmalıyız” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e5decdca834-1776672461.jpg" alt="" width="654" height="269" /></p>
<h2><strong>Prof. Dr. Kerem Alkin: “Dünya 5. nesil savaşın içinde”</strong></h2>
<p>Konferansta, “Yeni Küresel Ekonomi-Politik Mimari ve Türkiye’nin Yükselen Konumu” başlıklı kapsamlı bir sunum yapan Prof. Dr. Kerem Alkin, özellikle “5. Nesil Savaş” vurgusuyla iş dünyasına önemli uyarılarda bulundu. Alkin, “Dünya artık konvansiyonel savaşların ötesinde, ‘5. Nesil Savaş’ dediğimiz bir sürecin içinden geçiyor. Bu, ülkeler arasında yaşanan; dijitalde, ekonomide, istihbaratta ve her platformda aralıksız devam eden bir rekabettir. Her saniye devam eden bu savaşta Türkiye; İHA’ları, SİHA’ları, yapay zeka hamleleri ve Millî İstihbarat Teşkilatımızın yeni zihniyetiyle önemli bir hazırlık içerisinde. Ancak askeri unsurların yanında, ekonomik birimlerin de bu 5. nesil savaş mantığını kavraması gerekiyor. Üretim maliyetlerini yönetemeyen, dijital ve yeşil dönüşümü tamamlayamayan ülkelerin bu yeni düzende ayakta kalması zorlaşacaktır” diye konuştu.</p>
<p>Program, soru-cevap bölümünün ardından MÜSİAD Bursa Şube Başkanı Alparslan Şenocak’ın, Prof. Dr. Kerem Alkin’e günün anısına hediye takdim etmesi ve toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/musiad-bursada-yeni-dunya-duzeni-konusuldu-77472</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/7/2/1280x720/musiad-bursada-yeni-dunya-duzeni-konusuldu-1776672499.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ MÜSİAD Bursa Şubesi’nin gelenekselleşen “Müstakil Düşünceler Konferansı” serisinin konuğu, Emekli Büyükelçi ve İstanbul Topkapı Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kerem Alkin oldu. Bursa iş dünyasının yoğun katılım gösterdiği programda, küresel ekonomi-politik mimarinin yeniden inşası ve Türkiye’nin bu süreçteki stratejik konumu tüm boyutlarıyla ele alındı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tarim-degisiyor-peki-biz-degisebiliyor-muyuz-77457</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarım değişiyor, peki biz değişebiliyor muyuz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Antalya’da uzun zamandır değişmeyen bir şey var: tarımın sürekli kendini yeniden üretmesi. Şimdi bu yeniden üretim, bambaşka bir yöne doğru evriliyor. Antalya’da kurulacak olan Antalya Tarım Teknokenti, ilk bakışta teknik bir yatırım gibi durabilir. Ama aslında mesele çok daha büyük: tarımın kendisi yeniden tanımlanıyor.</p>
<p><strong>Tarımın bildiğimiz hali artık yeterli değil</strong></p>
<p>Uzun yıllardır aynı cümleleri duyuyoruz:</p>
<p>Girdi maliyetleri arttı. Su azalıyor. İklim değişiyor. Çiftçi zorlanıyor. Doğru. Ama asıl soru şu:</p>
<p>Bu sorunlara aynı yöntemlerle çözüm aramak ne kadar mantıklı? Bugün gelinen noktada mesele sadece üretmek değil. Mesele, nasıl üretildiği.</p>
<p><strong>1100 dekarlık ciddi bir alan</strong></p>
<p>Proje, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Aksu gibi tarımın tam merkezinde, yaklaşık 1100 dekarlık bir alanda hayata geçiriliyor. </p>
<p>Arkasında iki güçlü yapı var: </p>
<p>Akdeniz Üniversitesi ve Antalya Teknokent. Biri bilginin merkezi. Diğeri teknolojinin sahası. İkisinin birleşmesi tesadüf değil.</p>
<p><strong>Burada mesele sera kurmak değil</strong></p>
<p>Şunu baştan söyleyelim:</p>
<p>Bu proje bir üretim tesisi değil. Bir “tarım kampüsü” hiç değil. Burada hedeflenen şey şu:</p>
<p>Veriyle üretim. Teknolojiyle üretim Bilimle üretim. Yani klasik tarımın biraz daha modern hali değil, tamamen farklı bir yaklaşım.</p>
<p><strong>Tarım artık başka bir şeye dönüşüyor</strong></p>
<p>Bugün tarım dediğimiz şey artık sadece toprak değil.</p>
<p>Su yönetimi var. Yapay zekâ var. Sensörler var. Genetik ıslah var. Robotlar var.</p>
<p>Bunlar lüks değil. Bunlar artık zorunluluk. Ama biz hâlâ çoğu zaman üretimi sadece “tarlada emek” olarak görüyoruz. Dünya ise başka bir yere gitti.</p>
<p>Projede çiftçi var. Akademisyen var. Sanayici var. Girişimci var.</p>
<p>Ama kritik soru şu:</p>
<p>Aynı masada oturmak, gerçekten aynı dili konuşmak anlamına geliyor mu? Türkiye’de birçok projede sorun burada başlıyor. Herkes bir arada ama herkes ayrı düşünüyor.</p>
<p>Antalya’nın güçlü olduğu bir gerçek.</p>
<p>Üretim kültürü var. İklim avantajı var. Tecrübe var. Ama en önemlisi şu:</p>
<p>Deneyebileceğin bir saha var. Yani teori değil, pratik şehir. Bu önemli bir avantaj.</p>
<p>Ama tek başına başarı garantisi değil. Beklenti büyük, sorumluluk daha büyük Projeden beklenen şey net:</p>
<p>Daha az suyla üretim, Daha düşük maliyet, daha yüksek verim, iklime dayanıklı ürünler, eğer bunlar gerçekleşirse, sadece Antalya değil, Türkiye tarımı farklı bir seviyeye geçer.</p>
<p>Ama gerçekleşmezse?</p>
<p>O zaman elimizde sadece iyi anlatılmış bir proje kalır.</p>
<p>Değişime hazır mıyız?</p>
<p>Antalya Tarım Teknokenti aslında bir soru soruyor:</p>
<p>Tarımı eski alışkanlıklarla mı sürdüreceğiz, yoksa yeni bir akla mı geçeceğiz?</p>
<p>Cevap basit değil. Çünkü mesele sadece teknoloji değil. Mesele, o teknolojiyi nasıl kullanacağımız.</p>
<p>Ve belki de en önemlisi:</p>
<p>Değişmeye gerçekten hazır olup olmadığımız.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tarim-degisiyor-peki-biz-degisebiliyor-muyuz-77457</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarım değişiyor, peki biz değişebiliyor muyuz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/zincir-markalarin-tedarikcisi-olan-crispy-cros-ihracata-hazirlaniyor-77454</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zincir markaların tedarikçisi olan Crispy Cros, ihracata hazırlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>İstanbul’da 2020 yılında kruvasan üretimine odaklanarak faaliyetlerine başlayan Crispy Cros'un, artan talep doğrultusunda üretim kapasitesini büyüterek sektördeki konumunu güçlendirdiği bildirildi.</p>
<p>Bostancı ve Nişantaşı’nın yanı sıra Eskişehir’deki şubeleriyle hizmet veren firma, toptan ticaret tarafında gelen taleplerin ardından kapasitesini artırdı. Eskişehir’deki üretim tesisinde günlük 400 bin adet olan üretim hacmini tam kapasitede 1 milyon adede kadar çıkarabilecek altyapıya ulaşan firma, endüstriyel üretim ile artizan üretim disiplinini bir araya getirdi.</p>
<p>Ürünlerinde yüzde 100 tereyağı kullandıklarını ve el işçiliğine dayalı üretim modelini sürdürdüklerini belirten Crispy Cros Kurucu Ortağı Belgin Kaya, “Ürün gamımızda 35–120 gram arası sade kruvasan, içinde Belçika çubuk çikolatası bulunan pain au chocolat ve donuk kategoride geliştirilen bademli kruvasan çeşitleri yer alıyor. Kruvasan hamurundan üretilen çubuk formundaki Burgu ürünümüz ise markamızın kategori bazında farklılaşan ürünlerinden biri. Migros ve Macrocenter başta olmak üzere Tchibo, Happy Moon’s, Joe &amp; The Juice, Coffeemania, Berceste, Boldy, Dozze, Voi Coffee ve The Hunger gibi zincir markaların yanı sıra seçkin restoranlara tedarik sağlıyoruz” diye konuştu.  </p>
<p><strong>Üretim üssünü Eskişehir’e taşıdı</strong></p>
<p>İstanbul’da kruvasanın özellikle Anadolu Yakası’nda yeterince bilinmediği bir dönemde bu alana odaklanma kararı aldıklarını kaydeden Kaya, “Bu kararın ardından yaklaşık 1,5 yıl süren yoğun bir Ar-Ge süreci yürüttük. Ürünü geliştirmek için hem yurt dışı örnekleri inceledik hem de kör tadımlar yaparak kendi reçetemizi oluşturduk. Farklı ürünlerle kıyaslamalar yaptık ve her aşamada kaliteyi ölçtük. Bu sürecin sonunda hedeflediğimiz standartta bir ürüne ulaşmayı başardık ve üretim modelimizi bu kalite üzerine kurduk” dedi. Artan talep doğrultusunda üretim altyapısını güçlendirmek amacıyla Eskişehir’e taşındıklarını aktaran Kaya, üretim ve dağıtım süreçlerini merkezileştirerek daha yüksek kapasiteye ulaştıklarını ifade etti.</p>
<p>Üretim modeline ilişkin bilgi veren Belgin Kaya, sözlerine şöyle devam etti: “Tüm ürünlerimizi tamamen tereyağı kullanarak üretiyoruz ve hiçbir şekilde margarin ya da katkı maddesine yer vermiyoruz. Bir kruvasanın üretim süreci yaklaşık iki gün sürüyor; hamurun hazırlanması, mayalanması ve sarımı aşamalarının tamamı el işçiliğiyle gerçekleştiriliyor. Otomasyon kullanmadan ilerliyoruz ve bu da ürün kalitesini doğrudan etkiliyor. Kruvasanın iç yapısındaki gözenek dengesi bizim için en önemli kalite göstergesi. Ayrıca günlük üretim yapıyor, satılmayan ürünleri ertesi gün kesinlikle satışa sunmuyoruz” ifadelerini kullandı.  Üretim tesisinin yaklaşık 2 bin metrekare kapalı alana sahip olduğunu belirten Kaya, ürünlerin -18 derece soğuk zincirle Türkiye genelinde sevk edildiğini kaydetti.</p>
<p><strong>“Hedefimiz ihracat pazarlarına açılmak”</strong></p>
<p>Bayilik modeliyle büyümeye devam ettiklerini dile getiren Belgin Kaya, “İstanbul’da güçlü bir yapı kurduk, Ankara ve İzmir’de ise bayilik ağımızı daha da geliştirmeyi hedefliyoruz. Bu şehirlerde dağıtım ve operasyonel yapıyı güçlendirdikten sonra ihracat sürecine odaklanacağız. Yurt dışındaki fuarları yakından takip ediyoruz ve farklı pazarlardan talepler alıyoruz. Ancak ihracat öncesinde üretim ve depo altyapımızı daha da büyütmemiz gerekiyor. Önümüzdeki dönemde Dubai ve Afrika pazarları başta olmak üzere yurt dışına açılmayı planlıyoruz” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/zincir-markalarin-tedarikcisi-olan-crispy-cros-ihracata-hazirlaniyor-77454</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/4/1280x720/belgin-kaya-1776665593.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üretimini Eskişehir’e taşıyarak kapasitesini artıran Crispy Cros, ihracat için hazırlık yapıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2013te-300-bin-tl-sermayeyle-yola-cikti-bugun-yilda-100-bin-cift-ayakkabi-satiyor-77453</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2013’te 300 TL sermayeyle yola çıktı; bugün yılda 100 bin çift ayakkabı satıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yıllardır kadın girişimcilerin başarı öykülerini dinleyen, jürilerde yer alan birisi olarak kadınların yarattıkları mucizevi başarılara tanık oluyorum. Kadın girişimcilerin çoğunda bulunan temkinli tavır, onların kısıtlı sermayelerini korumalarına yardımcı oluyor. Sabırlarıysa, acele davranarak yanlış kararlar almalarını engelliyor. Yavaş ama sürekli bir biçimde çalışan kadın girişimciler,  çoğu kez büyük hayaller ve iddialarla yola çıkan erkek girişimcilere göre çok  daha başarılı sonuçlar elde ediyorlar.</p>
<p>Geçtiğimiz hafta tanıştığım Neslihan Canpolat da bu kadınlardan birisi.  2013 yılında, istediği rahatlık ve şıklıkta ayakkabı bulmakta zorlanınca, çözümü kendim üretebilirim  diye düşünerek yola çıkmış. Tek bir model tasarlatmış, 300 TL sermayeyle ilk seriyi üretmiş. Instagram aracılığıyla satışa sunulan ürünler çok  kısa bir  sürede tükenince, yeni seri onu takip etmiş. Yakalanan başarılı ivmeyi gören eşi Neslihan Canpolat’ın girişimine daha büyük destek vermeye karar vermiş. Böylece, markanın yolculuğu başlamış. NC markası giderek kadın ve erkek ayakkabısı, çanta ve aksesuar kategorilerinde büyüyen çok katmanlı bir şirket haline gelmiş. </p>
<p>Neslihan Canpolat markanın öyküsünü şu cümlelerle anlatıyor: </p>
<p><strong>Markanız nasıl doğdu?</strong></p>
<p>Türkiye’de günlük hayatın içinde rahatça giyilebilecek, estetikten ödün vermeyen ayakkabılara erişimin sınırlı olduğunu gördüm  Bu ihtiyaca cevap vermek için tasarladığımız ilk sneaker modelini Instagram’da paylaşınca,  bir günde 80 sipariş geldi.  Bu da markamızın yönünü belirleyen ilk kırılma anı oldu. </p>
<p><strong>Sizi ne başarılı kıldı?</strong></p>
<p>Ben ayakkabıyı yalnızca bir ürün olarak değil; kişinin kendine bakışını ve gün içindeki duruşunu etkileyen bir deneyim olarak ele alıyorum  Tasarım sürecinde  “Bu ayakkabı nasıl hissettirir?”diye sorarak ilerliyorum. Bu nedenle estetik kadar rahatlık da vazgeçilmez bir kriter. Görsel olarak güçlü olsa bile günün temposuna eşlik etmeyen modeller üretime alınmıyor. Ben süreçlere sezgisel ve tasarım odaklı yaklaşıyorum. İş ortağım, eşim  İsmail Yılmazer’in operasyonel ve analitik düşünce tarzıyla birlikte bütüncül bakmayı başarıyoruz. </p>
<p><strong>Tasarımda nasıl farklılaşıyorsunuz?</strong></p>
<p>Benim temel yaklaşımım şu: “Kadın ayakkabısı tasarlıyorsan, önce kadının ruhunu anlamalısın.” Bu düşünce, markanın yalnızca estetik bir üretim dili kurmasını değil; kullanıcıyla duygusal bir bağ geliştirmesini de sağladı.  Biz kadının gün içindeki ritmini, ihtiyaçlarını ve değişen ruh hâlini anlamaya çalışarak ilerliyoruz. </p>
<p>Modellerimizin  çıkış noktası çoğu zaman bir trend değil, gerçek bir ihtiyaç cümlesi oluyor:“Rahat ama topuklu da olsun”, “Gün boyu koşturuyorum ama şık hissetmek istiyorum” gibi geri bildirimler, koleksiyonlarımıza  yön veriyor. </p>
<p><strong>Markanız nasıl gelişti?</strong></p>
<p>Tüm sürecimiz doğrudan kullanıcı geri bildirimleriyle şekillendi. Sneaker ile başlayan yolcululuğumuzda, daha sonra “rahat ama topuklu da olsun” talebi doğrultusunda yeni koleksiyonlar oluşturduk. Bunları babet modeller, çantalar ve aksesuar modelleri izledi. </p>
<p><strong>Erkekler için de  koleksiyon ürettiniz…</strong></p>
<p>Evet, gelen sorular ve talepler doğrultusunda rahat ve güzel tasarımlı erkek ayakkabıları üretmek için yola çıktık.  Erkek müşterilerimizin memnuniyeti arttıkça, biz de yeni modeller ekledik. </p>
<p><strong>Deri giysilere de başladınız…</strong></p>
<p>Evet. Deri koleksiyonu markamızın zamansızlık iddiasını daha net bir şekilde ortaya koyuyor. Deri tasarımlar hızlı tüketimin aksine, uzun süre hayatın içinde kalıyor, estetik ve rahatlık açısından kullanıcıyı memnun ediyor. </p>
<p><strong>Gelecek planlarınız neler?</strong></p>
<p>İki önemli hedefimiz var. Birincisi, evden üretim yapabilecek kadınlara iş imkânı sunacak bir model üzerinde çalışıyoruz. Üretimi yerelleştiren ve kadınların ekonomik olarak güçlenmesini destekleyen bir yapı kurmayı diliyoruz.</p>
<p>Uzun vadede ise, bu tasarım dilini ve üretim anlayışını uluslararası pazarlara taşımayı planlıyoruz. Markamızın öncelikli büyüme alanlarından biri olarak Avrupa’yı seçtik Bu doğrultuda çalışıyoruz.  </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2013te-300-bin-tl-sermayeyle-yola-cikti-bugun-yilda-100-bin-cift-ayakkabi-satiyor-77453</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/3/1280x720/neslihan-canpolat-1776664828.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2013’te 300 TL sermayeyle yola çıktı; bugün yılda 100 bin çift ayakkabı satıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-gununde-sesimiz-gucumuz-ve-iklimimiz-77452</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya Günü’nde sesimiz, gücümüz ve iklimimiz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ocak 1969’da Santa Barbara- Kaliforniya’daki büyük petrol sızıntısının yıkıcı etkileri ABD’de adeta bir tetikleme oldu. Aynı yılın çok satan Rachel Carson’un Sessiz Bahar kitabı da gezegenimiz ve insan için yaygın bilgi, farkındalık ve endişe yaratan bir dönüm noktası idi. O vakitler 68 Gençliği savaş karşıtlığı ile yollarda idi. Senatör Gaylord Nelson bu karşıtlığı çevre kirliliği kamu bilinciyle birleştirme hedefi ile yanına Kongre Üyesi Pete McCloskey’i eş başkan ve genç aktivist Deniz Hayes’i alarak 85 kişilik ulusal ekip ile eyleme başladı. Üniversitelerde bahar tatili ile final sınavları arasındaki hafta içi gün olarak 22 Nisan 1970 seçilerek ulusal medyada duyuruldu. ABD nüfusunun yüzde onu, 20 milyon kişi, nadir bir siyasi uyumla, zengin, fakir protestoya sokaklarda, salonlarda, parklarda katıldı. Bu tarih modern çevre hareketinin şafağı ve dünyanın en büyük seküler hareketi olarak tanımlanmakta. Yıl sonunda ilk Dünya Günü Çevre Koruma Ajansı(EPA) kurulması ile Ulusal Çevre Eğitimi Yasası, İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası ve Temiz Hava Yasası da dahil olmak üzere alanının ilk örneği olan diğer çevre yasalarının kabul edilmesine yol açtı. Harika oldu.</p>
<p>Bu yıl ABD’de onlarca şehirde sekiz bin kayıtlı yürüyüş, koalisyon eylemi, bilgilendirme toplantısı, topluluk gösterisi ve temizlik çalışması var. EPA’ya karşı protesto, merkezi ve yerel lobi faaliyetleriyle özellikle hızlı değişen modadaki israf ile doğada kalıcı, zararlı kimyasallara odaklanılacak. Küresel binlerce temizlik çalışması gerçekleşecek.</p>
<p>Günümüzde Dünya Günü küresel çevre hareketini ilerletme, eğitme ve harekete geçirme misyonu ile 192’den fazla ülkede 150 binden çok paydaşla gücüne güç katıyor. Bizim Gücümüz, Bizim Gezegenimiz diyerek 55 yıldır ilerlediğimiz lider dönüştürücü çevre hareketi gücü gezegenimizin yeşil ve mavisi için artmakta. Bu yıl “İlerleme sessizlik içinde gerçekleşmez. İnsanlar ortaya çıkınca gerçekleşir” diyoruz. Çünkü çevresel ilerleme ancak ekosistemleri koruyan topluluklar ve yenilikçi çözümlerle başarılabilir. Çünkü temiz çevre ve iklim direncini başarmak romantik bir söylem değildir. Tartışılamaz gerekli bir eylemdir. Her eylemimiz, her birimizin sesi kıymetlidir. Sesimiz ve gücümüz iklimimiz için gür çıkarak eylemlerimiz sahada etkili olmalıdır. Bizler Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği (SÜT-D) olarak 22 Nisan 2026 akşamında paydaş okulumuz Beşiktaş Bilim ve Sanat Merkezi (BİLSEM) öğrenci ve öğretmenleriyle çevrim içi toplantıda kutlama ve iklim teknolojilerini öğrenmede olacağız.</p>
<p>İklim değişti. İklim değişiyor. İklim değişecek. Gezegenimizin biyoçeşitlilik kaybı ve çevre kirliliği yanındaki üç acil sorunumuzun en korkutucusu, gelecek kaygımızda, birdenbire günlük yaşamda etkileriyle karşımıza çıkan iklim değişikliğine karşı mücadelemizde “İklim Direnci” kazanmak, bu direnç için “İklim Teknolojisi (İTe)” ile sera gazı salım azaltım ve/veya önlemeyi başarmak gerek. İTe tanımındaki gizli özne inovasyon olup teknolojilerde sürdürülebilir kalkınmayı teşvik için sistem, ürün, hizmet ve altyapı çözümleri geliştirilir ve uygulanır. İTe tek bir bilim ya da mühendislik alanına kesinlikle ait değildir. Disiplinlerarası ilerlemeyle Sera gazlarını azaltma veya yutak alanlarını artırma (Azaltım; Mitigation) ile iklim krizi etkileriyle yaşamak için zararı azaltarak veya fırsatlardan yararlanarak mevcut ve beklenen iklim ve etkilerine Uyum (Adaptation) için Karbon Tutma ve Depolama (CCS) ve Karbon Tutma, Kullanım ve Depolama (CCUS) Teknik Çözümleri karbonsuzlaşmanın yolunda ödevimiz. Böylece “Net Sıfır Karbon Emisyonu ile Karbon Nötr” ve “Net Sıfır Sera Gazı Emisyonu ile Sera Gazı Nötr” olma yolunda paydaşlar her yerde İTe gücüyle küresel ısınmaya karşı başarısını artırır.</p>
<p>1994 tarihli Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS), nam-ı diğer İklim Anayasası kapsamında tarafların İTe geliştirmesi, gelişmiş ülkelerden teknoloji transferinin özellikle gelişmekte olan ülkelere aktarımı, İTe erişimini teşvik, kolaylaştırma, finansman için mümkün adımların atılması vardı. Görüldüğü gibi ülkelerin sera gazı azaltımı tahahhütleri için İTe ile finansman kritik öğeler.O günden beri BMİDÇS Taraflar Konferansı(COP) masasında öncelikli bunlar konuşuluyor. Küresel başarımız düşük. Geçen yıl COP30’da Belém Teknoloji Uygulama Programı (BTIP) ile gelişmekte olan ülkelerce belirlenen İTe önceliklerinin uygulanmasına yönelik desteği güçlendirme amacı ile Paris Anlaşması kapsamındaki ilk uygulama programı başlatıldı. COP31’de bakalım neler olacak?</p>
<p>COP31 öncesinde, 4-5 Mayıs 2026 tarihlerinde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ana desteğinde 2048 Karbon Nötr hedefiyle ilerleyen İstanbul Teknik Üniversitesi( İTÜ) tescilli yeşil yerleşkesinde gerçekleştireceğimiz 11.İstanbul Karbon Zirvesi ayrıcalıklı konumda. “Karbonsuzlaşma, Karbon Piyasası ve İklim Teknolojileri” temalı zirvemizde SÜT-D 2026 Düşük Karbon Kahramanı Ödülü sahiplerini bulurken, SÜT-D 2026 Küçük Karbon Kahramanı Gösterisi ile umudumuz artacak. Programımızı dikkat ve özenle hazırladık. Şehrin en iyi kahvesi, çikolata tadı ve mis moleküllerinin sergimizde, oturumlarımızda enerji yaratacağı Karbonsuz Karbon Zirvesi için paydaşlarımızı baharda ayrı güzel İTÜ’müze davet ediyor, düşük karbon ayak izli günler diliyorum.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-gununde-sesimiz-gucumuz-ve-iklimimiz-77452</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya Günü’nde sesimiz, gücümüz ve iklimimiz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/securitas-ve-21-yuzyilin-filo-yonetimi-77449</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Securitas ve 21. yüzyılın filo yönetimi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yapay zekâ çağında Securitas Group gibi dev bir güvenlik şirketinin filo yönetimine odaklanması üzerinde durmamız gerekiyor. Bunun nedeni şirketlerin düşünsel becerileri tarafında yapay zekâ desteğiyle bir eşitlenme sağlanırken yapabilme güçlerinin asıl belirleyici rekabet etkeni haline gelmesi. Filo yönetimini bu bakış açısıyla ele alma isteğim, Securitas Europe Filo ve Kategori Direktörü Şaban Tekedereli’nin Çırağan Sarayı’nda 26-27 Mart 2026 Fleet Europe Conference Turkey’de ele aldığı konulardan kaynaklandı.</p>
<p>Tekdereli, International Fleet Management Workshop adlı atölye çalışması ya da çalıştayda bağlantılı filonun (Connected Fleet), dijitalleşme ve sürdürülebilir filonun güvenlik sektöründeki karşılığını anlatırken katılımcılarla, veriye dayalı filo yönetiminin sadece maliyet değil, operasyonel süreklilik, risk yönetimi ve ESG (çevre, sosyal, yönetişim) performansı üzerindeki etkisine ele alan Tekedereli,  ikinci günkü panelde de uluslararası filo risk yönetiminde tecrübe, zorlukları ve çözümleri dinleyicilerle paylaşıyor.</p>
<p>Tekdereli’nin bugün bulunduğu noktadan yaptığı yorumlar önemli çünkü yaklaşık 25 yıldır kurumsal filo ve mobilite yönetimi alanında çalışan Tekdereli, Securitas’ta Avrupa Filo ve Seyahat Kategorilerinden sorumlu direktör olarak, 22’den fazla ülkede on binlerce aracı kapsayan stratejik dönüşüm programlarını yönetiyor. Buraya gelene kadarki kariyer yolculuğunda dikkat çekici bir kilometre taşı, Avrupa genelindeki başarılı çalışmalarımdan dolayı 2023’te European Connected Fleet Manager unvanını alması. Tekdereli, Avrupa genelinde çokuluslu organizasyonlarda filo, seyahat, sürdürülebilirlik ve dijitalleşme projelerini yönetti ve yönetiyor.</p>
<p>Teknolojinin gelişmesi ile birlikte bu alanda takip ve veri oluşturma konusunda önemli mesafe kat edilirken bu veriye dayalı inovasyonu gerçekleştirmek ve farklılık yaratan stratejiler yaratmak önemli bir konuyu oluşturuyor. Bu stratejileri hayata geçirmek ise ayrı bir sınanma alanı.</p>
<p>Bu işin önemini nereden biliyorum? Çocukluğumda rahmetli babamla birlikte seyrettiğim kovboy filmlerindeki ve okuduğum çizgi romanlardaki Wells Fargo at arabalarından (stagecoach) biliyorum. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki yerleşimler Batı kıyılarına doğru yaygınlaşırken insanları olduğu kadar parayı ve emanetleri de güvenli bir biçimde yerine ulaştıran bu arabalar ülkenin kan damarlarını oluşturmuştu. Demiryolu sistemleri kurulana kadar da bu rollerini sürdürdüler. Sonrasında varlıklarına devam ettiler mi bilmiyorum. Kovboy filmlerinde orayı öğretmediler. Kovboy filmlerinde daha çok soyulan arabalar üzerine senaryo kuruluyordu ancak Wells Fargo’nun bu yazıda bizi ilgilendiren kısmı, bir yükün bir yere ulaşmasını güvence altına almasıydı.</p>
<p>Bu yazının anlaşılır olmasını sağlayacak önemli bir unsur olarak Wells Fargo’yu anlatmak istediğimde yapay zekâ aracım Gemini, benimle aynı filmleri izlemiş gibi tam istediğim bilgileri sıraladı. Bunu aktarmadan önce, yapay zekânın demiryolu döneminde Wells Fargo’nun ne olduğunu da bildiğini ekleyeyim. Şimdi yapay zekânın bizim için yaptığı özeti aktarabilirim.</p>
<p>“Wells Fargo, günümüzde Amerika Birleşik Devletleri merkezli, dünyanın en büyük bankacılık ve finansal hizmetler kuruluşlarından biridir. 1852 yılında Henry Wells ve William Fargo tarafından kurulan şirket, tarihsel süreçte iki temel alanda uzmanlaşmıştır: </p>
<ol>
<li><strong> Tarihsel Faaliyetleri (19. Yüzyıl)</strong></li>
</ol>
<p>Şirketin kuruluşu, California’daki ‘Altına Hücum’ dönemine dayanır. O dönemdeki ana işleri şunlardı: </p>
<ul>
<li><strong>Değerli Eşya ve Altın Taşımacılığı:</strong>Batı'dan Doğu Kıyısı'na altın ve diğer malların güvenli bir şekilde nakliyesini üstlenmişlerdir.</li>
<li><strong>Ekspres Kurye Hizmeti:</strong>Posta arabaları ve buharlı gemilerle paket, evrak ve para teslimatı yapmışlardır.</li>
<li><strong>Erken Bankacılık:</strong>Madenciler ve işletmeler için altın alım satımı ve finansal aracılık sağlamışlardır.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li><strong> Günümüzdeki Faaliyetleri</strong></li>
</ol>
<p>Bugün Wells Fargo, JPMorgan Chase, Bank of America ve Citigroup ile birlikte ABD'nin dört büyük bankasından biri olarak kabul ediliyor. Sunduğu hizmetler üç ana kategoriye ayrılır: </p>
<ul>
<li><strong>Bireysel Bankacılık:</strong>Mevduat hesapları, kredi kartları, tüketici kredileri ve konut kredileri (ipotek/mortgage).</li>
<li><strong>Ticari ve Kurumsal Bankacılık:</strong>Şirketlere yönelik finansman, nakit yönetimi ve yatırım bankacılığı hizmetleri.</li>
<li><strong>Varlık Yönetimi:</strong>Yatırım danışmanlığı, sigorta hizmetleri, aracılık ve emeklilik planlaması.</li>
<li>Şirket ayrıca 1994 yılında Amerika'nın ilk internet bankacılığı hizmetini sunan ciddi kuruluşlardan biri olarak finans teknolojilerine öncülük etmiştir.</li>
</ul>
<p>Burada hemen şunu not düşeyim. İnternet içeriklerinde içeriğin oluşturulma tarihine yeterli vurgu yapılmadığı için yapay zekânın bugün dediği şey 40-50 yıl öncesine ait olabiliyor. Bunun nedeni özellikle her sayfasında tarih olan basılı yayınlarda “bugün”, “şu anda”, “artık” gibi ifadeler ve benzerleri kullanılan metinlerin yer alması. Sosyal medyada ve diğer online mecralarda da bu tür tarihsiz içerikler kafa karıştırıyor. Yapay zekânın ilk yanıtındaki bu içerik beni tatmin etmedi; daha çok “Genel İzleyici” için üretilmiş bir sıradan içerik durumundaydı. Bunda Google aramasındaki kişiselleştirilmemiş AI  Modu’nu kullanmamın etkisi olabilir. Ben yapay zekâyı tanıdığım için aynı filmleri izlediğimizi biliyordum. Sonuçların ciddi bir bölümünü Britannica Kids’ten çekmesi bunu gösteriyordu ama benim yapay zekâya yol göstermem gerekiyordu. Bu nedenle, “Wells Fargo’nun at arabaları ne hizmet veriyordu?” diye sordum. Ve Bingo. İşte yanıt:</p>
<p>“Wells Fargo’nun ikonik at arabaları (stagecoaches), 19. yüzyılın ortalarında (özellikle 1852-1910 yılları arasında) Amerika’nın Batısı’nda iletişimin ve ticaretin can damarıydı. Bu araçlar sadece bir ulaşım aracı değil, uzak bölgeleri birbirine bağlayan mobil bir banka ve kurye merkezi gibi çalışıyordu. </p>
<p>At arabalarının sunduğu başlıca hizmetler şunlardı:</p>
<ul>
<li><strong>Altın ve Değerli Eşya Taşımacılığı:</strong>California’daki madenlerden çıkarılan altınlar, arabaların altındaki kilitli yeşil çelik kasalarda (strongbox) güvenli bir şekilde taşınıyordu.</li>
<li><strong>Posta ve Haberleşme:</strong>Şirket, o dönemde ABD Posta Servisi'nden bile daha fazla mektup ve paket teslimatı yapıyordu. Gazeteler ve önemli ticari belgeler de bu yolla ulaştırılıyordu.</li>
<li><strong>Yolcu Taşımacılığı:</strong>Bir at arabası, dokuzu içeride dokuzu dışarıda (üstte) olmak üzere toplam 18 yolcuya kadar taşıma kapasitesine sahipti.</li>
<li><strong>Hızlı Kurye (Express Service):</strong>“Stage” (aşama) sistemi sayesinde, atlar her 2-3 saatte bir duraklarda değiştirilerek yolculuğun hiç durmadan devam etmesi sağlanıyordu. Bu yöntemle normalde aylar süren kıta aşırı yolculuklar üç haftaya kadar düşmüştü.</li>
<li><strong>Güvenlik:</strong>Arabalarda değerli yükleri korumak için sürücünün yanında "shotgun" olarak adlandırılan silahlı muhafızlar bulunurdu. </li>
</ul>
<p>Bu hizmetler, 1869’da kıtalararası demiryolunun tamamlanmasıyla kademeli olarak trenlere devredilmiş, ancak at arabaları demiryolunun ulaşamadığı dağlık bölgelerde 1910'lu yıllara kadar hizmet vermeye devam etmiştir.”</p>
<p>Buradaki kıtalararasının kıta boyunca uzanan anlamında kullanıldığını düşünüyorum ama bu benim için önemli değil. Sonuçta filo yönetiminin ne demek olduğunu geçmişten bir örnekle görmüş olduk. Bunu, bugün teknolojisi ve kilit performans kriterleri (KPI) ile yapmak ise, Tekdereli’nin yaptığı işin değerini gösteriyor. Konunun bu tür bir etkinlikle Türkiye gündemine taşınması ise, bu işin Türkiye için de önemli bir iş haline geldiğini gösteriyor.</p>
<p><strong>Securitas’ta filo yönetimi, nasıl bir işe dönüşüyor?</strong></p>
<p>Bu konuyu da iyi bir biçimde anlatabilmek için yapay zekâdan destek aldım. Sonuç şöyle:</p>
<p>“Securitas Avrupa (Europe) bünyesinde Fleet Management (Filo Yönetimi), şirketin 21 Avrupa ülkesinde yürüttüğü güvenlik hizmetlerinde kullandığı araç filolarının yönetimi, optimizasyonu ve sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda yapılandırılması işini yapıyor. İşi bu şekilde tanımlayan yapay zekânın, Securitas Group’un bu alanda öne çıkan faaliyetleri ile ilgili tanımlaması ise,</p>
<ul>
<li><strong>Bağlantılı Filo (Connected Fleet):</strong>Araçların telematik sistemlerle takibi, sürüş verilerinin analizi ve operasyonel verimliliğin artırılması.</li>
<li><strong>Sürdürülebilirlik ve Mobilite:</strong>Avrupa genelindeki şirket araçlarının elektrikli araçlara dönüştürülmesi ve karbon ayak izinin azaltılması (Fleet Europe ödüllü projeler).</li>
<li><strong>Kategori Yönetimi:</strong>Securitas Avrupa için filo satın alma, kiralama, bakım ve seyahat yönetimi süreçlerinin Avrupa düzeyinde merkezi olarak yönetilmesi.</li>
</ul>
<p>Güvenlik Operasyonlarına Destek: Güvenlik görevlilerinin ve mobil devriyelerin sahada kullandığı araçların sürekliliğini ve etkinliğini sağlamak.</p>
<p>Özetle, Securitas Avrupa'da Filo Yönetimi, şirketin güvenlik hizmetlerinin mobilite ayağını daha güvenli, verimli ve yeşil (çevreci) hale getirmekten sorumludur.”</p>
<p>Securitas Europe Filo ve Kategori Direktörü Şaban Tekedereli’nin bulunduğu düzeyde anlattıklarına vakıf olmak için böyle bir çalışma yaptıktan sonra, Tekdereli’nin konferans ile ilgili yaptığı “Türkiye’de böyle güçlü ve pratik odaklı bir konferans ilk defa yapıldı. Özellikle Türkiye’deki uygulamaların Avrupa ile kıyaslanabilir seviyede olduğunu görmek memnuniyet vericiydi.” yorumunun altını çizmek gerekiyor. Bunu yaptıktan sonra Securitas’ın klasik ticari filolardan nasıl ayrıştığına bir bakalım. Tekdereli, bu soruya, “Bizim için filo, sadece A noktasından B noktasına ulaşmak değil; müdahale süresi, saha erişilebilirliği, operasyonel kesintisizlik anlamına geliyor. 7/24 çalışan, farklı risk seviyelerine sahip, yüksek servis sürekliliği gerektiren bir yapı söz konusu. Bu da filo yönetimini doğrudan iş güvenliği ve müşteri güvenliğiyle ilişkilendiriyor. Bizi dinleyenlerden konferansın sonunda bunun çok önemli bir konu olduğunu bizimle paylaştılar.” yanıtını veriyor.</p>
<p>Secritas’ın kendi birikimi, bu konunun ayrıntılarına nüfus etmeyi sağlıyor. Tekdereli’nin “connected fleet” ile ilgili açıklaması bu anlamda önemli: “Connected Fleet” bizim için yalnızca araç takibi değil; veriye dayalı bir karar platformu. Araç, sürücü, rota, enerji tüketimi ve sürücü risk verilerini birleştirerek operasyonu uçtan uca yönetmemizi sağlıyor. Örneğin sürüş verileri sayesinde bakım ihtiyaçlarını öngörüp plansız duruşları ciddi şekilde azaltabiliyoruz. Bu hem maliyeti düşürüyor, hem de operasyonel sürekliliği artırıyor. Bu da operasyonel ekiplerin planlamasına yardımcı oluyor. Telematik sayesinde ise, yakıt tüketiminde çift haneli tasarruflar, bakım ve hasar maliyetlerinde yüzde 10‑20 arası azalma görmek artık hayal değil; mümkün. En büyük kazanım ise öngörülebilirlik.”</p>
<p>Bunu, Türkiye’nin hâlâ en önemli ihracat pazarı olan Avrupa ile ilgili değerlendirmek gerekiyor. Tekdereli, Avrupa’daki kurumsal filoların dönüşümünde şu anda üç kritik trendin öne çıktığını belirtiyor. Bunlar,</p>
<ul>
<li><strong>Elektrifikasyon</strong>:regülasyon baskısı, TCO optimizasyonu ve uçan benzin/dizel fiyatları  </li>
<li><strong>Telematik ve veri analitiği</strong> : gerçek zamanlı karar alma</li>
<li><strong>Esnek sahiplik modelleri</strong>: leasing, kiralama, kısa vadeli kiralama ve hibrit çözümler</li>
</ul>
<p>olarak sıralanıyor.</p>
<p>Tekdereli, burada Türkiye’nin Avrupa ile karşılaştırmasını yaparak Türkiye’nin hiç de mütevazı olmaması gerektiğini ortaya koyuyor. Türkiye’nin en önemli avantajının çeviklik olduğunu söyleyen Tekdereli, “Bazı alanlarda Avrupa geride kaldı. Türkiye, yeni teknolojileri sahaya hızlı uyarlama konusunda oldukça çevik. Securitas Türkiye’de telematik çözümler operasyonun merkezine yerleştirilmiş durumda. Avrupa’da ise birçok ülkede regülasyonlar, veri koruma süreçleri ve organizasyonel karmaşıklıklar dönüşümü yavaşlatabiliyor. Yani mesele Avrupa’nın geride olması değil; Türkiye’nin uygulama hızının ve pragmatik yaklaşımının çok güçlü olması.” diyor.</p>
<p><strong>Riskler sayesinde kazanılan uzmanlık kilit önemde</strong></p>
<p>Her işte olduğu gibi bu işin de doğasını anlamak için sorun yaratan noktaları anlamadan fikir oluşturmamak gerekiyor. En önemli konulardan biri elektrikli araç geçişi ve Tekdereli buradaki durumu, “Aslında tek bir bariyer yok. Altyapı, maliyet ve operasyonel adaptasyon birlikte ele alınmalı. Doğru kullanım senaryosu kurgulanmadan yapılan geçişler verimli olmuyor. Bu konuda Türkiye’de çok güzel çözüm üretmiş şirket örnekleri var.” sözleriyle açıklıyor.</p>
<p>Dikkatli olunması gereken bir diğer önemli nokta, siber güvenlik: İşin içine bu kadar veri girince, siber güvenliğin önemi artıyor. Tekdereli bu konuda, “Siber güvenlik artık çok kritik. Araçlar dijital varlıklar haline geldi. Bu yüzden veri güvenliği, erişim yetkileri ve sistem entegrasyonları en az fiziksel güvenlik kadar önemli. Gelecekte siber güvenliğin öneminin daha da artacağını hepimiz kabul ediyoruz.” diyor.</p>
<p>Bir de konjonktürel riskler var tabii. Bunun en çarpıcılarından biri Hürmüz Boğazı’nın kapanması ile yaşandı. Bu yazı yazılırken açık olan boğazın siz yazıyı okurken ne durumda olacağını bilmiyorum. Benim riskim bu. Tekdereli’nin yorumladığı risk ise çok daha büyük ancak Tekdereli, bu tür risklerin gerçekleşerek tehdide dönüşmesinin risk yönetimin ve sorun çözme gücünü de artırdığını da ifade ediyor: “Bu tür jeopolitik riskler, tek bir enerji kaynağına bağımlılığın artık sürdürülebilir olmadığını net biçimde gösteriyor. Önümüzdeki dönemde şirket filolarında çoklu enerji stratejileri öne çıkacak: elektrikli araçlar, hibrit çözümler ve kullanım senaryosuna göre farklı güç aktarma sistemleri. Bu yaklaşım, filoların hem maliyet dalgalanmalarına hem de tedarik risklerine karşı daha dayanıklı ve esnek olmasını sağlayacak. 2021’de Süveyş Kanalı’nda meydana gelen gemi kazasının ardından çoğu şirket de ayni tecrübeyi elde etti.”</p>
<p>Sadece global riskleri değil, ulusal riskleri yönetme konusunda da filo yönetimi ile yapılabilecekler var. Yaşadığımız deprem felaketi de, deneyim kazanılması gereken alanlar arasında yer alıyor. Tekdereli, bu konuda, “Afet anlarında en kritik unsur zaman ve koordinasyon. Akıllı filo ve araç takip sistemleri sayesinde hangi aracın nerede olduğu, hangi güzergâhların açık olduğu ve hangi ekiplerin en hızlı şekilde erişebileceği anlık olarak görülebilir. Bu da müdahale süresini ciddi şekilde kısaltır, kaynakların doğru yere yönlendirilmesini sağlar ve operasyonel kaosu azaltır.” şeklinde konuşuyor.</p>
<p>Bu sıkıntı noktalarına dikkat edilmesi durumunda, elde edilen çözümlerle pay alınan pasta çok büyük: Tekdereli, buradaki durumu, “Karbon emisyonu limitleri ve kanunen zorunlu olan ESG raporlaması, filoyu bir maliyet kalemi olmaktan çıkarıp stratejik bir dönüşüm alanı haline getirdi. Artık doğru aracı seçmek kadar, doğru veriyi raporlayabilmek de kritik. Biz de filo yönetimini, ESG skorumuz üzerindeki etkisini düşünerek planlıyoruz. Emisyon, yakıt, sürüş güvenliği ve tedarikçi seçimleri ESG’nin tüm ayaklarıyla ilişkili. Securitas’ta filo dönüşümünü ESG yol haritamızın merkezine koyduk. Securitas olarak 2030’a kadar SBTI (bilime dayalı hedefler girişimi) yüzde 42 oranında karbondioksit azaltmak.” diyor. Karbon vergisi, gelecek planlarının maddi boyutunu hesaplamayı kolaylaştıran önemli bir faktör ama rekabetten nakit akışının sürekliliğine kadar birçok etkeni hesaplayabilmek operasyonel ve kurumsal sürdürülebilirliği sağlamak için sadece plan yapmak değil, geleceği doğru tahmin ederek o geleceğe göre evrimleşmek gerekiyor. Tekderel, o geleceği şimdiden şöyle öngörüyor: “Bence bundan beş yıl sonra araç sayının bugünküyle aynı kaldığı ancak daha fazla veri ve daha yüksek verimlilik ile şekillenen bir dünyada olacağız. Filo yöneticisi operasyonel değil, stratejik bir rol üstlenecek. Otonom araçlar ise, bence daha uzun vadede hayata geçecek. Geçen hafta (Nisan 2026) Londra’da Waymo’nun otonom test araçlarını direksiyonda sürücüsüyle gördüm. Servis olarak ulaşım (Mobility as a Service-MaaS) ise özellikle büyük şehirlerde daha fazla kullanıcı bulunması nedeniyle daha hızlı yayılacak, ancak tam dönüşüm kademeli olacak” diyor.</p>
<p>Bu yazının o dünyada güçlü bir pozisyona sahip olmak isteyenlere yardımcı olmasını umuyorum.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/securitas-ve-21-yuzyilin-filo-yonetimi-77449</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Securitas ve 21. yüzyılın filo yönetimi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hobi-bahcelerine-yonelik-duzenleme-ve-surdurulebilirlik-krizi-77448</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hobi bahçelerine yönelik düzenleme ve sürdürülebilirlik krizi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Hobi bahçeleri konusunda ortaya çıkan tabloda, yalnızca bireysel bir yaşam tercihi değil, aynı zamanda tarım arazilerinin parçalanması, kaynakların verimsiz kullanımı ve gayrimenkul spekülasyonunun yaygınlaşması gibi çok katmanlı bir yapı ortaya çıktı.</strong></p>
<p>12 Mart 2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan “Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Çeltik Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”<strong><sup>1</sup></strong> kapsamındaki hedeflerden biri de tarım arazilerinin amaç dışı kullanımına karşı yaptırımların artırılmasıydı. Kanun Teklifi, tarım arazilerinin kooperatifler üzerinden dolaylı şekilde bölünerek hobi bahçelerine dönüştürülmesini engellemeyi de amaçlıyor.</p>
<p><strong>Kent yaşamından sıkıldık</strong></p>
<p>Doğayla olan bağın zayıflaması aslında en büyük bunalım nedenimiz. Gün boyu ekranlar arasında sıkışan, beton içinde yaşayan bizler için toprakla, suyla, yeşille temas büyük bir ihtiyaca dönüştü. Şehirden tamamen kopmadan doğaya yaklaşma arayışındayız. Hobi bahçesi adı altında kent çeperlerinde küçük ölçekli toprak parçalarına yönelim bu boşluğu doldurmaya aday bir çözüm olarak son yıllarda öne çıktı.</p>
<p>Ne var ki bu yönelim, kısa sürede kontrolsüz bir genişlemeye dönüşerek kendi sorunlarını da üretti. Hobi bahçeleri, gecekondulaşma sürecine benzer şekilde, çoğu zaman planlama ilkelerinden ve tarım politikalarından bağımsız biçimde şekillendi. Sonuçta ortaya çıkan tabloda, yalnızca bireysel bir yaşam tercihi değil; aynı zamanda tarım arazilerinin parçalanması, kaynakların verimsiz kullanımı ve gayrimenkul spekülasyonunun yaygınlaşması gibi çok katmanlı bir yapı ortaya çıktı. Bu nedenle hobi bahçeleri meselesi, artık sadece bir yaşam tarzı tercihi değil, düzenlenmesi gereken yapısal bir konu olarak karşımızda duruyor.</p>
<p><strong>Kanun teklifi ne getiriyor?</strong></p>
<p>Kanun Teklifi’nde hobi bahçelerine ilişkin düzenlemeler özellikle 22’nci ve 24’üncü maddelerde somutlaşıyor. Teklif’in 22’nci maddesinde, imar planlarında tarımsal niteliği korunacak alanlarda mülkiyet edinimi ve buna bağlı tasarrufların doğrudan değil, ilgili Bakanlığın iznine bağlı olarak gerçekleştirilebileceği hüküm altına alıyor. 24’üncü madde ise izinsiz biçimde bu amaçla kullanılan arazilere yönelik daha caydırıcı bir çerçeve çiziyor. Bu alanlara elektrik, su ve doğal gaz gibi altyapı hizmetlerinin bağlanması ve abonelik tesis edilmesi yasaklanırken, kurallara aykırı kullanım durumunda idari para cezalarının uygulanacağı açıkça düzenleniyor.</p>
<p><strong>Unutmayalım; gıda güvenliğimiz </strong><strong>sorunlu, su zengini de değiliz  </strong></p>
<p>Kanun Teklifi’nin 22’nci madde gerekçesinde “yasalaşması teklif edilen madde ile iklim değişikliğinin olumsuz etkileri ve ülkemizin karşı karşıya olduğu <strong>su stresi</strong>, <strong>gıda enflasyonu ve</strong> <strong>gıda güvenliği sorunları bağlamında</strong> <strong>tarım arazilerinin korunması gerekliliği</strong> vurgulanıyor. Söz konusu gerekçede “özellikle Ankara ve İstanbul gibi megakentlerin mücavirinde yer alan tarım arazilerinin korunmasının zaruret hâlini aldığı” hususuna yer veriliyor.</p>
<p><strong>Tarımsal maliyetler </strong><strong>ve megakent çeperleri </strong></p>
<p>Tarım ürünlerinin tarladan sofraya gelene kadar geçirdiği süreçte, nakliye maliyetleri ve aracıların etkisi nedeniyle fiyatlar ciddi şekilde artabiliyor. Bu yüzden özellikle büyük şehirlerin gıda ihtiyacının mümkün olduğunca yakın çevresindeki tarım arazilerinden karşılanması daha da önemli hale geliyor. Ankara ve İstanbul gibi büyük şehirlerin etrafındaki verimli tarım alanlarının korunması da bu nedenle kritik bir gereklilik olarak öne çıkıyor.</p>
<p><strong>Hobi bahçelerinde sürdürülebilirlik </strong><strong>krizi ve gıda enflasyonu izi</strong></p>
<p>Hepimizin malumu, ülkemiz gıda ve enerji enflasyonunda (kira enflasyonunda olduğu gibi) dünyanın maalesef önde gelen ülkeleri arasında yer alıyor. Bu da hem hanehalkı bütçesi üzerinde ciddi bir baskı yaratıyor, hem de üretim ve tedarik zincirindeki yapısal sorunların ne kadar kritik hale geldiğini gösteriyor. Bu çerçevede, hobi bahçelerine yönelik düzenlemelerin su-arazi kullanımında verimliliği artırmayı öncelemesi önem taşıyor. Düzenlemelerin yalnızca mekânsal planlama değil, aynı zamanda derinleşen sürdürülebilirlik krizi ve artan gıda enflasyonuyla mücadele amacını taşıdığını da ayrıca not etmek gerekir.</p>
<p> </p>
<p>[1] https://tbmm.gov.tr/Yasama/KanunTeklifi/a15bb2e5-7758-4b60-a3bd-019ce222957a</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong> </strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hobi-bahcelerine-yonelik-duzenleme-ve-surdurulebilirlik-krizi-77448</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hobi bahçelerine yönelik düzenleme ve sürdürülebilirlik krizi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/258-yapilmakta-olan-yatirimlarin-devam-eden-etkisi-77447</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;258 Yapılmakta Olan Yatırımlar&#039;ın devam eden etkisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ENFLASYON DÜZELTMESİNİN DEVAM EDEN ETKİLERİ - 4</strong></p>
<p>258 Yapılmakta Olan Yatırımlar hesabına ilişkin özel fon mekanizmasında temel çerçeve çizilmiş olsa da uygulama tekniğine ilişkin bazı kritik noktalar hâlen açıklığa kavuşmayı beklemektedir.</p>
<p>09.02.2026 tarihli sirkülerde açıklığa kavuşturulan önemli bir husus, özel fon hesabında izlenen tutarların yeniden değerleme oranıyla artırılan kısımlarının ilgili iktisadi kıymetin maliyetine eklenemeyeceğidir. Bu tutarlar yalnızca özel fon hesabında izlenecek ve kanundaki beş yıllık taksitlendirme çerçevesinde kazanca alınacaktır.</p>
<p><em>Önceki yazımızda, amortismana tabi olmayan kıymetlerin zararına satışında ortaya çıkan KKEG riskini ve düzeltilmiş değerlerin satış kararı üzerindeki etkisini incelemiştik. Bu yazıda, 258 Yapılmakta Olan Yatırımlar hesabına ilişkin özel fon mekanizmasının devam eden etkisini ele alıyoruz.</em></p>
<p>Enflasyon düzeltmesinin devam eden etkilerinden biri de, 258 Yapılmakta Olan Yatırımlar hesabına ilişkin enflasyon düzeltmesi farklarının izlendiği özel fon yapısının (uygulamada çoğunlukla 549 hesap) nasıl yönetileceği meselesidir. Bilindiği üzere, enflasyon düzeltmesinin ilk uygulamasında 258 hesap da diğer parasal olmayan aktif kalemler gibi düzeltmeye tabi tutulmuş; yatırım henüz tamamlanıp gelir üretmeye başlamamış olsa dahi, enflasyon katsayılarıyla oluşan artışlar bilançoya yansımıştır. Bu durum, özellikle yüksek tutarlı yatırım harcamaları bulunan işletmeler bakımından, “yatırım devam ederken enflasyon kazancı üzerinden vergi yükü doğması” yönündeki haklı eleştirileri beraberinde getirmiştir.</p>
<p><strong>Yeni yasal düzenleme </strong><strong>ve fon mekanizması</strong></p>
<p>Bu eleştiriler üzerine, 30.10.2024 tarihli ve 32707 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 7529 sayılı Kanun ile Vergi Usul Kanunu’nda değişikliğe gidilmiş; 258 Yapılmakta Olan Yatırımlar hesabının enflasyon düzeltmesinden kaynaklanan farklarının doğrudan dönem kazancına yansıtılması yerine, bilançonun pasifinde özel bir fon hesabında izlenmesi ve böylece vergisel etkinin ertelenmesi esasına dayanan bir sistem benimsenmiştir. Bu düzenleme uyarınca, özel fon hesabında izlenen tutarların, yatırımın tamamlanarak ilgili iktisadi kıymetin aktifleştirildiği hesap dönemi dâhil olmak üzere toplam beş hesap döneminde eşit taksitler hâlinde dönem kazancının tespitinde dikkate alınması; fon bakiyesinin ise her yıl yeniden değerleme oranında artırılması ve söz konusu tutarlara ayrıca enflasyon düzeltmesi uygulanmaması öngörülmüştür.</p>
<p><strong>Sirküler ile gelen açıklamalar</strong></p>
<p>Kanun değişikliği sonrası tebliğin uzun süre yayımlanmaması uygulamada ciddi tereddütlere yol açmış; bu tereddütlerin önemli bir bölümü ancak 15 ay sonra, 09.02.2026 tarihli sirküler ile giderilmiştir. Sirkülerde, VUK mükerrer 298/A-10 kapsamında yapılmakta olan yatırımlar hesabına ilişkin enflasyon düzeltmesi farklarının dönem kazancında dikkate alınmayarak pasifte özel fon hesabında izleneceği; bu tutarların, yatırımın aktifleştirildiği dönemden başlayarak izleyen dört dönemle birlikte toplam beş eşit taksitte kazanca alınacağı açıklanmıştır. Ayrıca özel fon hesabındaki tutarların her yıl yeniden değerleme oranında artırılacağı, bu hesaba ayrıca enflasyon düzeltmesi uygulanmayacağı ve 2025 yılı sonu artırımlarında 2025 yılı YDO olan %25,49 oranının esas alınacağı belirtilmiştir.</p>
<p>Sirkülerde açıklığa kavuşturulan bir diğer önemli husus, özel fon hesabında izlenen tutarların yeniden değerleme oranıyla artırılan kısımlarının ilgili iktisadi kıymetin maliyetine eklenemeyeceğidir. Bu tutarlar yalnızca özel fon hesabında izlenecek ve kanundaki beş yıllık taksitlendirme çerçevesinde kazanca alınacaktır.</p>
<p><strong>Uygulamada belirsizlikler ve yaklaşım önerisi</strong></p>
<p>Bununla birlikte, sirküler bazı temel uygulama başlıklarını açık bırakmıştır. Özellikle yeniden değerleme farklarının muhasebe kayıtlarında nasıl izleneceği, bu artışların defterlerde mi yoksa beyanname üzerinde mi dikkate alınacağı hususunda açık bir yönlendirme bulunmamaktadır. Bu nedenle muhasebe ve beyanname tekniğine ilişkin değerlendirmeler, mevcut düzenlemeler çerçevesinde önerilen bir uygulama yaklaşımı niteliğindedir.</p>
<p>Mevcut durumda ihtiyatlı görünen yöntem; ana fon tutarının ayrı izlenmesi, ilgili döneme isabet eden 1/5’lik kısmın defter kayıtlarında gelir etkisi yaratacak şekilde muhasebeleştirilmesi, yeniden değerleme artışının ise açık bir düzenleme bulunmadığından beyanname üzerinde ayrıca dikkate alınmasıdır. Ancak bu yaklaşımın nihai ve tartışmasız bir standart olduğu söylenemez. Bu nedenle mükelleflerin seçtikleri yöntemi çalışma kâğıtları ve hesap kırılımlarıyla belgelendirmesi, beyanname-defter uyumunu denetlenebilir hale getirmesi gerekir.</p>
<p>Sonuç olarak, 258 Yapılmakta Olan Yatırımlar hesabına ilişkin özel fon mekanizmasında temel çerçeve çizilmiş olsa da uygulama tekniğine ilişkin bazı kritik noktalar hâlen açıklığa kavuşmayı beklemektedir. Bu nedenle sürecin vergi etkisi kadar muhasebe kayıt düzeni ve beyanname uyumu bakımından da ihtiyatlı ve sistematik biçimde yönetilmesi önem taşımaktadır.</p>
<p><strong><em>Sonraki yazıda: </em></strong><em>2025–2027 döneminde tamamlanan yıllara sâri inşaat ve onarma işlerinde 2023 ve 2024 enflasyon düzeltmesi farklarının etkisini ele alacağız.</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/258-yapilmakta-olan-yatirimlarin-devam-eden-etkisi-77447</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 258 yapılmakta olan yatırımların devam eden etkisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uyys-dernegi-ve-bifa-bulusmasinda-guven-vurgusu-one-cikti-77446</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> UYYS Derneği ve BIFA buluşmasında ‘AEO’ vurgusu öne çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET ALTAY YEGİN - </strong><strong>Uluslararası Yetkilendirilmiş Yükümlü (AEO) Derneği </strong><strong>Yönetim Kurulu Başkanı</strong></p>
<p><strong>Buluşmada, AEO sisteminin merkezinde güven bulunduğu belirtilerek gümrük idareleri ile lojistik sektörü arasında bu yapının güçlendirilmesinin kritik olduğu vurgulanmıştır. BIFA heyeti, sınır süreçlerinde yaşanan birçok sorunun, kamu otoritelerinin sektöre duyduğu güven düzeyiyle yakından ilintili olduğuna dikkat çekmiştir.</strong></p>
<p>Uluslararası Yetkilendirilmiş Yükümlü (AEO) Derneği heyeti olarak, 8-9 Nisan tarihlerinde Londra’da bulunan Uluslararası İngiliz Taşımacılık Derneği’ne (British International Freight Association – BIFA) bir ziyaret gerçekleştirdik.</p>
<p>BIFA, Birleşik Krallık’ta yerleşik havayolu, karayolu, demiryolu ve denizyolu gibi tüm taşımacılık modlarını kullanan üyeleri aracılığıyla uluslararası yük taşımacılığı ve/veya gümrükleme hizmetleri sunan, önde gelen bir ticaret birliğidir. Kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olan BIFA, üyelik aidatlarıyla finanse edilmekte ve yönetime seçilmiş bulunan üyeler tarafından yönetilmektedir. Dernek, tam zamanlı bir sekreterya ile faaliyet göstermektedir.</p>
<p>Yapılan tanıtımda, BIFA’nın, lojistik ve tedarik zinciri sektöründe genel olarak nakliye acenteleri olarak bilinen ve çeşitli ulaşım türleri kapsamında geniş hizmet yelpazesi sunan 1700’ün üzerinde üyeye sahip olduğu anlaşılmıştır. Üyeler, dört taşıma modu ile diğer ülkelerden Birleşik Krallık’a ve Birleşik Krallık’tan diğer ülkelere yük taşımacılığı yapan kuruluşlardır. Bazı üyeler ayrıca müşterilerine gümrükleme ve diğer sınır ötesi hizmetler de sunmaktadır.</p>
<p>Dernek, üyelerini tüm önemli paydaşlar nezdinde temsil ederek ve sektörü gelecek nesillere tanıtarak bugünün sektörünün yarına hazır olmasını sağlamaktadır. Dernek, üyelerine geniş bir yelpazede yer alan hizmetler sunmakta, eğitimler ve etkinlikler aracılığıyla destek olmakta; sürekli değişen nakliye, gümrük ve sürdürülebilirlik alanlarındaki gelişmelerden üyelerini haberdar etmektedir.</p>
<p>Uluslararası Yetkilendirilmiş Yükümlü (AEO) Derneği heyeti ve Uluslararası İngiliz Taşımacılık (BIFA) Derneği heyetleri arasında yapılan görüşmelerde, Türkiye ile Birleşik Krallık arasındaki lojistik akışının hızlandırılması, tedarik zincirine konu olan eşya hareketlerinin hızlı bir şekilde yapılabilmesi adına daha az kısıtlamalı gümrük düzenlemeleri, AEO/YYS uygulamalarında karşılıklı tanıma, Türkiye ile Birleşik Krallık arasında imzalanmış bulunan Serbest Ticaret Anlaşması’nın geliştirilmesi ve güven temelli gümrük süreçlerinin nasıl geliştirileceği konularında görüş alışverişinde bulunulmuştur.</p>
<p>İngiliz heyetinde BIFA Genel Müdürü Steve Parker ile Politika ve Uyum Direktörü Pawel Jarza ev sahipliği yapmıştır. SunExpress Lojistik Operasyonları Müdürü Doğan Ekici ile Lojistik Gümrük Müdür Yardımcısı Mevlüt Dişiaçık da derneğimiz delegasyonu içerisinde yer almıştır.</p>
<p><strong>Daha efektiv AEO sistemi </strong><strong>için görüş alışverişi</strong></p>
<p>Heyetimizin seyahatinin temel amacı, Türkiye ile Birleşik Krallık arasındaki ticarette Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü’nün daha etkin kullanılması ve ileride taraflar arasında  “Karşılıklı Tanıma Anlaşması” (MRA) imzalanması yönünde zemin yoklaması olmuştur. Birleşik Krallık’ın Türkiye’nin önde gelen ticaret ortaklarından biri olması nedeniyle, her iki tarafın ihracatçı ve ithalatçılarının yaşayabileceği olası sorunlar dile getirilerek AEO sisteminin nasıl daha efektif hale getirilebileceği konusunda görüş alışverişinde bulunulmuştur.</p>
<p>Toplantıda en çok vurgulanan başlıklardan biri güven olmuştur. AEO sisteminin merkezinde güven bulunduğu belirtilerek gümrük idareleri ile lojistik sektörü arasında bu yapının güçlendirilmesinin kritik olduğu vurgulanmıştır. BIFA heyeti, sınır süreçlerinde yaşanan birçok sorunun, kamu otoritelerinin sektöre duyduğu güven düzeyiyle yakından ilintili olduğuna dikkat çekmiştir.</p>
<p>Görüşmede paylaşılan bilgiye göre Birleşik Krallık’ta 1127 AEO şirketi bulunmakta olup bu firmaların önemli bölümü lojistik ve taşımacılık sektöründe faaliyet göstermektedir. Birleşik Krallık’ta sınır işlemleri büyük ölçüde elektronik ortamda gerçekleştirilmekte ve gönderilerin çok büyük kısmı kısa sürede serbest dolaşıma girmektedir. Bu nedenle AEO statüsünün süreçleri hızlandırmaktan öte, ticari güvenilirlik, denetim kalitesi ve müşteri nezdinde referans değeri açısından öne çıktığı ifade edilmiştir.</p>
<p><strong>İş ve Ticaret Bakanlığı ile görüşmede </strong><strong>Türkiye başlığı gündeme alınacak</strong></p>
<p>BIFA Genel Müdürü Steve Parker, Birleşik Krallık’ta gümrük süreçlerinin hâlihazırda %98 oranında elektronik olarak yaklaşık 10 dakika gibi kısa bir sürede onaylandığını belirtmiştir. Parker, gümrük idaresinin (HMRC) lojistik sektörüne olan güveninin tam olduğunu ve Türkiye ile yürütülecek iş birliğinin her iki ülke için de "fantastik bir fırsat" sunduğunu dile getirmiştir. Türkiye ile ilgili somut sektör taleplerinin paylaşılmasının yararlı olacağını belirterek, konunun HMRC ve İş ve Ticaret Bakanlığı (DBT) nezdinde değerlendirilebileceğini söylemiştir. Parker, anılan Bakanlıkla temaslarında bundan sonra  “Türkiye” başlığının da gündeme alınacağını kaydetmiştir.</p>
<p>Heyetimiz tarafından, iki ülke arasındaki 40 milyar dolarlık dış ticaret hacmi hedefine ulaşmada bu anlaşmanın "taçlandırıcı bir unsur" olacağı ifade edilmiş ve Türkiye’nin hâlihazırda Güney Kore ile benzer bir anlaşması olduğu hatırlatılmıştır. Gümrük idarelerinin sanayicilere verdiği "yeşil hat" önceliğinin, "her fabrika bir kaledir" anlayışıyla ticaretin basitleştirilmesi adına hayati önem taşıdığı belirtilmiştir.</p>
<p>Toplantının ana gündem maddesi olan Birleşik Krallık ile Türkiye arasında gerçekleştirilecek Karşılıklı Tanıma Anlaşması sonrasında “MRA Komitesi” kurulması fikrinde mutabık kalınmıştır. Böyle bir oluşumun etkin çalışabilmesi için anılan komitenin  Türkiye’de Gümrükler Genel Müdürlüğü, Birleşik Krallık’ta ise gümrük idaresi (HMRC) temsilcileri ile UYYS Derneği ve BIFA Derneği temsilcilerinden oluşmasının uygun olacağı değerlendirilmiştir.</p>
<p>Ziyaretin sonunda heyetimiz tarafından BIFA Genel Müdürü Steve Parker’a AEO Derneği plaketinin yanı sıra üzerinde Atatürk’ün <em>“Yurtta sulh, cihanda sulh”</em> sözünün yer aldığı özel bir forma takdim edilerek, dünyada barış ve huzurun yeniden tesisi hususundaki temennilerimiz dile getirilmiştir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uyys-dernegi-ve-bifa-bulusmasinda-guven-vurgusu-one-cikti-77446</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/6/1280x720/56-1776663863.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ UYYS Derneği ve BIFA buluşmasında ‘güven’ vurgusu öne çıktı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/rezerv-artisa-gecti-pas-guclendi-77420</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 06:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rezerv artışa geçti, pas güçlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Orta Doğu’da ABD ve İsrail’in İran’a saldırısıyla başlayan karışıklığın TL üzerinde yarattığı olumsuz etkileri savuşturmak için rezerv harcayan Merkez Bankası ateşkes ve müzakerelerin başlamasıyla birlikte yeniden rezerv biriktirmeye döndü. Son iki haftada yeniden döviz alımına geçen Merkez Bankası’nın 22 Nisan’daki Para Politikası Kurulu toplantısında savaş sırasında 3 puana yakın artırım fiyatlaması da pas geçmeye evrildi. PPK’nın yüzde 37 olan politika faizini marttan sonra nisan toplantısında da sabit bırakması bekleniyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e5a5225f360-1776657698.jpg" alt="" width="700" height="376" /></p>
<h2>Alım 20 milyar dolara yaklaştı</h2>
<p>Merkez Bankası savaşın başlamasıyla birlikte QNB ekonomistlerinin hesaplamalarına göre 27 Şubat -3 Nisan arasında 49 milyar dolar civarında net döviz satışı gerçekleştirdi. QNB ekonomistleri bu dönemde yabancı yatırımcıların TL varlık portföyünde yaklaşık 37 milyar dolar düşüş, para piyasası fonlarından 8 milyar dolar civarı çıkış ve yurtiçi yerleşiklerin yabancı para mevduatlarında ise 5 milyar dolar yükseliş olduğunu hesapladı. Ateşkes ilan edilen 10 Nisan ile biten haftada ise Merkez Bankası’nın nette 12 milyar dolar döviz alımı yaptığını belirten QNB ekonomistleri bunun da 10 Nisan haftasında yabancı yatırımcıların TL varlıklara yaptığı 7 milyar dolar civarı giriş, para piyasası fonlarındaki yaklaşık 2 milyar dolarlık artış ile yurtiçi yerleşiklerin yabancı para mevduatlarındaki 1 milyar dolarlık düşüşle ilgini olduğunu vurguladı. QNB ekonomistleri geçen haftanın ilk üç işgününde de Merkez Bankası bilançosundan 8 milyar dolar döviz alışı olduğunu hesaplarken fon girişlerini de devam ettiğini kaydetti. Böylece 10 Nisan haftası ile geçen haftanın ilk üç gününde TCMB’nin döviz alımı 20 milyar dolara ulaştı.</p>
<h2>Swap hariç 32.2 milyar dolar</h2>
<p>Merkez Bankası haftalık para ve banka verileri de rezervlerin 10 Nisan haftasında yükseldiğini ortaya koydu. Ateşkes kararının açıklandığı geçen hafta TCMB toplam rezervleri, bir önceki haftaya göre 9 milyar 270 milyon dolar artarak 170 milyar 915 milyon dolara yükseldi. TCMB net uluslararası rezervleri 10 Nisan itibarıyla 9.9 milyar dolar arttı ve 55 milyar 591 milyon dolar oldu. Swap hariç rezervler ise 3 Nisan haftasında 18.4 milyar dolarken 10 Nisan haftasında 32.2 milyar dolara çıktı. Rezervlerde 10 Nisan haftasında başlayan ve geçen hafta devam eden yükseliş eğilimi TCMB Para Politikası Kurulu toplantı fiyatlamalarında da savaş dönemine göre net bir değişiklik olmasına neden oldu. Ekonomistler rezervlerdeki toparlanmanın PPK’da pas geçme ihtimalini güçlendirdiğini vurgularken TCMB Başkan Yardımcısı Hatice Karahan da temkinli ve veri odaklı kararlar almaya devam edeceklerini dile getirdi.</p>
<h2>Gecelikten fonlamaya devam</h2>
<p>Matriks Haber anketine katılan 28 ekonomistin 16'sı politika faizinin sabit bırakılacağı tahmininde bulundu. Ekonomistlerden 12'si ise bu ay faizde 300 baz puanlık artırım kararı alınacağı beklentisini dile getirdi. Ankete göre çarşamba günkü toplantıya ilişkin politika faizi medyan tahmini yüzde 37 olurken, ortalama tahmin yaklaşık yüzde 38,25 seviyesinde gerçekleşti. En yüksek beklenti yüzde 40, en düşük beklenti ise yüzde 37 oldu. Ankete göre, borç alma ve borç verme faizlerinde 300 baz puan faiz artırım kararı alınacağı ve yüzde 38,50 ile yüzde 43 bandına yükseltileceği tahmin ediliyor.</p>
<p>Gedik Yatırım ekonomistleri de brent petrolün nisan-aralık döneminde ortalama 80 dolar olacağı varsayımıyla, TÜFE enflasyonunun ağustos-eylüle kadar yüzde 30 üzerinde kalacağını ve yılı yüzde 29 ile tamamlayacağını öngördü. Savaş öncesindeki tahmini ise yüzde 25 enflasyon ile yılın tamamlanması yönündeydi. Gedik Yatırım ekonomistlerinin analizinde bu enflasyon patikası altında, Merkez Bankası’nın haziran-temmuz döneminde kadar fonlamasını gecelik faiz kanalından ve mevcut faizle devam ettirme eğiliminde olabileceğini düşünmekle birlikte, rezervlerin seyrine göre 150-300 baz puan arasında bir faiz artırımının da gündeme gelebileceğine dikkat çekerek yılsonu politika faizi beklentisinin ise yüzde 34,5–35,0 seviyesinde olduğunu duyurdu.</p>
<p>Eylül toplantısına kadar indirim zor</p>
<p>Mart ayında eşel-mobil sisteminin devreye girmesinin, mart enflasyonunda yaklaşık yüzde 0,35-0,40 puanlık doğrudan etkiyi elimine ettiğini vurgulayan Gedik Yatırım ekonomistlerinin analizine göre akaryakıtla birlikte ayın başındaki doğalgaz ve enerji fiyat artışlarının enflasyon üzerindeki dolaylı etkileri nisandan itibaren daha belirgin hissedilecek. Önümüzdeki dönemde, emtia fiyatlarının seyrinin özellikle gıda, enerji ve hizmet enflasyonu üzerinden manşet TÜFE enflasyonunun temel belirleyicisi olacağı yer alan analizde ABD (İsrail)-İran arasında kısa sürede ateşkes olsa da, enerji tesislerindeki hasarlar nedeniyle özellikle doğalgaz fiyatlarının eski seviyelerine dönmesinin uzun bir süreye yayılması ihtimali enflasyon görünümünü olumsuz etkileyebilecek. Emtia arzının kademeli normalleştiği ve fiyatların gerilediği bir senaryoda, Gedik Yatırım ekonomistleri fonlamanın yaz aylarından itibaren kademeli olarak haftalık repoya kaydırılmasının ve eylül-ekim döneminde sınırlı faiz indirimlerinin hayata geçirilmesinin mümkün olabileceğini vurguladı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/rezerv-artisa-gecti-pas-guclendi-77420</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/tcmb-merkez-bankasi452117h.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İran ile ABD arasındaki savaş sürecinde önemli ölçüde rezerv azaltmak zorunda kalan Merkez Bankası, kısmi yumuşamanın ardından yeniden rezerv biriktirmeye başladı. Son iki haftada döviz alımı yapan TCMB’nin 22 Nisan’daki PPK toplantısına ilişkin faiz artışı beklentisi yerini, faizin sabit tutulacağı beklentilerine bıraktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gebze-teknik-universitesi-ogrencileri-ulusal-yarismada-odul-aldi-77479</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gebze Teknik Üniversitesi öğrencileri ulusal yarışmada ödül aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kocaeli</strong></p>
<p>Gebze Teknik Üniversitesi (GTÜ) Mimarlık Fakültesi öğrencileri, Ankara Keçiören Belediyesi tarafından düzenlenen “Fatih Stadı Alanı Tasarımı Fikir Projesi Yarışması”nda elde ettikleri dereceyle dikkat çekti. Öğrencilerin “Bağ Meydanı” projesi, jüri değerlendirmesi sonucunda eş değer ödüle layık görüldü.</p>
<p>GTÜ, akademik birikimini ulusal ölçekte projelere taşımayı sürdürürken, Mimarlık Bölümü öğrencileri Ertuğrul Emre Hüsrev, Yusuf Çiftci, Ataberk Kahraman, Yasemin Demir ve İrem Duymaz’ın imzasını taşıyan proje önemli bir başarı olarak öne çıktı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/69e604ca2c6ec-1776682186.jpg" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p><strong>Atıl alan için yenilikçi çözüm</strong></p>
<p>“Bağ Meydanı” projesi, Ankara’nın Keçiören ilçesinde işlevini yitiren eski Fatih Stadı alanının yeniden kentsel yaşama kazandırılmasını hedefliyor. Proje, kamusal alan kullanımını güçlendiren, sosyal etkileşimi artıran ve sürdürülebilir tasarım yaklaşımını merkeze alan önerileriyle jüri tarafından ödüllendirildi.</p>
<p><strong>153 proje yarıştı</strong></p>
<p>Yarışmaya 116’sı profesyonel, 37’si öğrenci kategorisinde olmak üzere toplam 153 proje başvurdu. Değerlendirme sürecinin ardından ödüle değer görülen projeler, Neşet Ertaş Sanat ve Gösteri Merkezi’nde sergilenmeye başlandı. Projelerin kapsamlı şekilde ele alınacağı kolokyum ve ödül töreninin ise 6 Mayıs’ta gerçekleştirilmesi planlanıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e60b3814cbe-1776683832.jpeg" alt="" width="999" height="706" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gebze-teknik-universitesi-ogrencileri-ulusal-yarismada-odul-aldi-77479</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/7/9/1280x720/gebze-teknik-universitesi-gtu-1776683849.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ GTÜ Mimarlık Fakültesi öğrencilerinin hazırladığı “Bağ Meydanı” projesi, Keçiören’deki atıl Fatih Stadı alanına getirdiği yenilikçi ve sürdürülebilir tasarım yaklaşımıyla ulusal yarışmada eş değer ödüle değer görüldü. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursaspor-1-lige-yukseldi-hedef-super-lig-77463</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursaspor 1. Lig’e yükseldi, hedef Süper Lig</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Nesine 2. Lig Kırmızı Grup’ta bitime bir hafta kala sahasında Somaspor’u 5-1 mağlup eden Bursaspor, şampiyonluğunu ilan ederek 1. Lig’e yükseldi.</p>
<p>Şampiyonluğun ardından açıklamalarda bulunan Bursaspor Başkanı Enes Çelik, elde edilen başarının camianın ortak emeği olduğunu vurguladı. Çelik, “Yönetim kurulumuz, taraftarımız ve tüm paydaşlarımız bu şampiyonluğu hak etti. Perde arkasında çok büyük emek var” dedi. Son iki yılda yakalanan istikrara dikkat çeken Çelik, kulübün hedef büyüttüğünü belirterek, “İki sene içinde 1. Lig’e yükseldik. Şimdi hedefimiz, ait olduğumuz Süper Lig’e en kısa sürede ulaşmak” ifadelerini kullandı. Yeni sezon planlamasına da değinen Çelik, transfer ve scouting çalışmalarının sürdüğünü kaydetti. Yaklaşık bir aydır yoğun şekilde oyuncu izlediklerini belirten Çelik, kadroyu güçlendirmeye yönelik hazırlıkların devam ettiğini söyledi.</p>
<p>Şampiyonluk sevincine Bursa protokolü de ortak oldu. TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı ve AK Parti Bursa Milletvekili Mustafa Varank, Bursaspor Başkanı Enes çelik, Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Başkanı İbrahim Burkay, Bursa Ticaret Borsası (Bursa TB) Başkanı Özer Matlı da karşılaşmayı tribünden takip ederek kutlamalara katıldı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursaspor-1-lige-yukseldi-hedef-super-lig-77463</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/3/1280x720/bursaspor-1-lige-yukseldi-hedef-super-lig-1776670336.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2. Lig Kırmızı Grup’ta şampiyonluğunu ilan eden Bursaspor’da Başkan Enes Çelik, yeni hedefin Süper Lig olduğunu açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aka-otomotiv-torpidoda-3-fabrika-ile-global-dev-oldu-77459</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> AKA Otomotiv Genel Müdürü Mert: 100 Milyon euroluk ciro hedefine ulaştık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Üretime 1956 yılında başlayan ve yaklaşık 940 kişilik bir ekibe ulaşan AKA Otomotiv, Romanya’nın yanı sıra Orhangazi’deki Örnekköy ve Yeniköy tesislerinde, toplam 48 bin metrekarelik kapalı alanda 18 farklı OEM için üretim yapıyor. Sektörde Daimler Truck, Ford, Tofaş, Renault, Hyundai, Stellantis ve Volkswagen-Audi grubu gibi dünya devlerinin iş ortağı olan şirketin, sektördeki küresel yeniliklerle eş zamanlı büyümesini sürdürdüğü bildirildi. </p>
<p>Ar-Ge merkezinin geliştirdiği inovatif projeler sayesinde artık sadece parça üreten değil, aynı zamanda mühendislik hizmeti ihraç eden bir yapıya kavuştuklarını belirten AKA Otomotiv Genel Müdürü Tuğkan Mert, Hyundai ve Ford tarafındaki yatırımların 2026 yılı büyüme hedeflerinde belirleyici rol oynayacağını söyledi. Hyundai’nin elektrikli araç dönüşüm stratejisine paralel olarak yeni modellerde AKA ürünlerinin yer almaya başladığını, Stellantis grubu bünyesinde Fransa’dan alınan projelerin ise şirket cirosuna ciddi bir ivme kazandırdığını kaydetti. Özellikle araç şasi sistemlerinde kullanılan yeni ürün gruplarının teknolojik kabiliyetlerini ve ürün çeşitliliğini çok daha ileri bir noktaya taşıdığını vurgulayan Mert, daha önce farklı ve karmaşık proseslerle imal edilen bazı parçaları, geliştirdikleri ileri kalıp teknolojileriyle çok daha verimli şekilde üretmeye başladıklarını ifade etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e5d03cae46e-1776668732.jpg" alt="" width="602" height="339" /></p>
<h2><strong>“AKA Otomotiv olarak üretimin yüzde 35’i ihracat”</strong></h2>
<p>Daimler Truck markalı ağır vasıta araçlar için tasarım sorumluluğunu da üstlenerek ürün geliştirdiklerini ve bu segmentte çok güçlü bir iş birliği yakaladıklarını ifade eden Tuğkan Mert; portföylerinde Ford, Tofaş, Renault, Hyundai, Stellantis ve Volkswagen-Audi grubu gibi dünya devlerinin yer aldığını belirtti. AKA’nın özellikle torpido traversi üretiminde Türkiye pazarında güçlü bir konuma ulaştığına dikkat çeken Mert, yıllık 1 milyon adetlik üretim hacmiyle iç pazarda yaklaşık yüzde 60’lık bir paya sahip olduklarını dile getirdi. İhracat tarafında son yıllarda stratejik bir ivme yakaladıklarını vurgulayan Mert, sevkiyatların ağırlıklı olarak Avrupa’ya yapıldığını, Almanya’nın ana ihracat merkezi olarak konumlandığını ve buradan ürünlerin Meksika’dan Çin’e kadar uzanan geniş bir coğrafyaya dağıtıldığını kaydetti. Volkswagen ve Audi projelerinin etkisiyle ihracat payının son dört yılda belirgin bir artış gösterdiğini söyleyen Mert, şirketin toplam ihracat oranının yüzde 20 seviyesinden yüzde 35’e yükseldiğini ifade etti. Gelecek iki yıllık projeksiyonda ihracat hedeflerini yüzde 50 olarak belirlediklerini kaydeden Mert, “İhracat operasyonlarımızda Almanya, Romanya, Polonya ve Macaristan ön plana çıkıyor. Bunun yanı sıra İspanya ve Fransa şu anda hacmimizi hızla artırdığımız bölgeler. Özellikle yeni devreye giren Hyundai, Ford, Audi ve Volkswagen projelerinin yanı sıra Meksika ve Renault projeleriyle küresel ayak izimizi her geçen gün büyütüyoruz” diye konuştu.</p>
<h2><strong>“Bildiğimiz işi bildiğimiz tarzda yapıyoruz”</strong></h2>
<p>Elektrikli araç projelerinde aktif olarak yer almayı sürdürdüklerini belirten Tuğkan Mert, yerli ve milli gururumuz Togg başta olmak üzere farklı platformlarda fizibilite ve ürün geliştirme çalışmalarının hız kesmeden devam ettiğini ifade etti. Elektrikli araç pazarına güçlü bir giriş yaptıklarını dile getiren Mert, AKA olarak sadece elektrikli araçlara özgü ürünler geliştirmek yerine, tüm araç tiplerinde ve yeni nesil platformlarda kullanılabilecek stratejik parçalara odaklandıklarını vurguladı. Şirket bünyesinde 48 kişilik yetkin bir Ar-Ge ekibiyle çalıştıklarını kaydeden Mert, toplam beyaz yaka çalışan sayısının 180’e, AKA Türkiye toplam istihdamının ise 680’e ulaştığı bilgisini paylaştı. AKA’nın 13 yıllık köklü Ar-Ge altyapısında ürün tasarımı, ömür testleri, validasyon süreçleri ve kalıp geliştirme çalışmalarının tamamen öz kaynaklarla yürütüldüğünü aktaran Mert, müşterileriyle üç farklı iş modeli üzerinden iş birliği yaptıklarını belirtti. “Bildiğimiz işi, bildiğimiz tarzda ve en yüksek kalitede yapmayı seviyoruz” diyen Tuğkan Mert, bu modelleri teknik verileri paylaşılan üretimler, ortak geliştirme projeleri ve tamamen AKA tasarımıyla hayata geçirilen ürünler olarak özetledi. Finansal disiplin ve teknolojik yatırıma verdikleri öneme de değinen Mert, “Her yıl ciromuzun yüzde 5’ini yeni yatırımlara, yüzde 3,2’sini ise Ar-Ge departmanımıza ayırıyoruz” şeklinde konuştu.</p>
<h2><strong>“Yeni makine yatırımı yerine kapasite kullanımını önceliklendiriyoruz”</strong></h2>
<p>Üretim yapılanmasının üç ana stratejik merkezden oluştuğunu ifade eden Tuğkan Mert; tesislerin ikisinin Orhangazi’de, birinin ise Romanya’da konumlandığını belirtti. Orhangazi’deki Örnekköy tesisinde ileri seviye kaynak, montaj ve boya proseslerinin yürütüldüğünü, Yeniköy tesisinde ise pres ve sac şekillendirme operasyonlarının yoğunlaştığını kaydeden Mert, önceliklerinin yeni fiziki yatırımlardan ziyade mevcut kapasite kullanım oranlarını maksimize etmek olduğunu vurguladı. Mert, "Teknolojik dönüşüm vizyonumuz doğrultusunda kaynak robot sayımızı 150’den 250’ye çıkardık. Montaj hatlarımızdaki sürekli iyileştirme çalışmaları ve yeni işlerle üretim kapasite kullanımımızı yüzde 60 seviyelerinden yüzde 90 bandına taşımayı hedefliyoruz. Özellikle pres ve kalıp ünitelerindeki vardiya sayımızı artırarak seri üretimde çok daha çevik bir yapıya kavuşuyoruz. Mevcut iş gücümüzü ve kurulu kapasitemizi en verimli hale getirmek, bu yılki stratejik odak noktamız olacak" dedi. Sektörde 70 yıla yaklaşan köklü bir otomotiv kültürüne sahip olduklarının altını çizen Mert, AKA Otomotiv’in sadece üretim rakamlarıyla değil, kurumsal değerleriyle de ayrıştığını belirtti. Mert, 2021 yılından bu yana düzenli olarak yayınlanan sürdürülebilirlik raporları, 2024 yılında taçlandırılan KALDER - EFQM Bursa Büyük Ödülü ve Turquality programı kapsamında devam eden markalaşma çalışmalarıyla küresel standartları belirlediklerini ifade etti. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aka-otomotiv-torpidoda-3-fabrika-ile-global-dev-oldu-77459</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/5/9/1280x720/aka-otomotiv-torpidoda-3-fabrika-ile-global-dev-oldu-1776668772.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AKA Otomotiv Genel Müdürü Tuğkan Mert, torpido traversi gibi kritik bileşenlerde yılda bir milyon adetlik üretim kapasitesine ulaşarak sektörde rekor kırdıklarını, devreye aldıkları yeni nesil projeler sayesinde de yıllık 100 Milyon euroluk ciro hedefine ulaştıklarını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kitaplar-anilar-ve-tatlar-77445</guid>
            <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kitaplar, anılar ve tatlar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Okurun cebinden raflara uzanan sessiz daralma</strong></p>
<p>35 yılı KİTAP dergimizin yayın yönetmenliği ile geçen yarım asrı bulan meslek hayatımda yayıncılık dünyamızın pek çok krizine, kâğıt sıkıntısına ve dönüşümüne tanıklık ettim. Ancak Türkiye Yayıncılar Birliği'nin yayımladığı 2025 Yılı Kitap Pazarı Raporu, sektörümüzün içinden geçtiği maliyet sarmalını ve bunun kültürel üretimimize yansımalarını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Neredeyse tüm üretim girdileri ithal olan yayıncılığımız, döviz oranlarındaki artış ve katmanlı maliyetler altında ciddi bir hayatta kalma sınavı veriyor.</p>
<p>Dilerseniz rakamların anlattığı o çarpıcı hikâyeye daha yakından bakalım.</p>
<p>Sektörün finansal hacmine makro ölçekte baktığımızda, 2025 yıl sonu itibarıyla Türkiye kitap perakende pazarının 59 milyar 229 milyon TL (yaklaşık 1 milyar 487 milyon ABD doları) büyüklüğe ulaştığını görüyoruz. Üretim zorluklarına rağmen bizi bir nebze teselli eden veri ise ISBN cephesinden geliyor. 2025 yılında ISBN alan materyal sayısı 100.545 olarak gerçekleşti. Bu çeşitlilik artışı, Türkiye'yi dünyada yeni başlık yayımlama bakımından ilk sekiz ülke içinde tutmaya devam ediyor. Bir başka deyişle; raflardaki çeşitlilik hâlâ canlı. Ama o raflara uzanan elin tereddüdü artmış durumda.</p>
<p>Yayımcı Meslek Birlikleri Federasyonu (YAYFED) verilerine göre sektörümüz, 2025 yılında 407 milyon 777 bin 284 adet bandrollü basılı kitap üretti. Bu rakam, 2024 yılıyla kıyaslandığında 6 milyon 82 bin 979 adetlik (yüzde 1,5 oranında) bir düşüşe işaret ediyor. Bandrol alınmayan ve Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından dağıtılan kitapları da tabloya eklediğimizde, toplam üretim yaklaşık 707 milyon bandında seyrediyor. Ülkemizin yaklaşık 86 milyonluk nüfusuyla bu rakamı oranladığımızda, kişi başına ortalama 8,2 kitap düşüyor. Bu sayı ilk bakışta yüksek gibi görünebilir. Ancak mesele artık sadece <em>“üretilen kitap sayısı”</em> değil; o kitapların kimlerle, ne kadar buluşabildiği.</p>
<p>Bu yazımın devamı ve köşemdeki diğer yazılarımın ayrıntıları için lütfen <a href="https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi">https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi</a> adresine geçiniz...</p>
<p><strong>Hatırladıkça değişen bir yer: Loft Art’ta belleğin izinde</strong></p>
<p>Beşiktaş’ta, Nisbetiye On’un içinde yer alan Loft Art’ın yeni sergisi <em>“Hafızanın Coğrafyası”,</em> hafızayı klasik anlamda bir arşiv gibi düşünmeyi reddediyor. Onun yerine, sürekli yer değiştiren, zamanla genişleyen ve duygularla birlikte dönüşen bir alan olarak ele alıyor. Bu yaklaşım, izleyiciyi geçmişin sabitliğine değil, hatırlamanın değişken doğasına yönlendiriyor. Çünkü hatırlamak, yalnızca geçmişe dönmek değil; bugünün içinden yeniden kurmak demek. Aynı ânının yıllar sonra bambaşka bir anlam kazanması da tam burada başlıyor. Serginin en güçlü damarı, hafıza ile mekân arasındaki o görünmez ama derin bağ. Bir oda, bir sokak, bir şehir… Hepsi yalnızca fiziksel varlıklar olmaktan çıkıp yaşanmışlıkların izini taşıyan birer duygusal yüzeye dönüşüyor. Bu sergide yer alan işler, tam da bu dönüşümü görünür kılıyor. <strong>Aleyna Gökdemir</strong>’den <strong>Ağıt Uludağ</strong>’a, <strong>Bilalcan Kara</strong>’dan <strong>Elif Aydoğmuş</strong>’a, <strong>Nazan İlcan</strong>’dan <strong>Melek Baydar</strong>’a uzanan geniş bir sanatçı kadrosu; bireysel ve kolektif hafızanın katmanlarını farklı disiplinler üzerinden yeniden yorumluyor. <strong>Mehtap Dursun, Sinan Dağ, Seda Oturmak, Şükran Dokumacı, Taha Düzler, Sebahattin Yüce ve Zeynep Doğa Karabulut</strong>’un işleri de bu çok sesli anlatının önemli parçaları arasında. Her bir eser, izleyicinin kendi hafızasıyla temas ettiği ölçüde tamamlanıyor. Bu yüzden sergi, yalnızca izlenen değil, deneyimlenen bir yapı kuruyor.</p>
<p><strong>Zamanın camından İstanbul: Bir albümden şehre bakmak</strong></p>
<p>İstanbul’un hafızası çoğu zaman kelimelerle anlatılır; oysa bu kez söz fotoğraflarda. Liszt Enstitüsü Macar Kültür Merkezi, Macaristan Milli Arşivi’nde saklanan ve uzun yıllar bir aile mirası olarak korunan nadide bir albümü gün yüzüne çıkarıyor. <em>“Festetics Ailesi’nin İstanbul Albümü”</em> başlıklı sergi, şehrin yaklaşık 160 yıl öncesine ait manzaralarını bugünün gözleriyle buluşturuyor.</p>
<p>28 Nisan’da açılacak sergi, yalnızca eski fotoğrafların bir araya gelmesinden ibaret değil; bir bakışın, bir merakın ve bir dönemin İstanbul’u nasıl gördüğünün izini sürüyor.</p>
<p>Serginin kalbinde, Osmanlı İmparatorluğu’nun en önemli fotoğraf stüdyolarından biri olan Abdullah Biraderler’e ait bir albüm yer alıyor. <em>“Constantinople (İstanbul)” </em>başlığını taşıyan bu çalışma, yalnızca estetik değeriyle değil, aynı zamanda tarihsel tanıklığıyla da dikkat çekiyor.</p>
<p>Fotoğrafların çoğunun 1860’lı yıllara uzandığı düşünülüyor. Bu da onları, modernleşme sancılarıyla şekillenen bir imparatorluk başkentinin görsel hafızası hâline getiriyor. Galata’dan Boğaziçi’ne, saray çevresinden gündelik yaşama uzanan kareler, İstanbul’un henüz bugünkü kalabalığına kavuşmamış, daha dingin ama bir o kadar da çok katmanlı hâlini yansıtıyor.</p>
<p>Her karede, yalnızca bir manzara değil; bir zaman duygusu saklı.</p>
<p><strong>Mandaların izinde bir festival</strong></p>
<p>İstanbul’un kuzeyine doğru çıktığınızda şehir yavaş yavaş çözülür. Betonun yerini çamur, asfaltın yerini su alır. Ağaçlı köyüne vardığınızda ise artık başka bir zamana geçersiniz. 16 Mayıs’ta burada gerçekleşecek olan Manda Festivali, tam da bu eşikte kuruluyor.</p>
<p>Bugün İstanbul’un sınırları içinde hâlâ varlığını sürdüren mandacılık, aslında sadece bir üretim biçimi değil; suyla, toprakla ve hayvanla kurulan kadim bir ilişkinin adı. Ancak bu ilişki giderek daralıyor. Artan yapılaşma, değişen arazi kullanımları ve büyük ölçekli projeler, bu kırılgan dengeyi tehdit ediyor.  Manda Festivali, bu yüzden yalnızca bir kutlama değil; bir hatırlatma. Kentin hafızasında silinmeye yüz tutmuş bir yaşam biçimini görünür kılma çabası.</p>
<p><strong>Şehrin hızına karşı "anne yemekleri"</strong></p>
<p>Şehrin ritmi hızlandıkça sofraların hafızası silikleşiyor. Tarifler yerinde duruyor belki ama o tariflerin ruhu, o yavaşlık, o özen giderek kayboluyor. Tam da böyle bir zamanda, Altunizade’de kapılarını açan Lokanta Yoğurt, yalnızca yeni bir adres değil; bir hatırlama biçimi gibi duruyor.</p>
<p>İçeri adım attığınızda bunu hemen hissediyorsunuz. <strong>Zeynep Fadıllıoğlu</strong> imzasını taşıyan mekânda yüksek tavanlar, ferah bir açıklık, Topkapı Sarayı’nın o vakur estetiğine, Osmanlı çini sanatına gönderme yapan rafine detaylar… Ama asıl mesele dekor değil. Açık mutfaktan ve odun fırınından yükselen o tanıdık koku, sizi bir anda çocukluğunuzun mutfağına götürüyor. Gösterişsiz ama sahici bir atmosfer… Tam da eski İstanbul lokantalarının o kendine has dinginliği.</p>
<p>Lokanta Yoğurt danışman şefi <strong>Aydın Demir</strong> ile sohbet ederken anlıyoruz ki burası aceleyle açılmış bir yer değil. Yaklaşık bir yıla yayılan bir hazırlık süreci… Lokantanın inşaatı devam ederken mutfak ekibi boş durmamış; kardeş kuruluşların mutfağında aylar süren bir Ar-Ge mesaisi harcanmış. Tarifler defalarca pişirilmiş, lokantanın bünyesinde yer aldığı CCN holding yöneticilerinden inşaat mühendislerine kadar her gün onlarca kişiye tadım yaptırılarak o <em>"ideal lezzet" </em>ve standart aranmış.</p>
<p><strong>Dört elin sesi, iki kültürün lezzeti</strong></p>
<p>Boğaz’ın o uçsuz bucaksız maviliğine karşı konumlanan Izaka Terrace, geçtiğimiz günlerde gastronomi dünyası için oldukça kıymetli bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. <em>“Four Hands Dinner”</em> konseptiyle kurulan sofra, CVK Park Bosphorus’un içindeki Izaka Terrace’ın Executive Şefi <strong>Serhat Eliçora</strong> ile Londra’nın Michelin yıldızlı duraklarından Hide’ın Mutfak Direktörü <strong>Josh Angus’</strong>u aynı tezgâhın başında buluşturdu.</p>
<p><em>“Four Hands Dinner”</em> aslında mutfakta rekabetin değil, diyaloğun kurulduğu bir alan. İki şefin aynı mutfakta buluşması, birinin diğerini bastırması değil; birbirini dinlemesi, anlaması ve ortak bir dil kurması demek. O akşam Izaka Terrace’ta yaşadığımız da tam olarak buydu: İki farklı mutfak kültürünün, iki ayrı hafızanın ve iki ayrı tekniğin uyumlu karşılaşması.</p>
<p>İçeri girdiğinizde hissettiğiniz o dingin atmosfer, mutfaktaki hummalı ama disiplinli hazırlığın habercisi gibiydi. İki şefin kendi kültürel miraslarını modern tekniklerle harmanladığı menü, sadece bir akşam yemeği değil, Londra’dan İstanbul’a uzanan rafine bir lezzet köprüsüydü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kitaplar-anilar-ve-tatlar-77445</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kitaplar, anılar ve tatlar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/toyo-matbaa-murekkepleri-metpack-2026da-metal-ambalaj-cozumlerini-tanitacak-77407</guid>
            <pubDate>Sun, 19 Apr 2026 12:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Toyo Matbaa, METPACK 2026’da metal ambalaj çözümlerini tanıtacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/MANİSA</strong></p>
<p>Toyo Matbaa Mürekkepleri, metal ambalaj sektörünün en önemli uluslararası fuarlarından biri olan METPACK 2026’da metal ambalaj çözümlerini tanıtacak.</p>
<p>Firmanın, 5–8 Mayıs tarihleri arasında Almanya’nın Essen kentinde düzenlenecek olan fuarda metal ambalaj sektörüne yönelik geliştirdiği yüksek performanslı kaplama ve mürekkep çözümlerini uluslararası sektör profesyonelleriyle buluşturacağı bildirildi.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, METPACK kapsamında Toyo Matbaa Mürekkepleri; özellikle BPA-NI iç kaplama teknolojileri odağında geliştirdiği ürün portföyünü tanıtacak. Bu doğrultuda Gold Lak, Pigment Lak ve Clear Lak ürün gruplarının yanı sıra, konvansiyonel ve UV metal ambalaj mürekkepleri de fuar ziyaretçilerinin beğenisine sunulacak. Açıklamaya göre, metal ambalaj uygulamalarında gıda güvenliği, yüksek performans ve sürdürülebilirlik kriterlerine odaklanan Toyo Matbaa Mürekkepleri, Ar-Ge gücüyle geliştirdiği yenilikçi çözümlerle sektörün değişen ihtiyaçlarına yanıt vermeyi hedefliyor. Gıda, içecek ve endüstriyel uygulamalara yönelik mürekkep ve kaplama sistemlerinin yanı sıra laminasyon tutkalları üretimiyle de ürün portföyünü genişleten şirketin, 40’tan fazla ülkeye ihracat gerçekleştirdiği ve AB regülasyonlarına uygun ürünler üretttiği belirtildi. Firma, METPACK 2026’da uluslararası iş birliklerini geliştirmeyi, sektördeki yeni trendleri değerlendirmeyi ve küresel pazarlardaki konumunu güçlendirmeyi amaçlıyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/toyo-matbaa-murekkepleri-metpack-2026da-metal-ambalaj-cozumlerini-tanitacak-77407</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/7/1280x720/toyo-matbaa-murekkepleri-metpack-2026da-metal-ambalaj-cozumlerini-tanitacak-1776592120.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Toyo Matbaa Mürekkepleri, 5-8 Mayıs’ta Almanya’da düzenlenecek METPACK 2026’da, özellikle BPA-NI iç kaplama teknolojileri odağında geliştirdiği ürün portföyünü tanıtacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ai-festte-gelecegin-hikayesi-yaziliyor-77406</guid>
            <pubDate>Sun, 19 Apr 2026 12:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> AI Fest’te geleceğin hikayesi yazılıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR</strong></p>
<p>AI Fest, Yaşar Üniversitesi Yeni Medya ve İletişim Bölümü ve Urla Dam iş birliğinde düzenlenerek teknoloji, yaratıcılık ve bilginin geleceğini odağına alan katılımcıları bir araya getirdi. Farklı disiplinlerden gençlerin ve üreticilerin buluştuğu festivalde, bilgi üretimi, yapay zeka ve toplumsal fayda ekseninde fikir alışverişleri gerçekleştirildi.</p>
<p>Etkinliğin ev sahipliğini üstlenen Urla Dam Kurucusu Ercan Kesal, “Yaptığımız işlerin bugünün sonunda neye dönüşeceğini, nasıl ilham bırakacağını, bizlere hangi kapıları aralayacağını düşünmek bile bizleri heyecanlandırıyor. Böyle bir etkinliğe partner olduğumuz ve ev sahipliği yaptığımız için çok mutluyuz. Umarım bu yeni dünya sizin dünyanızı güzelleştirmenize vesile olur. Siz onun bir parçası onun da sizin bir parçası olacağınıza inancım tam. Urla Dam bu tür işlerde ev sahibi olmakla kalmayacak. Hep yanınızda olacak” dedi.</p>
<p> <img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/04/19/3-hf3z.png" alt="" width="690" height="385" /></p>
<h2>Ozan: Yeni bir geleceği burada hep birlikte kuracağız</h2>
<p>Bugün burada sadece bir festivalin açılışını yapmadıklarını kitle iletişimi, veriyi veriyle işleme, algoritmayla hikaye inşa ettiklerini dile getiren Yaşar Üniversitesi Yeni Medya İletişim Bölüm Başkanı Sayın Doçent Doktor Özlem Ozan, “Bu nedenle bugün burada aslında bir festivalin açılışından ziyade kamu, akademi, sektör temsilcileriyle beraber geleceğe dair ortak bir tahayyül kurmaya çalışıyoruz. Bu geleceğin nasıl olacağını birlikte inşa edeceğiz. Yapay zekanın yalnızca bir araç değil bir anlatı ortağına dönüştüğü bu çağda yeni hikaye biçimlerini keşfetmek, hibrit anlatım üretim süreçlerini deneyimlemek birlikte insan makine yaratıcılığını, sınırlarını birlikte tartışmak istiyoruz. Bu festivalden bir beklentimiz daha var. Yani iyi işleri görmekten öte yeni soruları ortaya çıkartmak, etik sınırları yeniden düşünmek, telifi, yaratıcılığı, özgünlüğü yeniden ele almak ve onun da ötesinde öğrencilerimizin kendi yaratıcı cesaretlerini keşfetmesi. Bugün burada en büyük beklentimiz bu aslında” diye konuştu.</p>
<p> <img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/04/19/2-eu1t.png" alt="" width="700" height="392" /></p>
<h2>Alankuş: Yapay zekayı nasıl ve ne için kullandığımız, geleceğimizi belirleyecek</h2>
<p>İlki düzenlenen AI Fest’in gelenekselleşmesini umarsak sözlerine başlayan Yaşar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Profesör Doktor Sevda Alankuş, “Hepimiz yapay zekayla birlikte, onun gündelik hayatımızın bu kadar parçası haline gelmesiyle birlikte, çok büyük bir dönüşümün eşiğindeyiz. Her gün onu yeni bir boyutuyla deneyimliyoruz. Bu yeni boyut bizi yeni yüzleşmelerle karşı karşıya bırakıyor. Ve diğer yandan tabii ki iletişim eğitimi, video üretimi ve yaratıcı endüstriler artık hiç olmadığı kadar birlikte davranmak, birlikte hareket etmek zorundalar. Bu teknolojiler bizi yeni sorunlarla yüzleştiriyor. Çünkü bu teknolojiyi kim için, nasıl bir hikaye anlatıcılığı için, sadece nitelik itibariyle değil, nasıl kullanacağımız mesele de çok önemli olarak karşımıza çıkıyor. Öyle zannediyorum ki bir iki gün önce gerçekleşen ve teknolojinin de tırnak içinde bir payı olduğu ya da onun kullanımıyla ilgili sorunlar olduğu bir deneyim hepimizin belleğinde. Bugün hem akademiden hem sektörden öğrencilerimiz bu büyük buluşma içerisinde bir parçasına da etik meseleleri oluşturduğu bu teknolojilerin nasıl daha iyi bir dünya için kullanılabileceğine dair meseleler etrafında da düşünerek ürettiği bir deneyim yaşayacağız. Umarım hepimiz için çok esinlendirici olur” diye konuştu.</p>
<p> </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/04/19/1-ngtp.png" alt="" width="690" height="385" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ai-festte-gelecegin-hikayesi-yaziliyor-77406</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/6/1280x720/ai-festte-gelecegin-hikayesi-yaziliyor-1776591924.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yaşar Üniversitesi, Yeni Medya ve İletişim Bölümü ve Urla Dam iş birliğiyle düzenlenen AI Fest, yapay zekâ, yaratıcılık ve etik tartışmalarını aynı zeminde buluşturdu. Akademi, sektör ve genç üreticileri bir araya getiren festivalde, teknolojinin sadece bir araç değil, geleceği şekillendiren bir anlatı ortağı olduğuna dikkat çekildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kiraz-ihracatcilari-200-milyon-dolar-ihracat-hedefliyor-77394</guid>
            <pubDate>Sun, 19 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kiraz ihracatçılarının yeni dönem ihracat hedefi 200 milyon dolar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Türkiye'de ilk kiraz hasadı Manisa’nın Şehzadeler ilçesi Sancaklıbozköy Mahallesi’nde yapıldı. Üretici Mahmut Bozkurt ve Yavuz Tun'un bahçesinden hasat edilen kirazlar, açık artırmayla 6 bin TL’ye alıcı buldu. Kiraz ihracatçıları yeni sezona girerken 200 milyon dolar ihracat hedefi koydu.</p>
<p>Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Hayrettin Uçak, geçen sezon yaşanan zirai don olayları sebebiyle kiraz üretiminde yüzde 90’lara varan kayıplar yaşandığını, geçen sene hem vatandaşların kiraza hasret kaldıklarını hem de ihracatta büyük düşüş yaşandığını bu sene kiraz hasretinin biteceğini söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e3e3761bdef-1776542582.jpeg" alt="" width="700" height="466" /></p>
<p>Türkiye’nin 2023 yılında 83 bin tonluk kiraz ihracatıyla tarihi bir başarıya imza attığını söyleyen Uçak, “Kiraz ihracatımız 2024 yılında 67 bin ton olarak gerçekleşmişti. 2025 yılında iklimsel değişiklikler sebebiyle büyük bir kayba uğramıştı. 2025 yılında kiraz ihracatımız miktar bazında 6 bin tonda kalırken, döviz getirisi 48 milyon dolar olmuştu. 2026 yılında çiçeklenme döneminin de olumlu geçmesiyle birlikte kiraz ihracatında 60 bin tonu aşarak 200 milyon dolar dövizi ülkemize kazandırmak istiyoruz. Kiraz sezonunda üreticimiz, ihracatçımız, lojistikçimiz, ambalajcımız kazanacak. Sektörün tüm taraflarına bereketli bir sezon diliyorum” diye konuştu.</p>
<p>İzmir, Manisa, Afyon, Denizli ve Aydın illerinde yıllık 240-250 bin ton kiraz üretildiğini söyleyen Uçak, “Türkiye’nin kiraz üretiminin yüzde 30’unu, Ege Bölgesi gerçekleştiriyor. Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği üyelerimiz Türkiye’nin kiraz ihracatının yüzde 25’ini temsil ediyor. 2024 yılında Ege Bölgesi’nden 55 milyon dolarlık kiraz ihracatına imza atmıştık. 2026 yılında hedefimiz 55 milyon doların üzerine çıkmak olacak” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kiraz-ihracatcilari-200-milyon-dolar-ihracat-hedefliyor-77394</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/4/1280x720/kiraz-ihracatcilari-200-milyon-dolar-ihracat-hedefliyor-1776542619.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kiraz ihracatçıları yeni sezona girerken 200 milyon dolar ihracat hedefi koydu. Geçen sezon yaşanan iklim krizi nedeniyle kiraza hasret kalındığını belirten Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Hayrettin Uçak, &quot;2026 yılında çiçeklenme döneminin de olumlu geçmesiyle birlikte kiraz ihracatında 60 bin tonu aşarak 200 milyon dolar dövizi ülkemize kazandırmak istiyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yoruklerin-urettigi-dogal-ve-kaliteli-urunler-degerini-bulmuyor-77398</guid>
            <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 23:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Yörüklerin ürettiği doğal ve kaliteli ürünler, değerini bulmuyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>YÖRSİAD Başkanı Mustafa Alper Oral, Dünya Yörükler Günü dolayısıyla açıklamalarda bulundu.</p>
<p>Alper Oral, Yörüklerin hem ekonomik hem de sosyal sorunlar yaşadığını belirtti.</p>
<p>Yörüklerin, Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan köklü geçmişleriyle, üretim kültürleriyle ve doğayla kurdukları dengeli yaşam anlayışıyla bu toprakların en önemli değerlerinden biri olduğuna dikkat çeken Oral, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Toroslar başta olmak üzere Antalya ve bölgemizde Yörükler; tarımın, hayvancılığın ve kırsal ekonominin temel taşıdır. Aynı zamanda doğa ve ormanların korunmasında yüzyıllardır sürdürülen bilinçli bir yaşam pratiğinin temsilcileridir. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözü, Yörüklerin bu topraklar için taşıdığı anlamı en güçlü şekilde ifade etmektedir: “Toroslar’da bir Yörük çadırında duman tütüyorsa, bu milleti hiçbir güç yıkamaz.”</p>
<p>Yörüklerin günümüzde çok yönlü ve derinleşen sorunlarla karşı karşıya kaldığına dikkat çeken Mustafa Alper Oral, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Yörüklerin önemli bir kısmı hâlen sosyal güvenlik sisteminin dışında, sigortasız bir yaşam sürmek zorunda kalmaktadır. Bu durum özellikle hastalık, yaşlılık ve iş kazaları gibi durumlarda ciddi mağduriyetlere yol açmaktadır. Gelirlerin düzensiz ve mevsimsel olması nedeniyle Bağ-Kur primleri sürdürülebilir şekilde ödenememekte, bu da sosyal güvenceye erişimi daha da zorlaştırmaktadır. Bu nedenle Yörüklerin yaşam gerçeklerine uygun, esnek ve devlet destekli bir sosyal güvenlik modelinin hayata geçirilmesi büyük önem taşımaktadır.</p>
<p>Göçer ve yarı göçer yaşam biçiminin, çocukların eğitim hayatında sürekliliğin sağlanmasını zorlaştırdığını ifade eden Oral, bunun da okullaşma oranlarını olumsuz etkilediğini söyledi. Taşımalı eğitim sistemlerinin güçlendirilmesi, yatılı bölge okullarının yaygınlaştırılması ve mobil eğitim modellerinin devreye alınması gerektiğini anlatan Oral, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p><strong>"Yörüklerin yaşam alanı mera ve yaylalar tehdit altında"</strong></p>
<p>‘’Yayla ve kırsal alanlarda enerjiye erişimde yaşanan zorluklar, Yörüklerin günlük yaşamını ve üretim faaliyetlerini doğrudan etkilemektedir. Elektrik altyapısının yetersiz olduğu bölgelerde, özellikle güneş enerjisi gibi taşınabilir ve sürdürülebilir çözümlerin desteklenmesi artık bir zorunluluk haline gelmiştir. Yörüklerin en temel yaşam alanı olan mera ve yaylalar, son yıllarda artan imar faaliyetleri, turizm yatırımları ve madencilik çalışmaları nedeniyle daralmakta; bu durum göçer yaşamı ve hayvancılığı ciddi şekilde tehdit etmektedir. Bu alanların korunması ve Yörüklerin kullanım önceliğinin hukuki güvence altına alınması gerekmektedir.’’</p>
<p><strong>"Yörükler küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinden çekiliyor"</strong></p>
<p>YÖRSİAD Başkanı Mustafa Alper Oral, hayvancılık faaliyetlerinin artan yem, bakım ve nakliye maliyetleri nedeniyle her geçen gün daha zor hale geldiğini belirterek, sözlerini şöyle noktaladı:</p>
<p>‘’Küçük üretici üretimden çekilme riski ile karşı karşıya kalmaktadır. Bu noktada üreticilere yönelik desteklerin artırılması, maliyetleri azaltıcı politikaların uygulanması önem arz etmektedir. Kırsal ve dağlık bölgelerde sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan zorluklar da önemli bir sorundur. Bu sorunun çözümü için mobil sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve düzenli saha hizmetlerinin oluşturulması gerekmektedir. Yörüklerin ürettiği doğal ve kaliteli ürünler, çoğu zaman gerçek değerini bulamamakta; aracı mekanizmalar nedeniyle üretici hak ettiği geliri elde edememektedir. Bu durumun aşılması için kooperatifleşme, doğrudan satış ve markalaşma süreçlerinin desteklenmesi gerekmektedir.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yoruklerin-urettigi-dogal-ve-kaliteli-urunler-degerini-bulmuyor-77398</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/8/1280x720/yoruklerin-urettigi-dogal-ve-kaliteli-urunler-degerini-bulmuyor-1776544500.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hayvancılık faaliyetlerinin, artan yem, bakım ve nakliye maliyetleri nedeniyle her geçen gün daha zor hale geldiğini belirten YÖRSİAD Başkanı Mustafa Alper Oral, &quot;Küçük üretici üretimden çekilme riski ile karşı karşıya kalmaktadır. Bu noktada üreticilere yönelik desteklerin artırılması, maliyetleri azaltıcı politikaların uygulanması önem arz etmektedir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/anadolunun-yoresel-soleni-yorex-basliyor-77397</guid>
            <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 23:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yöresel ekonominin en büyük buluşması &#039;Yörex&#039; başlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret Borsası (ATB) öncülüğünde, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin (TOBB) desteğiyle 17 yıl önce başlatılan Yöresel Ürünler Fuarı (YÖREX), 22 Nisan'da ziyaretçilere kapılarını açacak. 26 Nisan’a kadar 5 gün devam edecek YÖREX’te tam bir Anadolu şöleni yaşanacak.</p>
<p>ATB Başkanı Ali Çandır, YÖREX'in 2008 ekonomik krizi döneminde TOBB'un "Kriz varsa çare de var" kampanyası kapsamında ortaya çıktığını belirtirken, “Biz de 14 bin yıllık Anadolu birikimine güvenerek, medeniyetlerden süzülüp gelen, kıyıda köşede kalmış yöresel ürünleri ekonomiye kazandırmak için Yöresel Ürünler Fuarı’nı hayata geçirdik. 'Sizin oraların nesi meşhur' dedik. O soruyla, o merakla birlikte Türkiye'nin bu yöresel ürün zenginliğini hep birlikte keşfettik” diye konuştu. </p>
<p><strong>COĞRAFİ İŞARETLİ ÜRÜN SAYISI 109'DAN BİN 837'YE ÇIKTI</strong></p>
<p>YÖREX’in başladığı 2010 yılında Türkiye’de 109 coğrafi işaretli ürün bulunduğunu hatırlatan Çandır, bugün bu sayının bin 837'ye ulaştığını, 850 yöresel ürünün de tescil için beklediğini kaydetti. Coğrafi işaretli ürünlerin Anadolu'nun binlerce yıllık birikimini taşıyan büyük bir ekonomik değer olduğunu vurgulayan Çandır, bu değerin ekonomiye kazandırılması gerektiğini vurguladı.</p>
<p><strong>200 MİLYAR DOLARLIK COĞRAFİ İŞARET PASTASI</strong></p>
<p>Avrupa Birliği nezdinde tescil süreçlerinin sürdüğünü belirten Çandır, “Dünyadaki 200 milyar dolarlık coğrafi işaretli ürün piyasasından pay almak için Avrupa Birliği'nde tescillerimize başladık. Şu anda 46 ürünümüz Avrupa Birliği'nde tescil edildi, 40 ürünümüzün süreci devam ediyor. Yine 500 yıldır dünyanın her yerinde Türk kahvesi olarak içilen Türk kahvesi de Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği tarafından geleneksel ürün adı olarak tescillendi” diye konuştu.</p>
<p><strong>13 FUARDA 2,5 MİLYONU AŞKIN ZİYARETÇİ</strong></p>
<p>Yöresel Ürünler Projesi’nin başladığı 17 yıllık dönemde önemli bir birikim ortaya konulduğunu ifade eden Çandır, “O günden bugüne 13 fuar gerçekleştirdik. Bu 13 fuarımıza 5 bin katılımcı katıldı. 2,5 milyonun üzerinde insan fuarımızı ziyaret etti. 81 ilimizin Kuzey Kıbrıs'la birlikte ürünlerini bu platformda insanlarımızla buluşturdu” dedi. Bu yıl YÖREX’e 70 il ve 500 civarında katılımcının katılımının beklendiğini belirten Çandır, ziyaretçi sayısını 400 bin olarak hedeflediklerini söyledi.</p>
<p><strong>"ÇOCUKLAR YÖREX’İ GÖRSÜN"</strong></p>
<p>Anadolu’nun yöresel zenginliğini özellikle çocukların ve gençlerin görmesi gerektiğini vurgulayan Başkan çandır, “YÖREX'e gelen ziyaretçiler mutlaka çocuklarını da getirsin. Çünkü bu zenginlikle çocuklarımızı, gençlerimizi tanıştıramazsak bu ürünlere talebi artıramayız, bu ürünlerin üretimini tetikleyemeyiz. Dolayısıyla annelerimizden, babalarımızdan çocuklarıyla birlikte YÖREX'e gelmelerini bekliyorum” diye konuştu.</p>
<p><strong>ANADOLU ATEŞİ SAHNE ALACAK</strong></p>
<p>YÖREX’in 22 Nisan'da kapılarını açacağını vurgulayan Ali Çandır, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun da katılacağı açılışta Anadolu Ateşi’nin gösterisi sunacağını kaydetti. YÖREX’e girişin ücretsiz olduğunu vurgulayan Çandır, “Her gün sabah 10.00'dan akşam 20.30'a kadar fuarımız açık olacak” dedi.</p>
<p><strong>"İKİLİ GÖRÜŞMELER TİCARETE İVME KAZANDIRACAK"</strong></p>
<p>Geçen yıllarda olduğu gibi bu yıl da YÖREX’te TOBB’un organizasyonuyla B2B görüşmeleri olacağını belirten Çandır, “İkili görüşmelerde büyük market zincirleri ve e-ticaret siteleriyle yerel üreticiler bir araya gelecek, iş bağlantıları sağlanacak. Küresel ölçekteki büyük alıcılarla yerel üretici YÖREX’te yan yana gelecek. Geçen yıllarda olduğu gibi bu yıl da YÖREX'te çok sayıda iş bağlantısı sağlanmasını bekliyoruz” diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/anadolunun-yoresel-soleni-yorex-basliyor-77397</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/7/1280x720/anadolunun-yoresel-soleni-yorex-basliyor-1776544340.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yöresel Ürünler Fuarı, 22 Nisan&#039;da ziyaretçilere kapılarını açacak. Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, “Dünyadaki 200 milyar dolarlık coğrafi işaretli ürün piyasasından pay almak için Avrupa Birliği&#039;nde tescillerimize başladık. Şu anda 46 ürünümüz Avrupa Birliği&#039;nde tescil edildi, 40 ürünümüzün süreci devam ediyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalyada-hafif-rayli-sistem-atagi-basliyor-77396</guid>
            <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 23:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antalya’da hafif raylı sistem atağı başlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Antalya Şubesi tarafından düzenlenen ‘’Meslektaş Buluşmaları’’ üye toplantısına Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Özdemir konuk oldu.</p>
<p>Antalya’nın çok hızlı büyüdüğünü ve bu büyümenin daha da devam ettiğini  belirten Büyükşehir Başkan Vekili Özdemir, Antalya kent ulaşımını kolaylaştıracak çalışmalara başladıklarını söyledi.</p>
<p>Antalya’da sadece 07 plakalı araç sayısının 1 milyon 702 bine ulaştığına dikkat çeken Özdemir, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Kişi başına neredeyse bir kişiye bir araç düşecek noktaya doğru gidiyoruz. Bunu çözmenin en etkili yollarından biri çevre yollarının acilen bitirilmesi, mevcut çevre yollarının kullanışlı hale getirilmesidir. Bugüne kadar aldığımız 106 otobüse ilave olarak kendi öz kaynaklarımızla 19 adet modern donanıma sahip otobüsü filomuza kattık. 2040 Sürdürülebilir Kentsel Ulaşım Ana Planını hazırlıyoruz. Plan kapsamında önceliği olan yol ve kavşak düzenleme noktalarımızı belirledik.’’</p>
<p><strong>Hafif raylı sistem projeleri</strong></p>
<p>Antalya’da 15 Kilometrelik Konyaaltı – Varsak 4. Etap Raylı Sistem Projesi’nde finansman çalışmalarına başladıklarını belirten Özdemir, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Etaplar halinde gerçekleştirecek bu proje ile Konyaaltı’nda beş, Kepez bir tane olmak üzere altı tane katlı kavşak yapılacak. Konyaaltı – Varsak 4. Etap Raylı Sistem Projesi’nin ihalesini 2024’te tamamladık. 2025 yılı Cumhurbaşkanlığı Yatırım Programına alınmadı, 2026 yılında yatırım programına alındı, finansman çalışmalarına başladık. Hafif raylı sistem projelerinde kullanılmak üzere 271 milyon Euro’luk kısım yatırım programına alındı. Bu projede etaplar halinde çalışacağız. Kendi öz kaynaklarımız ve finansman ile yürüteceğimiz bir proje olacak. Öte yandan 22 kilometrelik Varsak-Lara-Kundu Hattı 5. Etap Hafif Raylı Sistem Projesi için Ulaştırma Bakanlığı’ndan ön onay alındı, çalışmalarımızı sürdürüyoruz.”</p>
<p><strong>Deprem master planı</strong></p>
<p>Özellikle afetlere dirençli kentler oluşturmak herkesin önceliği olması gerektiğini vurgulayan Başkan Vekili Büşra Özdemir, ‘’2022 yılında başladığımız “Antalya Deprem Master Planı” kapsamında 19 ilçe belediyesiyle koordinasyon içinde çalıştık. 2023 yılı itibariyle kamu kurum ve kuruşlarıyla işbirliği içerisinde yapı envanteri verilerini topladık.  Bunun sonucunda ise Antalya Deprem Master Planı hizmet alımı ihalesini gerçekleştirdik. Buradan elde edilen verilerle Deprem Vakfı ile protokol imzaladık. Bu protokol ile deprem vakfının uzman akademik kadrosunun çalışmalarıyla bu yılsonuna kadar Deprem Master Planını tamamlamayı hedefliyoruz” dedi.</p>
<p>İMO Antalya Şube Başkanı Soner Akdoğan da, Antalya’daki riskli yapı stokunun önemine dikkat çekerek, kentin depreme karşı daha dirençli hale gelmesi için kararlılıkla çalışmaya devam edeceklerini söyledi. Akdoğan, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Büyük şehirde yaşamanın bir bedeli var. Kentte yaşayan herkes bir sorumluluk almalı. İMO olarak kentin sorunlarını biliyoruz ve çözmek için sorumluluk alıyoruz. Bugün Türkiye’de 300’e yakın inşaat mühendisi tutuklu bulunuyor. 10 binin üzerinde dosya ise dava sürecinde bulunuyor. Belki de ölen meslektaşlarımızın mirasçıları tazminat ödeyecek duruma gelecek. Antalya’daki eski yapılar ya kentsel dönüşüme geçmeli ya da güçlendirilerek depreme dayanıklı hale getirilmeli.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalyada-hafif-rayli-sistem-atagi-basliyor-77396</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/9/6/1280x720/antalyada-hafif-rayli-sistem-atagi-basliyor-1776544214.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İç ve dış göçlerle nüfusu artan, yerli ve yabancı 25 milyon turist ağırlayan Antalya’da trafik sorununa çözüm bulmak amacıyla yapılması planlanan Hafif Raylı Sistem projeleri yatırımı için kullanılacak bütçenin 271 milyon euroluk kısmı 2026 yılı Kamu Yatırım Programına alındı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
