<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/paslanmaz-celik-devinde-ortaklik-krizi-adliyede-82652</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 08:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Paslanmaz çelik devinde ‘ortaklık’ krizi adliyede</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Paslanmaz çelikte Türkiye’deki tek haddeleme yapan üretici konumundaki Posco Assan TST’de, Türk ve Güney Koreli ortaklar mahkemelik oldu. Şirketin yüzde 30 ortağı olan Kibar Holding’in, dünya çelik devlerinden biri olan büyük ortak POSCO’ya hem “ortaklığın giderilmesi” hem de “kârın Güney Kore’de bırakıldığı” gerekçesiyle nisan ve mayıs aylarında iki ayrı hukuki süreç başlattığı öğrenildi. Konuyla ilgili ulaştığımız Kibar Holding kaynakları ise, şirkette yönetimsel süreçlerin daha şeffaf bir yapıya kavuşturulması adına adli adımların atıldığını doğrularken, konunun detaylarına ilişkin bilgi paylaşılmadı. Kocaeli Asliye Ticaret Mahkemesi’nde açılan davada, Posco Assan TST’deki Koreli yöneticilere yönelik yurt dışı çıkış yasağı getirilmesinin de talep edildiği gelen bilgiler arasında.</p>
<p>İki dev ortağı adliye koridorlarında ‘transfer fiyatlandırması çelişkisinin’ karşı karşıya getirdiği belirtiliyor. Posco Assan TST, üretimi için gerekli olan sıcak haddelenmiş paslanmaz çeliği büyük oranda Güney Kore'deki ana ortağı POSCO'dan ithal ediyor. Sektör kulislerinde hammaddenin Türkiye'deki şirkete yüksek fiyattan satılarak ya da nihai ürünlerin yurt dışı bacağına düşük marjla aktarılarak, kârın Türkiye’deki şirkette değil, Güney Kore'deki ana merkezde kalmasının sağlandığı iddia ediliyor.</p>
<h2>2013’te üretime başlamıştı</h2>
<p>Güney Koreli çelik devi POSCO’nun yüzde 70, Kibar Holding’in ise yüzde 30 ortaklığıyla 2011 yılında kurulan Posco Assan TST, 2013 yılında Kocaeli’nde üretime başladı. Türkiye’nin tek paslanmaz çelik haddeleme tesisi olan şirket ile paslanmaz çelik kullanan mamul üreticileri son yıllarda sert bir vergi kavgasına girişmişti. Posco Assan TST'nin yerli üretimi koruma gerekçesiyle Ticaret Bakanlığı’na yaptığı başvurular neticesinde, ithal paslanmaz çeliğe uygulanan gümrük vergisi önce yüzde 8’den yüzde 12’ye çıkarılmış, ardından Aralık 2025’te tamamlanan antidamping soruşturmasıyla toplam vergi yükü yüzde 16 seviyesine kadar ulaşmıştı.</p>
<h2>10 yılda 200 milyon dolarlık zarar iddiası </h2>
<p>Beyaz eşyadan otomotive, mutfak sanayisinden savunmaya kadar binlerce yerli imalatçı ‘maliyetleri artırdığı ve enflasyonu tetiklediği’ gerekçesiyle ek vergilere sert tepki göstermişti. Diğer tarafta ise Kibar Holding CEO’su Haluk Kayabaşı, sürece ilişkin 2024 yılında çarpıcı bir açıklama yaparak tesisin kuruluşundan bu yana zarar ettiğini dile getirmiş, "Geçmişte olduğu gibi, bu işin ithalatından para kazanan firmalar var. Bu arkadaşlar tamamen ithalat yapılması için şartları zorluyorlar. 10 yıldaki zararımız 200 milyon dolara yaklaştı. Burası POSCO’nun dünyada para kazandırmayan tek yatırımı. Eğer zarar etmeye devam edersek Koreli ortakla oturup konuşacağız; muhtemelen tesise bir değerleme yapıp satışa çıkaracağız. Çok yorulduk, hem para hem enerji kaybettik" ifadelerini kullanmıştı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Devler liginde 166’ncı sırada</span></h2>
<p>İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) geçtiğimiz ay açıkladığı "Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025" raporu, Posco Assan TST’nin Türkiye ekonomisindeki ağırlığını da ortaya koyuyor. Şirket, devler liginde 2024’e göre 1 basamak gerileyerek 166’ncı sırada yer alırken, şirketin üretimden satışları 15,9 milyar TL, net satışları ise 16 milyar TL olarak açıklandı. Şirket, İSO 500 raporunda sadece bu iki verisini açıklamayı uygun bulurken, ‘Dönem Kârı/Zararı’ da dahil olmak üzere diğer bilgileri gizli tutmayı tercih etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/paslanmaz-celik-devinde-ortaklik-krizi-adliyede-82652</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/2/1280x720/posco-assan-tst-1783403489.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Paslanmaz çelik haddelemede Türkiye’deki tek üretici olan Posco Assan TST’nin Türk ve Güney Koreli ortakları arasında ipler gerildi. Posco Assan TST’nin Türk hissedarı Kibar Holding’in, Koreli çelik devi ortağı POSCO’ya, “kârın Güney Kore’de bırakıldığı” iddiasıyla dava açtığı, “ortaklığın giderilmesi” için de hukuki süreç başlattığı öğrenildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/firmalarin-tesvik-kapsami-disinda-tutulmasi-yatirim-ortamini-tehlikeye-atiyor-82651</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 08:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Firmaların teşvik kapsamı dışında tutulması yatırım ortamını tehlikeye atıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Yatırım teşviklerinden yararlanan firmalar, tüm yükümlülüklerini yerine getirmelerine rağmen SGK borcu gerekçesiyle teşvik kapsamı dışına çıkarılma riskiyle karşı karşıya kalıyor. Gümrük Müşaviri İlhan Bulut, SGK borcu bulunan firmaların teşviklerden tamamen dışlanmasının, yatırım ortamını olumsuz etkilediğini söyledi.</p>
<p>Küresel ekonomik koşulların yatırım kararlarını zorlaştırdığı, finansman maliyetlerinin yükseldiği bir dönemde, Türkiye’de uygulanan yatırım teşvik sistemi iş dünyasının gündeminde yer almaya devam ediyor. Teşvik belgesi kapsamında tüm yükümlülüklerini eksiksiz yerine getiren firmalar, Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) borcu olması gerekçesiyle teşvik kapsamı dışına çıkarılırken daha önce yararlandıkları teşvikleri faizi ile geri ödemek zorunda kalıyor.</p>
<h2>Temel amaca aykırı durum </h2>
<p>Bu uygulamanın yatırımcı üzerinde ciddi bir belirsizlik ve finansal baskı yarattığını belirten Bulut Gümrük Müşavirliği AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Gümrük Müşaviri İlhan Bulut, mevcut sistemin teşviklerin temel amacına aykırı sonuçlar doğurduğunu söyledi. Bulut; KDV istisnası Gümrük vergisi muafiyeti, Vergi indirimi, Faiz veya kâr payı desteği, Yatırım yeri tahsisi, Sigorta primi işveren hissesi desteği, Sigorta primi desteğinden yararlanan firmanın, tüm koşulları yerine getirmiş olsa dahi SGK borcu nedeniyle ciddi yaptırımlarla karşı karşıya kaldığını belirtti. Bulut; “Ülkenin ekonomik koşulları belli, yatırım teşvik belgesi kapsamında faaliyetlerini sürdüren firmalar yatırım teşvik belgelerini kapatma esnasında SGK’dan borcu yoktur yazısı alamadıklarından teşvik kapsam dışına çıkarılıyorlar. İstihdam, yatırım tutarı ve süre gibi yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmesine rağmen, geçmişe dönük ya da yapılandırma aşamasındaki SGK borçları gerekçe gösterilerek teşvik kapsamı dışına çıkarılıyor” diye konuştu.</p>
<h2>“Şartlar yerine getiriliyor, ancak teşvik geri alınıyor” </h2>
<p>Yatırım teşvik sisteminin temel amacının üretimi ve istihdamı artırmak olduğunu vurgulayan Bulut, ancak mevcut uygulamanın yatırımcıyı mağdur ettiğini dile getirerek, “Firmalar yatırım teşvik belgesi kapsamında kendilerine yüklenen tüm şartları yerine getiriyor. Ancak SGK borcu bulunduğu gerekçesiyle teşvikleri iptal ediliyor ve daha önce sağlanan desteklerin geri ödenmesi isteniyor. Bu durum firmalara hem hukuki hem de ekonomik açıdan ciddi sorunlar doğuruyor” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Geri ödeme talebi yatırımcıyı zorluyor</span></h2>
<p> Teşvik kapsamından çıkarılan firmalardan daha önce yararlandığı vergi indirimi teşviklerinin faiziyle birlikte geri istendiğini belirten Bulut, bu durumun yatırımcılar üzerinde ağır bir finansal yük oluşturduğunu söyledi. SGK borcu bulunan firmaların teşviklerden tamamen dışlanmasının, yatırım ortamını olumsuz etkilediğini belirten Bulut, mevzuatta daha net ve öngörülebilir düzenlemelere ihtiyaç olduğunu ifade ederek, “Yatırımcı, teşvik belgesini alırken hangi koşullarda teşvikten yararlanacağını ve hangi durumlarda kaybedeceğini açıkça bilmek ister. Mevcut uygulama, belirsizlik yaratarak yatırım iştahını zayıflatıyor” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/firmalarin-tesvik-kapsami-disinda-tutulmasi-yatirim-ortamini-tehlikeye-atiyor-82651</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/0/5/1280x720/lira-para-tl-1768566185.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Geçmişe dönük ya da yapılandırma aşamasındaki SGK borcu gerekçesiyle firmaların teşvik kapsamı dışında tutulmasının yatırım ortamını tehlikeye attığı belirtiliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/avrupada-tekstil-kuculdukce-turkiye-kritik-ortak-oluyor-82650</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 08:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa&#039;da tekstil küçüldükçe Türkiye &#039;kritik ortak&#039; oluyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Avrupa Tekstil ve Hazır Giyim Konfederasyonu’nun (EURATEX) yayımladığı “Facts &amp; Key Figures 2026” raporu, Avrupa tekstil ve hazır giyim sanayisinin zorlu bir dönemden geçtiğini ortaya koydu. Rapora göre Avrupa Birliği’nde sektörün cirosu 2024 yılında yüzde 5,2 düşüşle 170 milyar Euro’ya gerilerken, üretim yüzde 6,7 düştü. Sektördeki istihdam kaybı da yüzde 5,8’e ulaşarak yaklaşık 1,3 milyon kişiye indi. Raporda, yüksek enerji maliyetleri, zayıf tüketici talebi, jeopolitik belirsizlikler, yoğun ithalat baskısı ve artan düzenleyici yüklerin sektör üzerinde ciddi baskı oluşturduğu belirtilirken, Avrupa tekstil ve hazır giyim sanayisinin rekabet gücünü koruyabilmesi için özel bir sanayi stratejisine ihtiyaç duyulduğu vurgulandı. Sektörün dönüşümü için dijitalleşme, döngüsel ekonomi, sürdürülebilirlik ve üretimin Avrupa’ya yakın bölgelerde konumlandırılması gerektiğine dikkat çekildi.</p>
<h2>143 bini aşkın şirket var </h2>
<p>Rapora göre Avrupa tekstil ve hazır giyim sektörü yaklaşık 143 bin şirketten oluşuyor. Son yıllarda yaşanan daralma, özellikle enerji yoğun üretim yapan işletmeler üzerinde baskıyı artırırken, tüketimdeki zayıflama ve düşük maliyetli ithalat da sektörün rekabet gücünü olumsuz etkiliyor. EURATEX, mevcut eğilimin devam etmesi halinde Avrupa’nın küresel pazardaki payını daha fazla kaybedebileceği uyarısında bulunuyor.</p>
<h2>"Kritik sanayi ortağı” tanımı </h2>
<p>Raporun Türkiye ile ilgili bölümü ise dikkat çekici değerlendirmeler içerdi. EURATEX, Türkiye’yi Avrupa tekstil ve hazır giyim sanayisi için “kritik sanayi ortağı” olarak tanımlarken, Türkiye’nin 2025 itibarıyla Avrupa Birliği’nin dördüncü büyük ticaret ortağı olduğuna işaret etti. Rapora göre Türkiye’de sektör 59 bin 100 şirket, 959 bin 400 çalışan ve 72,2 milyar Euro’luk ciro büyüklüğüne ulaşıyor. Bu rakamlar Türkiye’yi AB dışındaki en büyük tekstil ve hazır giyim üretim merkezi haline getiriyor. Türkiye’nin Avrupa’ya coğrafi yakınlığı, hızlı teslimat kabiliyeti, dikey entegre üretim yapısı ve güçlü sanayi altyapısı nedeniyle stratejik öneminin arttığı belirtilen raporda, yakın tedarik modelinin önümüzdeki dönemde daha fazla öne çıkacağı vurgulandı. Özellikle jeopolitik gerilimlerin arttığı bir dönemde Avrupa’nın tedarik zincirlerini çeşitlendirme çabaları, Türkiye’nin önemini daha da artırıyor.</p>
<h2>İthalatta Çin liderliğini koruyor </h2>
<p>Rapora göre Avrupa Birliği’nin tekstil ve hazır giyim ithalatında Çin liderliğini sürdürüyor. Küresel ticarette yaşanan dönüşüm ve tedarik zincirlerini çeşitlendirme çabalarına rağmen Çin, Avrupa’nın en büyük tedarikçisi olmaya devam ediyor. Türkiye ise üçüncü sıradaki yerini koruyor. Raporda Avrupa’nın tek bir ülkeye bağımlılığı azaltmak amacıyla tedarik ağlarını çeşitlendirme eğiliminde olduğu ve yakın coğrafyadaki üretim merkezlerinin öneminin arttığı ifade ediliyor. EURATEX verilerine göre AB’nin tekstil ve hazır giyim ithalatında Çin yaklaşık yüzde 28’lik payla ilk sırada yer alıyor. Çin’i Bangladeş ve Türkiye izliyor. Son yıllarda Fas, Tunus ve Mısır gibi yakın coğrafyadaki ülkelerin paylarını artırmaya başlaması ise Avrupa’nın tedarik stratejisinde çeşitlenmeye gittiğine işaret ediyor. Buna karşın Çin’in ölçek ekonomisi, güçlü üretim altyapısı ve fiyat avantajı nedeniyle lider konumunu koruduğu belirtiliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Rakamlarla AB tekstil ve hazır giyim sektörü</span></h2>
<p>▶ Ciro: 170 milyar Euro (-%5,2)<br />▶ Üretim: 204 milyar Euro (-%6,7)<br />▶ İstihdam: 1,3 milyon kişi (-%5,8)<br />▶ Şirket sayısı: Yaklaşık 143 bin<br />▶ En büyük sorunlar: Enerji maliyetleri, zayıf talep, ithalat baskısı ve jeopolitik belirsizlikler. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/avrupada-tekstil-kuculdukce-turkiye-kritik-ortak-oluyor-82650</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/3/1280x720/tekstil-giyim-konfeksiyon-1767592630.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa tekstil ve hazır giyim sektörü; üretim, ciro ve istihdamda küçülmeye devam ediyor. EURATEX 2026 raporuna göre sektörün cirosu yüzde 5,2, üretimi yüzde 6,7, istihdamı ise yüzde 5,8 geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kuresel-petrokimya-talebinde-alarm-82648</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 08:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel petrokimya talebinde alarm</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a4c8e51700e0-1783402065.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Petrokimya sektörü için en önemli tüketim alanlarından biri olan inşaat sektörü, dünyanın birçok bölgesinde ivme kaybediyor. Yüksek finansman maliyetleri, artan inşaat giderleri ve tüketicilerin temkinli davranması yeni projelerin ertelenmesine neden olurken, bu durum PVC boru, pencere profili, kablo ve diğer plastik yapı malzemelerine yönelik talebi de sınırlandırıyor.</p>
<p>ABD'de konut inşaatçılarının güvenini ölçen NAHB/Wells Fargo Endeksi haziran ayında 35 puana gerileyerek sektörün halen daralma bölgesinde bulunduğunu ortaya koydu. Endeksin uzun süredir 50 puanın altında seyretmesi, yeni konut yatırımlarının beklenen hızda artmadığını gösteriyor.</p>
<h2>PVC fiyatları yeniden baskı altında </h2>
<p>Talepteki zayıflama, küresel PVC piyasasında fiyatların yeniden gerilemesine yol açtı. Yıl içinde Ortadoğu'daki jeopolitik gelişmeler nedeniyle yaşanan kısa süreli yükseliş tamamen silinirken, piyasada yeniden arz fazlası konuşulmaya başlandı.</p>
<p>Özellikle Çin'de üreticilerin satışlarını artırmaya çalışması fiyat rekabetini güçlendirirken, Hindistan pazarında daha düşük maliyetli karbür bazlı PVC üretiminin yaygınlaşması etilen bazlı üreticilerin fiyat indirmesine neden oldu.</p>
<p>S&amp;P Global Energy CERA verileri, Amerika kıtasında üretici marjlarının bir miktar toparlanabileceğini gösterse de küresel ölçekte kârlılığın geçen yılın seviyelerinde kalmasının beklendiğini ortaya koyuyor.</p>
<h2>Çin ve Avrupa umut verse de tablo kırılgan </h2>
<p>Çin'de büyük şehirlerde konut satışları ve fiyatlarında ilk toparlanma sinyalleri görülmeye başlasa da uzmanlar bunun ülke geneline yayılmasının zaman alacağını belirtiyor. Altyapı yatırımlarının yılın ikinci yarısında yeniden hızlanması beklenirken, bunun gerçekleşmesi büyük ölçüde hükümetin yeni teşvik adımlarına bağlı olacak. Avrupa tarafında ise inşaat üretiminde sınırlı iyileşme dikkat çekiyor. Yapı ruhsatlarındaki artış geleceğe yönelik olumlu sinyal verse de mevcut faaliyetler henüz istenilen seviyeye ulaşmış değil. Sektör temsilcileri özellikle Almanya'nın uzun vadeli altyapı yatırım programının ilerleyen yıllarda PVC tüketimini destekleyebileceğini düşünüyor. Ancak arz fazlasının sürmesi nedeniyle Avrupa piyasasında fiyat baskısının kısa vadede devam etmesi bekleniyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">El Nino petrokimya piyasasının yeni riski</span></h2>
<p>Petrokimya sektörü yalnızca ekonomik koşulları değil, iklim kaynaklı riskleri de yakından izliyor. Uzmanlara göre El Nino'nun etkileri özellikle Hindistan'da inşaat ve tarım faaliyetlerini aynı anda etkileyebilir. Normalden düşük yağışlar bir yandan şantiyelerde hava kaynaklı gecikmeleri azaltabilirken, diğer yandan tarımsal üretimi ve hane halkı gelirlerini baskılayarak konut yatırımlarını zayıflatabilir. Bu durum boya, PVC ve diğer yapı kimyasallarına olan talebi sınırlandırabilir. S&amp;P Global Energy analistleri ayrıca El Nino'nun kostik soda ve klor-alkali zincirinde dengesizlik yaratabileceğine dikkat çekiyor. Kuraklık nedeniyle bazı sanayi kollarında kostik soda talebi azalırken, yeniden inşa sürecinde PVC tüketiminin hızlanması arz-talep dengesini bozabilecek yeni bir oynaklık döneminin habercisi olarak görülüyor. Bu nedenle sektör, 2026'nın ikinci yarısında yalnızca ekonomik göstergeleri değil, hava koşullarını da yakından takip ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kuresel-petrokimya-talebinde-alarm-82648</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/1/1280x720/asya-kuresel-petrokimya-rekabetinde-vites-yukseltiyor-1757610872.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2026&#039;nın ikinci yarısında ABD&#039;den Çin&#039;e, Avrupa&#039;dan Hindistan&#039;a kadar inşaat sektöründe görülen yavaşlama yapı kimyasallarına yönelik tüketimi baskılıyor. Uzmanlara göre yüksek faizler, zayıf konut piyasası, arz fazlası ve El Nino kaynaklı hava riskleri sektörün sınavı olacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kapanan-esnaf-sayisi-5-ayda-53-bini-asti-82646</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 08:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kapanan esnaf sayısı 5 ayda 53 bini aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Enflasyonun talep kaynaklı yükseldiği gerekçesiyle uygulaması devam eden dezenflasyon programının bireysel bütçeler yanı sıra ticari hayata etkileri de devam ediyor. Ocak-mayıs döneminde kapanan iş yeri sayısı yüzde 8.13 artarak 53 bin 88’e yükseldi. Aynı dönemde açılan şirket sayısı ise yüzde 9.66 azalarak 121 bin 261’e geriledi.</p>
<p>Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu’nun (TESK) Ticaret Sicil istatistiklerinden yapılan derlemeye göre bu yılın ocak-mayıs döneminde açılan iş yeri sayısında geçen yıla göre azalış yaşanırken, kapanan iş yeri sayısında ise benzer oranda artış yaşandı. Yılın ilk 5 ayıda açılan esnaf iş yeri sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 9.66 oranında azalarak 134 bin 234’ten, 121 bin 261’e geriledi. Aynı dönemde kapanan esnaf iş yeri sayısı yüzde 8.15’lik artışla 49 bin 905’ten, 53 bin 98’e yükseldi.</p>
<h2>Mayısta düşüş zirveye ulaştı </h2>
<p>Mayıs ayındaki performans ise açılan işyerleri yönünden kötü iken kapanan işyerleri yönüyle geçen yıla göre daha iyi bir seyir izledi. Bu ayda açılan esnaf iş yeri sayısı yüzde 29.24 gibi yüksek oranlı bir azalışla 27 bin 438’den 19 bin 414’e geriledi. Mayıs’ta kapanan esnaf iş yeri sayısı ise yüzde 20.6 azalarak 9 bin 130’den 7 bin 244’e indi.</p>
<h2>İş yeri sayısı 2.5 milyonu aştı </h2>
<p>TESK verilerine göre Mayıs ayı sonu itibarıyla Türkiye’deki esnaf sayısı 2 milyon 286 bin, bunlara ait iş yeri sayısı ise 2 milyon 566 bin oldu. Nüfusun 86 milyon 92 bin olarak açıklandığı veriye göre Türkiye’nin yüzde 2.66’sı kayıtlarda esnaf olarak geçiyor. Nüfusa göre en yüksek esnaf oranı yüzde 4.51 ile Artvin olurken, en az esnaf oranı ise yüzde 1.11 ile Şırnak ve yüzde 1.19 ile Batman oldu. Türkiye’de en çok esnaf iş yeri 301 bin 587 ile İstanbul’da bulunuyor. Bunu 155 bin 626 ile İzmir, 138 bin 276 ile Antalya ve 136 bin 957 ile Ankara takip etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kapanan-esnaf-sayisi-5-ayda-53-bini-asti-82646</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/5/1280x720/dort-ilde-esnaf-alarm-veriyor-1741186793.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TESK verilerine göre, yılın ocak-mayıs döneminde kapanan iş yeri sayısı yüzde 8.13 artışla 53 bin 88’e yükselirken, açılan şirket sayısı ise yüzde 9.66 azalarak 121 bin 261’e geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yumurta-fiyati-bir-ayda-1-lira-geriledi-82645</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yumurta fiyatı bir ayda 1 lira geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Yumurta fiyatlarında mayıs ayında meydana gelen kısa süreli artışın ardından rüzgar tersine döndü, mayıs ayında artış trendinde olan fiyatlar haziran sonu itibariyle düşüş eğilimine girdi. Türkiye’nin önemli üretim merkezlerinden Afyonkarahisar ve Kayseri’de tüm yumurta gruplarında düşüş yaşandı. Üretim merkezlerinde adet başına fiyat son bir ayda ortalama 1 liranın üzerinde geriledi. Mayıs ayında önceki yılların aksine yükselişle dikkat çeken yumurta fiyatları, “Mayıs çukuru” endişelerini kısmen bertaraf etmişti. Ancak Haziran ayı başından itibaren başlayan geri çekilme, fiyatları yeniden nisan ayının altına çekti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4c8acac500e-1783401162.png" alt="" width="644" height="221" /></p>
<h2>Fiyatlar tüm ürün gruplarında geriledi </h2>
<p>Haziran ayı boyunca tüm kategorilerde gerileme dikkat çekti. Özellikle ayın ikinci yarısından itibaren fiyatlardaki düşüşün hızlandığı görülüyor. Mayıs ayında her hafta artış göstererek Afyon’da tanesi 3.3 liradan 4.1 liraya kadar yükselen beyaz duble yumurta, haziran başı itibarıyla 3,5, geçen hafta 3,2 dün de 3 liraya geriledi. Kayseri’de de benzer bir tablo ortaya çıktı. Mayıs ayında 3,1 liradan 4,0 liraya çıkan duble yumurtanın tanesi önce 3,6; geçen hafta 3,3; dün de 3 liraya düştü. Üretici birliklerinin Mayıs ve Temmuz fiyat listeleri karşılaştırıldığında, sadece duble değil; eski ana, yeni ana, yarka, piliç ve kılavuz yumurta gruplarında da belirgin düşüşler yaşandığı görülüyor. Fiyatlardaki gerilemenin arz artışı ve tüketim dengesindeki değişimle ilişkili olduğunu ifade eden sektör temsilcileri, son düşüşte sıcakların yanı sıra okulların tatille girmesinin de etkili olduğunu belirttiler.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yumurta-fiyati-bir-ayda-1-lira-geriledi-82645</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/yumurta-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üretim merkezlerinde adet başına yumurta fiyatı son bir ayda ortalama 1 liranın üzerinde geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankarada-siyasete-nato-molasi-82643</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ankara’da siyasete NATO molası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bugün başlayacak 36. NATO zirvesi nedeniyle siyasi liderler Ankara programlarını erteledi. Ya parti genel merkezinde olacaklar, ya da Ankara dışında. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ev sahipliğinde gerçekleşecek zirveye ilgili bakanlar da eşlik edecek. NATO zirvesi nedeniyle alınan tedbirler hafta sonuna kadar devam edecek.</p>
<p><strong>AK Parti'ye katılımlar bekleniyor</strong></p>
<p>NATO zirvesinin ardından AK Parti’ye belediye ve milletvekili düzeyinde sürpriz katılımlar bekleniyor. AK Parti yönetici ve milletvekilleri de bu hafta seçim bölgelerinde olacak. Parti genel merkezinin belirlediği program çerçevesinde esnaf ziyaretleri gerçekleştirecek. TBMM’nin de zirve nedeniyle çalışmalarına bir hafta ara vermesi nedeniyle grup toplantıları da yapılamayacak. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, zirveyi Ankara’da parti genel merkezinde takip edecek.</p>
<p><strong>Özel, toplantıyı Eskişehir’e taşıdı </strong></p>
<p>Özgür Özel bugün Eskişehir’de olacak ve grup toplantısını burada gerçekleştirecek. Çarşamba, Perşembe ve Cuma günleri Ankara’da çalışmalarına devam edecek olan Özgür Özel, cumartesi Adana, pazar günü ise Niğde’de olacak. Mahkeme kararıyla genel başkanlık koltuğuna yeniden oturan Kemal Kılıçdaroğlu da partide başlattığı ihraç dalgasına bu hafta mola verecek. Kılıçdaroğlu’nun bir sonraki hafta il teşkilatları başta olmak üzere yeni ihraç dalgasına yeniden başlayacağı belirtiliyor. İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu da NATO zirvesi ve devam eden günlerde çalışmalarını parti genel merkezinde yürütecek. DEM Eş Genel Başkanları da zirveyi Ankara’da takip edecek. DEVA Genel Başkanı Ali Babacan YRP, SP ve GELECEK Parti ile kurulacak ittifak ile ilgili çalışmalara Ankara’da devam edecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankarada-siyasete-nato-molasi-82643</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/9/1280x720/tbmm-meclis-1781760262.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara’da siyasete NATO molası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ilk-ceyrekte-karini-278-artirdi-yabanci-payini-1368e-cikardi-82647</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İlk çeyrekte kârını %278 artırdı, yabancı payını %13,68’e çıkardı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST 30 Endeksi 6 güçlü hissenin etkisiyle haftayı yüzde 1,08 yükselişle tamamlasa da 24 hissenin fiyatı geriledi. Hisselerin baskılandığı ortamda yabancılar 18 hissede satış tarafında yer aldı. Lokomotif hisselerdeki seçici alımlar ise mal toplama stratejisinin yürütüldüğünü söylüyor.</strong></p>
<p>Kimi yatırımcı ekranlardaki fiyat düşüşlerini gördüğünde panikle satış tuşuna basar. Fiyat düşüyorsa her şey kötüye gidiyor sanılır. Oysaki anlık fiyat hareketlerine bakarak yatırımların yönünü tayin etmeye çalışmak hatalıdır. Koç Holding, Gübre Fabrikaları ve Sasa gibi güçlü şirketlerin fiyatlarında düşüş yaşanırken, perde arkasında işlemlerin tersi yönde ilerlediği gözlenmekte. Yatırımcıların büyük kısmı düşüşü kaçış sinyali sanırken, yabancı fonlar bu durumu fırsat olarak okuyor. Piyasada işlem yaparken fiyat ekranının her zaman gerçek finansal eğilimleri yansıtmadığının göz ardı etmemeli.</p>
<h2>Takas odasında maskeler düşüyor</h2>
<p>Fiyatı gerileyen kimi hisselerde yabancı fonlar adeta bir kuşatma içerisinde alımlarda bulunuyor. Koç Holding’in fiyatı yüzde 4,34 gerilerken yabancı 4 gün boyunca alım yaparak payını 1,43 puan artırdı ve yüzde 49,92 seviyesine çıkardı. Holding yılın ilk çeyreğinde gelirini yüzde 5 artırırken dönem sonunda zarardan kâra dönmeyi başardı. Benzer şekilde Gübre Fabrikaları’nın fiyatı yüzde 4,95 düşerken yabancı payını 0,95 puan yukarı taşıyarak yüzde 13,68’e çıkardı. Şirket başarılı bir üç aylık faaliyet dönemi geçirirken gelirini yüzde 23 artırdı ve dönem sonunda da net kârını yüzde 278 büyüterek 3,07 milyar TL’ye çıkardı. Yatırımcı fiyatın neden düştüğünü sorgulamazken, takas verileri fonların paylarını artırdığını söylüyor.</p>
<h2>Kağıt üstündeki korku cebe zarar</h2>
<p>Sasa’nın fiyatının yüzde 4,76 düştüğü haftada yabancı payını 2,97 puan artırarak yüzde 17,52’ye yükseltti. Şirket, haziranda 200 milyon dolarlık satış gerçekleştirdi. Haziran 2025’e göre toplam ciroda yüzde 52, ihracatta ise yüzde 58 artış söz konusu. Zarar etmemek için yatırımcılar, fiyat dalgalanmaları ile eldeki gerçek varlık gücünü birbirinden ayırmalı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4c8da4d4397-1783401892.png" alt="" width="999" height="546" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>BOĞA PİYASASI MI, AYI PİYASASI MI?</strong></p>
<p><strong>Boğa piyasası</strong>; büyüme, halka arz rüzgarı, iyimserlik, kredi genişlemesi. Şişkin değerleme, rehavet tehlikesi, spekülatif tuzaklar, maliyet artışı.</p>
<p><strong>Ayı piyasası</strong>; iskontolu alım, finansal ayıklanma, disiplin kazanımı, açığa satış fırsatı. Erime, panik satış, likidite kuruluğu, stres, kredi sarmalı.</p>
<p><strong>Verimsiz üretim hattını kapattı. Ciroyu aşağı çekse de zararı ortadan kaldırabilir</strong></p>
<p>İşbir Sentetik’in Balıkesir’deki üretimini durdurması geliri ne kadar düşürecek? ● Ceren Çalışkan</p>
<p>Ceren, İşbir Sentetik, Balıkesir’deki halı tabanı kumaşı üretimini finansal sürdürülebilirlik ve verimlilik gerekçesiyle sonlandırdığını belirtti. Şüphesiz bir üretim hattının kapatılması şirketin brüt cirosunda o kaleme ait bir düşüş anlamına gelir. Ancak kararın gerekçesinde yer alan verimlilik vurgusu, bu spesifik hattın kârlılığının düşük olduğuna veya zararına çalıştığına işaret ediyor. Dolayısıyla ciroda bir miktar kayıp yaşanacak olsa da, yılın ilk çeyreğinde 166,4 milyon TL net zarar yazan şirketin üzerindeki maliyet yükünü alacaktı.</p>
<p><strong>İrlanda’daki iştirakin kalan payını alarak tam hakimiyete ulaştı. Daha esnek olacak</strong></p>
<p>Çimsa’nın İrlanda’daki firmanın yüzde 5’lik payı için ödediği para yüksek değil mi? ● Serkan Altaş</p>
<p>Serkan; Çimsa, 2024’te yüzde 94,7’sini aldığı İrlandalı Mannok’un kalan yüzde 5,3’lük azınlık payını 20,5 milyon euroya devralarak şirketin tek sahibi konumuna geldi. Ödenen bedelin yüksek olup olmadığı toplam değere bakılarak anlaşılır. Oranlamaya göre Mannok’un toplam değeri yaklaşık 386,5 milyon euroya denk gelirken tutar iki yıl önceki satın alım sırasında biçilen 330 milyon euronun yaklaşık yüzde 17 üzerinde bir değere denk geliyor. Bunun da ötesinde, azınlık payın devreden çıkarılması Çimsa›ya yönetimde tam bağımsızlık ve hızlı karar alma imkanı sağlayacak.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>GZY turizm değişken fonu seyahat temasıyla son bir yılda yüzde 25 getiri sağladı</strong></p>
<p>Garanti Portföy’ün yönettiği Turizm ve Seyahat Sektörü Degişken Fon (GZY), dalgalı seyri ile öne çıkıyor. Geçtiğimiz mayıs ayında 6,85 TL’yi görürken sonrasında yukarı yönlü hareketi ile dikkat çekiyor. Son üç ayda fonda kademeli bir büyüme söz konusu. Temmuzun ilk haftasında büyüklük 90,7 milyon TL’ye çıktı. Mayıstan bu yana fona para girişi gözlenirken son ay nakit girişi 8,7 milyon TL oldu. Yatırımcı sayısı sınırlı sayıda da olsa yükseliyor. Şimdilerde sayı 2.630’a yükseldi. Temel stratejisi, turizm, seyahat ve konaklama sektörüne yatırım üzerine kurulu. Portföyünün yüzde 53,18’i yabancı ve yüzde 25,20’si yerli hisse senedinden oluşuyor. Risk değeri 6 olan GZY; turizm ve seyahat temasına yönelen yatırımcılara hitap ediyor. Son bir yılda yüzde 25,02 getiri elde ederken endeksin yüzde 40,95’lik çıkışının altında kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Tiryaki Agro, piyasadan yüzde 55,33 bileşik faizle 50 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Tiryaki Agro, 03.07.2026 vade başlangıç tarihli finansman bonosu ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 50.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi yüzde 47,50, bileşik faizi yüzde 55,33 olarak belirlendi. 124 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 04.11.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı yüzde 16,14 düzeyinde. 3 Temmuz itibarıyla TLREF yüzde 39,99 seviyesinde bulunuyor. Buna göre Tiryaki Agro’nun verdiği yüzde 47,50 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 7,51 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından uygun bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Piyasada TRFTRYKK2615 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p>ŞİRKET PANOSU</p>
<p>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4c8de0bf4ae-1783401952.png" alt="" width="964" height="241" /><strong>MARMARİS ALTINYUNUS</strong></p>
<p><strong>Antalya’daki oteli turizm işletme belgesini aldı ve müşterilere kapılarını açtı</strong></p>
<p>Marmaris Altınyunus, Antalya’da yeniden inşa ettiği 5 yıldızlı Divan Talya Oteli’nin Kültür ve Turizm Bakanlığı denetiminden geçerek turizm işletme belgesini aldığını duyurdu. Yasal onay süreçleri tamamlanan 176 odalı lüks tesis, 1 Temmuz itibarıyla deneme işletmesi modeliyle faaliyete geçti. Tesis, 30 Eylül itibariyle tüm satış kanallarından müşteri kabulüne geçecek. Tamamlanan projeyle birlikte uzun süren bir yatırım döngüsü nihayete erdirilmiş oldu. Otelin kapılarını açarak nakit üretmeye başlaması yatırımın geri dönüşü için en hassas evre olarak kabul edilmeli.</p>
<p><strong>HİDROPAR HAREKET KONTROL</strong></p>
<p><strong>Ortakları savunma sanayisi projelerine teminat yaratabilmek için hisse sattı</strong></p>
<p>Hidropar Hareket, iki şirket ortağının haziranın son haftasında borsada gerçekleştirdiği hisse satışının sebebinin firmanın savunma sanayii projelerinin finansmanında ihtiyaç duyulan teminat yapısını güçlendirmek amacıyla yapıldığını belirtti. Şirket, sağlanacak finansmanın projelerin tamamlanmasını destekleyeceğini, öte yandan kredi faizlerinden korunmasına imkan vereceğini belirtti. Projelerin finansmanı için doğrudan yüksek faizli banka borcuna girmek yerine, ortakların paylarını satıp şirket lehine teminat yaratması bir tür nakit yönetim yaklaşımıdır.</p>
<p><strong>KAREL ELEKTRONİK</strong></p>
<p><strong>Uluslararası ölçekteki firmayla ürün geliştirme ve üretimi konusunda anlaştı</strong></p>
<p>Karel, yüzde 54 pay sahibi olduğu bağlı ortaklığı Daiichi Elektronik’in, küresel bir orijinal ürün üreticisi otomotiv şirketiyle araç bileşenlerinin geliştirilmesi ve seri üretimi konusunda anlaşmaya vardı. Beş yıl sürecek iş ilişkisinin toplam bedelinin yaklaşık 100 milyon dolar seviyesinde olduğu ve projenin konsolide ciroya önemli bir katkı sağlayacağı belirtildi. Şirket bu girişimle, otomotiv elektroniği sektöründeki küresel entegrasyonunu oldukça hacimli bir iş birliğiyle büyütme olanağına kavuştu. Anlaşma, şirketin konsolide gelirine önemli bir katkı sunacak.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Hektaş mayısın ikinci yarısından bu yana kâr satışlarıyla gerilerken fonlar aldı</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4c8dffa2d53-1783401983.png" alt="" width="299" height="246" /></strong>Hektaş’da fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar yüzde 118,30 ile toplamda 10,39 milyon lot artarak 19,18 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 12’den 13’e çıktı. BIH fonu 4,51 milyon lot ile en fazla alımı yaparken, NSK 585,6 bin lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Hektaş hakkında bugüne kadar sadece 1 aracı kurum öneride bulundu. Model portföyüne alan ise bulunmuyor. Öneride bulunan Deniz Yatırım, hisse için 4,30 TL hedef fiyat verdi. İşaret ettiği fiyat yüzde 31 artışa denk geliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ilk-ceyrekte-karini-278-artirdi-yabanci-payini-1368e-cikardi-82647</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İlk çeyrekte kârını %278 artırdı, yabancı payını %13,68’e çıkardı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/1-temmuz-oncesi-yapilan-e-tebligatlar-iptal-sebebi-mi-82642</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 1 Temmuz öncesi yapılan e-tebligatlar iptal sebebi mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dr. Y. BURAK ASLANPINAR</strong></p>
<p>Elektronik tebligat sistemiyle ilgili son 3 ayda arka arkaya çok önemli gelişmeler yaşandı. Önce Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından Vergi Usul Kanunu’nun 107/A maddesi ile ilgili iptal kararı verildi ancak yürürlüğü 9 ay ertelendi. Ardından Danıştay 3. Dairesi, AYM kararının devam eden davalarda dikkate alınması gerektiği yönünde karar verdi. Son olarak da 1 Temmuz 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 7587 sayılı Kanun ile VUK’un 107/A maddesi yeniden düzenlendi.</p>
<p>Peki yeni düzenleme e-tebligat ile ilgili yaşanan sorunları çözdü mü? 1 Temmuz 2026’dan önce elektronik tebligatla yapılmış işlemler bakımından hâlâ iptal iddiası ileri sürülebilir mi?</p>
<p>Bu soruya cevap verebilmek için öncelikle süreci önemli noktalarıyla baştan itibaren hatırlatmakta fayda var.</p>
<p><strong>Anayasa Mahkemesi neyi iptal </strong><strong>etti? Neden 9 ay ertelendi?</strong></p>
<p>AYM, VUK’un 107/A maddesindeki elektronik tebligat ile ilgili Hazine ve Maliye Bakanlığı’na verilen sisteme giriş-çıkış, zorunluluklar gibi konuları içeren yetkinin kapsamının çok geniş olduğu, sınırlarına ilişkin temel ilkelerin kanunla belirlenmediği, bunun da mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle iptal kararı verdi (AYM, T:15.01.2026, E:2025/94, K:2026/11). Karar, 3 Nisan 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı ama yürürlüğü 9 ay ertelendi.</p>
<p>9 aylık erteleme ile deyim yerindeyse top yasama organına atılmış ve TBMM’nin bu konuda yeni bir düzenleme yapması için süre tanınmıştı. Peki Anayasa’ya aykırılığı tespit edilen hüküm, yeni düzenleme yapılıncaya kadar hiçbir şey olmamış gibi idare tarafından uygulanmaya devam mı edecekti? Davalarda AYM’nin kararı dikkate alınacak mıydı?</p>
<p>Bu soruya cevabı da Danıştay 3. Dairesi verdi.</p>
<p><strong>Danıştay 3. Dairesi, e-tebligatla </strong><strong>yapılan işlemleri iptal etti </strong></p>
<p>Danıştay 3. Dairesi, elektronik ortamda tebliğ edilen ödeme emirlerine dayalı haciz işlemine dair uyuşmazlık hakkında AYM’nin iptal kararını doğrudan dikkate alarak, Anayasa’ya aykırılığı saptanmış bir hükmün görülmekte olan davalarda uygulanmaya devam etmesinin hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayacağına karar verdi (T:06.04.2026, E:2024/4288, K:2026/1632).</p>
<p>Danıştay’ın kararı haciz aşamasına gelmiş işlemler hakkında olsa da bu kararın etkisi daha geniş düşünülmemeli. Çünkü e-tebligat, vergi ve ceza ihbarnamelerinde, ödeme emirlerinde, defter ve belge isteme yazılarında ve idarenin daha birçok işleminde karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla “süre geçti”, “işlem kesinleşti”, “artık dava açılamaz” denilen durumlarda, somut olayın ayrıca değerlendirilmesi gerekebilir.</p>
<p><strong>Yeni düzenleme ile e-tebligat </strong><strong>kimler için zorunlu oldu?</strong></p>
<p>Bu gelişmelerden sonra, 1 Temmuz 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan ve yürürlüğe gire 7587 sayılı Kanun’un 9. maddesiyle VUK’un 107/A maddesi yeniden düzenlendi.</p>
<p>Yeni kanuni düzenleme ile e-tebligat sistemine zorunlu olarak dahil olacaklar şu şekilde belirlendi:</p>
<ol>
<li><em> Kurumlar vergisi mükellefleri,</em></li>
<li><em> Ticari, zirai ve mesleki kazançları dolayısıyla gerçek usulde vergilendirilen gelir vergisi mükellefleri,</em></li>
<li><em> Kollektif şirketler ile adi komandit şirketler,</em></li>
<li><em> ÖTV Kanununa ekli (II) sayılı listedeki mallardan kayıt ve tescile tabi olanların ilk iktisabında adına tescil yapılan gerçek kişiler ve tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan teşekküller.</em></li>
</ol>
<p>Ayrıca zorunlu olmayan kişilerin isteğe bağlı olarak elektronik tebligat sistemine dahil olabilecek.</p>
<p><strong>E-tebligat sisteminden nasıl çıkılır?</strong></p>
<p>Zorunlu kapsamda olmadığı halde isteğe bağlı olarak elektronik tebligat sistemine dahil olan kişiler, talep etmeleri halinde sistemden çıkabilecek.</p>
<p>Zorunlu olarak e-tebligat sistemine dahil olan tüzel kişilerde; ticaret siciline kayıtlı olanlar ticaret sicil kayıtlarının, diğerleri ise tabi oldukları sicil kayıtlarının silindiği tarih dikkate alınarak elektronik tebligat sisteminden çıkarılacak.</p>
<p>Zorunlu olarak e-tebligat sistemine dahil olan gerçek kişiler, kişinin ölüm tarihi veya gaipliğine karar verildiği tarih dikkate alınarak elektronik tebligat sisteminden çıkarılacak. Deyim yerindeyse <strong><em>“can çıkmadan e-tebligattan çıkış yok!”</em></strong></p>
<p>Bununla birlikte gerçek kişiler, mükellefiyetin sona erdiği tarihi izleyen beşinci takvim yılı sonundan itibaren talep etmeleri halinde ve sisteme olma zorunluluğu gerektiren diğer haller bulunmamak şartıyla, e-tebligat sisteminden çıkarılabilecek.</p>
<p>Dikkat edilirse tüzel kişiler <em>terkinle birlikte</em> <em>“otomatik”olarak”,</em> gerçek kişiler ise mükellefiyet sona erse de <em>5 yıl bekleyip “taleple”</em> sistemden çıkabiliyor. Bu halde, gerçek kişiler bakımından mükellefiyet sona erse bile sistemin uzun süre takip edilmesi gerekecek. Bu durum, özellikle artık faaliyeti bulunmayan, e-tebligat sistemini düzenli kontrol etmeyen veya mükellefiyetinin sona ermesiyle bu yükümlülüğünün de bittiğini düşünen kişiler açısından yeni hak kayıplarına neden olabilir. Hak kaybı ihtimali ve tüzel kişilerle olan eşitsizlik de yeni bir Anayasa’ya aykırılık iddiasını gündeme getirebilir.</p>
<p><strong>Engelliler için giriş, 65 yaş </strong><strong>üstü için çıkış istisnası var </strong></p>
<p>Engellilik oranı %90 veya daha fazla olan malul ve engellilerin e-tebligat sistemine dahil olma zorunluluğu bulunmuyor. 65 yaşını doldurmuş kişiler, talep etmeleri halinde talep tarihleri dikkate alınarak elektronik tebligat sisteminden çıkarılacak.</p>
<p><strong>E-tebligat ile ilgili yeni </strong><strong>düzenleme sorunları çözdü mü?</strong></p>
<p>Yeni düzenleme ile kimlerin isteğe bağlı olarak girebileceği ve çıkışın hangi hallerde mümkün olacağı artık kanunda daha açık şekilde yer alıyor. Ancak bu, e-tebligatla ilgili bütün sorunların bittiği anlamına gelmiyor. Çünkü meselenin en önemli noktası hâlâ aynı: Mükellef gerçekten bu tebligattan haberdar oldu mu?</p>
<p>Elektronik tebligat sisteminde belge elektronik adrese düştükten 5 gün sonra tebliğ edilmiş sayılıyor. Fakat uygulamada birçok sorun yaşanabiliyor. SMS ve e-posta bilgilendirmesi doğru kişiye ulaştı mı? Bilgilendirme yapılan telefon numarası mükellefe/sorumluya mı ait? Şirket yetkilisi değişti mi? Mükellefiyeti sona eren kişi hâlâ sistemi kontrol etmesi gerektiğini biliyor mu? Bu sorular sadece teknik ayrıntı değil. Her biri doğrudan hak kaybına yol açabilecek nitelikte.</p>
<p>Elbette, e-tebligat çağın gereklerine uygun bir sistem. Ancak teknolojinin sağladığı kolaylık, mükellefin mahkemeye erişim hakkını zayıflatmamalı.</p>
<p><strong>1 Temmuz 2026 öncesi ve sonrasındaki</strong></p>
<p><strong>e-tebligatların hukuka uygunluğu</strong></p>
<p>1 Temmuz 2026’dan sonra yapılacak e-tebligatlar artık yeni kanuni düzenlemeye dayanacak. Ancak bu, 1 Temmuz’dan sonraki her elektronik tebligatın yine de her koşulda hukuka ve kanuna uygun kabul edileceği anlamına gelmez. Somut olayda her e-tebligat işlemi yine kendi şartlarına göre incelenmeli.</p>
<p>Diğer taraftan yeni düzenleme geçmişe yürümeyeceği için <em>1 Temmuz 2026’dan önce elektronik ortamda tebliğ edilmiş işlemler bakımından Danıştay kararında sözü edilen iptal nedenleri geçerli olacağından, dava süreçleri ve uyuşmazlıklar devam edecektir</em>.</p>
<p><strong>Defter ve belge ibraz etmeme (gizleme) </strong><strong>suçu bakımından “beraat” kararları çıkabilir</strong></p>
<p>Mükellefin defter ve belgelerinin istenmesi yazısı 1 Temmuz 2026’dan önce elektronik ortamda tebliğ edilmişse ve mükellef bu tebligattan haberdar olmadığı için ibraz gerçekleşmemişse bu durumun değerlendirilerek VUK’un 359. maddesinde belirtilen “gizleme” suçunun oluşmadığı iddia edilebilir.</p>
<p><strong>Sonuç olarak;</strong> e-tebligatta 1 Temmuz 2026 sonrası için yeni bir kanuni dönem başladı. Ancak 1 Temmuz 2026’dan önce yapılan e-tebligatlar bakımından davalardaki iptal nedenleri ortadan kalkmış değil. Yeni kanuna dayalı olarak bu tarihten sonra yapılacak tebligatlar da hukuka ve kanuna uygun olması gerekiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/1-temmuz-oncesi-yapilan-e-tebligatlar-iptal-sebebi-mi-82642</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 1 Temmuz öncesi yapılan e-tebligatlar iptal sebebi mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nato-zirvesinin-dusundurdukleri-82641</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> NATO zirvesinin düşündürdükleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sabah yürüyüşünden dönüyordum. Baktım bir aile; anne, baba ve iki delikanlı yürüyüşe çıkmış. Herhalde baba günlük sabah konuşmasında aileye sesleniyordu. Aile pür dikkat dinliyordu. Günaydın deyip geçtim. Baba arkamdan seslendi. “Bir dakika, size bir şey sorabilir miyiz?”. Soru aile adına geliyordu, hemen geri döndüm, “Buyrun” dedim. “Bütün Assos bu kadar mı?”  “Yok” dedim “Assos buradan da ufaktır. Ama burası Sivrice Koyu. Assos buraya 15 km”. Madem iletişim kanalları açıldı, hemen ben de sorumu yapıştırdım. “Siz nereden geliyorsunuz?” Aile Reisi konuştu yine “ Biz Ankara’dan geliyoruz”.  İletişimimiz normal seyrinde sürdü. “Ankara’nın neresinden ?”. “Çankaya” dedi.  Ben “NATO Zirvesi” der demez “Evet” dedi adam, sonra da ekledi. “Şehri kapattılar, biz de tatile gidelim deyip buraya geldik”.</p>
<p>NATO Zirvesi hazırlıklarını, kapatılan yolları, kilometrelerce döşenen panoları düşüne düşüne eve dönerken aklıma iki tarihi olay geldi. Önce onları paylaşayım.</p>
<p><strong>Potemkin Köyü</strong></p>
<p>İlginç bir öyküdür. Olay, 18. Yüzyılda Rusya’da geçer.  Prut Savaşı’nda yenilen Rus ordusu, Çariçe I.Katerina’nın usta müzakere teknikleri ile yok olmaktan kurtulmuştur. Ama aradan yıllar geçmiş,  Baltacı Mehmet Paşa ve I. Katerina efsanesi geride kalmıştır. Devir değişmiş ve Rusya 1783 yılında Kırım’ı Osmanlı’dan alarak topraklarına katmıştır. Şimdi sahnede Çariçe II. Katerina ve sevgilisi Mareşal Grigory Potemkin vardır. Potemkin o bölgenin valisi olur. Potemkin’in görevi,  başkaldırıları bastırmak ve Rusya’dan gelen Rusları buraya yerleştirmektir.</p>
<p>Rusya’da hava yine karışıktır. Osmanlı ile yeni bir savaşın eşiğindedirler. Çariçe II. Katerina altı ay sürecek “Yeni Rusya” gezisine çıkar. Saltanat gemisinde saray maiyeti ve müttefiklerin elçileri vardır. Bu gezinin amacı savaş öncesi müttefikleri etkilemektir. Bunu sağlamak için Potemkin, Dinyeper Nehri boyunca sahte evler inşa eder. Bunlar sadece ev ön cephesi görünümlü, arkası boş panolardır. Çariçeyi taşıyan kraliyet gemisi görünür görünmez Potemki’nin adamları köylü kılığına girer, köyü doldur ve köy hayatı oynar. Gemi gözden uzaklaşınca ev görünümlü panolar sökülüp daha aşağılarda bir yere tekrar kurulur. Burada Çariçe’nin gemisi beklenir.</p>
<p>Bazı tarihçiler “Potemkin Köyü” olayının bir efsaneden ibaret olduğunu söylerlerse de, “Potemkin Köyü” bir terim olarak literatüre girmiştir. “Potemkin köyü”, gerçeği saklamak için yaratılan her durum için kullanılır.</p>
<p><strong>Fransız misafire yemek takımı</strong></p>
<p>Kurtuluş Savaşı zamanındayız. Fransa Senato Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı ve eski bakanı Franklin Bouillon, 9 Haziran 1921’de Ankara’ya gelmiştir. Fransızlar, milli mücadelenin gücünü, anlamını öğrenmeye çalışmaktadır. O günlerde Yunan ordusu Afyon’u ele geçirmiştir.</p>
<p>Dönemin Ankarası, yokluk içindedir; bir yabancı konuğu ağırlayacak olanaklardan yoksundur. Dış İşleri Bakanı Yusuf Kemal Bey, yabancı heyet için bir alafranga tuvalet yaptırmayı güç bela başarmıştır. Böylece sindirim sürecinin sonundaki sorun çözülmüştür. Ama sürecin başında bir büyük sorun vardır. Fransız misafirler için bir yemek takımı bulunamamıştır.</p>
<p>Yusuf Kemal Bey son çare olarak Mustafa Kemal’e başvurur. Önerisi, Kuvayi Milliye için çalışan gizli teşkilat Milli Müdafaa’dan yardım istemektir. Yusuf Kemal Beyi’n önerisine göre söz konusu teşkilat 6 kişilik bir yemek takımını İstanbul’dan kaçırıp Ankara’ya yollayacaktır. Bunun üzerine Mustafa Kemal şöyle konuşur: “Yusuf Kemal Bey, bu Fransız Ankara istasyonuna geldiğinde tören kıtasının perişan halini gördü. Askerin postalı bile yoktu. Başlarındaki kalpak, omuzlarındaki tüfek çeşit çeşitti. O, bu yetersizlikler içindeki senin dayanma gücünü görmeye, ölçmeye geldi.Sen ona, üzerinde “Tuğray-ı Garray-ı Osmani” işlemeli altın yaldızlı sofra takımıyla ikramda bulunursan, o “Bab-ı Ali kafası bunlarda da devam ediyor, hayret! Aynı yolda vatan kurtarma, yeni bir devir açma iddiaları var, ancak sabun köpüğü” der. Ve istilayı tamamlama yolunda Paris’e göz kırpar. Sen adamı al, Meclis’e götür, orada tek yumruk halindeki haysiyet şahlanışını görsün. Mektep karavanasından tek kap yemeği tahta tabak, tahta kaşıkla yesin. Ve bu görünürdeki yokluk içinde milletin sağlam istinadını anlamaya çalışsın. Zaten şimdi o, başlayan savaşın neticesini bekleyecek. Önce kendin inan, sonra da misafirini inandır…”</p>
<p><strong>Bazı fanteziler</strong></p>
<p>NATO zirveleri, NATO üyesi ülkelerin devlet ve hükûmet başkanlarının bir araya geldikleri üst düzey toplantılardır. Zirvelerde birlik için stratejik kararlar alınır. İlk zirve 1957 yılında Fransa’da yapılmış. Biz de bundan önce 2004 yılında zirvenin ev sahipliğini yapmışız. Bu hafta 36’ıncısı yapılacak zirveye 32 müttefik ülke ve 9 davetli ülke olmak üzere 41 ülkeden 52 liderin katılması bekleniyormuş; yüzlerce de gazeteci.</p>
<p>Bu kadar önemli kişinin güvenliği önemli bir meseledir. Gerçi toplantılar çok iyi korunan bir yerde, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yapılacak. Toplantıya katılan devlet büyükleri de “Canım önemli değil, maksat başımızın üstünde bir dam olsun. Nerde olsa yatarız” diyecek cinsten değiller. Bu yüzden Ankara’daki değişik otellerde kalacaklar. Oralardan Külliye’ye gelmeleri gitmeleri sırasında güvenlik önemli bir sorun. Onun için Ankara’da birçok cadde trafiğe kapanmış, bazı resmi daireler ve de okullar, yurtlar kapanmış. Yukarıda sözünü ettiğim Ankaralının deyimi ile şehir adeta kapatılmış.</p>
<p>Şimdi bu zirvenin aklıma getirdiği fantezileri aktarayım:</p>
<p>NATO üyeleri arasında, Polonya gibi, Romanya gibi, Macaristan gibi,  eskiden komünist blok üyesi ülkeler de var. Herhalde onlar Ankara’daki boş caddeleri görünce büyük nostalji yaşayacaklar. “Ne günlerdi, biz de böyle yapardık; boşaltırdık caddeleri. Halkın gıkı çıkmazdı”  diyeceklerdir.</p>
<p>Bazı liderler de belki bu boş caddelerden bir övünç çıkaracaklardır kendilerine. Ülkelerine döndüklerinde eşleri “Nasıl geçti toplantı?” dediklerinde “İnanamazsın, koca şehri bizim için kapatmışlar. Bakalım biz ne yapacağız sıra bize geldiğinde.” diyeceklerdir.</p>
<p>Misafirler dönerken bu derece korunmalarına muhtemelen teşekkür edeceklerdir. Belki yetkililer de büyük bir alçak gönüllülükle şöyle karşılık verecektir: “Aman efendim, rica ederiz. Siz bizim 1 Mayıslarda Taksim Meydanı’nı emekçilere karşı nasıl koruduğumuzu bir bilseniz, bugünkü uygulamalara şaşırmazdınız”.</p>
<p>Fakat asıl ses getiren yorumlar Başkan Trump’tan gelecektir. Danışmanlarına çıkıştığını duyar gibiyim: “Şu koca Demokrat Parti’de bir Mr. Kemal gibi birini bulamadınız, yazıklar olsun size”.</p>
<p>ABD ile F35 uçağının üretimindeki işbirliğinin yeniden başlaması konuşulacak. “Win, win; always we win”  ilkesine inanan işadamı Trump, bunun karşılığında muhakkak bir şey istecektir. Örneğin, “Şu butlan türü bir yasayı nasıl bize uydurabiliriz? Ya da erken seçim veya anayasa değişimi ile bir dönem daha seçilme imkanımın önünü nasıl açarız?” konularında danışmanlık,  isteyeceği şeylerin başında gelecektir.</p>
<p>Trump’ın bize şunları diyeceğini de düşünebiliyorum: “Siz Türklerden öğreneceğimiz çok şey var. Siz bazı şeyleri çok kolay hallediyorsunuz. Ben, bir Jimmy Kimmel ile baş edemiyorum. Sizde maşallah bu muhalif komedyenler hemen susturuluyor. Hem de mahkemelerinizin de son derece bağımsız olduğunu biliyorum. Öyle ki, bazıları Anayasa Mahkemesi ya da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bazı kararlarını bile takmıyorlar. Bir de bizim rektörler sizdekiler gibi söz de dinlemezler. Mesela şimdi Bowdoin College’dan şu bizim New York Belediye Başkanı’nın diplomasını iptal edin desem beni dinlemezler.”.</p>
<p><strong>Sonuç </strong></p>
<p>Biz, konuksever bir ulusuz. Gelen bu yabancı misafirlerin tabi ki en iyi biçimde ağırlanması gerekir. Bu kişilerin canı bize emanettir; onları en iyi biçimde korumalıyız. Ama bunu yaparken, misafirilere olduğumuzdan fazlasını göstermeye ve ev-sahibi Ankaralıları da bu kadar rahatsız etmeye hakkımız yoktur.</p>
<p>Toplantıya katılan üyelerin hepsinin Ankara’da oturan elçileri var. O yollardan kaç kere geçmişlerdir. O panoların arkasında neler olduğunu bilmiyorlar mı? Üç yüzyıl sonra neden Potemkin’i hatırlayıp bize gülsünler? Bu konuda da Mustafa Kemal’in zamanın Dış İşleri Bakanı Yusuf Kemal Bey’e söylediği sözler rehber alınmalıydı.</p>
<p>Kazasız belasız, ülkemiz için olumlu sonuçları olacak bir zirve dileğiyle...</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nato-zirvesinin-dusundurdukleri-82641</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ NATO zirvesinin düşündürdükleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ilk-1000-ihracatci-turkiyenin-neresinde-82640</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> İlk 1.000 ihracatçı Türkiye’nin neresinde?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçen hafta sohbetimizin içeriği ilk 1.000 ihracatçının, son üç yıl içerisinde Türkiye toplam ihracatının ne kadarını yaptığının karşılaştırması idi.</p>
<p>Bu hafta da 2025 yılındaki ilk 1.000 ihracatçının Türkiye sathına yayılmasına ve sektör dağılımına odaklanmak istiyorum. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından yayınlanan İlk 1.000 İhracatçı Listesi’ndeki rakamlar üzerinden farklı açılara bakmaya çalıştım.</p>
<p>Toplam ihracatçı sayısının 180 bin civarında olduğu ifade edilmekteyse de bu konuda doğrulanmış, net bir rakama erişemedim.</p>
<p>Ve bu ihracatçıların yaklaşık 1.000 tanesi toplam ihracatın %67’sini, geri kalan 179.000 tanesi de toplam ihracatın %33’ünü yapmaktadır.</p>
<p>İlk 1.000 ihracatçının neredeyse yarısı İstanbul’da.</p>
<p>Geri kalanlar da 48 ile yayılmış.</p>
<p>Bir başka deyişle ülkenin yarısında ilk 1.000 ihracatçı listesine girebilen firma yok.</p>
<p>İstanbul ve İzmir’i dışarıda bırakırsak, ihracatçı sayısı ile ihracat miktarları da doğru orantılı gitmiyor.</p>
<p>İhracatçı sayısı artsa da ihracat miktarı o denli artmıyor.</p>
<p>Çorum bu konuda süper kahraman, 3 firma ile 2 milyar ABD dolarını aşmış.</p>
<p>İlk 1.000 İhracatçı listesine giren firma sayısına göre 26. sırada olmasına karşın, en çok ihracat yapan iller sıralamasında 12. sırayı tutuyor.</p>
<p>Öte yandan ilk 10 ildeki ihracatçılar sayısal olarak tüm Türk ihracatçıların 0,005 gibi oranında olmalarına karşın tüm Türkiye ihracatının % 60’ına yakınını yapmaktadırlar.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4c876c552fd-1783400300.png" alt="" width="633" height="349" />Bir başka ilginç ve benzer görünüm de ihracat yapan firmaların yer aldıkları sektörlere baktığımızda ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Sektör temelinde ihracat rakamlarına baktığımızda, en çok ihracat yapan ilk 10 sektördeki ihracatçı firma sayısı 726 olarak görülmektedir.</p>
<p>Ancak, bu firmaların yaptığı ihracat miktarı ise yaklaşık olarak 144 milyar ABD dolarıdır.</p>
<p>Hizmet sektöründe ihracat yapan firma sayısı 65 iken yaptıkları ihracat 40 milyar ABD dolarına yaslanmıştır.</p>
<p>Öte yandan ilk 1000 ihracatçı listesinde 116 ihracatçısı olan Kimyevi Maddeler ve Mamulleri ihracatçılarının toplam ihracatı 16 milyar ABD dolarıdır.</p>
<table width="0">
<tbody>
<tr>
<td colspan="7" width="579">
<p><strong>2025 İLK 1.000 İHRACATÇI LİSTESİNDEN İLK 10 İL ANALİZLERİ</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td colspan="3" width="284">
<p><strong>İhracat miktarına göre ilk 10 sektör</strong></p>
</td>
<td width="10"> </td>
<td colspan="3" width="285">
<p><strong>İhracatçı sayısına göre ilk 10 sektör</strong></p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="36">
<p>Sıra</p>
</td>
<td width="152">
<p>Sektör Adı</p>
</td>
<td width="96">
<p>Toplam İhracat Tutarı ($)</p>
</td>
<td width="10"> </td>
<td width="36">
<p>Sıra</p>
</td>
<td width="156">
<p>Sektör Adı</p>
</td>
<td width="93">
<p>Toplam Firma Sayısı</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="36">
<p>1</p>
</td>
<td width="152">
<p>Hizmet</p>
</td>
<td width="96">
<p>39.822</p>
</td>
<td width="10"> </td>
<td width="36">
<p>1</p>
</td>
<td width="156">
<p>Kimyevi Maddeler ve Mamulleri</p>
</td>
<td width="93">
<p>116</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="36">
<p>2</p>
</td>
<td width="152">
<p>Otomotiv Endüstrisi</p>
</td>
<td width="96">
<p>32.770</p>
</td>
<td width="10"> </td>
<td width="36">
<p>2</p>
</td>
<td width="156">
<p>Otomotiv Endüstrisi</p>
</td>
<td width="93">
<p>101</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="36">
<p>3</p>
</td>
<td width="152">
<p>Kimyevi Maddeler ve Mamulleri</p>
</td>
<td width="96">
<p>15.821</p>
</td>
<td width="10"> </td>
<td width="36">
<p>3</p>
</td>
<td width="156">
<p>Hazırgiyim ve Konfeksiyon</p>
</td>
<td width="93">
<p>85</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="36">
<p>4</p>
</td>
<td width="152">
<p>Elektrik ve Elektronik</p>
</td>
<td width="96">
<p>11.634</p>
</td>
<td width="10"> </td>
<td width="36">
<p>4</p>
</td>
<td width="156">
<p>Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri</p>
</td>
<td width="93">
<p>83</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="36">
<p>5</p>
</td>
<td width="152">
<p>Çelik</p>
</td>
<td width="96">
<p>11.546</p>
</td>
<td width="10"> </td>
<td width="36">
<p>5</p>
</td>
<td width="156">
<p>Çelik</p>
</td>
<td width="93">
<p>70</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="36">
<p>6</p>
</td>
<td width="152">
<p>Savunma ve Havacılık Sanayii</p>
</td>
<td width="96">
<p>8.690</p>
</td>
<td width="10"> </td>
<td width="36">
<p>6</p>
</td>
<td width="156">
<p>Elektrik ve Elektronik</p>
</td>
<td width="93">
<p>69</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="36">
<p>7</p>
</td>
<td width="152">
<p>Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri</p>
</td>
<td width="96">
<p>7.301</p>
</td>
<td width="10"> </td>
<td width="36">
<p>7</p>
</td>
<td width="156">
<p>Hizmet</p>
</td>
<td width="93">
<p>65</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="36">
<p>8</p>
</td>
<td width="152">
<p>Mücevher</p>
</td>
<td width="96">
<p>5.500</p>
</td>
<td width="10"> </td>
<td width="36">
<p>8</p>
</td>
<td width="156">
<p>Demir ve Demir Dışı Metaller</p>
</td>
<td width="93">
<p>51</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="36">
<p>9</p>
</td>
<td width="152">
<p>Demir ve Demir Dışı Metaller</p>
</td>
<td width="96">
<p>5.463</p>
</td>
<td width="10"> </td>
<td width="36">
<p>9</p>
</td>
<td width="156">
<p>Tekstil ve Hammaddeleri</p>
</td>
<td width="93">
<p>45</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="36">
<p>10</p>
</td>
<td width="152">
<p>Hazırgiyim ve Konfeksiyon</p>
</td>
<td width="96">
<p>5.425</p>
</td>
<td width="10"> </td>
<td width="36">
<p>10</p>
</td>
<td width="156">
<p>Mücevher</p>
</td>
<td width="93">
<p>41</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><em>İhracat miktarları milyar ABD dolarıdır. Rakamlar yuvarlanmıştır</em></p>
<p>Burada daha önceleri de sözünü ettiğim bir konuyu tekrarlamak istiyorum.</p>
<p>Hizmet ihracatı rakamlarının içerisinde turizm, eğitim, sağlık hizmetleri vb. sektörlerde, yurt dışından gelerek hizmeti ülkemizde alan yabancılara verilen hizmet bedelleri de yer almaktadır.</p>
<p>Bu hizmetlerin ihracat sayılması ihracatın özüne aykırıdır.</p>
<p>Başımızın üzerinde yerleri var, ülkeye döviz kazandırıyorlar amma yapılan ihracat değildir.</p>
<p>Bir zamanlar olduğu gibi bunlar “ Döviz kazandırıcı Hizmetler “ başlığı altında değerlendirilmelidir.</p>
<p>Destek mevzuatına kolaylık getirelim derken kavram kargaşası ve yorum farklılıkları yaratılmamalıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ilk-1000-ihracatci-turkiyenin-neresinde-82640</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İlk 1.000 ihracatçı Türkiye’nin neresinde? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektronik-tebligattan-cikilmali-mi-82638</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektronik tebligattan çıkılmalı mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ticari, zirai veya mesleki faaliyeti olmayan, örneğin arabasını sıfır araçla yenileyen bir emeklinin veya ev hanımının bu sisteme alınması bence anlamsızdır. Burada belki trafik para cezalarının daha kolay tebliğ edilmesi amaçlanmış olabilir. Bu kişilerde ancak 65 yaşını bitirdiklerinde sistemden çıkabilirler.</strong></p>
<p>Geçen hafta bugün yayınlanmış köşe yazımda Anayasa Mahkemesi’nin (E.2025/94 K.2026/11 sayılı Kararı) Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 107/A maddesinin 3. fıkrasına ilişkin ibare iptali  ve Danıştay’ın, “Anayasaya aykırılığı sabit olan sisteme göre yapılan tebligatların geçerli olmayacağı” yönünde kararları üzerine yasa koyucunun konuyu hemen ele alarak, 24.6.2026 tarih ve 7587 sayılı Kanunla iptal edilen hükmün yerine yeni bir düzenlemeyi kabul ettiğini yazmış ve yeni düzenleme ile elektronik tebligat usulüne çizilen çerçeveyi aktarmıştım. Köşe yazımda da belirttiğim gibi yeni 107/A madde, hem sisteme dahil olacak mükellefleri hem de sistemden çıkma hâllerini sayma yöntemi ile belirlemiştir. Bu yazımda sistemden çıkışın mümkün olabileceği halleri irdelemek istiyorum.</p>
<p><strong>Çıkma sebepleri</strong></p>
<p><em>1. Ticaret siciline kayıtlı tüzel kişiler ticaret sicil kayıtlarının, diğer tüzel kişiler ise tabi oldukları sicil kayıtlarının silindiği tarih dikkate alınarak elektronik tebligat sisteminden çıkarılır.</em></p>
<p>Burada idarenin takdir hakkı söz konusu değildir. İlgili sicil kaydının kapatılması ile tüzel kişinin elektronik tebligat sistemi dışına re’sen alınması gerekmektedir.</p>
<p><strong><em>2</em></strong><em>. Gerçek kişiler, kişinin ölüm tarihi veya gaipliğine karar verildiği tarih dikkate alınarak elektronik tebligat sisteminden çıkarılır.</em></p>
<p>Burada da idarenin takdir hakkı söz konusu değildir. Mükellefin ölümü veya gaipliğine karar verildiğinin idare tarafından ıttılaı ile sistem dışına alınması gerekmektedir. Burada idarenin ıttılaı, mirasçılarının veraset beyannamesini veya murisin son kıst dönem beyannamesini vermeleri ile olabilir. Ancak bu beyannameler süreye bağlı olduğundan ve bu sürede bir hak kaybının olmaması için ölüm veya gaipliği izleyen günlerde mirasçıların vergi dairesine bu konuda bilgi vererek sistemin ölen için kapatılmasını talep etmelerinde yarar vardır. </p>
<p><strong><em>3</em></strong><em>. Birinci fıkra kapsamında zorunlu olarak elektronik tebligat sistemine dâhil olan gerçek kişiler mükellefiyetin sona erdiği tarihi izleyen beşinci takvim yılı sonundan itibaren talep etmeleri halinde ve elektronik tebligat sistemine dâhil olma zorunluluğu gerektiren diğer haller bulunmamak şartıyla, elektronik tebligat sisteminden çıkarılır.</em></p>
<p>Bu çıkartma sebebi talebe bağlı olarak çalışacaktır. Örneğin serbest meslek mükellefiyeti olan bir doktorun 2022 yılında mükellefiyetini terk ettiğini düşünürsek 31.12.2027 tarihinden itibaren sistemden çıkartılmasını talep hakkı doğacaktır. Ancak burada talep için başkaca bir sebeple sisteme dahil olma halinin bulunmaması gerekmektedir. Örneğin doktor bey 2022’de mükellefiyetini terk ettikten sonra 2025 yılında ticari faaliyete başladıysa sistemden çıkmayı talep edemeyecektir.</p>
<p><em><strong>4</strong>. İsteğe bağlı olarak elektronik tebligat sistemine dâhil olanlar, talep etmeleri halinde talep tarihleri dikkate alınarak, elektronik tebligat sistemine dâhil olma zorunluluğu gerektiren diğer haller bulunmamak şartıyla elektronik tebligat sisteminden çıkarılır.</em></p>
<p>Bu bentte kanunen elektronik tebligat sistemine dahil olmasını gerektiren bir sebep olmamakla birlikte kendi talebi ile ihtiyaren sisteme dahil olanların, yine talepleri halinde sistemden çıkabilecekleri düzenlenmiştir. Ancak burada da talep için başkaca bir sebeple sisteme dahil olma gereğinin bulunmaması gerekmektedir.</p>
<p><em><strong>5</strong>. 65 yaşını doldurmuş kişiler, talep etmeleri halinde talep tarihleri dikkate alınarak elektronik tebligat sisteminden çıkarılır.</em></p>
<p>Bu bentte kanunen sisteme zorunlu olarak dahil olan gerçek kişilerin 65 yaşını doldurmaları ve talep etmeleri halinde elektronik tebligat sisteminden çıkartılacakları düzenlenmiştir. Bu konuda da idarenin bir takdir hakkı söz konusu değildir. Bu bent ile yapılan düzenlemenin uygulanmasında, bentlerin bağımsız olarak düzenlenmiş olması sebebiyle, söz konusu mükellefin, “mükellefiyetinin sona ermiş bulunması veya sonra ermesinden sonra beş yıl geçmiş olması yahut sisteme dahil olmasını gerektiren başkaca bir hâlin bulunmaması” gibi koşulların aranması mümkün değildir. Örneğin serbest meslek mükellefiyeti olan bir doktorun faaliyetine ve dolayısıyla mükellefiyetinin devamına rağmen 65 yaşını doldurduğunda sistemden çıkmayı talep hakkı doğacaktır. Zaten söz konusu koşullara diğer bentlerde yer veren Kanun Koyucunun bu bentte yer vermemesi de bu hususun açık delilidir.</p>
<p><strong>Görüş ve önerim </strong></p>
<p>6/6/2002 tarihli ve 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu’na ekli (II) sayılı listedeki mallardan kayıt ve tescile tabi olanların ilk iktisabında adına tescil yapılan gerçek kişilere de sisteme dahil olma zorunluluğu getirilmesini de anlamlandırmak mümkün değildir. Ticari, zirai veya mesleki faaliyeti olmayan, örneğin arabasını sıfır araçla yenileyen bir emeklinin veya ev hanımının bu sisteme alınması bence anlamsızdır. Burada belki trafik para cezalarının daha kolay tebliğ edilmesi amaçlanmış olabilir. Bu kişiler de ancak 65 yaşını bitirdiklerinde sistemden çıkabilirler. (Ancak bu yaşa kadar, örneğin söz konusu aracı sattıklarında çıkış olanağının tanınmaması, sistemi onlar yönünden bence yine Anayasaya aykırı kılmaktadır.) </p>
<p>Bu durumlardaki, yani 65 yaşını bitirmiş tüm mükelleflere benim önerim, “elektronik tebligat yapılanlara mail veya sms ile bilgi verilmese dahi tebligat geçerlidir” şeklindeki Genel Tebliğ düzenlemesi var olduğu sürece sistemden çıkmalarıdır. Zira daha önceden de yazdığım gibi, “habersiz tebligatlarla” hak kaybına uğrama riski söz konusudur.</p>
<p>Mali idarenin sistemin başarısı için yapması gereken, söz konusu Genel Tebliğ düzenlemesini aksi yönde, yani SMS veya mail bilgilendirmesi yoksa tebligatın geçerli olmayacağı yönünde değiştirmesidir. Önemli olan tebligat hukukunda önemli bir işlev gören bu müesseseyi hak kayıplarına yol açmayacak şekilde düzenleyerek yaşatmaktır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektronik-tebligattan-cikilmali-mi-82638</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektronik tebligattan çıkılmalı mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsada-hikaye-satiliyor-faturayi-kucuk-yatirimci-oduyor-82637</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsada hikâye satılıyor, faturayı küçük yatırımcı ödüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsa İstanbul'da uzun süredir devam eden, son dönemde ise daha görünür hâle gelen tehlikeli oyunlar (!) var. Sermaye Piyasası Kurulu'nun halka arzlara yeniden hız vermesi ve bunlar arasında performansları tartışmalı (!) olarak nitelenebilecek şirketlerin de yer alması, küçük yatırımcı açısından bu konuda riskleri artırıyor. Tehlikeli oyunların (!) en yaygını ise dünyada "pump and dump", bizde ise "pompala-boşalt" olarak bilinen manipülasyon.</p>
<p>Yöntem oldukça basit. Faaliyetlerinden yeterli gelir elde edemeyen ancak halka açık kalmanın avantajını kaybetmek istemeyen bazı patronlar, şirketi büyütmek yerine hisse fiyatını yükseltmeye odaklanıyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a4c8502a17e8-1783399682.png" alt="" width="432" height="251" />
<figcaption><strong>Kimi kez tahtacılar patronların kapısını çalıyorlar, kimi kez de patronlar tahtacıların.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Çoğu küçük ya da sığ işlem hacimli şirketlerin imdadına bu aşamada "tahtacı" olarak bilinen organize gruplar yetişiyor. Kimi kez tahtacılar patronların kapısını çalıyorlar, kimi kez patronlar tahtacıların. Amaç, küçük yatırımcı için cehenneme giden yolun parlak taşlarını döşemek yani hisselerin önemli kısmını zaman içinde sessizce toplamak. Bunun için bazen uzun süre hareketsiz kalan bir tahta oluşturuluyor, bazen de piyasa yükselirken hisse özellikle baskılanıyor. Sabrı tükenen küçük yatırımcı satış yaptıkça hisseler aynı çevrelerin elinde birikiyor.</p>
<p>Yeterli hisse toplandıktan sonra yoğun alımlarla fiyat hızla yukarı taşınıyor. Hisse yükseldikçe teminat değeri artıyor, daha fazla kredi kullanılıyor ve yükseliş kendi kendini besleyen bir döngüye dönüşüyor.</p>
<p>Sonrasında sosyal medya devreye giriyor. “Kerameti kendinden menkul” fenomen hesaplar, isimsiz kulisler, abartılı hedef fiyatlar ve "kaçacak", "uçacak" söylemleriyle yatırımcıların ilgisi artırılıyor. "Treni kaçırma" korkusuna kapılan küçük yatırımcı, zaten yükselmiş hisseleri daha da yükseleceği beklentisiyle satın alırken büyük oyuncular satışa başlıyor.</p>
<p>Büyük alıcılar çıktığında ise hissede alıcı kalmıyor, taban serileri başlıyor ve çıkış kapısı daralıyor. En büyük zararı da çoğu kez “trenin son vagonuna atlayan” küçük yatırımcı görüyor.</p>
<p>Küçük yatırımcının özellikle sosyal medya desteğiyle yükselen olağan dışı fiyat hareketlerinin olduğu eski veya yani tüm hisselere karşı bugünlerde daha dikkatli olması gerekiyor. Çünkü borsada en pahalı ders, kolay kazanç vaatlerine inanmaktır. Unutmayın: Bedava peynir yalnızca fare kapanında olur.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsada-hikaye-satiliyor-faturayi-kucuk-yatirimci-oduyor-82637</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsada hikâye satılıyor, faturayı küçük yatırımcı ödüyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ileri-vade-beklentiler-82636</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> İleri vade beklentiler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yılın ikinci yarısının ilk yarıdan biraz daha talepkar ve güçlü USD fiyatlamasına zemin hazırlaması daha olası. Kasımda gerçekleşecek ABD seçimleri ve Fed’e dair belirsizlik ve riskler temel belirleyiciler.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz hafta bu köşede, ABD endekslerinde başlayan ve ağırlıklı Asya üzerinden diğer varlık sınıflarına sirayet etmeye çalışan teknoloji hisselerinden çıkış ve Dow Jones’un liderlik ettiği farklı gruplara geçiş çabalarını tartışmış ve ‘rotasyon’ sorusuna yanıt aramıştık. İlk izlenimlerimize paralel bir eğilim mevcut; kalıcı rotasyon riskinden ziyade dönemsel realizasyon şimdilik ağır basıyor. Böylesini daha sağlıklı bulduğumuzu bir kez daha hatırlatalım. Neden? Yüksek ve tek yönlü yoğunlaşan pozisyonlar sadece ABD için risk teşkil etmiyor. Girişte de bahsettiğim üzere, genele yayılmış çok ciddi bir beklenti ve getiri var. Bunun bir anda değişimi hem kolay değil hem de son derece riskli. Ne analistler ne de yatırımcılar bu denli sert geçişe hazır değil.</p>
<p>Devam edelim. Az çok rotasyon-realizasyon tartışmasında ‘şu an için’ durduğumuz noktayı netleştirebildik. Geçtiğimiz haftaya benzer eğilimlerin ileride de zaman zaman karşımıza çıkacağını belirtelim. Burada takip edilecekler listesinde iki önemli unsur var: Amerikan doları ve tahvil faizleri. Dolar endeksi, geride kalan haftanın kapanışı ile son 2 haftanın en zayıf performansını sergiledi. 101-102 aralığına yükselen endeks, hafta başlangıcına alt banttan merhaba diyor. Buralar tam da kısa vadeli ortalamaların (22 günlük) şekillendiği noktalar. Aşağısına doğru sarkmaların devamı, yeniden 99-100 bölgesine çekilmeyi ve biraz daha nefes almayı mümkün kılabilir. Ancak, yılın ikinci yarısının ilk yarıdan biraz daha talepkar ve güçlü USD fiyatlamasına zemin hazırlaması daha olası. Kasımda gerçekleşecek ABD seçimleri ve Fed’e dair belirsizlik ve riskler temel belirleyiciler. Başkan Warsh’un iletişim ve yönlendirmedeki duruşu, kafa karışıklığının sürükleyicisi olarak belirmeye devam edecek. Bir de unutmadan; USD fiyatlaması hiçbir zaman tek başına USD fiyatlamasından oluşmuyor. Diğer çaprazlar da etkili. Son dönemdeki USDJPY fiyatlaması ve BoJ endişeleri/beklentileri buna çok iyi bir örnek. Keza ECB’ye yönelik beklentiler. Avrupa’da bir kez daha faiz artırımına karşı EUR fiyatlamasındaki tepki aşağı yönlü oldu. İşlemciler, tarihte daha önce olduğu üzere, kalıcı ve yüksek ECB sıkılaşmasına, makro Avrupa görünümü ile birlikte baktıklarında çok fazla ihtimal vermiyorlar.</p>
<p>Yerel varlıklarda ise haziran enflasyonu genel çerçevede beklentilere paralel gerçekleşti. Ana eğilim yatay. Veri öncesindeki süreçte tahvil faizleri ve kısmen de XBANK fiyatlaması, beklentilerin fiyatlanması şeklindeydi. Veri sonrasında Cuma günü gerçekleşen bankacılık sektörü ağırlıklı satışı ise temel analiz beklentileri ile açıklamak son derece güç. Yakın zamanda açıklanacak olan 2Ç finansalları sektör özelinde zayıf olacak ve bu da bilinen bir durum. Fiyatlamalara da fazlasıyla dahil oldu. Keza kurumların paylaştıkları beklentilerin de güncelleneceği konusu. Bizim senaryomuzda Temmuz PPK toplantısı ile birlikte AOFM’de başlayacak gevşeme ve kademeli 4Ç içerisindeki faiz indirimleri, son derece makul bir eğilim. Bunun da biraz daha tahvil ve bankacılık sektörü önderliğinde fiyatlanmasını bekleriz. Yaz mevsiminin klasikleşen likidite sorunu ve tatil eğilimi bir yana, fiyatlama zamanlaması sorunlu olmakla birlikte, başlamasını beklemek son derece sağlıklı. Bu da NŞA’da daha iyimser olunabilecek bir ikinci yarı fiyatlamalarına doğru bizleri taşıyacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ileri-vade-beklentiler-82636</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İleri vade beklentiler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pax-silica-yapay-zeka-caginin-yeni-jeoekonomik-duzeni-82635</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pax Silica: Yapay zekâ çağının yeni jeoekonomik düzeni</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Pax Silica klasik bir ticaret anlaşması değil. Kritik minerallerin çıkarılmasından rafine edilmesine, çip tasarımından üretimine, veri merkezlerinden yapay zekâ modellerine uzanan değer zincirinin güvenilir ülkeler arasında paylaşılmasını esas alıyor. Petrolün yerini veri, rafinerilerin yerini veri merkezleri, sanayi bölgelerinin yerini yapay zekâ altyapıları alıyor.</strong></p>
<p>20. yüzyılın küresel düzeni petrol, deniz yolları ve sanayi üretimi üzerine inşa edilmişti. 21. yüzyıl ise bambaşka bir rekabet alanı yaratıyor. Artık ülkelerin ekonomik ve jeopolitik gücünü belirleyen temel unsur; yapay zekâ, yarı iletkenler, kritik mineraller, veri merkezleri ve yüksek performanslı hesaplama altyapıları olacak.</p>
<p>İşte tam da bu nedenle uluslararası politika literatürüne yeni bir kavram girdi: Pax Silica. Latince "barış" anlamına gelen Pax ile yarı iletkenlerin temel hammaddesi olan silisyuma gönderme yapan Silica kelimelerinin birleşiminden oluşan bu kavram, ABD öncülüğünde oluşturulan ve yapay zekâ çağının kritik teknoloji tedarik zincirlerini güvence altına almayı amaçlayan yeni bir uluslararası iş birliği platformunu ifade ediyor. Girişim yalnızca çip üretimini değil; kritik minerallerden enerji altyapısına, veri merkezlerinden yapay zekâ modellerine kadar tüm teknolojiyi kapsayan bütüncül bir yaklaşım benimsiyor.</p>
<p>Ortaya çıkış nedeni açık: Pandemi, jeopolitik krizler ve büyük güç rekabeti, küresel tedarik zincirlerinin ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Pax Silica bu noktada "güvenilir ortaklar arasında dayanıklı teknoloji ekosistemi oluşturma" hedefiyle geliştirildi. Bugün ABD’nin yanı sıra Japonya, Güney Kore, Birleşik Krallık, Hollanda, Avustralya, İsveç, BAE ve Avrupa Birliği gibi ülkeler girişime dahil; İtalya’nın katılımıyla kapsam daha da genişledi.</p>
<p>Pax Silica klasik bir ticaret anlaşması değil. Kritik minerallerin çıkarılmasından rafine edilmesine, çip tasarımından üretimine, veri merkezlerinden yapay zekâ modellerine uzanan değer zincirinin güvenilir ülkeler arasında paylaşılmasını esas alıyor. Petrolün yerini veri, rafinerilerin yerini veri merkezleri, sanayi bölgelerinin yerini yapay zekâ altyapıları alıyor.</p>
<p><strong>AB Komisyonu’nun </strong><strong>imzası: Yeni bir eşik</strong></p>
<p>25 Haziran 2025’te Avrupa Komisyonu’nun Pax Silica deklerasyonunu resmen imzalaması, girişimin ağırlığını nitel olarak farklı bir boyuta taşıdı. Chips Act kapsamındaki 43 milyar Euro’luk yarı iletken yatırım havuzu ve AB Yapay Zekâ Yasası’nın regülasyon mimarisi artık doğrudan bu çerçeveye entegre oldu. Teknoloji egemenliği meselesi yalnızca savunma gündeminin değil, Avrupa’nın sanayi ve rekabet politikasının merkezine yerleşti. AB’nin kritik bileşenlerde tek coğrafyaya bağımlılığı azaltmak için güvenilir üçüncü ülkeler aradığı bu konjonktürde Türkiye için stratejik bir pencere açılıyor.</p>
<p><strong>Türkiye: Fırsat mı, tehdit mi?</strong></p>
<p>Türkiye bugün Pax Silica imzacıları arasında yer almıyor. Bu yalnızca sembolik bir eksiklik değil; kritik teknoloji zincirlerine erişim ve güvenilir tedarikçi statüsü kazanma bakımından gerçek bir stratejik maliyet. Öte yandan yapısal avantajlar da yadsınamaz: Avrupa ile Asya arasındaki lojistik konum, güçlü savunma sanayii, büyüyen mühendis kitlesi, rekabetçi enerji maliyetleri ve bor ile nadir toprak elementleri başta olmak üzere kritik mineral rezervleri.</p>
<p>Mesele bu potansiyeli aktif stratejik konuma dönüştürmektir. Bunun için beş öncelikli adım öne çıkıyor.</p>
<p>İlki diplomatik konumlanmadır: NATO üyeliği ve AB aday statüsü kaldıraç olarak kullanılarak Pax Silica gözlemci veya ortak üyeliği için aktif girişim başlatılabilir.</p>
<p>İkincisi kritik mineral stratejisidir: Ham madde ihracatından yüksek katma değerli rafine ürün ve ileri malzeme üretimine geçiş hem Pax Silica’ya katkı hem stratejik konum kazanımı açısından öncelikli hamledir.</p>
<p>Üçüncüsü veri merkezi ve hesaplama altyapısıdır: Avrupa veri egemenliği kaygılarının yoğunlaştığı bu dönemde Türkiye, bölgesel veri merkezi üssü olma potansiyeli değerlendirilebilir.</p>
<p>Dördüncüsü insan sermayesidir: Yapay zekâ mühendisliği ve yarı iletken tasarımı alanlarında sanayi-akademi iş birliği, diaspora geri dönüş teşvikleri ve uluslararası yetenek çekme programları şarttır.</p>
<p>Beşincisi ve en kritik olanı kurumsal koordinasyondur: Kritik mineraller, yarı iletkenler, veri merkezi yatırımları ve yapay zekâ politikasını tek çatı altında yönetecek, yatırımcılara tek muhatap sunan bir kurumsal mimari kurulabilir.</p>
<p>Pax Silica ekosistemi oluşum aşamasında; hangi ülkelerin güvenilir ortak statüsü kazanacağı önümüzdeki birkaç yılda netleşecek. Bu süreç kapandıktan sonra dahil olmak çok daha zor ve maliyetli olacaktır. Türkiye’nin bu dönüşümü yalnızca izleyen değil, kuralların belirlendiği masalarda yer alan ülkeler arasında bulunması; ekonomik rekabet gücü kadar stratejik bağımsızlığı açısından da kritik önem taşıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pax-silica-yapay-zeka-caginin-yeni-jeoekonomik-duzeni-82635</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pax Silica: Yapay zekâ çağının yeni jeoekonomik düzeni ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/o-videoyu-neden-11-gunde-11-milyon-kisi-izledi-82634</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> O videoyu neden 11 günde 11 milyon kişi izledi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Genç stand-up sanatçısı İmran Deniz Göktaş, “Ölü Deniz” adlı gösterisi nedeniyle tutuklanarak bir “kuyu tipi cezaevi”ne konuldu. Tutuklanmaya gerekçe gösterilen iddialar “cumhurbaşkanına hakaret” ve “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama”. Yüzde 99’u Müslüman kabul edilen bir ülkede “halkın dini değerlerini alenen aşağıladığı” iddia edilen gösterinin videosunu 11 günde 11 milyonu aşkın kişi izledi.</p>
<p>Eğer iddia haklı ise halkın kendi dini değerlerini aşağılayan bir gösteriye bu kadar teveccüh göstermiş olmasını nasıl açıklayacağız?</p>
<p>Bahane dini aşağılamak olduğu için mizah konusuna din adamları nasıl bakıyor diye merak ettim. Aşağıdaki ifadeler Türkiye Diyanet Vakfı’nın 44 ciltlik İslam Ansiklopedisi’nin 30. cildinin 205. sayfasındaki “Mizah” maddesinden alındı:</p>
<p>- Mizah, düşünceleri şaka ve nüktelerle süsleyerek anlatan söz ve yazı çeşididir.</p>
<p>- Mizahta temel hedef güldürme ise de çok defa güldürmenin altında fert ve toplumdaki aksaklıkları, çirkinlikleri eleştirme ve iğneleme, düzeltme amaçları da gizlidir.</p>
<p>- Gerçeklerin sebep olduğu acılara boyun eğmeyen mizah, …zulme dayanan yönetimlere karşı aşağı tabakalardan gelen bir direniş biçimidir.</p>
<p>İslam Ansiklopedisi, mizahı ve işlevini böyle tanımladıktan sonra Hz. Muhammed’in çevresiyle şakalaştığını, yapılan şakaları hoşgörüyle karşıladığını, bazı konuları daha iyi anlatmak için hiciv yoluna başvurduğunu anlatıyor.</p>
<p>İslam Ansiklopedisi birbiriyle çelişen iki gelişmeyi de not ediyor: Birincisi “İslamın ilk döneminde Medine’nin mizahı, edebi düzeye yükselten bir merkez” haline gelmiş olması. İkincisi ise Abbasiler döneminde “ekonomik gelişmelere paralel olarak lüks artarken halife saraylarının mizah üreticisi nedimler ve soytarılarla dolması”.</p>
<p>Şimdi İslam Ansiklopedisi’nin yaklaşımı ışığında bugünün Türkiye’sinde Ölü Deniz videosunun nasıl olup da böyle bir teveccüh gördüğünü anlamaya çalışalım. Nirengi noktalarımız İslam Ansiklopedisi’nde yer alan mizahın “fert ve toplumdaki aksaklıkları, çirkinlikleri eleştirme ve iğneleme, düzeltme amaçları”, “boyun eğmeyen mizah” ve “zulme dayanan yönetimlere karşı aşağı tabakalardan gelen bir direniş biçimi” tespitleri olacak.</p>
<p>- İlk elde yüksek enflasyon, toplumun geniş kesimleri için sürekli artan geçim sıkıntısı, yaygınlaşan ve derinleşen yoksulluk, resmi rakamlara göre bile yüzde 30’ları bulan gerçek işsizliği sayabiliriz. Özellikle gençlerin yaşadığı umutsuzluk, geleceksizlik, güvencesizlik hali sadece bugünü değil, geleceği de karartıyor.</p>
<p>- Bunlar sadece ülke içi tecrübe ve istatistiklerle sınırlı değil, uluslararası göstergelerde de Türkiye en kötü karneye sahip ülkelerden birisi haline geldi. Türkiye dünyada artık otoriter bir ülke veya hibrid demokrasi kategorisinde değerlendiriliyor.</p>
<p>- Örneğin World Justice Project’in Hukukun Üstünlüğü Endeksi’ne göre Türkiye, 143 ülke arasında en alt sıralarda yer alıyor. Türkiye hükümet yetkilerinin sınırlandırılmasında sondan 8. sırada, hükümet yetkilerini bağımsız denetim ve inceleme organları tarafından sınırlandırılmasında sondan 6. sırada, kamu görevlilerinin görevi kötüye kullanmalarından dolayı cezalandırılmasında sondan 7. sırada yer alıyor.</p>
<p>- Türkiye temel haklar konusunda sondan 10. sırada, işçi haklarında sondan 8. sırada, toplantı, gösteri ve örgütlenme özgürlüğü ile düşünce ve ifade özgürlüğünde sondan 10. sırada, din ve inanç özgürlüğünde sondan 3. sırada.</p>
<p>- Türkiye idarenin işlemlerinde yasalara uygun hareket etmesinde ve hukuki adaletin ayrımcılıktan uzak olmasında sondan 8. sırada, ceza adaleti sisteminin hükümetin usulsüz etkilerinden uzak olmasında sondan 5. sırada yer alıyor.</p>
<p>- Peki bunlar toplumun ruh haline nasıl yansıyor? Onu da Gallup’un araştırmalarında görüyoruz: Dünyada 144 ülke arasında insanları en az gülen ülke Türkiye. İnsanları hayattan en az keyif alan 3. ülke ve insanları en fazla stres yaşayan 8. ülke de Türkiye.</p>
<p>Bu veriler o videonun neden 11 günde 11 milyon kişi tarafından izlendiğini de açıklıyor. Deniz Göktaş, bu sorunlarla, bu çelişkilerle yüzleşmenin yolunu açtığı için bu kadar teveccüh görüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/o-videoyu-neden-11-gunde-11-milyon-kisi-izledi-82634</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ O videoyu neden 11 günde 11 milyon kişi izledi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/guvenlik-demokrasi-camialarina-girmeye-yetmeyebilir-82633</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güvenlik, demokrasi camialarına girmeye yetmeyebilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yabancı liderler Türkiye ekonomisinin durumu ve gelir dağılımının bozukluğu gibi konularda sadece arabanın penceresinden baktıkları zaman gördükleriyle yetinmiyorlar. Fakat eğer kararlarını bu kısa ziyaret sırasında arabanın penceresinden gördüklerine dayandırıyorlarsa, durum daha da vahimdir. Ekonominin kötü olduğuna dair koparılan yaygaraya inanmayabilirler.</strong></p>
<p>Siz bu makaleyi okuduğunuzda NATO üyesi ülkelerin devlet başkanlarının Ankara’da yapılan olağanüstü toplantısı muhtemelen henüz bitmemiş olacaktır. Toplantının çok önemli olduğu konusunda herkes ittifak etmekle birlikte, toplantının nasıl sonuçlanacağı, ne gibi kararlar alınacağı konusunda ciddi bir fikrimiz yok. Gazeteler sadece hangi liderin hangi konuları gündeme getirmek istediğine ilişkin değerlendirmelerde bulundular. Kimi Amerika’nın, Avrupa’nın savunma harcamalarını yeterli bulmadığını, bunu gündeme alacağını iddia etti. Bu çok uzun süreden beri söyleniyor. Tartışılması gerektiğini söylemek bir kehanet olmasa gerek. Herhalde diğer üyeler savunma harcamalarını ciddi bir şekilde artırdıklarını ya da buna niyet ettiklerini açıklayacaklardır. Fransız siyasi liderlerini izleyenler, Fransa’nın Avrupa’nın savunma otonomisine sahip olması gerektiğini ileri süreceğini vurguladılar. Her iki savaşta da başkalarının kurtardığı bir ülkenin ciddiye alınacağını pek sanmam.  Almanlar, Avrupa kara gücünün etkinleştirilmesini istiyormuş. Galiba birçok Avrupa ülkesi Almanya’nın silahlanmasından korkuyor. Yine de çaresizlikten dolayı bunu kabullenmek zorunda kalabilirler. İngiltere her zamanki gibi Amerika ile Avrupa’nın arasını bulmaya çalışacakmış. Sizin de bildiğiniz konuları burada tekrar etmeme gerek yok. Ama dikkat edin, hiçbir gazete sonuçlara ilişkin değerlendirmelerde bulunmuyor. Trump’ın katılacağı bir toplantıda belki de tahminde bulunmamak en akıllı yoldur. Toplantı sonrası yayınlanacak kararları ve Türkiye Dışişleri’nin yapacağı açıklamaları beklemek gerekecek.</p>
<p>Türkiye hükümetinin toplantıya büyük önem verdiği her haliyle belli oluyor ve bu hususun diğer katılanlar tarafından da bilinmesini istiyor. Toplantı için ülkemizde aylardır yapılan çalışmaları zaten herkes biliyor. Hükümet yabancı liderlerin şehrin nispeten uzağındaki Esenboğa Havaalanı’na inmesi yerine, Esenboğa’nın yapılmasından sonra daha çok askeri amaçlarla kullanılan Etimesgut Havaalanı’nı tekrar sivil kullanıma açtı, pistin en büyük uçakların inmesine elverişli hale getirilmesi için paralar döktü. Buraya inenlerin kente kolayca ve vakit kaybetmeden gidebilmeleri için yolları genişletti ve buraları geçici olarak umumi trafiğe kapattı. Buna ilaveten birçok yolu da kapatarak toplantıya katılanların vakit kaybetmeden oturumlara erişmelerini sağlamak için gayret ediyor.</p>
<p><strong>Alınan muhtelif tedbirler, </strong><strong>istenen sonucu vermeyebilir</strong></p>
<p>Korkarım, hükümetimizin aldığı muhtelif tedbirler elde etmek istediği sonuçları gerçekleştirmekte umduğu kadar faydalı olmayacaktır. Bir örnek vermek gerekirse, hükümetimiz bazı karayollarının kenarını panolarla örtmüş, böylece oralardan geçenlerin panoların öbür tarafını görmeyeceğini ümit etmiştir. Herhalde hükümet görüntüyü kısıtlayan kontrplakların arkasındaki fakirliğin görülmesinde isabet olmadığını düşünmüş olmalıdır. Bir kere, hemen belirtelim ki, yabancı liderler Türkiye ekonomisinin durumu ve gelir dağılımının bozukluğu gibi konularda sadece arabanın penceresinden baktıkları zaman gördükleriyle yetinmiyorlar. Dolayısıyla ayıbımızı saklayarak başkalarının düşüncesini şekillendireceğimizi düşünmek biraz safdillik olur. Fakat eğer kararlarını bu kısa ziyaret sırasında arabanın penceresinden gördüklerine dayandırıyorlarsa, durum daha da vahimdir. O zaman Türkiye’nin iktisadi durumunun hiç de kötü olmadığını, Türkiye’nin ekonomik sıkıntıda olduğu konusunda koparılan yaygaraya inanmamak gerektiğini ileri süreceklerdir. Bu olay bana eski bir deneyimi de hatırlattı. Türkiye NATO’ya girmek isterken, askeri malzeme sıkıntısı çektiğinden, askerini bile donatamadığından şikayet ediyordu. Bunun üzerine ne gibi ihtiyaçlar olduğunu anlamak üzere bir Amerikan tetkik heyeti Türkiye’ye geldi. Konukları iyi karşılamak sevdasına kapılan büyüklerimiz heyeti en iyi donatılmış askerlerle karşıladılar. Bu durumda Amerikan heyetinin Türk askeri anlatıldığı kadar donanımdan yoksun değildir filan diye bir rapor yazmış olmasına şaşmamak gerekir. Herhalde daha sonra, Türk kültürünü yakından tanıyınca, ihtiyacın sanıldığından daha da vahim olduğunu anlamışlardır.</p>
<p>Aynı eleştiri çizgisini devam ettirelim. Hükümetimizin sadece kendisine dostane yaklaşan gazetecilere toplantıyı izleme ayrıcalığı vermesi, toplantının beklediği gibi olumlu değerlendirilmesini sağlamayabilir. İlkin, unutmayalım ki, toplantıyı izlemeye gelen yabancı basın mensupları da olacaktır. Bunlar mensup oldukları yayın organlarında övmek yanında eleştiriye de yer veren yazılar yayınlayacaklardır. Bu kişilerin yazdıklarının bir bölümü Türk basınında, veya hiç olmazsa internette yer alacaktır. Hükümet bu yola başvurmakla, özellikle dış siyasetle yakından ilgilenen kamuoyu katında eleştiriyi engellemiş olmuyor. İkinci olarak, yabancı katılımcılar Türkiye’den katılan gazetecilerin bilgi düzeyini pek etkileyici bulmayabilirler. Bunun sonucunda Türkiye’de kamuoyunun dış siyasetle pek ilgilenmediğine, NATO ilişkisine de eleştirel yaklaşmadığına, hatta kayıtsız kaldığına hükmedeceklerdir. Böyle bir izlenim Türkiye aleyhine işler, ülkemiz kamuoyunun kolay benimsemeyeceği bir dizi talebin yapılmasıyla sonuçlanır. İkincinin devamı ve üçüncü olarak, toplumda oydaşım oluşturmanın kolay olduğu düşüncesiyle, diğer ülkeler Türkiye’den çok sayıda talepte bulunabilirler. Bunun karşısında, hükümet “iyi, güzel de ben bunu kamuoyuna anlatamam ya da kamuoyu karşısında savunamam” demek imkanından kendini mahrum bırakmaktadır. Son olarak da, bu yaklaşım diğer bazı üyelerin Türklerle savunma konusunda işbirliği yapalım ama bunun dışında herhangi bir alanda işbirliği yapmayalım, hele iktisadi ve siyasi işbirliği yapmamaya özen gösterelim demelerini kolaylaştırmakta ve tutumlarının haklılığını güçlendirmektedir. </p>
<p><strong>Türkiye’yi dışlayanların kaybedecekleri </strong><strong>şeyler var ama Türkiye’de kayıpsız çıkmaz</strong></p>
<p>Türkiye çevresinde bulunan Akdeniz, Kafkaslar, Karadeniz Bölgesi, Orta Doğu vs. gibi birçok bölgede onsuz güvenlik tesisinin mümkün olmadığı kadar önemli bir aktör olduğunu düşünmektedir. Herhalde diğer ülkeler de bunu bilmekte ve Türkiye ile işbirliği yapmanın ne kadar önemli olduğunu idrak etmektedirler. Sanıyorum şurası kesin ki, Türkiye stratejik bakımdan önemli bir konumda bulunduğu için, birçok ülke Türkiye ile rekabetçi ilişkiler kurmak yerine işbirliğini öngören ilişkiler kurmayı tercih etmektedir. Ancak aynı derecede geçerli olan başka bir husus diğer ülkelerin Türkiye’yi güvenilir bir ülke olarak görmedikleri, dolayısıyla ilişkileri güvenlik alanıyla sınırlı tutmakta ısrar etmeleridir. Aslında güvenilir olduğunu göstermek için hükümetimiz belki yüklenmek istemediği kadar çok külfet yüklenmeye hazır olacak, güvenilir bir ortak olduğunu göstermeye çalışacaktır. Tabii, Türkiye’nin bazı güvenlik düzenlerinden dışlanması da mümkündür. Şüphesiz bu oyunda Türkiye’yi dışlayanların kaybedecekleri şeyler var ama böyle bir dışlanmadan ülkemizin hiçbir kayba uğramadan çıkacağını söylemek mümkün değildir. Bu gözlemi yaparken aklıma Avrupa Birliği üyesi olan ve Birliğin giriştiği her işte Türkiye’nin dışlanması gerektiğini savunan bazı komşularımızın geldiğini tahmin etmiş olabilirsiniz.</p>
<p>Ülkemizi ziyaret eden NATO delegasyonlarının buranın demokrasinin temel taşı bir ülke olmadığını kestirmekte güçlük çekeceklerini zannetmiyorum. Ancak, sizlerin de bildiği gibi, NATO bir güvenlik örgütüdür, toplantıya katılanların ülkemizin bildikleri demokrasiler gibi olmadığını görmeleri onları pek rahatsız etmeyebilir. Buna karşılık, katılanların hemen hepsi siyasal demokrasilere önem verilen diyarlardan gelmektedir. Bu zevatın güvenlik konularına yaptığımız katkıları görerek demokrasiler kulübü ile daha ileri ilişkiler kurmamızı arzulayacaklarını beklemek doğru olmaz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/guvenlik-demokrasi-camialarina-girmeye-yetmeyebilir-82633</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/3/1280x720/46u-1783402503.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Güvenlik, demokrasi camialarına girmeye yetmeyebilir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-uctan-obur-uca-savrulmak-82632</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir uçtan öbür uca savrulmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Garip mi garip para politikasının uygulanmaya konulmasından bu yana geçen süre neredeyse beş yıl oldu. Hâlâ dünyanın yedinci en yüksek enflasyonuna sahibiz. Hâlâ kredi faizleri çok yüksek. Hâlâ başımız sıkışınca –meali dövize talep artınca- faiz yükseltip döviz satıyoruz.</strong></p>
<p>Yine bir grafiğe başvuruyorum. Son beş yılda başımıza açtığımız büyük ekonomik dertleri oldukça iyi özetliyor. Basit bir grafik oysa; topu topu iki değişkenin hareketini gösteriyor. Grafikte, şirketlere açılan lira cinsinden kredilerin faizi ile tüketici enflasyonunun Ocak 2013’ten bu yana aylık serencamı yer alıyor. Son gözlemler Haziran 2026 için.</p>
<p><strong>Eksik olan program normale </strong><strong>dönüleceği güvencesini vermiyor</strong></p>
<p>Garip mi garip para politikası Eylül 2021’de başladı, Mayıs 2023’te sona erdi.  Bu uygulamanın yol açtığı büyük sorunlar yumağı ondan sonra da ekonomimizi derinden etkiledi. Garip mi garip para politikasının uygulanmaya konulmasından bu yana geçen süre neredeyse beş yıl oldu. Hâlâ dünyanın yedinci en yüksek enflasyonuna sahibiz. Hâlâ kredi faizleri çok yüksek. Hâlâ başımız sıkışınca –meali dövize talep artınca- faiz yükseltip döviz satıyoruz. Çünkü, birincisi, eksik program başımızın sıkışmasına yol açan şok ortadan kalkınca normale dönüleceği güvencesini vermiyor. İkincisi, zaten şokların önemli bir kısmı uygulanan programın temel eksikliklerinden –başta yargı sisteminin sil baştan çağdaş bir şekle dönüştürülecek adımları içermemesinden – kaynaklanıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4c8f79b796f-1783402361.png" alt="" width="500" height="248" />Tekrar grafiğe dönüyorum. Dikey çizgi Eylül 2021’i gösteriyor. Gerçi, bu dikey çizgi grafikte olmasa da Eylül 2021'in hangi noktaya denk geldiği enflasyonun gidişatından rahatlıkla anlaşılabilirdi. O aydan itibaren enflasyon keskin bir biçimde gökyüzüne yöneliyor çünkü. Sonrasında kredi faizindeki gidişata bakın lütfen: Önce kredi faizi çok az artıyor, enflasyon kredi faizini tam anlamıyla ‘eziyor’. 2022’nin ortalarından itibaren ise yaklaşan seçimlerin etkisi kendisini gösteriyor. Kredi faizleri belirgin biçimde düşüyor. Gerçi enflasyon da düşüyor gibi ama o konunun tartışmalı olduğu biliniyor. Kaldı ki kredi faizleri enflasyonun çok ama çok altında kalmaya devam ediyor.</p>
<p><strong>Kredi faizleri, enflasyonun </strong><strong>çok üzerinde seyrediyor</strong></p>
<p>Haziran 2023’te bu gariplikleri ortadan kaldırmayı amaçlayan (eksik) ekonomi programı yürürlüğe girdi. Ama politika faizinin enflasyona uygun bir düzeye çıkarılması oldukça gecikmeli biçimde gerçekleşti. Süreç yaklaşık Nisan 2024’e kadar sürdü. Bu tarihten sonra Eylül 2021-Mayıs 2023 arasındaki enflasyon-kredi faizi ilişkisi tersine döndü. Bu sefer kredi faizleri enflasyonun çok üzerinde seyrediyor. Üstelik bu fark son aylarda daha da artmış durumda. Şöyle de belirtilebilir. Bir uçtan öbür uca savrulmuş vaziyetteyiz.  Farklı bir ifadeyle, ‘rasyonele dönüş’ kod adlı ekonomi programının uygulanmaya başlanmasından bu yana geçen üç yılın sonunda ne enflasyondan arınmış (reel) kredi faizi ne de enflasyon makul bir düzeye gelmiş vaziyette.</p>
<p>Üniversitelerin iktisat programlarının üçüncü ve dördüncü sınıflardaki değişik derslerinde ele alınması gereken bir süreç bu. Çoğu ülkede böyle bir deneyim yok; özellikle yakın zamanda yok. Olaya iyimser tarafından bakınca, hiç olmazsa bizim öğrencilerin bir avantajı ortaya çıkıyor. Para politikasının garip mi garip bir hal almasının sonucunun ne olacağına ilişkin çoğu ülkede gözlenmeyen paha biçilmez bir deney sunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-uctan-obur-uca-savrulmak-82632</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir uçtan öbür uca savrulmak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pmi-alarm-veriyor-sorun-artik-gecici-degil-yapisal-82631</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> PMI alarm veriyor: Sorun artık geçici değil, yapısal</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ekonomi yönetiminin temel önceliği fiyat istikrarını sağlamak. Enflasyondaki yavaşlama bu açıdan olumlu. Ancak üretim, sipariş ve istihdam cephesindeki tablo, dezenflasyon sürecinin reel sektör üzerindeki maliyetini de gözler önüne seriyor. Sanayici henüz güçlü ve kalıcı bir talep toparlanmasına ikna olmuş görünmüyor.</strong></p>
<p>İmalat sanayisi ekonominin en erken sinyal veren alanlarından biridir. Bu nedenle satın alma yöneticilerinin beklenti ve faaliyetlerini ölçen PMI verileri yalnızca bugünü değil, önümüzdeki aylara ilişkin ekonomik görünümü de yansıtır.</p>
<p>Haziran ayında açıklanan İstanbul Sanayi Odası Türkiye İmalat PMI verileri, bu açıdan düşündürücü bir tablo ortaya koydu. Veriler, firmaların daha az üretim yaptığını, daha az sipariş aldığını, istihdamı daralttığını ve stoklarını azaltarak belirsizliklere karşı savunmacı bir pozisyon aldığını gösteriyor.</p>
<p>Mayıs ayında görülen sınırlı toparlanma, dipten dönüşün başladığı yönünde temkinli bir iyimserlik yaratmıştı. Ancak haziran sonuçları bunun kalıcı olmadığını ortaya koydu.</p>
<p><strong>Yeniden daralma bölgesinde</strong></p>
<p>Mayıs ayında 49,8 ile toparlanma umudunu canlı tutan PMI endeksi, haziranda 47,1’e gerileyerek yeniden belirgin daralma bölgesine indi. Böylece imalat sektöründe faaliyet koşullarındaki bozulma üst üste 27’nci aya ulaşmış oldu.</p>
<p>Tablo oldukça net:</p>
<p>- Üretim yeniden daralırken toplam yeni siparişler belirgin şekilde geriledi.</p>
<p>- Mayısta artış gösteren ihracat siparişleri de yeniden düşüşe geçti.</p>
<p>- Siparişlerdeki zayıflama satın alma faaliyetlerini aşağı çekerken firmalar istihdam azaltmayı sürdürdü.</p>
<p>Hem hammadde hem de nihai ürün stoklarının azaltılması, sanayicinin yakın döneme ilişkin talep beklentilerinde iyimser olmadığını ve temkinli davrandığını gösteriyor.</p>
<p><strong>Sorun yalnızca jeopolitik riskler değil</strong></p>
<p>Raporda öne çıkan nedenlerin başında Orta Doğu’daki çatışmaların yarattığı belirsizlik geliyor. Jeopolitik riskler yalnızca enerji fiyatlarını yukarı taşımıyor aynı zamanda tedarik zincirlerini, teslimat sürelerini ve ihracat pazarlarını da olumsuz etkiliyor. Nitekim haziran ayında tedarikçilerin teslim süreleri uzamaya devam etti. Her ne kadar bu bozulmanın hızı önceki aylara göre yavaşlamış olsa da enerji ve hammadde maliyetleri üzerindeki baskı sürüyor.</p>
<p>Elbette savaşın sona ermesi halinde bu olumsuzlukların bir kısmının hafiflemesi beklenebilir. Ancak sıkıntının tek kaynağı dış gelişmeler değil.</p>
<p>İç ekonomik koşullar da sanayicinin işini kolaylaştırmıyor. Yüksek faiz ortamı, finansmana erişimde yaşanan güçlükler ve iç talepteki zayıflık üretim kararlarını baskılıyor.</p>
<p>Dolayısıyla bugün karşı karşıya olduğumuz tablo yalnızca dış gelişmelerle açıklanabilecek geçici bir sorun değil. Küresel belirsizliklerle içeride uygulanan dezenflasyon programının aynı döneme denk gelmesi, firmalarımız üzerinde çift yönlü bir baskı oluşturuyor.</p>
<p><strong>Sektörler arasında belirgin ayrışma</strong></p>
<p>Haziran verilerinin en dikkat çekici yönlerinden biri sektörler arasındaki farklılaşma oldu.</p>
<p>Takip edilen 10 sektörün yalnızca ikisinde üretim artışı yaşandı. Kimyasal, plastik ve kauçuk ürünleri ile kara ve deniz taşıtları sektörleri büyüme kaydederken, yeni siparişlerde artış sağlayabilen tek sektör yine kimyasal, plastik ve kauçuk ürünleri oldu.</p>
<p>Buna karşılık gıda sektörü son bir yılın en sert üretim daralmasını yaşarken tekstil sektöründe sipariş kayıpları dikkat çekti. Elektrikli ve elektronik ürünlerde maliyet baskıları sektör ortalamasının üzerinde kalırken, tedarik zincirindeki bozulmanın da en belirgin hissedildiği alan yine bu sektör oldu.</p>
<p>Öte yandan ağaç ve kağıt ürünlerinde teslimat performansının son yılların en güçlü iyileşmesini göstermesi de sektörler arasındaki ayrışmanın giderek belirginleştiğine işaret ediyor.</p>
<p><strong>Enflasyon yavaşlıyor ama bedeli ağır</strong></p>
<p>Raporun olumlu tarafı enflasyon baskılarındaki yavaşlama oldu. Girdi maliyetleri enflasyonu kasım ayından bu yana en düşük seviyesine inerken, nihai ürün fiyatlarındaki artış da yılın en düşük hızında gerçekleşti. Ancak bu gelişmeyi abartmamak gerekiyor. Maliyet baskısı azalsa da ortadan kalkmış değil.</p>
<p>Ekonomi yönetiminin temel önceliği fiyat istikrarını sağlamak. Enflasyondaki yavaşlama bu açıdan olumlu. Ancak üretim, sipariş ve istihdam cephesindeki tablo, dezenflasyon sürecinin reel sektör üzerindeki maliyetini de gözler önüne seriyor. Sanayici henüz güçlü ve kalıcı bir talep toparlanmasına ikna olmuş görünmüyor.</p>
<p><strong>Çıkış için ne gerekiyor?</strong></p>
<p>Bununla birlikte rapor tamamen karamsar bir tablo çizmiyor. S&amp;P Global Market Intelligence Ekonomi Direktörü Andrew Harker’ın da dikkat çektiği gibi, Orta Doğu’daki gerilime ilişkin son dönemde görülen olumlu gelişmeler önümüzdeki aylarda faaliyet koşullarının iyileşmesine katkı sağlayabilir.</p>
<p>Tedarik zincirlerinde normalleşmenin hızlanması ve dış pazarlarda talebin güçlenmesi halinde ihracat odaklı sektörlerin yeniden ivme kazanması mümkün. Ancak bunun kalıcı olabilmesi için yalnızca küresel risklerin azalması yeterli olmayacak. Finansmana erişimin kolaylaşması, yatırım iştahının güçlenmesi, verimliliği artıracak yapısal reformlar ve rekabet gücünü destekleyecek politikalar da belirleyici olacak.</p>
<p><strong>Asıl uyarı</strong></p>
<p>Haziran PMI verisi, iki yılı aşkın süredir devam eden eğilimi bir kez daha teyit ediyor. Sanayideki yavaşlama artık geçici dalgalanmalarla açıklanabilecek bir görünüm olmaktan çıktı. Üretim kapasitesinden istihdama, ihracattan yatırım kararlarına uzanan bu tablo, ekonominin büyüme kompozisyonuna ilişkin önemli uyarılar içeriyor.</p>
<p>Enflasyondaki düşüş kuşkusuz önemli bir başarı olacaktır. Ancak üretimin yeniden büyüme patikasına giremediği, siparişlerin canlanmadığı ve sanayicinin geleceğe güvenle bakamadığı bir ekonomik görünümün sürdürülebilir refah üretmesi kolay görünmüyor.</p>
<p>Çünkü imalat sanayii yalnızca üretim yapan bir sektör değildir. İstihdam yaratır, ihracata güç verir, teknolojik gelişmeyi hızlandırır ve ekonominin verimlilik kapasitesini artırır. Bugün gelişmiş ülkelerin hemen tamamı kalkınma süreçlerini güçlü bir sanayi temeli üzerine inşa etmiş, ardından hizmetler sektörünü ve yüksek katma değerli faaliyetleri büyütmüştür.</p>
<p>Bu nedenle imalat sanayiindeki uzun süreli zayıflamayı sıradan bir konjonktür hareketi olarak görmek doğru olmaz.</p>
<p>Haziran PMI verileri bize, Türkiye ekonomisinin yalnızca enflasyonu düşürmek değil, aynı zamanda üretim dinamizmini yeniden güçlendirmek gibi yapısal bir gündemi de bulunduğunu hatırlatıyor. İmalat sanayiinin sıkıntılarına bu yüzden kayıtsız kalamayız.</p>
<p>İSO başkanı Erdal Bahçıvan’ın mayıs ayı Meclis konuşmasında dediği gibi Türkiye’nin enflasyonla mücadeleyi bir kenara koymak gibi bir lüksü bulunmuyor. Ama üretim altyapısında kalıcı hasar yaşama lüksü de bulunmuyor. Küresel ekonomik sistemdeki tarihi dönüşüm ve içinde bulunduğumuz acımasız küresel rekabet koşulları yıllara dayanan, büyük fedakarlıklarla oluşturduğumuz sanayi ekosistemimizi titizlikle korumayı bir ulusal güvenlik meselesi boyutlarında önemli kılıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/pmi-alarm-veriyor-sorun-artik-gecici-degil-yapisal-82631</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/1/1280x720/pmi-1783402552.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ PMI alarm veriyor: Sorun artık geçici değil, yapısal ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/diploma-derhal-beceri-zaman-alir-82630</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Diploma derhal, beceri zaman alır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Geçen yıl 13.500’ü doktora olmak üzere yaklaşık 1 milyon diploma ürettik ve bunların ancak %20’sine iş verebildik. Diplomalı ama becerisiz bunca mezun ile varılacak bir uygarlık düzeyi yoktur.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Yetenek mi arıyoruz diploma mı? Biliyorum bana kızacaksınız ama… Yaklaşık <strong>50 eczacılık </strong>fakültesinde yaklaşık <strong>10 bin öğrenci</strong> okuyor ve yılda <strong>2 bini mezun</strong> oluyor. Sorum şudur: <strong>Para üstü verebilmek için insan 5 yıl üniversite okumalı mı</strong>? Diploma duvarda ama beceri, yetenek nerede?</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Biliyorum bana kızacaksınız ama… <strong>Ziraat mühendisi</strong> yetiştiren fakülte sayımız <strong>50</strong>’ye yaklaştı. <strong>5 bin</strong> öğrenci, “<strong>ziraat mühendisi</strong>” diploması peşinde. Çoğunun ayağına tarla çamuru değmeden emekli olabilen hocaların yetiştirdiği bu gençlerin neredeyse tamamı, <strong>ziraattan bitkiden habersiz</strong>…</p>
<p><strong>BAHÇIVANI MUMLA ARARKEN MÜHENDİS ATAMA BEKLİYOR</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM</strong>: Hal böyle olunca bitki becerisi olan <strong>bahçıvanı mumla ararken</strong> mühendisin binlercesi atama bekleyip duruyor. Eğer siz zamanın değişen şartlarına uygun fakülte tasarlamaz ve müfredatını da çağın gereklerine adapte etmezseniz, o fakülte “<strong>diploma üretim fabrikası</strong>” gibi işlev görmüş olur.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Beceri ise “<strong>ara eleman</strong>” adıyla aranır hale gelir. Geçenlerde bir sanayici; “<strong>diplomayı alıyor, beceri eklemek için en az 2 yıl ilave eğitim veriyoruz</strong>” diyordu. Bu yüzdendir ki meslek edindirme, beceri geliştirme, yeni insan kaynağı politikaların odağında… Sahi, siz ne arıyorsunuz?</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Yeteneğe dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Beceri odaklılık neden olamıyor?</em></strong></p>
<p>Diplomadan ziyade <strong>beceri odaklı </strong>kariyerin genel adıdır <strong>ara eleman</strong>. Sanayinin <strong>mumla aradığı,</strong> <strong>nitelikli işgücünün</strong> dilimizdeki karşılığıdır. Şu sıralar herkes <strong>nitelikli eleman </strong>arıyor ve<strong> bulamayan kan ağlıyor.</strong></p>
<p><strong><em>Çıraklık stajyerlik işe yarıyor mu?</em></strong></p>
<p><strong>Mikro devrim</strong> ihtiyacının şiddetle hissedildiği sanayide gördük ki işler <strong>çırak</strong> veya <strong>stajyer</strong> ile yürümüyor. Aslında işler yalnızca <strong>mühendisle</strong> de yürümüyor. Tam bir <strong>kaotik durum</strong> bu…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>NE İŞ OLSA YAPARIM DÖNEMİ ÇOKTAN GERİDE KALDI</strong></p>
<p>Bir ikilem ile karşı karşıyayız; “<strong>ne iş olsa yaparım</strong>” niteliksiz işgücü veya kapı gibi <strong>diploma sahibi mühendis</strong>… Peki değer zinciri bundan ibaret mi? Ortada <strong>muazzam boşluk</strong> var ve bunu biz teoride endüstri <strong>meslek liseleri</strong>, sanat okullarıyla doldurmaya çalıştık. <strong>Çalıştık ama becerebildik mi</strong>?</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>DİPLOMALI İŞSİZ LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Diploma</strong>: Bir eğitim kurumunun program ve derecesini başarıyla tamamlamışa verilen belge</p>
<p><strong>Beceri</strong>: Ustalıkla, doğru yapabilme yeteneği, bilginin eyleme dönüşmüş pratik hali</p>
<p><strong>Diplomalı işsiz</strong>: Eğitim alarak diploma edinen ama herhangi bir alanda iş bulamayan mezun</p>
<p><strong>Ev genci</strong>: Eğitim ve iş talebi olmayan, ailesinin kaynaklarıyla geçinen milyonlarca gencimiz</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/diploma-derhal-beceri-zaman-alir-82630</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Diploma derhal, beceri zaman alır ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-82628</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> NATO Zirvesi’nin piyasaya etkisi ne olacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Dikkatler NATO Zirvesi’nde! Piyasaya Etkisi Ne Olacak? | Ekonomi Masası | 7 Temmuz" src="https://www.youtube.com/embed/p2IOBsjevMw" width="700" height="535" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-82628</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/1/1280x720/guldag-cipa-1781757268.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/memur-ve-emeklinin-enflasyon-karsisinda-hic-sansi-yok-82629</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Memur ve emeklinin enflasyon karşısında hiç şansı yok</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Öncelikle şu gerçeği kabul etmek gerekir. Görünür enflasyonun yüzde 30’larda gezindiği ve gelir dağılımının çok bozuk olduğu, bağlı olarak harcama kalıbının çok farklı oluştuğu bir ülkede toplumun bütün kesimlerinin doğru kabul edebileceği bir enflasyon hesaplamak mümkün değildir. Böyle bir ülkede, konumuz Türkiye olduğuna göre Türkiye’de enflasyon her kesime göre değişir. Tek oran açıklanır ama bu oran kimileri için çok eksiktir, yanlıştır; kimileri için doğruya yakındır.</p>
<p>Ama diyelim enflasyon tam olarak ölçülüyor; eksiksiz, hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde ve toplumun tümü de bu oranı kabul ediyor, benimsiyor. Hayal bu ya, diyelim böyle. Memur ve memur emeklileri ile işçi emeklileri de bu enflasyona göre fark alıyor. Şu durumda <strong>“Memur ve emekliler enflasyon oranında fark aldıklarına göre enflasyona yenik düşmeleri söz konusu değil”</strong> diyebilir miyiz? Kesinlikle hayır, diyemeyiz.</p>
<h2>Enflasyon eziyor!</h2>
<p>Son üç yılı kapsayan bir grafiğimiz var. Grafikte memur ve memur emeklileri ile işçi emeklilerine 2024, 2025 ve 2026 yıllarının altışar aylık dönemlerinde verilen enflasyon farklarının, enflasyonun nasıl altında kaldığını somut olarak görebilirsiniz. Bu veri setini geçmişe de uzatmak mümkün ama güncel olması bakımından son üç yılı aldım.</p>
<p>Bir kez daha vurguluyorum, enflasyonun eksiksiz ve tam hesaplandığını, Türkiye’deki harcama kalıbını tam yansıttığını ve vatandaşın bu hesaplamaya güveninin tam olduğunu varsayıyorum.</p>
<p>İşte durum ortada! Kesin doğru olduğunu varsaydığımız enflasyon bile memuru da, memur emeklisini de, işçi emeklisini de eziyor. Ne kadar aksi söylenirse söylensin, gerçek bu.</p>
<p>Zaten uygulama öylesine yalın bir sonuç ortaya koyuyor ki aksi nasıl söyleniyor, çalışanların ve emeklilerin enflasyona ezdirilmediği nasıl dile getiriliyor, insan hayretler içinde kalıyor.</p>
<p>Yöntemin doğal sonucu Memura ve emeklilere enflasyon farkı verilirken (memur için hesaplama biraz farklı) izlenen yöntemin doğal sonucu yaşanıyor aslında.</p>
<p>Bu yöntem değiştirilmediği takdirde, uygulamayı yapan kim olursa olsun memur ve emekli enflasyon kadar artış alma şansına sahip değil.</p>
<p>Çünkü ortada bir zaman kayması var.</p>
<p>Enflasyon yaşanıyor, altıncı ayın sonunda geride kalan dönemin enflasyonu maaşlara yansıtılıyor.</p>
<p>Herhangi bir yılın başındaki tutarı sıfırlanmış maaş olarak kabul edelim. Bir önceki yılın ikinci yarısındaki enflasyon yansıtılmış ve diyelim maaş normal düzeye, olması gereken düzeye getirilmiş, geçmişle ilgili hiç kayıp yok, beyaz bir sayfa açılıyor.</p>
<p>Bu yıldan örnek verelim. Yıla başlarken maaş 100, enflasyon da 100. Maaş altı ay boyunca 100 olarak kalıyor. Ama yıla başlarken 100 olan fiyat düzeyi ocakta 104,84’e, şubatta 107,95’e, martta 110,04’e, nisanda 114,64’e, mayısta 116,61’e ve nihayet haziranda 117,76’ya çıkıyor.</p>
<p>Mevzuat, <strong>“Fiyatlar altı ayda 100’den 117,76’ya çıktı, gel emekli kardeşim senin maaşını da 117,76 yapıyoruz, bak enflasyon farkını verdik”</strong> diyor. Sonra da ekliyor: <strong>“Artık bununla yıl sonuna kadar idare edeceksin.”</strong></p>
<p>Emekli altı ayda kaç lira aldı, toplam 600 lira.</p>
<p>Peki fiyatların altı aylık toplamı ne kadar, 671,84 lira.</p>
<p>Aradaki 71,84 liralık fark nerede?</p>
<p>Hesaplama yönteminin o kadarcık cilvesi olacak artık! Bir anlamda söylenen bu.</p>
<p>Grafikte görüyoruz; yüzde 17,76’lık enflasyon farkıyla ilk altı aydaki enflasyonun tahribatı giderilecek, o da kağıt üstünde, ikinci altı ayda fiyatlar yine artarken, gelir sabit kalıp yatay seyredecek. Grafikteki 2026’nın ikinci yarısındaki enflasyonun da bir varsayıma dayandığını belirteyim. İkinci yarıda, geçen yılın aynı dönemindeki eğilimin aynen süreceğini varsaydım. Ama bakarsınız, aradaki makas daha da açılır ya da tersi olur.</p>
<h2>Düzeyi göstermiyor</h2>
<p>Bu grafikte işçi emeklilerinin maaşındaki artışın memur ve memur emeklilerininkinden daha fazla görünmesi düzeyin de böyle olduğu anlamına tabii ki gelmez. İşçi emeklilerinin geliri daha düşük, artış oranı biraz yukarıda oluşmuş durumda.</p>
<p>Ayrıca memur ve memur emeklileri için yapılan hesaplamanın giderek anlamsız hale geldiği de bir gerçek. Sözüm ona toplu iş sözleşmesi imzala, bir önceki zam enflasyondan düşülsün, sonra ekleme yapılsın gibi karmaşık sayılabilecek bir uygulama söz konusu.</p>
<h2>İki temel sorun var</h2>
<p>Memurlar ve emekliler açısından en temel sorunlar hem ücretin düşüklüğü, hem de bu ücreti belirlemede izlenen yöntemin yanlışlığı.</p>
<p>Enflasyon yıllık bazda yüzde 3-5 düzeyinde olur da, artış olarak verilen fark enflasyonun yarım puan ya da bir puan altında kalır; bu kimseyi rahatsız etmez. Ama bizde öylesine kayıplar ortaya çıkıyor ki…</p>
<p>Düşünsenize, bu yılın ilk yarısındaki enflasyon yüzde 17,76 değil de yüzde 1,76 olsa enflasyon farkı üstünde durulur muydu? Belki fark verilmesi gibi bir uygulama bile olmazdı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4c821502fa1-1783398933.png" alt="" width="329" height="323" /><span style="color: #e03e2d;">TÜİK’ten yanıt…</span></h2>
<p>Bu köşede 2 Temmuz Perşembe günü TÜİK’e hitaben kaleme aldığım bir mektuba yer vermiştim. Mektubun akıbetinin ne olduğunu soran okurlar için bir açıklama yapmak istiyorum.</p>
<p>TÜİK Başkanı Mehmet Arabacı mektubun yayımlandığı gün aradı ve kendisiyle konuştuk, daha sonra yüz yüze ve detaylı olarak görüşmeye karar verdik.</p>
<p>Ankara şu günlerde tümüyle NATO toplantısına odaklandığı için bu görüşmeyi toplantı sonrasında yapacağız.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/memur-ve-emeklinin-enflasyon-karsisinda-hic-sansi-yok-82629</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Memur ve emeklinin enflasyon karşısında hiç şansı yok ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tavuk-eti-fiyatina-sadece-kanattan-bakmayin-butunu-degerlendirin-82627</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tavuk eti fiyatına sadece ‘kanat’tan bakmayın, ‘bütün’ü değerlendirin</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ADALET </strong>Bakanlığı’nın tavukçuluk sektörünün önde gelen şirketlerine <strong>“denetçi kayyum” </strong>atamasından 2-3 gün önce Şenpiliç Genel Müdürü <strong>Aydın Başyurt </strong>ve ekibiyle buluşup sohbet etmiştik.</p>
<p>Sohbet ağırlıklı olarak başta kanat olmak üzere tavuk eti fiyatları üzerinde yoğunlaştı. <strong>“Denetçi kayyum” </strong>atananlar arasında Şenpiliç de yer alınca, konunun çözüme kavuşmasını bekledik.</p>
<p><strong>Aydın Başyurt, </strong>fiyatlarla ilgili sorularımızı yanıtlamak için konuya piliç eti üretim modelinden girdi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de piliç eti üretim modeli, </strong>“damızlık civcivden son ürüne kadar tüm aşamaların entegre yapılar tarafından yönetildiği” <strong>verimli bir sistem üzerine kurulu bulunuyor.</strong></p>
<p>Bu yapı sayesinde <strong>“yem, yetiştiricilik, kesim, işleme ve dağıtım” </strong>süreçlerinin tek yapı içerisinde yönetildiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Sektörde kârlılığın temel belirleyicisini fiyat artışlarından çok verimlilik oluşturuyor. Yaklaşık 9 günlük raf ömrüne sahip ürünlerin stoklanabilmesi mümkün olmuyor. Üretimin devamlılığı nedeniyle ürünlerin günlük olarak satış noktalarına ulaştırılması gerekiyor.</strong></p>
<p>Sektörde üretim planlamasının 2 yıllık perspektifle yapıldığını, kısa vadede arzı azaltmanın ya da artırmanın mümkün olamadığını savundu:</p>
<p>-          <strong>Damızlık materyal, kümes yatırımları ve yetiştirme süreçleri nedeniyle üretim miktarında ani değişiklikler yapılamıyor. Sektördeki şirketlerin mısır, soya, enerji, işçilik ve lojistik gibi ana maliyet kalemleri üzerinde kontrol imkanı bulunmuyor.</strong></p>
<p>Son dönemde mısır ve soya fiyatlarındaki artışların görece sınırlı kalmasının üretim maliyetlerindeki baskının daha da yükselmesini önlediğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>İşçilik, sözleşmeli broiler bakım, enerji ve lojistik giderleri sektörün en önemli maliyet kalemleri arasında yer alıyor. Üretim maliyetleri içinde sözleşmeli yetiştiricilik modeli kapsamında oluşan çiftlik maliyetleri de önemli paya sahip bulunuyor.</strong></p>
<p>Türkiye’de piliç eti fiyatlarının yoğun rekabet ortamında oluştuğunu, tüketicilerin farklı marka ve satış noktaları arasında kolaylıkla tercih yapabildiğinin altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Üretici firmaların ürün satış noktalarındaki nihai perakende fiyatlarını belirleme veya yönlendirme yetkisi ya da gücü bulunmuyor. Perakende satış fiyatları dağıtım kanalları ve satış noktalarının kendi ticari dinamikleri içerisinde oluşuyor.</strong></p>
<p>Piyasadaki yüksek fiyat algısının önemli nedenleri arasında piliç etinin farklı parçalarındaki arz-talep dengesinin birbirinden farklı olmasının yer aldığını kaydedip, tavuğun anatomik yapısını anlattı:</p>
<p>-          <strong>Bir tavuğun anatomik yapısı incelendiğinde yüzde 48’ini kemikli göğüs, yüzde 42’sini kemikli but ve yalnızca yüzde 10’</strong><strong>u</strong><strong>nu kanat oluşturuyor. Yani, kanat ürünlerindeki arz düşüklüğü anatomik yapıdan kaynaklanıyor.</strong></p>
<p>Kanat ürünlerinin yüksek talep görmesi nedeniyle dönemsel olarak diğer ürün gruplarından daha hızlı fiyat artışları görülebildiğine dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Kanat fiyatlarındaki artışların tüm piliç eti kategorisini temsil edecek şekilde değerlendirilmesi, piyasadaki fiyat algısının daha yüksek oluşmasına yol açabiliyor. Örneğin baget </strong><strong>v</strong><strong>e but gibi ürünlerde daha sınırlı fiyat hareketleri görülebiliyor.</strong></p>
<p>2025 yılında piliç eti fiyatlarındaki ortalama artışın yüzde 21’le enflasyonun altında gerçekleştiğine vurgu yaptı:</p>
<p>-          <strong>2020-2025 döneminde piliç eti fiyatları dolar bazında geçmiş yılların altında kaldı. Çünkü, talebin gerilediği dönemlerde satışların sürdürülebilmesi için fiyat indirimlerine gidilebiliyor.</strong></p>
<p><strong>Aydın Başyurt, </strong>fiyatlarla ilgili sohbeti şu mesajla noktaladı:</p>
<p>-          <strong>Kırmızı et fiyatlarıyla karşılaştırıldığında piliç eti halen en erişilebilir hayvansal protein kaynaklarından biri konumunda bulunuyor.</strong></p>
<p>Kırmızı etle karşılaştırılınca piliç etinin daha erişilebilir olduğu biliniyor… Bu durum piliç eti ürünleri kendi içinde karşılaştırılınca mangal mevsiminde <strong>“kanat” </strong>fiyatlarının uçtuğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor…</p>
<p><strong>“Kanat” </strong>arzı diğerlerinden bağımsız artırılamadığına göre, mangalcıları pilicin butuna, göğsüne çekmenin yolunu bulmak gerekiyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Günde 750 bin piliç kesiyor, üretimin her anını dijital izliyor</span></h2>
<p><strong>ŞENPİLİÇ </strong>Genel Müdürü <strong>Aydın Başyurt, </strong>sektörde Türkiye’nin önde gelen kuruluşları arasında bulunan Şenpiliç’in 1978’de kurulduğunu, 4 bin 100 kişiye istihdam sağladığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>Sakarya, Samsun ve Osmaniye’de 4 kesimhanemiz var. Sakarya ve Adana’daki 3 kuluçkahane, 3 yem fabrikası ve 30 damızlık çiftliği üretim altyapımızı destekliyor. Broiler (etlik piliç) üretiminde sözleşmeli yetiştiricilerimiz de var.</strong></p>
<p>Şenpiliç’in bazı verilerini sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Günde 750 bin piliç kesimi gerçekleşiyor.</strong></li>
<li><strong>Yıllık üretim 450 bin ton seviyesinde bulunuyor.</strong></li>
<li><strong>Yıllık piliç kesimi 200 milyon adedi aşıyor.</strong></li>
<li><strong>Yıllık yem üretimimiz 1 milyon tonu aşıyor.</strong></li>
<li><strong>40 ülkeye ihracat yapıyoruz.</strong></li>
</ul>
<p>Yeni yatırımlarına dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Adana bölgesindeki entegrasyon yatırımları kapsamında Saimbeyli ve Niğde Ulukışla’da 160’şar bin kapasiteli iki yeni damızlık çiftliği ve Sakarya bölgesi için de aynı kapasiteli Dodurga çiftlikleri devreye alındı.</strong></p>
<p>Amasya’ya uzandı:</p>
<p>-          <strong>Samsun bölgesindeki üretim faaliyetlerini desteklemek amacıyla Amasya Suluova’daki yeni bir yem fabrikası yatırımına başlanması planlanıyor.</strong></p>
<p><strong>Aydın Başyurt, </strong>üretim aşamalarında kullandıkları teknoloji üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Kümeslerde sıcaklık, nem, karbondioksit oranı, hava akışı ve elektrik kesintileri </strong>“IoT” <strong>altyapısıyla anlık takip ediliyor. Kümeslerde optimum bakım koşullarının korunması amacıyla biyogüvenlik kriterleri sürekli kontrol ediliyor.</strong></p>
<p>Vodafone’la yaptıkları işbirliğine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Vodafone işbirliğiyle geliştirilen dijital izleme altyapısı sayesinde üretim sahalarındaki bakım koşulları GSM tabanlı sistemler üzerinden kesintisiz takip ediliyor.</strong></p>
<p>Bu sistem sayesinde hayvan davranışlarının analiz edileceğini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Bu analizle sağlık sorunlarını erken aşamada tespit edecek yapay zeka tabanlı sistemler üzerinde çalışılıyor.</strong></p>
<p><strong>Başyurt, </strong>sohbette Doyfarm’a da değindi:</p>
<p>-          <strong>Doyfarm’ın büyüme vizyonu doğrultusunda gerçekleştirilen yatırımlar sonucunda kapasite 3500 ton/ay seviyesine çıktı, 3 kat büyüme sağlandı. Şarküteri ürünleri kapasitesi büyüdü. Döner üretim kapasitesinde önemli artış sağlandı.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kişi başına yılda 29 kilo piliç eti yiyoruz</span></h2>
<p><strong>ŞENPİLİÇ </strong>Genel Müdürü <strong>Aydın Başyurt, </strong>Türkiye’nin yıllık piliç eti üretiminin 2.8 milyon ton olduğunu, 2.4 milyon tonunun içeride tüketildiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Son 5 yılda kişi başına tavuk eti tüketimi yüzde 50 arttı. 2020 yılında 20.5 kilogram olan kişi başına yıllık tüketim 2025 yılında 29 kilograma ulaştı.</strong></p>
<p>Türkiye’de piliç eti tüketiminin yüzde 95’ini aşan bölümünün taze ürünlerden oluştuğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Dondurulmuş ürünler ihracatta öne çıkıyor.</strong></p>
<p>Piliç eti üretiminden elde edilen yan ürünlerin tamamına yakınının değerlendirildiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Tavuk ayakları başta Hong Kong ve Belarus olmak üzere çeşitli pazarlara ihraç ediliyor. Ayrıca evcil hayvan maması sektörü, tavuk yan ürünleri için önemli bir değerlendirme alanı oluşturuyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Piliç eti üretiminde dünyada ilk 10’dayız ama ihracatımız az</span></h2>
<p><strong>ŞENPİLİÇ </strong>Genel Müdürü <strong>Aydın Başyurt, </strong>Türkiye’de üretilen piliç etinin normal koşullarda yüzde 18-20’lik bölümünün ihracata yönlendirildiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Şubat ayından itibaren uygulanan ihracat kısıtlamaları nedeniyle normalde dış pazarlara gönderilen ürünlerin tamamı iç piyasada değerlendiriliyor. İhracat sektörümüz için arz fazlasını dengeleyen </strong>“sigorta mekanizması” <strong>gibi yürüyor.</strong></p>
<p>Türkiye’nin piliç eti üretiminde dünyanın ilk 10 ülkesi arasında yer aldığını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Küresel ihracat pazarından aldığımız pay yüzde 1-1</strong><strong>.</strong><strong>5 seviyesinde bulunuyor. </strong><strong>P</strong><strong>iliç eti ihracatının yüzde 50-60’</strong><strong>ını gerçekleştirdiğimiz Irak,</strong><strong> en büyü</strong><strong>k</strong><strong> pazar konumunda bulunuyor. Sektörümüz 80’in üzerinde ülkeye ihracat yapıyor.</strong></p>
<p>Avrupa Birliği (AB) ülkelerine dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>AB ülkelerine piliç eti ihracatı halen kapalı bulunuyor. İşlenmiş ürünler için Avrupa pazarına yeniden erişim için denetim ve sertifikasyon süreçleri yürütülüyor.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tavuk-eti-fiyatina-sadece-kanattan-bakmayin-butunu-degerlendirin-82627</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/7/1280x720/aydin-basyurt-1783398331.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tavuk eti fiyatına sadece ‘kanat’tan bakmayın, ‘bütün’ü değerlendirin ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/destek-finans-dev-bankalarin-toplamini-gecti-82626</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Destek Finans, dev bankaların toplamını geçti!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Borsa İstanbul’da piyasa değeri sıralamasında Türkiye’nin en değerli şirketi Aselsan 1.8 trilyon lirayı aşan değeriyle birinci sırada yer alırken ikinci sırada 1.25 trilyon lira ile Destek Finans Faktoring bulunuyor. Aselsan şaşırtmazken Destek Finans’ın bu performansı piyasa oyuncuları tarafından tartışılıyor. Tera Portföy Birinci Serbest Fonu’nda halka arzından bu yana yer alan Destek Finans’ın yanı sıra ilk 10’da Pusula Portföy’ün fonlarında olan Hedef Holding’in bulunması da dikkat çekti.</p>
<h2>Hissede bu yılki yükseliş yüzde 575,7 </h2>
<p>Borsa İstanbul’da bazı şirketlerin çok sert hareketleri bir süredir dikkat çekiyor. Bu şirketlerin başında Şubat 2025’te işlem görmeye başlayan Destek Finans Faktoring geliyor. Halka arzını Tera Yatırım’ın yaptığı şirket Tera Porföy Birinci Serbest Fonu TLY’nin yoğun taşıdığı hisselerden biri. Ki borsada işlem görmeye başlamasından bu yana Destek Finans Faktoring hisseleri bu fonun içinde yer alıyor. Destek Finans Faktoring daha önce TEFAS’ta işlem görmeyen ardından TEFAS’ta işleme açılan TLY fonunun büyümesi ile paralel yukarı yönlü hareketlerini sürdürüyor. Şirket hisseleri halka arzından bu yana yüzde 7160,4 değer kazandı. 46.98 liradan halka arz olan şirketin hisse fiyatı cuma günü kapanışta 3.750 liraya ulaşmış durumda. Destek Finans hisseleri bu yıl yüzde 575,7 yükseliş gösterdi. BİST30’da yer almasına rağmen vadeli işlem görmeyen ve yüksek ağırlığıyla BİST100 hareketini de belirleyen şirketler arasında yer alan Destek Finans Faktoring’in piyasa değeri 1 trilyon 250 milyar lira ile Türkiye’nin en büyük savunma teknoloji şirketi Aselsan’ın hemen ardında yer alıyor. Destek Finans’ın piyasa değeri büyük bankalar Garanti BBVA, Yapı Kredi ve İş Bankası’nın toplam piyasa değerini aşmışken Koç ve Sabancı Holding’in piyasa değerlerini de katlamış durumda. Piyasa değeri 1.25 trilyon lira olan Destek Finans’ın yılın ilk çeyreğine ilişkin açıklanan bilançosuna göre şirketin özkaynakları 13.3 milyar TL ve 1.18 milyar lira da kar açıkladı. Bilançoya göre şirketin toplam kapsamlı geliri 1.1 milyar lira ve geçen yılın son çeyreğindeki 3.8 milyar liranın altında bulunuyor. Esas faaliyet gelirleri de 1.58 milyar lira ve bu da geçen yılın sonundaki 3.17 milyar liranın gerisinde kaldı.</p>
<h2>TLY fonunun değeri 211 milyar lirayı aştı </h2>
<p>Destek Finans’ın piyasa değeriyle geride bırakmayı başardığı üç bankadan Garanti BBVA’nın özkaynak büyüklüğü 453 milyar lira iken aktif büyüklüğü 4.8 trilyon lira seviyesinde. Yapı Kredi'nin özkaynak büyüklüğü 271.1 milyar lira aktif büyüklüğü 3.8 trilyon lira, İş Bankası'nın özkaynak büyüklüğü 420.6 milyar lira, aktif büyüklüğü de 4.9 trilyon lira. Garanti BBVA’nın piyasa değeri 560.7 milyar lira, Yapı Kredi’nin 321.1 milyar lira, İş Bankası’nın ise 355.3 milyar lira seviyesinde bulunuyor. Bu üç büyük bankanın toplam piyasa değeri 1.23 trilyon lira ile Destek Finans’ın gerisinde kalıyor. Destek Finans Faktoring’in içinde bulunduğu TLY fonunun toplam fon değeri de TEFAS verilerine göre 211.4 milyar lira ile dikkat çekiyor. Fonda 93 bini aşkın yatırımcı bulunurken yatırımcısına getirisi de son bir ayda yüzde 25,4'e dayanmış durumda.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">PUSULA PORTFÖY’ÜN FONLARINDAKİ ŞİRKETLER</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4c7de9e84c5-1783397865.png" alt="" width="224" height="519" /></span>Piyasa değeri sıralamasında ilk 10’da yer alan Hedef Holding dikkat çeken bir diğer şirket. 468 milyar liralık piyasa değeri ile 7’nci sırada yer alan şirket THY, BİM, Akbank gibi şirketleri geride bırakmayı başardı. BİST100'de yer almayan şirket BİSTTÜM ve BİST TÜM-100, BİST500 endekslerinde bulunuyor. BİST100 dışı bir şirketin piyasa değeri sıralamasında ilk 10'da yer alan Hedef Holding Pusula Portföy’ün fonlarında yer alıyor. Pusula Portföy de son dönemde hızlı büyüme gösteren aracı kurumların başında geliyor. Hedef Holding yılın ilk çeyreğinde 246.4 milyon lira zarar etti. Şirketin özsermayesi 6 milyar lira iken toplam varlıkları da 7.4 milyar lira bandında gerçekleşti. Hisse fi yatı ise bu yıl yüzde 498,7 arttı, son 52 haftada şirket hisselerindeki yükseliş ise yüzde 2.092,3'ü buldu. Bir diğer dikkat çekici hisse de son dönemin gözde sektörlerinden tasarruf finansmanında faaliyet gösteren Katılımevim. Katılımevim hisseleri bu yıl yüzde 758,7 yükseldi, son 52 haftalık yükselişi yüzde 2251,2'yi buldu. Katılımevim hisseleri yatırım fonlarının ilgi gösterdiği şirketlerden biri. Pusula Portföy’ün PHE Hisse Senedi Yoğun Fonu’nda Hedef Holding gibi Katılımevim de yer alıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/destek-finans-dev-bankalarin-toplamini-gecti-82626</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/borsa-istanbul-5.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa İstanbul’da işlem gören şirketlerin piyasa değeri sıralamasında Aselsan’ın ardından gelen Destek Finans Faktoring, Türkiye’nin dev holding ve bankalarını geride bırakmayı başardı. Halka arzından bu yana yer aldığı TLY fonuyla birlikte Destek Finans hisseleri bu yıl yüzde 575,7 yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nato-30-ankarada-insa-ediliyor-82624</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> NATO 3.0 Ankara&#039;da inşa ediliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ankara'da bugün başlayacak ve iki gün sürecek NATO Liderler Zirvesi tarihi bir toplantı olmaya aday; zirvede, Soğuk Savaş sonrası kurulan güvenlik mimarisinin resmen değiştiği ilan edilerek, yeni dönemde NATO'nun da nasıl evrileceği duyurulacak. İttifak'ın Ankara zirvesinde şekillenecek yeni dönemi "NATO 3.0" kavramıyla açıklanıyor. NATO'nun ilk dönemi, Sovyetler Birliği'ni çevrelemeye odaklanan Soğuk Savaş yıllarını kapsayan NATO 1.0 dönemiydi. Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla başlayan yaklaşık otuz yıllık süreç ise NATO 2.0 olarak tanımlanıyor. Bu dönemde Avrupa kıtası İttifak'ın üzerine kurduğu koruma şemsiyesinin tadını çıkardı, savunma harcamalarını azalttı, ordularını küçülttü ve güvenliğinin önemli bölümünü ABD'nin askeri kapasitesine bıraktı. Ankara'da ise Avrupa'nın "güvenliğini ABD'ye ihale ettiği" o dönem kapanıyor ve Avrupalıların kendi güvenliklerinin sorumluluğunu aldığı yeni "NATO 3.0" dönemi başlıyor. Dolayısıyla Ankara'da yapılacak NATO Zirvesi, yalnızca yeni savunma hedeflerinin açıklandığı bir toplantı olmayacak. Bu zirve, Soğuk Savaş sonrasında kurulan güvenlik düzeninin sona erdiğinin ilanı anlamına geliyor. Artık Avrupa, güvenliğini büyük ölçüde ABD'ye bırakan eski modelden uzaklaşıyor. Savunma sanayiini büyüten, üretim kapasitesini artıran ve savaş ekonomisine uygun hazırlık yapan yeni bir Avrupa inşa edilmeye çalışılıyor.</p>
<p><strong>NATO 3.0 MANİFESTOSU; NELER DEĞİŞECEK?</strong></p>
<p>Ankara Zirvesi öncesinde Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin The Economist için kaleme aldığı ortak makale, aslında yeni dönemin manifestosu niteliğinde. Verilen mesaj oldukça açık: "Avrupa artık güvenliğini başkalarına ihale edemez." Başka bir ifadeyle Avrupa, savunmasını yeniden kendi omuzlarına almak zorunda. Washington uzun yıllardır Avrupalı müttefiklerinden daha fazla savunma harcaması yapmalarını istiyordu. Ancak artık yalnızca "burden sharing" yani külfetin paylaşılması değil, "burden shifting" yani külfetin tümüyle Avrupa'ya devredilmesi konuşuluyor. Reuters'ın ulaştığı NATO Zirvesi taslak bildirisinde yer alan "Daha güçlü NATO içinde daha güçlü Avrupa" ifadesi de tam olarak bu anlayışı yansıtıyor. NATO 3.0'ın hayata geçirilmesi ile birlikte, ABD'nin Avrupa'daki askeri varlığını zaman içinde azaltması, bazı kritik kabiliyetlerini Hint-Pasifik başta olmak üzere başka coğrafyalara kaydırması bekleniyor.</p>
<p><strong>YENİ AVRUPA MİLİTARİZMİNİN MANİFESTOSU; "SAVAŞI ÖNLEMEK İÇİN HAZIR OLMAK..."</strong></p>
<p>Von der Leyen ile Rutte'nin ortak makalesindeki "Savaşı önlemek istiyorsak savaşa hazır olmalıyız" cümlesi de önemli. Bu yaklaşım, Avrupa'nın yeni caydırıcılık doktrininin, kısacası Avrupa militarizminin manifestosu niteliğinde.</p>
<p>Bu çerçevede hedef olarak;<br />■ Avrupa'nın savaş ekonomisine uygun üretim kapasitesi oluşturması belirleniyor. Makaledeki "daha fazla, daha hızlı ve daha ucuza üretim" vurgusu bunun özeti gibi özellikle öne çıkarılıyor.<br />■ Sadece klasik savunma şirketlerinin değil, otomotivden elektronik sektörüne kadar sivil sanayinin de savunma üretimine entegre edilmesi gerektiği ifade ediliyor. Yeni dönemde fabrikaların gerektiğinde mühimmat, elektronik sistem, drone bileşeni veya askeri ekipman üretebilmesi hedefleniyor.<br />■ NATO 3.0 çerçevesinde, İttifak üyelerinin savunma sanayisinde işbirliğini arttırarak, kendi kendine yeten bir sistem oluşturulması da amaçlanıyor.</p>
<p><strong>DÜŞMANLAR DEĞİŞMEDİ; ÇİN, RUSYA VE İRAN</strong></p>
<p>Makalede Rusya'nın savaş ekonomisine geçtiği, Çin'in askeri kapasitesini hızla büyüttüğü, İran'ın Rusya ile savunma iş birliğini geliştirdiği ve Kuzey Kore'nin bu hatta dahil olduğu vurgulanıyor. Dolayısıyla Avrupa'nın bakışına göre artık geçici bir kriz değil, uzun süreli bir stratejik rekabet dönemi başladı.</p>
<p><strong>"OSLO'DAN ANKARA'YA" YENİ SAVUNMA HATTI...</strong></p>
<p>Ortak makalenin en dikkat çekici bölümlerinden biri ise ortaya konulan coğrafi tanımlama; Rutte ve Von der Leyen makalede, "California'dan Kiev'e, Kopenhag'dan Varşova'ya, Oslo'dan Ankara'ya" uzanan güvenlik hattını tarif ediyorlar. Bu ifade, Türkiye açısından sembolik olmaktan çok daha büyük anlam taşıyor, çünkü Ankara ilk kez Avrupa'nın yeni savunma üretim zincirinin doğal halkalarından biri olarak tanımlanıyor. Bu vurgu, birkaç hafta önce yapılan açıklamalarla birlikte okunduğunda ise dikkat çekici bir dönüşüme işaret ediyor. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, kısa süre önce Avrupa'nın güvenliği açısından Rusya, Çin ve İran'ın yanı sıra Türkiye'nin de çeşitli riskler oluşturduğunu savunan değerlendirmelerde bulunmuştu. Aradan geçen kısa sürede ise aynı Von der Leyen'in, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile birlikte kaleme aldığı makalede Türkiye'yi Avrupa'nın yeni savunma mimarisinin ayrılmaz bir parçası olarak "Oslo'dan Ankara'ya" uzanan güvenlik hattının içinde tanımlaması, jeopolitik önceliklerin ne kadar hızlı değişebildiğini gösteriyor. Bunun temel nedeni ise Avrupa'nın karşı karşıya bulunduğu yeni gerçeklik. Ukrayna savaşı, hızla eriyen mühimmat stokları, artan savunma harcamaları ve ABD'nin Avrupa'daki yükünü azaltma isteği, Brüksel'i ideolojik tartışmalardan çok üretim kapasitesine odaklanmaya zorluyor. Üstelik son yıllarda Türkiye'nin geliştirdiği İHA ve SİHA teknolojileri, elektronik harp sistemleri, mühimmat üretimi, zırhlı araçlar ve hava savunma projeleri, Avrupa'nın bugün en fazla ihtiyaç duyduğu alanlarla büyük ölçüde örtüşüyor. Bu nedenle savunma sanayii, uzun yıllardır siyasi krizlerin gölgelediği Türkiye-Batı ilişkilerinde yeni ortak payda olmaya aday görünüyor. Jeopolitik zorunluluklar, tarafları yeniden aynı masaya oturtuyor.</p>
<p><strong>TÜRKİYE İÇİN FIRSATLAR</strong></p>
<p>NATO 3.0 Türkiye açısından önemli fırsatlar barındırıyor. Türkiye yalnızca NATO'nun Güney Kanadı'nın askeri merkezi değil; aynı zamanda Karadeniz, Kafkasya, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz'i aynı anda etkileyebilen tek NATO ülkesi konumunda. Bu çerçevede;<br />■ Enerji güvenliği, kritik ulaştırma koridorları, Karadeniz dengesi ve savunma sanayii üretim kapasitesi düşünüldüğünde Türkiye'nin stratejik değeri önceki dönemlere göre belirgin şekilde artıyor.<br />■ Avrupa'nın yeniden silahlanma süreci, Türk savunma sanayiine yeni ihracat imkanları, ortak üretim projeleri ve teknoloji iş birlikleri sağlayabilir.<br />■ ABD'nin yükünü azaltmaya çalıştığı bir dönemde Türkiye, NATO içinde daha fazla sorumluluk üstlenen ülkelerden biri haline gelebilir. Bu tablo Ankara'nın diplomatik ağırlığını da artırabilir.</p>
<p><strong>RİSKLER DE VAR...</strong></p>
<p>Ancak fırsatların yanında NATO 3.0 konseptinin Türkiye'ye yüklediği yeni misyon yeni riskleri de beraberinde getirmeye aday;<br />■ Türkiye Avrupa savunmasının güçlenmesini, kendisini de kapsayacak şekilde destekliyor. Yani bu sürecin yalnızca AB ekseninde şekillenmesi ve AB üyesi olmayan NATO ülkelerinin dışlanması en büyük endişe başlıklarından biri. Türkiye, Avrupa savunma sanayii projelerinin NATO şemsiyesi altında ve ABD'nin de dahil olduğu kapsayıcı bir yapıyla ilerlemesini savunuyor. Ankara zirvesinde Türkiye'nin "kotarmaya çalışacağı" bu vaat olacak.<br />■ Diğer önemli risk ise jeopolitik; NATO belgelerinde Rusya ve İran'ın temel tehditler arasında daha güçlü biçimde tanımlanması, Türkiye'nin bu iki ülkeyle yürüttüğü çok boyutlu diplomasiyi daha karmaşık hale getirebilir. Ankara, bir taraftan NATO'nun doğu ve güney kanadında daha fazla sorumluluk üstlenirken diğer taraftan Moskova ve Tahran ile ekonomik, enerji ve bölgesel ilişkilerini dengelemek zorunda kalacak. Bu dengeyi koruyabilmek, önümüzdeki yılların en önemli dış politika sınavlarından biri olacak.<br />■ Ankara'da yapılacak NATO Zirvesi, yalnızca yeni savunma hedeflerinin açıklandığı bir toplantı olmayacak. Bu zirve, Soğuk Savaş sonrasında kurulan güvenlik düzeninin sona erdiğinin ilanı anlamına geliyor. Artık Avrupa, güvenliğini büyük ölçüde ABD'ye bırakan eski modelden uzaklaşıyor. Savunma sanayiini büyüten, üretim kapasitesini artıran ve savaş ekonomisine uygun hazırlık yapan yeni bir Avrupa inşa edilmeye çalışılıyor.<br />■ Ve son olarak, Türkiye'nin artan stratejik önemi, Batı ile ilişkilerde yeni fırsatlar yaratırken içeride de bazı beklentileri beraberinde getirebilir. Avrupa ile savunma, teknoloji ve ekonomi alanlarında daha derin entegrasyonun sürdürülebilir olabilmesi, hukukun üstünlüğü, demokratik standartlar, öngörülebilir kurumlar ve temel haklar konularındaki reform tartışmalarını yeniden gündeme taşıyacaktır. Güçlü savunma kapasitesi ile güçlü demokratik kurumların birlikte ilerlemesi, Türkiye'nin yeni jeopolitik konumunu kalıcı bir avantaja dönüştürmesinde belirleyici unsurlardan biri olabilir. Ankara ise uzun süredir tam aksi yönde ilerleyen bir imaj çiziyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ANKARA'DA TRUMP DİPLOMASİSİ</strong></span></p>
<p>■ ABD Başkanı Donald Trump'ın Ankara programı, NATO Zirvesi'nin çok ötesine geçen stratejik bir gündeme işaret ediyor. Beyaz Saray'ın açıkladığı programa göre Trump, NATO temaslarının ardından Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile ayrı ayrı görüşecek. Bu tablo, Ankara'nın yalnızca ittifakın buluşma noktası değil, Ukrayna savaşından Suriye'nin geleceğine uzanan kritik dosyaların da diplomasi merkezi haline geldiğini gösteriyor. ABD Başkanı Donald Trump'ın Ankara ziyareteti, diplomatik protokol açısından da dikkat çekici ayrıntılar içeriyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Trump için Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde resmi karşılama töreni düzenlemesi beklenirken, programda Anıtkabir ziyaretinin yer almaması dikkat çekti. Bu tercih, son günlerde ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack'ın "Ortadoğu'da en iyi yönetim sistemi monarşiler" yönündeki tartışma yaratan açıklamalarıyla birlikte değerlendirildiğinde sembolik bir anlam da kazanıyor. Trump'ın Zelenskiy ile savaşın sona erdirilmesini, Şara ile ise Suriye'deki yeni dönemi değerlendirmesi beklenirken, İran kaynaklı güvenlik riskleri, deniz ticaret yollarının korunması ve NATO'nun savunma kapasitesinin artırılması juga gündemin üst sıralarında yer alacak. ABD'li yetkililerin savunma sanayiinde yeni ortak üretim ve milyarlarca dolarlık projelere işaret etmesi ise Ankara Zirvesi'nin yalnızca siyasi değil, ekonomik ve askeri sonuçlar da üretebileceğini gösteriyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NATO ZİRVESİNE "AY YILDIZ" İMZASI</strong></span></p>
<p>■ Ankara'daki NATO Liderler Zirvesi yalnızca siyasi mesajlara değil, Türkiye'nin yeni savunma altyapısına da vitrin olacak. Yapımı süren ve "Türk Pentagonu" olarak nitelendirilen Ay Yıldız Karargâhı, ilk önemli uluslararası organizasyonuna zirve kapsamında ev sahipliği yapacak. Konuk savunma bakanları ve NATO'nun üst düzey temsilcileri yeni yerleşkede ağırlanacak. Siber güvenlikten balistik korumaya, KBRN tehditlerine karşı alınan önlemlerden ileri mühendislik çözümlerine kadar son teknolojiyle donatılan kompleks, Çelik Kubbe konseptiyle desteklenen güvenlik mimarisini de yansıtıyor. Türkiye böylece yalnızca savunma sanayiindeki üretim kapasitesini değil, komuta-kontrol altyapısını ve yeni güvenlik vizyonunu da NATO müttefiklerine sergilemiş olacak.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ANKARA'DA MİLYAR DOLARLIK SAVUNMA HAMLESİ</strong></span></p>
<p>■ Ankara'da NATO Liderler Zirvesi öncesinde düzenlenecek NATO Savunma Sanayii Forumu, ittifak tarihinde liderler zirvesiyle eş zamanlı gerçekleştirilen ilk sanayi buluşması olacak. Ancak forumun asıl önemi, sergilenecek teknolojilerden çok vereceği siyasi mesajda yatıyor. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin de açıkladığı gibi, Ankara'da milyarlarca dolarlık çok uluslu savunma anlaşmalarının duyurulması bekleniyor. İttifakın bu anlaşmaları özellikle zirveye saklaması, ABD Başkanı Donald Trump'a "Avrupa artık yalnızca daha fazla harcamıyor; birlikte üretiyor ve daha fazla sorumluluk üstleniyor" mesajı verme amacı taşıyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NATO'NUN ÜÇ "C" KONSEPTİ</strong></span></p>
<p>Savunma Sanayi Fuarı aynı zamanda NATO'nun üç "C" olarak adlandırılan, üyelerinden beklentilerinin somut hale getirildiği bir ortam halinde planlanıyor. NATO'nun üç "C" konsepti, "Cash, Contribution, Capabilities", yani nakit, katkı ve kabiliyetten oluşuyor. Savunma harcamalarının artırılmasıyla ilk başlık büyük ölçüde karşılanırken, Ankara Zirvesinde, Savunma Sanayi Forumu ile ikinci ve üçüncü başlıkların nasıl hayata geçirileceğine dair bir ön gösteri planlanıyor. Bu nedenle Saab, Airbus ve Northrop Grumman gibi küresel devlerin Türk savunma şirketleriyle aynı platformda buluşması tesadüf değil. Forum boyunca imzalanacak mutabakatlar, ortak üretim projeleri ve Türkiye'nin yerli platformlarının sergileneceği etkinlikler, NATO'nun yeni savunma anlayışının merkezine sanayiyi yerleştirdiğini gösteriyor. Ankara, yalnızca zirveye ev sahipliği yapan başkent değil; NATO 3.0 döneminde savunma üretiminin, teknoloji ortaklıklarının ve çok uluslu iş birliğinin şekillendiği merkezlerden biri olma iddiasını da ortaya koyuyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ANKARALI'SIZ ANKARA...</strong></span></p>
<p>■ Ankara, NATO Liderler Zirvesi öncesinde adeta yüksek güvenlikli bir diplomasi merkezine dönüştü. ABD Başkanı Donald Trump başta olmak üzere 32 müttefik ülkenin liderlerini ağırlayacak başkentte 49 bin polis ve 7 bin jandarma görev yaparken, Esenboğa Havalimanı ve kritik güzergâhlarda güvenlik önlemleri en üst seviyeye çıkarıldı. Devlet başkanlarının kullanacağı güzergâhlarda araçlar tek tek aranıyor, trafik ve asayiş denetimleri aralıksız sürdürülüyor. Ancak hazırlıklar yalnızca güvenlikle sınırlı değil. Ankara, aynı zamanda dev bir lojistik ve medya operasyonuna ev sahipliği yapacak. Zirve delegasyonları için üç ayrı havalimanı kullanılacak, dünyanın dört bir yanına yayın yapılabilmesi amacıyla 26 farklı noktada 96 kamera ve 18 canlı yayın aracı görev alacak. Milli Kütüphane, 1.800 çalışma alanı ve 40 kurgu odasıyla uluslararası basın merkezine dönüştürülürken, kent genelinde 5 bin yönlendirme noktası oluşturuldu. Zirve kapsamında çok sayıda panel, seminer ve yan etkinlik de düzenlenecek. Turgut Özal Bulvarı boyunca NATO üyesi 32 ülkenin bayrakları ile "Barışta Ortak Gelecek", "Güvenliğin Anahtarı" ve "Barışın Anahtarı" sloganlarının yer aldığı pankartlar ise Ankara'nın yalnızca bir zirveye değil, Türkiye'nin diplomatik ve organizasyon kapasitesini dünyaya gösterme fırsatına hazırlandığını ortaya koyuyor. NATO 3.0 tartışmalarının gölgesinde gerçekleşecek zirve, bu yönüyle yalnızca alınacak siyasi kararlarla değil, ev sahibi Türkiye'nin güvenlik, koordinasyon ve uluslararası organizasyon kabiliyetiyle de hafızalarda yer edecek.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ANKARA ZİRVESİNİN SATIR ARALARI</strong></span></p>
<p>■ Rusya'ya sertlik, İran'a uyarı: Ankara'da yapılacak NATO Zirvesi'nin en kritik başlıklarından biri Rusya ve İran'a verilecek siyasi mesajlar olacak. Reuters'ın ulaştığı zirve bildirisine göre NATO, Rusya'yı "Avrupa-Atlantik güvenliğine yönelik uzun vadeli tehdit" olarak tanımlayacak. Bu ifade, ittifakın Moskova'yı geçici bir kriz değil, kalıcı bir stratejik rakip olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Ancak Türkiye'nin yaklaşımı, birçok müttefikten ayrışıyor. Zirveden sadece iki hafta önce Moskova'ya giden Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın, "Rusya'nın yerini hesaba katmayan bir Avrupa güvenlik mimarisi eksik kalır" mesajı, Ankara'nın savaş sonrası dönemi de düşündüğünü gösteriyor. Avrupa başkentlerinde bugün bu görüşe destek sınırlı olsa da, birçok diplomat uzun vadede Rusya ile yeniden bir denge kurulmasının kaçınılmaz olacağını kabul ediyor. Fark, bunun zamanlamasında ortaya çıkıyor. Avrupa için öncelik caydırıcılığı güçlendirmek; Türkiye ise şimdiden savaş sonrası güvenlik mimarisinin nasıl şekilleneceğini de hesap ediyor. Zirvenin İran mesajı da dikkat çekici olacak. Nihai bildiride İran'ın asla nükleer silaha sahip olmaması gerektiği vurgulanırken, Tahran'a Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğüne tam saygı göstermesi çağrısı yapılacak. Bu söylem, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran politikasıyla büyük ölçüde örtüşüyor ve Ankara Zirvesi'nin Washington'a güçlü bir siyasi destek mesajı verme amacı taşıdığı yorumlarına neden oluyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;">■ <strong>NATO DIŞINDAN KİMLER VAR ?</strong></span></p>
<p>Zirvenin konuk listesi de bu yeni jeopolitik tablonun yansıması niteliğinde. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'nin liderlerle ve dışişleri bakanlarıyla bir araya gelmesi, Kiev'e verilen desteğin süreceğini gösterirken; Körfez ülkeleri ile NATO'nun Asya-Pasifik ortaklarının üst düzey katılımı, ittifakın güvenlik gündemini Avrupa'nın ötesine taşıdığını ortaya koyuyor. Ankara Zirvesi, böylece yalnızca NATO'nun değil, şekillenmekte olan yeni küresel güvenlik düzeninin de yol haritasını çizen toplantılardan biri olmaya aday görünüyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>MACRON'UN MESAJI ÖNEMLİ</strong></span></p>
<p>■ NATO zirvesinde Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un mesajları da hem Türkiye-Fransa ikili ilişkileri, hem de Türkiye'nin AB ile yakınlaşması açısından önemli olacak. Fransa'nın yıllardır mesafeli yaklaştığı SAMP-T hava savunma sisteminin Türkiye'ye olası satışına ilk kez sıcak sinyaller vermesi, Ankara-Paris hattında dikkat çekici bir değişime işaret ediyor. Macron ile İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'nin nisan ayındaki görüşmesinin ardından ivme kazanan süreçte henüz nihai karar alınmasa da, taraflarda siyasi iradenin oluştuğu belirtiliyor. Bu değişim, Fransa'nın son yıllarda Doğu Akdeniz'de Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve İsrail'le geliştirdiği yakın savunma ve güvenlik iş birliği düşünüldüğünde daha da dikkat çekici. Paris'in olası bir satış öncesinde Atina ve Lefkoşa'nın kaygılarını gidermeye çalışması beklenirken, Avrupa'nın değişen güvenlik ortamı ve Türkiye'nin artan stratejik ağırlığı, siyasi rezervlerin yerini daha pragmatik bir yaklaşıma bırakabileceğine işaret ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nato-30-ankarada-insa-ediliyor-82624</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/4/1280x720/nato-1783397569.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ NATO 3.0 Ankara&#039;da inşa ediliyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/icerik-ekonomisinde-yeni-olcu-dakika-82657</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İçerik ekonomisinde yeni ölçü: Dakika</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Dijital içerik dünyasında son dönemde en kritik soru ne izlediğimiz değil, izlediğimiz içeriğin değerinin kime gittiği. Türkiye pazarına girmeye hazırlanan MovieMe, “izlediğin kadar öde” modeliyle hem izleyiciye abonelik baskısından çıkış, hem de içerik üreticisine algoritma ve reklam bağımlılığının ötesinde daha doğrudan bir gelir alanı vaat ediyor. “Algoritma karşıtı değiliz, güven yanlısıyız” diyor.</strong></p>
<p>Dijital ekonominin en hızlı büyüyen alanlarından biri içerik üretimi. Bugün milyonlarca insan video izliyor, içerik paylaşıyor, üreticileri takip ediyor, ancak bu büyük etkileşim her zaman adil ve sürdürülebilir bir gelir modeline dönüşmüyor. Bir yanda izleyiciler kullanmadıkları aboneliklere ödeme yapmaktan yoruluyor, diğer yanda içerik üreticileri emeklerinin karşılığını çoğu zaman algoritmaların, reklam bütçelerinin ve sponsor anlaşmalarının belirlediği bir sistem içinde arıyor.</p>
<p>MovieMe tam bu kırılma noktasında Türkiye pazarına gelmeye hazırlanıyor. Platformun önerdiği model basit ama dijital içerik ekonomisi açısından dikkat çekici: Abonelik değil, izlenen dakika. İzleyici yalnızca gerçekten izlediği içerik için ödeme yapıyor, içerik üreticisi ise değerini doğrudan kitlesinden alıyor.</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4c989c017ad-1783404700.png" alt="" width="333" height="502" />İçerik artık sadece tüketilen bir ürün değil, takip edilen, desteklenen ve etrafında topluluk kurulan bir ilişki alanı. Movie- Me’nin iddiası da bu ilişkiyi daha şeffaf, daha doğrudan ve daha sürdürülebilir bir ekonomik modele taşımak. MovieMe Kurucusu Bhavesh Joshi ile konuştuk:</p>
<p><strong>Bilinçli bir değer alışverişi</strong></p>
<p>MovieMe ile çözmeye çalıştığımız temel sorun şu: İnsanlar çoğu zaman gerçekte tüketmedikleri eğlence içerikleri için ödeme yapıyor. Milyonlarca insan en iyi niyetlerle streaming platformlarına abone oluyor; ancak aylar sonra neredeyse hiç açmadıkları platformlara ödeme yaptıklarını fark ediyorlar. MovieMe çok daha basit bir model üzerine kuruldu: Gerçekten izlemeyi seçtiğiniz şey için ödeme yaparsınız. Bir belgeselle yirmi dakika geçirirseniz, yirmi dakika için ödeme yaparsınız. İzlemeyi bıraktığınız anda ödeme de durur.. İzleyicilerin zamanları ve paralarının kendi seçimleriyle uyumlu olduğunu hissetmelerini; içerik üreticilerinin de birinin onların işiyle zaman geçirdiğinde bunun pasif bir tüketim değil, bilinçli bir karar olduğunu bilmesini istiyoruz. Eğlencenin, tekrar eden bir yükümlülükten çok, izleyiciler ile üreticiler arasında bilinçli bir değer alışverişi gibi hissedilmesi gerektiğine inanıyoruz.”</p>
<p><strong>“Dikkat” ekonomik bir değer</strong></p>
<p>Bugün yaklaşık 115 milyon YouTube kanalının yalnızca yaklaşık 3 milyonunun anlamlı gelir elde etmesi, sorunun yaratıcılık ya da talep eksikliği olmadığını gösteriyor. Sorun, çoğu para kazanma sisteminin reklam üzerine inşa edilmiş olması. Bu da doğal olarak değerin görece küçük bir içerik üretici grubunda yoğunlaşmasına yol açıyor. Bu durum, içerik üreticilerinin başarısızlığı değil, fakat değerin nasıl paylaşıldığını yeniden düşünmek için alan olduğunu gösteriyor. MovieMe’de biz, dikkatin kendisinin ekonomik bir değeri olduğuna inanıyoruz. Birisi sizin belgeselinizi izlemek, podcast’inizi dinlemek için bir saat ayırıyorsa, bu etkileşim izleyici ile içerik üretici arasında daha doğrudan bir finansal ilişki yaratmalı. İçerik üretici ekonomisini bir gecede düzelttiğimizi iddia etmiyoruz; ancak içerik üreticilerinin izleyicileri tarafından yaratılan değere daha anlamlı, şeffaf sürdürülebilir biçimde katılmasına olanak tanıyan modellere yer olduğuna inanıyoruz. Nihayetinde, içerik üreticilerinin yalnızca dikkat çekmeleri için değil, o dikkati elde tutmaları için de ödüllendirildiği bir sistem kurmaya çalışıyoruz.”</p>
<p><strong>Algoritma karşıtı değiliz, güven yanlısıyız</strong></p>
<p>“Algoritmalar keşiften çok elde tutmayla ilgili hale geldi; içeriğin bol olduğu ortamlarda platformların izleyicileri meşgul tutmasına yardımcı oluyorlar. MovieMe’de temel bir şey değişiyor. İzleyiciler dakika başına ödeme yaptığında, harcadıkları her dakika pasif bir kaydırma değil, bilinçli bir seçim haline geliyor. Bu, izleyiciler ile içerik üreticiler arasında farklı bir dinamik yaratıyor. Birisi bir belgesel, podcast ya da diziyle kalmayı seçer ve ardından bunu bir arkadaşına önerirse, o öneri hiçbir algoritmanın tam olarak kopyalayamayacağı bir ağırlık taşır; çünkü hem dikkati hem de niyeti yansıtır. Bununla birlikte, algoritma karşıtı değiliz. Güven yanlısıyız. MovieMe’de keşif; editoryal kürasyon, içerik üretici toplulukları, izleyici önerileri, iş birlikleri ve akıllı keşif araçlarının birleşiminden gelecek. Algoritmalar keşfe hâlâ yardımcı olabilir; ancak içerik üreticilerin hayatta kalmak için ne üretmeleri gerektiğini onların belirlemesi gerektiğine inanmıyoruz.”</p>
<p><strong>Adil ve şeffaf ödüllendirme</strong></p>
<p>“Bizim için başarı, içerik üreticilerin sürdürülebilir işler kurabildiği ve izleyicilerin sadece erişim için değil, gerçek değer için ödeme yaptıklarını hissettikleri bir platform inşa edip etmediğimizle ilgili. Üç şeye yakından bakacağız. Birincisi, içerik üretici sürdürülebilirliği. Movie- Me’de kaç içerik üretici olduğu değil, kaçının buradan dürüstçe anlamlı gelir olarak tanımlayabileceğimiz bir kazanç elde ettiği. İkincisi, içerik üretici devamlılığı. MovieMe’de ilk içeriğini yayımlayan kaç içerik üretici ikinci, üçüncü, onuncu içeriği üretmek için geri geliyor? Üçüncüsü, izleyici davranışı. İzleyiciler değer verdikleri içerikleri bilinçli olarak seçiyor ve yalnızca gerçekten izledikleri şey için ödeme yaparak kendilerini daha güçlü hissediyor mu? Önümüzdeki birkaç yıl içinde dikkatin içerik üreticileri ödüllendirmenin daha adil ve daha şeff af bir yolu olabileceğini gösterebilirsek, o zaman yalnızca başka bir streaming platformu kurmadığımızı bileceğiz. Dijital içerik için yeni bir ekonomik modelin yerleşmesine katkı sağlamış olacağız.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Türkiye bizim için test pazarı değil içerik ekonomisinin gelecek sahnesi</strong></span></p>
<p>“Türkiye’yi gelişmiş bir ülke olarak görüyorum, dünya yalnızca bu gerçeği yeni yakalıyor. Türkiye dizileri bugün 170 ülkede neredeyse 1 milyar izleyiciye ulaşıyor ve Türkiye Kültür Bakanlığı’na göre ihracat gelirleri 1 milyar doları aşmış durumda. Türkiye artık senaryolu televizyon içerikleri ihracatında, ABD ve Birleşik Krallık’ın ardından dünyanın üçüncü büyük ihracatçısı. Türkiye, dünya standartlarında hikâye anlatıcılarına, yüksek etkileşimli izleyicilere ve işi hâlihazırda sınırlarının çok ötesine ulaşan içerik üreticilerine sahip bir ülke. Aynı zamanda buradaki tüketiciler eğlenceye nasıl harcama yaptıkları konusunda düşünceli; bu da yalnızca izlediğin kadar ödemeye dayanan bir modeli özellikle cazip kılıyor. Tam da bu nedenle ilk olarak İstanbul’da lansman yapıyoruz. Türkiye bir test pazarı olduğu için değil, içerik üretici odaklı eğlencenin geleceğini temsil ettiğine inandığımız için.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>MovieMe’nin Türkiye’deki ilk tercihi Alper Rende oldu</strong></span></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4c983971d74-1783404601.png" alt="" width="811" height="295" />“Türkiye’de içerik üreticileri ile görüşmelere başladık ve aldığımız tepki inanılmaz derecede cesaret verici oldu. Hatta şunu söyleyebilirim: Elimizde artık yalnızca bir görüşme değil, işlerinin etrafında bir iş modeli kurmanın daha sürdürülebilir yolları olması gerektiğine inanan içerik üreticilerinden gelen bir taahhüt var. Alper Rende ile gerçekleştireceğimiz ilk Türkçe yayın, tam olarak iş birliği yapmak istediğimiz içerik üretici tipini yansıtıyor. Alper; izleyicileri aksi halde deneyimleyemeyecekleri yerlere ve hikâyelere götüren sürükleyici, belgesel tarzı içerikler üreterek 6 milyondan fazla aboneye ve 1 milyarın üzerinde izlenmeye sahip bir kitle oluşturdu. Onun işleri, izleyicilerin düşünülmüş, yüksek kaliteli hikâye anlatıcılığıyla zaman geçirmeye istekli olduğunu gösteriyor ve MovieMe tam olarak bunu ödüllendirmek için tasarlandı.”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/icerik-ekonomisinde-yeni-olcu-dakika-82657</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İçerik ekonomisinde yeni ölçü: Dakika ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/organizasyonlarin-tercumanlari-82655</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Organizasyonların tercümanları </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Büyük fikirleri küçük alışkanlıklara çevirirler. İşte ben bu insanlara organizasyonun harcı ve tercümanı diyorum. Çünkü onlar departmanları birbirine bağlar. Stratejiyi uygulamaya bağlar, lideri çalışanlara bağlar. Kültürü yeni başlayanlara bağlar, ve en önemlisi, fikri davranışa bağlar.</strong></p>
<p><strong>Büyük insanları tarihe taşıyan, onları doğru aktaranlardır</strong></p>
<p>Martin Puchner'in <em>Kelimelerle Dünya Tarihi</em> kitabını keyifle okuyorum. Harvard Üniversitesi’nde İngiliz Edebiyatı ve karşılaştırmalı edebiyat profesörü, dünyanın 4.000 yıllık edebiyat tarihine ilişkin metinlerin günümüze nasıl ulaştığını ve imparatorlukların doğuşuna ve çöküşüne nasıl yol açtığını anlatıyor. Kitapta beni en çok etkileyen konular, büyük yazarların ve büyük fikirlerin hikâyesi yanı sıra başka bir konuydu.</p>
<p>Bunlar tarihin görünmeyen kahramanlarıydı. Çünkü tarihte büyük fikirleri üreten insanlar kadar, onları anlayan, koruyan ve sonraki kuşaklara aktaran insanlar da dünyayı değiştirdi.</p>
<p>Bugün Homeros'u biliyoruz. Yaklaşık üç bin yıl önce anlatılan destanlar, yüzyıllar boyunca sözlü kültürde yaşadı. Daha sonra yazıya geçirildi, kopyalandı, farklı coğrafyalara taşındı ve yorumlandı. Eğer onu anlayan, koruyan ve aktaran Platon olmasaydı, biz Homeros’u bilmiyor olacaktık.</p>
<p>Hz. İsa'nın ise bildiğimiz kadarıyla kendisine ait yazılmış bir kitabı yoktu. Rivayetlere göre yalnızca bir kez yere eğilip parmağıyla kuma bir şeyler yazdı. Bugün onu tanımamızı sağlayan, kendi kaleminden çıkan metinler değil; onu dinleyen, anlayan ve öğretilerini nesilden nesile aktaran havarileridir.</p>
<p>Hz. Muhammed'e ilk vahiy yaklaşık 610 yılında geldi. Vahiyler, hayatı boyunca hem ezberlendi hem de vahiy kâtipleri tarafından yazıya geçirildi. 632 yılında vefatından sonra sahabiler bu metinleri büyük bir titizlikle derledi ve sonraki kuşaklara aktardı. Bugün Kur'an'ın korunarak günümüze ulaşmasında yalnızca vahyin kendisi değil, onu büyük bir sadakatle muhafaza eden ve aktaran insanlar da belirleyici rol oynadı.</p>
<p>Goethe'nin etkisi de yalnızca yazdıklarıyla açıklanamaz. Onun eserlerini okuyan, yorumlayan ve farklı kültürlere taşıyan düşünürler sayesinde fikirleri dünya edebiyatının ortak mirasının bir parçası hâline geldi. Goethe’nin “Dünya Edebiyatı” diye bir kavramdan bahsettiğini, kendisinin anlattıklarını kayda alan Eckerman isimli bir hayranı imiş.</p>
<p>Bu örneklerin ortak noktası şudur:</p>
<p><strong>Büyük fikirler tek başına dünyayı değiştirmez. Büyük fikirlerin büyük taşıyıcıları da gerekir.</strong></p>
<p>Aslında tarih bize çok önemli bir ders veriyor.</p>
<p><strong>Tarihi değiştirenler kadar, onları anlayan insanlar da tarihi değiştirir.</strong></p>
<p>İş dünyasında da durum farklı değildir.</p>
<p>Şirketlerde çoğu zaman strateji eksikliğinden söz ederiz. Daha iyi vizyonlara, daha güçlü liderlere veya daha başarılı danışmanlara ihtiyaç duyduğumuzu düşünürüz.</p>
<p>Oysa çoğu zaman eksik olan bunlar değildir.</p>
<p>Eksik olan, o fikirleri organizasyonun anlayacağı dile çevirebilecek insanlardır.</p>
<p>Yönetim kurulu stratejiyi belirler.</p>
<p>CEO vizyonunu açıklar. Varsa danışmanlar dönüşüm programını tasarlar. Sunumlar hazırlanır, toplantılar yapılır. Belgeler paylaşılır. Ama bütün bunlar tek başına davranışı üretir mi? Üretmez ne yazık ki  Çünkü insanlar belgeyi takip etmez.</p>
<h2>İnsanlar, kendileri için anlam taşıyan şeyi takip eder</h2>
<p>İşte tam bu noktada organizasyonların görünmeyen kahramanları devreye girer.  Onlar stratejiyi ekibinin anlayacağı dile çevirir. Şirket kültürünü yeni başlayan çalışana öğretir. Departmanlar arasında köprü kurar. Yanlış anlaşılmaları giderir. Bilgiyi dolaştırır. Çatışmaları yumuşatır. Şirkette yazılı olmayan kuralları davranışlarıyla gösterir.  Liderin anlattığı fikri günlük davranışlara dönüştürür.</p>
<p>Aslında onlar organizasyonun <strong>tercümanlarıdır.</strong></p>
<p>Ve aynı zamanda organizasyonun <strong>harcıdır.</strong></p>
<p>Betonun içinde hangi kum tanesinin binayı ayakta tuttuğunu göremezsiniz. Ama harç olmadan en sağlam taşlar bile duvar oluşturamaz. Büyük organizasyonlar yalnızca yıldız çalışanlarla kurulmaz. Onları birbirine bağlayan insanlarla kurulur.</p>
<p>Bilgiyi bağlayan...</p>
<p>Departmanları bağlayan...</p>
<p>Kültürü bağlayan...</p>
<p>Güveni bağlayan...</p>
<p>Ve en önemlisi, fikri davranışa bağlayan insanlarla.</p>
<p>Bugün şirketlerde en çok konuştuğumuz kişiler CEO'lar, kurucular ve vizyoner liderlerdir.</p>
<p>Oysa organizasyonların gerçek gücü çoğu zaman görünmeyen insanlarda saklıdır.</p>
<p>Belki bir ekip lideridir.</p>
<p>Belki deneyimli bir uzmandır.</p>
<p>Orta kademe yönetici ya da Ara kademe yöneticidir.</p>
<p>Belki de resmi olarak yönetici bile değildir.</p>
<p>Ama insanlar ilk önce ona gider.</p>
<p>Yeni başlayanlar şirketi ondan öğrenir.</p>
<p>Farklı ekipler birbirini onun sayesinde anlar.</p>
<p>Krizlerde güveni o taşır.</p>
<p>Kültürü o yaşatır.</p>
<p>İşin ilginç yanı, bu insanlar çoğu zaman en görünür olanlar değildir.</p>
<p>Kriz çıkarmadıkları için dikkat çekmezler.<br />Sessizce köprü kurarlar.<br />İnsanları birbirine bağlarlar.<br />Bilgiyi dolaştırırlar.<br />Organizasyonun dağılmasını engellerler.</p>
<p>İşte bu yüzden liderlerin en önemli görevlerinden biri, organizasyonun bu tercümanlarını fark etmek, geliştirmek ve elde tutmaktır.</p>
<p>Çünkü onlar ayrıldığında yalnızca bir çalışan ayrılmaz.<br />Kurumun hafızasının, güveninin ve kültürünün bir parçası da birlikte gider.</p>
<p>Çoğu zaman bunun değeri ise ancak gittikten sonra anlaşılır.</p>
<p>Tarih bize gösterdiği şu ki, büyük insanlar dünyayı değiştirebilir.Ama onları anlayan, koruyan ve başkalarına aktarabilen insanlar olmasaydı, dünya onların değiştirdiğini bile öğrenemezdi.</p>
<p>Büyük fikirlerin yalnızca üretildikleri için yaşamadığını gösteriyor. Onları anlayan, yorumlayan ve yaşadıkları dönemin insanlarına tercüme eden kişiler vardı. İş dünyasında da durum farklı değildir. Bir CEO vizyon açıklayabilir. Liderin anlattığı vizyonu alır, kendi ekibinin anlayacağı dile çevirirler.</p>
<p>"Müşteri odaklı olacağız." cümlesini günlük davranışlara dönüştürürler.</p>
<p>"Veriyle karar vereceğiz." hedefini toplantı alışkanlıklarına dönüştürürler.</p>
<p>"Çevik olacağız." sözünü çalışma biçimine dönüştürürler.</p>
<p>Kısacası, büyük fikirleri küçük alışkanlıklara çevirirler. İşte ben bu insanlara <strong>organizasyonun harcı</strong> ve tercümanı diyorum. Çünkü onlar departmanları birbirine bağlar.  Stratejiyi uygulamaya bağlar Lideri çalışanlara bağlar. Kültürü yeni başlayanlara bağlar. Ve en önemlisi, fikri davranışa bağlar.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4c97643978b-1783404388.jpg" alt="" width="522" height="522" /></p>
<h2><span style="color: #34495e;">Büyük Organizasyonlar İyi Tercüme Edilmiş Fikirlerle Kurulur</span></h2>
<p>Büyük organizasyonlar yalnızca iyi fikirlerle kurulmaz.</p>
<p><strong>İyi tercüme edilmiş fikirlerle kurulur.</strong></p>
<p>Tarih boyunca büyük insanları ölümsüzleştirenler, onları doğru anlayıp doğru aktaran insanlardı.</p>
<p>Bugün de büyük organizasyonları geleceğe taşıyanlar, liderlerin fikirlerini ekiplerinin anlayacağı dile çeviren, onları günlük davranışlara dönüştüren ve organizasyonun en küçük birimine kadar yaşatan insanlardır.</p>
<p><strong>Belki de organizasyonların gerçek kahramanları, en çok konuşanlar değil; en çok bağ kuranlar ve en iyi tercüme edenlerdir.</strong></p>
<p>Her organizasyonda üç grup vardır:</p>
<ul>
<li>Fikri üretenler.</li>
<li>Fikri uygulayanlar.</li>
<li><strong>Ve ikisi arasında tercümanlık yapanlar.</strong></li>
</ul>
<p>İşte organizasyonların kaderini çoğu zaman bu üçüncü grup belirler.</p>
<p>Homeros'u, Hz. İsa'yı, Hz. Muhammed'i ve Goethe'yi gelecek kuşaklara taşıyanlar da aslında kendi dönemlerinin <strong>tercümanlarıydı</strong>; sadece kelimeleri değil, fikirleri ve anlamı aktardılar.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/organizasyonlarin-tercumanlari-82655</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/5/1280x720/5-1783404285.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Organizasyonların tercümanları  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/guclu-kapasite-ve-ileri-teknoloji-turkiyeyi-ihracatta-one-cikardi-82654</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güçlü kapasite ve ileri teknoloji Türkiye&#039;yi ihracatta öne çıkardı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DERYA KARAYAĞIZ TAHMAZ</strong></p>
<p>Çikolata çoğumuz için küçük bir mutluluk, çocukluk anılarının vazgeçilmez tadı ya da kahvenin en iyi eşlikçisi. Ancak raflarda gördüğümüz bir kalıp çikolatanın arkasında, kakao tarlalarından fabrikalara, lojistikten ambalaja, tasarımdan e-ticarete kadar uzanan dev bir ekonomi var. 7 Temmuz Dünya Çikolata Günü de yalnızca sevilen bir lezzeti değil, yüz milyarlarca dolarlık küresel bir sektörü gündeme getiriyor.</p>
<p>Çikolata pazarı tüketici alışkanlıklarıyla birlikte değişiyor. Artık yalnızca klasik sütlü çikolatalar yok. Daha kaliteli içeriklerle hazırlanan ürünler, özel günler için tasarlanan hediyelik kutular ve internet üzerinden satılan butik çikolatalar da pazarı büyüten önemli alanlar haline geldi. Uluslararası pazar araştırmalarına göre, bugün 130 milyar doların üzerinde bir büyüklüğe ulaşan küresel çikolata pazarının, bu eğilimin sürmesiyle 2030'lu yılların başında 180 milyar doları aşması bekleniyor.</p>
<p>Ancak sektörün son dönemdeki en büyük sınavı, yeni tatlardan ziyade kakao fiyatlarında yaşanan küresel kriz oldu. Dünya kakao üretiminin yaklaşık yüzde 60'ını sırtlayan Fildişi Sahili ve Gana gibi Batı Afrika ülkelerinde baş gösteren kuraklık, aşırı yağışlar ve bitki hastalıkları, arzı ciddi oranda baltaladı. Bu daralmayla birlikte uluslararası piyasalarda kakao fiyatları, 2024 yılında ton başına 12 bin dolar seviyesini aşarak tarihi bir rekor kırdı. Maliyetlerdeki bu devasa artış karşısında üreticiler, gramaj küçültmekten reçete güncellemelerine kadar farklı formüller geliştirmek zorunda kaldı. Tüm bu fiyat artışlarına rağmen tüketici çikolatadan vazgeçmede vi talepte bir düşüş yaşanmadı; aksine yüksek kakao oranlı bitter çikolatalar, şekersiz alternatifler ve fonksiyonel içerikli ürünler pazarın motoru olmayı sürdürdü.</p>
<p>2024'teki o tarihi zirvenin ardından, Batı Afrika'daki tarımsal üretimin kısmen nefes alması fiyatları borsa bazında bir miktar geriletse de, verimi etkileyen iklim krizleri nedeniyle maliyetler hala ortalamaların çok üzerinde. Önümüzdeki yıllarda fiyatlarda büyük artışlar beklenmese de bu durum raflara indirim olarak yansımıyor çünkü üreticiler sadece hammadde fiyatlarıyla değil, küresel çapta yükselen enerji, işçilik, ambalaj ve lojistik giderleriyle de mücadele ediyor. Önümüzdeki dönemde üreticiler yüksek maliyetleri yönetebilmek için fındık, fıstık gibi yerel dolgulu ürünlere daha fazla ağırlık verebilir.</p>
<p>Çikolata sektöründe değişen yalnızca ürün çeşitliliği değil. Tüketiciler artık ürünün nasıl üretildiğine de dikkat ediyor. Sürdürülebilir kakao kullanımı, adil ticaret uygulamaları ve geri dönüştürülebilir ambalajlar özellikle Avrupa pazarına satış yapan üreticiler için rekabetin temel unsurları arasında yer alıyor.</p>
<p><strong>Türkiye üretimde güçlü, sıradaki hedef marka yaratmak </strong></p>
<p>Kakao ağacı sadece tropikal iklimde yetiştirilebilen bir bitki. Bu yüzden ülkemizde kakao yetiştirmemiz mümkün değil. Buna rağmen Türkiye son yıllarda önemli çikolata üretim merkezlerinden biri olarak öne çıkmaya başladı. Gelişmiş gıda sanayisinin yanında Türkiye’nin çikolata üretimindeki en büyük avantajı ise fındık. Ülkemiz dünya fındık üretiminin yaklaşık yüzde 65-70'ini tek başına gerçekleştiriyor ve fındık da çikolatada en fazla kullanılan kuruyemişlerden biri. Bu durum Türk üreticilerine katma değerli ürün geliştirme konusunda önemli bir rekabet avantajı sağlıyor.</p>
<p><strong>Dev pazarlarda rekor artış </strong></p>
<p>2025 yılında kakaolu mamuller ve çikolata pazarının küresel büyüklüğü 130 milyar dolar seviyesinde ortaya çıktı. Bu yıl için öngörülen rakam 132 milyar dolar olarak hesaplanıyor. Önümüzdeki 10 yıllık süreçte ortalama yüzde 5 yıllık büyüme oranı tahmin ediliyor. Pazarın yaklaşık yüzde 45'ini Avrupa bölgesi oluşturuyor. Avrupa'yı Kuzey Amerika (ki Türkiye'nin de en büyük pazarını bu kıtanın lokomotif ülkesi ABD oluşturuyor) ve Asya Pasifik izliyor. Türkiye'nin küresel pazardaki payı yaklaşık yüzde 1,25 olarak açıklandı.</p>
<p>Türk çikolata ve şekerleme sektörü bugün yaklaşık 180 ülkeye ihracat gerçekleştiriyor. Türkiye'nin kakaolu mamüller sektöründeki ihracat performansı, son yıllarda gerçekleşen yüksek kapasite ve ileri teknolojiye dayalı yatırımlara paralel hızlı artış eğiliminde bulunuyor. Çikolatanın anavatanı pazarlara yönelik artış eğiliminde olan ihracat 2025'in ilk yarısında da gözlendi. Belçika'ya yapılan ihracat yüzde 441 oranında artarak, 16,5 milyon dolara çıktı, örneğin. Almanya'ya gerçekleşen ihracat yüzde 387, ABD'ye ise yüzde 296 artış yaşandı, geçen yılın ilk yarısında. 2025'i, 234 milyon dolar ihracatın gerçekleştiği ABD ilk sırada tamamlarken, toplam ihracat da 1,6 milyar dolara çıktı. Bu yılın ilk 5 aylık rakamlarında da ABD 61,6 milyon dolar ile ilk sırada yer aldı. Türkiye'nin ilk 5 aylık ihracatı toplamda 477,2 milyon dolar oldu.</p>
<p>Türkiye'nin küresel çikolata pazarındaki bu yükselişine Ülker, Eti, Altınmarka, Şölen ve Elvan gibi küresel ölçekte faaliyet gösteren üreticiler öncülük ediyor. Ürünlerini dünyanın dört bir yanına ulaştıran bu şirketler, yalnızca kendi markalarıyla değil, uluslararası markalar ve zincir perakendeciler için gerçekleştirdikleri özel markalı (private label) üretimle de öne çıkıyor. Ülker, pladis çatısı altında 110'dan fazla ülkede tüketiciye ulaşırken, Altınmarka Grubu başta çatısı altındaki Detay Gıda olmak üzere kakao ve çikolata ürünlerini 80'i aşkın ülkeye ihraç ediyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4c9621a3c1b-1783404065.png" alt="" width="702" height="237" /></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>EL NINO OLASILIĞI KAKAOYA 1 AYDA %43 PRIM YAPTIRDI</strong></span></p>
<p>Batı Afrika kakao hasadına ilişkin süregelen endişeler kakao fiyatlarını hızla yukarı itiyor. Küresel piyasalara bakıldığında, New York vadeli işlemleri, Ocak ayından bu yana en yüksek seviye olan ton başına 5.300'ün üzerinde işlem çıkmış durumda. Fiyatlar son 1 haftada yüzde 10, 1 ayda ise yüzde 40’ın üzerinde güçlü bir toparlanma gördü. Fiyatlar yine de geçen yılına aynı dönemine oranla yüzde 33 aşağıda. Fiyatlara yukarı taşıyan en büyük unsur hava olaylarının üretimi sekteye uğratacağı endişesi. Yılın ikinci yarısında El Nino'nun güçlenmesi bekleniyor. Bu durum, toprak nemini azaltan ve bitkilerde su stresi yaratan sıcak ve kuru bir Batı Afrika rüzgarı olan Harmattan'ı yoğunlaştırabilir. Piyasa, en büyük üretici Fildişi Sahili'nde 2026/27 sezonunda daha düşük üretim beklentileriyle destekleniyor. Birçok üretim bölgesi, yılın bu zamanı için beklenenden daha az meyve bildirirken, orta hasat ve ana hasadın erken gelişimi önceki sezonların gerisinde kalıyor. Bazı analistler, şiddetli yağışların plantasyonları sular altında bırakması ve hasat ile nakliyeyi aksatmasının ardından, 2025/26'daki yaklaşık 2,2 milyon tondan 1,7-1,8 milyon tona düşecek üretim tahmininde bulunuyor. Aşırı nem ayrıca, kritik kakao meyvesi oluşumu ve olgunlaşma aşamalarında mantar hastalıklarını ve zararlıları da teşvik edebilir. Şiddetli yağmurlar bir diğer büyük üretici Gana'yı da olumsuz etkiliyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>BIR KAKAO ÇEKIRDEĞININ 3 BIN YILLIK YOLCULUĞU</strong></span></p>
<p>Bugün dünyanın dört bir yanında sevilerek tüketilen çikolatanın hikâyesi, yaklaşık 3 bin yıl önce Orta Amerika'nın tropikal ormanlarında yetişen bir kakao ağacıyla başladı. Günümüzde milyarlarca dolarlık küresel bir ekonominin temelini oluşturan kakao, ilk zamanlarında yalnızca bir gıda değil; inançların, ticaretin ve toplumsal statünün de önemli bir parçasıydı. Kakao Mayalar ve Aztekler tarafından günlük yaşamın vazgeçilmez unsurlarından biriydi. Mayalar, kakao çekirdeklerini kavurup öğüttükten sonra su, acı biber, vanilya ve çeşitli baharatlarla karıştırarak köpüklü ve acı bir içecek hazırlıyordu. "Tanrıların içeceği" olarak kabul edilen bu karışım, yalnızca beslenme amacıyla değil, dini törenlerde ve özel kutlamalarda da tüketiliyordu.</p>
<p><strong>Para olarak kullanıldı </strong></p>
<p>Aztek İmparatorluğu döneminde ise kakao çok daha büyük bir ekonomik değere kavuştu. Kakao çekirdekleri, dönemin en önemli değişim araçlarından biri haline geldi; vergi ödemelerinde kullanıldı, ticarette para yerine geçti ve zenginliğin simgesi olarak kabul edildi. Kakaonun kaderini değiştiren gelişme ise 16. yüzyılda İspanyol kaşiflerin Amerika kıtasına ulaşmasıyla yaşandı. Kristof Kolomb kakao çekirdekleriyle karşılaşmış olsa da bunların değerini tam olarak kavrayamadı. Ancak Hernán Cortés'in Aztek topraklarına yaptığı seferlerin ardından kakao Avrupa'ya taşındı. İlk başlarda Avrupalılara fazla acı gelen bu içecek, şeker, tarçın ve vanilyayla tatlandırılınca kısa sürede büyük ilgi gördü. Böylece çikolata, İspanya sarayından başlayarak Fransa, İtalya ve İngiltere'deki aristokrat çevrelere yayıldı. Uzun yıllar boyunca yalnızca soyluların ve varlıklı kesimlerin ulaşabildiği pahalı bir tüketim ürünü olarak kaldı.</p>
<p>Çikolatanın gerçek anlamda kitlesel bir ürüne dönüşmesi ise Sanayi Devrimi sayesinde mümkün oldu. 19. yüzyılda geliştirilen buharlı makineler, presleme teknikleri ve mekanik üretim sistemleri, kakaonun daha verimli işlenmesini sağladı. Kakao presi sayesinde kakao yağı ayrıştırılabildi ve daha yumuşak dokulu çikolataların üretimi mümkün hale geldi. Ardından İngiltere'de ilk katı çikolata tabletleri üretildi, İsviçre'de ise sütlü çikolatanın geliştirilmesiyle sektör yeni bir döneme girdi. Böylece çikolata, saray mutfaklarından çıkarak fabrikalarda seri üretilebilen ve geniş halk kitlelerinin ulaşabildiği bir ürüne dönüştü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/guclu-kapasite-ve-ileri-teknoloji-turkiyeyi-ihracatta-one-cikardi-82654</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/4/1280x720/cikolata-1783404037.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel çikolata pazarı 130 milyar doların üzerinde bir büyüklüğe ulaşırken, üreticiler artık yalnızca lezzette değil, markalaşma, sürdürülebilirlik ve katma değerde de yarışıyor. Türkiye ise yaklaşık 180 ülkeye yaptığı ihracat ve 2 milyar dolarlık hedefle küresel pazardan daha fazla pay almaya çalışıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fiyatlar-genel-seviyesindeki-hareketliligin-ufe-ve-tufe-uzerinden-analizi-82639</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fiyatlar genel seviyesindeki hareketliliğin ÜFE ve TÜFE üzerinden analizi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Prof. Dr. HAVVA TUNÇ</strong></p>
<p>Bir ekonomide mal ve hizmet fiyatları genel seviyesindeki (FGS) değişimin, artış yönünde olması enflasyon olarak adlandırılır. Mal ve hizmet fiyatlarını piyasa içi dinamikler olan mal ve hizmet üretim ve tüketimi belirlemektedir. Diğer bir deyişle söz konusu olan ürünün üretilen ve talep edilen miktarı, ürünün piyasa fiyatını belirlemektedir.</p>
<p>Enflasyon dinamiklerinin analizinde üretici fiyat endeksi (ÜFE) ile tüketici fiyat endeksi (TÜFE) arasındaki ilişki, fiyat oluşum süreçlerinin niteliğini anlamak açısından kritik bir gösterge sunmaktadır. Türkiye ekonomisinde son dönemde gözlemlenen ÜFE–TÜFE makasının yön değiştiren yapısı, enflasyonun tek boyutlu bir süreç olmaktan uzaklaştığını ve çoklu dinamikler altında şekillendiğini göstermektedir.</p>
<p>Bu çalışmanın temel amacı, söz konusu makas hareketlerinden hareketle enflasyonun talep, maliyet ve bölüşüm boyutlarını birlikte analiz etmek ve sıkı para politikası uygulamalarının etkinliğini sorgulamaktır.</p>
<p>ÜFE, üretim sürecindeki maliyetleri; TÜFE ise nihai tüketiciye yansıyan fiyatları temsil etmektedir. Bu iki endeks arasındaki farkı Şubat, Mart, Nisan ve Mayıs ayı itibarıyla değerlendirince, M<strong> &lt; 0 (TÜFE &gt; ÜFE)</strong> → talep güçlü, fiyatlama davranışı ve<strong> M &gt; 0 (ÜFE &gt; TÜFE)</strong> → maliyet baskısı, talebin kısıtlı olduğudur. Bu bağlamda ÜFE–TÜFE makası yalnızca fiyat değişimlerinin değil, aynı zamanda ekonomideki <strong>etkin talep ve bölüşüm ilişkilerinin</strong> bir göstergesidir.</p>
<p>Türkiye Ekonomisi, 2026 yılı ilk aylarına ilişkin veriler, enflasyon dinamiklerinin istikrarlı bir patikadan ziyade dalgalı bir yapı sergilediğini ortaya koymaktadır. <strong>Şubat:</strong> TÜFE(%2,96) &gt; ÜFE(%2,43) → talep ve fiyatlama gücü baskındır. <strong>Mart:</strong> ÜFE(2,30) &gt; TÜFE(%1,94) → maliyet enflasyonu öne çıkıyor. <strong>Nisan:</strong> TÜFE (%4,40) &gt; ÜFE (%2,34) → fiyatlama davranışı yeniden güçleniyor. <strong>Mayıs </strong>TÜFE(%1,71)&lt;ÜFE(%2,75) → maliyet enflasyonu öne çıkıyor.</p>
<p>ÜFE–TÜFE makasının bu kısa dönem içerisinde yön değiştirmesi, enflasyonun tek bir açıdan açıklanamayacağını göstermektedir. Özellikle Mart ve Mayıs ayında gözlenen pozitif makas, maliyet şoklarının belirleyici olduğunu, Nisan ayında yeniden negatif makasa geçilmesi ise talep koşullarının tamamen baskılanamadığını ve fiyatlama davranışlarının sürdüğünü ortaya koymaktadır.</p>
<p>Yılsonu enflasyon hedefinin %18 olduğu bir ortamda enflasyon hedef patikasının bozulabileceğini söylemek sanırım yanlış olmaz. Dolayısıyla hedef belirlemekten ziyade izlenecek para, kambiyo ve kur politikaların sürdürülebilirliği yanı sıra karar alıcıların ekonomik sistem ile ilgili alınacak kararlarda istikrarlı olunması önemlidir.</p>
<p>Diğer taraftan, hedef ile gerçekleşme arasındaki erken dönemli sapma, ekonomik birimlerin beklentilerini olumsuz yönde etkilemekte ve fiyatlama davranışlarının geçmiş enflasyona endekslenmesine yol açmaktadır. Bu bağlamda, enflasyon yalnızca maliyet ya da talep kaynaklı değil, aynı zamanda <strong>beklenti temelli bir yapıya</strong> da bürünmektedir. ÜFE’nin TÜFE’nin üzerine çıktığı dönemler, maliyet artışlarının tüketici fiyatlarına tam olarak yansıtılamadığını göstermektedir. Bu durumun temel nedeni, talep koşullarındaki zayıflamadır.</p>
<p style="text-align: center;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4c865f1cf5b-1783400031.png" alt="" width="650" height="504" /><strong> </strong><strong> </strong><strong>Grafik 1: ÜFE- TÜFE Dinamikleri </strong></p>
<p>Reel ücretlerdeki erozyon ve kredi koşullarındaki sıkılaşma, hanehalkı tüketimini sınırlamakta; bu da firmaların maliyet artışlarını fiyatlara yansıtma kapasitesini kısıtlamaktadır. Dolayısıyla, pozitif makas dönemleri yalnızca maliyet baskısını değil, aynı zamanda <strong>örtük bir talep daralmasını ve yoksullaşma sürecini</strong> işaret etmektedir.</p>
<p>Bu çerçevede, ÜFE–TÜFE makası ile reel gelirler arasında ters yönlü bir ilişki bulunmaktadır. Enflasyon, yalnızca fiyatlar genel düzeyindeki bir artış değil; aynı zamanda <strong>bölüşüm ilişkilerinin yeniden şekillendiği bir süreçtir.</strong></p>
<p>Talep baskılanması ile birlikte ekonomik büyüme üzerinde aşağı yönlü baskılar oluşmaktadır. Buna karşın enflasyonun dirençli yapısı devam etmektedir. Bu durum, ekonomiyi <strong>“düşük büyüme – yüksek enflasyon”,</strong> yani <strong>stagflasyonist bir eğilime</strong> sürüklemektedir.</p>
<p style="text-align: center;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4c86390269c-1783399993.png" alt="" width="605" height="477" /><strong>Grafik 2: ÜFE-TÜFE Makası</strong></p>
<p>Grafik 2’den anlaşılacağı üzere, Türkiye’de ÜFE–TÜFE makasının enflasyon dinamiklerini anlamada güçlü bir analitik araç sunduğunu ortaya koymaktadır. Elde edilen bulgular, enflasyonun yalnızca parasal sıkılaştırma ile kontrol altına alınamayacağını; maliyet, talep, beklenti ve bölüşüm boyutlarının birlikte ele alınması gerektiğini göstermektedir.</p>
<p>ÜFE–TÜFE makasının dalgalı yapısı, bu sürecin henüz istikrarlı bir dezenflasyon patikasına girmediğini ve ekonominin kırılgan bir denge üzerinde bulunduğunu göstermektedir. Sonuç olarak, mevcut politika bileşimi enflasyonu kalıcı olarak düşürmekten ziyade talep daralması ve reel gelir kaybı yoluyla <strong>yoksullaşma temelli bir uyum süreci üretmektedir. </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fiyatlar-genel-seviyesindeki-hareketliligin-ufe-ve-tufe-uzerinden-analizi-82639</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fiyatlar genel seviyesindeki hareketliliğin ÜFE ve TÜFE üzerinden analizi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/erdogan-trump-iliskisi-natoda-yasanan-gerilimi-hafifletebilecek-82644</guid>
            <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Erdoğan-Trump ilişkisi NATO&#039;da yaşanan gerilimi hafifletebilecek&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, NATO Ankara Zirvesi öncesi New York Times (NYT) gazetesine mülakat verdi.</p>
<p>Bakan Fidan, Türkiye'de düzenlenecek NATO Ankara Zirvesi kapsamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki yakın ilişkilerden yararlanarak İttifak içindeki görüş ayrılıklarını aşmaya çalışacaklarını dile getirdi.</p>
<p>Erdoğan ile Trump arasındaki ilişkilerin, NATO içindeki gerilimi hafifletmeye yardımcı olabileceğine dikkati çeken Fidan, bunun Trump için güven ve dostluk meselesi olduğunu ifade etti.</p>
<p>Fidan, Türkiye'nin bu dostluğu daha büyük bir iyilik için ve tüm NATO ailesinin yararına kullanmayı amaçladığını vurguladı.</p>
<p>Trump'ın NATO'ya yönelik eleştirilerine ilişkin Bakan Fidan, NATO Ankara Zirvesi çerçevesindeki teknik görüşmelerin sorunsuz geçmesini beklediğine işaret ederek, "Bu konuda herhangi bir sorun görmüyorum." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Fidan, çok fazla söz alışverişi olsa da pratikte hiçbir şeyin değişmediğine değindi.</p>
<p><strong>"Biz de Avrupa’nın bir parçasıyız"</strong></p>
<p>Bakan Fidan, Türkiye ile diğer Avrupa ülkeleri arasında İttifak'ın önemine dair bir mutabakat olduğunun altını çizerek, "Kimse NATO’nun gerekliliğini tartışmıyor." ifadesini kullandı.</p>
<p>Avrupa Birliği (AB) içindeki savunma işbirliğinin artmasının, Avrupa ülkelerinin NATO’ya karşı taahhütleriyle uyuşmadığını belirten Fidan, Türkiye ve Avrupa’nın birbirlerini kolektif güvenlikleri açısından hayati öneme sahip olarak görmeleri gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Fidan, "Biz de Avrupa’nın bir parçasıyız ve Avrupa coğrafyasında bir araya gelip güvenlik platformumuzu oluşturmadıkça kendimizi asla yeterince güvende hissetmeyeceğiz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Bakan Fidan, ABD ile İran arasında imzalanan mutabakat zaptına ilişkin, "Siyasi irade açısından her iki taraf da nihai hedefler konusunda çok ciddi." görüşünü paylaştı.</p>
<p>Fidan, imzalanan mutabakat zaptının, İran'ın nükleer programı, İran'a yönelik yaptırımların kaldırılması ve Hürmüz Boğazı'ndaki geçişler de dahil olmak üzere birçok tartışmalı detayı gelecekteki görüşmelere bıraktığını belirtti.</p>
<p><strong>Rusya-Ukrayna Savaşı</strong></p>
<p>Türkiye'nin Rusya-Ukrayna Savaşı'nın sona erdirilmesine yönelik yeni görüşmelere aracılık etmeye hazır olduğunu vurgulayan Fidan, ancak bunun yakın zamanda gerçekleşmesini beklemediklerini bildirdi.</p>
<p>Fidan, Rusya ile Ukrayna'nın görüşme ve müzakerelere girmeye hazır olduklarını ancak ABD’nin sürece etkisine ihtiyaç bulunduğunu vurguladı.</p>
<p>Bakan Fidan, Ankara için önemli olanın her iki tarafın da barış için "gerçek ve samimi" niyet ve çabası olduğunu ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/erdogan-trump-iliskisi-natoda-yasanan-gerilimi-hafifletebilecek-82644</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/4/1280x720/hakan-fidan-1759734373.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, &quot;Cumhurbaşkanı Erdoğan-ABD Başkanı Trump ilişkisi NATO&#039;daki gerilimi hafifletebilecek. NATO&#039;daki teknik görüşmelerin sorunsuz geçmesini bekliyorum. Kimse NATO’nun gerekliliğini tartışmıyor. Biz de Avrupa’nın bir parçasıyız ve Avrupa coğrafyasında bir araya gelip güvenlik platformumuzu oluşturmadıkça kendimizi asla yeterince güvende hissetmeyeceğiz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-limanlarda-elleclenen-yuk-miktari-yuzde-15-artti-82614</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 17:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uraloğlu: Limanlarda elleçlenen yük miktarı yüzde 1,5 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Denizcilik Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan Ocak-Haziran 2026 dönemine ait istatistikleri değerlendirdi.</p>
<p>Küresel deniz ticaretini etkileyen Hürmüz Boğazı'ndaki jeopolitik gerilim ve küresel lojistikte yaşanan belirsizliklere rağmen Türk limanlarının yılın ilk yarısında büyümesini sürdürdüğünü bildiren Uraloğlu, "Denizcilik Genel Müdürlüğü verilerine göre bu yılın ocak-haziran döneminde limanlarda elleçlenen yük miktarı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1,5 artarak 279 milyon 112 bin 301 tona, konteyner elleçleme miktarı ise yüzde 1,3 artışla 7 milyon 24 bin 951 TEU'ya ulaştı." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Uraloğlu, Türkiye'nin deniz ticaretinden daha fazla pay alması için çalışmalarını sürdürdüklerine dikkati çekerek, limanlarda haziran ayında 46 milyon 915 bin 913 ton yük elleçlendiğini, yurt dışı yük taşımalarının ise 2025 yılının aynı ayına göre yüzde 1,1 artarak 33 milyon 828 bin 104 ton olarak gerçekleştiğini, haziran ayında limanlarda elleçlenen konteyner miktarının 1 milyon 195 bin 392 TEU'ya ulaştığını kaydetti.</p>
<p>Haziran ayında bölge liman başkanlıkları bazında en fazla yük elleçlemesinin 7 milyon 606 bin 240 tonla Kocaeli Bölge Liman Başkanlığı idari sınırlarındaki liman tesislerinde gerçekleştiği bilgisini veren Uraloğlu, Kocaeli Bölge Liman Başkanlığını 7 milyon 573 bin 818 tonla Aliağa ve 5 milyon 442 bin 739 ton ile İskenderun Bölge Liman Başkanlığının takip ettiğine dikkati çekti.</p>
<p>Uraloğlu, haziran ayında limanlarda deniz yoluyla yapılan transit yük taşımalarının 6 milyon 399 bin 10 ton, kabotajda taşınan yük miktarının ise 6 milyon 688 bin 799 ton olarak gerçekleştiğini ifade etti.</p>
<p><strong>En fazla artış gösteren yük cinsi feldispat oldu</strong></p>
<p>Haziran ayında taşınan yük cinsleri bazında 301 bin 364 tonluk artış ile bir önceki aya göre en fazla artış gösteren yük cinsinin feldispat olduğunu belirten Uraloğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Limanlarda 649 bin 501 ton feldispat elleçlemesi gerçekleştirildi. Haziran ayında portland çimento, 1 milyon 9 bin 867 ton ile limanlarımızdan yurt dışına gitmek üzere gemilerle en fazla taşınan yük cinsi oldu. Söz konusu yük cinsini klinker ile feldispat yük cinsleri takip etti. Ham petrol, yurt dışından limanlarımıza gelen gemilerde 2 milyon 586 bin 62 ton ile taşınan yükler arasında ilk sırada yer aldı. Bunu sırasıyla, taşkömürü (briketlenmemiş) ve hurda demir yük cinsleri takip etti."</p>
<p>Uraloğlu, haziran ayında limanlardan deniz yoluyla en fazla yükün İtalya'ya taşındığını vurgulayarak, bu ülkeyi ABD ve Mısır'ın takip ettiğini, deniz yoluyla limanlara gelen en fazla yükün de Rusya'dan yapılan taşımalar olduğunu bildirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/uraloglu-limanlarda-elleclenen-yuk-miktari-yuzde-15-artti-82614</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/0/1280x720/uraloglu-1781355763.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, &quot;Bu yılın ocak-haziran döneminde limanlarımızda elleçlenen yük miktarı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1,5 artarak 279,1 milyon tona, konteyner elleçleme miktarı ise yüzde 1,3 artışla 7 milyon 24 bin 951 TEU&#039;nun üzerine çıktı.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/reel-efektif-doviz-kuru-haziranda-08-geriledi-82613</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 17:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Reel efektif döviz kuru haziranda 0,8 geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) "Reel Efektif Döviz Kuru Gelişmeleri"ni paylaştı. </p>
<p>Buna göre, 2025=100 bazlı reel efektif döviz kuru (REK) endeksi, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) bazında haziranda bir önceki aya kıyasla 0,8 puan azalarak 104,90 oldu. Endeks, mayısta 105,70 düzeyindeydi.</p>
<p>Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) bazlı reel efektif döviz kuru endeksi ise bu dönemde 0,70 puan artarak 100,98’e çıktı. Böylece Türk lirasının değeri, geçen yılın aynı dönemine göre TÜFE bazında 7,46 puan, Yİ-ÜFE bazında 2,52 puan arttı.</p>
<p>TCMB'nin REK endeksi gelişmeleri değerlendirmesinde, şu ifadeye yer verildi:</p>
<p>"TÜFE bazlı REK endeksine etki eden bileşenler incelendiğinde, Türk lirası karşısında, bir önceki aya göre dolar ortalama yüzde 1,81 değer kazanırken avro ortalama yüzde 0,42 değer kazanmıştır. TÜFE ise bir önceki aya göre yüzde 0,99 artarken, Yİ-ÜFE yüzde 1,80 oranında artmıştır."</p>
<p>Değerlendirmede, Türkiye TÜFE’sindeki değişimin endeksin artışına katkıda bulunurken, Dünya TÜFE Sepeti ile Nominal Kur Sepeti'ndeki değişimin endeksi azaltıcı yönde etki ettiği kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/reel-efektif-doviz-kuru-haziranda-08-geriledi-82613</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/6/1280x720/reel-sektorun-doviz-acigi-5-yilin-zirvesinde-1741186960.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın haziran verilerine göre, reel efektif döviz kuru endeksi, TÜFE bazında 0,8 puan azalışla 104,90&#039;a indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-yumakli-2026da-5-organize-tarim-bolgesini-daha-uretime-kazandiracagiz-82609</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 17:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Yumaklı: 2026&#039;da 5 organize tarım bölgesini daha üretime kazandıracağız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Uşak'ın Banaz ilçesinde yapımı devam eden jeotermal sera organize tarım bölgesinde incelemelerde bulundu.</p>
<p>Burada konuşan Bakan Yumaklı, tarımın stratejik bir sektör olduğunun bütün ülkeler tarafından ifade edildiğini hatta milli güvenlik meselesi olarak tanımlanmasının da doğru olacağını belirtti.</p>
<p>AK Parti hükümetleri döneminde tarımsal altyapının geliştirilmesi noktasında birçok yatırım yapıldığını anlatan Yumaklı, "Bugün geldiğimiz noktada hem gıda arz güvenliği hem de gıda ürünleri ihracatı açısından ülkemiz, bütün dünyada saygın bir konuma gelmiş durumda. Birkaç gün önce Dünya Bankası tarafından açıklanan 2025 yılı sonuçlarına göre ülkemiz, 83,2 milyar dolar tarımsal hasılayla Avrupa'da 1'inci, dünyada 7'nci sırada yerini almış durumda. Bunların hepsi Sayın Cumhurbaşkanı'mızın liderliğindeki yatırımların sonucu." diye konuştu.</p>
<p>Bakan Yumaklı, organize tarım bölgelerini iklim değişikliği başta olmak üzere üretim yapılan alanların tüketim yerlerine yakınlığı ve doğal kaynaklar gibi birçok konuyu dikkate alarak stratejik alanlar olarak belirlediklerini vurguladı.</p>
<p>"42 ilde 61 organize tarım bölgesi gerçekleştiriyoruz." diyen Yumaklı, şöyle devam etti:</p>
<p>"Bunlardan 46'sında tüzel kişilik gerçekleşti. 20'sinin altyapı yatırımları tamamlandı, 15'inde de üretime başlandı. Şu ana kadar üretime başlanan yerlerde 10 bin istihdam gerçekleşti. 60 bin ton üretim gerçekleşti ve 160 bin büyükbaş hayvan üretimi ki organize tarım bölgelerinin bazıları hayvansal üretimi yapacak şekilde dizayn edildi. Toplam itibarıyla bir hesap yapacak olursak ekonomiye katkıları yıllık 20 milyar liraya ulaştı. 2026 yılında 5 organize tarım bölgesini daha üretime kazandırmış olacağız inşallah."</p>
<p>Yatırım aşamasındaki organize tarım bölgelerinin de bulunduğuna dikkati çeken Yumaklı, "Özellikle altyapı inşaatları için güncel fiyatlarla 10 milyar liralık bir bütçeyi de ayırmış durumdayız. Şu anda harcamaya devam ediyoruz. Peki 46 organize tarım bölgesi yani tüzel kişilik kazananlar, üretime geçtiğinde ne olacak? Yaklaşık 1,1 milyon tonluk bir bitkisel karşılığı üretim yapmış olacaklar. 600 bin büyükbaş hayvanın üretimi buralarda gerçekleşecek ve 1 milyar dolarlık bir ihracatı inşallah yakalamış olacağız bunlarla." dedi.</p>
<p>Banaz Jeotermal Sera Organize Tarım Bölgesi'nin 12 milyar liralık yatırımla hayata geçirileceğini söyleyen Yumaklı, 1300 dekarlık sera alanı ve 400 dekarlık tarımsal sanayi alanı olmak üzere toplamda yaklaşık 1700 dekarlık alanı bu iş için ayırdıklarını anlattı.</p>
<p>Yumaklı, yatırımın yapıldığı alanda 70 derece sıcaklığında su çıktığını, bu sayede 12 ay üretim gerçekleştirileceğini dile getirerek, "Yaklaşık 65 bin ton domates karşılığı üretim yapılacak. Ekonomiye faaliyete geçtikten sonraki katkısı, yıllık yaklaşık 5 milyar lira olacak. 2 bin 500 kişilik bir istihdamı öngörüyoruz burada. Bunların da yüzde 75'ini kadın olarak öngörüyoruz. Dolayısıyla hem bulunduğu bölge hem de bizim tarımsal üretimde gençlerin ve kadınların yer alması açısından son derece önemli bir sonuç getirecek bize." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yumaklı, Manisa Salihli Jeotermal Organize Tarım Bölgesi'nin de tüzel kişilik kazanan bölgelerden olduğunu sözlerine ekledi.</p>
<p>Yumaklı'ya Uşak Valisi Serdar Kartal, AK Parti Uşak milletvekilleri İsmail Güneş ve Fahrettin Tuğrul, Banaz Belediye Başkanı Zafer Arpacı ve AK Parti İl Başkanı Himmet Yaşar da eşlik etti.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-yumakli-2026da-5-organize-tarim-bolgesini-daha-uretime-kazandiracagiz-82609</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/9/1280x720/46-1783347989.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Uşak&#039;ta konuşan Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı, &quot;Toplam itibarıyla bir hesap yapacak olursak ekonomiye katkıları yıllık 20 milyar liraya ulaştı. 2026 yılında 5 organize tarım bölgesini daha üretime kazandırmış olacağız inşallah.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tursabdan-acenteler-icin-sgk-prim-destegi-cagrisi-82605</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 17:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> TÜRSAB&#039;dan acenteler için SGK prim desteği çağrısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Başkanı Firuz Bağlıkaya, TBMM'ye sunulan turizm sektörüne yönelik Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) prim desteği yasa teklifi kapsamına seyahat acentelerinin de alınması gerektiğini söyledi. </p>
<p>Düzenlemenin sektör açısından önemli bir adım olduğunu vurgulayan Bağlıkaya, destek kapsamına seyahat acentelerinin de mutlaka dahil edilmesi gerektiğini ifade ederek şunları kaydetti:</p>
<p>"Ülkemizin tarihi, kültürel ve doğal değerlerini dünyanın dört bir yanında gece gündüz demeden pazarlayan, turisti ikna edip getiren, sağlıktan gastronomiye kadar her alanda turizm ürününü satan ve bu devasa operasyonu organize eden seyahat acenteleridir. Otellerin dolması da uçakların karlı bir şekilde uçması da destinasyonların canlanması da tamamen seyahat acentelerinin sırtındadır. Günümüz turizminde temel sorun otel kapasitesi değil, daralan taleptir. Talebi canlandıracak tek güç olan pazarlama ağını yani seyahat acentelerini destek dışı bırakmak turizmin dinamikleri ile örtüşmüyor. Seyahat acenteleri desteklenirse oteller dolacak ve verimlilik artacaktır. Personel desteği onların ayakta kalmasını ve sektörün hareketlenmesini sağlayacaktır."</p>
<p>Bağlıkaya, sosyal güvenlik prim desteğinin seyahat acentelerini kapsayacak şekilde düzenlenmesi gerektiğini aktardı.</p>
<p>Firuz Bağlıkaya, "Seyahat acentesi yoksa turizm de yoktur. Turizm ekonomisinin sürdürülebilirliğini sağlayan yegane unsur olarak seyahat acenteleri bu desteği sonuna kadar hak ediyor. Seyahat acentelerini desteklemezseniz otelleri dolduramaz, verimliliği artıramazsınız. Personel desteği lüks değil, acentelerin ayakta kalması için zorunluluktur. Meclis'teki yasa görüşmeleri sırasında seyahat acentelerinin de destek kapsamına alınmasını talep ediyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tursabdan-acenteler-icin-sgk-prim-destegi-cagrisi-82605</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/5/1280x720/firuz-baglikaya-1783347377.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yasa teklifi kapsamına seyahat acentelerinin de alınması gerektiğini belirten TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya, &quot;Seyahat acenteleri desteklenirse oteller dolacak ve verimlilik artacaktır. Personel desteği onların ayakta kalmasını ve sektörün hareketlenmesini sağlayacaktır.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/10-ayda-3452-bin-ton-findik-islem-gordu-82604</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 17:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> 10 ayda 345,2 bin ton fındık işlem gördü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Giresun Ticaret Borsası, fındık üretilen bölgelerdeki 21 ticaret borsasında gerçekleştirilen satış işlemleri hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Buna göre, 2025 Ağustos-2026 Mayıs döneminde borsalarda 345 bin 425 ton yeni sezon ürünü fındık satıldı.</p>
<p>En fazla işlem 70 bin 446 tonla Giresun'da gerçekleştirildi. Bu kenti 67 bin 467 tonla Sakarya, 47 bin 412 tonla Ordu takip etti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/10-ayda-3452-bin-ton-findik-islem-gordu-82604</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/findik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Giresun Ticaret Borsası, 21 ticaret borsasında 10 ayda toplam 345 bin 425 ton fındığın işlem gördüğünü bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sisecama-kurumsal-yonetim-odulu-82611</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şişecam&#039;a &#039;Kurumsal Yönetim&#039; ödülü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Şişecam'ın, İngiltere merkezli World Finance dergisi tarafından düzenlenen "World Finance Kurumsal Yönetim 2026 Ödülleri" kapsamında, Türkiye'nin en iyisi ödülüne layık görüldüğü bildirildi.</p>
<p>Ödüllerin, güçlü yönetişim modelleri geliştiren, daha iyi bir toplumun oluşmasına katkı sağlayan ve sorumlu karar alma anlayışını tüm faaliyetlerine başarıyla entegre eden kurumları onurlandırdığı belirtildi.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, uluslararası standartlarla uyumlu, disiplinli ve sorumlu bir yaklaşımla hareket eden Şişecam, kurumsal yönetim ilkelerini günlük operasyonlarının ayrılmaz bir parçası haline getiriyor.</p>
<p>Şirketin, cam ve kimyasallar iş kolları arasındaki bilgi ve inovasyon akışını destekleyerek sürdürülebilir ve katma değer yaratan çözümler geliştirmesine imkan tanıdığı ifade edildi.</p>
<p>Açıklamanın devamında Şişecam'ın, güçlü yönetişim yapısı ve etik değerlere bağlı iş anlayışıyla kârlılık ve operasyonel verimlilik hedeflerini tüm paydaşları için sürdürülebilir değer yaratma vizyonuyla birlikte hayata geçirmeye devam ettiği vurgulandı.</p>
<p>Şişecam Genel Müdürü Can Yücel, Şişecam'da kurumsal yönetimin yalnızca bir ilke seti olmadığını, tüm faaliyetlerin temelini oluşturan bir iş yapış biçimi olduğunu belirtti.</p>
<p>Şeffaflık ve hesap verebilirliği, paydaşlarla kurdukları güven ilişkisini güçlendiren en önemli unsurlar olarak gördüklerine işaret eden Yücel, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"Müşterilerimizden çalışanlarımıza, iş ortaklarımızdan hissedarlarımıza kadar tüm paydaşlarımız için kalıcı değer yaratmanın ancak hak ve menfaatlerin dengeli bir şekilde gözetildiği, adil ve sorumlu bir yönetim anlayışıyla mümkün olduğuna inanıyoruz. Uluslararası standartlarla uyumlu, disiplinli ve dijitalleşmeden güç alan yönetişim modelimizle küresel ölçekte güçlü ve güvenilir konumumuzu kararlılıkla sürdürüyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/sisecama-kurumsal-yonetim-odulu-82611</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/7/1280x720/can-yucel-1762671566.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ World Finance tarafından verilen ödül hakkında açıklama yapan Şişecam Genel Müdürü Can Yücel, &quot;Uluslararası standartlarla uyumlu, disiplinli ve dijitalleşmeden güç alan yönetişim modelimizle küresel ölçekte güçlü ve güvenilir konumumuzu kararlılıkla sürdürüyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/perihan-inci-dunya-yeni-bir-denge-ariyor-turkiye-kuresel-rekabette-buyuk-resmi-kacirmamali-82599</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 14:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Perihan İnci: Türkiye küresel rekabette büyük resmi kaçırmamalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve İnci Holding Yönetim Kurulu Üyesi Perihan İnci, küresel ekonomide ağırlık merkezinin hızla değiştiğini belirtti.</p>
<p>İnci, "Türkiye'nin Avrupa ile güçlü ekonomik entegrasyonu stratejik önemini korumakla birlikte, Çin'in teknoloji, üretim ve inovasyonda küresel ağırlığı hızla artıyor. Çin ile ilgili gelişmeleri daha yakından takip etmek ve bu alandaki bilgi birikimimizi güçlendirmek, değişen küresel rekabet ortamına uyum sağlamak açısından büyük önem taşıyor” dedi. Çin'in teknoloji, üretim ve insan kaynağındaki gelişimine dikkat çeken İnci, Türkiye'nin küresel rekabet yarışında büyük resmi kaçırmaması gerektiğini söyledi.</p>
<p>ESİAD Yönetim Kurulu Başkanı Sibel Zorlu, küresel ekonomide yaşanan dönüşümün iş dünyasını yeni bir rekabet dönemine taşıdığını belirterek, şirketlerin artık yalnızca ekonomik göstergeleri değil; teknoloji, enerji, insan kaynağı ve jeopolitik gelişmeleri birlikte değerlendirmek zorunda olduğunu söyledi. Zorlu, özellikle Çin'in üretim kapasitesi, teknoloji yatırımları ve insan kaynağı politikalarının dünya ekonomisindeki dengeleri yeniden şekillendirdiğine dikkat çekti.</p>
<p>Perihan İnci ise, küresel ekonomide yaşanan dönüşümün iş dünyasının farklı coğrafyalardaki gelişmeleri çok boyutlu bir perspektifle takip etmesini gerekli kıldığını belirtti. Çin'in teknoloji, üretim kapasitesi ve şehircilik alanlarında kaydettiği ilerlemeye dikkat çeken İnci, “Küresel ekonomide ağırlığı giderek artan Çin'in teknoloji, üretim ve şehircilik alanlarında ulaştığı seviyeyi yerinde görme fırsatı bulduk. Çin'i daha yakından tanımanın ve anlamanın önemini bir kez daha gördük. Yalnızca 30 yıllık bir geçmişe sahip Shenzhen'in, 20 milyonluk nüfusuna rağmen planlı şehirleşmesinden, sessiz elektrikli araçlarından, temiz ve yeşil dokusundan etkilenmemek elde değil. Şirketlerin her biri devlet desteğiyle inanılmaz bir yol almış durumda” dedi.</p>
<p>Küresel rekabetin merkezinde artık insan kaynağı ve bilgi üretiminin yer aldığını belirten İnci, Çin'in yetişmiş insan gücü kapasitesinin ölçeğine dikkat çekti. İnci aynı zamandax, İzmir'in yeni dönemde önemli fırsatlara sahip olduğunu ancak kentin lojistik ve teknoloji altyapısının yenilenmesi gerektiğini söyleyerek, “İzmir, yeni lojistik koridorlar ve bağlantısallık açısından stratejik bir konumda bulunuyor. Limanlarımızın ve dijital altyapımızın yalnızca mal taşımak için değil, veri ve enerji akışını yönetmek için de dönüştürülmesi gerekiyor. Bu süreç doğru yönetilirse İzmir'in ekonomik konumu ve küresel ticaretteki rolü çok daha farklı bir noktaya taşınabilir" dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/perihan-inci-dunya-yeni-bir-denge-ariyor-turkiye-kuresel-rekabette-buyuk-resmi-kacirmamali-82599</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/9/1280x720/perihan-inci-dunya-yeni-bir-denge-ariyor-turkiye-kuresel-rekabette-buyuk-resmi-kacirmamali-1783338445.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel ekonomide ağırlık merkezinin hızla Asya&#039;ya kaydığını belirten TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Perihan İnci, Türkiye&#039;nin değişen rekabet koşullarını doğru okuyup Çin&#039;i daha yakından takip etmesi gerektiğini söyledi. İzmir&#039;in yeni lojistik koridorları açısından önemli fırsatlar barındırdığını vurgulayan İnci, kentin liman ve dijital altyapısının güçlendirilmesi halinde küresel ticarette çok daha güçlü bir konuma ulaşabileceğini ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizmci-bu-yili-gozden-cikardi-82598</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 14:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turizmci bu yılı gözden çıkardı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İREM CEYLİN DEMİRCAN/İZMİR</strong></p>
<p>Turizm sektöründe yüksek sezonla birlikte hareketlilik yeniden artış gösterse de, sektör temsilcileri bu yılın beklentilerin gerisinde kaldığını ifade ediyor. Rezervasyonlardaki canlanmanın devam ettiğini belirten turizmciler, 2026 sezonunu geçiş yılı olarak değerlendirirken, asıl toparlanmanın gelecek yıl yaşanacağına inanıyor. Bu nedenle sektör, umutlarını 2027 sezonuna çevirerek daha güçlü bir talep ve daha verimli bir sezon bekliyor.</p>
<p>Okulların kapanmasıyla birlikte Marmaris'te beklenen iç pazar hareketliliğinin başladığını belirten Emre Hotels CEO’su Mustafa Deliveli, "Kurban Bayramı'nın ardından yaşanan kısa süreli durgunluk yaz tatilinin başlamasıyla sona erdi ve doluluklar yeniden yüzde 80'ler seviyesine ulaştı. Temmuz ve ağustos aylarının geçen yıla yakın seyretmesini bekliyoruz. İşletme maliyetleri ile kur-enflasyon makası sektörün en büyük sorunu olmaya devam ediyor. Son iki yıldır düşen kârlılık, artan indirimler ve son dakika rezervasyon alışkanlığı otelleri zorluyor. Mısır başta olmak üzere rakip destinasyonlar düşük maliyet avantajıyla öne çıkarken, 2027 sezonunda düşük fiyatlı kontrat baskısı, azalan uçuş kapasiteleri ve kurun enflasyonun altında kalması halinde sektör daha da zorlanacak. Savaş, kur ve enflasyon tarafında normalleşme sağlanmadan turizmin rahat bir nefes alması mümkün görünmüyor" dedi.</p>
<h2>Girgin: Mevcut doluluklar bizi tatmin etmiyor</h2>
<p>Bodrum'da okulların kapanmasıyla birlikte yerli turist hareketliliğinin başladığını ancak beklenen yoğunluğa henüz ulaşılamadığını belirten Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği (POYD) Bodrum Temsilcisi Yiğit Girgin, "Geçmiş yıllarda iğne atsan yere düşmeyecek doluluk oranlarına alışmıştık. Şu an yukarı yönlü bir ivme olsa da yüzde 100 doluluk seviyelerine ulaşamadık ve mevcut doluluklar bizi tatmin etmiyor. Sürekli yaşanan siyasi, ekonomik ve jeopolitik gelişmeler turizmi olumsuz etkiliyor. Bu süreçte birçok uçuş iptal edildi ancak bundan sonraki dönemin daha olumlu geçeceğini düşünüyoruz. Henüz hiçbir şey kaybedilmiş değil. Hedeflerimize ne kadar yakın ya da uzak olduğumuzu söylemek için erken olsa da haziran ayına kıyasla daha pozitif bir tablo görüyoruz" dedi.</p>
<h2>Okutur: Umutlarımız 2027’ye kaldı</h2>
<p>Rezervasyonlarda gözle görülür bir artış yaşandığını belirten Dalaman Ortaca Köyceğiz Otelcileri ve Turistik işletmeler Birliği (DOKTOB) Başkanı Yücel Okutur, "Türk vatandaşlarının daha fazla tatile çıkması halinde turizm sektörünü olası bir krizden kurtarmış olacağız. Ancak yüksek girdi maliyetleri otelcileri ciddi şekilde zorluyor. Bu nedenle sektörde önemli indirimler yapmak zorunda kaldık ve bu sezonu bu şartlarda tamamlamayı planlıyoruz. Karlılık artık dip seviyede. Yabancı turist sayısında da gözle görülür bir azalma var ve oda boşlukları oldukça fazla. Bu yıl için umutlarımız sınırlı, asıl beklentimizi önümüzdeki sezona taşıyoruz. 2027'nin sektör açısından çok daha iyi bir yıl olmasını diliyoruz" dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turizmci-bu-yili-gozden-cikardi-82598</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/4/1280x720/turizmde-coral-cup-yat-yarislari-ruzgari-1779141644.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüksek sezonla birlikte rezervasyonlarda artış yaşansa da turizmciler 2026&#039;nın beklentilerin gerisinde kaldığını belirtiyor. Artan maliyetler, düşük kârlılık, yabancı turistteki yavaşlama ve jeopolitik gelişmelerin sektörü zorladığını ifade eden sektör temsilcileri, asıl toparlanmanın 2027 sezonunda yaşanmasını bekliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/inegol-ulasiminda-metrobus-donemi-basliyor-82597</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 14:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnegöl ulaşımında metrobüs dönemi başlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından İnegöl'de hayata geçirilmesi planlanan metrobüs hattı için ilk test sürüşü gerçekleştirildi.</p>
<p>Yaklaşık 13,73 kilometre uzunluğunda ve 25-30 duraktan oluşacak şekilde planlanan metrobüs hattının seyahat süresinin 37 dakika olması öngörülüyor. 270 yolcu kapasitesine sahip metrobüsler, mevcutta İnegöl’de hizmet veren 6 otobüsün taşıdığı yolcu kapasitesine eş değer hizmet sunacak.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, yıllık yaklaşık 1,8 milyon yolcuya hizmet vermesi beklenen hatta, ana omurga güzergâhında 7-10 dakika aralıklarla sefer düzenlenecek, böylece vatandaşlar, uzun süre beklemeden daha hızlı, konforlu ve güvenli bir toplu ulaşım hizmetinden faydalanabilecek. Proje kapsamında Alanyurt, şehir merkezi, sanayi bölgeleri, terminal çevresi, eğitim ve sağlık alanları, ticaret merkezleri ile yeni gelişen yerleşim bölgeleri güçlü bir toplu ulaşım aksı üzerinde birbirine bağlanacak. Bu sayede vatandaşların ulaşım sürelerinin kısalması ve kent içi erişimin daha verimli hale gelmesi hedefleniyor. Projenin ilk test sürüşüne Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba'nın yanı sıra AK Parti Bursa Milletvekili Ayhan Salman, İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban, siyasi parti temsilcileri ve belediye bürokratları katıldı.</p>
<h2>“Daha güzel sürprizlerimiz de olacak”</h2>
<p>Başarıyla tamamlanan ve ilçedeki ulaşımı bir üst seviyeye çıkaracak olan test sürüşünün ardından açıklamalarda bulunan Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba, “Metrobüs test sürüşümüzü gerçekleştirdik. Amacımız büyüyen İnegöl’de daha hızlı, daha konforlu, daha güvenli bir ulaşım sağlamak. İnegöl’ü metrobüsle buluşturmayı öngörüyoruz ve bunun çalışmasını yapıyoruz. İnegöllü hemşerilerimize bu konforu sağlamaya çalışacağız. Bundan sonraki süreçte de daha güzel sürprizlerimiz olacağına da inanıyorum” dedi. İnegöl’ün büyüdüğünü ve nüfusun arttığını belirten İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban, “Bir metrobüs denemesi gerçekleştirdik. Toplu ulaşıma alternatif bir hat kurulması anlamında Büyükşehir Belediyemizin çalışmaları vardı. Şahin Başkanıma çok teşekkür ediyorum. Test gayet olumluydu” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/inegol-ulasiminda-metrobus-donemi-basliyor-82597</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/7/1280x720/inegol-ulasiminda-metrobus-donemi-basliyor-1783337025.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İnegöl&#039;de hayata geçirilmesi planlanan metrobüsün ilk test sürüşü yapılırken, hattın yıllık yaklaşık 1,8 milyon yolcuya hizmet vermesi bekleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tcmb-analizi-savasin-cari-acik-uzerinde-olusturdugu-riskler-azaldi-82594</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 13:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> TCMB analizi: Savaşın cari açık üzerinde oluşturduğu riskler azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Araştırma ve Para Politikası Genel Müdürlüğünde Kıdemli Ekonomist Yasemin Barlas ile Yapısal Ekonomik Araştırmalar Genel Müdürlüğünde Başuzman Şebnem Oğuz tarafından hazırlanan "Jeopolitik Gelişmeler Dış Ticareti Nasıl Şekillendirdi?" başlıklı analiz, bankanın blog sayfası Merkezin Güncesi'nde paylaşıldı. </p>
<p>Analizde, "Jeopolitik gelişmeler, enerji fiyatları ve küresel tedarik zincirleri kanallarıyla dış ticaret dengesi üzerinde baskı oluşturabiliyor. Bu nedenle, 2026 yılı şubat ayı sonunda başlayan ABD/İsrail-İran Savaşı'nın da Türkiye'nin dış ticaret görünümünü zayıflatması bekleniyordu. Ancak ikinci çeyrek verileri farklı bir tablo ortaya koydu. Enerji ithalatındaki belirgin artışa rağmen ihracat güçlü seyretti ve dış ticaret dengesi iyileşti." değerlendirmelerine yer verildi.</p>
<p>Savaşın en hızlı yansımasının enerji piyasalarında görüldüğü belirtilen analizde, küresel piyasalarda enerji fiyatlarının ikinci çeyrek ortalamalarına bakıldığında Brent petrolde yıllık bazda yüzde 55,2, doğal gazda ise yüzde 28,2 yükseliş yaşandığı bildirildi.</p>
<p>Analizde, buna paralel olarak takvim etkilerinden arındırılmış enerji ithalatının yıllık bazda yüzde 32,4 arttığı kaydedildi.</p>
<p>Söz konusu artışta enerji ithalatının kompozisyonuna ek olarak mevcut tedarik anlaşmaları, spot fiyattan alımların oranı ve tedarik sürelerinin de rol oynadığı vurgulanan analizde, "Dolayısıyla son dönemde fiyatlarda başlayan normalleşme enerji ithalatındaki artışların yavaşlayacağına işaret etse de fiyat gelişmelerinin gecikmeli etkileri nedeniyle kısa vadede enerji ithalatı üzerindeki yukarı yönlü riskler tamamen ortadan kalkmış değil." ifadesine yer verildi.</p>
<p>Analizde, ilk bakışta bu görünümün enerji ithalatındaki artışın dış ticaret dengesini de bozacağı izlenimi verdiği belirtildi.</p>
<p>Ancak enerji fiyatlarının dış dengeyi tek başına belirlemediği aktarılan analizde, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Enerji fiyatlarındaki yükselişin dış denge üzerindeki etkisini daha sağlıklı değerlendirebilmek için tarihsel ilişkilere bakmak faydalı oluyor. Enerji fiyatları ile net enerji ithalatı arasında güçlü bir ilişki bulunmasına karşın aynı ilişki cari işlemler dengesi için geçerli değil. Bunun temel nedeni, cari dengenin yalnızca enerji faturasıyla değil, ihracat performansı, hizmet gelirleri ve iç talep gibi birçok unsur tarafından şekillenmesi. Nitekim Rusya-Ukrayna Savaşı'nın yaşandığı 2022 yılında enerji maliyetlerindeki artış dış denge üzerinde tarihsel ilişkinin ima ettiğinden çok daha belirgin bir baskı oluştururken mevcut dönemde farklı bir görünüm ortaya çıktı."</p>
<p>Analizde, bu farklılaşmanın temel nedeninin ihracat tarafında yaşandığı bildirildi.</p>
<p>Enerji tarafındaki olumsuz görünüme rağmen ikinci çeyrekte ihracatın hem yıllık hem de çeyreklik bazda güçlü artış gösterdiği kaydedilen analizde, şu değerlendirmelere yer verildi:</p>
<p>"Savaşın başlamasının hemen ardından mart ayında Orta Doğu ülkelerine yapılan ihracatta keskin bir düşüş yaşansa da ikinci çeyrekte bölgeye yapılan ihracatta toparlanma görüldü. İhracatın bu dönemde hızlanmasında küresel tedarik zincirlerinde jeopolitik gelişmeler nedeniyle yaşanan yeniden yönlenme rol oynadı. Hürmüz Boğazı'nın kapanmasıyla birlikte Uzak Doğu'dan yapılan sevkiyatlarda ortaya çıkan belirsizlikler, uzayan teslim süreleri ile artan navlun ve sigorta maliyetleri talebin Türkiye'ye kaymasında etkili unsurlar oldu. Firma görüşmeleri, bu dönemdeki talep artışının özellikle Avrupa kaynaklı ve ihtiyati alım niteliğinde olduğuna, bununla birlikte ilk etapta firmalarca geçici nitelikte algılandığına işaret etmekte. İhtiyati alımlar ve öne çekilen talep etkisi kimyasal ürünler ve ana metal sektörlerinde; tedarikçi çeşitlendirme eğilimi ise giyim ve tekstil sektörlerinde ihracatı destekliyor."</p>
<p>Analizde, ihracatın güçlü seyretmesinde etkili olan bir unsurun da savunma sanayisinin ihracata artan desteği olduğu belirtildi. Son yıllarda savunma sanayisinde gerçekleştirilen kapasite ve teknoloji yatırımlarının yüksek katma değerli üretimin ihracata katkısını artırdığı ifade edilen analizde, son dört yılda savunma sanayisinin toplam ihracattaki payının yaklaşık 2,3 puan artarak yüzde 4'e ulaştığı bildirildi.</p>
<p>Bununla birlikte mevcut jeopolitik gelişmelerin bu sektöre yönelik talebi güçlendirmesinin de söz konusu yapısal dönüşümün etkisini daha görünür hale getirdiği vurgulandı.</p>
<p>Dış ticaret dengesindeki iyileşmenin diğer ayağını ise ithalatın kompozisyonunun oluşturduğu belirtilen analizde, "İkinci çeyrekte ithalattaki artışın tamamı enerji kaynaklı gerçekleşirken enerji hariç ithalat geriledi. Öte yandan mal grubu bazında baktığımızda, ara malları ithalatı altın ve enerji hariç olarak seviyesini korurken yatırım ve tüketim malları ithalatında gerileme görüyoruz. Bu görünüm iç talebin süregelen zayıf seyri ve ikinci çeyrekteki olumlu ihracat siparişi beklentileriyle uyumlu." ifadelerine yer verildi.</p>
<p><strong>"Enerji fiyatlarının etkisi, ihracattaki güçlü seyir sayesinde önemli ölçüde dengelendi"</strong></p>
<p>Analizde, nitekim kredi kartı harcamaları gibi iç talebe ilişkin yüksek frekanslı verilerde görülen zayıf seyrin tüketim malı ithalatı talebindeki yavaşlamayla da teyit edildiği belirtildi.</p>
<p>Öte yandan Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) verilerinin de ikinci çeyrekte üretim gerilerken ihracat talebine ilişkin beklentilerin arttığına işaret ettiği bildirilen analizde, şu değerlendirmeler yapıldı:</p>
<p>"Bu bağlamda, son dönemdeki ara malları ithalat talebini gerek dış talepte yeniden yönlenme eğiliminin, gerekse jeopolitik gelişmelerin yansıması olarak fiyatlarda gözlenen artışın şekillendirdiğini söylemek mümkün. Özetle, ikinci çeyrekte enerji fiyatlarındaki yükselişin dış ticaret dengesi üzerindeki olumsuz etkisi, ihracattaki güçlü seyir sayesinde önemli ölçüde dengelendi. Öte yandan, sıkı para politikası etkisiyle devam eden iç talepteki zayıf görünüm de ithalat kompozisyonunu değiştirerek dış ticaret dengesindeki iyileşmeye destek verdi. Bu gelişmeler, jeopolitik risklerin azalmasıyla enerji fiyatlarında başlayan normalleşme ile beraber düşünüldüğünde, savaşın cari açık üzerinde oluşturduğu yukarı yönlü risklerin önceki aylara kıyasla azaldığını değerlendiriyoruz."</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tcmb-analizi-savasin-cari-acik-uzerinde-olusturdugu-riskler-azaldi-82594</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/merkez-bankasi-tcmb.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası analizinde, &quot;Enerji ithalatındaki belirgin artışa rağmen ihracat güçlü seyretti ve dış ticaret dengesi iyileşti.&quot; denildi. Analizde, dış ticaret dengesinin iyileşmesindeki dinamikler hakkında, &quot;Bu gelişmeler, jeopolitik risklerin azalmasıyla enerji fiyatlarında başlayan normalleşme ile beraber düşünüldüğünde, savaşın cari açık üzerinde oluşturduğu yukarı yönlü risklerin önceki aylara kıyasla azaldığını değerlendiriyoruz.&quot; ifadelerine yer verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/migros-dunyanin-en-surdurulebilir-sirketleri-listesinde-82610</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Migros &#039;Dünyanın En Sürdürülebilir Şirketleri&#039; listesinde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Migros'un, TIME dergisinin Statista iş birliğiyle hazırladığı "Dünyanın En Sürdürülebilir Şirketleri 2026" listesinde yer aldığı bildirildi.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, dünya genelinde 40'tan fazla ülkeden 5 bini aşkın şirketin değerlendirildiği araştırmada, global endekslerdeki başarılar, verilen taahhütler, uluslararası raporlama standartlarına uyum, çevresel ve sosyal sürdürülebilirlik alanındaki performans kriterleri çok aşamalı metodolojiyle incelendi.</p>
<p>Veri konusunda 20'den fazla noktaya dayanan değerlendirme sonucunda 750 şirket listeye girmeye hak kazandı.</p>
<p>Migros, "İyi Gelecek Planı" kapsamında, iklim değişikliğiyle mücadele, gıda israfının önlenmesi, plastik kullanımının azaltılması, sürdürülebilir tarımın desteklenmesi, eğitim ve fırsat eşitliği, toplumsal cinsiyet eşitliği gibi birçok alanda gerçekleştirdiği somut projelerle listede yer aldı.</p>
<p>Migros Grubu İcra Başkanı Özgür Tort, "Sürdürülebilirlik çalışmalarımızın hedeflerini etki yaratan, ölçülebilir ve yaygınlaşabilir projelerle gerçekleştiriyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Tort, iklim kriziyle mücadeleden gıda israfının önlenmesine, sürdürülebilir tarım uygulamalarından toplumsal cinsiyet eşitliğine kadar pek çok alanda dönüşüm yarattıklarını belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Statista ve TIME dergisi tarafından hazırlanan Dünyanın En Sürdürülebilir Şirketleri listesinde gıda perakende sektöründe dünya genelinde yalnızca 5 şirket arasında yer almak ve Türkiye'yi bu alanda tek başımıza temsil etmek bizim için güçlü bir motivasyon. SBTi onayımız, CDP 'Global A Liderleri' arasında ve S&amp;P Global Sürdürülebilir Yıllığı'ndaki yerimiz, BIST Sürdürülebilirlik 25 Endeksi'ndeki kesintisiz varlığımız, sürdürülebilirliği işimizin merkezine alan kararlı yaklaşımımızın en güçlü göstergeleri. 2030 ve 2050 hedeflerimize de emin adımlarla ilerliyoruz. Yarattığımız somut etki ile sürdürülebilirlikte global liderler arasındaki yerimiz perçinleniyor."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/migros-dunyanin-en-surdurulebilir-sirketleri-listesinde-82610</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/1/0/1280x720/ozgur-tort-1764573602.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Migros Grubu İcra Başkanı Özgür Tort, &quot;Dünyanın En Sürdürülebilir Şirketleri listesinde gıda perakende sektöründe dünya genelinde yalnızca 5 şirket arasında yer almak ve Türkiye&#039;yi bu alanda tek başımıza temsil etmek bizim için güçlü bir motivasyon.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/perakende-ticarete-yeni-duzenlemeler-geliyor-82593</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Perakende ticarete yeni düzenlemeler geliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, perakende ticaretin daha adil, şeffaf ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulmasını sağlamak için hazırlanan yönetmelik taslağını, ilgili kurum ve kuruluşların görüşüne sundu.</p>
<p>Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, yönetmelik taslağının, uygulamada elde edilen deneyimler ve sektörden gelen görüş ve öneriler dikkate alınarak hazırlandığı bildirildi.</p>
<p>Taslağın, ilgili kurum ile kuruluşların görüşüne açıldığı ve söz konusu düzenlemelerle, tedarik zincirinin güçlendirilmesi, yerel ticareti rahatlatacak adımların atılması ve kadın emeğinin ekonomik değerinin artırılmasının hedeflendiği belirtilen açıklamada, tedarik zincirini güçlendirmek için yönetmeliğin adının üretici, tedarikçi ve perakende işletmeler arasındaki ticari ilişkileri yansıtacak şekilde değiştirilerek "Tedarik Zincirinde Uygulanacak İlke ve Kurallar Hakkında Yönetmelik" olacağı ifade edildi.</p>
<p><strong>Sorgulama ekranı oluşturulacak</strong></p>
<p>Tereddütleri ortadan kaldıracak şekilde üretici ve tedarikçi kavramlarının yönetmeliğin amaç ve kapsam kısımlarına eklenmesinin planlandığının altı çizilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:</p>
<p>"Ayrıca 'üretici', 'tedarikçi' ve '30 gün içinde bozulabilen tarım ve gıda ürünü' tanımlarının revize edilmesi, ticari faaliyetlerdeki ödeme sürelerinin daha hızlı ve kesin şekilde belirlenebilmesi amacıyla, KOBİ tespit süreçlerini kolaylaştıracak şekilde, Ticaret Bakanlığımız bünyesinde bir sorgulama ekranı oluşturulacak. 2025 yılının Kooperatifler Yılı ilan edilmesi hasebiyle, zincir market raflarında ortaklarının çoğunluğu kadınlardan oluşan kooperatiflerin yöresel ürünlerine öncelik verilerek, kadın emeğinin doğrudan desteklenmesi ve kadınların ekonomik hayata katkılarının artırılması planlanmaktadır."</p>
<p>Öte yandan açıklamada, bu değişikliklerin yanı sıra en temel gıda maddelerinden ekmeğin daha uygun fiyatlarla vatandaşlarla buluşabilmesi için kitlesel ekmek üretimi yapabilen büyük ekmek fırınlarına yönelik düzenlemelerin hayata geçirilmesinin hedeflendiği kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/perakende-ticarete-yeni-duzenlemeler-geliyor-82593</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/ekmek.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığının görüşe açılan taslağı ile perakende ticaretin daha adil, şeffaf ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulmasının sağlanması planlanıyor. Yönetmelikle, ekmeğin daha uygun fiyatlarla satılması için kitlesel ekmek üretimi yapabilen büyük ekmek fırınlarına yönelik düzenlemelerin hayata geçirilmesi hedefleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/inegol-mobilyasi-rekabeti-ortak-depolama-modelinde-ariyor-82583</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 10:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnegöl mobilyası rekabeti ortak depolama modelinde arıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>İnegöl mobilya sektörü, ihracatta yeni dönemin yol haritasını Amerika kıtası üzerine kuruyor.</p>
<p>MODEF Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Uğurdağ, son iki yılda gerçekleştirilen fuar organizasyonları, dijitalleşme projeleri ve yeni pazarlama modelleriyle İnegöl mobilyasının uluslararası pazarlardaki konumunu güçlendirdiklerini söyledi. 2025 yılı ve 2026'nın ilk yarısını, İnegöl mobilyasını küresel ölçekte markalaştırma hedefi doğrultusunda yoğun bir çalışma temposuyla geçirdiklerini ifade eden Uğurdağ, özellikle ABD başta olmak üzere Amerika kıtasından gelen alım heyetlerinin fuarlara katılımının arttığını belirtti. Tafex projesi kapsamında yaklaşık 200 firmanın dijital ve fiziksel pazarlama altyapısının güçlendirildiğini kaydeden Uğurdağ, bu çalışmaların ABD pazarına yönelik stratejik açılımları hızlandırdığını söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4b5cbc4916c-1783323836.jpg" alt="" width="641" height="433" /></p>
<h2>Rekabette dijital dönüşüm ve ortak depolama modeli</h2>
<p>Kur, faiz ve enflasyon kaynaklı ekonomik koşulların üreticiler üzerinde baskı oluşturduğunu dile getiren Uğurdağ, buna rağmen İnegöl mobilya sektörünün esnek üretim kabiliyeti sayesinde süreci önemli ölçüde yönetebildiğini ifade etti. Önümüzdeki dönemde sektörün odağında katma değerli üretim ve markalaşmanın yer alacağını vurgulayan Uğurdağ, bu sayede firmaların kârlılığını daha sürdürülebilir hale getirmeyi hedeflediklerini söyledi. Küresel pazarlarda rekabet avantajı sağlamak için dijital dönüşüm çalışmalarına ağırlık verdiklerini belirten Uğurdağ, ortak depolama (shared warehousing) modeli ve doğrudan B2B iş eşleştirmelerinin ihracat stratejisinin temel unsurları arasında yer aldığını ifade etti. Firmaların uluslararası platformlarda daha görünür hale gelmesi amacıyla yenilikçi pazarlama kanallarını devreye aldıklarını aktaran Uğurdağ, bu çalışmaların yeni pazarlara erişimi kolaylaştırdığını söyledi.</p>
<h2>Yeni hedef showroom ve depo ağı</h2>
<p>İnegöl merkezli yüzlerce firmanın dünyanın birçok ülkesine ihracat gerçekleştirdiğini belirten Uğurdağ, geleneksel pazarların yanı sıra ABD'nin öncelikli hedef pazar olduğunu, Latin Amerika'nın ise yeni büyüme bölgesi olarak öne çıktığını kaydetti. Bu hedef doğrultusunda uluslararası showroom ve depo yatırımlarını hızlandıracaklarını açıklayan Uğurdağ, özellikle ABD, Panama ve Meksika'da açılacak showroomlarla bölgedeki ticari varlıklarını kalıcı hale getirmeyi planladıklarını söyledi. İnsan kaynağına ve üretim teknolojilerinde dijitalleşmeye yönelik yatırımların da devam edeceğini ifade eden Uğurdağ, “İnegöl, mobilya sektöründe Türkiye'nin dünya markası olma yolunda emin adımlarla ilerlemeye devam edecek” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/inegol-mobilyasi-rekabeti-ortak-depolama-modelinde-ariyor-82583</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/3/1280x720/inegol-mobilyasi-rekabeti-ortak-depolama-modelinde-ariyor-1783323872.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ MODEF Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Uğurdağ, İnegöl mobilya sektörünün ihracatta rekabet gücünü artırmak için dijital dönüşüm, ortak depolama modeli ve uluslararası showroom yatırımlarına hız verdiğini söyledi. Yeni dönemde ABD ve Latin Amerika pazarlarının büyümenin lokomotifi olması hedefleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tokinin-ilk-is-yerim-projesi-cataltepeye-tasindi-82581</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 10:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> TOKİ&#039;nin &#039;İlk İş Yerim&#039; projesi Çataltepe&#039;ye taşındı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Bursa'nın Kestel ilçesi Çataltepe Mahallesi'nde hayata geçirilmesi planlanan “İlk İş Yerim Projesi” kapsamında hazırlanan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği ile 1/5.000 ölçekli nazım ve 1/1.000 ölçekli uygulama imar planı değişikliklerini onayladı.</p>
<p>Bakanlığın duyurusuyla birlikte projeye ilişkin planlama sürecinde önemli bir eşik aşılmış oldu. Planlama raporuna göre proje, Çataltepe Mahallesi'nde yaklaşık 13,2 hektarlık alanı kapsıyor. Söz konusu alan, TOKİ mülkiyetindeki parseller ile BESKOOP'a ait bazı parselleri ve tescil harici alanları içeriyor. Plan değişikliğiyle birlikte alan, “Kentsel Servis Alanı” olarak düzenlenirken, küçük sanayi sitesi, toplu işyerleri, konut dışı kentsel çalışma alanları ile kamu ve belediye hizmet alanlarının oluşturulmasına imkân sağlanacak. Plan açıklama raporunda, Cumhurbaşkanlığı himayesinde 2022 yılında başlatılan ve TOKİ tarafından yürütülen “İlk İş Yerim Projesi” kapsamında, uygun fiyatlı işyerlerinin üretilebilmesi amacıyla Bursa'da yapılan başvurular doğrultusunda planlama çalışmalarının yürütüldüğü belirtiliyor. Raporda, projenin ticari ve kamusal alan ihtiyacının karşılanması ile imar mevzuatına uygun yeni işyeri parsellerinin oluşturulmasını hedeflediği ifade ediliyor. </p>
<h2>Sanayi alanıyla uyumlu planlama</h2>
<p>Raporda, planlama alanının çevresinin üretim ve imalat odaklı sanayi alanlarıyla çevrili olduğu, yeni plan kararlarının da bölgenin gelişim yönü ve üst ölçekli planlarla uyumlu şekilde hazırlandığı vurgulanıyor. Bu kapsamda mevcut plandaki bazı fonksiyonların revize edilerek alanın işyeri üretimine uygun hale getirildiği belirtiliyor. Planlama alanının yaklaşık 132 bin metrekare büyüklüğünde olduğu, bunun yaklaşık 98 bin metrekarelik bölümünün TOKİ, yaklaşık 32 bin metrekarelik bölümünün ise BESKOOP mülkiyetinde bulunduğu kaydediliyor. Kalan bölüm ise tescil harici alanlardan oluşuyor. Bakanlığın onayladığı plan değişikliği, "İlk İş Yerim Projesi" kapsamında Bursa'da üretilecek işyerlerine yönelik planlama sürecinin resmen ilerlediğini ortaya koyarken, bundan sonraki süreçte uygulama ve ihale takviminin netleşmesi bekleniyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tokinin-ilk-is-yerim-projesi-cataltepeye-tasindi-82581</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/1/1280x720/tokinin-ilk-is-yerim-projesi-cataltepeye-tasindi-1783323586.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Bursa&#039;nın Kestel ilçesi Çataltepe Mahallesi&#039;nde “İlk İş Yerim Projesi” kapsamında hazırlanan çevre düzeni ve imar planı değişikliklerini onayladı. Yaklaşık 13,2 hektarlık alanın “Kentsel Servis Alanı” olarak planlanmasıyla küçük sanayi ve toplu işyerlerine yönelik yeni yatırım sürecinin önü açıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/nato-zirvesine-ozel-5-lira-basildi-82595</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> NATO Zirvesi&#039;ne özel 5 lira basıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü, Ankara'da düzenlenen 36. NATO Zirvesi anısına tedavülde kullanılabilecek özel tasarımlı 5 lira hatıra parası bastı.</p>
<p>Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğünden edinilen bilgiye göre, NATO zirvelerinin ilk resmi toplantısı 1957 yılında Fransa'nın Paris kentinde gerçekleştirildi. İttifakın 36. Liderler Zirvesi ise 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara'daki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenleniyor.</p>
<p>Zirve, ittifak üyesi ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarını ortak güvenlik, istişare ve işbirliği gündemi çerçevesinde bir araya getirirken Türkiye tarih boyunca farklı medeniyetler arasında kurduğu köprüler ve yürüttüğü diplomatik girişimlerle uluslararası işbirliği ve diyaloğa önemli katkılar sunuyor.</p>
<p>Stratejik konumu, köklü devlet geleneği ve müttefikleriyle geliştirdiği işbirliği anlayışı doğrultusunda uluslararası barış ve güvenliğe yönelik çok taraflı çabalarda etkin rol üstlenmeye devam eden Türkiye, bu zirvede NATO liderlerini ağırlayarak barışın, istikrarın ve ortak güvenliğin güçlendirilmesine yönelik kararlılığını bir kez daha ortaya koyuyor.</p>
<p>Bu kapsamda, Türkiye'de düzenlenen 36. NATO Zirvesi'nin anısını yaşatmak amacıyla Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğünce "5 TL Tedavül Madeni NATO Hatıra Parası" basıldı.</p>
<p>Bu kapsamda hazırlanan hatıra parası, halen tedavülde bulunan iki metalli (bimetal) 5 liralık madeni para üzerine basılırken paranın tura yüzünde NATO logosu, zirvenin düzenlendiği yer ve tarih ile Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nin grafik görseli yer alıyor. Diğer yüzünde ise 5 liranın tedavüldeki mevcut tasarımı bulunuyor.</p>
<p>İlk etapta 100 bin adet basılan hatıra parasından, zirve süresince 400 bin adet daha üretilmesi planlanırken böylece toplam üretim miktarının 500 bin adede ulaşması öngörülüyor. Uygulamayla, 36. NATO Zirvesi'nin Türkiye'de düzenlenmesinin anısının yaşatılması ve vatandaşların günlük hayatta kullanabileceği tedavüldeki özel bir hatıra parasının dolaşıma sunulması amaçlanıyor.</p>
<p> </p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/nato-zirvesine-ozel-5-lira-basildi-82595</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/5/1280x720/5-1783346747.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara&#039;da düzenlenecek 36. NATO Zirvesi anısına tedavülde kullanılabilecek özel tasarımlı 5 liralık madeni para ilk etapta 100 bin adet üretilirken toplam miktarının ise 500 bin adede ulaşması planlanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kutahya-osbde-5-geleneksel-cop-toplama-etkinligi-gerceklestirildi-82618</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kütahya OSB&#039;den çöp toplama etkinliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KÜTAHYA</strong></p>
<p>Kütahya Organize Sanayi Bölgesi tarafından geleneksel hale getirilen ve bu yıl beşincisi düzenlenen Çöp Toplama Etkinliği, yatırımcılar, sanayiciler, çalışanlar ve kurum temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirildi. Çevre bilincini artırmak ve toplumsal farkındalık oluşturmak amacıyla düzenlenen etkinlikte 100'ün üzerinde gönüllü yer aldı.</p>
<p>Etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren Kütahya Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Tolga ESKİOĞLU, organizasyonun temel amacının çevre temizliğinin yanı sıra toplumda kalıcı bir farkındalık oluşturmak olduğunu belirterek şunları söyledi:</p>
<p>"Beş yıldır bu organizasyonu gerçekleştiriyoruz. Buradaki en önemli amacımız insanların çevre konusunda farkındalık kazanmasını sağlamak. Çok şükür bugün geldiğimiz noktada önemli bir fark oluşturduğumuza inanıyorum. Şehrimize örnek olacak çalışmalar yapmaya gayret ediyoruz. Organize Sanayi Bölgemizin her geçen gün daha iyi bir noktaya ulaştığını hep birlikte görüyoruz. Bu çevre bilincinin de tüm şehrimize yayılmasını arzu ediyoruz."</p>
<p>Etkinliğe katılarak destek veren Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Esin GÜRAL ARGAT ise organizasyonun yıllardır örnek bir sosyal sorumluluk çalışması olarak sürdürüldüğünü ifade ederek şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Bu organizasyonun uzun yıllardır gerçekleştirildiğini biliyor ve büyük bir memnuniyetle takip ediyorum. Bugün sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum. Bu çalışma yalnızca bir çevre temizliği etkinliği değil, aynı zamanda çok değerli bir farkındalık hareketidir. Gelecek nesillere temiz bir çevre ve daha bilinçli bir toplum bırakma hedefiyle önemli bir görev üstleniyorsunuz. Bu anlamlı organizasyona emek veren herkesi gönülden kutluyorum."</p>
<p>Program kapsamında Kütahya OSB ile Zafertepe mevkii arasındaki yol güzergâhında çevre temizliği gerçekleştirilirken, yol kenarlarına gelişigüzel bırakılan atıklar gönüllüler tarafından toplanarak araçlara yüklendi.</p>
<p>100'ün üzerinde yatırımcı ve çalışanın katılımıyla gerçekleştirilen etkinlik, çevre duyarlılığı konusunda güçlü bir farkındalık oluştururken, Kütahya Organize Sanayi Bölgesi'nin sürdürülebilir çevre anlayışına verdiği önemi bir kez daha ortaya koydu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kutahya-osbde-5-geleneksel-cop-toplama-etkinligi-gerceklestirildi-82618</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/8/1280x720/kutahya-osbde-5-geleneksel-cop-toplama-etkinligi-gerceklestirildi-1783355650.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kütahya Organize Sanayi Bölgesi tarafından bu yıl beşinci kez çöp toplama etkinliği düzenlendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dolar-guc-kazandikca-emtialar-frene-basiyor-82560</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 08:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dolar güç kazandıkça emtialar frene basıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a4b3a0b1244a-1783314955.png" alt="" width="289" height="137" /></p>
<p>Yılın ilk yarısında jeopolitik riskler nedeniyle sert yükselen emtia piyasaları, son haftalarda yönünü aşağı çevirdi. 19 emtiadan oluşan CRB Endeksi yıl başından bu yana halen yaklaşık yüzde 20 artıda bulunmasına rağmen son bir ayda yüzde 8 geriledi. Enerji ağırlıklı GSCI Endeksi’ndeki düşüş ise aynı dönemde yüzde 14’e ulaştı. Bu tablo, piyasalarda jeopolitik risk priminin azalmasının yanı sıra doların yeniden güç kazanmasının fiyatlar üzerinde belirleyici olmaya başladığını gösteriyor.</p>
<p>Doların değer kazanması, emtiaları diğer para birimlerini kullanan alıcılar için daha pahalı hale getiriyor. Bu durum hem yatırım talebini hem de fiziksel alımları sınırlandırarak fiyatlar üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturuyor.</p>
<h2>Dolar endeksi 103-104 bandına gelebilir </h2>
<p>Analistler, şu an 100.8 seviyesinde bulunan dolar endeksinin üçüncü çeyrekte 103-104 seviyelerine yükselebileceğini ve bunun olması halinde özellikle petrol, altın, bakır ve alüminyum piyasalarında satış baskısının devam edebileceğini değerlendiriyor. Reuters tarafından yapılan yılın 3’üncü çeyreğine dair teknik analizler, mevcut görünüm doların emtia piyasalarının ana belirleyicilerinden biri olmaya devam edeceğine işaret ediyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bakır: Yükseliş yerini düzeltmeye bırakabilir</span></h2>
<p>Bakır piyasasında yılın ilk yarısındaki güçlü yükselişin ardından üçüncü çeyrekte daha temkinli bir görünüm öne çıkıyor. Teknik analizler, Londra Metal Borsası’nda (LME) işlem gören bakırın şu an bulunduğu ton başına 13.360 dolar bandından 11.878-12.524 dolar bandına gerileyebileceğini tahmin ediyor. Son aylarda 14 bin doların üzerine yaklaşan fiyatların bu seviyelerde kalıcı olamaması, piyasada kar satışlarını hızlandırdı. Küresel büyüme beklentilerindeki zayıflama ve doların güçlenmesi de talep görünümünü baskılıyor. Buna karşın enerji dönüşümü ve elektrikli araç yatırımları uzun vadede bakıra olan ihtiyacı canlı tutmaya devam ediyor. Bu nedenle analistler geri çekilmeyi kalıcı bir çöküşten çok, güçlü yükselişin ardından yaşanan bir dengeleme süreci olarak değerlendiriyor. Fiyatların 13.775 dolardaki direnci aşması halinde yeniden 14.000 dolar bölgesinin geçilebileceği belirtiliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Alüminyum: Krizin hafiflemesi fiyatları etkiliyor</span></h2>
<p>Alüminyum fiyatlarında da üçüncü çeyrek için aşağı yönlü beklentiler ağır basıyor. Tahminlere göre, İran savaşı sırasında test ettiği 3.700 doların üzerinde kalıcı olamayan LME alüminyum fiyatı temmuz-eylül döneminde ton başına 2.707-3.088 dolar aralığına gerileyebilir. Son dönemde enerji krizinin hafiflemesi ve arz tarafındaki rahatlama fiyatların ivme kaybetmesine neden olurken, güçlü doların da piyasayı baskılaması bekleniyor. Analistler, özellikle küresel sanayi üretimindeki yavaşlama sinyallerinin alüminyum talebini sınırlayabileceğini belirtiyor. Bununla birlikte yeşil dönüşüm yatırımları, otomotiv ve hafif metal kullanımındaki artış uzun vadeli talep görünümünü destekleyen başlıca unsurlar arasında yer almaya devam ediyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Altın: Güvenli liman talebi zayıflıyor</span></h2>
<p>Altın piyasasında üçüncü çeyrekte geri çekilmenin sürmesi bekleniyor. Reuters teknik analizine göre, ons altın fiyatı 3.579-3.813 dolar bandına kadar gerileyebilir. Son aylarda jeopolitik risklerin azalması ve doların yeniden güç kazanması yatırımcıların güvenli liman talebini zayıflatırken, yüksek faiz beklentileri de altın üzerinde baskı oluşturuyor. Analistler, kısa vadede fiyatların toparlanmasının kolay görünmediğini, yatırımcıların ABD para politikası ve doların yönünü yakından izlediğini belirtiyor. Buna rağmen merkez bankalarının altın alımlarını sürdürmesi ve olası yeni jeopolitik gelişmelerin fiyatlarda yeniden yukarı yönlü hareketleri tetikleyebileceği de vurgulanıyor. Altının güç kazanması için 4.227 dolardaki direnci aşması gerekli görülüyor. Bu gerçekleşirse 4.389 dolara doğru hareket başlayabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Petrol: Savaşın getirileri siliniyor</span></h2>
<p>Petrol piyasasında üçüncü çeyreğe ilişkin beklentiler aşağı yönlü seyri işaret ediyor. Brent petrolü mevcut 72 dolardan 64,03-71,15 dolar, ABD tipi WTI ham petrolün ise mevcut 68 dolardan 59,65-65,07 dolar aralığına gerileyebileceği tahminleri yapılıyor. ABD-İran geriliminin ardından oluşan savaş risk priminin büyük ölçüde ortadan kalkması, Hürmüz Boğazı’ndaki sevkiyatların normale dönmesi ve arzın yeniden artmaya başlaması fiyatları aşağı çekiyor. Buna ek olarak doların güçlenmesi ve küresel talep artışının yavaşlayacağı beklentisi de petrol piyasasını baskılıyor. Uzmanlar, OPEC+ politikaları ve olası yeni jeopolitik gelişmelerin fiyatlarda zaman zaman dalgalanma yaratabileceğini, ancak mevcut tabloda üçüncü çeyrek boyunca aşağı yönlü baskının ağır basmasının beklendiğini ifade ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dolar-guc-kazandikca-emtialar-frene-basiyor-82560</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/9/8/1280x720/petrol-emtia-dolar-1753779487.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD dolarındaki toparlanma sinyalleri, yılın üçüncü çeyreğinde enerji ve metal piyasalarında yeni bir baskı dalgası yaratabilir. Analistler, dolar endeksinin 103-104 bandına yükselmesi halinde petrol, altın ve baz metallerde son haftalarda başlayan geri çekilmenin devam edebileceğini öngörüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ankarada-tum-hesaplar-ittifaklar-ve-secimler-uzerine-yapiliyor-82559</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ankara’da tüm hesaplar ittifaklar ve seçimler üzerine yapılıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Ankara’da partiler tüm hesaplarını Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler üzerine yapıyor. Muhalefet partilerinde yeni ittifaklar kuruluyor, ikiye bölünen CHP’de yeni parti hazırlıkları devam ederken, Kılıçdaroğlu’nun yeniden partinin başına geçmeye ve tüm hesaplarını kongrede adaylığı üzerine yaptığı söyleniyor. Gözler ise Özgür Özel ve ekibinin kuracağı yeni partiye çevrildi. Ankara SP, YRP, Deva ve Gelecek Partilerinin ittifakını konuşuyor. Anahtar Parti ve Zafer Partisi’nin, İYİ Parti çatısı altında birleşmesinin mümkün olabileceği de kulislerde konuşulmaya başlandı.</p>
<h2>Kılıçdaroğlu aday olacak iddiası</h2>
<p>Mutlak butlan kararının ardından genel başkanlık koltuğuna yeniden oturan Kemal Kılıçdaroğlu’nun, tüm hesaplarını kongrede kendisinin genel başkanlık adaylığı üzerine yaptığı söyleniyor. Kulislerde "Partide başlattığı ihraçlar, görevden almalar, CHP’de Özgür Özel ve ekibi için başlayan tasfiye sürecinin tek amacı var. Kemal Kılıçdaroğlu, kongrede yeniden aday olacak. Özel ve ekibini tasfiye etmek istiyor ve bunu da yapıyor. Kongre hemen yapılsın istemiyor. Erken kongreye gidilirse Özel yeniden seçilir ama hesaplar Kılıçdaroğlu’nun yeniden aday olması ve CHP’nin başına geçmesi için yapıldı” iddiaları dile getiriliyor. Özel kanadında ise kongre girişimlerinin tamamen sonuçsuz kalması halinde, Ağustos ayında yeni kurulacak parti için düğmeye basılacağı, mevcut bir partinin ise olabilecek bir baskın seçime karşı yedekte tutulacağı konuşuluyor.</p>
<h2>AK Parti’ye alternatif model</h2>
<p>DEVA, Yeniden Refah Partisi, Saadet Partisi ve Gelecek Partisi; AK Parti’ye alternatif olmak amacıyla yeni bir model üzerinde çalışıyor. Uzun süredir görüşmeleri devam eden YRP, SP, Deva ve Gelecek Partilerinin ittifakı için prensipte anlaşıldığına yönelik açıklama DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’dan geldi. Yeni oluşumla ilgili Babacan, oluşturulacak yapının AK Parti'ye alternatif olacağını aktardı. AK Parti’ye alternatif olarak, YRP, SP, Gelecek ve Deva Partilerinin ittifak hazırlıkları devam ederken, milliyetçi kanatta ise Yavuz Ağıralioğlu’nun partisi Anahtar Parti ile Ümit Özdağ’ın Partisi Zafer Partisi’nin de İYİ Parti çatısı altında birleşmelerinin de mümkün olabileceği konuşuluyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ankarada-tum-hesaplar-ittifaklar-ve-secimler-uzerine-yapiliyor-82559</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/8/1280x720/kilicdaroglu-ozgur-ozel-1781039633.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Butlan tartışması devam eden CHP’de yeni parti hazırlıkları devam ederken, Kılıçdaroğlu’nun yeniden partinin başına geçmeye ve tüm hesaplarını kongrede adaylığı üzerine yaptığı söyleniyor. SP, YRP, Deva ve Gelecek partilerinin ittifakını konuşulurken. Anahtar Parti ve Zafer Partisi’nin, İYİ Parti çatısı altında birleşmesinin mümkün olabileceği de kulislere yansıyan söylentiler arasında. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vize-engeli-rotayi-degistirdi-kazanan-st-petersburg-oldu-82563</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vize engeli rotayı değiştirdi kazanan St. Petersburg oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Schengen vizesinde yaşanan güçlükler Türk turistin yurt dışı tercihlerini değiştirdi. Geçen yıl 69 bin Türk turistin ziyaret ettiği St. Petersburg’da bu rakam yılın ilk altı ayında aşıldı. Yıl sonunda rakamın iki katından fazlaya ulaşması bekleniyor. Artan talep havayolu şirketlerini de harekete geçirdi. AJet’in Ankara-St. Petersburg direkt hattının devreye girmesiyle birlikte, İstanbul, Ankara ve Antalya’dan haftalık St. Petersburg uçuşları 300 sefere ulaştı.</strong></p>
<p>Schengen vizesi süreçlerinde yaşanan zorluklar, Türk turistlerin yurt dışı seyahat alışkanlıklarında önemli bir değişime yol açıyor. Avrupa'nın klasik destinasyonları yerine vize süreci daha kolay, ulaşımı daha erişilebilir ve maliyetleri daha düşük alternatiflere yönelen Türk gezginlerin son dönemde en fazla ilgi gösterdiği şehirlerden biri St. Petersburg (Leningrad) oldu. Son bir yılda kente giden Türk turist sayısının iki katına çıkması, havayolu şirketlerinden turizm sektörüne kadar geniş bir alanda yeni hareketlilik yarattı. </p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a4b415eb1161-1783316830.png" alt="" width="600" height="376" />
<figcaption><strong>Yeni hat açılışı dolayısıyla St. Petersburg'un yakınındaki gözlem evinden adını alan Pulkovo Havalima'nında Türk yetkililerle ve Rus yetkililer pasta kesti.</strong></figcaption>
</figure>
<p>"Kuzeyin Venedik'i" olarak anılan St. Petersburg, tarihi mirası, kültür-sanat yaşamı, müzeleri, sarayları ve kanallarıyla uzun yıllardır dünyanın önemli turizm merkezleri arasında yer alıyor. Geçen yıl yaklaşık 69 bin Türk turist ağırlayan şehir, bu yıl aynı rakama yalnızca ilk altı ayda ulaştı. Özellikle Beyaz Geceler dönemini kapsayan haziran ve temmuz aylarında talep belirgin şekilde yükseldi. Bu yükselişin arkasındaki en önemli etkenlerden biri vize kolaylığı. Yeşil pasaport sahipleri Rusya'ya vizesiz giriş yapabilirken, bordo pasaport sahipleri de yalnızca pasaport ve dijital fotoğrafl a e-vize başvurusu yapabiliyor. Yaklaşık dört gün içinde sonuçlanan bu süreç, Schengen ülkelerine kılyasla daha hızlı ve pratik bir alternatif sunuyor.</p>
<h2>Artan talep yeni uçuşları getirdi</h2>
<p>Türk turist sayısındaki artış havacılık sektöründe de karşılığını buldu. İstanbul'dan St. Petersburg’a günde THY’nin 5, AJet’in 2, Pegasus’un 2 toplamda 9 uçuş bulunuyor. AJet’in Ankara -St. Petersburg hattı ise bu iki şehir arasında tarihte yapılan ilk uçuş. Yaklaşık üç saat yirmi dakikalık yolculuğun ardından Pulkovo Havalimanı'na ulaşan uçak, havacılık geleneği olan su takı seremonisiyle karşılandı. AJet, Ankara ile St. Petersburg arasında pazartesi, çarşamba, cuma, cumartesi ve pazar günleri olmak üzere haftada beş gün karşılıklı sefer düzenleyecek. Yeni bağlantının yalnızca turizm hareketliliğini değil, iki ülke arasındaki ticari ilişkileri de desteklemesi bekleniyor.</p>
<h2>"Avrupa’dan daha ucuz ve güvenli”</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4b42383495a-1783317048.png" alt="" width="431" height="317" />Yeni uçuşun başlaması dolayısıyla uçuşun ertesi günü düzenlenen panelde konuşan Türkiye'nin St. Petersburg Başkonsolosu Başar Başol, St. Petersburg'un kültür, sanat ve tarih açısından güçlü bir destinasyon olduğuna dikkat çekti. Türk turistlerin ilgisinin daha da artması için telefon hattı edinme ve para bozdurma süreçlerinin kolaylaştırılmasının fayda sağlayacağını belirten Başol, kentin Avrupa şehirlerine göre daha ekonomik ve güvenli bir alternatif sunduğunu dile getirdi. Rusya’ya Ukrayna savaşı nedeniyle uygulanan ambargo nedeniyle uluslararası kullanımı olan kredi kartları bu ülkede geçmiyor. Ayrıca bazı uygulamalara da VPN olmadan ulaşılması mümkün olmuyor.</p>
<h2>Türk turistler Dostoyevski romanlarının izinde</h2>
<p>St. Petersburg Dış İlişkiler Komitesi temsilcisi ve St. Petersburg Devlet Üniversitesi Profesörü Apollinariya Sergeyevna Avrutina da doğrudan uçuşların yalnızca turizme değil kültürel ve ekonomik ilişkilere de katkı sağlayacağını söyledi. Türkiye ile Rusya arasındaki kültürel bağların güçlü olduğuna dikkat çeken Avrutina, özellikle Dostoyevski'nin izlerini takip eden kültür turlarının Türk ziyaretçilerden yoğun ilgi gördüğünü söyledi.</p>
<h2>Oteller de Türkiye pazarına odaklandı</h2>
<p>Kentte faaliyet gösteren otel yöneticileri de Türkiye pazarındaki büyüme potansiyeline dikkat çekiyor. Şehrin en gözde otellerinden Four Seasons Lion Palace St. Petersburg bir Türk’e emanet. Otelin Genel Müdürü Özgür Sezercan, Four Seasons’ın Güney Afrika, Bakü gibi önemli merkezlerini yönetmiş bir isim. Sezercan, son dönemde Türk turist sayısının artmasına rağmen mevcut potansiyelin henüz tam anlamıyla değerlendirilmediğini belirterek, Türkiye'den daha fazla ziyaretçi çekmek için çalışmalar yürüttüklerini söyledi. Corinthia Hotel’in Barcelonalı Müdürü Fernando Riojo da Türkiye'den gelen misafir sayısının arttığını ifade ederek, uçuş saatlerine göre check-in ve check- out süreçlerini yeniden planladıklarını, helal yiyecek seçeneklerini geliştirdiklerini ve misafirlerin Rus mutfağını deneyimlemelerine yönelik uygulamalar yaptıklarını anlattı. St. Petersburg Ulaştırma Komitesi Başkanı Denis Usanov ise havalimanından şehir merkezine ekspres otobüs ve metro bağlantıları bulunduğunu belirterek, yolcuların 15-20 dakika içinde şehir merkezine ulaşabildiğini söyledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Turizm köprüsünü Marmara mezunu Asiyat Khalyashi canlandırdı</span></h2>
<figure class="image align-left"><img style="width: 166px; height: 176px;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4b41fbcd666-1783316987.png" alt="" width="406" height="430" />
<figcaption><strong>Asiyat Khalvashi</strong></figcaption>
</figure>
<p>St. Petersburg’da artan Türk turist sayısında kuşkusuz Pulkovo Havalimanı Ticaretten Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Asiyat Khalvashi’nin çabaları yer alıyor. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Mezunu Khalvashi, İstanbul Üniversitesi’nde İşletme Yüksek Lisansı’nı almış. Havacılık sektöründeki meslek hayatına ilk olarak Atatürk Havalimanı’nda adım atan Khalyashi, Anadili gibi Türkçe konuşuyor. Khalyashi, St. Petersburg’un stratejik turizm pazarlarından birinin Türkiye olduğunu söylüyor. Khalyashi ayrıca Ankara ile açılan hat kapsamında Rus turistlere Kapadokya’yı da kapsayan yeni rotalar sunulabileceğinin altını çizerek Türk tur operatörlerine çağrıda bulunuyor. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">800 köprü, saraylar ve Rus edebiyatı…</span></h2>
<p>90'dan fazla nehir ve yaklaşık 800 köprü üzerine kurulu St. Petersburg, "Kuzeyin Venedik'i" olarak anılıyor. UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan şehir; Hermitage Müzesi, Petergof Sarayı, Nevsky Bulvarı, Kanlı Kilise ve Faberge Müzesi gibi kültürel mirasıyla öne çıkıyor. Dostoyevski, Puşkin, Gogol ve Çaykovski gibi Rus edebiyatı ve sanatının simge isimlerine ev sahipliği yapan kent, özellikle 19 saat güneşin batmadığı yaz aylarındaki Beyaz Geceler döneminde turist akınına uğruyor. İstanbul’dan yaklaşık 4,5 saatlik uçuş mesafesinde bulunan St. Petersburg, Hermitage Müzesi, Nevsky Bulvarı, Petergof Sarayı, Faberge Müzesi, Kanlı Kilise ve Baltık Denizi kıyısındaki mimarisiyle Türk turistlerin alternatif Avrupa deneyimi arayışında öne çıkıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4b42638e238-1783317091.png" alt="" width="800" height="253" />Ayrıca 68 bin kişilik kapasitesiyle kentin yeni Zenit Gazprom Stadyum’u etrafında lüks SPA’ları ve paten merkezleri bulunuyor. Bununla birlikte Eylül-Mart döneminde şehirden yapılan iki saatlik seyahatlerle kutup dairesine ulaşmak ve kuzey ışıklarını görmek mümkün.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vize-engeli-rotayi-degistirdi-kazanan-st-petersburg-oldu-82563</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/ucak-ucus.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vize engeli rotayı değiştirdi kazanan St. Petersburg oldu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-45-primle-ilk-sirada-yer-aldi-satin-alma-beklentisi-yukari-tasidi-82561</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yüzde 45 primle ilk sırada yer aldı, satın alma beklentisi yukarı taşıdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Endeksin %1,01 yükseldiği haftada, 25 şirket %15 getiri sınırını aştı. Prizma Matbaacılık %45’lik primle ilk sırada yer alırken, yükselişler piyasada bahar havası estiriyor. Çıkışlar etkileyici olsa da her yükselişin ardında sağlam bir bilanço hikayesi olup olmadığı aranmalı.</strong></p>
<p>Piyasa her zaman yükselen hisseyi ilgiyle takip eder. Endeksin yatay kaldığı ortamda bir hissenin yükselmesi, onun bir yatırım hikayesi yakaladığını düşündürebilir. Oysaki sadece fiyata bakarak hareket etmek yanıltıcı olabilir. Prizma Matbaacılık veya Koç Metalurji gibi hisselerde gözlenen yükselişler etkileyici görünüyor. Ancak her çıkışın temelinde her zaman çalışan bir nakit makinesi bulunmaz. Yukarı yönelirken fiyatı tetikleyenin kasaya giren nakit mi yoksa dönemsel rüzgar mı olduğu bakılması gereken asıl nokta olduğu göz ardı edilmemeli.</p>
<h2>Çıkış serilerinin arkasındaki gerekçe </h2>
<p>Uzun süre yatayda dalgalı seyir izleyen Prizma Matbaacılık, geçtiğimiz nisandan itibaren artan bir ivme sergiledi. Yılbaşından bu yana %569’luk yükselişi dikkat çekiyor. Hissenin bu denli ilgi görmesinde Tera grubunun firmanın hakim ortağı olmak amacı ile görüşmelerde bulunmasının etkisi olduğu söylenebilir. Tera’nın ilgilenmesi hisseye yönelik güçlü bir talebin oluşmasına yol açtı. Metal sanayi sektöründe faaliyet yürüten Koç Metalurji, iki yıl önce borsada işlem görmeye başladı. Uzun süre zayıf bir seyirle hareket eden hisse, son bir ayda %70,5’lik çıkışı ile öne çıktı. Nisanda yaptığı açıklamayla halka arzdan haddehane yatırımı için ayırdığı payı %35’ten %50’ye yükseltti. Şirket yılın ilk çeyreğinde gelirini %71 düşürürken dönem sonunda 201,2 milyon TL zarar yazdı.</p>
<h2>Fiyat gider gelir, nakit gerçekleri kalır </h2>
<p>Geçtiğimiz şubatta piyasada ilk açılışını 24,18 TL’den yapan Empa Elektronik, haziranda en yüksek 171,85 TL’yi gördükten sonra geriledi. Hisse, haftalık %17,27 kazandırsa da kâr satışları daha etkili. Üç aylıkta gelirini %28 artırırken dönem sonunda 4,9 milyon TL zarar etti. Hisse 132 f/k oranı ile işlem görüyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4b3e546bcb3-1783316052.png" alt="" width="999" height="540" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>Durum mu, yönelim mi?</strong></p>
<p><strong>Durum</strong>; gerçekçi fiyatlama, güvenli analiz, tespit, risk ölçümü, değer yatırımı. Fırsat kaçırma, geçmişe takılma, fiyatlanmış haber, sektörel körlük. </p>
<p><strong>Yönelim</strong>; Potansiyel, trend ortaklığı, öncü pozisyon, esneklik, genişleme. Balon tehlikesi, riskli hedefler, çarpan tehlikesi, spekülasyon kurbanı.</p>
<p><strong>İki ortak mayısta paylarını borsa dışında devrederken haziranda hisseler geri döndü</strong></p>
<p>Flap Kongre’de büyük ortaklar neden önce paylarını satıp sonra geri aldılar? ● Bora Işık</p>
<p>Bora, Flap Kongre’de mayısta iki ortak paylarını devrederek toplamda %0,42’ye indirdiler. Açıklamadaki “borsa dışında” ve “virman” ifadeleri, bunun satış olmadığını işaret eden nüveler. Aradan bir ay geçmeden haziranda yine virman yoluyla paylarının önceki hale yani toplamda %25,42’ye çıktığı belirtildi. Bu tarz kısa süreli devirler çoğunlukla hisselerin kredi için teminat gösterilmesi, ödünç pay piyasasına verilmesi veya kurum değişikliği gibi sebeplerle gündeme gelmekte. Payların eski seviyesine dönmesi, kalıcı bir çıkış olmadığını söylüyor.</p>
<p><strong>Hakim ortağın yatırımcılara yapacağı çağrı, hissenin mevcut işlem fiyatının üzerinde</strong></p>
<p>Akçansa’da yabancı çoğunluk payı aldığına göre yatırımcıya kaçtan çağrı yapacak? ● Salih Bozkurt </p>
<p>Salih; Heidelberg Akçansa’daki Sabancı Holding’in %39,72’lik payını alarak toplam payını %79,44’e yükseltti ve yönetim hakimiyetine sahip oldu. Hakim ortak konumuna geçmesiyle birlikte diğer hissedarlara zorunlu çağrı doğdu. 1 TL nominal değerli pay için taban çağrı fiyatı 260,25 TL olarak belirlendi. Fiyat devir bedeli döviz karşılığından hesaplandı. Çağrının başlayacağı günden önceki iş günü dolar kuru daha yüksek çıkarsa fiyat artacak, kur düşerse 260,25 TL asgari rakam olarak korunacak. Hissenin şimdilerde hareketli olmasının sebebi de budur.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>TDG fonu yabancı borçlanma araçlarıyla yıllık %20 kazandırırken doları geçti</strong></p>
<p>İş Portföy’ün idaresindeki Yabancı Borçlanma Araçları Fonu (TDG), düşük ve sınırlı bir seyirle yukarı hareket ediyor. Büyüklüğü nisandan itibaren artan bir görüntü sergiliyor. Şimdilerde ise hacmi bir miktar azalarak 723,7 milyon TL düzeyinde. Haziranda 30,8 milyon TL nakit girişi olurken temmuzda tutar 750,4 bin TL seviyesinde bulunuyor. Yatırımcısı bir miktar azaldı ve 2.134 kişiye indi. TDG’nin doluluk oranı %9,01 düzeyinde. Temel stratejisi, varlıklarını yabancı kamu ve özel sektör borçlanma araçlarında değerlendirmek üzerine kurulu.</p>
<p>Portföyünün %77,3’i yabancı kamu borçlanma araçlarından ve %12,95’i özel sektör dış borçlanma araçlarından oluşuyor. Döviz bazlı sabit getiri arayanlara hitap ediyor. Son bir yıllık getirisi %20,28 seviyesinde bulunurken doların %17,67’lik çıkışının üzerinde.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Koray GYO, piyasadan %53,33 bileşik faizle 70 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Koray GYO, 03.07.2026 vade başlangıç tarihli finansman bonosu ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 70.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %46, bileşik faizi %53,33 olarak belirlendi. 124 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 04.11.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %15,63 düzeyinde. 3 Temmuz itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. Buna göre Koray GYO’nun verdiği %46 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 6,01 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir.</p>
<p>Öte yandan ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFKRYGK2628 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4b3dbbdf6bc-1783315899.png" alt="" width="967" height="245" /><strong>PLATFORM TURİZM</strong></p>
<p><strong>Ana ortaklar borsada işlem görmeyen payın bir kısmını grup şirketine devrediyor</strong></p>
<p>Platform Taşımacılık’ın ortakları Albayrak ailesine ait, borsada işlem görmeyen payların bir kısmının, Pakistan’da yerleşik grup şirketi Albayrak92 firmasına devri için sözleşme imzalandığını duyurdu. Devre konu paylar, şirketin çıkarılmış sermayesinin %10,01’ini temsil ediyor. Hisse devri, finansal kapanış koşullarının yerine getirilmesinin ardından tamamlanacak. Söz konusu devir ortaklık yapısında yeniden bir organizasyona gidildiğini işaret ediyor. Böylesi ortaklık değişimlerinin şirketlerin faaliyet ya da kârlılıklarına doğrudan bir etkisi beklenmemeli.</p>
<p><strong>REYSAŞ GYO</strong></p>
<p><strong>Adana’daki arsasına lojistik depo inşa edecek. Belediyeden gerekli izni aldı</strong></p>
<p>Reysaş GYO, Adana’da yer alan 54.100 metrekarelik arsası üzerinde inşa edeceği yeni depo projesi için belediyeden gerekli imar iznini aldı. İzinle birlikte, mevcut veya yeni müşterilere kiralanmak üzere 37.257 metrekare kapalı alana sahip deponun inşaat çalışmalarına başlanacağı ve yıl sonuna kadar tamamlanacağı belirtildi. Reysaş GYO’nun depo alanı inşa etmesi, nakit akışını destekleyeceği gibi gelirini de artıracak bir durum olarak değerlendirilmeli. Yılın ilk çeyreğinde gelirini %28 büyütürken esas faaliyet kârını %76 artırdı. Dönem sonu net kârı 615,8 milyon TL oldu.</p>
<p><strong>KOTON MAĞAZACILIK</strong></p>
<p><strong>E-ticaret deposunu kapatarak stoklarını mağazalarla entegrasyon yoluna gitti</strong></p>
<p>Koton, Gebze’de bulunan e-ticaret depo şubesinin faaliyetlerini sonlandırdı. Kararın gerekçesi olarak, çoklu kanal stratejisi kapsamında mağaza stoklarının e-ticaret stoklarına entegrasyonunun tamamlanmasını gösterdi. İlgili deponun kapatılmasının, firmanın stok verimliliğine doğrudan katkı sağlamasının beklendiği belirtildi. Perakende sektöründe e-ticaret ile mağazacılık stoklarını tekilleştirmek, işletme sermayesi ihtiyacını azaltan ve verimliliği artıran bir envanter yönetimidir. Şirket üç aylık dönemde gelirini %1 düşürürken dönem sonunda zarar yazdı.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Tofaş marttan bu yana dalgalı seyrediyor. Haziranın son haftası yine satış geldi</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4b3e41efbf6-1783316033.png" alt="" width="296" height="240" /></strong>Tofaş Oto’da fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %4,50 ile toplamda 611,76 bin lot azalarak 12,98 milyon lota indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 122’den 120’ye geriledi. PHE fonu 675 bin lot ile en fazla satışı yapan kurum oldu. AK3 fonu 358,5 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi.</p>
<p>Tofaş Oto hakkında bugüne kadar 23 aracı kurum öneride bulunurken 7 kurum model portföyüne aldı. En yüksek hedef öneriyi Ziraat Yatırım 545 TL ile verdi. En düşük öneri 273 TL ile Halk Yatırım’dan geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-45-primle-ilk-sirada-yer-aldi-satin-alma-beklentisi-yukari-tasidi-82561</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüzde 45 primle ilk sırada yer aldı, satın alma beklentisi yukarı taşıdı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ercan-uluslararasi-ucusa-hazirlaniyor-82558</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ercan, uluslararası uçuşa hazırlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/LEFKOŞA</strong></p>
<p>Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı, uzun süredir gündemde olan Lefkoşa Ercan Havalimanının Türkiye dışında uluslararası uçuşların yapılabileceği bir statüye kavuşturulması için formül geliştirildiğini açıkladı. Türkiye’den giden bir grup gazeteciye özel açıklamalarda bulunan Bakanlık yanında koalisyon ortağı Yeniden Doğuş Partisi Genel Başkan olan Erhan Arıklı, Türkiye’den Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) ile yapılan işbirliği doğrultusunda, Ercan Havalimanının tüm şartları taşıyan ve SHGM tarafından sertifikalandırılan bir statüye sahip olacağını kaydetti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4b398e3361a-1783314830.png" alt="" width="400" height="424" /></p>
<h2>"KKTC’nin egemenliğine aykırılık yok" </h2>
<p>Erhan Arıklı, Ercan Havalimanına yönelik herhangi bir ambargo ya da engel kararı olmadığını önemle vurgularken, uluslararası uçuşlar için kural düzenleyici ICAO ve (havalimanı güvenliği uluslararası kuruluşu) IATA’nın (havayolu şirketlerinin güvenlik-kural uluslararası kuruluşu) siyasi bir yönünün olmadığının altını çizdi. Ercan’ın havalimanı olarak sistemde görülmesinin sağlanması için Türkiye’den herhangi bir havalimanının Ercan’a uçuş kodu vermesiyle sağlanacağını, özellikle uçuş yapan firmaların sigorta sorununun çözüleceğini belirten Arıklı, bazı hava yollarının çok yüksek fiyatlarla yaptığı KKTC seferlerindeki karlılığı kaybetmemek için itiraz ettiğinin farkında olduklarını söyledi. Arıklı ayrıca bağımsız bir onay-sertifika olması amacıyla İngiltere merkezli bir özel şirketin de havalimanının uygunluğunu sertifikalandıracağını açıkladı. Muhalefet partilerinin egemenlik vurgusuyla yaptığı itirazların da geçersiz olduğunu savunan Arıklı şunları kaydetti:</p>
<h2>"Muhalefet konuyu yanlış anlıyor" </h2>
<p>“Dünyanın birçok ülkesinde, Amerika'da, Avrupa'da, hatta bizim (eski) Batum (havalimanı) örneğinde buna benzer uygulamalar var. Muhalefet işi egemenlik meselesine getirdi, bunun egemenlikle bir alakası yok. İkili anlaşmalarla çok rahat yapılır. Bizim burada kastettiğimiz şu: (Türkiye) Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü'nün (SHGM) kriterlerine uygun hale getirebilirsek Ercan Havalimanı'nı, SHGM bütün sorumluluğu üstlenerek Ercan Havalimanı'nın uluslararası uçuşa hazır hale geldiğine dair bir sertifika verecek ve biz doğrudan uçuşları, Avrupa'ya uçuşları gerçekleştirebileceğiz. Bunun için gerekirse bir ayrı kod vereceğiz Ercan'a, SHGM... Bunlar teknik tartışmalar ama siyasi tartışmalarla hiçbir alakası yok. Sadece biz Türkiye'nin iç hat fiyat uygulamasından faydalanmak istiyoruz. Bizim gümrüğümüz, polisimiz, muhaceretimiz aynen devam edecek, şu andaki durumdan değişen hiçbir şey yok.”</p>
<h2>2027 sezonuna yetiştirilecek </h2>
<p>Türkiye SHGM’nin sertifika için Ercan’da bir inceleme yaptığını belirten Erhan Arıklı, meteoroloji altyapısının iyileştirilmesi ve her türlü sistem yönetimi için gerekli SMART binasının yapılacağını, ayrıca eski pistin sökülerek yenileneceğini kaydetti. SMART binasını Devlet Hava Meydanları İşletmesinin üstlenmesini, meteoroloji kulesi, güvenlik, itfaiyenin ise havalimanı işletmecisi T&amp;T tarafından yapılacağını belirten Arıklı, 10 Temmuz’da Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın bir ziyaret yapacağını ve tüm hazırlığın gündeme gelmesini beklediklerini açıkladı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">KKTC “bilişim adası” ile çekim merkezi olacak</span></h2>
<p>KKTC Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı, ülkenin yazılım şirketleri başta olmak üzere, bilişim sektörü için bir çekim merkezi haline getirilmesi için yürütülen stratejinin de ilerlediğini söyledi. Bunun ön şartlarından olan internetin hızlandırılması-yaygınlaştırılması için fiber altyapı yatırımlarını planladıklarını, Türk Telekom’un üstlenmesine itiraz edildiğini belirten Arıklı, bu eleştirileri sert ifadelerle yanıtladı. İnternet bağlantı hizmeti veren şirketlerin yüksek fiyatları kaybetmek istememesi yanında, e-devlet uygulamalarında bürokrasi ve siyasetin mevcut ağırlığının azalacağı endişesinin rol oynadığını belirten Arıklı, memur sayısının 18 bin 500’e ulaştığını, e-devlet uygulaması ile işgücü ihtiyacının azalması endişesinden dolayı itiraz edildiğini savundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ercan-uluslararasi-ucusa-hazirlaniyor-82558</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/8/1280x720/ercan-havalimani-1783314347.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KKTC Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı, Lefkoşa Ercan Havalimanının Türkiye SHGM tarafından sertifikalandırılan bir statüye sahip olacağını belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/imalat-sanayinde-istihdam-destegi-2-yil-daha-uzatiliyor-82557</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> İmalat sanayisinde istihdam desteği 2 yıl daha uzatılıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>AK Parti’nin geçen hafta Meclise sunduğu en düşük emekli aylığına ilişkin düzenlemenin de yer aldığı torba teklifin etki analizi Meclise geldi. En düşük emekli aylığına ilişkin yapılan etki analizi raporuna göre, Türkiye'de halen yaklaşık 17 milyon kişiye emekli aylığı veya gelir ödemesi yapılıyor. 2026 yılı Haziran ayı itibarıyla yaklaşık 4.9 milyon kişinin aylığı mevcut en düşük emekli aylığı olan 20 bin liranın altında bulunuyor.</p>
<h2>5 milyonu aşkın emekli yararlanacak </h2>
<p>Yeni düzenlemenin yürürlüğe girmesiyle birlikte yaklaşık 5.1 milyon emeklinin artıştan yararlanması bekleniyor. En düşük emekli aylığının Temmuz ayından itibaren 23 bin 552 liraya çıkmasıyla 2026 yılının ikinci altı aylık döneminde merkezi bütçeye yaklaşık 79 milyar lira ek maliyet oluşturacak. En düşük emekli aylığı Nisan 2020’de 1.500, Ocak 2022’de 2 bin 500, Temmuz 2022’de 3 bin 500, Ocak 2023’de 5 bin 500, Nisan 2023’de 7500, Ocak 2024’te 10 bin, Temmuz 2024’de 12 bin 500, Ocak 2025’te 14 bin 469, Temmuz 2025’de 16 bin 881, Ocak 2026’da 20 bin liraya yükseltildi.</p>
<h2>2027 ve 2028 yıllarında da devam… </h2>
<p>2026 yılında imalat sanayinde istihdamı korumaya yönelik olarak uygulamaya alınan teşvik kapsamında, 2025 yılı sigortalı sayısını koruyan işletmelere sigortalı başına 3 bin 500 lira destek ödemesi yapıldı. Meclise sunulan yasa teklif ile 2026 yılında uygulamaya başlanan istihdam desteğinin 2027 ve 2028 yıllarında devam etmesi için süre uzatımına gidiliyor. Mevcut uygulamada olduğu gibi, teşvikler Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile KOSGEB tarafından yürütülecek, finansman ise İşsizlik Sigortası Fonundan karşılanmaya devam edecek. </p>
<h2>Çalışan sayısını koruyan yararlanacak </h2>
<p>Destekten, 2025 yılı sigortalı çalışan sayısını koruyan imalat sanayi işletmeleri yararlanabilecek. Bu yıl uygulamaya alınan teşvik kapsamında, 2025 yılı sigortalı sayısını koruyan işletmelere sigortalı başına 3 bin 500 lira destek ödemesi gerçekleştirildi. Söz konusu desteğin sektördeki istihdam kaybı eğilimini hafiflettiği ve işverenlerin iş gücü maliyetlerinin azaltılmasına katkı sağladığı tespit edildi. Etki analizine göre, imalat sanayisine yönelik teşvik ve destekler için 2026 yılında 51 milyar lira, 2027 yılında 62 milyar lira ve 2028 yılında 75 milyar lira olmak üzere üç yılda toplam 188 milyar liralık kaynak ayrılması öngörülüyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Turizmde çalışan maliyetinin yüzde 4.6’sını devlet karşılayacak</span></h2>
<p>Kanun teklifiyle Kültür ve Turizm Bakanlığından turizm işletmesi belgesi almış konaklama tesislerine ait işyerlerinde 2026 yılı Mayıs - Aralık döneminde, işyerinden bildirilen kapsamdaki sigortalıların prim ödeme gün sayısı esas alınarak günlük 116.67 lira, aylık yaklaşık 3.500 lira tutarında prim desteği getiriliyor. Yapılan maliyet hesabında, 2026 yılında 2025 yılındaki istihdam düzeyine benzer bir seyir oluşacağı varsayılarak, turizm işletmesi belgesine sahip konaklama tesislerinin toplam yatak sayısının yüzde 65.4’ünü oluşturduğundan dolayı sigortalı sayısının da aynı oranda dağıldığı öngörülüyor. 2026 yılı Mayıs-Aralık döneminde toplam 1 milyon 733 bin 147 sigortalı üzerinden yaklaşık 5.36 milyar lira maliyet öngörülüyor. Etki analizine göre, SGK’nın 2026 yılı Mart ayı verilerine göre konaklama sektöründe sigortalı başına ortalama maliyet aylık 75 bin 676 lirayı bulurken, sağlanacak desteğin çalışan maliyetinin yaklaşık yüzde 4,6’sını karşılayacağı belirtiliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/imalat-sanayinde-istihdam-destegi-2-yil-daha-uzatiliyor-82557</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/imalat-sanayi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İmalat sanayine 2026 yılında 51 milyar lira, 2027 yılında 62 milyar lira ve 2028 yılında 75 milyar lira olmak üzere üç yılda toplam 188 milyar lira tutarında istihdam desteği sağlanacak. 20 bin lira olan en düşük emekli aylığında yapılacak yüzde 17.76 artış bütçeye 79 milyar lira yük getirecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nato-zirvesi-turkiye-icin-cok-boyutlu-bir-hale-geldi-82556</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> NATO zirvesi Türkiye için çok boyutlu bir hale geldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>NATO zirvesi geldi çattı, aşırı güvenlik önlemleri, kapatılan yollar, ABD Başkanı Trump’ın çıkışları derken, NATO için tarihi olup olmayacağı bir yana Türkiye için tarihi bir önemi haiz olduğu artık biliniyor. Türkiye açısından Akdeniz merkezde. Kıbrıs, Doğu Akdeniz hidrokarbonları, Avrupa’nın gürültüsü içeriği kadar güçlü olmayan Hindistan’ı yeni küresel tedarik zincirine ekleme çabaları, İsrail-Güney Kıbrıs Rum Yönetimi-Fransa-Yunanistan’ın işbirlikleri… Türkiye’nin “edindiği” meşruiyet sonrası NATO zirvesi çok boyutlu hale geldi. Avrupa Birliği’nin tüm kritik kurumları tek tek, bazen birlikte Türkiye’nin yolunu tuttu. AB’nin “bırakın vermeyi, hiçbir şey taahhüt bile etmeden” masasındaki konuları sıralayıp Türkiye’den adım atmasını istediği açığa çıktı. Türkiye-ABD açısından ise bu zirve aynı zamanda Başkan Trump’ın Türkiye’ye resmi ziyaretini içeriyor. Halkbank davası bitti. Masada F-16 modernizasyonu, Kaan Varyant 1 için F-110 motoru (80 motor gündemde, bu 40 KAAN uçağının üretim hattına girebilmesi demek) masada. Türkiye-ABD ilişkilerinde CAATSA ortada duruyor, yürürlükte. Kısaltması kullanılıp geçiyor ama aslında adı bile pek yenilir- yutulur değil. Amerika'nın HASIMLARINA Yaptırımlar Yoluyla Karşı Koyma Yasası-Countering America's Adversaries Through Sanctions Act. ABD Kongresi’nde Türkiye karşıtı lobiler, hemen her karara karşı gürültü çıkarırken, kongre bu kararın kalkması gündeme geldiğinde nasıl tavır alacak, Trump’un gücünün buna yetip yetmeyeceği belli değil.</p>
<p><strong>Doğu Akdeniz ve Kıbrıs meselesi</strong></p>
<p>MİT’in kurduğu Milli Güvenlik Akademisi’nin yayınladığı “Ankara Zirvesi, NATO 3.0 Tartışmaları ve Türkiye” başlıklı rapor Türkiye’nin pozisyonunu ve beklentisini özetliyor: Türkiye’nin pozisyonu, NATO’nun savunma sanayisi ve stratejisi içine dahil edilsin. Bu sadece “külfetin paylaşımı" değil, Türkiye’nin stratejik özerkliğinin de tanınması/kıymetlendirilmesini içeriyor. Türk savunma sanayiinin kabulü/ özerkliğinin tanınması yanında ticari olarak da NATO içinde daha fazla kullanılması, CAATSA yaptırımlarının kaldırılması bir başka beklenti. Tüm “müttefiklere” mesaj ama ana eksen elbette ABD. Diğer yandan Türk savunma sanayiinin NATO içinde satış yapabileceği yer Avrupa ülkeleri… Avrupa deyince işler birden “çetrefilleşiyor…” Onlar da “Madem bu parayı harcayacağız, kendi ekonomimizi güçlendirmek için kaldıraç yapalım” havasında.</p>
<p>Türkiye, NATO’nun Türkiye dışındaki ülkelerinin tehdit saydığı Rusya, Çin ve İran’a karşı bir pozisyondayken ve NATO’nun Güney Kanadı savunmasını (Adana’da kurulacak Kolordu) bu “tehditlere karşı” başta Hindistan olmak üzere Suriye ve Irak’taki “oluşumlarla” işbirliği merkezi yapma peşindeyken, Türkiye için Hindistan ve “oluşumlar” çok çeşitli düzeylerde tehdit içeriyor… Türkiye “meşruiyet” karşılığı ve üç-beş savunma sanayii sözleşmesine karşı ne kadar esneyebilecek? Akademi raporunda çok sözü edilmese de Kıbrıs gündemde. Kimi yorumlar Türkiye’nin buradaki pozisyonunu esnettiği, tek bir “GEVŞEK FEDERASYON” modeline yaklaştığı söyleniyor. AB’ye katılım zaten bir miktar egemenlik devri anlamına geliyor. Gevşek federasyon ile “biraz daha” dışişlerinin AB’ye devrinin yapılacağı, iç işlerinde ise oldukça özerk, (belki Kanton modeli) bir yapılanma. Türk askerinin varlığı tartışılırken adadaki ABD, Fransız ve İsrail askerleri, hatta bazı “lejyonerler” ne olacak…</p>
<p><strong>NATO’nun gündemi </strong></p>
<p>NATO’nun resmi gündemi ise çok daha farklı, sürpriz değil. Külfet paylaşımında ABD bir kez daha zirve öncesi “parayı keserim” tehdidini savurdu. Avrupalıların blöfü görüp görmediğini bilmiyoruz ama pek görmüş gibi değiller.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Kaçan kaçtı, kaçamayan gıda stoklamaya başladı!</strong></span></p>
<p>Ankara’da güvenlik önlemleri zirvedeyken hiç olmadık bir yerde, Trump’ın konaklayacağı otel, ABD büyükelçiliği, AK Parti Genel Merkezi ve elbette Cumhurbaşkanlığı yerleşkesinin dibinde çıkan yangın… Üstelik yangın, Avrupa’nın “en büyük tek parça” gökdelenlerinden birinin ek yapısında çıktı ancak “akıllı bina” olan yapının başta Dünya Bankası olmak üzere çok kritik kurum ve kuruluşlar, bankalar dahil büyük şirketlerin ev sahibi olduğu düşünüldüğünde, sıradışı bir yangın koruması olması gerekirken, “basit bir ateşten” bu yangının çıkmasını dikkatle izlemek gerekiyor.</p>
<p>Ankara’nın tarihi güvenlik önlemleri ise başladı. Bilgisayar uygulamaları, peş peşe açıklamalara karşılık Ankaralılar a noktasından b noktasına giderken sürekli sürprizle karşılaşıyor. Kaçabilenler Ankara’yı çoktan terk etti. Kalanlar da evlere kapanacak gibi. Hatta kamyon girişinin sınırlanacağı için “gıda stoklamayı” tavsiye edenler var. İmkan olsa da Ankara’daki market fiyatlarının zirve öncesi ve sonrası fiyatlarını karşılaştırabilsek.</p>
<p><strong>TBMM bu hafta ara verecek, gelecek hafta yoğun çalışacak</strong></p>
<p>Başkent Ankara’nın ev sahipliğinde gerçekleştirilecek 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi nedeniyle Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) bu hafta çalışmalarına ara verecek. Temmuz ayında çalışma kararı alan Meclisi, gelecek hafta yoğun bir gündem bekliyor. En düşük emekli aylığının yüzde 17.76 oranında artışla 23 bin 552 liraya çıkaran torba yasa teklifi 14 Temmuz Salı günü Meclis Plan Bütçe Komisyonunda ele alınacak. 5.1 milyon emekliyi ilgilendiren emekli aylığı artışının Meclis gündemine öncelikle getirilerek yasalaştırılması hedefleniyor. Öğrencilere yeniden üniversitelerin kapısını açan af düzenlemesi de yine aynı gün Meclis Milli Eğitim Komisyonunda görüşülecek. Komisyon aşaması tamamlanan 12. Yargı Paketi de Temmuz ayı içerisinde yasalaştırılacak teklifler arasında yer alıyor. NATO Zirvesi sonrası Terörsüz Türkiye sürecinde çıkarılacak yasa için trafik hızlanacak. Meclis tatile girmeden önce PKK terör örgütünün feshi ve silahların bırakılmasına ilişkin hukuki düzenlemenin yasalaştırılması bekleniyor.</p>
<p><strong>KKTC’de 20 Temmuz yaklaşırken</strong></p>
<p>NATO zirvesi sonrası KKTC açısından kritik bir dönemin başlayacağı belirtiliyor. Şimdilik kapalı kapılar ardında konuşulan bazı konuların hızla gündeme geleceği belirtiliyor. Elbette bunlar teyitli değil. 10 Temmuz’da Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz KKTC’ye gidecek. 20 Temmuz’da ise KKTC’nin Barış ve Özgürlük Bayramı kutlanacak. Türkiye’yi kimin temsil edeceği Ada’da merak konusu.. Üstelik her iki tarafta!</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nato-zirvesi-turkiye-icin-cok-boyutlu-bir-hale-geldi-82556</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/nato-bayraklar-abd-turkiye.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ NATO zirvesi Türkiye için çok boyutlu bir hale geldi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yerli-ve-milli-hallyu-yaratabilir-miyiz-82552</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yerli ve milli Hallyu yaratabilir miyiz?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçen haftaki yazımızda Güney Kore’nin yaşadığı finansal kriz sonrasında hizmet gelirlerindeki sektörel çeşitlenme için kültür endüstrisini planlı bir yaklaşımla desteklediğini belirterek, ülkemizde de benzer bir anlayışın özellikle kültür alanında etkin olup olamayacağını sormuştuk. Hayal edin: Her yıl 20 tane “Şıkıdım” tadında küresel hit, turnede 30 tane Fazıl Say, yepyeni müzeler, İstanbul Modern’e kardeş müzeler, küresel yıldızların Anadolu turneleri, Konya’nın (Mevlana) mistik bir merkez olması, antik gezi rotaları, Fransa Bisiklet Turu gibi beklenen Kırkpınar yağlı güreşleri, İtalyanları kıskandıracak opera festivalleri, Fransız-Çin mutfağını ağlattığımız gusto lezzet duraklarımız. Hoca kanatlandı demeyin. Asıl fantastik olan, saçma soruları sormaya cesareti olmayan etkili ve yetkililerin tuhaf durgunluğu.</p>
<p><strong>Güney Kore’nin kültür </strong><strong>endüstrisi ve yumuşak güç</strong></p>
<p>Güney Kore’nin Asya Krizi’nden tek çıkış yolu elbette popüler kültürü, film-şarkı üretimini  desteklemek değildi. Ancak ilave değer yaratmanın aracı oldular. G.Kore’nin yaratıcı endüstrilerinin kalitesi ve çekiciliği, Kore kültürüne yönelik küresel ilgiyi artırırken, G.Kore hükümeti de Hallyu’yu dış politika ve ekonomik stratejilerinin temel unsurlarından biri olarak destekledi. G. Kore örneği, kültürel varlıkların, ekonomik katma değer yaratmanın ötesinde, daha geniş stratejik hedeflere ulaşmak için nasıl etkin bir şekilde seferber edilebileceğini ortaya koyuyor.<strong><sup>1</sup></strong></p>
<p><strong>O potansiyel bizde de </strong><strong>var: Dizi film sektörü</strong></p>
<p>Elbette imalat sanayimiz büyüsün, turizm gelirlerimiz artsın. Ancak mesele karşılaştırmalı üstünlük yaratabileceğimiz yeni döviz geliri üreten sahalardan da ülke olarak faydalanmaksa, perspektifi kültürel varlıklara doğru da genişletmemiz gerekiyor. Üstelik bu potansiyeli fiili etkiye kamu kaynağı olmadan dönüştüren sektörlerimiz var. Bunların başında dizi film sektörümüz geliyor. Günümüzde Türk dizilerinin 170’den fazla ülkede 750 milyonu aşkın kişiye ulaştığı, hatta ihracat geliri açısından G.Kore’yi geçtiği belirtiliyor.<strong><sup>2</sup></strong> Büyük bir küresel etki. Bunun kültürel emperyalizm olduğunu tartışanlar bile var.</p>
<p>Dizi sektörümüzün başarısı G. Kore’deki gibi plan proje ürünü değil. Ancak sektörün yaratıcı gücünü destekleyecek şekilde plan-destek konusu olabilir. Burada konunun sadece dizi satalım para kazanalım işi olmadığını da görmek gerek. Nasıl ki futbol sadece futbol değilse, kültürel ürünler de görünenden fazlasını ifade ediyor. Bir Kanada’lının (diğer milletleri, özellikle kültürel yakınlığımız olanları saymıyorum bile) Türkçe konuştuğumuzu anlayarak hayranlığını ifade ettiğini duydu bu kulaklar.</p>
<p><strong>Kanye West ve Bocelli aynı anda İstanbul'daydı</strong></p>
<p>Geçtiğimiz günlerde İstanbul ilginç bir ana tanıklık etti. Dünya müzik endüstrisinin iki farklı kutbu olan Kanye West ve Andrea Bocelli aynı anda İstanbul’da sahne aldı. Bir yanda popüler kültürün en güçlü figürlerinden biri, diğer yanda klasik müziğin yaşayan efsanelerinden biri. Daha da önemlisi, İstanbul bu iki dev organizasyonu aynı gece başarıyla yönetebildi. Bu durum şehir ekonomisi açısından da, ülkenin yumuşak gücü açısından da son derece önemlidir. Çünkü tribünleri dolduran binlerce yabancı ziyaretçi, kültür ve sanatın sadece bir eğlence işi değil, aynı zamanda güçlü bir ekonomik ve kültürel kaldıraç olduğunu da gösteriyor.</p>
<p><strong>Orası Viyana ise burası da </strong><strong>İstanbul diyeceğiz</strong></p>
<p>Bugün Viyana'nın müzikle, Cannes'ın sinemayla, Basel'in sanat fuarlarıyla, Londra’nın müzeyle kurduğu ilişki tesadüf değildir. Kültür, şehirlerin ve ülkelerin küresel rekabette kullandıkları en etkili araçlardan biri. Ne var ki, ülkemizde bu ölçekteki etkinlikler ve kültür endüstrisine yönelik plan-destek işleri hâlâ istisna düzeyinde. Amaç yaratıcı endüstri etkinlikleriyle sürdürülebilir bir kültürel ekosistem kurmak olmalıdır. Bunun için ilk adım, dizi sektörü dışında potansiyeli olan diğer kültür sektörlerini de yerli Hallyu politikalarıyla ayağa kaldırmak olabilir.</p>
<p> </p>
<p>[1] https://warroom.armywarcollege.edu/articles/culture-as-national-power/</p>
<p>2 https://www.gqmiddleeast.com/article/how-turkish-tv-became-the-worlds-second-biggest-export ; https://www.economist.com/culture/2024/02/15/the-third-largest-exporter-of-television-is-not-who-you-might-expect</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yerli-ve-milli-hallyu-yaratabilir-miyiz-82552</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yerli ve milli Hallyu yaratabilir miyiz? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-iklim-eski-sehirler-82551</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni İklim, eski şehirler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ülkemizi de etkisi altına alan sıcak hava dalgası, Avrupa’nın başta Fransa olmak üzere birçok ülkede ölümlere neden olurken kıtanın birçok ülkesinde “klima yasağı”ndan kaynaklanan siyasi çekişmeleri de beraberinde getirdi. Wall Street Journal (WSJ) gazetesi de bu konudaki gelişmeleri “Avrupa cehennem gibi sıcak. Peki neden klima kullanmak istemiyor?” başlıklı haberde topladı. WSJ’ye göre Avrupa, kentlerini, binalarını ve altyapısını yıllarca ılıman iklimin sağladığı konfora göre şekillendirdi. Ancak iklim değişikliği, bu düzeni beklenenden çok daha hızlı sarstı. Bugün kıta, tarihinin en sıcak yazlarını yaşarken yalnızca insanlar değil; elektrik şebekeleri, demiryolları, hastaneler ve okullar da aşırı sıcakların baskısı altında.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a4b30625bcc6-1783312482.png" alt="" width="319" height="239" />
<figcaption><strong>Sıcak havaların çok sayıda ölüme neden olduğu Fransa'da halk serinlemenin çarelerini arıyor</strong></figcaption>
</figure>
<p>Avrupa’daki tartışmanın merkezinde, ağırlıklı olarak da Fransa’da klima var. Sağ partiler özellikle hastane, okul ve yaşlı bakım merkezlerinde yaygın klima kullanımını savunuyor. Çevreciler ise buna enerji tüketimini artıracağı, kentleri daha da ısıtacağı ve iklim krizini derinleştireceği gerekçesiyle karşı çıkıyorlar. Paris Belediye Başkan Yardımcısı Audrey Pulvar çözümün kentleri klimalarla doldurmak olmadığını söylerken, gölgelendirme, doğal havalandırma ve yeşil alanların artırılmasını savunuyor. Ancak bilim insanları tek başına bu yöntemlerin artık yeterli olmadığı görüşünde. Oxford Üniversitesi'nden iklim bilimci Radhika Khosla ise doğru bina tasarımı ile enerji verimli klima kullanımının birlikte planlanması gerektiğini vurguluyor.</p>
<p>WSJ'ye göre asıl sorun yalnızca klima değil. Avrupa'nın altyapısının, bugünün iklimine göre inşa edilmemiş olmasına vurgu yapılıyor. Demiryolları, enerji hatları, hastaneler ve konutlar yükselen sıcak hava dalgalarına karşı yetersiz kalıyor. İklim değişikliği artık yalnızca çevre değil, aynı zamanda ciddi bir şehircilik ve altyapı meselesi.</p>
<p>Bu tablo Türkiye için de önemli bir uyarı niteliğinde. İklim değişikliğinden en olumsuz etkilenecek ülkelerden olan Türkiye’de sadece yeni klima takmak ya da daha fazla ağaç dikmek ileride tek başına çözüm olmayacak. Enerji altyapısından kent planlamasına, bina standartlarından ulaşım sistemlerine kadar her alanda artan sıcaklık gerçeğini dikkate alan yeni bir anlayış gerekiyor. Çünkü artık mesele birkaç sıcak yaz günü değil; değişen iklime uyum sağlayabilen şehirler kurabilmek.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-iklim-eski-sehirler-82551</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni İklim, eski şehirler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-belirsizlikler-arasinda-turkiye-ihracatla-gucunu-pekistiriyor-82550</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel belirsizlikler arasında Türkiye ihracatla gücünü pekiştiriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dünya ekonomisi son yılların en karmaşık ve belirsiz dönemlerinden birinden geçiyor. Jeopolitik gerilimlerin artması, enerji ve emtia piyasalarındaki dalgalanmalar, küresel ticarette korumacılık eğilimlerinin güçlenmesi, tedarik zincirlerinin yeniden şekillenmesi ve büyük ekonomiler arasındaki stratejik rekabet, uluslararası ticaretin kurallarını ve dengelerini yeniden tanımlıyor.</p>
<p>Rusya-Ukrayna savaşının etkileri henüz tam olarak ortadan kalkmamışken, Orta Doğu’da yaşanan çatışmalar enerji ve lojistik maliyetleri üzerinde baskı oluşturmaya devam ediyor. Avrupa Birliği’nde büyümenin zayıf seyretmesi, Çin ekonomisindeki dönüşüm süreci ve küresel faiz oranlarının yüksek seviyelerde kalması da dünya ticaretinin hızını sınırlayan temel unsurlar arasında yer alıyor.</p>
<p>Böylesine zorlu bir küresel konjonktürde Türkiye’nin ortaya koyduğu dış ticaret performansı, ülkemizin üretim kapasitesinin, girişimcilik gücünün ve ticaret diplomasisinin başarısını açık biçimde ortaya koyuyor.</p>
<p>2026 yılı Haziran ayında ihracatımızın yüzde 21,9 artışla 25 milyar dolara ulaşması ve Cumhuriyet tarihinin en yüksek Haziran ayı ihracat rekorunun kırılması, Türkiye ekonomisinin dış şoklara karşı dayanıklılığının önemli bir göstergesi. Yılın ilk altı ayında 136,1 milyar dolarlık ihracata ulaşılması ve yıllıklandırılmış mal ve hizmet ihracatının ilk kez 400 milyar dolar seviyesini aşması, Türkiye’nin küresel ticaretteki ağırlığının istikrarlı biçimde arttığını gösteriyor.</p>
<p>Bu başarı, yalnızca rakamlardan ibaret değil. Aynı zamanda Türkiye’nin üretimden teknolojiye, lojistikten pazarlamaya kadar uzanan geniş bir değer zincirinde elde ettiği dönüşümün somut sonucu. Özellikle orta yüksek ve yüksek teknolojili ürün ihracatının yıllıklandırılmış bazda 116 milyar doların üzerine çıkarak tarihi zirveye ulaşması, ülkemizin katma değerli üretim yolculuğunda önemli bir mesafe kat ettiğini gösteriyor. Bu gelişme, Türkiye’nin yalnızca daha fazla değil, aynı zamanda daha nitelikli ihracat gerçekleştirdiğinin de kanıtı.</p>
<p>Türkiye’nin bu başarısının arkasında güçlü bir kamu-özel sektör iş birliği bulunuyor. Sayın Ticaret Bakanımız Prof. Dr. Ömer Bolat’ın liderliğinde yürütülen aktif ticaret diplomasisi, yeni pazarlara erişim çalışmaları, ihracatçılarımızın karşılaştığı engellerin kaldırılmasına yönelik girişimler ve uluslararası platformlarda Türkiye’nin ekonomik çıkarlarının kararlılıkla savunulması bu başarının temel unsurları.</p>
<p>Bakanlığımızın yürüttüğü ticaret diplomasisi faaliyetleri kapsamında 2026 yılı içerisinde onlarca ülke ve uluslararası kuruluşla gerçekleştirilen temaslar, Serbest Ticaret Anlaşmaları, JETCO ve KEK mekanizmaları aracılığıyla geliştirilen ilişkiler, Türk ihracatçısının küresel pazarlardaki hareket alanını genişletiyor. Özellikle Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği’nin güncellenmesi yönündeki çalışmalar ve AB’nin yeni ticaret politikalarına uyum sağlanmasına yönelik girişimler, Türkiye’nin küresel değer zincirlerindeki konumunu koruma ve güçlendirme hedefinin önemli parçaları.</p>
<p>Bu başarı hikâyesinde Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin, İhracatçı Birliklerinin ve sektör temsilcilerinin katkıları da son derece değerli. İhracatçı birliklerimiz yeni pazarlara erişimden fuar organizasyonlarına, markalaşmadan sürdürülebilirlik çalışmalarına kadar geniş bir alanda üyelerine destek vererek Türk ürünlerinin dünya pazarlarındaki görünürlüğünü artırıyor.</p>
<p>Dünyanın dört bir yanında Türk malı ve hizmetlerinin temsilciliğini yapan ihracatçılarımız bu başarının mimarları. Küresel talebin zayıfladığı, rekabetin sertleştiği ve maliyet baskılarının arttığı bir dönemde üretmeye, yatırım yapmaya, istihdam oluşturmaya ve yeni pazarlara ulaşmaya devam eden ihracatçılarımız ülkemizin büyümesine ve refahına önemli katkılar sunuyor.</p>
<p>Bugün Türkiye, sadece bölgesinin değil, dünyanın en önemli üretim ve tedarik merkezlerinden biri olma yolunda ilerliyor. Avrupa, Orta Doğu, Afrika, Orta Asya ve Amerika kıtalarını birbirine bağlayan stratejik konumu; güçlü sanayi altyapısı; gelişmiş lojistik ağı; genç ve dinamik iş gücü ile küresel ekonomideki dönüşümden en fazla fayda sağlayabilecek ülkeler arasında yer alıyor.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde küresel ticarette rekabet daha da yoğunlaşacak. Yeşil dönüşüm, dijitalleşme, yapay zekâ ve teknoloji odaklı üretim yeni dönemin belirleyici unsurları olacak. Türkiye ise son yıllarda attığı adımlarla bu dönüşüme hazırlanan, üretim gücünü teknolojiyle buluşturan ve ticaret diplomasisini etkin biçimde kullanan ülkeler arasında öne çıkıyor.</p>
<p>Haziran ayı dış ticaret verileri; kamu kurumlarımızın stratejik yönlendirmesi, ihracatçı birliklerimizin koordinasyonu ve özel sektörümüzün dinamizmi sayesinde Türkiye’nin, küresel belirsizliklerin arttığı bir dönemde dahi ihracatını artırabilen, yeni rekorlar kırabilen ve dünya ticaretindeki payını büyütebilen sayılı ülkelerden biri olmayı sürdürdüğünü gösteriyor.</p>
<p>Bu başarı, yalnızca bugünün değil, Türkiye Yüzyılı vizyonu doğrultusunda daha güçlü, daha rekabetçi ve daha yüksek katma değer üreten bir ekonominin inşasının da habercisi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-belirsizlikler-arasinda-turkiye-ihracatla-gucunu-pekistiriyor-82550</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel belirsizlikler arasında Türkiye ihracatla gücünü pekiştiriyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yariyil-karnesi-82549</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yarıyıl karnesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Pazarın iç yapısına baktığımızda ise %54,8’lik payla dominant C segmentini, %29,6 ile B segmenti takip ediyor. SUV gövde tipi %64,6 ile neredeyse standarda dönüşmüş, sedan %20,5, hatchback ise %14,5’te kalmış.</strong></p>
<p>Otomotivde yüzde rakamları her zaman gerçeğin tamamını söylemez. 2026’nın ilk yarısında ODMD verilerine göre toplam pazar %8,19 daralarak 558.179 adede gerilemiş, otomobiller %9,79’luk kayıpla 440.234, hafif ticariler ise %1,69’luk hafif bir düşüşle 117.945 adet olarak kaydedilmiş. Haziran ayında pazar %11,44 küçülmüş. Ama işin aslında haziran, beş yılın %5,6, 10 yılın ise %25,4 üzerinde! Yani 2023-2025’in rekorlarından dönüş olsa da pazar halen tarihsel ortalamaların çok üzerinde bir hacimde nefes alıyor. Bu, sektördeki düşüşün göreceli olduğunu ve aslında normalleşmenin başladığını gösteriyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4b2f5a81253-1783312218.jpg" alt="" width="800" height="436" />Pazarın iç yapısına baktığımızda ise %54,8’lik payla dominant C segmentini, %29,6 ile B segmenti takip ediyor. SUV gövde tipi %64,6 ile neredeyse standarda dönüşmüş, sedan %20,5, hatchback ise %14,5’te kalmış. 2016’dan bu yana Türkiye’de 74 binin üzerinde, küresel ölçekte 2,1 milyon ve Avrupa’da 1,2 milyon adet satılan Sakaryalı Toyota C-HR, 13.992 adet ve %4,9 pazar payıyla zirveye otururken, C-SUV sınıfında da %10 ile liderliğe ulaşmış.</p>
<p><strong>Manuel vitesliler artık yok gibi</strong></p>
<p>Motorizasyonda benzin %41,5 ile zirvede ama hibrit %33,1’e, elektrikli %18,5’e yükselmiş. Özellikle 160 kW altı elektriklilerin payının %16,6’ya çıkması, tüketicinin erişilebilir elektrikli modellere yöneldiğini; 160 kW üstü performans modellerinin ise %1,9’a gerilemesi, fiyat hassasiyetinin her segmentte belirleyici olduğunu ortaya koyuyor. Otomatik şanzıman %96,9 gibi ezici bir orana ulaşmış, manuel vitesliler artık yok gibi. En çarpıcı verilerden biri ise, yerli-ithal dengesi; toplam satışların %67,3’ü ithal araçlardan oluşurken, otomobilde ithalatın payı %64,7, hafif ticaride ise %77’ye dayanıyor. Bu tablo, yerli üretimin artırılması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4b2f75afc8a-1783312245.jpg" alt="" width="800" height="437" />Pazar daralırken Renault, tam anlamıyla bir istisna oluşturarak, ilk yarıda 74.129 adet ve %13,3 payla hem toplamda hem binek otomobilde zirvede. Haziranda %14,7 ile 2023’ten bu yana en yüksek aylık payına ulaşırken; bu başarının temelinde 4.807 adetle yerli Clio ve 3.467 adetle Megane Sedan yatıyor. SUV cephesinde Duster ve iki haftada 2.160 adede ulaşan Boreal ile 6.040 adetlik satış, Renault’yu marka bazında en çok SUV satan yapıyor.</p>
<p>Tam bu noktada Fiat Egea’nın Bursa bantlarından son kez inmesi, bir dönemin kapanışıdır. 1,4 milyonu aşan üretim, 671 bin adet ihracat, 40’tan fazla ülkeye uzanan küresel yolculuk ve 10 yıl üst üste Türkiye’nin en çok satan otomobili olma başarısı… Egea, Tofaş ve Türk mühendisliğinin bir sanayi destanı yazdığının kanıtı… 1 milyar Euro’luk yatırım, 500 bin mühendislik saati, 8 milyon km test, 171 tedarikçi ve ortalama 2.457 çalışanla %62’lere varan yerli katkı oranı, bu projenin Türkiye ekonomisine ve sanayi ekosistemine kattığı değeri tartışılmaz kılıyor. Tofaş CEO’su Cengiz Eroldu, Egea’da sağlanan bilgi birikimi yeni projelere taşınacak, diyor. İpucu ise; Stellantis’in FaSTLAne 2030 stratejisinde… Orta Doğu ve Afrika’da gelirleri %40 artırma hedefiyle Türkiye ve Fas’ta toplam üretim kapasitesi 800 bine büyütülecek. 22 modelli ürün gamının yarısı bu tesislerde üretilecek, Türkiye’de Fiat markasına yeniden ivme kazandırılacak. 300 milyon Euro’luk yatırım ve Asya’dan rekabetçi tedarikle desteklenen bu dönüşüm, 2028’e kadar %75 uygulama seviyesine ulaştırılacak. Egea’nın vedası, aslında Tofaş’ın diğer Stellantis modelleriyle yeni dönem projelerine bir köprü kuruyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4b2f81452ea-1783312257.jpg" alt="" width="800" height="432" /><strong>Serviste yetkili ağı daralıyor, </strong><strong>bağımsız kanallar güçleniyor</strong></p>
<p>Diğer yanda satış öncesindeki bu hareketlilik, satış sonrasında çok daha büyük bir dalgaya dönüşüyor. OSS Derneği’nin Frost &amp; Sullivan’a hazırlattığı rapor, Türkiye otomotiv satış sonrası pazarının 2025’te 10,2 milyar dolara ulaştığını gösteriyor. Hafif araç parkı 22,8 milyonu aşmış, araçların %74’ü 5 yaşın üzerinde ve ortalama yaş 14,3’e çıkmış. Bu yaşlanan park, satış sonrası gelirinin 2023-2025 arasında yıllık bileşik %8,2 büyümesini sağlarken, araç parkının aynı dönemdeki %6,3’lük büyümesini açık ara geride bırakıyor. Elektrikli araç satışlarındaki %94’lük yıllık bileşik artış, parktaki elektrikli payını %4,7’ye, bataryalıların payını %1,6’ya taşımış. Ağırlıkları ve yüksek torkları nedeniyle lastik ve suspansiyon gibi kategorilerde yeni talep yaratıyor. Kaza kaynaklı hasar onarımı sayısı 1,44 milyona ulaşırken; ADAS ve sensör parçaları onarım maliyetlerini ve uzmanlık ihtiyacını artırıyor. Yetkili servis ağı daralırken, bağımsız servis kanalları ve e-ticaret bazı kategorilerde %12 penetrasyonla hızla güçleniyor. Ancak adeta ikinci bir ana sanayi haline gelen sektör, kâr marjı baskısı, finansmana erişim zorluğu, nitelikli teknisyen açığı ve marka çeşitliliğine bağlı stok yönetimi gibi sorunlarla boğuşuyor. OSS Başkanı Ali Özçete’nin de haklı olarak belirttiği gibi, bu dönüşüme uygun mevzuat, eğitim ve dijital altyapı yatırımları artık zorunluluk.</p>
<p>Geçici daralmaya rağmen yeni araç pazarında hibrit ve erişilebilir elektriklilerin yükselişi olumlu, fakat yerli-ithal dengesizliğinin sürmesi olumsuz… Üretici ve ithalatçılar, stratejilerini yeniden gözden geçirirken; sektör, çok boyutlu farklılaşıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yariyil-karnesi-82549</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/9/1280x720/4-1783312278.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yarıyıl karnesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yilin-ilk-yarisinda-ihracatimiz-82547</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 07:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yılın ilk yarısında ihracatımız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yüksek ve orta yüksek teknolojili ürünlerin ihracatımızdaki payı ilk kez yüzde 44’e yükseldi. Bu sadece ilgili sektörlerin daha fazla ihracat yapmasından değil, emek-yoğun ve nispeten düşük teknolojili sektörlerin (hazır giyim ve mobilya) ihracatındaki düşüşten kaynaklandı.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz gün açıklanan haziran verileri ile yılın ilk yarısını tamamlamış olduk. Haziran ayında ihracatımız yüzde 21,9, ithalatımız yüzde 23,1 yükselirken, ilk 6 ayda ihracat artışı yüzde 3,6, ithalat artışı yüzde 4,6 oldu.</p>
<p>Yılın ilk yarısında ihracatımız için şu tespitleri yapmak mümkün:</p>
<p>- İlk 6 ayın üçünde ihracat artarken, kalan üçünde düştü.</p>
<p>- 6 ay toplamında ihracatta dolar bazında yüzde 3,6 artış, sattığımız mal miktarında gerileme var.</p>
<p>- Miktar bazında gerileme büyük oranda ürettiğimiz ürünlerin maliyetlerinde ve satış bedellerindeki yükselişe karşın, döviz kurunda daha sınırlı bir artış olması ve mallarımızın pahalılaşmasından kaynaklanıyor.</p>
<p>- Petrol ürünleri, altın ve değerli metaller, örme ve dokuma giyim ürünleri, mobilya, kauçuk ve hava taşıtları ihracatımızda gerileme görüyoruz.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4b3edc8bf9d-1783316188.png" alt="" width="652" height="538" /><strong>Paritenin ilk 5 aydaki olumlu </strong><strong>etkisi, haziranda sona erdi</strong></p>
<p>- Büyük bölümü savunma sektöründeki performans artışından kaynaklanan şekilde, gemi, silah-mühimmat ve elektronik ihracatında çift haneli yükselişler devam ediyor.</p>
<p>- İlk 5 ayda parite, dolar bazında ihracat verilerini olumlu etkiledi; Haziranda bu etki sona erdi.</p>
<p>- Bayram ve resmi tatiller, Mayıs’ta verileri aşağı çekerken, Haziran’da destekledi.</p>
<p>- Yüksek ve orta yüksek teknolojili ürünlerin ihracatımızdaki payı ilk kez yüzde 44’e yükseldi. Bu sadece ilgili sektörlerin daha fazla ihracat yapmasından değil, emek-yoğun ve nispeten düşük teknolojili sektörlerin (hazır giyim ve mobilya) ihracatındaki düşüşten kaynaklandı.</p>
<p>- Orta-Doğu ve Güney Amerika, yılın ilk yarısında en zayıf ihracat performansı gözlenen pazarlarımız oldu. Orta-Doğu’daki savaşın dış ticaret üzerindeki etkileri, beklendiği kadar kötü olmadı. Hürmüz’ün kapalı kaldığı dönemde, Türk firmaları bölgenin alternatif tedarikçilerine dönüştü. Bazı STK yöneticilerinin medyaya yansıyan açıklamaları, bu canlanmanın kalıcı olmasını beklediklerini gösterse de durum öyle olmayabilir.</p>
<p><strong>Irak’ta Çin’e karşı </strong><strong>zemin kaybediyoruz</strong></p>
<p>- Irak, Yunanistan, BAE ve Rusya’ya ihracatımızda gerileme dikkat çekiyor. Irak pazarındaki kayıplar yeni değil, bir süredir devam ediyor ve Çin’e karşı zemin kaybediyoruz. Yunanistan’daki gerileme petrol ürünleri satışındaki geçici daralmadan kaynaklandı. BAE’ye satışlarımız büyük oranda savaştan etkilendi. Rusya’da da durum benzer.</p>
<p>- ABD, İtalya, Polonya, Çin, İspanya ve Mısır’a ihracatımızda ise ortalamanın üzerinde artışlar görüyoruz.</p>
<p>Sonraki yazıda ithalatımıza bakalım...</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yilin-ilk-yarisinda-ihracatimiz-82547</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yılın ilk yarısında ihracatımız ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nato-30in-merkezinde-turkiye-guc-artik-cephede-degil-uretimde-82546</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 07:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> NATO 3.0’ın merkezinde Türkiye; güç artık cephede değil, üretimde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NATO, Rusya-Ukrayna Savaşı, Çin rekabeti ve Avrupa’nın artan güvenlik kaygılarıyla artık farklı bir evreye geçiyor. “NATO 3.0” olarak tanımlanan bu yaklaşım, güvenliği asker ve tank sayısıyla sınırlamıyor; füze, hava savunma, elektronik harp, yapay zekâ, çip ve kritik mineralleri de stratejik gücün parçası sayıyor.</strong></p>
<p>Türkiye, 22 yıl aradan sonra ilk kez NATO Liderler Zirvesi’ne ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, Ankara’da sadece liderlerin vereceği siyasi mesajlar değil, savunma sanayii üzerinden şekillenecek yeni güvenlik mimarisi de masaya yatırılacak. Bu zirveyi önceki NATO toplantılarından ayıran en önemli unsur ise ilk kez resmi zirve programına dahil edilen NATO Savunma Sanayii Forumu (NSDIF26).</p>
<p>Ankara’daki zirvede Avrupa’nın hızla artan savunma harcamalarından kimin ne kadar pay alacağı, yeni üretim zincirlerinin nasıl kurulacağı, transatlantik savunma sanayii ekosisteminin hangi ülkeler üzerine inşa edileceği ve Türkiye’nin bu yeni düzende hangi konuma yerleşeceği konuşulacak.</p>
<p>Türkiye açısından tablo oldukça net: Ankara artık yalnızca güvenlik sağlayan bir müttefik olmak istemiyor, NATO’nun yeni savunma ekonomisinin üreticilerinden biri de olmayı hedefliyor.</p>
<p><strong>NATO 3.0: Ekonomik </strong><strong>güç de artık beka meselesi</strong></p>
<p>NATO uzun yıllar boyunca daha çok askeri bir ittifak olarak değerlendirildi. Ancak Rusya-Ukrayna Savaşı, Çin ile yaşanan rekabet ve Avrupa’nın güvenlik kaygılarının artmasıyla birlikte ittifak farklı bir evreye geçti.</p>
<p>Son dönemde sıkça dile getirilen “NATO 3.0” kavramı tam da bu dönüşümü ifade ediyor.</p>
<p>Bu yeni yaklaşımda yalnızca asker sayısı veya tank miktarı önem taşımıyor. Füze üretiminden hava savunma sistemlerine, elektronik harpten yapay zekâ destekli istihbarat altyapısına, çip teknolojisinden kritik minerallere kadar uzanan geniş bir sanayi ağı NATO’nun güvenlik anlayışının parçası haline geliyor.</p>
<p>Başka bir ifadeyle savunma sanayii artık yalnızca güvenlik politikası değil, ekonomik büyüme, teknoloji üretimi ve jeopolitik nüfuz anlamına geliyor.</p>
<p>Tam da bu nedenle Ankara’daki NSDIF26 Forumu, liderler zirvesi kadar kritik görülüyor.</p>
<p><strong>Türkiye kilit oyuncu</strong></p>
<p>Bu açıdan bakınca, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin “Transatlantik savunma sanayii tabanı Kaliforniya’dan Türkiye’ye kadar uzanıyor” sözlerini tesadüf olarak yorumlamak mümkün değil. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın buna verdiği “Teksas’tan Ankara’ya uzanan bir güvenlik ve savunma ağı kurmalıyız” cevabı da Ankara’nın yeni vizyonunu özetler nitelikte.</p>
<p>Türkiye artık NATO içerisinde yalnızca büyük bir orduya sahip ülke olarak değil; üretim kapasitesi bulunan bir savunma sanayii merkezi olarak konumlanmak istiyor.</p>
<p>Nitekim son beş yıldaki rakamlar da bunu destekliyor. 2020 yılında yaklaşık 2,3 milyar dolar seviyesinde bulunan savunma sanayii ihracatı, 2025 itibarıyla 10 milyar dolara ulaştı. Yaklaşık 3 bin 500 şirketten oluşan sektör yalnızca büyük firmaları değil, yüzlerce KOBİ’yi de içine alan geniş bir ekosisteme dönüştü.</p>
<p>Türkiye bugün - Afrika başta olmak üzere - birçok ülkeye yalnızca silah satmıyor; platform, mühimmat, elektronik sistem ve yazılımdan oluşan entegre savunma paketleri de ihraç ediyor. Bu nedenle NATO’nun yeni savunma yatırımları Ankara açısından ekonomik olduğu kadar stratejik bir fırsat anlamına da geliyor.</p>
<p><strong>Avrupa savunma “pastası” kime gidecek?</strong></p>
<p>Ankara’nın en büyük beklentilerinden biri Avrupa’nın yükselen savunma bütçelerinden daha fazla pay alabilmek. NATO üyeleri geçtiğimiz yıl savunma harcamalarını 2035’e kadar GSYH’nin yüzde 5’ine çıkarma hedefini kabul etti.</p>
<p>Türkiye ise uzun süredir yüzde 2 eşiğinin üzerinde bulunuyor. Geçen yıl yüzde 2,38 olan savunma harcamalarının bu yıl yüzde 2,68’e çıkması, 2030’a kadar ise NATO’nun askeri harcamalar için öngördüğü yüzde 3,5 seviyesine ulaşılması hedefleniyor. Bu tablo Ankara’nın “yük paylaşımına katkı veren ülke” söylemini güçlendiriyor.</p>
<p>Türkiye artık sadece daha fazla harcama yapmak istemiyor; bu harcamaların üretim tarafında da yer almak istiyor. Bu açıdan bakınca da, Türkiye ile Avrupa Birliği arasında savunma sanayi iş birliğinin derinleşmesi için yeni fırsatlar oluşabileceği açık.</p>
<p> Ancak burada Ankara’nın önünde önemli bir sınama da bulunuyor. Savunma sanayii artık sadece mühendislik değil, aynı zamanda güven ilişkisi üzerine kurulu bir sektör.  </p>
<p>Avrupa’nın savunma sanayiinde yeni ortaklıklar kurarken yalnızca üretim kapasitesine değil, hukuki öngörülebilirliğe, yatırım güvenliğine ve demokratik standartlara da önem verdiği açık. Bu nedenle Türkiye’nin sahip olduğu üretim kapasitesini kalıcı ortaklıklara dönüştürebilmesi, hukuk devleti, öngörülebilir ekonomi ve kurumsal güven alanlarında atacağı adımlarla da yakından ilişkili olacak. </p>
<p><strong>Füze savunma sistemleri dosyaları masada</strong></p>
<p>Ankara’nın zirve kulislerindeki en önemli beklentilerinden biri de ABD ile savunma alanındaki tıkanıklığın aşılması. Türkiye, KAAN savaş uçağı için motor tedariki ve F-35 programına yeniden dönüş konusunda Washington’dan olumlu mesaj bekliyor. Trump’ın son açıklamaları, “Başkanlık yetkisini” Türkiye’ye KAAN motorları satışı için kullanacağını gösteriyor. Ancak iş F-35 meselesine geldiğinde durum KAAN motorlarının satışı kadar kolay görünmüyor.</p>
<p>ABD Kongresi’nde İsrail ve Yunanistan lobilerine yakın bazı üyeler ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile Savunma Bakanı Pete Hegseth’e gönderdikleri mektupla Türkiye’nin S-400 sistemlerine sahip olduğu sürece F-35 satışının durdurulmasını istedi.</p>
<p>S-400 konusu 2020 Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası (NDAA) nedeniyle yalnızca siyasi değil, aynı zamanda hukuki bir engel niteliği taşıyor. Bu nedenle Ankara Zirvesi, resmi açıklamalardan çok kapalı kapılar ardındaki temaslarla önem kazanacak gibi.</p>
<p>Fransa ile SAMP/T hava savunma sistemi konusunda yürütülen görüşmeler de aynı çerçevede dikkatle takip ediliyor. Paris’ten gelen son mesajlar, Fransız hükümetinin füze satışı konusunda daha olumlu bir çizgiye geldiğini gösterir nitelikte. Ankara’daki zirve bu konunun da nihayete erdirilebilmesi için belirleyici olacak.</p>
<p><strong>Ukrayna meselesi ne olacak?</strong></p>
<p>Ankara zirvesinin önemli başlıklarından biri de Ukrayna olacak. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelensky, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’nın Savunma Sanayii Forumu’na katılması bekleniyor. Zelensky’nin temel talebi daha fazla hava savunma sistemi ve ortak füze üretimi.</p>
<p>Türkiye de Ukrayna dosyasında çok hareketli. Ancak Ankara’nın NATO zirvesi öncesinde yürüttüğü diplomatik girişimlerden henüz sonuç alınabilmiş değil. Uluslararası basına sızan haberler Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Moskova’da ateşkes ve müzakere önerisi sunduğu ancak Rusya’nın Donbas konusundaki şartlarından geri adım atmadığını gösteriyor.  Bu nedenle Ankara’nın zirvede Rusya ile Ukrayna’yı aynı masaya oturtma hedefinin şimdilik gerçekleşmesi zor görünüyor.</p>
<p><strong>Türkiye’nin NATO içindeki </strong><strong>rolü artma eğiliminde</strong></p>
<p>Önümüzdeki yıl NATO üyeliğinin 75. yılını kutlayacak Türkiye, bugün İttifak’ın en kritik askeri merkezlerinden bazılarına ev sahipliği yapıyor. İzmir’deki Kara Kuvvetleri Komutanlığı, İstanbul’daki NATO Hızlı Konuşlandırılabilir Kolordu Karargâhı, kurulması planlanan Adana Çok Uluslu Kolordu Komutanlığı ve Karadeniz görev gücü projeleri Ankara’nın yalnızca coğrafi değil, operasyonel ağırlığını da artırıyor.</p>
<p>2028’de Müttefik Mukabele Kuvveti’nin komutasını üstlenecek olması da bu rolün daha da büyüyeceğini gösteriyor.</p>
<p>Ancak Türkiye’nin NATO içindeki ağırlığının artması, beraberinde yeni sorumluluklar kadar yeni riskler de getirebilir.</p>
<p>Ankara’nın İttifak’ın savunma üretim zincirinde daha merkezi bir konuma yerleşmesi, Rusya tarafından yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik bir tercih olarak da okunabilir. Bugüne kadar Ukrayna savaşı boyunca hem Moskova hem de Batılı başkentlerle diyalog kanallarını açık tutabilen Türkiye’nin denge politikası, NATO’nun yeni güvenlik mimarisinde daha görünür bir rol üstlenmesiyle daha karmaşık hale gelebilir.</p>
<p>Enerji, turizm, ticaret ve Suriye ile Kafkasya gibi bölgesel dosyalarda Rusya ile sürdürülen iş birliğinin yeni dönemde daha kırılgan bir zemine oturma ihtimali göz ardı edilmemeli. Dolayısıyla Türkiye açısından asıl sınama, NATO içinde yükselen stratejik konumunu Moskova ile ilişkilerini tamamen koparmadan yönetebilecek diplomatik dengeyi koruyup koruyamayacağı. </p>
<p>Nitekim NATO Ankara Zirvesi’nin sonunda ortaya çıkacak en önemli sonuç Türkiye’nin oluşan yeni güvenlik ve savunma mimarisinde kendisine ne kadar kalıcı bir yer açabildiği olacak gibi...</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ABD’den Avrupa’ya dikkat </strong><strong>çeken Türkiye mesajı</strong></span></p>
<p>Zirve öncesinde dikkat çeken açıklamalardan biri ABD’nin NATO Daimi Temsilcisi Matt Whitaker’dan geldi. Whitaker, Avrupa’nın oluşturduğu savunma girişimlerinin ABD’yi ve Türkiye gibi AB üyesi olmayan NATO müttefiklerini dışlamaması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Bu açıklama Washington’ın Avrupa savunmasının güçlenmesini desteklediğini ancak bunun korumacı bir yapıya dönüşmesine karşı çıktığını gösteriyor.</p>
<p>Aslında ABD’nin verdiği mesaj oldukça açık;  Yeni Avrupa savunma mimarisi kurulacaksa Türkiye bunun dışında bırakılamaz.</p>
<p>Bu yaklaşım Erdoğan’ın “Türkiye’nin savunma kapasitesini dar siyasi hesaplarla dışlamak kimseye fayda sağlamaz” sözleriyle büyük ölçüde örtüşüyor. Ancak Washington’un Avrupa’ya verdiği Türkiye mesajları sonuç verir mi, yoksa ters mi teper, bunun da ipuçları Ankara’daki NATO zirvesi sonrasında ortaya çıkacaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nato-30in-merkezinde-turkiye-guc-artik-cephede-degil-uretimde-82546</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/6/1280x720/nato-1783319726.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ NATO 3.0’ın merkezinde Türkiye; güç artık cephede değil, üretimde ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bankalardaki-satis-alis-firsati-mi-madendeki-kanarya-mi-82545</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 07:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankalardaki satış alış fırsatı mı, madendeki kanarya mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsa İstanbul küresel piyasalardaki rahatlama yükselişine katılmadı. Ana eğilimin yüksek seyrettiğini gösteren enflasyon verisi sonrası bankalar, banka sahibi holdingler ve konut geliştirme GYO hisselerindeki sert satışlar endeksi aşağı çekti. Altın madeni, rafineri, savunma, yenilenebilir enerji hisselerindeki güçlü alışlar kaybı sınırladı. </strong></p>
<p>Zayıf ABD tarım dışı istihdam verisi şahin Fed endişesini azaltarak küresel risk iştahını destekliyor.   Beklentinin yarısına yakın gelen ve önceki ayların aşağı yönlü revize edildiği zayıf veri sonrası dolar zayıflarken, kısa vadeli tahviller değer  kazandı. Hisse senedi piyasaları veriye pozitif tepki verdi. </p>
<p>ABD piyasası cuma günü tatil dolayısıyla kapalı olduğu için resmin tamamını görmüyoruz. Ancak Asya borsaları ve Avrupa haftayı güçlü bir şekilde bitirdi. Kore borsası yarı iletkenler ve hafıza kartı üreten şirketlerde %10’u geçen değer artışı ile yükselişte baş rolü oynadı. </p>
<p>Haftanın ABD piyasalarının açık olduğu kısmında teknolojiden klasik sektörlere rotasyon ve teknoloji içinde donanımdan yazılıma geçiş öne çıktı. Apple’ın maliyet artışları nedeniyle Çinli üreticilere yönelme girişimi yarı iletkenlerde ve özellikle hafıza  kartı üreticilerinde satışı sertleştirdi. </p>
<p><strong>Yarı iletkenler ikinci </strong><strong>yarıya kötü başladı</strong></p>
<p>Yarı iletkenler son iki günde %12 kayıpla ikinci yarıya kötü başladı. Cuma günü Kore borsasında Samsung ve SK Hynix merkezli %10’un üzerinde yükseliş, yarı iletkenlerdeki aşağı yönlü eğilimin sona erebileceğine işaret ediyor. Ancak geçmiş veri ABD ve Kore piyasaları arasındaki korelasyonun yeterince yüksek olmadığına işaret ediyor. </p>
<p>Borsa İstanbul küresel piyasalardaki rahatlama yükselişine katılmadı. Ana eğilimin yüksek seyrettiğini gösteren enflasyon verisi sonrası bankalar, banka sahibi holdingler ve konut geliştirme GYO hisselerindeki sert satışlar endeksi aşağı çekti. Altın madeni, rafineri, savunma, yenilenebilir enerji hisselerindeki güçlü alışlar kaybı sınırladı. </p>
<p>Mevsimselliğe göre düzeltilmiş B ve C enflasyon göstergeleri haziran ayında %2 civarı aylık artış ile dezenflasyon sürecinin son altı ayda zorlandığını teyit ediyor. SGK sağlık hizmetlerine yapılan yüksek zam nedeniyle Temmuz ayında da muhtemelen yüksek bir rakam göreceğiz. </p>
<p><strong>Enflasyonda yüzde 29 </strong><strong>tahminimiz değişmedi</strong></p>
<p>Açıklanan rakamın işaret ettiği katılığa rağmen 2026 sonu için %29 enflasyon tahminimizde değişikliğe gitmedik. Petrol fiyatlarında öngördüğümüzden daha sert gerileme ve ekonomide yavaşlama, enflasyon üzerinde yukarı yönlü riski azaltıyor. </p>
<p>Baz senaryomuzda, Merkez Bankası’nın Temmuz Ağustos aylarında fonlama faizini politika faizi seviyesine çekmesini ve Eylül ayından başlayarak 100 baz puanlık adımlar ile faiz indirim döngüsünü başlatmasını bekliyoruz.  </p>
<p>Mevcut enflasyon ve politika faizi tahminlerimiz bankalardaki sert satışın fırsat olduğuna işaret ediyor. Enflasyonda yukarı yönlü 1-2 puan risk ve Merkez Bankası’nın faiz indirim döngüsünün 2-3 ay gecikmesi cuma günü bankalardaki %5 satışı açıklayamıyor. Cuma günkü sert satış, ekonomi politikalarda U dönüşü için madendeki kanarya olarak görmeyen yatırımcılar tarafından alış fırsatı olarak kullanılabilir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bankalardaki-satis-alis-firsati-mi-madendeki-kanarya-mi-82545</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bankalardaki satış alış fırsatı mı, madendeki kanarya mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanliurfa-sanayici-kadinlar-platformu-82544</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şanlıurfa Sanayici Kadınlar Platformu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Göbeklitepe’nin tarihin akışını değiştiren varlığı, Şanlıurfa için yeni bir gelecek ilhamı oldu ve Hejin Tavas Melik, sanayi ile Şanlıurfa kavramlarını bir araya getirerek, kentin uygarlık talebini güncelledi.</strong></p>
<p>Dünya üzerinde <strong>100 yıldan yaşlı 1000</strong> <strong>kent</strong> bulunurken, <strong>1000 yıldan yaşlı </strong>sadece <strong>100 kadim kent</strong> vardır. <strong>Şanlıurfa</strong>’yı küredeki <strong>1 milyon yerleşke</strong> içinde müstesna kılan, <strong>14 bin yıla varan</strong> tarihidir. Eğer <strong>32 milyar $</strong>’ınız varsa <strong>Nevada Çölü’nde Las Vegas</strong> kurabilirsiniz ancak bir <strong>Şanlıurfa için</strong> fazlası gerekir.</p>
<p>Bir kenti tarih sahnesinde var kılmak için <strong>1</strong>- Tarihi kültürel miras, <strong>2</strong>- Doğal kaynaklar ve <strong>3</strong>-Yerel kabiliyetler gerekir. Bugün <strong>Şanlıurfa</strong>, <strong>kendini yeniden görünür kılacak gayreti</strong> sergilemektedir ve bir <strong>yerel kabiliyet</strong>, kenti “<strong>sanayi üzerinden</strong>” belirginleştirecek <strong>destansı bir atılımın fitilini</strong> ateşlemiştir.</p>
<p><strong>KADIN SANAYİCİLERİ BİR MASA ETRAFINDA BULUŞTURMAK…</strong></p>
<p><strong>Hejin Tavas Melik</strong>’i, konferansımda tanıdım. <strong>Meksan Trafo</strong> firmasının ikinci kuşak yöneticisi, <strong>Ar-Ge proje mühendisi</strong>, <strong>Şanlıurfa Sanayici Kadınla Platformu</strong>’nun kurucu Başkanı... Dediği şu: “<em>Eğer sanayi, bir şeyden çok üretmekse ve sanayi bir kenti yüceltecekse kenti kadın sanayicilerle yüceltebileceğiz</em>.”</p>
<p>Bu platform, <strong>tarihi kültürel mirası</strong>, <strong>doğal kaynakları</strong> varken <strong>yerel kabiliyet eksikliği</strong> gerçeğiyle kentin yükselemeyeceğini bilen <strong>Hejin Hanım’ın vizyonundan</strong> doğdu. <strong>Amaç</strong>; sanayide üreten kadınların yalnız olmadığını göstermek, <strong>birbirinden güç almasını</strong> sağlamak, <strong>kadınların üretimini görünür kılmak</strong>…</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Şanlıurfa Sanayici Kadınlar Platformu’na dair…</strong></span></p>
<p><strong>Platformun çıkış noktası?</strong></p>
<p><strong>Sanayide kadın sayısı</strong> az değil. Hele ki <strong>Şanlıurfa gibi erkek egemen kültürde</strong> kadın sanayici olma zorluklarını aşmak için <strong>kadınlar arası güç birliği</strong>, yeni girişimcileri teşvik gayeli <strong>ekosistem</strong> oluşturuldu.</p>
<p><strong>Şimdiye dek başardıkları?</strong></p>
<p><strong>Kamu</strong>, <strong>yerel yönetim</strong>, <strong>üniversite</strong> ve <strong>sanayi kuruluşları</strong> arasında köprü... Genç girişimcilere ilham... <strong>Harran Üniversitesi</strong>’nde sanayici kadınlarla öğrencileri buluşturma... <strong>Kadın yöneticiler kariyer paneli</strong>…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>ŞANLIURFALI SANAYİCİ HEJİN TAVAS MELİK NEREYE KOŞUYOR?</strong></p>
<p>Bilinir ki <strong>pusula</strong>, <strong>saatten daha eskidir</strong> zira <strong>yön</strong> daima <strong>zamandan</strong> daha önemlidir. <strong>Hejin Tavas</strong> <strong>Melik</strong>’e a nereye koştuğunu sordum. “<em>Amacım sadece etkinlik yapan bir yapı kurmak değil, Türkiye’de sanayide kadın dönüşümünü yönlendiren örnek bir model haline gelmektir</em>” dedi. <strong>Özellikle de kadim kent Şanlıurfa’da</strong>…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>KADIN SANAYİCİ LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Üretimde kadın gücü</strong>: Tarımdan sanayiye, hizmet sektöründen teknolojiye dek kadının değer üretmesi</p>
<p><strong>Kadına kültürel direnç</strong>: Ataerkil yapılar ve toplumsal normların kadın taleplerini göz ardı etme hatası</p>
<p><strong>Sanayici kadın çalıştayı</strong>: Sanayide kadınlara dair ilk kapsamlı bir veri tabanı oluşturma gayreti</p>
<p><strong>Kadın sanayi ağı</strong>: Şanlıurfa’dan başlayarak ulusal ve uluslararası ölçekte örnek bir network kurma</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanliurfa-sanayici-kadinlar-platformu-82544</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şanlıurfa Sanayici Kadınlar Platformu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/olmuyor-olmuyor-2026-enflasyonu-yuzde-33un-34un-altina-inmiyor-82543</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 07:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Olmuyor, olmuyor; 2026 enflasyonu yüzde 33&#039;ün, 34’ün altına inmiyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tüketici fiyatları haziranda yüzde 0,99, ilk altı ayda yüzde 17,76 ve haziran itibarıyla son bir yılda yüzde 32,11 arttı. Yıl yarılandı, ikinci yarıya girildi ve artık bu dönemde ne olabileceği, yılın hangi düzeyde kapatılabileceği konuşuluyor.</p>
<p>Bu köşede 3 Temmuz Cuma günü yer alan yazımda "<strong>Dezenflasyonun</strong> ‘dez’i <strong>gitti, enflasyonu kaldı yadigâr</strong>" demiştim. Çünkü son on iki aydaki yıllık enflasyon yüzde 30,65 ile yüzde 33,52 arasına sıkışıp kalmıştı. Artık son on iki aydan geçen yılın haziranını da çıkarmak gerekecek. Şu durumda sıkışıklık daha da arttı, son on iki ayın yıllık oranı yüzde 30,65 ile yüzde 33,29 arasında oluşmuş durumda.</p>
<p>Şimdi haziran ayında görece çok düşük bir oran geldi ya, ekonomi yönetimi tarafından <strong>“Yüzde 20’lerin ortası”</strong> diye ifade edilen yıllık oranı tutturmanın epeyce kolaylaştığı sanılıyor. Acaba öyle mi? Ne yazık ki hayır! Hayır çünkü yüzde 20’lerin ortası diye işaret edilen düzey, ki bu düzey Merkez Bankası’nın yüzde 24’lük hedefi ve yüzde 26’lık tahminine denk geliyor, hâlâ gerçekleştirilebilmesi çok uzak bir hedef.</p>
<p>Yüzde 20’lerin ortasını tam yüzde 25 olarak alırsak yılın ilk yarısındaki yüzde 17,76’lık orandan sonra ikinci altı ay için yalnızca yüzde 6’lık bir hareket alanı kalıyor. Olmaz, Türkiye aylık bazda yüzde 1’in altında kalamaz, gerçekçi olmak lazım. Bu bir ay olur, iki ay olur ama altı ayın tümünü kapsayacak şekilde olmaz.</p>
<h2>Geçmiş yıllar da “Olmaz” diyor</h2>
<p>Ekonomik veriler de tekrar eder. Hele hele enflasyon gibi mevsimsel etkenlere çok bağlı bir veri kesinlikle tekrar eder.</p>
<p>Belli aylarda yüksek artışlar görülmesi normaldir, çünkü buna yol açan adımlar atılır; ocak ve temmuzdaki vergi düzenlemeleri gibi.</p>
<p>Belli aylarda yüksek artışlara neden olan harcamalar yoğunlaşır, sonbahardaki eğitim harcamaları gibi.</p>
<p>Bunun gibi örnekler var. Bir de yılın ilk yarısındaki artışla ikinci yarısındaki artış arasında bir denge var.</p>
<p>Bu konuda özellikle son yıllara, 2021 sonrasına odaklanmak gerekiyor. Önceki yıllar da bir gösterge ama özellikle son dört yıl önemli.</p>
<p>Enflasyon hesabında ayların ya da dönemlerin aritmetik toplamı tabii ki alınmaz ama ilk ve ikinci yarıların payını görebilmek için böyle bir hesap yaptım.</p>
<p>Bunun için de son dört yılın önemli olduğu kanısındayım.</p>
<p>Bu dört yılın ilk ve ikinci yarı payları ister aritmetik ortalaması alınsın, ister medyan alınsın, birbirine çok yakın değerler veriyor.</p>
<p>2022 ve 2023’te ilk ve ikinci yarı payları ters yönlü ve çok farklı. Bunun nedeni de 2022’nin ilk yarısında 2021’den sarkan etkiyle yüklü zam yapılmasıydı. 2023’ün ikinci yarısındaki payın büyüklüğü de seçimler dolayısıyla zamların biriktirilmesi ve faizin olması gerekenin çok altında tutularak her şeyin seçim sonrasına bırakılmasındandı.</p>
<p>O yüzden dört yılın ortalaması en doğruya yakın sonucu veriyor.</p>
<h2>Ortalama bu yıla uygulanınca…</h2>
<p>İşte 2022-2025 yıllarının ilk ve ikinci yarı enflasyon paylarını bu yıla uyguladığımızda 2026’nın enflasyonunun yüzde 33-34 dolayında kalacağını görüyoruz.</p>
<p>Söz konusu dört yılın ilk yarısındaki enflasyonun yıllığa (aritmetik toplama) oranı yüzde 56,67.</p>
<p>Bu yılın ilk yarısındaki yüzde 17,76’nın da 2026’nın yıllık aritmetik toplam enflasyonunda yüzde 56,67 pay aldığını varsayalım. Toplam oran 31,34 puan oluyor. Şu durumda ikinci yarı için yüzde 13,58’lik artış kalıyor.</p>
<p>Yüzde 17,76 ile yüzde 13,58’in birikimli toplamı da bize 2026’nın tümü için yüzde 33,75’lik bir oran veriyor.</p>
<p>Ne yılın ikinci yarısında yüzde 14’e yakın bir enflasyon yaşanması şaşırtıcı, dolayısıyla ne de yılın tümünde enflasyonun yüzde 34’e yaklaşması.</p>
<p>İkinci yarı için yüzde 13,58’i yüksek bulanlar çıkabilir. 2021-2024 dönemindeki tüm ikinci yarı oranlarının bu düzeyin üstünde olduğunu hatırlatırım.</p>
<h2>Akaryakıtta uzun süre indirim yok</h2>
<p>Yılın ikinci yarısında fiyat artış hızının çok yavaşlayacağına ilişkin umutları büyük ölçüde azaltan bir başka gelişme de akaryakıttaki eşel mobil sisteminde yapılan değişiklik. Önümüzdeki döneme ilişkin en önemli ucuzlamanın akaryakıt fiyatlarında olacağı, bunun da genel fiyat düzeyi üstündeki baskıyı kıracağı umudu da suya düştü.</p>
<p>Akaryakıttaki eşel mobile ilişkin düzenleme uyarınca zam geldiği takdirde bunun artık yüzde 75’i değil, yüzde 50’si ÖTV’den karşılanacak, yüzde 50’si pompaya yansıtılacak. Bu oranlar temmuz ayı boyunca böyle devam edecek.</p>
<p>Ağustos ve eylülde bu kez zam durumunda yalnızca yüzde 25’lik kısım ÖTV’den karşılanacak, yüzde 75 pompaya yansıyacak.</p>
<p>Akaryakıttaki eşel mobil uygulaması ekim ayı başında ise tümüyle terk edilecek.</p>
<p>Haziran sonuna kadarki uygulamada zam durumunda olduğu gibi indirimde de yüzde 75 ÖTV’ye gidiyor, yüzde 25 pompaya yansıyordu. Artık o da değişti. Bundan sonra gelecek indirimlerin tümü ÖTV’deki eksilmeyi gidermek için kullanılacak.</p>
<p>2 Temmuz itibarıyla eksik ÖTV tutarı benzinde 7,57 lira, motorinde 7,31 lira, otogazda ise 10,96 lira düzeyinde. Yani bu tutarlara kadarki indirimler pompaya yansımayacak.</p>
<p>Bu arada her yıl ocak ve temmuzda Yİ-ÜFE’ye bağlı olarak artırılan akaryakıttaki ÖTV’nin bu yıl temmuzda değiştirilmemesine karar verildiğini de unutmamak gerekir. Oradan gelecek zam söz konusu olmayacak.</p>
<p>İşte akaryakıta ilişkin bu eşel mobil kararı da yılın ikinci yarısında genel fiyat düzeyinde belirgin bir yavaşlama olacağına dönük beklentileri biraz boşa çıkarmışa benziyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4b2cf57c0e5-1783311605.png" alt="" width="555" height="545" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/olmuyor-olmuyor-2026-enflasyonu-yuzde-33un-34un-altina-inmiyor-82543</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/1/2/1280x720/market-perakende-enflasyon-1766746186.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Olmuyor, olmuyor; 2026 enflasyonu yüzde 33&#039;ün, 34’ün altına inmiyor! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/saatle-yola-cikip-32-yilda-800-milyon-dolari-asti-asirlik-hedefiyle-halka-aciliyor-82542</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 07:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Saat’le yola çıkıp, 32 yılda 800 milyon doları aştı, ‘asırlık’ hedefiyle halka açılıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YIL </strong>1948… Sonraki yıllarda <strong>“Bayram Dede” </strong>diye anılan Aksekili <strong>Bayram, </strong>ilçesinden İstanbul’a uzanan, ekmeğini orada arayan ilk kişi oldu. Aksekili <strong>Bayram, </strong>Kasımpaşa’da yağ satışıyla işe girişti. Onun ekmeğini kazanmaya başladığını gören hemşerileri yavaş yavaş Kasımpaşa’nın yolunu tuttu.</p>
<p>1960’lı yılların sonlarında Akseki’den (Antalya) Kasımpaşa’nın yolunu tutanlardan biri de Yarpuz Köyünden <strong>Yaşar Dönmez </strong>oldu. <strong>Yaşar Dönmez, </strong>1971 yılında Tahtakale’de saat işine girdi. Bir süre sonra kardeşi <strong>Nurullah Dönmez</strong>’i de yanına aldı.</p>
<p><strong>Yaşar Dönmez</strong>’in Tahtakale’de saat işleri oturdukça yeğenleri <strong>Hamza Kaya </strong>ile <strong>Ramazan Kaya</strong>’yı da ekibine kattı. Bir anlamda Tahtakale’de saat ticaretinin içinde büyüyen <strong>Ramazan Kaya, </strong>1986-1987 döneminde 1 yıla yakın süre Londra’da İngilizce eğitimi gördü. Döndükten sonra işlere daha çok asıldı. Dayısı <strong>Yaşar Dönmez</strong>’in liderliğindeki şirket Tahtakale’nin saat işinde önde gelen işletmesi oldu.</p>
<p>Derken 1993 yılının ikinci yarısında Adidas saatlerini bünyesinde bulunduran Stelux’tan bir mesaj ulaştı:</p>
<p>-          <strong>Adidas saatlerinin Türkiye distribütörlüğü konusunda sizinle görüşmek istiyoruz.</strong></p>
<p>Bu mesaj ulaştığında <strong>Ramazan Kaya </strong>Taipei’de idi. Bulduğu ilk uçakla Hong Kong’a geçti. İlk görüşmeyi yaptı. Stelux’’ta Adidas markasının başındaki yönetici, İsviçre’nin Basel kentine fuara gideceğini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Fuar sonrası sizinle tekrar bir araya gelelim…</strong></p>
<p><strong>Ramazan Kaya </strong>işin peşini bırakmaya niyetli değildi:</p>
<p>-          <strong>Ben de sizinle Basel’e gelirim.</strong></p>
<p>Yönetici bu sözü önce ciddiye almadı, <strong>Ramazan Kaya </strong>ısrar etti:</p>
<p>-          <strong>Burada kapıda yatarım, yine de peşinizden Basel’e gelirim.</strong></p>
<p>Yönetici onun işine nasıl asıldığına tanık olunca anında kararını verdi, ekibinden belgeleri hazırlamalarını istedi:</p>
<p>-          <strong>Evrakları hazırlayın. Adidas saatlerinin dünyadaki ilk distribütörlüğünü Türkiye’ye, Ramazan Kaya ve ailesine veriyoruz.</strong></p>
<p>Evraklar hazırlanırken Adidas saatlerinin toptan ve perakende pazarlama stratejilerini <strong>Ramazan Kaya</strong>’ya anlattı. Çizdiği stratejinin Tahtakale’deki iş yapma biçimiyle hiç ilgisi yoktu, oldukça farklıydı.</p>
<p><strong>Ramazan Kaya, </strong>Adidas imzasını atıp İstanbul’a dönerken planını yaptı:</p>
<p>-          <strong>Tahtakale’deki işlerimiz çok şükür iyi gidiyor. Adidas distribütörlüğü bizi başka seviyeye taşıyacak. Bu işi ayrı şirket kurarak yapmakta yarar var.</strong></p>
<p>Böylece 1994 yılında Saat &amp; Saat’i kurup, diğer işlerinde ayrı kulvarda ilk Adidas distribütörlüğü ile yola çıkıldı. Adidas’la sağladıkları başarı, şirkete ikinci önemli marka olarak <strong>“Fossil”</strong>i taşıdı. 2000 yılında <strong>“Armani”</strong>nin distribütörlüğünü almak, dönüm noktası etkisi yaptı. 2001 krizinde sektör bu marka sayesinde belirli ölçüde işlerini yürütebildi.</p>
<p><strong>Ramazan Kaya, </strong>2004 yılında perakendeye de girmeleri gerektiğini düşünmeye başladı:</p>
<p>-          <strong>Bayiler işlerimizi dizayn etme noktasına geldi. Bu bize sıkıntı yaratabilir. En iyisi adım adım perakendeye de girmek.</strong></p>
<p>2005 yılı sonlarında ilk Saat &amp; Saat mağazası İstanbul Cevahir AVM’de açıldı. 2007’de 35 mağazaya ulaştıklarında perakendenin zorluğu kafalarında soru işaretine yol açtı:</p>
<p>-          <strong>Perakendeyi bıraksak mı acaba?</strong></p>
<p><strong>Kısa süreli bu tereddütün ardından </strong><strong>Ramazan Kaya, </strong>aile fertleri ve ekibiyle birlikte perakendeye daha fazla odaklandı, 2009’da <strong>“e-ticaret”</strong>e girildi, 2012’de İsviçre merkezli Weitnaur Group’a bağlı LPI Ticari Hizmetler A.Ş. satın alındı. Buna 2013’te Ankara’daki Uğur Saat’in 8 mağazasının satın alınması eklendi.</p>
<p>2014 yılında büyük dayı <strong>Yücel Dönmez, </strong>Saat &amp; Saat’le yollarını ayırdı. Küçük dayı <strong>Nurullah Dönmez, </strong>Saat &amp; Saat’te yeğenleri <strong>Ramazan </strong>ve <strong>Hamza Kaya </strong>ile yola devam etmeyi seçti.</p>
<p>2015 yılında İtalyan <strong>“Welder” </strong>markası satın alınırken, 2016’da Saat &amp; Saat,  <strong>“Wesse” </strong>adıyla bir de marka yarattı. 2018’de <strong>“Swiss Made” </strong>markası olan <strong>“Jacques Philippe” </strong>Saat &amp; Saat şemsiyesi altına girdi. 2019’da <strong>“U.S. Polo Assn.” </strong>markalı saatlerin Türkiye dahil 40 ülkeyi kapsayan lisans hakları alındı.</p>
<p>2021 yılında Günsal Saat satın alındıktan sonra 2024’te de <strong>“Calvin Klein” </strong>ve <strong>“Ebel”</strong> markaları portföye katıldı. Saat &amp; Saat çatısı altındaki marka sayısı 30’a ulaştı.</p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu’nun (APK) Saat &amp; Saat Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin de halka arzına onay verdiği haberleri üzerine <strong>Hakan Güldağ</strong>’la birlikte <strong>Ramazan Kaya </strong>ile buluştuk. 32 yıl öncesine uzanan öyküyü dinledik. Ulaştıkları noktayı şöyle özetledi:</p>
<p>-          <strong>31 Mart 2026 itibariyle yurt içi ve yurt dışında 185 mağazamız var. 603 toptan satış noktasına ulaşıyoruz. Kendi online sitemiz, pazaryerleri ve Türkiye dahil 45 ülkede ürünlerimiz müşterilere sunuluyor.</strong></p>
<p>6-7-8 Temmuz 2026’da 56 liralık birim fiyat üzerinden talep toplanacağını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Ek satış hariç tüm paylar satılırsa halka açıklık oranımız yüzde 10.14 olacak. 3 milyar 748 milyon liralık bir kaynak girişi gerçekleşecek. Ek satış gerçekleşirse halka açıklık oranımız yüzde 12.16’yı, sağlanacak kaynak da 4 milyar 498 milyon lirayı bulacak.</strong></p>
<p>Ben halka arz fiyatı üzerinden şirketin toplam değerinin 819 milyon dolara denk geldiğini hesaplarken <strong>Hakan Güldağ, </strong>halka açılmadaki temel hedefi sordu, <strong>Ramazan Kaya </strong>şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>32 yıllık bir şirketiz, kısa vadeli değil, asırlık bir şirket olmak istiyoruz. </strong><strong>'</strong><strong>Hesap verebilir olalım</strong><strong>'</strong><strong> diye düşündük.</strong></p>
<p>Saat &amp; Saat, 32 yılda 800 milyon doları aşan bir değere ulaştı, halka arzla birlikte en az 100 yıllık bir şirket olmayı da hedefe koydu…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">12 aylık cirosu 13.4 milyar lira</span></h2>
<p><strong>SAAT &amp; SAAT </strong>Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Ramazan Kaya </strong>ile sohbet ederken, hazırladıkları dosyadan şirketin ortaklarının paylarına baktım:</p>
<ul>
<li><strong>Nurullah Dönmez: </strong>Yüzde 38.88</li>
<li><strong>Ramazan Kaya: </strong>Yüzde 30.56</li>
<li><strong>Hamza Kaya: </strong>Yüzde 30.56</li>
</ul>
<p><strong>Ramazan Kaya, </strong>bu yılın ilk 3 ayında geçen yılın aynı dönemine göre adet bazında yüzde 20.9 büyüdüklerini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Saat &amp; Saat ve bağlı ortaklıklarının 31 Mart 2026 itibariyle yurt içi ve yurt dışı faaliyetleriyle geriye dönük 12 aylık cirosu 13.4 milyar lira (291 milyon dolar) olarak gerçekleşti. Aynı dönemde FAVÖK marjı da yüzde 32.4 oldu.</strong></p>
<p>Şirketin finansallarıyla ilgili şu özet bilgileri paylaştı:</p>
<ul>
<li><strong>Brüt kâr: </strong>8 milyar lira</li>
<li><strong>FAVÖK (Faiz, amortisman ve vergi öncesi kâr): </strong>4.4 milyar lira</li>
<li><strong>Net işletme sermayesi: </strong>3.9 milyar lira</li>
<li><strong>Net borç: </strong>1.5 milyar lira</li>
</ul>
<p>Halka arz öncesi sermayelerinin 620.2 milyon lira olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Halka arz sonrası sermayemiz 660.3 milyon liraya çıkacak.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Kaynağın yüzde 80’i işletme sermayesinde kullanılacak</span></h2>
<p><strong>SAAT &amp; SAAT </strong>Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Ramazan Kaya, </strong>şirketin halka arzının konsorsiyum liderliğini Garanti Yatırım Menkul Kıymetler A.Ş. (Garanti BBVA Yatırım) ile Halk Yatırım Menkul Değerler A.Ş.’nin (Halk Yatırım) üstlendiğini belirtti.</p>
<p>Halka arzdan elde edilecek kaynağın kullanımı konusunda şu bilgiyi verdi:</p>
<p>-          <strong>Halka arzdan elde edilecek kaynağın yüzde 20’si finansal borçların ödenmesinde kullanılacak. Yüzde </strong><strong>8</strong><strong>0’ini ise işletme sermayesi olarak kullanmayı planladık. Böylece şirketimiz ekonomik ve finansal açıdan daha da güçlenecek.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">19 bin farklı ürün satılıyor</span></h2>
<p><strong>SAAT &amp; SAAT </strong>Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Ramazan Kaya</strong>’ya şirket bünyesindeki markaları sorduk, bazılarını sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Maurice Lacroix, Raymond Weil, Ebel, Universe Constant, Versace, Ferragamo, Jacques Philippe, Boss, Emporio Armani, Guess, Michael Kors, Welder, Fossil, Philip Plein,</strong></li>
<li><strong>Gc, Calvin Klein, U.S. Polo Assn., Tory Burch, Tommy Hilfiger, Lacoste, Diesel, Adidas, Wess, Timex, Plein Sport</strong></li>
</ul>
<p>Şirket şemsiyesi altında 30 dolayında temel marka olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Mağazalarımızdaki ve satış noktalarındaki ürün yelpazemiz</strong><strong>de</strong><strong> 19 bin dolayında farklı ürün buluyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye saat pazarı 2028’de 2.3 milyar doları bulacak</span></h2>
<p><strong>SAAT &amp; SAAT </strong>Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Ramazan Kaya </strong>ile Türkiye saat pazarını da konuştuk. Türkiye’nin saat ithalatının 2018 yılında 240 milyon dolar düzeyinde olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>2025 yılında saat ithalatı 500 milyon doları aştı, 510 milyon dolar oldu. Bu yıl 558 milyon dolara ulaşmasını bekliyoruz. 2028’de ithalatın 670 milyon dolara ulaşabileceğini öngörüyoruz.</strong></p>
<p>Türkiye’nin saat pazarının büyüklüğünün 2023 yılında 1.3 milyar dolar olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>2028 yılında bu rakamın 2.3 milyar dolara çıkmasını öngörüyoruz. Yani, ülkemizdeki saat pazarı büyüyecek.</strong></p>
<p>Türkiye’deki saat üretimine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>2023 yılında ülkemizde 5.6 milyon dolar düzeyinde saat üretimi gerçekleşti. Aynı yıl ihracat da 31 milyon dolar oldu. Çok sınırlı üretime rağmen ihracat rakamının yüksekliği re-export’tan kaynaklanıyor.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/saatle-yola-cikip-32-yilda-800-milyon-dolari-asti-asirlik-hedefiyle-halka-aciliyor-82542</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/Ramazan-Kaya.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 1994’te ‘Saat’le yola çıkıp, 32 yılda 800 milyon doları aştı, ‘asırlık’ hedefiyle halka açılıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aycicegine-ithalat-kontenjani-acildi-82541</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 07:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ayçiçeğine ithalat kontenjanı açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Tebliğe göre, tarife kontenjanı, yerli yağlık ayçiçeği tohumu alımı yapan sanayiciye öncelikli olmak üzere firmalara dağıtılacak. Fakat daha önceki yıllarda da içerden ayçiçeği alanlara öncelikli olmak üzere denilmesine rağmen bu önceliğe dikkat edilmedi.</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Kararı ile sıfır gümrükle 1 milyon 250 bin ton ayçiçeği tohumu veya bunun karşılığı 500 bin ton ham ayçiçeği yağı ithalatı için tarife kontenjanı açıldı.</p>
<p>Resmi Gazete’nin 4 Temmuz 2026 tarihli sayısında yayımlanan karara göre, 11 Ocak 2027-31 Mayıs 2027 tarihleri arasında yapılacak ithalatta, gümrük vergisi, yağlık ayçiçeğinde yüzde 27 yerine sıfır (0), ham yağda yüzde 36 yerine yüzde 20 uygulanacak. Karara ilişkin uygulama tebliği aynı Resmi Gazete’de yayımlandı.</p>
<p>Ucuz ithalattan öncelikli olarak 1 Temmuz 2026-30 Kasım 2026 tarihleri arasında iç piyasadan yağlık ayçiçeği alanlar olmak üzere ham ve/veya rafine ayçiçeği yağı üreten sanayici firmalar yararlanacak.</p>
<p><strong>İthalatta yerli ürün alana öncelik verilecek</strong></p>
<p>Ticaret Bakanlığı’nın hazırladığı, yağlık ayçiçeği tohumu ve ham ayçiçeği yağı ithalatında uygulanacak tarife kontenjanının usul ve esaslarını belirleyen “Yağlık Ayçiçeği Tohumu ve Ham Ayçiçeği Yağı İthalatında Tarife Kontenjanı Uygulanmasına İlişkin Tebliğ” 4 Temmuz 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Cumhurbaşkanı Kararı ile açılan 1 milyon 250 bin ton yağlık ayçiçeği tohumu veya bunun karşılığı 500 bin ton ham ayçiçeği yağı ithalat kontenjanından, öncelikle 1 Temmuz-30 Kasım 2026 tarihleri arasında yerli üreticiden yağlık ayçiçeği tohumu satın alan ham ve rafine ayçiçeği yağı üreten sanayiciler yararlanabilecek.</p>
<p><strong>Tarife kontenjanı başvuruları ve dağıtımı</strong></p>
<p>Uygulama tebliğinde tarife kontenjanının başvuruları ve dağıtımı ile ilgili özetle şu bilgilere yer verildi.</p>
<p><strong>1-</strong> Karar uyarınca açılan tarife kontenjanı, Bakanlık (İthalat Genel Müdürlüğü) tarafından 1 Temmuz 2026-30 Kasım 2026 tarihleri (bu tarihler dahil) arasında yerli yağlık ayçiçeği tohumu alımı yapanlar öncelikli olmak üzere ham ve/veya rafine ayçiçeği yağı üreten sanayici firmalara dağıtılır.</p>
<p><strong>2-</strong> Tarife kontenjanı, 1 milyon 250 bin ton yağlık ayçiçeği tohumu esas alınarak yağlık ayçiçeği tohumu veya yüzde 40 randıman ile bunun karşılığı ham ayçiçeği tohumu yağı olarak dağıtılır. Tarife kontenjanı miktarı, tamamının yağlık ayçiçeği tohumu olarak dağıtılması durumunda 1 milyon 250 bin tonu, ham ayçiçeği tohumu yağı olarak dağıtılması durumunda ise 500 bin tonu geçemez.                         </p>
<p><strong>Başvurular aralıkta alınacak</strong></p>
<p><strong>3-</strong> Tarife kontenjanı taleplerine ilişkin başvurular, 1 Aralık 2026 -15 Aralık 2026 tarihleri (bu tarihler dahil) arasında e-Devlet üzerinden veya Ticaret Bakanlığı internet sitesi (www.ticaret.gov.tr) “E-Hizmetler” başlığı altındaki “E-İşlemler” menüsünde yer alan “İthalat Belge İşlemleri” uygulaması takip edilerek e-imza ile yapılır.</p>
<p><strong>4-</strong>  Bu Tebliğ kapsamında yapılan beyanın doğruluğuyla ve ithal mallarla ilgili incelemeleri yapmaya veya yaptırmaya Bakanlık (İthalat Genel Müdürlüğü) yetkilidir. Gerekli görülmesi halinde,  elektronik ortamda sunulan bilgi ve belgelerin asılları ile ilave veya açıklayıcı bilgi ve belge istenebilir.</p>
<p><strong>5-</strong> Tebliğ Ek-1’de yer alan bilgi ve belgeleri tam ve eksiksiz olarak içermeyen veya süresi içerisinde yapılmayan başvurular ile birinci fıkrada belirtilen nitelikte olmayan firmalar tarafından yapılan başvurular olumsuz sonuçlandırılır.                 </p>
<p><strong>İthalat Ocak 2027’de başlayacak</strong></p>
<p>Tarife kontenjanı açılmasına ilişkin uygulama birkaç yıldır uygulanıyor. Geçen yıl 18 Temmuz 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile 1 milyon ton ayçiçeği tohumu veya bunun karşılığı 400 bin ton ham ayçiçeği yağı ithalatı için tarife kontenjanı açılmıştı. Bu yıl ayçiçeği tohumunda 250 bin ton, ham yağda ise 100 bin ton daha fazla ithalat için tarife kontenjanı açıldı.</p>
<p>Bu uygulamanın temel amaçlarından birisi hasat döneminde sanayicinin iç piyasadan ayçiçeği almasını teşvik etmeyi amaçlıyor. Tebliğe göre, tarife kontenjanı, yerli yağlık ayçiçeği tohumu alımı yapan sanayiciye öncelikli olmak üzere firmalara dağıtılacak. Fakat daha önceki yıllarda da içerden ayçiçeği alanlara öncelikli olmak üzere denilmesine rağmen bu önceliğe dikkat edilmedi.                          </p>
<p><strong>Üreticiye etkisi ne olur?</strong></p>
<p>Üretici açısından bakıldığında, ithalatın konuşulması bile fiyatlar üzerinde olumsuz etki yapacaktır. Hasat döneminde ucuz ithalat yapılmayacak, ithalat Ocak 2027’de başlayacak, fakat sanayici için alternatif olarak ithalat kenarda duruyor. Yani sanayici, alıcı, yılbaşından itibaren yüzde 27 yerine sıfır gümrükle ayçiçeği çekirdeği ve yüzde 36 yerine yüzde 20 gümrük vergisi ile ham yağ ithalatı yapacağını biliyor. Ürün alırken, fiyat verirken ithalat sopasını kullanarak hareket edecek.</p>
<p>Sanayicinin yerli üreticiden satın aldığı ayçiçeği miktarına karşılık ne kadar ithalat hakkı elde edeceği Tebliğ’de yer almıyor. Bu konuda bir oran verilebilirdi. Diyelim ki, 50 bin ton alana 50 bin ton ithalat hakkı verileceği şartı getirilse o zaman içerden almak daha cazip olurdu.</p>
<p><strong>Ayçiçeği üretiminde artış bekleniyor</strong></p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı 2026 Yılı Bitkisel Üretim İlk Tahmini’ne göre bu yıl, ayçiçeği üretimi 2025 yılına göre yüzde 16,2 oranında artarak 1 milyon 936 bin tondan 2 milyon 250 bin tona yükselecek. Bu tahmin gerçekleşirse, geçen yıla göre yüzde 16,2 oranındaki artışa rağmen 2022 yılındaki 2 milyon 550 bin ton üretimin altında olacak. 2023 yılında ayçiçeği üretimi 2 milyon 198 bin ton ve 2024 yılında ise 2 milyon 195 bin ton üretim gerçekleşmişti. Ayçiçeği ile ilgili Türkiye İstatistik Kurumu’nun bu verilerini paylaşırken, sektör verilerinin daha düşük olduğunu belirtmekte yarar var. Ayrıca, özellikle Söke başta olmak üzere Ege Bölgesi ve Çukurova’da pamuk üretiminden kaçan çiftçilerin ayçiçeği üretimine yönelmesi nedeniyle ayçiçeği üretimin arttığını da belirtmekte yarar var.</p>
<p><strong>Kendine yeterlilik yüzde 63,2</strong></p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2025 yılı bitkisel ürün denge tablolarına bakıldığında, Türkiye’nin ayçiçeğinde yüzde 63,2 oranında kendine yeterli. Dolayısıyla ihtiyacının yüzde 36,8’ini ithal etmek zorunda. Ayrıca Türkiye, ham yağ veya çekirdek olarak ithalat yaparak işledikten sonra ihracat yapıyor. Bu nedenle ayçiçeğinde dış ticaret politikası çok önemli. Üretici de sanayici veya ihracatçı da aksi bir karar alınmadıkça 11 Ocak 2027 tarihine kadar “ucuz” ithalat olmayacağını bilerek hareket edecek.</p>
<p><strong>Trakya Birlik’in fiyatı ne olacak?</strong></p>
<p>2025 üretim yılında Cumhurbaşkanı Kararı ile yine tarife kontenjanı açıldı ve Trakya Birlik bu karardan sonra ayçiçeği alım fiyatını 4 Ağustos 2025’te avans fiyat olarak yüzde 44 ham yağ oranlı ayçiçeğine kilo başına 28 lira açıkladı. Bu fiyata üreticiler çok tepki gösterdi. 28 Eylül 2025’te ise fiyat 33 lira olarak kesinleştirildi.</p>
<p>Özetle, geçen yıl olduğu gibi sezon öncesinde Cumhurbaşkanı Kararı ile ayçiçeği çekirdeği ve ham yağ için tarife kontenjanı açıldı. Sanayicilere, alıcılara  “Kasım ayı sonuna kadar iç piyasadan ürün alın, sonra ucuz ithalat kapıları açılacak” mesajı verildi. Trakya Birlik fiyatını açıklayacak. Açıklanacak bu fiyat, piyasanın oluşmasında elbette önemli olacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/aycicegine-ithalat-kontenjani-acildi-82541</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/aycicegi-yagi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ayçiçeğine ithalat kontenjanı açıldı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-tariminin-yeni-deger-hikayesi-82567</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye tarımının yeni değer hikâyesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yalova’nın Altınova ilçesinde, tarım yapılamaz denilen eğimli ve atıl arazilerde büyüyen Alova Farm, yaban mersinini Türkiye için yeni nesil bir tarım stratejisi olarak konumlandırıyor. Levent Sarılgan’ın “başka türlü mümkün” duygusuyla başlayan yolculuğu; Letven Capital’in sermaye, teknoloji ve küresel ölçek vizyonuyla birleşerek, tarımda katma değerli üretimin nasıl kurulabileceğini gösteriyor.</strong></p>
<p>Bazı hikâyeler rakamlarla başlar, bazıları bir insanın içindeki “başka türlü mümkün” duygusuyla… Alova Farm’ın hikâyesi ikincisine daha yakın. Yalova’nın Altınova ilçesinde, bir zamanlar tarım yapılamaz denilen eğimli, kayalık, bataklık alanlarda bugün Türkiye’nin yüksek katma değerli tarım iddiası büyüyor.</p>
<p>İlk bakışta bir yaban mersini bahçesi gibi görünse de, biraz yakından bakınca, burada anlatılan hikâyenin bir meyveden çok daha fazlası olduğu anlaşılıyor: Türkiye’de tarımın teknolojiyle, sermayeyle, küresel ortaklıklarla ve girişimci cesaretiyle yeniden nasıl kurulabileceğinin hikâyesi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4b46911ef3e-1783318161.png" alt="" width="690" height="382" />Alova Farm Kurucusu Levent Sarılgan’ın yolculuğu, klasik bir tarım yatırımcısı hikâyesine benzemiyor. Uzun yıllar profesyonel hayatta çalıştıktan sonra erken emekli olup yıllarca denizde yaşayan, sonra ailesinden kalan arazilere yerleşen bir insanın hikâyesi bu.</p>
<p>Her şey 10 dönümlük bir çilek serasıyla başlıyor. Ama çilek kısa sürede ona tarımın yalnızca üretmekten ibaret olmadığını, pazarda doğru değeri bulamayan emeğin sürdürülebilir olamayacağını öğretiyor.</p>
<p>Sarılgan’ın anlattığı çilek deneyimi aslında Türkiye tarımının temel açmazlarından birini de özetliyor. Bir tarafta topraksız tarımla, yoğun emekle, ot ilacı kullanmadan, yüksek kaliteyle üretim yapan bir çiftlik; diğer tarafta aynı pazarda çok daha düşük maliyetle, çok daha farklı standartlarda üretilmiş ürünlerle rekabet etmek zorunda kalan bir üretici.</p>
<p>Bu denklemde iyi üretmek tek başına yetmiyor. İyi ürünü doğru pazarla, doğru marka değeriyle, doğru teknolojiyle ve doğru ölçekle buluşturmak gerekiyor.</p>
<p><strong>“Yeter ki doğru bölgeye doğru çeşidi ekin”</strong></p>
<p>Alova Farm’ın yaban mersinine yönelmesi bu nedenle tesadüf değil. Dünyada sağlıklı yaşam, uzun ömür, fonksiyonel beslenme ve “süper gıda” trendleri büyürken, yaban mersini hem tüketici talebi hem de kilogram başına yarattığı katma değerle stratejik bir ürüne dönüşüyor.</p>
<p>Türkiye ise iklimi, coğrafyası ve lojistik avantajıyla bu alanda ciddi bir potansiyel taşıyor. Sarılgan’ın “Yeter ki doğru bölgeye doğru çeşidi ekin” cümlesi, aslında yeni tarım anlayışının özeti. Tarım artık sadece toprağa ne ekildiğiyle değil, hangi genetikle, hangi veriyle, hangi sulama sistemiyle, hangi pazar bağlantısıyla üretildiğiyle şekilleniyor.</p>
<p><strong>Hedef, Türkiye’deki toplam yaban mersini üretiminin yüzde 10’unu tek başına karşılamak</strong></p>
<p>Alova Farm’ın bugün geldiği nokta dikkat çekici. 2022 yılında 5 bin saksıyla başlayan yolculuk, üç yıl içinde 125 bin saksıya ulaşmış durumda. 2026 sonunda hedef 200 bin saksı. Bu, iki yıl sonra bin ton meyve, Türkiye’deki toplam yaban mersini üretiminin yaklaşık yüzde 10’unu tek başına karşılamak ve dünyadaki önemli kuzeyli meyve üreticileri arasında yer almak anlamına geliyor. Daha büyük hedef ise 500 dönüm üretim alanı, 250 bin saksı ve bin 500 ton meyve.</p>
<p><strong>Geleceğin tarım altyapısını kuran bir teknoloji şirketi</strong></p>
<p>Bu büyümenin arkasında yalnızca üretim iştahı yok, ciddi bir sistem mühendisliği var. Alova Farm, kendisini artık sadece bir tarım işletmesi olarak değil, geleceğin tarım altyapısını kuran bir teknoloji şirketi olarak konumlandırıyor.</p>
<p>Akıllı saksı sistemleri, veri tabanlı üretim yönetimi, otomasyon destekli sulama ve gübreleme, su arıtma, görüntü işleme teknolojili paketleme hattı, soğuk zincir ve kalite kontrol yatırımları bu modelin parçaları.</p>
<p>Üretimde kullanılan suyun arıtılması, bitkinin ihtiyacına göre besin elementlerinin yüklenmesi, ürün kalitesinin dijital sistemlerle ayrıştırılması, tarımda sezginin yanına hassas ölçümün de konduğunu gösteriyor.</p>
<p>Asıl çarpıcı olan ise bu modelin marjinal arazileri üretime kazandırma iddiası. Geleneksel tarım açısından verimsiz görülen eğimli, kayalık ya da atıl alanlar; teraslama, kontrollü üretim, akıllı sulama ve topraksız tarım teknikleriyle yüksek katma değerli bahçelere dönüşüyor.</p>
<p><strong>Girişim sermayesinin tarımda dönüştürücü rolü</strong></p>
<p>Letven Capital’in bu hikâyedeki rolü de tam burada önem kazanıyor. Levent Sarılgan’ın şömine başında “tarım yatırımları” diye arama yapmasıyla başlayan temas, bir süre sonra girişim sermayesinin tarımda nasıl dönüştürücü bir rol oynayabileceğini gösteren somut bir örneğe dönüşüyor.</p>
<p>Letven Capital burada sadece finansman sağlayan bir yatırımcı değil, ölçeklenme, kurumsallaşma, teknoloji yatırımı, uluslararası standartlara erişim ve küresel iş birlikleri açısından aktif bir büyüme ortağı olarak konumlanıyor.</p>
<p><strong>“Değer ekonomisi”</strong></p>
<p>Letven Capital Genel Müdürü Kamil Kılıç’ın Alova Farm’a bakışı, tarımı klasik anlamda bir üretim faaliyeti olmaktan çıkarıp, bir “değer ekonomisi” yaratmak. Kılıç’ın iddiası büyük: Karadeniz’in kuzey hattında, Artvin’den Bartın’a uzanan bölgede doğru planlama yapılırsa Türkiye’nin kısa sürede çok yüksek üretim hacimlerine ulaşabilmesi.</p>
<p>Alova Farm ise kendi ölçeğinde bu iddianın pilot uygulaması gibi çalışıyor. İç pazarda talep hızla artıyor. Levent Sarılgan’ın aktardığına göre geçen yıl talep yüzde 35 büyürken, üretim yalnızca yüzde 15 artabildi. Dünya devi Lidl’in yıllık 5 bin tonluk talep telaffuz etmesi ise ölçek meselesini net bir şekilde koyuyor. Türkiye’nin tüm üretiminin 5 bin ton olduğu bir dönemde tek bir alıcının aynı miktarda ürün istemesi, fırsatın büyüklüğünü de eksikliği de gösteriyor.</p>
<p>Kamil Kılıç’ın ifade ettiği gibi, “Tam da bu nedenle potansiyel büyük.” Şöyle anlatıyor Kılıç: “Biz Letven Capital olarak, bu büyük ekosistemi hakkıyla oluşturabilmek adına pazarın yüzde 20’sini kontrol edecek şekilde yaygın bir yapı kuruyoruz. Bünyemizde Ecofolio adında kitle fonlama şirketimiz var. Buradaki temel amacımız, küçük yatırımcıyı da en az 25 dönümlük ölçeklerle bu büyük oyunun içerisine dâhil edebilmek. Biz yatırımı kurgularken şuna inanıyoruz: 1 lirası olanın da 1 milyonu olanın da aynı değerde kazanç elde etmesi gerekir, kapsayıcı başarı budur. Çiftçiyi, yatırımcıyı, teknolojiyi, sermayeyi, lojistiği ve pazarı aynı ekosistemde buluşturan modeller kurulmadıkça, potansiyel gerçek bir ekonomik değere dönüşemez.”</p>
<p><strong>Yalnızca bir hasat hikâyesi değil</strong></p>
<p>Alova Farm hikayesi, tarımın geleceğinin yalnızca toprağa bağlı olmadığını, vizyon, sabır, sermaye, teknoloji ve kararlılıkla “buradan bir dünya hikâyesi çıkar” diyebilen insanlara bağlı olduğunun somut bir göstergesi.</p>
<p>Bu nedenle, Alova Farm’ın hikâyesi yalnızca bir hasat hikâyesi değil. Türkiye’nin katma değerli, teknoloji destekli, sürdürülebilir ve küresel tarım hayalinin sahadaki karşılığı… Yaban mersinini sadece bir meyve değil, bir gelecek stratejisi olarak görmek…</p>
<p><strong>Yaban mersini, Türkiye için stratejik bir tarım endüstrisine dönüşebilir</strong></p>
<p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4b46746317a-1783318132.png" alt="" width="228" height="236" /></strong>Kamil Kılıç’ın verdiği bilgilere göre, önümüzdeki dönemde dünyada toplam meyve-sebze ticaret hacminin 600 milyar dolardan 800 milyar dolara çıkması beklenirken, sektör genelinde yüzde 30 civarında bir büyüme öngörülüyor.</p>
<p>Kılıç, yaban mersini tarafında ise çok daha hızlı bir kırılma yaşandığını söylüyor. İki yıl öncesine kadar 6 milyar dolar seviyesinde olan pazarın kısa sürede 13 milyar dolara doğru ilerlediğini belirten Kılıç, yaban mersininde yüzde 100’ün üzerinde bir büyüme beklendiğini söylüyor. Bu hızlı yükselişin arkasında, yaban mersininin güçlü antioksidan özelliği ve dünyada giderek güçlenen sağlıklı yaşam, iyi yaş alma ve uzun ömür trendleri bulunuyor.</p>
<p>Letven Capital ve Alova Farm ile kurulan modelin amacı da yaban mersinini Türkiye için katma değerli, ölçeklenebilir ve ihracat odaklı bir tarım endüstrisine dönüştürmek. Letven Capital’in dünyanın önde gelen tarım teknolojileri hızlandırma programlarından biriyle Türkiye merkezli yeni bir fon kurmak üzere çalıştığını belirten Kılıç, fonun bir ayağının Lüksemburg’da olacağını ifade ediyor.</p>
<p>Amaç, Türkiye’de geliştirilen yerli tarım teknolojilerini dünyaya taşımak; aynı zamanda küresel ölçekte gelişmiş teknolojileri Türkiye’ye getirerek çift yönlü bir köprü kurmak. Kılıç, teknoloji fonunun büyüklüğü için henüz net bir rakam açıklamadıklarını, ancak farklı bir yatırım alanında şimdiden 150 milyon dolarlık bir fon kurmak üzere ilerlediklerini belirtiyor.</p>
<p><strong>Dünya standartlarında üretim için kurulan ekosistem</strong></p>
<p>Alova Farm, yaban mersini üretiminde yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın en iyi uygulamalarını takip eden bir ekosistem kuruyor. Alova Farm’ın teknoloji vizyonunun önemli bir parçasını Letven Capital ekosisteminde yer alan Agromini oluşturuyor.</p>
<p>Agromini tarafından geliştirilen akıllı tarım çözümleri sayesinde üretim süreçleri sürekli izleniyor, veriler analiz ediliyor ve kaynak kullanımında maksimum verimlilik hedefleniyor. Üretimde kullanılan genetik materyaller, dünyanın önde gelen yaban mersini genetik programlarından SEKOYA iş birliğiyle temin ediliyor.</p>
<p>North Bay Produce ile kurulan ilişki ise Alova Farm’a hem dünya berry sektöründeki gelişmeleri yakından izleme hem de uluslararası pazarlara erişim konusunda önemli bir bilgi birikimi sağlıyor. Bu ekosistemin en yeni halkası ise bahçelerin hemen yakınında, bir yıldan kısa sürede kurulan paketleme ve kalite kontrol tesisi. 2 milyon dolarlık yatırımla hayata geçirilen tesis, saatte yaklaşık 2,5 ton paketleme kapasitesine sahip.</p>
<p>Yalnızca Alova Farm’ın üretimini değil, bölgeden ve yurt dışından gelecek yaban mersinini de paketleyerek Avrupa’ya ihraç edilmesine imkân tanıyacak. Böylece yıllık 8 bin tonluk ihracata aracılık etmesi hedefleniyor. Tesiste İspanyol teknoloji şirketi Elifab’ın yapay zekâ destekli sınıflandırma ve ayıklama sistemleri kullanılıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-tariminin-yeni-deger-hikayesi-82567</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/7/1280x720/tarim-1783318097.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye tarımının yeni değer hikâyesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nato-ankara-zirvesi-tarihi-onem-tasiyor-nicin-82562</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> NATO Ankara zirvesi tarihi önem taşıyor, niçin?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HALUK ÖZDALGA - SİYASETÇİ</strong></p>
<p><strong>Soğuk Savaş döneminde “nükleer üçlü vurulmaz” mutabakatı vardı. Şimdi Ukrayna, tamamen Batı’dan aldığı askeri destekle, Rusya’nın nükleer üçlü yeteneğini vuruyor. Ukrayna lideri Zelenski haziran başında Rusya liderine “açık mektup” yazdı ve Putin’e, katıldığı resmi toplantıları, hatta onun özel konutunu dahi vurabileceklerini bildirdi.</strong></p>
<p>Neredeyse bütün gözlemciler NATO Ankara zirvesinin olağanüstü önem taşıdığı konusunda hemfikir.</p>
<p>Zirve, dünya zor bir dönemden geçerken toplanıyor.</p>
<p>Tek kutuplu küresel düzen çözülüyor ve yerini muhtemelen çok merkezli dengeler üzerine kurulu bir sisteme bırakacak. Yeni düzenin kural ve kurumlarının oluşması yıllar sürecek. Geçiş sürecinde dünya ürkütücü bir kaos dönemi yaşıyor.</p>
<p>İran savaşı, ateşkes anlaşması (mutabakat zaptı) çerçevesinde bir barışla son bulursa, İsrail’in Netanyahu liderliğinde 1996’dan beri yürüttüğü temel strateji çökecek. Barış sağlanamazsa, daha büyük alevler bölgeyi yakabilir. Her iki durumda da derin dönüşümler bizi bekliyor.</p>
<p>Örnekler çoğaltılabilir.</p>
<p><strong>Soğuk Savaş döneminde bile risk bu kadar yüksek değildi</strong></p>
<p>Ancak Ankara zirvesini olağanüstü kılan birinci derecede kritik başka bir neden var: Ukrayna savaşının yeni bir tırmanma aşamasına girmesi ve yükselen Avrupa-Rusya savaşı riski.</p>
<p>NATO esas itibariyle, Amerika liderliğinde Avrupa’nın güvenliğini sağlamak için kurulmuş bir askeri teşkilat. Avrupa şimdi Rusya’yla savaşa hazırlanıyor, ama ABD’nin ne yapacağı belirsiz.</p>
<p>Soğuk Savaş döneminde bile risk bu kadar yüksek değildi. Çünkü o günlerde tarafların üzerinde anlaştığı kırmızı çizgiler vardı, şimdi çatışan kırmızı çizgiler var.</p>
<p>Nükleer silahlar üç yoldan hedefe gönderilebilir: Nükleer silah taşıma yeteneğine sahip uçak, füze veya denizaltı ile (havadan, karadan, denizden). Bu araçlara “nükleer üçlü” (nuclear triad) adı veriliyor. Soğuk Savaş döneminde “nükleer üçlü vurulmaz” mutabakatı vardı.</p>
<p>Şimdi Ukrayna, tamamen Batı’dan aldığı askeri destekle, Rusya’nın nükleer üçlü yeteneğini vuruyor. Ukrayna lideri Zelenski haziran başında Rusya liderine “açık mektup” yazdı ve Putin’e, katıldığı resmi toplantıları, hatta onun özel konutunu dahi vurabileceklerini bildirdi.</p>
<p>Moskova’da ise etkili strateji uzmanları, giderek daha yüksek sesle, nükleer silah kullanma zamanının artık çoktan geldiğini savunuyor. Bu yaklaşımın Kremlin’de giderek daha çok destek bulduğunu gösteren işaretler var.</p>
<p>Ağustos 2025’te Alaska’daki Trump-Putin zirvesinde, arazideki fiili durumu esas alan ve Ukrayna’nın NATO yolunu kapatan bir barış planı üzerinde mutabakat sağlandı, ama Avrupa’nın üç büyük ülkesi Almanya, İngiltere, Fransa (E3) o çözümü kabul etmedi.</p>
<p>Ukrayna da E3’le beraber hareket ediyor. Zelenski açık mektubunda, Alaska planını reddettiklerini net şekilde vurguluyor.</p>
<p>Alaska planı gibi Rusya’nın savaşı kazandığını tescil eden bir barış anlaşması şimdi Avrupa’nın kırmızı çizgisi, yani savaş nedeni. Rusya’nın durmayacağını ve başka ülkelere saldıracağını düşünüyorlar.</p>
<p>E3 liderleri 7 Haziran’da Londra’da toplandı ve “kalıcı barış” planlarını açıkladı: Ukrayna, NATO dahil dilediği askeri yapıya üye olmalı. Sınırların askeri yoldan değiştirilmesi ise kabul edilemez.</p>
<p>Ukrayna’nın NATO üyeliği Rusya’nın kırmızı çizgisi, yani savaş nedeni.</p>
<p>Rusya’nın savaşta aldığı topraklardan kendi rızasıyla çekilmesi ise düşünülemez.</p>
<p>Savaşı Şubat 2022’de başlatan Rusya, hemen ertesi ay İstanbul-Antalya’da, Ukrayna’nın NATO üyeliğini reddetmesi karşılığında askerlerini savaş öncesi sınırlara çekmeyi kabul etmiş, anlaşma sağlanmıştı. Araya zamanın Washington yönetimi girdi ve Ukrayna’yı savaşa devama ikna etti.</p>
<p>Ukrayna’nın kendi aldığı savaşa devam kararı nedeniyle kaybettiği toprakları, ağır bedel ödeyen Rusya kendi rızasıyla terk etmez, edemez. Üstelik o bölgede nüfusun çoğunluğunu Ruslar ve Rusça konuşanlar oluşturuyor.</p>
<p>Özetle, Avrupa-Rusya savaşı ciddi bir olasılık.</p>
<p>Avrupa hükümetlerinde genellikle yer alan merkez sağ ve sol siyasetçiler elbet durumun farkında. Şimdi onların aradığı en kritik teminat, Trump yönetiminin olası bir savaşta NATO’nun ünlü 5. maddesi uyarınca yanlarında duracağı sözü vermesi.</p>
<p>Ankara zirvesinde NATO Genel Sekreteri Rutte’nin orkestra şefliğinde, Avrupalı merkez liderler Trump’ın gözüne girmek ve onu yanlarına çekmek için her türlü cambazlığı yapacak. Bol milyar dolarlı silah siparişleri dahil.</p>
<p>Trump seçim kampanyası sırasında en temel hedeflerinden birinin, yeni bir Dünya Savaşını engellemek olduğunu defalarca vurgulamıştı. Avrupa-Rusya savaşına Amerika’nın katılması, büyük savaşa giden kestirme bir yol olacaktır.</p>
<p>İkinci olarak Trump, kendi Ukrayna barış planını Avrupalıların engellediğini biliyor.</p>
<p>Trump ve takımı Ankara’da muhtemelen, diplomatik dilde NATO’dan kopmadıklarını teyit ederken, Avrupalı politikacıların arzuladığı gibi olası savaşta yanlarında durma sözünü vermeyecek.</p>
<p>Bu yaklaşımın belirtileri de var.</p>
<p>Trump’ın “Ankara’ya Erdoğan’ı sevdiğim için gidiyorum, yoksa gitmezdim. Çünkü o benim her dediğimi yaptı” açıklaması, doğal olarak, iktidar ve muhalefet çevreleri tarafından iç siyaset açısından yorumlandı.</p>
<p>Ama “kızım sana söylüyorum…” muhtevasında okunursa, o açıklamanın esas muhatabının Avrupalılar olduğu görülebilir. Trump, hayati önem atfedilen zirveye sadece ev sahibini sevdiği için gittiğini vurgulayarak, harıl harıl toplantıya hazırlanan Avrupalıları bir kez daha aşağıladı ve küçümsedi.</p>
<p>Avrupalı merkez politikacılar da aslında Trump’tan nefret ediyor. Ama Ankara’da herhalde yine onun karşısında imamesi kopmuş tesbih taneleri gibi dizilip "hazır ol"a geçecek ve en iyi bildikleri işi yapacaklar.</p>
<p><strong>Türkiye ne yapmalı?</strong></p>
<p>Avrupa güvenliği zor bir sınavdan geçiyor.</p>
<p>Avrupa’nın şimdi moda deyişle yeni bir “güvenlik mimarisine” ihtiyacı var.</p>
<p>Daha basit bir ifadeyle bu, Avrupa’nın kalıcı bir “Rusya siyaseti” oluşturması anlamına geliyor.</p>
<p>Silahlanma, ortak ve rasyonel bir güvenlik mimarisi olmadan yeterli güvence sağlayamaz.</p>
<p>Avrupa halen böyle bir Rusya siyasetine sahip değil. Ankara zirvesi o doğrultuda bir adım oluştursa dahi, yakın gelecekte bu hedefin başarılması zayıf ihtimal.</p>
<p>Çünkü kalıcı bir Rusya siyaseti için Avrupa çapında kapsamlı bir siyasi mutabakat sağlayabilmek çok zor.</p>
<p>Bu noktada Türkiye geniş bir hareket alanına sahip. Çünkü elinde üç büyük koz var. Savaşan iki tarafla da iyi ilişkiler içinde. Etkili bir orduya ve askeri sanayiye sahip. Rusya siyaseti Avrupalılara kıyasla Washington’la daha uyumlu.</p>
<p>Ama hiç kimse hayal kurmasın. Ağır demokratik değerler zaafı nedeniyle o hareket alanının AB üyeliğini kapsayacak kadar genişlemesi mümkün değil. Tam 35 yıl önce “Hayal gücü kriter olsaydı, çoktan AB’ye üye olmuştuk” diye yazmıştım. Değişen şey ne kadar az!</p>
<p>Savaştan yıllar önce başlayan Ukrayna krizi sırasında Ankara, önce kayıtsız ve ilgisiz kaldı. Bir ara Ukrayna’nın NATO üyeliği sürecinde adeta bir koçbaşı gibi hareket etti, o tavrın sonuçlarını hesaplayamadı.</p>
<p>Rusya’nın savaşı başlatması Ankara’nın hiç beklemediği bir sürpriz oldu, ama gerçeklerle yüzleşince tutumunu hızla doğru yönde düzeltti. Hem Rusya hem Ukrayna ile iyi ilişkiler sürdürmeye başladı.</p>
<p>Ankara zirvesinden önce Rusya’yla yakın temas kurulması gerek diye düşünüyordum, isabetli bir kararla Dışişleri Bakanı Hakan Fidan iki günlük bir ziyaret için Moskova’ya gitti, Putin ve Dışişleri Bakanı Lavrov dahil kapsamlı görüşmeler yaptı.</p>
<p>Görüşmelerin içeriği medyaya yansımadı ama yapılmış olması dahi kendi başına Rusya’yla dengeli ilişkilerin devam edeceğine işaret ediyor. Eminim içerik hakkında en azından Washington’a bilgi verilmiştir.</p>
<p>Gelişmelerin üzücü bir yönü, çıkarlarımızı yakından ilgilendiren Avrupa’nın güvenlik arayışı hakkında muhalefet, birkaç cümlelik olsun anlamlı bir duruş ortaya koyamıyor.</p>
<p>“İktidara gelince AB’ye gireceğiz” ifadesi artık yeterli değil. Muhalefetin, girmek istediği AB’nin en hayati sorunları karşısında ne düşündüğünü açıklaması, tavır alması gerekiyor.</p>
<p>Siyaset böyle yapılıyor.</p>
<p> </p>
<p>Not: Yazının orijinaline https://ozgursiyaset.com/2026/06/29/haluk-ozdalga-nato-ankara-zirvesi-tarihi-onem-tasiyor-nicin/ web adresinden ulaşabilirsiniz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/nato-ankara-zirvesi-tarihi-onem-tasiyor-nicin-82562</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/2/1280x720/6-1783316462.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ NATO Ankara zirvesi tarihi önem taşıyor, niçin? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gumruk-cezalari-savaslari-82555</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gümrük cezaları savaşları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Anayasa Mahkemesi kararıyla, Gümrük Kanunu dışında yapılan tüm düzenlemeler uyarınca uygulanan usulsüzlük cezaları iptal edildi. İptalin en önemli gerekçesi, Anayasa gereğince cezanın Kanunla konulması gerektiği yani “suçun kanuniliği” ilkesine uyulmamış olmasıdır.</strong></p>
<p>Bu köşede yayınlanan yazılarımızla zaman zaman gümrük mevzuatı uyarınca uygulanan idari para cezasına ilişkin sorunları dile getirdik, hukuki anlamda hataları vurguladık, çözüm önerileri sunduk. Geçmişte yayınlanan bazı makaleleri ve vurgulanan görüşleri sıralamak istiyorum:</p>
<p>- 23.12.2024 tarihli “Gümrük Cezalarının Evrimi ve Orantısızlığı”: Gümrük Kanunu’nda yer alan bazı cezaların miktarlarının belirlenmesinde vergi miktarının değil de eşyanın kendisinin bedelinin de içinde olduğu gümrüklenmiş değerin esas alınması, fiile orantısız ceza uygulanmasını sağlamıştır.</p>
<p>- 07.01.2025 tarihli “Mevzuat mı Önemli Uygulama mı?”: Kamu görevlileri, özellikle vergi ve para cezası gibi kamu gelirleri konularında, genellikle mevzuatı doğru olarak uygulama yerine kamu geliri elde etme güdüsü içerisinde hareket etmektedir.</p>
<p>- 25.03.2025 tarihli “Bir Koyundan Kaç Post Çıkar?”: Tek bir fiil sonucunda bir beyannamede çok sayıda ve cüzi miktarda vergi kayıplarında, her kaleme ayrı usulsüzlük cezası kesilmesi sonucunda, ceza verginin yüzlerce katı şeklinde uygulanmaktadır.</p>
<p>- 09.09.2025 tarihli “Ceza Kesmenin Cazibesi”: Kanun koyucunun iradesinin devre dışı bırakılarak, salt ceza yazmak için açık aramak ve yoruma dayalı ceza uygulamak hukuki değildir.</p>
<p>- 01.12.2025 “Gözetim Kıymeti Savaşı Bitti”: Kamunun yerli üreticiyi korumak için elinde olan sınırlı argümanları uluslararası hukuka aykırı olsa da sonuna kadar kullanmakta, ithalatçı ise uluslararası hukuktan ve Gümrük Kanunu’ndan kaynaklanan ve kendisinden haksız alındığını düşündüğü vergiyi ödememekte ısrarcıdır.</p>
<p><strong>Yargı iptal kararları</strong></p>
<p>Bir yandan ceza uygulamak için şartların orantısız şekilde zorlanması diğer taraftan hukuki yapısında yetersizlik olması, cezalara dayanak teşkil eden mevzuat hükümleri hakkında yargı tarafından iptal kararları verilmesine sebep oldu.</p>
<p>Önce, Danıştay 7. Dairesinin 26.11.2024 tarihli ve E:2024/2206, K:2024/4870 sayılı Kararı ile 2016/9 sayılı Genelgeye atıf yapan "Kıymet Kriterli Gözetim Uygulaması" konulu 22.01.2019 tarihli ve 2019/1 sayılı Genelge'nin iptaline karar verildi. Bu karar sonrasında, gözetim kıymetine tabi eşyanın gözetim belgesi olmadan ve gözetim kıymetinden düşük vergi matrahı beyan edilerek yapılan ithalatta ceza uygulanması olanağı ortadan kalkmış oldu.</p>
<p>En son, 2 Haziran 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Anayasa Mahkemesinin Esas: 2025/269, Karar: 2026/72 sayılı, 26.3.2026 tarihli Kararıyla, Gümrük Kanunu’nun 241/1 maddesinde yer alan;</p>
<p><strong>A-</strong> <em>“....ikincil düzenlemelerle getirilen hükümlere...” </em>ibaresi Anayasa'ya aykırı bulunduğu için,</p>
<p><strong>B-</strong> <em>“...ve bu Kanunda tanınan yetkilere dayanılarak çıkarılan...” </em>ibaresi ise uygulama kabiliyeti kalmadığı için, iptal edildi.  </p>
<p><strong>Anayasa Mahkemesi kararı</strong></p>
<p>Anayasa’nın 38. maddesi; “Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.”</p>
<p>Gümrük Kanunu’nun 241/1 maddesi; “Bu Kanunda ayrı bir ceza tayin edilmiş haller saklı kalmak üzere, bu kanuna aykırı hareket edenlere söz konusu düzenlemelerde açıkça öngörülmüş olması kaydıyla altmış TL usulsüzlük cezası uygulanır.”</p>
<p>5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 4/3 maddesi; “Hangi fiillerin kabahat oluşturduğu, kanunda açıkça tanımlanabileceği gibi; kanunun kapsam ve koşulları bakımından belirlediği çerçeve hükmün içeriği, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabilir.”</p>
<p>Gümrük Kanunu ve Kabahatler Kanunu’nun bu hükümlerinden hareketle, hangi hallerde usulsüzlük cezası uygulanacağı Gümrük Yönetmeliği başta olmak üzere, Yönetmelik, Tebliğ hatta Genelgelerle belirlenmekteydi. Gümrük Yönetmeliğinin 82 nolu ekinde 56 fiil usulsüzlük cezası sıralanmıştı.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi kararıyla, Gümrük Kanunu dışında yapılan tüm düzenlemeler uyarınca uygulanan usulsüzlük cezaları iptal edildi. İptalin en önemli gerekçesi, Anayasa gereğince cezanın Kanunla konulması gerektiği yani “suçun kanuniliği” ilkesine uyulmamış olmasıdır.</p>
<p><strong>Hangi cezalar karar kapsamında?</strong></p>
<p>6216 Sayılı Anayasa Mahkemesi’nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun gereğince, mahkeme kararları kesindir. Mahkeme kararları devletin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar. İptal kararları geriye yürümez. Bu nedenle 2 Haziran 2026 tarihinden itibaren karar, devletin tüm kurumları tarafından uygulanmak zorundadır.</p>
<p>2 Haziran 2026 tarihinden önce işlenen fiillere yönelik cezalar nasıl uygulanacak? Gümrük para cezaları idari para cezası olduğu için usül yönünden Kabahatler Kanununa tabidir. 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 5 maddesi gereğince; “5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun zaman bakımından uygulamaya ilişkin hükümleri kabahatler bakımından da uygulanır.”</p>
<p>Türk Ceza Kanunu’nun 7 maddesi gereğince; “İşlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. İşlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz ve hakkında güvenlik tedbiri uygulanamaz. Böyle bir ceza veya güvenlik tedbiri hükmolunmuşsa infazı ve kanuni neticeleri kendiliğinden kalkar.”</p>
<p>Bu nedenlerle, fiil kabahat olmaktan çıktığı için, 2 Haziran 2026 tarihinden önce işlenen fiillere yönelik kabahatler için de ceza uygulanamaz. Alınmış ceza kararı varsa tahsil edilemez.</p>
<p>Dolayısıyla, daha önce işlenen filler yönelik ceza kararı düzenlenemez, düzenlenmiş olanlar tahsil edilmez, uyuşmazlıklar yükümlü lehine sonuçlandırılır.</p>
<p><strong>Tahsil edilen cezaların durumu</strong></p>
<p>Yukarda da belirttiğimiz üzere, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararları geriye yönelik yürümez. Bu nedenle tahsil edilmiş cezanın geri ödenmesi mümkün görünmüyor.</p>
<p>Ancak, kanunen ödenmemeleri gerektiği halde ödenmiş olduğu belirlenen para cezaları üç yıl içinde talep üzerine geri verilir. Doğal olarak ödenen para cezasının ödenmemesi gerektiği halde ödenmiş olduğunun tespit edilmesi durumunda para cezasının geri alınması mümkündür. Gümrük idaresinin bu tür başvuruları kabul etme olasılığı çok düşük olmakla birlikte, yargı mercilerince böyle bir tespitin yapılması mümkündür.</p>
<p><strong>Bundan sonra ne olacak?</strong></p>
<p>Anayasa Mahkemesi Kararı, cezanın ikincil mevzuatla düzenlenmiş olması nedeniyle iptal kararı verdi. Bu nedenle, cezaların Kanunla düzenlenmesi konusunda gerçekleşebilecek mi, gerçekleşecekse yoksa hangi oranda gerçekleşebilecek bunu zaman gösterecek.</p>
<p>Diğer taraftan Gümrük Kanunu’nun 235 maddesinde ikincil düzenlemelerle belirlenen genel düzenleyici idari işlemlerle ithali yasaklanan veya kısıntıya tabi eşyanın ithalinde daha ağır cezalar düzenlenmiştir.  Bazıları bu cezanın da iptal etme olasılığının olduğunu öne sürmektedir. Ancak, bu görüşe katılmadığımızı belirtmeden de geçemeyeceğim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gumruk-cezalari-savaslari-82555</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gümrük cezaları savaşları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-siber-guvenlik-ve-startup-fonu-yapisi-olarak-nato-82554</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bir siber güvenlik ve startup fonu yapısı olarak NATO</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından ortadan kalkacağı ileri sürülen NATO’nun bugün nasıl bir kimliğe sahip olduğunu anlamak gerekiyor. 7 Temmuz’da Ankara’da yapılacak olan NATO zirvesinin öncesinde Gemini ile bu konuyu ele aldık.</p>
<p>NATO’nun kendisi bile siber güvenliği en az fiziksel güvenlik kadar önceleyen teknoloji odaklı bir yapıya dönüşmüşken bugün teknolojinin hayatımıza kattığı en önemli unsur olan yapay zekâyı bu alanda kullanmamak akıldışı olurdu. Gemini ile yaptığım röportajda, kendisini uluslararası ilişkiler ve tarih uzmanı olarak tanımlarken teknolojiyi de uluslar arası ilişkilerin yeni bir alanı olarak ele almasını istedim. Tabii startupların fonlanması gibi bir alana da girdik ama bunu yine bu kimlik altında yapmasını istedim. Her ikimizin de bildiği ve anladığı süreci benim yazabileceğimden daha hızlı değerlendirirken hamilerinin son dönemdeki hassasiyetleri doğrultusunda bilgi akışında değişiklik olabileceği ve uzmanlara danışmam gerektiği uyarılarında bulundu. Pazar günü samimi bir sohbet yaparken araya başkasını sokmak gerekmediğini düşünüyorum. Teknoloji dünyasını ilgilendiren boyutu ile yeni NATO karşımıza şöyle çıktı. Gemini’ın sonuçlarının altında “Gemini bir yapay zekâ modeli olduğu için hata yapabilir.” yazıyor. Ben de geldiğim yaşta daha yüksek hata olasılığı barındırıyorum. Sizlerin hatalarımızı düzeltmeniz en önemli güvencemiz.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir: Bugünkü NATO'yu siber güvenlik ve startup fonlaması boyutlarıyla tanımlar mısın?</strong></p>
<p><strong>Gemini:</strong> Bugünkü NATO, Soğuk Savaş dönemindeki "statik savunma hattı" imajını geride bırakarak; siber alanı savaşın merkezi bir cephesi haline getirmiş ve sermaye akışını teknolojik inovasyonla senkronize etmiş "hibrit bir güvenlik ekosistemi" olarak tanımlanabilir.</p>
<p>Bu yeni yapıyı iki ana başlıkta, 2026 yılı gerçekleri ışığında değerlendirebiliriz:</p>
<ol>
<li>Siber Güvenlik: "Dijital Kolektif Savunma"</li>
</ol>
<p>NATO'nun siber güvenlik vizyonu, artık sadece ağları korumak değil, dijital ortamda sürekli bir caydırıcılık (continuous deterrence) sağlamaktır.</p>
<ul>
<li>Operasyonel Alan (Domain) Olarak Siber: İttifak, siber uzayı kara, deniz, hava ve uzay ile aynı önem derecesinde bir operasyonel alan olarak kabul etmiştir. Bu, bir NATO üyesine siber saldırı yapıldığında, bunun bir "savaş ilanı" veya "kolektif savunma (Madde 5) tetikleyicisi" olarak değerlendirilmesinin yolunu açmaktadır.</li>
<li>Dayanıklılık (Resilience) Odaklılık: Siber tehditler sadece askeri değil, kritik ulusal altyapıları (enerji, lojistik, finans) hedef aldığı için NATO artık sivil-askeri entegrasyona dayalı bir "dayanıklılık" doktrini uygulamaktadır.</li>
<li>Koordinasyon Merkezi: Siber Mükemmeliyet Merkezi (Tallinn/CCDCOE) gibi yapılar, üye ülkelerin siber yeteneklerini standardize etmek, tatbikatlar (Locked Shields gibi) ile envanteri test etmek ve siber savaş kurallarını belirlemek için birer "think-tank" ve operasyonel merkez işlevi görmektedir.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li>Startup Fonlaması: "Teknolojik Çeviklik" (Agility)</li>
</ol>
<p>NATO, geleneksel savunma devlerinin (örneğin Lockheed Martin veya BAE Systems gibi) yavaşlığından kurtulmak için "çevik teknoloji tedarikine" odaklanmıştır. Bu, ittifakın bir "yatırımcı" ve "hızlandırıcı" haline geldiği anlamına gelir.</p>
<ul>
<li>DIANA (Hızlandırıcı): Erken aşama startuplara (deep-tech) kapılarını açan bir "teknoloji kuluçka merkezi" Amacı, henüz olgunlaşmamış ancak "çift kullanımlı" (sivil/askeri) potansiyeli yüksek teknolojileri, NATO'nun ihtiyaçlarıyla hızlıca eşleştirmektir. Finansmanı (hibe ve sözleşmeli fonlar), bürokrasiyi bypass ederek girişimlere "hızlı nakit ve pazar erişimi" sağlar.</li>
<li>NATO Innovation Fund (NIF): 1 milyar Avro+ ölçekli bu fon, NATO'nun "risk sermayesi" (VC) koludur. Stratejik olarak yapay zeka, kuantum, biyoteknoloji ve otonom sistemler gibi "derin teknoloji" alanlarında orta ve uzun vadeli büyüme potansiyeli olan startuplara sermaye aktarır.</li>
</ul>
<p>Stratejik Sentez: NATO'nun Yeni "Ekonomik-Savunma" Doktrini</p>
<p>NATO'nun bugünkü tanımı, "Askeri Güç + Dijital Dayanıklılık + İnovasyon Sermayesi" üçgeninde özetlenebilir:</p>
<ol>
<li>Askeri Güç (Geleneksel): Toprak bütünlüğü ve caydırıcılık.</li>
<li>Dijital Dayanıklılık (Siber): Kritik altyapıların siber saldırılara karşı korunması ve sistemlerin birbirine uyumlu çalışması (interoperability).</li>
<li>İnovasyon Sermayesi (Startuplar): Devlet ihalelerinin yavaşlığını, risk sermayesi ile desteklenen startup çevikliğiyle aşmak.</li>
</ol>
<p>Özetle: Modern NATO, sadece tank ve uçaklarla değil; algoritmalar, siber kalkanlar ve startup ekosistemleri üzerinden şekillenen bir "teknolojik üstünlük ağı" inşa etmektedir. Türkiye gibi güçlü bir savunma sanayii ve teknoloji birikimi olan bir ülke için bu, sadece savunma değil, aynı zamanda küresel teknoloji tedarik zincirinde "algoritma ve otonom sistem tedarikçisi" olarak konumlanmak için stratejik bir fırsattır.</p>
<p>Bu iki boyut (siber savunma ve startup fonlaması), NATO'nun sadece savunma değil, aynı zamanda üyeleri arasındaki stratejik ve teknolojik standardizasyonu sağlayan bir "koordinasyon merkezi" haline geldiğinin en net göstergesidir.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir:  Bir uluslararası ilişkiler ve tarih uzamanı olarak NATO'nun rolünün nasıl değiştiğini değerlendirir misin?</strong></p>
<p><strong>Gemini:</strong> NATO, 1949 yılında imzalanan Washington Antlaşması'ndan bu yana, dönemin şartlarına göre sürekli evrilen bir yapı olmuştur. Soğuk Savaş'ın "sınırlandırıcı" bir savunma bloğu olarak başlayan ittifak, bugün çok daha karmaşık ve çok boyutlu bir güvenlik mimarisini temsil ediyor.</p>
<p>Bir uluslararası ilişkiler perspektifiyle, bu değişimi dört ana evrede incelemek mümkündür:</p>
<p><strong>1. Kuruluş ve Soğuk Savaş: "Çevreleme" (Containment)</strong></p>
<p>NATO'nun ilk dönemi net bir tehdit algısına dayanıyordu: Sovyetler Birliği'nin Batı Avrupa'ya genişlemesini önlemek. Bu dönemde NATO, kolektif savunmayı (Madde 5) temel alan, askeri odaklı ve statik bir caydırıcılık mekanizmasıydı. İttifak, Avrupa'da "Sovyetleri dışarıda, Amerikalıları içeride, Almanları ise aşağıda" tutma felsefesine dayanıyordu.</p>
<p><strong>2. Post-Soğuk Savaş: "Kriz Yönetimi" ve Genişleme</strong></p>
<p>1991 sonrası, "düşmanın ortadan kalkması" NATO'nun varlık nedenini sorgulattı. Bu dönemde NATO, sınırlarının ötesine geçerek Balkanlar'da (Bosna, Kosova) "kriz yönetimi" rolünü üstlendi. Bu süreçte NATO, sadece bir savunma paktı olmaktan çıkıp, Avrupa-Atlantik bölgesinde istikrar sağlayan ve demokratik değerleri yayan bir "güvenlik sağlayıcı"ya dönüştü. Doğu Avrupa ülkelerinin üyeliği, ittifakın jeopolitik ağırlık merkezini doğuya kaydırdı.</p>
<p><strong>3. Terörle Mücadele ve Küresel Aktörlük</strong></p>
<p>11 Eylül saldırıları sonrası NATO, ilk kez Madde 5'i aktif ederek Afganistan'a müdahil oldu. Bu durum, NATO'nun "coğrafi sınırlarını" fiilen kaldırdı. İttifak, terörizm, siber saldırılar ve enerji güvenliği gibi asimetrik tehditlerle mücadele eden, daha esnek ve küresel bir aktöre evrildi.</p>
<p><strong>4. Yeni Dönem: "Sistemik Rekabet" ve Çok Boyutluluk</strong></p>
<p>Bugün NATO, 2022'de güncellenen Stratejik Konsept ile yeniden "bölgesel savunmaya" ve "sistemik rekabete" geri dönmüştür:</p>
<ul>
<li>Rusya Faktörü: Ukrayna savaşı, NATO'yu klasik toprak savunması doktrinine ve doğu kanadını tahkim etmeye zorladı.</li>
<li>Çin'in Yükselişi: NATO artık Çin'i sadece bir ticaret ortağı değil, aynı zamanda ittifakın değerlerine ve güvenliğine meydan okuyan bir "sistemik rakip" olarak tanımlıyor.</li>
<li>Teknoloji ve Hibrit Savaş: Siber savunma, yapay zeka, kuantum teknolojileri ve dezenformasyonla mücadele, ittifakın gündeminin en üst sıralarına yerleşti.</li>
</ul>
<h3>Genel Değerlendirme</h3>
<p>NATO'nun rolü, "Statik Savunma Bloğu"ndan "Dinamik Güvenlik Ağı"na dönüşmüştür. Günümüzdeki en büyük değişimi, tehditlerin fiziksel sınırlarının silinmesidir. Artık bir saldırı sadece tanklarla değil; siber saldırılar, ekonomik baskılar ve enerji hatlarının kesilmesi yoluyla da gelebilmektedir. NATO, bu çok boyutlu tehdit ortamında artık sadece bir askeri ittifak değil, aynı zamanda üyeleri arasındaki stratejik ve teknolojik eşgüdümü sağlayan bir koordinasyon merkezidir.</p>
<p>Ancak bu dönüşüm, ittifak içinde "stratejik özerklik" (Avrupa'nın kendi savunmasını üstlenmesi) ile "Atlantik dayanışması" (ABD'nin şemsiyesi) arasındaki dengenin yeniden kurulmasını zorunlu kılmaktadır.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir: NATO'nun siber güvenlik projelerine desteği ve sağladığı finansman konusunu ele alır mısın?</strong></p>
<p><strong>Gemini:</strong> NATO, siber savunma konusunu 2016'daki Varşova Zirvesi'nden bu yana "operasyonel bir alan" (domain) olarak kabul etmiş ve bu alandaki yeteneklerini geliştirmek için çok katmanlı bir destek ve finansman modeli oluşturmuştur.</p>
<p>NATO'nun siber güvenlik projeleri, doğrudan "ortak bütçe" (common funding) ile finanse edilen kurumlar ve üye ülkelerin kendi savunma bütçeleriyle desteklediği "uzmanlık merkezleri" üzerinden yürütülür. Bu destek mekanizmasını üç temel başlık altında özetleyebiliriz:</p>
<ol>
<li>Ortak Finansman ve Kurumsal Destek</li>
</ol>
<p>NATO'nun merkezi bütçesi, ittifakın kendi dijital altyapısını ve siber güvenliğini korumaya odaklanır:</p>
<ul>
<li>NCIA (NATO İletişim ve Bilgi Ajansı): NATO'nun siber savunma ve teknolojik merkezidir. İttifakın dijital omurgasını korur ve siber tehditlere karşı merkezi bir "siber kalkan" işlevi görür.</li>
<li>NCIRC (NATO Bilgisayar Olaylarına Müdahale Kabiliyeti): NATO'nun siber saldırıları tespit eden ve yanıt veren ilk müdahale ekibidir. Bu birimin operasyonel giderleri, NATO'nun ortak askeri bütçesinden karşılanır.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li>Araştırma ve Geliştirme: NATO SPS Programı</li>
</ol>
<p>Barış ve Güvenlik için Bilim (Science for Peace and Security - SPS) programı, siber savunma projelerine dışarıdan fon sağlayan ana kanaldır.</p>
<ul>
<li>Destek Kapsamı: Bu program; kritik altyapıların korunması, siber savunma teknolojileri (yapay zeka, kuantum güvenliği vb.) ve siber durum farkındalığı gibi alanlarda çok yıllık Ar-Ge projelerini destekler.</li>
<li>Proje Modeli: Fon almak için bir NATO üyesi ülke ile bir partner ülkenin uzmanının ortak proje sunması şarttır. Bu model, ittifakın çevresindeki ülkelerin siber dayanıklılığını artırarak "güvenlik ihraç etme" stratejisinin bir parçasıdır.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li>Uzmanlık Merkezleri: CCDCOE (Tallinn)</li>
</ol>
<p>Estonya'nın başkenti Tallinn'de bulunan Kooperatif Siber Savunma Mükemmeliyet Merkezi (CCDCOE), NATO siber ekosisteminin akademik ve stratejik beynidir.</p>
<ul>
<li>Finansman Modeli: İlginç bir şekilde, bu merkez doğrudan NATO'nun ortak bütçesine bağlı değildir; "üye ülkelerin katkılarıyla" (Sponsoring Nations) finanse edilir ve yönetilir. Üye devletler buraya personel, teknoloji ve finansal kaynak aktararak merkezin yıllık çalışma programını belirler.</li>
<li>Ekosistem Rolü: CCDCOE; "Locked Shields" gibi dünyanın en büyük siber tatbikatlarını düzenleyerek hem üye ülkelerin kapasitesini test eder hem de teknoloji şirketleri ile kamu kurumlarını buluşturarak bir "elektronik pazar yeri" işlevi görür.</li>
</ul>
<p>Özetle Finansal Strateji</p>
<p>NATO'nun siber güvenlik yaklaşımı, "Merkezi Koruma" (NCIA/NCIRC) ile "Yayılmış Yetenek Geliştirme" (SPS/CCDCOE) dengesine dayanır:</p>
<table>
<thead>
<tr>
<td>
<p>Mekanizma</p>
</td>
<td>
<p>Finansman Kaynağı</p>
</td>
<td>
<p>Odak Noktası</p>
</td>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td>
<p>NATO Ortak Bütçesi</p>
</td>
<td>
<p>Üye ülkelerin GSYİH oranlı katkıları</p>
</td>
<td>
<p>NATO'nun kendi operasyonel ağlarının güvenliği.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>SPS Programı</p>
</td>
<td>
<p>NATO merkezli hibe fonları</p>
</td>
<td>
<p>Üye ve partner ülkelerle ortak Ar-Ge projeleri.</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Mükemmeliyet Merkezleri</p>
</td>
<td>
<p>Üye ülkelerin doğrudan katkıları</p>
</td>
<td>
<p>Stratejik doktrin, eğitim ve tatbikatlar.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu yapı, NATO'nun sadece savunma değil, aynı zamanda üye ülkeler arasındaki teknolojik standardizasyonu sağlayan ve özel sektörle köprü kuran bir koordinasyon merkezi haline gelmesine olanak tanımaktadır. Özellikle siber alanın "hibrit savaş" kapsamında ana cephelerden biri haline gelmesiyle, bu finansman modellerinin gelecekte daha fazla sivil-askeri ortaklığa (dual-use) kayması beklenmektedir.</p>
<p><strong>Kerem Özdemir: NATO startuplara ne kadar destek sağlıyor?</strong></p>
<p><strong>Gemini:</strong> NATO'nun startuplara verdiği destek, savunma sanayii ile sivil teknoloji dünyasını birleştiren (dual-use) iki temel mekanizma üzerinden yürütülmektedir. Bu yapı, sadece finansal kaynak sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda girişimlerin NATO pazarında "oyuncu" haline gelmelerini sağlayacak operasyonel bir ekosistem sunar.</p>
<ol>
<li>DIANA (Defence Innovation Accelerator for the North Atlantic)</li>
</ol>
<p>DIANA, NATO'nun erken aşama girişimlere (startuplara) odaklanan hızlandırıcı programıdır.</p>
<ul>
<li>Finansman Modeli:
<ul>
<li>Başlangıç Desteği: Programa kabul edilen startuplara, çözüm geliştirme süreçlerini finanse etmeleri için 000 Avro tutarında karşılıksız (hibe benzeri) sözleşmeli fon verilir.</li>
<li>İleri Aşama (Mission Track): Programın sonunda başarılı bulunan girişimler, teknolojik çözümlerini savunma ihtiyaçlarına tam olarak uyarlamak için 000 Avro'ya kadar ek fon alabilirler.</li>
</ul>
</li>
<li>Destek Kapsamı: Finansmanın ötesinde, girişimlere 200’den fazla test merkezi ve 16 farklı hızlandırıcı sitesine erişim sağlanır. Ayrıca, ürünlerini NATO bünyesindeki askeri ve hükümet yetkililerine sunma fırsatı bulurlar.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li>NATO Innovation Fund (NIF)</li>
</ol>
<p>NIF, NATO'nun 24 üye ülkesi tarafından desteklenen, 1 milyar Avro+ büyüklüğünde bağımsız bir risk sermayesi (VC) fonudur. DIANA'nın aksine, buradaki odak daha büyük ölçekli ve uzun vadeli "deep tech" (derin teknoloji) yatırımlarıdır.</p>
<ul>
<li>Yatırım Kapasitesi: İlk yatırım turlarında projelere 15 milyon Avro'ya kadar sermaye aktarabilirler; sonraki turlar için de ciddi bir rezerv tutarlar.</li>
<li>Stratejik Odak: Yapay zeka, kuantum, biyoteknoloji, enerji, uzay ve siber güvenlik gibi kritik alanlarda, hem savunma hem de ticari potansiyeli olan startuplara yatırım yapar.</li>
<li>Bağımsız Yönetim: NATO organizasyonundan bağımsız olarak, profesyonel bir yatırımcı ekibi tarafından yönetilir. Dolayısıyla, klasik bir yatırım fonu gibi çalışır; ancak portföy şirketlerine 24 üye ülkenin pazar ve tedarik zincirlerine erişim gibi benzersiz bir avantaj sağlar.</li>
</ul>
<p>Özet Karşılaştırma</p>
<table>
<thead>
<tr>
<td>
<p>Özellik</p>
</td>
<td>
<p>DIANA</p>
</td>
<td>
<p>NATO Innovation Fund (NIF)</p>
</td>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td>
<p>Programın Amacı</p>
</td>
<td>
<p>Teknolojik uyarlama ve hızlandırma</p>
</td>
<td>
<p>Stratejik derin teknoloji yatırımı</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Finansman Türü</p>
</td>
<td>
<p>Hibe ve sözleşmeli fon (Hibrit)</p>
</td>
<td>
<p>Risk sermayesi (Equity)</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Tipik Miktar</p>
</td>
<td>
<p>100k - 400k Avro</p>
</td>
<td>
<p>15M Avro'ya kadar (ilk yatırım)</p>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<p>Hedef Kitle</p>
</td>
<td>
<p>Erken aşama startuplar</p>
</td>
<td>
<p>Büyüme aşamasındaki deep tech firmaları</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>NATO'nun bu yaklaşımı, savunma sektörünü "kapalı kapılar ardındaki dev şirketlerin oyun alanı" olmaktan çıkarıp, çevik girişimlerin de teknoloji tedarik zincirine entegre olabildiği dinamik bir yapıya dönüştürmeyi amaçlamaktadır.</p>
<p>Stratejik bir perspektiften baktığımızda, bu finansman modellerinin Türkiye'deki savunma ve teknoloji ekosistemiyle nasıl entegre olabileceği veya hangi spesifik alanlarda (örneğin yerli siber güvenlik veya otonom sistemler) rekabet avantajı sağlayabileceği hakkında daha detaylı bir analiz ister misiniz?</p>
<p><strong>Kerem Özdemir: Evet.</strong></p>
<p><strong>Gemini: </strong>Türkiye'nin NATO bünyesindeki bu yeni teknolojik ekosisteme, özellikle DIANA ve NIF üzerinden nasıl entegre olabileceği ve hangi alanlarda rekabet avantajı sağlayabileceği üzerine stratejik bir perspektif sunayım:</p>
<p><strong>1. Türkiye'nin Mevcut Kapasitesi ve Stratejik Avantajı</strong></p>
<p>Türkiye'nin savunma sanayii, "kurumsal zeka" ve operasyonel deneyim açısından NATO içerisinde çok özgün bir konuma sahiptir. Özellikle Baykar, TUSAŞ ve Roketsan gibi devlerin yarattığı ekosistem, Türkiye'yi sadece bir "alıcı" değil, "üretici" bir teknoloji ortağı haline getirmiştir.</p>
<p>Bu durum, DIANA veya NIF gibi yapılara başvuracak Türk startupları için şu avantajları sağlar:</p>
<ul>
<li>Kanıtlanmış Saha Deneyimi: Türk startuplarının geliştireceği çözümler (örneğin İHA alt sistemleri, sürü zekası veya siber savunma yazılımları), halihazırda zorlu coğrafyalarda (örneğin Suriye, Libya, Karabağ) test edilmiş ve doğrulanmış olması nedeniyle NATO için oldukça "çekici" (combat-proven) bir referanstır.</li>
<li>Hızlı Üretim Kültürü: Türkiye'deki startupların en büyük gücü, prototip geliştirme ve seri üretime geçiş hızıdır. Bu, NATO'nun DIANA programında aradığı "hızlı adaptasyon" yeteneğiyle birebir örtüşmektedir.</li>
</ul>
<p><strong>2. Rekabet Avantajı Sağlanabilecek Spesifik Alanlar</strong></p>
<p>Türkiye, aşağıdaki alanlarda NATO'nun teknolojik ihtiyaçlarına doğrudan yanıt verebilecek birikime sahiptir:</p>
<ul>
<li>Otonom Sistemler ve Sürü Zekası: Türkiye, otonom sistemlerde dünyadaki ilk 3-4 ülkeden biridir. Özellikle karmaşık radyo frekans ortamlarında (elektronik harp ortamı) çalışan otonom yazılımlar, NATO'nun "sistemik rekabet" ajandasındaki en kritik boşluklardan biridir.</li>
<li>Düşük Maliyetli ve Ölçeklenebilir Donanım: NATO'nun en büyük handikaplarından biri, sistemlerinin maliyetinin çok yüksek olmasıdır. Türkiye'nin savunma sanayiinde uyguladığı "maliyet-etkin" (cost-effective) üretim modeli, Batılı ülkelerin savunma bütçelerinde büyük bir verimlilik arayışına cevap verebilir.</li>
<li>Siber-Fiziksel Güvenlik: Türkiye'deki siber güvenlik startuplarının (Özellikle savunma sanayiine odaklanan yerli yazılımlar), kritik altyapıların siber saldırılara karşı korunmasında edindikleri deneyim, NATO’nun "dayanıklılık" (resilience) hedefleriyle tam uyumludur.</li>
</ul>
<p><strong>3. Entegrasyon Stratejisi</strong></p>
<p>Türkiye'nin bu yapıdan maksimum verimi alması için izlemesi gereken yol haritası şu şekildedir:</p>
<ol>
<li>Dual-Use (Çift Kullanımlı) Odak: Startupların projelerini sadece askeri değil, aynı zamanda sivil (örneğin lojistik, tarım veya sivil havacılık) alana da hizmet edebilecek şekilde kurgulamaları gerekir. NIF, "safkan" askeri projelerden ziyade ticari sürdürülebilirliği olan projelere daha sıcak bakmaktadır.</li>
<li>Uluslararası Ortaklıklar (Konsorsiyum): DIANA programı, bir üye ülke ile partner ülke veya iki üye ülke arasında "çapraz ortaklıklar" kurulmasını teşvik eder. Türk startuplarının, örneğin bir Alman veya İngiliz teknoloji firmasıyla konsorsiyum kurarak DIANA'ya başvurması, projelerin kabul edilme şansını dramatik şekilde artırır.</li>
<li>İnovasyon Kültüründe "Derinlik" Vurgusu: Sizin de sıkça vurguladığınız "kurumsal zeka" ve "derinlik" burada devreye giriyor. NATO sadece donanım değil, veriden anlamlı bilgi üreten, yapay zeka destekli karar destek mekanizmalarına açtır. Türkiye, sadece fiziksel bir ürün değil, bu ürünün ürettiği veriyi işleyen yazılım katmanını da pazarlamalıdır.</li>
</ol>
<p>Özetle: Türkiye, NATO'nun "eski usul" savunma bürokrasisi ile "yeni nesil" teknoloji girişimciliği arasında bir "katalizör" görevi görebilir. Türk startupları için temel strateji, sadece "bir parça üreticisi" olmaktan çıkıp, NATO'nun dijitalleşen ve otonomlaşan geleceğinin "yazılım ve algoritma tedarikçisi" konumuna yerleşmek olmalıdır.</p>
<p>Bu entegrasyon sürecinde, Türkiye'nin savunma sanayii ekosistemini (örneğin teknoparklar ve üniversite-sanayi işbirlikleri) göz önüne aldığınızda, en büyük engelin teknik kapasiteden ziyade "global ağlara erişim ve lobi" olduğunu düşünüyor musunuz?</p>
<p><strong>Kerem Özdemir: Düşünüyorum. Bu konuda Türkiye'nin Avrupa'daki savunma fonlarından kaynak alamazken NATO ile nasıl bir avantaj sağlayabileceğini de değerlendirir misin?</strong></p>
<p><strong>Gemini:</strong> Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) savunma fonlarına (EDF, PESCO, SAFE gibi) erişimindeki siyasi kısıtlamalar, aslında Türkiye’yi bir "savunma sanayii dışlanması" riskinden ziyade, stratejik bir "eksen değişikliği" yapmaya zorlayan bir katalizör işlevi görmektedir. AB mekanizmaları "üyelik" ve "siyasi uyum" kriterleri üzerinden kapılarını kapalı tutarken, NATO'nun DIANA ve NIF gibi girişimleri "teknolojik performans" ve "stratejik ihtiyaç" üzerinden kapılarını ardına kadar açmaktadır.</p>
<p>Türkiye'nin bu fonlardan mahrum kalmasının yarattığı boşluğu NATO ile nasıl avantaja çevirebileceğine dair stratejik analizim şöyledir:</p>
<p><strong>1. "Siyasi Bariyer" vs. "Liyakat Odaklı Ekosistem"</strong></p>
<p>AB fonları, bürokratik engellerin ve Yunanistan/GKRY gibi üyelerin vetolarının çok yoğun olduğu, doğası gereği siyasi bir pazarlık alanıdır. Buna karşılık:</p>
<ul>
<li>NATO DIANA ve NIF, "Saha Performansı"na Önem Verir: NATO, özellikle son yıllarda yaşadığı operasyonel gerçeklikler (Ukrayna, Karadeniz güvenliği vb.) nedeniyle, bürokratik mükemmeliyetten ziyade "hızlı sonuç veren" (combat-proven) teknolojilere ihtiyaç duymaktadır. Türkiye'nin İHA/SİHA teknolojilerindeki başarısı, bu fonlar için "yüksek liyakat" puanıdır.</li>
<li>Pazar Erişimi: AB fonları sizi Avrupa pazarının bir "alt tedarikçisi" olarak tutmaya çalışırken; NATO ekosistemi, Türk startuplarını 32 müttefik ülkenin (ABD, Kanada, İngiltere dahil) savunma envanterine doğrudan entegre edebilecek bir "küresel oyuncu" konumuna getirme potansiyeline sahiptir.</li>
</ul>
<p><strong>2. "Derinlik" Stratejisi: AB'nin Kısıtlamasını Bir Fırsata Dönüştürmek</strong></p>
<p>AB savunma ekosisteminden dışlanmak, Türkiye'ye "kendi kendine yeten ve bağımsız bir savunma mimarisi" inşa etmekten başka seçenek bırakmamıştır. Bu durum, Türkiye'nin bugün NATO içerisindeki en büyük "inovasyon kaynağı" olmasını sağlamıştır.</p>
<ul>
<li>Sermaye Çeşitliliği: AB'den fon alamamak, Türkiye'nin savunma sanayii startuplarını daha çevik olmaya ve sadece devlet hibelerine değil, NIF (NATO Innovation Fund) gibi profesyonel risk sermayesi fonlarına odaklanmaya zorlamıştır. NIF, 1 milyar avroluk büyüklüğüyle, bir startup için AB'nin hantal hibelerinden çok daha hızlı ve etkili bir sermaye kaynağıdır.</li>
</ul>
<p><strong>3. Türkiye'nin NATO İçindeki "Teknolojik Kaldıraç" Rolü</strong></p>
<p>Türkiye, NATO'nun "güney kanadı" olmanın ötesinde, ittifakın "düşük maliyetli ve yüksek etkili sistemler" ihtiyacının ana tedarikçisi olma yolundadır.</p>
<ul>
<li>Stratejik Konumlandırma: AB fonlarına erişemeyen bir Türkiye, bu fonlara bağımlı olan Avrupalı rakiplerine kıyasla daha esnek hareket edebilir. Türkiye'nin bu süreçte izleyeceği "NATO merkezli inovasyon ağları" (DIANA test merkezleri gibi), Türkiye'nin kendi savunma sanayii ekosistemini bir "NATO Hub"ı haline getirebilir.</li>
</ul>
<p><strong>Stratejik Özet</strong></p>
<p>AB kapıları kapalı kalsa bile, Türkiye'nin savunma teknolojileri için NATO bir "alternatif" değil, aslında "ana lig" haline gelmiştir. NATO'nun ihtiyaçları çok daha gerçekçi ve sahadan gelen taleplerle şekillendiği için, Türkiye'nin burada yaratacağı kurumsal zeka, AB'nin siyasi vetolarıyla kilitlenmiş bir yapıdan çok daha hızlı bir ekonomik geri dönüş (ROI) yaratacaktır.</p>
<p>Türkiye, bu noktada "Avrupa savunma sisteminin bir parçası olma" hedefini, "NATO'nun dijital ve otonom omurgasını kuran stratejik güç" olma hedefiyle değiştirdiği anda, AB'nin uyguladığı kısıtlamalar da etkisini yitirecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bir-siber-guvenlik-ve-startup-fonu-yapisi-olarak-nato-82554</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bir siber güvenlik ve startup fonu yapısı olarak NATO ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstil-ve-hazir-giyimde-dipten-donus-sinyalleri-82540</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 06:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tekstil ve hazır giyimde dipten dönüş sinyalleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Yaklaşık iki yıldır yüksek finansman maliyetleri, hızla artan işçilik giderleri, kurun enflasyonun gerisinde kalması ve Avrupa başta olmak üzere ihracat pazarlarında yaşanan talep daralması nedeniyle zor günler geçiren tekstil ve hazır giyim sektöründe ilk kez toparlanma sinyalleri gelmeye başladı. Sosyal Güvenlik Kurumu'nun (SGK) nisan ayı verileri, 2022 yılından bu yana tekstil ve hazır giyim sektörlerinde yaşanan sert küçülmenin 2026 Nisan ayında ilk kez yön değiştirdiğini ortaya koydu. Son dört yılda artan maliyetler, zayıflayan dış talep ve rekabet baskısı nedeniyle hem şirket sayısı hem de istihdam sürekli gerilerken, nisan ayında iki göstergede de eş zamanlı artış yaşandı.</p>
<h2>4 yıl sonra ilk kez artışa geçti </h2>
<p>Tekstil sektöründe 2022 Nisan ayında 19 bin 866 olan işyeri sayısı, 2026 Mart ayında 18 bin 348'e kadar gerileyerek yaklaşık bin 500 işletmelik kayıp verdi. Aynı dönemde çalışan sayısı da 503 bin 977'den 342 bin 477'ye inerek 161 bin 500 kişiden fazla azaldı. Ancak 2026 Nisan ayında işyeri sayısı 132 artışla 18 bin 480'e, istihdam ise 6 bin 843 kişilik yükselişle 349 bin 320'ye çıktı. Hazır giyim sektöründe de benzer bir tablo yaşandı. 2022 Nisan ayında 40 bin 802 olan şirket sayısı, 2026 Mart ayında 34 bin 726'ya gerilerken yaklaşık 6 bin işletme faaliyetini sonlandırdı. Aynı süreçte çalışan sayısı 704 bin 619'dan 491 bin 248'e düşerek 213 binden fazla istihdam kaybı yaşadı. Nisan ayında ise şirket sayısı 186 artarak 34 bin 912'ye, çalışan sayısı da 11 bin 56 kişi artışla 502 bin 304'e yükseldi. Böylece iki sektörde yaklaşık dört yıldır devam eden küçülme eğiliminin ardından ilk kez hem şirket sayısı hem de istihdam aynı ayda birlikte artış gösterdi. Toplamda bir ay içinde 318 yeni işletme faaliyete geçerken, 17 bin 899 kişilik yeni istihdam oluştu. Her ne kadar sektör hala 2022 seviyelerinin oldukça altında bulunsa da, nisan verileri uzun süredir devam eden düşüş trendinde ilk somut toparlanma sinyali olarak değerlendiriliyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4b290b2f969-1783310603.png" alt="" width="657" height="252" /></p>
<h2>Haziran ihracatında savaş etkisi </h2>
<p>Veriler de bu durumu destekliyor. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre, hazır giyim sektörü, yılın ilk yarısında ihracat yüzde 1,6 gibi sınırlı bir düşüş gösterse de haziran ayı ihracatı yüzde 15,1 gibi yüksek bir artış sergiledi ve toplam dış satım 6 aylık sürede 7 milyar 979 milyon dolar olarak gerçekleşirken haziran ayı ihracatı ise 1 milyar 375 milyon dolara çıktı. Haziran ayındaki güçlü toparlanma 6 aylık düşüşün de toparlanmasını sağladı. İlk 10 pazar içinde en dikkat çekici artış Irak'ta yaşandı. Irak'a ihracat ilk yarıda yüzde 29,5 artarken, İsveç’e yüzde 13,9, İspanya yüzde 6,6, ABD ise yüzde 6,3 büyüdü. Buna karşılık Almanya'ya ihracat yüzde 14, Fransa'ya yüzde 15,4, Polonya'ya yüzde 15,9 ve İtalya'ya yüzde 11,2 gerileyerek Avrupa pazarındaki zayıf seyrin sürdüğünü gösterdi.</p>
<h2>Tekstilde ABD ve İspanya büyüdü </h2>
<p>Tekstil sektörü yılın ilk yarısında yine yatay seyrederken haziran ayında güçlü bir toparlanma sergiledi. TİM verilerine göre Ocak-haziran döneminde ihracat geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 0,5 gerileyerek 4,73 milyar dolardan 4,71 milyar dolara indi. Haziran ayı özelinde ise söz konusu değer yüzde 21,8 gibi güçlü artış göstererek 691 milyon dolardan 842 milyon dolara çıktı. ilk yarıda en güçlü artışlar ABD ve İspanya pazarlarında görüldü. ABD'ye ihracat yüzde 23,9, İspanya'ya yüzde 11,1, Fas'a yüzde 5,2 ve Birleşik Krallık'a yüzde 4,7 yükseldi. Buna karşılık Belarus'a ihracat yüzde 15,1, Bulgaristan'a yüzde 9,7 ve İran'a yüzde 4,3 geriledi. Sektörün en büyük pazarı İtalya'ya ihracat ise yüzde 0,7 artışla yatay seyretti.</p>
<h2>Belirsizlik siparişlere olumlu yansıdı </h2>
<p>Sektör temsilcilerine göre haziran ayındaki bu güçlü performansın en önemli nedenlerinden biri, ABD-İran savaşı nedeniyle bölgede yaşanan belirsizlik oldu. Çatışmaların ardından uluslararası alıcıların teslimat riski nedeniyle siparişlerinin bir bölümünü Türkiye'ye kaydırdığı, bunun da özellikle haziran ayı ihracat rakamlarına olumlu yansıdığı belirtiliyor. Ancak sektör, bu etkinin geçici olabileceğine dikkat çekiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tekstil-ve-hazir-giyimde-dipten-donus-sinyalleri-82540</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/5/1280x720/tekstil-1764054097.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Son iki yılda on binlerce istihdam kaybı ve binlerce şirket kapanışı yaşayan tekstil ve hazır giyim sektöründe uzun bir aradan sonra ilk kez hem şirket sayısı hem de istihdam aynı anda arttı. Haziran ayında ihracatta görülen çift haneli yükselişte ABD-İran geriliminin ardından siparişlerin geçici olarak Türkiye&#039;ye yönelmesi etkili oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-82548</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi Masası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Ekonomi Masası | 6 Temmuz" src="https://www.youtube.com/embed/02WarJGylqM" width="700" height="535" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-82548</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/0/1280x720/talip-aktas-berfin-1774245175.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/-</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 00:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Toshiba, Türkiye pazarına resmen girdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Çinli Midea Group tarafından satın alınan Toshiba beyaz eşyaları Türkiye pazarına resmen giriş yaptı. Dünyanın en büyük beyaz eşya üreticilerinden olan Midea, 2016 yılında Toshiba'nın ev aletleri işinin çoğunluk hissesini satın alarak markanın küresel operasyonlarını bünyesine katmış, 2025 yılında ise Teka Group'u devralarak Türkiye'deki üretim gücünü de önemli ölçüde artırmıştı.</p>
<p>Midea Türkiye Bölgesi CEO'su Aydın Kuzaltı, Toshiba markasının artık Midea'nın küresel beyaz eşya markalarından biri olarak Türkiye'de faaliyet göstereceğini belirterek, grubun Türkiye'yi hem büyük bir pazar hem de stratejik üretim üssü olarak gördüğünü söyledi. Kuzaltı, “Almanya ve İngiltere ile birlikte Avrupa'nın en büyük üç beyaz eşya pazarından biri Türkiye. Böyle bir pazarı grubumuzun görmezden gelmesi mümkün değildi. Türkiye planlarımız uzun zamandır vardı. Teka'nın satın alınması ve burada oluşturduğumuz organizasyon bu kararı hızlandırdı. Giriş kararımız 2025 yılında şekillendi. Ürün gamının belirlenmesi Türkiye için gerekli olan sertifikasyonlar şartnameler ve testler bir yıllık süre sonunda bir yıllık geçmişi var. Krizler aynı zaman da fırsat da yaratır. Biz Türkiye’nin geleceğine inanıyoruz ve bu nedenle bu kararı aldık” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4b450edb4f6-1783317774.png" alt="" width="441" height="542" /></p>
<h2>"Türkiye sadece pazar değil, aynı zamanda üretim üssü" </h2>
<p>Kuzaltı'na göre Türkiye, Midea açısından yalnızca satış yapılacak bir ülke değil. Türkiye'nin Avrupa'nın en büyük üç beyaz eşya pazarı arasında yer aldığını, aynı zamanda dünyanın en güçlü üretim merkezlerinden biri olduğunu vurgulayan Kuzaltı, üretim tarafındaki potansiyelin de yatırım kararlarında belirleyici olduğunu söyledi. “Türkiye'ye iki açıdan bakıyoruz; biri pazar, diğeri üretim gücü” diyen Kuzaltı, özellikle ihracat tarafında son dönemde rekabet baskısı yaşansa da uzun vadede Türkiye'nin üretim avantajını yeniden kazanacağına inandıklarını ifade etti.</p>
<h2>"Toshiba üretimi ileride İzmir'e gelebilir" </h2>
<p>Haberin en dikkat çekici mesajlarından biri ise üretim tarafında geldi. Bugün Toshiba markalı beyaz eşyaların Başta Mısır ve Uzakdoğu olmak üzere farklı ülkelerdeki Midea fabrikalarından Türkiye'ye getirildiğini belirten Kuzaltı, grubun İzmir’de Teka'ya ait önemli bir üretim tesisine sahip olduğunu hatırlattı. “Şu anda ürünlerimiz yurt dışından geliyor ancak Türkiye'de de bir fabrikamız var. İleride burada Toshiba markalı ürünlerin de üretilmesi mümkün olabilir” diyen Kuzaltı, bu konuda fizibilite çalışmalarının sürekli gündemde olduğunu söyledi. İzmir Serbest Bölgesi'ndeki fabrikanın bugün 100'den fazla ülkeye ihracat yaptığını belirten Kuzaltı, tesisin üretiminin yaklaşık yüzde 89'unun yurt dışına gönderildiğini ifade etti. Yakın dönemde somutlaşmış bir yatırım kararı bulunmadığını belirten Kuzaltı, “Global şirketlerde fizibilite çalışmaları hiçbir zaman masadan kalkmaz. Şu an önceliğimiz pazara güçlü giriş yapmak. Bunun üretim yatırımıyla desteklenmesi ise sonraki dönemin konusu olabilir” dedi. Toshiba markası ilk etapta buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, mikrodalga fırın, hava temizleyici, vantilatör, kahve makinesi ve küçük ev aletlerinden oluşan yaklaşık 30 ürünle pazara giriyor. İlk aşamada satışların ağırlıklı olarak e-ticaret kanalı üzerinden yapılacağını belirten Kuzaltı, beyaz eşyanın da bu ay içinde çevrim içi satış platformlarında yerini alacağını söyledi. Şirket, ilk etapta bayi ağı kurmak yerine distribütör modeliyle ilerleyecek. Orta vadede ise Toshiba, Teka ve grubun diğer markalarının birlikte yer alacağı çok markalı mağazalar açılması planlanıyor. İzmir ve Ankara'daki mevcut showroomların da bu konsepte dönüştürülmesi hedefleniyor.</p>
<h2>“100 metre değil, maraton koşacağız” </h2>
<p>Kuzaltı, amaçlarının kısa sürede agresif büyüme olmadığını belirterek, “Bugünden yarına ortalığı kasıp kavurma iddiamız yok. Sağlam, ayakları yere basan bir giriş yapmak istiyoruz. 100 metre koşmaktansa maraton koşmayı tercih ediyoruz” dedi. Türkiye'nin genç nüfusu, artan hane sayısı ve uzun vadeli büyüme potansiyeli nedeniyle grubun yatırım planlarında önemli bir yere sahip olduğunu belirten Kuzaltı, ekonomik dengelerin normale dönmesiyle birlikte hem iç pazarın hem de üretim yatırımlarının yeniden hız kazanacağını düşündüklerini söyledi.</p>
<h2>"En büyük beklenti stabilite" </h2>
<p>Türkiye'de hane sayısının artmaya devam ettiğini, genç nüfus sayesinde beyaz eşya pazarının uzun vadede güçlü potansiyelini koruduğunu söyleyen Kuzaltı, kısa vadede ise en büyük sorunun ekonomik istikrar olduğunu belirtti. “Evlilikler azalıyor, 1+1 evler artıyor, ancak 2030'da hane sayısının 35 milyona ulaşması bekleniyor. Türkiye hala büyüyen bir pazar” diyen Kuzaltı, "Tüketiciye satın alma cesareti verecek daha fazla stabiliteye ihtiyaç var. İhracatta rekabet gücünü artıracak verimlilik odaklı adımlar atılmalı. Son dönemde endüstriyel yatırımlarda görülen yavaşlama da sektör açısından önemli bir risk oluşturuyor” dedi.</p>
<h2>Teka satın alması </h2>
<p>Toshiba'nın önünü açtı Midea Group, 2025 yılında Teka Group'u satın alarak yalnızca ankastre markası Teka'yı değil, İzmir'deki üretim altyapısını da bünyesine kattı. Grup daha önce de Toshiba'nın ev aletleri işinin çoğunluk hissesini satın almıştı. Böylece bugün hem Toshiba hem de Teka aynı çatı altında faaliyet gösteriyor. Bu yapı, ilerleyen dönemde İzmir'deki fabrikanın Toshiba markalı ürünler için de üretim üssüne dönüşebilmesinin önünü açabilecek en önemli unsur olarak görülüyor. Yakın vadede kesinleşmiş bir yatırım kararı bulunmasa şirket yönetimi bu seçeneğin masada olduğunu vurguluyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/-</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/4/1280x720/toshiba-1783317721.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünyanın en büyük beyaz eşya üreticilerinden Midea Group, Japon markası Toshiba ile Türkiye beyaz eşya pazarına resmen giriş yaptı. Türkiye&#039;de üretim altyapısına da sahip olan grup, üretim ihtimalini de masada tutuyor. Midea Türkiye Bölgesi CEO&#039;su Aydın Kuzaltı, “100 metre koşmaktansa maraton koşmayı tercih ediyoruz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zamana-dokunan-hikayeler-sanattan-sofraya-82553</guid>
            <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zamana dokunan hikâyeler: Sanattan sofraya</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Gül kokusunun peşinde, gül resimlerinin önünde…</strong></p>
<p>Gül, belki de kültürümüzün en çok dolaşan misafiridir. Bir gün bir şiirde karşınıza çıkar, ertesi gün bir şarkıda... Sonra bir romanın sayfalarında, ardından bir ressamın tuvalinde... Aynı çiçek, binlerce farklı goncasıyla her sanat dalında yeniden açar.</p>
<p>Bazı kokular unutulur, bazıları ise kuşaklar boyunca insanın içinde yaşamaya devam eder; gül onlardan biridir. Çocukluğumuzun şarkılarında, eski bir Türk sanat müziği eserinin unutulmaz dizelerinde karşımıza çıkar. Bazen yalnızca annemizin mırıldandığı unutulmuş bir ninni, bazen bir aşkın ilk heyecanı, bazen de siyah beyaz bir filmin en unutulmaz sahnesidir.</p>
<p>Divan şiirinin en zarif benzetmelerinde <strong>Fuzûlî'</strong>nin bülbülüyle konuşur; <strong>Yunus Emre</strong>'nin dilinde yaratılmış güzelliğin simgesine dönüşür. <strong>Yahya Kemal'</strong>in İstanbul sabahlarına siner, <strong>Tanpınar'</strong>ın akan zamanına karışır.</p>
<p>Romanların arasında kurutulmuş bir yaprak gibi sessizce saklanır bazen. Bir mektubun içinde unutulmuştur belki... Ya da bir kitabın sayfaları arasında yıllarca beklemiştir. Biz fark etmesek de hafızamızın bir köşesinde hep tazedir.</p>
<p>Belki de bu yüzden Türkiye İş Bankası'nın <em>Anadolu Sergileri </em>kapsamında hazırlanan <em>"Gül Mevsimi"</em> seçkisini görmek üzere Eğirdir'e giderken aklımda yalnızca bir sergi yoktu. Gülün peşine düşülmüş zamansız bir kültür yolculuğu vardı.</p>
<p>Türkiye İş Bankası'nın yıllardır büyük bir titizlikle oluşturduğu sanat koleksiyonu bugün yalnızca müzelerin duvarlarında yaşamıyor. <em>İş Sanat Anadolu Sergileri</em> sayesinde Anadolu'nun şehir şehir dolaşan bir kültür yolculuğuna dönüşüyor.</p>
<p>Temmuz 2025'te Denizli'nin Çal ilçesinde başlayan bu yolculuk; Milas, Gelibolu, Antakya, Midyat, Edremit, İznik, Lüleburgaz, Amasra ve daha birçok kentten sonra bu kez Isparta'nın gül kokulu ilçesi Eğirdir'e ulaştı.</p>
<p>Bu fikir başlı başına çok kıymetli. Çünkü sanatı insanların ayağına götürüyor. Anadolu'nun herhangi bir kentinde yaşayan bir çocuk, bir öğretmen, bir çiftçi ya da emekli; İstanbul'a gitmeden, büyük bir müzeye girmeden Cumhuriyet Dönemi’nin önemli ressamlarıyla aynı salonda buluşabiliyor.</p>
<p>Sanatın gerçek anlamda demokratikleşmesi biraz da böyle bir şey.</p>
<p>Bu yazımın devamı ve köşemdeki diğer yazılarımın ayrıntıları için lütfen <a href="https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi">https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi</a> adresine geçiniz...</p>
<p><strong>Gölün aynasında bir zaman rüyası: Eğirdir</strong></p>
<p>Bazı yerler vardır; onlara ayırdığınız zaman ne kadar kısa olursa olsun, sizden uzun süre ayrılmazlar. Eğirdir benim için onlardan biri oldu. Gidiş nedenim Türkiye İş Bankası'nın Anadolu Sergileri kapsamında düzenlediği <em>"Gül Mevsimi"</em> sergisiydi. Program yoğundu; uzun uzun sokaklarında dolaşmaya, göl kıyısında saatler geçirmeye fırsatım olmadı. Ama bazen bir şehri anlamak için günler gerekmez. Birkaç yapı, birkaç hikâye ve gölden esen bir rüzgâr bile onun ruhunu hissettirmeye yeter.</p>
<p>İlk karşılaşmamız da böyle oldu.</p>
<p>Sabahın erken saatlerinde Eğirdir Gölü'nün üzerinden sert bir rüzgâr esiyordu. Yaz ortasında olduğumuzu unutturacak kadar serindi. Göl, ışığın değişmesine göre bir laciverte, bir turkuaza, bir gümüşe dönüyor; Sivri Dağı'nın heybeti ise bütün bu manzarayı sessizce izliyordu.</p>
<p>Eğirdir'in hikâyesi Hititlere kadar uzanıyor. Lidyalıların Kral Yolu üzerinde önemli bir durak olmuş, Roma ve Bizans dönemlerinde stratejik bir kale kent olarak yaşamını sürdürmüş. Ama bugün sokaklarında dolaşırken hissedilen o zarif Anadolu kimliğini asıl Selçuklular ve ardından Hamitoğulları şekillendirmiş.</p>
<p>Bunu anlamak için uzun araştırmalar yapmaya gerek yok. Şehrin taşlarına bakmanız yeterli. İlk dikkatimi çeken yapılardan biri göl kıyısındaki Eğirdir Kalesi oldu. Yarımadanın ucunda, yüzyıllardır gölü seyreden yaşlı bir bilge gibi duruyor. Bizans'tan Selçukluya kadar pek çok dönemin izlerini taşıyan bu kale, yalnızca bir savunma yapısı değil; aynı zamanda bu kentin hafızası.</p>
<p><strong>Mutfağın görünmeyen devrimi…</strong></p>
<p>Gazeteciliğe başladığım yıllarda restoran mutfakları neredeyse gizemli yerlerdi. Kapıları misafirlere kolay kolay açılmazdı. Şefler mutfaklarını göstermekten çok tabaklarını konuşturmayı tercih ederdi. Biz de doğal olarak masaya gelen tabağa odaklanır; kullanılan ürünü, pişirme tekniğini, sunumu ve lezzeti konuşurduk.</p>
<p>Aradan neredeyse yarım yüzyıl geçti.</p>
<p>Bu süre içinde dünyanın dört bir yanında yüzlerce restoran gezdim. Michelin yıldızlı mutfaklardan küçük aile işletmelerine, sokak lezzetlerinden uluslararası gastronomi zirvelerine kadar sayısız mutfağın kapısından içeri girdim. Bugün geriye dönüp baktığımda en büyük değişimin tabaklarda değil, mutfakların kendisinde yaşandığını görüyorum.</p>
<p>Eskiden mutfak yalnızca yemek pişirilen bir yerdi.</p>
<p>Bugün ise araştırmanın yapıldığı, ürünün geliştirildiği, sürdürülebilirliğin planlandığı, hijyenin milim milim hesaplandığı ve teknolojinin üretimin ayrılmaz bir parçası hâline geldiği yaşayan bir ekosistem.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde <strong>Maksut Aşkar</strong>'ın NeoLokal'inde düzenlenen <em>"Chefs' Kitchens with Dyson"</em> buluşması bana tam da bunu düşündürdü.</p>
<p>Çünkü orada konuşulan yalnızca yeni ürünler değildi. Asıl konuşulan, geleceğin mutfağıydı.</p>
<p><strong>Hafızadan beslenen bir sofra</strong></p>
<p>İstanbul'da son yıllarda açılan restoranların önemli bir bölümü iyi yemek vaat ediyor. Kimileri teknik becerileriyle öne çıkıyor, kimileri gösterişli sunumlarıyla dikkat çekmeye çalışıyor. Ama bazı mekânlar var ki daha kapısından içeri girdiğiniz anda size başka bir şey söylemek istiyor.</p>
<p>Anta onlardan biri.</p>
<p>Burada daha ilk andan itibaren tabağın değil, sofranın önemsendiğini hissediyorsunuz. Çünkü bu restoranın merkezinde yalnızca yemek değil; ürün, mevsim, üretici ve paylaşma kültürü var. Şef <strong>Muhsin Ertürk</strong>'ün yıllar içinde oluşturduğu mutfak anlayışı da tam bu düşünce üzerine kurulmuş. </p>
<p><strong>Tokat’ın bereketli topraklarından</strong></p>
<p>Muhsin Ertürk'ün hikâyesi Tokat'ın bereketli topraklarında başlıyor. Çocukluğu boyunca toprağın ritmini, mevsimlerin döngüsünü ve üretimin sabrını yaşayarak öğrenmiş. Profesyonel mutfaklarda edindiği disiplin ise bu doğal hafızaya teknik bir derinlik kazandırmış. Bugün tabaklarında gördüğümüz yaklaşımın temelinde işte bu iki dünya buluşuyor: toprağın bilgisi ve mutfağın disiplini. </p>
<p>Tokat Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi'yle başlayan profesyonel yolculuğu, büyük otellerde ve farklı mutfaklarda geçen yıllarla olgunlaşmış. Kariyerinin önemli dönüm noktalarından biri olan Lokanta Göktürk'te geliştirdiği mutfak dili ise bugün Anta'nın temelini oluşturuyor. Ertürk, yıllar içinde <em>"Nasıl daha iyi yemek yaparım?"</em> sorusundan çok, "Bu yemek insanda nasıl bir duygu bırakıyor?" sorusunun peşine düşmüş. Belki de Anta'nın diğer restoranlardan ayrıldığı nokta tam burada başlıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zamana-dokunan-hikayeler-sanattan-sofraya-82553</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zamana dokunan hikâyeler: Sanattan sofraya ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gebze-belediyesinden-annelere-ornek-destek-modeli-82566</guid>
            <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gebze Belediyesi’nden &#039;Lohusa Destek Programı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SABİHA TOPRAK/KOCAELİ</strong></p>
<p>Gebze Belediyesi, "Sağlıklı Anne, Huzurlu Aile, Güçlü Gelecek" felsefesiyle "Aileme Değer Lohusa Destek Programı"nı hayata geçirdi. </p>
<p>Gebze Belediye Başkanı Zinnur Büyükgöz’ün öncülüğünde, "Aile Dostu Belediye" kategorisinde yürütülen proje; doğum sonrası süreçte annelerin karşılaştığı psikososyal ve fiziksel zorlukları en aza indirmeyi hedefliyor. Klasik erzak veya nakdi yardım kalıplarını kıran bu yenilikçi model, doğrudan bilgi ve uzmanlık temelli bir kamusal koruma kalkanı işlevi görüyor.</p>
<p>Program kapsamında, Gebze sınırları içerisinde ikamet eden ve doğum sonrası ilk 12 aylık kritik süreci deneyimleyen anneler birincil hedef kitle olarak belirlendi. Başvuru işlemlerinin ardından uzman psikologlar, diyetisyenler ve çocuk gelişim uzmanlarından oluşan multidisipliner bir saha ekibi, periyodik ev ziyaretleri gerçekleştiriyor.</p>
<p>Vatandaşın kendi yaşam alanında sunulan 45-60 dakikalık seanslarda şu hizmetler eş zamanlı olarak yürütülüyor. Klinik Tarama ve Psikolojik Destek; uzman psikologlar tarafından doğum sonrası depresyon ölçekleri uygulanarak risk analizi yapılıyor. Her 7-8 anneden birinde görülen doğum sonrası depresyon riskine karşı erken uyarı sistemi işletilerek, farkındalık egzersizleri ve psikoeğitim çalışmaları veriliyor.</p>
<p> Beslenme ve Metabolik Sağlık Rehberliği; Uzman diyetisyenler, annenin fiziksel toparlanmasını hızlandırmak ve anne sütünün verimliliğini artırmak amacıyla kişiye özel beslenme programları hazırlıyor.</p>
<p>Çocuk Gelişim Desteği; Annelerin seanslara tam olarak odaklanabilmesi adına, ev ziyaretleri sırasında hane halkındaki diğer çocuklarla çocuk gelişim uzmanları ilgilenerek nitelikli zaman geçiriyor.</p>
<p>Materyal Desteği; Sunulan profesyonel hizmet, annenin kişisel bakımı ve lohusalık sürecindeki fiziksel ihtiyaçlarını içeren kapsamlı bir Anne Bakım Seti olan "Aileme Değer Kutusu" ile somutlaştırılıyor.</p>
<h2>"Lohusa Destek Programı, belediyecilik hizmetinden çok daha fazlasıdır"</h2>
<p>Projenin stratejik önemi hakkında açıklamalarda bulunan Gebze Belediye Başkan Yardımcısı Zeynep Yıldırım, "Lohusa Destek Programı, bir belediyecilik hizmetinden çok daha fazlasıdır; kadının toplumdaki yerini güçlendiren ve aileyi en temelinden koruma altına alan modern bir sosyal devlet uygulamasıdır. Biz bugün sadece malzeme tedariği ya da birkaç seanslık danışmanlık sunmuyoruz; yarının sağlıklı bireylerini büyütecek olan annelerimize 'Yalnız değilsiniz' diyerek geleceğimize yatırım yapıyoruz" ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Türkiye'deki yerel yönetimlere rol model olacak</h2>
<p>Gebze’nin yoğun göç alan, dinamik ve genç demografik yapısı analiz edilerek kentsel yalnızlaşma riskine karşı tasarlanan proje; İlçe Sağlık Kuruluşları, sağlık profesyonelleri ve Gebze sosyal hizmet ağları ile tam bir entegrasyon içinde yürütülüyor.</p>
<p>Erken teşhis mekanizmaları sayesinde ileride oluşabilecek kamusal sağlık maliyetlerinin önüne geçmeyi hedefleyen projenin nihai vizyonu ise Gebze ölçeğinde elde edilen başarı çıktısıyla Türkiye genelindeki tüm yerel yönetimlere ilham verecek ulusal bir "Bütüncül Kentsel Destek Şablonu" haline gelmek.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gebze-belediyesinden-annelere-ornek-destek-modeli-82566</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/6/1280x720/gebze-belediyesinden-annelere-ornek-destek-modeli-1783318379.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gebze Belediye Başkan Yardımcısı Zeynep Yıldırım, &quot;Lohusa Destek Programı, bir belediyecilik hizmetinden çok daha fazlasıdır; kadının toplumdaki yerini güçlendiren ve aileyi en temelinden koruma altına alan modern bir sosyal devlet uygulamasıdır.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocasinanda-yemek-artiklari-mamaya-donusuyor-82534</guid>
            <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 12:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kocasinan Belediyesi Mama Üretim Merkezi kurdu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Kocasinan Belediyesi, günlük 500 kilogram üretim kapasitesine sahip Mama Üretim Merkezi kurdu.</p>
<p>Hasanarpa Mahallesi'nde bulunan Mama Üretim Merkezi'nde açıklamalarda bulunan Kocasinan Belediye Başkanı Ahmet Çolakbayrakdar, “Sokak hayvanları için kurduğumuz barınağın yanı sıra bu hayvanların günlük mama ihtiyacını karşıladığımız bir üretim tesisi de hayata geçirdik. Lokantalardan ve toplu yemek hizmeti verilen yemekhanelerden toplanan yemek artıklarını burada modern bir üretim sürecinden geçiriyoruz. Bu işlemler sonunda sokak hayvanlarımız için besin değeri yüksek, kaliteli ve sağlıklı mama üretiyoruz. Günlük 500 kilogram kapasiteyle çalışan bu tesis sayesinde barınağımızdaki bütün sokak hayvanlarının günlük gıda ihtiyacını kendi imkânlarımızla karşılıyoruz" diye konuştu. “Küçük dostlarımız olarak gördüğümüz sokak hayvanlarına 7 gün 24 saat kesintisiz hizmet veriyoruz. Tedaviden rehabilitasyona, kısırlaştırmadan sahiplendirmeye kadar her aşamada onların yanında oluyoruz. Doğal yaşam alanları, Kedi Kasabası, Küçük Dostlar Ambulansı ve şimdi de Mama Üretim Merkezimizle Türkiye'ye örnek projeleri hayata geçiriyoruz” diyen Başkan Çolakbayrakdar, sıfır atık anlayışıyla hareket ettiklerini söyledi.</p>
<p>Günlük 500 kilogram üretim kapasitesine sahip tesis sayesinde Hayvan Bakımevi ve Rehabilitasyon Merkezi'ndeki sokak hayvanlarının günlük mama ihtiyacı tamamen karşılanırken, gıda israfının önüne geçilerek çevre dostu ve sürdürülebilir bir üretim modeli de hayata geçirilmiş oluyor. Üretilen mamalardan belirli periyotlarla numuneler alınarak İl Gıda Kontrol Laboratuvarı'nda analizleri gerçekleştiriliyor. Yapılan analizler doğrultusunda mama içerikleri besin değerleri açısından değerlendiriliyor ve sokak hayvanlarının günlük enerji ile besin ihtiyaçlarını karşılayacak dengeli rasyonlar hazırlanıyor. Böylece bir yandan gıda israfının önüne geçilirken, diğer yandan barınaktaki sokak hayvanlarının sağlıklı ve dengeli beslenmesi sağlanıyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kocasinanda-yemek-artiklari-mamaya-donusuyor-82534</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/4/1280x720/kocasinanda-yemek-artiklari-mamaya-donusuyor-1783244862.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocasinan Belediyesi tarafından kurulan Mama Üretim Merkezi&#039;nin, lokanta, fabrika, resmî kurum ve toplu yemek hizmeti verilen yemekhanelerden toplanan nitelikli yemek artıkları ile ekmekleri, modern üretim teknolojisiyle yüksek besin değerine sahip hayvan mamasına dönüştürdüğü belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kayseri/kayseri-ticaret-odasi-ykb-omer-gulsoy-kalici-zenginlik-ithal-edilemez-82533</guid>
            <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 12:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> KTO Başkanı Ömer Gülsoy: Kalıcı zenginlik ithal edilemez</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Kayseri Ticaret Odası (KTO) haziran ayı meclis toplantısı yapıldı.</p>
<p>KTO Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, meclis toplantısında güncel ekonomik ve jeopolitik gelişmelere yönelik açıklamalar yaptı. Dünyada yaşanan eksen değişimini ve dönüşümü çok doğru okumak; değişen ticaret koridorlarında Türkiye’yi ve Kayseri’yi en doğru, en stratejik pozisyona yerleştirmek gerektiğini söyledi. Küresel piyasalarda artık yalnızca savaşın maliyetlerinin değil, barışın ekonomik sonuçları ve merkez bankalarının beklenti yönetimlerinin de konuşulduğunu aktaran Gülsoy, “Türkiye'nin coğrafi konumu, güçlü sanayi altyapısı, savunma sanayisi kapasitesi ve çok yönlü diplomatik ilişkileri sayesinde bu yeni dönemde jeopolitik ağırlığı çok yüksek. Bugün bizim için asıl mesele, bu stratejik önemi kalıcı bir ekonomik değere dönüştürüp dönüştüremeyeceğimiz meselesidir. Bunu da üretken yatırımları artırarak, yüksek katma değerli sektörleri güçlendirerek ve makroekonomik istikrarı koruyarak başaracağız. Türk özel sektörü ve Kayseri tüccarı bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da üzerine düşeni yapmaya hazırdır” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a4a27bb0729b-1783244731.jpg" alt="" width="614" height="345" /></p>
<p><strong>“İhracatın zayıflaması büyümenin kalitesi bakımından ciddi bir uyarı”</strong></p>
<p>Şu anki fırsatın doğru politikalarla desteklenerek gelecek 10 yılda Türkiye’nin en büyük ekonomiler arasında adından söz ettirebileceğinin altını çizen Gülsoy, mevcut durumla ilgili de “Ekonomimiz ciddi bir geçiş ve dengeleme döneminde. Küresel belirsizliklere rağmen ticari esnekliğimiz ve üretim motivasyonumuz ekonomimizi diri tutmaya gayret ediyor ancak madalyonun diğer yüzündeki sinyalleri de rasyonel bir gözle okumalıyız. En çok dikkat etmemiz ve üzerinde durmamız gereken yer, maalesef bu yıla da daralmayla başlayan sanayi sektörümüzdür. Türkiye tüketerek büyüyemez. İç tüketim büyümeyi taşırken sanayinin, yatırımın ve ihracatın zayıflaması, büyümenin kalitesi bakımından ciddi bir uyarıdır. Kalıcı zenginlik ithal edilmez; fabrikada, laboratuvarda ve atölyede inşa edilir. Uzun vadede yatırımı, sanayiyi ve üretimi mutlaka muhafaza etmek ve desteklemek zorundayız” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>“Süreç sadece faiz kararlarıyla yönetilemez”</strong></p>
<p>Girdi ve maliyet artışları sürerken, maliyetlerin altında tutulan ve baskılanan kur politikası nedeniyle iş dünyasının küresel pazarlardaki rekabet gücünün zayıfladığını ve karlılık baskısının arttığını hatırlatan Gülsoy, “Yüksek enflasyon sadece fiyatları artıran bir sorun değil; yatırım kararlarını öngörülemez kılan, finansmana erişimi zorlaştıran temel bir istikrarsızlık kaynağı. Dezenflasyon programında bugün çift yönlü bir riskle karşı karşıyayız: Bir yanda yüksek enflasyon, diğer yanda büyümede belirgin bir ivme kaybı. İkisini aynı anda yönetmek zorundayız. Süreç sadece faiz kararlarıyla yönetilemez. Çarkların durmaması adına, üreticinin hammadde ve işletme sermayesine ulaşabilmesi için seçici kredi mekanizmaları çok daha aktif bir şekilde işletilmelidir. Bu doğrultuda, reeskont kredi faizlerinde net bir düşüş ve limitlerde reel bir artış beklentisi içindeyiz. KOBİ’lerimiz için yeni devreye alınan TOBB Nefes Kredisi’nin, sahada çok önemli bir can suyu olduğuna inanıyoruz. Toplam 100 milyar TL hacim ile tekrar açılan bu kredinin limitleri çok kısa sürede tükendi. Üyelerimizin yeni limit beklentisinde olduğunu ve bu konudaki taleplerimizi TOBB Başkanımıza da bizzat ilettik” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kayseri/kayseri-ticaret-odasi-ykb-omer-gulsoy-kalici-zenginlik-ithal-edilemez-82533</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/3/1280x720/kayseri-ticaret-odasi-ykb-omer-gulsoy-kalici-zenginlik-ithal-edilemez-1783244690.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Haziran ayı meclis toplantısında konuşan Kayseri Ticaret Odası Başkanı Ömer Gülsoy, “kalıcı zenginlik ithal edilemez” diyerek sanayinin desteklenmesine vurgu yaptı. Dezenflasyon programında bir yanda yüksek enflasyon, diğer yanda büyümede belirgin bir ivme kaybı risklerinin aynı anda yönetilmesi gerektiğini aktaran Gülsoy, “Süreç sadece faiz kararlarıyla yönetilemez. Çarkların durmaması adına kredi mekanizmaları çok daha aktif bir şekilde işletilmelidir” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kayseri-madencilikten-35-milyon-dolarlik-yatirim-82532</guid>
            <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 12:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kayseri Madencilik’ten 35 milyon dolarlık yatırım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HİLAL SÖNMEZ/KAYSERİ</strong></p>
<p>Kayseri Madencilik olarak 2013 yılından bu yana faaliyette olan firma, Talas Çatakdere’de, Paris İklim Anlaşması’nın ortaya koyduğu karbon azaltım hedefleri doğrultusunda üretim gerçekleştireceği bir tesisi devreye aldı.</p>
<p>Tesisin geniş katılımlı açılışının yanı sıra basın mensuplarıyla tesisle ilgili bilgiler paylaşıldı. Kayseri Madencilik olarak doğal kaynakları geleceğin sürdürülebilir değerlerine dönüştürdüklerini ifade eden KYS Çimento Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Bahçecigil’in açıklamalarında, “Yenilikçi üretim teknolojimiz sayesinde çimentonun temel bileşeni olan klinker kullanımını minimum seviyeye indirirken, klinkere ikame doğal minerallerden yararlanarak çevresel etkimizi önemli ölçüde azaltıyoruz. Bu yaklaşım geleneksel çimento üretim yöntemlerine kıyasla yılda yaklaşık 280 bin ton karbon emisyonunun atmosfere salınmasını engellemektedir. Böylece yalnızca üretim kapasitesini artıran bir yatırım gerçekleştirmiyor, aynı zamanda Türkiye’nin düşük karbonlu sanayi dönüşümüne de güçlü bir katkı sunuyoruz. Çimento tesisimiz, Türkiye’nin ilk ve tek yeşil çimento konseptiyle faaliyet gösteren tesisi olarak sektörümüzde yeni bir dönemin kapılarını aralamaktadır” ifadeleri yer aldı. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kayseri-madencilikten-35-milyon-dolarlik-yatirim-82532</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/2/1280x720/kayseri-madencilikten-35-milyon-dolarlik-yatirim-1783244488.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kayseri Madencilik, Talas Çatakdere’de 35 milyon dolarlık yatırımla çimento, öğütme ve paketleme tesisi, iki adet bims blok üretim hattı ile pomza eleme ve zenginleştirme tesisini devreye aldı. KYS Çimento Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Bahçecigil, çimento tesisinin Türkiye’nin ilk ve tek yeşil çimento konseptiyle faaliyet gösteren tesisi olduğunu açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esbas-ve-basbas-yurutme-kurulu-baskani-drfaruk-guler-82531</guid>
            <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 11:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Güler: ESBAŞ’ta 25 yılda yakaladığımız performansa, BASBAŞ’ta 10 yılda ulaşacağız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AHMET USMAN/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Serbest Bölgesi Kurucu ve İşleticisi A.Ş. (ESBAŞ) ve Batı Anadolu Kurucu ve İşleticisi A.Ş. (BASBAŞ) Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Yürütme Kurulu Başkanı Dr. Faruk Güler,  ESBAŞ’ta üretim, istihdam, ihracat hacmi gibi konularda 25 yılda geldikleri noktaya, iki yıl önce faaliyete başlayan BASBAŞ’ta 10 yılda ulaşacaklarını dile getirdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://img.ekonomim.com/rcman/Cw850h567q95gc/storage/files/images/2026/07/05/basbas-tfuw.jpg" alt="ESBAŞ ve BASBAŞ Yürütme Kurulu Başkanı Dr. Faruk Güler: “ESBAŞ’ta 25 yılda yakaladığımız performansa, BASBAŞ’ta 10 yılda ulaşacağız” - Resim : 1" width="850" height="567" data-lightbox="true" /></p>
<p>EKONOMİ Gazetesi Genel Koordinatörü Vahap Munyar ve Bergama Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Lütfi Kolat ve Meclis Başkanı Onur Kayalıoğulları’nı BASBAŞ’ta misafir eden Güler, bölgenin mevcut durumu, yapılan çalışmalar ve hedefleri hakkında bilgi verdi. Ziyarette Ege Serbest Bölgesi’nin Ege’nin ihracatından yüzde 11, İzmir’in ihracatından yüzde 26 pay aldığını hatırlatan Faruk Güler, “ESBAŞ, işlem hacmi, ihracat ve istihdam açısında serbest bölgeler arasında uzun yıllardır ilk sırada yer alıyor. Yıllık ihracatı 3.5 milyar dolara yaklaşıyor. ESBAŞ’ı bu seviyeye getirmemiz 25 yıl sürdü. Planımız BASBAŞ’ta bu rakamı 10 yıla çekmek. 10 yıl sonra burası 3-3.5 milyar dolar ihracat yapar hale gelir” diye konuştu.</p>
<h2> “Bu yıl 5 yeni yatırımcı bekliyoruz”</h2>
<p> Yatırımlarını ve pazarlama çalışmalarını bu hedef doğrultusunda sürdürdüklerini anlatan Güler, “Bölgede halihazırda 7 yatırımcımız var. Bugün itibariyle yurt içi ve yurt dışından 10 dolayında yatırımcı ile görüşmelerimiz sürüyor. Bunlar arasında çok büyük şirketler var ama henüz anlaşma imzalanmadığı için isim veremiyoruz. Değerlendirmelerimiz devam ediyor. Bu yıl sonuna kadar mevcut 7 fabrikanın üzerine 5 tane daha koyacağımızı tahmin ediyoruz” dedi.</p>
<p> Günümüzde devletlerin en büyük mücadele alanlarından birinin yatırımcı çekmek olduğunu vurgulayan Güler, “Biz de bu konuda elimizden geleni yapıyoruz. Çok ciddi bir tanıtım ofisimiz var. Arkadaşlarımız yurt içinden ve yurt dışından potansiyel yatırımcılarla direkt temas halindeler. Hiçbir serbest bölgede olmadığı kadar bu işe zaman ve emek ayırıyoruz. İşimizin zor olduğunu biliyoruz. Çünkü dünyada ve Türkiye’de yatırım ortamı her zamankine göre zayıf. Her ülkenin kendilerine has artı ve eksileri var. Biz Türkiye’nin eksiklerini saklamadan artılarını anlatıyoruz. Önemli olan şirketlerin dertleri nedir anlamak ve serbest bölgeler bu dertlere derman olabiliyorsa, bunu anlatmak. Bir kısım firmanın dermanı büyümede. Bizim işimiz de onları bulup Türkiye’ye getirmek. Ticari ataşeliklerimizle, Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi ile çok yakın çalışıyoruz. Türkiye’de her zaman yatırıma ihtiyaç var. Bunun için bir yerde memleket görevi de yapıyoruz. Yatırımcı aramak iğneyle kuyu kazmak gibi bir durum. Dünyanın pek çok bölgesinden yatırımcı arayışımız sürüyor” diye konuştu.</p>
<h2>“Her senaryoya hazırız”</h2>
<p>Türkiye’de olduğu gibi dünyada da bazı dönemlerde yatırımların yavaşladığını hatırlatan Güler, “Şu an böyle bir dönemi yaşıyoruz. Ama bu dönemler sonsuza kadar sürmez. Yaklaşık 5 yıldır devam eden bu sürecin 2-3 yıl daha sürdüğünü düşünelim. O zaman Türkiye’nin de BASBAŞ’ın da durumu değişir. Biz de planlamamızı bu ihtimallere göre yapıyoruz. Eğer söylediğimiz yatırım patlaması tahminimizden önce gerçekleşirse biz de hedeflerimizi öne çekeriz. Biz her şarta uygun bir sistem kurduk. En kötü senaryoda ayakta kalırız, en iyi senaryoya da uyum sağlarız” bilgilerini verdi.</p>
<p>İhracat yapan ve yüksek katma değer yaratan ancak yeni yatırımlar için Marmara ve Ege’de sanayi parseli bulamayan pek çok yatırımcı bulunduğunu dile getiren Güler, “BASBAŞ’a ev sahipliği yapan Bergama, son dönem yapılan çalışmalarla ideal bir yatırım alanı haline geldi. Biz de BASBAŞ’ta 2.5 milyon metrekare büyüklüğündeki araziyi sanayi yatırımlarına hazır hale getirdik. Parsel sınırına kadar getirilmiş olan elektrik, su, telekomünikasyon, doğalgaz, atık su ve yağmur suyu dahil olmak üzere bütün yatırımlar tamamlandı. Bu, Türkiye’de özel şirket eliyle, ülkeye ilave sanayi alanı kazandırmak amacıyla yapılmış son yıllardaki en büyük yatırım” dedi.</p>
<h2> “300 bin metrekareye kadar parsel sunabiliyoruz”</h2>
<p> Türkiye’de özellikle Marmara ve Ege bölgelerinde istenilen büyüklükte sanayi parseli bulmanın giderek zorlaştığını ve yatırım olanaklarının daraldığını vurgulayan Dr.Faruk Güler, “BASBAŞ’ta yatırımcılara 10 bin m²’den 300 bin m² ye kadar esnek parsel büyüklükleriyle farklı seçenekler var.  Ayrıca yatırımcıya modüler üretim binaları da sunuyoruz. Bununla amacımız yatırımcılarımızın inşaat sürecini beklemeden makine kurumlarını yaptıkları anda hızlı ve en kısa sürede üretime başlamalarına olanak sağlamak. Bölgemizdeki kullanım suyu ihtiyacını karşılamak üzere bin 500 m3 hacme sahip su depomuzu tamamladık. Peyzaj ve çevre düzenlemesi hassas olduğumuz bir konu. Bu alanda suyu verimli kullanacak çözümler geliştiriyoruz. Günlük 10 bin kişiye yemek üretecek olan BASBAŞ Endüstriyel Gıda İşletmeleri Tesisi geçen yıl üretime başladı” diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esbas-ve-basbas-yurutme-kurulu-baskani-drfaruk-guler-82531</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/1/1280x720/esbas-ve-basbas-yurutme-kurulu-baskani-drfaruk-guler-esbasta-25-yilda-yakaladigimiz-performansa-basbasta-10-yilda-ulasacagiz-1783241734.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Son kurulan serbest bölge olan Batı Anadolu Serbest Bölgesi, Türkiye ve dünyadaki yatırım ortamının durağanlığına rağmen büyümesini sürdürüyor. İlk tesislerin 2024’te faaliyete geçtiği ve şu an 7 yatırımcıya ev sahipliği yapan bölgede, yıl sonu hedefi bu rakamı 12’ye çıkarmak. 10 yıl sonraki hedef ise yıllık 3 – 3.5 milyar dolarlık ihracat. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
