<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiyenin-354-milyon-dolarlik-balik-yemi-ihracatinin-yuzde-86sini-egeli-ihracatcilar-yapti-83172</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 11:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’nin 35,4 milyon dolarlık balık yemi ihracatının yüzde 86’sını Egeli ihracatçılar yaptı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İZMİR / EKONOMİ</p>
<p> </p>
<p>Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği, balık yemi ihracatında 30,5 milyon dolarlık tutarla Türkiye ihracatının yüzde 86’sına tek başına imza attı. Yüksek üretim kapasitesi, kaliteli hammadde kullanımı ve uluslararası standartlara uygun üretim anlayışı sayesinde Türk balık yeminin, dünya pazarlarında giderek daha fazla tercih edildiğini vurgulayan Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı ve Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Muhammet Öztürk, Türkiye'nin su ürünleri yetiştiriciliğinde kaydettiği gelişime paralel olarak balık yemi üretimi ve ihracatında da istikrarlı büyümesini sürdürdüğünü dile getirdi.</p>
<p> </p>
<p>Balık yemi sektörünün yıllık 626,5 bin ton su ürünleri yetiştiricilik ve 2,4 milyar dolarlık ihracat hacmine ulaşan Türk su ürünleri sektörüne stratejik katkı sağladığı değerlendirmesinde bulunan Öztürk, “Su ürünleri sektöründeki büyüme balık yemi sanayisini doğrudan destekliyor. Sürdürülebilir ve çevre dostu üretim anlayışı uluslararası alıcılardan olumlu karşılık görüyor. Yem sanayicilerimizin yüksek kalite standartlarında ürettiği yemler hem ülkemizdeki yetiştiricilik faaliyetlerini destekliyor hem de uluslararası pazarlarda güçlü bir talep görüyor. İhracattaki artış, sektörümüzün teknolojiye, Ar-Ge'ye ve sürdürülebilir üretime yaptığı yatırımların somut bir sonucudur. Sektörümüz üretim ve ihracattaki seviyesini koruduğu takdirde 2027 yılında 100 milyon doları aşabiliriz ve dünya genelinde ihracatta ilk 10 ülke arasına girebiliriz” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<h2>Balık yemi ihracatında Rusya, Tunus ve Özbekistan zirvede</h2>
<p> </p>
<p>Balık yemi ihracatındaki artışın sektörün uluslararası rekabet gücünü ortaya koyduğunun altını çizen Öztürk sözlerini şöyle tamamladı; “Başta Akdeniz havzası, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Avrupa ülkeleri olmak üzere birçok pazarda artan talep, ihracattaki yükselişi destekleyen temel unsurlar arasında yer aldı. 2026 yılında Rusya Federasyonu 21,2 milyon dolarlık taleple ilk sırada yer aldı. Tunus’a 3,5 milyon dolarlık, Özbekistan’a 2,4 milyon dolarlık, Arnavutluk’a 1,3 milyon dolarlık ve Kırgızistan’a 1,2 milyon dolarlık balık yemi ihraç ettik. Balık yemi ihraç ettiğim ülke sayısı 41 oldu.”</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiyenin-354-milyon-dolarlik-balik-yemi-ihracatinin-yuzde-86sini-egeli-ihracatcilar-yapti-83172</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/2/1280x720/turkiyenin-354-milyon-dolarlik-balik-yemi-ihracatinin-yuzde-86sini-egeli-ihracatcilar-yapti-1784019211.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği, Türkiye&#039;nin 35,4 milyon dolarlık balık yemi ihracatının yüzde 86&#039;sını tek başına gerçekleştirirken, sektörün teknoloji, Ar-Ge ve sürdürülebilir üretim yatırımlarıyla 2027 yılında 100 milyon dolarlık ihracat hedefi ve dünyada ilk 10 ihracatçı ülke arasına girme hedefi öne çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/harley-davidson-izmirde-yeni-tesise-hazirlaniyor-83171</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 11:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Harley-Davidson İzmir&#039;de yeni tesise hazırlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İREM CEYLİN DEMİRCAN / İZMİR</p>
<p> </p>
<p>Harley-Davidson, Türkiye'deki büyüme stratejisi kapsamında İzmir'deki yatırımlarını genişletiyor. Mevcut bayisini Kemalpaşa'ya taşıyarak 6 bin metrekarelik yeni bir tesis kurmaya hazırlanan şirket, hem hizmet kapasitesini artırmayı hem de müşterilerine uluslararası standartlarda bir deneyim sunmayı hedefliyor.</p>
<p> </p>
<p>2025 yılının, pandemi sonrası rekor satışların görüldüğü 2024'e kıyasla sektör açısından daha zorlu geçtiğini belirten İçli, "Türkiye'de motosiklet satışları 2024'te yaklaşık 1,5 milyon adede ulaşırken, 2025'te bu rakam 1 milyon seviyelerine geriledi. Harley-Davidson tarafında da benzer oranda bir düşüş yaşandı. Ancak premium segmentte faaliyet gösterdiğimiz için ekonomik dalgalanmalardan diğer markalar kadar etkilenmiyoruz. Bu müşteri kitlesinin talebi devam ediyor" dedi.</p>
<p> </p>
<p>İzmir'deki yatırımlarını büyütmeye hazırlandıklarını belirten İçli, yaklaşık 9 yıldır faaliyet gösterdikleri mevcut bayiyi İzmir-İstanbul Otoyolu üzerindeki Kemalpaşa Kuyucak mevkisine taşıyacaklarını söyledi. Şirkete ait 6 bin metrekarelik arazi üzerine Avrupa ve ABD'deki örneklerine benzer müstakil bir tesis inşa edeceklerini ifade eden İçli, "Yeni tesisimizle müşterilerimize daha kapsamlı bir deneyim sunmayı hedefliyoruz. Talebe bağlı olarak önümüzdeki yıl Alsancak başta olmak üzere şehir merkezinde hediyelik eşya, giyim ve aksesuar ürünlerine yönelik bir corner mağaza açmayı da planlıyoruz" dedi.</p>
<p> </p>
<p>2026'nın ilk yarısında ise hobi amaçlı motosiklet pazarında yeniden toparlanma sinyalleri görüldüğünü kaydeden İçli, "Yıl sonuna ilişkin çok güçlü bir büyüme beklentimiz yok ancak olumsuz bir tablo da öngörmüyoruz. Mevcut seviyemizi koruyacağımızı düşünüyoruz" ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p>Ekonomik belirsizliklerin özellikle üst gelir grubundaki tüketiciler üzerinde de etkili olduğuna dikkat çeken İçli, "Savaşlar, yüksek faiz ortamı ve geleceğe yönelik belirsizlikler nedeniyle en büyük sorun artık maddi imkânlardan çok kaygı. Biz çok niş bir kitleye hitap ediyoruz. Türkiye'de iyi bir yılda bile Harley-Davidson satışları 600-700 adet seviyesinde gerçekleşiyor. Bu nedenle pazarımızın dinamikleri diğer motosiklet markalarından farklı ilerliyor" dedi.</p>
<p> </p>
<p>Motosiklet sektörünün en önemli sorununun yüksek vergi yükü olduğunu dile getiren İçli, "Hem motosikletlerde hem de güvenlik ekipmanlarında uygulanan yüksek vergiler sektörün gelişimini olumsuz etkiliyor. Bunun yanında trafik mevzuatının motosiklet kullanıcılarını da kapsayacak şekilde güncellenmesi gerekiyor" dedi.</p>
<p> </p>
<p>Özellikle ABD menşeli ürünlerde uygulanan vergilerin fiyatları ciddi şekilde artırdığını belirten İçli, "Amerika'dan ithal edilen ürünlerde yüzde 40 gümrük vergisi, yüzde 37 ÖTV ve</p>
<p>yüzde 20 KDV uygulanıyor. Bu nedenle Türkiye'deki satış fiyatları, Amerika ve Avrupa'daki fiyatların yaklaşık iki katına ulaşıyor" ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/harley-davidson-izmirde-yeni-tesise-hazirlaniyor-83171</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/1/1280x720/harley-davidson-izmirde-yeni-tesise-hazirlaniyor-1784018660.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pandemi sonrası daralma yaşayan motosiklet pazarında 2026&#039;yla birlikte dengelenme sinyalleri görülürken, Harley-Davidson İzmir Genel Müdürü Hasan İçli, Kemalpaşa&#039;da 6 bin metrekarelik yeni tesis yatırımı için hazırlıklara başladıklarını açıkladı. İçli, sektörün en büyük sorununun ise yüksek vergi yükü olduğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yenikoy-kemerkoy-enerjide-ust-yonetim-guclendi-83168</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 11:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeniköy Kemerköy Enerji&#039;de üst düzey atma</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/MUĞLA</strong></p>
<p>Yeniköy Kemerköy Enerji'de iki önemli üst düzey atama gerçekleştirildi.</p>
<p>Şirket bünyesinde uzun yıllardır farklı görevlerde bulunan Ahmet Eyidoğan Genel Müdürlük görevine başlarken, enerji sektöründe yaklaşık 30 yıllık deneyime sahip Süleyman Can da Mali İşler Genel Müdür Yardımcısı olarak atandı.</p>
<p>Yeniköy Kemerköy Enerji'de İşletmeler ve Yatırımlar Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapan Ahmet Eyidoğan, 15 Haziran itibarıyla Genel Müdür olarak atandı.</p>
<p>Uludağ Üniversitesi’nde elektronik mühendisliği eğitiminin ardından enerji sektöründe farklı görevler üstlenen Eyidoğan; Eren Holding, Zorlu Holding, Çebi Enerji ve Enerjisa'da santral işletmeciliği alanında yöneticilik yaptı. 2015 yılında katıldığı Yeniköy Kemerköy Enerji'de İşletmeler Direktör Yardımcılığı, İşletmeler Direktörlüğü ve Genel Müdür Yardımcılığı görevlerinin ardından şirketin Genel Müdürü olarak göreve başladı.</p>
<p><strong>Mali İşler Genel Müdür Yardımcılığı görevine Süleyman Can atandı</strong></p>
<p>Yeniköy Kemerköy Enerji'nin Mali İşler Genel Müdür Yardımcılığı görevine ise enerji sektöründe uzun yıllara dayanan deneyime sahip Süleyman Can getirildi. Kariyerine 1997 yılında Trakya Elektrik Dağıtım A.Ş.'de başlayan Can, muhasebe, finans ve mali yönetim alanlarında farklı   görevler üstlendi. Son olarak Trakya Elektrik Dağıtım A.Ş.’de (TREDAŞ) Mali ve İdari İşler Direktörü olarak görev yapan Can, 16 Temmuz itibarıyla Yeniköy Kemerköy Enerji'deki yeni görevine başlayacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yenikoy-kemerkoy-enerjide-ust-yonetim-guclendi-83168</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/8/1280x720/yenikoy-kemerkoy-enerjide-ust-yonetim-guclendi-1784018347.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeniköy Kemerköy Enerji&#039;de İşletmeler ve Yatırımlar Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Eyidoğan Genel Müdürlük görevine, Süleyman Can ise Mali İşler Genel Müdür Yardımcılığı görevine atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ilk-yarida-50-ilin-ihracati-artti-83164</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 10:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> İlk yarıda 50 ilin ihracatı arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, yılın ocak-haziran dönemine ait faaliyet illerine göre ihracat verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, İstanbul geçen ay 4 milyar 817 milyon dolarla en fazla ihracat yapan il oldu. Kentin ihracatı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 27,6 arttı.</p>
<p>İstanbul'u, 3 milyar 916 milyon dolarla ve yüzde 23,8 artışla Kocaeli izlerken, 2 milyar 184 milyon dolar ve yüzde 20,6 yükselişle İzmir takip etti.</p>
<p>Kıymetli veya yarı kıymetli taşlar faslı, 693 milyon 755 bin dolarla İstanbul'un ihracatında ilk sırada yer aldı. Bu faslı, 449 milyon 67 bin dolarla kazanlar makineler, 444 milyon 744 bin dolarla örme giyim eşyası ve aksesuarları izledi.</p>
<p>Kocaeli'de motorlu kara taşıtları, 1 milyar 361 milyon 261 bin dolarla en fazla dış satım yapılan sektör oldu. Bu faslı, 500 milyon 637 bin dolarla mineral yakıtlar ve yağlar, 333 milyon 144 bin dolarla elektrikli makine ve cihazlar takip etti.</p>
<p>İzmir'in ihracatında, mineral yakıtlar ve yağlar 484 milyon 374 bin dolarla ilk sırada yer aldı. Söz konusu faslın ardından, 221 milyon 508 bin dolarla demir ve çelik, 185 milyon 287 bin dolarla kazanlar, makineler geldi.</p>
<p><strong>İlk 3 ilin en fazla ihracat yaptığı ülkeler</strong></p>
<p>İstanbul'un ihracatında, 326 milyon 701 bin dolarla Birleşik Arap Emirlikleri ilk sırada yer aldı. Bu ülkeyi, 317 milyon 800 bin dolarla Almanya ve 287 milyon 768 bin dolarla Suudi Arabistan izledi.</p>
<p>Kocaeli, en fazla ihracatı 351 milyon 834 bin dolarla İngiltere'ye yaptı. Bu ülkenin ardından, 326 milyon 874 bin dolarla Almanya ve 252 milyon 73 bin dolarla Slovenya geldi.</p>
<p>İzmir'in en fazla ihracat yaptığı ülke, 222 milyon 117 bin dolarla İspanya oldu. Bu ülkeyi, 191 milyon 455 bin dolarla Almanya, 157 milyon 600 bin dolarla İtalya takip etti.</p>
<p><strong>İhracatını tutar bazında en çok artıran iller</strong></p>
<p>Haziranda yıllık bazda ihracatını en fazla artıran iller sıralamasında, İstanbul 1 milyar 42 milyon dolarlık artışla ilk sırada yer aldı. Bu ili, 753 milyon dolarla Kocaeli, 374 milyon dolarla İzmir izledi.</p>
<p>Böylece, ocak-haziran döneminde 21 il 1 milyar doların üzerinde ihracat yaptı, 50 il de ihracatını artırdı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ilk-yarida-50-ilin-ihracati-artti-83164</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/ihracat-ticaret-ithalat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı yılın ilk 6 ayında 21 ilin ihracatının 1 milyar doların üzerine çıktığını, 50 ilin de ihracatının arttığını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/her-sey-elektrige-baglanirken-abb-turkiyede-buyume-dugmesine-basti-83156</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 09:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Her şey elektriğe bağlanırken ABB Türkiye’de büyüme düğmesine bastı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Elektrik talebinin yapay zekâdan veri merkezlerine, sanayiden ulaşıma kadar hızla arttığı yeni dönemde ABB, büyüme stratejisini elektrifikasyon, otomasyon ve enerji verimliliği üzerine kuruyor. ABB Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Başar Vural, Türkiye’deki üretim tesislerini büyütmek ve ihracat kapasitesini artırmak için merkezden yatırım onayı aldıklarını söylüyor. </strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a55d364c1a21-1784009572.png" alt="" width="234" height="424" /></strong>Dünyada sürdürülebilirlik adına konuşulan hemen her başlık, bir noktada elektriğe bağlanıyor. Yenilenebilir enerji kapasitesinin artırılması, sanayinin karbonsuzlaşması, elektrikli ulaşım, akıllı binalar, veri merkezleri ve dijitalleşme. Bütün bu dönüşüm alanlarının ortak ihtiyacı daha fazla, daha temiz ve daha iyi yönetilen elektrik.</p>
<p>ABB Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Başar Vural da şirketin gelecek stratejisini bu dönüşüm üzerinden anlatıyor: “Dünyada sürdürülebilirlik adına ne konuşuyorsak, bunun önemli bir bölümü elektriğin yaygınlaşması ve doğru yönetilmesiyle ilgili. Bu nedenle ABB’nin odak noktasında elektrifikasyon ve otomasyon bulunuyor.”</p>
<p>ABB, son yıllarda portföyünü yeniden şekillendirirken kaynaklarını elektrifikasyon, otomasyon, dijitalleşme ve endüstriyel yazılım gibi daha yüksek katma değerli alanlara yönlendiriyor. Şirket, mühendislik ve dijitalleşme yetkinliklerini bir araya getirerek sanayinin daha üretken, verimli ve düşük karbonlu çalışmasını hedefliyor. ABB bu yaklaşımını “Engineered to Outrun” yani “Öne geçmek için mühendislikle tasarlandı” olarak tanımlıyor.</p>
<p><strong>Türkiye için yatırım onayı alındı </strong></p>
<p>ABB’nin Türkiye’deki geçmişi 1965 yılına uzanıyor. Şirket bugün iki üretim sahası, beş servis atölyesi, dokuz satış ve bölge ofisi ile faaliyet gösteriyor; yaklaşık 900 kişiye istihdam sağlıyor. Dilovası’ndaki alçak ve orta gerilim üretim tesislerinden 100’den fazla ülkeye ihracat gerçekleştiren ABB Türkiye, Avrupa, Orta Doğu ve Afrika pazarları arasında stratejik bir üretim ve çözüm merkezi olarak konumlanıyor. Şirket, 2024 yılında Türkiye’den yaklaşık 150 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdi. Vural’ın gündemindeki en önemli başlıklardan biri de Türkiye’ye yeni yatırım çekmek.</p>
<p>ABB’nin Türkiye’deki mevcut sanayi tesislerini büyütmek ve üretim kapasitesini artırmak için İsviçre’deki merkezden gerekli onayları aldıklarını açıklayan Vural, şu değerlendirmeyi yapıyor: “ABB bir ülkeye yatırım yaptığında orada kalıcı oluyor. Türkiye’de bulunduğumuz sanayi tesislerini büyütmek, kapasitemizi ve ihracatımızı artırmak istiyoruz. Merkezden yatırım onaylarını aldık. Önümüzdeki temel sorunlardan biri organize sanayi bölgelerine ilişkin mevzuat ve uygun yatırım alanlarına erişim.”</p>
<p>Planlanan yatırımların alçak ve orta gerilim teknolojilerine odaklanması bekleniyor. Amaç, Türkiye’nin yalnızca iç pazara ürün sağlayan değil, bölge ülkelerine ve ABB’nin küresel operasyonlarına hizmet veren daha güçlü bir teknoloji üssüne dönüşmesi. Vural’a göre deglobalizasyon eğilimi Türkiye açısından önemli bir fırsat yaratıyor: “Türkiye, dışa bağımlılığının görece düşük olması, üretim kabiliyeti, insan kaynağı ve ticaret yollarına yakınlığıyla öne çıkıyor. Avrupa, Orta Doğu ve Afrika arasında stratejik bir köprü konumunda. Bu avantajı daha fazla katma değerli üretime dönüştürmemiz gerekiyor.”</p>
<p><strong>Her şey şebekeye bağlanacak</strong></p>
<p>Enerji dönüşümünün yalnızca daha fazla yenilenebilir enerji santrali kurmak anlamına gelmediğine dikkat çeken Vural, kritik konunun üretilen elektriğin güvenli, kesintisiz ve verimli şekilde sisteme aktarılması olduğunu söylüyor: “Her şey şebekeye gelecek. Elektrikli araçlar, fabrikalar, veri merkezleri, akıllı binalar ve yeni dijital altyapılar aynı elektrik sisteminden beslenecek. Bu nedenle şebekenin güçlenmesi, akıllanması ve esnek hale gelmesi gerekiyor.”</p>
<p>ABB’ye göre elektriğin küresel nihai enerji tüketimindeki payının 2030’a kadar yaklaşık yüzde 20’den yüzde 30’a yükselmesi bekleniyor. Bu artış, yalnızca üretim kapasitesinin değil, enerji dağıtım altyapısının da hızla yenilenmesini zorunlu kılıyor. Vural, önümüzdeki dönemde özellikle veri merkezlerinden kaynaklanacak elektrik talebine dikkat çekiyor. Yapay zekâ uygulamalarının, bulut teknolojilerinin ve dijital hizmetlerin büyümesi, veri merkezlerini enerji altyapısı açısından en hızlı büyüyen müşteri gruplarından biri haline getiriyor. ABB’nin küresel verilerine göre bugün dünyadaki her dört veri merkezinden biri şirketin teknolojilerinden yararlanıyor.</p>
<p><strong>Sürdürülebilir bina betonla bitmiyor</strong></p>
<p>Elektrifikasyonun bir diğer kritik alanı ise binalar. Türkiye’de sürdürülebilir yapı tartışmasının çoğu zaman inşaat malzemeleri üzerinden yürütüldüğünü söyleyen Vural, bir binanın çevresel performansını belirleyen asıl unsurlar arasında enerji yönetiminin, merkezi ısıtma-soğutma sistemlerinin, dijital izleme altyapısının ve otomasyonun bulunduğunu vurguluyor: “Sürdürülebilir bina betonla bitmiyor. Binanın enerjiyi nasıl kullandığı, soğutma ve ısıtmanın nasıl yönetildiği, tüketimin ölçülüp ölçülmediği çok önemli. Sürdürülebilirlik, ABB gibi şirketlerin sunduğu teknolojilerle hayata geçecek.” Akıllı binaların yaygınlaşmasında yalnızca teknoloji sağlayıcılarının ya da müteahhitlerin değil, son kullanıcıların talebinin de belirleyici olacağını ifade eden Vural, enerji verimliliğinin bireylere daha iyi anlatılması gerektiğini düşünüyor.</p>
<p><strong>İlk talep çimento sektöründen geldi</strong></p>
<p>Türkiye’de sanayinin yeşil dönüşüme yönelik ilgisi sektörler arasında farklılık gösteriyor. Vural’ın verdiği bilgiye göre ABB’ye enerji verimliliği ve emisyon azaltımı konusunda ilk yoğun talep çimento sektöründen geldi. İhracat yapan ve Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’ndan doğrudan etkilenmesi beklenen şirketler, enerji tüketimlerini ölçmek, süreçlerini otomatikleştirmek ve karbon maliyetlerini azaltmak için teknoloji yatırımlarını hızlandırıyor. Şöyle diyor Vural: “Çimentocular yeşilleşme hedefleri konusunda oldukça aktif. Demir-çelik tarafında ise henüz aynı yoğunlukta bir talep görmüyoruz. Ancak enerjiyi yoğun kullanan bütün sektörlerin yolu elektrifikasyon, otomasyon ve verimlilik teknolojilerinden geçmek zorunda.” ABB Türkiye bugün ulaşımdan altyapıya, su yönetiminden gıda ve içeceğe, otomotivden madenciliğe ve inşaata kadar yaklaşık 80 farklı sektöre çözüm sunuyor. Şirketin portföyünde enerji yönetim sistemleri, motorlar ve sürücüler, ölçüm teknolojileri, otomasyon sistemleri, akıllı güç çözümleri ve elektrikli araç şarj altyapıları yer alıyor.</p>
<p><strong>Kendi emisyonlarında yüzde 79 düşüş</strong></p>
<p>Sürdürülebilirliği yalnızca müşterilerine sunduğu çözümler üzerinden değil, kendi operasyonları açısından da ele alan ABB, 2030 yılına kadar Scope 1 ve Scope 2 emisyonlarını 2019 seviyesine kıyasla en az yüzde 80 azaltmayı hedefliyor. Şirket 2025 sonu itibarıyla bu emisyonlarda yüzde 79 azalma sağladı. ABB ayrıca 2025 yılında sattığı ürünlerin yaşam döngüsü boyunca müşterilerinde yaklaşık 80 milyon ton emisyonun önlenmesine katkıda bulunduğunu bildiriyor. Şirket, CDP’nin 2025 değerlendirmesinde hem iklim değişikliği hem de su güvenliği alanında A notu aldı. Vural’a göre teknoloji şirketlerinin önümüzdeki dönemdeki rolü yalnızca karbon emisyonlarını azaltan çözümler üretmekle sınırlı kalmayacak: “Ölçme konusu da çok önemli. Şirketler ne kadar enerji tükettiğini, hangi süreçte ne kadar kayıp yaşadığını ve emisyonun nerede oluştuğunu bilmeden dönüşümü yönetemez. ABB olarak ölçme, izleme ve yönetme tarafında da daha güçlü bir rol almak istiyoruz.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>26 bin patent sahibi</strong></span></p>
<p>ABB’nin küresel büyüme stratejisinin temelinde Ar-Ge ve teknoloji yatırımları bulunuyor. Şirket 2025 yılında 33,2 milyar dolar gelir elde ederken, Ar-Ge yatırımları 1,3 milyar dolara ulaştı. Şirketin toplam patent sayısı ise 26 bin. Vural, ABB’nin yalnızca ekipman üreten bir sanayi şirketi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söylüyor: “Biz müşterilerimize sadece bir ürün vermiyoruz. Enerjinin nerede ve nasıl tüketildiğini ölçen, süreçleri otomatikleştiren, verimliliği artıran ve işletmelerin karbon ayak izini azaltmasına destek olan bir teknoloji altyapısı sunuyoruz.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/her-sey-elektrige-baglanirken-abb-turkiyede-buyume-dugmesine-basti-83156</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Her şey elektriğe bağlanırken ABB Türkiye’de büyüme düğmesine bastı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/epdkden-37-sirkete-lisans-83163</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 37 şirkete lisans verildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun (EPDK) ilanı Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, elektrik piyasasında faaliyet göstermek üzere 18 şirkete üretim, 2 şirkete tedarik, 1 organize sanayi bölgesine (OSB) dağıtım ve 1 şirkete şarj ağı işletmeci lisansı verildi.</p>
<p>Kurum ayrıca aynı piyasada faaliyet gösteren 9 şirketin üretim lisansının yeniden yürürlüğe girmesini kararlaştırırken, 2 şirketin üretim lisansı ile 1 şirketin tedarik lisansını sona erdirdi.</p>
<p>Petrol piyasasında 3 şirkete 15 yıl süreli ihrakiye teslimi lisansı verildi.</p>
<p>Sıvılaştırılmış petrol gazları (LPG) piyasasında ise 3 şirkete LPG depolama lisansı verildi. Aynı piyasada 4 dağıtıcı lisansı sona erdirilirken, 1 şirketin LPG depolama lisansının süresi uzatıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/epdkden-37-sirkete-lisans-83163</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/epdk.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK, elektrik, petrol ve LPG piyasalarında faaliyet gösterecek 37 şirkete lisans verirken 7 şirketin ise lisansını sonlandırdı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/boylesini-ne-gormus-de-de-duymustum-83149</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 08:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Böylesini ne görmüş, ne de duymuştum</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hafta sonunda The Wall Street Journal’da okuduğum “Bir Milyon İş Başvurusu Alıyor, Yüzde 99,9'unu Reddediyor” başlıklı haber geleceğin en değerli şirketlerini yaratmada doğru insanları seçme ve doğru sistem içinde çalıştırma becerisinin ne denli önemli olduğunu göstermesi bakımından ilginçti. Hayli özetleyerek aktarıyorum:</p>
<p>Dünyanın en seçkin üniversiteleri ve en gözde şirketleri her yıl milyonlarca başvuruyu değerlendiriyor. Büyük bölümü reddediliyor. Ancak yine de, çoğumuzun adını bile duymadığı bir şirket kadar seçici değiller.</p>
<p>Geçen yıl yaklaşık 800 bin kişinin başvurduğu İtalyan teknoloji şirketi Bending Spoons, yalnızca 286 kişiyi işe aldı. Dünyanın en prestijli üniversitelerinde kabul oranı yaklaşık yüzde 4 seviyesindeyken, Bending Spoons'ta bu oran yüzde 0,04'ün bile altında. Başka bir ifadeyle, bu şirkette işe girmek Harvard Üniversitesi'ne kabul edilmekten yaklaşık 100 kat daha zor. Üstelik bu oran, dünyanın en seçici yatırım bankaları ve danışmanlık şirketlerinin, Citadel'in staj programının ve NASA'nın astronot seçimlerinin bile altında kalıyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a55c9fed9469-1784007166.jpg" alt="" width="800" height="404" />
<figcaption><strong>Geçen yıl yaklaşık 800 bin kişinin başvurduğu İtalyan teknoloji şirketi Bending Spoons, yalnızca 286 kişiyi işe aldı.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Üstelik şirket Silikon Vadisi'nde değil, İtalya'nın Milano kentinde kuruldu. Bugün internetin efsane markalarından AOL'un yanı sıra Evernote, Vimeo ve WeTransfer gibi dünya çapında milyonlarca kişinin kullandığı dijital platformların da sahibi. İşin ilginç yanı ise oran sadece bir istatistik değil. Adaylar; muhakeme, öğrenme hızı ve karar verme becerilerini ölçen testlerin ardından standartlaştırılmış mülakatlar ve veri temelli değerlendirmelerden geçirilerek seçiliyor. Şirketin kurucusu Luca Ferrari, klasik iş görüşmelerinin yazı tura atmaktan çok da farklı olmadığını söylüyor. Bending Spoons'un iş modeli de en az işe alım sistemi kadar sıra dışı. Eski parlak günlerini geride bırakmış ancak hâlâ milyonların kullandığı dijital markaları satın alıyorlar. Yeniden yapılandırıyor, kârlılıklarını artırıyor ve elde ettikleri gelirle yenilerini alıyorlar.</p>
<p>Kurucuların yıllar önce vardığı sonuç ise dikkat çekici: İşi kurarken şans önemlidir ama onu yönetirken belirleyici olan operasyon kalitesidir. Bu yüzden de kendini kanıtlamış markaları daha iyi yönetmeye odaklanıyorlar.</p>
<p>Görünen o ki geleceğin en değerli şirketlerini yalnızca teknoloji değil, doğru insanları seçme ve onları doğru sistem içinde çalıştırma becerisi inşa edecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/boylesini-ne-gormus-de-de-duymustum-83149</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Böylesini ne görmüş, ne de duymuştum ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-payini-9-puan-birden-artirdi-panik-satislardan-fonlar-yararlandi-83148</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 08:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı payını 9 puan birden artırdı, panik satışlardan fonlar yararlandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST 30 Endeksi haftalık %0,75 gerilerken, yabancı fonlar ağırlıklı alım yönlü işlemlerde bulundu. Anadolu Efes, Gübre Fabrikaları ve Tüpraş’ta haft a boyunca alım tarafında durdular. Endeksin düşüşüne bakıp panikleyenler, gerideki takas operasyonuna da bakmayı unutmamalı.</strong></p>
<p>Kimi yatırımcı endeksteki düşüşü gördüğünde derhal satış tuşuna sarılır. Fiyatlar düşüyorsa şirketin değer kaybettiğine koşulsuz inanılır. Oysa sadece ekrandaki fiyat hareketine bakıp kurumsal aklın yönünü tayin etmeye çalışmak, anlamlı olmayabilir. Endeksin gerilediği haftada, ana pazarın lokomotifi niteliğindeki 19 hissenin fiyatı geriledi. Ancak kurumsal yatırımcılar düşüşü bir kaçış sinyali olarak okumak yerine bunu 17 hissede alma fırsatına çevirmiş görünüyor. Fiyatlar seans içinde aşağı sürülürken, asıl paranın takas odalarında nasıl hareket ettiğini gözden kaçırmamalı. Düşüşün gerisindeki takas operasyonu Fiyat ile takas arasındaki uyumsuzluk, borsanın en eski zenginleşme taktiklerinden biridir. Anadolu Efes’in fiyatı gerilerken, yabancılar paylarını 1,07 puan artırarak %47 seviyesine taşıdı. Benzer şekilde Gübre Fabrikaları haftalık %4,06 değer kaybederken yabancı payı 1,23 puan artarak %14,9 seviyesine çıktı. Düşen fiyatlar yatırımcıya zarar ettiğini söylüyor. Ancak takas rasyoları mal toplama operasyonunu işaret ediyor. Yabancının en çarpıcı işlemi ise Sasa’da gözlendi. Hissenin fiyatı sadece %0,83 gibi cılız bir yükseliş kaydederken, yabancı takası 9,83 puan birden yükselerek %27,4’e çıktı. Görüntüye aldanıp sat butonuna basanların payı yabancıların hesabına geçti.</p>
<h2>Büyük resme odaklanmalı</h2>
<p>Muhasebesel fiyat hareketleriyle hissenin arkasındaki asıl kurumsal desteği birbirinden ayırabilmeli. Her kırmızı ekran felaket habercisi olmadığı gibi, her düşüş de hisseden kaçılması gerektiği anlamına gelmez. Öte yandan bankacılık sektöründeki Akbank, haftalık %6,78 değer kaybederken, yabancı payının 1,12 puan gerilemesi fonların çıkış eğilimini gösteriyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a55c8a5aad45-1784006821.png" alt="" width="999" height="548" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>BRÜT KÂR MI, NET KÂR MI?</strong></p>
<p><strong>Brüt kâr</strong>; üretim gücü, esneklik, performans, hakimiyet, faaliyet potansiyeli. Yanıltıcılık, borç körlüğü, operasyonel zaaf, temettü belirsizliği.</p>
<p><strong>Net kâr</strong>; nihai kazanç, temettü potansiyeli, büyüme kaynağı, güvenli analiz. Tek seferlik gelir, makyaj, operasyonel körlük, yanılgı, geçmişe odaklılık.</p>
<p><strong>Adana’da kurmayı kararlaştırdığı tesisin üretime geçmesi 2027 sonunu bulacak</strong></p>
<p>Elite Naturel’in Adana’daki fabrikası ne zaman devreye gireceği belli mi? ● Cemil Şahin</p>
<p>Cemil, Elite Naturel Adana Yumurtalık Serbest Bölgesi’nde yeni bir üretim tesisin yapımı yönünde karar aldı. Şirket, 45 yıllık kira sözleşmesi imzaladığı arazi üzerinde ilk etapta 10.000 metrekarelik fabrika inşa edecek. İnşaat aşamasının ardından tesisin 2027 yılının sonuna doğru üretime başlaması planlanıyor. Tesis devreye girdiğinde, şirketin meyve işleme ve şişeleme kapasitesi iki katına çıkacak. Serbest bölge avantajlarıyla desteklenen yatırım, maliyetleri düşürüp ihracatı ve kârlılığı artırmaya olanak verecek. Şirket, yılın ilk çeyreğinde gelirini %75 artırdı.</p>
<p><strong>Yakın zamanda kurulan GES tesisini işletme sermayesini güçlendirmek üzere sattı</strong></p>
<p>Rainbow’un güneş enerjisi santralini neden sattığını öğrenebilir miyim? ● Emre Atakan</p>
<p>Emre,Rainbow’un Yozgat’ta bulunan 59.276 metrekare tarlayı ve üzerinde kurulu bulunan 3.000 kWe GES tesisini toplamda 115, 8 milyon TL’ye satacağını duyurdu. Henüz yakın zamanda kurulan tesisin satışından elde edilecek gelir firmanın işletme sermayesinde kullanılacak. Yılın ilk çeyreğinde satışlarını %82 artırarak 569,5 milyon TL’ye çıkaran firma, dönem sonunda 60,6 milyon TL zarar yazdı. Öte yandan bir önceki döneme göre finansal borçları %25 artarak 1,17 milyar TL’ye yükseldi. Şirket mali bir sıkıntıya girme riskine karşılık GES tesisini satarak önünü açmaya çalışıyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>DFC tarım fonu, tarım ve gıda sektöründeki hisselerle son bir yılda %29 kazandırdı</strong></p>
<p>Deniz Portföy’ün idaresindeki Tarım ve Gıda Değişken Fon (DFC), yatayda dalgalı bir seyir izliyor. Dört yıl önce işlem görmeye başlayan fonun geçen süredeki performansı sadece %211 seviyesinde bulunuyor. Geçen beş ayda büyüklüğü kademeli olarak geriledi. Temmuzda düşüş eğilimi devam ederken 112,98 milyon TL’ye indi. Mayıstan bu yana para çıkışı yaşanan fonda temmuzun ilk yarısında çıkan miktar 4,14 milyon TL. Yatırımcı sayısında da benzer şekilde kademeli bir düşüş söz konusu. Sayı şimdilerde 1.566’ya geriledi. Doluluk oranı %7,37 seviyesinde olan DFC, ağırlıklı olarak tarım ve gıda şirketlerine yatırım yapmakta. Portföyün %65,50’si yabancı hisse senedi ve %24,57’si yurt içi hisse senedinde değerlendiriyor. Son bir yılda %28,54 kazandıran DFC, endeksin aynı süredeki %43,43 çıkışının gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Arzum Ev Aletleri, piyasadan TLREF + %5,5 faizle 30,6 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Arzum Elektrikli Ev Aletleri, nitelikli yatırımcılara yönelik 10.07.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 30.577.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+%5,5 düzeyinde bulunuyor. 48 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 27.08.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı değişen TLREF’e göre belirlenecek. 10 Temmuz itibarıyla TLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. Arzum’un verdiği %5,5 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, bunun yanı sıra piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFAZEV82629 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a55c86fc98d8-1784006767.png" alt="" width="976" height="242" /></strong><strong>ÖZYAŞAR TEL</strong></p>
<p><strong>Ar-Ge merkezi tarafından geliştirilen alüminyum kaynak telinde üretime geçti</strong></p>
<p>Özyaşar Tel, Ar-Ge merkezi tarafından geliştirilen alüminyum kaynak telinin ilk siparişlerinin alındığını ve aylık 60 ton kapasiteyle üretime geçildiğini duyurdu. Katma değeri yüksek olan bu ürünün pazar talebine göre kapasitesinin artırılacağı ve ciroya olumlu katkı sağlamasının beklendiği belirtildi. Şirket, inovasyon odaklı yeni bir endüstriyel ürünü ticarileştirmiş oldu. Metal sanayisinde standart ürün gamının dışına çıkarak alüminyum kaynak teli gibi niş ve yüksek katma değerli malzeme üretmek faaliyet kâr marjını güçlendirirken rekabet avantajını yukarı taşır.</p>
<p><strong>TÜRK İLAÇ</strong></p>
<p><strong>DMO’nun açtığı ihaleyi grup şirketi kazandı. Satışını desteklemesi beklenmeli</strong></p>
<p>Türk İlaç, DMO tarafından açılan Sağlık Market Alım İhalesi’ni, Turkfleks markasıyla grup şirketi Esnaf Ecza Deposu üzerinden 236,5 milyon TL’ye kazandı. İhale bedelinin şirketin brüt satış hasılatına oranının %17 olduğu belirtildi. Şirket, kamu sağlık tedarik zincirindeki ağırlığını yüksek bütçeli bir satışla desteklemiş oldu. Bu olumlu gelişmeye rağmen firma yüksek risk içeriyor. Geçtiğimiz haziranda mahkeme şirket hakkında üç aylığına geçici mühlet kararı verdi. Hemen akabinde borsa yönetimi, artan risk ve belirsizlikten ötürü hisseyi Yakın İzleme Pazarı’na aldı.</p>
<p><strong>KIRAÇ GALVANİZ</strong></p>
<p><strong>Bulgaristan’da 10 milyon euroluk otokorkuluk işi için yerel firmayla anlaştı</strong></p>
<p>Kıraç Galvaniz, Bulgaristan Karayolları Altyapı Ajansı’nın yeni ihale süreci sonuçlanana kadar, ülkedeki hasarlı otokorkulukların bakım, onarım ve acil müdahalesi için yerel bir şirketle iş birliği sözleşmesi imzaladı. Toplam iş hacminin yaklaşık 10 milyon euro seviyesine ulaşmasını bekliyor. Firma, Bulgaristan pazarındaki mevcut faaliyetlerini kesintiye uğratmadan sürdürme garantisi elde etti. Altyapı ve metal imalatı sektöründe sınır ötesi pazarlarda elde edilen kazanımların geçici formüllerle dahi olsa sürdürülmesi rekabetin korunması adına hayati önem taşır.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Katılımevim’in ivmesi son ayda azalsa da yükselişini koruyan yapısı değişmedi</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a55c8568ab49-1784006742.png" alt="" width="299" height="240" /></strong>Katılımevim’de fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %18,98 ile toplamda 10,42 milyon lot artarak 65,35 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı değişmezken 35’te kaldı. PHE fonu 7,35 milyon lot ile en fazla alımı yaparken, PUK 692,7 bin lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Katılımevim hakkında 2026 yılı içinde hedef önerisinde bulunan aracı kurum bulunmuyor. Haziran 2023’te borsada işlem görmeye başlayan hisse, arada geçen süre zarfında %16.315 oranında yükseliş kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabanci-payini-9-puan-birden-artirdi-panik-satislardan-fonlar-yararlandi-83148</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı payını 9 puan birden artırdı, panik satışlardan fonlar yararlandı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hurda-demirde-uc-ayda-900-liralik-deger-kaybi-83145</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 08:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hurda demirde üç ayda 900 liralık değer kaybı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Küresel piyasalarda talep zayıflaması, demir cevheri ve hurda fiyatları üzerindeki baskıyı artırıyor. Hem iç piyasada hem de uluslararası piyasada hurda demir fiyatları son bir aydır gerilemeye devam ediyor. Son 3 aydır küreselde arz fazlası algısının güçlendiğini kaydeden sektör temsilcileri, zayıflayan talebin uluslararası piyasalarda demir cevherini ucuzlattığını bununda hurda fiyatlarını gerilettiğini söylediler. Hurda fiyatları son 3 ayda iç piyasada ton başına 900 lira geriledi. Türkiye’nin önde gelen demir-çelik üreticilerinden Kardemir, son 3 aydır neredeyse hurda alım fiyatlarını aşağı yönlü revize ediyor. Mayıs ayında tonunu 18 bin 600 liradan aldığı DKP hurdanın tonuna 10 Temmuz itibariyle 17 bin 700 liradan alacağını açıklarken, Mayısta serbest piyasada ortalama 17 bin 305 lira olan DKP hurdanın tonu da 16 bin 905 liraya geriledi. Sektör temsilcilerine göre, Çin’de inşaat ve altyapı talebine yönelik toparlanma sinyalleri netleşmedikçe, demir cevheri ve hurda fiyatlarında kalıcı bir iyileşme beklenmemeli.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a55c5b7965d6-1784006071.png" alt="" width="311" height="199" />Hurdadaki fiyat gerilemesi inşaat demirine de yansıdı. İnşaat demirinin de tonu 400 lira geriledi. Mayısta tonu 26 bin 960 lira olan 12-32 mm’lik nervürlü inşaat demirinin tonu 26 bin 500 liraya, 36-40 mm’lik nervürlü inşaat demirinin tonu da 27 bin 460 liradan 27 bin liraya geriledi.</p>
<h2>Uluslararası piyasada da fiyatlar geriliyor </h2>
<p>Türkiye’nin zayıflayan talebi uluslararası piyasaya da yansıyor. Steelorbis’te yayınlanan Uluslararası Geri Dönüşüm Bürosu (BIR) Demir Metaller Bölümü raporuna göre en büyük ithalatçısı Türkiye’nin alımlarında yaşanan gerileme fiyatları kademeli olarak aşağı çekti. Türkiye’nin martta yüksek tonajlı alımların ardından, sonraki aylarda alımlarını düşürdüğü belirtilen raporda, aynı zamanda çelik üreticilerinin yüksek stokta yakalanmasının da fiyat gerilemesinin en büyük nedenlerinden biri olarak gösteriliyor. Çelik tüketimindeki düşüş inşaat demiri fiyatlarına da olumsuz yansıdığı belirtilen raporda, Türkiye’nin zayıf talebinin Avrupalı ihracatçıları da olumsuz etkilediği, İskandinavya’daki HMS 80/20 kalite hurdanın tonunun yüzde 7 gerilemesine neden olduğu bu nedenle Avrupalı ihracatçı firmaların alternatif pazarlara yöneldi vurgulandı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hurda-demirde-uc-ayda-900-liralik-deger-kaybi-83145</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/hurda.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel talepteki zayıflama ve demir cevheri fiyatlarındaki düşüş hurda piyasasını baskılamaya devam ediyor. Son üç ayda hurda demirin ton fiyatı iç piyasada 900 lira gerilerken, bu düşüş inşaat demiri fiyatlarına da yansıdı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/iban-magduru-icin-ayri-suclama-duzenleme-onerisi-83144</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 08:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;IBAN mağduru&#039; için ‘ayrı suçlama’ düzenleme önerisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Bu hafta Mecliste görüşülecek olan 12. Yargı Paketinde yer alan düzenleme ile kamuoyunda "IBAN mağdurları" olarak bilinen, banka hesabı, IBAN, kredi kartı ve ödeme sistemlerine ilişkin bilgilerini bilerek başkasına kullandıranlara yönelik olarak TCK’nın dolandırıcılık ve nitelikli dolandırıcılığı düzenleyen 158'inci maddesine eklenen fıkrayla düzenlemeye gidilecek. Dolandırıcılık veya nitelikli dolandırıcılığın sadece banka hesaplarını başkasına vermekle sınırlı olması halinde ceza yarı oranında indirilecek. Düzenlemeyi değerlendiren muhalefet partileri, mevcut uygulamada hesaplarını suç örgütlerine kullandıran kişiler ile dolandırıcılık suçunun asıl faillerinin aynı hukuki çerçevede değerlendirilmesinin adalet duygusunu zedelediğini belirtti. Hazırladıkları karşı oy yazısında muhalefet partileri, sorunun yalnızca ceza indirimiyle çözülemeyeceğini belirterek, banka hesabı, ödeme aracı veya kimlik bilgilerinin suçta kullanılacağını bilerek ya da öngörerek başkasına kullandırılması fiilinin TCK'da bağımsız bir suç olarak düzenlenmesini önerdi. Suçun asıl yürütücüleri ile hesaplarını kaptıran kişilerin hukuken birbirinden ayrılması gerektiği kaydedildi.</p>
<h2>Adalet duygusu zedeleniyor </h2>
<p>CHP, son yıllarda özellikle TCK 158’nci madde kapsamında düzenlenen ‘Nitelikli Dolandırıcılık’ suçlarında, suçun asıl faillerinin kendi kimliklerini gizlediğini, özellikle ekonomik açıdan dezavantajlı grupların banka hesaplarını( IBAN) veya her türlü dijital cüzdanlarını cüzi komisyonlar karşılığında kiralayarak suçta kullandırdıklarını belirtti. Kamuoyunda IBAN mağdurları olarak adlandırılanların mevcut ceza yargılamasında asıl faillerle aynı cezaya çarptırıldığını bu durumun suçun işlenişindeki kusur oranı gözetilmeksizin aynı cezaya hükmedilmesi nedeniyle adalet duygusunu ciddi şekilde zedelediğini bildirdi. Kamuoyunda "IBAN mağdurları" olarak anılan hesap sahiplerinin çoğu zaman asıl faillerle aynı cezaya çarptırıldığı belirtilerek, nitelikli dolandırıcılık suçuna kasten veya taksirle iştirak ettiği kanıtlanamayan kişilerin eylemlerinin asıl suçtan ayrılması ve suç organizatörleriyle hesaplarını kullandıran kişilerin hukuken farklı değerlendirilmesi gerektiği kaydedildi.</p>
<h2>Organizatörler tespit edilmeli </h2>
<p>DEM Parti ise karşı oy yazısında sorunun yalnızca ceza indirimiyle çözülemeyeceğini belirterek, banka hesabı, ödeme aracı veya kimlik bilgilerinin suçta kullanılacağını bilerek ya da öngörerek başkasına kullandırılması fiilinin Türk Ceza Kanunu'nda bağımsız bir suç olarak düzenlenmesini önerdi. DEM Parti’ye göre bu düzenleme, hem tipiklik ilkesini koruyacak hem de suça bilinçli iştirak edilen durumlarda iştirak hükümlerinin uygulanmasına engel oluşturmayacak. DEM Parti ayrıca, bilişim suçları soruşturmalarında asıl sorunun gerçek suç örgütlerine ulaşılamaması olduğunu vurguladı. DEM Parti, “Organize yapılar tarafından işlenen bu suçlarda soruşturmalar çoğu zaman yalnızca hesap sahipleri üzerinden yürütülmekte, suçun organizatörleri tespit edilememektedir. Oysa IP kayıtları, HTS analizleri, MASAK raporları, para transfer zincirleri ve diğer dijital deliller etkin biçimde kullanıldığında gerçek faillere ulaşılması mümkündür” değerlendirmesi yaptı.</p>
<h2>Daha etkin denetleme gerekli </h2>
<p>Yeni Yol Grubu, düzenlemenin suç örgütlerinin yönlendirmesiyle hesaplarını kullandıran kişilerin yaşadığı mağduriyetleri dikkate alması bakımından olumlu olduğunu ancak suç organizatörleri ile bilinçli şekilde hesap temin eden kişiler arasındaki ayrımın yeterince net ortaya konulamadığını kaydetti. Çözümün yalnızca cezalarda indirim yapılması olmadığını belirterek, suç örgütlerini ortaya çıkaracak etkin soruşturma mekanizmalarının kurulması, banka ve ödeme kuruluşlarının şüpheli hesap hareketlerini daha etkin denetlemesi ve vatandaşların bilinçlendirilmesine yönelik önleyici çalışmaların artırılması gerektiğini bildirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/iban-magduru-icin-ayri-suclama-duzenleme-onerisi-83144</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/1/1280x720/tbmm-meclis-1766648669.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ IBAN düzenlemesini değerlendiren muhalefet partileri, mevcut uygulamada hesaplarını suç örgütlerine kullandıran kişiler ile dolandırıcılık suçunun asıl faillerinin aynı hukuki çerçevede değerlendirilmesinin adalet duygusunu zedelediğini belirtti. Muhalefet, banka hesabı, ödeme aracı veya kimlik bilgilerinin suçta kullanılacağını bilerek ya da öngörerek başkasına kullandırılması fiilinin kanunda bağımsız bir suç olarak düzenlenmesi önerisini getirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kul-hakki-oburlari-83141</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kul hakkı oburları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Mülâkat var, mülâkat var</strong></p>
<p>Sovyetler zamanı. Bir gemicilik işletmesine eleman alınacak.  Üç başvuru var. Ancak kadro iki kişilik. İki kişinin de referansları sağlam, Komünist Partisi’nden. Başka bir deyişle mülâkatta bir elemanın elenmesi gerekiyor. Üç adayı da salona almışlar. Referanslı birinci adaya sormuşlar soruyu: Sivil denizcilik tarihinde en büyük insan kaybı yaşanan kaza hangisidir? Aday hemen cevap vermiş: Titanic. “Tamam, geçtiniz” demişler. Sıra ikinci adaya gelmiş. Ona da sormuşlar: “Bu kazada en az kaç kişi öldü?”. Cevap gelmiş: “En az bin kişi öldü”. “Tamam, geçtiniz”. Üçüncü adaya, referansı olmayan adaya sıra gelmiş. Soruyu sormuşlar : “Ölenlerin isimleri nelerdir?”</p>
<p><strong>Kavun değil ki…</strong></p>
<p>Eleman seçimi konusunu işlerken derslerimde ve eğitimlerimde perdedeki ilk resim bir kavun resmi olurdu. Bu, çocukluk yıllarımızdan kalma bir anıya dayanırdı. Bir komşumuz mutsuz evlilik yapan kızı için damat seçiminde neden yanıldığını şöyle anlatırdı: “Kelli felli idi.  Görünüşü adama benziyordu; yanıldık. Ne bileceksin anam, kavun değil ki kıçını koklayasın”.</p>
<p>Gerçekten insan seçmek kolay iş değildir. Bu seçeceğiniz kişi, işe yeni girecek biri veya terfi edecek biri, ya da bir damat olabilir. Konuya girdiğimize göre bu yazımızda eleman seçimine odaklanabiliriz.</p>
<p><strong>Eleman seçiminde araçlar</strong></p>
<p>Seçme olayı nedir? Boş bir kadroya eleman alacaksınız. Birçok da aday var. Bunlar arasından işi en iyi yapacak birisini seçmelisiniz. Bu işi en iyi yapacak kişi olarak, gereken yetkinliğe(bilgi, beceri, tutum ve davranış)   sahip kişi demek istiyoruz. Seçme olayı,  işte bu yetkinliği ölçmek anlamına gelir. </p>
<p>Yetkinlik değerlendirmesinde birinci aracımız diplomadır. Belli seviyede eğitim almış kişilerin belli yetkinliğe sahip olduğu varsayımından yola çıkarız.                      Seçmede kullanacağımız bir diğer araç,  testlerdir. Bunlar da zekâ testi, tutum ve kişilik testi gibi çeşitlilik gösterir. Bir diğer test de “Halep orda ise arşın burda” yaklaşımı ile bizzat kişiye söz konusu işi yaptırarak performansını ölçmektir. Yönetici seçmelerinde ise yapılan işin “Değerlendirme merkezleri”nde (Assessment Centers)  simülasyonunu kullanarak değerlendirme yapılır.</p>
<p>Ve eleman seçmede kullanılan en yaygın yöntem olarak bir de  “Mülâkat” vardır. Mülâkat, pratiktir, yazılı testlerde ölçemediğimiz ve kişinin “Soft skill” dediğimiz bazı becerilerini değerlendirmeye yarar. İşe girmek isteyen kişi ile insani temas olduğu için değerlidir. Ancak geçerliliği, yani değerlendirmenizin iş performansı ile ilişkisini ölçen değeri, düşüktür. Diğer bir dezavantajı da mülâkatı yapan kişinin önyargısı ile sakatlanmaya müsaittir. İşte kamuya eleman alırken yaşanan sorunların kaynağı mülâkattaki bu sakatlıktır. Seçmede çok kullanılan mülâkat, kamuda kayırmacılık ve yeğenciliğin (nepotizm) aracı olmaktadır. Eğer mülâkatı yapanlar adil olmazsa yukarıda anlattığım Titanic soruları gibi sorularla istediğinizi çaktırır, istediğinizi geçirirsiniz.</p>
<p><strong>KPSS ve yazılı sınavlar</strong></p>
<p>Kamuya eleman alımında objektifliği sağlamak için ilk kez Bülent Ecevit Hükümeti zamanında 1999 yılında 17 Ekim ve 12 Aralık’ta “Devlet Memurluğu Sınavı  (DMS)” uygulamaya konmuştur. 7-8 Temmuz 2001 yılında DMS yerine Kurumlar için Merkezi Eleme Sınavı (KMS)” yapıldı. Bu sınav bir kez yapıldı. Daha sonra 2002 yılı 3 Mayısta yayınlanan bir yönetmelikle KMS yerine “Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS)” getirildi. Bu sınavlar, işte yukarda sözünü ettiğim eleman seçimindeki “Testler” kategorisindedir.</p>
<p>Kamuya personel alınırken, ya da yükselmelerdeki değerlendirmede elde iki puan vardır. Bunlardan biri kişinin KPSS puanı, diğeri mülâkattan alacağı puan. Bu iki puanın ağırlıklı ortalaması alınmaktadır. Ancak gün geçmiyor ki, basında şu tip haberlerle karşılaşmaktayız: “KPPS puanları çok yüksek iken mülâkatta düşük puan alarak elendiler”. “Yükselme için yapılan yazılı sınavda yüksek puan alanlar düşük mülakat notları yüzünden terfi edemediler; onun yerine yazılı sınavda düşük alanlar sözlüde yüksek puan alarak terfi ettiler”.</p>
<p>KPSS notu ile sözlü sınav/mülâkat notunun ille de ilintili (correlated) olması gerekmez. Yani yazılı sınavı yüksek olanın, mülakat/sözlü sınav notunun da yüksek;  yazılı sınavı düşük olanın, mülakat/sözlü sınav notunun da düşük olması gerekmez. Mülâkatlarda, kişinin yazılıda ölçemediğimiz nitelikleri (Soft skills) ölçülür. Ama bu kadar şikayet de sanırım boşuna değil. Bunu yapan kamu kurumları, kendi verebildikleri mülâkat notları ile yazılı sınavların getirdiği engeli aşmaktadırlar. İstedikleri kişileri seçmektedirler.</p>
<p><strong>Peki neden böyle oluyor?</strong></p>
<p>Normal olarak bir kuruma başvuran kişiler arasından en iyilerin seçilmesi gerekir. Peki neden kamu kuruluşunda böyle olmuyor? </p>
<p>Daha düşük nitelikli biri işe alınırsa onun performansı da düşük olacaktır. Bu, o bölümün, kuruluşun performansına da etki yapacaktır. Buna rağmen neden kurumun başındaki kişi buna, torpile izin verir?</p>
<p>Büyük bir ihtimalle kurumun başındaki kişi de o koltuğa oturmayı hak eden birisi değildir. O koltuğa kendisi de torpille gelmiştir. Bu durumda alt pozisyonlara da torpille eleman alınması ona normal gelmektedir. Ve de kendisinin o koltuğa atanmasına neden olan makama olan borcunu bu şekilde ödemektedir.</p>
<p>Daha iyisi, yetkini varken niteliği daha düşük torpilli kişiyi işe alıyorsa kişi, başında bulunduğu kurumun performansına aldırmıyor demektir. Düpedüz bu kuruma ihanet etmek demektir. Bunun sonuçlarına katlanır diyebilirsiniz. Ama bundan dolayı kamuda kimsenin başına bir şey gelmemektir. Eğer yönetici inançlı birisi ise bu,  kul hakkı yemek demektir. Âmâ  yukardan aşağı sanki tüm yönetici koltukları “kul hakkı oburları” ile doludur.</p>
<p><strong>Sonuç </strong></p>
<p>Ülkemizdeki 32,5 milyon çalışanın (2025 yılı verilerine göre)  5,2 milyonu kamuda, 27,3 milyonu özel sektördedir. Başka bir deyişle çalışan nüfusun %16’sı kamudadır. Bu önemli bir rakamdır. Eğer nitelikleri uygunsa her ülke yurttaşının kamuda çalışma hakkı vardır. Kamuda çalışma olanaklarının adil biçimde dağıtılması gerekir.</p>
<p>Kamu kurumları etkin ve verimli biçimde çalışmalıdır. Yetkili pozisyonlarda çalışan yöneticilerin birinci görevi bunu gerçekleştirmektir. Yeğencilik (Nepozm), kayırmacılık buna engeldir.</p>
<p>İnsan kaynağı yönetiminde mülâkat, eğer doğru kullanılırsa çok yararlı br yöntemdir. Ama kamuda kötüye kullanıldığı için eleman seçiminde uygulamadan kaldırılmalıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kul-hakki-oburlari-83141</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kul hakkı oburları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tek-kurucunun-yukselisi-yapay-zeka-dengeleri-nasil-bozuyor-83140</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tek kurucunun yükselişi: Yapay zekâ, dengeleri nasıl bozuyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekânın yarattığı gerçek dönüşüm şu: Solo founder artık başlangıç aşamasında ürün-pazar uyumu bulmak için çok daha güçlü bir araç setine sahip. Bir noktadan sonra ekip kurmak hâlâ kaçınılmaz ama o noktaya ulaşmak için önce başlamak gerekiyor.</strong></p>
<p>Girişimcilik dünyasında yıllardır neredeyse tartışmasız kabul gören bir şey var: Tek kuruculu bir startup, yatırımcı için sarı ışık değil, kırmızı ışıktır. Bu yargı soyut bir önyargı değil, deneyimden çıkılarak hesaplanmış bir risk esasında. Uzun ve zorlu yolda tek kişinin tükenmesi an meselesidir; kör noktalara kimse ayna tutmaz, kritik anlarda ikinci bir ses yoktur, yetenek havuzu en başından sınırlıdır gibi gerekçelerle tek kuruculu girişimler çok dezavantajlıdır. Y Combinator kurucularından Paul Graham bunu uzun bir süredir net bir şekilde belirtmekte: En başarılı girişimlerin çoğunun birden fazla kurucusu var. VC’ler ve hızlandırıcılar da bu mantığı neredeyse kurumsal bir refleks haline getirdi.</p>
<p>2024-2025’e gelindiğinde bu tablo sarsılmaya başladı. Sebebi de hepimizin tahmin edeceği yerden: Yapay zekâ araçları, bir insanın ne kadar iş yapabileceğini o kadar dramatik biçimde değiştirdi ki “bir kurucu ne yapabilir?” sorusunun cevabı artık eskisiyle aynı değil.</p>
<p><strong>Dönüşümün en somut yansıması </strong><strong>ürün geliştirme süreçlerinde</strong></p>
<p>Sayılar bunu destekliyor. GitHub Copilot gibi araçları kullanan geliştiricilerde kod yazma hızının yüzde 55’e varan oranlarda arttığını gösteren çalışmalar var. Cursor, Replit Agent, Lovable gibi araçlarla teknik altyapısı sınırlı biri bile birkaç hafta içinde çalışan bir ürün çıkarabiliyor. Pazarlama içeriği, kullanıcı araştırması, rekabet analizi, hukuki belgeler, müşteri desteği, bunların tamamı artık yapay zekâyla kısmen ya da tamamen yürütülebilir. Yani bir kurucu, operasyonel girdapta boğulmak yerine asıl işine -ürününe ve vizyonuna- odaklanabiliyor.</p>
<p>Bu dönüşümün en somut yansıması ürün geliştirme süreçlerinde görülüyor. Birkaç yıl öncesine kadar MVP (minimum viable product-minimum uygulanabilir ürün) çıkarmak için neredeyse zorunlu sayılan teknik kurucu profili bugün çok daha az kritik. Yüzlerce solo founder (tek kurucu), hiç kod geçmişi olmadan kullanıcı kazanan ürünler inşa ediyor. “Vibe coding” denen yaklaşım -doğal dille talimat verip kod ürettirmek- artık bir hobi değil, ciddiye alınan bir startup metodolojisi. Y Combinator’ın son kohortlarında solo founder oranının arttığı gözlemleniyor; bazı yatırımcılar da geleneksel mesafelerini sorgulamaya başladı. Bir kişi yapay zekâyla fiilen “sanal bir takım” kurmuş durumda-bunu görmezden gelmek giderek zorlaşıyor.</p>
<p>Ama tabloda ciddi boşluklar da var.</p>
<p>Bunların ilki şu: Ekosistem değerlendirme kriterleri hâlâ eski paradigmaya kilitli. Türkiye ve dünyadaki hızlandırıcıların büyük çoğunluğu başvurularda kurucu sayısını önemli bir kriter olarak tartmaya devam ediyor. Solo founder başvurursa temkinli davranılıyor. Bu yaklaşım, yapay zekânın getirdiği verimlilik sıçramasını göz ardı ederek potansiyel inovatörleri baştan eliyor.</p>
<p>İkinci boşluk VC tarafında: Yatırımcı çerçeveleri güncellenmedi. “kurucu takım kimyası” hâlâ öncelikli sorular arasında ki bu soruların değeri tartışılmaz. Ama “takım yoksa yatırım yok” refleksi, yapay zekâyla güçlendirilmiş tek bir kurucunun gerçek kapasitesini ölçmüyor. Hangi araçları kullandığı, otomasyon oranı, bireysel üretkenlik, büyüme hızı artık değerlendirmenin parçası olmalı. Solo founder’ın gösterdiği traction, zaman zaman geleneksel iki kuruculu bir ekipten çok daha anlamlı bir sinyal verebilir.</p>
<p>Üçüncüsü daha sistemik: Solo founder’ın zihinsel sağlığını, mentor erişimini ve topluluk desteğini kapsayan yapılar yok denecek kadar az. Geleneksel hızlandırıcılar grup dinamiğine ve ekip uyumuna odaklanır; solo founder bu ortamlarda ya görünmez kalır ya da kenarda oturur. Oysa en çok bu kurucuların desteğe ihtiyacı var. Tek kurucu kohortları, ağlara erişim, yapay zekâ araç kullanımına odaklı eğitim programları, hem düşük maliyetli hem de yüksek etkili adımlar olabilir.</p>
<p><strong>Yapay zekâ cevabı aramak için </strong><strong>bakılması gereken yeri değiştirdi</strong></p>
<p>Dürüst olmak gerekirse, yapay zekâ solo founder’ı her koşulda yeterli hale getirmiyor. Büyük satış süreçleri, stratejik ortaklıklar, organizasyonel ölçeklenme hâlâ insan dinamiğine ve çok yönlü yetkinliğe bağlı. Yapay zekânın yarattığı gerçek dönüşüm şu: Solo founder artık başlangıç aşamasında ürün-pazar uyumu bulmak için çok daha güçlü bir araç setine sahip. Bir noktadan sonra ekip kurmak hâlâ kaçınılmaz ama o noktaya ulaşmak için önce başlamak gerekiyor.</p>
<p>Ve bugün tek bir kurucu, yapay zekâyla donanmış olarak o ilk adımı atmak için tarihin en elverişli koşullarında duruyor.</p>
<p>Girişimcilik ekosisteminin temel sorusu değişmedi: Bu kurucu gerçekten yapabilir mi? Yapay zekâ bu sorunun cevabını değiştirmedi-ama cevabı aramak için bakılması gereken yeri değiştirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tek-kurucunun-yukselisi-yapay-zeka-dengeleri-nasil-bozuyor-83140</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tek kurucunun yükselişi: Yapay zekâ, dengeleri nasıl bozuyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aris-pirlantanin-yil-sonu-buyume-hedefi-yuzde-10-83155</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ariş Pırlanta’nın yıl sonu büyüme hedefi yüzde 10</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Doğada bir ila 3 milyar yılda meydana gelmesi, saf karbon özelliğinden dolayı ışığı en iyi yansıtan maden olması, pırlantayı, takı endüstrisinde en özel ürün olarak öne çıkarır. Nadide yapısı uzmanlık gerektirir ve bu durum, pırlanta işçiliğinin bir aile geleneği olarak nesilden nesile aktarılmasını sağlar. Türkiye’de 4 nesilden bu yana pırlanta takı sektöründe iştigal eden Güzeliş Ailesi, Mardin’de başlayan iş yolculuğunu bugün İstanbul’u merkezine alarak tüm Türkiye ile dünya coğrafyalarında devam ettiriyor.</p>
<p>Pırlantanın en önemli temsilcilerinden 120 yıllık aile şirketi Ariş Pırlanta'nın Yönetim Kurulu Başkanı Kerim Güzeliş, 2025'in yüksek enflasyon ve zayıf talebe rağmen şirket açısından hedefl erin aşıldığı bir yıl olduğunu söyledi. Şirket olarak performansı TL yerine dolar bazında ölçtüklerini belirten Güzeliş, “Yıl başında dolar bazında yüzde 5-10 büyümeyi başarı olarak görüyorduk. Yılı yüzde 10-12 dolar bazlı büyümeyle tamamladık. Hem adet satışında hem de ciroda hedeflerimizi yakaladık” diye konuştu.</p>
<p>2026'ya daha yüksek beklentilerle girdiklerini ancak tüketicinin alım gücündeki düşüş ve harcamaların mücevher yerine seyahat, telefon ve saat gibi alanlara kaymasının satışları olumsuz etkilediğini ifade eden Güzeliş, yatırım amaçlı talebin ise ağırlıklı olarak altın ve sarrafiye ürünlerine yöneldiğini dile getirdi. Buna rağmen özel koleksiyonlar, kampanyalar ve yeni tasarımlarla büyümeyi sürdürmeyi hedeflediklerini belirten Güzeliş, bu yıl için de dolar bazında yüzde 10 büyüme hedefi koyduklarını dile getirdi. Ariş’in şu anda Türkiye genelinde 20 mağazası ve 6 bayi ve 50 adet satış noktası bulunuyor. Marka teşvik süresinin bitmesi nedeni ile Almanya mağazasını kapatan markanın hedefi, Hollanda, Avusturya, Fransa, İspanya ve Amerika gibi ülkelerde kendi mağazalarını açarak büyümek olarak kondu.</p>
<h2>“Çocuklarınızı müdür olarak değil, işi öğrenerek yetiştirin” </h2>
<p>Ariş Pırlanta'nın Yönetim Kurulu Başkanı Kerim Güzeliş, uzun ömürlü aile şirketi olmalarındaki iş sırlarını ve yönetim prensiplerini de EKONOMİ gazetesi ile paylaştı. Bugün birçok aile şirketinin üçüncü kuşağa ulaşamadan dağıldığını (araştırmalar yüzde 80’e ulaştığını ortaya koyuyor) belirten Güzeliş’e göre bunun en önemli nedeni, aile bireylerinin doğrudan yönetici yapılması. “Çocuklarınızı müdür olarak değil, işi öğrenerek yetiştirin” diyen Güzeliş, kendi çocuklarını Sabancı Üniversitesi'ni dereceyle bitirmelerine rağmen şirkette en alt kademeden başlattığını anlattı. Üretimden siparişe, stoktan satışa kadar her süreci öğrenmeden hiçbir aile ferdine yönetici yetkisi verilmediğini vurgulayan Güzeliş, “Aileden biri diye kimseyi üst makama oturtmuyoruz. Tabiri caizse ‘kazan dairesinden’ başlatırız. Bu, aile şirketleri için çok önemli bir tavsiyedir. Birçok firma çocuklarını doğrudan yönetici yapıyor. Ancak işi bilmeyen ve çalışanlarla doğru iletişim kuramayan bu kişiler egolarına yenik düşüyor ve şirketler daha üçüncü kuşağı göremeden batıyor. Şu an 16 yaşında olan bir torunum var; o da şimdiden işe gidip gelmeye başladı. Eğer o da bu mesleği seçerse beşinci kuşağı da şirketimize dahil etmiş olacağız” dedi.</p>
<h2>“En iyi fikri, depodaki çalışan verebilir” </h2>
<p>Güzeliş'e göre şirketlerin en büyük problemi yanlış strateji değil, iletişim eksikliği. Yönetim kurulunun çoğu zaman sahadaki gerçeklerden uzak kaldığını belirten Güzeliş, stok bölümünde çalışan bir personelin hangi ürünün satıldığını veya satılmadığını yöneticilerden çok daha iyi bildiğini söyledi. Bu nedenle düzenli olarak tüm departmanlarla toplantılar yaptıklarını anlatan Güzeliş, alt kademedeki çalışanların fikirlerini dinlemeden karar almadıklarını ifade etti. Yönetim anlayışını anlatırken, ifl asın eşiğindeki Chrysler'da fabrikanın bir ustasını dinleyen şirket başkanının üretim sorununu çözmesini örnek gösteren Güzeliş, “Birçok şirkette yöneticiler çalışanı susturuyor. Böyle olunca sorunlar yukarı çıkamıyor. Bizde ise herkes konuşabilir” diye konuştu.</p>
<h2>"Mağazaya inmeyen kararın anlamı yok" </h2>
<p>Şirket içinde iletişim zincirini güçlendirmek için yıllar içinde önemli değişiklikler yaptıklarını anlatan Güzeliş, mağaza müdürleriyle yapılan toplantılarda alınan kararların mağaza çalışanlarına yeterince aktarılmadığını fark ettiklerini söyledi. Bunun üzerine yeni bir sistem kurduklarını belirten Güzeliş, şöyle devam etti: “Toplantıdan çıkan mağaza müdürü aynı gün ekibini topluyor ve alınan kararları bire bir aktarıyor. Böylece strateji en alt hücreye kadar ulaşıyor. Benzer bir entegrasyonu pazarlama, e-ticaret, sosyal medya ve satış ekipleri arasında da kurduk. Eskiden her birim farklı ürünü öne çıkarırdı. Bugün ise tüm ekipler aynı ürüne odaklanıyor. Bunun faydasını da çok gördük." Bu dönüşümün 3 yıl sürdüğünü belirten Güzeliş, stok yönetimini de sürece dahil ederek satış performansını artırdıklarını dile getirdi.</p>
<h2>Avrupa seyahati iş modelini değiştirdi </h2>
<p>Kerim Güzeliş'in iş hayatındaki en önemli kırılma noktalarından biri ise 1977 yılında yaptığı Avrupa gezisi olmuş. O dönem İngiltere, Fransa ve İtalya'daki mağazaları gezerken Türkiye'den tamamen farklı bir perakende anlayışı gördüğünü anlatan Güzeliş, Kapalıçarşı’da binlerce ürünle doldurulan vitrinlerin aksine Avrupa’da az sayıda ama seçilmiş ürünlerin sergilendiğini söyledi. En dikkat çekici gözlemin ise vitrinlerde pırlantalı ürünlerin ağırlığı olduğunu belirten Güzeliş, bu seyahatten sonra altın üretiminden çıkıp pırlantaya yönelme kararı aldığını anlattı. O dönemde bilgiye ulaşmanın son derece zor olduğunu, tedarikçileri bulabilmek için büyük mücadele verdiklerini söyleyen Güzeliş, bu stratejik kararın daha sonra Ariş markasının temelini oluşturduğunu ifade etti.</p>
<h2>“Hayatımdaki en büyük ticari hata” </h2>
<p>Başarılı kararlarının yanında hatalarını da paylaşan Güzeliş, ilk perakende mağazasını kapatmasının iş hayatındaki en büyük yanlışlardan biri olduğunu söyledi. Turistik satışlar ve ihracatın çok iyi gitmesi nedeniyle perakendeyi ikinci plana attığını belirten Güzeliş, yıllar sonra mağazacılığa geri döndüğünde önemli bir müşteri verisini kaybettiğini gördüğünü anlattı. Güzeliş, “Sadık müşterilerimizi koruyabilirdik. Bugün geriye dönsem o mağazayı asla kapatmazdım” diyerek, iş dünyasında yapılan hataların da önemli birer yönetim dersi olduğunu vurguladı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/aris-pirlantanin-yil-sonu-buyume-hedefi-yuzde-10-83155</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/5/1280x720/kerim-guzelis-1784009184.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Takı ve kuyumculuk sektörünün 120 yıllık şirketi Ariş Pırlanta, geçen yılı dolar bazında yüzde 10-12 aralığında büyüme ile tamamladı. Şirketin bu yıl sonundaki büyüme hedefi yüzde 10 olarak kondu. Ariş Pırlanta&#039;nın Yönetim Kurulu Başkanı Kerim Güzeliş, planları arasında Hollanda, Avusturya, Fransa, İspanya ve ABD gibi ülkelerde kendi mağazalarını açarak büyümek olduğunu dile getirdi. Güzeliş, şirketlerin uzun ömürlü olmasının altında yatan yönetim prensipleri hakkında da görüşlerini aktardı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/savunma-harcamalari-gsyhnin-yuzde-233u-seviyesinde-83146</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savunma harcamaları GSYH’nin yüzde 2,33’ü seviyesinde</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye, NATO çerçevesinde, savunma harcamalarını GSYH’nin yüzde 3’üne yükseltme taahhüdünde bulunurken, daha önce nihai hedef olan yüzde 5’lik hedefe de öngörülenden daha kısa sürede ulaşabileceğini duyurmuştu. Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın yayınladığı ve kesin hesaplara kadar bütçe gerçekleşmelerinin en kesin sonuçlarını veren 2025 Yılı Genel Faaliyet Raporunda, savunma harcamalarının ilgili yılda yüzde 2 olan hedefi de aşarak GSYH’nin yüzde 2,33’üne ulaştığı belirlendi. Aynı belgede, 2024 sonu itibariyle yerlilik oranının yüzde 81 olduğu, 2025 verilerinin henüz yayınlanmadığı belirtildi.</p>
<h2>1400 proje 100 milyar doları geçti</h2>
<p>Raporun bilgi bölümünde savunma sanayiinde proje stokunun 1400’ün üzerine çıktığı ve toplam proje stokunun 100 milyar doları geçtiği belirtildi. Savunma ve havacılık yurt dışı satışlarının 10.1 milyar dolar ile dünyada 11. sıraya ulaştığı belirtilen raporda, genel olarak savunma ve havacılığın yurt dışı satış artışının yüzde 48’e ulaştığı, cirosu en yüksek 25 firmanın ise yüzde 7’lik artış sağladığına dikkat çekildi.</p>
<p>Bu arada, ciro artışına karşılık Milli Savunma Bakanlığı’nın yıl içinde ilave yapılmasına karşılık, başlangıç bütçesinin tamamını harcayamadığı da gözlendi. İlgili tabloda, 623 milyar 899 milyon TL’lik başlangıç ödeneğinin yıl içindeki artış/ aktarımlarla 839 milyar 517 milyon TL’ye yükseldiği, harcama gerçekleşmesinin ise 614 milyar 807 milyon TL olarak sonuçlandığı bilgisi yer aldı. Savunma Sanayii Başkanlığı ise 1.1 milyar TL olan başlangıç ödeneğinin yıl içinde artış ve aktarımlarla 1 milyar 384 milyon TL’ye yükseltildiği, gerçekleşmenin ise 1 milyar 377 milyon TL olduğu tabloda gösterildi.</p>
<p>Kamu mali kayıt sistemi nedeniyle, yıl içinde fiilen gerçekleşmiş alım ya da harcamalar bir sonraki yıla kayarak gerçekleşme verileri içinde görülmeyebiliyor. Savunma ve havacılık sanayiinde projelerin çok önemli bir kısmı Savunma Sanayii Destekleme Fonu tarafından finanse ediliyor. Bu fonun verileri geçmişte yayımlanırken, projelerin kritikliği ve sayısının artması nedeniyle son yıllarda açık raporlarda bilgiler açıklanmamaya başladı.</p>
<p>Öte yandan, bütçenin program bazlı sınıflamasında, ulusal savunma ve güvenlik programında da yıl içinde ciddi ödenek artışı olsa da harcamalar başlangıç ödeneğinin de altında gerçekleşti. Raporda yer alan tabloya göre merkezi bütçede, tüm kurumlardaki bu programlara toplam 902 milyar 899 milyon TL başlangıç ödeneği verilirken, yıl içindeki artış ve aktarımlarla ödenek 1 trilyon 120 milyar TL’ye ulaştı. Bunun 897 milyar 516 milyon TL’si harcandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/savunma-harcamalari-gsyhnin-yuzde-233u-seviyesinde-83146</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/savunma-sanayi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın yayınladığı 2025 Yılı Genel Faaliyet Raporu&#039;na göre savunma harcamaları yılda yüzde 2 olan hedefi de aşarak GSYH’nin yüzde 2,33’üne ulaştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/lacivert-ve-gri-83139</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Lacivert ve gri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Amerikan iç savaşında olanların popüler imajlar yoluyla yaygınlaştığı, bilindiği düşünülür. Kuzeyliler ve güneyliler, lacivert ve gri üniformalılar sinemada sık sık karşımıza çıkar. Kuzeyliler zencileri özgür bırakmak istemiştir çünkü kuzey ekonomisi sanayi ve ticarete, güney ise tarıma dayalıdır. Kölelik arkaik bir biçimdir ve gelişen kapitalizmde köleliğe yer yoktur. Daha ileri sürümlerde köleliğin ekonomik olarak kârlı olmaktan çıkıp çıkmadığı, iç savaşta ideolojinin rolü, güneylilerin de haklı oldukları bazı konuların olup olmadığı tartışılır. Az bilinen konu iç savaşın neredeyse kaçınılmaz oluşudur. Tarihte bu kadar büyük bir netlik, bu derece aşikâr bir determinizm bulmak kolay değildir.</p>
<p>Amistad filminin son sahnelerinden birisinde Anthony Hopkins tarafından canlandırılan eski ABD başkanı hukukçu John Quincy Adams –ABD’nin Washington’dan sonraki başkanı John Adams’ın oğlu ve kendisi de ABD’nin altıncı başkanı (1825-1829)- tarafından söylenenlere dikkat çekelim. Anayasa Mahkemesi önüne gelen davada Afrika’dan kaçırılarak köle yapılmak istenen insanları savunduğu bu sahnede Adams (Hopkins) mealen “bu insanlara özgürlüklerini verin ve korkmayın, bu yüzden iç savaş çıkacaksa bırakın çıkarsa çıksın” demektedir.</p>
<p>Aslında gerçekten de bir Amistad davası vardır ve Adams bu davada avukatlık yaparak Anayasa Mahkemesi önünde dört saat boyunca konuşmuştur. Tam olarak bu sözleri söyledi mi? Bilmiyoruz. Ancak buna benzer sözler söyleyebilecek bir bakışa sahip olduğunu biliyoruz. Bu sözler –söylenmişse- 24 Şubat 1841 tarihinde söylenmektedir ve mahkemenin güney eyaletlerinden gelen üyelerine seslenilmektedir. ABD’de iç savaş olasılığı uzun süre atılan her dramatik adımda, her kararda etkisini hissettirmiştir. ABD aslında neredeyse doğal olarak iç savaşa, kuzey-güney savaşına doğmuştur; ancak uzlaşmalar bu savaşı uzun süre erteleyebilmiştir. Adams kölelik karşıtı bir pozisyondaydı ve aynı zamanda birlik yanlısıydı; güneyin ayrılmasına da karşıydı. Bu pozisyon –güneyin iç savaşsız kuzeye boyun eğmesi dışında- geriye sadece iç savaş ihtimalini bırakıyordu. Lincoln bu ‘uzlaşmaz politikaya’ 1858 tarihinde geri dönmüştür.</p>
<p>Öte yandan kölelik ekonomisinin sadece güney eyaletlerini ilgilendirdiğini söylemek doğru değildir. Bu açıdan köleliğin kaldırılması aynı zamanda Atlantik ticaretinin de önemli bir konusuydu. Asla tam olarak başarılamamıştır ve iç savaş öncesinde başlayan köleliğin Orta Amerika’ya kayması 1870’lere kadar sürmüştür. Tamamen ilgisiz gibi görünen gelişmeler köleliğin ömrünü uzattı. Örneğin 1846’da serbest ticaret ve liberalizm adı altında İngiltere’de ithal şekerden alınan verginin düşürülmesi Havana merkezli Batı Hint Adaları köle ticaretine büyük ivme kazandırdı. Güya 1839’da İngiliz donanmasının köle kalesini yıkmasıyla söndürülmüş olan Sierra Leone merkezli köle ticareti yeniden canlandı. Lancashire’in İngiliz tekstili için talep ettiği pamuk ve City tarafından sağlanan ticari krediler yine Britanya kökenli yatırım sermayesiyle birleşerek 40 sene boyunca Atlantik ekonomisinin temel direği oldu. Pamuk ve şeker uluslararası ticaretin önemli kalemleri iken kölelik nasıl ortadan kaldırılabilirdi?</p>
<p>Kapitalizmin özgür işçiye ihtiyaç duyduğu için köleliği yok ettiği tezi de tam olarak doğru değildir. Yüzyıllar boyunca, kölelik gelişen kapitalizmin ihtiyaç duyduğu bir destek oldu. 19. Yüzyılın ikinci yarısında da doğrudan doğruya sanayi devriminin bir yan ürünü olarak yeniden işlev kazandı. Her durumda kölelik daha baştan gündemde olan, ayrıca kurucuların moral dünyasını zaman zaman meşgul eden, sadece beyazlarla ilgili olduğu zaman vazgeçilemez doğal haklar söylemini tutarsız hale getiren bir konuydu. İlk yıllarda işin özünün ertelenmiş olmasının bedeli anayasanın kabul edilmesinden 72 yıl sonra patlayan iç savaş oldu.</p>
<p>ABD’de köleliğin Rusya’da serfliğin kaldırılmaları nedenleri ve sonuçları bakımından sıklıkla mukayese edilmiştir. Konu tek cümleyle kestirilip atılabilecek kadar basit değildir. Kölelik meselesinin kendisi basit değildir. Ekonomik sistemleri şablon olarak kullanıp (kapitalizm vs.) kölelik bunlara uyar uymaz demenin analizin en zayıf parçası olduğu artık açıktır. Elbette ekonomiktir ama bundan fazlasıdır da. Aslında enteresan olan meseleler de ekonomik olmayıp etik ve hukuksal –ve haliyle felsefi- olan yanlarıdır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/lacivert-ve-gri-83139</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Lacivert ve gri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergi-yargisi-acisindan-adli-tatil-83138</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vergi yargısı açısından adli tatil</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu hafta cuma günü mesai saatinin bitimi ile bir adli yıl daha sona eriyor. Zira İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 6494 sayılı Kanun’la değişik 61. maddesine göre 20 Temmuz ilâ 31 Ağustos (bu günler de dâhil) arasındaki günler adli tatil süresidir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu (md. 102), Ceza Muhakemesi Kanunu (md. 331), Danıştay Kanunu (md. 86), Sayıştay Kanunu (md. 101), Anayasa Mahkemesi’nin Kuruluş Kanunu, Askeri Yargıtay Kanunu, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu (md. 85), Uyuşmazlık Mahkemesi Kanunu (md. 5) gibi kanunlarda da paralel düzenlemeler yapılarak adli tatilin süresi konusunda yargı kolları arasında birlik sağlanmıştır. Bu düzenlemeler uyarınca adli tatil 31 Ağustos Pazar akşamına kadar sürecek ve yeni adli yıl 1 Eylül Salı günü başlayacaktır. Adli tatilin en önemli etkisi süreleredir. Yazımda konuyu vergi yargısı bağlamında ele alacağım.</p>
<p>İYUK’un 8/3. maddesine göre, “Bu Kanunda yazılı sürelerin bitmesi çalışmaya ara verme zamanına rastlarsa bu süreler, ara vermenin sona erdiği günü izleyen tarihten itibaren 7 gün uzamış sayılır.” Dikkat edilirse burada adli tatil, süreyi durduran bir sebep olarak değil, süreyi uzatan bir sebep olarak düzenlenmiştir.</p>
<p>Bu hükmün kapsamına İYUK’ta yazılı bütün süreler, dava açma süreleri (bu Kanun’la belirlenmiş dava açma süreleri), idarenin veya davacıların cevap süreleri, istinaf veya temyiz yoluna başvuru süreleri, 20.07.2016’dan önce açılmış davalarla ilgili olarak karar düzeltme süresi girmektedir.</p>
<p>Dolayısıyla 20 Haziran gününden itibaren 1 Ağustos tarihine kadar (bu tarih dâhil) tebliğ edilecek vergi ceza ihbarnamelerine karşı 7 Eylül Pazartesi mesai saati bitimine kadar (UYAP üzerinden yapılacak işlemlerde gün sonuna kadar) dava açmak mümkün hâle gelmektedir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, sürenin son gününün adli tatil içerisine rastlamasıdır. Örneğin 5 Temmuz günü tebliğ edilen vergi/ceza ihbarnamesine karşı 30 günlük dava açma süresinin son günü olan 4 Ağustos, adli tatil içerisinde kaldığından süre 7 Eylül mesai saati bitimine kadar uzayacaktır. Buna karşılık 3 Ağustos günü tebliğ edilen vergi/ceza ihbarnamesine karşı dava açma süresinin son günü 2 Eylül olduğundan ve bu tarih adli tatil içine rastlamadığından dava açma süresi uzamayacak ve 2 Eylül günü sona erecektir.</p>
<p>Burada hemen belirtelim: Dava açmak veya yukarıda sıraladığımız yargısal başvuruları yapmak isteyenlerin adli tatilin bitmesini beklemelerine gerek yoktur. Adli tatil içerisinde de dava açılabilir veya diğer dilekçeler verilebilir.</p>
<p><strong>Süre uzamasının kapsamı</strong></p>
<p>İYUK’un 8/3. maddesinin adli tatil dolayısıyla uzayacağını belirttiği süreler, İYUK’ta yazılı sürelerdir. Diğer kanunlarda yazılı süreler konusunda mevzuatımızda netlik yoktur. Örneğin ödeme emrine karşı açılacak davalarla ilgili süre, İYUK’ta değil, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’da (15 gün) yer almıştır. Bu sürelerin sonunun adli tatile rastlaması hâlinde bu sürenin de uzayıp uzamayacağı tartışmalıdır. Bu konudaki içtihatlar da çelişkilidir. Bu nedenle sürelerin İYUK dışında diğer kanunlarda yazılı olduğu hâllerde ilgili kanundaki süreye itibar etmekte yarar vardır.</p>
<p>Yanılgılara ve hak kayıplarına da yol açan bu belirsizliğin giderilmesi ve bütün dava açma sürelerinin adli tatilden etkileneceğinin kanunda açıklıkla belirtilmesi zorunludur. Önerimiz, Kanun’un 8/3. maddesinde yer alan “Bu Kanunda yazılı sürelerin” ibaresinden sonraya “ve diğer kanunlarda idare veya vergi mahkemelerinde dava açma süresi olarak belirlenmiş sürelerin” ibaresinin eklenmesidir. Böylece sorun ve duraksamalar ortadan kalkar. Bu öneriyi defalarca yapmamıza rağmen duraksamalara yol açan bu düzenleme eksikliği giderilmemektedir.</p>
<p>Adli tatilde, adli yargıda bütün mahkemeler tatil yapmaz. Örneğin sulh hukuk mahkemeleri, iş mahkemeleri, kadastro mahkemeleri ve icra daireleri çalışmalarına devam ettiği gibi bazı davalara adli tatilde de devam edilir (örneğin basit yargılama usulüne tabi davalar gibi). İdari yargıda da her bir Bölge İdare Mahkemesi görev alanı içerisinde çalışmak üzere “nöbetçi mahkemeler” oluşturulmaktadır. Bu nöbetçi mahkemeler sadece adli tatil süresince görev yaparlar ve yürütmenin durdurulması taleplerinin değerlendirilmesi, delillerin tespiti gibi işlerle ve kanunun belli süreler içerisinde yapılmasını istediği işlerle ilgilenirler. Benzeri uygulama Danıştay için de söz konusudur.</p>
<p><strong>Yürütmeyi durdurmada tartışma</strong></p>
<p>Son zamanlarda yürütmeyi durdurma kararlarına karşı itiraz süresinin sonunun adli tatile rastlaması da tartışmalı hâle gelmiştir. Bu konuda da itirazı değerlendirecek olanın nöbetçi daire olduğu, nöbetçi dairelerin ise adli tatilde de çalıştığı, bu nedenle yürütmeyi durdurma veya durdurmama kararlarına yapılacak itirazlarda sürenin adli tatil dolayısıyla uzamayacağı ileri sürülmektedir. Nitekim aksi yönde olduğu gibi bu yönde de istinaf mahkemesi kararları vardır. Öte yandan aynı tartışma, 61/1. maddede yer alan “Yargı çevresine dâhil olduğu bölge idare mahkemesinin bulunduğu il merkezi dışında kalan ve sadece bir idare veya bir vergi mahkemesi bulunan yerlerdeki idari yargı mercileri çalışmaya ara vermeden yararlanamazlar. Bu mahkemeler, görevlerine devam ederler.” düzenlemesi ile ilgili olarak da yaşanabilir. Burada da bu mahkemeler için sürelerin adli tatil dolayısıyla uzamayacağı ileri sürülebilir. Bu konulara da dikkat etmek gerekiyor.</p>
<p>Benim gördüğüm, yargıya erişim gibi bir temel hakkın en önemli noktası olan süre konusunu dahi basit bir düzenlemeye kavuşturamamış, kişilerin kafasını karıştırıp hak kaybına yol açacak şekilde oldukça karmaşık hâle getirmişiz. Süre konusunda daha önce de yazdığım pek çok karmaşık sorun vardır. Bu konuya hemen her adli yıl başında değinmeme rağmen maalesef yasa koyucu bu konuya bir türlü el atmamakta ve sırf bu yüzden pek çok hak kaybı yaşanmaktadır.</p>
<p>Benim bu konudaki önerim ise ileride bir süre tartışması yaşamamak, bir hak kaybına uğramamak için adli tatili boş verip dava açma, cevap verme, temyiz veya itiraz/istinaf başvurusunda bulunma, karar düzeltmesi gibi işlemleri sanki tatil yokmuşçasına süresinde yapmanızdır.</p>
<p>Bu yazımla konuyu hem adli tatil münasebetiyle hem de hâlen Mecliste olan Yargı Paketi dolayısıyla tekrar gündeme getireyim istedim. Çünkü geçen yıldan bu yana bu konularda bir adım dahi yol alamadık.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergi-yargisi-acisindan-adli-tatil-83138</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vergi yargısı açısından adli tatil ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ex-worksisyerinde-teslim-turkiyede-calisir-mi-83137</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ex-works/işyerinde teslim Türkiye’de çalışır mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Evet çalışır amma kurallara uymanız ve dikkatli olmanız gerekir.</p>
<p>INCOTERMS/Teslim Şekilleri, Milletlerarası Ticaret Odası /  International Chamber of Commerce (ICC) tarafından yayınlanmış olan referans belgede açıklandığı şekilde kurallar çerçevesinde uygulanmaya çalışılırsa, sorun yaşanmaz.</p>
<p><strong>ICC Yayın No: 723 ( INCOTERMS 2020 ) </strong>2020 yılı başında yayınlandı. <strong>Her yeni sürümü yayınlandığında</strong>, TOBB bünyesinde bulunan Milletlerarası Ticaret Odası’nın Ankara ofisi ile temas ederek <strong>kitabı satın alırım</strong>.</p>
<p><strong>Yıllarca ve yüzlerce kere ex-works (EXW)/işyerinde teslim yaptık ve sorun yaşamadık.</strong></p>
<p>Çünkü, alıcılarımızla mutabakat sağlayarak sorun yaşanmasına fırsat vermedik.</p>
<p>Aşağıdaki satırlarda da görüleceği üzere <strong>INCOTERMS </strong>kurallar kitabı hem satıcı hem de alıcı tarafından bakarak, her konuya ilişkin açıklama getirmektedir. Telif haklarına saygı çerçevesinde, EXW kuralının bazı bölümlerini parça parça sohbetimize aktaracağım.</p>
<p>Ayrıca yıllarca yaptığımız ihracatlarda bu kuralı nasıl uyguladığımızı da açıklayacağım.</p>
<p>INCOTERMS kitabının önsözünde “ <em>lncoterms 2020 kuralına yapılacak atıf; hasar, masraflar, taşıma ve gümrükleme işlemlerinin düzenlenmesi gibi konulara ilişkin tarafların ilgili yükümlülüklerini açıkça tanımlayarak hukuki uyuşmazlık riskini azaltır</em> “ denilmektedir.</p>
<p><strong>EXW</strong> paragraf 1: Teslim şeklinin tanımı; <strong><em>işyerinde teslim</em></strong><em>, satıcının malları alıcıya belirlenen bir yerde (fabrika veya depo gibi) alıcının tasarrufuna bırakarak teslim etmesini ifade eder ve</em> <em> belirlenen yer satıcının kendi işyeri de olabilir.</em></p>
<p><strong>Yaptığımız uygulama:</strong> Sözleşmemizde <strong>a</strong><strong>dres belirterek</strong> üreticimizin işyerini <strong>teslim yeri</strong> olarak bildirdik.</p>
<p>Malların, sözleşmede belirtilen süre içerisinde <strong>teslime hazır olduğu ihbarını</strong> yollayarak, <strong>alıcımızın tasarrufuna bırakıldığını</strong> iletiyorduk</p>
<p>Kural gereği, alıcı taşımacıyı ayarlıyordu ve gelip belirlenen yerden alıyorlardı.</p>
<p><strong>EXW paragraf 5</strong>: “…<em>satıcının malları yükleyeceği durumlarda,</em> <em>yükleme sırasında mallarda oluşabilecek ziya veya hasar riskini</em> <em>hangi tarafın taşıyacağı konusunda tarafların önceden</em> <em>anlaşması önerilir.”</em></p>
<p>Buradan da anlaşılacağı üzere genel kural yüklemeyi alıcının üstlenmesidir ancak madde içeriğinde görüleceği gibi satıcının da yükleme yapabileceği ifade edilmiştir.</p>
<p><strong>Yaptığımız uygulama:</strong> Alıcımızın taşımacısı malları yükleyemeyeceğini belirterek, <strong>yüklemenin bizim tarafımızdan</strong> yapılması konusunda, alıcımızdan talepte bulunmuş.</p>
<p>Alıcımız da bizden, olası <strong>hasar riski ve masrafları kendilerine ait</strong> olmak üzere malları yüklememizi istemişti. Biz de <strong>masraf olması</strong> durumunda ( forklift kiralama v.b.) <strong>alıcıya yansıtmayı</strong> önererek kabul ettik.</p>
<p><strong>EXW paragraf 6</strong>: İhracat için gereken gümrük işlemleri : “…<em>satıcının ihracat için gereken gümrük işlemlerine…..ilişkin bir yükümlülüğü bulunmaz</em>.”</p>
<p><strong>EXW paragraf A7</strong>: “… <em>uygulandığı ölçüde satıcı, alıcının talebi üzerine, hasarı ve </em></p>
<p><em>…uygulandığı ölçüde satıcı, alıcının talebi üzerine, hasarı ve masrafları alıcıya ait olmak üzere…..gereken bütün gümrük işlemlerine ilişkin her türlü belge ve/veya bilgiyi edinmesinde alıcıya yardımcı olmalıdı</em>r...”</p>
<p>Gümrükleme işlemlerini satıcının yapmayacağı genel kural olmakla beraber, karşılıklı mutabakat ile satıcının gümrükleme yapabileceği de kuralda belirtilmiştir.</p>
<p><strong>Yaptığımız uygulama: Alıcımızın talebi üzerine</strong> ve <strong>masrafları alıcımıza ait</strong> olmak üzere Gümrük Çıkış Beyannamesi, ATR vb. belgelerin hazırlanarak <strong>malların yurtdışı edilmesini üstlendik</strong>.</p>
<p>Bizim için en önemli olan konu, malların teslim edilmesi ile tüm risklerin alıcıya aktarılmış olması idi.</p>
<p>Sohbetimize katılan dostlarımız soracaktır…</p>
<p><strong>Bu kadar iş yaptınız da neden free carrier (FCA-</strong> <strong>belirlenen yerde taşıyıcıya teslim) yapmadınız?</strong></p>
<p>Haklı bir soru amma “<strong>Müşteri velinimetimizdir”</strong> ifadesini unutmayalım.</p>
<p>Bu işler 90’lı yıllar içerisinde başlamıştı ve 15 yıla yakın sürdü.</p>
<p>Başlangıçta biz de FCA önermiştik amma <strong>alıcımız bizden EXW olarak teslimat yapmamızı istiyordu</strong>.</p>
<p>Biz de müşterimizi kırmadan ve kurallara uyarak bu işi nasıl yaparız diye oturup düşündük ve sizlerle paylaştığımız çözümleri bulduk, önerdik, mutabakat sağladık ve uyguladık.</p>
<p>Faturamızın son kalemi olarak “<strong>Belgeleme ve elleçleme / Documentation and handling</strong>” tanımlaması ile yapılan masrafları alıcımıza yansıtıyorduk.</p>
<p><strong>Sonuç olarak, Türkiye ihracatçısı için de EXW kitabına uyularak yapılabilir diyoruz.</strong></p>
<p>Ancak, kurallar biraz daha iyice bilindiği için EXW’yi bırakın FCA ile yükleyin...</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ex-worksisyerinde-teslim-turkiyede-calisir-mi-83137</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ex-works/işyerinde teslim Türkiye’de çalışır mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sicak-paranin-yabancisi-vur-kac-yerlisi-kac-kac-pozisyonunda-83136</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sıcak paranın yabancısı ‘vur-kaç’ yerlisi ‘kaç-kaç’ pozisyonunda</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Mayıs ayında cari işlemler açığı beklentilerin üzerinde gelirken, sermaye hareketlerinde nisanda görülen güçlü döviz girişi tekrar döviz çıkışına döndü. Döviz rezervlerinde de nisandan önceki aylarla oranla az olmakla birlikte tekrar kayıp yaşandı.</p>
<p>Mayıs ayı tatil günleri fazla bir ay olduğu için geçen yıl ile karşılaştırmaya pek uygun değil. Ancak yılın ilk 5 ayının toplamına incelediğimizde son döneme damga vuran eğilimlerin sonuçlarını görmek mümkün:</p>
<p>- Cari işlemler açığında geçen yıla göre ciddi bir artış var. 5 aylık toplam cari açık geçen yıla göre yüzde 29,3 artarak 30.68 milyar doları buldu. 12 aylık toplam cari açıktaki yıllık artış ise yüzde 75’i buldu.</p>
<p>- Mal ticaretindeki açık yüzde 14,8 oranında artarak 35 milyar dolara çıktı. Ancak dış ticaret dengesinin ana gövdesindeki gelişmeler çok daha olumsuz. Çünkü altın ve enerji hariç dış ticaret açığındaki artış yüzde 307’yi buluyor. Altın ve enerji hariç dış ticaret açığı dörde katlanarak 1,67 milyar dolardan 6,81 milyar dolara çıktı.</p>
<p>- Sonuç olarak geçen yılın ilk 5 ayında enerji ve altın hariç cari işlemler 5,22 milyar dolar fazla verirken bu yılın aynı döneminde 2,33 milyar dolar açık var.</p>
<p>- Cari işlemler dengesinde yaz döneminin “kurtarıcısı” olan turizm gelirleri ilk 5 ay itibarıyla geçen yılki düzeyini koruyor.</p>
<p>- Sermaye hareketleri cephesinde geçen yılın ilk 5 ayında toplam 611 milyon dolarlık giriş varken bu yılın aynı döneminde 2,67 milyar dolarlık çıkış var.</p>
<p>- Sonuç olarak geçen yılın ilk 5 ayında döviz rezervlerinde meydana gelen kayıp geçen yıla göre 10,23 milyar dolar ve yüzde 44,3 gibi ciddi bir artışla 33,35 milyar dolara tırmandı.</p>
<p>- Döviz rezervi kaybında başrolü, yerli sermaye kaçışı ile kaynağı belirsiz döviz çıkışı oynadı.</p>
<p>- Geçen yılın ilk 5 ayında kaynağı belirsiz döviz çıkışı 7,37 milyar dolar olmuştu. Bu yıl kaynağı belirsiz döviz çıkışı 11,11 milyar dolarlık artışla 18,48 milyar dolara çıktı. Kaynağı belirsiz döviz çıkışı geçen yılın 2,5 katını buldu. Türkiye’de özellikle son yıllarda kaynağı belirsiz döviz kalemi ödemeler dengesi kayıtlarındaki zaman farkları veya boşluklardan çok yerli sıcak paranın sistem dışına çıkması veya girmesiyle ortaya çıkıyor. Dolayısıyla kaynağı belirsiz döviziz çıkışındaki bu artış, yerli sıcak paranın sistem dışına kaçışını yansıtıyor.</p>
<p>- Döviz rezervi kaybındaki ikinci önemli faktör yerli sermayenin kayıtlı olarak yurt dışına çıkması. Yerleşiklerin doğrudan yatırım ve portföy yatırımı olarak yurtdışına çıkardıkları kaynak miktarı geçen yıla göre yüzde 2,33 artarak 23,63 milyar doları buldu.</p>
<p>- Doğrudan yatırım olarak yurtdışına çıkan sermaye, 950 milyon doları gayrimenkul yatırımı olmak üzere 4,23 milyar dolara çıktı. Geçen yılın ilk 5 ayına göre artış yüzde 20,9 düzeyinde.</p>
<p>- Bu arada yerleşiklerin yurtdışına doğrudan yatırım olarak çıkardıkları döviz miktarı, yabancıların Türkiye’ye getirdikleri doğrudan yatırım miktarını da aştı. Yabancıların getirdiği doğrudan yatırım miktarı geçen yıla göre göre yüzde 14,8 azalarak 4,01 milyar dolara geriledi. Bunun 983 milyar doları gayrimenkul alımından, 1,79 milyar doları da yabancıların Türkiye’deki şirketlerine borç olarak verdikleri “diğer sermaye” kaleminden oluşuyor. Yani gerçek doğrudan yatırım miktarı 1,24 milyar dolardan ibaret. Bu kalemi dikkate alırsak yabancı doğrudan sermaye girişinde yüzde 40,1’i bulan bir düşüş var.</p>
<p>- Yerli sermaye kaçışında asıl büyük hareket sıcak para tarafında. Yılın ilk 5 ayındaki yerli sıcak para kaçışı geçen yıla göre yüzde 439’luk bir sıçrama ile 3,6 milyar dolardan 19,4 milyar dolara fırladı.</p>
<p>- Yurtdışında hisse senedi ve tahvil yatırımı olarak kaçan döviz miktarı geçen yılın 2,7 katına çıkarak 9.98 milyar doları buldu. Geçen yılın ilk 5 ayında yerleşikler yurtdışındaki mevduatlarının 106 milyon dolarını yurtiçine getirmişken, bu yıl 9,42 milyar dolar yurtdışına mevduat olarak çıktı.</p>
<p>- Bunların doğrudan bir sonucu olarak yurtdışından net kredi borçlanması ikiye katlanarak 24,15 milyar dolara ulaştı.</p>
<p>- Yabancı sıcak sıcak parada geçen yıl İmamoğlu operasyonunun etkisi ile 1,73 milyar dolarlık çıkış olmuştu. Bu yılın ilk 5 ayında 11,37 milyar dolarlık giriş var. Ancak burada aydan aya büyük bir oynaklık yaşanıyor. En son mayıs ayındaki yabancı sıcak para hareketlerinde hisse senedi ve yatırım fonunda çıkış olmasına karşılık giren paranın çok büyük ağırlıkla mevduatta olması dikkat çekici. Öyle gözüküyor ki yabancı sıcak para da takas süresini bile beklemeden çıkacak şekilde pozisyonlanıyor. Sıcak para kısa vadeli vur-kaç stratejisini sürdürüyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a55c0d5dd01b-1784004821.png" alt="" width="500" height="657" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sicak-paranin-yabancisi-vur-kac-yerlisi-kac-kac-pozisyonunda-83136</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sıcak paranın yabancısı ‘vur-kaç’ yerlisi ‘kaç-kaç’ pozisyonunda ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-parti-iktidar-alternatifi-olur-mu-83135</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Yeni parti&#039; iktidar alternatifi olur mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Siyasetçiler gelecekteki kendi pozisyonlarına uygun tavır almaya çalıştıkları için yeni parti kararı “pat” diye alınamıyor. Tabii bir de CHP’den ayrılmayı meşru kılacak gerekçelere de ihtiyaçları var. Sorun sadece burada da değil, kurulacak yeni partinin nereye konumlanacağı da bir başka tartışma konusu.</strong></p>
<p>CHP’ye ilişkin mutlak butlan kararının ardından ortaya çıkan tartışmalar hız kesmeden sürüyor.</p>
<p>Bu tartışmaları sadece CHP tarafından görüp, okumak nasıl yanıltıcı olacaksa, “halk bıktı, kuralım bir yeni parti; iktidar olalım. En az yüzde 60 oyumuz var” yaklaşımı da o kadar yanıltıcı görünüyor.</p>
<p>Açalım…</p>
<p>“Yeni Parti” ki adı bu olacak sanırım, öncelikle parti ayırımı gözetmeksizin muhalif çevrelerin ısrarla gündemde tuttukları bir konu. Taban ya da seçmen baskısı yeni parti kurma düşüncesi içindeki siyasetçileri harekete geçmeye zorluyor. Ancak iş gelip CHP’den ayrılıma kararı vermeye dayanınca türlü çeşitli yorumlar ortaya çıkıyor. Siyasetçiler gelecekteki kendi pozisyonlarına uygun tavır almaya çalıştıkları için yeni parti kararı “pat” diye alınamıyor. Tabii bir de CHP’den ayrılmayı meşru kılacak gerekçelere de ihtiyaçları var… Sorun sadece burada da değil, kurulacak yeni partinin nereye konumlanacağı da bir başka tartışma konusu…</p>
<p><strong>İmamoğlu, Özel ve Yavaş’ın </strong><strong>bakış açıları birbirinden farklı</strong></p>
<p>Misal Ekrem İmamoğlu ve çevresinin Türkiye’nin doğusunu, batısını, kırsalını ve kentini kapsayan, dört eğilimi birleştiren geniş tabanlı bir merkez parti modeli arzuladığı söyleniyor. Yine bu çevre yeni partinin bir an önce kurulmasını istiyor.</p>
<p>CHP Grup Başkanı Özgür Özel’in ise İmamoğlu’nun istediği bu ANAP modeline mesafeli olduğu ve daha çok sosyal demokrat sembollerin ve Atatürkçü çizgilerin ağır bastığı bir parti modelini savunduğu ileri sürülüyor. Önümüzdeki günlerde Özel’i destekleyen kimi milletvekilleri ve belediye başkanlarına yönelik adli kararlar da alınacak kararları büyük oranda etkileyecek gibi görünüyor.</p>
<p>Öte yandan muhalif kesimin “İmamoğlu olmazsa Yavaş aday olur” diye baktığı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı biraz daha farklı düşünüyor.</p>
<p>Mansur Yavaş geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada şöyle dedi:</p>
<p>Maalesef evrensel hukuk kuralları devre dışı bırakıldı.</p>
<p>“Masumiyet karinesi yok sayıldı.</p>
<p>Yargıtay ve Sayıştay kararları yok sayıldı.</p>
<p>Bize gelen müfettişler 2019 sonrasına bakalım öncesini boş verin diyor. Neden 2019 öncesi yani AKP devrini araştırmıyor sunuz? dediğimiz de talimat öyle diyorlar!</p>
<p>Bu ülke bu şartlarla yönetilemez. Atatürk’te birleşmek zorundayız.</p>
<p>Bütün Atatürkçülerin bir çatı altında toplanması zarurettir. Yapılacak tek şey kaldı: CHP, Zafer, İyi Parti birleşmeli, ülkeyi federalizme sürükleyip parçalamak isteyen AKpkk ittifakından kurtulmalıyız.”</p>
<p>Bu açıklama İmamoğlu ve Özel çevrelerine yapılmış bir öneri mi yoksa Yavaş’ın kendisi için oluşturduğu bir yol haritası mı henüz net değil. Ancak her halükarda bu önerinin ne İmamoğlu’nun bir tür yeni ANAP kurulması yaklaşımına ne de Özel’in sosyal demokrat ağırlıklı parti yaklaşımına benzemediği aşikar.</p>
<p>Unutmadan, yeni parti tartışmaları içinde aktif bir rol almaya çalışan Muharrem İnce’nin de kendi adaylığı da dahil olmak üzere her türlü pazarlık içine girmeye çalıştığını ekleyelim.</p>
<p>Gelelim CHP’nin mevcut yönetimine… Kemal Kılıçdaroğlu hem parti yönetimini oluşturmaya çalışıyor hem de kendisi ve partisi hakkında oluşturulan olumsuz imajı düzeltmeye yönelik adımları planlıyor. Görevden uzaklaştırılan CHP yönetiminin bütün eleştirisi, baskısı ve hatta yıpratma çabalarına karşı mevcut CHP yönetimi serinkanlı duruşunu devam ettirdikçe ve kurulacak yeni partinin ne menem bir parti olacağı netleşmedikçe partililerin hiç olmazsa büyücek bir kısmı yavaş yavaş düne kadar eleştirdikleri Kılıçdaroğlu’nun yanında durmaya başlayacaklar. Bunun örneğini Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu’nun ‘Anneni mi seviyorsun, babanı mı seviyorsun?’ diye soruyorlar. Benim cevabım, ‘Ben ailemi seviyorum’ oluyor" sözlerinde görüyoruz. Bu sözler doğrudan mevcut parti yönetimine bir destek sayılmayabilir belki ama kişilere değil CHP’ye sahip çıkmak refleksinin önümüzdeki günlerde giderek artan bir eğilime dönüşeceğini göreceğiz.</p>
<p><strong>Yepyeni bir ittifakın ipuçları</strong></p>
<p>Dönelim yazının başındaki “yüzde 60 oyumuz var” iddiasına…</p>
<p>CHP’den ayrılarak yeni parti kurma düşüncesindeki siyasetçilere geçtiğimiz günlerde Saadet Partisi’nin öncülüğünde İstanbul Çırağan Sarayı’nda Gelişen 8 Ülke (D8) Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’nın 29. kuruluş yıl dönümüne ilişkin programı hatırlatmak isterim. O toplantıda yan yana gelen Saadet Partisi, Yeniden Refah Partisi, Gelecek Partisi, Deva Partisi Genel Başkanları 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile verdikleri fotoğrafta yepyeni bir ittifakın da ipuçlarını kayda geçirdiler. Bu partiler de AK Parti iktidarından özellikle ekonomik açıdan şikayetçi olan kitlelerin oylarına talipler. Sizce bir AK Parti seçmeninin mevcut iktidara yönelik itirazını, eleştirisini göstermek için tercih edeceği adres bu partilerin oluşturduğu bir ittifak mı yoksa CHP’den ayrılan siyasetçilerin oluşturduğu yeni parti mi olur?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-parti-iktidar-alternatifi-olur-mu-83135</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Yeni parti&#039; iktidar alternatifi olur mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kirilgan-oynaklik-83134</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kırılgan oynaklık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Son gelişmeler, bir süredir sıklıkla ve sıkıcı şekilde tartıştığımız ‘piyasaları anlayamama kılavuzu’ konusunu yeniden gündeme getirdi. Neden? Zira yüksek oynaklık artık her yerde. Politik haber akışından jeopolitik ve makroya uzanan geniş ve problemli yolda yön bulmak daha da zor bir hal aldı. Tam da bu nedenle, tıpkı bir süredir ABD piyasalarında olduğu üzere, tek tema ve grup üzerinden şekillenen fiyatlamalar ana sürükleyici olarak belirip çok uzun süre masadaki yerini koruyor. Buna da zaman zaman ‘döngü’, zaman zaman ise ‘sürükleyen trend’ isimleri veriliyor.</p>
<p>Biraz karışık ama oldukça anlamlı sayılabilecek bir giriş oldu. Genişletelim ve elimizden geldiğince basitleştirelim. Ankara, son yılların en önemli NATO toplantılarından birisine ev sahipliği yaptı. Zirve, bizim açımızdan oldukça önemli gelecek dönem kazanımları ve mesajları ile sonuçlandı. Bu yönde yapılan uzman değerlendirmelerini bir kenara not ediyoruz. Bizim ana odak noktamız ise, Başkan Trump’ın beklenmedik şekilde gündeme gelen İran süreci ile ilgili açıklamaları, devamındaki operasyonlar, İran’ın bölge ülkelerine verdiği karşılık, Hürmüz’e yönelik artan soru işaretleri ve petrol fiyatlarındaki yükseliş. Tek solukta, zincirleme reaksiyon şeklinde oluşan haber akışı tam olarak böyleydi. Hangi noktadayız sorusunun yanıtı ‘şimdilik’ biraz kolay: Şubat sonu-Mart başlangıcındaki ‘şok noktası’ olmadığı kesin. Risk algısı kırılgan olmakla birlikte daha çok primli pozisyonların realize edilmesinden yana eğilimi destekliyor. Bu tarz haber akışlarında Amerikan teknoloji sınıfı ve Güney Kore’nin baskılanması en tipik örnek. Yatırımcı grubu, kısa vadeli haber akışı karşısında riskleri olabildiğince basit düşünerek ana eğilimden kopma olup olmadığını filtreleyerek ilerliyor. Bu, çok büyük oranda yanlış değil. Kısmen de riskleri dengeleyici. Ancak, çok uzun süren bir yükseliş trendinde risklerin tam anlamı ile göz ardı edilmesini de yeni bir risk unsuru olarak karşımıza çıkarıyor.</p>
<p>Global ekonomi açısından öyle görünüyor ki 2026, enflasyonist riskler ile talep arasındaki eğilimi anlama ve tartışma üzerinden şekillenecek. Bir önceki yıldan devralınan gümrük vergilerinin getirdiği yük hala daha bizlerle. Fed’in en üst makamındaki değişiklik ile birlikte hayatımıza farklı tartışmaların da eklendiğini unutmamakta fayda var. Tüm bunların çıktısı, gerilemekte inat eden Amerikan tahvil faizleri. Bilhassa uzun vadelilerin yüksek seyri bir noktanın ardından ciddi sorun başlığı olarak belirebilir. Panik olmadan dikkatle izlemenin zararı olmaz. Yılın ikinci yarısında, yaklaşan seçimlerle birlikte, faiz-USD fiyatlaması ikilisi yeniden listenin ilk sıralarına tırmanacak.</p>
<p>Buraya kadar olan kısmın bizim açımızdan çıktılarına bakaca olursak: mevcut sıkı finansal koşulların devam etmesi, haftalık repo kanalından fonlamaya dönüş başlasa dahi gidişatı zorlar halini koruyacaktır. Bu da biraz önce ABD için tartıştığımız tahvil faizleri konusunu bizim için de önceliklendirme gereği doğuruyor. Geri çekilmeyen faizler bir noktada para politikasına yönelik beklentilerin çıktısı. Bu da finansal kesim ve özellikle bankacılık sektörü hisselerini baskılıyor. Doğal olarak talep kanalı üzerinden iç tüketim ile ilişkili şirketleri de. Geriye ise konjonktürün desteklediği petrol ve rafine işi yapanlar kalıyor. Haber akışına göre de biraz olsun havacılık sektörü. Tüm bunlar orta-uzun vadeli bakış açısını zorluyor, hasar almasına neden oluyor. Neden mi? Alternatif getirilerin yüksek olduğu her ortam yatırımcıyı kısa vadeli portföy yönetimini önceliklendirmeye ve pozisyonları olabildiğince maksimumda yürütmeye zorluyor. Doğal ve kaçınılmaz bir süreç.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kirilgan-oynaklik-83134</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kırılgan oynaklık ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hayvancilikta-hastaliktan-ari-tartismasi-83133</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hayvancılıkta &#039;hastalıktan ari&#039; tartışması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanlığı 2026 yılında yaptığı denetimler sonucunda, Bursa’da 24, ülke genelinde 34 hayvancılık işletmesinin “hastalıktan ari işletme sertifikasını” iptal etti. Hayvancılık Genel Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamaya göre,  2026’da 36 ilde 104 işletme denetlendi. Denetlenen işletmelerden 42’si Bursa’da. Bu işletmelerden 24’ünün sertifikası iptal edildi. Türkiye genelinde sertifikası iptal edilen 34 işletmenin 24’ünün Bursa’da olması dikkat çekti.</p>
<p>Asıl dikkat çekici olan ise, Bursa’daki işletmelerden 2’si Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’ya yönelik sert eleştiriler yapan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Gölge Kabinesi Tarım ve Orman Bakanı Sencer Solakoğlu’na ait olması.</p>
<p>Türkiye’nin en popüler çiftçilerinden biri olan Sencer Solakoğlu’nun siyasi kimliği nedeniyle çiftliklerinin hastalıktan ari sertifikasının iptal edilmesi siyasi olarak da çok tartışıldı. Solakoğlu’nun yaptığı eleştiriler nedeniyle cezalandırıldığı ifade edildi.</p>
<p><strong>“Ari olmayan işletmelerde </strong><strong>hastalık var” iddiası</strong></p>
<p>Yaşanan tartışmalar üzerine Sencer Solakoğlu sosyal medyada bir video paylaştı. Bu video, hayvancılık sektöründe hastalık tartışması başlattı. Hastalıktan ari olanların dışındaki işletmelerde hastalık riskinin çok yüksek olduğunu iddia eden Solakoğlu’nun bu açıklamasına Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği, hayvancılık kooperatifleri, süt üreticileri ve hayvancılık işletmeleri tepki gösterdi.</p>
<p>Sencer Solakoğlu sosyal medyadan paylaştığı videoda anne ve babalara seslenerek özetle şunları söyledi: “Bugün size gıda güvenliğiyle ilgili çok önemli bir konuya değinmek istiyorum. Tüm annelerin ve babaların bunu dinlemelerini istiyorum. Benim kişisel, bakanlıkla yaşadığım zaten kamuoyunun gözünün önünde gerçekleşiyor. Ben kendimi artık bu konuda izah dahi etme ihtiyacı duymuyorum. Ama şu gerçeği sizin gözlerinizin önüne koymak istiyorum. Türkiye’de hastalıklardan ari dediğimiz, yani bruselloz ve tüberküloz yönünden çiftliğindeki hayvanların temiz olduğu bilinen 1300 tane işletme var. Diğer on binlerce, belki yüz binlerce işletmenin hiçbirinde böyle bir şey yok. Hepsinde tüberküloz ve brusella olma olasılığı çok yüksek ve büyük bir kısmında da olduğunu biliyoruz. Hayvan sayısını bile bilmediğimiz, ne yazık ki saymadığımız ülkemizde, onların da sayısını bilmek mümkün değil. Çünkü herkes gizliyor. Bugün bir işletmede verem veya brusella çıktığı bir şekilde devlet tarafından kayıt altına alınırsa, işletmeniz kapatılıyor, karantinaya alınıyor, yok ediliyorsunuz aslında. Dolayısıyla halının altına süpürülen bir mesele.”</p>
<p><strong>Sokak sütü ve ev yoğurdunda risk yüksek</strong></p>
<p>Brusella ve veremin, özellikle brusellanın çok büyük bir problem olduğunu belirten Solakoğlu: “Çünkü tedavisi çok uzun sürüyor ve kalıcı hasar bırakabilen bir şey. Dünyada en çok insan vakası görülen ilk altı ülkenin içindeyiz. 25 yıldır AK Parti tarımı ve hayvancılığı yönetmeye çalışıyor. Bizim gibi işini elinden geldiğince, buna uygun ve düzgün bir şekilde yapan işletmeler, daha idealist yaklaşan işletmelere her türlü baskı yapılırken diğer işletmelerle ilgili hiçbir şey konuşulmuyor. Ben size net bir şekilde söylüyorum: Sütünüzü pastörize etmeden sokaktan alıp yoğurdunuzu yapıyorsanız risk altındasınız. Eğer iyi kaynatılmamış veya pastörize edilmemiş, çiğ sütten yapılmış bir peynirden tüketiyorsanız çok büyük risk altındasınız. Bu Brusella aynı zamanda peynir hastalığı olarak da halk arasında bilinen bir hastalıktır. Bu ayıpların hiçbirini konuşmayıp da benim ve diğer işletmeler gibi elinden geldiğince, insani olarak mümkün olduğunun en üst standartlarında işini yapmaya çalışan insanların üzerine gelmek yerine ‘Bu işi nasıl toparlarız’ı çalışmıyorlar.” dedi.</p>
<p><strong>“Etteki yüksek fiyatın sorumlusu Tarım Bakanı”</strong></p>
<p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’ya seslenen Sencer Solakoğlu: “Bu işi beceremiyorsunuz. Tarımın t’sinden anlamayan, tarımla uzaktan yakından alakası olmayan insanların bu sektörde ahkâm kesiyor olmaları, fikirle karar veriyor olmaları sonuç olarak ülkeye çok büyük zarar veriyor. Eğer bugün et konusunda dünyanın en pahalı kırmızı etlerinden birini yiyorsak Sayın Tarım Bakanım sizin suçunuz. Sizin altınızdaki ekipten de siz sorumlusunuz. İşi bilmeyen, beceremeyecek insanlara yetki veriyorsunuz. Bilmediğiniz için de mantıklı gelen her şeye inanıyorsunuz.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Hayvancılık sektöründen </strong><strong>Solakoğlu’na sert tepki</strong></p>
<p>Sencer Solakoğlu’nun bu açıklamaları üzerine hayvancılık sektörünün farklı kesimlerinden tepkiler yükseldi.  Özellikle hastalıktan ari olanların dışındaki işletmelerin yüksek hastalık riski taşıdığına ilişkin sözleri tepki gördü.</p>
<p>Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği Yönetim Kurulu Başkanı İlhan Köten yaptığı yazılı açıklamada özetle şu bilgileri dile getirdi:</p>
<p>“Hayvansal üretimde hastalık durumu, genellemelerle değil, işletme bazında yürütülen resmi denetimler, laboratuvar analizleri ve bilimsel verilerle değerlendirilir. Hiç kimsenin, milyonlarca litre süt üreten yüz binlerce aile işletmesini tek bir cümleyle zan altında bırakmaya hakkı yoktur. Sayın Sencer Solakoğlu’nun son açıklamaları, yalnızca üreticileri değil, tüketiciyi de paniğe sevk eden, sektörün itibarına zarar veren talihsiz açıklamalardır. En fazla “süt içmeyin yoksa kanser olursunuz” açıklamaları kadar muteberdir.</p>
<p>Daha da önemlisi, Sayın Solakoğlu yaklaşık üç yıl Bursa Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği Başkanlığı yapmıştır. Bu süre boyunca yalnızca ari işletmelerin değil, birliğe üye tüm üreticilerin sütü aynı pazarlama sistemi içerisinde sanayiye ulaştırılmıştır. Bugün kullandığı ifadeler doğruysa, kamuoyu şu soruların cevabını hak etmektedir:</p>
<p>O dönemde pazarlanan sütlerle ilgili neden aynı hassasiyet gösterilmemiştir? Bugün “veremli süt” diyerek hedef aldığı üreticilerin sütü o gün neden tüketiciye sunulmuştur? Başkanlığı döneminde aile işletmelerinin hastalıklardan arındırılması adına hangi somut projeler hayata geçirilmiş, hangi kalıcı başarılar elde edilmiştir? Tarım Bakanlığı’nda danışman olarak görev yaptığı süreçte de, dile getirdiği sorunların çözümü için hangi somut girişimleri yapmıştır? İşletmelerinin belgelerinin iptal edildiğini belirttiğine göre; birileri çıkıp da “ari işletme değildir, veremli süt üretiyor” derse, en az kendisinin tespiti kadar haklı mı olur yoksa en az kendisi kadar kara çalan mı olur?”</p>
<p><strong>Gıda güvenliği tartışmaların malzemesi olmamalı</strong></p>
<p>Gıda güvenliğinin kişisel veya ticari tartışmaların malzemesi yapılamayacağını belirten Köten: “ Sorunlar ortadayken sessiz kalıp, kişisel menfaatler zarar gördüğünde kamuoyunda infial oluşturacak açıklamalar yapmak; ne vicdanla, ne üreticiye sahip çıkmakla ne de memleket sevgisiyle bağdaşır. Eğer konu gerçekten anne ve babaların bilinçlenmesi, çocukların sağlığı, toplum sağlığı ve gıda güvenliği olsaydı; tartışmalar kişilere göre değil, bilime göre yürütülürdü. Antibiyotiklere direnç geliştiren rb51  uygulamasının tüm avantajları kadar riskleri ve sınırlılıkları da açıkça anlatılırdı. Gıda güvenliği, kişisel veya ticari tartışmaların malzemesi yapılamaz. Bir yandan hukukun üstünlüğünden söz edip diğer yandan yürürlükteki mevzuatı yok sayan söylemler geliştirmek büyük bir çelişkidir. Kanunlar herkes için vardır; hiçbir kişi, hiçbir makam ve hiçbir sosyal medya hesabı hukukun üstünde değildir.</p>
<p>değerlendirmesi yaptı.</p>
<p><strong>Aile işletmeleri üretimin güvencesi</strong></p>
<p>Aile işletmelerinin bu ülkenin üretim güvencesi olduğuna dikkat çeken İlhan Köten açıklamasını şöyle sürdürdü: “ Ari işletmeler de aynı şekilde hayvancılığımız için büyük bir değerdir. Bu iki yapıyı karşı karşıya getirmek, üreticileri birbirine düşürmek ve sektörü kutuplaştırmak hiç kimseye fayda sağlamaz. Düne kadar Tarım Bakanımız İbrahim Yumaklı’yı ve yürütülen politikaları övenlerin, bugün tamamen zıt bir söylem geliştirmesi de kamuoyunun takdirine bırakılması gereken bir tutarsızlıktır. Doğru; siyasi konjonktüre, kişisel çıkarlara veya menfaat hesaplarına göre değişmez. Bu nedenle Sayın Sencer Solakoğlu’nun ülkem dediği coğrafyanın Türkiye olduğunu umuyor, küçük ölçekli aile işletmelerini töhmet altında bırakan, toplumda korku ve güvensizlik oluşturan “veremli süt üretiyorlar” ifadelerini düzeltmeye davet ediyoruz. Eleştiri yapılabilir, eksikler konuşulabilir; ancak binlerce üreticiyi töhmet altında bırakan sorumsuz açıklamalar kabul edilemez.”</p>
<p><strong>Arilik sertifikasının iptali yanlış</strong></p>
<p>Sencer Solakoğlu’nun da uzun süre başkanlığını yaptığı Tüm Süt, Et ve Damızlık Sığır Yetiştiricileri Derneği (TÜSEDAD) de konuya ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Dernek Yönetim Kurulu Başkanı Müslüm Doğru imzasıyla yapılan açıklamada özetle şu bilgilere yer verildi: “Son dönemde Bursa ilinde gerçekleştirilen hastalıktan ari işletme denetimleri ve bazı işletmelerin statülerinin iptal edilmesine ilişkin kamuoyunda çeşitli tartışmalar gündeme gelmiştir. Bu bağlamda, konunun bilimsel ve kurumsal çerçevede değerlendirilmesi hem üreticilerin hem de kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi açısından önem arz etmektedir.</p>
<p>Hastalıktan ari işletme statüsü, sığır tüberkülozu ve bruselloz gibi zoonotik hastalıklardan arilik, biyogüvenlik tedbirlerinin uygulanması ve mevzuatta öngörülen sağlık kriterlerinin karşılanması suretiyle kazanılan bir sağlık güvencesidir. Denetim süreçlerinde, ilgili bakanlık tarafından sadece hayvanlarda bu hastalıklara ait kan testleri değil; kayıt sistemindeki eksiklikler ve biyogüvenlik kriterlerinin karşılanmaması gibi mevzuatta bulunan kriterler incelenmektedir. Bu kriterler Tarım ve Orman Bakanlığı Hastalıktan Ari İşletmeler Yönergesi (2024/8) eklerinde maddeler halinde açıklanmıştır. 25 - 27 Haziran 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen denetimlerde, Bursa’daki 24 işletmenin sertifikaları iptal edilmiştir. Ancak rutin denetim zamanı gelmiş olan bir işletme dışında hiçbir çiftlikteki hayvanlardan test için kan alınmamıştır. Dolayısıyla iptal gerekçelerinin sağlık şartları dışındaki bazı kriterlerden kaynaklandığı sonucu çıkmaktadır. Statü iptali işletmelerin üretim faaliyetlerinin durdurulması anlamına gelmemektedir ancak burada vurgulanması gereken, bazı işletmelerimizde sağlık şartları dışında bir gün içerisinde düzeltilebilecek mekanik arızalar ve/veya çok küçük müdahalelerle çözülebilecek bazı aksaklıklar tespit edilmiş olması ve bunlardan kaynaklı arilik sertifikasının iptal edilmiş olmasıdır.”</p>
<p><strong>Bakanlık iptal gerekçesini açıklamalı </strong></p>
<p>Denetime tabi tutulan işletmelerin sertifikalarının öncelikle askıya alınması gerektiğini hatırlatan Müslüm Doğru, “Ancak doğrudan iptal işlemi yapılmış ve iptal sebebi de ilgili çiftliklere resmi olarak bildirilmemiştir. Bu nedenlerle ari işletmeler arasında konuya ilişkin birtakım endişeler oluşmuştur. Bu uygulama sonucunda neden doğrudan iptal edilme yapıldığının açıklanması sektörümüz açısından önem arz etmektedir.</p>
<p>Derneğimiz, kurallara uygun üretim yapan işletmelerin yanında olmayı, üreticilerimizin şeffaf ve güvenilir üretim süreçlerini desteklemeyi ve kamuoyunu doğru bilgilendirmeyi temel görevlerinden biri olarak görmektedir. Halk sağlığının korunması, kamu kaynaklarının etkin kullanımı ve hayvancılık sektörünün sürdürülebilirliği açısından bu denetimlerin önemini bir kez daha vurguluyoruz” görüşünü dile getirdi</p>
<p>Özetle, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın hastalıktan ari işletmelere yönelik denetimi ve sonrasında işletmelerin arilik sertifikasının iptali hem siyaset hem de hayvancılık sektöründe büyük tartışma yarattı. Burada en büyük eksiklik, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yaptığı denetimde şeffaf davranmaması. İşletmelere sertifikalarının neden iptal edildiği bile bildirilmediği anlaşılıyor. Bu nedenle denetim bir ceza aracına dönüşmüş görünüyor. Geçmişten bugüne hükümeti, bakanlığı eleştirenlerin denetim adı altında cezalandırıldığının çok örneği var. Bize bilgi veren haber kaynaklarımız çoğu zaman bu denetimden, cezadan korktukları için ‘aman benim adım geçmesin’ diyor. İşin bir de hastalık boyutu var. Türkiye’de 1 milyondan fazla büyükbaş hayvancılık işletmesi var ve bunlardan sadece yüzde 1’i hastalıktan ari işletme sertifikasına sahip. Geri kalan yüzde 99’unun hastalıklı süt ürettiğini iddia etmek de doğru değil.          </p>
<p><strong>Bekir Pakdemirli döneminde </strong><strong>destek cezası, mahkemeden dönmüştü</strong></p>
<p>Sencer Solakoğlu ilk kez cezalandırılmıyor. Bekir Pakdemirli’nin bakanlığı döneminde Eylül 2019’da peş peşe yapılan denetimler sonucunda Çiftçi Kayıt Sistemi(ÇKS) kayıtlarında uyumsuzluk tespit edildiği gerekçesiyle 5 yıl süre ile tarım desteklerinden men edildi.Tarım ve Orman bakanlığı o dönemde yaptığı açıklamada cezanın siyasi eleştirilerle ilgisi olmadığını iddia etmiş kayıtlı arazi verileri arasında uyumsuzluk olduğu için ceza verildiğini duyurmuştu.</p>
<p>Sencer Solakoğlu açtığı dava sonucunda, Nisan 2020’de, Bursa 1. İdare Mahkemesi, verilen 5 yıllık tarımsal desteklerden men cezasında hukuka aykırılık tespit ederek yürütmeyi durdurma ve cezanın iptali yönünde karar verdi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hayvancilikta-hastaliktan-ari-tartismasi-83133</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/8/1280x720/buyukbas-hayvancilik-besici-1780647569.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hayvancılıkta &#039;hastalıktan ari&#039; tartışması ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayici-soruyor-uretmeye-deger-mi-83132</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayici soruyor: Üretmeye değer mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yüksek faiz ortamı ve finansmana erişimde yaşanan güçlükler nedeniyle şirketlerin en büyük gündemi artık yatırım yapmak değil, nakit akışını sürdürebilmek oldu. Üretimin devamı için gerekli olan işletme sermayesine ulaşmak bile her geçen gün daha zor hale geliyor.</strong></p>
<p>Ekonomiye ilişkin tartışmalarda çoğu zaman rakamlar konuşur. Ancak bazen tek bir sanayicinin kurduğu birkaç cümle sayfalar dolusu verinin anlattığını çok daha çarpıcı biçimde özetler.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde EKONOMİ gazetesinin yeni merkezini ziyaret eden bir iş insanıyla sohbet ettik. Bu iş insanımız hem tüketiciye dokunan ürünler üreten önemli bir sanayiciydi hem de o sektörün çatı derneğinin başkanıydı. Anlattıkları, haziran ayında açıklanan ve bir hafta önce bu köşeye de konu olan İstanbul Sanayi Odası Türkiye İmalat PMI verilerinin sahadaki karşılığı gibiydi. Bir anlamda PMI verilerinin arkasındaki insan hikayesini anlatıyordu.</p>
<p>“İçeride rekabet artıyor, dışarıda fiyat tutturamıyoruz... Nakdin dönmesinin bu kadar zor olduğu bir dönem olmadı. Bizden küçülmemiz, gerekirse varlık satmamız isteniyor” diyordu.</p>
<p>Aslında bu sözler yalnızca birkaç firmanın yaşadığı sıkıntıyı anlatmıyor, Türkiye sanayisinin içinde bulunduğu yapısal sıkıntıyı ve dönüşümü de gözler önüne seriyordu.</p>
<p><strong>Veriler alarm veriyor</strong></p>
<p>Haziran ayında PMI endeksi 47,1’e gerileyerek yeniden belirgin daralma bölgesine indi. Böylece imalat sanayisinde faaliyet koşullarındaki bozulma üst üste 27’nci aya ulaştı. Üretim geriliyor, yeni siparişler azalıyor, ihracat yeniden ivme kaybediyor, firmalar istihdamı ve stoklarını azaltıyor. Sanayici geleceğe daha temkinli bakıyor.</p>
<p>Veriler bize bunu söylüyor. Sahadaki üretici ise bunun nedenlerini anlatıyor.</p>
<p>Yüksek faiz ortamı ve finansmana erişimde yaşanan güçlükler nedeniyle şirketlerin en büyük gündemi artık yatırım yapmak değil, nakit akışını sürdürebilmek oldu. Üretimin devamı için gerekli olan işletme sermayesine ulaşmak bile her geçen gün daha zor hale geliyor.</p>
<p><strong>Eyvah! Sanayi kültürümüz kayboluyor</strong></p>
<p>İş insanı ile konjonktürel sorunları konuştuk ama sohbetimizde beni en fazla etkileyen cümle ise daha derin bir soruna işaret ediyordu. “Sanayi kültürünü kaybediyoruz,” diyordu iş insanımız.</p>
<p>Bu cümle ilk bakışta belki biraz abartılı gelebilir. Ama bence üzerinde fazlasıyla durmaya değer.</p>
<p>Türkiye, uzun yıllar boyunca büyük fedakarlıklarla güçlü bir üretim ekosistemi oluşturdu. Hem de bunu çeşitliliği gözeterek yaptı. Tek bir endüstride yoğunlaşmadı. Birçok işletme ikinci, hatta üçüncü kuşağa ulaştı. Üretim bilgisi, tedarik zincirleri, yetişmiş insan kaynağı ve ihracat ağları uzun yılların birikimiyle oluştu. </p>
<p>Ancak bugün üretmek her geçen gün daha zor hale gelirken, üretmemek bazı durumlarda daha kazançlı hale geliyor.</p>
<p>İş insanının verdiği örnek oldukça çarpıcıydı. “Fabrikasını kiraya veren, üretim yapmaktan daha fazla kazanıyor” diyordu. Hal böyleyse niye onca zahmete girilip üretim yapılsın ki? </p>
<p>Bu yalnızca bireysel bir tercih değil. Ekonomi açısından önemli bir sinyal. Eğer sanayici, üretimden elde edeceği getiriyi gayrimenkul gelirinde ya da faizde buluyorsa, burada yalnızca şirketlerin değil kaynak tahsisinin de bozulduğunu kabul etmek gerekir. Üretim yerine rantın daha cazip hale geldiği bir ekonomide yatırım iştahının zayıflaması kaçınılmazdır.</p>
<p>Benzer bir durum sanayi arsalarında da yaşanıyor. Üretim için ayrılması gereken alanlar giderek daha pahalı hale geliyor. Bu da yeni yatırım kararlarını zorlaştırıyor.</p>
<p><strong>Kur artık tek başına çare değil</strong></p>
<p>Sohbet sırasında dikkatimi çeken bir başka nokta ise kur konusuydu. Uzun yıllardır ihracatçıların en önemli talebi rekabetçi kurdu. Ancak bugün birçok sanayici bu tartışmanın ötesine geçmiş durumda. İş insanımız da gazetedeki sohbette, “Kur 60 lira olsa bile ne ifade edeceğini bilmiyoruz” diyordu.</p>
<p>Bu söz aslında önemli bir zihniyet değişimini gösteriyor. Çünkü artık sorun yalnızca kur seviyesi değil. Verimlilik, teknoloji, finansman maliyetleri, enerji giderleri, ölçek ekonomisi ve üretim yapısının bütünü rekabet gücünü belirliyor.</p>
<p>Sanayicinin Çin örneğini verirken sıraladığı başlıklar da bunu anlatıyordu. Çin’in küresel pazarlardaki gücünün arkasında üretim gücü, fiyat avantajı, kalite, güçlü finansman olanakları ve agresif ticaret politikaları gibi faktörler vardı. İş insanımız doğrudan dillendirmedi ama benim bu listeye bir de teknoloji ve inovasyon kapasitesini eklemem gerekir.</p>
<p>Yani küresel rekabet artık sadece ucuz iş gücü ya da düşük kurla kazanılmıyor.</p>
<p>Bu nedenle yalnızca kur tartışmasına sıkışan bir rekabet stratejisinin başarı şansı giderek azalıyor. Dönüşüm gerçekleşmezse, Türkiye yalnızca dış pazarlarda değil, kendi iç pazarında da pahalı bir üretim ülkesi haline gelebilir.</p>
<p><strong>Sanayisizleşme kader değil</strong></p>
<p>Geçen hafta geniş bir şekilde analiz ettiğimiz PMI verilerinin asıl uyarısı da burada yatıyor.</p>
<p>Üretimdeki yavaşlama artık geçici dalgalanmalarla açıklanabilecek bir durum olmaktan çıktı. Siparişlerdeki zayıflama, yatırımlardaki isteksizlik ve istihdamdaki gerileme, üretim kapasitesinin zaman içinde aşınabileceğine işaret ediyor.</p>
<p>Ekonomi yönetiminin enflasyonu düşürme hedefi kuşkusuz büyük önem taşıyor. Fiyat istikrarı sağlanmadan sürdürülebilir büyüme mümkün değil. Ancak bunun kadar önemli bir başka gerçek daha var. Üretim altyapısının kalıcı biçimde zarar görmesi de Türkiye’nin göze alabileceği bir maliyet değil. Nitekim İSO Başkanı Erdal Bahçıvan’ın da vurguladığı gibi, Türkiye’nin ne enflasyonla mücadeleden vazgeçme ne de sanayi ekosistemini zayıflatma lüksü bulunuyor.</p>
<p>Bugün karşı karşıya olduğumuz mesele yalnızca büyümenin yavaşlaması değil; üretim yapmanın cazibesini koruyup koruyamayacağımızdır. Yani sanayisizleşme riskidir. Tanım olarak sanayisizleşme sanayi sektörünün toplam hasıla içindeki payının azalmasıdır. Kaçınılmaz bir son mudur? Yoksa önlenmesi gereken bir kabus mudur? Bence kabustur. Çünkü gelişmiş ekonomiler için sorun olmayabilir ama bizim gibi henüz sanayileşmesini tamamlayamamış olanlar için ciddi tehdittir.</p>
<p>Bir fabrikanın kapanması yalnızca üretimin durması anlamına gelmez. Birikmiş bilgi kaybolur, yetişmiş iş gücü dağılır, tedarik zincirleri zayıflar ve yeniden ayağa kalkmak yıllar alır.</p>
<p>PMI gibi bazı rakamlar alarm veriyor. “Sanayi ruhu kayboluyor” diyen sanayicilerin anlattıkları ise alarmın neden çaldığını gösteriyor. Bundan sonrası, üretimin yeniden cazip hale gelmesini sağlayacak yapısal adımların atılıp atılmayacağına bağlı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayici-soruyor-uretmeye-deger-mi-83132</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/2/1280x720/66-1784007010.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayici soruyor: Üretmeye değer mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayide-durum-83131</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayide durum</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Avrupalılar hiç olmazsa tartışıyorlar. Bu tartışma bizde ekonomi politikası tasarlayanlara ve uygulayanlara ne söylüyor? Bilmiyorum. Zira bu konuda onlardan pek de dişe dokunur bir şey duyduğumu hatırlamıyorum. Oysa Çin teknoloji devi haline gelirken, sanayi sektörümüz alarm veriyor.</strong></p>
<p>Çin, teknoloji devi haline geldi. Üstelik yüksek teknolojili ürünlerin çoğunu rakiplerine kıyasla daha ucuza üretiyor. 18 Haziran’da ‘Çin korkusu’ başlığını taşıyan yazımda Fransa Planlama Kurumu’nun Çin’in Avrupa’yı nasıl solladığını anlatan bir raporundan alıntılar yapmıştım. Rapor, özellikle Almanya ve Fransa gibi ülkelerin hem kendi iç pazarlarını hem de ihracat pazarlarını önemli ölçüde Çin’e kaptırmak riskiyle karşı karşıya olduklarını vurguluyordu. Volkswagen şirketinin durumu ve çok sayıda işçi çıkarma planı basında son günlerde çok yer buldu. İki Nobel ödüllü iktisatçının Fransa’yı özellikle Çin’deki gelişmeler bağlamında tartıştıkları bir söyleşiyi perşembe ele alacağım.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a55bea0419d1-1784004256.png" alt="" width="327" height="251" />Avrupalılar hiç olmazsa tartışıyorlar. Bu tartışma bizde ekonomi politikası tasarlayanlara ve uygulayanlara ne söylüyor? Bilmiyorum. Zira bu konuda onlardan pek de dişe dokunur bir şey duyduğumu hatırlamıyorum. Oysa Çin teknoloji devi haline gelirken, sanayi sektörümüz alarm veriyor. Mayıs 2023-Mayıs 2026 döneminin aylık sanayi üretim endeksi değerlerinin grafikte verilen üçer aylık hareketli ortalamalarına bakın mesela. Ortalama aylık artış sadece yüzde 0,12. “Bu üç yıllık dönemde her yıl ortalama ne kadar büyümüş sanayi sektörü?” diye bakıldığında, durum daha açık bir biçimde gözler önüne seriliyor: Sadece yüzde 1,45.</p>
<p>Şüphesiz denilebilir ki; “bu durum büyük ölçüde tekstil, deri ve giyim sektörlerindeki baş aşağı gidişten kaynaklanıyor. Orta-yüksek ve yüksek teknolojili sektörlerde üretim artışları bu kadar düşük değil.” Gerçekten de salt yüksek teknolojili ürünlerdeki üretim artışına bakınca belirgin biçimde yüksek değerler ortaya çıkıyor. Aynı dönemde ortalama aylık artış yüzde 0,41, yıllık artış ise yüzde 5. Orta ve yüksek teknolojili grupta bu değerler sırasıyla yüzde 0,26 ve 3,14.</p>
<p><strong>Programsız, plansız şekilde </strong><strong>bir sektörden çıkış olur mu?</strong></p>
<p>Karşı cevabın iki boyutu var. Birincisi, özellikle yüksek teknolojili sektörlerdeki gidişat ne kadar kalıcı olacak ve ne ölçüde diğer sektörlere yayılacak? NATO zirvesi nedeniyle Ankara’ya gelmesinden önce ortalığa saçılan “Trump’ın Kaan uçaklarının motorlarının ABD’den ithalatına ‘yeşil ışık yakacağı’ haberlerini” hatırlayın. İkincisi, birincisinden daha önemli, zira onu da yakından ilgilendiriyor: Programsız, plansız şekilde bir sektörden çıkış olur mu? O fabrikalarda çalışanlar ne olacak? Yeni beceriler kazanacakları bir eğitimden geçirilecekler mi? İşsiz kaldıkları dönemde ‘doyurucu’ işsizlik yardımları alabilecekler mi? O fabrikaların bulunduğu bölgelerdeki esnaf nasıl etkilenecek? Kısacası, ayrıntılı biçimde düşünülmüş bir sanayi politikası uygulanıyor mu yoksa yine ‘saldım çayıra Mevlam kayıra’ durumu mu?   </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayide-durum-83131</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayide durum ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/acaba-avrupa-kendini-nasil-savunacak-83130</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Acaba Avrupa kendini nasıl savunacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Naçiz kanaatime göre, çoğu Avrupa ülkesi Trump ile kavga etmemeyi öngörmekte, ihtilaf konularını görüşmeyi bir sonraki başkan dönemine ertelemeyi tercih etmektedir. Avrupa ülkeleri savunma harcamalarını arttırmaya mecbur oldukları gerçeğini benimsemişlerdir. Bununla birlikte, Amerika’nın Avrupa savunmasından tamamen çekilmesine karşıdırlar.</strong></p>
<p>Hepinizin bildiği gibi, ülkemiz yönetimi NATO devlet ve/veya hükümet başkanlarının geçen hafta Ankara’da yapacağı olağanüstü toplantıya büyük önem atfediyordu. Toplantının muntazam geçmesi için önceden bir dizi tedbir alındı. Birçok yol trafiğe kapandı. Memurlar idari izne çıkarıldı. Olay çıkaracağı tahmin edilen kişiler gözaltına alındı. Türk savunma sanayiinin başarıları konuklara sergilendi. Şimdi hepsini burada saymama gerek olmayan çok sayıda tedbir alındı. Söylenenlere göre, bu toplantıda NATO’nun görevi yeniden tanımlanacaktı. Ne mutlu ki, toplantı olaysız sona ermiş bulunuyor. Şurası artık kesinlik kazanmış durumda: NATO üyesi ülkeler kendilerini savunmak için Amerika’ya güvenmek yerine savunma yükünün daha büyük bir bölümünü kendileri taşımak mecburiyetinde kalacaklar. Toplantının sona ermesi üzerine yayınlanan bildiriye bakıldığında,  Avrupalı üyelerin endişelerine cevaben Rusya’nın genişleme temayüllerine karşı çıkılacağı ve bu babda saldırı altında olan Ukrayna’nın destekleneceği hususuna yer veriliyor. Putin’le dostluk sergileyen ve Ukrayna’ya ödün vermeyi tavsiye eden Amerika açısından bu önemli bir özveriye işaret ediyor. Buna karşılık, Amerika’nın (ve herhalde İsrail’in) endişelerini gidermek üzere, bildiride İran’ın nükleer silahlar edinmesine de karşı çıkılıyor. Böylece Turmp’ın siyaseti Avrupalı NATO üyeleri tarafından da desteklenmiş oluyor.</p>
<p>Birleşik Devletler yönetimi, NATO’nun ABD dışında kalan üyelerinin savunma harcamalarını 2035 yılına kadar gayri safi milli hasılalarının yüzde 5’i seviyesine çıkarmalarını istiyor. Bu harcamaların yüzde 3,5’i somut askeri harcamalara gidecekken, geriye kalan yüzde 1,5’in savunma imkanlarını genişleten altyapı yatırımlarına gidebileceği ifade ediliyor. Daha şimdiden sahtekarlıklar da başladı. Örneğin Çekya’da yapılan bir yol inşaatı harcamasının sadece bir kaplıcaya ulaşımı kolaylaştırdığı, buna karşılık ülkenin savunma gücüne herhangi bir katkıda bulunmadığı ortaya çıktı. Hesapları kim yapıyorsa, herhalde ondan hesap sorulacaktır. Ancak İspanya gibi, başka öncelikleri olduğu için bu talebe uymayacağını beyan eden ülkeler bir yana bırakılacak olursa, diğer üyeler Amerikan talebine uyacaklarını ifade ediyorlar ve şimdiden askeri harcamalarını artırma yoluna gidiyormuş gibi görünüyorlar.</p>
<p><strong>Çoğu Avrupa ülkesinin, </strong><strong>etkili savunma gücü yok</strong></p>
<p>NATO’nun Avrupalı üyelerinin askeri alanda büyük harcamalar yapmaktan kaçındıkları, Kıta’nın savunma yükünü Amerika’nın yüklenmesine terk ettikleri doğrudur. Şu anda çoğu Avrupa ülkesinin herhangi bir ortamda etkili olabilecek kabiliyeti haiz bir savunma gücü bulunmamaktadır. Askeri malzeme yetersizdir, daha da vahim olarak kısa sürede açıkların giderilmesini sağlayacak bir üretim yapısı da yoktur. Ülkelerin savunma harcamalarını artırmaları bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Buna karşılık, Amerika’dan farklı olarak Avrupa’nın bir dünya gücü olmak ve dünyaya nizam vermek iddiasında olmadığı da bilinmektedir. Dolayısıyla, Avrupa ülkelerinin savunma alanına Birleşik Devletler kadar yatırım yapmalarına ihtiyaç olduğu, yani gayri safi milli hasılalarının yüzde 5’ini savunma harcamalarına ayırmaları gerektiği konusu da çok tartışmalıdır. Naçiz kanaatime göre, çoğu Avrupa ülkesi Trump ile kavga etmemeyi öngörmekte, ihtilaf konularını görüşmeyi bir sonraki başkan dönemine ertelemeyi tercih etmektedir. Avrupa ülkeleri savunma harcamalarını arttırmaya mecbur oldukları gerçeğini benimsemişlerdir. Bununla birlikte, Amerika’nın Avrupa savunmasından tamamen çekilmesine karşıdırlar. Çoğu Avrupa liderinin görüşüne göre, Amerika’nın Kıta’yı nükleer bakımdan savunmaya devam etmesi için Amerika’nın Kıta’nn konvansiyonel savunmasında da bir miktar sorumluluk üstlenmesi gerekmektedir.</p>
<p>Amerika’nın Avrupa’yı savunmakta üstlendiği sorumluluğu azaltmak istediği uzun zamandır biliniyordu. Bunun resmiyet kazanması için Ankara toplantısını beklemek gerektiğini iddia etmek sanıyorum biraz abartılı olacaktır. Bence, daha önemli olan konu Avrupa’nın kendini savunmak için neler yapması gerektiğine ilişkin bir karara varmasıdır ki, son Ankara toplantısının bu konuda yeterli ipucu verdiğini söylemek mümkün değildir. Üyeler Avrupa savunmasının  Avrupa Birliği savunmasından daha kapsamlı olduğunu, Bileşik Krallık, Norveç ve Türkiye’yi kapsaması gerektiğinin bilincindeler. AB kendisini savunması gerektiğini, bunun için de diğer Avrupa ülkeleriyle birlikte hareket etmek zorunda olduğunu anlıyor, dolayısıyla onlarla olan ilişkilerini sıkı tutmak ve iyi yürütmek istiyor. Böyle bir yaklaşım uzun vadede sorun yaratmaya aday çünkü ittifakın AB’ye katılmayan üyeleri savunma planlamasında eşit konumda bulunmayı isteyeceklerdir.</p>
<p><strong>Almanya’nın savunmada </strong><strong>güçlenmesine şüpheyle bakılıyor</strong></p>
<p>Avrupa savunmasında hangi ülkelerin başı çekeceği konusunda da bir bulanıklık var. Almanya hükümeti savunma alanında daha büyük harcamalar yapmaya hazırlandığını, şimdikine nazaran çok daha büyük ve güçlü silahlı kuvvetlere sahip olmayı planladığını ilan etmiş bulunuyor. Almanya’nın girişimi olumlu karşılanabilirse de, birçok Birlik üyesi Almanya’nın güçlenmesini iki bakımdan sorunlu bulmaktadır. İlk olarak, Avrupa Birliği Fransa ve Almanya bir daha savaşmasınlar diye kurulmuştu. Bu amacı gerçekleştirmek üzere Almanya’nın Avrupa’nın iktisadi lideri olmasına imkan tanınmış, savunma işleri ise Fransa’ya tevdi edilmişti. Böyle bir işbölümünün baştan sakat olduğu ileri sürülebilir; ne de olsa Fransa askeri başarılara imza atmasıyla tanınan bir ülke değildir. Fransa’yı iki dünya savaşında başka ülkeler kurtarmışlardır. Napolyon’un Moskova seferi sonucu aklımızda kalan tek husus “Moskova Dönüşü” diye bilinen felakettir.  Bütün bunlara rağmen, herhalde ABD’nin Kıta savunmasının mimarı olduğu düşünüldüğünden AB’nin savunması Fransa’ya havale edilmiştir. Tabii, ABD çekilince bu denklem de işlerliğini yitirmiş oluyor. AB üyeleri Almanya’nın hem iktisadi hem de askeri alanda birinci ülke konumuna gelmesinin uzun dönemde Birlik’in korunmasında güçlük yaratacağından, bir dizi başka soruna yol açmasından çekiniyorlar. İkinci olarak, her ne kadar üye ülkeler bu düşüncelerini alenen ifade etmekten kaçınsalar da, çoğunlukla Almanya’nın silahlanarak Avrupa’nın en büyük askeri gücüne sahip olmasını endişe ile karşılıyorlar. İkinci Dünya Savaşı sırasında güçlü Alman ordularının neler yapmaya kadir olduğunu bir türlü unutamıyorlar. Aynı günlere geri dönmekten korkuyorlar.   </p>
<p><strong>Daha eşitlikçi bir formül </strong><strong>arandığına dair emare yok</strong></p>
<p>Birleşik Devletler bir süper güçtü. Avrupa savunmasını üstlendiği zaman, diğer ülkeler aynı yönde düşünmeseler bile, Amerika’nın izinden gidiyorlardı. Avrupa’da kurulmak istenen yeni savunma düzeninde karar alma süreçleri daha eşitlikçi olmak zorundadır. Tamamen eşitlikçi olursa, yani her birlik üyesinin rızasına göre hareket etme yolu tercih edilirse, savunmanın yürümemesi, etkisiz kalması, hatta ölü doğması muhtemeldir. Avrupa savunmasına büyük katkı yapacak ülkelere daha fazla söz hakkı tanıyan bir formülün geliştirilmesi gerekiyorsa da, böyle bir formülün bırakın bulunması, henüz arandığına dair bir emare dahi ortaya çıkmamıştır.    </p>
<p>Ankara toplantısı zaten uzun süreden beri sözü edilen bir hususu teyit etmiştir: Avrupa esas itibariyle kendi savunmasından sorumludur. Ancak Avrupa kendini nasıl savunacağını henüz iyi bilmemektedir. Konu üzerinde düşünüyor mu, yoksa konuyu geçiştiriyor mu, o da belli değildir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/acaba-avrupa-kendini-nasil-savunacak-83130</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/3/0/1280x720/5665-1784004129.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Acaba Avrupa kendini nasıl savunacak? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-olan-daima-yararli-midir-83129</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni olan daima yararlı mıdır?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekâ çağında hedefe kilitlenmek değil, kapsamı görebilmek marifet. Işık odaklı yönlenme, gölgede kalan insanı unutturmamalı. Bu yüzden ışığa değil, yolun bütününe bakmalı.</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: YZ destekli dünyada <strong>yönümüzü belirlemek</strong>, çoğu zaman bir “<strong>tünel vizyonu</strong>”yla yol almaya benziyor. Hepimiz teknolojinin sunduğu <strong>ışığa</strong> odaklıyız. <strong>Otomasyon</strong>, <strong>akıllı karar sistemleri</strong>, <strong>veri temelli yönetişim</strong>… Ancak tünelin ucuna kilitlenen gözler, <strong>çeperdeki gölgeleri</strong> artık göremiyor.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Yani<strong> ışığı </strong>seçiyoruz ama <strong>yansımayı</strong> kaçırıyoruz. Bu çağda <strong>dijitalleşmek</strong> yetmiyor. Aklı da dijitalleştiriyoruz. Fakat gözümüz YZ ile <strong>optimize edilmiş</strong> hedefteyken, <strong>sistemin dışladığı insanı</strong>, etkilediği <strong>sosyal dokuyu</strong>, hatta <strong>kararların algoritmik önyargılarla</strong> nasıl şekillendiğini göremiyoruz.</p>
<p><strong>ALGORİTMİK TÜNEL SENDROMU</strong></p>
<p><strong>3- ÇÖZÜM: Teknoloji körlüğü</strong>, yalnızca cihazlara değil, <strong>zihinsel modellere</strong> de sirayet ediyor. Her YZ entegrasyonu, bir <strong>kültürel refleksi</strong> bastırabilir. <strong>Her yeni sistem, bir değeri dışlayabilir</strong>. Bu yüzden <strong>algoritmik tünel sendromu</strong>, sadece dijital bir sapma değil; <strong>kavramsal daralma</strong> sorunudur.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Birçok kurum, “<strong>sisteme uyduk</strong>” diyerek <strong>eleştirel düşünceyi</strong> rafa kaldırıyor. Her şey YZ ile çözülecek gibi düşünmek, <strong>sorunları görmezden gelmenin</strong> yeni bahanesi oluyor. Oysa sistemden çok, <strong>sistemi kullanan bilinç</strong> belirleyicidir. Ve <strong>tünel vizyonu</strong>, bilinci daraltan en <strong>tehlikeli</strong> optik illüzyondur.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>2 SORU 2 CEVAP / Yenilenme stratejisine dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Yeni teknolojiler hep mi faydalıdır?</em></strong></p>
<p><strong>Hayır</strong>. Her yenilik, iyileştirme değildir. <strong>Her algoritma, adil değildir</strong>. Yenilik, bağlamla değerlidir. Özellikle YZ sistemleri, “<strong>ne sunduğundan</strong>” çok, “<strong>kimi dışladığıyla</strong>” ölçülmelidir.</p>
<p><strong><em>Neyi sorgulamalıyız?</em></strong></p>
<p>Her yeni sistemin önce “<strong>etkisini</strong>” değil, “<strong>etkilenenini</strong>” sorgulamalıyız<strong>. Kim dışarda kalıyor</strong>? Hangi değer bastırılıyor? <strong>Hangi yetenekler köreltiliyor</strong>? Soruyu değiştirmeden yanıtın yönü değişmez.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT </strong></span></p>
<p><strong>TEKNOLOJİ OBUR DOSTLAR, BİRAZ YAPA ZEKÂ DİYETİ YAPSANIZ?</strong></p>
<p><strong>Görsellik artıyor</strong> ama sezgi köreliyor. <strong>İş süreçleri kısalıyor</strong> ama iletişim sığlaşıyor. Her şeyi kodlamak, <strong>anlamı dışlamak</strong> değildir. Şirketler <strong>veri akışına milyonlar yatırıyor</strong> ama o veriyi kullanacak <strong>insanları eğitmiyor</strong>. Bugün <strong>IRP</strong>, <strong>CRM</strong>, <strong>LLM</strong> gibi sistemler kuruyoruz. Ama bu <strong>kısaltmaların anlamını</strong> bilmeden…</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>YENİ TEKNOLOJİLER LÜGATI</strong></span></p>
<p><strong>Algoritmik tünel sendromu</strong>: Sistemin hedeflediğine odaklanıp dışsal ve insani boyutu ıskalamak</p>
<p><strong>Işığın kararttığı alanlar</strong>: Görünürlük artarken farkındalık azaldığı, dikkat dışı kalan alanlar</p>
<p><strong>Algoritmik önyargı körlüğü</strong>: YZ’nin ürettiği hatalı eğilimleri sorgulamadan kabullenme</p>
<p><strong>YZ diyeti</strong>: Aşırı teknoloji tüketimini dengelemek için bilinçli, insani odağa dönüş</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-olan-daima-yararli-midir-83129</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/8/1280x720/yapay-zeka-1752734436.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni olan daima yararlı mıdır? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/savas-cari-acigi-endise-edilen-olcude-etkilemedi-83127</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savaş cari açığı endişe edilen ölçüde etkilemedi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla başlayan savaşın Türkiye ekonomisini en çok iki yönden etkileyeceği kaygısı vardı.</p>
<p>Bunların ilki artacak ham petrol fiyatları yüzünden yurt içinde enflasyonun akaryakıt fiyatlarına bağlı olarak çok hızlı bir artış göstereceğiydi.</p>
<p>İkinci kaygı ise yine ham petrol ve diğer ithal girdilerin pahalanması yüzünden cari açığın tırmanışa geçeceği ve bunun da döviz kuru üzerinde büyük bir baskı oluşturacağıydı.</p>
<p>Merkez Bankası dün mayıs ayının ödemeler dengesi verilerini açıkladı ve cari açığın mayıs aylarında gösterdiği belirgin inişi bir kez daha sergilediği ortaya çıktı.</p>
<p>Ocakta 6,7 milyar, şubatta 7,3 milyar olan ve martta 9,6 milyarla bu yılın en yüksek düzeyine çıktıktan sonra nisanda 5,6 milyar dolarla belirgin ölçüde gerileyen cari açık, bu kez mayısta 1,5 milyar dolara kadar düştü.</p>
<h2>Savaş dönemi açığı 16,6 milyar</h2>
<p>İran savaşının başladığı mart ayı başından bu yana geçen üç ayda toplam 16,6 milyar dolar cari açık verildi.</p>
<p>Bir kere bu tutar geçen yıl ve önceki yılın aynı dönemlerindeki açığın üstünde olmakla birlikte 2023’ün aynı dönemindeki açığın altında.</p>
<p>2023’ün mart-mayıs döneminde 17,3 milyar dolar cari açık verilmişti.</p>
<p>2022’nin aynı döneminde de 14,1 milyar dolarlık açık vardı.</p>
<p>Yani savaş bu yıl cari açığı endişe edilen ölçüde tırmandırmadı. Öyle devasa ve baş edilmesinde büyük zorluk yaşanan bir dış açık sorunu yaşanmadı.</p>
<h2>Haziran ayı açığı ne olur? </h2>
<p>Haziran ayında mayıstakinden daha fazla cari açık verilmesi beklenmeli.</p>
<p>Cari açığın temel belirleyicisi olan dış ticarette haziran ayının resmi verileri henüz açıklanmadı ama Ticaret Bakanlığı’nın açıkladığı geçici öncü veriler geçen ayki dış ticaret açığının 2025’e göre çok büyük bir artışa konu olmadığını gösteriyor.</p>
<p>Dış ticarette geçen yıl haziranda 8.2 milyar dolar olan açık, bu yıl 10.3 milyar dolar düzeyinde. Aradaki farkın tabii ki tümü cari açığa yansımayacaktır.</p>
<p>Geçen yıl hazirandaki cari açık 2,3 milyar dolar düzeyinde oluşmuştu. Tutarın bu yıl 3 milyar dolara çıkması, en fazla 3,5 milyar dolar olması beklenebilir. Bu düzeyde bir tutar, uzun dönemli değerlendirmede haziran ayı için elbette yüksek ama yönetilemez değil.</p>
<h2>Turizm fena gitmiyor</h2>
<p>Bu yıl cari açığın çok fazla artmasına yol açacağından endişe duyulan yalnızca dış ticaret değildi, bir endişe kaynağı da turizm gelirleriydi.</p>
<p>İlk beş aydaki net turizm geliri geçen yılla hemen hemen aynı düzeyde gerçekleşti. Son bir yılda ise net gelirde yaklaşık 2 milyar dolarlık artış var.</p>
<p>Geçen yılın mayısında 57,6 milyar dolar olan gelir bu yıl 60 milyar doları aştı. Ancak yalnızca gelir değil, harcamada da 500 milyon dolardan fazla artış oldu ve böylece net seyahat geliri 2 milyar dolar kadar artış gösterdi.</p>
<p>Sonuçta geçen yılın mayısında yıllık bazda 49,1 milyar dolar olan net turizm geliri ya da seyahat geliri, bu yıl mayısta 51,1 milyar dolara ulaştı.</p>
<p>Yani turizmde bir dönem çok kaygı duyulan bir kayıp söz konusu değil, tam aksine gelirde çok fazla olmasa da bir artış var.</p>
<p>Geçen yılın tümündeki seyahat geliri 60 milyar, harcama 9 milyar ve net gelir 51 milyardı. Bu yıl da geçen yılki düzeyin altında kalınmayacağı anlaşılıyor. Tabii ki yeniden alevlenme emaresi gösteren savaş daha da şiddetlenmez ve çok farklı bir boyuta evrilmezse…</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a55bd2a1566d-1784003882.png" alt="" width="700" height="549" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a55bd367807a-1784003894.png" alt="" width="496" height="349" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/savas-cari-acigi-endise-edilen-olcude-etkilemedi-83127</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/8/1280x720/dolar-dollar-1778823964.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savaş cari açığı endişe edilen ölçüde etkilemedi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-83126</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> NATO’nun ardından jeopolitik tansiyon yükseldi, borsa düştü!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="NATO’nun Ardından Jeopolitik Tansiyon Yükseldi, Borsa Düştü! | Ekonomi Masası | 14 Temmuz" src="https://www.youtube.com/embed/nP1RyH--OWk" width="700" height="535" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-83126</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/1/1280x720/guldag-cipa-1781757268.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tekno-giris-ve-kosgeb-guc-verdi-sensorle-kilo-basi-ihracatta-150-dolari-yakaladi-83125</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Tekno Giriş’ ve KOSGEB güç verdi, sensörle kilo başı ihracatta 150 doları yakaladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İLHAN Bora Serin, </strong>1984 yılında Çorum’un Alaca İlçesi’ne bağlı Çikhasan Köyünde 4 çocuklu bir ailenin son ferdi olarak dünyaya geldi. İlkokulu köyünde bitirdikten sonra Anadolu Lisesi’nde <strong>“Devlet Parasız Yatılı Bursu”</strong>yla eğitim gördü.</p>
<p>Gaziantep Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünü kazandığında babası vefat etmişti. Üniversiteyi de devlet ve özel burslarla tamamlayabildi. Öğrenciliği sırasında bir dönem ABD’ye <strong>“değişim öğrenci” </strong>programı kapsamında gitti. Not ortalamasının yüksekliği nedeniyle <strong>“Eğitimine ABD’de devam et” </strong>teklifi aldıysa da ailevi nedenlerle Türkiye’ye döndü.</p>
<p>Üniversiteyi bitirince Suudi Arabistan’da alt yapı işleri yapan bir şirkette 4 yıl çalıştı. Biriktirdiği parayla master için kolları sıvadı. Dortmund Teknik Üniversitesi Robotics bölümüne kabul edildi. Eşine vize alamayınca dava açtı. Mahkeme, <strong>“Başvuru sahipleri tüm şartları sağlasa bile Alman Konsolosluğunun vize vermek gibi bir yükümlülüğü yoktur” </strong>kararı verdi. Bunun üzerine master eğitimini bıraktı.</p>
<p>Türkiye’ye dönünce Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın <strong>“Teknogiriş Sermaye Desteği Programı”</strong>na odaklandı. İyi bir projeye verilen hibe 100 bin liraydı. Bu program sayesinde iş hayatına atıldı, 2012 yılında ilk işletmesini kurdu. Projeyi başarıyla tamamladı ama ikinci aşama gereken 750 bin lirayı hibe şeklinde alması mümkün değildi. Bu nedenle seri üretime geçişi beklemeye aldı.</p>
<p>Seri üretime geçişini sağlayacak kaynak için bir dönem ticaret yaptı. 4 yıl çalıştığı Suudi Arabistan’daki bazı altyapı projelerine ürün ihraç etti. 2018 yılında artık gireceği üretim için sermaye biriktiği kanaati oluşunca yeniden kolları sıvadı:</p>
<p>-          <strong>Artık aldığım mühendislik eğitiminin gereğini yerine getirmeliyim. </strong>“Bilgi toplumu”<strong>ndan </strong>“akıllı toplum”<strong>a geçişteyiz. Akıllı teknolojilerde sensörlere büyük ihtiyaç olacak. Sensör üretimine girmeliyim.</strong></p>
<p><strong>İlhan Bora Serin, </strong>kurduğu ArGesim adlı şirketi üzerinden KOSGEB projeleri yaparak 2 yıllık Ar-Ge süreci sonrasında ilk sensörlerini üretti. <strong>“Seven Sensör” </strong>markasıyla ilk ürünlerin piyasaya çıkışı COVID-19 pandemisi dönemine denk geldi ama 2021 yılında yatırım teşvik belgesini alıp, Çorum Organize Sanayi Bölgesi’nde (OSB) fabrika inşaatını da başlattı. Fabrika bir yılda devreye girdi.</p>
<p>ArGesim Teknoloji’nin kurucusu <strong>İlhan Bora Serin, </strong>ürünlerini şöyle anlattı:</p>
<p>-          <strong>27 mühendis, 32 tekniker toplam 85 personelle geliştirdiğimiz sensörler yoğun olarak yenilenebilir enerji alanında kullanılıyor. Özellikle güneş enerjisi santrallerinde tesislerin verimlilik ölçüm ve hesaplamalarında bu sensörlere ihtiyaç duyuluyor.</strong></p>
<p>Yenilenebilir enerji üretiminde verimliliğin önemi üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Geliştirdiğimiz sensörler GES’lerde en verimli çalışmanın sağlanmasında önemli rol oynuyor. Sensörler ile sahadan toplanan veriler sayesinde en verimli çalışma planı oluşturulabiliyor.</strong></p>
<p>Kısa sürede <strong>“Seven Sensör”</strong>ü ihraç ettikleri ülke sayısının 120’yi aştığını belirtti:</p>
<p>-          <strong>ABD’den Japonya’ya İsveç’ten Güney Afrika’ya kadar değişen ihracat pazarlarında zorlu iklim koşullarında sensörlerimiz sahada GES’lerle ilgili veriler toplanmasını sağlıyor. Yatırımcıların bir anlamda sahadaki gözü-kulağı oluyor.</strong></p>
<p>Ürünlerinde sürekli iyileştirmeler ve geliştirmeler yaptıklarını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Teknolojik yaşlanmanın hızlı olduğu bir alanda faaliyet gösteriyoruz. O nedenle teknolojik anlamda genç kalabilmek için yoğun Ar-Ge çalışmaları yapıyoruz.</strong></p>
<p>ArGesim Teknoloji’ye ait 3 adet patentlerinin olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>TÜBİTAK ile 14 milyon lira bütçeli lazer tabanlı rüzgar ölçümü Ar-Ge projesi yürütüyoruz. Bu Ar-Ge çalışmalarıyla katma değeri daha yüksek ürünler tasarlayarak sektöre yön vermeyi hedefliyoruz.</strong></p>
<p>Söz katma değerden açılınca <strong>“Seven Sensör”</strong>ün kilo başına ihracat değerini sordum, yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Halen kilogram başına ihracat gelirimiz 150 dolar. Bunu daha yukarı taşımanın gayreti içindeyiz.</strong></p>
<p>Çorum’un Alaca ilçesi, Çikhasan Köyünden eğitim için Gaziantep’e, ABD’ye, Almanya’ya uzanan <strong>İlhan Bora Serin, </strong>devletin girişimci desteklerini yerinde kullanarak memleketi Çorum’da sensör üretmeyi başardı… Bu başarısına ihracatı da ekleyerek kilo başına 150 dolarlık gelire imza attı…</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a55ba2232e8e-1784003106.png" alt="" width="342" height="330" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Cumhuriyet’in sunduğu fırsatlar beni bu noktaya taşıdı</span></h2>
<p><strong>ARGESİM </strong>Teknoloji’nin kurucusu, <strong>“Seven Sensör”</strong>ün üreticisi <strong>İlhan Bora Serin, </strong>başarısının temelinde Cumhuriyet’in sağladığı eşit fırsatlar olduğunu şöyle tarifledi:</p>
<ul>
<li><strong>Eğer devlet Çikhasan Köyü’nde ilkokul yapmasaydı, eğitim hayatına girmem çok zor olurdu.</strong></li>
<li><strong>Eğer devlet Alaca’ya Anadolu Lisesi açmasaydı, yabancı dil öğrenmem çok zordu.</strong></li>
<li><strong>Eğer devlet burs vermeseydi, üniversiteyi okumam çok zordu.</strong></li>
<li><strong>Eğer devlet </strong>“Teknogirişim Sermaye Desteği” <strong>programıyla hibe vermeseydi, iş hayatına girmem çok zor olurdu.</strong></li>
<li><strong>Eğer devlet fabrika için yatırım teşvik belgesi vermeseydi, o fabrikayı açmam çok zordu.</strong></li>
</ul>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Cumhuriyetin fırsatlar sunması ve bunları eşit dağıtmasının bu başarıda katkısı büyük.</strong></p>
<p>Sonra şu mesajı verdi:</p>
<p>-          <strong>Devletimizin bu fırsatları daha fazla ve eşit şekilde dağıtması ülkemizin gelecek nesillerinin daha büyük başarıları gerçekleştirmesini sağlar.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye’de sanat boyasını ilk ve tek üreten benim</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a55ba44d49e5-1784003140.png" alt="" width="800" height="271" /></span><strong>GEÇEN </strong>Cumartesi günü Chateau Kalpak’ın Şarköy’deki merkezinde düzenlediği <strong>“9. Sanat Sempozyumu” </strong>buluşmasına <strong>Servet Yıldırım </strong>ve <strong>Ercüment Şener</strong>’le birlikte gittiğimizde ressam Prof. <strong>Orhan Cebrailoğlu, </strong>resim şovu için hazırlık yapıyordu.</p>
<p>Yere serili tuvalin yakınlarında duran ralli aracı dikkatimizi çekti, <strong>Ercüment Şener </strong>anımsadı:</p>
<p>-          <strong>Chateau Kalpak’ın kurucusu Bülent Kalpak’ın oğlu Berk Kalpak rallicidir. Bu araç da onun sanıyorum.</strong></p>
<p>Buluşmada ilk selamlaştıklarımız <strong>Bülent Kalpak </strong>ve <strong>Berk Kalpak </strong>oldu. <strong>Bülent Kalpak</strong>’a bağın durumunu sordum, yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Geçen yıl don vurduğunda ürünün yüzde 65’ini kaybetmiştik. Bu yıl asmalardaki üzümler iyi görünüyor. Tabi seyreltmeler de yapacağız.</strong></p>
<p>Şarap üretiminin bulunduğu noktayı merak ettim, paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Bizim üretimimiz 50-60 bin şişe dolayındadır. Çok da büyütmüyoruz.</strong></p>
<p>Prof. <strong>Orhan Cebrailoğlu </strong>tuvalin başına geçtiğinde hepimiz etrafında toplandık. O anda konuklardan biri yanıma geldi, kendini tanıttı:</p>
<p>-          <strong>Ben Türkiye’nin ilk ve tek sanat boyası üreticisiyim…</strong></p>
<p>Kartını uzattı:</p>
<ul>
<li><strong>Hakan Fidan, Colortone Artists Colors</strong></li>
</ul>
<p>Fidan Kimya Teknolojileri Sanayi ve Ticaret’in fabrikasının, Kırklareli Organize Sanayi Bölgesi’nde olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Boya Sanayicileri Derneği’nde (BOSAD) iki dönem Başkanvekilliği görevinde bulundum. O dönemlerde hükümetle her görüşmemizde yerli-milli üretim konusu da gündeme geliyordu. Ben de yerli üretim konusunda sanat boyalarına odaklandım.</strong></p>
<p>Sanat boyaları üretimine 10-12 yıl önce başladığını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Biz üretime başlayana kadar sanat boyaları tamamen ithal ediliyordu. 10-12 yıldır yerli ürün de piyasada var.</strong></p>
<p>Ne düzeyde bir ithal ikamesi sağlamış olabileceğini merak ettim, hesaplamaya çalıştı:</p>
<p>-          <strong>Sanat boyaları ayrı bir gümrük tarifesiyle gelmiyor. Dolayısıyla ayırt etmek çok zor. Tahminim 1 milyon Euro’ya yakın bir ithalatı ikame etmiş olabiliriz. Rakam büyük değil ama sanat boyalarını ülkemizde yerli olarak üretmek önemliydi.</strong></p>
<p>Fidan Kimya Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Hakan Fidan</strong>’la sohbet ederken ralli aracının motoru çalıştı, tuvalin başında resim yapan Prof. <strong>Orhan Cebrailoğlu, Berk Kalpak</strong>’ı yönlendirdi. <strong>Berk Kalpak, </strong>birkaç kez ralli aracıyla tuvalin üstünden geçti. Aracın lastik izleri de Prof. <strong>Cebrailoğlu</strong>’nun yaptığı tabloya yansımış oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tekno-giris-ve-kosgeb-guc-verdi-sensorle-kilo-basi-ihracatta-150-dolari-yakaladi-83125</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/5/1280x720/ilhan-bora-serim-1784003276.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘Tekno Giriş’ ve KOSGEB güç verdi, sensörle kilo başı ihracatta 150 doları yakaladı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hazir-giyimi-kurtaracak-7-maddelik-oneri-paketi-83124</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 07:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazır giyimi kurtaracak 7 maddelik öneri paketi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Hazır giyim sektörü son üç yılda artan maliyetler, yüksek faiz ve kurdaki yetersiz artış nedeniyle tarihinin en ağır rekabet kaybını yaşarken, İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) Başkanı Mustafa Paşahan, sektör için 3 yıllık özel destek programı talep etti. Mevcut desteklerin sektörü ayakta tutmaya yetmeyeceğini söyleyen Paşahan, hazır giyim ve tekstilin üç yıl boyunca 6. bölge teşviklerinden yararlanmasını, döviz dönüşüm desteğinin yüzde 10'a çıkarılmasını ve sektöre özel düşük faizli finansman sağlanmasını istedi. Paşahan, uygulanacak program sayesinde sektörün yeniden rekabet gücü kazanacağını ve 2030'a kadar kilogram başına ihracat değerini 18 dolardan 36 dolara çıkarabileceğini söyledi. 2027 başında uygulanmaya başlaması gereken reçete ile sektörün önünü göreceğini ve makroekonomik parametrelerden bağımsız olarak yoluna devam edebileceğini belirten Paşahan aksi halde sektörden çıkışın ve pazar kaybının devam edeceği uyarısında bulundu. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a55b8eae1496-1784002794.jpg" alt="" width="700" height="396" /></p>
<h2>Maliyet ve gelir arasında makas 150 puanı aştı </h2>
<p>İHKİB Başkanı Mustafa Paşahan, hazır giyim sektörünün içinden geçtiği durum ile ilgili olarak EKONOMİ’ye önemli açıklamalarda bulundu. Türkiye'nin ihracatla, tasarımla ve teknolojiyle tanışmasında hazır giyim sektörünün öncü rol oynadığını belirten Paşahan, 2022 yılında 21,2 milyar dolarlık ihracat ve 1 milyon 234 bin kişilik istihdamla Cumhuriyet tarihinin rekorunun kırıldığını hatırlattı. Ancak son üç yılda maliyetlerin yüzde 567 arttığını, üretici fiyat endeksinin yüzde 400'ün üzerine çıktığını, buna karşın döviz kurunun yalnızca yüzde 235 yükseldiğini ifade eden Paşahan, yaklaşık 150 puanlık makasın Türk üreticisinin rekabet gücünü ortadan kaldırdığını dile getirdi. Sorunun sipariş eksikliği değil maliyetler olduğunu vurgulayan Paşahan, sektörün sipariş almaya devam ettiğini ancak fiyat tutturamadığı için zorlandığını söyledi.</p>
<h2>"Büyüme adet değil değer odaklı olacak" </h2>
<p>Türkiye’nin artık düşük fiyatlı üretim modeliyle rekabet etme şansının kalmadığını belirten Paşahan, sektörün yeni hedefini “satın alınabilir lüksün ve kalitenin adresi olmak” şeklinde özetledi. Avrupa'ya yapılan ihracatın toplam hazır giyim ihracatının yaklaşık yüzde 70'ini oluşturduğunu belirten Paşahan, Türkiye'nin tasarım, teknoloji, üretim altyapısı ve insan kaynağı açısından rakiplerinden üstün olduğunu, tek sorunun maliyetler olduğunu söyledi. Paşahan, daha az istihdamla çok daha yüksek katma değer yaratabileceklerini belirterek bundan sonraki büyümenin adet değil değer odaklı olacağını ifade etti.</p>
<h2>"Atıl fabrikalar üretime dönmeli"</h2>
<p>Sektör adına hazırlanan yol haritasında yedi temel talep bulunduğunu açıklayan Paşahan, ilk sıraya üç yıl boyunca 6. bölge teşviklerinin uygulanmasını koydu. Mevcut 3 bin 500 liralık istihdam desteği ile 1.270 liralık prim desteğinin önemli olmakla birlikte sektörü ayakta tutmaya yetmeyeceğini söyleyen Paşahan, mevcut desteklerin yerine üç yıl süreyle 6. bölge teşvik sisteminin uygulanmasını istedi. Teşvikli bölgelerde süresi dolan yatırım teşvik belgelerinin de 10 yıl uzatılmasını talep eden Paşahan, böylece atıl fabrikaların yeniden üretime dönebileceğini ve Anadolu'daki üretim altyapısının korunacağını ifade etti.</p>
<h2>"Sektör pozitif ayrımcılığı hak ediyor"</h2>
<p>Emekli çalışanların yeniden sektöre kazandırılmasını isteyen Paşahan, özellikle teşvikli bölgelerde emekli işçilerin sosyal güvenlik primlerinin destek kapsamına alınmasını önerdi. Hazır giyimin Türkiye'nin en fazla cari fazla veren sektörlerinden biri olduğuna dikkat çeken Paşahan, sektörün 2025 yılında 12 milyar doların üzerinde cari fazla oluşturduğunu belirterek bu nedenle pozitif ayrımcılığı hak ettiğini söyledi. Döviz dönüşüm desteğinin sektör için yüzde 3'ten yüzde 10'a çıkarılmasını isteyen Paşahan, ayrıca hazır giyim sektörüne özel üç yıl ödemesiz ve yüzde 15'in altında faizle kredi verilmesini talep etti. Yeşil dönüşüm yatırımları için ise devletin yanı sıra Avrupa'daki markaların da finansman sorumluluğu üstlenmesi gerektiğini ifade eden Paşahan, sektörün dönüşümünün ancak ortak finansman modeliyle mümkün olacağını söyledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"MISIR GÖÇÜ GERÇEĞİ YANSITMIYOR"</span></h2>
<p>■ Son dönemde sıkça gündeme gelen Mısır'a üretim kaçıyor tartışmalarına da değinen Paşahan, kamuoyundaki algının gerçeği yansıtmadığını savundu. Mısır yatırımlarının büyük bölümünün 2004- 2012 döneminde gerçekleştiğini belirten Paşahan, son dönemde giden firma sayısının bir elin parmaklarını geçmeyecek düzeyde olduğunu söyledi. Üretimini yurt dışına taşıyan firmaların bunu isteyerek değil, maliyet baskısı nedeniyle yaptığını ifade eden Paşahan, “Bir firma gidiyorsa bunun sebebi maliyetleri tutturamamasıdır. Kimse keyfinden üretimini başka ülkeye taşımıyor” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"HAZIR GİYİM HİÇBİR ZAMAN BİTMEYECEK"</span></h2>
<p>■ Markalaşmanın katma değerli ihracatın anahtarı olduğunu vurgulayan Paşahan, Ticaret Bakanlığı'nın yurt dışında marka satın alımlarına yönelik hazırladığı yeni destek programını da sektör açısından önemli bir adım olarak değerlendirdi. Yeni düzenlemeyle yurt dışında satın alınacak markaların mağaza kirası, depo, tanıtım ve pazarlama giderlerinin destekleneceğini belirten Paşahan, bu model sayesinde Türk şirketlerinin Avrupa’da daha fazla marka satın alacağını söyledi. Sektörün bittiği yönündeki söylemlere de tepki gösteren Paşahan, yanlış algının hem yabancı müşterileri hem de finans kuruluşlarını olumsuz etkilediğini söyledi. Hazır giyim sektörünün sipariş almaya devam ettiğini, fabrikaların önemli bölümünün çalıştığını belirten Paşahan, “Sorunumuz iş değil, maliyet. Gerekli adımlar atılırsa sektör yeniden büyüme dönemine girecek. Türkiye hazır giyimi hiçbir zaman bitmeyecek” dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">"İKİNCİ EL MAKİNEYE VAR, İSTİHDAMA DA DESTEK VERİLMELİ"</span></h2>
<p>İHKİB Başkanı Mustafa Paşahan, hazır giyim üretiminin Anadolu'ya taşınmasını hızlandırmak için mevcut teşvik sisteminde önemli bir eksiklik bulunduğunu söyledi. Birinci bölgelerdeki atıl fabrikalarını teşvikli bölgelere taşımak isteyen firmaların ikinci el makinelerini teşvik kapsamında götürebildiğini hatırlatan Paşahan, bu yatırımlarda sağlanacak istihdamın ise desteklenmediğine dikkat çekti. Bu durumun düzeltilmesi gerektiğini belirten Paşahan, “İkinci el makine Anadolu'ya taşındığında, o tesiste oluşturulacak istihdama da devletimizin destek vermesi gerekiyor. Sektörü ancak bu şekilde güncelleyebilir ve üretimi Anadolu'ya taşıyabiliriz” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">■ PAKETTE HANGİ ÖNERİLER YER ALIYOR?</span></h2>
<p>1- Mevcut istihdam destekleri yerine hazır giyim ve tekstil sektörünün 3 yıl süreyle 6. bölge teşviklerinden yararlanması. </p>
<p>2- Teşvikli bölgelerde süresi dolan yatırım teşvik belgelerinin 10 yıl uzatılarak atıl fabrikaların yeniden üretime kazandırılması. </p>
<p>3- Teşvikli bölgelerde çalışan emeklilerin SGK primlerinin devlet tarafından karşılanması, diğer bölgelerde ise prim yükünün yüzde 50 azaltılması. </p>
<p>4- 12 milyar doların üzerinde cari fazla veren sektörün özel destek kapsamına alınması. </p>
<p>5- Hazır giyim sektörüne verilen döviz dönüşüm desteğinin yüzde 3'ten yüzde 10'a çıkarılması. </p>
<p>6- Hazır giyime özel, 3 yıl geri ödemesiz ve yüzde 15'in altında faizle kredi sağlanması. </p>
<p>7- Sektörün yeşil dönüşüm, teknoloji ve dijitalleşme yatırımları için devlet ve uluslararası markaların katkısıyla hibe ve uygun maliyetli finansman mekanizması oluşturulması.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hazir-giyimi-kurtaracak-7-maddelik-oneri-paketi-83124</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/hazir-giyim-tekstil.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazır giyim sektörünün rekabet gücünü yeniden kazanması için hazırlanan 7 maddelik öneri paketi Ankara&#039;nın gündeminde. İHKİB Başkanı Mustafa Paşahan, 5 bakanlığı ilgilendiren önerilerin Ticaret Bakanlığı aracılığıyla iletildiğini belirterek, programın 2027 başında hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi. Paşahan, “Bu adımlar atılırsa 2030&#039;a kadar katma değeri ikiye katlayabiliriz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dunyayi-besleyen-devlerin-en-pahali-sofrasi-turkiyede-83123</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 07:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünyayı besleyen devlerin en pahalı sofrası Türkiye’de</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a55b4b201529-1784001714.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Dünya gıda ihracatının yaklaşık yarısını yalnızca 10 ülke gerçekleştirirken, bu ülkelerin büyük bölümü tek haneli gıda enflasyonuyla fiyat istikrarını koruyor. Küresel ihracatta 14’üncü sırada yer alan Türkiye ise aynı gruptaki ülkeler arasında açık ara en yüksek gıda enflasyonuna sahip ülke olarak dikkat çekiyor. Uzmanlara göre üretim ve ihracattaki başarı, iç piyasada fiyat istikrarını garanti etmiyor. Lojistikten enerjiye, üretim maliyetlerinden arz zincirine kadar birçok unsur sofraya yansıyan fiyatları belirliyor.</p>
<p>Küresel gıda ticaretinin ağırlık merkezi her geçen yıl daha da daralıyor. Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) verilerine göre yalnızca ilk 10 ihracatçı ülke, 1,5 trilyon dolarlık küresel tarım ve gıda ticaretinin yaklaşık yarısını gerçekleştiriyor. Tarım ve gıda ihracatının dünya genelinde stratejik öneminin arttığı bir dönemde DTÖ’nün 2024 yılı verilerine göre Türkiye, 31,4 milyar dolarlık tarım ve gıda ihracatı ile dünyanın 14. büyük gıda ihracatçısı olarak yer aldı. Tarım ve gıda ihracatının stratejik öneminin arttığı bir dönemde, Türkiye küresel ihracatta yüzde 2,1 pay elde etti. İhracat liginin başına ise ABD, Brezilya, Çin, Kanada ve Meksika çekiyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a55b5af06449-1784001967.png" alt="" width="420" height="624" /></p>
<h2>Dev ihracatçılar enflasyonu dizginliyor, Türkiye başaramıyor</h2>
<p>Ancak ihracat ligine bakıldığında dikkat çeken başka bir tablo ortaya çıkıyor. Dünyanın en büyük gıda ihracatçıları arasında yer alan ülkelerin önemli bölümü tüketici fiyatlarını kontrol altında tutmayı başarırken, Türkiye aynı başarıyı iç piyasaya yansıtamıyor. Türkiye; gıda enflasyonunda diğer büyük ihracatçı ülkelerden sert bir şeklide ayrışıyor.</p>
<p>Türkiye’de mayıs ayında yıllık gıda enflasyonu yüzde 34’e dayanırken, aynı ligdeki ilk 15 ülkede çift haneli enflasyon sadece yüzde 33 ile Arjantin’de görülüyor.</p>
<p>ABD’de gıda fiyatlarındaki yıllık artış yüzde 2-3 bandında seyrederken Kanada’da yüzde 3, Fransa ve Tayland’da yüzde 1 civarında bulunuyor. Çin’de ise zayıf iç talebin de etkisiyle gıda fiyatları geçen yılın altında kalıyor. Gıda ihracatı 144 milyar doları bulan Brezilya’da ve 50 milyar doların bulan Meksika gibi zaman zaman enflasyon baskısı yaşayan ekonomilerde bile gıda fiyat artışları yüzde 4 bandında kalıp Türkiye’nin oldukça gerisinde seyrediyor. Bu tablo, yüksek ihracat kapasitesinin tek başına iç piyasada düşük fiyat anlamına gelmediğini ortaya koyuyor.</p>
<h2>Rekabet artık sadece üretimde değil </h2>
<p>Son yıllarda enerji maliyetleri, iklim kaynaklı üretim kayıpları, gübre fiyatları, lojistik giderleri ve jeopolitik gerilimler küresel tarım ticaretini daha stratejik hale getirdi. Buna rağmen büyük ihracatçı ülkeler, güçlü depolama altyapıları, yüksek tarımsal verimlilikleri, gelişmiş lojistik ağları ve uzun vadeli tarım politikaları sayesinde fiyat dalgalanmalarını tüketiciye daha sınırlı yansıtabiliyor.</p>
<p>Türkiye ise güçlü üretim altyapısına ve geniş ihracat ağına rağmen özellikle taze meyve-sebze, et, süt ürünleri ve işlenmiş gıda kalemlerinde yüksek maliyet baskısıyla karşı karşıya bulunuyor. Bu durum, küresel ihracatta üst sıralarda yer alan ülkenin aynı zamanda tüketicinin en yüksek gıda enflasyonuyla karşı karşıya kaldığı ekonomilerden biri haline gelmesine yol açıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">KÜRESEL SOFRANIN KONTROLÜ BİRKAÇ ÜLKEDE</span></h2>
<p>■ İlk 10 ihracatçı, dünya gıda ticaretinin yaklaşık %49’unu gerçekleştiriyor. <br />■ ABD tek başına 181,3 milyar dolarlık ihracatla ilk sırada yer alıyor, Ülke, soya fasulyesi, mısır ve etin yanı sıra süt ürünleri, buğday ve ağaç yemişleri gibi muazzam üretim hacmiyle dünyanın en büyük dış satımcısı. <br />■ Brezilya, son yirmi yılda büyük bir atılım yaparak soya fasulyesi, sığır eti, şeker, kahve, kümes hayvanları ve mısır gibi ürünlerin gücüyle ikinci sıraya yükseldi. <br />■ Çin büyük üretici olmasına rağmen üretimin önemli bölümünü iç pazarda tüketiyor. Çin, diğer tüm ülkelerden daha fazla pirinç, buğday ve sebze yetiştiriyor, ancak bunların neredeyse tamamını kendi içinde tüketiyor ve daha fazlasını da yurtdışından satın alıyor. Çin, yılda 200 milyar dolardan fazla ithalatla dünyanın en büyük gıda ithalatçısı konumunda <br />■ Hollanda, sınırlı tarım alanına rağmen yüksek teknoloji ve lojistik avantajıyla dünyanın en büyük ihracatçıları arasında yer alıyor. Hollanda, yüksek teknolojili sera tarımı, güçlü bir süt ürünleri sektörü ve başka yerlerde yetiştirilen gıdaların işlenmesi ve yeniden ihraç edilmesi için bir merkez olan Rotterdam limanı sayesinde ihracat değeri bakımından dünyanın en büyük ihracatçıları arasında. <br />■ Türkiye ise 31,4 milyar dolarlık ihracatla 14’üncü sırada bulunuyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dunyayi-besleyen-devlerin-en-pahali-sofrasi-turkiyede-83123</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/8/7/1280x720/subat-enflasyonu-aciklandi-1740985414.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel tarım ve gıda ticaretinin stratejik öneminin arttığı dönemde Türkiye, 31,4 milyar dolarlık sevkiyatla dünyanın 14. büyük gıda ihracatçısı. Ancak ihracatta başarısı sofraya yansımıyor. Türkiye; gıda enflasyonunda diğer büyük ihracatçı ülkelerden sert şeklide ayrışıyor. İhracat liginin devleri enflasyonu tek hanede dizginlerken, Türkiye yıllık yüzde 34 ile enflasyonda açık ara lider. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiye-avrupanin-en-guvenilir-tedarikcisi-olabilir-83151</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Türkiye, Avrupa’nın en güvenilir tedarikçisi olabilir&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Geçen hafta Ankara’da gerçekleştirilen NATO zirvesi yanı sıra genel ekonomi gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Genç Girişim ve Yönetişim Derneği (GGYD) Başkanı Nezih Allıoğlu, güvenilirlik, istikrar ve pazara hızlı ulaşımın çok uluslu şirketler için düşük maliyetten daha önemli hale geldiğini söyledi.</p>
<p>Bu kapsamda küresel üretimin güvenli ve yakın ülkelere yönlendirildiğinin altını çizen Allıoğlu, “Türkiye güçlü üretim altyapısı, Avrupa ile Asya arasındaki lojistik bağlantısı ve dinamik girişimcilik ekosistemiyle küresel tedarik zincirlerinde daha stratejik bir rol üstlenmeye en güçlü aday haline gelmiştir” dedi.</p>
<h2>"Atılan her diplomatik adım doğru stratejilerle desteklenmeli" </h2>
<p>NATO Zirvesi’nin Ankara’da yapılmasının sadece savunma sanayiine ilişkin bir gelişme olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Allıoğlu, “Böylesine üst düzey uluslararası temaslar, Türkiye’nin güvenilir bir siyasi ve ekonomik ortak olarak görünürlüğünü artırıyor. Bu güven ortamı da Türk şirketlerinin Avrupa başta olmak üzere farklı pazarlardaki ticari ilişkilerini güçlendirmesine, yeni iş birlikleri kurmasına ve küresel tedarik zincirlerinde daha kalıcı bir yer edinmesine katkı sağlayabilir” dedi.</p>
<p>Türkiye bugün farklı sektörlerdeki üretim ve ihracat kapasitesiyle de güçlü bir tedarik ülkesi konumunda olduğunu söyleyen Nezih Allıoğlu, “Avrupa ile Türkiye arasındaki diplomatik temasların aktif hale gelmesi, karşılıklı ticaretin gelişmesini ve Türk ürünlerinin uluslararası pazarlarda daha fazla tercih edilmesini destekleyecektir. Atılan her diplomatik adım, doğru stratejilerle desteklendiğinde yeni ihracat bağlantılarına, daha güçlü ticari ortaklıklara ve Türk şirketlerinin küresel tedarik zincirlerinde daha stratejik roller üstlenmesine katkı sağlayacaktır” diye konuştu,</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Güvenlik ekonomisi dönemi başladı</span></h2>
<p>Artık faiz, enflasyon ve büyüme verilerine bakarak yol haritası çizme döneminin geride kaldığını dile getiren Allıoğlu, “Dünyada 'güvenlik ekonomisi' dönemi başladı; sermaye artık sadece finansal tabloları okumuyor. Küresel yatırım kararlarında artık yeni bir belirleyici unsur var; o da güven. Küresel tedarik zincirinde güven ve istikrar öne çıkarken; Türkiye güçlü üretim altyapısı, gelişen savunma sanayii, esnek sanayi kabiliyeti ve lojistik üstünlüğüyle bu dönemin en güçlü adaylarından biridir” dedi. Reel sektörün içinde bulunduğu finansal problemlerden de bahseden Allıoğlu "Finansmal dayanıklılık için öz kaynak yapılarını güçlendirmek ve nakit akışını sıkı yönetmek şart. Bu düğüm sadece şirketlerin kendi iç imkanlarıyla çözülemez” diye konuştu. Başkan Allıoğlu, 7 ilde 1300 üyeyle faaliyet gösteren GGYD’nin üyelerini yeni nesil ticaret modeline uyumlarını desteklemek amacıyla yoğun çalışma içinde olduklarını aktardı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiye-avrupanin-en-guvenilir-tedarikcisi-olabilir-83151</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/1/1280x720/nezih-allioglu-1784009630.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Genç Girişim ve Yönetişim Derneği Başkanı Nezih Allıoğlu, çok uluslu şirketler için temel sorunun düşük maliyetten ziyade, güvenilirlik, istikrar ve pazarlara hızlı ulaşım kabiliyeti olduğunu söyledi. Bu noktada küresel şirketlerin üretimlerini daha güvenli ve yakın ülkelere yönlendirdiğinin altını çizen Allıoğlu, NATO zirvesinin Türkiye’nin görünürlüğü açısından çok önemli bir dönüm noktası olduğunu aktardı. Allıoğlu, Türkiye’nin Avrupa’nın en güvenilir tedarikçisi olabileceğini bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozgur-ozel-ekibinden-olaganustu-kurultay-adimi-83142</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özgür Özel ekibinden olağanüstü kurultay adımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>CHP’de mutlak butlan kararının ardından Özgür Özel cephesi olağanüstü kurultay için mahkemeye başvuru kararı aldı.</p>
<p>CHP Grup Başkanı Özgür Özel dün Mecliste kurmaylarıyla bir araya geldi. Yaklaşık dört saat süren toplantının ardından İstanbul Milletvekili Zeynel Emre düzenlediği basın toplantısında olağanüstü kurultay için bugün sulh hukuk mahkemesine başvuracaklarını açıkladı.</p>
<p>Emre, "Olağanüstü kurultay için yeterli imzayı topladık ve tebliğ ettik. Bu sürelerin de aşıldığını görüyoruz. Bu nedenle yasal sürenin tebliğden itibaren geçtiğini gördüğümüz için her iki başlık için sulh hukuk mahkemesine başvuru yapacağız. Kurultay yapmak için bir çağrı heyeti oluşturulması isteniyor. Sulh hukuk mahkemesine başvuruyorsunuz, 3 kişilik bir çağrı heyeti sadece kurultay yapmak üzere bir görev yapıyor. Maaş dışında hiçbir ödeme yapamıyor, hiçbir işlemde bulunamıyor. Başvurumuzu yarın (bugün) itibarıyla yapacağız“ dedi.</p>
<p>20 Temmuz itibariyle adli tatilin başlayacağını butlan kararına karşı başvurularının Yargıtay’da olduğunu belirten Emre, “Türkiye’nin bir hukuk devleti açısından nabzının attığını görmek için Yargıtay’dan çıkacak kararı görmek, duymak isteriz. Bu kararın da yargının tatile girmeden verilmesinin elzem olduğunun altını çizelim” diye konuştu. Yeni partiye ilişkin soruları da yanıtlayan Emre, farklı seçenekler tartıştıklarını belirterek, “Kendi toplantımızda da farklı seçenekleri elbette tartışıyoruz. Bu kapsamda da halkımızı seçeneksiz bırakmamak karar ne olursa olsun daha sonrasında da seçime girme yeterliliğini kaybetme riskine karşı birtakım hazırlıklar yapıyoruz. Buna ilişkin çalışmaları yapıyoruz” yanıtını verdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozgur-ozel-ekibinden-olaganustu-kurultay-adimi-83142</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/2/1280x720/ozgur-ozel-1779770437.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özgür Özel ekibinden olağanüstü kurultay adımı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isgucunun-yeni-gercekleri-83152</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşgücünün yeni gerçekleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a55ce7467ed5-1784008308.png" alt="" width="268" height="121" /></strong></p>
<p><strong>Teknoloji gelişmeye devam ederken, İK liderleri kademeli uyarlamalar ile köklü dönüşüm arasında bir seçimle karşı karşıya kalıyor.</strong></p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, yıllık tüketici enflasyonu Haziran ayında bir önceki aya göre %0,99, bir önceki yılın aynı ayına göre %32,11 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p><strong>Amazon, 2026’da 11.000 işe alım planlıyor</strong></p>
<p><strong>Amazon, 2026 yılında dünya genelinde 11 binden fazla yazılım mühendisliği stajyeri ve kariyerinin başındaki mühendisi işe almayı planlıyor.</strong> Bu karar, yapay zekânın giriş seviyesi teknoloji pozisyonlarını azaltabileceğine yönelik endişelerin arttığı bir dönemde geldi. AWS CEO’su Matt Garman, yazılım mühendislerine olan talebin güçlü şekilde devam ettiğini ve yapay zekânın mühendislik mesleğini ortadan kaldırmak yerine çalışma biçimini dönüştürdüğünü belirtti.</p>
<p><strong>Neden Önemli?</strong></p>
<p>Birçok teknoloji şirketi yapay zekâyı rutin işleri otomatikleştirmek için kullanırken, Amazon’un işe alım planı genç yeteneklere olan talebin sürdüğünü gösteriyor. Ancak yeni mezunlardan beklenen yetkinlikler değişiyor; yapay zekâ destekli geliştirme araçlarını etkin kullanabilme ve daha yüksek katma değerli problemlere odaklanabilme artık daha kritik hale geliyor.</p>
<p><strong>Almanya’dan hastalık izni reformu: İlk günden doktor raporu dönemi</strong></p>
<p>Almanya Başbakanı Friedrich Merz, ülkedeki yüksek hastalık izni oranlarının şirketlerin rekabet gücünü olumsuz etkilediğini belirterek hastalık izni sisteminde kapsamlı bir değişiklik açıkladı. Hükümet, pandemi döneminde kalıcı hale gelen telefonla hastalık raporu uygulamasını sonlandırmayı ve hastalığın ilk gününden itibaren sağlık raporu zorunluluğu getirmeyi planlıyor.</p>
<p>Merz, “Şirketlerimizdeki olağanüstü yüksek hastalık izni seviyelerini artık kabul edemeyiz.” ifadelerini kullanırken, reformun amacının uzun süreli devamsızlıkları azaltarak işgücü verimliliğini ve Almanya’nın uluslararası rekabetçiliğini artırmak olduğunu vurguladı.</p>
<p>Bu gelişme, devamsızlık yönetiminin yalnızca bir insan kaynakları veya şirket politikası değil, aynı zamanda rekabetçilik ve verimlilik stratejisinin bir parçası olarak ele alınmaya başlandığını gösteriyor. Avrupa’nın en büyük ekonomisinde gündeme gelen bu düzenleme, işverenlerin hastalık izni politikaları ile çalışan deneyimi arasında nasıl bir denge kurulacağına ilişkin küresel tartışmayı da yeniden gündeme taşıyor.</p>
<p><strong>Yapay zeka otomasyonu kadın çalışanlar için daha büyük risk oluşturuyor</strong></p>
<p>Yapay zeka alanındaki gelişmelerin özellikle yüksek gelirli ülkelerde kadınların yoğun olarak çalıştığı meslekleri orantısız biçimde tehdit ediyor. Otomasyonun sektörleri yeniden şekillendirmeye devam etmesiyle birlikte işgücündeki cinsiyet eşitsizliklerine ilişkin artan bir kaygı var.</p>
<p>Yapay zeka destekli iş yerlerine geçişin tüm çalışanları eşit şekilde etkilemeyebilir. Bu durum hem insan kaynakları profesyonelleri hem de politika yapıcılar için önemli sorular gündeme oluşturuyor.</p>
<p>Kadınların yoğun olduğu mesleklerin erkek ağırlıklı alanlara kıyasla daha hızlı ve tutarlı bir şekilde otomasyona geçtiği görülüyor. Bu eğilim özellikle teknoloji adaptasyonunun daha hızlı gerçekleştiği gelişmiş ekonomilerde belirgin biçimde kendini gösteriyor.</p>
<p><strong>İş dünyasında GTA 6 etkisi</strong></p>
<p>Video oyun sektörünün en çok beklenen lansmanlarından biri olan <strong>Grand Theft Auto VI (GTA 6)</strong>, iş dünyasında da sıra dışı bir etki yaratmaya başladı. ABD merkezli <strong>Burger Motorsports</strong>, oyunun çıkış tarihi olan <strong>19 Kasım 2026</strong> için şirket genelinde faaliyetlerini durduracağını açıkladı.</p>
<p>Şirket yönetimi, çok sayıda çalışanın aynı gün yıllık izin talebinde bulunması üzerine operasyonları açık tutmanın mümkün olmayacağını belirterek, o günü tüm çalışanlar için ücretli izin ilan etti.</p>
<p>Bu karar, yalnızca bir pazarlama hamlesi değil; aynı zamanda popüler kültürün işgücü planlamasını etkileyebilecek seviyeye ulaştığını gösteren dikkat çekici bir örnek.</p>
<p><strong>Yapay zekâ kaynaklı işten çıkarmalar tarihi zirvede</strong></p>
<p>Yapay zekâ yatırımları hız kazanırken, bunun istihdam üzerindeki etkisi de daha görünür hale geliyor. Son açıklanan işten çıkarmaların <strong>%26’sı doğrudan yapay zekâ yatırımları veya otomasyon gerekçesiyle</strong> gerçekleştirildi. Böylece AI, art arda dördüncü ay en fazla işten çıkarma gerekçesi olarak öne çıktı.</p>
<p>2025’in aynı döneminde yapay zekâ kaynaklı işten çıkarma açıklamaları neredeyse hiç görülmezken, 2026’da tablo hızla değişti. Microsoft, Amazon, Meta ve Intel gibi birçok şirket, organizasyon yapılarını sadeleştirirken AI yatırımlarını artırmaya devam ediyor. Bu dönüşüm, yalnızca teknoloji sektörünü değil; finans, sigorta, müşteri hizmetleri ve kurumsal operasyonlar gibi beyaz yaka yoğun alanları da etkiliyor.</p>
<p>Yapay zekânın işgücü üzerindeki etkisi artık yalnızca yeni pozisyonlar yaratmakla sınırlı değil; organizasyon yapılarının yeniden tasarlanmasını da beraberinde getiriyor.</p>
<p><strong>İşgücü piyasası durgun su evresinde</strong></p>
<p>Haziran istihdam raporuna göre, ileri doğru yüzen değil suda çırpınarak kendini zor tutan bir işgücü piyasası tablosu var. Ekonomistler mevcut koşulları, işe alımların ne patlama yaptığı ne de çöktüğü, aksine uzun süreli bir bekleme döneminde kaldığı durgun su durumu olarak tanımlıyor.</p>
<p>Bu durağanlık, son istihdam verilerinin belirleyici özelliği haline geldi. Rakamlar endişe verici olmasa da yeni fırsatlar veya daha iyi pozisyonlar arayan çalışanlar için cesaret verici olmaktan uzak.</p>
<p>İşgücü ekonomistleri, işverenlerin yaygın işten çıkarmalardan kaçınırken agresif işe alımlardan da geri adım attığı bu dönemde, benzetmenin mevcut anı mükemmel şekilde yansıttığını belirtiyor.</p>
<p>Şirketler, tüketici talebi ve ekonomik koşullarla ilgili belirsizlikler nedeniyle kadro genişletme konusunda isteksiz davranarak bekle ve gör modunda görünüyor.</p>
<p><strong>İk hâlâ yapay zekâda sınırlı denemelerle yetiniyor</strong></p>
<p>İnsan kaynakları departmanlarının operasyonlarında yapay zekâyı henüz tam anlamıyla benimsemedikleri görülüyor. Yapay zekâ araçları çeşitli iş fonksiyonlarını dönüştürmeye devam ederken, İK ekipleri bu teknolojiyle hâlâ deneme aşamasında kalıyor.</p>
<p>Çoğu İK organizasyonu, yapay zekânın sunduğu olanakların yalnızca yüzeyini çiziyor. Bu temkinli yaklaşım, daha derin entegrasyonla elde edilebilecek potansiyel faydaları sınırlayabilir.</p>
<p>İK profesyonellerinin yapay zekâ çağında işlerin nasıl yapıldığını temelden yeniden tasarlaması gerekiyor. Mevcut süreçlere yapay zekâ araçlarını eklemek, organizasyonların aradığı dönüşümsel sonuçları tek başına sağlamayabilir.</p>
<p>Teknoloji gelişmeye devam ederken, İK liderleri kademeli uyarlamalar ile köklü dönüşüm arasında bir seçimle karşı karşıya kalıyor.</p>
<p><strong>Yapay zeka gelişmeleri hâlâ insan uzmanlığına ihtiyaç duyuyor</strong></p>
<p>İş dünyasında yapay zekanın yükselişi, istihdamın geleceğine ilişkin kapsamlı tartışmaları beraberinde getiriyor. Pek çok profesyonel, yapay zeka sistemleri daha gelişmiş ve yetenekli hale geldikçe kendi rollerinin geçerliliğini yitirip yitirmeyeceğini sorguluyor.</p>
<p>Bu kaygılara rağmen ortaya çıkan veriler, yapay zeka teknolojisi ilerledikçe bile insan çalışanların vazgeçilmez olmaya devam edeceğini gösteriyor. İnsanların iş ortamına kattığı benzersiz nitelikler, makineler tarafından tam anlamıyla taklit edilemiyor.</p>
<p>Gelişmiş yapay zeka sistemleri veri işleme ve örüntü belirleme konusunda son derece başarılı olsa da insanların sağladığı ince ayarlı muhakeme yeteneğinden yoksunlar. Eleştirel düşünme, duygusal zeka ve etik muhakeme, kuruluşların ihtiyaç duyduğu ve yalnızca insana özgü kalan yetenekler arasında yer alıyor.</p>
<p>En etkili iş yeri modelleri, yapay zekanın verimliliğini insan gözetimi ve yaratıcılığıyla birleştiriyor. Yapay zeka araçlarıyla iş birliği yapmayı öğrenen çalışanlar, değişen iş piyasasında değerlerini kaybetmek yerine artırabilir.</p>
<p><strong>ABD’de emek gelirinin payı tarihin en düşük seviyesinde</strong></p>
<p>ABD’de çalışanların ekonomiden aldığı pay tarihi bir gerileme yaşıyor. Son verilere göre ücret ve maaşların ABD milli geliri (GDP) içindeki payı <strong>%53,8’e gerileyerek verilerin tutulmaya başlandığı 1947’den bu yana en düşük seviyeye</strong> indi. Buna karşın şirket kârlılığı tarihi zirvelerini koruyor ve üretkenlik artışının önemli bölümü sermaye sahiplerine yöneliyor.</p>
<p>Son yirmi yılda çalışanların gelirden aldığı payın istikrarlı şekilde azalırken, şirket kârlarının milli gelir içindeki payının rekor seviyelere ulaşmış durumda. Bu ayrışmada otomasyon, yapay zekâ yatırımları, teknolojik dönüşüm ve çalışanların pazarlık gücündeki zayıflama temel faktörler arasında gösteriliyor.</p>
<p>Verimlilik artarken ücretlerin aynı hızda yükselmemesi, önümüzdeki dönemde ücret politikaları, performans sistemleri ve toplam ödüllendirme stratejilerini küresel İK gündeminin en kritik başlıklarından biri haline getirebilir.</p>
<p><strong>Genç çalışanlar iş piyasası kaygısıyla karşı karşıya</strong></p>
<p>İş arayan gençler arasındaki güven benzeri görülmemiş seviyelere düşmüş durumda. Bu durum, genç işgücü arasında uzun süreli işsizlik olasılığına yönelik artan korkuları gösteriyor.</p>
<p>Yaşanan bu düşüş, giderek rekabetçi hale gelen bir ortamda yeni yetenekleri çekmeye ve elde tutmaya çalışan işverenler için kritik bir dönemde ortaya çıkıyor.</p>
<p>Genç iş arayanların gelecekteki kariyer beklentileri konusunda giderek daha fazla endişe duyuyor. Birçoğu artık uzun süreler işsiz kalacaklarına inanıyor.</p>
<p>Kariyer gelişimi ve iş güvencesi için net yollar sunan işverenler, genç adaylar için rekabet ederken avantajlı konuma geçebilir.</p>
<p><strong>Yapay zekâ verimliliği artıracak, istihdamın geleceği belirsiz</strong></p>
<p>Yapay zekânın önümüzdeki yıllarda işgücü verimliliğini artıracağı öngörülüyor. Ancak bu verimlilik artışının daha fazla istihdam yaratıp yaratmayacağı konusu belirsiz.</p>
<p>Bir kesim, AI’ın bazı meslekleri ortadan kaldıracağını savunurken; diğerleri tarihsel teknolojik dönüşümlerde olduğu gibi yeni iş alanlarının oluşacağını ve asıl dönüşümün görevlerde yaşanacağını düşünüyor.</p>
<p>Yapay zekâ tartışması artık “işleri ortadan kaldıracak mı?” sorusundan “işleri nasıl yeniden tasarlayacak?” sorusuna evriliyor. İşverenler açısından kritik konu yalnızca otomasyon yatırımı değil; yetkinlik dönüşümü, yeniden beceri kazandırma (reskilling) ve organizasyon tasarımını birlikte yönetebilmek olacak.</p>
<p><strong>İş değiştirmeyen çalışanların ücret artışları haziran ayında sabit kaldı</strong></p>
<p>Haziran ayında aynı işte çalışmaya devam eden çalışanların <strong>medyan ücret artışı</strong> büyük ölçüde değişmeyerek <strong>%4,4</strong> seviyesinde kaldı. Buna karşılık, <strong>iş değiştiren çalışanların</strong> yıllık bazdaki ücret artışı <strong>hızlanarak %6,6’ya</strong> yükseldi.</p>
<p><strong>Özel sektör haziran ayında 98.000 yeni iş ekledi</strong></p>
<p>Haziran ayında istihdam artışı sektörler arasında dengesiz bir görünüm sergiledi. <strong>Finansal faaliyetler</strong> ve <strong>bilgi teknolojileri</strong> sektörleri istihdam kazanımı sağlarken, <strong>konaklama ve eğlence</strong> sektöründe işe alımlar üst üste altıncı ayda da zayıf seyretti.</p>
<p>ADP Baş Ekonomisti Nela Richardson:</p>
<p>İşe alım hızındaki tablo hem arz hem de talep dinamiklerini yansıtıyor. İnsanların iş bulmasının daha uzun sürdüğünü biliyoruz. Ancak bazı sektörlerde işgücü arzına ilişkin kısıtların ortaya çıktığına dair işaretler de var. Şimdilik bu iki etkinin birleşimi, istihdam yaratma hızında bir yavaşlamaya işaret ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isgucunun-yeni-gercekleri-83152</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/2/1280x720/855-1784008379.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşgücünün yeni gerçekleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mardin-yalnizca-bolgesel-degil-ulusal-bir-kalkinma-ornegi-konumundadir-83170</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Mardin yalnızca bölgesel değil ulusal bir kalkınma örneği konumunda&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MAHİR SOLMAZ/MARDİN</strong></p>
<p>Mardin Valisi ve Mardin Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Tuncay Akkoyun, EKONOMİ gazetesine açıklamalarda bulundu.</p>
<p>Mardin’in köklü tarihinden zengin bir medeniyet mirası devralan eşsiz bir şehir olduğunu belirten Akkoyun, kentin  yalnızca bölgesel değil, ulusal bir kalkınma örneği konumunda olduğunu söyledi.</p>
<p>Huzur ve hoşgörü iklimi içerisinde yüzyıllardır kardeşçe yaşama kültürüne sahip Mardinlilerin birliğin ve beraberliğin dünyadaki en güzel örneğini sergilemektedirler diyen Vali Akkoyun, “Mardin’imiz tarihi birikimiyle yalnızca geçmişin değil, aynı zamanda birçok alanda barındırdığı potansiyeliyle de parlak gelecek vaadeden bir şehirdir. 'Tarihi İpek Yolu'na sahip olan şehrimiz yüzyıllardır doğu ile batı arasındaki ticaretin kavşak noktalarından biri olarak üstlendiği ticaret merkezi kimliğiyle, ekonomik potansiyeliyle ve jeopolitik konumuyla bugün de modern ticaret ve ihracat ağları içerisinde cazibe merkezi olmanın imkanlarını günümüze taşımaktadır” dedi.</p>
<p>Türkiye’nin ihracat vizyonunda ve bölgesel kalkınma hedeflerinde Mardin’in tarım ve gıda sektöründen lojistiğe, sanayiden turizme kadar geniş bir yelpazede gelişim gösterdiğini belirten Tuncay Akkoyun “Mardin’imizin verimli toprakları, tarım ve gıda sektöründeki çeşitliliği desteklerken; tarıma dayalı sanayi yatırımları, lojistik imkanları, hızla gelişen üretim ve ihracat kapasitesindeki artış, yatırımcıların dikkatini çekerken, iş dünyasının gayretleri de şehrin bölgesel bir ekonomik merkez haline gelmesini sağlamıştır. Mardin’imiz “Bereketli Hilal” olarak adlandırılan Mezopotamya Ovası’na sahiptir. Binlerce yıldır bu topraklar emeğin, bereketin ve alın terinin sembolü olmuştur.  Gelişen ekonomisi ve gerçekleşen yatırımlar ile Mardin, yalnızca bölgesel değil, ulusal bir kalkınma örneği konumundadır. Şehrimizin ekonomisi; insanımıza umut veren, gençlerimize iş imkânı sağlayan, girişimcilere cesaret veren bir durumdadır.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"Türkiye’nin ilk OSB’lerinden biri Mardin’de"</strong></p>
<p>Mardin’de kurulan ve kurulacak her fabrika üretim, istihdam, ihracat, refah demek olduğunu belirten Akkoyun, “Bu amaçla devletimiz Türkiye’nin ilk OSB’lerden birini Mardin’imizde kurmuştur. Mardin 1. OSB'de 296 sanayi parseli mevcuttur. Yaklaşık 220 firma üretim yapmaktadır. Bu fabrikalarımızda toplam 8.000 ile 8.500 arası istihdam sağlanmaktadır.  Türkiye'nin toplam un İhracatının %35, 41'ini, toplam bulgur ihracatının %23,52'sini Mardin OSB yapmaktadır. Mardin son 3 yılda Türkiye un ihracatı sıralamasında birinci sıradadır. Türkiye Toplam un ihracatı 3.000.000 ton iken, bu un ihracatının yaklaşık 1.000.000 ton unu Mardin yapmaktadır. 2025 yılında ilimiz 1 milyar doların üzerinde ihracat yapmıştır. Buradaki talep, yoğunluk ve doluluk oranı sonrası 104 hektar alan üzerine İlimizde kurulan 2. OSB birinci etapta 70 fabrikaya yer tahsisi yapıldı. 306 yatırımcı da yer tahsisi için beklemektedir. Ayrıca talep yoğunluğu nedeniyle 2. OSB için Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından ilave 374 hektarlık alan tahsis edilmiştir. Midyat OSB’nin kurulma çalışmaları devam etmektedir” dedi.</p>
<p>"Günümüzde çiftçilerimiz devletimizin destekleri sayesinde tarımı modern tekniklerle ve ekipmanlarla harmanlayarak, dijital tarım uygulamalarıyla toprak analizleri yapmakta, drone teknolojisiyle ilaçlamalar yapıp verimliliği artırmaktadır." diyen Akkoyun “Ürünlerini hem ulusal hem de uluslararası pazarlarda başarıyla sunarak tarıma dayalı sanayinin gelişmesini de sağlamaktadırlar. Ayrıca GAP kapsamındaki sulama yatırımları sayesinde kıraç alanlar tarıma kazandırılarak, bölgedeki tarımsal üretim giderek çeşitlenmiş ve kapasite artmıştır. Tarımın ve hayvancılığın yarınları için atılacak her adımda bu birlikteliği koruyarak, sürdürülebilir ve yenilikçi yaklaşımları hep birlikte desteklemeye devam edeceğiz. Bunların yanında Mardin Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Daire Başkanlığımız bünyesinde; Ata tohumu Müzesi, Derik Zeytini Gen Koruma Bahçesi, Ömerli Üzümü Gen Koruma Bahçesi, Derik Zeytini İşleme ve Sabun Üretim Tesisi, Geleneksel Arı Kovanı Atölyesi kurulmuştur. Ayrıca GAP Bölgesinde Modern Bağcılığın Geliştirilmesi ve Yaygınlaştırılması Projesi ve 6.000 Adet Arılı Kovan 2.000 Adet Geleneksel Kovanı Projesi GAP ile ortaklaşa gerçekleştirmiştir. Sayın Cumhurbaşkanımızın himayelerinde yürütülen 'Meralarımıza Yeniden Hayat Projesi' kapsamında, asrın felaketinden etkilenen 11 ilimiz başta olmak üzere toplam 40 ilimize 2025 yılında 2 milyon adet tuz çalısı fidanı gönderilmiştir. Proje kapsamında 2026 yılı hedefimiz ise 4 milyon adet tuz çalısı fidanı üretmektir” şeklinde konuştu.</p>
<p>Mardin’in bilinirliğini, tanınırlığını artıracak çalışmaları yoğun bir biçimde sürdürdüklerini vurgulayan Akkoyun, “Bu kapsamda; 2025 yılında 1 Milyonu aşan konaklama ve günü birlik ziyaretçilerle 3 milyonun üzerine çıkan turist sayısıyla Mardin’imiz turizmde kendi rekorunu kırmıştır. 2025’e kıyasla 2026 yılının ilk 3 ayında yabancı misafir sayısında yüzde 50 artış sağlandı.Mardin’imizin uluslararası tanıtımına da önem vermekteyiz. Bu kapsamda; Mardin Büyükşehir Belediyesi  bünyesinde Berlin Fuarı, Şangay Fuarı ve yerelde düzenlediğimiz fuarlar ile şehrimizi potansiyel ziyaretçilere tanıtarak özellikle yabancı turist sayısını artırmayı hedefliyoruz. Ayrıca; Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 2021 yılında başlatılan ve yapılan illerde bir gelenek haline gelen Kültür Yolu Festivalleri 2026 yılında da Mardin’imizde düzenlenecektir. 9 gün boyunca kültür ve sanat etkinlikleri kapsamında konserlerin yanı sıra yerel sanatçılarımızın ve zanaatkarımızın da bu yıl 17-25 Ekim tarihleri arasında Mardinliler ile buluşacağı bu önemli etkinlik, şehrimizin kültürel zenginliğini tanıtmak ve turizm potansiyelini artırmak açısından büyük bir fırsat sunmaktadır. Festival, Mardin’i kültür turizminin önemli duraklarından biri haline getirme yolunda güçlü bir adım olacaktır” dedi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mardin-yalnizca-bolgesel-degil-ulusal-bir-kalkinma-ornegi-konumundadir-83170</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/0/1280x720/tuncay-akkoyun-1784022977.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mardin Valisi ve Mardin Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Tuncay Akkoyun, Mardin’in köklü tarihinden zengin bir medeniyet mirası devralan eşsiz bir şehir olduğunu vurgulayarak, kentin yalnızca bölgesel değil, ulusal bir kalkınma örneği konumunda olduğunu ifade etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/halk-ekmek-fabrikasi-kadin-istihdamini-artiracak-83169</guid>
            <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Diyarbakır Halk Ekmek Fabrikası kadın istihdamını artıracak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MAHİR SOLMAZ/DİYARBAKIR</strong></p>
<p>Diyarbakır Büyükşehir Belediyesinin hayata geçirdiği Halk Ekmek Fabrikası'nı düzenlenen törenle hizmete açtı.</p>
<p>Bağlar ilçesi Bağcılar Mahallesi'nde 4 bin 500 metrekare kapalı alan üzerine kurulan Halk Ekmek Fabrikası, yaklaşık 11 ayda ve 235 milyon liralık yatırımla tamamlandı. Tam otomatik ve son teknoloji makine parkuruyla hizmet verecek şekilde tasarlanan, hijyen standartlarının en üst seviyede gözetildiği modern tesisin günlük üretim kapasitesi 100 bin ekmek olarak planlandı. Üretime ilk etapta günlük 40 bin ekmekle başlanacak. Yaklaşık 100 kişiye istihdam sağlaması hedeflenen tesiste üretilen ekmekler, kent genelinde hizmet verecek 43 Nanê Gel satış büfesi aracılığıyla yurttaşlara ulaştırılacak. Tesiste üretilecek 210 gram ekmek 10 TL fiyatla satışa sunulacak.</p>
<p>Açılışta konuşan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Serra Bucak, Halk Ekmek Fabrikası'nın 11 ayda tamamlandığını belirterek fabrikanın kurulma sürecini anlattı. Alanın ilk etapta pazar yeri olarak planlandığını, daha sonra burada bir kütüphane yapılmasının düşünüldüğünü ifade eden Eşbaşkan Bucak, kentin öncelikli ihtiyaçlarının değerlendirilmesi sonucunda Halk Ekmek Fabrikası'nın kurulmasına karar verildiğini söyledi.</p>
<p>Ekonomik krizin ve derinleşen yoksulluğun belediyenin öncelikli çalışma alanlarından biri olduğunu vurgulayan Eşbaşkan Bucak, bu doğrultuda Halk Ekmek Projesi'ni hayata geçirdiklerini belirtti.</p>
<p>Fabrikanın yapımında emeği geçen belediye çalışanlarına, teknik ekiplere ve projeye katkı sunan herkese teşekkür eden Eşbaşkan Bucak, tesisin günlük 100 bin ekmek üretim kapasitesine sahip olduğunu, ancak ilk etapta günlük 40 bin ekmek üretileceğini söyledi.</p>
<p>Kent genelinde 43 halk ekmek büfesinin hizmet vereceğini belirten Eşbaşkan Bucak, yaklaşık 100 kişilik istihdam hedeflediklerini, şu anda çalışan 60 kişinin 50'sinin kadın olduğunu ifade etti.</p>
<p>Kadın çalışanların halk ekmek büfelerinde görev yapacağını belirten Eşbaşkan Bucak, tüm çalışanlara başarılar diledi.</p>
<p>Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Doğan Hatun ise Halk Ekmek Fabrikası'nın Diyarbakır halkına verilen sözlerden biri olduğunu belirterek projede emeği geçen herkese teşekkür etti. Fabrikanın doğrudan halkın işletmesi olduğunu vurgulayan Eşbaşkan Hatun, tesisin kâr amacıyla kurulmadığını ifade etti. "Halkımız şundan emin olsun ki bizim burada kâr etmek gibi bir amacımız kesinlikle yoktur. Buranın tüm geliri yalnızca bu işletmenin ayakta kalması ve kendi kendini döndürebilmesi içindir. Halkımız bu yoksulluktan kurtulana ve kendi ayakları üzerinde durana dek burası kapatılmayacak; bunun sözünü açıkça verebiliriz."</p>
<p>Yerel üretimin güçlendirilmesine de dikkat çeken Eşbaşkan Hatun, ilerleyen süreçte kendi değirmenlerini kurmayı hedeflediklerini belirterek un ve buğdayın da halkla birlikte üretilmesini amaçladıklarını ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/halk-ekmek-fabrikasi-kadin-istihdamini-artiracak-83169</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/6/9/1280x720/halk-ekmek-fabrikasi-kadin-istihdamini-artiracak-1784017734.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen Halk Ekmek Fabrikası hizmete açıldı. Eşbaşkanlar Serra Bucak ve Doğan Hatun, projenin yalnızca uygun fiyatlı ekmek üretimiyle sınırlı olmadığını; kadın istihdamını artıracak, yerel ekonomiyi güçlendirecek ve yoksullukla mücadeleye katkı sunacak sosyal bir yatırım olduğunu vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/erdogan-imalat-sanayi-icin-1-trilyon-liralik-kredinin-onunu-acmis-bulunuyoruz-83122</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 18:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Erdoğan: İmalat sanayi için 1 trilyon liralık kredinin önünü açmış bulunuyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı sona erdi.</p>
<p>Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ndeki toplantının ardından millete seslendi.</p>
<p>Toplantıda, NATO Ankara Liderler Zirvesi'nin yanı sıra, bölgedeki güncel gelişmeleri değerlendirdiklerini belirten Erdoğan, alınan kararların hayırlara vesile olmasını diledi.</p>
<p>Başta Avrupa olmak üzere insanlık tarihine kara bir leke olarak geçen Srebrenitsa Soykırımı'nın 31. yılı olduğunu anımsatan Erdoğan, şöyle devam etti:</p>
<p>"Anma etkinliklerine bu sene ülkemizi temsilen Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı'mız iştirak etti. Boşnak kardeşlerimiz orada katledilen evlatlarını anarken, biz de burada onlar için dua ettik. O hüzün, o utanç dolu günleri bir kere daha hatırladık. Tabii o günlerde yaşanan savaş kadar acı olan bir başka husus, Bosna Hersek halkının yalnız bırakılmasıydı. Avrupa'nın göbeğindeki etnik temizlik girişimini Batılı ülkeler ve kurumlar sadece uzaktan seyretmekle yetindi. Sivilleri korumak amacıyla bölgeye gönderilen Birleşmiş Milletler Koruma Gücü kendisini dahi koruyamazken, güvenli bölge olarak ilan edilen şehirler bugün bile utançla hatırladığımız katliamlara sahne oldu. Aralarında çocukların, kadınların, yaşlıların da olduğu 8 bin 372 Boşnak katledilerek, toplu mezarlara gömüldü. Üzerinden tam 31 sene geçmesine rağmen Srebrenitsa Soykırımı'nın kalbimizde açtığı yaralar kanamaya halen devam ediyor.</p>
<p>Mavi kelebeklerin izinde ortaya çıkartılan her toplu mezarla, kimlik tespiti yapılan her şehit naaşı ile yüreğimize yeni bir ateş düşüyor. 31. seneidevriyesinde Srebrenitsa şehitlerini bir kez daha rahmetle yad ediyor, mekanları cennet olsun diyorum. Türkiye olarak benzer acıların tekerrür etmemesi için üzerimize ne düşüyorsa yapıyoruz. Farklı inanç, kültür ve etnik kimliklerin barış içinde yaşadığı istikrarlı ve müreffeh bir Bosna Hersek için çalışmaya devam edeceğiz. Türkiye ve Türk milletinin desteğinin her zaman Bosna Hersek ile olacağını bugün bir kere daha ifade ediyorum."</p>
<p>Erdoğan, dün vefat eden eski Katar Emiri Şeyh Hamed bin Halife Al Sani'ye Allah'tan rahmet dileyerek, Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani'nin şahsında dost ve kardeş Katar halkına taziyelerini sundu.</p>
<p>Şeyh Hamed bin Halife Al Sani'nin vizyoner liderliğiyle Katar'ın bugünlere gelmesinde çok büyük pay sahibi olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Filistin davası başta olmak üzere İslam dünyasının meseleleriyle yakından ilgilenen, nerede bir kanayan yara varsa sarmak için koşturan vicdanlı, dirayetli, samimi bir Müslüman'dı. Gerek şahsım gerekse ülke olarak Türkiye ile Katar arasındaki ilişkilerin güçlenmesine yaptığı eşsiz katkıları hiçbir zaman unutmayacak, kendisini şükranla hatırlayacağız. Rabb'im mekanını inşallah cennet eylesin." diye konuştu.</p>
<p><strong>"4 bin 800 davetliyi Ankara'da misafir ettik"</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, 7-8 Temmuz'da Türkiye'nin ev sahipliğinde düzenlenen 36.⁠ ⁠NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'ni başarıyla gerçekleştirdiklerini belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde tertiplediğimiz zirveye ittifak üyesi 32 devlet ve hükümet başkanı iştirak etti. Zirve öncesinde yapılan farklı açıklamalara rağmen ABD Başkanı Sayın Donald Trump dahil liderlerin tamamı davetimize bizzat icabet etti. Liderlerin yanı sıra 100'e yakın bakan, 1000 delege olmak üzere 4 bin 800 üst düzey diplomatı, uluslararası kuruluş temsilcisini ve davetliyi Ankara'da misafir ettik. Müttefik ülkelere ilave olarak NATO'nun Asya Pasifik ortaklarından Güney Kore, Japonya, Yeni Zelanda ve Avustralya ile İstanbul İşbirliği Girişimi ortaklarından Katar, Kuveyt, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri devlet başkanı veya bakan düzeyinde zirveye katılmıştır. Ukrayna Devlet Başkanı Sayın Zelenskiy ile Suriye Cumhurbaşkanı Sayın Şara'da 8 Temmuz'da Ankara'ya ikili ziyaret gerçekleştirmiştir."</p>
<p><strong>"Etimesgut Askeri Havalimanı'nı yeniden ihya ederek hizmete açtık"</strong></p>
<p>36.⁠ ⁠NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'ni 2 bin 500'ü aşkın yerli ve yabancı basın mensubunun takip ettiğini aktaran Erdoğan, şunları ifade etti:</p>
<p>"Bir defa şu noktayı önemle vurgulamak durumundayım. NATO zirveleri güvenliğin en üst düzeyde gözetildiği, en küçük bir ihmale, en küçük bir dikkatsizliğe mahal verilmeyen uluslararası toplantılardır. Güvenlik tedbirleri noktasında biz de işi şansa bırakmadık. Emniyet, istihbarat ve adli birimlerimizle her türlü önlemin ölçülü bir şekilde alınmasını temin ettik. Gerekli bilgilendirmeler haftalar öncesinden kamuoyumuza yapıldı. Tespit edilen altyapı eksikleri yoğun bir çalışmayla vakitlice giderildi. Bu çalışmalar için bakanlıklarımız ve valiliğimizle birlikte yerel yönetimleri de harekete geçirdik. Hem Esenboğa Havalimanı'nın uçak ve yolcu trafiğini hafifletmek hem de resmi ziyaretlerde kullanılmak üzere Etimesgut Askeri Havalimanı'nı yeniden ihya ederek hizmete açtık. Böylece başkentimize yolları, asma köprüsü ve devlet konukeviyle modern bir havalimanı daha kazandırmış olduk. Ankara Havalimanı'nın şehrimize tekrar hayırlı uğurlu olmasını diliyorum."</p>
<p><strong>"Ankara'nın bir dünya şehri olduğu tescil edilmiştir"</strong></p>
<p>Zirve süresince güvenlik, ulaşım, ticaret, kamu düzeni ve şehir hayatının idamesi arasında hassas bir denge kurmaya ihtimam gösterdiklerini dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Buna rağmen zirve sebebiyle günlük hayatı etkilenmiş olan tüm Ankaralı kardeşlerime sabırları ve anlayışları için teşekkür ediyorum. Ankara tarihi bir zirveye, tarihi bir başarıyla ev sahipliği yapmak suretiyle uluslararası alanda görünürlüğünü hiç olmadığı kadar artırmıştır. Ankara'nın artık bir dünya şehri olduğu bu vesileyle tescil edilmiştir. Bunun yansımalarını özellikle turizmde göreceğimizi düşünüyorum. Allah nasip ederse bu sene Cumhuriyet'imizin 103. yıl dönümünü Türk dünyasından kardeşlerimizle beraber Ankara'da coşkuyla kutlayacağız. İnşallah aynı başarıyı 29-30 Ekim'de düzenleyeceğimiz 13. Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi'nde de sergileyeceğiz."</p>
<p><strong>"İmalat sanayi için 1 trilyon liralık uygun koşullu kredi"</strong></p>
<p>Erdoğan, "Yatırım taahhütlü avans kredi programının kapsamını ve bütçesini genişletiyoruz. Bu yeni uygulama için program bütçesini 750 milyar liraya çıkarıyoruz. Hayata geçirdiğimiz yeni finansman programı ile 250 milyar liralık uygun koşullu bir kredi paketini daha imalat sanayinin istifadesine sunuyoruz. Bu iki program sayesinde imalat sanayi için toplam 1 trilyon liralık uygun koşullu kredinin önünü açmış oluyoruz." ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/erdogan-imalat-sanayi-icin-1-trilyon-liralik-kredinin-onunu-acmis-bulunuyoruz-83122</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/2/1280x720/erdogan-1783960382.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yatırım taahhütlü avans kredi programının kapsamını ve bütçesini 750 milyar liraya çıkarttıklarını açıklayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, &quot;Hayata geçirdiğimiz yeni finansman programı ile 250 milyar liralık uygun koşullu bir kredi paketini daha imalat sanayinin istifadesine sunuyoruz. Bu iki program sayesinde imalat sanayi için toplam 1 trilyon liralık uygun koşullu kredinin önünü açmış oluyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bile-bile-baltalama-83105</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 17:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bile bile baltalama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><em>“Her nevrozun, beraberinde belli bir ölçüde moral çöküntüsü getirdiğini unutmamalıyız. Nevrotik bir insan, kendine olan güvenini yitirmiştir. Nevroz, aşağılayıcı bir yenilgidir ve kendi psikolojisinden tamamen habersiz olmayan kişilerce de böyle hissedilir.”</em></p>
<p><em>“Nevrozun nedenleri geçmişte olduğu kadar şimdiki zamanda da yatar ve nevrozu ancak şimdiki zamanda fiilen var olan bir neden canlı tutabilir.”</em></p>
<p style="text-align: center;"><strong>-Carl Jung, Collected Works Volume 11</strong></p>
<p><em>“Hastaların, rahatsızlıklarını genellikle çok eski bir deneyimle açıklama yönünde belirgin bir eğilim göstermeleri ve böylece analistin dikkatini ustaca şimdiki zamandan uzaklaştırıp geçmişteki yanlış bir iz üzerine çekmeleri son derece şüphelidir.”</em></p>
<p style="text-align: center;"><strong>-Carl Jung, The Theory of Psychoanalysis</strong></p>
<p><em>“Hasta belirli semptomları seçer ve bunlar ona gerçek engeller gibi görünene kadar geliştirir. Semptomlardan oluşan barikatının ardında hasta kendini gizlenmiş ve güvende hisseder. ‘Yeteneklerinizden ne şekilde yararlanıyorsunuz?’ sorusuna, ‘Bu şey beni durduruyor; ilerleyemiyorum,’ diye cevap verir ve kendi kurduğu barikatı işaret eder.”</em></p>
<p style="text-align: center;"><strong>-Alfred Adler, Problems of Neurosis</strong></p>
<p><em>“…insanlar genel olarak, benlik saygılarını korumak amacıyla kendini engelleme ve sınırlandırma stratejilerine başvururlar.”</em></p>
<p style="text-align: center;"><strong>-Frederick Rhodewalt, Self-Handicappers: Individual Differences</strong></p>
<p><em>“Özsaygı ile, bireyin kendisine ilişkin yaptığı ve genellikle sürdürdüğü değerlendirmeyi kastediyoruz; bu, bir onaylama veya onaylamama tutumunu ifade eder.” </em></p>
<p style="text-align: center;"><strong>-Stanley Cooper, *The Antecedents of Self-Esteem</strong></p>
<p>Günümüzde pek çok insan, hayat korkusunun pençesinde. Bu kişiler, hayatın zorluklarıyla yüzleşmek yerine onlardan kaçınır; kaygının deneyimlerini ve potansiyellerini sınırlamasına izin verirler. Carl Jung, hayatın zorluklarından kaçan ve bunun sonucunda kaygı, depresyon, suçluluk ve utanç gibi sorunlar yaşayan bireylerin nevrotik olduğunu savunmuş ve nevrotik rahatsızlıkların son derece yaygın olduğunu belirtmiş.</p>
<p>Jung ayrıca, pek çok nevrotik bireyin geçmişteki olayları suçlayarak kendi hatalı tutumlarını meşrulaştırdığını; bu durumun ise, özellikle geçmişten ve bilhassa çocukluktan bahsetmenin iyileşmeyi destekleyeceğine inanan terapistlerce sıklıkla teşvik edildiğini gözlemlemiş. Ayrıca, Jung geçmişe dönüp ona odaklanmayı yanlış bir yönelim olarak görmüş ve nevrotik bir rahatsızlığın üstesinden gelmenin en iyi yolunun da şimdiki ana odaklanıp geleceğe bakmaktan geçtiğini savunmuş.</p>
<p>Birçoğumuz, başarıya giden yoldaki dışsal engellerle mücadele etmekle yetinmeyip, kendi yenilgimizi bizzat hazırlıyoruz. Kendi kendimizin en büyük düşmanıyız; hedeflerimize ulaşamamamızın, karakterimizi geliştiremememizin ve başarıyı yakalayamamamızın altında "kendine engel olma" (self-handicapping) davranışı yatıyor.</p>
<p>Potansiyelimizi bile bile baltalama fikri kulağa saçma gelebilir. Kendine engel olma davranışının bariz mantıksızlığı göz önüne alındığında, insan bu durumu yalnızca ciddi kişilik bozuklukları gibi uç vakalarla ilişkilendirme eğilimi gösterebilir. Oysa kendine engel olma davranışı, yalnızca yaygın bir durum olmakla kalmayıp, aynı zamanda köklü psikolojik ihtiyaçları tatmin etmenin de etkili bir yolu olarak görülür.</p>
<p>Kendine engel olma (self-handicapping) davranışının faydalarını anlamak için, hayattaki temel motivasyonlardan birinin, kendimize dair makul ölçüde kabul edilebilir bir imaj oluşturma ve bunu koruma ihtiyacı olduğunu kabul etmemiz gerekir. Psikologlar, kendimiz hakkında olumlu düşünmeye yönelik bu ihtiyacı "öz saygı" ihtiyacı olarak tanımlarlar.</p>
<p>Öz saygıya ulaşmanın hem sağlıklı hem de sağlıksız yolları vardır. Sağlıklı yol, değer verilen hedeflerin peşinden gitmek ve bu süreçte beceriler, yetkinlikler ve daha olgun bir karakter geliştirmektir. Bu yolla özsaygı kazanmak; uzun yıllar süren sıkı bir çalışma ve fedakarlığı göze alma gerektirebilir.</p>
<p>S&amp;P zirve seviyelerinin sadece yüzde 1 uzağında, eşit ağırlıklı S&amp;P500, Dow ve Russell ise tüm zamanların yeni zirvelerini gördü. Buna rağmen yatırım ortamı biraz nevrotik ve hiç de kolay olmayan bir seyir izledi.</p>
<p>Bu nota sonuç bölümüyle başlayalım:</p>
<ul>
<li>Yüksek reel faiz oranlarına rağmen küresel ekonominin direnci, düşen enflasyon, iyi kazanç büyümesi ve makul değerlemeler taktiksel (stratejik değil) olumlu bir duruş için sebepler arasında.</li>
<li>Buna karşılık, yüzeyin altında daha karmaşık piyasa anlatıları şeklinde gerilimler de mevcut.</li>
<li>Bu hafta beklenenden daha düşük ABD TÜFE verilerinin ardından küresel çapta daha düşük faiz oranları bekliyoruz.</li>
<li>Bugünkü artışa rağmen, düşen petrol, volatilite ve faiz oranları, küresel ve gelişmekte olan piyasa hisse senetleri ve tahvilleri için yükseliş yönlü bir potansiyel yaratıyor.</li>
<li>Genel olarak, ana trend yukarı yönlü kalırken, önümüzdeki birkaç hafta boyunca yolun daha geniş ve daha inişli çıkışlı olmasını bekliyoruz.</li>
<li>Bu nedenle, taktiksel olarak temayı sahiplenmek ancak gökyüzünün sınırı yokmuş gibi davranmamak, bizim görüşümüze göre doğru yaklaşım. Bu durumda, risk yönetimi daha fazla önem kazanıyor.</li>
<li>Oyun planımız değişmedi: Temmuz başında da belirttiğimiz gibi, S&amp;P500'ün 7700'e ulaşması bizi şaşırtmayacak.</li>
<li>Ağustos ayına kadar dalgalı fiyat hareketlerinin devam etmesini ve ara sıra farklılaşan zirveler (divergent highs) oluşmasını bekliyoruz.</li>
<li>Ağustos ortasına geldiğimizde, piyasanın aşağı yönlü ivme kazanmasını ve Eylül/Ekim civarında dip yapmasını bekliyoruz.</li>
<li>Ekim ayından itibaren yıl sonuna kadar bir yükseliş bekliyoruz.</li>
</ul>
<p>Piyasalar haftaya Hürmüz'ün tekrar kapanıp kapanmadığı sorusuyla başlıyor. Petrol yükseliyor, hisse senedi vadeli işlemleri düşüyor, Hazine tahvilleri düşüyor ve Amerikan doları güçleniyor. Piyasa mesajı açık: yatırımcılar, gerginliğin tırmanmasının enflasyonist sonuçlarına göre işlem yapıyorlar. Geçmişe bakarsak, her iki taraf da gerginliği tırmandırdıktan sonra geri çekilmeyi tercih ediyor ancak bu sefer durumun farklı olma ihtimali tabii her zaman var.</p>
<p>ABD'deki megacap teknoloji şirketleri, yarı iletkenler ve teknoloji hisseleri taktiksel olarak daha temiz görünüyor. Köpük azaldı, birçok yapay zeka hissesi 50 günlük hareketli ortalamalarına yakın ve uzun pozisyonlar artık zirvedeki kadar kalabalık değil.</p>
<p>Düşen volatilite, potansiyel volatilite kontrolü fonların alımları, hisse senetleri için kısa vadeli destekleyici bir ortam yaratıyor.</p>
<p>FED bir risk. İki faiz artışı kabaca fiyatlara dahil ancak bu yıl faiz artışı beklemiyoruz.</p>
<p>Warsh, Haziran toplantısında fiyat istikrarına odaklanmayı vurgularken, birkaç hafta sonra Sintra'da enflasyon beklentilerinin iyileştiğini belirtti. Temmuz toplantısı 7-8 baz puan fiyatlandırıyor. Haziran ayındaki basın toplantısında Warsh'ın şu yorumuyla piyasa fiyatlandırması daha da önem kazandı: "Finansal piyasa fiyatları, merkez bankacılarına yol göstermek için muhtemelen en önemli bilgi kaynağıdır." Bizce en olası yol, küresel tahvillerde mütevazı bir yükseliş görmemiz.</p>
<p>ABD'deki dev ölçekli teknoloji şirketlerini, Çin teknoloji sektörünü, yarı iletkenleri, bakırı, seçilmiş madencilik şirketlerini ve gelişmekte olan piyasa tahvil ve hisse senetlerini tercih ediyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bile-bile-baltalama-83105</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bile bile baltalama ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turkiye-ile-misir-arasinda-savunma-sanayisi-icin-niyet-mektubu-83121</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 17:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye ile Mısır arasında savunma sanayisi için niyet mektubu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, Mısır Savunma ve Askeri Üretim Bakanı Korgeneral Eşref Salim Zahir ile bir araya gelerek, iki ülke arasında savunma sanayisi iş birliğinin çerçevesini belirleyecek niyet mektubu imzaladıklarını duyurdu. </p>
<p>Mısır heyeti ile gerçekleştirilen görüşmelere ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yapan Görgün, Mısır Savunma ve Askeri Üretim Bakanı Korgeneral Eşref Salim Zahir ve beraberindeki heyeti Başkanlıkta ağırladıklarını belirterek, görüşmede savunma sanayisi alanındaki işbirliği imkanlarını ve ortak kabiliyet geliştirme başlıklarını ele aldıklarını kaydetti.</p>
<p>Görgün, bu temaslar kapsamında iki ülke arasında gelecek dönemde yürütülecek işbirliğinin çerçevesini belirleyecek bir niyet mektubu imzaladıklarını bildirdi.</p>
<p>Başkan Görgün, atılan bu adımın önemine dikkati çekerek, "Türkiye ile Mısır arasında savunma sanayisi alanında geliştirilecek işbirliklerinin, bölgesel güvenliğe ve karşılıklı kapasite gelişimine katkı sunacağına inanıyorum." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Görgün ayrıca, verimli görüşmeler dolayısıyla Mısırlı Bakan Zahir ve beraberindeki heyete teşekkür etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turkiye-ile-misir-arasinda-savunma-sanayisi-icin-niyet-mektubu-83121</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/2/1/1280x720/54-1783959863.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, &quot;Türkiye ile Mısır arasında savunma sanayisi alanında geliştirilecek iş birliklerinin, bölgesel güvenliğe ve karşılıklı kapasite gelişimine katkı sunacağına inanıyorum.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cari-acigin-surdurulebilir-seviyelerde-kalmasi-ekonomimizin-dayanikliligini-gosteriyor-83118</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 16:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Cari açığın sürdürülebilir seviyelerde kalması ekonomimizin dayanıklılığını gösteriyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından açıklanan mayıs ayı ödemeler dengesi verileri hakkında açıklama yaptı.</p>
<p>Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, mayısta yıllıklandırılmış cari açığın 37,3 milyar dolar olarak gerçekleştiğini belirten Şimşek, "Küresel ekonomideki şoklara karşın cari açığın sürdürülebilir seviyelerde kalması ekonomimizin dayanıklılığını gösterirken makro finansal istikrarı da desteklemektedir. Brüt dış finansman ihtiyacı ve brüt dış borç stoku uzun dönem ortalamalarının altında seyretmektedir. Sağladığımız kazanımları kalıcı hale getirmek için yüksek katma değerli üretimi ve ihracatı artıran, enerjide dışa bağımlılığı azaltan yapısal dönüşüm adımlarımıza devam edeceğiz." ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cari-acigin-surdurulebilir-seviyelerde-kalmasi-ekonomimizin-dayanikliligini-gosteriyor-83118</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/2/1280x720/simsek-1776501507.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mayıs ayı ödemeler dengesi verilerini değerlendiren Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, &quot;Küresel ekonomideki şoklara karşın cari açığın sürdürülebilir seviyelerde kalması ekonomimizin dayanıklılığını gösterirken makro finansal istikrarı da desteklemektedir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/caykurdan-ikinci-surgun-yas-cay-hasadi-icin-aciklama-83120</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ÇAYKUR&#039;dan 2. sürgün yaş çay hasadı için açıklama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çay İşletmeleri (ÇAYKUR) Genel Müdürlüğü, ikinci sürgün yaş çay alımlarının 8 Temmuz'da başladığı ifade edildi.</p>
<p>Yazılı açıklamada, alımların ilk günlerinde düşük tonajlı yaş çay alımı gerçekleştirilirken, 11 Temmuz'da 4 bin 400 ton, 12 Temmuz'da ise 6 bin 500 ton yaş çay alındığı belirtildi.</p>
<p>Hasatta makineleşmenin sağladığı kolaylık ve konforun üreticilerin yararına olacak şekilde kullanılması gerektiği vurgulanan açıklamada, aşırı miktarda hasat yapılarak alım yerlerinde bekleme ve benzeri sıkıntılar yaşatacak yaklaşımlardan uzak kalmanın faydalı olacağı kaydedildi.</p>
<p>Açıklamada, ikinci sürgün boyunca hasadın alım limitleri ve randevu sistemiyle uyumlu şekilde gerçekleştirilmesinin herkes için en uygun koşulları oluşturacağı aktarılarak, şu ifadelere yer verildi:</p>
<p>"İdeal sürgün süresi içerisinde hareket ederek hasat planlamasının yapılması, çok uzun yıllardır tecrübe etmiş olduğumuz bilgilerin de doğrulayacağı gibi, sürecin daha yönetilebilir olmasını ve üründen elde edilen kazancın azalmamasını sağlayacaktır. Her daim ifade ettiğimiz gibi, çayımızın gerçek değeri, üreticiler olarak hepimizin ona verdiğimiz değer ve önem çerçevesinde ortaya çıkacaktır. Çayımızın kalitesini ve sürdürülebilirliğini korumak hepimizin elindedir."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/caykurdan-ikinci-surgun-yas-cay-hasadi-icin-aciklama-83120</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/8/0/1280x720/caykur-1777102448.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ÇAYKUR Genel Müdürlüğü, 2. sürgün yaş çay alım döneminde üreticilere hasat planlamasını alım limitleri ve randevu sistemiyle uyumlu şekilde yapmaları çağrısı yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/marti-ile-abdli-tensor-arasinda-otonom-araclar-icin-is-birligi-83119</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Martı ile ABD&#039;li Tensor&#039;dan otonom araçlar için iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Martı'nın, otonom araç teknolojileri şirketlerinden ABD merkezli Tensor ile iş birliği yaptığı bildirildi.</p>
<p>İş birliği kapsamında Martı'nın, Tensor'un Seviye 4 otonom araçlarını satın alarak, Türkiye genelindeki şehirlerde mobilite platformunda kademeli şekilde hizmete sunması hedefleniyor.</p>
<p>Böylece Martı'nın mevcut mobilite hizmetlerini gelecekte sürücüsüz paylaşımlı araçlarla da genişletmesi planlanıyor.</p>
<p>ABD'de 2016'da Silikon Vadisi'nde kurulan Tensor, hem bireysel sahiplik hem de profesyonel filo operasyonları için sıfırdan tasarlanmış Seviye 4 otonom araç geliştiren bir şirket olarak biliniyor.</p>
<p>Martı kurucusu Oğuz Alper Öktem, teknoloji odaklı ulaşım çözümlerini Türkiye'de kullanıcılarla buluşturmaya öncülük ettiklerini belirtti.</p>
<p>Yapay zeka ve otonom sürüş teknolojilerinin şehir içi ulaşımın geleceğini şekillendireceğine inandıklarını aktaran Öktem, "Tensor ile gerçekleştirdiğimiz bu stratejik işbirliği sayesinde, yapay zekayla çalışan sürücüsüz paylaşımlı araçları kullanıcılarımıza sunmayı hedefliyoruz." ifadesini kullandı.</p>
<p>Tensor Üst Yöneticisi (CEO) Jay Xiao ise söz konusu işbirliğinin, otonom sürüş teknolojisini daha geniş kitlelere ulaştırma ve platform kullanıcılarına üst düzey otonom mobilite deneyimi sunma misyonları açısından önemli bir adım olduğuna dikkati çekti.</p>
<p>ABD, Birleşik Arap Emirlikleri ve Avrupa'da duyurdukları işbirliklerinin ardından Martı ile hayata geçirdikleri ortaklığın, güvenli, verimli ve ölçeklenebilir otonom mobilitenin sunduğu ayrıcalıklı deneyimi, küresel ölçekte yaygınlaştırma kararlılıklarını bir kez daha ortaya koyduğunu kaydeden Xiao, "Martı ile birlikte, ulaşım teknolojilerindeki en ileri yenilikleri Türkiye genelindeki platform kullanıcılarıyla buluşturacak olmaktan büyük heyecan duyuyoruz." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/marti-ile-abdli-tensor-arasinda-otonom-araclar-icin-is-birligi-83119</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/9/0/1280x720/oguz-alper-oktem-1758719567.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Martı kurucusu Oğuz Alper Öktem, &quot;Tensor ile gerçekleştirdiğimiz bu stratejik iş birliği sayesinde, yapay zekayla çalışan sürücüsüz paylaşımlı araçları kullanıcılarımıza sunmayı hedefliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-bolat-cari-acik-2-ceyrekte-12-125-milyar-dolar-araligina-gerileyebilir-83116</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Bolat: Cari açık 2. çeyrekte 12-12,5 milyar dolar aralığına gerileyebilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından açıklanan mayıs ayı ödemeler dengesi verilerini değerlendirdi.</p>
<p>Yazılı açıklamasında, mayısta cari işlemler açığının 1,5 milyar dolar ile son 7 ayın en düşük seviyesine indiğini, yıllıklandırılmış cari işlemler açığının ise 37,3 milyar dolar olarak gerçekleştiğini aktaran Bolat, yıllıklandırılmış altın ve enerji hariç cari işlemler hesabında 29,5 milyar dolar fazla verildiğini bildirdi.</p>
<p>Bolat, enerji fiyatlarındaki artışın etkisiyle net enerji açığının mayısta yüzde 53,3 artarak 4,5 milyar dolara yükselmesinin cari işlemler açığındaki artışta etkili olduğuna dikkati çekerek, şöyle devam etti:</p>
<p>"Hizmet ihracatı, mayısta yıllıklandırılmış olarak geçen yılın aynı ayına göre yüzde 3,2 artışla 122,2 milyar dolara ulaşmıştır. Yıllıklandırılmış bazda seyahat gelirlerimiz söz konusu ayda 60,1 milyar dolar, taşımacılık gelirlerimiz ise 42,7 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Mal ve hizmet ihracatı toplamı, bir önceki yıla göre yüzde 3,1 artarak 395,7 milyar dolara yükselmiştir."</p>
<p>Nisanda dış ticaret açığında kaydedilen yüzde 29,6'lık gerilemenin ardından mayısta gerçekleşen yüzde 15,6'lık düşüşün cari işlemler açığına olumlu yansıdığını vurgulayan Bolat, yılın ikinci çeyreğinde jeopolitik gelişmelerin emtia ve enerji fiyatları üzerinden ithalatı artırıcı etkisine rağmen, dış ticaret açığında yüzde 9,1'lik iyileşme kaydedildiğinin altını çizdi.</p>
<p>Bolat, söz konusu iyileşmede mal ihracatının yüzde 10,2 artmasının rol oynadığına dikkati çekerek, "Bu performansla cari işlemler açığının ilk çeyrekte 23,6 milyar dolar gerçekleşmesinin ardından, ikinci çeyrekte 12-12,5 milyar dolar aralığına gerileyebileceği öngörülmektedir." ifadelerine yer verdi.</p>
<p><strong>"Dış ticaretin cari işlemlere sürdürülebilir katkı sağlaması temel önceliğimiz"</strong></p>
<p>Haziranda enerji ve emtia fiyatlarında gerileme görüldüğünü, son dönemde yeniden tırmanan jeopolitik gerilimlerin fiyat oynaklığının ve cari işlemler açığı üzerindeki yukarı yönlü risklerin sürdüğüne işaret ettiğini belirten Bolat, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bununla birlikte, mal ve hizmet ihracatındaki dayanıklı görünümün desteğiyle cari işlemler açığının milli gelire oranının tarihsel ortalamasının altında kalmaya devam edeceği değerlendirilmektedir. Bakanlık olarak ihracat destekleri, ticaret diplomasisi, pazar ve ürün çeşitlendirmesi ile ihracatı güçlendirmeye yönelik çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Mal ve hizmet ihracatındaki kazanımların kalıcı hale getirilmesi ve dış ticaret dengesinin cari işlemler dengesine sürdürülebilir katkı sağlaması temel önceliğimiz olmaya devam edecektir."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-bolat-cari-acik-2-ceyrekte-12-125-milyar-dolar-araligina-gerileyebilir-83116</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/7/1280x720/omer-bolat-1769688939.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Mayıs ayı ödemeler dengesi verilerini değerlendiren Bakan Bolat, &quot;Cari işlemler açığının ilk çeyrekte 23,6 milyar dolar gerçekleşmesinin ardından, ikinci çeyrekte 12-12,5 milyar dolar aralığına gerileyebileceği öngörülmektedir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/pegasus-zamaninda-varista-dunyanin-en-basarili-5-sirketi-arasinda-83117</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 14:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Pegasus, zamanında varışta dünyanın en başarılı 5 şirketi arasında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Pegasus Hava Yolları'ndan yapılan açıklamaya göre, Official Airline Guide (OAG) tarafından her ay yayımlanan On-Time Performance raporu, dünya genelinde milyonlarca uçuş verisini analiz ediyor.</p>
<p>Haziran ayında 20 binden fazla uçuş gerçekleştiren küresel hava yolu şirketlerinin değerlendirildiği sıralamada, Pegasus, Qantas, Avianca, IndiGo ve SAS'ın ardından 5. sırada yer aldı.</p>
<p>Şirket, aynı dönemde 20 binin üzerinde uçuş gerçekleştirirken, iptal oranını da yüzde 0,26 seviyesinde tuttu.</p>
<p>Pegasus Hava Yolları CEO Güliz Öztürk, dakikliğin kendileri için yalnızca operasyonel bir performans göstergesi olmadığını, misafirlere verdikleri sözün önemli bir parçası olduğunu belirtti.</p>
<p>Bu sonucun teknolojiye yaptıkları yatırımların, operasyonlarını sürekli geliştirme anlayışlarının ve ekiplerinin güçlü koordinasyonunun bir yansıması olduğunu aktaran Öztürk, "Misafirlerimize her yolculukta güvenilir, zamanında ve kaliteli bir seyahat deneyimi sunmak için aynı kararlılıkla çalışmayı sürdüreceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/pegasus-zamaninda-varista-dunyanin-en-basarili-5-sirketi-arasinda-83117</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/pegasus.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pegasus&#039;un, havacılık sektörünün en önemli operasyonel performans göstergelerinden biri kabul edilen zamanında varış oranında, dünyanın en başarılı 5 hava yolu şirketi arasında yer aldığı bildirildi.
Pegasus Hava Yolları CEO&#039;su Güliz Öztürk, &quot;Bu sonuç, teknolojiye yaptığımız yatırımların, operasyonlarımızı sürekli geliştirme anlayışımızın ve ekiplerimizin güçlü koordinasyonunun bir yansıması.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kuru-soganin-gumruk-vergisi-agustos-sonuna-kadar-yuzde-5e-indi-83113</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kuru soğanın gümrük vergisi ağustos sonuna kadar yüzde 5&#039;e indi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığı, piyasaların doğru yönlendirilerek spekülatif fiyat hareketlerinin önlenmesi, temel gıda ürünlerinde arz güvenliğinin sağlanması ve ülke ihtiyacının yerli üretimin teşviki yoluyla karşılanabilmesi amacıyla gerekli tedbirlerin zamanında alındığı bildirildi. </p>
<p>Yazılı açıklamada, Tarım ve Orman Bakanlığı ile yakın koordinasyon içinde yapılan değerlendirmeler sonucunda, bu yıl görülen aşırı yağış gibi iklimsel olumsuzlukların etkisiyle, kuru soğan hasadının üretici bölgelerde kademeli olarak devam ettiği belirtilerek, "Temel gıda ürünlerinden olan kuru soğanda, arz güvenliğinin sağlanması ve tüketici ihtiyacının uygun fiyatla karşılanabilmesini teminen, piyasayı tam olarak rahatlatacak seviyede arz sağlanacağı değerlendirilen 31 Ağustos'a kadar, gümrük vergisi geçici olarak yüzde 5 olarak yeniden düzenlenmiştir." denildi. </p>
<p><strong>1 Eylül itibarıyla oran yeniden yüzde 49,5 olacak</strong></p>
<p>Söz konusu uygulamanın, yerli üretimin korunması amacıyla yeni sezon ürün hasadının piyasaya yoğun şekilde gireceği ve bu yolla iç piyasa dengesinin yeniden tesis edileceği öngörülen 1 Eylül'den itibaren soğan ithalatında yüzde 49,5 oranındaki gümrük vergisinin uygulanmaya devam edeceği aktarılan açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Bakanlığımız, Tarım ve Orman Bakanlığı başta olmak üzere diğer kurum ve kuruluşlar ile istişare halinde, piyasada oluşan arz-talep dengesi ve fiyat gelişimlerini yakından takip etmeye, bu yolla üretici ve tüketiciyi birlikte gözeterek gerekli düzenlemeleri zamanlıca hayata geçirmeye devam edecektir."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kuru-soganin-gumruk-vergisi-agustos-sonuna-kadar-yuzde-5e-indi-83113</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/sogan.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanlığı, &quot;Temel gıda ürünlerinden olan kuru soğanda arz güvenliğinin sağlanması ve tüketici ihtiyacının uygun fiyatla karşılanabilmesini teminen, piyasayı tam olarak rahatlatacak seviyede arz sağlanacağı değerlendirilen 31 Ağustos&#039;a kadar, gümrük vergisi geçici olarak yüzde 5 olarak yeniden düzenlenmiştir.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursanin-zeytin-devi-marmarabirlikten-rekolte-mujdesi-83094</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 13:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Marmarabirlik: Cumhuriyet tarihinin en yüksek rekoltesini bekliyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Marmarabirlik Yönetim Kurulu Başkanı Ali Yıldız, yüksek rekoltenin kriz olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayarak, sektör temsilcilerine birlik çağrısında bulundu.</p>
<p>Bolluk ve bereketin hem üreticiye hem de tüketiciye yansıyacağını dile getiren Yıldız, Marmarabirlik olarak yeni sezona hazır olduklarını söyledi. Ali Yıldız konuşmasında şu ifadelere yer verdi; “2 yıl önceki Cumhuriyet tarihinin en yüksek rekoltesinin de üzerine bir rekolte bekleniyor. Biz sektörün bütün aktörleri, üreticilerimiz, devletimiz, bizler ve diğer firmalarla birlikte kol kola olarak bir kaos, işte geliyor, batıyoruz demekten ziyade, Kol kola olarak bu yoğun rekolteyi kaldırabileceğimize inanıyoruz. Kaos ortamı ve manipülasyon yapmaya kimsenin gerek yok. Herkes bir ucundan tutarak bereketini yaşayalım. Tüketicimiz de bereketini yaşasın, üreticimiz de. Biz kriz olarak görmüyoruz, biz Marmarabirlik olarak hazırız. Bütün aktörler kol kola girerse bazı cenahlar tarafından oluşturulmak istenilen olumsuz ortam oluşmayacaktır.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a54c1b7aa53d-1783939511.jpeg" alt="" width="531" height="1108" /></p>
<h2>“Marmarabirlik’in kooperatifsel yapısı daha da güçlendi”</h2>
<p>Uzun bir aradan sonra Marmarabirlik’in kooperatifsel yapısını daha da güçlü hale getirmek için yeni ortak alımına başladıklarını belirten Yıldız, “Yoğun bir şekilde üreticilerimiz tarafından yeni ortaklığa talep görüyor. Bu Marmarabirlik'in güvenilir bir çatı olmasından kaynaklı üreticimizin ürünü satma konusunda daha rahat hareket ettiğini gösteriyor. Kurumsal yapımızı ve ortak yapımızı hem güçlendiriyoruz hem de büyüyoruz. Biz büyük bir aileyiz diyoruz. Çünkü bazı cenahlar Yeni ortaklarda eski ortakların mağdur olacağı konusuyla ilgili söylemler bulunuyor. Hiçbir şekilde bu söylemler değil. Biz çatımızı daha da genişleterek devam ediyoruz. Dönem dönem kısa kısa vadelerde oldu ama en son bu şekilde bu kadar büyük yeni ortak alma 20 yılı yakın bir zamanda olmuş” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursanin-zeytin-devi-marmarabirlikten-rekolte-mujdesi-83094</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/4/1280x720/ali-yildiz-1783952752.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Marmarabirlik Yönetim Kurulu Başkanı Ali Yıldız, zeytin sektöründe bu yıl beklenen yüksek rekolteye ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Rekoltenin iki yıl önce Cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyesinin de üzerine çıkmasının beklendiğini belirten Yıldız, sektörün tüm paydaşlarının iş birliği içinde hareket etmesi halinde herhangi bir kriz yaşanmayacağını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/garanti-bbvadan-surdurulebilir-tahvil-ihraci-83115</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Garanti BBVA&#039;dan sürdürülebilir tahvil ihracı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Garanti BBVA'nın, iklim değişikliğine adaptasyon ve dayanıklılık odağındaki projelere kaynak sağlamak üzere yurt dışı borçlanma programı kapsamında 30 milyon dolar tutarında sürdürülebilir tahvil ihracı gerçekleştirdiği bildirildi.</p>
<p>Banka açıklamasına göre, 371 gün vadeli ve 30 milyon dolar tutarındaki ihraç, adaptasyon ve dayanıklılık alanındaki öncü sürdürülebilir finans uygulamalarından biri olma özelliği taşıyor.</p>
<p>Bankanın, BBVA Sürdürülebilir Borç Finansmanı Çerçevesi kapsamında gerçekleştirdiği ihraçla sürdürülebilir finans stratejisini iklim değişikliğine adaptasyon ve dayanıklılık alanındaki yatırımları destekleyecek yeni finansman araçlarıyla çeşitlendirmeyi sürdürdüğü ifade edildi.</p>
<p>Tahvil gelirlerinin, iklim dayanıklı su altyapısı ve su yönetimi projeleri, taşkın önleme ve yağmur suyu yönetimi altyapısı, iklim ve afetlere dayanıklı kamu altyapısı, afet sonrası yeniden inşa çalışmaları, dayanıklı kentsel dönüşüm ve altyapı güçlendirme çalışmaları, acil durum hazırlığı ve erken uyarı sistemleri ile su idareleri ve kritik altyapıda dijitalleşmeyle modernizasyon gibi alanlara yönlendirileceği vurgulandı.</p>
<p>Kaynakların, iklim değişikliğine adaptasyonu ve dayanıklılığı güçlendirmesi, ayrıca kaynak verimliliğini artırması ve çevresel sürdürülebilirliği desteklemesi hedefleniyor.</p>
<p>Garanti BBVA Genel Müdürü Mahmut Akten, iklim krizinin, yalnızca düşük karbon ekonomisine geçişi değil, aynı zamanda üretim sistemlerinin, şehirlerin, doğal kaynakların ve altyapıların değişen iklim koşullarına karşı daha dayanıklı hale getirilmesini zorunlu kıldığını belirtti.</p>
<p>Banka olarak sürdürülebilir finansmanı, kullanıcılarının dönüşümünü desteklemenin yanında, ekonominin ve toplumun uzun vadeli dayanıklılığını artıracak stratejik bir araç olarak gördüklerini aktaran Akten, şunları kaydetti:</p>
<p>"Adaptasyon ve Dayanıklılık' temasıyla gerçekleştirdiğimiz 30 milyon dolar tutarındaki sürdürülebilir tahvil ihracımızla su yönetiminden taşkın önlemeye, afet hazırlığından kritik altyapıların modernizasyonuna kadar geniş bir alanda somut etki yaratacak projelere kaynak sağlamayı hedefliyoruz. Garanti BBVA'nın sürdürülebilirlik vizyonuna, uluslararası sermaye piyasalarındaki deneyimine ve finansal sağlamlığına güvenen tüm yatırımcılarımıza teşekkür ediyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/garanti-bbvadan-surdurulebilir-tahvil-ihraci-83115</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/1280x720/mahmut-akten-1765515728.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 30 milyon dolarlık sürdürülebilir tahvil ihracı hakkında açıklama yapan Garanti BBVA Genel Müdürü Mahmut Akten, &quot;Adaptasyon ve Dayanıklılık&#039; temasıyla gerçekleştirdiğimiz 30 milyon dolar tutarındaki sürdürülebilir tahvil ihracımızla su yönetiminden taşkın önlemeye, afet hazırlığından kritik altyapıların modernizasyonuna kadar geniş bir alanda somut etki yaratacak projelere kaynak sağlamayı hedefliyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/mayista-15-milyar-dolarlik-cari-acik-83111</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 13:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mayısta 1,5 milyar dolarlık cari açık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ödemeler dengesi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, mayıs ayında cari işlemler hesabı 1 milyar 459 milyon doları açık, altın ve enerji hariç cari işlemler hesabı ise 3 milyar 626 milyon dolar fazla verdi.</p>
<p>Ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığı 4 milyar 340 milyon dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Yıllıklandırılmış verilere göre, mayıs ayında cari açık yaklaşık 37,3 milyar dolar olurken, ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret dengesi de 74,4 milyar dolar açık verdi. Aynı dönemde hizmetler dengesi 62,5 milyar dolar fazla, birincil ve ikincil gelir dengesi sırasıyla 24,1 milyar dolar ve 1,3 milyar dolar açık kaydetti.</p>
<p>Hizmetler dengesi kaynaklı net girişler mayıs ayında 5 milyar 207 milyon dolar seviyesinde gerçekleşti. Bu kalem altında taşımacılık hizmetleri ve seyahat kaleminden kaynaklanan net gelirler sırasıyla 2 milyar 243 milyon dolar ve 3 milyar 815 milyon dolar oldu.</p>
<p><strong>Kredilerden 46,7 milyar dolar katkı</strong></p>
<p>Yıllıklandırılmış cari açığın finansmanına mayıs itibarıyla net doğrudan yatırımlar 1,8 milyar dolar, net portföy yatırımları 5,3 milyar dolar, krediler 46,7 milyar dolar ve ticari krediler 200 milyon dolar katkı sağlarken, net efektif ve mevduatlar 18,8 milyar dolar negatif yönlü etki yaptı.</p>
<p>Merkez Bankası döviz cinsinden net rezerv azalışı 32,3 milyar dolar oldu.</p>
<p>Mayısta doğrudan yatırımlar kaynaklı net çıkışlar 455 milyon dolar olarak kaydedildi. Yurt dışı yerleşiklerin Türkiye'ye yaptığı doğrudan yatırımlar 296 milyon dolar artarken, yurt içi yerleşiklerin yurt dışındaki doğrudan yatırımları da 751 milyon dolar yükseldi.</p>
<p>Gayrimenkul yatırımları incelendiğinde, yurt içi yerleşiklerin yurt dışında 143 milyon dolar gayrimenkul alımı ve yurt dışı yerleşiklerin ise Türkiye'de 184 milyon dolar net gayrimenkul alımı yaptığı görüldü.</p>
<p>Portföy yatırımları mayısta 3 milyar 69 milyon dolar tutarında net çıkış kaydetti.</p>
<p>Yurt dışı yerleşiklerin hisse senedi ve yatırım fonu piyasasında 2 milyar 786 milyon dolar ve DİBS piyasasında 287 milyon dolar net satış yaptığı görüldü.</p>
<p>Yurt dışında gerçekleştirilen tahvil ihraçlarında, yurt dışı yerleşiklerin bankalar ve diğer sektörler ihraçlarında sırasıyla 562 milyon dolar ve 860 milyon dolar net alış, Genel Hükümet ihraçlarında ise 169 milyon dolar net satış yaptığı görüldü.</p>
<p>Yurt dışından kredi kullanımlarında bu ay bankalar ve diğer sektörler sırasıyla 2 milyar 653 milyon dolar ve 755 milyon dolar net kullanım gerçekleştirirken, Genel Hükümet 180 milyon dolar net geri ödeme yaptı.</p>
<p>Diğer yatırımlar altında, yurt dışı bankaların yurt içindeki mevduatları, Türk lirası ve yabancı para cinsinden sırasıyla 1 milyar 775 milyon dolar ve 1 milyar 754 milyon dolar olmak üzere toplam 3 milyar 529 milyon dolar net artış kaydetti.</p>
<p>Resmi rezervlerde bu ay 3,3 milyar dolarlık net azalış oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/mayista-15-milyar-dolarlik-cari-acik-83111</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/3/1280x720/dolar-dollar-1770612910.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın mayıs verilerine göre, cari işlemler hesabı 1 milyar 459 milyon dolarlık açık verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-ulasimina-nefes-aldiracak-projeler-83088</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 12:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Nilüfer&#039;de 300 bin kişiyi ilgilendiren ulaşım yatırımları sürüyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ / BURSA</strong><br />Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba başkanlığındaki heyette belediye bürokratlarının yanı sıra AK Parti Nilüfer İlçe Başkanı Furkan Alpaslan da yer aldı. Gelibolu Caddesi üzerinde çalışmaları yakından inceledi. Başkan Vekili Şahin Biba, çalışmanın Görükle-İrfaniye-İzmir Yolu bağlantısını sağlayacak önemli bir ulaşım aksı olduğunu belirtti. Yeni imar yollarında çalışmaların hız kesmeden sürdüğünü ifade eden Başkan Vekili Biba, “Şehrimiz büyürken ulaşım sorunlarımız da artıyor. Bu sorunların çözümü için yeni imar yollarındaki çalışmalarımıza hızla devam ediyoruz. Şu anda Gelibolu Caddesi’ndeyiz. İnşallah bu ayın sonuna kadar kazı çalışmalarını tamamlayacağız. Ardından BUSKİ, UEDAŞ ve Türk Telekom tarafından altyapı çalışmaları gerçekleştirilecek. Sonrasında yol asfaltlanarak en kısa sürede Bursalı hemşerilerimizin hizmetine sunulacak” dedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a54b1b39b5a8-1783935411.jpeg" alt="" width="627" height="707" /></p>
<h2><strong>“300 bin nüfusu etkileyecek yatırımlar aralıksız sürüyor”</strong></h2>
<p>Nilüfer’in batı kesiminde yer alan ve yaklaşık 300 bin nüfusu doğrudan etkileyecek ulaşım yatırımlarının aralıksız sürdüğünü belirten Biba, “Kayapa, Kızılcıklı, Hasanağa ve Balkan mahallelerimizi kapsayan bölgede toplam 15 kilometrelik yol bağlantısı oluşturuyoruz. Büyüyen şehrimizin artan ulaşım ihtiyaçlarını karşılamak için adım adım ilerliyoruz. Hedefimiz, hemşerilerimizin daha güvenli, daha hızlı ve daha konforlu yollarda ulaşım sağlamasıdır” değerlendirmesinde bulundu. Başkan Vekili başkanlığındaki heyet, diğer bölgelerdeki yol çalışmalarını da yerinde inceledi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-ulasimina-nefes-aldiracak-projeler-83088</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/8/1280x720/bursa-ulasimina-nefes-aldiracak-projeler-1783935358.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba, Nilüfer’de yeni imar yolları kapsamında yapımı devam eden Gelibolu Caddesi, Barbaros Bulvarı ve Atlıçayır Bulvarı’nda teknik incelemelerde bulundu. Biba, Nilüfer’in batı kesiminde yer alan ve yaklaşık 300 bin nüfusu doğrudan etkileyecek ulaşım yatırımlarının aralıksız sürdüğünü söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiyenin-kuru-meyve-ihracatinin-yuzde-62sini-egeli-ihracatcilar-yapti-83087</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 12:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kuru meyve ihracatının yüzde 62’si Egeli ihracatçılardan</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Türk kuru meyve sektörü, dünya pazarlarındaki güçlü konumunu 2026 yılının ilk yarısında korudu. Türk kuru meyve sektörü 2026 yılının ilk yarısında, 752 milyon dolarlık ihracat performansı ortaya koyarken bu ihracatın yüzde 62’sine denk gelen 465 milyon dolarlık büyük dilimini Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği gerçekleştirdi. Çekirdeksiz kuru üzüm, kuru kayısı ve kuru incirde dünya lideri olan Türkiye, 2026 yılı sonunda 2 milyar dolar kuru meyve ve mamulleri ihracatı hedefliyor.</p>
<p>Ege İhracatçı Birlikleri Sürdürülebilirlik ve Organik Ürünler Koordinatörü ve Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Yusuf Gabay, çekirdeksiz kuru üzüm, kuru incir ve kuru kayısıda Türkiye'nin, yalnızca üretim kapasitesiyle değil, kalite, gıda güvenliği ve sürdürülebilirlik alanındaki birikimiyle de küresel pazarlarda güvenilir tedarikçi olduğunun altını çizdi.</p>
<p>Türk kuru meyvesinin küresel marka değerini artırmaya yönelik tanıtım çalışmalarını aralıksız sürdürdüklerini belirten Gabay, Hindistan'a yönelik sürdürdükleri TURQUALITY Projesiyle Hindistan pazarında büyümeyi hedeflediklerini vurguladı. Gabay şöyle devam etti: “Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri geleneksel pazarımız. AB pazarında güçlü konumumuzu korurken Uzak Doğu ve Güney Asya'da büyümeyi hedefliyoruz.</p>
<h2>Kuru meyve sektörü 2026 yıl sonunda 2 milyar dolar ihracat hedefliyor</h2>
<p>2026 yılının ikinci yarısında çekirdeksiz kuru üzüm, kuru kayısı ve kuru incirde rekolte artışlarıyla ihracatta toparlanma beklediklerinin altını çizen Gabay, kuru meyve sektörünün Türkiye genelinde 2 milyar dolar, Ege Bölgesi’nde de 1,2 milyar dolar ihracat hacmine ulaşmasını beklediklerini sözlerine ekledi.</p>
<h2>Kuru meyve ihracatında İngiltere zirvede</h2>
<p>Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği 2026 yılının ilk yarısında 94 ülkeye 465 milyon dolarlık ihracat yaparken, İngiltere 81 milyon dolarlık tutarla zirvedeki yerini korudu.</p>
<p>Almanya 55,2 milyon dolarlık ihracatla Amerika Birleşik Devletleri’ni geçerek ikinci sıraya yükselirken, ABD 54,8 milyon dolarlık Türk kuru meyveleri talebiyle zirvenin üçüncü basamağına tutundu. EKMİB üyeleri Fransa’ya 40,7 milyon dolarlık, İtalya’ya 30,5 milyon dolarlık kuru meyve ürünleri ihraç etti. EKMİB ilk beş ülkeye 262 milyon dolarlık kuru meyve ihraç ederken bu ülkeler toplam ihracattan yüzde 56 pay aldı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/turkiyenin-kuru-meyve-ihracatinin-yuzde-62sini-egeli-ihracatcilar-yapti-83087</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/7/1280x720/turkiyenin-kuru-meyve-ihracatinin-yuzde-62sini-egeli-ihracatcilar-yapti-1783934779.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye&#039;nin kuru meyve ihracatı 2026 yılının ilk yarısında 752 milyon dolara ulaşırken, bunun 465 milyon dolarlık bölümünü gerçekleştiren Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği toplam ihracattan yüzde 62 pay aldı. Sektör, yıl sonunda Türkiye genelinde 2 milyar dolar, Ege Bölgesi&#039;nde ise 1,2 milyar dolarlık ihracat hacmine ulaşmayı hedefliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kale-grubunda-ust-duzey-atama-83114</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kale Grubu&#039;nda üst düzey atama</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kale Grubu'nun yapı kimyasalları alanındaki küresel büyüme ve değer yaratma yolculuğunu hızlandırmak amacıyla atama gerçekleştirdiği bildirildi.</p>
<p>Bu kapsamda, organik büyümenin yanı sıra yatırımlar, satın almalar ve yeni iş alanlarıyla sektördeki etkinliğini artırmayı hedefleyen grupta, Yapı Kimyasalları Grup Başkanı olarak Aykut Aydoğan göreve başladı.</p>
<p>Açıklamaya göre, Kalekim AŞ, Kalekim Lyksor AŞ ve grup bünyesinde yapı kimyasalları alanında gerçekleştirilecek yeni yatırımların yönetiminden sorumlu olacak Aydoğan, grubun liderliğini yeni coğrafyalara taşıma, büyüme fırsatlarını değerlendirme ve küresel rekabet gücünü artırma hedeflerine liderlik edecek.</p>
<p>Aydoğan, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) İnşaat Mühendisliği Bölümü'nden mezun oldu, yüksek lisans eğitimini ise Koç Üniversitesi Executive MBA Programı'nda tamamladı.</p>
<p>Yapı kimyasallarında ve endüstriyel pazarlarda 26 yıllık deneyime sahip Aydoğan, çalışma hayatına 2000'de Saint-Gobain Weber'de başladı.</p>
<p>Aydoğan, kariyerinde satış, pazarlama ve genel yönetim alanlarında Türkiye, Orta Doğu ve Afrika'yı kapsayan üst düzey pozisyonlarda çalıştı, 2021'de Saint-Gobain Türkiye Üst Yöneticisi (CEO) olarak atandı.</p>
<p>Söz konusu süreçte Saint-Gobain'in Türkiye'de faaliyet gösteren 12 markasının yönetiminden sorumlu olan Aydoğan, Chryso, Weber, Saint-Gobain Aşındırıcılar ile iştirakleri İzocam ve Dalsan'ın yönetim kurullarında yer aldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/kale-grubunda-ust-duzey-atama-83114</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/4/1280x720/aykut-aydogan-1783957468.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kale Grubu&#039;nun Yapı Kimyasalları Grup Başkanlığına Aykut Aydoğan atandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/mayista-ticaret-satis-hacmi-azaldi-perakende-artti-83109</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mayısta ticaret satış hacmi azaldı, perakende arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), mayıs ayına ait ticaret satış hacim endeksi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, ticaret satış hacmi mayısta bir önceki aya göre yüzde 0,7 yükseldi. Aynı ayda motorlu kara taşıtlarının ve motosikletlerin toptan ve perakende ticareti ile onarımı için satış hacmi yüzde 2,9, perakende ticaret satış hacmi yüzde 2,4 artarken toptan ticaret satış hacmi ise yüzde 0,6 geriledi.</p>
<p>Ticaret satış hacmi, mayısta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 1,4, motorlu kara taşıtlarının ve motosikletlerin toptan ve perakende ticareti ile onarımı için satış hacmi yüzde 1,7, toptan ticaret satış hacmi yüzde 7,8 azalırken perakende ticaret satış hacmi ise yüzde 13,7 yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/mayista-ticaret-satis-hacmi-azaldi-perakende-artti-83109</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/7/1280x720/perakendecilerin-omnichanel-notu-100-uzerinden-46-oldu-1741935521.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mayıs verilerine göre ticaret satış hacmi, mayısta yıllık bazda yüzde 1,4 azalırken perakende satış hacmi ise yüzde 13,7 artış gösterdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/toplam-ciro-endeksi-mayista-yuzde-31-artti-83108</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 12:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Toplam ciro endeksi mayısta yüzde 3,1 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), mayıs ayına ait ciro endekslerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış toplam ciro endeksi, mayısta aylık bazda yüzde 3,1 arttı.</p>
<p>Takvim etkisinden arındırılmış sanayi, inşaat, ticaret ve hizmet sektörleri toplam ciro endeksi, aynı ayda yıllık bazda yüzde 32,9 yükseliş gösterdi.</p>
<p>Sanayide takvim etkisinden arındırılmış ciro endeksi, mayısta yıllık bazda yüzde 36,6 arttı. Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış sanayi ciro endeksi de söz konusu ayda bir önceki aya göre yüzde 2,5 yükseliş kaydetti.</p>
<p>İnşaat sektöründe takvim etkisinden arındırılmış ciro endeksi, mayısta yıllık bazda yüzde 23, mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış inşaat ciro endeksi ise nisan ayına kıyasla yüzde 5,6 arttı.</p>
<p><strong>Ticaret ve hizmet endeksleri</strong></p>
<p>Takvim etkisinden arındırılmış ticaret ciro endeksi, mayısta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 31,8, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış ticaret ciro endeksi de bir önceki aya kıyasla yüzde 3 artış gösterdi.</p>
<p>Hizmet sektöründe takvim etkisinden arındırılmış ciro endeksi, mayısta geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 34,8, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış hizmet ciro endeksi bir önceki aya göre yüzde 3,6 yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/toplam-ciro-endeksi-mayista-yuzde-31-artti-83108</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/hesap-ciro.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in mayıs verilerine göre takvim etkisinden arındırılmış sanayi, inşaat, ticaret ve hizmet sektörleri toplam ciro endeksi, aylık bazda yüzde 3,1 yıllık bazda ise yüzde 32,9 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/izmir/mustafa-karabagli-ebso-baskanligina-adayligini-acikladi-83083</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 11:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mustafa Karabağlı EBSO Başkanlığına adaylığını açıkladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>EKONOMİ/İZMİR</p>
<p>Ege Bölgesi Sanayi Odası'nda (EBSO) seçim süreci hız kazanırken, sanayici Mustafa Karabağlı, 2026 yılı Ekim ayında gerçekleştirilecek EBSO seçimlerinde Yönetim Kurulu Başkanlığına aday olduğunu açıkladı. "Yeni Nesil Sanayicilik" vizyonuyla yola çıktığını belirten Karabağlı, EBSO'nun yalnızca üyelerinin sorunlarını çözen değil; teknoloji, dijital dönüşüm, sürdürülebilirlik ve yüksek katma değerli üretime öncülük eden, İzmir sanayisinin rekabet gücünü artıran bir kurum yapısına kavuşturulması için çalışacaklarını söyledi.</p>
<p>Sanayide başarının artık yalnızca üretim miktarıyla ölçülmediğini, katma değerli üretim, teknoloji, dijital dönüşüm ve sürdürülebilirliğin geleceğin sanayisini şekillendiren temel unsurlar olduğunu belirten Mustafa Karabağlı, "Biz bu anlayışı 'Yeni Nesil Sanayicilik' olarak tanımlıyoruz. Yeni Nesil Sanayicilik; üretimi bilgiyle, teknolojiyi tecrübeyle, girişimciliği ortak akılla buluşturan bir vizyondur. EBSO'nun yalnızca üyelerinin sorunlarını çözen değil; onların rekabet gücünü artıran, yeni fırsatlar oluşturan, yeni üretim yatırımlarının ve teknoloji girişimlerinin gelişmesine öncülük eden bir kurum olması gerektiğine inanıyoruz" dedi.</p>
<p>Şeffaf, katılımcı ve hesap verebilir bir yönetim anlayışı benimseyeceklerini ifade eden Karabağlı, "Üyeleriyle sürekli iletişim içinde olan, sorunları yerinde dinleyen, çözümü birlikte üreten ve her kararında ortak aklı esas alan bir EBSO anlayışını hâkim kılacağız. Amacımız makamdan ziyade sanayicimizin güven duyduğu, her koşulda yanında hissettiği güçlü bir temsil anlayışını hayata geçirmek. Bölgemiz sanayisinin köklü mirasını 'Yeni Nesil Sanayicilik' vizyonuyla geleceğe taşımak, üyelerimiz için daha fazla değer üretmek ve EBSO'yu yarının dünyasına hazırlamak için bu sorumluluğu üstlenmeye hazırız" diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/izmir/mustafa-karabagli-ebso-baskanligina-adayligini-acikladi-83083</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/3/1280x720/mustafa-karabagli-ebso-baskanligina-adayligini-acikladi-1783931974.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2026 yılı Ekim ayında yapılacak EBSO seçimlerinde Yönetim Kurulu Başkanlığına aday olduğunu açıklayan Mustafa Karabağlı, &quot;Yeni Nesil Sanayicilik&quot; vizyonuyla teknoloji, dijital dönüşüm, sürdürülebilirlik ve yüksek katma değerli üretimi merkeze alan bir yönetim anlayışıyla İzmir sanayisinin rekabet gücünü artırmayı hedeflediklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tosyalinin-yatirimina-bbvadan-187-milyon-euroluk-kredi-83106</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tosyalı&#039;nın yatırımına BBVA&#039;dan 187 milyon euroluk kredi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tosyalı'nın sürdürülebilirlik ve enerji dönüşümü alanındaki yatırımlarını uluslararası finansman kaynaklarıyla güçlendirmeye devam ettiği bildirildi. </p>
<p>Bu kapsamda şirket, toplam 1,2 gigavat kapasiteli güneş enerjisi santrali (GES) yatırımının ilk fazını oluşturan Osmaniye ve Niğde projeleri için BBVA ile İspanya İhracat Kredi Kuruluşu Cesce teminatı kapsamında 187 milyon euro tutarında ihracat finansmanı alıcı kredisi anlaşması imzaladı.</p>
<p>GE Vernova'nın Finansal Hizmetler iş birimi koordinasyonuyla harekete geçirilen finansmanın, toplam 261 megavat kurulu güce sahip bu iki projenin hayata geçirilmesinde kullanılacağı belirtildi.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre işlem, GE Vernova'nın Türkiye'deki bir yenilenebilir enerji projesine yönelik olarak Cesce desteğiyle sağladığı ilk finansman olma özelliğini taşıyor. Projenin, aynı zamanda GE Vernova'nın Türkiye'de güneş enerjisi projelerinin finansmanında bugüne kadar yaklaşık 850 milyon dolar tutarında kaynak sağlanmasında katkı sunan rolünü de güçlendirdiği ifade edildi.</p>
<p>Açıklamada, "Bu iş birliği, GE Vernova'nın Türkiye'deki yerel varlığını daha da genişletirken, şirketin sunduğu teknolojiler halihazırda ülke genelinde yaklaşık 3,5 gigavatlık güneş enerjisi kapasitesini destekliyor. Inogen EPC (Mühendislik, Tedarik ve Kurulum) yüklenicisi ve GE Vernova teknoloji tedarikçisi olarak, Osmaniye ve Niğde projelerinin kilit paydaşları olarak projelerde yer alıyor. Finansman, uluslararası finans kuruluşlarının Tosyalı'nın yeşil çelik ve enerji dönüşümüne yönelik uzun vadeli vizyonuna duyduğu güveni pekiştirirken, aynı zamanda şirketin küresel finans piyasalarındaki güçlü konumunu ve sürdürülebilirlik odaklı yatırımları için finansman sağlama kabiliyetini de ortaya koyuyor." denildi. </p>
<p>Tosyalı'nın 1,2 gigavat kapasiteli GES yatırımı, daha önce hayata geçirdiği ve kendi segmentinde dünyanın en büyük çatı üstü güneş enerji santrallerinden biri olan 235 megavat kurulu güce sahip yatırımının devamı niteliğini taşıyor. Şirket, toplam 1,4 gigavat kurulu güce ulaşacak bu yeni yatırımıyla öz tüketim odaklı yenilenebilir enerji alanında dünyanın en büyük projelerinden birini hayata geçiriyor.</p>
<p>Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı, enerji dönüşümünün, sanayide rekabet gücünü belirleyen en önemli unsurlardan biri haline geldiğini belirterek, "Biz de Tosyalı olarak sürdürülebilirliği iş yapış şeklimizin merkezine koyuyor, üretimden enerjiye kadar tüm süreçlerimizi uzun vadeli bakış açısıyla dönüştürüyoruz. Bu vizyonla hayata geçirdiğimiz ve toplam 1,4 gigavat kapasiteye ulaşacak GES yatırımımız, yalnızca kendi enerji ihtiyacımızı yenilenebilir kaynaklardan karşılamaya yönelik bir yatırım değil, aynı zamanda enerji bağımsızlığımızı güçlendiren ve yeşil çelik üretimindeki küresel iddiamızı pekiştiren stratejik bir dönüşüm hamlesi." bilgisini paylaştı.</p>
<p>Tosyalı, büyük ölçekli yatırımların hayata geçirilmesinde güçlü uluslararası işbirlikleri ve sürdürülebilir finansman kaynaklarına erişim kritik önemde olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:</p>
<p>"BBVA ile Cesce teminatı kapsamında imzaladığımız 187 milyon avro tutarındaki ihracat finansmanı alıcı kredisi anlaşması, uluslararası finans kuruluşlarının Tosyalı'nın vizyonuna ve sürdürülebilir büyüme stratejisine duyduğu güvenin önemli bir göstergesi. GE Vernova ve Inogen ile kurduğumuz güçlü işbirliğiyle, ileri teknoloji, mühendislik ve finansman olanaklarını bir araya getirerek dünyanın en büyük öz tüketim odaklı GES projelerinden birini hayata geçiriyoruz. Tosyalı olarak yenilenebilir enerji yatırımlarımızla hem düşük karbonlu üretim hedeflerimize ulaşmayı hem de küresel yeşil çelik sektöründeki öncü konumumuzu daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz."</p>
<p>Inogen Group Yönetim Kurulu Başkanı Ali Murat Soydan da sanayide yeşil dönüşüm, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'nin de en önemli gündem başlıklarından biri olduğuna değinerek, "Çözüm ortaklarımızla birlikte uzun yıllardır Türkiye enerji sektöründe başarıyla uyguladığımız uçtan uca çözüm modeli kapsamında edindiğimiz deneyimi, bugün yeşil dönüşüm hedefi doğrultusunda ilerleyen sanayicilerimizin ihtiyaçlarına yanıt verecek çözümlere dönüştürebiliyor olmaktan büyük memnuniyet duyuyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/tosyalinin-yatirimina-bbvadan-187-milyon-euroluk-kredi-83106</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/5/1280x720/fuat-tosyali-1768726782.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tosyalı Holding, toplam 1,2 gigavat kapasiteli GES yatırımının ilk fazı için İspanya merkezli bankacılık grubu BBVA ile 187 milyon euroluk kredi anlaşması imzaladı. Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı, &quot;Toplam 1,4 gigavat kapasiteye ulaşacak GES yatırımımız, yalnızca kendi enerji ihtiyacımızı yenilenebilir kaynaklardan karşılamaya yönelik bir yatırım değil, aynı zamanda enerji bağımsızlığımızı güçlendiren ve yeşil çelik üretimindeki küresel iddiamızı pekiştiren stratejik bir dönüşüm hamlesi.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/metal-dokum-rotayi-abd-pazarina-kiracak-83062</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 08:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Metal döküm, rotayı ABD pazarına kıracak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BARIŞ SEDEF</strong></p>
<p>Türkiye metal döküm üretiminde Avrupa’da 2, dünyada ise 7’nci ülke konumunda. Bu konumunu güçlendirme yolunda stratejik adımlar atan sektör, Avrupa pazarının yanı sıra yeni rotalarla ihracat zincirini çeşitlendirme yolunda ilerliyor. Türkiye Döküm Sanayicileri Derneği (TÜDÖKSAD) Başkanı Oğuzhan Deniz, bu alanda özellikle ABD pazarına odaklandıklarına dikkat çekiyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na gerçekleştirdikleri ziyaretten bahseden Deniz, ziyaretteki ana gündem maddelerinden birisinin alternatif pazarlara yönelim konusu olduğunu söyledi. Hali hazırda münferit olarak ABD’ye ihracat yapan üye firmalarının bulunduğuna işaret eden Deniz, Çin’e karşı uygulanan gümrük tarifelerinin Türk metal döküm sanayisi için fırsat olduğunu sektör olarak bu alanda kolektif hareket etme hususunda yeni bir strateji belirlemek için çalışmalara başladıklarına dikkat çekti. Türkiye’deki metal döküm üretim kapasitesinin yıllık 4 milyon tonun üzerinde olduğuna vurgu yapan Deniz, “Üretim hacmi son dönemlerde düşüş gösterse de Avrupalı rakiplerimize göre bizdeki düşüş daha sınırlı kaldı” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a547db543b78-1783922101.jpg" alt="" width="700" height="505" /></p>
<h2>“Otomasyon yatırımlarıyla Çin’i yakalama şansımız var”</h2>
<p>Metal döküm sektöründe otomasyon yatırımlarının artması gerektiğine vurgu yapan Deniz, “Şu anda Çinli üreticilerle rekabet etmekte zorlanıyoruz. Çin hükümetinin uyguladığı politikalarla bize karşı %30 ihracat avantajına sahipler. Otomasyon ve verimlilik yatırımlarıyla biz bu oranı maliyet konusunda başa baş noktasına taşıyabiliriz” açıklamalarında bulundu. Deniz, sektördeki kapasite kullanım oranlarının %50 ila 60 dolayında yer aldığına işaret etti. Çin’in yanı sıra son dönemde Hindistanlı üreticilerin de döküm üretiminde öne çıktığına işaret eden Deniz, özellikle standart üretimlerde Hindistanlı firmaların rekabette fiyat avantajıyla öne çıktığını ve bu durumun yerli döküm üreticilerini zorladığını bildirdi.</p>
<h2>Yenilenebilir enerji yatırımları konusunda çalışmalar yapıyor </h2>
<p>Türk metal döküm sektöründeki üreticilerin çevresel hassasiyetler ve karbon ayak izi hususlarında da önemli yatırımlar yaptığını ifade eden Deniz, “Özellikle yeni yatırımlar hususunda birçok üretici emisyon salınımlarını düşürmeye odaklanmış durumda. Hali hazırda belirli metal döküm parçalar Avrupa Birliği’nin uygulamaya koyduğu Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması kapsamında. İlerleyen dönemlerde daha fazla ürünün düzenlemeye dahil olacağını öngörüyoruz” şeklinde konuştu. Özellikle GES yatırımları konusunda önemli sayıda firmanın fizibilite araştırmaları yaptığını belirten Deniz, aksi halde karbon ayak izi yükümlülüklerinin artmasıyla birçok sektörde rekabet gücünün daha da zorlaşacağını belirtti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">200’ÜN ÜZERİNDE ÇİNLİ DELEGE KAYIT YAPTIRDI</span></h2>
<p>TÜDÖKSAD, 19–21 Ekim 2026 tarihleri arasında İstanbul’da 76. Dünya Döküm Kongresi’ne ev sahipliği yapacak. TÜDÖKSAD Genel Sekreteri Tunçağ Cihangir Şen, kongreye en fazla kayıt yaptıran ülkelerin başında Çin’in yer aldığına dikkat çekerek, “Özellikle yeni teknolojilerin tanıtımı hususunda Çinli katılımcılardan yoğun talep alıyoruz. 200’ün üzerinde Çinli delege kayıt yaptırdı. Çin’e yaptığımız ziyarette buradaki üreticiler iki ülke arasında önemli işbirliklerinin gerçekleşebileceğini ifade etti” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/metal-dokum-rotayi-abd-pazarina-kiracak-83062</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/korfez-dokum-1-1alz_cover.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk metal döküm sanayisi gerçekleştirdiği ihracatın yaklaşık %70’ini Avrupa ülkelerine yapıyor. Pazar çeşitliliğine odaklanan sektör, Avrupa’da yaşanan genel daralma ve Çin’e karşı uygulanan gümrük tarifelerini fırsata çevirerek ABD pazarındaki ağırlığını artırmayı hedefliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tavukta-kilogram-fiyati-bu-gidisle-500-liraya-ulasir-83059</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 08:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Tavukta kilogram fiyatı bu gidişle 500 liraya ulaşır&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>İstanbul Ticaret Odası (İTO) Restoran ve Yiyecek İçecek Hizmetleri Meslek Komitesi Üyesi Rouzben Gergeri, son dönemde beyaz et sektörüne yönelik operasyonların tavuk fiyatlarını hızla yükselttiğini belirterek, mevcut gidişatın devam etmesi halinde restoranların tavuğu 400- 500 TL seviyelerinden almak zorunda kalabileceğini söyledi. Geride bıraktığımız ay Rekabet Kurumu'nun kanatlı et sektörüne yönelik başlattığı soruşturma kapsamında çok sayıda firmada eş zamanlı inceleme başlatılmıştı. Fiyat tespiti, arzın kısıtlanması ve rekabete aykırı bilgi paylaşımı iddialarını kapsadığının belirtildiği soruşturmada için sektör temsilcileri, tavuğun Türkiye'de en erişilebilir hayvansal protein kaynağı olduğunu vurgulayarak sürecin üretim ve piyasada belirsizlik yarattığını, yatırım iştahını azalttığını ifade ederken, soruşturma sonucunun sektör açısından belirleyici olacağını kaydetti.</p>
<h2>Günlük üretim-tüketim 4 milyon adet </h2>
<p>Toptanda 800 TL olan kırmızı et fiyatlarının perakende kilsunun 1.000 TL’nin üzerine çıktığını, bu nedenle vatandaşın en ulaşılabilir protein kaynağının tavuk olduğunu vurgulayan Gergeri, Türkiye'de tavukçuluk sektörünün son yıllarda büyük bir üretim kapasitesine ulaştığını ve hatta ilk defa tavuk ürünü ihraç edilebildiğini söyledi. Günlük yaklaşık 4 milyon tavuk üretildiğini belirten Gergeri, günlük tüketimin de 4 milyon olduğunu belirterek üretim döngüsü dikkate alındığında sektörün aynı anda yaklaşık 200 milyon tavuğun bakımını üstlendiğini ifade etti.</p>
<p>Gergeri, “Böyle devasa bir sistem ve o kadar ucuz rakamlara satılıyor ki fakir fukaranın tek protein kaynağıydı. Bakın öyle bir operasyon yapıldı ki, öyle büyük hatalı bir operasyon oldu ki yazık oldu o firmalara. O firmaların birçok sahibini tanıyoruz, sektörden biliyoruz. Hepsi yapacağı yatırımı askıya alıyor” dedi. Gergeri, yatırımların durmasının yalnızca üreticileri değil, istihdamı, ihracatı ve tüketici fiyatlarını da olumsuz etkileyeceğini belirterek “Yatırım demek yeni istihdam, daha fazla üretim ve daha uygun fiyat anlamına geliyor. Bu süreç sektörün büyümesini yavaşlatabilir” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Gıda sektöründe tedirginlik </h2>
<p>TÜGİDER Yönetim Kurulu Başkanı ve TGDF Yüksek İstişare Konseyi Üyesi Mustafa Manav ise tavuk sektörüne yönelik operasyonun tüm gıda sektöründe tedirginlik yarattığını söyledi. Sürecin sektör üzerindeki olası etkilerinin iyi değerlendirilmesi gerektiğini belirten Manav, "Bu tür adımların, oluşturacağı sonuçlar da dikkate alınarak yürütülmesi gerekiyor. Yaşanan süreç tüm sektör temsilcilerini endişelendirdi" dedi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yatırımcı güveni zedelendi</span></h2>
<p>Restoranların kısa süre öncesine kadar tavuğu 200-250 TL bandında temin edebildiğini belirten Gergeri, alım fiyatlarının 300 TL’nin üzerine çıktığını söyledi. Mevcut eğilimin sürmesi halinde fiyatların 400-500 TL’ye kadar yükselebileceğini öne süren Gergeri, bunun hem restoran maliyetlerini hem de tüketicinin uygun fiyatlı proteine erişimini zorlaştıracağını ifade etti. Gıda sektörünü direk etkileyen soruşturma ve denetim süreçlerinde daha dikkatli hareket edilmesi gerektiğini savunan Gergeri, kamuoyuna yansıyan operasyonların yatırımcı güvenini zedelediğini söyledi. Gergeri, varsa usulsüzlük yapan firmaların delillerle cezalandırılması gerektiğini ancak süreçlerin tüm sektörü olumsuz etkileyecek şekilde yürütülmemesinin gerektiğini ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tavukta-kilogram-fiyati-bu-gidisle-500-liraya-ulasir-83059</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/2/1280x720/pilic-tavuk-beyaz-et-1758099644.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de kırmızı etin kilosunun 1.000 TL’yi aşmasıyla en ulaşılabilir protein kaynağı haline gelen tavukta fiyat alarmı verildi. İTO Restoran ve Yiyecek İçecek Hizmetleri Meslek Komitesi Üyesi Rouzben Gergeri, restoranların 300 TL’nin üzerinde aldığı tavuğun mevcut gidişat sürerse 400-500 TL’ye çıkabileceğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sanayi-uretimindeki-yuksek-maliyet-dis-dengeyi-bozuyor-83058</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 08:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayi üretimindeki yüksek maliyet dış dengeyi bozuyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkan Vekili ve Mobilya Dernekleri Federasyonu (MOSFED) Başkanı Ahmet Güleç, EKONOMİ’ye 2026’nın ilk yarısı itibarıyla mobilya sektöründe yaşanan üretim, iç piyasa ve ihracat gelişmelerini değerlendirerek, makroekonomik göstergeler ile sektörel yol haritasına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Yüksek faiz ortamı, sıkı para politikası, maliyet artışları ve küresel lojistik hatlarındaki jeopolitik krizlerin sektöre yansımalarını ele alan Güleç, Türk mobilya sanayisinin küresel rekabetçiliğini koruyabilmesi için makro istikrarın sağlanması ve üretimin yüksek katma değerli tasarım gücüyle desteklenmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<h2>Hürmüz avantajı geçici </h2>
<p>2025 yılında sektörde yatay bir seyir izlendiğini, hatta geçen yılın ilk yarısında üretimin 2024'ün altında kaldığı dönemler olduğunu anlatan Güleç, 2026 yılına gelindiğinde ise ocak ayında yaşanan sınırlı daralmanın ardından şubat, mart ve nisan aylarında mobilya imalatında yeniden artış gördüklerini anlattı. Özellikle nisan ayında sektörlerin geneline yayılan artışı mobilya imalatında daha canlı yaşadıklarına dikkat çeken Güleç, bunun en önemli nedenlerinden biri olarak, Hürmüz Boğazı'nda yaşanan gelişmeler nedeniyle Uzak Doğu menşeli sevkiyatların azalması ve talebin Türkiye'ye yönelmesini gösterdi. “Fakat bunun geçici bir hareket olduğunu da dikkate almamız gerekiyor” diyen Güleç, “Maalesef Türkiye pek çok sektörde maliyet avantajını kaybetmiş durumda. Uzak Doğu ülkelerini bir kenara bırakalım, bazı Avrupa ülkelerinin bile daha üzerinde maliyetlere sahibiz. Bu nedenle üretimde ve ihracatta, sıkıntılı bir süreçten geçerken ithalatın artmaya devam ettiğini görüyoruz. TÜİK verilerine göre yılın ilk dört ayında mobilya ihracatımız yaklaşık yüzde 5 gerilerken, ithalatımız yüzde 20 civarında arttı” diye konuştu.</p>
<h2>İhracat performansı düşük seyrediyor </h2>
<p>Mobilya sektörünün rakiplerine karşı fiyat avantajını kaybetmekte olduğunu anlatan MOSFED Başkanı, bu durumun sadece mobilyaya has olmadığını da vurguladı. Sadece Uzak Doğu ülkelerine karşı değil bazı Avrupa ülkelerine karşı bile daha pahalı durumda olduklarını söyleyen Güleç, “İsteseniz de istemeseniz de bu zamanla ihracatımıza yansıyor ve yansımaya devam edecek. TÜİK’in açıkladığı dış ticaret endekslerine bakarsanız, ihracat fiyatlarının iki yıldır kesintisiz yükseldiğini ihraç ettiğimiz mal miktarının ise 2025’in ortalarından itibaren düşmeye başladığını görüyoruz” diye konuştu.*** Yılın ilk yarısında beklentilerin oldukça gerisinde bir ihracata imza atıldığına, bunun da sadece mobilya sektörüne has bir durum olmadığına işaret eden Güleç, “Sanayi sektörlerimizin çok büyük bir kısmında ihracat performansı düşük seyrediyor. Savunma ve elektronik gibi sektörlerin yüksek performansından mutluluk duyuyor olsak da; bunların sanayimizin sayıca küçük bir bölümünü temsil ettiğini unutmamamız gerekiyor. Ülkemizde sanayinin farklı sektörlerinde 480 bine yakın imalatçı işletme var. Bunların yüzde 90’dan fazlası sıkıntı içinde. İhracatımızda da durum benzer” değerlendirmelerinde bulundu.</p>
<h2>"Nefes" sorunları çözmekten uzak </h2>
<p>Finansman koşullarında ve kredi büyümesinde sıkıntıların sürdüğüne işaret eden Güleç, Nefes kredilerinin bazı firmalar tarafından kullanıldığını, ancak bu tür geçici adımların yaşanılan sorunları çözmekten çok uzak olduğunu vurguladı. “Türkiye, enflasyonla mücadele sürecinde para politikasını eksiğiyle fazlasıyla büyük ölçüde kullandı” diyen Güleç, bu süreçte ‘maliye politikasının son derece cılız kaldığı’ tespitinde bulunarak, şöyle devam etti: “Beklentimiz, kamu harcamalarında daha güçlü bir tasarrufa gidilmesi ve özel sektörle iş birliği içinde, sektörler özelinde maliye politikasının etkin bir kaldıraç olarak kullanılmasıdır. Gerek mobilya sektöründe gerek diğer sektörlerde ihtiyaç duyulan şey, yeni teşvikler açıklanması değil. Bakın şu anda Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız tarafından verilen yatırım teşvikleri var. Fakat ortam yatırım yapmaya uygun değil, yeni bir yatırım yapılsa mevcut iş gücü maliyetleriyle mevcut kiralarla girişimcilerin üretim yapıp bunu katma değerli bir şekilde ihracata çevirmeleri olanaksız; çünkü çok büyük bir maliyet dezavantajımız var.”</p>
<h2>Enflasyonu çözünce katma değer de artar </h2>
<p>Maliyet kıskacından çıkış için katma değerli ihracat ve tasarımın önemine dikkat çeken Güleç, bu konuda aşılması gereken iki kritik eşik olduğunu söyledi: "Birincisi genel olarak enflasyonun ve makro istikrarın yeniden sağlanması. İkincisi ise sektördeki girişimcilerde bu bilincin yerleşmesi. Enflasyonu, hayat pahalılığını, üretim maliyetlerindeki yüksekliği çözmeden özel sektörün bir yeniden yapılanma sürecine girmesini beklemek mümkün değil. Yani önce ortamın oluşması gerekiyor. Ancak bu ortam oluştuktan sonra gerek mobilya sektöründe gerek diğer sektörlerde katma değerin artırılmasına yönelik çalışmaların meyve vermesini bekleyebiliriz. Biz MOSFED ve bize bağlı sektör dernekleri olarak 'tasarım' bilincini desteklemek adına uzun süredir çalışmalar yürütüyoruz. Bunun sonuçlarını da görüyoruz. Fakat bu çalışmalarımızın sektördeki daha çok firmayı harekete geçirmesi için, dediğim gibi, makroekonomik istikrarın ve uygun maliyetle üretim imkanının sağlanması gerekiyor."</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">FDI SADECE FUAR DEĞİL, ULUSLARARASI BİR VİTRİN</span></h2>
<p>MOSFED Başkanı Ahmet Güleç, tüm bu ekonomik konjönktürün ortasında, 24–26 Eylül tarihleri arasında üçüncüsü düzenlenecek olan Furnishings &amp; Design Istanbul (FDI) fuarının önemine dikkat çekti. Ekonomik sıkıntıların gölgesinde bu organizasyonun markalara nasıl bir alan açacağını detaylandıran Güleç, zor dönemlerde fuarların yalnızca ticari alanlar olmaktan çıktığına dikkat çekti: "Zor dönemlerde fuarlar yalnızca ürünlerin sergilendiği ticari organizasyonlar olmaktan çıkar; sektörlerin moralini yükselten, yeni iş bağlantıları kuran ve geleceğe dair güven oluşturan stratejik platformlara dönüşür. Bugün yaşadığımız ekonomik koşullar da tam olarak böyle bir dönemi işaret ediyor. Biz FDI İstanbul'u tam da bu nedenle yalnızca bir fuar olarak görmüyoruz. FDI, markalarımızın dünyaya kendilerini fiyat üzerinden değil; tasarım, marka değeri, özgünlük ve hikâyeleriyle anlatabilecekleri uluslararası bir vitrin sunuyor. Artık küresel rekabette yalnızca kaliteli üretmek yeterli değil. Tasarım gücü yüksek, kimliği olan ve katma değer üreten markalar öne çıkıyor. 'Where Design Leads' mottosuna sahip olduğumuz FDI İstanbul 2026 da tam olarak bu anlayış üzerine kuruldu. Çünkü tasarım artık yalnızca estetik değil; markalaşmanın, ihracatın ve rekabet gücünün en önemli unsurlarından biri."</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">MOBİLYA EKOSİSTEMİ BİR ARADA OLACAK</span></h2>
<p>FDI'ın üreticileri yalnızca alıcılarla değil; mimarlarla, iç mimarlarla, tasarımcılarla, proje geliştiricileriyle ve yaratıcı profesyonellerle aynı ekosistem içinde buluşturduğunu belirten Güleç, bu sayede yalnızca sipariş ilişkileri değil, uzun vadeli iş birlikleri ve yeni değer zincirlerinin oluştuğunu ifade etti. Güleç, FDI İstanbul bünyesinde yer alan özel programların üretici için nasıl bir kaldıraç olacağını ise şu sözlerle açıkladı: “FDI İstanbul'u da tam bu anlayış üzerine inşa ediyoruz. Çünkü inanıyoruz ki tasarım yalnızca estetik bir unsur değil; katma değer üreten, markaları farklılaştıran, sürdürülebilir rekabet gücü sağlayan ve ihracat değerini yükselten stratejik bir üretim aracıdır. Bu nedenle FDI, ürünlerin sergilendiği klasik bir fuardan çok daha fazlasını ifade ediyor. Tasarımı, markalaşmayı, yaratıcı düşünceyi, sürdürülebilirliği ve kültürel birikimi aynı çatı altında buluşturan; entelektüel sermayeyi ekonomik değere dönüştüren uluslararası bir platform niteliği taşıyor." </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sanayi-uretimindeki-yuksek-maliyet-dis-dengeyi-bozuyor-83058</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/mosfed-baskani-ahmet-gulec.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TİM Başkan Vekili ve MOSFED Başkanı Ahmet Güleç, sanayi sektöründeki 480 bine yakın imalatçının yüzde 90&#039;ından fazlasının sıkıntı içinde olduğunu söylerken, ihracatta da birçok sektörün maliyet avantajını yitirdiğini vurguladı. Güleç, &quot;Sadece ilk 4 ayda mobilya ihracatımız yüzde 5 gerilerken, ithalatımız yüzde 20 arttı” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/dunya/bavi-cinin-lojistik-kalbini-vuruyor-83057</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 08:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bavi, Çin&#039;in lojistik kalbini vuruyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Çin kıyılarını vuran şiddetli bir tayfun, küresel ticaret zincirini sarsabilecek büyük bir lojistik sınava dönüşüyor. Bu yıl Çin anakarasını vuran en güçlü fırtına olan Bavi, Zhejiang kıyılarından karaya çıkarak ülkenin en önemli sanayi ve liman merkezlerini etkisi altına aldı. Yaklaşık 2 milyon kişinin tahliye edildiği afet, yalnızca can güvenliğini değil, dünyanın en yoğun deniz ticaret koridorlarından birinin işleyişini de tehdit ediyor. Şanghay, Ningbo, Wenzhou ve Qingdao hattında yaşanan aksaklıklar, Asya-Pasifik taşımacılığında yeni bir darboğazın habercisi olarak görülüyor.</p>
<h2>Limanlarda trafik yarıya indi</h2>
<p>Bavi'nin etkisi deniz taşımacılığında şimdiden hissedilmeye başladı. Şanghay çevresindeki gemi trafiği yaklaşık yüzde 50 azalırken, birkaç gün önce liman önlerinde bekleyen 180 gemi sayısı 83'e geriledi. Güvenlik gerekçesiyle birçok gemi rotasını değiştirirken, bazıları ise açıkta beklemeyi tercih ediyor. Konteyner terminallerinde yanaşma programlarının bozulması, kuru yük limanlarında ise boşaltma operasyonlarının yavaşlaması bekleniyor. Uzmanlara göre fırtınanın asıl maliyeti birkaç günlük liman kapanmalarından çok, sonrasında oluşacak gemi yığılması ve teslimat zincirindeki gecikmeler olacak.</p>
<h2>Kritik hammaddeler risk altında</h2>
<p>Bavi'nin rotası, Çin'in en yoğun hammadde giriş kapılarının bulunduğu bölgeden geçiyor. Demir cevheri, termik kömür, kok kömürü, boksit, nikel cevheri ve soya fasulyesi sevkiyatları en yüksek risk grubunda yer alıyor. Özellikle demir cevheri tarafında limanlara ulaşması planlanan yük miktarının bir haftada 12,5 milyon tondan 16,7 milyon tona yükselmesi, olası gecikmelerin çelik üretim zincirine kadar uzanabilecek etkiler yaratabileceğini gösteriyor. Benzer şekilde alümina rafinerileri için kritik öneme sahip boksit sevkiyatlarında yaşanacak gecikmeler de emtia piyasalarının yakından takip ettiği başlıklar arasında yer alıyor.</p>
<h2>Sadece Çin'i değil dünyayı ilgilendiriyor</h2>
<p>Çin dünyanın en büyük üretim merkezi olmasının yanında küresel tedarik zincirinin de ana dağıtım noktası konumunda bulunuyor. Bu nedenle limanlarda yaşanacak birkaç günlük aksama bile konteyner taşımacılığından enerji ürünlerine, madenlerden tarım emtialarına kadar çok sayıda sektörü etkileyebiliyor.</p>
<h2>Navlunu yükseltebilir</h2>
<p>Analistler, Bavi'nin etkisinin uzaması halinde Pasifik genelinde gemi arzının daralabileceğini, bunun da navlun ücretlerinde yeni bir yükseliş dalgasını tetikleyebileceğini belirtiyor. Limanların yeniden açılması ise sorunun tamamen çözüldüğü anlamına gelmeyecek. Aynı anda limanlara yönelen yüzlerce gemi, haftalar sürebilecek yeni bir yoğunluk oluşturabilir.</p>
<h2>Uçuşlar iptal edildi</h2>
<p>Tayfun yalnızca limanları değil kara ve hava ulaşımını da ciddi biçimde etkiledi. Zhejiang'ın başkenti Hangzhou'da iki büyük tren garında seferler tamamen durduruldu. Xiaoshan Uluslararası Havalimanı'nda 327 uçuş iptal edilirken, Şanghay'da 684 uçuş ve 1.620 tren seferi gerçekleştirilemedi. Tayvan'da ise 137 uluslararası ve 62 iç hat uçuşu iptal edilirken, yoğun yağış ve kuvvetli rüzgarlar adanın kuzeyinde ulaşımı önemli ölçüde aksattı. Meteoroloji otoriteleri, Bavi'nin kuzeye ilerleyerek önümüzdeki günlerde Sarı Deniz'e ulaşacağını ve Çin'in kuzey eyaletlerinde sel riskini artıracağını öngörüyor.</p>
<h2>Ticaretin yeni sınavı iklim riski</h2>
<p>Son yıllarda küresel ticaret; salgınlar, jeopolitik gerilimler ve savaşların ardından şimdi de iklim kaynaklı lojistik risklerle karşı karşıya kalıyor. Bavi, Çin'in doğu kıyılarındaki limanların dünya ekonomisi açısından ne kadar kritik olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Piyasaların önümüzdeki günlerde izleyeceği en önemli başlık, liman operasyonlarının ne kadar sürede normale döneceği olacak. Çünkü birkaç günlük gecikme yönetilebilir görülse de, uzayacak aksaklıklar hem navlun maliyetlerini hem de küresel emtia fiyatlarını yeniden yukarı taşıyabilecek yeni bir dalganın başlangıcı olabilir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Tayfun sezonunda risk faturası büyüyor</span></h2>
<p>Sigorta sektörü, 2026'nın Kuzeybatı Pasifik'te son yılların en hareketli tayfun sezonlarından biri olacağı uyarısında bulunuyor. University College London'ın Tropikal Fırtına Riski birimine göre bu yıl bölgede 27 tropikal fırtına, 18 tayfun ve 11 şiddetli tayfun bekleniyor. Bu rakam, uzun dönem ortalamasının yaklaşık yüzde 25 üzerinde. Zurich Resilience Solutions, yükselen deniz seviyesi, kıyılardaki yapılaşma ve daha sık görülen aşırı hava olaylarının Asya liman kentlerini giderek kırılgan hale getirdiğine dikkat çekiyor. Swiss Re ise Asya'nın, yoğun kentleşme ve muson etkisi nedeniyle sel kaynaklı sigortalı kayıplarda dünyanın en hızlı büyüyen bölgesi olduğunu vurguluyor.</p>
<p><strong>El Nino Asya kıyılarını vuruyor</strong></p>
<p>Munich Re'ye göre El Nino kaynaklı atmosferik koşullar 2026'da tayfunların Japonya, Doğu Çin ve Kore kıyılarını vurma olasılığını artırıyor. Uzmanlar, Asya'nın kıyı kentlerinde yaşayan 2 milyardan fazla insanın ve küresel ticaretin önemli bölümünün bu yeni iklim risklerine karşı halen yeterince hazırlıklı olmadığı uyarısını yapıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/dunya/bavi-cinin-lojistik-kalbini-vuruyor-83057</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/7/1280x720/54-1783920206.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çin kıyılarına ulaşan yılın en güçlü tayfunu Bavi limanlardan demiryollarına kadar kritik ulaşım ağlarını felç ediyor. Birçok kenti birbirine bağlayan liman koridorunda gemiler beklemeye alınırken, emtia sevkiyatlarında gecikme ve navlun artışı endişesi büyüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-60-getiri-dikkat-cekerken-sig-hisselerdeki-riskler-biter-mi-83056</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 08:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yüzde 60 getiri dikkat çekerken sığ hisselerdeki riskler biter mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsanın %0,67 gerilediği ve piyasanın satıcılı olduğu geçtiğimiz hafta, 19 hisse %11 ile %60 arası yükseldi. Beta Enerji yüzde 61 ile ilk sırada yer alırken performansıyla dikkat çekti. Ancak borsadaki her yükselişin arkasında sağlam bir temelin olmadığını da göz ardı etmemeli.</strong></p>
<p>Yatırımcılar, borsa düştüğünde endekse direnen ve sürekli prim yapan hisseleri kurtarıcı birer liman olarak değerlendirir. Endeksin zayıf durduğu bir haftada Beta Enerji, Big Medya ve Çelik Halat gibi hisselerin sergilediği çift haneli yükselişler, yatırımcıların ister istemez bu hisselere yönelik ilgisini artırabilmekte. Ancak rüzgarsız havada hızla dönen bir yel değirmeni varsa, bunun doğal bir esintiden mi yoksa arkada görünmeyen bir motordan mı kaynaklandığını da sorgulamak gerekiyor. Endeksin gerilediği ortamda, her yüksek prim sadece harika iş modelleriyle açıklanamaz.</p>
<h2>Sığ tahtalarla halka arz köpüğü</h2>
<p>Endeksin genelindeki hacimsizlik, küçük ve sığ tahtalarda işlem yapan spekülatif sermayenin işini oldukça kolaylaştırıyor. Yeni işlem görmeye başlayan Beta Enerji tavandan yaptığı açılışın sonrasında 8 gün üst üste tavandan kapanış yaptı. Halka arzlara yönelik yüksek talep yığılması hissenin bir haftada %60,81 yükselmesini sağladı. Çelik Halat %28,98 ve Özerden Ambalaj %24,85 ile sıralamaya giren diğer iki hisse. Her iki şirket yılın ilk çeyreğinde zarar yazsa da fiyat artışıyla öne çıkıyorlar. Ancak fiyatı destekleyen asıl unsur, hisselerin piyasadaki dolaşım oranlarının düşüklüğü ve az bir sermayeyle fiyatların kolayca yukarı sürülebilmesi gerçeği not edilmeli.</p>
<p>Kağıt üzerindeki yüksek fiyat primleriyle şirketlerin uzun vadeli nakit yaratma kapasitesini birbirinden kesin çizgilerle ayırmak gerekiyor.</p>
<p>Etiler Gıda %17,48 veya Seyitler Kimya %21,11 gibi haftalık performanslarla yatırımcısına bayram havası yaşatsa da, yatırımcıların yükselişlerin cazibesine kapılıp stratejilerini tamamen sığ ve spekülatif hisseler üzerine kurmamasında yarar var.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5474d8c998b-1783919832.png" alt="" width="999" height="550" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK Mİ, KURUMSALLIK MI?</strong></p>
<p><strong>BIST Sürdürülebilirlik</strong>; ilgi, ucuz finansman, güvence, prestij, regülasyon kalkanı. Yatırım baskısı, kısa vade feragati, yeşil badana, sektörel daralma.</p>
<p><strong>BIST Kurumsal Yönetim</strong>; Şeffaflık, koruma, istikrar, maliyet avantajı, ilgi. Hantallık, bürokrasi yükü, göstermelik puan, büyüme freni, esneklik kaybı.</p>
<p><strong>Cargill ile yaptığı anlaşma çerçevesinde Japonya’da geniş bir pazara ulaşacak</strong></p>
<p>Merko Gıda’nın Cargill anlaşması gelirine nasıl bir etkide bulunacak? ●Hüseyin Avcı</p>
<p>Hüseyin; Merko Gıda›nın Cargill Japan ile imzaladığı anlaşma, Japonya pazarındaki satışlarını kalıcı olarak büyütme potansiyeli taşıyor. İki yıl süreli ve tek yetkili olarak yapılan bu sözleşme kapsamında; tüm konserve domates ve cam kavanoz ürünleri doğrudan Japonya›daki satış kanallarına gönderilebilecek. Bu süreçte Cargill’in pazar tecrübesi ve güçlü dağıtım ağından tam anlamıyla faydalanma imkanı elde edecek. Şirket yönetimi gerçekleştirilen bu girişimin, firmanın ihracat hacmine ve uluslararası pazar payına doğrudan ve kalıcı bir katkı sağlamasını hedefl iyor.</p>
<p><strong>Bedelliden sağlayacağı geliri, yapacağı yatırımlarla  hisse alımında  kullanacak</strong></p>
<p>Hedef Girişim’in bedellisi çok yüksek değil mi, nakit ihtiyacı mı fazla? ● Kemal Çalışkan</p>
<p>Kemal; Hedef Girişim, 1,13 milyar TL olan çıkarılmış sermayesini nakden karşılanmak üzere %100 bedelli artırarak 2,26 milyar TL’ye çıkaracak. Bu işlemden yaklaşık 1,13 milyar TL nakit sağlanacak. Bedelli özünde nakit ihtiyacının işaretidir. Firmalar yüksek miktardaki bedellilere genelde yeni yatırımlarda başvurur. Şirketin açıklamalarından elde edilecek gelirin %80’inin mevcut ve yeni yatırımlarda kullanılacağı, kalan %20’nin de sermaye piyasası araçlarının alımında değerlendirileceği belirtiliyor. Bu itibarla yatırım amaçlı sermaye artırımı olduğu anlaşılıyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>YDI model portföy hisse fonu stratejisiyle yatırımcısına bir yılda %24 kazandırdı</strong></p>
<p>Yapı Kredi’nin yönettiği Model Portföy Hisse Senedi Fonu (YDI), şubatta 0,47 TL’yi test ettikten sonra gerileyerek yatayda dalgalı bir seyre döndü. Fonun hacmi şubattan bu yana küçülüyor. Büyüklüğü temmuz ayında 1,08 milyar TL seviyesine inerken düşüş eğilimi sürdü. Son beş ayda her ay değişen oranlarda nakit çıkışı yaşandı. Temmuzun ikinci haftasında çıkan nakit miktarı 6,69 milyon TL oldu. Fonun yatırımcı sayısı da kademeli düşüş eğilimi içerisinde. Sayı şimdilerde 7.109 kişiye inmiş durumda. Doluluk oranı %4,94 seviyesindeki YDI’nın temel stratejisi, kendi uzmanlarınca belirlenen model portföy baz alınarak seçilen hisselerde değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyün %92,15’i hisse senedi ve %7,50’si yatırım fonlarından oluşuyor. Yıllık bazda %24,06 getiri elde eden YDI, endeksin gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Nurol Yatırım Bankası %42,76 bileşik faizle 2,5 milyar TL borçlandı</strong></p>
<p>Nurol Yatırım Bankası, nitelikli yatırımcılara yönelik 10.07.2026 vade başlangıç tarihli tahvil ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 2.500.000.000 TL olan tahvilin yıllık basit faizi %43, bileşik faizi ise %42,76 olarak belirlendi. 376 gün vadeli tahvilin vadeye isabet eden faizi %44,3 düzeyinde. Tahvilin itfa tarihi 21.07.2027 olarak açıklandı. 10 Temmuz itibarıylaTLREF %39,99 seviyesinde bulunuyor. Nurol Yatırım Bankası’nın verdiği %43 basit faiz, TLREF’in 3,01 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarında makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin uzun vadeli likidite ihtiyacını karşılayacak. Tahvil, piyasada TRSNURL72729 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5474a06a7df-1783919776.png" alt="" width="966" height="237" /><strong>TÜRKİYE SİGORTA</strong></p>
<p><strong>Brüt prim üretimi altı ayda 94,2 milyar TL’yi aşarken tutar gelirini destekleyecek</strong></p>
<p>Türkiye Sigorta, yılın ilk altı aylık dönemine ait brüt prim üretiminin geçen yılın aynı dönemine göre %30 artışla 94,2 milyar TL seviyesine ulaştığını duyurdu. Şirket, enflasyonist ortamda prim üretim hacmini güçlü şekilde artırmayı başardı. Sigortacılık sektöründe prim üretiminin enflasyon oranlarıyla paralel veya üzerinde büyümesi, pazar payının korunduğunun temel göstergesidir. Altı ayda 94 milyar TL’nin üzerinde prim üretmek nakit yaratma kapasitesini yukarı taşıdığı gibi, bu primlerin finansal piyasalarda değerlendirilmesi yatırım gelirlerini büyütecektir.</p>
<p><strong>KALYON GÜNEŞ TEKNOLOJİLERİ</strong></p>
<p><strong>Yurt içinde bir müşteriden 141,5 milyon TL tutarlı anahtar teslim yeni proje aldı</strong></p>
<p>Kalyon Güneş Teknolojileri, yurt içinde faaliyet gösteren bir şirketle güneş enerjisi panellerinin anahtar teslim kurulumu ve devreye alınması için KDV hariç 141,5 milyon TL’ye sözleşme imzaladı. Projenin 2026 sonuna kadar tamamlanıp hasılata yansıması bekleniyor. Yenilenebilir enerji teknolojileri üreten şirketler için sadece ekipman tedarikçisi olmak geliri sınırlı tutar. Buna ilave anahtar teslim (EPC) projeler üstlenmek kâr marjını ve ciro hacmini yukarı çeker. Kalyon, üretim gücünü mühendislik hizmetleriyle birleştirerek güçlü bir gelir modeli oluşturmakta.</p>
<p><strong>ARD BİLİŞİM</strong></p>
<p><strong>Son bir haftada hem yurt içinde hem de yurt dışında yapay zeka destekli iki iş aldı</strong></p>
<p>ARD Bilişim, son bir haftada iki ayrı sipariş aldı. İlki, toplu taşıma araçlarının dijital dönüşüm sistemleri ile ilgili olup 3,45 milyon euro değerinde. Diğeri, Şili Deniz Kuvvetleri bünyesinde kullanılmak üzere NVIDIA grafik çözümleri temelli yapay zeka destekli bilişim ürünlerinin tedariki işi olup 554 bin dolar tutarında. Şirketin aldığı iki işin toplam tutarı yıllık gelirinin %3,8’ine denk geliyor. Bu itibarla siparişler her ne kadar kayda değer büyüklükte olmasa da geliri destekliyor. Şirketin yılbaşından bu yana açıkladığı işler ise yıllık gelirin %52,8’i düzeyinde.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Aygaz son iki haftada yukarı yöneldi. Fonlar daha ziyade alım yönlü işlem yapıyor</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a54748e0748b-1783919758.png" alt="" width="296" height="239" /></strong>Aygaz’da fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %8,31 ile toplamda 285,6 bin lot artarak 3,72 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 29’dan 28’e geriledi. YAS fonu 423,2 bin lot ile en fazla alımı yaparken, ALC 100 bin lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Aygaz için bugüne kadar 9 aracı kurum öneride bulunurken sadece biri model portföyüne aldı. En yüksek öneriyi Ziraat Yatırım 394 TL ile verdi. En düşük öneri 254 TL ile Ak Yatırım’dan geldi. Ortalama hedef önerisi ise 312,62 TL.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-60-getiri-dikkat-cekerken-sig-hisselerdeki-riskler-biter-mi-83056</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüzde 60 getiri dikkat çekerken sığ hisselerdeki riskler biter mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hazir-beton-sektoru-canlanma-umudunu-faiz-dususune-bagladi-83055</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazır beton sektörü, canlanma umudunu faiz düşüşüne bağladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>2025 yılında talep daralması ve belirsizlik nedeniyle beklemeye alınan konut projeleri, 2026 itibarıyla birer birer hayata geçirilmeye başlanıyor ancak hazır beton ve inşaat sektöründe finansmana erişimde yaşanan sıkıntılar üreticileri zorlamaya devam ediyor. Önceki yıllarda piyasada oluşan konut stokunun, geçen yıl düşük arz nedeniyle azaldığını belirten Miltaş Beton ve İnşaat Madencilik Sanayi Ticaret AŞ. Yönetim Kurulu Başkanı Adem Genç, banka kredilerine ulaşımın güçleşmesiyle konut satışları yavaşladığını bildirdi. Aynı zamanda İstanbul Sanayi Odası İnşaat Amaçlı Ürünler Sanayii Komitesi Meclis üyesi olan Genç, konut üretim maliyetlerinin artmaya devam ettiğini ancak satış fiyatlarının aynı hızda yükselmediğini belirterek, reel anlamda konut fiyatlarında gerileme yaşandığını ifade etti.</p>
<h2>İkinci el iş makineleri para etmiyor </h2>
<p>Finansmana erişimin kısıtlı olması nedeniyle piyasanın kilitlendiğini kaydeden Genç, hazır beton üreticilerinin en önemli sorunlarından birinin de tahsilat süreçleri olduğunu vurgulayarak, müteahhitlerden alınacak ödemelerin gecikmesi, çek vadelerinin uzaması ve yüksek finansman maliyetlerinin sektörün nakit akışını olumsuz etkilediğini söyledi. Konut satışlarının tamamen durmadığını ancak kârlılıkların ciddi şekilde gerilediğini belirten Genç, birçok firmanın faaliyetini sürdürmeye çalıştığını ifade etti. Deprem bölgesindeki yeniden inşa çalışmalarının büyük ölçüde tamamlanmasıyla birlikte hazır beton sektöründe oluşan canlılığın da azaldığını belirten Genç, bu durumun özellikle ikinci el iş makineleri piyasasında arz fazlasına neden olduğu, işini tamamlayan firmaların pompa, mikser ve beton santrali gibi ekipmanlarını satışa çıkarmasına rağmen alıcı bulmakta zorlandığı, bunun da ikinci el makine fiyatlarında önemli düşüşlere yol açtığını kaydetti. Deprem bölgesindeki hareketliliğin ivme kaybetmesiyle iş makinelerinin de değer kaybına uğradığını vurgulayan Genç, daha önce bir yıllık iş makinelerinde yaklaşık yüzde 20 seviyesinde olan değer kaybının bugün yüzde 30-35 seviyelerine yükseldiğini belirtti. </p>
<p>Mevcut şartlarda inşaat ve hazır beton sektörünün en önemli destek unsurunun kentsel dönüşüm projeleri olduğunu belirten Genç, bunun piyasadaki daralmayı önemli ölçüde dengelediğini belirtti. Yurt dışından konut alımlarında bölgesel gelişmeler nedeniyle kısmi bir yavaşlama yaşansa da bunun sektör üzerindeki etkisinin sınırlı kaldığı belirtilen Genç, asıl sorunun finansman, yüksek faiz ve düşen altın fiyatları olduğunu, faizlerde birkaç puanlık düşüşün vatandaşı konut alımlarına yönlendireceğini kaydetti.</p>
<p>Sektörün yılın ikinci yarısına ilişkin beklentilerinin ise faiz politikalarına bağlı olduğunu kaydeden Genç, banka kredi faizlerinde kademeli bir düşüş yaşanmasının ipotekli konut satışlarını artıracağını, bunun hem konut piyasasına hem de hazır beton sektörüne yeniden hareket kazandıracağını vurguladı. Genç, mevcut dönemin zorlu geçtiğini ancak finansman koşullarının iyileşmesi halinde sektörün yeniden büyüme sürecine girebileceğini sözlerine ekledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hazir-beton-sektoru-canlanma-umudunu-faiz-dususune-bagladi-83055</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/hazir-beton.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Krediye erişim sıkıntısı, konut satışlarındaki yavaşlama ve tahsilat sorunlarına ek olarak ikinci el iş makine fi yatlarındaki yüzde 30&#039;ları aşan değer kayıpları hazır beton sektörünü zorlamaya başladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/terorsuz-turkiye-surecinde-yasa-taslagi-partilere-ulastirilacak-83054</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Terörsüz Türkiye sürecinde yasa taslağı partilere ulaştırılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Gözler; terörsüz Türkiye sürecinde yasal adım ve takviminin nasıl işleyeceğine çevrildi. NATO zirvesi sonrasına bırakılan yasal adım için kritik haftaya girildi. Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve AK Parti’nin hukukçu kurmaylarının son şeklini verdiği yasal düzenlemenin taslak metni, bu hafta siyasi partilerin grup başkanlıklarına iletilecek. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un da bu hafta koordinatör grup başkanları ile bir toplantı yapabileceği belirtiliyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, AK Parti’nin Sapanca kampında kurmaylarına, “yasayı fazla bekletmeyin, gerekeni yapın” talimatından sonra çalışmalara hız verildi. Çerçeve yasanın, NATO haftasında da üzerinden geçildi.</p>
<p><strong>Metinde uzlaşı aranacak </strong></p>
<p>Birkaç alternatifin üzerinde duruluyor. Hazırlanan metnin AK Parti grubu tarafından, Milli Dayanışma ve Kardeşlik Komisyonu’nunda temsil edilen partilerin grup başkanlarına iletilmesi en güçlü alternatif olarak görülüyor. Yasal düzenlemenin ise tüm partilerin mutabakatıyla Meclis’ten geçmesi hedefleniyor. Yasa metninin Meclis’te grubu bulunan ve komisyonda temsil edilen partilere gönderilmesinin ardından, yoğun bir görüşme trafiğinin başlayacağı ifade ediliyor.</p>
<p><strong>Çalışma takvimi yeniden uzatılabilir </strong></p>
<p>Temasların tamamlanmasıyla teklifin Meclis Başkanlığı’na sunulmasının ardından komisyon ve genel kurul aşaması başlayacak. Ancak Meclis gündeminde emekli maaşlarının da içinde olduğu torba teklif, Anayasa Mahkemesi kararları nedeniyle Eylül ayından önce yasalaşması gereken maddelerin de yer aldığı 12. Yargı Paketi ve yeni öğretim yılına yetişmesi amacıyla hazırlanan öğrenci affına yönelik düzenlemelerin Meclis kapanmadan genel kuruldan geçmesi gerekiyor. Meclis takviminin yoğun olması nedeniyle çalışmaların Ağustos ayının ilk haftasına kadar sürmesi öngörülüyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/terorsuz-turkiye-surecinde-yasa-taslagi-partilere-ulastirilacak-83054</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/2/1280x720/terorsuz-turkiye-surecinde-sehit-aileleri-ve-gazilerle-bulusma-trafigi-hizlaniyor-1755704905.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Terörsüz Türkiye ile ilgili yasal düzenlemenin taslak metni, bu hafta siyasi partilerin grup başkanlıklarına iletilecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/akilli-stadyum-pazari-2033te-3827-milyar-dolara-ulasacak-83066</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akıllı stadyum pazarı 2033’te 38,27 milyar dolara ulaşacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Akıllı stadyum pazarı 2024’te 8,8 milyar dolara ulaştı; 2033’te 38 milyar doları aşması bekleniyor. Los Angeles’taki SoFi Stadium’dan Madrid’deki Santiago Bernabéu’ya, Londra’daki Tottenham Hotspur Stadium’dan Atlanta’daki Mercedes-Benz Stadium’a kadar yeni nesil spor yapıları milyarlarca dolarlık teknoloji, enerji ve dijital altyapı yatırımlarıyla küçük şehirlere dönüşüyor.</strong></p>
<p>Dünya futbolunun gözü bir süredir Kanada, Meksika ve ABD’nin ortaklaşa ev sahipliği yaptığı 2026 FIFA Dünya Kupası’nda. Sahada takımlar mücadele ederken, turnuvanın bir başka rekabeti tribünlerin arkasında yaşanıyor. 16 ev sahibi stadyum; milyonlarca taraftarın güvenli biçimde yönlendirilmesi, dev enerji talebinin yönetilmesi, yayın altyapısının kesintisiz çalışması ve farklı iklim koşullarına uyum sağlanması açısından büyük bir teknoloji sınavından geçiyor. Dünya Kupası, stadyumların artık yalnızca maç oynanan yapılar olmadığını ortaya koyuyor. Gerçek zamanlı veri, yüksek hızlı bağlantı, sensörler, akıllı güvenlik sistemleri, enerji yönetimi ve dijital taraftar deneyimi aynı anda devreye giriyor. Aşırı sıcaklık riskinin maç programlarını ve sporcu sağlığını gündeme taşıması da yeni nesil spor altyapısında iklimlendirme, su yönetimi ve dayanıklılığın neden merkezi hale geldiğini ortaya koyuyor. Tam da bu nedenle akıllı stadyum yatırımları hızlanıyor. Custom Market Insights’ın araştırmasına göre, küresel akıllı stadyum pazarının büyüklüğü 2024’te 8,78 milyar dolara ulaştı. Pazarın yıllık ortalama yüzde 22,5 büyüyerek 2033 yılında 38,27 milyar dolara çıkması bekleniyor.</p>
<p><strong>Stadyumların dönüşümünü zorunlu kılan temel unsur: Enerji</strong></p>
<p>Büyük bir spor kompleksinin etkinlik sırasındaki elektrik talebi, aydınlatma, dev ekranlar, yayın altyapısı, mutfaklar, iklimlendirme, güvenlik sistemleri ve saha teknolojileri nedeniyle birkaç megavattan çift haneli seviyelere çıkabiliyor. Örneğin Houston’daki NRG Stadium’da büyük bir etkinlik sırasında elektrik talebinin 8 ila 15 megavat arasında değişebildiği belirtiliyor. Bu tüketim, yaz aylarında klimaları çalışan yaklaşık 2 bin 500 ila 3 bin hanenin talebine denk geliyor. Bu talep çoğu zaman birkaç saat içinde hızla yükseliyor, etkinlik bittiğinde ise bir anda düşüyor. Dolayısıyla stadyumların enerji yönetiminde depolama, yedekleme, talep tahmini ve akıllı otomasyon kritik hale geliyor. Frankfurt’taki eski Commerzbank Arena’da gerçekleştirilen bir araştırmada, saha ısıtma sisteminin hava tahminleri ve akıllı kontrol yazılımlarıyla yönetilmesi sayesinde günlük enerji tüketiminde yüzde 66’ya varan tasarruf sağlanmış durumda.</p>
<p><strong>SOFİ STADİUM: 5 milyar doların üzerinde bir teknoloji platformu </strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a54829f86279-1783923359.png" alt="" width="700" height="359" /></strong>Akıllı stadyumların en çarpıcı örneklerinden biri Los Angeles’taki SoFi Stadium. 2020 yılında açılan yapının maliyeti yaklaşık 5,5 milyar dolar olarak hesaplanıyor. Bu rakam, SoFi’yi dünyanın en pahalı stadyumlarından biri haline getiriyor.</p>
<p>Proje; dev video ekranları, dijital altyapı, kapalı-açık hava deneyimini birleştiren mimarisi ve farklı etkinliklere uyarlanabilen yapısıyla büyük bir eğlence ekosistemi olarak tasarlandı.</p>
<p>Stadyumun merkezinde, yaklaşık 6 bin 500 metrekarelik, çift taraflı ve 360 derece görüntü sağlayan “Infinity Screen” bulunuyor. Yapı, Amerikan futbolunun yanı sıra konserlere, 2026 FIFA Dünya Kupası maçlarına ve 2028 Los Angeles Olimpiyat Oyunları’nın açılış ve kapanış törenlerine ev sahipliği yapıyor. Olimpiyatlar kapsamında stadyumun yüzme müsabakalarına uyarlanması da planlanıyor.</p>
<p><strong>BERNABÉU: Futbol sahasından 365 günlük gelir modeline </strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5482c35aa31-1783923395.png" alt="" width="700" height="348" /></strong>Real Madrid’in Santiago Bernabéu Stadyumu’ndaki dönüşüm de aynı anlayışın Avrupa’daki en güçlü örneklerinden biri.*** Kulüp, yenileme projesi için toplam 1,17 milyar Euro’luk kredi kullandı. Yatırımın merkezinde yalnızca yeni tribünler ya da daha büyük ekranlar yok. Stadyuma açılıp kapanabilir çatı, hareketli çim saha ve çimin yeraltında saklanmasını sağlayan bir sistem kuruldu. Böylece futbol sahası zarar görmeden konser, tenis, basketbol ve farklı büyük organizasyonlar yapılabilecek.</p>
<p>Bu teknoloji, Bernabéu’yu haftada bir ya da iki kez kullanılan bir futbol sahasından, yıl boyunca çalışan bir etkinlik merkezine dönüştürmeyi amaçlıyor. Yenileme kapsamında ışıklandırma, akustik, VIP alanları ve 360 derece ekran sistemleri de geliştirildi. Bu strateji, Buradaki temel strateji, stadyumun finansal değerini, oynanan maç sayısından bağımsız hale getirmeye odaklanıyor.</p>
<p><strong>TOTTENHAM: Maç günü verisini ticari değere dönüştürmek </strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5482ef23b3f-1783923439.png" alt="" width="700" height="417" /></strong>Londra’daki Tottenham Hotspur Stadium, dijital taraftar deneyimi ve çok amaçlı kullanım açısından öne çıkan bir başka örnek.</p>
<p>Stadyumun toplam maliyetinin yaklaşık 1,2 milyar sterline ulaştığı belirtiliyor. 62 binden fazla seyirci kapasitesine sahip yapı, futbol maçlarının yanı sıra Amerikan futbolu, boks, konserler ve farklı eğlence etkinlikleri için kullanılabiliyor.</p>
<p>Tottenham’ın teknolojik altyapısı, temassız ve nakitsiz ödeme, yüksek yoğunluklu kablosuz bağlantı, dijital yönlendirme ve güvenlik verilerinin tek merkezden yönetilmesi üzerine kurulu. Stadyum tarafından geliştirilen sistem, stadyumu dünyanın en bağlantılı spor yapılarından biri haline getirmeyi hedefliyor.</p>
<p>Bu altyapının önemi yalnızca taraftarın internete hızlı bağlanabilmesi değil. Kulüp, hangi kapıda yoğunluk oluştuğunu, hangi yiyecek ve içeceğin hangi saatte daha fazla satıldığını, seyircilerin hangi alanlarda daha uzun süre kaldığını analiz edebiliyor. Stadyumdaki her hareket, operasyonel veriye dönüşüyor. Bu veri, personel planlamasından stok yönetimine, güvenlikten sponsorluk değerlemesine kadar birçok kararı etkiliyor.</p>
<p>Tottenham ayrıca stadyumda yüzde 100 yenilenebilir elektrik kullanımı, düzenli depolamaya sıfır atık politikası, yeniden kullanılabilir bardak sistemi ve toplu taşımayı teşvik eden uygulamalar yürütüyor.</p>
<p><strong>ATLANTA: 1,6 milyar dolarlık yatırımın merkezinde su ve enerji var </strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a54831011ffc-1783923472.png" alt="" width="700" height="308" /></strong>Atlanta’daki Mercedes-Benz Stadium, sürdürülebilirlik tarafında en fazla öne çıkan örneklerden biri. Yaklaşık 1,6 milyar dolara mal olan stadyum, Kuzey Amerika’da LEED Platinum sertifikası alan ilk profesyonel spor stadyumu oldu.</p>
<p>Stadyumda yaklaşık 4 bin güneş paneli bulunuyor. Bu panellerin dokuz Amerikan futbolu ya da 13 futbol maçının elektrik ihtiyacına denk enerji üretebildiği belirtiliyor. Yapıda ayrıca 2,1 milyon galonluk yağmur suyu deposu ve yaklaşık 680 bin galon kapasiteli yeniden kullanım sistemi bulunuyor. Toplanan su, soğutma sistemlerinde ve peyzaj sulamasında kullanılıyor.</p>
<p>Mercedes-Benz Stadium bugün atıkların yüzde 90’dan fazlasını düzenli depolama alanlarından uzaklaştıran sıfır atık modeliyle de öne çıkıyor. Stadyum yönetimi, enerji, su, ulaşım ve atığı tek bir sürdürülebilirlik stratejisi içinde ele alıyor.</p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong>Amsterdam: Eski elektrikli araç bataryaları stadyuma enerji veriyor</strong></span></p>
<p><span style="color: #ba372a;"><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a54832b50055-1783923499.png" alt="" width="700" height="432" /></strong></span>Akıllı stadyum kavramının en yenilikçi örneklerinden biri de Amsterdam’daki Johan Cruijff ArenA. Stadyumda 4 bin 200 güneş paneliyle üretilen elektrik, kullanım ömrünü tamamlamış elektrikli araç bataryalarından oluşturulan büyük ölçekli bir enerji depolama sisteminde saklanıyor. Sistemin kapasitesi yaklaşık 8,6 MWh’ye ulaşıyor. Böylece stadyum, şebekeden talebin yüksek olduğu saatlerde depoladığı elektriği kullanabiliyor ve enerji sistemine dengeleme hizmeti sağlayabiliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/akilli-stadyum-pazari-2033te-3827-milyar-dolara-ulasacak-83066</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akıllı stadyum pazarı 2033’te 38,27 milyar dolara ulaşacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/mutekabiliyet-ab-kamu-pazarinda-turk-firmalarinin-payini-artiracak-83053</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mütekabiliyet; AB kamu pazarında Türk firmalarının payını artıracak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Avrupa Birliği’nin son dönemde AB menşei ve korumacılık odaklı yeni araçlarla kamu alımlarını sanayi politikasının bir parçası haline getirmesi, Türk şirketleri ile Türkiye’de üretilen ürünlerin AB kamu alımları pazarına erişimini güçleştirmesi üzerine bu engellerin aşılmasına dönük yeni bir adım atılıyor. Bu hafta Meclis Plan Bütçe Komisyonunda görüşülecek torba yasada yer alan düzenlemeyle Kamu İhale Kanunu'nda değişikliğe gidilerek kamu alımlarında "mütekabiliyet" (karşılıklılık) ilkesini güçlendirecek bir düzenleme yapılacak. AB’nin kamu alımları pazarının yıllık büyüklüğünün yaklaşık 2 trilyon Euro olduğu belirtiliyor.</p>
<h2>Tanınan hak ve avantajlar </h2>
<p>Torba kanunda yer alan maddeye göre, 4734 Sayılı Kamu İhale Kanuna ‘Kamu alımlarında mütekabiliyet’ başlıklı ek bir madde eklenecek. Buna göre, alımlarda yerli istekliler, yerli malı ve bu malı teklif eden istekliler lehine tanınan hak ve avantajların, Avrupa Birliği üyesi devletlerde yerleşik isteklilere, Avrupa Birliği menşeli mala ve bu malı teklif eden isteklilere de mütekabiliyet esasları çerçevesinde ülke ve/veya ürüne göre kısmen ya da tamamen tanınması konusunda Cumhurbaşkanı yetkili olacak. Böylece, uluslararası sözleşmelerden ve ikili anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerin ifası ile ülke menfaatlerinin gerektirdiği hallerde mütekabiliyet ilkesini pozitif yönde de işletebilme yetkisi tanıyor.</p>
<p>Düzenlemeyle, Avrupa Birliğinin korumacı politikalarının yol açabileceği olumsuz etkilerin ortadan kaldırılarak yerli üreticilerin ihracat gücünün korunması, yerli istekliler ve yerli ürünlerin Avrupa Birliği pazarına erişim hakkının mütekabiliyet temelinde güvence altına alınarak pazar payının artırılmasının hedeflendiği kaydedildi.</p>
<h2>Kamu alım pazarı 2 trilyon Euro </h2>
<p>Yasa teklifine ilişkin yapılan etki analizinde yer alan değerlendirmeye göre; Türkiye’de 2025 yılında ihale dokümanında yerli istekli ve yerli malı lehine fiyat avantajı uygulanacağı belirtilen 6 bin 762 adet ihale gerçekleştirildi. Bunların toplam sözleşme tutarı ise yaklaşık 1.12 trilyon liraya ulaştı. Aynı yıl içerisinde 38 bin 283 adet Türkiye Cumhuriyeti uyruklu, 70 adet AB uyruklu ve 73 adet diğer ülke uyruklu yüklenici ile sözleşme imzalandı. AB’nin kamu alımları pazarının yıllık büyüklüğünün ise yaklaşık 2 trilyon Euro olup alım yapan kamu idaresi sayısının ise yaklaşık 250 bin olduğu kaydedildi. Yapılan etki analizine göre, AB’nin, son dönemdeki korumacı politikaları kapsamında 2022'de yürürlüğe giren Uluslararası Kamu Alımları Aracı ile AB firmalarına ayrımcılık yapan ülkelerin firmalarına ihaleye katılma yasağı veya fiyat dezavantajı getirildi, bu mekanizma ilk kez 2025'te Çinli tıbbi cihaz firmalarına karşı uygulandı. 2023 tarihli Yabancı Sübvansiyonlar Tüzüğü kapsamında ise AB dışından devlet desteği alan firmalara bildirim zorunluluğu getirilerek hibe veya vergi avantajı gibi gerekçelerle Türk firmaları da bu yaptırımlarla karşılaşabiliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/mutekabiliyet-ab-kamu-pazarinda-turk-firmalarinin-payini-artiracak-83053</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/4/1280x720/tbmm-meclis-1776928915.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Meclis Plan Bütçe Komisyonunda görüşülecek torba yasada yer alan düzenlemeyle Kamu İhale Kanunu&#039;nda değişikliğe gidilerek kamu alımlarında &quot;mütekabiliyet&quot; ilkesini güçlendirecek bir düzenleme yapılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurtulus-savasi-mufredat-tartismasi-ak-partide-de-yasaniyor-83052</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Kurtuluş Savaşı&#039; müfredat tartışması AK Parti’de de yaşanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in, AK Partili milletvekilleri ile yaptığı toplantıda, müfredatta yapılacak değişikliklere ilişkin sunumunda Kuruluş Savaşı'na ilişkin "Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı" sözlerine tepkiler sürüyor. Bakan Tekin AK Partili milletvekillerine, yeni müfredatta ‘Kurtuluş Savaşı’ ifadesinin çıkarılarak yerine ‘Milli Mücadele’ kavramının getirileceği bilgisinin kamuoyuna yansımasının ardından farklı çevrelerden tepkiler sürerken, AK Parti içinde de söz konusu değişikliğe karşı çıkılıyor. Muhalefet partileri ve eğitim sendikaları söz konusu değişikliğe tepki gösterdi. AK Parti içinde çok sayıda milletvekili de bu değişikliğe karşı çıkarken, Ankara milletvekili Tuğrul Türkeş ise açıktan tepki gösterdi Türkeş sosyal medya hesabından, Kurtuluş Savaşı, Türk'ün ateşle imtihanıdır. Nokta..." açıklamasında bulundu. </p>
<p>NATO zirvesi nedeniyle çalışmalarına bir hafta veren Meclis’te bu konunun muhalefet partileri tarafından gündeme getirileceği bekleniyor. Sert tepkilerin gösterilmesi beklenen değişiklikten geri adım atılacağı da AK Parti kaynakları tarafından dile getiriliyor.</p>
<p><strong>TBMM'de 15 Temmuz anma programı</strong></p>
<p>TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un ev sahipliğinde ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla, “15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü”nde Gazi Meclis’te anma programı gerçekleştirilecek. Program, saat 12.30’da TBMM Camii’nde şehitler ve hayatını kaybeden gaziler için okutulacak Mevlid-i Şerif ile başlayacak. Ardından TBMM 15 Temmuz Şehitler Anıtı ile Ana Bina Şeref Holü Anı Taşı’na karanfil bırakılacak. Ayrıca TBMM Şeref Holü’nde “15 Temmuz Milli İradenin Zaferi Dijital Gösterim Sergisi”, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının “15 Temmuz’un 10. Yılı Anısına Sanata Teşvik ve Sanatla Yaşam Sergisi” ile Basın İlan Kurumunun “15 Temmuz Manşetleri Gazetecilik Atölyesi Sergisi”nin açılışı gerçekleştirilecek. Meclis Tören Salonu’ndaki “15 Temmuz Anma Töreni”nde ise TBMM Başkanı Kurtulmuş ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katılımcılara hitap etmesi bekleniyor.</p>
<p><strong>Ankara şairi Ahmet Telli'ye son veda</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a54700286e30-1783918594.png" alt="" width="474" height="269" /></strong></p>
<p>Uzun yıllar yaşadığı Ankara'yı şiirlerinde özenle işleyen usta şair ve yazar Ahmet Telli çok sevdiği kente 10 Temmuz'da veda etti. Ahmet Telli'nin cenazesi dün İnşaat Mühendisleri Odası Konferans salonunda yapılan törenin ardından Karşıyaka mezarlığında defnedildi. Kentin sokaklarını, meydanlarını, gençlik hareketlerini ve entelektüel çevresini tarihin tanıklığında toplumcu gerçekçilikle anlatan şair, geçen yıl Çankaya Belediyesi'nin birincisini düzenlediği Ahmet Say Edebiyat Ödülüne layık görülmüştü. Usta şair Ahmet Telli'nin "Gidersen yıkılır bu kent kuşlar da gider / Bir nehir gibi susarım yüzünün deltasında" dizeleri şiir dostu Ankaralıların hep aklında kalacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurtulus-savasi-mufredat-tartismasi-ak-partide-de-yasaniyor-83052</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/6/7/1280x720/bakan-tekin-1757070277.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, müfredatta yapılacak değişikliklere ilişkin sunumunda Kuruluş Savaşı&#039;na ilişkin &quot;Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı&quot; açıklamasını yapmıştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gorunmeyen-fatura-yapay-zeka-yatirimlarinin-gizli-maliyetleri-83051</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Görünmeyen fatura: Yapay zekâ yatırımlarının gizli maliyetleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SELİM ELBAN - </strong><strong>PwC Türkiye Şirket Ortağı</strong></p>
<p>Yapay zekâ bugün neredeyse her yönetim toplantısının, her yatırım sunumunun ana gündem maddesi. Şirketler, rekabette geri kalmamak için hızla üretken yapay zekâ çözümlerini deniyor; karar alabilen ve süreçleri uçtan uca yürütebilen otonom yazılım ajanlarına dayalı mimarilere yöneliyor. Ancak bu dönüşüm konuşulurken, çoğu zaman gözden kaçan kritik bir boyut var: gerçek maliyet.</p>
<p>Yapay zekâya dair birçok gider, finansal tablolarda tek bir kalem olarak görünmüyor. Bu maliyetler; seçilen altyapıdan lisanslara, kurulan yönetişim ve denetim yapısından iş yapış biçimindeki değişikliklere ve ortaya çıkan hataları düzeltme süreçlerine kadar şirketin farklı noktalarına dağılmış durumda. Bu nedenle, yapay zekâ yatırımlarının geri dönüşü hesaplanırken yalnızca “ne kadar hızlandık” ya da “ne kadarını otomatikleştirdik” gibi göstergelere bakmak genellikle yanıltıcı oluyor. Daha sağlıklı bir değerlendirme için toplam maliyetin ve yaratılan değerin tüm boyutlarıyla ele alınması gerekiyor.</p>
<p>Liste elbette uzatılabilir; ancak maliyet unsurlarını üç ana başlık altında toplamak mümkün:</p>
<p><strong>1- Altyapı ve teknoloji </strong><strong>ekosistemi maliyetleri</strong></p>
<p>Üretken yapay zekânın toplam sahip olma maliyeti, sadece model kullanım ücretlerinden oluşmuyor. Birçok kurum, ilk adımda model veya platform lisans bedeline odaklanıyor; oysa asıl yük çoğu zaman çevresindeki teknoloji ekosisteminde ortaya çıkıyor.</p>
<p><strong>- Bulut altyapısı ve işlem gücü:</strong> Büyük dil modelleri ve otonom yazılım ajanları, yüksek hesaplama gücü ve esnek altyapı gerektiriyor. İstek sayısı, kullanılan bağlam uzunluğu ve model karmaşıklığı arttıkça bulut maliyetleri öngörülenden çok daha hızlı büyüyebiliyor.</p>
<p><strong>- Veri saklama ve işleme:</strong> Eğitim ve süreçlerde kullanılan veri setleri, kayıtlar (log’lar) ve model çıktılarının saklanması; bunların sürekli işlenmesi için gereken depolama ve veri işleme kaynakları önemli bir kalem oluşturuyor.</p>
<p><strong>- Güvenlik ve uyum yatırımları:</strong> Kurumsal ağlara entegre edilen yapay zekâ çözümleri; erişim yönetimi, şifreleme, veri maskeleme ve benzeri güvenlik kontrolleri gerektiriyor. Regüle sektörlerde (finans, sağlık vb.) ek uyum katmanlarının kurulması da maliyeti yükseltiyor.</p>
<p><strong>- İzleme, bakım ve güncelleme:</strong> Modellerin performansının izlenmesi, yeni veriyle güncellenmesi, beklenmedik davranışların tespiti ve giderilmesi için hem araçlar hem de uzman insan kaynağı gerekiyor. Bu, çoğu zaman ilk iş planlarında yeterince detaylandırılmayan, sürekli nitelikte bir harcama.</p>
<p>Bu başlık altındaki maliyetler, projelerin ölçeklendirilmesiyle birlikte katlanarak artabiliyor. Dolayısıyla yalnızca pilot proje maliyetine bakarak uzun dönem bütçe planlamak, gerçek toplam maliyeti çoğu zaman olduğundan düşük gösteriyor.</p>
<p><strong>2- Sahiplik belirsizliği ve </strong><strong>operasyonel risk maliyetleri</strong></p>
<p>Gizli maliyetleri büyüten bir diğer faktör, yapay zekâ girişimlerinde “sahiplik” konusunun net olmaması. Projeler çoğu zaman bilgi teknolojileri, iş birimleri ve risk fonksiyonları arasında paylaşılan bir alan gibi konumlanıyor. Bu da kimi zaman kimsenin tam olarak sorumluluk üstlenmediği, dolayısıyla maliyet ve riskin dağınık kaldığı bir tablo yaratıyor.</p>
<p><strong>- Kim sorumlu?</strong> Model performansındaki düşüşten, yanlış kararlardan veya hizmet kesintilerinden kimin sorumlu olduğu net olmadığında, sorunlar uzun süre çözülmeden kalabiliyor. Bu da hem finansal kayıpları hem de verimlilik kaybını büyütüyor.</p>
<p><strong>- Hata ve ihlallerin faturası:</strong> Hata yapan bir çalışan söz konusu olduğunda, süreç ve sorumluluk zinciri genellikle bellidir. Otonom yazılım ajanlarının devrede olduğu senaryolarda ise otomatik kararlar ve zincirleme işlemler nedeniyle finansal etkiyi kimin üstleneceği çoğu zaman başlangıçta tanımlanmıyor.</p>
<p><strong>- İtibar ve uyum riskleri:</strong> Sahipliği net olmayan modeller, yanlış veri kullanımı, hatalı öneriler veya önyargılı sonuçlar ürettiğinde; kurum hem itibar hem de mevzuata uyum açısından beklenmedik maliyetlerle karşılaşabiliyor.</p>
<p>Bu nedenle, kurumların yapay zekâ portföyü için açık ve kurum geneline yayılmış bir sahiplik modeli tanımlaması kritik. Roller ve sorumlulukları netleştiren çerçeveler, hem karar alma süreçlerini hızlandırıyor hem de beklenmedik maliyetleri azaltıyor.</p>
<p><strong>3- Yönetişim, kontrol ve </strong><strong>kurtarma maliyetleri</strong></p>
<p>Yapay zekâ yatırımlarının bir diğer görünmeyen boyutu, yönetişim ve kontrol mimarisinin gerektirdiği kaynaklar. İlk bakışta “fazladan bürokrasi” gibi görünen bu yapıların eksikliği, uzun vadede çok daha büyük maliyetlere yol açabiliyor.</p>
<p><strong>- Model yaşam döngüsü yönetimi:</strong> Tasarım, geliştirme, devreye alma, izleme ve emeklilik aşamalarının her birinde; veri kökeni ve izin yönetimi, güvenlik, dayanıklılık, model geçerliliği, önyargı ve adillik testleri, açıklanabilirlik ve dokümantasyon gibi kontroller gerekiyor.</p>
<p><strong>- Hata kurtarma ve olay yönetimi:</strong> Özellikle otonom yazılım ajanlarının kullanıldığı senaryolarda, yanlış yetkilendirilmiş veya hatalı kurgulanmış iş akışlarının zincirleme işlemlerle ciddi finansal kayıplara yol açması mümkün. Bu durumlarda devreye giren manuel müdahale, geri alma operasyonları ve süreç iyileştirmeleri, çoğu zaman proje planında öngörülmeyen ek maliyetler yaratıyor.</p>
<p><strong>- Politika ve eğitim maliyetleri:</strong> Kurum genelinde yapay zekâ kullanım politikalarının yazılması, güncellenmesi ve çalışanlara aktarılması da hem zaman hem bütçe gerektiriyor. Uygun eğitim ve farkındalık programlarının eksikliği, hatalı kullanım ve veri sızıntıları aracılığıyla dolaylı maliyetlere dönüşebiliyor.</p>
<p>Bu kontroller kısa vadede ek maliyet gibi görünse de, denetimsiz veya gelişigüzel yapay zekâ kullanımının yol açtığı veri sızıntısı, yanlış karar veya düzenleyici ihlal gibi olayların maliyetleriyle karşılaştırıldığında çoğu zaman çok daha rasyonel bir yatırım hâline geliyor.</p>
<p>Sonuç olarak, bugün herkes yapay zekânın verimlilik artışlarını, yeni ürün fikirlerini ve müşteri deneyimindeki dönüşümleri konuşuyor. Ancak gerçek rekabet avantajı, görünmeyen tarafta; yani maliyet ve riskin ne kadar bilinçli yönetildiğinde oluşuyor. Otonom yazılım ajanlarına dayalı mimariler, aslında yeni bir ekonomik model sunuyor: Bu modelde başarı, sadece teknolojiyi ne kadar hızlı benimsediğinizle değil, toplam maliyeti ne kadar erken ve ne kadar şeffaf biçimde tanımlayıp kontrol altına aldığınızla ölçülecek.</p>
<p>Altyapı ve teknoloji ekosistemini gerçekçi şekilde maliyetleyen, sahipliği netleştiren ve güçlü bir yönetişim–kontrol çerçevesi kuran kurumlar; yapay zekâyı sadece “heyecan verici bir yenilik” olarak değil, yönetilebilir riskleri olan bir varlık sınıfı olarak ele alabilenler olacak. Yapay zekâ yarışında öne geçmenin yolu, ilk bakışta görünmeyen bu faturayı erkenden masaya koyup yönetmekten geçiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gorunmeyen-fatura-yapay-zeka-yatirimlarinin-gizli-maliyetleri-83051</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Görünmeyen fatura: Yapay zekâ yatırımlarının gizli maliyetleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-zincirindeki-asamalar-ve-etkisel-farkliliklari-83050</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enflasyon zincirindeki aşamalar ve etkisel farklılıkları</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ORHAN ÖKMEN - </strong><strong>World Rating Başkanı</strong></p>
<p>Enflasyonun, “Girdi-Üretim-Aracılık-Satış” halkalarının doğal sıralama zincirini takip ederek oluşması ile doğal zincir halkaları arasındaki bu sıralamayı bozarak veya bazı halkaları atlayarak oluşması enflasyonun şiddetini, etkilerini ve alınacak önleyici tedbirlerini değiştirmekte ve birbirinden farklı sonuçlar üretmektedir.</p>
<p>Girdi üretimi ve tedariki aşması, üretim aşaması, aracılık hizmetleri aşaması ve satış aşaması sıralamasını takip eden enflasyon süreçleri gelir dağılımı üzerinde belirgin bir bozulmaya sebebiyet vermemektedir. Zira, enflasyonun bu şekilde seyretmesi aşağıdaki sonuçları üretmektedir:</p>
<p>- Üretimden tüketime kadar olan tüm süreçlerde yer alan ekonomik ünitelerin negatif yönlü etkilenmelerinin birbirlerine tamamen yakın bir seviyede ve eş zamanlı olarak gerçekleşmesine yol açmaktadır.   </p>
<p>- Yine böyle bir süreçte para ve maliye politikalarının önleyici etkisi kısa zamanda etkili olabilmektedir.</p>
<p>- Bu türlü enflasyon artışlarının temel sebepleri, talep artışları, kaynak tedarikinde giderek kıtlaşma veya zorlaşma veya ithalatın pahalılaşması ve zorlaşmasıdır.</p>
<p><strong>Doğal zinciri bozan enflasyon </strong><strong>gelir dağılımını aşındırıyor</strong></p>
<p>Ancak girdi üretimi ve tedariki aşaması, üretim aşaması, aracılık hizmetleri aşaması ve satış aşaması şeklindeki doğal sıralamayı takip etmeyen, bu aşamaların ortasından veya sonundan başa doğru başlayan enflasyon süreçleri gelir dağılımı üzerinde oldukça belirgin bir bozulmaya sebebiyet vermekte, belli bir kesimin gelirlerini artırırken, geniş yığınların reel gelirlerini törpüleyen ciddi bir hayat pahalılığı etkisi yaratmaktadır. Enflasyonun bu şekilde seyretmesi ise aşağıdaki sonuçları üretmektedir:</p>
<p>- Üretimden tüketime kadar olan tüm süreçlerde yer alan ekonomik ünitelerin negatif yönlü etkilenmelerinin hem hacim olarak hem de zamanlama olarak birbirlerinden tamamen farklılaşmalarına yol açmaktadır.   </p>
<p>- Yine böyle bir süreçte para ve maliye politikalarının önleyici etkisi uzun vadede dahi tam etkili olamamaktadır. Bu politikaların yanına makro ihtiyati tedbirler, kamusal kontroller, hukuksal önlemler devreye girmelidir. </p>
<p>- Bu türlü enflasyon artışlarının tetikleyici sebepleri, talep artışları, kaynak tedariğinde giderek kıtlaşma veya zorlaşma veya ithalatın pahalılaşması ve zorlaşması değil, politika hataları, kurumsal zayıflıklar, yozlaşma, denetimsizlik, toplumsal dejenerasyon ve tüm bunların fasit daire içinde yapay olarak sebep olduğu arz ve talep dengesizlikleridir. </p>
<p>- Bu türlü enflasyon süreçlerinde fiyat belirleme davranışları keyfi ve fahiş kâr odaklı güdülerle yürütüldüğü için, kamusal ve hukuksal tedbirler olmadan ekonomik önlemler yeterli olamamaktadır. </p>
<p>Diğer taraftan enflasyonun, girdi maliyetleri, ücretler, kiralar, enerji giderleri, vergiler gibi hangi gider kalemlerinden ve hangi gerekçeyle başladığı da önemlidir. Bu kapsamda:</p>
<p>- Enflasyonun girdi maliyetlerinden başlamasının etkileri, diğer gider kalemlerinin fiyatlarının değişimini de sağlayacaktır. Örneğin, girdi maliyetlerinin artışının son ürünlerin satış fiyatlarına yansıması, sonuçta satın alma gücünü olumsuz etkileyeceği için, öncelikle ücret ve kira artışı taleplerini de peşi sıra tetikleyecektir.</p>
<p>- Ücret artışlarının eriyen satın alma gücünün telafisi için mi yoksa satın alma gücünde erime olmadığı halde salt popülist nedenlerle refah artışı için mi yapıldığı farklı sonuçlar doğurmaktadır.</p>
<p>- Ücret artışlarının eriyen satın alma gücünün telafisi için yapılması bozulan gelir dağılımının toparlanmasına yol açacaktır. Ancak ücret artışlarının satın alma gücünde erime olmadığı halde salt popülist nedenlerle refah artışı için yapılması ise yüksek talep enflasyonuna yol açacaktır.</p>
<p>- Kira artışlarının, konut veya işyeri şeklindeki binaların arz açığından kaynaklanması halinde bunun yaratacağı enflasyon etkisi, kira tutarlarına kamusal müdahaleyi ve bu yolla artış sınırı getirilmeyi gerektirir. Ancak kira artışlarının, gayrimenkul satış fiyatlarındaki artışa dayanması halinde ise yapılacak kamusal müdahaleler gelir dağılımını iyice bozacaktır.</p>
<p><strong>Yüksek kâr marjları satıcı </strong><strong> enflasyonunu besliyor</strong></p>
<p>- Yukarıda açıklandığı şekillerde, enflasyona gider kalemlerindeki artışların yol açması arz yönlü enflasyon olarak adlandırılmaktadır.  Ancak gelir kalemlerindeki hacimsel değil de oransal artışlar da enflasyona arz yönlü yol açmaktadır. Bu kapsamda, gelir kalemlerindeki oransal artışlardan enflasyona yol açan en önemli kalem; üreticilerin, aracıların ve satıcıların satılan ürünlerden bekledikleri kâr oranlarıdır. Bu oran yükseldikçe arz enflasyonu da artacaktır. Yüksek kâr oranlarının yol açtığı enflasyon, esasında bir fiyatlama sorunu olup, satıcı enflasyonu olarak adlandırılmaktadır. Satıcı enflasyonlarında ortaya çıkan fiyatlama sorunu daha çok tam rekabetin eksikliğinde ve aynı zamanda kamusal kontrollerin zayıfladığı hallerde ortaya çıkabilmektedir.   Önlenmesi hukuksal düzenlemeleri ve etkin takip ve müdahaleleri gerektirmektedir.  </p>
<p>Türkiye de 2021 yılından beri devam eden yüksek oranlı enflasyon, üretim ve satış zincirinde yer alan sıralı aşamaları takip etmediği için, İzlenen geleneksel para ve maliye tandanslı mücadele yöntemleri beklenen başarıyı zamanında yerine getirememekte çözümü zamana yaymaktadır. </p>
<p>Türkiye’deki enflasyon daha çok satıcı enflasyonu şeklindedir. Zira 2019 yılına göre son 5-6 yılda kâr marjları en az 2-3 kat artmış durumdadır. Reel ücretler de ise tam aksi yönde düşme mevcuttur. Reel ücret ve kâr marjı arasındaki farkın giderek kâr marjı lehine açılması gelir dağılımının bozulması pahasına karşılıksız sermaye transferi demektir. </p>
<p>Türkiye ekonomisinde yaşanan enflasyonun ekonomik nedenler dışında yapısal faktörlerin de bir kombinasyonudur.  Döviz kur seviyeleri, kamusal harcamalar, GSYH ’ daki değişmeler, para hacmindeki değişimler, enerji fiyatları, dış açıklar ve kronikleşen beklenti bozuklukları Türkiye’deki enflasyonun temel dinamikleridir. </p>
<p>Türkiye’de reel faiz oranları, enflasyon beklentilerini kontrol altına alacak şekilde ayarlanmadığı için beklentiler belirsizlik modunda seyretmektedir. Kamu harcamalarındaki artışlar enflasyon üzerinde olumsuz etkiler yaratmaya kesintisiz olarak devam etmektedir. Kamu maliyesinde disiplin bozukluğu ve israf hali devam etmekte ve verimliliği artıracak alanlara yönlendirilememektedir.  Özellikle arz yönlü enflasyon gerekçelerini ortadan kaldırmak açısından; rekabetçi piyasa yapısının güçlendirilmesi, üretim kapasitesinin artırılması, İşgücü piyasası, vergi sistemi ve finansal sektör başta olmak üzere tüm hukuk sistemini kapsayacak şekilde yapısal reformlar büyük önem taşımaktadır.</p>
<p>Enerji, hammadde ve ara mali gibi girdi ithalatları, döviz kurlarındaki artışa bağlı olarak önce üretim maliyetleri ve tüketici fiyatları peş peşe artar. İthal edilen nihai mallar açısından ise döviz kurundaki değer kaybıyla veya uluslararası piyasalardaki enflasyonla doğrudan yükselir.  İthal malların pahalanması ise yerli üreticilerin de fiyat artırma eğilimini desteklemektedir.  Böyle bir durumda oransal kâr artışlarına dayalı ve gelir dağılımını tamamen bozan bir enflasyon ortaya çıkacaktır. Döviz kurlarının artışına ve/veya yurt dışı enflasyon yükselişlerine dayalı olarak pahalılaşan ithalat kaynaklı enflasyon artışları ülke ekonomilerini en fazla tahrip eden enflasyon türüdür. Bu türlü enflasyonun önlenmesi için ithalat yasaklamaları da olmak üzere kamusal ve hukuksal müdahaleleri gerektirmektedir.  Örneğin vergi indirim ve istisnaları, SGK Prim Destekleri, nakdi destekleri, kamu alım garantileri, AR-GE destekleri gibi yollarla yerli girdi kullanımı teşvikleri, döviz kurundaki dalgalanmaların üretim maliyetleri üzerindeki etkisini azaltmayı ve enflasyona olan geçişkenliği yapısal olarak düşürecektir. Ayrıca bu türlü teşvikler beklenti kanalından beslenen enflasyon öngörülerini de engelleyecektir. Türkiye de 2021 yılından itibaren döviz kurlarındaki fahiş artışlara bağlı olarak pahalılaşan girdi ve nihai mal ithalat fiyatları enflasyonu tetiklemiş, uygun ve piyasa işleyişini bozmayan hukuksal/kamusal müdahaleler yapılmayınca enflasyon yıllara sâri kronikleşmiştir. </p>
<p><strong>Kur şoklarının fiyatlara geçişi </strong><strong>sektöre göre değişiyor</strong></p>
<p>Döviz kurlarındaki artış, döviz kuru geçişkenliği (exchange rate pass-through) yoluyla önce ve hızlıca (1-3 ay arasında) ÜFE fiyatlarına yansımakta, ancak ÜFE fiyatlarına yansıma seviyesi kur artışından daha fazla olmaktadır. Kur artışı önce ithal girdi maliyetini yükseltir. Üreticiler bu maliyet artışını hemen perakendeciye yansıtamaz; ellerindeki stokları eritene kadar veya kâr marjlarından telafi ederler. Stoklar tükendikçe ve yeni siparişler pahalı kurlarla verildikçe maliyet baskısı ÜFE'ye doğru sızmaya başlamaktadır. Ayrıca, sektörler arasında İthal girdi oranları, stok devir hızları, fiyatlama sıklığı ve pazar yapıları farklı olduğu için, döviz kurlarından fiyatlara geçişkenliğin hızı sektörel bazda değişiklik göstermektedir. Örneğin akaryakıt, enerji ve otomotiv gibi doğrudan ithal gruplarındaki geçişkenlik süresi daha kısa ve hızlıdır (1-3 gün arasında). Bunun aksine gıda sektörü biraz daha geç etkilenmektedir (2-6 ay arasında).</p>
<p>Kur şokları TÜFE’ye doğrudan değil, çoğunlukla üretici maliyetlerinin aktarılması (maliyet kanalı) veya ithal nihai tüketim malları üzerinden biraz gecikmeli olarak (4-12 ay arasında) yansımaktadır. Ayrıca kur şoklarının TÜFE de yarattığı artış etkisi, kur şoklarının artışının altında kalmaktadır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/enflasyon-zincirindeki-asamalar-ve-etkisel-farkliliklari-83050</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enflasyon zincirindeki aşamalar ve etkisel farklılıkları ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/emtialasan-cagri-merkezi-yaziliminda-fark-yaratmak-83049</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Emtialaşan çağrı merkezi yazılımında fark yaratmak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçmişte ileri teknoloji sohbetleri yaptığımız AloTech CEO’su Cenk Soyak, “artık çağrı merkezi yazılımı aslında bir emtia” deyince konuşacak bir şeylerimiz olduğunu anladım. Bu cümlenin devamındaki yapay zekâ ve hız vurgusu diğer emtia ile aradaki farkın nerede oluştuğunu ortaya koyuyor.</p>
<p>Son dönemde altın ve gümüş fiyatları ile yatıp kalkanlar farklı bir imaj yaratsa da emtianın tanımı basitçe “Emtia, ticarete konu olan, ekonomik değeri bulunan ve genellikle ham madde ya da yarı mamul niteliğindeki standartlaştırılmış malların tümüdür. Altın, petrol, doğalgaz, buğday ve pamuk gibi fiziksel olarak alınıp satılabilen bu ürünler, küresel piyasalarda birincil derecede önemli yatırım ve ticaret araçlarıdır” şeklinde.</p>
<p>Burada bir katma değer vurgusundan çok standartlaştırılmış ifadesi dikkat çekiyor. Böyle bir dünyada bir teknoloji şirketinin fark yaratmasından bahsetmek nasıl mümkün olabilir? Bu soruya yanıt vermek için Soyak’ın ifadesinin devamına bakmak gerekiyor: “Ama etrafındaki aparatlar, yapay zekâ ile o kadar gelişiyor ki o hıza şu anda çağrı merkezi operasyonları yetişemiyorlar. Ne Türkiye'de yetişiyorlar, yurt dışında da yetişemiyorlar. Hatta yurt dışında bazı coğrafyalarda çok avantajlıyız” diye devam ediyor Soyak.</p>
<p>Bu avantaj, AloTech’in yurtdışında Filipinler, Pakistan ve Güney Afrika’da tanınan bir marka haline gelmesini sağlıyor. Türkiye’den sonraki en büyük pazarı Filipinler olan AloTech’in dış pazarları arasında Pakistan yavaş yavaş Filipinler’in önüne geçiyor. Güney Afrika’da müşteriler ardı ardına gelirken buradan gelen bir referansla İngiltere’de kurulum yaptıklarını söyleyen Soyak’ın başarı formülü “Pat gittik onları devreye aldık. Böyle tak tak tak tak tak.” sözüyle özetlenebilir.</p>
<p>Teknik olarak ifade etmek gerekirse, şirketin demo yaptığında anlaşmayı kapatma becerisi ile kurulumdaki hızı ve müşteriye verilen destekte ortaya çıkan sorunu hızla çözmesi işlerin büyümesini sağlıyor. Soyak konuyu böyle ifade etmese de, çağrı merkezinden müşteri deneyimi yönetimine doğru giden yolda yaşanan değişimin tam da merkezine hitap etmelerine dayalı bir ilerleme başarıyı getiriyor. Herkesin hizmet ihracatı gibi konularda büyük planlar açıkladığı bir çağda, kendiliğinden gibi görünen bu gelişme aslında kuşların coğrafya dersi almadan uçabilmeleri gibi bir şey. Soyak, bunun sonucunu, “Yurtdışında neredeyse Türkiye’den daha fazla satış yapıyoruz. Bizi tercih etmeleri için temelde üç tane sebepleri oluyor.” sözleriyle ortaya koyuyor.</p>
<ol>
<li>Referans: Referansla gidildiği zaman bütün kapılar açılıyor. AloTech referansla gidip bir demo yapma şansı bulduğunda anlaşmayı çok yüksek oranda kapatıyor.</li>
<li>Teknolojik gelişmişlik: Soyak, Türkiye’deki bankacılık sektörünün teknoloji olarak ABD ve Avrupa’dan daha ileride olmasına benzer biçimde teknolojide daha ileride olduklarını ve bunun bilinirliğinin oluştuğunu söylüyor. “Dolayısıyla biz dünyanın herhangi bir yerine gittiğimiz zaman ‘Aaa bu özellikler bizde yokmuş’ veya ‘bizim yazılımın şu özelliği yokmuş’ demiyoruz.” şeklinde konuşan Soyak, müşteri deneyimi yönetimi alanında Türkiye’de faaliyet gösteren uluslararası şirketlere yaptıkları işler sayesinde hem bu teknolojik liderliği koruduklarını hem de müşteri tarafında bunun farkındalığının oluştuğunu söylüyor.</li>
<li>Ekibin iyiliği: Üçüncü etken ekibin çok iyi olması… Soyak, “İki büyük operasyonumuzda herhangi bir müşteri benim bu problem var dediği zaman bizim ekipten biri ortak mesajlaşma grupları üzerinden 15 saniyede cevap veriyor. Ve altı dakika içerisinde de çözüm oluşturuluyor. Böyle bir servis düzeyi sözleşmesi (SLA) var. Büyük yabancı şirketlerin bunu yapması imkânsız” diyor.</li>
</ol>
<p>Soyak’ın bahsettiği iki büyük örnekten biri Domino’s, diğeri Papa John’s’un pizza operasyonu. Her ikisi de ABD’de olan bu örneklerden Domino’s operasyonu Filipinler’den yönetiliyor. Papa John’s Pizza’nın çağrı merkezi operasyonu ise Pakistan’dan yürütülüyor.</p>
<p><strong>Domino’s’un telefonları Filipinler’de çalıyor</strong></p>
<p>Soyak, ABD’de Domino’s’u telefonla arayanlara Filipinler’den yanıt verildiğini söylüyor. Gayrisafi milli hasılasının (GSMH) yüzde 10’unu çağrı merkezlerinden elde eden Filipinler’in çağrı merkezlerinin yüzde 70’i ABD’deki müşterilere hizmet ediyor. Çağrı merkezlerinin ülkenin GSMH’si içinde sahip olduğu pay, ülkenin bakıcı olarak yurtdışında çalışan işgücünün ekonomiye yaptığı katkıya denk bir etki yaratıyor.</p>
<p>Soyak, Filipinler ile ABD arasındaki köprüyle hizmet verdikleri Domino’s’un en büyük müşterileri olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Geçenlerde hesapladım; şu anda Amerika’da pizza siparişi verdiğin zaman bu siparişlerin yüzde 17’si AloTech üzerinde geçiyor. 2 bin 400 tane Domino’s restoranında bizim numaramız var; bu numaralar bizim. O numarayı arıyorsun. Biz o çağrıyı alıp Filipinler’de Manila, Davao veya Cebu’daki çağrı merkezi temsilcisinin önüne indiriyoruz. Bakıyor, konuşuyor. Önünde Domino’s’un menüsü var. Entegre ettik. Yeni yani özel bir sistem geliştirdik. Oradan bakıyor, seçiyor, tuşa basıyor. Ödeme altyapısıyla entegreyiz. Amerika’daki pizza yola çıkıyor.”</p>
<p>Papa John’s için aynı hizmet Pakistan’dan veriliyor ve ABD’deki 2 bin restoranda bulunan numaralara gelen çağrılar Pakistan’da sonlandırılıyor. 11-12 Amerikan markasına bu şekilde hizmet veren AloTech’in Türkiye’deki müşterileri arasında ise Yemeksepeti ve Getir yer alıyor. Soyak, Trendyol’un da bazı yerlerde kendilerini kullandığını söylüyor.</p>
<p>AloTech’in üç özelliğinin çektiği müşterilerle şirketin hizmet sağladığı ülke sayısı 66’ya yükselmiş durumda. Uzaktan yapılan bu işte, hizmetin nereden verildiği önemini yitiriyor ancak bazı durumlarda işin insanlık boyutu öne çıkıyor. World Food Program’a verilen hizmet bunun çarpıcı bir örneğini oluşturuyor.</p>
<p>Soyak, “Bunu kimse bilmiyor ama World Food Program dört senedir bizde çalışıyor. İlk başta İsrail ile savaştayken yemek dağıtımında kullanılmak üzere Filistin’de kurduk. Birilerinin arayıp açız dediği sistemin altyapısını kimse kuramamış. Bir şekilde bize ulaşmışlar. Biz kurarız dedik. Normalde bir iki hafta da kuruyoruz biz. Dördüncü hafta oldu, ‘ne oluyor’ dedim. O zaman öğrendik ki, sunucuların yarısı Filistin’de, diğer yarısı İsrail’de ve bu iki taraf savaşta. ‘Bu proje değil ki, CNN’e haber’ dedim. Biz bu projeyi devreye aldıktan sonra Irak, Suriye, Uganda, Kenya, Mısır gibi ülkelerdeki işlerin hepsini teker teker bize vermeye başladılar. Şu an da oradaki World Food Program’ın en problemli yerlerindeki 12-13 tane ülkenin altyapısı AloTech’te çalışıyor. Kimse bilmiyor bunları mesela.” diyor.</p>
<p><strong>Geç başlamanın ve sınırlı kaynağın avantajı </strong></p>
<p>AloTech’in bugün geldiği noktaya ulaşmasındaki iki avantajı, geç başlamak ve sınırlı kaynağa sahip olmak oluşturuyor. Soyak, kurulmalarının ardından Türk şirketlerinin genellikle düştüğü iki önemli bir tuzağa düşmemelerinin ilerlemelerine yardımcı olduğunu söylüyor. Soyak, “Büyük bir holding ile müşteri olalım ve onların bizi kendi bilgi teknolojileri departmanı gibi kullansınlar yaklaşımından uzak durduk. Bir başka benzer alandan da uzak durarak yurt dışına gidelim, dedik.” şeklinde konuşuyor.</p>
<p>Türkiye’de kendi teknolojisini geliştirip bununla değişim yaratan bir B2B şirket olarak yurtdışına açılmanın zorluklarını da bu süreçte öğrendiklerini söyleyen Soyak, “B2C olsan Google’a reklamı basarsın ama B2B’de Türkiye’den çıkmış çok fazla başarılı örnek ve model olmadığı için yeni yollar bulmak gerekti. Kaynağı olanlar birini bir pazara gönderiyor ve iki yıl orada kalmasını finanse ediyordu. Bizim öyle bir paramız da yoktu, imkânımız da... O yüzden biz bunu merkezi olarak yapmaya başladık.” diyor. Bunun zaman içindeki teknolojik gelişime paralel olarak bir üstünlük yarattığını anlamak zor değil. Bulut teknolojilerinin gelişmesi ve buna bağlı olarak ortaya çıkan yenilikçi iş yapış yöntemleri zaman içinde ana akımı AloTech’in bulunduğu yere taşıyor.</p>
<p>2012’de Cenk Soyak ve İdris Avcı’nın kurduğu bulut tabanlı çağrı merkezi platformu AloTech, ilk günden itibaren kârlı bir şirket olarak yaşamını sürdürürken 2015’te Endeavor’a kabul edilmesinin ardından ulaştığı mentorluk ile daha da güçleniyor. </p>
<p>Bugün kendi kurumsal zekâsına sahip olan AloTech’in CEO’su Soyak, “Bugün nasıl yapsaydık daha iyi olurdu sorusunu sorup fikir yürütebiliyoruz ama artık şunu anladık. Bize kazandıran model şu oldu: Biz odaklandığımız zaman çok büyüyoruz. Yani ne zaman ki Filipinler’e ve Pakistan’a odaklandık, global pazarda hızlı büyümeye başladık.” diyor.</p>
<p><strong>AloTech’in yurtdışı markası Call Center Studio</strong></p>
<p>AloTech’in yurtdışı markası Call Center Studio, global pazardan bahsederken anılmadan geçilemeyecek bir unsur. 2015’te İTÜ Gate’i kazanmalarının ardından ABD’ye yaptıkları seyahat Call Center Studio’nun Chicago’da kurulmasının nedenini oluşturuyor. </p>
<p>Soyak, “Peki neden Chicago?” sorusuna, İTÜ ARI Teknokent’in yürüttüğü ve Türk teknoloji girişimlerinin küresel pazarlara açılmasına, özellikle Amerika pazarında büyümesine olanak tanıyan <strong>uluslararası hızlandırma programı</strong> İTÜ GATE’i refere ederek yanıt veriyor: “2015’te biz bir başka bir yarışmayı kazandık; <strong>İTÜ GATE’i… </strong>Bizi aldılar. Üç hafta Chicago’ya bir hafta San Francisco’ya götürdüler. Biz orada zehirlendik.” yanıtını veriyor.</p>
<p>Bu, daha önce merkezi Sancaktepe’de olan şirketin zihniyetini bütünüyle değiştiriyor. Soyak, “zehirlenme” ifadesini “Gittik bir baktık. Orada inovasyon merkezi var, kuluçka merkezi var; sabahtan akşama kadar herkes orada yatıyor. Altımızdaki katta YouTube kurulmuş. Yan tarafta Docusign. Docusign’ın kurucusu ile beraber cuma günü pizza partisi yapıyorlar orada. Burası başka bir şey, dedik. Bizim ofis Sancaktepe’de. Biz bunları görmeden önce zaten iş için bir ilan veriyorduk; ofisi bulanları işe alıyorduk zaten. O şekildeyken Chicago’ya gidince değiştik.” sözleriyle açıklıyor.</p>
<p>Call Center Studio, bugün gelinen noktayı ve AloTech’in yapay zekâ çağındaki halini anlatmak için iyi bir örnek. Yapay zekâ Call Center Studio’yu şu şekilde anlatıyor:</p>
<p>“Call Center Studio, Google Cloud altyapısı üzerine kurulu, yapay zeka destekli bulut tabanlı bir çağrı merkezi yazılımıdır. Fiziksel donanım maliyetlerini ortadan kaldırarak, internet ve tarayıcı erişimi olan her yerden dakikalar içinde profesyonel bir çağrı merkezi kurmayı ve yönetmeyi sağlar.</p>
<p>Ne İşe Yarar?</p>
<p>Call Center Studio, müşteri hizmetleri süreçlerini optimize etmek için çeşitli gelişmiş özellikler sunar:</p>
<ul>
<li><strong>Her Yerden Çalışma İmkanı:</strong> Temsilcilerin ofise bağımlı kalmadan, sadece bir bilgisayar, kulaklık ve internet bağlantısıyla dünyanın her yerinden müşteri hizmetleri sunmasına olanak tanır.</li>
<li><strong>Yapay Zeka Destekli Operasyon:</strong> Akıllı sesli yanıt sistemleri (IVR), otomatik çağrı dağıtımı (ACD) ve giden arama (outbound) kampanyaları için yapay zeka destekli arama motorları sunar.</li>
<li><strong>Donanım Tasarrufu:</strong> Geleneksel santral (PBX) sistemlerinin aksine fiziksel donanım maliyetleri ve bakım ücretleri gerektirmez.</li>
<li><strong>Çok Kanallı Yönetim:</strong> Gelen çağrıları, e-postaları ve mesajları tek bir arayüzde toplayarak temsilcilerin işini kolaylaştırır.</li>
<li><strong>Anlık Analitik ve Raporlama:</strong> Yöneticilerin performans metriklerini, görüşme kayıtlarını ve operasyonel verileri tek ekrandan anlık olarak izlemesini sağlar.</li>
</ul>
<p><strong>Call Center Studio ile gelen rekabet avantajları</strong></p>
<p>Google AI Modu ile konuyu toparlarken, yapay zekâdan Call Center Studio’nun sağladığı rekabet avantajlarını analiz etmesini istiyorum. Şu yanıtı alıyorum:</p>
<p>“Müşteri deneyimi (CX) yönetiminde Call Center Studio kullanmak, işletmenize operasyonel hız, esneklik ve kişiselleştirilmiş hizmet başlıklarında ciddi rekabet avantajları sağlar.</p>
<p>Elde edebileceğiniz temel rekabet avantajları şunlardır:</p>
<p><strong>Kesintisiz Çoklu Kanal (Omnichannel) Deneyimi:</strong>Müşterileriniz sizinle telefon, WhatsApp, e-posta veya canlı sohbet üzerinden iletişime geçebilir. Call Center Studio, tüm bu kanalları tek bir ekranda toplar. Müşteri WhatsApp'tan yazıp ardından aradığında, temsilci geçmiş yazışmaları görerek konuya hâkim olur. Bu durum, müşteriye kendisini özel hissettirir ve sorunların ilk temasta çözülme oranını (FCR) artırır.</p>
<p><strong>CRM Entegrasyonu ile Kişiselleştirilmiş Hizmet: </strong>Sistem, mevcut CRM yazılımlarınızla derinlemesine entegre olur. Bir müşteri aradığında, temsilcinin ekranına anında müşterinin adı, geçmiş siparişleri ve potansiyel sorunları düşer. Müşteriyi tanıyarak "Hoş geldiniz Ahmet Bey, en son verdiğiniz siparişle mi ilgili aramıştınız?" şeklinde bir karşılama yapmak, müşteri sadakatini doğrudan artırır.</p>
<p><strong>Yapay Zekâ ve Akıllı IVR ile Sıfır Bekleme Süresi: </strong>Gelişmiş sesli yanıt sistemleri (IVR) ve yapay zekâ entegrasyonları sayesinde, rutin talepler (kargo takibi, bakiye sorgulama vb.) temsilciye bağlanmadan çözülür. Bu sayede çağrı kuyrukları azalır, gerçekten insan dokunuşuna ihtiyaç duyan müşterilerinize çok daha hızlı yanıt vererek rakiplerinizin önüne geçersiniz.</p>
<p><strong>Lokasyondan Bağımsız (Uzaktan) Çalışma Esnekliği: </strong>Tamamen bulut tabanlı bir altyapı olduğu için temsilcileriniz internet olan her yerden sisteme bağlanabilir. Bu durum, size farklı şehirlerden veya ülkelerden yetenekli çalışanları ekibinize katma fırsatı tanır. Kesinti veya doğal afet durumlarında bile operasyonunuz durmaz, müşterileriniz kesintisiz hizmet almaya devam eder.</p>
<p><strong>Gerçek Zamanlı Analiz ve Anlık Müdahale: </strong>Yönetici panelleri sayesinde çağrı kuyruklarını, kaçan çağrıları ve temsilci performanslarını anlık olarak izleyebilirsiniz. Yoğunluk anlarında stratejik kararları saniyeler içinde alarak müşteri memnuniyetinin (CSAT) düşmesini engellersiniz. Ayrıca ses analitiği araçlarıyla müşteri şikayetlerindeki trendleri rakiplerinizden önce fark edip aksiyon alabilirsiniz.</p>
<p><strong>Yapay zekâ ve ses analitiği boyutu</strong></p>
<p>Yapay zekâdan son olarak Call Center Studio’nun yapay zekâ ve ses analitiği özelliklerini değerlendirmesini istiyorum ve bununla konuyu bugünlük kapatıyoruz:</p>
<p>Call Center Studio, yapay zekâ (AI) ve ses analitiği (Speech Analytics) teknolojilerini bulut altyapısıyla harmanlayarak çağrı merkezi operasyonlarını tamamen otomatik olarak analiz edilebilir hale getirir. Geleneksel yöntemlerde yöneticiler toplam çağrıların yalnızca %1-2'sini rastgele dinleyebilirken, ses analitiği sayesinde gerçekleşen tüm görüşmeler (%100'ü) yapay zekâ tarafından anlık olarak taranır ve anlamlandırılır.</p>
<p>Sistemdeki yapay zekâ ve ses analitiğinin çalışma mekanizması ile sunduğu temel özellikler şunlardır:</p>
<ol>
<li><strong> Sesin Metne Dönüştürülmesi (Speech-to-Text)</strong></li>
</ol>
<p>Görüşme sırasında müşteri ve temsilcinin tüm konuşmaları, gelişmiş Doğal Dil İşleme (NLP) algoritmaları sayesinde eş zamanlı veya çağrı biter bitmez yüksek doğrulukla yazılı metne (transkript) dönüştürülür. Bu sayede ses dosyalarını saatlerce dinlemek yerine tek tıkla arama yapıp metin üzerinden okuma yapabilirsiniz.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Duygu ve Ton Analizi (Sentiment Analysis)</strong></li>
</ol>
<p>Yapay zekâ sadece kelimeleri değil; konuşma hızını, ses tonundaki iniş çıkışları, duraksamaları ve tarafların birbirinin sözünü kesme sıklığını analiz eder.</p>
<ul>
<li>Müşterinin öfkeli, sakin, memnun veya hayal kırıklığına uğramış olduğunu tespit eder.</li>
<li>Görüşme sırasında gerginlik yükselirse, sistem yönetici paneline anlık uyarı (alert) göndererek takım liderlerinin canlı çağrıya müdahale etmesini sağlar.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li><strong> Otomatik Kalite Değerlendirmesi ve Uyumluluk (Auto QA)</strong></li>
</ol>
<p>Kalite ekiplerinin manuel form doldurma yükünü ortadan kaldırır. Yapay zekâ önceden belirlenen senaryolara göre çağrıları otomatik puanlar:</p>
<ul>
<li>Temsilci yasal olarak söylemesi gereken zorunlu cümleleri (kvkk, kampanya detayları vb.) söyledi mi?</li>
<li>Müşteriye uygun kurumsal selamlama ve kapanış yapıldı mı?</li>
<li>Argo veya şirket politikasına aykırı kelimeler kullanıldı mı?</li>
</ul>
<ol start="4">
<li><strong> Anahtar Kelime ve Trend Takibi (Topic Detection)</strong></li>
</ol>
<p>Belirli kampanya adları, rakip şirket isimleri veya "iptal", "şikayet", "iade", "pahalı" gibi kritik kelimelerin ne sıklıkla geçtiğini raporlar. Bu sayede müşterilerinizin en çok hangi konularda sorun yaşadığını veya rakiplerinizin hangi avantajlarla müşterilerinizi cezbettiğini anlık olarak görebilirsiniz.</p>
<ol start="5">
<li><strong> Akıllı Özetleme ve CRM Güncelleme</strong></li>
</ol>
<p>Görüşme sona erdiğinde, yapay zekâ dakikalarca süren konuşmayı analiz ederek 2-3 cümlelik otomatik bir çağrı özeti çıkarır. Bu özet ve çağrı etiketleri (kategori) doğrudan CRM sisteminize işlenir; böylece temsilcinin manuel not alma süresi (After Call Work) kısalır ve operasyonel hız artar.</p>
<p>Çağrı merkezi yazılımının emtialaştığı bir dünyada teknolojinin fark yaratmak için nasıl kullanılabileceği sorusuna yeterli yanıtı oluşturduğumuzu umuyorum. Soyak ve yapay zekâya bu yazının hazırlanmasındaki katkıları için teşekkür etmek gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/emtialasan-cagri-merkezi-yaziliminda-fark-yaratmak-83049</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Emtialaşan çağrı merkezi yazılımında fark yaratmak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/genc-kadinlara-sanatla-guc-veren-proje-bir-hayalin-izinde-83047</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Genç kadınlara sanatla güç veren proje: Bir Hayalin İzinde </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Modern kurulduğu ilk günden beri sergileri kadar eğitim programlarıyla da fark yaratıyor.“Bir Hayalin İzinde” de İstanbul Modern’in uzun soluklu projelerinden birisi. Bosch Ev Aletleri iş birliğiyle 2023 yılında başlayan programa  İstanbul’daki devlet okullarında eğitim gören ve sanata ilgi duyan lise öğrencisi genç kızlar katılıyor.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde “Bir Hayalin İzinde” programının mezuniyet törenine katıldım. İstanbul Modern Eğitim Direktörü Neslihan Varol konuşmasına şu cümleyle başladı:  “<em>İstanbul Modern Eğitim Bölümü olarak, sanat eğitiminde fırsat eşitliğini merkeze alıyor; yaratıcı, toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı, doğayla bağ kuran ve disiplinler arası düşünebilen nesillerin yetişmesini destekleyerek sürdürülebilir bir geleceğe katkıda bulunmaya çalışıyoruz</em>.” </p>
<p>Varol’un verdiği bilgiye göre, İstanbul Modern’in genel öğrenme ekosisteminde her yıl 100’den fazla eğitim programı, 2.500’ün üzerinde etkinlik mevcut. Günde 500-700 arasında öğrenci müzeyi ziyaret ediyor, programlara katılıyor. </p>
<p>Erken çocukluk döneminden, ailelere, gençlerin yetenek ve yetkinliklerinin desteklenmesinden, profesyonel gelişime uzanan bu yapı içinde; okul grupları için sergi turları, yaratıcı üretim atölyeleri, öğretmen eğitimleri ve sanatçı atölyeleri düzenleniyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a546d6fd7f93-1783917935.jpeg" alt="" width="700" height="394" /><strong>Hedef: Gençlerin sanat yoluyla güçlenmesini desteklemek</strong></p>
<p>Neslihan Varol “Bir Hayalin İzinde” projesinin amacını  “Gençlerin sanat yoluyla güçlenmesini desteklemek” olarak tanımlıyor. Ve ekliyor; </p>
<p><em>“Bizim için önemli olan “en yetenekli” öğrenciyi seçmek değil; sanata ilgi duyan, öğrenmeye açık ve kendini ifade etmek isteyen gençlere ulaşmaktı.  Özellikle kız öğrenciler için tasarladığımız bu programla, onların özgüven kazanmalarını, kendi seslerini bulmalarını ve eşit fırsatlara erişmelerini amaçladık. Sanat eğitimi, gençlerin yalnızca estetik bir dil kazanmasını değil, kendi kimliklerini keşfetmelerini sağlar.</em>”</p>
<p><strong>Program fırsat eşitliği ve dengeli dağıtım gözetilerek yapılıyor</strong></p>
<p>Bir Hayalin İzinde” programında başvurular öğretmenler tarafından yapılıyor. 8. sınıfı bitirmiş genç kızlar, öğretmenlerinin referansı aracılığıyla katılma imkanı bulabiliyorlar.   Program çok disiplinli ücretsiz bir sanat eğitim modeline sahip. 9 ay sürüyor. Katılımcılar her Cumartesi günü eğitimlere katılıyorlar.</p>
<p>Seçim süreçleri  fırsat eşitliği ve dengeli dağılım gözetilerek yapılıyor. İlk yıl 10 farklı ilçeden devlet okullarında okuyan 40 öğrenci mezun oldu.  İkinci dönemde (Ekim 2024 - Mayıs 2025) kapsam genişletilerek 15 ilçedeki 23 eğitim kurumundan 50 kız öğrenci daha mezun edildi. </p>
<p>Devlet koruması altındaki genç kızlar için her yıl özel kontenjan ayrıldı. Üçüncü dönemde ilçe sayısı 18'e yükseldi ve Koruncuk Vakfı öğrencileri de programa dahil edildi. Anadolu, Fen, Meslek, İmam Hatip ve Güzel Sanatlar liseleri gibi farklı okul türlerinden gelen 50 öğrenci başarıyla mezun oldu. Böylece program 140 mezuna ulaştı. </p>
<p><strong>“Toplumsal cinsiyet eşitliği önce evde başlıyor. “</strong></p>
<p>Projeye 3 yıldır destek veren Bosch Ev Aletleri’nin Kıdemli Pazarlama Müdürü Özlem Koçdar Bosch Ev Aletleri olarak, toplumsal cinsiyet eşitliğinin önce evde başladığına inandıklarını ve "Ev işi herkesin işi" yaklaşımıyla  uzun yıllardır evde eşit iş paylaşımını güçlü bir şekilde savunduklarını belirtiyor. Bir Hayalin İzinde projesine başlama nedenlerini ise şu cümlelerle ifade ediyor: </p>
<p><em>“Kadınların ve gençlerin toplumda gerçek anlamda güçlenmesi için evdeki eşitliğin tek başına yeterli olmayacağını, bu değerin yaşamın her alanına taşınması gerektiğini biliyoruz.  Bu vizyonla, ilk kez evin dışına çıktık ve sanat eğitiminde fırsat eşitliği sorumluluğunu üstlenmek adına “Bir Hayalin İzinde” projesini hayata geçirdik.  Çeşitlilik, kapsayıcılık ve fırsat eşitliği bizim için kurumsal birer ilkeden çok daha fazlası; Bosch Ev Aletleri olarak kurum kültürümüze yön veren temel değerlerimizdir. Bu doğrultuda genç kızlarımızın hayallerine omuz vermeye devam edeceğiz</em>.”</p>
<p><strong>Geniş kapsamlı ve derinlikli bir içerik</strong></p>
<p>Bir Hayalin İzinde büyük bir emek gerektiren çok paydaşlı bir proje. 9 ay boyunca verilen eğitimler boyunca öğrenciler <strong>k</strong>adın sanatçılar, sanat tarihçileri, küratörler, müzeciler ve tasarımcılarla tanışma imkanı buldular. Üç yıldır büyüyerek gelişen proje, Uluslararası Modern Sanat Müzeleri ve Koleksiyonları Komitesi (CIMAM) tarafından Üstün Müzecilik Uygulamaları Ödülü’ne layık görüldü. </p>
<p>Bu geniş kapsamlı başarılı programı başka çalışmalara ilham kaynağı olması düşüncesiyle ayrıntılı bir biçimde aşağıda paylaşıyorum. </p>
<ul>
<li>Sanat tarihi seminerleri / Doç. Dr. Ebru Nalan Sülün ve Doç. Dr. Seda Yavuz yürütücülüğünde, özellikle kadın sanatçıların üretimlerini ve sanat tarihinde kadının temsiline dair dönüşümü ele alan bir yaklaşım izlendi.</li>
<li>Performans atölyeleri / Prof. Tuğçe Tuna ile beden, hareket, ifade ve kişisel alan farkındalığı üzerine çalışmalar yürütüldü.</li>
<li>Müzik atölyeleri / Caz müzisyeni Asena Akan ile öğrenciler kendi seslerini keşfeder, ritim duygusu geliştirir ve kolektif üretim deneyimi kazandı.</li>
<li>Resim atölyeleri / Sanatçı Burcu Perçin ile önyargılardan arınmış bir üretim süreci deneyimlenir ve resimle sanatsal ifade desteklendi. Beceriler gelişti.</li>
<li>Heykel atölyeleri / Sanatçı Sibel Horada ile form ve mekân ilişkisi üzerinden hem teknik beceriler hem de çevresel farkındalık geliştirildi.</li>
<li>Video sanatı atölyesi / Sanatçı Gül Ilgaz ile öğrenciler metaforlar ve görsel anlatım üzerinden yeni ifade dilleri geliştirildi.</li>
<li>Yapıt incelemeleri / Müze eğitim uzmanları ile müze koleksiyonları üzerinden bir sanat yapıtını okuma ve analiz etme becerisi kazandırıldı.</li>
<li>Küratör ve uzman söyleşileri / Öğrenciler kültür sanat alanındaki farklı profesyonellerle tanışarak yaratıcı endüstrilere dair farkındalık edindi.</li>
<li>Üçüncü yılda tasarım konuşmaları ve tasarım atölyesi modülü eklendi. Tasarım konuşmaları, Bosch Ev Aletleri iş birliğiyle geliştirilen ve öğrencileri tasarım alanıyla buluşturan bir içerik olarak kurgulandı. Bu oturumlarda öğrenciler, tasarımın yalnızca estetik bir üretim biçimi değil; aynı zamanda teknoloji, sürdürülebilirlik ve kullanıcı deneyimiyle şekillenen bir düşünme pratiği olduğunu keşfetmelerine aracı oldu</li>
</ul>
<p><strong>Kadın sanatçıların oranı tüm dünyada dikkat çekici oranda az</strong></p>
<p><strong>İ</strong>stanbul Modern Eğitim Direktörü Neslihan Varol Bosch Ev Aletleri Kıdemli Pazarlama Müdürü Özlem Koçdar’la sohbetimiz sırasında küresel olarak kadın sanatçıların oranının azlığı konusundan da söz açıldı. </p>
<p>Washington merkezli National Museum of Women in the Arts’ın (NMWA) raporuna göre; bugün güzel sanatlar fakültelerinden mezun olanların yüzde 70’ini kadınlar oluştururken, prestijli müzelerin koleksiyon alımlarında kadın sanatçıların payı sadece yüzde 11’de kalıyor. Düzenlenen sergilerin ise yalnızca yüzde 14,9'u kadın sanatçılara ayrılıyor.</p>
<p>Guerrilla Girls kolektifinin 2022'de yaptığı araştırma,  Metropolitan Müzesi'nin modern sanat bölümünde kadın sanatçıların oranının yaklaşık %11 civarında olduğunu ortaya koyuyor.  </p>
<p>Gazeteci Mona Chalabi’nin The Guardian’da yayımladığı geniş ölçekli bir yazısındaki verilere göre,  Amerika’nın en büyük 18 müzesindeki sanatçıların yüzde 88’i erkek. İngiltere’nin dünyaca ünlü müzesi Tate’in daimi koleksiyonunda bile her 1 kadın sanatçıya karşılık 5,5 erkek sanatçı düşüyor.</p>
<p>Neslihan Varol tersine bir piramit olarak tanımladığı bu  durumu aşmak için İstanbul Modern’in  koleksiyon sergilerindeki görünürlük, süreli sergiler ve “Kadın Sanatçılar Fonu” programıyla kadınların sanat alanındaki üretimini görünür kılmayı ve bir eşitlik zemini oluşturmayı hedeflediğini ifade ediyor.  Bir Hayalin İzinde eğitim programı ile İstanbul Modern, kadınların sanattaki temsiline yalnızca görünürlük değil, aynı zamanda gelecek nesiller için güçlü bir öğrenme ve ilham alanı kazandıracaklarını da ekliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/genc-kadinlara-sanatla-guc-veren-proje-bir-hayalin-izinde-83047</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/7/1280x720/346-1783917949.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Genç kadınlara sanatla güç veren proje: Bir Hayalin İzinde  ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asil-sorun-az-cocuk-degil-az-verimlilik-83046</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Asıl sorun az çocuk değil, az verimlilik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye'de doğum oranlarındaki düşüş her gün yeni bir tartışmanın konusu oluyor. Siyasetçiler alarm veriyor, teşvik paketleri hazırlanıyor, nüfusun yaşlanmasının ekonomiyi çökerteceği söyleniyor. Oysa Nobel Ekonomi Ödüllü Daron Acemoğlu'nun da yazarları arasında bulunduğu ve dünyanın en saygın ekonomi araştırma kuruluşlarından NBER'de yayımlanan "Baby Busts and Growth Booms: Demographic Change and the Macroeconomy" başlıklı yeni çalışma, bu yaygın kabulü ciddi biçimde sorguluyor.</p>
<p>Çalışmaya göre doğurganlıktaki düşüş ekonomik büyümeyi yaygın kabulün aksine otomatik olarak yavaşlatmıyor. Çünkü ekonomiler yalnızca çalışan sayısıyla büyümüyor. İş gücü daraldıkça otomasyona, yapay zekâya ve emek tasarrufu sağlayan teknolojilere yatırım artıyor. Böylece çalışan başına verimlilik ve üretim artabiliyor. Asıl belirleyici olan, nüfusun niceliğinden çok ekonominin niteliği.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a546cc8596eb-1783917768.jpg" alt="" width="700" height="466" />
<figcaption><strong>Mesele "daha çok çocuk" ile "daha çok teknoloji" arasında tercih değil. İkisi de gerekli.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Dünyadaki örnekler de bunu doğruluyor. Japonya yıllardır dünyanın en yaşlı toplumlarından biri. Güney Kore'nin doğurganlık oranı tarihî dip seviyelerde. Almanya da hızla yaşlanıyor. Buna rağmen üç ülke de robot teknolojileri, otomasyon, ileri sanayi ve yüksek katma değerli üretimde dünyanın ön sıralarında yer alıyor. Sorunu daha fazla insanla değil, daha verimli üretimle çözmeye çalışıyorlar.</p>
<p>Elbette bu, doğurganlıktaki düşüşün önemsiz olduğu anlamına gelmiyor. Bir noktadan sonra çalışan nüfus azalıyor, emeklilik sistemi zorlanıyor, sağlık harcamaları artıyor ve bazı sektörlerde iş gücü açığı oluşuyor. Teknoloji bu yükü hafifletebilir ama tek başına çözemez.</p>
<p>Dolayısıyla mesele "daha çok çocuk" ile "daha çok teknoloji" arasında seçim yapmak değil. İkisine de ihtiyaç var. Ancak Türkiye'nin asıl ihtiyacı yalnızca daha fazla bebek değil, daha nitelikli insan kaynağı. Bunun yolu da eğitimden, bilimden ve teknolojiden geçiyor. Verimlilik artmadıkça, üretimde katma değer yükselmedikçe ve nitelikli iş gücü yetiştirilmedikçe nüfus artışı tek başına refah getirmeyecek. Yapay zekâ çağında ülkelerin kaderini doğum istatistiklerinden çok verimlilik belirleyecek. Asıl soru kaç çocuk sahibi olduğumuz değil; o çocuklara nasıl bir eğitim verdiğimiz, nasıl bir gelecek hazırladığımızdır.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/asil-sorun-az-cocuk-degil-az-verimlilik-83046</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Asıl sorun az çocuk değil, az verimlilik ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gyolarda-halka-aciklik-ve-temettu-dagitimi-meselesi-83045</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> GYO’larda halka açıklık ve temettü dağıtımı meselesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>GYO’lar üvey evlat mı? Hayır. Hatta tam aksine, vergisel açıdan yıllarca her sektöre nasip olmayan istisnai bir statüde faaliyet gösterdiler. Bugün ise dünyadaki GYO sisteminin kuruluş felsefesine biraz daha uygun bir yapıda faaliyet göstermeleri bekleniyor.</p>
<p><strong>Neden GYO’ları konuşuyoruz? </strong></p>
<p>GYO’lar dünyadaki alternatif yatırım dünyasının önemli bir bileşeni. ABD örneğinde son dönemde piyasa getirisinin üzerinde getiri üretemese de, eski güzel günlerinde iyi getiri sunduğu için “atak yapabilecek” bir araç olduğu konuşuluyor.<strong><sup>1</sup></strong> Ülkemizde ise GYO’nun finans gündeminde yer tutmasının, şirket açısından, başlıca nedeni GYO finansmanının hâlâ çok avantajlı olan yapısı. Ancak verinin yalancısıyız: Türk GYO’larının önemli bir kısmında aktif portföy yönetimi, nakit akımı yaratma ve ikincil piyasa getiri üretimi kapasitesi çok güçlü değil.</p>
<p>GYO’ların bugünkü sorunlarını anlamak için filmi başa saralım.</p>
<p><strong>GYO: Bir ABD icadı</strong></p>
<p>Gayrimenkul finansmanında GYO sistemi 1960’da ABD’deki bir vergi düzenlemesine dayanıyor. Bu düzenleme ile yatırımcıya küçük birimler üzerinden gayrimenkule yatırım yapma imkânı sunuldu. Halka açık şirket olan GYO’ların avantajı ise belli kısıtlar dahilinde kurumlar vergisinden muafiyet kazanmaktı. Sistem 35’e yakın ülkeye model oldu.<strong><sup>2</sup></strong> Sistemdeki GYO’nun başlıca kısıtı “vergilenebilir gelirin en az %90’ının temettü olarak dağıtılmasıydı”. Ayrıca SEC (ABD SPK’sı); GYO faaliyetlerine yönelik ilave koşullar öngörmüştür. Bu koşullar içinde en göze çarpanlar: payların %50’den fazlasına beş veya daha az yatırımcı tarafından sahip olunamaması (5/50 Kuralı), portföyün %75’inin gayrimenkul varlıklarından oluşması ve gayri safi gelirin minimum %75’inin gayrimenkul varlıklarından elde edilmesidir (%75 Testi).<strong><sup>3</sup></strong></p>
<p><strong>GYO: Türk versiyonu</strong></p>
<p>Bizdeki GYO düzenlemesinin geçmişi ise 1990’ların sonlarına gidiyor. Mevcut yapıda GYO’nun asgari halka açıklık oranı %25 (%49’dan düşürüldü) ve vergi muafiyetinden yararlanabilmek için asgari temettü dağıtımı oranı ise %50. Bu oran 2025 yılından itibaren geçerli hale geldi.<strong><sup>4</sup></strong> ABD düzenleme sistematiği ile kıyaslanınca halka açıklık ve asgari temettü oranının düşük olduğu hemen göze çarpıyor. Portföydeki asgari gayrimenkul varlık oranı bizde de %75. Ancak gelir kompozisyonu için bir şart yok bildiğimiz kadarıyla. Bu fazlasıyla endüstri dostu bir düzenleyici çerçevedir.<strong><sup>5</sup></strong></p>
<p><strong>Temettü nakit dağıtılacak</strong></p>
<p>24.5.2026 tarih ve 33263 sayılı TTSG’de yayımlanan tebliğ ile GYO’ların kurumlar vergisi muafiyetinin sürmesi için gerekli olan %50 oranındaki asgari temettünün “nakit olarak” dağıtılması gerektiği ifade edilmiştir. Düzenleme hem özündeki felsefe, hem de piyasa dinamiğinin desteklemesi bağlamında yerindedir. Zira GYO’ların vergi muafiyetinden yararlanmasının amacı, yaratılan “nakit” kapasitesinin yatırımcıya aktarılmasıdır. Pratikte ise; yatırımcı için temettü üzerinden değer yaratan unsur; nakittir, nakit yerine verilen kağıt değil. Basit değerleme mantığında da, ayrıca, nakit yaratan GYO’nun ilave şirket değeri yarattığı düşünülür. Yani, nakit temettü dağıtımı hem yatırımcıyı, hem de iyi yönetilen GYO’yu destekleyen bir olay. En azından kafamızı Edirne’nin ötesine doğru kaldırdığımızda görülenler bunlar.</p>
<p><strong>Bu düzenlemeler yeterince iyi mi?</strong></p>
<p>GYO’lara yönelik SPK (+vergi) düzenlemeleri esasen sektör dostudur. Ülkemiz GYO sistemindeki %25 halka açıklık ve %50 temettü oranları ABD perspektifinden bakıldığında “kıyak” olarak görülmelidir.</p>
<p>Peki bu oranları ve nakit temettü dağıtımını yine de tartışmak gerekir mi? İşte çelişki ve asıl mesele tam da burada başlıyor: kamu yararı ve piyasa gelişimini birlikte gözetecek bir yaklaşım çerçevesinde buna da (maalesef hâlâ) evet demek gerekiyor.<strong>6</strong> Devamını bir başka yazıya bırakıyorum.</p>
<p> </p>
<p>[1] https://www.reit.com/investing/reits-and-interest-rates</p>
<p>2 https://www.reit.com/what-reit/frequently-asked-questions-about-reits ; https://www.congress.gov/crs_external_products/R/PDF/R44421/R44421.6.pdf</p>
<p>3 https://www.sec.gov/files/reits.pdf</p>
<p>4 https://www.pwc.com.tr/tr/sektorler/gayrimenkul/bultenler/2024/1-ocak-2025ten-sonra-gyo-ve-gyfler-icin-vergide-ne-degisiyor.html</p>
<p>5 resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/05/20260524-3.htm</p>
<p>6 https://digitalnetworkalkas.com/articles/gyo-larda-halka-aciklik-ve-temettu-rejimi-sorun-nerede-basliyor</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gyolarda-halka-aciklik-ve-temettu-dagitimi-meselesi-83045</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ GYO’larda halka açıklık ve temettü dağıtımı meselesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kara-kutudan-proaktif-guvenlige-83044</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kara kutudan proaktif güvenliğe</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Aracın yere temas eden tek noktası olarak sadece kuvvet ileten pasif bir mekanik bileşen lastik, otomotiv mühendisliğinde 150 yıldır değişmeyen tek bir mutlak kabul idi... Şasi kontrolörleri ne kadar akıllı olursa olsun, lastiğin yoldaki sürtünme katsayısını (μ) ve termal durumunu her zaman bir “kara kutu” olarak kabul etti. Pirelli’nin Cyber Tyre teknolojisi, lastik iç sırtına gömülen sensörler ve tescilli algoritmalarla bu kabulu yıkıyor. Lastik artık sadece bir kauçuk yığını değil; sıcaklık, basınç, ivme ve aşınma verilerini anlık işleyen, araçla Bluetooth Low Energy (BLE) üzerinden konuşan aktif bir “veri jeneratörü” ve dijital ikiz, mobilitenin “sinir ucu” haline geliyor.</p>
<p>Endüstrinin en gelişmiş Bosch sürüş dinamiği mühendisliği bile, lastiğin viskoelastik davranışını içeriye girmeden bilemez. Pirelli’nin sensörü bu kara kutuyu aydınlatarak araca bir “dokunma hissi” kazandırıyor. Napoli Federico II Üniversitesi kökenli RIDEsense işbirliğiyle, fiziksel sensör verileri sanal sensör algoritmalarıyla birleşerek ADAS ve otonom sürüş için genişletilmiş bir siber ekosistem yaratılıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a546bc110d1b-1783917505.jpg" alt="" width="800" height="400" />Bu teknolojinin en çarpıcı kanıtı, Pagani Utopia Roadster gibi 1.100 Nm tork üreten hiper otomobillerde ortaya çıkıyor. P Zero Trofeo RS gibi lastiklerin optimal tutunma penceresi kuru zeminde 70-90°C bandındayken; soğuk lastik, polimerin camlaşma sıcaklığının altında tehlikeli kayma yaratır. Geleneksel ESP/TCS reaktif olsa da; araç savrulmaya başladıktan sonra müdahale başlarr. Cyber Tyre ise proaktif olarak, lastiğin termal durumunu anlık okuyarak, araç fiziksel limite ulaşmadan torku kısıtlar. Bu, “olay olduktan sonra müdahale” devrinden “olayı tahmin edip yönetme” devrine geçişin en iyi örneği…</p>
<p>Milano’daki Vizzola test pistinde katıldığımız senaryolar bu hayati farkı gözlerimizn önüne serdi… Sistem, lastiğin anlık karakteristik eğrisini ABS’ye ileterek fren mesafesini dramatik biçimde kısaltıyor. Hidroplaning’de ön lastikler tutunmayı kaybettiğinde, sistem arka lastiklerdeki “artık tutunmayı” tespit edip asimetrik fren (brake vectoring) uygulayarak aracı güvenle döndürüyor. Sürücü, fiziksel limitlerin ötesinde bir sanal direksiyon hissine kavuşuyor. Ayrıca lastiklerin ivme verileri, araçtaki yük dağılımını hesaplayarak takla koruma sistemlerini proaktif uyarıyor.</p>
<p>Cyber Tyre’ın vizyonu sadece aracı değil, yolu da izlemeyi kapsıyor. Movyon ve Puglia Bölgesi projelerinde lastik verileri yol yüzeyi bozulmalarını haritalandırmış. İsveçli Univrses işbirliğiyle, lastik verileri kamera görüntüleriyle birleşerek akıllı yol altyapısını oluşturulmuş. Otonom sürüşte kameranın göremediği şeffaf buzlanmayı lastiğin dokunma hissi önceden seziyor. Politecnico di Milano kökenli Niulinx yatırımı da, bu otonom vizyonun omurgasını oluşturmuş.</p>
<p>Bugün Pagani gibi düşük hacimli üreticilerde butik seçenek olarak başlayan bu mimari, yarın büyük ana üreticilere yayılmaya hazırlanıyor. ABD Georgia’daki endüstriyel üretime geçilmesi, bu dönüşümün habercisi.</p>
<p>ESP parametrelerinin Cyber Tyre ile nasıl anlık optimize edileceğini hayal edelim. Veya aşınmış bir lastiğin silika yapısının değişmesiyle ABS mesafesinin uzamasını, adaptif model sayesinde öngörüp sürücüyü uyarmasını...</p>
<p>Pirelli, lastiği otomotivin sessiz kahramanı olmaktan çıkarıp, yapay zeka destekli güvenlik mimarilerinin başrolü haline getiriyor. Sürüş güvenliğinde reaktif müdahalelerin yerini proaktif önlemlerin aldığı bu yeni çağda, lastiğin dijital ikizi, hayat kurtaran algoritmaların kaynağı olacak. Otomotiv dünyası, lastiğin bu dijital rönesansıyla yepyeni güvenlik seviyesine ulaşmak üzere...</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kara-kutudan-proaktif-guvenlige-83044</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/4/1280x720/oto-1783917534.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kara kutudan proaktif güvenliğe ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/natonun-donusen-misyonu-yeni-dunya-duzeni-ve-turkiye-askeri-ittifaktan-jeoekonomik-guc-mimarisine-83043</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> NATO&#039;nun dönüşen misyonu, yeni dünya düzeni ve Türkiye: Askeri ittifaktan jeoekonomik güç mimarisine</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NATO, bugün yalnızca bir güvenlik örgütü değil. Dünya ekonomisinin dijitalleşmesi, tedarik zincirlerinin güvenliği, enerji arzı, kritik mineraller, yapay zekâ, siber güvenlik, uzay teknolojileri ve ekonomik rekabet gibi alanlar artık güvenlik kavramının ayrılmaz parçaları hâline geldi.</strong></p>
<p>Türkiye'nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen NATO Zirvesi, yalnızca diplomatik takvimdeki önemli bir uluslararası toplantı olmanın ötesinde, Türkiye'nin uluslararası sistem içerisindeki konumunu yeniden teyit eden stratejik bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Zirvenin İstanbul'da gerçekleştirilmesi, Türkiye'nin Avrupa, Karadeniz, Kafkasya, Orta Doğu ve Akdeniz'i aynı anda etkileyebilen jeopolitik ağırlığının ittifak tarafından da kabul edildiğini gösteriyor. Ancak zirvenin asıl önemi, ev sahipliğinin ötesinde, NATO'nun artık kuruluş mantığının çok ötesinde yeni bir dönüşüm sürecine girmiş olmasında yatıyor. 1949 yılında Sovyetler Birliği'nin oluşturduğu askerî tehdide karşı kurulan NATO, bugün yalnızca bir güvenlik örgütü değil. Dünya ekonomisinin dijitalleşmesi, tedarik zincirlerinin güvenliği, enerji arzı, kritik mineraller, yapay zekâ, siber güvenlik, uzay teknolojileri ve ekonomik rekabet gibi alanlar artık güvenlik kavramının ayrılmaz parçaları hâline geldi. Dolayısıyla NATO artık yalnızca askerî bir ittifak olmanın ötesinde bir anlam taşıyor. Bugün NATO, küresel ekonomi politiğin şekillenmesinde etkili olan kurumsal yapılardan biri hâline gelmiş durumda.</p>
<p><strong>Soğuk Savaş NATO'sundan jeoekonomik NATO'ya</strong></p>
<p>NATO'nun kuruluşunda temel amaç oldukça açıktı: Sovyet yayılmasını durdurmak, Avrupa'nın güvenliğini sağlamak, ABD'nin Avrupa'daki askerî varlığını kurumsallaştırmak.</p>
<p>Bu dönemde güvenlik kavramı büyük ölçüde askerî tehditlerle sınırlıydı. Ancak XXI. yüzyılda tehdit tanımı tamamen değişti. Artık ülkelerin güvenliğini tehdit eden unsurlar arasında; yarı iletken üretimi, enerji bağımlılığı, veri güvenliği, deniz ticaret yolları, kritik madenler, yapay zekâ üstünlüğü, biyoteknoloji, uzay sistemleri, siber saldırılar en az tanklar ve savaş uçakları kadar önem taşımaktadır. Bu nedenle NATO da klasik askeri ittifaktan çok daha geniş bir güvenlik mimarisi oluşturmaya başladı.</p>
<p><strong>Ekonomi politiğin güvenlikle bütünleşmesi</strong></p>
<p>Son yıllarda yaşanan gelişmeler bu dönüşümü hızlandırdı. COVID-19 salgını, küresel tedarik zincirlerinin ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Rusya-Ukrayna Savaşı enerji güvenliğinin ekonomik bağımsızlık anlamına geldiğini ortaya koydu. Kızıldeniz'deki krizler deniz ticaretinin askerî güvenlikten ayrı düşünülemeyeceğini gösterdi. ABD-Çin rekabeti ise teknolojinin artık jeopolitik güç mücadelesinin merkezine yerleştiğini ortaya çıkardı. Dolayısıyla günümüzde güvenlik; <strong>ekonomi + teknoloji + enerji + ticaret + savunma</strong> bileşkesinden oluşuyor. Bu yeni yaklaşım NATO'nun da gündemini değiştiriyor.</p>
<p><strong>Zirvede öne çıkan yeni yaklaşımlar</strong></p>
<p>Son zirvede dikkat çeken başlıklar yalnızca askerî kapasitenin artırılması değil.</p>
<p>Bunların yanında; savunma sanayii üretim kapasitesinin artırılması, kritik altyapıların korunması, siber güvenlik, uzay güvenliği, yapay zekâ kullanımı, savunma sanayiinde ortak üretim, mühimmat stoklarının artırılması, tedarik zincirlerinin güvence altına alınması, enerji altyapılarının korunması gibi başlıklar da öne çıkmıştır. Bütün bunlar NATO'nun giderek ekonomik ve teknolojik güvenlik örgütüne dönüştüğünü gösteriyor.</p>
<p><strong>NATO artık küresel ticareti de etkiliyor</strong></p>
<p>Bugün dünya ticaretinin yaklaşık %90'ı deniz yolu üzerinden gerçekleşiyor. Bu nedenle; Hürmüz Boğazı, Babü'l Mendep, Süveyş Kanalı, Türk boğazları, Kuzey Denizi, Baltık yalnızca deniz yolları değil aynı zamanda küresel ekonominin can damarları. Bu hatların güvenliği artık NATO açısından doğrudan ekonomik güvenlik meselesi. Benzer şekilde enerji nakil hatları, LNG terminalleri, deniz altı iletişim kabloları ve veri merkezleri de askerî güvenlik kapsamına alınıyor.</p>
<p><strong>Çin faktörü</strong></p>
<p>NATO'nun kuruluşunda Çin diye bir başlık yoktu. Bugün ise Çin; dünyanın üretim merkezi, kritik madenlerin önemli tedarikçisi, yapay zekâ yarışının baş aktörlerinden biri, deniz ticaretinde yükselen güç ve teknoloji rekabetinin ana oyuncusu olarak NATO belgelerinde giderek daha fazla yer alıyor. Bu durum NATO'nun coğrafi sınırlarının fiilen genişlediğini gösteriyor. Hint-Pasifik artık NATO gündeminin önemli başlıklarından biri haline gelmiş durumda.</p>
<p><strong>Savunma sanayiinde yeni dönem</strong></p>
<p>Savunma sanayi artık yalnızca güvenlik üretmiyor. Aynı zamanda; yüksek teknoloji, ihracat, istihdam, inovasyon, üniversite-sanayi iş birlikleri, yapay zekâ ekosistemleri oluşturan büyük ekonomik sektör hâline geldi. Dolayısıyla NATO ülkelerinin savunma harcamalarını artırması dünya ekonomisinin önemli bölümünü de etkiliyor.</p>
<p><strong>Türkiye açısından yeni fırsatlar</strong></p>
<p>Türkiye bu dönüşümün merkezinde yer alan ülkelerden birisi. Çünkü aynı anda; Avrupa'ya, Karadeniz'e, Orta Doğu'ya, Kafkasya'ya, Doğu Akdeniz'e, Türk dünyasına erişim sağlayabilen tek NATO ülkesi. Bu avantaj yalnızca jeopolitik değil. Aynı zamanda lojistik üstünlük anlamına geliyor. Orta Koridor'un güçlenmesi, Kalkınma Yolu Projesi, Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu, Türk Boğazları, Karadeniz enerji projeleri, Doğu Akdeniz enerji denklemi Türkiye'nin ekonomik önemini de artıran unsurlar.</p>
<p><strong>Türkiye savunma sanayisinin yükselişi</strong></p>
<p>Son on yılda Türkiye savunma sanayiinde önemli bir dönüşüm gerçekleşti. İHA ve SİHA teknolojileri, deniz platformları, füze sistemleri, hava savunma çözümleri, elektronik harp, insansız deniz araçları, uydu teknolojileri Türkiye'nin NATO içerisindeki teknoloji üreticisi kimliğini güçlendiriyor. Artık Türkiye yalnızca güvenlik tüketen değil, güvenlik üreten ülkeler arasında gösteriliyor.</p>
<p><strong>Yeni NATO'da Türkiye'nin rolü</strong></p>
<p>Geleceğin NATO'sunda Türkiye üç temel rol üstlenebilir. Birincisi;Avrupa'nın enerji güvenliğinde merkez ülke. İkincisi; Doğu ile Batı arasındaki üretim ve lojistik merkezi. Üçüncüsü; yüksek teknoloji savunma sanayiinde ortak üretim üssü. Bu üç başlık Türkiye'nin ekonomik büyümesine doğrudan katkı sağlayabilecek alanlar.</p>
<p><strong>NATO'nun geleceği: İttifaktan ekosisteme</strong></p>
<p>Önümüzdeki yıllarda NATO'nun yalnızca askerî bir ittifak olarak değil; teknoloji, sanayi, enerji, veri güvenliği ve kritik altyapılar alanlarında koordinasyon sağlayan çok katmanlı bir stratejik platforma dönüşmesi bekleniyor. Üye ülkelerin ortak standartlar geliştirmesi, savunma sanayiinde birlikte üretim yapması ve kritik teknolojilerde ortak Ar-Ge projeleri yürütmesi bu dönüşümün temel unsurları olacak.</p>
<p>Bununla birlikte, NATO'nun geleceği bazı önemli sınamalarla da karşı karşıya. ABD ile Avrupa arasında savunma yükünün paylaşımı, Çin'e yönelik stratejide farklı öncelikler, üyeler arasındaki siyasi görüş ayrılıkları ve küresel Güney ülkeleriyle ilişkilerin nasıl yönetileceği, ittifakın uzun vadeli bütünlüğünü etkileyecek temel başlıklar arasında yer alıyor.</p>
<p>Türkiye'de gerçekleştirilen NATO Zirvesi, yalnızca başarılı bir diplomatik organizasyon olmanın ötesinde, uluslararası sistemin geçirdiği dönüşümün önemli bir göstergesi oldu. NATO artık yalnızca tankların, uçakların ve askerî üslerin konuşulduğu bir yapı değil. Ekonomik güvenlik, teknoloji rekabeti, enerji arzı, veri altyapıları ve küresel ticaret koridorları, güvenlik kavramının ayrılmaz parçaları hâline geldi.</p>
<p>Bu yeni dönemde ülkelerin gücü yalnızca askeri kapasiteleriyle değil; üretim yetenekleri, teknolojik birikimleri, lojistik üstünlükleri ve ekonomik dayanıklılıklarıyla da ölçülecek. Türkiye ise sahip olduğu jeostratejik konum, gelişen savunma sanayii, enerji koridorlarındaki merkezi rolü ve çok yönlü diplomatik kapasitesi sayesinde bu dönüşümün önemli aktörlerinden biri olma potansiyeline sahip.</p>
<p>Dolayısıyla Türkiye açısından mesele, NATO'nun yalnızca güvenlik şemsiyesi altında yer almak değil; şekillenen yeni jeoekonomik düzen içerisinde karar verici, teknoloji üreten ve bölgesel değer zincirlerinin merkezinde bulunan bir ülke konumunu güçlendirmek. NATO'nun geleceği de büyük ölçüde bu yeni gerçeklik etrafında şekillenecek; güvenlik ile ekonomi, teknoloji ile diplomasi ve savunma ile kalkınma arasındaki sınırlar giderek daha fazla iç içe geçecek.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NATO'nun güvenlik yaklaşımı </strong><strong>yatırım akımlarını etkileyecek</strong></span></p>
<p>NATO'nun savunma harcamalarını artırma eğilimi, savunma ve ileri teknoloji sektörlerine yönelik yatırımları hızlandıracak. Yapay zekâ, kuantum teknolojileri, siber güvenlik, uzay sistemleri ve kritik altyapılar önümüzdeki dönemin stratejik yatırım alanları olarak öne çıkacak. Buna paralel olarak tedarik zincirlerinin "dayanıklılık" ilkesiyle yeniden şekillenmesi, üretimin yalnızca düşük maliyetli bölgelere değil, siyasi açıdan güvenilir ortaklara kaydırılması (friend-shoring) eğilimini güçlendirecek. Bu dönüşüm, küresel ticaretin daha fazla bölgesel bloklar etrafında örgütlenmesine yol açabilir. Ekonomik verimlilik ile stratejik güvenlik arasındaki denge yeniden kurulurken, jeopolitik riskler yatırım kararlarında belirleyici unsur olmaya devam edecek. Dolayısıyla NATO'nun güvenlik yaklaşımı, yalnızca savunma politikalarını değil; yatırım akımlarını, ticaret koridorlarını ve teknoloji ekosistemlerini de etkileyecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/natonun-donusen-misyonu-yeni-dunya-duzeni-ve-turkiye-askeri-ittifaktan-jeoekonomik-guc-mimarisine-83043</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/3/1280x720/46-1783920692.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ NATO&#039;nun dönüşen misyonu, yeni dünya düzeni ve Türkiye: Askeri ittifaktan jeoekonomik güç mimarisine ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cok-cephe-az-sonuc-turkiyenin-stratejik-sinavi-83042</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çok cephe, az sonuç: Türkiye’nin stratejik sınavı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir yandan Irak ile Kerkük-Ceyhan boru hattının yenilenmesi konusunda yürütülen görüşmeler Ankara’nın bölgesel enerji merkezi olma hedefini destekliyor. Diğer yandan Irak petrolünün alternatif güzergâhlarla Akdeniz’e ulaştırılması, Türkiye’nin yıllardır sahip olduğu transit avantajını kısmen azaltabilecek yeni seçenekler oluşturuyor.</strong></p>
<p>Türkiye son yıllarda dış politikada belki de tarihinin en yoğun diplomasi trafiğini yürütüyor. Aynı anda Suriye’de, Irak’ta, Karadeniz’de, Kafkasya’da, Afrika’da, Körfez’de, NATO içinde ve Avrupa Birliği ile ilişkilerde aktif olmaya çalışıyor. Ankara’nın hedefi yalnızca bölgesel bir güç olmak değil, enerji, ticaret ve güvenlik mimarisinin merkezinde yer alan küresel bir aktör haline gelmek.</p>
<p>Ancak son haftalarda peş peşe gelen gelişmeler, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu yeni soruyu gündeme getiriyor: Çok sayıda dosyada bulunmak, gerçekten oyun kurucu olmak anlamına geliyor mu?</p>
<p>Avrupalı deneyimli bir diplomatın şu değerlendirmesi dikkat çekici:</p>
<p>“Türkiye güçlü ve NATO için vazgeçilmez bir ülke. Ancak ittifak, Türkiye’nin sağladığı değeri, beraberinde getirdiği risklerle birlikte sürekli yeniden değerlendirmek zorunda kalıyor.”</p>
<p>Bu yaklaşım aslında Batı’da giderek yaygınlaşan düşüncenin özeti niteliğinde.</p>
<p><strong>Türkiye’nin en büyük avantajı </strong><strong>aynı zamanda en büyük riski</strong></p>
<p>Türkiye bugün Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e, Kafkasya’dan Ortadoğu’ya kadar uzanan geniş coğrafyada hemen her dosyanın içinde yer alıyor;</p>
<p>- Rusya ile konuşabiliyor; Ukrayna ile temas kurabiliyor.</p>
<p>- İran’la diyalog kanallarını açık tutuyor; ABD ile tarihinin en sorunsuz dönemini yaşıyor.</p>
<p>- Suriye’de ve Irak’ın kuzeyinde belirleyici askeri varlık bulunduruyor; Iraklı Kürtlerle ve Bağdat yönetimiyle aynı anda enerji alanında yakın çalışıyor.</p>
<p>- Avrupa Birliği’ne aday üye ve gümrük birliği içinde. Üstelik NATO’nun da ikinci büyük ordusuna sahip.</p>
<p>Ancak bütün bu ilişkiler ağına rağmen Ankara’nın uluslararası krizlerde kalıcı çözümler üreten başlıca aktörlerden biri haline gelemediği yönündeki eleştiriler de güçleniyor.</p>
<p>Hem Ukrayna savaşı, hem de İran meselesi bunun son örnekleri.</p>
<p>Washington, Tahran’la doğrudan ve dolaylı müzakereler yürütürken; Katar ve Pakistan gibi daha küçük ülkeler arabuluculukta öne çıktı. Türkiye ise sürecin önemli destekçilerinden biri olsa da masanın belirleyici aktörü haline gelemedi.</p>
<p>Keza Ukrayna savaşında da Türkiye’nin Moskova ve Kiev arasındaki, çatışmaların ilk gününden itibaren başlayan ve bugüne kadar devam eden arabulucuk çabaları hiçbir somut sonuç doğuramadı.</p>
<p><strong>Enerji koridorlarında yeni arayışlar</strong></p>
<p>Türkiye açısından benzer bir güç/jeopolitik konum/etki denklemi Ortadoğu’da yeniden kurulmakta olan enerji denkleminde de yaşanıyor;</p>
<p><strong>- Kerkük- Baniyas boru hattı projesi-</strong> İran savaşıyla birlikte giderek hız kazanan yeni enerji yolları denkleminde ABD, Irak ve Suriye’nin yaklaşık yetmiş yıldır atıl durumda bulunan Kerkük-Baniyas petrol boru hattını yeniden hayata geçirmek için kapsamlı hazırlık yürütüyor. Yaklaşık 800 kilometrelik hattın yeniden inşa edilmesiyle Irak petrolünün Hürmüz Boğazı’na bağımlılığı azaltılacak ve Akdeniz üzerinden dünya pazarlarına ulaşması sağlanacak. İran’ın Hürmüz üzerindeki baskısının arttığı bir dönemde bu proje yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik bir hamle niteliği taşıyor.</p>
<p>Projenin merkezinde ABD’nin bulunması ise, Washington’un Ortadoğu’yu yalnızca güvenlik alanında değil, enerji altyapısını da yeniden şekillendirmeye çalıştığının göstergesi.</p>
<p>Türkiye açısından ise bu gelişme iki farklı anlam taşıyor; Bir yandan Irak ile Kerkük-Ceyhan boru hattının yenilenmesi konusunda yürütülen görüşmeler Ankara’nın bölgesel enerji merkezi olma hedefini destekliyor. Diğer yandan Irak petrolünün alternatif güzergâhlarla Akdeniz’e ulaştırılması, Türkiye’nin yıllardır sahip olduğu transit avantajını kısmen azaltabilecek yeni seçenekler oluşturuyor.</p>
<p><strong>- IMEC rekabeti Türkiye’yi zorluyor-</strong> Asıl büyük mücadele ise Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) etrafında yaşanıyor.</p>
<p>Suriye yönetimi ve Türkiye, İran savaşı sonrasında değişen dengeleri kullanarak ticaret koridorunun kendi topraklarından geçirilmesini yeniden uluslararası gündeme getirmeye çalışıyor.</p>
<p>Ancak Avrupa’nın önemli ülkeleri bu öneriye temkinli yaklaşıyor. Bunun temel nedeni yalnızca teknik değil. Avrupa başkentlerinde, kritik ticaret yollarının Türkiye üzerinden geçmesi halinde kıtanın Ankara’ya ekonomik bağımlılığının artacağı yönünde ciddi çekinceler bulunuyor. Bu nedenle Avrupa’da halen İsrail merkezli güzergâha daha fazla destek verilirken, Filistin ve Ürdün’ü de içine alan alternatif ekonomik entegrasyon modelleri de tartışılıyor.</p>
<p>Bu tablo Türkiye’nin yalnızca coğrafi avantajının artık tek başına yeterli olmadığını gösteriyor. Koridor savaşlarında güven, öngörülebilirlik ve siyasi istikrar da en az coğrafya kadar belirleyici hale geliyor.</p>
<p><strong>Doğu Akdeniz’de yeni </strong><strong>güvenlik mimarisi</strong></p>
<p>Enerji rekabeti sürerken askeri alanda da bölgede yeni bloklaşmalar oluşuyor.</p>
<p>İsrail ve Yunanistan hava kuvvetlerinin Ege’de yeniden ortak tatbikatlara başlaması, özellikle havada yakıt ikmali gibi yüksek operasyonel kabiliyet gerektiren faaliyetleri içermesi nedeniyle oldukça dikkat çekici. Bu durum, İsrail-Yunanistan-Güney Kıbrıs eksenindeki savunma iş birliğinin giderek kurumsallaştığını gösteriyor.</p>
<p>Buna Hindistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin de farklı alanlarda eklemlenmeye başlaması, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin dikkatle izlemesi gereken yeni stratejik ağların oluştuğunu ortaya koyuyor.</p>
<p>Türkiye ise aynı dönemde karşı ağırlık oluşturacak adımlar atıyor; Mısır ile deniz taşımacılığı ve ticaret koridorları konusunda imzalanan mutabakat, Ankara-Kahire normalleşmesinin ekonomik ayağını güçlendiriyor. Ancak Mısır’ın Yunanistan ile imzalamış olduğu deniz yetki anlaşması hala Ankara’yı en çok zorlayan uluslararası sıkıntılardan biri olmaya devam ediyor. Ankara-Kahire arasındaki giderek artan yakınlaşmaya rağmen Mısır, Türkiye ile deniz yetki alanları konusunda ortaklaşmaya hala sıcak bakmıyor.</p>
<p>Irak ile Kerkük-Ceyhan hattının geleceğine ilişkin yürütülen müzakereler ise, Türkiye’nin Ortadoğu’daki enerji diplomasisinin devam ettiğini gösteriyor.</p>
<p>Son olarak tüm bunlara bir de Türkiye ve KKTC arasında geçen hafta imzalanan doğalgaz boru hattı projesi de eklendi.</p>
<p>Körfez sermayesinin Türkiye’ye ilgisinin sürmesi ve Dubai merkezli Emirates NBD’nin HSBC Türkiye’yi satın alma iddiaları ise uluslararası finans çevrelerinin Türkiye ekonomisine ilgisinin tamamen ortadan kalkmadığını ortaya koyuyor.</p>
<p>Bütün bu gelişmeler Ankara’nın yalnızca askeri değil, enerji, ticaret ve finans alanlarında yeni ortaklıklar geliştirmeye çalıştığının da göstergesi.</p>
<p><strong>Asıl sorun stratejik odaklanma, </strong><strong>öngörülebilirlik ve demokratik geri gidiş</strong></p>
<p>Tüm bu gelişmeler art arda konulduğunda ortaya çıkan sonuç net: Bugün Türkiye’nin temel problemi güç eksikliği değil; Asıl mesele, aynı anda çok fazla dosyada yer alırken hangi alanların gerçekten ulusal öncelik olduğuna karar verebilmek. Her masada bulunmak önemli; ancak hangi masada son sözü söyleyebildiğiniz daha önemli.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde enerji koridorları, lojistik ağlar ve yeni güvenlik ittifakları yeniden şekillenirken Türkiye’nin en büyük avantajı yine coğrafyası olacak. Ancak coğrafi avantajın kalıcı siyasi ve ekonomik kazanca dönüşebilmesi; öngörülebilir ekonomi, güçlü kurumlar, hukuk güvenliği, demokratik standartlar ve dış politikada net öncelikler oluşturulmasına bağlı olacak.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Şam’da semboller </strong><strong>üzerinden verilen mesaj  </strong></span></p>
<p>Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un NATO zirvesi öncesinde Suriye’ye yaptığı ziyaret, Türkiye’nin bölgedeki güç ve etki kapasitesi açısından önemli bir gelişme oldu. Macron’un, iç savaş sonrasında Emevi Camii’ni ziyaret eden ilk devlet başkanı olması ve bunu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan önce gerçekleştirmesi sembolik anlam taşıdı. Emevi Camii, yalnızca tarihi ve dini değil, Suriye’nin uluslararası sisteme yeniden kabulünün simgelerinden biri olarak görülüyor. Macron’un Şam’dan verdiği görüntü, Fransa’nın yeni Suriye’nin siyasi ve ekonomik yapılanmasında söz sahibi olma isteğini açıkça ortaya koydu. Bu tablo, “çok cephe, az sonuç” tartışmasının belki de en somut örneklerinden birini oluşturuyor. Türkiye’nin sahadaki güçlü konumuna rağmen diplomatik görünürlük ve uluslararası meşruiyet üretme konusunda geride kalabileceğini gösteriyor. Bölgesel nüfuzun artık yalnızca askeri varlıkla değil, diplomasi, ekonomi ve siyasi sonuçlarla ölçüldüğü anlaşılıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cok-cephe-az-sonuc-turkiyenin-stratejik-sinavi-83042</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/4/2/1280x720/46-1783920781.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çok cephe, az sonuç: Türkiye’nin stratejik sınavı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yilin-ilk-yarisinda-ithalatimiz-83041</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yılın ilk yarısında ithalatımız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Motorlu kara taşıtları ithalatımız önceki yılın aynı dönemine göre 2,5 milyar dolar geriledi. Biliyorsunuz, yurtiçi satışlarda da bu dönemde düşüş oldu. Altın ve diğer kıymetli metal ithalatımızda da 2 milyar doları aşan bir düşüş oldu. Otomotiv ve altındaki düşüş, toplam ithalatı 4,7 milyar aşağı çekti.</strong></p>
<p>Önceki yazıda yılın ilk yarısında ihracatımıza yönelik ana göstergeleri kısaca analiz etmiştim. Bugün ithalatımıza bakacağız.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5477c2d63bb-1783920578.png" alt="" width="420" height="249" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5477cfc1119-1783920591.png" alt="" width="412" height="686" /></p>
<p>- İlk 6 ayda ithalatımız yüzde 4,6 artışla 189 milyar doların üzerine çıktı.</p>
<p>- İthalat artışı ihracat artışının üzerinde olduğu için dış ticaret açığı 3,5 milyar dolar yükselişle 53 milyar dolar oldu.</p>
<p>- Son 12 aylık ithalat 374 milyar dolara ulaştı. Muhtemelen önümüzdeki aylarda, Mayıs 2023’teki 376 milyar dolarlık tarihi zirve geçilmiş olacak.</p>
<p>- Enerji fiyatlarındaki artış ile bu kalemdeki ithalatımız yüzde 6,2 yükselerek 34,3 milyar dolar oldu.</p>
<p>- Tutarları yüksek olmasa da, hububat ile gıda kalıntıları ve yemler yüzde 65 ve yüzde 35’lik oranlarla ithalatı en çok artan ürünler oldu.</p>
<p>- Motorlu kara taşıtları ithalatımız önceki yılın aynı dönemine göre 2,5 milyar dolar geriledi. Biliyorsunuz, yurtiçi satışlarda da bu dönemde düşüş oldu.</p>
<p>- Altın ve diğer kıymetli metal ithalatımızda da 2 milyar doları aşan bir düşüş oldu. Otomotiv ve altındaki düşüş, toplam ithalatı 4,7 milyar aşağı çekti.</p>
<p>- Elektronik ithalatı 2 milyar dolar (yüzde 14,1) artışla 16,1 milyar dolara çıktı.</p>
<p>- İthalat faturamızdaki yükselişte üç ana faktör öne çıkıyor: emtia fiyatlarındaki artış, yurtiçi tüketimdeki artış ve değerlenen TL.</p>
<p>- Buna karşılık, altın ve otomotiv talebindeki gerileme ile zayıf seyreden reel ihracat ise ithalatı aşağı çekiyor. Ticaret Bakanlığının uyguladığı ithalat önlemlerinin de baskılayıcı bir etkisi var.</p>
<p>- İthalatın arttığı ülkeler arasında Çin, ABD, Brezilya ve Kazakistan öne çıkıyor. Bu ülkelerdeki artışları domine eden ürünler şöyle: Çin: Elektronik, makine ve silah-mühimmat, ABD: Hava ve uzay taşıtları ile demir-çelik, Brezilya: Yağlı tohum ve meyveler, Kazakistan: Bakır ve değerli metaller.</p>
<p>- İthalatın azaldığı ülkeler ise Rusya, Almanya, Fransa ve BAE. Azalışa neden olan ürünler ise sırasıyla enerji, otomotiv ve kıymetli metaller.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yilin-ilk-yarisinda-ithalatimiz-83041</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yılın ilk yarısında ithalatımız ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/fiba-ticari-gayrimenkul-5-yilda-8-10-avm-projesi-gelistirecek-83065</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> FİBA Ticari Gayrimenkul, 5 yılda 8-10 AVM projesi geliştirecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MUSTAFA KEMAL ÇOLAK</strong></p>
<p>FİBA Holding bünyesinde yer alan FİBA Ticari Gayrimenkul, Türkiye’nin önde gelen ticari gayrimenkul yatırımcıları arasında yer alıyor. Hatta Türkiye’nin dışında Avrupa ve Uzakdoğu’daki yatırımları göz önünde tutulduğunda, sektörünün en yaygın coğrafyada hizmet veren şirketi olarak da nitelendirilebilir.</p>
<p>FİBA Grubu’nun iştiraki olarak 1998 yılından bu yana faaliyet gösteren FiBA Ticari Gayrimenkul (FİBA Commercial Properties-FİBA CP), Türkiye, Avrupa ve Uzakdoğu’da toplam 5 ülkede, 800 bin metrekareden fazla kiralanabilir alana sahip yapısı ile hizmet veriyor. Toplam, 11 alışveriş merkezi, 4 ofis binası, 5 rezidans kompleksi, 3 otel ve 2 sinema alanını kapsayan kapsamlı portföyü ile küresel ölçekte yatırımlar yönetiyor.</p>
<p>Yönetim ve İcra Kurulu Başkanlığı görevini Murat Özyeğin’in yürüttüğü Fİ- BA Ticari Gayrimenkul’ün CEO ve Yönetim Kurulu Üyesi Yurdaer Kahraman ile EKONOMİ gazetesi olarak bir araya geldik. Şirketin önemli projelerinden birinin yer aldığı Çin’e yapacağı seyahat öncesi buluştuğumuz Kahraman, bir taraftan FİBA Ticari Gayrimenkul’ün faaliyetleri ve yeni yatırım planlarını aktarırken, kendisinden sektörün Türkiye ve dünyadaki gelişimine ilişkin değerlendirmelerini de dinleme fırsatı bulduk.</p>
<h2>Konya'da yeni proje hazırlığı var </h2>
<p>Yurdaer Kahraman, şirket olarak iş tanımlarını, “Ticari gayrimenkullerin verimliliğini ve performansını artırma hedefiyle alışveriş merkezi, ofis, rezidans, otel ve sinema yatırımları gerçekleştirirken, aynı zamanda bu alanlarda iş geliştirme, mimari tasarım, inşaat yönetimi, kiralama, proje ve varlık yönetimi, entegre tesis yönetimi, pazarlama ve danışmanlık hizmetleri sunuyoruz” şeklinde yaparken, “Türkiye dışında Çin, Romanya, Moldova ve Kosova’da yatırımlarımız var. İlk yatırımımız 1999 yılında Romanya’daki Bucuresti Mall Alışveriş Merkezi’ydi. İkinci yatırımımızda yine Romanya’daki alışveriş merkezi Plaza Romania oldu. Daha sonra diğer ülkelerdeki yatırımlarımız geldi." diye konuştu.</p>
<p>İş hacimlerinde, Türkiye ve yurt dışı pazarlarda dengeli bir tablonun söz konusu olduğunu söyleyen FİBA Ticari Gayrimenkul’ün CEO ve Yönetim Kurulu Üyesi Kahraman, “M2 ve gelirlerde dengeli bir tablo söz konusu ama yurt dışı daha hızlı büyüyor. Önümüzdeki dönemde bu dengenin yüzde 60 yurt dışı, yüzde 40 Türkiye olmasını hedefliyoruz. Türkiye'de ise büyümeye devam ediyoruz. Adana'daki yatırımlarımızı genişleterek sürdürüyor, Konya'da da yeni projeler için hazırlıklarımızı yürütüyoruz." bilgisini verdi. </p>
<h2>M1 Adana’ya 30 yeni mağaza</h2>
<p>Fiba CP olarak Türkiye’de güçlü, köklü operasyonları yönetirken; Doğu Avrupa’da Moldova ve Kosova’daki projelerle küresel ölçekte hızlanan yatırım süreçlerinin parçası haline geldiklerini belirten Kahraman, Türkiye’deki yatırımlarına ilişkin şu bilgileri verdi: “M1 Adana’da ziyaretçi deneyimini yeniden tanımlayan yeni nesil ticari alanlar geliştiriyoruz, bizim M1 Adana inanılmaz bir başarı hikayesi. Türkiye'nin ve Avrupa'nın en iyi AVM'lerden birisi. 90 bin metrekare, yüzde 100 dolu. Şimdi biz onu 3.500 metrekareye büyütüyoruz. Neredeyse 30 tane yeni mağaza getiriyoruz. Bugün perakende ve ticari gayrimenkulde başarı; metrekare büyüklüğünden çok, insanların yaşamına ve şehir ekonomisine değer katan projelerle ölçülüyor. Biz de tam bu noktaya odaklanıyoruz”.</p>
<p>Alba City Center 2027’de açılıyor Bölgesel büyüme stratejilerinin önemli adımlarından birini Kosova'da gerçekleştirdiklerini dile getiren Yurdaer Kahraman, “Alba Group yatırımıyla Priştine'de inşa edilen, mimari konsept tasarım, kiralama ve yönetim süreçlerinde FİBA CP uzmanlığını taşıdığımız Alba City Center'ı Nisan 2027'de açmaya hazırlanıyoruz. Toplam 270 bin metrekare inşaat alanına sahip bu karma kullanım projesi; 21 bin 660 metrekare perakende kiralanabilir alanı, 74 seçkin mağazası ve 400 araçlık otopark kapasitesiyle Balkanlar'ın yeni yaşam ve alışveriş merkezlerinden biri olacak. Alba City Center, şehrin kalbinde yer alan konumu, şehir yaşamını sosyal alanlarla buluşturan ve deneyim odaklı yaklaşımıyla bölgeye yeni bir değer katmayı hedefliyor” dedi.</p>
<p>FİBA Ticari Gayrimenkul, ağırlıklı AVM projeleri üzerinden hizmet üretiyor. Sıfırdan proje geliştirdiği gibi satın almalar da yapıyor, aynı zamanda grup dışındaki AVM yatırımlarına da iyileştirme ve renovasyon hizmetleri sunuyor.</p>
<h2> Moldova’da karma proje geliştirdi </h2>
<p>Doğu Avrupa'nın büyüyen ülkelerinden Moldova’da iştirakleri Anchor Group ile Kişinev şehrinde iki önemli projeye imza attıklarını kaydeden Yurdaer Kahraman, yatırımlarına ilişkin şu bilgileri verdi: “Bunlardan ilki olan ‘Life Center’ karma kullanım projesinin temelini attık. 40 milyon Euro yatırım değerindeki proje; Marriott Moxy ve Residence Inn by Marriott otelleri, Medpark City Clinic ve Zaxi Restaurant'ı bir araya getiriyor. Toplam 25 bin m2 alana sahip Life Center ile Kişinev'i iş ve sağlık turizmi açısından bölgesel ölçekte önemli bir merkez haline getirmeyi hedefl iyoruz. Büyüme hamlemizin ikinci ayağını ise 60 bin metrekare kiralanabilir alana sahip yeni alışveriş merkezi projemiz oluşturuyor. Moldova'nın en büyük alışveriş merkezi olacak bu projeyle ülkenin perakende altyapısına önemli katkı sağlamayı amaçlıyoruz. Bu iki stratejik yatırımla Moldova'daki ticari kiralanabilir alan portföyümüze toplam 85 bin metrekare yeni alan ekliyor; ülkedeki operasyonel gücümüzü ve bölgesel varlığımızı daha da pekiştiriyoruz”.</p>
<p>Gelecek 5 yıl içinde kaç yeni AVM projesi hedeflediklerine ilişkin sorumuza ilişkin Yurdaer Kahraman, “Bu tamamen kalite anlayışımıza bağlı. Sırf portföy büyüsün, sayı artsın diye projelere girmeyiz. Böyle bir yaklaşım, başarının başlangıcı olmaz. Biz değer yaratan bir ekibiz. Önümüzdeki 5 yılda Türkiye ve Doğu Avrupa'da 8 ile 10 arasında kaliteli AVM projesi hedefliyoruz” yanıtını verdi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/fiba-ticari-gayrimenkul-5-yilda-8-10-avm-projesi-gelistirecek-83065</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/6/5/1280x720/yurdaer-kahraman-1783922918.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ FİBA Ticari Gayrimenkul, FİBA Holding çatısı altında, Türkiye dahil 5 ülkede gayrimenkul projeleri bulunan küresel bir şirket olarak faaliyetlerini sürdürüyor. FİBA Ticari Gayrimenkul’ün CEO ve Yönetim Kurulu Üyesi Yurdaer Kahraman, Türkiye ve yurt dışında yeni yatırımlara imza attıklarını dile getirerek, gelecek 5 yıla ilişkin de, “Önümüzdeki 5 yılda Türkiye ve Doğu Avrupa&#039;da 8 ile 10 arasında kaliteli AVM projesi hedefliyoruz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hurmuzun-kapatilmasi-abd-iran-savasinda-basa-donus-83040</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hürmüz’ün kapatılması, ABD-İran savaşında başa dönüş</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Başkan Trump, Hürmüz Boğazı’na ABD donanmasını getirerek  kendisini köşeye sıkıştırdı. İran lehine olan bir anlaşma ile bölgeden ayrılırsa ara seçimi kaybedecek. Düşük tempo ile seçime kadar devam edecek bir savaş senaryosunda seçimi gene kaybedecek. </strong></p>
<p>Hürmüz Boğazı’nın kapatıldığı haberinin yarattığı tedirginlik ile haftaya başlıyoruz. ABD saldırılarına karşı dayanma gücünü ispat eden İran, yaklaşan ara seçimlere de güvenerek ABD’ye rest çekti. Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ile ABD-İran savaşı başlangıç dönemine geri dönüldü. </p>
<p>Enerji piyasası Hürmüz Boğazı’ndaki çatışmalara son dönemde sınırlı negatif tepki verdi. Ara seçim öncesi Başkan Trump’ın anlaşma yapmak zorunda kalacağına inanan oyuncular iki ülke arasında tırmanan gerginliği geçici bir risk olarak okumayı tercih etti. </p>
<p>Bu kez farklı olur mu?  İran’ın rest çekmesine ABD el yükselterek cevap verir mi? Başkan Trump’ın “ülkenin altyapısını, tuzlu su arıtma tesislerini vururuz” tehdidi gerçeğe dönüşür mü? Bu soruların analitik cevabı yok. </p>
<p><strong>İki tarafın da kendini galip ilan </strong><strong>edeceği anlaşma ihtimali azaldı</strong></p>
<p>Başkan Trump, Hürmüz Boğazı’na ABD donanmasını getirerek  kendisini köşeye sıkıştırdı. İran lehine olan bir anlaşma ile bölgeden ayrılırsa ara seçimi kaybedecek. Düşük tempo ile seçime kadar devam edecek bir savaş senaryosunda seçimi gene kaybedecek. </p>
<p>Başkan Trump’ın, seçimi kazanmak için İran’a karşı mutlak zafer iddia edeceği bir anlaşmaya veya gerçek bir zafere ihtiyacı var. Son gelişmeler Kadeş benzeri bir anlaşma ile iki tarafın da kendini galip ilan edeceği bir anlaşma ihtimalini azalttı. Başkan Trump seçimi kazanmak için İran’ın enerji dışındaki altyapısını vuran yıkıcı bir saldırı başlatmak zorunda kalabilir.  </p>
<p>Bu saldırının sonucu  ne olur öngörmek zor. Savaşın iyisi olmaz. Ama piyasalar için kısa vadede daha az kötü senaryo ABD’nin mutlak  ve çabuk bir zafer ile bölgeden ayrılması. Bu senaryoda, enerji altyapısında kalıcı bir hasar oluşmazsa petrol fiyatları hızla geriler. Cumhuriyetçilerin ara seçimlerde elini güçlendirecek bu sonuç, ABD ile  ilişkilerin iyileştiği bir dönemde, Türkiye için olumlu olur. </p>
<p>Kötü senaryo, yıkıcı savaşın bir zafere dönüşmeden devam etmesi. Enerji altyapısının muhtemelen zarar göreceği bu senaryoda petrol fiyatları yeniden 80 dolar 100 dolar aralığına yükselir.  Ekonomi yavaşlarken, enflasyonun yükseldiği bu dönemde stagflasyon korkuları tırmanırken, hisse senedi, tahvil, enerji-gübre-petrokimya dışı emtia değer kaybeder. </p>
<p>Cumhuriyetçilerin ara seçimi kaybedeceği, Başkan Trump’ın topal ördeğe dönüşeceği bu senaryonun kazananı İran Devrim Muhafızları olur. ABD ülkelerin rejimini değiştirerek dünyayı yönetme sevdasına yeni çılgın başkanını bulana kadar ara verir. Tek kutuplu dünyadan bölgesel güçlerin olduğu çok kutuplu bir dünyaya evriliriz. </p>
<p>Ortadoğu’daki savaş hangi senaryo ile sonuçlanacak bilmiyoruz. Ama risklerin arttığı bir senaryo ile karşı karşıyayız. Jeopolitik risklere karşı küresel yatırımcılar  genelde dolar ve altına yönelerek, havacılık hisselerini satarak, enerji-petrokimya temasını alarak cevap veriyor. </p>
<p><strong>Yatırımcıların, hisse portföylerinde </strong><strong>ayarlama yapmasında fayda var</strong></p>
<p>Türkiye piyasalarında jeopolitik risk dönemlerinde dövize yönelme sınırlı oluyor. Sıkı para politikası liradan kaçışı, dolara yönelmeyi sınırlarken, kısa-orta vadeli tahvillere satış getiriyor. Borsa İstanbul’da  jeopolitik risk dönemlerine banka, banka sahibi holding ve havacılık hisseleri sert değer kaybediyor, rafineri, petrokimya ve savunma hisseleri değer kazanıyor. </p>
<p>Ortadoğu’da savaş hangi senaryoya evrilecek bilmiyoruz. Ancak yatırımcıların hisse portföylerinde küçük adımlarla da olsa ayarlama yapmasında fayda var. Hissede uzun pozisyon taşımak isteyen  ama riskini sınırlamak isteyen yatırımcılar kötü senaryoya karşı portföylerinde banka, havacılık hisselerinin ağırlığını azaltıp, petrokimya, rafineri, savunma hisselerinin ağırlığını artırabilir. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hurmuzun-kapatilmasi-abd-iran-savasinda-basa-donus-83040</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hürmüz’ün kapatılması, ABD-İran savaşında başa dönüş ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-83037</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta piyasada yönü ne belirleyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Bu Hafta Piyasada Yönü Ne Belirleyecek? | Ekonomi Masası | 13 Temmuz" src="https://www.youtube.com/embed/Oxbza12eDss" width="700" height="535" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-83037</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/3/1280x720/berfin-cipa-talip-aktas-1771825245.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yardim-mi-bagimlilik-yaratmak-mi-83039</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yardım mı, bağımlılık yaratmak mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yardım yapar gibi görünmeyin, yardım yapın ve görünmeyin. Erdemli olan budur ancak günümüzde yardımlar; ya siyasi ikbal veya ekonomik kazanım gayesiyle, kendine bağımlı kılmak için yapılıyor.</strong></p>
<p><strong>Dünya Bankası</strong>’nın (DB) <strong>Afrika</strong> ülkelerine 50 yıl boyunca yaptığı yardımların neticelerine bakıyoruz. DB, <strong>hangi ülkeye ne kadar yardım yapmışsa o ülke kalkınacağına daha da fakirleşmiş</strong>. Bazı altyapı gelişmeleri yaşansa da <strong>iç savaşlar</strong> çoğalmış, <strong>katliamlar</strong> artmış, Afrika halkları <strong>daha mutsuz</strong> olmuş.</p>
<p><strong>Sebebi</strong> araştırıldığında ortaya çıkan şu: DB yardımı, <strong>o ülkenin muktedirleri üzerinden</strong> yaptığı için ülkeyi yönetenler bunu <strong>kendi yandaşına </strong>aktarmış, <strong>yönetenler semirmiş</strong> ve halkı üzerinde baskılarını artırmış. Kısaca <strong>yardımın miktarı kadar</strong> bunu <strong>kimler üzerinden ülkeye aktardığın</strong>; en kritik olgu imiş.</p>
<p><strong>DÜNYA BANKASI YARDIMLARI, ÜLKELERİ BATI’YA BAĞIMLI KILMA PROJESİ</strong></p>
<p><strong>Bilkent</strong>’in efsanevi hocalarından <strong>Norman Stone</strong>’un dış yardım tanımı şu: “<strong>Zengin ülkelerin fakir insanlarından alınıp, fakir ülkelerin zengin insanlarının cebine konan para...</strong>” O kadar doğru ki... DB’nin <strong>Afrika’yı fakirleştiren yardımları</strong>, yerel muktedirleri <strong>Batı’ya bağımlı kılma projesi</strong> halini aldı.</p>
<p><strong>John Perkins</strong>’in <strong>Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları</strong> kitabında anlattığı sistem, gelişmekte olan ülkelerin devasa altyapı projeleriyle (<strong>otoyol</strong>, <strong>liman</strong>, <strong>enerji santrali</strong>) borçlandırılıp ekonomik ve <strong>siyasi bağımlılığa sürüklenmesini</strong> özetler. Borç daima ülkeye değil, <strong>projeyi yapan çokuluslu şirkete</strong> gider.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Yardım bağımlılığına dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Neden altyapıya?</em></strong></p>
<p>Çünkü borç veya yardım ile o <strong>ülkeyi kendine bağımlı</strong> kılarken, <strong>kendisine rakip oluşturmak</strong> istemez. Otoyola, tünele harca ama <strong>ağır sanayi</strong> kurma, <strong>çip fabrikası</strong> yapma, <strong>teknoloji geliştirip</strong> bizi üzme.</p>
<p><strong><em>Peki, borç verme?</em></strong></p>
<p><strong>Sokullu</strong>, <strong>Kanuni </strong>huzurundadır; -<strong>efendim Kırım Hanı, yine borç istiyor</strong>. –Peki, sen ne düşünüyorsun? -Önceki verdiğimiz borçları hâlâ geri ödemedi, <strong>vermeyelim</strong> derim. –<strong>Ver, ver; borç alan, emir de alır</strong>...</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>MARSHALL PLANI YARDIMDAN ZİYADE KAYNAK AKTARIM PROJESİYDİ</strong></p>
<p><strong>ABD</strong>; vergi verenlerin parasını, Amerika’daki işletmelere aktarmak için <strong>yurt dışına borç</strong> diye verip <strong>kendi malını</strong> aldırıyordu. <strong>Marshall Planı</strong>, 2’nci Dünya Savaşı’nda yıkılan Avrupa'yı ayağa kaldıracaktı ancak <strong>tarım</strong>, <strong>sanayi makinelerini ABD’den alma şartıyla</strong>. Netice ise <strong>ABD bağımlılığı</strong> inşa etmek oldu.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>YARDIM LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Yardım</strong>: Sıkıntıyı gidermek, ihtiyacı karşılamak için kendi gücünü bir başkasına aktarma</p>
<p><strong>Zekât</strong>: Zenginlerin yılda bir kez birikimlerinin en az  %2,5’ini (kırkta bir) fakirlere aktarması</p>
<p><strong>Hibe</strong>: Malın veya paranın hiçbir karşılık beklemeden bir başkasına devredilmesi, bağışlanması</p>
<p><strong>Borç</strong>: Malın, hizmetin, paranın, daha sonra faiziyle geri ödenmek şartıyla bir başkasına aktarılması</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yardim-mi-bagimlilik-yaratmak-mi-83039</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/Dunya-Bankasi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yardım mı bağımlılık yaratmak mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/servet-transferi-iste-boyle-yapilir-83038</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Servet transferi işte böyle yapılır!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>23 Eylül 2021… Türkiye ekonomisindeki en büyük dönüşüm için adım atılan tarih… O yılın mart ayından sonraki tüm PPK toplantılarında “<strong>Faiz, enflasyonun altında belirlenmeyecektir</strong>” diyen Merkez Bankası bir anda görüş değiştirdi ve politika faizini düşürdü.</p>
<p>Artık Merkez Bankası mı görüş değiştirdi, yoksa Merkez Bankası görüşünü değiştirmek zorunda mı kaldı, orasını bilemeyiz; ama sonuç ortada ve faiz indirildi, üstelik bu indirimin devamı geldi.</p>
<p>Faiz indirilince kur fırladı, kur fırlayınca enflasyon tırmandı gitti. Aradan neredeyse beş yıl geçti ve Türkiye hâlâ enflasyon belasıyla uğraşıyor, bu gidişle daha epeyce uğraşacak.</p>
<p>Ekonomi beş yıl önce öylesine büyük bir sarsıntı geçirdi ki Eylül 2021’de faiz indirimi öncesinde yüzde 20’in altında bulunan yıllık enflasyona inebilmek Türkiye için hâlâ büyük bir hedef.</p>
<h2>Enflasyon herkes için kötü değil!</h2>
<p>2021’de faiz indirildi, kur fırladı ve enflasyon tırmanışa geçti. Gerçi kurdaki artış, aralık ayında ilan edilen ve Türkiye’ye çok büyük bir yük getiren KKM ile bir süreliğine duraksadı ama enflasyonda ok yaydan çıkmıştı bir kere. Onu tutmak mümkün değildi.</p>
<p>Resmi hesaplamalar bile yüzde 100’e yaklaşan oranlar ortaya koydu. Derin bir yoksulluk başladı, üstelik hâlâ devam ediyor.</p>
<p>Ancak yüksek enflasyon herkes için kötü değildi ki…</p>
<p>Kimler için mi; örneğin ürettiği mal ve hizmetin fiyatına o enflasyon ölçüsünde zam yapabilenler için… Zaten enflasyon da büyük ölçüde fiyatını istediği gibi artırabilenlerin etkisiyle bu düzeylere çıkıyordu.</p>
<p>Kimler için mi; düşen faizlerle çok düşük faizli bu krediye ulaşma olanağı olanlar için… Hele bu kesimler için bulunmaz bir dönem yaşanıyordu. Örneğin 2022’nin sonu, 2023’ün başı… Kredi faizleri yüzde 20’nin altına inmiş, enflasyon ise yüzde 80’lerin üstünde seyrediyor. Bundan daha güzel bir dönem olabilir miydi?</p>
<p>Şu itirazı duyar gibiyim: “<strong>Kredi faizi yüzde 20’lerin altına inmiş, iyi güzel de bu faizi o tarihte oluşan ve geride kalan bir yıldaki durumu gösteren yüzde 80’ler düzeyindeki enflasyonla kıyaslamak doğru olmaz. Gelecek bir yılın enflasyonuna bakmalı</strong>.”</p>
<p>Elbette ona da baktım. 2022 sonu, 2023 başı kredi faizleri yüzde 20’nin altında, öyle ki yüzde 15’in bile altına inilmiş, peki bu krediler kullanıldıktan bir yıl sonrasında enflasyon ne mi olmuş, yüzde 60’larda oluşmuş. Arada yine müthiş bir fark var.</p>
<h2>Grafikler her şeyi ortaya koyuyor</h2>
<p>Grafiklerde bu dönemlerde neler olduğu somut olarak ortada. Birinci grafik, biraz önce aktardım, itiraz konusu edilebilecek verileri gösteriyor. Kredi kullanılan tarihteki enflasyon neydi, bu görülebilir. Vadeyi bir yıl olarak varsaydım, karşılaştırmayı böyle yaptım. Kredi kullanılan tarihteki faiz ile enflasyon arasında müthiş bir fark var.</p>
<p>Ama hadi diyelim o enflasyonla kredi faizini karşılaştırmak pek doğru değil, kabul. Kredi faizini, bir yıl sonra gerçekleşen enflasyonla karşılaştırınca durum pek değişmiyor ki. Yine iki oran arasında kredi kullananlar lehine çok büyük bir fark oluşuyor.</p>
<p>Yani kredi kullanan şanslı mı şanslı. Kredi faizi yüzde 20’lerde, hatta zaman zaman daha aşağıda, enflasyon ise yüzde 60’larda.</p>
<p>Dolayısıyla yüzde 20 ile 25 ile kredi kullan; üretim yap, bunu yüzde 60 zamlı sat, daha ne istenir!</p>
<h2>Ya da üretim yapma!</h2>
<p>Ya da; yüzde 20 ile 25 ile kredi kullan; bu parayı ne yeni yatırım yapmakta, ne üretimini artırmakta kullan, git yat-kat-kotra al!</p>
<p>Bu yapılmadı mı yani? O ucuz krediyi üretime, yatırıma dönüştürmeden amacı dışında kullanan olmadı mı?</p>
<p>Bu durum yalnızca ticari krediler için de geçerli değil. İşini bilenler ve ödeme gücü olanlar çok düşük faizli kredi kullanıp gayrimenkul de aldı, başka varlıklar da.</p>
<p>Enflasyon yüksekti, faiz düşüktü, kredi faizi adeta yerlerdeydi, tabii ki mevduat faizi de enflasyonun çok çok altında kaldı. Nimet-külfet! Bir külfet oluşmalıydı ki onun nimetinden yararlananlar olsun. Nitekim oldu da… Türk parası cinsinden tasarruf etmeyi tercih edenler reel olarak büyük bir kayba uğradı.</p>
<h2>El ovuşturmadan sızlanmaya…</h2>
<p>Faizin üç dört katı enflasyon varken sessizce el ovuşturan büyük bir kesim şimdiki koşullardan büyük bir rahatsızlık duyuyor. Normaldir, kendi açılarından tabii ki haklılar.</p>
<p>İyi de normal bir ekonomide kredi faizi 20’lerde, hatta zaman zaman daha aşağıdayken enflasyonun 60, 70, 80 olması ve bunun yıllarca sürmesi beklenebilir mi?</p>
<p>Tabii ki beklenmiyordu, bakmayın şimdi sızlananlara, onlar da beklemiyordu ama şimdiki durum da pek hoşlarına gitmiyor.</p>
<p>Nedir o durum; grafiklerdeki sarı alanlar… Kredi faizinin enflasyonun üstünde olduğu dönemler. Yani bugünler… O fark hızla daralsın ve yeni mavi alanlar oluşsun isteniyor.</p>
<p>O günler biraz geride kaldı, en azından şimdilik. Ama gün gelir belli kesimlere yine kaynak aktarmak istenir ve grafiklerde mavi alanlar yeniden beliriverir. Örtülü biçimde istenen de bu zaten.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a546928968eb-1783916840.png" alt="" width="800" height="234" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/servet-transferi-iste-boyle-yapilir-83038</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/merkez-bankasi-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Servet transferi işte böyle yapılır! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-demir-celikte-yol-gecen-hani-oldu-fiyat-kirma-savasi-sektoru-zorluyor-83036</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye, demir çelikte ‘yol geçen hanı’ oldu, ‘fiyat kırma savaşı’ sektörü zorluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HAKAN Güldağ</strong>’la birlikte Habaş Topluluğu Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Mehmet Başaran</strong>’ın odasına girdiğimizde telefondaydı. İster istemez kulak misafiri olduk:</p>
<p>-          <strong>Arkadaşlar, maalesef demir-çelikte fiyat kıranlar var ama biz yapamayız. Nereye, ne zamana kadar zararına satış yapılabilir? Olacak iş mi?</strong></p>
<p>Telefonu kapattıktan sonra bize döndü, dert yandı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye, demir-çelik ürünleri için </strong>“yol geçen hanı” <strong>gibi oldu. Uzak Doğu başta olmak üzere dünyanın birçok ülkesinden demir-çelik geliyor. Bazı yerli üreticiler de çok fazla fiyat kırmaya başladılar. Zararına mal satıyorlar. Bütün sektörü zor duruma düşürüyorlar.</strong></p>
<p><strong>Mehmet Başaran, </strong>bazı yerli üreticilerin fiyat kırmalarının gerekçesini şöyle açıkladığını aktardı:</p>
<p>-          <strong>Enflasyonla mücadele programı çerçevesinde faizler yüksek seyrediyor. Ayrıca öze</strong><strong>l</strong><strong>likle işletme kredisi konusunda bankalarda muslukların kısılmış hali devam ediyor. Kimi sektör oyuncuları pahalı kredi kullanmak yerine fiyat kırıp nakit ihtiyacını karşılıyor.</strong></p>
<p>Şu noktaya işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Bütün dünya çelik sektörünü gümrük vergileriyle koruyor. Türkiye, dünyanın demir çeliği için açık pazar haline gelmiş bulunuyor.</strong></p>
<p><strong>Başaran</strong>’ın anlattıklarını dinlerken 28 Şubat 2026’da ekonomim.com sitemizin düzenlediği, Hazine ve Maliye Bakanı <strong>Mehmet Şimşek</strong>’in sunum yaptığı <strong>“Ufuk Turu” </strong>toplantısında, Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Fuat Tosyalı</strong>’yla yaptığımız sohbeti anımsadım.</p>
<p><strong>Fuat Tosyalı, </strong>Bakan <strong>Şimşek</strong>’in de not alarak izlediği sohbette önce demir çelik sektörünün önemi üzerinde durmuştu:</p>
<p>-          <strong>Çelik sektörü olmayan bir ulusun bağımsızlığından söz edilemez. Bugün ticaret savaşlarının da ana aktörü çeliktir.</strong></p>
<p>Türkiye’nin çelik üretiminde dünyada 7’nci sırada olduğunu kaydetmişti:</p>
<p>-          <strong>Sektörümüz uzun süredir yoğun dış baskı altında. Uzun süre Rusya ve Ukrayna’nın devlet dampingli ürünleriyle mücadele ettik. Son 4-5 yılda tablo değişti. Bu kez Çin kaynaklı </strong>“istila” <strong>söz konusu. </strong>“Yıkıcı” <strong>rekabet, </strong>“yok edici” <strong>rekabete dönüştü.</strong></p>
<p>Ülkemizdeki büyük üretim kapasitesine rağmen geçen yıl 19 milyon ton çelik ithalatı yapıldığının altını çizip, Avrupa Birliği’ne (AB) de dikkat çekmişti:</p>
<p>-          <strong>AB de Türk çeliğine karşı önlemler alıyor. Gümrük Birliği ve serbest ticaret anlaşmalarına rağmen kota uygulaması başlattı. Farklı isimler altında çelik girişini engellemeye çalıştılar. Sonra kotaları daha da aşağı çektiler.</strong></p>
<p><strong>Mehmet Başaran, </strong>durumu daha detaylı, verilerle anlatmaları için inşaat demirinden yassı çeliğe kadar farklı birimlerdeki yöneticilerini odasına çağırdı. İlk gelen yönetici inşaat demiri tarafına bakıyordu:</p>
<p>-          <strong>İthal ürünler karşısında fiyat kıran bazı yerli üreticilere inşaat demirinin tonunu 565 dolara satıyor. Oysa bizde inşaat demirinin ton başına maliyeti 590 dolara yaklaşıyor. Çin’den ise aynı ürün</strong><strong>,</strong><strong> liman teslimi 530 dolara ülkemize giriyor.</strong></p>
<p>Yöneticilerden <strong>Serdar Kilimci </strong>araya girip yassı çelikten ihracat-ithalat verisi paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Bu yılın ilk 5 ayında 1 milyon tonluk yassı çelik ihracatına karşılık 1.5 milyon ton ithal ürün geldi.</strong></p>
<p>Mısır’dan, Malezya’dan, Meksika’dan, Makedonya’dan ithal çelik geldiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Mısır, bizim sektöre anti-damping vergisi uyguluyor. Dolayısıyla yüzde 50 dolayında gümrük vergisiyle biz Mısır’a ürün gönderebiliyoruz.  Mısır’dan bize 140 bin ton ürün gelirken, biz 40 bin ton satabiliyoruz.</strong></p>
<p>Bir örnek de Fransa’dan verdi:</p>
<p>-          <strong>Fransa’dan ülkemize 100 bin ton dolayında yassı ürün geliyor. Bizim sattığımız 5-10 bin tonu pek geçmiyor.</strong></p>
<p>Ardından İngiltere’ye uzandı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye, İngiltere ile serbest ticaret anlaşması (STA) imzaladı. Çok geçmeden İngiltere de Türk çeliğine kota koydu. Kotayı aşan ürünler için yüzde 50 gümrük vergisi fiyata biniyor.</strong></p>
<p>Türk demir-çelik sektörü uzun süredir dampingli ithal ürünlerin piyasada haksız rekabete yol açtığını dile getiriyor, buna karşı önlem alınması yönündeki taleplerini ortaya koyuyor…</p>
<p>Türkiye’nin dünya demir çelik sektörü açısından <strong>“yol geçen hanı”</strong>na dönüşmesi, içerideki rekabeti de <strong>“yok edici” </strong>noktasına taşımış görünüyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Avrupa Birliği, Türk çeliğine uyguladığı kotaları sürekli kısıyor</span></h2>
<p><strong>HABAŞ </strong>Topluluğu Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Mehmet Başaran, Serdar Kilimci</strong>’ye Avrupa Birliği’nin (AB) Türk çeliği ile ilgili kararlarını anlatmasını istedi. <strong>Kilimci, </strong>2012-2013 yıllarına uzandı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye, Avrupa Birliği (AB) ülkelerine ilk kez 2012-2013 döneminde 400 bin tona yakın yassı çelik ihraç etti. Avrupa’nın demir-çelik devleri bizim ihracatımıza itiraz etti.</strong></p>
<p>2018 yılında Habaş’ın da AB ülkelerine yassı ürün ihracatında devreye girdiğini anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Dolayısıyla sektörümüzün AB ülkelerine yassı ürün ihracatı arttı. AB, sonunda </strong>“global kota”<strong>ya geçti. Ancak, AB ülkelerindeki sektör devleri bunu yeterli görmedi, bir süre sonra </strong>“ülke bazlı kota”<strong>ya geçildi.</strong></p>
<p>2020 yılında, yani pandemi günlerinde Türkiye’nin AB ülkelerine ihracatının arttığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bunun üzerine Türkiye’nin kotasını 600 bin tona indirdiler. Bu yetmedi, bir süre sonra kota 400 bin tona çekildi.</strong></p>
<p>AB’nin 1 Temmuz 2026’dan itibaren bir indirim daha yaptığına dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>AB ülkelerine yassı ürün ihracat kotamız 160 bin tona indirilmiş durumda.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye’nin üretim gücü ile küresel marka yolculuğunu buluşturduk</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a5467eb1d307-1783916523.jpg" alt="" width="700" height="434" /></span><strong>ÇORUM </strong>merkezli yılların <strong>“Eve Seramik”</strong>in <strong>“İsvea Seramik”</strong> adıyla halka açılması dikkatimi çekti, Ece Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Erdem Çenesiz</strong>’e sordum:</p>
<p>-          <strong>Halka açılırken neden </strong>“İsvea”<strong>yı bir anlamda vitrine çıkardınız?</strong></p>
<p>İsvea Seramik’in de Yönetim Kurulu Başkanı olan <strong>Erdem Çenesiz, </strong>yanıta şöyle girdi:</p>
<p>-          <strong>Ece Holding, banyo grubundaki tüm faaliyetlerini </strong>“İsvea” <strong>çatısı altında birleştirerek yalnızca şirketlerini değil, vizyonunu da tek marka altında topladı.</strong></p>
<p>İtalya’nın tasarım kültürü ile Türkiye’nin üretim gücünün aynı yapıda buluştuğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Böylece vitrifiye seramik, FFC mutfak evyeleri, gömme rezervuar, klozet kapağı ve banyo mobilyalarından oluşan 5 fabrikalık entegre bir üretim ekosistemi ortaya çıktı.</strong></p>
<p>Ece Banyo’nun İsvea bünyesine katılmasıyla hem yurt içinde hem de uluslararası pazarlarda daha güçlü bir marka yapısının parçası olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bu birleşmeyi yalnızca operasyonel bir karar olarak görmedik. Dünyadaki değişimi, Türkiye’nin üretim kabiliyetini ve önümüzdeki dönemde oluşacak fırsatları değerlendirdiğimizde, İsvea’nın çok daha büyük bir sıçrama yapabileceğine inandık.</strong></p>
<p>Amaçlarının yalnızca finansman sağlamak olmadığının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Daha kurumsal, daha şeffaf, sürdürülebilirliği merkeze alan ve uluslararası ölçekte rekabet eden bir şirket yapısını kalıcı hale getirmek istedik. Yatırımcıların gösterdiği büyük ilgi de bu vizyonun karşılık bulduğunu gösterdi.</strong></p>
<p>Halka arzdan sağlanan kaynağın yüzde 65’ini yeni yatırımlara ayıracaklarını bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Önceliğimiz sürdürülebilirlik, verimlilik artışı, dijitalleşme, otomasyon ve maliyet avantajı sağlayacak teknolojik yatırımları hızla tamamlamak olacak. Bu yatırımlar uluslararası rekabet gücümüzü de önemli ölçüde yükseltecek.</strong></p>
<p>Üretimi Anadolu’nun merkezinde gerçekleştirdiklerini anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Bu sadece duygusal bir tercih değil, aynı zamanda güçlü bir rekabet gücü avantajıdır. Enerji, iş gücü, lojistik ve üretim verimliliği açısından sahip olduğumuz avantajlar, planladığımız yatırımlarla birlikte daha da belirgin hale gelecek. </strong> </p>
<p>Gelirlerinin yarısını ihracattan elde ettiklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Hedefimiz fiyatıyla değil, tasarımıyla, teknolojisiyle, inovasyonuyla ve markasıyla dünyada referans gösterilen bir Türk şirketi olmak. İsvea’nın halka arzını da bu uzun yolculuğun en önemli kilometre taşlarından biri olarak görüyoruz.</strong></p>
<p>Dünyada rekabetin sadece maliyetle kazanılmadığının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Rekabet, teknolojiyle, tasarımla, sürdürülebilirlikle ve güçlü markalarla kazanılıyor. İsvea olarak biz bu dönüşümü başlattık. Attığımız adımların yalnızca şirketimizin değil, Türk vitrifiye seramik sektörünün uluslararası algısını da değiştireceğine inanıyoruz.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-demir-celikte-yol-gecen-hani-oldu-fiyat-kirma-savasi-sektoru-zorluyor-83036</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/6/1280x720/mehmet-basaran-1783916468.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye, demir çelikte ‘yol geçen hanı’ oldu, ‘fiyat kırma savaşı’ sektörü zorluyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/altin-yatirimi-yaristan-kopmadi-83035</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Altın yatırımı yarıştan kopmadı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Altın fiyatları 28 Şubat'ta ABD, İsrail- İran savaşının başlamasından bu yana sert kayıp yaşamaya devam ediyor. Bu durum yurtiçi yerleşiklerin altın mevduatında kayıp yarattı ama altına talep ivme kaybetse de sürüyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası verilerine göre 28 Şubat’tan bu yana parite etkisinden arındırılmış olarak kıymetli maden mevduatı 2.5 milyar dolar arttı, altın mevduatı büyüklüğü ise 91.7 milyar dolara indi bu 28 Şubat'a göre 18 milyar dolarlık düşüşe işaret ediyor. Yurtiçi yerleşiklerin bu dönemde asıl tercihi ise TL mevduat olmaya devam etti.</p>
<h2>Onsta gerileme yüzde 21’i aştı </h2>
<p>Savaş ve yarattığı belirsizlik altın fiyatlarına negatif etki yaptı. Merkez bankalarının sıkı para politikasını daha uzun süre sürdüreceğine yönelik beklentiler son yıllarda hızlı yükselişiyle dikkat çeken altının ons fiyatında sert düşüşe neden oldu. Savaş öncesi altının ons fiyatı 5 bin 300 dolar seviyesindeyken geçen cuma günü kapanışta 4 bin 119 dolara kadar geriledi. Bu gelişme yüzde 21’in üzerinde bir düşüşe işaret ederken bir türlü yukarı yönlü hareket de gerçekleştiremedi. Aynı dönemde gram altın fiyatları da 7 bin 433 liradan cuma kapanışta 6 bin 220 liraya kadar indi. Gram altın fiyatı da yüzde 17,5 seviyesinde geriledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a54667f693b8-1783916159.png" alt="" width="763" height="284" /></p>
<h2>Toplam altın mevduatı geriledi </h2>
<p>Fiyatlardaki değişim yurtiçi yerleşiklerin hem altın talebini hem de altın mevduatındaki kazançlarını geriletti. TCMB haftalık para ve banka verilerine göre 27 Şubat ile biten haftada parite etkisinden arındırılmamış olarak yurtiçi yerleşiklerin kıymetli maden mevduatının büyüklüğü 109 milyar 652 milyon dolar seviyesindeydi. Yurtiçi yerleşik gerçek kişilerin kıymetli maden mevduatı 99 milyar 426 milyon dolarken, tüzel kişilerin kıymetli maden mevduatı da 10 milyar 226 milyon dolardı. Savaşla birlikte altın fiyatlarındaki düşüşün de etkisiyle 3 Temmuz ile biten haftada toplam kıymetli maden mevduatı parite etkisi dahil 17 milyar 949 milyon dolar azalarak 91 milyar 702 milyon dolara indi. Bu düşüşün 16 milyar 495,5 milyon doları gerçek kişilerin kıymetli maden mevduatında, 1 miyar 454,2 milyon doları ise tüzel kişilerin kıymetli maden mevduatında gerçekleşti.</p>
<h2>Parite etkisi hariç yükseliş var </h2>
<p>TCMB haftalık para ve banka verilerine göre parite etkisinden arındırılmış olarak yurtiçi yerleşiklerin kıymetli maden mevduatı aynı dönemde 2 milyar 490 milyon dolar arttı. Bu yükselişin parite etkisinden arındırılmış olarak 2 milyar 18 milyon doları gerçek kişilerin kıymetli maden mevduatında, 471.6 milyon doları da tüzel kişilerin kıymetli maden mevduatında yaşandı. Altın fiyatlarındaki düşüşü bu dönemde bazı haftalarda yurtiçi yerleşikler alım fırsatı olarak değerlendirdi en dikkat çeken yükseliş de parite etkisinden arındırılmış 2.4 milyar doları bulan yükselişle 27 Mart haftasında oldu.</p>
<h2>TL mevduat payı %61’in üzerinde </h2>
<p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verileri 27 Şubat’tan sonra TCMB’nin sıkılaşması ve sıkı para politikasını daha uzun süre devam edeceği beklentilerinin artmasıyla TL mevduata ilgi daha da arttığını gösterdi. BDDK verilerine göre 3 Temmuz ile biten haftada bankacılık sektöründe TL mevduat 18.4 trilyon lira gerçekleşti, bir önceki haftaya göre düşüş yaşansa da toplam mevduat içinde TL mevduatın payı yüzde 61,71 olarak gerçekleşti. 27 Şubat haftasında bu pay yüzde 58,4 idi ve savaş döneminde en düşük seviyeyi de savaşın ilk haftasında 6 Mart ile biten haftada gördü. BDDK verilerine göre 6 Mart haftasında TL mevduatın payı yüzde 58,14'e kadar indi son bir yılın en düşük seviyesini gördü. Bu yüksek TL mevduat faizlerinin ve dövizde sert hareketlere izin verilmemesiyle yükseldi ve 3 Temmuz haftasında en düşük seviyeye göre TL mevduat payındaki artış 3.6 puana vardı.</p>
<h2>TL mevduat faiz oranında değişiklik </h2>
<p>Bankacılık sektöründü en kısa vadeli mevduat faiz oranı yüzde 40 üzerindeki seyrini sürdürse de haziran ayına göre 0.5 puanlık düşüşler de yaşanmaya başladı. TCMB temmuz ayı Para Politikası Kurulu toplantısı 23 Temmuz’da gerçekleşecek. Beklentiler politika faizinin yüzde 37 seviyesinde korunması yönünde olsa da fonlamanın gecelik borç verme faizi yüzde 40 seviyesinden normalleştirilmesi öngörülüyor. Bu 3 puanlık bir gevşemeye yol açacak ve bu durum bankacılık sektöründe de TL mevduat faiz oranlarında düşüşe neden olacak. Bankacılık sektörü toplantı öncesinde hafif hafif TL mevduat faiz oranlarını gevşetmeye başlamış görünüyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/altin-yatirimi-yaristan-kopmadi-83035</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/9/1280x720/altin-gold-1770623760.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı savaşın etkileri yatırım tercihlerinde de kendisini gösterdi. Altın fiyatlarındaki sert düşüş parite etkisi dahil kıymetli maden mevduatı bakiyesini geriletti ancak parite etkisinden arındırılmış altın mevduatı 2.5 milyar dolara yakın arttı. Bu dönem yurtiçi yerleşiklerin tercihi TL’den yana oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cin-rekabetine-karsi-vergi-seddi-oruluyor-83034</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çin rekabetine karşı vergi seddi örülüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/İMAM GÜNEŞ</strong></p>
<p>Birçok sanayi ürünü ile kritik tarım ürünlerinin ithalatında radikal değişikliklere gidildi. Dış ticaret alanında 3 Cumhurbaşkanı Kararı ve 22 ayrı tebliğ yayımlandı. Bu düzenlemelerin en dikkat çekici olanı kuru soğan için yapıldı. Fiyatı semt pazarlarında bile 50 liraya yükselen kuru soğanın ithalatında gümrük vergisi oranı yüzde 5’e indirildi. Kabuklu ve kabuksuz ceviz ithalatında uygulanan ilave gümrük vergisinin miktarı artırılırken, makarna ithalatındaki ek mali yükümlülük ise kaldırıldı. Yapılan düzenlemelerle sanayide yerli üreticileri koruyacak kısmi adımlar atılırken, tarım sektöründe ise yine artan fiyatlar kaynaklı ithalat silahı devreye sokulmuş oldu.</p>
<p>Sanayi ürün gruplarında da köklü değişiklikler yapıldı. Aralarında vites kutusu ile oyuncakların da yer aldığı 82 ürüne ek mali yükümlülük getirilirken, 42 ürüne uygulanan ek mali yükümlülük kaldırıldı. Ayrıca 97 ürünün ithalatına daha önce getirilen vergiye tabi referans fiyat yükseltilirken, 11 sanayi ürününe de yeni referans fiyat uygulanmaya başlandı. Gazeteniz EKONOMİ, gümrük tarifesi değişen ürünleri Gümrük Tarife Pozisyonu( GTP) ve Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu (GTİP) bazında detaylı olarak inceledi.</p>
<p><strong>KURU SOĞANA KARŞI İTHALAT SİLAHI </strong></p>
<p>Yaz aylarında fiyatı düşmesi beklenen kuru soğanda fiyat 50 lirayı aşınca, iç piyasayı ithalat silahıyla kontrol etme mekanizması yeniden devreye girdi. Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile 0703.10.19.00.11 Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonlu (GTİP) kuru soğan ithalatında yüzde 49.5 olarak uygulanan gümrük vergisi oranı yüzde 5’e düşürüldü. İndirimli gümrük vergisi oranları 26 Ağustos’a kadar yürürlükte olacak.</p>
<p>Kabuklu ve kabuksuz ceviz ithalatında da ek mali yükümlülük yeniden belirlendi. Kabuklu cevizde ton başına 451 dolar olan ek mali yükümlülük 738 dolara, kabuksuz cevizde 1158 dolar olan ek mali yükümlülük ise ton başına 1772 dolara çıkarıldı. </p>
<p><strong>TATLI BİBERDEN DİYET MAMASINA </strong></p>
<p>0904.21.10.00.00 GTİP’li kurutulmuş tatlı biber ithalatında yüzde 19.5 olan gümrük vergisi yüzde 41’e çıkarıldı.</p>
<p>3920.20.21.00.19 GTİP’li Plastik baskılı propilen polimer ürününün DTÖ üyesi olmayan ülkelerden ithalatında ton başına 328 dolar ek mali yükümlülük getirildi.</p>
<p>5503.20.00.00.11 GTİP’li poliesterden sentetik devamsız liflerin DTÖ üyesi olmayan ülkelerden ithalatında yüzde 3.2- 4 arasındaki gümrük vergisi 21 Eylül’den itibaren yüzde 20 olarak uygulanacak.</p>
<p>2106.90.98.00.19 GTİP’li diyet maması ithalatı Sağlık Bakanlığı tarafından kontrol belgesi düzenlenmesi halinde ek mali yükümlülüğe tabi olmayacak.</p>
<p>1702.40.90.00.00 izoglikoz başlığı altında yer alan ‘diğerleri’ ürünü indirimli gümrük vergisine tabi ürünleri gösteren VII sayılı listeden çıkarıldı. Bu listedeki 1702.30.50.00.00 GTİP’li ürünlerin tıbbi amaçlı kullanımında kapsam yeniden belirlendi.</p>
<p>Bu karar kapsamında ek mali yükümlülük getirilen veya ek mali yükümlülüğü artırılan ürünlere yönelik ithalat beyannamesi 30 gün içinde tescil edilen ürünlere önceki ek mali yükümlülükler uygulanacak.</p>
<p><strong>VİTES KUTUSU, OYUNCAK BEBEK, DEĞİRMEN TAŞI </strong></p>
<p>Ek mali yükümlülük listesine 82 yeni ürün eklendi, 42 ürün listeden çıkarıldı.</p>
<p>İşte ek mali yükümlülük getirilen ürünler:: </p>
<p>Dimetil formamit, döküntü, kalıntı ve hurda yarı mamuller başlığı altındaki 3926.90.97.90.23 GTİP’li ürün, 4810 öi 4811 GTİP’li inorganik maddelerle sıvanmış kağıt ve karton, 6804 GTİP’li değirmen taşları, bileği taşları, 7224 GTİP’li külçe alaşımlı çelik, 7411 GTİP’li bakır boru, 8301 GTİP’li adi metalden kilitler, 8424.30.90 GTİP’li hava basınçlı püskürtücüler, 8481 GTİP’li valfler, 8487.90 GTİP’li yağ keçeleri, 8512 GTİP’li motorlu taşıtlar ve bisikletlerde aydınlatma cihazları, 8546 GTİP’li elektrik izolatörleri, 8708.40.91 GTİP’li vites kutuları, 9018 GTİP’li cerrahi diş iğneleri, 9029 GTİP’li sayaç ve hız göstergeleri, 9503 GTİP altında yer alan oyuncak bebek arabaları, elektrikli tren, oyuncak bebek.</p>
<p><strong>MAKARNA İTHALATINDA EK MALİ YÜKÜMLÜLÜK KALKTI </strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Kararı ile 42 ürüne yönelik uygulanan ek mali yükümlülük ise kaldırıldı. Bu kategoride en çok dikkat çeken ürün makarna oldu. Makarnaya uygulanan ek mali yükümlülük kaldırıldı. Otomobil üretiminde kullanılacak kapı kilidi ithalatında yüzde 20’lik ilave gümrük vergisi alınmayacak. Ayrıca 8507.60.00.00.21 GTİP’li lityum iyon akü ithalatında yılbaşına kadar ilave gümrük vergisi alınmayacak. </p>
<p><strong>GIDA AMBALAJI İTHALATINA EK MALİ YÜKÜMLÜLÜK </strong></p>
<p>Tek kullanımlık içecek şişeleri, gıda ambalajları ve sentetik tekstil elyafı üretiminde kullanılan, 78 mg ve daha fazla viskozitesi olan polietilen tereftalat (PET Resin) ithalatında yerli üreticilerin başvurusu üzerine üç dönem halinde uygulanmak üzere ek mali yükümlülük getirildi.</p>
<p>Buna göre söz konusu ürünün ithalatında 19 Temmuz’dan 30 Aralık 2026’ye kadar ton başına 120 dolar, 31 Aralık 2027’ye kadar 115 dolar ve 30 Aralık 2028’e kadar ise ton başına 110 dolar ek mali yükümlülük uygulanacak. Aralarında Güney Amerika ve Türk Cumhuriyetlerinin de bulunduğu çok sayıda ülke için 36 bin tonluk gümrük vergisiz olarak tarife kontenjanı açıldı.</p>
<p><strong>97 ÜRÜNÜN İTHALATINDA REFERANS FİYAT YÜKSELTİLDİ </strong></p>
<p>İthalatta Gözetim Uygulamaları hakkında 9 ayrı tebliğ ile akıllı saat, lastik, oyuncak gibi ürünlerde gümrük vergisine esas referans fiyatlar yükseltildi. Yani ürünün ithalat fiyatı ne olursa olsun, gümrük vergilendirmesi yeni referans fiyatlar üzerinden yapılacak.</p>
<p>6907.21-22-23-30-40, 6910.10-90 GTİP numaralı mozaik küp ve seramiklerde referans fiyat 1000-5000 dolar olarak belirlendi. Bu ürünlerin önceki referans fiyatı 700-2500 dolar arasında değişiyordu.</p>
<p>8512 GTP’li korna, 8517 GTP’li görüntülü telefon ve kapalı devre konuşma sistemlerinde referans fiyat 10-40 dolardan, 25-100 dolara yükseltildi. 8708 GTP’li debriyaj ve baskı komplesinde 2-9 dolardan, 2-10 dolara yükseltildi.</p>
<p>8430 GTP’li asansör fotosel ve kılavuz rayları, 1-25 dolardan, 2-25 dolara yükseltildi. 9503 GTP’li oyuncaklarda 5 bin-30 bin dolardan, 5 bin-50 bin dolara yükseltildi. 7005-7007 GTP’li cam, emniyet camlarında kg başına 0.5-0.7 dolardan, 0.7 ile 4.5 dolara yükseltildi. 8517.13.00 GTİP’li akıllı saatler ‘diğerleri’ ürünü için 200 dolardan, 250 dolara yükseltildi. 3909.40 GTP’li bakalit ile 4811 GTP’li aseptik kağıtlarda 1.5-1.75 dolardan, 1.5-5 dolara yükseltildi. 4011- 4013 GTP’li otomobil lastiklerinde, 3-6 dolarlık alt ve üst sınır korunda, ara fiyatlar yükseltildi.</p>
<p><strong>11 ÜRÜN İÇİN YENİ REFERANS FİYAT BELİRLENDİ </strong></p>
<p>7011.10.00.00.90 GTİP’li serum ampullerinde kg başına 10 dolar, 7202.90.90.00.12 GTİP’mi kaplanmış telde kg başına 1.8 dolar, 7308.40.00.00.00 GTİP’li iskele ve beton kaplama malzemesinde kg başına 4 dolar, 7324.10 GTP’li paslanmaz çelik lavabo kg başına 13 dolar, 8213.00.00.10.11 GTİP’li makasta kg başına 20 dolar, 8409.91-99 GTP’li pistonlarda kg başına 25 dolar, 8433.90 GTP’li biçerdöver zıpkınında kg başına 15 dolar, 8708 GTP’li rot ve rot başı ürününde kg başına 10 dolar.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ticaret Bakanlığı: İç ve dış piyasaları yakından talip ediyoruz</span></h2>
<p>Ticaret Bakanlığı’ndan düzenlemelere ilişkin yapılan açıklamada, yerli üretimin korunması, haksız rekabetin önlenmesi, istihdamın artırılması ve cari açığın azaltılması hedefleri doğrultusunda çalışmaların sürdüğü belirtilerek, “Ülkemizin girdi tedarik stratejisi ile sanayimizin ara mamul temin imkânları da gözetilerek, iç ve dış piyasalardaki gelişmeler yakından takip edilmek suretiyle ithalat politikalarımızda gerekli güncellemeler yapılmaktadır” ifadeleri kullanıldı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yeni düzenlemeler nasıl değerlendirildi?</span></h2>
<p>■ Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe: Bu karar ağırlıklı olarak bitmiş ürünleri kapsıyor. Çin'in çok düşük fiyatlarla ürün sunabilmesi, iç pazarda yerli üreticiler üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Alınan düzenleme de esas olarak içeride üretim yapan firmaları bu haksız rekabete karşı korumayı amaçlıyor. Kur baskısı bu şekilde devam ettiği sürece ithalat maalesef üretime göre daha cazip hale geliyor. Bazı firmalar üretim yapmak yerine ithalatı tercih edebiliyor. Bu nedenle yerli üretimi ve sanayiciyi koruyacak tedbirlerin alınmasını doğru buluyoruz. İhracat tarafında ise önemli bir olumsuz etki beklemiyoruz. Düzenleme, farklı sektörlerde özellikle bitmiş ürün ithalatını kontrol altına alarak iç pazardaki yerli üreticiyi desteklemeyi hedefliyor. </p>
<p>■ Makine İhracatçıları Birliği (MAİB) Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz: OECD bulguları ve güncel sübvansiyon raporları Çinli şirketlerin ucuz kredi, vergi muafiyeti ve hibelerle OECD'deki rakiplerine kıyasla 3 ila 8 kat daha fazla sübvanse edildiğini ortaya koyuyor. Çin'in şirketlerine sağladığı bu destekler küresel pazarda haksız rekabet yaratırken, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin yerli sanayiine de büyük zarar veriyor. Çinli firmaların son 20 yıldaki küresel pazar payı artışının yaklaşık %60'ının doğrudan bu politikalara dayandığı düşünülürse, bu durumla başa çıkmanın firmalar ölçeğinde imkânsız olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Zaten bunun yansımalarını iç pazarımızda da görüyoruz. 2026'nın ilk 5 ayında Çin'den makine ithalatımız %3,9 artışla 5,5 milyar dolara ulaştı ve Çin’in toplam makine ithalatımızdaki payı %30'a yaklaştı. Küresel ticaret için kronik hale gelen bu sorunu, DTÖ aktif olarak devreye girmeden kökten çözmek zor. Ancak küresel işbirliği sağlanana kadar kendi pazarımızı korumak hayati olduğundan, savunmacı adımları kıymetli buluyoruz. Ticaret Bakanlığımızın makine ve sanayi ekipmanlarında yüzde 0 ila 30 arasında uyguladığı son ek gümrük vergisi hamlesi, Çin'in sübvansiyon baskısını ve sektörel yoğunlaşmayı hafifletecek bir düzenleme oldu. Haksız rekabetin önlenmesi, yerli üretimin korunması ve cari açığın azaltılması hedefleri doğrultusunda atılacak her adımı destekliyoruz. </p>
<p>■ TİM Otomotiv Endüstrisi Sektör Konseyi Başkanı ve OİB Başkan Yardımcısı Baran Çelik: İhracat için kullanılacak ara mamulleri Dahilde İşleme Rejimi (DİR) kapsamında temin edebildiğimiz için alınan karar ihracatı doğrudan etkilemeyecektir. Dolayısıyla alınan tedbirlerin ihracatı olumsuz etkileyeceğini düşünmüyoruz. Bu düzenlemeler daha çok iç pazarda Çin'in oluşturduğu haksız rekabetten kaynaklanan dezavantajları gidermeye yönelik. Çin'e karşı acil önlemlere ihtiyaç vardı. Açıklanan adımlar bekleniyordu ve doğru yönde atılmış tedbirler olarak değerlendiriyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cin-rekabetine-karsi-vergi-seddi-oruluyor-83034</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/konteyner-ihracat-ithalat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dış ticaret alanında yayımlanan 3 Cumhurbaşkanı Kararı ve 22 ayrı tebliğle birçok sanayi ürünü ile kritik tarım ürünlerinin ithalatında radikal değişikliklere gidildi. Yapılan düzenlemelerle sanayide yerli üreticileri koruyacak kısmi adımlar atılırken, tarım sektöründe de artan fiyatlar kaynaklı ithalat silahı devreye sokulmuş oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkemix-yerli-premiks-sistemiyle-ithal-katkiya-alternatif-sunuyor-83078</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;TURKEMIX, yerli premiks sistemiyle ithal katkıya alternatif sunuyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TEMEL AKBAŞ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Yapı kimyasalları sektöründe kullanılan yüksek performanslı katkı ham maddelerinde dışa bağımlılığı azaltmayı hedefleyen Eskişehir merkezli TURKEMIX Yapı Kimyasalları Katkı Sistemleri'nin, Türkiye'de ilk kez üreticilere yönelik yerli katkı premiks sistemi geliştirdiği bildirildi. Şirket açıklamasına göre, fayans yapıştırıcılarından sıva ve mantolama harçlarına kadar geniş bir ürün grubuna yönelik geliştirilen sistem, üreticilere daha düşük maliyet, daha kontrollü üretim ve sürdürülebilir bir çözüm sunmayı amaçlıyor.</p>
<p>TURKEMIX Yapı Kimyasalları Kurucusu Selman Nihat Özyavaş, geliştirdikleri sistemin klasik tekil katkı hammaddesi yaklaşımından farklı olarak birden fazla performans bileşenini tek bir premiks yapısı içerisinde bir araya getirdiğini belirtti.</p>
<p>Türkiye'de yapı kimyasalları sektörünün selüloz eterler, polimer bazlı toz katkılar, reoloji düzenleyiciler, su tutucu katkılar ve performans artırıcı özel kimyasallar gibi birçok kritik girdide ithalata bağımlı olduğunu kaydeden Özyavaş, döviz kuru, navlun maliyetleri, teslim süreleri ve stok finansmanının özellikle orta ve küçük ölçekli üreticiler üzerinde önemli baskı oluşturduğunu belirterek, “Türkiye'de yapı kimyasalları üreticilerine yönelik bu ölçekte geliştirilen yerli katkı premiks sistemini hayata geçirdik. Amacımız ithal katkıları birebir kopyalamak değil, Türkiye'nin üretim şartlarına, yerli ham madde imkanlarına ve sektörün ihtiyaçlarına uygun bir sistem geliştirmek oldu. Üreticilerin maliyet baskısını azaltırken performanstan ödün vermeyen sürdürülebilir bir çözüm sunmayı hedefliyoruz. Bu yaklaşımın yapı kimyasalları sektöründe yerlileşmeye önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz” dedi.</p>
<p>Şirketin geliştirdiği premiks sistemiyle üreticilerin farklı katkıları ayrı ayrı ithal etmek, stoklamak ve dozajlamak yerine tek bir katkı paketiyle daha kontrollü üretim gerçekleştirebildiğini belirten Özyavaş, sistemin reçete yönetimini de kolaylaştırdığının altını çizdi.</p>
<p><strong>Üretimi kolaylaştırıyor</strong></p>
<p>Premiks sisteminin özellikle çimento esaslı kuru karışım ürünlerde işlenebilirlik, su tutma, açık bekletme süresi, kayma direnci ve aderans gibi performans kriterlerini desteklemek amacıyla geliştirildiğini ifade eden Özyavaş, düşük kullanım oranıyla yüksek fonksiyon sağlamayı hedeflediklerini bilgisini vererek, “Geleneksel üretim modelinde farklı katkılar ayrı ayrı yönetiliyor ve bu durum hem teknik bilgi ihtiyacını artırıyor hem de hata riskini yükseltiyor. Bizim geliştirdiğimiz sistemde üretici, kendi kuru karışım reçetesine belirlenen oranda premiks ekleyerek daha standart ve kontrollü üretim gerçekleştirebiliyor. Yaklaşık yüzde 2 ila yüzde 2,5 kullanım oranıyla ekonomik ve uygulanabilir bir çözüm sunuyoruz. Böylece stok yönetimi kolaylaşıyor, üretim süreçleri sadeleşiyor ve ürün standardizasyonu destekleniyor” diye konuştu.</p>
<p>Şirketin ilk odak noktasını fayans yapıştırıcı katkı premiksleri oluştururken, aynı teknoloji altyapısının sıva katkıları, mantolama harçları, tamir harçları, derz dolguları ve farklı çimento esaslı kuru karışım sistemlerine de uyarlanmasının planlandığı belirtildi.</p>
<p><strong>İhracat hedefi bulunuyor</strong></p>
<p>TURKEMIX'in büyüme stratejisinde yalnızca iç pazara değil, yakın coğrafyalara yönelik ihracatın da önemli yer tuttuğunu aktaran Özyavaş, Türkiye'de geliştirilen yerli premiks teknolojisini uluslararası pazarlara taşımayı hedeflediklerini söyleyerek “Eskişehir'de geliştirdiğimiz teknolojiyi orta vadede Orta Doğu, Balkanlar, Türk Cumhuriyetleri, Kuzey Afrika ve yakın Avrupa pazarlarına ulaştırmayı hedefliyoruz. Türkiye'nin yapı kimyasalları üretim altyapısı ve coğrafi avantajı bu alanda önemli fırsatlar sunuyor. Hedefimiz yalnızca nihai yapı kimyasalları ürünlerinde değil, bu ürünlerin performansını belirleyen katkı sistemlerinde de Türkiye'yi üretici ve ihracatçı konuma taşımak. Üreticilere sadece ürün sunan bir marka değil, reçete geliştirme ve teknik destek sağlayan çözüm ortağı olarak konumlanıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Teknik destek modeli uygulayacak</strong></p>
<p>Şirketin pazara giriş stratejisinde ücretsiz numune ve teknik destek uygulamasının da yer aldığını belirten Özyavaş, katkı performansının üreticilerin kullandığı çimento, agrega, dolgu ve üretim sistemine göre değişiklik gösterebildiğini kaydetti.</p>
<p>Bu nedenle her üreticiye standart bir reçete sunmak yerine mevcut üretim yapısına uygun optimizasyon çalışmaları yürütmeyi hedeflediklerini ifade eden Özyavaş, yerli premiks sisteminin ithal bağımlılığının azaltılmasına katkı sağlayacak stratejik bir ürün grubu olarak değerlendirildiğini söyledi. Özyavaş, şirketin önümüzdeki dönemde ürün gamını farklı çimento esaslı kuru karışım sistemlerine genişleterek yerli katma değer odaklı büyümesini sürdürmeyi hedeflediğini sözlerine ekledi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/turkemix-yerli-premiks-sistemiyle-ithal-katkiya-alternatif-sunuyor-83078</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/8/1280x720/turkemix-yerli-premiks-sistemiyle-ithal-katkiya-alternatif-sunuyor-1783928280.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TURKEMIX Yapı Kimyasalları Kurucusu Selman Nihat Özyavaş, &quot;Türkiye&#039;de yapı kimyasalları üreticilerine yönelik bu ölçekte geliştirilen yerli katkı premiks sistemini hayata geçirdik. Amacımız ithal katkıları birebir kopyalamak değil, Türkiye&#039;nin üretim şartlarına, yerli ham madde imkanlarına ve sektörün ihtiyaçlarına uygun bir sistem geliştirmek oldu.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/dtoden-gubre-ham-maddesi-uyarisi-83061</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> DTÖ’den gübre ham maddesi uyarısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Dünya Ticaret Örgütü (WTO) Genel Sekreterliği bir veri bülteni yayınlayarak, Hürmüz Boğazı'ndaki kapanmanın bu bölgedeki gübreye bağımlı 18 ülkede ciddi olumsuz etkiler yapacağını, bu 18 ülkeden 7’sinin en az gelişmiş ülkeler grubunda olmasının ayrıca bir sorun teşkil ettiğini belirtti. Raporda El Nino iklim olayının da küresel tarım fiyatlarında yukarı yönlü risk oluşturduğu hatırlatılarak ülkelerin tarım ve gıda konusunda önlemler alması gerektiği belirtildi.</p>
<h2>Üre ton başına 850 dolara çıktı </h2>
<p>Yazıda, Hürmüz Boğazı üzerinden yapılan gübre ve gübre ham maddesini alan ülkeler arasında 18’inin yüksek düzeyde etkileneceğini belirlediklerini, bunlardan 7’sinin (Kenya, Malavi, Mozambik, Ruanda, Tanzanya, Uganda, Zimbabve) en az gelişmiş ülkelerden oluştuğu vurgulandı. Hürmüz Boğazı’nın savaş nedeniyle kapanmasının ardından üre fiyatlarının ton başına 400 dolardan hızla artarak 850 dolara kadar çıktığı, ateşkes ve barış arayışlarıyla 450 dolara gerilediği belirtildi. Bu gerilemenin savaş öncesi fiyatlara yakınlaşma gibi görünse de sorunun çözülmediğine işaret edilen yazıda, istikrarın henüz oluşmadığı, yaz aylarında gelen bu fiyat gerilemesinin çatışmanın seyri ve küresel ticarette yaşanan tarife uygulamalarına bağlı kalacağının altı çizildi. Tarifelerle ihracatı kısıtlayarak iç piyasayı ve arzı koruma girişimleri kapsamındaki adımlara yönelik “2026 yılında ihracat lisansları ve yasakları küresel gübre ticaretinin yüzde 15'ini kapsayacak şekilde genişlemiştir. Hürmüz Boğazı'nın kapalı kalması fiili bir kısıtlama sayıldığında bu oran yüzde 23,3'e çıkmaktadır” denilen Dünya Ticaret Örgütü veri bülteninde, buna karşılık, ülkelerin fiyatları dengelemek için hızla fiyat, tarife gibi araçlarla sübvansiyon uyguladığı, bütün bu kararların geri çekilmesinin zaman alacağı tahmini yapıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/dtoden-gubre-ham-maddesi-uyarisi-83061</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/8/1280x720/hurmuz-1776140075.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya Ticaret Örgütü, Hürmüz Boğazı&#039;ndaki kapanmanın bölgedeki gübreye bağımlı 18 ülkede ciddi olumsuz etkiler yaratacağını bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtu-2025-2026-akademik-yili-mezuniyet-toreni-gerceklesti-83092</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GTÜ 2025-2026 akademik yılı mezuniyet töreni gerçekleşti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <h2><span style="font-size: 16px;">EKONOMİ/KOCAELİ</span></h2>
<p>Gebze Teknik Üniversitesi (GTÜ), 2025-2026 Akademik Yılı'nda eğitimlerini başarıyla tamamlayan 1200 lisans ve 280 lisansüstü öğrencisine düzenlenen mezuniyet töreniyle diplomaları takdim edildi. Törende, mezunlara bilimin, teknolojinin ve toplumsal sorumluluğun rehberliğinde geleceği inşa etme çağrısı yapıldı.</p>
<p>Törene GTÜ Rektörü Prof. Dr. Hacı Ali Mantar’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen törene; Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Osman Boyraz, Gebze Kaymakamı Mehmet Ali Özyiğit, Darıca Belediye Başkanı Muzaffer Bıyık, Gebze Belediye Başkan Yardımcısı Şerif Canpolat, Gebze Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş, rektör yardımcıları katıldı.</p>
<h2>" Mezuniyet bir son değil, yeni bir başlangıç "</h2>
<p>Törende konuşan Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Osman Boyraz, mezunların Türkiye'nin geleceğini şekillendirecek en önemli güç olduğunu vurguladı. Gençlerin azimleri, çalışkanlıkları ve vicdanlarıyla ülkeyi daha ileriye taşıyacağına inandığını belirten Boyraz, savunma sanayi ve yüksek teknoloji alanlarında elde edilen başarıların yeni mezunların katkılarıyla daha da ileri taşınacağını ifade etti.</p>
<p>Mezuniyetin bir son değil, yeni bir başlangıç olduğunu dile getiren Boyraz, üniversitede kazanılan bilgi ve diplomanın önemli olduğunu ancak gerçek başarının hayat boyu süren öğrenme ve mücadeleyle mümkün olacağını söyledi. Gebze Teknik Üniversitesi mezunu olmaktan duyduğu gururu da paylaşan Boyraz, gençlerin adalet, merhamet ve kardeşlik gibi değerleri dünyanın her yerinde temsil edeceklerine inandığını belirtti.</p>
<p><img src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/07/13/whatsapp-image-2026-07-13-at-12-oh3j.jpg" alt="" width="1280" height="720" /></p>
<h2>"Sürekli Öğrenen Nesiller Geleceği Şekillendirecek"</h2>
<p>GTÜ Rektörü Prof. Dr. Hacı Ali Mantar, konuşmasında mezunların yalnızca diploma almadığını, değişen dünyanın ihtiyaçlarına cevap verebilecek donanımla yetiştiklerini söyledi. Dijitalleşme ve yapay zekâ çağında bilginin hızla yenilendiğine dikkat çeken Rektör, GTÜ'nün proje tabanlı eğitim anlayışı, disiplinler arası çalışma kültürü, ekip ruhu ve sürekli öğrenme yaklaşımıyla öğrencilerini geleceğe hazırladığını ifade etti.</p>
<p>Yapay zekânın meslekleri ortadan kaldırmayacağını, çalışma biçimlerini dönüştüreceğini belirten Prof. Dr.Hacı Ali Mantar, bu dönüşüme uyum sağlayan bireylerin geleceğin dünyasında önemli roller üstleneceğini söyledi. Mezunlara teknolojiyi doğru kullanmaları ve değişime açık olmaları tavsiyesinde bulunarak, bilimin ve teknolojinin ancak ahlak ve vicdanla anlam kazanacağını vurguladı. Gençlerden meslek hayatları boyunca adalet, dürüstlük ve toplumsal faydayı gözetmelerini istedi.</p>
<h2>"GTÜ ile Bağ Mezuniyetle Bitmiyor"</h2>
<p>GTÜ Mezunlar Ofisi Koordinatörü Dr. Neslihan Başaran ise mezuniyetin bir veda değil, Gebze Teknik Üniversitesi ile ömür boyu sürecek güçlü bir bağın başlangıcı olduğunu ifade etti. Kendisi de bir GTÜ mezunu olan Başaran, mezunların üniversitenin en önemli değerleri olduğunu belirterek, elde edecekleri her başarının GTÜ' nün ulusal ve uluslararası saygınlığına katkı sağlayacağını söyledi.</p>
<p>Mezunlar Ofisi olarak mezunlarla güçlü iletişim kurmayı sürdürdüklerini belirten Başaran, mentorluk programları, kariyer destekleri, mezun buluşmaları ve dijital platformlarla mezunların her zaman üniversiteyle bağlarını koruyacaklarını ifade etti. Başaran, mezunların ülkeye, bilime ve teknolojiye değer katacak çalışmalara imza atacaklarına inandığını dile getirdi.</p>
<h2>GTÜ Mezunu Girişimciden Gençlere İlham Veren Mesajlar</h2>
<p>Törende konuşan 2022 GTÜ mezunu ve Revogo'nun kurucu ortaklarından Melih Aydın, üniversitede edindiği analitik düşünme ve problem çözme becerilerinin girişimcilik yolculuğunda önemli katkı sağladığını söyledi. Revogo'nun uzun süren geliştirme sürecinin ardından Akbank+ programından yatırım alarak önemli bir başarıya ulaştığını belirten Aydın, bu süreçte vazgeçmeden çalışmanın ve değişime uyum sağlamanın en büyük kazanımları olduğunu ifade etti.</p>
<h2>Bölüm Birincisi Bostan'dan Mezunlara Azim Mesajı</h2>
<p>GTÜ mezunları adına konuşan Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü birincisi Aleyna Su Bostan, üniversiteye başladığı ilk günden mezuniyet gününe uzanan yolculuğunda kendisini geliştirmek için yoğun çaba gösterdiğini ifade etti. Derslerin yanı sıra öğrenci kulüplerinde edindiği deneyimlerin kişisel gelişimine önemli katkı sağladığını belirten Bostan, mezunlara hedeflerinden vazgeçmeden hayallerinin peşinden yürümeleri çağrısında bulundu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtu-2025-2026-akademik-yili-mezuniyet-toreni-gerceklesti-83092</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/9/2/1280x720/gtu-2025-2026-akademik-yili-mezuniyet-toreni-gerceklesti-1783938375.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gebze Teknik Üniversitesi&#039;nde 2025-2026 Akademik Yılı mezuniyet töreni düzenlendi. Törende 1200 lisans ve 280 lisansüstü öğrencisi diplomalarını alarak mezuniyet sevinci yaşadı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sofralarin-diplomasisi-lezzetin-hafizasi-83048</guid>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sofraların diplomasisi, lezzetin hafızası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Venedik Sarayı’nda sofraların kurduğu dostluk </strong></p>
<p>İstanbul bazen insana küçük sürprizler hazırlıyor. Şehrin en hareketli semtlerinden birinde yürürken, ağır bir demir kapının ardından bambaşka bir dünyaya geçebiliyorsunuz. Venedik Sarayı işte böyle bir yer.</p>
<p>Kapısından içeri adım attığınız anda Beyoğlu'nun uğultusu geride kalıyor. Yerini kuş seslerine, servi ve manolya ağaçlarının gölgesine, taş döşeli avluların dinginliğine bırakıyor. Yüksek tavanlı salonlar, mermer merdivenler, yılların izini taşıyan duvarlar ve özenle korunmuş bahçesi, ziyaretçisini yalnızca başka bir mekâna değil, başka bir zamana da götürüyor.</p>
<p>Burası sıradan bir diplomatik rezidans değil. Yaklaşık beş yüz yıldır İstanbul ile Venedik arasındaki ilişkilerin hafızasını taşıyan bir yapı. Osmanlı döneminde Venedik Cumhuriyeti'nin İstanbul'daki temsilcileri, yani <em>"Bailo"</em> adı verilen büyükelçileri burada yaşamış, Doğu Akdeniz ticaretinin en önemli görüşmelerinden bazıları bu salonlarda yapılmış. Baharat yollarından ipeğe, cam ustalarından deniz ticaretine kadar iki dünyanın birbirini tanıdığı pek çok hikâyenin izleri hâlâ bu binanın taşlarında yaşıyor.</p>
<p>Bugün ise İtalya'nın İstanbul'daki diplomatik yaşamının en önemli mekânlarından biri olmayı sürdürüyor. Belki de bu nedenle gastronomi üzerine düzenlenen bir buluşmaya İstanbul'da bundan daha anlamlı bir ev sahibi bulunamazdı. Çünkü yemek de tarih gibi yolculuk ediyor. Tarifler sınır tanımıyor. O akşam Venedik Sarayı'nda hissedilen tam da buydu.</p>
<p>Bu yazımın devamı ve köşemdeki diğer yazılarımın ayrıntıları için lütfen <a href="https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi">https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi</a> adresine geçiniz...</p>
<p><strong>Bodrum’da aynı sofraya beş mutfak sığdı</strong></p>
<p>Bodrum’da bulunma nedenim olan buluşma -Gault&amp;Millau Türkiye'nin düzenlediği Signature Dining Experience serisinin yeni durağı- klasik anlamda bir davet olmanın çok ötesinde bir anlam taşıyordu. Çünkü burada amaç yalnızca iyi yemek sunmak değil, farklı mutfak kültürlerini aynı sofrada buluşturmak, yerel ürünleri uluslararası gastronominin diliyle yeniden anlatmak ve sofrayı kültürel paylaşımın en doğal alanına dönüştürmekti.</p>
<p>İşte <strong>Mahmut Gökkaya</strong> ile <strong>Enver Ahmet Emiroğlu</strong>’nun kurduğu WAM by Karma Bodrum'daki büyük sofra da tam bu düşüncenin etrafında şekillendi. O akşam aynı mutfakta yalnızca beş şef çalışmıyordu. Aslında beş ayrı gastronomi hikâyesi aynı cümleyi kurmaya hazırlanıyordu.</p>
<p>Bu etkinlikteki vizyoner gücün payını da unutmamak gerekiyor. Gastronomi dünyasını her geçen gün daha nitelikli projelerle buluşturan Sözen Grup CEO’su ve Gault&amp;Millau Türkiye Resmi Temsilcisi <strong>Gökmen Sözen</strong>’in Gault&amp;Millau Türkiye çatısı altında attığı bu adımlar, bu özel geceyi sıradan bir akşam yemeği olmaktan çıkarıp, diğerlerinde olduğu gibi hafızalarda yer eden bütünsel bir deneyime dönüştürüyordu.</p>
<p><strong>Jantın izinde bir makarna hikâyesi</strong></p>
<p>İstanbul'un en zarif diplomasi yapılarından biri olan Venedik Sarayı'na bu kez ilginç bir gastronomi hikâyesini dinlemek için davetliydim. Geçtiğimiz günlerde aynı mekânın bahçesinde İtalyan mutfağının kültürel diplomasisini konuşmuş, sofraların ülkeleri birbirine nasıl yaklaştırabildiğine tanıklık etmiştik. Bu kez konu bambaşkaydı.</p>
<p>Bahçede yarış otomobilleri yoktu. Motor sesleri de duyulmuyordu, ama Formula 1'in ritmi gecenin her ayrıntısına sinmişti. Barilla, Formula 1'in Resmî Makarna Sponsoru olarak geliştirdiği <em>Gran Ruote</em> adlı yeni özel serisini Türkiye'de ilk kez burada tanıtıyordu. Birkaç gün önce kültürel diplomasinin merkezinde yer alan aynı bahçe, bu kez gastronomi ile motor sporlarını buluşturan sıra dışı bir hikâyeye ev sahipliği yapıyordu.</p>
<p>Bu makarnanın şekli, bildiğimiz makarnalara benzemiyordu. Formula 1 otomobillerinin jant geometrisinden ilham alınarak tasarlanmıştı. Ortadaki boşluklar jant kollarını çağrıştırıyordu. Dış yüzeyindeki tırtıklı yapı ise yalnızca estetik bir tercih değil, mühendislik hesabıydı. Sosu üzerinde tutabilmek için tasarlanmıştı; Formula 1'in aerodinamik dünyası bu kez mutfağa taşınmıştı.</p>
<p>Formula 1 dışarıdan bakıldığında hız sporudur. Ama biraz yakından baktığınızda onun aslında milimetrelerin sanatı olduğunu görürsünüz. Gramlarla hesaplanan ağırlıklar... Rüzgâr tünellerinde yapılan aerodinamik testler... Saniyenin binde biriyle kazanılan yarışlar...</p>
<p>İyi mutfak da farklı değildir. Büyük şefler de gramlarla konuşur. Makarnanın pişme süresi otuz saniye uzasa bütün denge değişir. Sosun yoğunluğu birkaç dakika fazla kaynasa karakteri değişir. Hamurun protein oranı, buğdayın kalitesi, kurutma süresi...</p>
<p>Aslında iyi gastronomi ile motor sporlarının ortak noktası düşündüğümüzden çok daha fazladır. Her ikisi de kusursuz sonuca ulaşabilmek için ayrıntının peşinden gider. İkisi de mükemmelliği arar. İkisi de ekip işidir.</p>
<p><strong>Beş duyu, bir dünya markası</strong></p>
<p>Büyük şehirler artık yalnızca müzeleriyle, konser salonlarıyla ya da alışveriş caddeleriyle değil; mutfaklarıyla da birbirleriyle yarışıyor. Dünyanın en güçlü restoran markaları için İstanbul uzun zamandır yalnızca büyük bir pazar değil, aynı zamanda gastronomik kimliği olan önemli bir buluşma noktası.</p>
<p>Nobu Istanbul'un beşinci yıl kutlaması için hazırlanan masaya oturduğumda, bunun yalnızca yeni bir omakase menüsünün tanıtımı olmayacağını hissettim. O akşam servis edilen yedi tabak kadar, anlatılan hikâye de dikkat çekiciydi.</p>
<p>Uluslararası bir markanın İstanbul'da kalıcı olabilmesi, yalnızca iyi yemek yapmasına değil, bu şehrin ruhunu anlayabilmesine de bağlı. Nobu Istanbul, beşinci yılını kutlarken artık bunu başarmış restoranlardan biri olduğunu gösteriyor. Bugün New York'tan Londra'ya, Dubai'den Monako'ya, Doha'dan Singapur'a kadar uzanan restoranlarında yalnızca aynı tarifleri değil, aynı mutfak felsefesini yaşatıyor.</p>
<p>İstanbul ise bu hikâyenin en anlamlı duraklarından biri. Çünkü dünyanın çok az şehri, Nobu'nun temsil ettiği kültürel buluşmayı İstanbul kadar doğal anlatabiliyor. Doğu ile Batı'nın yüzyıllardır kesiştiği bu şehirde, Japonya ile Peru'nun mutfak kültürü de aynı sofrada buluşuyor.</p>
<p><strong>İyilik pişen bir sofra</strong></p>
<p>Bir restorana gittiğinizde önünüze güzel hazırlanmış bir tabak gelebilir. Malzeme doğru seçilmiş, pişirme kusursuz, sunum etkileyici olabilir. Fakat insanı yıllar sonra bile aynı masayı hatırlatan şey çoğu zaman bunlar değildir. Hatırlanan, o sofranın anlattığı hikâyedir.</p>
<p>Son yıllarda dünyanın önemli gastronomi merkezlerinde giderek yaygınlaşan <em>"Chef's Table"</em> buluşmaları da tam olarak bu anlayış üzerine kuruluyor. Konuklar yalnızca yemek yemeye değil; mutfağın düşünce biçimine, üretim sürecine ve şeflerin birlikte ortaya koyduğu ortak emeğe tanıklık etmeye geliyor.</p>
<p>Bu kültür, klasik restoran deneyiminden farklı olarak mutfağı görünmeyen bir alan olmaktan çıkarıyor. Şefler birbirlerinin mutfaklarına konuk oluyor, farklı bakış açılarını aynı menüde buluşturuyor ve ortaya yalnızca bir akşam yemeği değil, ortak bir üretim hikâyesi çıkıyor.</p>
<p>İstanbul'da da son yıllarda bu anlayışı benimseyen restoranların sayısı artıyor. Izaka Terrace'ın düzenlediği Chef's Table gecelerinden biri, bunun en başarılı örneklerinden biri oldu.</p>
<p>Izaka Terrace da yıllardır yalnızca manzarasıyla değil, mutfaktaki istikrarlı çizgisiyle dikkat çeken adreslerden biri. Geçtiğimiz günlerde mutfağın kapıları bu kez çok farklı ve anlamlı bir buluşma için açıldı. Izaka Terrace Executive Chef'i <strong>Serhat Eliçora</strong>, Fairmont Quasar İstanbul bünyesindeki Aila Restaurant'ın şefi <strong>Kemalcan Yurttaş</strong> ve Bursa’daki Tola Restaurant'ın şefi <strong>Atakan Özen</strong> aynı mutfakta bir araya geldi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sofralarin-diplomasisi-lezzetin-hafizasi-83048</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sofraların diplomasisi, lezzetin hafızası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/egeli-hazir-giyim-ihracatcilari-2026-yilinin-ikinci-yarisindan-umutlu-83032</guid>
            <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 22:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Egeli hazır giyim ihracatçıları 2026 yılının ikinci yarısından umutlu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>İstihdam ve ihracatın lokomotif sektörlerinden hazır giyim ve konfeksiyon sektöründe kötü bulutlar dağılıyor. Son 4 yılda ihracatta 5 milyar dolarlık kayıp yaşayan konfeksiyon sektörü 2026 yılı haziran ayında Türkiye genelinde yüzde 15, Ege Bölgesi’nde yüzde 13 ihracat artışlarıyla 2026 yılının ikinci yarısına umutlu girdi.</p>
<p>Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı Çağlar Bağcı, haziran ayında ihracatlarının yüzde 13’lük artışla 117,8 milyon dolara ulaştığını, yakaladıkları çift haneli ihracat artışıyla, yılın ikinci yarısı için umutlarını güçlendirdiklerini dile getirdi.</p>
<p>“Rekabet gücümüzü dijitalleşme, sürdürülebilirlik ve katma değerli üretimle artıracağız” diyen Bağcı; “Küresel ekonomide devam eden belirsizlikler, Avrupa pazarındaki talep daralması ve artan üretim maliyetleri nedeniyle 2026 yılının ilk yarısında hazır giyim sektörü zorlu bir dönemden geçti. Türkiye'nin hazır giyim ihracatı Ocak-Haziran döneminde yüzde 2 gerileyerek 7,98 milyar dolar olurken, Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği'nin ihracatı yüzde 3'lük sınırlı düşüşle 631 milyon dolar olarak gerçekleşti” diyerek 2026 yılının ilk yarı performansını ortaya koydu.</p>
<p><strong>"Avrupa Birliği’nden son çeyrekte siparişlerde toparlanma bekliyoruz"</strong></p>
<p>Avrupa Birliği'nin 2026 yılında da Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği’nin en güçlü pazarı olmayı sürdürdüğünü ifade eden Bağcı, “Altı aylık dönemde en fazla ihracatı İspanya'ya gerçekleştirdik. İspanya’ya ihracatımız yüzde 20’lik artışla 126 milyon dolardan 152 milyon dolara yükseldi. Danimarka’da yüzde 19, İsveç’te yüzde 9, Polonya’da yüzde 4 ve ABD’de yüzde 1 artış yakaladık. Pazar çeşitliliğini artırmaya yönelik çalışmalarımız hız kesmeden devam edecek. Özellikle son çeyrekte Avrupa pazarındaki sipariş hareketliliğinin toparlanmasını bekliyoruz. Ancak küresel konjonktürün hâlâ kırılgan olduğunu da göz ardı etmiyoruz. Haziran ayında gelen toparlanma sinyali, firmalarımızın dirençli yapısı, Ege’nin katma değerli üretim gücü ve sürdürülebilirlik alanındaki birikimi yılın ikinci yarısı için bize umut veriyor” dedi.</p>
<p>Hazır giyim sektörünün rekabetçiliğinde dijital dönüşümün belirleyici rol üstleneceğine dikkat çeken Bağcı, "İzlenebilirlik sistemleri, dijital ürün pasaportu uygulamaları, yapay zekâ destekli üretim çözümleri ve daha şeffaf tedarik zincirleri sektörümüzün geleceğini şekillendirecek. Katma değerli üretim, sürdürülebilirlik, tasarım odaklı yaklaşım ve dijitalleşme artık yalnızca bir tercih değil, küresel rekabette ayakta kalmanın temel koşulları haline geldi. Ege hazır giyim sektörü güçlü üretim altyapısı, tasarım kabiliyeti ve ihracat deneyimiyle küresel pazarlardaki konumunu daha da güçlendireceğine inanıyoruz. Üretmeye, istihdam sağlamaya ve ihracatımızı artırmaya devam edeceğiz. Hedefimiz, sektörümüzü daha rekabetçi, daha sürdürülebilir ve daha yüksek katma değer üreten bir yapıya taşımak" ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/egeli-hazir-giyim-ihracatcilari-2026-yilinin-ikinci-yarisindan-umutlu-83032</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/2/1280x720/egeli-hazir-giyim-ihracatcilari-2026-yilinin-ikinci-yarisindan-umutlu-1783884838.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazır giyim ve konfeksiyon sektöründe haziran ayında ihracatta görülen çift haneli artış, yılın ikinci yarısına ilişkin beklentileri güçlendirdi. Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı Çağlar Bağcı, rekabet gücünü dijitalleşme, sürdürülebilirlik ve katma değerli üretimle artırarak Avrupa pazarında siparişlerin son çeyrekte toparlanmasını beklediklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
