<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-fai-karari-belli-oldu-83786</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası faizi sabit tuttu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK), Fatih Karahan başkanlığında toplandı.</p>
<p>PPK, politika faizini yüzde 37'de sabit tuttu.</p>
<p>Toplantı sonrası yapılan açıklama şöyle:</p>
<p>"Para Politikası Kurulu (Kurul), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 37’de sabit tutulmasına karar vermiştir. Kurul ayrıca, Merkez Bankası gecelik vadede borç verme faiz oranını yüzde 40’ta, gecelik vadede borçlanma faiz oranını ise yüzde 35,5’te sabit tutmuştur.</p>
<p>Enflasyonun ana eğilimi, haziran ayında sınırlı bir miktar gerilemiştir. Öncü veriler ana eğilimin temmuz ayında geçici olarak yükseleceğini ima etmektedir. Jeopolitik gelişmeler eşliğinde artan belirsizlikler neticesinde enerji fiyatları yeniden yükselme eğilimine girmiştir. Yakın döneme ilişkin veriler iç talepteki zayıf seyrin belirginleştiğine işaret etmektedir. Jeopolitik gelişmelerin maliyet kanalı, iktisadi faaliyet ve beklenti kanalı üzerinden enflasyon görünümüne etkileri yakından takip edilmektedir. </p>
<p>Fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdürülecek sıkı para politikası duruşu talep, kur ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyon sürecini güçlendirecektir. Kurul politika faizine ilişkin atılacak adımları; enflasyon gerçekleşmelerini, ana eğilimini ve beklentilerini göz önünde bulundurarak ara hedeflerle uyumlu biçimde dezenflasyonun gerektirdiği sıkılığı sağlayacak şekilde belirleyecektir. Para politikası kararları enflasyon görünümü odaklı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla alınmaktadır. Enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma olması durumunda para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır. Kurul enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşunu vurgulamıştır.</p>
<p>Kredi ve mevduat piyasalarında öngörülenin dışında gelişmeler olması halinde parasal aktarım mekanizması ilave makroihtiyati adımlarla desteklenecektir. Likidite koşulları yakından izlenmeye ve likidite yönetimi araçları etkili şekilde kullanılmaya devam edilecektir.</p>
<p>Kurul, politika kararlarını enflasyonu orta vadede yüzde 5 hedefine ulaştıracak parasal ve finansal koşulları sağlayacak şekilde belirleyecektir. Kurul, kararlarını öngörülebilir, veri odaklı ve şeffaf bir çerçevede alacaktır."</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasinin-fai-karari-belli-oldu-83786</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/tcmb-merkez-bankasi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, politika faizini yüzde 37’de sabit tuttu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/is-bankasindan-eurotahvil-ihraci-83788</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 13:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> İş Bankası&#039;ndan eurotahvil ihracı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İş Bankası'nın, uluslararası sermaye piyasalarında 500 milyon dolar tutarında, 12 yıl vadeli ve 7. yılda erken geri ödeme opsiyonlu katkı sermaye niteliğinde yeni bir eurotahvil ihracı gerçekleştirdiği bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, işlemin kupon faiz oranı, ihraca gelen güçlü talep sayesinde ilk açıklanan gösterge seviyenin 35 baz puan altında, yüzde 8,40 olarak belirlendi.</p>
<p>Geniş bir coğrafyaya yayılmış uluslararası yatırımcıların ilgi gösterdiği işlemde eurotahvillerin yüzde 46'sının İngiltere'ye, yüzde 20'sinin Avrupa'ya, yüzde 17'sinin ABD'ye, yüzde 16'sının Orta Doğu'daki yatırımcılara ve yüzde 1'inin Asya’daki yatırımcılara satıldığı belirtildi.</p>
<p><strong>"Önemli bir referans niteliği taşıyor"</strong></p>
<p>İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Ebru Özşuca, jeopolitik belirsizliklerin ve küresel piyasalardaki dalgalanmaların yüksek seyrettiği bir dönemde gerçekleştirilen bu işlemin, uluslararası yatırımcıların hem Türkiye ekonomisine hem de İş Bankasına duyduğu güveni bir kez daha teyit ettiğini belirtti.</p>
<p>Özşuca, Orta ve Doğu Avrupa, Orta Doğu ve Afrika bölgelerine bugüne kadar gerçekleştirilen en uzun vadeli katkı sermaye niteliğindeki piyasa işleminin, bu özelliğiyle uluslararası sermaye piyasaları açısından önemli bir referans niteliği taşıdığını kaydetti.</p>
<p>İşlemin, güçlü yatırımcı talebi sayesinde son dönemde uluslararası sermaye piyasalarında gerçekleştirilen işlemlerde görülen seviyelerin altında bir yeni ihraç primiyle tamamlandığını vurgulayan Özşuca, bunun İş Bankasının güçlü finansal yapısına, uluslararası yatırımcı tabanının derinliğine ve uzun yıllara dayanan güven ilişkisine duyulan inancın somut bir göstergesi olduğunu anlattı.</p>
<p>Özşuca, son bir yıl içerisinde uluslararası piyasalarda toplamda 1,5 milyar dolar tutarında üç ayrı katkı sermaye nitelikli Eurotahvil ihracını başarıyla gerçekleştirdiklerine dikkati çekerek, bankanın sermaye yapısını daha da güçlendiren uzun vadeli bu kaynakların reel sektörün finansman ihtiyaçlarının desteklenmesine katkı sağlayacağını aktardı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/is-bankasindan-eurotahvil-ihraci-83788</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/is-bankasi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 12 yıl vadeli katkı sermaye niteliğindeki eurotahvil ihracı hakkında açıklama yapan İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Ebru Özşuca, son bir yıl içerisinde uluslararası piyasalarda toplamda 1,5 milyar dolar tutarında üç ayrı katkı sermaye nitelikli eurotahvil ihracını başarıyla gerçekleştirdiklerini belirterek, bankanın sermaye yapısını daha da güçlendiren uzun vadeli bu kaynakların reel sektörün finansman ihtiyaçlarının desteklenmesine katkı sağlayacağını dile getirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/barandan-ticari-kartlarda-taksit-kosullari-icin-esneme-talebi-83781</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 13:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Baran&#039;dan ticari kartlarda taksit koşulları için esneme talebi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Gürsel Baran yönetim kurulu üyeleriyle birlikte Ticaret Bakanı Ömer Bolat'ı ziyaret etti.</p>
<p>Baran, Bolat’tan finansmana erişimin kolaylaştırılması ve ticari kredi kartlarında taksit koşullarında esneme talep etti.</p>
<p>Baran, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi konusunda Bakanlığın yaptığı çalışmaları desteklediklerini söyledi.</p>
<p>Kamu alımlarında yerli üreticilerin desteklenmesinin ekonomik bağımsızlık açısından kritik önem taşıdığını ifade eden Baran, bunun sadece yerli üreticileri desteklemeyeceğini, aynı zamanda yatırım, istihdam, teknolojik dönüşüm ve sürdürülebilir kalkınmanın da önünü açacağını anlattı.</p>
<p>Enflasyonla mücadele programını  desteklemekle birlikte yatırım ve ihracatın korunması için finansmana erişimin de önemine işaret eden Baran, büyümenin sürdürülebilirliğinde finansmanın kritik olduğunu kaydetti.</p>
<p>KOBİ’lerin günlük faaliyetlerini sürdürebilmeleri açısından ticari kartların çok önemli bir finansman aracı olduğunun altını çizen Gürsel Baran, buradaki taksit imkanının genişletilmesinin nakit akışını rahatlatacağını söyledi.</p>
<p>ATO’nun Ticaret Bakanlığı’ndan aldığı milli katılımlı fuar düzenleme yetkisiyle yaptığı çalışmalar hakkında bilgi veren Baran, bu kapsamda Riyad’daki Dünya Sağlık Fuarı ve Rotterdam’da düzenlenen Breakbulk Europe 2026 olmak üzere iki başarılı fuar gerçekleştirdiklerini ifade etti.</p>
<p>Ankara’nın ihracatı ve uluslararası yatırım çekme kapasitesinin artması için atılacak en önemli adımın serbest bölge kurulması olduğunu söyleyen Baran, "Lojistik altyapısı, üniversiteleri, teknokentleri ve güçlü üretim yapısıyla Ankara, serbest bölge yatırımı için  en güçlü aday durumunda" dedi.</p>
<p>Esenboğa Havalimanı'ndan yapılan doğrudan uçuşların artırılmasının da ticari ilişkilere önemli katkı sağlayacağını vurgulayan Gürsel Baran, Ankara’da gerçekleştirilen NATO zirvesinin de ülkeye ve kente önemli katkı sağladığını bildirdi.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/barandan-ticari-kartlarda-taksit-kosullari-icin-esneme-talebi-83781</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/gursel-baran.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara Ticaret Odası Başkanı Gürsel Baran, Ticaret Bakanı Ömer Bolat’tan finansmana erişimin kolaylaştırılması ve ticari kredi kartlarında taksit koşullarında esneme talep etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/lisans-mezunlarinin-istihdam-orani-gecen-yil-yuzde-739a-indi-83776</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 11:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Lisans mezunlarının istihdam oranı geçen yıl yüzde 73,9&#039;a indi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılına yönelik "Yükseköğretim İstihdam Göstergeleri" başlıklı haber bültenini yayımladı.</p>
<p>Buna göre, lisans mezunlarının kayıtlı istihdam oranı 2024'te yüzde 75 iken, 2025'te yüzde 73,9 olarak kayda geçti. Ön lisans mezunları için kayıtlı istihdam oranı ise 2024'te yüzde 66,4 iken, 2025'te yüzde 65,7 olarak hesaplandı.</p>
<p>Lisans seviyesinde en yüksek kayıtlı istihdama sahip bölümler sırasıyla tıp (yüzde 95,5), özel eğitim öğretmenliği (yüzde 90,8), havacılık elektrik ve elektroniği (yüzde 89,9), matematik mühendisliği (yüzde 89,8) ile hemşirelik (yüzde 89,8) oldu.</p>
<p>Uluslararası Standart Eğitim ve Öğretim Alanları Sınıflaması 2013'e göre, lisans seviyesinde kayıtlı istihdam oranının en yüksek olduğu ilk 5 alan sağlık ve refah (yüzde 84,5), mühendislik, imalat ve inşaat (yüzde 82,1), bilişim ve iletişim teknolojileri (yüzde 76,7), eğitim (yüzde 75,4) ile iş, yönetim ve hukuk (yüzde 74,1) olarak belirlendi.</p>
<p>Ön lisans seviyesinde en yüksek kayıtlı istihdama sahip bölümler polis meslek eğitimi (yüzde 92,6), elektrik enerjisi üretim, iletim ve dağıtımı (yüzde 87,4), uçak teknolojisi (yüzde 84,8), kontrol ve otomasyon teknolojisi (yüzde 83,9) ile elektrik (yüzde 83,7) olarak sıralandı.</p>
<p>Ön lisans mezunlarında kayıtlı istihdam oranının en yüksek olduğu eğitim ve öğretim alanları mühendislik, imalat ve inşaat (yüzde 76,3), doğa bilimleri, matematik ve istatistik (yüzde 71,9), hizmetler (yüzde 70,4), tarım, ormancılık, balıkçılık ve veterinerlik (yüzde 67,9) ile bilişim ve iletişim teknolojileri (yüzde 67,6) olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>En kısa iş bulma süresi "dil ve konuşma terapisi" bölümünde</strong></p>
<p>Lisans mezunlarında ortalama ilk iş bulma süresi 2024 yılında 14,4 ay iken, 2025 yılında 14,2 ay oldu. Ön lisans mezunlarının ortalama ilk iş bulma süresi ise 2024 yılında 16 ay iken, 2025 yılında 15,8 ay olarak hesaplandı.</p>
<p>Lisans mezunlarının ilk iş bulma süresi ortalamasının en kısa olduğu bölümler dil ve konuşma terapisi (2,4 ay), tıp (3,9 ay), özel eğitim öğretmenliği (4,4 ay), eczacılık (4,6 ay) ve ergoterapi (7,6 ay) olarak belirlendi.</p>
<p>Lisans mezunları için ilk iş bulma süresinin en kısa olduğu ilk 5 eğitim ve öğretim alanı da sağlık ve refah (9 ay), bilişim ve iletişim teknolojileri (11,4 ay), mühendislik, imalat ve inşaat (11,6 ay), eğitim (12,9 ay) ile hizmetler (13,4 ay) olarak saptandı.</p>
<p>Ön lisans mezunlarının ilk iş bulma süresi ortalamasının en kısa olduğu 5 bölüm polis meslek eğitimi (3 ay), optisyenlik (9,9 ay), aşçılık (10,8 ay), eczane hizmetleri (11,6 ay) ile sivil havacılık kabin hizmetleri (11,7 ay) oldu.</p>
<p>Ön lisans mezunları için ilk iş bulma süresi en kısa ilk 5 eğitim ve öğretim alanı da hizmetler (13,7 ay), doğa bilimleri, matematik ve istatistik (13,8 ay), mühendislik, imalat ve inşaat (14,3 ay), sağlık ve refah (15,4 ay) ile bilişim ve iletişim teknolojileri (15,8 ay) olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>Ortalama kazancın en yüksek olduğu lisans bölümü pilotaj</strong></p>
<p>Lisans mezunlarında aylık ortalama kazancı en yüksek 5 bölümün sırasıyla pilotaj, matematik mühendisliği, uzay mühendisliği, uçak mühendisliği ile kontrol ve otomasyon mühendisliği olduğu görüldü.</p>
<p>Ön lisans mezunlarında aylık ortalama kazancı en yüksek 5 bölüm uçak teknolojisi, perakende satış ve mağaza yönetimi, polis meslek eğitimi, elektrik enerjisi üretim, iletim ve dağıtımı ile marka iletişimi olarak belirlendi.</p>
<p><strong>Lisans mezunlarının kendi alanında çalışma oranı yüzde 56,7</strong></p>
<p>Ücretli çalışan (SGK 4/A) lisans mezunlarının öğrenim gördükleri eğitim ve öğretim alanı ile uyumlu bir meslek grubunda çalışma oranı 2024 yılında yüzde 56,1 iken, bu oran 2025'te yüzde 56,7 olarak gerçekleşti. Ön lisans mezunlarında ise bu oran 2024 yılında yüzde 51 iken, 2025 yılında yüzde 50,8 oldu.</p>
<p>Ücretli çalışan lisans mezunlarının öğrenim gördükleri eğitim ve öğretim alanı ile uyumlu bir meslek grubunda çalışma oranının en yüksek olduğu ilk 5 alan sağlık ve refah (yüzde 80,4), iş, yönetim ve hukuk (yüzde 79,6), eğitim (yüzde 64,8), mühendislik, imalat ve inşaat (yüzde 63,6) ile bilişim ve iletişim teknolojileri (yüzde 56,1) olarak kayıtlara geçti. En düşük uyum ise yüzde 20,6 ile sosyal bilimler, gazetecilik ve enformasyon alanında gerçekleşti.</p>
<p>Ön lisans mezunlarının öğrenim gördükleri eğitim ve öğretim alanı ile uyumlu bir meslek grubunda çalışma oranının en yüksek olduğu ilk 5 alan da iş, yönetim ve hukuk (yüzde 64,1), mühendislik, imalat ve inşaat (yüzde 60,1), hizmetler (yüzde 59,8), doğa bilimleri, matematik ve istatistik (yüzde 46,2) ile sağlık ve refah (yüzde 44,3) oldu. En düşük uyum ise yüzde 7,8 ile sosyal bilimler, gazetecilik ve enformasyon alanında gerçekleştiği tespit edildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/lisans-mezunlarinin-istihdam-orani-gecen-yil-yuzde-739a-indi-83776</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/0/1280x720/bilgisayar-1746772139.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in açıkladığı 2025 verilerine göre, lisans mezunlarında istihdam oranı yüzde 75&#039;ten 73,9&#039;a geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuketici-guveni-yuzde-22-artti-83775</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 11:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tüketici güveni yüzde 2,2 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), temmuz ayına ait tüketici güven endeksi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre TÜİK ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası işbirliğiyle yürütülen Tüketici Eğilim Anketi sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi, haziranda 87,9 iken bu ay yüzde 2,2 yükselerek 89,8 oldu.</p>
<p>Böylece endeks, Mayıs 2023'ten sonraki en yüksek seviyesine ulaştı. Endeks söz konusu dönemde 91,1 seviyesindeydi.</p>
<p>Mevcut dönemde hanenin maddi durumu endeksi, temmuzda aylık yüzde 3 artışla 72,3'ten 74,5'e yükseldi.</p>
<p>Gelecek 12 aylık dönemde hanenin maddi durum beklentisi endeksi, haziranda 89,5 iken yüzde 2 artarak temmuzda 91,4 olarak belirlendi.</p>
<p>Geçen ay 83,9 olan gelecek 12 aylık dönemde genel ekonomik durum beklentisi endeksi, bu ay yüzde 5,2 yükselişle 88,3 olarak hesaplandı.</p>
<p>Gelecek 12 aylık dönemde dayanıklı tüketim mallarına harcama yapma düşüncesi endeksi de geçen ay 105,9 iken bu ay yüzde 0,8 azalışla 105,1'e geriledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuketici-guveni-yuzde-22-artti-83775</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/7/1280x720/tuketici-guveni-enflasyon-market-alisveris-1766131097.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in temmuz verilerine göre, tüketici güven endeksi, aylık bazda yüzde 2,2 artarak 89,8&#039;e yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bursa-sanayisinde-agirlik-merkezi-otomotive-kaydi-83759</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 09:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa sanayisinde ağırlık merkezi otomotive kaydı…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Sanayi Odası'nın (İSO) açıkladığı Türkiye'nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025 araştırması, Bursa sanayisinin son yıllarda yaşadığı dönüşümü rakamlarla ortaya koyuyor. İlk bakışta dikkat çeken gelişme, kentin listedeki firma sayısının 41'den 31'e gerilemesi. Ancak verilerin satır araları incelendiğinde, Bursa sanayisinin yalnızca küçülmediği, aynı zamanda sektörler arasında önemli bir ağırlık merkezi değişimi yaşadığı görülüyor.</p>
<p>Uzun yıllardır tekstil, makine ve otomotiv sektörleriyle anılan Bursa'da artık büyümenin lokomotifi otomotiv tedarik sanayisi olurken, tekstil sektörü küresel rekabet ve maliyet baskısı nedeniyle eski gücünü korumakta zorlanıyor. Makine sektöründe ise Çin faktörü negatif etkisini sürdürüyor.  Araştırmada dikkat çeken bir başka unsur da firma sayısındaki gerilemenin tamamının olumsuz bir tabloyu yansıtmaması. Maysan Mando, Feka Otomotiv, TKG Otomotiv ve Yazaki Wiring Technologies Türkiye'nin İSO İkinci 500 listesinden çıkarak İSO 500'e yükselmesi, Bursa sanayisinin üst ligde temsil gücünü artırdı. Bu şirketler için yaşanan yükseliş, İSO İkinci 500'deki firma sayısını doğal olarak azalttı. Ancak buna rağmen Bursa'nın listedeki toplam temsilinin gerilemesi, kent sanayisinin yeni yatırımlarla yeterince beslenemediğini de gösteriyor.</p>
<p>Ekonomik göstergeler de bu tabloyu destekliyor. Üretimden satışların yüzde 6,9, net satışların yüzde 12,4, ihracatın ise yüzde 13,4 gerilemesi; yüksek finansman maliyetleri, Avrupa pazarındaki talep daralması ve ihracat siparişlerindeki yavaşlamanın Bursa sanayisi üzerindeki etkisini açık biçimde ortaya koyuyor. Özellikle AB’ye yüksek bağımlılığı bulunan sektörlerde sipariş hacmindeki daralma, birçok firmanın büyüme performansını sınırladı.</p>
<p>Buna karşın otomotiv tedarik sanayisi farklı bir hikâye yazıyor. Elektrikli araç dönüşümüne yönelik yatırımlar, küresel üreticilerin Türkiye'deki tedarik zincirini güçlendirmesi ve yüksek katma değerli üretime yönelen firmalar, Bursa'nın bu alandaki rekabet avantajını korumasını sağlıyor. Çelikform Gestamp, Formfleks Otomotiv ve Ermetal Otomotiv'in sıralamadaki güçlü yükselişleri bunun somut göstergeleri arasında yer alıyor.</p>
<p>Bursa'nın üretim kültürünün temel taşlarından biri olan tekstil sektöründe ise tablo daha farklı. Avrupa pazarındaki talep daralması, artan enerji ve işçilik maliyetleri, finansmana erişimde yaşanan sıkıntılar ve düşük maliyetli üretici ülkelerin rekabeti, sektörün büyüme ivmesini zayıflattı. Bir dönem İSO listelerinde üst sıralarda yer alan birçok tekstil firmasının gerilemesi, bu dönüşümün en belirgin göstergesi olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Aslında ortaya çıkan tablo yalnızca Bursa'ya özgü değil. Dünya sanayisi emek yoğun üretimden teknoloji yoğun üretime doğru yönelirken, otomotiv, savunma, elektronik ve ileri malzeme teknolojileri daha fazla yatırım çekiyor. Bursa da bu dönüşümden payını alıyor. Kent, tekstildeki güçlü kimliğini tamamen kaybetmese de üretim ve ihracattaki ağırlık merkezini giderek otomotiv tedarik sanayisine kaydırıyor. Bu dönüşümün sürdürülebilir olabilmesi için yeni yatırımların artırılması gerekiyor. </p>
<p>Son yıllarda finansmana erişim maliyetlerinin yükselmesi, yatırım iştahını önemli ölçüde sınırlandırdı. Aynı zamanda Avrupa pazarındaki durgunluk, ihracatçı firmaların kapasite kullanım oranlarını da olumsuz etkiliyor. İSO İkinci 500 sonuçları gösteriyor ki Bursa sanayisi küçülen değil, yeniden şekillenen bir üretim yapısına doğru ilerliyor. Kent, otomotiv tedarik sanayisindeki güçlü konumunu korurken tekstil başta olmak üzere geleneksel sektörleri katma değerli üretime taşıyabilirse, Türkiye sanayisinin öncü şehirlerinden biri olmayı sürdürecektir. Aksi halde sektörler arasındaki dengesizlik, Bursa'nın üretim ve ihracat performansını uzun vadede olumsuz etkileyecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bursa-sanayisinde-agirlik-merkezi-otomotive-kaydi-83759</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa sanayisinde ağırlık merkezi otomotive kaydı… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sigortacilik-destek-hizmetleri-yonetmeliginde-degisiklik-83774</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sigortacılık destek hizmetleri yönetmeliğinde değişiklik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (SEDDK) "Sigortacılık Destek Hizmetleri Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik"i Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, şirketlerin, sigorta acentelerinin, sigorta brokerlerinin ve sigorta eksperlerinin yönetim ve denetiminde bulunanlar ile bunlar adına imza atmaya yetkili olanlar destek hizmeti kuruluşlarının yönetim kurullarında görev alamayacak, imzaya yetkili olarak çalışamayacak, bunlara ortak olamayacak ve bunlardan ücret karşılığı herhangi bir iş kabul edemeyecek.</p>
<p>Şirketlerin veya şirketlerin mensup olduğu grupların hakim hissedar olduğu destek hizmeti sağlayıcıları, ortaklık hariç bu hükümden istisna olacak.</p>
<p>Yönetmelik kapsamında destek hizmeti sunan gerçek ve tüzel kişiler sigorta aracılığı faaliyetinde bulunamayacak. Sigorta aracılığı faaliyetinde bulunan gerçek ve tüzel kişiler ise destek hizmeti sunamayacak.</p>
<p>SEDDK, destek hizmeti sağlayıcısının sorumluluk sigortası yaptırmasını veya başka bir teminat sağlamasını talep edebilecek. Diğer taraftan sorumluluk sigortası ve teminatlara ilişkin usul ve esaslar SEDDK tarafından belirlenecek.</p>
<p>Yönetmelik kapsamında sigortacılık destek hizmeti sunacak şirketlerin özsermaye miktarı 250 milyon lira olarak belirlendi.</p>
<p>SEDDK, şirketler ile gerçekleştirilen işin hacmi ve niteliğine göre sermaye tutarını yarısına kadar indirmeye veya iki katına kadar artırmaya yetkili olacak.</p>
<p>Söz konusu tutar, aksi SEDDK tarafından belirlenmedikçe, her takvim yılı başında Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi yıllık değişim oranında (bir önceki yılın aynı ayına göre) artırılacak. Bu artışın hesabında 10 bin liranın küsuru dikkate alınmayacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sigortacilik-destek-hizmetleri-yonetmeliginde-degisiklik-83774</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SEDDK, sigortacılık destek hizmeti kuruluşlarıyla ilgili yönetmelikte değişikliğe gitti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yandexin-yapay-zekasi-altinyildizin-smokin-zekasi-83754</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 08:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yandex’in yapay zekâsı, Altınyıldız’ın smokin zekâsı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yandex Türkiye, yapay zekâ ile ilgili yeniliklerini tanıtırken iki konu dikkatimi çekti. Birincisi sohbet ederek bir süreci başından sonuna kadar götürme yeteneği ki bu müşteri deneyiminin satışla sonuçlanan döngüsünü oluşturma konusunda odaklanmanın zirve yaptığı günümüzde çok kritik bir konumda. Sunumda son kullanıcı tarafında özellikle turizm alanındaki örneklere yer verildi. İkinci ve daha önemli nokta ise, Yandex Türkiye’nin yerel B2B iş birlikleriyle Türkiye’nin yapay zekâ ekosistemindeki rolünü güçlendiriyor olduğu mesajıydı. Burada ekosistemin geliştirilmesine ve özellikle telekomünikasyon operatörlerine vurgu yapıldı.</p>
<p>Yandex Arama ve Yapay Zekâ Genel Müdürü Sedat Öztürk, “Yandex AI'ı, kullanıcıların günlük işlerinin büyük bir bölümünü gerçekleştirmelerine yardımcı olan kapsamlı bir yapay zekâ süper uygulamasına altı aydan kısa bir sürede dönüştürdük. Bundan sonraki aşamanın, bu uzmanlığımızı ülkemizdeki kurum ve işletmelerle paylaşmak olduğuna inanıyoruz.” dedi. Öztürk, “Yandex Türkiye, telekom operatörlerinin kendi kullanıcılarına yapay zekâ destekli ürün ve hizmetler sunmasına olanak tanıyan Telekom için AI çözümünü geliştirmeye devam ediyor. Bu ürün ve hizmetler bağımsız çözümler olarak sunulabildiği gibi mevcut ekosistemlere entegre edilebiliyor veya doğrudan Yandex AI'a dahil edilebiliyor.” sözleriyle operatör tarafında yapılan ve yapılabilecek olanları örnekledi.</p>
<p>Biz hâlâ yapay zekâ ile ilgili konuları, büyük müşteriler ya da teknolojinin en ileri düzeyde kullanıldığı sektörler üzerinden anlatmaya çalışıyoruz. Ancak Yandex Türkiye bunları anlattığı basın toplantısını yaparken aynı günlerde Altınyıldız Classics’in yapay zekâ ile denemeye ve mağazada prova yapmaya dayanan randevulu smokin deneyimi basın bülteni geldi. Telekomünikasyon şirketlerinin milyonlarca müşterisi yanında niş bir pazar olarak kalan smokin pazarında iş modelinin değişimi ile ilgili açıklamalar, Yandex’in B2B’de yapay zekâ kullanımını yaygınlaştırmasının nasıl bir değişimi tetikleyeceğini anlamamızı da sağlıyor.</p>
<p>Özel gün alışverişini yeniden tanımlayan hibrit bir deneyimi hayata geçiren Altınyıldız Classics, kullanıcıların smokinbizimisimiz.com üzerinden beğendikleri smokini yapay zekâ desteğiyle kendi fotoğrafları üzerinde denemesine, aynı platformdan mağaza randevusu oluşturmasına ve randevu saatinde mağazada kendilerini bekleyen ürünle bire bir prova deneyimi yaşamasına olanak tanıyor.</p>
<p>“Böylece dijitalde başlayan yolculuk, Altınyıldız Classics mağazalarındaki terzilik uzmanlığıyla tamamlanıyor.” ifadesini kullanan Altınyıldız Classics gerçekleştirdiği inovasyonu basın bülteninde şöyle anlatıyor:</p>
<p>Fiziksel olarak mağazaya gitmek istemeyenler için geliştirilen deneyimin ilk adımı dijitalde atılıyor. Kullanıcılar smokinbizimisimiz.com’a kendi fotoğraflarını yüklüyor; seçtikleri smokin modelleri yapay zeka teknolojisiyle fotoğrafları üzerinde gerçekçi bir şekilde konumlandırılıyor. “Üzerimde nasıl durur?” sorusunu daha evden çıkmadan yanıtlayan kullanıcılar, kendilerine en çok yakışan modeli belirledikten sonra doğrudan o ürün için diledikleri mağazaya ve saate online randevu oluşturuyor.</p>
<p>Deneyimin kalbi ise mağazada atıyor. Randevu saatinde mağazaya gelen müşteriyi, dijitalde beğendiği smokin kendi bedeninde hazır olarak bekliyor. Satış danışmanları eşliğinde gerçekleşen bire bir provada yaka formu, kol boyu ve pantolon paçası gibi detaylar Altınyıldız Classics’in terzilik uzmanlığıyla kişiye özel hale getiriliyor; papyon, kuşak, gömlek ve ayakkabı gibi tamamlayıcılarla görünüm tek seferde tamamlanıyor. Böylece mağaza gezme ve sırada bekleme derdi ortadan kalkıyor, smokin alışverişi randevulu ve kişiye özel bir deneyime dönüşüyor.</p>
<p>Düğün ve mezuniyet sezonunun en yoğun olduğu bu dönemde hayata geçirilen proje, erkeklerin alışveriş stresini ve istediği ürünü bulmak için mağazalar arası gezme zorunluluğunu bitirirken; randevulu mağaza deneyimiyle her müşteriye kesintisiz ve birebir ilgi sunmayı hedefliyor.</p>
<p>Altınyıldız Classics Online Kanallar ve Pazarlama Direktörü Onur Uluğ, projenin ticari ve operasyonel faydalarıyla ilgili, “Smokin kategorisinde online tarafta çok yüksek bir trafiğe sahibiz. Ancak erkek tüketicinin prova süreçleri ve kalıp tereddütleri nedeniyle satışa dönüşüm oranları düşük kalıyordu. <u>https://smokinbizimisimiz.com </u>ile bu e-ticaret bariyerini yapay zekâyla yıktık. Müşterilerimiz mağazaya gelmeden önce smokinini dijital olarak deniyor ve nokta atışı randevusunu alıyor; randevu saatinde mağazada ise ürünü hazır buluyor, birebir prova ve terzilik hizmetiyle ağırlanıyor. Bu sayede hem kararsız internet trafiğini verimli bir satış kanalına dönüştürüyoruz hem de mağaza deneyimini kişiye özel hale getiriyoruz.” diyor.</p>
<p><strong>Banu Hızlı: Deneyim ve zekânın birleştiği noktadayız</strong></p>
<p>Müşteri deneyimi tarafında “Experience Intelligence” yaklaşımını geliştiren Mplus da yapay zekâ destekli modelinde müşteri deneyimini operasyonel bir süreç olmaktan çıkararak ölçülebilir iş sonuçlarının stratejik bir bileşeni haline getirdiğini savunuyor. Bu da B2B tarafta yarattığı etkiyle Türk şirketlerinin rekabet gücüne katkı sunacak bir adım.</p>
<p>Müşteri deneyiminin uzun yıllar maliyet odaklı bir bakış açısıyla yönetildiğine dikkat çeken Hızlı, artık kurumların ihtiyacının müşteri deneyimini gelir, güven ve sürdürülebilir büyümeyle ilişkilendirebilen bir yaklaşım olduğunu belirtiyor.</p>
<p>Hızlı, “Yapay zekâ hız ve hacim gerektiren süreçlerde devreye girerken; güven, empati ve karar alma becerisinin kritik olduğu anlarda insan uzmanlığı sürece yön veriyor. Yapay zekânın gerçek değeri, insanın yerine geçmekte değil, insan uzmanlığını daha güçlü hale getirmekte yatıyor. Experience Intelligence yaklaşımımızın temelinde de bu anlayış yer alıyor” diyor.</p>
<p>Bu sistemde hız ve ölçek gerektiren süreçlerde yapay zekâ devreye girerken; güven, empati ve muhakemenin kritik olduğu anlarda ise insan uzmanlığı belirleyici rol üstleniyor. Ortaya çıkan yapı, hibrit ya da katmanlı bir model olmanın ötesinde; insan ve yapay zekânın birlikte tasarlandığı, iş hedeflerine doğrudan hizmet eden bir sistem olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Hızlı’nın yönetim kurulu başkanlığını yaptığı Müşteri Deneyimi Yönetimi ve Teknolojileri Derneği (MDYD), 9 Kasım 2026 – 7 Nisan 2027 tarihleri arasında toplam dokuz başlık altında “AI Çağında Müşteri Deneyimi ve Liderlik Sertifika Programı”nı hayata geçirecek. Buradaki yaklaşım experience intelligence için çizilen çerçeve ile örtüşüyor.</p>
<p>Program şu şekilde tanımlanıyor: Müşteri deneyimine yalnızca operasyonel bir süreç olarak yaklaşmayan sertifika programı, sürdürülebilir büyüme ve rekabet avantajı sağlayan stratejik bir yönetim alanı olarak ele almak isteyen; müşteri deneyimi liderlerinin, pazarlama ve satış yöneticilerini, dijital dönüşüm ve iş geliştirme profesyonellerinin katılımıyla yapılacak. Katılımcılar program boyunca müşteri deneyimi stratejisi geliştirme, deneyim tasarlama, müşteri yolculuklarını analiz etme, yapay zekâ destekli karar mekanizmaları oluşturma ve kurumsal CX dönüşümüne liderlik etme konularında güncel bilgi ve uygulama becerileri kazanacak. Akademik derinliği sektör deneyimiyle bir araya getirecek olan program, katılımcıların yapay zekâ çağında değişen müşteri beklentilerini anlamalarına, geleceğin müşteri deneyimi yaklaşımlarını benimsemelerine ve kurumlarında somut değer yaratan dönüşüm projelerine liderlik etmelerine olanak tanıyacak. AI Çağında Müşteri Deneyimi ve Liderlik Sertifika Programı kapsamında katılımcılara “Stratejik Düşünce, Stratejik Planlama ve Vizyoner Liderlik”, “Müşteri Deneyiminde Etki Odaklı Liderlik”, “Deneyim Ekonomisi ve Gelire Etkisi”, “Kapsayıcı ve Erişilebilir Deneyimler”, “Yapay Zekâ Çağında Müşteri Deneyimi”, “Tasarım Odaklı Düşünme”, “Uçtan Uca Müşteri Deneyimi Problemi Çözme: Deloitte Bootcamp”, “Gelişim Zihniyeti ve Değişim Yönetimi” ve “AI Çağında CX Operating Modeli” eğitimleri verilecek.</p>
<p>Yapay zekânın günümüzde ulaştığı nokta itibariyle her statüdeki kişilerin eğitimi eşit önem düzeyine sahip bulunuyor ve şirketler bu alana odaklanıyor. Yandex de eğitim tarafındaki yaklaşımını “Yapay zekâ eğitimi, Yandex Türkiye'nin stratejisinde önemli bir yer tutmaya devam ediyor. Yandex Türkiye, bugüne kadar ODTÜ ile birlikte hayata geçirdiği Türkiye'nin ilk Yapay Zekâ Yüksek Lisans Programı, Anadolu Hackathon ve diğer girişimlerle bu alana önemli yatırımlar yaptı. Şirket, bu alandaki çalışmalarını genişleterek doğrudan Yandex AI içinde yepyeni ve oyunlaştırılmış bir öğrenme deneyimi de sunuyor. Kullanıcılar, yapay zekâ tarafından oluşturulan kurslarla akademik yazım, tükenmişliği önleme, dil öğrenimi ve profesyonellere yönelik zaman yönetimi gibi pek çok alanda yeni beceriler kazanabiliyor veya mevcut becerilerini geliştirebiliyor. Bu kursların yanı sıra Yandex AI artık, kullanıcıların yapay zekâ becerilerini geliştirmelerine yardımcı olan özel bir öğrenme yolculuğu da sunuyor. Basit görevleri tamamlayarak yıldızlar ve sertifikalar kazanan kullanıcılar, yapay zekânın kendileri için neler yapabileceğini adım adım keşfediyor. Tüm bu çalışmalar, yapay zekâ okuryazarlığını dijital dönüşümün merkezine yerleştiren Türkiye'nin Yapay Zekâ Vizyonu ve Eylem Planı ile yakından örtüşüyor.” ifadeleriyle anlatıyor.  </p>
<p><strong>B2B’deki potansiyeli anlamak için kullanıcı deneyine bakmak gerekiyor </strong></p>
<p>Yandex’in günlük deneyimle ve Yandex AI’daki güncellemelerin buraya sunduğu katkı ile ilgili olarak anlattıkları, bunların bir ucu nihayetinde kurumsal şirketlerin iş modellerine uzandığı için açıklayıcı. Yandex buradaki tabloyu şöyle ortaya koyuyor:</p>
<p>Yeni güncelleme, Yandex AI'ın temel özelliklerinde de önemli iyileştirmeler getiriyor. Örneğin uygulama içi gezinme deneyimi yeniden tasarlandı, böylece kullanıcılar deneyimlerini kesintiye uğratmadan doğrudan URL çubuğu üzerinden bağlama dayalı sorular sorabiliyor. Favori siteler, gezinme geçmişi, çeviriler ve yapay zekâ özetleri de artık tek ve sezgisel bir arayüzde bir araya getiriliyor.</p>
<p>Uygulama içi sohbet özelliğinin kullanımında önemli bir artış yaşanırken, gerçekleştirilen sohbet sayısı geçtiğimiz ay yaklaşık %40 arttı. Günlük kullanıcıların yarısından fazlası artık sohbet özelliğini kullanıyor ve bu da sohbeti uygulamanın en düzenli kullanılan bölümlerinden biri haline getiriyor. Yandex AI'ın kullanıma sunulmasından bu yana kullanıcıların sohbet, akış ve uygulamanın diğer bölümlerinde geçirdiği toplam süre ise 540 yıla ulaştı.</p>
<p>Yandex AI artık yemek planlamasından seyahate ve kişisel finansa kadar farklı alanlarda kullanıcıların günlük kararlarını daha bilinçli şekilde almasına yardımcı oluyor. Kalori ve ilerleme takibi içeren kişiselleştirilmiş ve ayarlanabilir beslenme planları sunarken, Yapay Zekâ Seyahat Asistanı uçuş, otel, aktivite ve bütçe tahminleri dahil olmak üzere seyahatin tamamını planlıyor. Finans Asistanı ise küresel eğilimleri daha iyi değerlendirerek daha kapsamlı teknik analizler sunuyor.</p>
<p>Bu değişim, özellikle yemek planlamasında açıkça görülüyor. Sohbet botları geleneksel olarak bağlamı korumakta zorlandığı için kullanıcıların bilgileri tekrar tekrar paylaşması ve kendi ilerlemelerini manuel olarak takip etmesi gerekiyordu. Yandex AI artık tüm aile için bu bağlamı süreç boyunca hatırlıyor ve daha önce tekrarlayan karşılıklı konuşmalardan oluşan deneyimi tek ve kesintisiz bir akışa dönüştürüyor.</p>
<p>Üzerinde durduğumuz kırılma noktası bu ifadeler üzerinde düşünmeyi gerektiriyor. Altınyıldız Classics bülteninin ana metninde kullanıcı terimi kullanılırken Altınyıldız Classics Online Kanallar ve Pazarlama Direktörü Onur Uluğ’nun müşteri ifadesini kullanması, hitap edilen kitleden de kaynaklanan büyük değişimi açıklamaya gerek bırakmadan tanımlıyor. Müşteri deneyimi ifadesi bile, müşteri ile uygulama/teknoloji kullanıcısının iç içe geçtiği bir dünyaya işaret ediyor.</p>
<p><strong>Yapay zekâ süper uygulamalarına giderken…</strong></p>
<p>Bu dünyanın geleceğine ışık tutarken Öztürk’ün kullandığı yapay zekâ süper uygulaması ifadesini biraz deşmemiz gerekiyor. Bunu yaparken her zaman olduğu gibi, yönetim kurulu üyem Gemini’dan yapay zekâ süper uygulamalarını ve Yandex AI’ın bu konudaki yaklaşımını bize anlatmasını istedim. Bu bölümü böylece kapatıyoruz.</p>
<p><strong>Yapay Zeka Süper Uygulaması (AI Super App) Nedir?</strong></p>
<p>Yapay zeka süper uygulaması, kullanıcıların tek bir arayüz ve tek oturum üzerinden metin üretimi, veri analizi, görsel ve video tasarımı, kodlama, ses işleme, takvim yönetimi ve üçüncü taraf servis entegrasyonları gibi farklı ve bağımsız pek çok yapay zeka kabiliyetine aynı anda erişebildiği kapsamlı platformlardır.</p>
<p>Klasik "Süper Uygulama" (Super App) kavramı (ulaşım, yemek siparişi, e-ticaret ve finansı tek yerde birleştiren WeChat veya Getir gibi yapılar), yapay zeka dünyasında farklı yapay zeka modellerinin, ajanların ve üretken araçların tek bir çatı altında toplanması şeklinde evrilmiştir.</p>
<p><strong>Öne Çıkan Yapay Zeka Süper Uygulaması Örnekleri</strong></p>
<p><strong>1. Google Gemini</strong></p>
<ul>
<li>Özellikleri:Metin, görsel, ses ve kod gibi farklı veri türlerini aynı anda işleyebilen çok modlu (multimodal) bir yapıdır.</li>
<li>Süper Uygulama Boyutu: Google Workspace (Gmail, Docs, Drive, Sheets, Calendar) entegrasyonu sayesinde kullanıcıların sadece sohbet etmesini değil; e-posta yazmasını, doküman düzenlemesini, buluttaki dosyalarını analiz etmesini ve güncel internet verilerini arama altyapısıyla doğrulayarak tek merkezen yönetmesini sağlar.</li>
</ul>
<p><strong>2. Microsoft Copilot</strong></p>
<ul>
<li>Özellikleri: OpenAI teknolojilerini temel alan Copilot; Windows işletim sistemi, Edge tarayıcı ve Microsoft 365 (Word, Excel, PowerPoint, Outlook, Teams) ekosistemine derinlemesine entegre edilmiştir.</li>
<li>Süper Uygulama Boyutu: Kullanıcıların bilgisayar ayarlarını değiştirmekten kurumsal e-postaları özetlemeye, Excel tablolarından grafik üretmekten Teams toplantılarını analiz etmeye kadar yazılım ve ofis süreçlerinin tamamını tek bir yapay zeka asistanı üzerinden yönetmesine olanak tanır.</li>
</ul>
<p><strong>3. ChatGPT (OpenAI)</strong></p>
<ul>
<li>Özellikleri: Genişletilebilir ekosistemi (GPT'ler / Custom GPTs), eklentileri, gelişmiş veri analitiği, dosya okuma, web arama, sesli sohbet ve görsel oluşturma (DALL-E) yetenekleriyle öncüdür.</li>
<li>Süper Uygulama Boyutu: Temel bir sohbet robotunun ötesine geçerek; kullanıcıların kendi özel yapay zeka mini uygulamalarını (agent) tasarlayabildiği, verilerini yükleyip istatistiksel analizler yaptırabildiği ve internet üzerinde işlem yürütebildiği merkezi bir ekosistem sunar.</li>
</ul>
<p><strong>4. Claude (Anthropic)</strong></p>
<ul>
<li>Özellikleri: Özellikle gelişmiş muhakeme yetenekleri, uzun metin/kod tabanlarını anlama kapasitesi (Artifacts özelliği) ve güvenlik odaklı yapısıyla bilinir.</li>
<li>Süper Uygulama Boyutu:Sadece metin üretmekle kalmaz; kullanıcıların aynı ekran üzerinde interaktif web siteleri tasarlamasını, kodları canlı olarak önizlemesini ve devasa doküman setlerini sentezlemesini sağlayan çok yönlü bir çalışma ortamı sunar.</li>
</ul>
<p><strong>Yandex'in Yapay Zeka Süper Uygulama Yaklaşımı: Yandex AI </strong></p>
<p>Yandex, bu alandaki çözümünü "Yandex AI" adlı mobil odaklı süper uygulama ile şekillendirmiştir. Özellikle Türkiye pazarına özel olarak uyarlanan bu platform, arama motoru, üretken yapay zeka asistanı ve web tarayıcısını tek bir ekranda buluşturan hibrit bir ekosistem sunar.</p>
<p>Yandex AI çözümünün öne çıkan temel özellikleri şunlardır:</p>
<ol>
<li>Tek Arayüzde Arama, Sohbet ve Tarayıcı Bütünleşmesi</li>
</ol>
<ul>
<li>Klasik süper uygulamalarda olduğu gibi farklı uygulamalar arasında geçiş yapma zorunluluğunu ortadan kaldırır.</li>
<li>Kullanıcılar tek bir arama kutusu üzerinden ister metin, ister ses veya görselle soru sorabilir.</li>
<li>Uygulama içi yerleşik tarayıcı sayesinde, yapay zeka sohbetinde paylaşılan kaynaklara veya web sitelerine anında gidilebilir ve açılan sayfalar doğrudan yapay zekaya özetletilebilir.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li>YandexGPT ve Çok Modlu Yetenekler (Alice Altyapısı)</li>
</ol>
<ul>
<li>Sistemin arkasında Yandex'in büyük dil modelleri ailesi (Alice AI / YandexGPT) yer alır.</li>
<li>Model; metin üretimi, karmaşık konuları açıklama, dil çevirisi ve kodlama gibi görevlerin yanı sıra çok modlu (multimodal) olarak görselleri ve sesli girdileri de işleyebilir.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li>Görsel ve Medya Üretim Araçları (AI Art)</li>
</ol>
<ul>
<li>Platform içinde yer alan görsel stüdyosu, kullanıcıların metinsel komutlarla özgün görseller, grafikler ve sanat eserleri üretmesine olanak tanır.</li>
<li>Ayrıca hareketsiz fotoğraflara dijital efektler veya video benzeri dinamikler ekleyen canlandırma özellikleri barındırır.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li>Yerel Entegrasyonlar ve Bölgesel Odak</li>
</ol>
<ul>
<li>Küresel rakiplerinden farklı olarak Türkiye pazarına özel veri setleri ve kültürel bağlamla optimize edilmiştir.</li>
<li>Günlük yaşamı kolaylaştıracak şekilde rota planlama, yerel öneriler (otel, bilet vb.) ve güncel internet verilerini kaynak göstererek sunma konularında entegre çözümler üretir.</li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yandexin-yapay-zekasi-altinyildizin-smokin-zekasi-83754</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yandex’in yapay zekâsı, Altınyıldız’ın smokin zekâsı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gumus-atesledi-altin-takipte-83751</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 08:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gümüş ateşledi, altın takipte</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a61a858a477d-1784784984.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>ABD-İran savaşı devam ederken bu hafta piyasalarda dikkat çekici bir yön değişimi yaşanıyor Son iki haftada sert satış baskısı altında kalan altın ve gümüş, yatırımcıların “düşüşten alım” stratejisiyle yeniden yukarı yönlü harekete geçti. Bu kez çıkışın lideri altın değil, sanayi ve güvenli liman özelliklerini aynı anda taşıyan gümüş oldu.</p>
<p>Spot gümüş salı günü yüzde 5’e varan sıçrama yaparak son beş haftanın en güçlü gün içi performansını sergiledi. Yükseliş dün de sürdü ve fiyat 60 doların üzerini test etti. Spot altın ise önce 4.000 dolar eşiğinde güç kazandı, ardından 4.100 dolar bariyerini aşarak geçen hafta defalarca savunduğu 4.000 dolar seviyesinin güçlü bir destek haline geldiğini gösterdi.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a61a96947240-1784785257.png" alt="" width="800" height="499" />Gümüş daha hızlı hareket ediyor </h2>
<p>ING emtia stratejisti Ewa Manthey’e göre hareketin temelinde yeni jeopolitik haberlerden çok, satış sonrası oluşan alım iştahı var. Ancak gümüşü öne çıkaran kritik fark, talebinin yaklaşık yarısının endüstriyel kullanımdan gelmesi.</p>
<p>Bakır fiyatlarındaki yükseliş, yapay zeka ve veri merkezi yatırımlarıyla güçlenen sanayi metali temasını yeniden canlandırırken, gümüş hem bu endüstriyel iyimserlikten hem de güvenli liman talebinden aynı anda faydalanıyor. Bu çift yönlü destek, gümüşün altına göre daha güçlü performans göstermesinin ana nedeni olarak görülüyor.</p>
<h2>Teknik kırılma: Hedef 68 dolar </h2>
<p>Piyasadaki en dikkat çekici sinyal teknik cepheden geldi. BeinCrypto analizine göre gümüş, iki aydır sıkıştığı düşüş kanalının üst bandını kırdı. Bu tür yukarı yönlü kırılmalar genellikle trend dönüşü olarak yorumlanıyor.</p>
<p>Analizde öne çıkan hedef, 68,88 dolar civarındaki 0,618 Fibonacci geri çekilme seviyesi. Bu seviye yılın başında önemli bir uzun vadeli direnç olarak çalışmıştı. Mevcut fiyatlardan bakıldığında yaklaşık yüzde 16’lık ek yükseliş potansiyeli bulunuyor. Analistler, daha güçlü bir doların bu senaryodaki en önemli dış risk olduğunu vurguluyor.</p>
<h2>Fed beklentisi ve savaş etkisi </h2>
<p>Makro tablo da değerli metalleri desteklemeye devam ediyor. Petrol fiyatlarının yeniden yükselmesi enflasyon endişelerini canlı tutarken, Fed’in önümüzdeki toplantıda faizi sabit bırakması bekleniyor. Ancak CME FedWatch verilerine göre yatırımcılar Eylül ayına kadar faiz artırımı olasılığını yüzde 55’in üzerinde fiyatlıyor.</p>
<p>Bu durum ilk bakışta altın için olumsuz görünse de piyasa artık kısa vadeli faiz beklentilerinden çok, küresel borç dinamiklerine odaklanıyor.</p>
<h2>Gümüş fiziki olarak sıkışma gösteriyor </h2>
<p>Altından farklı olarak gümüşte fiziksel piyasa belirgin biçimde sıkışıyor. Hindistan’ın ithalat kısıtlamaları yerel arzı daraltırken, bayi primleri ons başına 6,50 dolara çıkarak altı ayın zirvesine ulaştı. Piyasanın üst üste altıncı yıldır arz açığı vermesi bekleniyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">State Street: Altında 2027 için 5.000 doları hedef gösterdi</span></h2>
<p>Dünyanın önemli varlık yöneticilerinden State Street Investment Management, altın boğa döngüsünün sona ermediği görüşünde. Kuruma göre küresel borç yükünün 353 trilyon dolarla rekor kırması, kamu borcunun toplam içindeki payının hızla artması ve yatırımcıların portföylerinde likit koruma araçlarına yönelmesi altını desteklemeyi sürdürecek.</p>
<p>Raporda önümüzdeki 6-9 ay için baz senaryoda 4.750-5.500 dolar, 2027 başı için ise 5.000 dolar hedefi korunuyor. Kurum, 3.750-4.000 dolar bandını güçlü destek bölgesi olarak görüyor.</p>
<p>Ocak ayında 5.600 dolar civarında zirve yapan altın hâlâ tepesinin yaklaşık dörtte biri altında. Gümüş de 120 doların üzerindeki rekor seviyesinin oldukça gerisinde bulunuyor. Ancak son günlerdeki fiyat davranışı, piyasanın yalnızca savaş riskini değil, yeni bir değerli metal döngüsünü yeniden fiyatlamaya başladığını gösteriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/gumus-atesledi-altin-takipte-83751</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/altin-gumus.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Değerli metallerde İki haftalık satış dalgası yerine yükseliş hamlesine bıraktı. Ons gümüş 60 doları test ederken ons altın yeniden 4.100 doların üzerine çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/33-milyar-temettu-dagitilirken-yuzde-100-getiri-devam-eder-mi-83750</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 08:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> 33 milyar temettü dağıtılırken yüzde 100 getiri devam eder mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Temettü 25 Endeksi son bir yılda %38,94 oranında yükselirken 6 hisse %50 getiri barajını aştı. Performans sıralamasında sanayi şirketleri üst sıralarda yer aldı; gıda, perakende ve sigorta dikkat çeken sektörler olarak öne çıktı. Bankalar ise zayıf performanslarıyla geride kaldı.</strong></p>
<p>Piyasada temettü hisseleri borsanın güvenilir limanları olarak bilinir. Yatırımcının hesabına gelen temettü arka plandaki riskleri görünmez kılar. Tablonun üst sırasındaki Tüpraş’ın %100 veya Coca Cola İçecek’in %84’ü aşan yıllık getirisi bu düşünceyi daha da perçinleyebilir. Neticede bunlar zorlu koşullardaki operasyonel güçleriyle kendilerini kanıtlamış firmalar. Ancak sadece tepedeki güçlü yükselişlere bakarak temettü hisselerinin tümünden aynı performansı beklemek doğru olmaz. Sektörel rüzgarlar yön değiştirdiğinde, o güvenilen temettü şirketlerin uzunca bir süre gölgede kalma riski göz ardı edilmemeli.</p>
<h2>Temettünün gerisindeki kuraklık</h2>
<p>Temettü 25 Endeksinde yer alan Ford Otosan, geçtiğimiz yıl iki taksit halinde 26,2 milyar TL kâr payı verdi. Geçtiğimiz martta da 12,77 milyar TL temettü öderken tutar hisse başına 3,64 TL’ye denk geldi. Yılın son çeyreğinde de kâr payı vermesi muhtemel olan firma, iki yılı aşkın süredir yatayda hareket ediyor ve son bir yılda %3,31 geriledi. Garanti Bankası iki yıldır yatayda hareket eden bir diğer Temettü 25 şirketi. 2025 yılında 18,4 milyar TL kâr payı dağıtan bankanın geçtiğimiz martta ödediği temettü miktarı 22,1 milyar TL’ye çıktı. Hisse başına 5,27 TL ödeme yaparken dağıtım oranı %20 seviyesinde bulunuyor. Kârın önemli kısmını içeride tutan bankanın fiyatı son bir yılda %9,64 geriledi.</p>
<h2>Enflasyonun üzerinde kazandırdı</h2>
<p>Geçtiğimiz yıl iki taksit halinde 29,3 milyar TL temettü ödemesi yapan Tüpraş, martta verdiği 20 milyar TL’nin ardından eylülde de 13 milyar TL kâr payı dağıtacak. Yıl içinde toplamda 33 milyar TL’ye varacak kâr payı ile yatırımcını memnun ettiği gözleniyor. Hisse, yıllık %100’ü aşan yükselişle enflasyonun üzerinde performansıyla öne çıkıyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a61a7f2bba28-1784784882.png" alt="" width="999" height="549" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>CARİ ORAN MI, LİKİT ORAN MI?</strong></p>
<p>Cari oran; perspektif, stok gücü, kredi ölçütü, uyum, hesaplama kolaylığı. Stok yanılgısı, nakit körlüğü, tahsilat riski, verimsizlik işareti. Likit oran; ödeme gücü, dayanıklılık, likidite kalitesi, güvenli analiz, alacak kalitesi. Daralan vizyon, yanılgı, muhafazakar baskı, fırsat maliyeti.</p>
<p><strong>Sattığı hisselerden gelen nakdi kullanması için iştirakine kredi olarak veriyor</strong></p>
<p>Esenboğa, sattığı Margün payından gelen parayı nerede değerlendirecek? ● Kemal Okur</p>
<p>Kemal, Esenboğa Elektrik geçtiğimiz haziranda Margün Enerji’nin %2,91’ine denk gelen paylarını kurumsal yatırımcılara satarak yaklaşık 4,6 milyar TL’lik bir nakit kaynağı elde etti. Bu satışla birlikte Esenboğa Elektrik’in Margün Enerji’deki payı %72,70’e gerilerken kontrol gücünde herhangi bir değişim söz konusu olmadı. Margün’ün halka açıklık oranı ise %27,30’a yükseldi. Esenboğa satıştan elde ettiği geliri Margün’e hissedar kredisi olarak verirken özellikle dokuz lisanstan oluşan jeotermal yatırımlarının finansmanında yararlandırıyor.</p>
<p><strong>Kurduğu santrallerin kapasitesi büyüyor. Gelirini olumlu yönde destekleyecek</strong></p>
<p>Aksa Enerji’nin Kazakistan’daki santralinin katkısı ne düzeyde olacak? ● Seçkin Ateş</p>
<p>Seçkin, Aksa Enerji’nin Kazakistan’da kurduğu 264 MW kapasiteli doğal gaz kombine santrali, haziranda tam kapasite devreye alınarak ticari işletmeye resmen başladı. Anlaşma çerçevesinde 15 yıllık garantili kapasite sözleşmesi, nakit akışının uzun vadeli gerçekleşmesine olanak verecek. Öte yandan şirketin Eskişehir’deki 141 MW kapasiteli depolamalı RES projesi ÇED raporunu alırken, Kumasi kombine çevrim doğalgaz santrali 179 MW’a ulaştı. Bu tesiste de 20 yıl dolar bazlı elektrik satışı yapacak. Firmanın ilk çeyrekte geliri %21 azalırken kârı %8 arttı.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>THT fonu son bir yılda endeksten ayrışarak yatırımcısına %10 kaybettirdi</strong></p>
<p>Trive Portföy’ün yönettiği Hisse Senedi Serbest Fon (THT), iki yılı aşkın süredir işlem görüyor. Zayıf bir performansa sahip olan fon, ilk işlem fiyatın altında bulunuyor. Nisanda hacimde hafif kıpırdanma gözlense de tekrar daralma yaşandı. Temmuzun üçüncü haftasında büyüklüğü 6,1 milyon TL’ye geriledi. Marttan bu yana bir ay nakit girişi gözlenirken ertesi ay nakit çıkışı görüldü. Temmuzda ise 82 bin TL nakit girişi gerçekleşti. Şubattan bu yana yatırımcısı gerileyerek 326 kişiye indi. Fonun temel stratejisi, borsadaki hisse senetlerine yatırım yapmak üzerine kurulu. Portföyün %97,88’i hisse senedi ve %2,12’si Takasbank Para Piyasası araçlarından oluşuyor. Yüksek riski göze alan yatırımcıya hitap ediyor. Son bir yılda %9,65 kayıp yaşayan THY, %35,74 yükselen BIST 100 Endeksin hayli gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Alnus Yatırım, piyasadan %54,81 bileşik faizle 115,2 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Alnus Yatırım, 21.07.2026 tarihinde finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 115.200.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %47, bileşik faizi %54,81 olarak belirlendi. 120 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 18.11.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %15,45 düzeyinde. 21 Temmuz itibarıyla TLREF %39,89 seviyesinde bulunuyor. Buna göre Alnus Yatırım’ın verdiği %47 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 39,89 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFSRMDK2627 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a61a7cb685f1-1784784843.png" alt="" width="962" height="240" /><strong>KALYON GÜNEŞ TEKNOLOJİLERİ</strong></p>
<p><strong>129 milyon dolarlık panel satışında nihai anlaşma yapıldı ve teslimatlar başladı</strong></p>
<p>Kalyon Güneş Teknolojileri, Mart 2025’te yurt içindeki bir şirkete yönelik duyurusunu yaptığı güneş paneli ön satış anlaşmasını nihai sözleşmeye dönüştürdü. Ön sözleşmede 124,5 milyon dolar olan bedel, nihai anlaşmada 128,7 milyon dolar (yaklaşık 5,74 milyar TL) olarak güncellendi. Açıklamada panel teslimatlarına başlandığı ve 2026 yıl sonuna kadar tamamlanacağı ifade edildi. Sözleşme bedelinin bilançoya yansımasının da bu şartlarda yıl sonu mali verilerde gözlenmesi mümkün olacak. Şirket ilk çeyrekte gelirini %41 geriletirken dönem sonunda 1,02 milyar TL zarar yazdı.</p>
<p><strong>KUZEY BORU</strong></p>
<p><strong>Ağırlığı Yunanistan’dan olmak üzere yurt dışından 3,9 milyon dolarlık iş aldı</strong></p>
<p>Kuzey Boru, ihracat faaliyetleri kapsamında sulama ve altyapı projeleri için toplamda 3,93 milyon dolar (yaklaşık 184,5 milyon TL) değerinde yurt dışı satış anlaşmaları imzaladı. Anlaşmaların odağında Yunanistan’daki sulama projesine yönelik CTP boru satışı yer alıyor. Diğer sözleşmelerin ise çeşitli ülkelere yönelik Koruge ve HDPE boru tedarikini kapsıyor. Söz konusu satışlar 2026 yılı ciro hedefine %1,5 oranında katkı yapması bekleniyor. Şirket yılın ilk çeyreğinde gelirini %41 artırarak 2,04 milyar TL’ye çıkardı. Dönem sonu kârı %14 gerileyerek 230 milyon TL’ye indi.</p>
<p><strong>SAN-EL MÜHENDİSLİK</strong></p>
<p><strong>Sağlık sektöründeki iştiraki, diyaliz merkezi işletmecisi firmaya ortak oluyor</strong></p>
<p>San-El Mühendislik’in %48,90 oranındaki iştiraki Salacak Sağlık, diyaliz merkezi işletmeciliği alanında faaliyet yürüten Uşakcan Diyaliz’in %50’sini satın almak üzere anlaştı. Satın alma girişimiyle diyaliz merkezi işletmeciliği alanındaki faaliyetlerin güçlendirilmesi ve hizmet kapasitesinin artırılmasının hedeflendiği anlaşılıyor. Şirketin sağlık sektörü alanında pazar payını genişletmeye yönelik çaba içinde olduğu söylenebilir. San-El Mühendislik, üç aylık dönemde gelirini %22 geriletirken dönem sonunda 58,7 milyon TL kâr açıkladı ve zarardan kâra döndü.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Türk Traktör dört aydan bu yana daralan dalga boyu sonrası tabanın gerisine düştü</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a61a7bd7de5d-1784784829.png" alt="" width="300" height="236" /></strong>Türk Traktör’de fonlar satış ağırlıklı işlemlerde bulunuyor. Portföylerindeki miktar %1,41 ile toplamda 28,88 bin lot azalarak 2,01 milyona indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 13’den 11’e geriledi. YAS fonu 35 bin lot ile en fazla satışı yaparken, MAC fonu 11 bin lot ile en çok alımı gerçekleştirdi. Türk Traktör için bugüne kadar 17 aracı kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. En yüksek öneriyi Yatırım Finansman 750 TL ile endeks üstü verdi. En düşük öneri 471 TL endeks altı ile TEB Yatırım’dan geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/33-milyar-temettu-dagitilirken-yuzde-100-getiri-devam-eder-mi-83750</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 33 milyar temettü dağıtılırken yüzde 100 getiri devam eder mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalyada-kruvaziyer-liman-tartismasi-buyuyor-83748</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 08:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antalya’da ‘kruvaziyer liman’ tartışması büyüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Katar sermayeli QTerminals tarafından işletilen Antalya Limanı ile Antalya iş dünyası ve denizcilik sektörü temsilcileri arasında "kruvaziyer liman" tartışması başladı. </p>
<p>Antalya Denizcileşme Platformu Başkanı ve önceki dönem DTO Antalya Şubesi yöneticisi İzzet Ünlü,  Antalya Limanı’ndaki mevcut "dar boğaz" sorununun temel nedenlerini açıkladı.</p>
<p>Antalya limanındaki temel dar boğazın ticari yük, serbest bölge lojistiği ve lüks kruvaziyer turizminin aynı dar alanda sıkışması olduğunu belirten Ünlü, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Liman içi havuz genişliğinin dev gemiler için yetersiz olması ve işletme hakkının 2028’de bitecek olmasından kaynaklanan hukuki belirsizliğin büyük yatırımları engellemesidir. Antalya Limanı’nın işletme süresinin ihalesiz olarak 2047 yılına kadar uzatılmasına yönelik yasal düzenleme, Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından iptal edilmiştir. 2022 Torba Yasa Düzenlemesi ile aralarında Antalya Limanı’nın da bulunduğu 18 limanın sözleşme sürelerinin ihalesiz olarak 49 yıla (Antalya için 2047 yılına) tamamlanmasının önü açılmıştı. Limanın işletmecisi QTerminals de bu kanuna dayanarak ek sözleşme imzaladığını duyurmuştu.’’</p>
<p> Anayasa Mahkemesi’nin, limanların ihalesiz ve rekabet ortamı yaratılmadan devredilmesinin ‘özelleştirme değerinin altında kalınmasına yol açabileceği’ ve fırsat eşitliğini bozduğu gerekçesiyle bu düzenlemeyi iptal ettiğini anımsatan Ünlü, ‘’Bu nedenle limanda bir belirsizlik ortaya çıkmıştır. AYM’nin bu kararı nedeniyle 2047 uzatması hukuken geçersiz kalmış ve limanın sözleşme bitiş tarihi yeniden Ağustos 2028 sınırına çekilmiştir’’ dedi.</p>
<p><strong>"Belirsizlik yatırım iştahsızlığı yaratıyor"</strong></p>
<p>Limanın işletme süresinin 2047’ye uzatılamaması ve hukuki davanın sürmesinin, limanda ‘yatırım iştahsızlığı’ yarattığını öne süren Ünlü, şöyle devam etti.</p>
<p>‘’Şirketler 2028 sonrası için önlerini göremediklerinden, dev kruvaziyer gemilerinin manevra yapabileceği yeni rıhtımlar inşa etmek gibi büyük bütçeli altyapı yatırımlarını askıya almaktadır. Bu nedenle Antalya’nın turizm ve deniz ticaretindeki kapasite sorununu çözmek için gözler, hükümetin 2028 sonrasına yönelik yapacağı yeni ve şeffaf bir ihale düzenlemesine veya kamu eliyle işletme senaryolarına çevrilmiştir.’’</p>
<p><strong>90 metrelik yatlar üretiliyor</strong></p>
<p>Antalya Serbest Bölgesi’nin lüks yat üretiminde kalitesi ile dünyada ‘Antalya Markası’ yarattığını anımsatan İzzet Ünlü, açıklamasında şu görüşlere yer verdi.</p>
<p>‘’Antalya, dünyada İtalya'nın ardından ikinci sıraya yükselmiş ve 70-90 metrelik süper yatlar üretmeye başlamıştır; ancak bu başarı, tersanelerin acil ihtiyaç duyduğu rıhtım, deniz bağlantılı üretim alanı ve kapalı hangar kapasitesini son sınırına kadar zorlamaktadır.’’</p>
<p><strong>Kaleiçi Kruvaziyer Liman projesi</strong></p>
<p>Kaleiçi Yat Limanı Mendireğinin kentin deniz turizmi ve kültürel mirası açısından önemi yer tuttuğunu ifade eden Ünlü, açıklamasında şu görüşlere yer verdi.</p>
<p>‘’Tarihi limanı ve Kaleiçi'ni Akdeniz'in sert dalgalarından koruyan hayati bir koruma kalkanıdır; hem yatların güvenle barınmasını sağlar hem de yerli ve yabancı turistlerin kentin tarihi dokusuyla deniz üzerinden buluştuğu simgesel bir yürüyüş alanıdır. Kaleiçi Kruvaziyer Liman Projesi şehre ekonomik katkı yaratacaktır. Üst segment turisti doğrudan tarihi merkeze indirerek esnafın gelirini artıracak, kentin havalimanı ve planlanan hızlı tren hatlarıyla lojistik entegrasyonunu güçlendirecek ve Antalya'yı Akdeniz'deki ana kruvaziyer rotalarından biri haline getirecektir.’’</p>
<p>Mevcut Antalya limanını genişletmeye çalışmanın mühendislik ve ekonomi açısından yetersiz kaldığından, kent merkezini baskılamayacağını doğu-batı aksına yayılmış, derinliği ve manevra sahası optimize edilmiş bağımsız yeni liman alanlarının ancak makro stratejiyle oluşturulabileceğini vurgulayan Ünlü, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Kaleiçi Yat Limanı Mendireği Rehabilitasyon Projesi'nin temel amacı asırlara meydan okuyan tarihi mendireğin zamanla Akdeniz'in şiddetli dalgaları ve dip akıntıları nedeniyle uğradığı yapısal aşınmaları gidermek ve sismik güvenliğini artırmaktır. Bu kapsamda, tarihi dokuya zarar vermeyecek özgün malzemelerle su altı ve su üstü tahkimat çalışmaları yapılmakta, yürüyüş yolları estetik ve güvenli hale getirilerek limanın hem dalga koruma işlevi hem de kültürel mirası geleceğe taşınmaktadır. Antalya, küresel turizm arenasında bir marka kent olmasına rağmen, deniz turizmi ve liman altyapısı bağlamında kronik bir kapasite sorunuyla karşı karşıyadır. Mevcut liman sınırları içinde, hukuki süreçler hızlandırılarak sadece kruvaziyer odaklı, derinliği ve manevra sahası optimize edilmiş yeni bir rıhtım hızla inşa edilmelidir. Antalya’nın doğu-batı aksındaki 640 kilometrelik sahil şeridi incelenmeli, kent merkezini baskılamayacak, lojistik entegrasyonu güçlü (havalimanı ve planlanan hızlı tren hatlarına yakın) bağımsız bir Antalya Ana Kruvaziyer Limanı Projesi master planı hazırlanmalıdır. Kentin 640 kilometrelik sahil potansiyelini kullanmak için mevcut limanı yamamak yerine, hukuki engelleri aşan, müstakil ve modern bir ana kruvaziyer limanı projesi şarttır.’’</p>
<p><strong>"Kaleiçi Antalya’nın gelecek vizyonu olabilir"</strong></p>
<p>Antalya Sanayici ve İş İnsanları Derneği (ANSİAD) İklim Değişikliği ve Çevre Çalışma Masası Başkanı, ARÜV A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı Cem Arüv de, Kaleiçi'nin temel sorunu turist fazlalığı olmadığını, ekonomik potansiyelini tam kullanamadığını söyledi. Turist sayısının arttığını, ancak şehir ekonomisinin aynı oranda büyümediğini belirten Arüv, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Turistin önemli bir bölümü tatilini otel sınırları içinde tamamlıyor. Kaleiçi ise dünyanın sayılı tarihi kent merkezlerinden biri olmasına rağmen ekonomik hareketten hak ettiği payı alamıyor. Oysa kruvaziyer yolcusu tam tersidir. Gemiden iner, sokağa çıkar. Esnafla buluşur. Restoranda yemek yer, müzeyi gezer. Taksi kullanır. Yerel ürün satın alır. Şehrin ekonomisine doğrudan katkı sağlar. Dünyadaki birçok tarihi liman kenti kruvaziyer turizmini sadece bir ulaşım yatırımı değil, şehir ekonomisinin motorlarından biri olarak görmektedir.’’</p>
<p>Dünyanın pek çok tarihi liman kentinde bu dengenin kurulduğunu, Antalya'nın da bunu başarabilecek bilgi ve kurumsal kapasiteye sahip olduğunua dikkat çeken Arüv, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’kruvaziyer limanı yalnızca birkaç geminin yanaşacağı bir yatırım değildir. Doğru planlanırsa bu yatırım; Kaleiçi’nde ulaşımı, meydanları, yaya düzenini, kültürel rotaları, müzeleri, marina bağlantılarını, toplu taşımayı ve kent estetiğini de yeniden ele alma fırsatı sunar. Sorun yalnızca gemi değildir. Sorun şehir vizyonudur. Kaleiçi'nin ihtiyacı daha fazla etkinlik yapmak değil, sürdürülebilir biçimde daha fazla ekonomik ve kültürel hareket üretmektir. Kaleiçi kruvaziyer limanı, doğru planlandığında bunun araçlarından biri olabilir. Tartışılması gereken bir limanın yeri değil, Antalya'nın gelecek vizyonudur.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalyada-kruvaziyer-liman-tartismasi-buyuyor-83748</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/8/1280x720/antalyada-kruvaziyer-liman-tartismasi-buyuyor-1784784289.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Limanı ile Antalya iş dünyası ve sektör temsilcileri arasında &quot;kruvaziyer liman&quot; tartışması başladı. İş dünyası kruvaziyer gemiler için tarihi 2 bin 500 yıl öncesine dayanan ve &quot;Altın Elma&quot; ödüllü Kaleiçi Limanı&#039;nın kullanılmasını ve rıhtım yapılmasını istiyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yeni-koi-projeleri-icin-mali-risk-analizi-zorunlu-hale-getirilmeli-83749</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 08:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Yeni KÖİ projeleri için mali risk analizi zorunlu hale getirilmeli&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) kamu maliyesi değerlendirme notunda, merkezi yönetim bütçe açığında yılın ilk yarısında geçen yıla göre gerileme olduğunu, bütçedeki iyileşmenin yatırımlardaki azalma kaynaklı oluğunu belirtti.</p>
<p>TEPAV açıklamasına göre geçen yılın ilk yarısında 131 milyar lira olan faiz dışı fazla, bu yıl aynı dönemde 521 milyar liraya çıktı. Yıllık bütçe açığı 1.76 trilyon lira olurken, faiz dışı fazla 646 milyar lira düzeyinde gerçekleşti. Ocak-Haziran döneminde harcamalardaki artış yüzde 32.7 olurken, mal ve hizmet alım giderleri yüzde 44.8 yükseldi. Faiz ödemeleri yüzde 31.7 artarken, vergi gelirleri kayıt dışı ile mücadele politikalarıyla yüzde 38.7 arttı. Bu dönemde gelen ÖTV tahsilatı yüzde 8.5 artarken, petrol ve doğalgaz ÖTV tahsilatı yüzde 034.1 artış gösterdi. Çalışma notunun değerlendirme kısmında, maliye politikasının harcamayı kısma yerine kaynakları enflasyon yaratmadan üretkenliği artıracak alanlara ve eşitsizliği azaltacak sosyal programlara kanalize edilmesi gerektiği bildirildi.</p>
<h2>TEPAV bütçe için neler öneriyor?</h2>
<p>Yatırım harcamalarını ötelemek yerine verimsiz tüketim harcamaları sınırlandırılmalı.</p>
<p>Öncelikli olarak tarım ve sanayi politikaları gözden geçirilmeli, teşvik ve sübvansiyonlar kalkınma hedeflerine uygun olarak belirlenmeli.</p>
<p>Dolaylı vergilerin (KDV, ÖTV) ağırlığı azaltılmalı, kapsamlı bir vergi reformu ekonomik ve sosyal kesimlerle tartışmaya açılmalı.</p>
<p>Yönetilen ve yönlendirilen fiyatlara ilişkin kararlar kurala bağlı, öngörülebilir ve enflasyonla mücadeleyi destekleyici yönde olmalı.</p>
<p>Mali şeffaflık güçlendirilmeli, yeni kamu-özel iş birliği (KÖİ) projeleri için mali risk analizi zorunlu hale getirilmeli ve ihale süreçleri şeffaflaştırılmalı.</p>
<p>Bütçe kapsamı genişletilerek bütçe dışı harcama yaratan ve gelir elde eden döner sermayeli işletmeler, sosyal yardımlar, özel hesaplar ve benzeri uygulamalar bütçe içine alınmalı.</p>
<p>Borç idaresinin tek elden yönetimi ilkesine aykırılık teşkil eden TVF, Kentsel Dönüşüm Başkanlığı ve Afet Yeniden İmar Fonu (AYİF) gibi kurumların borçlanma yetkisi kaldırılmalı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yeni-koi-projeleri-icin-mali-risk-analizi-zorunlu-hale-getirilmeli-83749</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/6/1280x720/tepav-1757411256.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TEPAV&#039;ın kamu maliyesi değerlendirme notunda, &quot;Mali şeffaflık güçlendirilmeli, yeni KÖİ projeleri için mali risk analizi zorunlu hale getirilmeli ve ihale süreçleri şeffaflaştırılmalı.&quot; denildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ak-parti-anketi-bu-yaz-tatil-plani-yapmayanlarin-orani-yuzde-80e-yaklasti-83747</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 08:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu yaz tatil planı yapmayanların oranı yüzde 80&#039;e yaklaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Yazın gelişi ve okulların tatile girmesiyle başlayan tatil sezonunda bireylerin tatil yapma eğilimleri ve planları son kamuoyu araştırmasıyla ölçüldü. AK Parti’nin masasındaki son kamuoyu araştırmasında toplumun ezici çoğunluğu bu yaz için tatil planı yapmadı. Nedeni ise ekonomik zorluklar.</p>
<p>Yapılan kamuoyu araştırmasına göre toplumun ezici çoğunluğu bu yaz tatil programı yapmadı. Katılımcıların yüzde 79.7’si bu yaz için bir program yapmadığını bildirirken, kesin tatil planı yapanların oranı yüzde 18’de kaldı. Yaz tatili için henüz karar vermeyenlerin oranı yüzde 2.3’te olarak yansıdı.</p>
<h2>Yaş ilerledikçe tatil planı azalıyor </h2>
<p>Anket sonuçlarına göre yaş ilerledikçe tatil yapma planı oranının azaldığı tespitine yer verilirken, gelir ve eğitim düzeyi yükseldikçe bu oranın arttığına dikkat çekeldi. Tatil planı olmayanların oranının yüzde 80’e yaklaşması, yerel ve küresel ölçekte ekonomik zorlukların, belirsizliklerin ve çalkantılı piyasa koşularının yaşandığı dönemlerde tüketicilerin öncelikle zorunlu ihtiyaçlara yöneldiği tespitine yer verildi. Bu eğilim turizm açısından dikkate değer bir veri olarak gösterildi.</p>
<h2>Nasıl bir tatil, nerede bir tatil? </h2>
<p>Kamuoyu araştırmasında bu yaz için tatil planı yapanların nereyi tercih ettikleri de soruldu. Tatil planı yapanlara, “deniz tatili, yurtdışı tatili, memleket ziyareti, köy tatili, şehir tatili, yayla tatili, doğa, kamp tatili” gibi sorular yöneltildi. Ortaya çıkan veriler, Türkiye’deki geleneksel tatil anlayışının gücünü koruduğu, yüzde 46.2 ile deniz tatili ilk sırada yer aldı. Yurt dışı tatili ve memleket ziyareti yüzde 12.4’lük oranla ikinci sırada yer aldı. Yüzde 8.8 köy tatili araştırmada üçüncü sırada yer alırken, katılımcılar yüzde 7.1 oranla şehir tatilini tercih etti. Yayla tatilini tercih edenlerin oranı yüzde 4.8, doğa-kamp tatilini tercih edenler yüzde 4.3 oranında kaldı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ak-parti-anketi-bu-yaz-tatil-plani-yapmayanlarin-orani-yuzde-80e-yaklasti-83747</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/7/0/1280x720/turizm-tatil-deniz-1760551772.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti’nin masasındaki son kamuoyu araştırmasına katılanların yüzde 79.7’si bu yaz için bir program yapmadığını bildirirken, kesin tatil planı yapanların oranı ise yüzde 18’de kaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiye-ingiltere-arasinda-2-sektorde-teknik-engeller-kaldiriliyor-83746</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye-İngiltere arasında 2 sektörde teknik engeller kaldırılıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>İngiltere’nin AB’den ayrılmasının ardından Türkiye ve İngiltere arasında 2020 sonunda imzalanan sanayi ürünlerini kapsayan Serbest Ticaret Anlaşması’na ek olarak, ticarette teknik engeller faslının güncellenmesi ve bu fasla bağlı olarak otomotiv ve kimyasallarda teknik engellerin kaldırılmasına yönelik 2025 yılında yapılan anlaşma Meclis onayına sunuldu. Türkiye Cumhuriyeti ile Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı Arasında Serbest Ticaret Anlaşması’nın Ticarette Teknik Engeller Faslının güncellenmesi ve bu fasla bağlı Kimyasallar ve Motorlu Araçlar ile Aksam ve Parçaları sektörlerine dair eklerin Serbest Ticaret Anlaşması’na ilave edilmesini öngören Anlaşma iki ülke arasındaki teknik engelleri kaldırarak ticareti kolaylaştıracak. Böylece otomotiv ürünleri ve kimyasallarda İngiltere pazarına girişte kolaylık sağlanacak.</p>
<h2>Öngörülebilir bir ticaret ortamı </h2>
<p>Yasa teklifinin gerekçesinde, yapılan teknik düzenlemelerin, standart ve uygunluk değerlendirme prosedürlerinde karşılıklı düzenleyici uyumu teşvik ederek ticaretin önündeki teknik engellerin azaltılmasını ve daha öngörülebilir bir ticaret ortamının oluşturulmasını sağlayacağı kaydedildi. Böylece hem kamu sağlığı, güvenliği ve çevre korunmasında yüksek standartlar muhafaza edilecek hem de mal ticaretinin şeffaf ve hızlı bir şekilde gerçekleştirilmesi sağlanacak. Ticarette Teknik Engeller ( TTE) Faslının güncellenmesiyle, Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği ve İngiltere ile Serbest Ticaret Anlaşması (STA) doğrultusunda küresel olarak elde edilen en yüksek teknik düzenleme standartları ve uygunluk değerlendirme prosedürleri uluslararası ticaretteki güncel yaklaşımlar ile uyumlu hale getirildi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Gönüllü iş birliği teşvik edilecek</span></h2>
<p>Ticarette Teknik Engeller Faslının, STA'ya ilave edilen eklerinden biri olan kimyasallar başlığı ile insan, hayvan sağlığı ve çevrenin korunmasına öncelik verilirken eş zamanlı olarak sektördeki ticaretin kolaylaştırılmasına katkı sağlayacak, uyumsuzluklar azaltılarak, yetkili otoriteler arasında gönüllü işbirliğinin teşvik edilmiş olacak. Motorlu Araçlar ile Aksam ve Parçaları Hakkında Ek ise BM onaylı teknik düzenlemelere dayanarak teknik engellerin ortadan kaldırılmasını ve tip onaylarının karşılıklı tanınmasını düzenliyor. Böylece bir pazarda onaylanmış motorlu araçlar ve bunların aksam ve parçaları diğer pazara daha kolay giriş yapabilecek, üretici ve ihracatçılar için maliyet ve zaman avantajı sağlanacak. Söz konusu ek ile yenilikçi teknolojilere dair haksız kısıtlamaların da önüne geçilmiş olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/turkiye-ingiltere-arasinda-2-sektorde-teknik-engeller-kaldiriliyor-83746</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/8/1280x720/otomotiv-1766377271.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2025&#039;te yapılan ve Meclis onayına sunulan anlaşma ile, otomotiv ürünleri ve kimyasallarda İngiltere pazarına girişte kolaylık sağlanacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cocuklarin-egitimi-icin-sinirlar-kalkiyor-83761</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çocukların eğitimi için sınırlar kalkıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türk yatırımcıların yurt dışındaki gayrimenkul ve oturum programlarına ilgisinin arkasında artık yalnızca yatırım getirisi yok. Çocukların Avrupa’da eğitim alabilmesi, uluslararası iş fırsatlarına erişim ve aile için alternatif bir gelecek oluşturma isteği öne çıkıyor. Vesta Global Kurucu Ortakları Teuta Narazan ve Armağan Akyüz, yatırım yoluyla oturum programlarının modern servet yönetiminin yeni araçlarından birine dönüştüğünü söylüyor.</strong></p>
<p>Bir dönem yurt dışında ev almak, ağırlıklı olarak döviz bazında kira geliri sağlayacak bir yatırım olarak görülüyordu. Bugün aynı kararın arkasında çok daha kapsamlı bir gelecek planı var. Çocukların Avrupa’da eğitim alabilmesi, uluslararası çalışma ve şirket kurma imkânlarına erişim, sağlık hizmetlerinden yararlanma, farklı ülkelerde varlık oluşturma ve gerektiğinde kullanılabilecek güvenli bir alternatif… Türk yatırımcının yurt dışına bakışı değişirken, “Golden Visa” olarak bilinen yatırım yoluyla oturum programları da göçün ötesinde bir anlam kazanıyor. Yatırımcıların büyük bölümü Türkiye’den ayrılmayı değil, kendileri ve çocukları için sınırların daha az belirleyici olduğu bir gelecek kurmayı hedefl iyor.</p>
<p>Vesta Global Kurucu Ortakları Teuta Narazan ve Armağan Akyüz, yaklaşık dokuz yıldır yüzlerce yatırımcıya danışmanlık verdiklerini ancak bu kişilerin neredeyse tamamının yaşamını Türkiye’de sürdürdüğünü anlatıyor. Narazan, yatırımcıların temel motivasyonunu iki kelimeyle<br />özetliyor: “Seçenek sahibi olmak.”</p>
<p><strong>Göç değil, aile için bir B planı</strong></p>
<p>Vesta Global, 2017 yılında Teuta Narazan ve Armağan Akyüz tarafından, Türk yatırımcıların yurt dışında oturum, vatandaşlık ve gayrimenkul yatırımlarını güvenli biçimde gerçekleştirebilecekleri bir danışmanlık modeli oluşturmak amacıyla kuruldu. Yunanistan Golden Visa programıyla başlayan şirket bugün Avrupa, Amerika, Körfez ve Karayipler’de 10’dan fazla yatırım programında hizmet veriyor.</p>
<p>Narazan ve Akyüz, kendilerini tek bir ülkeyi ya da projeyi pazarlayan şirketlerden ayırdıklarını söylerken, sürecin, yatırımcının gerçek amacını anlamakla başladığını belirtiyorlar: “Yatırımcıya doğrudan ‘Yunanistan’dan ya da Portekiz’den yatırım yapın’ demiyoruz. Döviz bazında kira geliri mi hedefl iyor, çocuklarının eğitimini mi planlıyor, şirketini uluslararası pazarlara mı açmak istiyor, yoksa ailesi için geleceğe yönelik bir B planı mı oluşturuyor? Önce bunlara bakıyor, ardından uygun ülkeyi ve yatırım modelini belirliyoruz. Pandemi, jeopolitik riskler, sağlık hizmetlerine erişim ve uluslararası seyahat kısıtları bu arayışı hızlandıran başlıca gelişmeler oldu. Finansal portföyde farklı varlık sınıfl arına yatırım yapan aileler, artık yaşam ve hareket alanlarını da çeşitlendirmek istiyor. Nasıl bütün yumurtaları aynı sepete koymamak için finansal yatırımlar çeşitlendiriliyorsa, bugün mobilite açısından da benzer bir yaklaşım var. B planının hiçbir zaman kullanılmasına ihtiyaç duyulmayabilir. Fakat gerektiğinde hazır olduğunu bilmek önemli bir güven sağlıyor.”</p>
<p><strong>Eğitim, yatırım kararının merkezine yerleşti</strong></p>
<p>2017’de ağırlıklı olarak yüksek gelir grubunun ilgi gösterdiği programlar, bugün daha geniş bir yatırımcı kitlesine ulaşıyor. Profilin değişmesinde çocukların eğitimi önemli rol oynuyor. Aileler yalnızca üniversite dönemini değil, çocuklarının ilkokuldan itibaren farklı ülkelerde eğitim alabilmesini, mezuniyet sonrasında çalışma hakkına sahip olmasını ve uluslararası bir kariyere daha kolay adım atmasını değerlendiriyor. Bu nedenle yatırım kararında gayrimenkulün getirisi kadar, kazanılan oturum hakkının çocuklara sunduğu eğitim ve yaşam fırsatları da belirleyici oluyor.</p>
<p>Narazan ve Akyüz’e göre küçük çocuğu bulunan aileler daha uzun vadeli vatandaşlık rotalarını değerlendirebilirken, yakın dönemde eğitim planı olanlar daha hızlı hareket ve yerleşim imkânı sağlayan seçeneklere yöneliyor. Girişimciler ise oturum hakkını yalnızca aileleri için değil, Avrupa’da şirket kurmak, yatırım yapmak ve işlerini uluslararası pazarlara taşımak amacıyla kullanıyor. Şöyle diyorlar: “Programların sağladığı haklar bireysel olsa da ekonomik etkileri çok daha geniş. Oturum izni, birçok ülkede o ülkenin vatandaşlarıyla benzer şartlarda şirket kurma ve yatırım yapma olanağı sağlayabiliyor. Bu nedenle karşımızda hem ailesinin geleceğini hem de şirketinin büyümesini planlayan bir yatırımcı profili var.</p>
<p><strong>Yunanistan yakınlıkla, Portekiz esneklikle öne çıkıyor</strong></p>
<p>Türk yatırımcıların ilk tercihi, coğrafi ve kültürel yakınlığın da etkisiyle Yunanistan. Gayrimenkul yatırımına dayalı modelin daha kolay anlaşılması ve Türkiye’ye kısa mesafede alternatif bir yaşam alanı sunması ilgiyi güçlendiriyor.</p>
<p>Özellikle daha önce ticari kullanıma ayrılmış yapıların konuta dönüştürüldüğü ve gerekli şartları taşıyan projeler, 250 bin Euro seviyesinden oturum başvurusuna imkân tanıyabiliyor. Ancak Narazan, bu kategorideki proje sayısının sınırlı olduğuna ve her dönüşüm projesinin programa uygun olmadığına dikkat çekiyor: “Bir projenin yalnızca gayrimenkul olarak iyi olması yetmiyor. Golden Visa mevzuatına da uygun olması gerekiyor. Her projeyi hukukçularımızla birlikte inceliyor, uygunluğu doğrulanmayan projeleri portföyümüze almıyoruz. Yatırımcı kendi başına hareket ederek uygun olmayan bir projeyi satın aldığında oturum hakkını elde edememe riskiyle karşılaşabilir.”</p>
<p>Portekiz ise gayrimenkul yerine yatırım fonlarının öne çıktığı yapısıyla, varlıklarını çeşitlendirmek isteyen ailelerin ilgisini çekiyor. Program, yatırımcılara ülkede sürekli yaşama zorunluluğu olmadan sınırlı gün şartlarıyla oturumlarını koruma imkânı sunuyor. Portekiz’de vatandaşlık için gereken yasal ikamet süresinin uzatılmasına yönelik değişiklikler parlamentoda kabul edilmiş olsa da Temmuz 2026 itibarıyla yürürlüğe giriş ve geçiş hükümleri yakından izlenmesi gereken bir alan olmaya devam ediyor. Portekiz’in mevcut yatırım oturumu düzenlemesi, ilk yıl en az yedi, sonraki dönemlerde ise en az 14 günlük kalış şartı öngörüyor.</p>
<p><strong>Oturum programları servet yönetiminin parçası oldu</strong></p>
<p>Yurt dışı yatırım kararının arkasında artık tek bir motivasyon bulunmuyor. Bir aile için çocukların eğitimi öncelik kazanırken, başka bir yatırımcı döviz bazında gelir arıyor; bir girişimci ise şirketini yeni pazarlara açmak istiyor. Narazan ve Akyüz, bu dönüşümün yatırım yoluyla oturum programlarını klasik bir gayrimenkul işleminden çıkardığını belirtiyorlar: “Bugün oturum ve vatandaşlık programları yalnızca göç etmek isteyenlere hitap etmiyor. Ailenin geleceğini, çocukların eğitimini, iş fırsatlarını ve varlıkların farklı ülkelerde çeşitlendirilmesini kapsayan modern bir servet yönetimi aracına dönüşüyor. Asıl mesele başka bir ülkeye taşınmak değil; ihtiyaç duyulduğunda kullanılabilecek güvenli ve doğru yapılandırılmış seçeneklere sahip olmak.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Her yatırımcı için aynı ülke doğru değil</strong></span></p>
<p>Vesta Global’in danışmanlık modelinin merkezinde ülke değil, yatırımcı profili bulunuyor. Alternatif bir yaşam alanı ve Türkiye’ye yakınlık arayanlar için Yunanistan; fon yatırımı ve uzun vadeli Avrupa planı yapanlar için Portekiz; sermaye yatırımı yoluyla şirketlere ortak olmak isteyenler için Fransa veya İtalya gibi seçenekler gündeme gelebiliyor. Fransa’da ekonomik yatırımcılar için “talent” (yetenek) oturum düzenlemesi bulunuyor ve uygun koşullarda eş ile çocuklar da aile birleşimi kapsamında süreçten yararlanabiliyor. Kartın niteliği ve süresi yatırımın türüne ve başvuru sahibinin durumuna göre değişiyor. Daha düşük yatırım seviyelerinde doğrudan vatandaşlık alternatifi arayan bazı yatırımcılar ise Karayip ülkelerindeki hibe programlarını değerlendiriyor. Ancak Narazan ve Akyüz’ün vurguladığı konu, yalnızca giriş maliyetine bakılarak karar verilmemesi gerektiği. Pasaportun sağladığı seyahat hakları, yatırımın geri dönüşü, aile bireylerinin kapsama alınması, vergi sonuçları ve programın gelecekte değişme ihtimalinin birlikte ele alınması gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cocuklarin-egitimi-icin-sinirlar-kalkiyor-83761</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/1/1280x720/6858-1784786899.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çocukların eğitimi için sınırlar kalkıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-sektorunde-ikinci-ceyrek-kayip-gecti-83745</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bankacılık sektöründe ikinci çeyrek kayıp geçti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Bankacılık sektöründe ikinci çeyrek bilanço dönemi 28 Temmuz’da Akbank ile başlayacak. Sektörde savaş nedeniyle artan petrol fiyatlarının etkisiyle bozulan enflasyon beklentileri ve artan faizler nedeniyle net karlarında çeyreklik yüzde 20’nin üzerinde düşüş bekleniyor. Kısa vadeli mevduat faizlerinin marttan itibaren yüzde 40’ın üzerine çıkması ve fonlama maliyetlerinin yükselmesi marjlar üzerinde baskı yaratırken sektörde takipteki alacak bakiyesinin artması da sıkıntı olarak öne çıkıyor. Aracı kurumların bilanço beklentilerinde çeyreklik yüzde 20 üzerinde net kar daralması öngörülürken yıllık sadece yüzde 8 kar artışı tahmin edildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a61a0259a714-1784782885.png" alt="" width="328" height="961" /><strong>● AK YATIRIM </strong></p>
<p>Kurum daralan net faiz marjı nedeniyle bankaların ikinci çeyrek kârlarında yüzde 20’nin üzerinde düşüş bekliyor. Böylece büyük bankaların 2026 ilk yarısında ortalama öz kaynak getirisinin yüzde 20’yi geçmesi zor görünüyor. Önceki çeyreğe göre swap dahil net faiz gelirinde (NFM) yüzde 20’ye yaklaşan düşüş ve net faiz marjında 100 baz puan civarı erime öngören kurum, kredi risk maliyetinin 30 baz puan kadar artışla 250 baz puana çıkması ve önceki çeyreğe göre Hazine işlemlerinin zayıflayan performansı banka bazında kârları baskılayabilecek. Diğer taraftan komisyon gelirlerinin yüzde 10 civarı artışla ve faaliyet giderlerinin de yatay kalarak kârları olumlu etkilemesini bekliyoruz. 3Ç26’da ise devam eden marj baskısı ve faaliyet giderlerinde döngüsel artışlar nedeniyle anlamlı bir toparlanma zayıf görünüyor.</p>
<p><strong>● DENİZ YATIRIM </strong></p>
<p>Araştırma kapsamındaki bankaların toplam net kâr rakamında çeyreklik bazda yüzde 22 azalış, yıllık bazda ise yüzde 8 artış bekleyen kurum; kamu bankalarının çeyreklik kâr daralmasının özel bankalara kıyasla daha sınırlı kalacağı düşüncesinde. Kamu kesimi açısından net kârın çeyreklik bazda yüzde 12 azalış, yıllık bazda ise yüzde 43 artış tahminleyen Deniz Yatırım uzmanları özel sektör bankalarının (TSKB dahil) ise net kârının çeyreklik bazda yüzde 26 daralmasını, yıllık bazda ise yüzde 1 seviyesinde yataya yakın seyir izlemesini bekliyor. Kuruma göre bu çeyrekte bilanço görünümünde öne çıkan başlıklar; artan fonlama maliyetlerinin etkisiyle daralan TL kredi-mevduat makası ve artış kaydeden karşılık giderleri oldu. Kârlılık tarafında ise, trading zararlarının, fonlama maliyetlerindeki yükselişin ve artan swap giderlerinin ikinci çeyrekte gelir tablosu üzerindeki marj baskısı net görüldü. Takipteki kredi oranındaki yükseliş beklentimize paralel olarak artan karşılık giderlerinin kârlılık üzerindeki negatif etkisi sürdü.</p>
<p><strong>● GARANTİ BBVA YATIRIM </strong></p>
<p>Kurum, kapsamındaki bankalar için çeyreklik bazda ortalama yüzde 29 net kâr daralması öngördü. Analistlere göre bu çeyrekte öne çıkan başlıklar “Kredi- mevduat makasında yaklaşık 250 baz puanlık daralma sonucu net faiz marjlarında ortalama 45 baz puanlık gerileme, güçlü komisyon gelirlerine karşın dönemsel ücret artışlarının etkisiyle faaliyet giderlerinde yükseliş ve artan takip girişleri nedeniyle karşılık giderleri ile risk maliyetindeki yukarı yönlü seyir” oldu. Yıla güçlü başlayan bankacılık sektöründe savaş nedeniyle yükselen kısa vadeli mevduat faizleri ve artan fonlama maliyeti karlılıkta baskı yarattı. Komisyon gelirlerindeki güçlü seyir ve faaliyet giderlerindeki kontrollü artış kârlılığı desteklese de, artan takipteki alacak girişleri nedeniyle karşılık giderlerindeki yükseliş sektörün temel baskı unsuru olmaya devam etti. Kurum ikinci çeyreğin bankalar açısından marj tarafında zorlu geçmesini ve birçok bankanın 2026 net faiz marjı beklentilerini aşağı yönlü revize etmesini bekliyor.</p>
<p><strong>● ÜNLÜ&amp;CO</strong></p>
<p>Kurum analizinde ikinci çeyrekte bankalar için yıllık yüzde 5 net kar artışı birinci çeyreğe göre ise yüzde 25 düşüş beklentisini vurguladı. Araştırma kapsamındaki bankaların iştirak gelirlerinden arındırılıp yalnızca net faaliyet karına bakıldığında ise zayıflığın daha belirgin olduğunu ve yüzde 47 çeyreklik düşüş yaşandığını vurgulayan kurum TL fonlama maliyeti baskısı sürerken net faiz marjı ve aktif kalitesinin bozulduğuna işaret etti. Araştırmaya göre TÜFE tahmin revizyonları ise TÜFE'ye endeksli kağıtlar üzerinden zayıflığı kısmen telafi etti. Garanti ve TSKB'nin pozitif, İş Bankası ve Halkbank'ın negatif ayrışmasını bekliyor.</p>
<p><strong>● YAPI KREDİ YATIRIM </strong></p>
<p>Daralan TL kredi-mevduat makası, artan swap maliyetleri ve artan karşılıklar nedeniyle ikinci çeyrekte kurum takibindeki bankaların net karında çeyreksel yüzde 17 düşüş, yıllık olarak ise yüzde 10 artış öngördü. İkinci çeyrekte yüzde 9 TL kredi büyümesi tahmin eden kurum net faiz marjlarında TL kredi mevduat makasındaki ortalama 150 baz puan düşüş nedeniyle yaklaşık 60 baz puan gerileme görmeyi bekliyor. Kurumun analizine göre ticari&amp;- kur&amp;swap sonuçlarında ise artan swap maliyetleri ve azalan ticari kazançlar kaynaklı düşüş yaşanacak, artan takibe girişler nedeniyle karşılıklarda artış gözlenecek.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bankacilik-sektorunde-ikinci-ceyrek-kayip-gecti-83745</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/4/1/1280x720/para-lira-1764822156.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savaşın etkisiyle bozulan enflasyon beklentileri, sıkı para politikasının daha uzun süreceğine inanç ve yükselen fonlama maliyetleri bankacılık sektöründe net kar artışını baskıladı. İkinci çeyrekte ilk çeyreğe göre net karda yüzde 20’nin üzerinde daralma bekleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-partiye-gececek-vekil-sayisi-90a-ulasti-parti-sloganinda-ataturk-vurgusu-83744</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni Parti&#039;ye geçecek vekil sayısı 90’a ulaştı, parti sloganında ‘Atatürk’ vurgusu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Mutlak butlan kararının ardından yol ayrımına giren Özgür Özel ve yaklaşık 90 milletvekili önceki gün CHP’ye veda etti.</p>
<p>Dün itibarıyla yeni parti kurma hazırlıklarına başlayan Özgür Özel, il başkanları, Parti Meclisi ve milletvekilleriyle ayrı ayrı toplantı yaptı. Yeni partinin yol haritasıyla alakalı görüş alışverişi yaptı.</p>
<p>Edinilen bilgilere göre; Özgür Özel'in yeni partisinin adı, logosu, sloganı ve renkleri belli oldu. Kırmızı–beyaz renklerin hakim olacağı yeni parti logosu ve partinin sloganında Atatürk vurgusu ön plana çıkacak. Kurulacak partinin adının Yeni Parti olarak kararlaştırılmasının yanı sıra birkaç isim üzerinde de durulduğu ifade edildi. Şu ana kadar Özgür Özel’in yanında yer alacak ve istifa edecek milletvekili sayısının 90’ın üzerinde olduğu belirtilirken, CHP’den istifa eden üyelerin sayısının da her geçen gün artacağı kaydedildi. Milletvekili istifalarının toplu şekilde gerçekleştirilmesi bekleniyor. Özgür Özel’in, TBMM Grup toplantısında CHP'ye veda etmesi ve istifa edeceğini açıklamasını ardından, istifa edenlerin sayısının çok fazla olduğu belirtiliyor. Partinin genel merkezi için ise Mustafa Kemal Mahallesi'nde Gelecek Parti’nin eski binası kiralandı. Yeni Parti için İçişleri Bakanlığı'na başvurunun gelecek hafta yapılacağı belirtildi. Partinin vitrininde ise bazı değişikliklerin yapılabileceğinin altı çiziliyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>TBMM Başkanı Kurtulmuş parti turlarını tamamladı</strong></span></p>
<p>Terörsüz Türkiye sürecinde AK Parti tarafından hazırlanan yasa teklifinin bu hafta muhalefet partilerine, gelecek hafta ise Meclis Başkanlığı’na sunulması planlanıyor. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un partileri ziyaretinin ardından, yasal düzenlemenin nasıl sunulacağı ve ne zaman sunulacağı da netleşmeye başladı. Edinilen bilgilere göre; teklifin bu hafta Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda temsil edilen parti gruplarına iletilmesi, gelecek hafta ise Meclis gündemine alınması hedefleniyor. Yasal düzenleme konusunda takvim yavaş yavaş netleşirken, teklifin nasıl sunulacağı ise tartışılıyor. Teklifin komisyonda temsil edilen partilerin ortak imzası ile mi, AK Parti’nin imzası ile mi veya Cumhur İttifakı ortaklarının ortak imzası ile mi? sorusu netlik kazanmazken, bir başka alternatif ise teklifin Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un imzası ile de sunulabileceği yönünde…</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-partiye-gececek-vekil-sayisi-90a-ulasti-parti-sloganinda-ataturk-vurgusu-83744</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/3/1/1280x720/ozgur-ozel-1767771702.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni Parti&#039;ye geçecek vekil sayısı 90’a ulaştı, parti sloganında ‘Atatürk’ vurgusu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cari-acik-artsa-da-bir-doviz-krizi-ufukta-gozukmuyor-83743</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cari açık artsa da bir döviz krizi ufukta gözükmüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Cari açığın finansmanı ve dolayısıyla TCMB rezervlerinde görülen artış sağlam dayanakları olan bir artış değildir, çoğu kozmetiktir ve/veya geçici tedbirlere dayanmaktadır. Herkes biliyor ki bir kriz anında sıcak paralar çıkacak, ve o yükseltilmiş döviz rezervleri bir anda eski seviyelerine geri dönecek.</strong></p>
<p>Öncelikle Ödemeler Dengesi hesapları, döviz akımları ve bunların TCMB döviz rezervlerine etkileri ile ilgili bazı noktaları vurgulamakta fayda var:</p>
<p>- Türkiye’nin görünen cari açığı (ihracat-ithalat+turizm gelirleri) tam doğruyu yansıtmaz. Az ya da çok, ve sektörden sektöre fark eden şekilde ihracat düşük faturalanır (under-invoicing), ve ithalat yüksek faturalanır (over-invoicing). Bu bir kısım paranın yurtdışında mukim dış ticaret şirketleri vasıtasıyla yurtdışında tutulmasını, ve şirketlerin vergi matrahının düşürülmesini sağlar. Gelişmiş ülkelerde bu durum daha az görülür. (Mamafih, Amerikan teknoloji şirketlerinin İrlanda üzerinden yaptıkları bu tür vergiden kaçınma işlemleri çok yüksek meblağlara ulaşmaktadır.) Bizde bu durumun ihracattan kaynaklanan döviz gelirlerinin bir kısmının TCMB’ye devredilmesi zorunluluğu ile birlikte arttığı gözlemlenmektedir.</p>
<p>- Her ne kadar “altın” bir ithalat kalemi olarak gösterilse de, bu ithalatın (mücevher olarak işlenen kısmı hariç) büyük çoğunluğu finansal yatırım olarak görülmelidir, ve doğrusu bunların ÖD’nin “finans hesabı” altında gösterilmesidir. Ancak bu kalemin cari hesaplarda takip edilmek zorunluluğu cari açığımızı olduğundan yüksek göstermektedir. (Bir başka ilginç gelişme de altın ithalatına sınırlama getirilmesi ile kaçak altın ithalatının artması ve bunun Net Hata ve Noksan (NHN) hesabında görülmeye başlamasıdır. Son 22 ayda NHN hesabı kümülatif olarak 47.4 milyar dolar ekside ki böyle bir durum değil Türkiye, dünyanın hiç bir ekonomisinde görülmemiştir herhalde.</p>
<p>- Türkiye döviz basan bir ülke olmadığı için cari açığı döviz elde ederek kapamak zorundadır. Döviz açığı da esasen sadece 3 yolla kapatılabilir: Yurtdışından kamu veya özel sektörün tahvil ve uzun vadeli kredi borçlanması, yabancıların hisse senedi alımı ve yabancı doğrudan sermaye (FDI) girişi. Nitekim, Türkiye’nin YP borçluluğu son 5 senede 382 milyar dolardan 518 milyar dolara çıkmıştır. Bu artışın 71 milyar doları banka-dışı özel sektör şirketlerinden gelmektedir.</p>
<p>- Yabancıların hisse alımından kasıt ise şirketlerden doğrudan alımlardır. (Bu miktar bir şirketin %10 hissesinden fazla ise FDI olarak muhasebeleştirilir.) Tabii ki, en faydalı fonlama FDI’dır. (Bunun da en kalitelisi sanayiye yapılan yatırımlardır.) Ancak, Türkiye’ye sermaye girişi son yıllarda iktisadi büyüklüğünün çok altında kalmaktadır. FDI çıkışları da dikkate alındığında nette son 12 aylık FDI artışı 1.7 milyar dolarla tüm zamanların en düşük seviyesindedir.</p>
<p>- Borsa üzerinden yabancıların aldığı hisse senetleri ve tahviller ise “sıcak para” olarak nitelendirilir, ve asla bir cari açık finansmanı olarak görülmemelidir. Bu paralara yabancılarla yapılan döviz-TL swapları da dahil edilmelidir. Bir kriz anında bu paralar geldikleri gibi gidiverirler.</p>
<p>- Döviz girişlerinin bir kısmını TCMB’ye aktaran ve dolayısıyla MB döviz rezervlerinde artış sağlayan bir mekanizma da ihracat döviz gelirlerinin %35’inin bankalara satılması, ve bankaların da bu dövizleri TCMB’ye satmasıdır. Bu, tabii ki, ilelebet devam ettirilecek bir tedbir değildir. (31 Temmuz’da oranın bir miktar düşürülmesi söz konusu olabilir.)</p>
<p>- Tüm bunların sonucunda döviz açığı devam ederse, bu da eninde sonunda MB rezervlerinin azalmasını beraberinde getirir.</p>
<p>Şimdi denilebilir ki, “TCMB rezervleri artmakta, bu da bizim cari açığımıza rağmen döviz fazlamız olduğunu gösterir”. Ancak, yukarıda belirttiğim zaafiyetlerden dolayı cari açığın finansmanı ve dolayısıyla TCMB rezervlerinde görülen artış sağlam dayanakları olan bir artış değildir, çoğu kozmetiktir ve/veya geçici tedbirlere dayanmaktadır. Herkes biliyor ki bir kriz anında sıcak paralar çıkacak, ve o yükseltilmiş döviz rezervleri bir anda eski seviyelerine geri dönecek. Hele bizim gibi yönetilen kur rejimi ile döviz getirisi garanti altına alınmış durumlarda gelen paranın neredeyse tamamı spekülatiftir. Bu süreçte de döviz bazında çok yüksek getiriler elde ediyorlar.</p>
<p>Ancak bu maliyetleri üstlenmek durumundayız çünkü devam eden yüksek enflasyon ve bugüne kadar yaşanan ani kur oynamaları nedeniyle yerli yatırımcının TL’de kalmak için risk primini ekleyerek istediği reel TL faiz oranı yüksek kalmaya devam etmektedir. Bu oran son 5 aydır %40’larda ve ne bugün yapılacak PPK toplantısında, ne de bir sonrakinde düşürülemeyecek. (Enflasyon beklentileri ve çekirdek enflasyon verileri buna izin vermiyor.) Bu da yurtiçinde gelir dağılımındaki bozulmanın ve yabancı spekülatif sermayenin büyük kazançlar sağlamasının devam etmesini beraberinde getiriyor.</p>
<p>Öte yandan, enerji fiyatlarında görülen ve son 2 haftada hızlanan artışlara rağmen, kısa ve hatta orta vadede bir döviz krizinden bahsedemeyiz. Şimdilik, hâlâ enerji faturamız beklendiği kadar yükselmemiş durumda (bunda yağışlar nedeniyle elektrik üretiminde hidroelektriğin payının artmasının da etkisi var), altın fiyatındaki dalgalanmalar nedeniyle talep geçmiş dönemlerdeki kadar güçlü değil, ve dün gelen KKO oranlarının da teyit ettiği gibi üretimde daralma (dolayısıyla ithalat talebinde azalma) söz konusu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cari-acik-artsa-da-bir-doviz-krizi-ufukta-gozukmuyor-83743</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cari açık artsa da bir döviz krizi ufukta gözükmüyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-japonya-stasi-ticaret-aciginin-otesinde-yatirim-ve-ihracat-firsati-83742</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye-Japonya STA&#039;sı: Ticaret açığının ötesinde yatırım ve ihracat fırsatı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MURAT YAPICI - MYADVISOR Danışmanlık Kurucusu</strong></p>
<p><strong>Türkiye'de yaklaşık 250 Japon firmasının yatırımı bulunmakta olup toplam yatırım tutarı 3,7 milyar dolara ulaşmıştır. Japon şirketleri uzun vadeli bakış açıları, teknoloji birikimleri ve küresel tedarik ağları sayesinde bulundukları ülkelerin ihracat kapasitesine önemli katkı sağlamaktadır.</strong></p>
<p>Japonya ile Ekonomik Ortaklık Anlaşması müzakereleri 2014 yılında başlamış ve 2019 yılına kadar 17 tur gerçekleştirilmiştir. İlk 10 tura Türk heyeti başmüzakerecisi sıfatıyla başkanlık ettim. Son altı yılda yeni bir tur yapılamamış olması müzakerelerin fiilen durduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, 12 Haziran 2026 tarihinde yapılan teknik toplantı sürecin yeniden canlandırılabileceğine işaret etmektedir.</p>
<p>Müzakerelerin önündeki engeller bilinmektedir: Japonya'nın tarım ve deri sektöründeki sosyo-politik hassasiyetleri ile yüksek tarifelerle korunan Türk çelik sektörünün rakip ülkelerle STA'ya temkinli yaklaşımı bunların başında gelmektedir. Yaklaşık 4.500 üründe uygulanan ilave gümrük vergilerinin liberalizasyon sürecini zorlaştıracağı da açıktır; ancak bu vergilerin asıl hedefinin Çin ve Güneydoğu Asya'dan gelen düşük fiyatlı ithalat olduğu göz ardı edilmemelidir.</p>
<p>Bu koşullar altında asimetrik hedefler ile sektörel hassasiyetler arasında denge bulmak güçtür. Ancak çözüm, hassas sektörleri anlaşma dışında bırakmak değil, gümrük vergilerinin mümkün olduğunca geniş kapsamda karşılıklı kaldırılmasıdır. Tarafların beklentileri arasındaki denge ancak kapsamlı bir liberalizasyonla sağlanabilir; bu sayede Türkiye'nin rekabetçi olduğu sektörlerde Japon pazarına daha güçlü erişim elde etmesi mümkün olacaktır. Elbette Japon tarafının da Türkiye'nin atacağı adımları karşılıksız bırakmaması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Ticaret açığının </strong><strong>arkasındaki üretim gücü</strong></p>
<p>Japonya ile ekonomik ilişkilere yalnızca dış ticaret dengesi üzerinden bakmak yanıltıcı sonuçlar doğurmaktadır. Japonya'dan ithalatımız uzun yıllardır yaklaşık 5 milyar dolar seviyesinde seyrederken, ihracatımız düzenli biçimde artarak 700 milyon dolar düzeyine ulaşmıştır.</p>
<p>Ancak ithalatın niteliğine bakıldığında farklı bir tablo ortaya çıkmaktadır. Türkiye, Japonya'dan ağırlıklı olarak yatırım malları, özel nitelikli çelikler, otomotiv ve klima parçaları ile yüksek teknoloji girdilerini ithal etmekte olup mevcut yatırım ve ihracat teşvik mekanizmaları aracılığıyla bu ürünlerden fiilen gümrük vergisi alınmamaktadır. Buna karşılık Japonya pazarına ton balığı, narenciye, kuru meyveler, zeytinyağı, makarna, hazır giyim ve otomotiv yan sanayi ürünleri ihraç edilmektedir.</p>
<p>İhracatın kayda değer bir bölümü de Türkiye'de faaliyet gösteren Japon şirketlerinin oluşturduğu tedarik zincirlerinden kaynaklanmaktadır. Toyota, Mitsubishi Electric ve Daikin gibi firmalar yalnızca yatırım yapmakla kalmamakta, Türkiye'nin üretim ve ihracat kapasitesine de katkı sağlamaktadır. Toyota tek başına yaklaşık 5 milyar dolarlık ihracatıyla Türkiye'nin en büyük ihracatçıları arasında yer almaktadır.</p>
<p>Bu bağlamda Japonya'dan yapılan ithalatın önemli bir kısmının Türkiye'nin ihracat yapabilmesi için gerekli ara ve yatırım mallarından oluştuğu görülmektedir.</p>
<p><strong>Japon yatırımları ihracat </strong><strong>kapasitesini büyütüyor</strong></p>
<p>Türkiye'de yaklaşık 250 Japon firmasının yatırımı bulunmakta olup toplam yatırım tutarı 3,7 milyar dolara ulaşmıştır. Japon şirketleri uzun vadeli bakış açıları, teknoloji birikimleri ve küresel tedarik ağları sayesinde bulundukları ülkelerin ihracat kapasitesine önemli katkı sağlamaktadır.</p>
<p>Bu çerçevede çelik sektörünün Japonya'ya yönelik çekincelerinin de yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir. Japonya'nın Türkiye'ye ihraç ettiği çelik ürünlerinin önemli bölümü, otomotiv ve makine sanayiinde kullanılan, yurt içinde yeterince üretilemeyen yüksek kaliteli ve alaşımlı çeliklerden oluşmaktadır. Öte yandan herhangi bir sektörde ciddi zarar ortaya çıkması halinde anti-damping, sübvansiyon veya korunma önlemleri gibi ticaret politikası araçlarına başvurulması her zaman mümkündür. Nitekim bazı çelik ürünlerinde son dönemde Japonya'ya yönelik anti-damping vergisi uygulanmaya başlanmıştır.</p>
<p>Sonuç olarak, Japonya ile ekonomik ilişkileri yalnızca dış ticaret açığı üzerinden değerlendirmek eksik bir yaklaşım olacaktır. Japon yatırımları, teknoloji transferi, küresel tedarik zincirlerine entegrasyon ve ihracat kapasitesi birlikte ele alındığında, kapsamlı bir Serbest Ticaret Anlaşması'nın Türkiye açısından önemli fırsatlar yaratacağı görülmektedir. Müzakerelerin yeniden canlandırılması ve tarafların hassasiyetleri arasında makul bir denge kurulması iki ülkenin de ortak yararınadır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-japonya-stasi-ticaret-aciginin-otesinde-yatirim-ve-ihracat-firsati-83742</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye-Japonya STA&#039;sı: Ticaret açığının ötesinde yatırım ve ihracat fırsatı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-fabrika-ve-kobiler-icin-yesil-uretime-gecisin-maliyeti-83741</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeşil fabrika ve KOBİ’ler için yeşil üretime geçişin maliyeti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yeşil fabrika kavramı, üretim süreçlerini çevre dostu hale getirerek enerji verimliliğini artıran, atık ve emisyonları azaltan, yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanan sürdürülebilir üretim modelini ifade eder.</p>
<p>Avrupa Yeşil Mutabakatı, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) gibi düzenlemeler nedeniyle KOBİ’ler için yeşil dönüşüm artık bir zorunluluk haline gelmiştir.</p>
<p>Birçok KOBİ, yeşil üretimin yüksek maliyetli olduğunu düşünse de, doğru stratejiler, devlet destekleri ve uzun vadeli tasarruflarla bu geçiş kârlı bir yatırıma dönüşebilir.</p>
<p>Açık kaynaklardan yararlandığım bu yazımda  , geçiş süreçlerini, maliyet kalemlerini ve destek fırsatlarını ele alacağız.</p>
<p><strong>Yeşil üretime geçişte </strong></p>
<p><strong>ana maliyet kalemleri</strong></p>
<p>KOBİ’ler için yeşil dönüşüm maliyetleri sektöre, ölçeğe ve mevcut altyapıya göre değişir.</p>
<p>Başlıca kalemler şunlardır:</p>
<p>Enerji Verimliliği ve Yenilenebilir Enerji Yatırımları: LED aydınlatma, yalıtım iyileştirmeleri, eski makinelerin verimli modellerle değiştirilmesi, çatı GES (Güneş Enerjisi Santrali) kurulumu.</p>
<p><strong>Örnek</strong>: Bir KOBİ’de LED geçişi ve yalıtım optimizasyonuyla enerji faturalarında %15-20 tasarruf sağlanabilir.</p>
<p>Tam bir GES yatırımı için maliyetler milyonlarca TL’ye ulaşabilir ancak desteklerle düşer.</p>
<p><strong>Süreç optimizasyonu ve döngüsel ekonomi:</strong></p>
<p>Atık geri kazanımı, su tasarrufu sistemleri, ısı geri kazanımı.</p>
<p>Maliyet: Orta ölçekli bir tesiste atık yönetim sistemi 500 bin TL’den başlayabilir; ancak atık azaltımı üretim maliyetlerini düşürür.</p>
<p>Sertifikasyon ve Denetim: OEKO-TEX, GOTS, ISO 14001 gibi yeşil sertifikalar.</p>
<p>Yıllık maliyetler birkaç bin ile on binlerce Euro arasında değişir (örneğin GOTS ilk yıl 5.500-16.500 USD).</p>
<p>Teknoloji ve Danışmanlık: Yeşil teknoloji entegrasyonu, enerji etütleri, danışmanlık hizmetleri.</p>
<p>Genel tahmin: Küçük ölçekli bir KOBİ için başlangıç yatırımı 500 bin – birkaç milyon TL arasında olabilir. Büyük ölçekli geçişlerde (tam fabrika yenileme) 10 milyon TL ve üzeri rakamlar görülebilir. Ancak birçok durumda yatırımlar 2-5 yılda kendini amorti eder.</p>
<p><strong>KOBİ’ler için düşük maliyetli adımlar</strong></p>
<p>Büyük bütçeler şart değil! Aşağıdaki adımlarla düşük maliyetle başlanabilir:</p>
<p>Enerji Verimliliği Odaklı Başlangıç: LED ampuller, kompresör bakımı, stand-by tüketim azaltımı.</p>
<p>Atık ve Kaynak Optimizasyonu: Just-in-time üretim, atık ısı geri kazanımı.</p>
<p>Dijital Araçlar: Basit sensörler ve izleme yazılımları ile tüketim takibi.</p>
<p>Hibe ve Teşvik Araştırması: Devlet desteklerini önceliklendirin.</p>
<p>Kademeli Geçiş: Pilot proje ile test edin.</p>
<p>Destek ve Finansman Fırsatları (Türkiye Odaklı)</p>
<p><strong>Türkiye’de KOBİ’ler için </strong></p>
<p><strong>kapsamlı destekler mevcut</strong></p>
<p>KOSGEB Yeşil Sanayi Destek Programı: Güneş enerjisi yatırımları için 14 milyon TL’ye kadar (%60-80 destek), temiz üretim için 4 milyon TL. Dünya Bankası iş birliğiyle yürütülüyor.</p>
<p><strong>TÜBİTAK 1832 Sanayide Yeşil Dönüşüm Çağrısı:</strong></p>
<p>Proje başına KOBİ’ler için 9,5-15 milyon TL bütçe, %80 destek oranı (hibeye dönüşüm mümkün).</p>
<p><strong>Kalkınma ajansları (SoGreen Projesi):</strong> Proje başına 2,6-7,5 milyon TL faizsiz destek. Kadın ve genç KOBİ’lere öncelik.</p>
<p>Diğer Teşvikler: Vergi indirimleri, enerji performans sözleşmeleri, yeşil krediler.</p>
<p>Bu destekler sayesinde net maliyet önemli ölçüde düşüyor ve hatta sıfıra yakın seviyeye inebiliyor.</p>
<p><strong>Faydalar ve örnekler</strong></p>
<p>Maliyet azaltımı: Enerji ve atık tasarrufuyla yıllık %10-30 tasarruf.</p>
<p>Rekabet avantajı: İhracatta CBAM uyumu, yeni pazarlar, marka değeri artışı.</p>
<p>Gerçek örnek: Bir mobilya fabrikası KOSGEB desteğiyle GES kurarak aylık 130 bin TL elektrik faturasını sıfırlamış ve fazladan gelir elde etmiştir.</p>
<p><strong>Sonuç ve Öneriler</strong></p>
<p>Yeşil üretime geçiş, KOBİ’ler için başlangıçta bir maliyet gibi görünse de, devlet destekleri, hızlı ROI (yatırım geri dönüşü) ve rekabet avantajıyla uzun vadede büyük kazanç sağlar.</p>
<p><strong>Öneriler:</strong></p>
<p>Önce enerji etüdü yaptırın.</p>
<p>KOSGEB/TÜBİTAK çağrılarını takip edin.</p>
<p>Kademeli bir yol haritası oluşturun.</p>
<p>Danışmanlık alarak süreçleri yönetin.</p>
<p>Yeşil fabrika olmak sadece çevreye değil, işletmenizin geleceğine de yatırım anlamına gelir.</p>
<p>Daha detaylı bilgi için KOSGEB, TÜBİTAK ve kalkınma ajanslarının sitelerini ziyaret edebilirsiniz.</p>
<p>Kaynaklar: KOSGEB, TÜBİTAK, Yeşil Sanayi rehberleri ve ilgili raporlar temel alınmıştır.</p>
<p>Güncel destek detayları için resmi kurumlara başvurunuz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yesil-fabrika-ve-kobiler-icin-yesil-uretime-gecisin-maliyeti-83741</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/3/1280x720/kobi-1765863117.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeşil fabrika ve KOBİ’ler için yeşil üretime geçişin maliyeti ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sev-egitim-ekosistemimize-katki-sunacak-bilgi-ve-uygulama-uretmeye-odaklaniyor-83740</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> SEV, eğitim ekosistemimize katkı sunacak bilgi ve uygulama üretmeye odaklanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sağlık ve Eğitim Vakfı  (SEV) üç şehirde bulunan dört lisesiyle ülkemizin eğitim tarihinde çok önemli konumda olan bir kurum.  Vakıf, Üsküdar Amerikan Lisesi, İzmir Amerikan Koleji, Tarsus Amerikan Koleji ve SEV Amerikan Koleji’nin yanısıra,  1997 yılından beri üç şehirde SEV İlköğretim Kurumları olarak anaokulundan liseye kadar eğitim veren okullara sahip.</p>
<p>SEV okullarında 2025-2026 eğitim ve öğretim döneminde, 5.501 öğrenci bulunuyor.   SEV ve bağlı kurumlarında 747’si öğretmen 1079 eğitim çalışanı görev yapıyor. Öğrenciler ortaokuldan sonra SEV Amerikan Koleji’ne sınavsız olarak devam edebiliyor.</p>
<p>Geçtiğimiz hafta Marjinal Porter Novelli ekibinin davetiyle İstanbul Divan Otel’de Sağlık ve Eğitim Vakfı (SEV) Genel Müdürü Didem Duru; SEV İlköğretim Okulları Grup Müdürü Çınla Sezgin ve  SEV Araştırma &amp; Etki Müdürü Dr. Emel Ünsal Uysal ve SEV Kurumsal İlişkiler ve Etkinlikler Müdürü Zeynep Semizoğlu Atlan ile  biraya geldik.  SEV’in 1800’lerin ikinci yarısında, Osmanlı döneminde kurulan Amerikan okullarıyla başlayan öyküsü, mevcut çalışmaları ve gelecek planları hakkında bilgi aldık.  </p>
<p>Başlangıçta bünyesinde Üsküdar Amerikan Lisesi, İzmir Amerikan Koleji, Tarsus Amerikan Koleji ve   Talas Amerikan Ortaokulu olan kurum,   1967 yılında Talas Amerikan Ortaokulu’nun kapanması sonrasında yeni bir yapılanmaya gitmiş.  Mezunlar diğer okulların yaşamasını sağlamak için 1968'de Sağlık ve Eğitim Vakfı’nı kurmuşlar.  1990 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla kar amacı gütmeyen vakıf statüsü kazanılmış. SEV halen gönüllü mezunlardan oluşan Mütevelli Heyeti ve Yönetim Kurulu tarafından yönetiliyor.  </p>
<p>Vakıf  ayrıca SEV Yayıncılık ile tarihi 1860'lara uzanan Redhouse İngilizce Türkçe sözlük geleneğinin mirasını Redhouse Kidz markasıyla genişleterek çocuk edebiyatına da taşıyor</p>
<p><strong>Araştırma ve Etki Departmanı</strong></p>
<p>SEV, eğitimde karar alma süreçlerini araştırma ve veriye dayalı yaklaşımlarla desteklemek amacıyla kurduğu Araştırma ve Etki Departmanı aracılığıyla Türkiye'de K–12 düzeyinde öncü bir model geliştiriyor. </p>
<p>Departman, SEV kurumlarında sürekli öğrenme ve gelişim kültürünü güçlendirecek araştırmalar yürütüyor, elde edilen bulgular doğrultusunda kanıta dayalı öneriler geliştiriyor ve bu önerilerin uygulamaya yansımasını destekliyor.</p>
<p>Bu kapsamda SEV, yalnızca kendi okullarına değil, Türkiye'deki eğitim ekosistemine katkı sunabilecek bilgi ve iyi uygulamalar üretmeye odaklanıyor. Akademik kurumlar, sivil toplum kuruluşları ve farklı paydaşlarla kurulan işbirlikleri sayesinde etki alanını genişletiyor; eğitim alanında kalıcı ve ölçülebilir değer yaratmayı hedefliyor.</p>
<p><strong>Mezunların yüzde 70’i yurt dışında eğitime devam ediyor</strong></p>
<p>SEV 20 bine varan mezunuyla Türkiye’nin en güçlü mezun ağlarından birine sahip. Dört lisesinin mezun dernekleri, mezunlar arası ve mezunların okulla bağlarını güçlendirmek için çalışmalarını sürdürüyor.</p>
<p>SEV Genel Müdürü Didem Duru,  Vakfı mezunların kendi okullarına sahip çıkma ve yaşatma vizyonuyla doğmuş bir gönüllülük hareketi olarak tanımlıyor. Duru’nun verdiği bilgiye göre  mezunların yaklaşık %70’i eğitimlerini yurt dışında, dünyanın en seçkin üniversitelerinde sürdürüyor. Öğrenciler Harvard, Yale, Oxford ve Columbia gibi Ivy League ile Russell Group üyesi lider kurumlardan her yıl milyonlarca dolar burs eşliğinde kabul alıyor. Türkiye’de kalan öğrenciler ise ise tıp ve mühendislik ağırlıklı olarak Boğaziçi, Koç, Sabancı ve İTÜ gibi en prestijli üniversiteleri tercih ediyor. </p>
<p>Didem Duru, okulların  Bilim, Sanat ve Spor Bursları, üstün yetenekli ulusal ve uluslararası başarılı öğrencilere verilen burslar, akademik başarı bursları ve maddi destek burslarına dikkat çekerek, 2025-2026 döneminde 5.501 öğrencinin 826’sı yani %15’i SEV burslarından faydalandığını ifade ediyor.   </p>
<p><strong>Yapay zeka ve gelişmiş teknoloji bir dönüşüm fırsatı sunuyor</strong></p>
<p>SEV İlköğretim Okulları Grup Müdürü Çınla Sezgin ve  SEV Araştırma &amp; Etki Müdürü Dr. Emel Ünsal Uysal,   SEV olarak yapay zekâ ve teknolojileri, eğitim için bir tehdit değil, dönüşüm ve yeniden tanımlama, yeniden öğrenme, yeniden inşa etme fırsatı olarak gördüklerini ifade ediyorlar. Bilgiye ulaşmanın kolaylığına dikkat çekerek  şu  yorumu yapıyorlar  “<em>Bilgi her yerde, her an erişilebilir durumda. Artık bilgiyi anlamlandırmak, eleştirel düşünebilmek, yaratıcı fikirler üretebilmek, etik ve empatik kapasite, sorumluluk alabilmek değerli. Yapay zekâ çağında eğitim, içerik aktarımı veya öğretimden ziyade zihinsel olgunluk ve karakterin gelişimine odaklanıyor; bilgi odağından bilgelik odağına kayıyor.”</em></p>
<p>Sezgin ve  Uysal, yapay zekanın  öğretmenin yerini almak için değil; öğretmenin etkisini daha güçlendirmek için var olduğunu ifade ediyorlar. SEV ekipleri “pedagojik yaklaşımın yerine geçmek için değil; onu daha görünür, daha ölçülebilir ve daha güçlü kılmak” vizyonu doğrultusunda  kapsamlı bir SEV Yapay Zeka Politikası oluşturmuş </p>
<p>Bu doğrultuda; EdTech Festival, Teachers2Teachers gibi geniş katılımlı paylaşım ortamları;  SEV Academy altında mikro öğrenme içerikleri; Uygulamalı atölye çalışmaları; Yapay zekâ okuryazarlığı programları ve Araştırmacı Öğretmen Programı benzeri çalışmalar yürütülüyor. </p>
<p><strong>Öncü bir model </strong></p>
<p>SEV’in eğitimde karar alma süreçlerini araştırma ve veriye dayalı yaklaşımlarla desteklemek amacıyla kurduğu Araştırma ve Etki Departmanının araştırma çalışmaları ulusal ve uluslararası akademik platformlarda da karşılık buluyor. </p>
<p>Teacher Development ve BERA Curriculum Journal gibi saygın yayınlarda makaleler yayınlanırken, ulusal ve uluslararası kongrelerde de çalışmalar paylaşılıyor.</p>
<p>SEVinAction Araştırmacı Öğretmen Programı'nın bir çıktısı olarak yayımlanmaya başlayan EAR – Eylem Araştırmaları Dergisi, öğretmen ve yöneticiler tarafından yürütülen araştırmaları görünür kılmayı ve kurum genelinde yaygınlaştırmayı amaçlıyor. Türkçe ve İngilizce yayımlanan dergi, öğretmen araştırmalarını görünür kılan ve kurumlar arası öğrenmeyi destekleyen öncü bir paylaşım platformu niteliği taşıyor. </p>
<p><strong>SEV Öğretmen Destek programı deprem bölgesinde</strong></p>
<p>Toplumsal etki, SEV'in eğitim anlayışının ayrılmaz bir parçasını oluşturuyor. Sosyal sorumluluk ve toplum hizmeti çalışmaları; öğrenciler, öğretmenler, mezunlar ve iş birlikleriyle birlikte büyüyen bir değer olarak ele alınıyor. Bu yaklaşımın önemli örneklerinden biri olan SEV Öğretmen Destek Programı, 2023 Kahramanmaraş depremlerinin ardından deprem bölgesindeki öğretmenlerin ve okul yöneticilerinin iyi oluşlarını desteklemek amacıyla hayata geçirildi. Üç yıl boyunca sürdürülen programa yaklaşık 250 eğitimci katıldı. Bu çalışmanın devamı olarak Ekim-Kasım 2026 döneminde Adana ve Hatay'da devlet okulu öğretmenlerine yönelik "Barışçıl Okul İklimi" temalı yeni bir profesyonel gelişim programının hayata geçirilmesi planlanıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sev-egitim-ekosistemimize-katki-sunacak-bilgi-ve-uygulama-uretmeye-odaklaniyor-83740</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/0/1280x720/544-1784782183.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SEV, eğitim ekosistemimize katkı sunacak bilgi ve uygulama üretmeye odaklanıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ureterek-kalkinan-bir-ekonomi-icin-turkiyenin-insan-sermayesi-stratejisi-83739</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üreterek kalkınan bir ekonomi için Türkiye&#039;nin insan sermayesi stratejisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>YKS sonuçları açıklandı. Milyonlarca genç bugün tercih yapıyor. Ancak aslında tercih yapan yalnızca gençler değil; Türkiye de geleceğini tercih ediyor.</p>
<p>Her yıl üniversite tercih döneminde aynı sorular gündeme geliyor: Hangi bölüm daha avantajlı? Hangi üniversite daha iyi? Hangi meslek daha fazla istihdam sağlayacak?</p>
<p>Bu sorular önemlidir. Ancak artık yeterli değildir.</p>
<p>Çünkü yapay zekâ, dijitalleşme, biyoteknoloji, kuantum teknolojileri, yeşil dönüşüm ve ileri üretim sistemleriyle şekillenen yeni küresel düzende asıl rekabet; ülkelerin sahip oldukları doğal kaynaklar arasında değil, nitelikli insan sermayesi arasında yaşanmaktadır.</p>
<p>Dolayısıyla üniversite tercihleri yalnızca bireysel kariyer kararları değildir. Aynı zamanda Türkiye'nin ekonomik rekabet gücünü, teknolojik bağımsızlığını ve sürdürülebilir kalkınmasını belirleyecek stratejik bir insan kaynağı planlamasının başlangıç noktasıdır.</p>
<p><strong>Yeni ekonominin temel </strong><strong>sermayesi: İnsan</strong></p>
<p>yüzyılın kalkınma modeli büyük ölçüde sermaye, enerji ve fiziksel altyapıya dayanıyordu.</p>
<p>yüzyılda ise ekonomik büyümenin temel belirleyicisi; bilgi üretebilen, teknoloji geliştirebilen ve yenilik yapabilen insan kaynağıdır.</p>
<p>Bugün dünyanın en yüksek katma değer üreten ekonomileri incelendiğinde ortak payda açıkça görülmektedir. Bu ülkeler yalnızca iyi üniversitelere değil; üniversite-kamu-sanayi iş birliğini kurumsallaştırmış, araştırmayı üretime dönüştürebilen ve yaşam boyu öğrenmeyi ekonomik bir strateji olarak benimsemiş ülkelerdir.</p>
<p>Türkiye'nin de sürdürülebilir büyüme, yüksek teknoloji üretimi ve küresel rekabet hedeflerine ulaşabilmesi için kalkınma anlayışını insan sermayesi ekseninde yeniden yapılandırması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Üniversiteler yeni ekonominin </strong><strong>tasarım merkezleri olmalıdır</strong></p>
<p>Bugünün dünyasında üniversitelerin görevi yalnızca diploma vermek değildir.</p>
<p>Üniversiteler bilgi üreten, teknoloji geliştiren, girişimciliği destekleyen ve ekonomik dönüşüme yön veren kurumlar hâline gelmelidir.</p>
<p>Başarı; mezun sayısıyla değil, araştırma kalitesiyle, patentlerle, teknoloji transferiyle, girişimcilikle ve toplumsal etkiyle de ölçülmelidir.</p>
<p>Yapay zekâ destekli eğitim modelleri, disiplinler arası programlar, sektörle birlikte geliştirilen müfredatlar ve güçlü araştırma ekosistemleri artık bir tercih değil, zorunluluktur.</p>
<p>Yapay Zekâ Çağı Meslekleri Değil, Yetkinlikleri Değiştiriyor</p>
<p>Yapay zekâ birçok rutin işi üstlenecek.</p>
<p>Ancak merak eden...</p>
<p>Sorgulayan...</p>
<p>Üreten...</p>
<p>Etik karar verebilen...</p>
<p>Takım çalışmasına yatkın...</p>
<p>Disiplinler arası düşünebilen...</p>
<p>İnsan kaynağı her zamankinden daha değerli olacaktır.</p>
<p>Bu nedenle geleceğin eğitim sistemi yalnızca meslek kazandırmamalı; öğrenmeyi öğrenen, değişime uyum sağlayan ve yaşam boyu gelişmeyi benimseyen bireyler yetiştirmelidir.</p>
<p><strong>Türkiye'nin ihtiyacı 2053 </strong><strong>insan sermayesi stratejisidir</strong></p>
<p>Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında Türkiye'nin en önemli stratejik belgesi, uzun vadeli bir 2053 İnsan Sermayesi Stratejisi olmalıdır.</p>
<p>Bu strateji yalnızca eğitim politikalarını değil;</p>
<p>- Ekonomik kalkınmayı,</p>
<p>- Sanayi dönüşümünü,</p>
<p>- Teknoloji üretimini,</p>
<p>- Bölgesel gelişmeyi,</p>
<p>- İstihdam politikalarını,</p>
<p>- Girişimcilik ekosistemini</p>
<p>- Aynı vizyon altında bir araya getirmelidir.</p>
<p>İnsan kaynağı planlaması, yalnızca üniversite kontenjanlarını belirlemekten ibaret değildir. Hangi alanlarda ne kadar uzmana ihtiyaç duyulacağı, hangi teknolojilere yatırım yapılacağı ve geleceğin becerilerinin nasıl geliştirileceği bilimsel projeksiyonlarla planlanmalıdır.</p>
<p><strong>Ortak sorumluluk ekosistemi</strong></p>
<p>Bu dönüşüm tek bir kurumun başarabileceği bir süreç değildir.</p>
<p>Üniversiteler bilgi üretmelidir.</p>
<p>Siyaset kurumu uzun vadeli ve istikrarlı eğitim, bilim ve teknoloji politikaları oluşturmalıdır.</p>
<p>Kamu kurumları veriye dayalı insan kaynağı planlamasını benimsemelidir.</p>
<p>Özel sektör Ar-Ge yatırımlarını artırmalı, gençlere uygulamalı öğrenme ortamları sunmalı ve üniversitelerle stratejik ortaklıklar geliştirmelidir.</p>
<p>Meslek kuruluşları ve sivil toplum, sürekli eğitim ve mikro yeterlilik programlarını yaygınlaştırmalıdır.</p>
<p>Başarı artık kurumların tek tek performansıyla değil; birlikte oluşturdukları ekosistemin gücüyle ölçülecektir.</p>
<p><strong>Tercih dönemi bir fırsattır</strong></p>
<p>Bugün tercih yapan gençlere tavsiyem, yalnızca bugünün istihdam verilerine bakmamalarıdır.</p>
<p>Kendilerine şu soruyu da sormalıdırlar:</p>
<p>"Ben hangi alanda ülkem için değer üretebilirim?"</p>
<p>Üniversite seçimi bir varış noktası değil; uzun bir öğrenme yolculuğunun başlangıcıdır.</p>
<p>Diploma tek başına kariyer garantisi değildir.</p>
<p>Asıl güvence; öğrenme yeteneği, değişime uyum, yabancı dil, dijital beceriler, girişimcilik ruhu ve etik değerlere bağlılıktır.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Türkiye, tarihinin yeni bir eşiğindedir.</p>
<p>Önümüzdeki otuz yıl; ülkelerin yalnızca ekonomik büyüklükleriyle değil, bilgi üretme kapasiteleri, teknolojik yetkinlikleri ve insan sermayesinin niteliğiyle değerlendirileceği bir dönem olacaktır.</p>
<p>Bu nedenle en büyük yatırımımız yollar, binalar veya makineler kadar; hatta onlardan daha fazla, insana yapılan yatırım olmalıdır.</p>
<p>YKS tercih dönemi birkaç hafta sürecek.</p>
<p>Ancak bugün verilen kararların etkisi onlarca yıl hissedilecektir.</p>
<p>2053'e giden yol; güçlü ekonomiden önce güçlü insanla, güçlü insandan önce güçlü eğitimle, güçlü eğitimden önce ise ortak akıl ve ortak vizyonla başlar.</p>
<p>Türkiye'nin gerçek rekabet avantajı, sahip olduğu genç nüfusu; bilim üreten, teknoloji geliştiren, girişimci düşünen ve küresel ölçekte değer oluşturan bir insan sermayesine dönüştürebildiği ölçüde ortaya çıkacaktır.</p>
<p>Bugün tercih yapan gençler geleceğin mesleklerini seçecekler.</p>
<p>Bizim görevimiz ise onların yalnızca bir mesleğe değil, Türkiye'nin geleceğini inşa edecek bilgi, yetkinlik ve vizyona sahip bireyler olarak yetişmelerini sağlayacak ekosistemi kurmaktır.</p>
<p>Çünkü 2053 Türkiye'si, bugünün tercihleriyle değil; bugünden inşa edeceğimiz insan sermayesi stratejisiyle şekillenecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ureterek-kalkinan-bir-ekonomi-icin-turkiyenin-insan-sermayesi-stratejisi-83739</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üreterek kalkınan bir ekonomi için Türkiye&#039;nin insan sermayesi stratejisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergi-borclarinda-mal-bildirimi-83738</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Vergi borçlarında mal bildirimi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ödeme emri tebliğ edilen kamu borçlusu, borcunu 15 gün içinde ödemezse mal bildiriminde bulunmak zorunda. Bildirim tüm serveti değil borcu karşılayacak tutarda mal, hak ve alacakları kapsıyor; haczedilebilir malı bulunmayanların bunu beyan etmesi de yükümlülüğün yerine getirilmesi kabul ediliyor.</strong></p>
<p>Vergi idaresinin veya SGK’nın borçlulara gönderdiği ödeme emri sayısında bir artış görülüyor. Ben de bu hususu dikkate alarak bu yazımda, ödeme emri gönderilenlerin ödeme yapmaması veya yargı yoluna gitmemesi halinde karşılarına çıkan bir yükümlülüğü irdelemek istiyorum. </p>
<p>Kamu borçlarını süresinde ödemeyenler hakkındaki cebri takip, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’a göre yapılmaktadır ve kamu alacaklısı kurumun borçluyu bu kanuna göre takibi, kural olarak ödeme emrinin tanzim ve tebliği ile başlar.  Ödeme emri tebliğinin borçluya yüklediği en önemli görev veya yük, hiç şüphesiz borcu 15 gün içinde ödemektir. Ancak borcun 15 gün içinde ödenmeyecek olması halinde, borçlunun mal bildiriminde bulunması gerekmektedir.</p>
<p>6183 sayılı Kanunun 59 uncu maddesine göre mal bildirimi; “kamu borçlusunun, kamu alacağını karşılayacak miktarda, gerek kendi elindeki, gerekse üçüncü şahıslar elindeki taşınır ve taşınmaz malları ile alacak ve haklarının; nev’ini, mahiyetini ve miktarını veya malı olmadığını ve yaşayış tarzına göre geçim kaynakları ile buna nazaran borcunu ne şekilde ödeyebileceğini tahsil dairesine yazılı veya sözlü olarak beyan etmesidir.” Bu beyan günümüzde elektronik ortamda da yapılabilmektedir.</p>
<p>Mal bildirimi ile kamu görevlileri ve kamusal işlerde çalışanların belli aralıklara ve/veya belli koşullarda yapmak zorunda oldukları mal beyanı (servet beyanı) ile karıştırılmaması gerekir. Mal beyanında tüm mal, hak ve alacakların beyanı zorunluluğu söz konusu iken, mal bildiriminde asıl olan borcu karşılayacak miktarda malın bildiriminde bulunmaktır. Borç miktarını aşan malvarlığının bildirilmesi zorunlu ve gerekli değildir.</p>
<p>Mal bildirimi mutlaka bir malın bildirilmesini ifade etmez. Haczedilebilir malı olmayan borçluların haczedilebilecek nitelikte malları olmadığını bildirmeleri de mal bildirimi hükmündedir.</p>
<p>Mal bildiriminde borçlu malın değerini de göstermekle birlikte, bildirilen malın borcu karşılayıp karşılayamayacağının takdiri alacaklı kamu idaresine ait bulunmaktadır. Alacaklı kamu idaresince, beyan olunan malların borcu karşılayamayacağına veya haciz ve satışının çok güç olacağına kanaat getirilmesi halinde, borçludan ek bildirimde bulunması istenebilir.</p>
<p>Borçlunun mal bildiriminde bulunmuş olması, alacaklı idare tarafından alacağın mutlaka beyan olunanlardan tahsil edileceği anlamına gelmemektedir. Alacaklı idare, mal bildirimi dışında kendisi tarafından tespit edilen malları da, mal bildirimindeki mallarla birlikte veya onlara tercihan haczedebilir.</p>
<p><strong>Bildirimin kapsamı</strong></p>
<p>Maliye Bakanlığı A/1 sayılı Tahsilat Genel Tebliğinde, 59 uncu maddede yer alan borçlunun “her türlü gelirlerini” ve “yaşayış tarzına göre geçim kaynaklarını” ve “buna nazaran borcunu ne suretle ödeyebileceğini” bildirme yükümlülüğünün, borca yetecek kadar mal bildiriminde bulunmayanları kapsadığını, borcuna yetecek kadar mal bildiriminde bulunan borçluların, bu hususları da ayrıca bildirme zorunluluklarının olmadığını açıklamıştır.</p>
<p>Ancak Kanunun 114. maddesinde, mal bildiriminde malı olmadığı yönünde bildirimde bulunanlara ayrıca son adreslerini, varsa devamlı mükellefiyetlerinin bulunduğu dairelerin listesini, nüfus suretlerini verme yükümlülüğü getirilmiştir.  </p>
<p>Kamu borçlusunun bir tüzel kişi olması halinde, mal bildiriminde bulunma yükümlülüğü kanuni temsilcisine aittir.</p>
<p><strong>Dava açanların durumu</strong></p>
<p>Kamu borçlusunun ödeme emri ile istenen alacağın tamamına karşı dava açması halinde mal bildiriminde bulunma süresi, Vergi Mahkemesinin kararına kadar uzamaktadır. Buna karşılık borcun bir kısmının dava edilmesi halinde mal bildiriminde bulunma süresi sadece dava konusu yapılan kısım için uzar.</p>
<p>Mahkeme Kararının davanın reddi yönünde olması halinde (kısmen reddi yönünde olması halinde reddedilen kısım için) borçlunun ayrıca bir bildirimi beklemeksizin ret kararının kendisine tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde ret olunan tutar kadar mal bildiriminde bulunması gerekmektedir.</p>
<p>Öte yandan davanın yürütmeyi durdurmadığı hallerde, örneğin ihtirazi kayda dayanılarak açılan davalarda, yürütmenin durdurulması kararı verilmediği müddetçe takip işlemleri süreceğinden, ödeme emri tebliği halinde, yine mal bildiriminde bulunma zorunluluğu söz konusu olacaktır. Buna karşılık ihtiyati haciz yolu ile borcu karşılayacak değerde mal haczi yapılmış olması halinde, borçlunun dava sonucunda ayrıca mal bildiriminde bulunmasına gerek bulunmamaktadır.</p>
<p>6183 sayılı Kanunda mal bildirimi konusunda pek çok fiil için hürriyeti bağlayıcı cezalar da öngörülmüştür. Hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren fiilleri ise köşemizin sınırları dolayısıyla gelecek yazıma bırakıyorum.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/vergi-borclarinda-mal-bildirimi-83738</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vergi borçlarında mal bildirimi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hurmuzden-kibrisa-turkiyeye-bicilen-rol-83737</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hürmüz’den Kıbrıs’a: Türkiye’ye biçilen rol</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABD açısından asıl hedef, Hürmüz’ün yeniden güvenli şekilde işlemesini sağlamak ve İran’ın nükleer programını yeni bir anlaşmayla sınırlandırmak gibi görünüyor. Askeri baskı ise bu diplomatik hedefe ulaşmak için kullanılan en önemli araçlardan biri.</strong></p>
<p>Orta Doğu’da yaşanan son gelişmeler birbirinden bağımsız görünmüyor;</p>
<p>İran’ın silah yoluyla etkisizleştirilmesi, Hürmüz ve Babü’l Mendeb boğazları üzerindeki çatışmaya varan rekabet; Suriye, Lübnan ve Kıbrıs dosyaları artık aynı jeopolitik zincirin halkaları. Hepsi de ABD’nin yüzünü doğrudan en büyük rakibi Çin’e dönmeden önce “arka bahçesini” istikrara kavuşturma çabaları gibi duruyor.</p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın Kazma Dağı’nın altında olduğu söylenen gizlenmiş nükleer tesislerini hedef alan sert açıklamaları, Körfez’deki askeri hareketlilik, Lübnan’da Hizbullah sonrası döneme ilişkin planlar ve Suriye yönetimine verilen yeni rol, Washington’un bölgede askeri işgal yerine yeni bir güvenlik mimarisi kurmaya çalıştığını gösteriyor. Bu mimarinin merkezindeki ülkelerden biri ise hiç kuşkusuz Türkiye.</p>
<h2>Yeni hedef Kazma Dağı mı?</h2>
<p>İsrail istihbaratına göre İran, uranyum zenginleştirmede kullanılan binlerce santrifüjü Natanz yakınındaki Kazma (Pickaxe) Dağı’nın altındaki tünellere taşıdı. Uluslararası basında çıkan haberler, İran’ın bu tesisi, 2020 yılında Natanz’daki sabotajın ardından çok daha korunaklı bir yedek merkez olarak inşa ettiğine ilişkin iddialar içeriyor. Haberlerde son 15 ayda bölgede yoğun kamyon trafiği, yeni tüneller, güçlendirilmiş girişler ve geniş güvenlik önlemlerinin dikkat çektiğine özel vurgu yapılıyor. Tünellerin 90 ila 140 metre derinliğe ulaştığı, sert granit tabakanın ise tesisi mevcut sığınak delici mühimmatlara karşı önemli ölçüde koruduğu belirtiliyor.</p>
<p>İsrail kaynaklı olmaları büyük ihtimal olan bu haberlere, ABD Başkanı Trump’ın “Pickaxe Dağı’nı ortadan kaldıracağız” sözler eklendiğinde, sonuç İran’a karşı askeri operasyonun yeni hedefinin ne olacağını da gösteriyor.</p>
<p><strong>Sıradaki darboğaz: Babü’l Mendeb Boğazı</strong></p>
<p>Hürmüz’deki belirsizlik devam ederken gözler bu kez Babü’l Mendeb Boğazı’na çevrildi.</p>
<p>Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik deniz ablukası ilan etmesi ve Arap koalisyonunun boğazı açık tutmak için her türlü tedbirin alınacağını açıklaması, yeni bir cephe ihtimalini gündeme taşıdı.</p>
<p>Babü’l Mendeb’in tamamen kapanması halinde küresel petrol arzında yaklaşık yüzde 7’lik kayıp yaşanabileceği hesaplanıyor. Bu nedenle önümüzdeki süreçte Kızıldeniz hattında ABD’den çok İngiltere ve Fransa’nın daha görünür olması sürpriz olmayacaktır.</p>
<h2>Kara harekâtı tartışması</h2>
<p>Bölgede dikkat çeken bir diğer gelişme ise karşılıklı askeri sevkiyatlar;</p>
<p>İran’ın Huzistan üzerinden Kuveyt sınırına yakın bölgelere askeri birlikler kaydırdığı yazılıp çizilmeye başlandı. ABD ve Körfez ülkeleri, İran’ın Kuveyt’e yönelik olası bir kara harekâtına hazırlandığını değerlendirirken, ABD’nin Irak’ın Fao Yarımadası üzerinden İran’a yönelik sınırlı bir kara operasyonu seçeneğini masada tuttuğu da konuşuluyor.</p>
<p>Ancak mevcut tablo, Washington’un geniş kapsamlı bir işgali ilk tercih olarak görmediğine de işaret ediyor. Böyle bir operasyonun askeri maliyeti, siyasi sonuçları ve uzun süreli işgal riski oldukça yüksek. ABD açısından asıl hedef, Hürmüz’ün yeniden güvenli şekilde işlemesini sağlamak ve İran’ın nükleer programını yeni bir anlaşmayla sınırlandırmak gibi görünüyor. Askeri baskı ise bu diplomatik hedefe ulaşmak için kullanılan en önemli araçlardan biri.</p>
<p>Burada Türkiye’ye biçilen rol ise “geri durması”.</p>
<p>ABD Başkanı Trump, Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan övgüyle bahsederken bir yandan da “benim istediğimi yaptı” dedi. Bu isteğin, Türkiye’nin ABD-İsrail’in İran müdahalesine Tahran yanında yer almaması olduğuna ilişkin mesajlar da verdi. “Türkiye’nin rolü” konusundaki resmi tamamlayan ise İran Dışişleri Bakanı Arakçi’nin son açıklamaları oldu; Arakçi, ABD’nin İran’a karşı “kara gücü” olarak kullanmak istediği Irak, İran ve Suriye’deki Kürt grupların, Ankara’nın “uyarıları” nedeniyle böyle bir operasyonda yer almaktan vazgeçtiklerini açıkladı.</p>
<p>Ankara’daki son NATO toplantısına “sırf ev sahipliğini Erdoğan yaptığı için” katıldığını açıklayan Trump, bir işadamı. Her adımını “kâr-zarar”/”alacak-verecek” hesabına göre yapıyor. Ankara’daki zirveye katılımının, üstelik Ankara’ya F-35 savaş uçağı ambargosunu kaldırabileceği sinyalinin Türkiye’ye bir “bedeli” olma ihtimali büyük. Bu bedelin ne olacağı ise meçhul. İran ise “bedel” olasılıklarından biri olarak göze çarpıyor.</p>
<h2>Trump’tan Suriye ve Lübnan’a “yeni görev”</h2>
<p>Trump’ın Beyaz Saray’da bu hafta Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun ile yaptığı görüşme ve Suriye Devlet Başkanı Ahmed El Şara hakkında kullandığı ifadeler de dikkat çekici; Şara’nın “Hizbullah’a karşı mücadele etmek istediğine” ilişkin cümleler kullanan Trump, belli ki İsrail’in Lübnan’da baş edemediği Hizbullah’ı Suriye’deki yeni yönetime “ihale etme” derdinde.</p>
<p>Washington’un hedefi yalnızca Hizbullah’ı zayıflatmak değil, aynı zamanda İran’ın Suriye üzerinden Lübnan’a uzanan lojistik hattını tamamen kesmek gibi duruyor. Bu nedenle yeni dönemde Hizbullah’la mücadelenin yalnızca İsrail tarafından değil, Lübnan ordusu ve yeni Suriye yönetimi üzerinden yürütülmesi hedefleniyor.</p>
<p>Bunu da Türkiye açısından başka bir “bedel” olarak görmek mümkün;</p>
<p>Bizzat Trump ve ekibi- burada en büyük rol elbette ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ta- tarafından Suriye’deki El Şara yönetiminin “hamiliği” fiilen Ankara’ya verilmiş durumda. El Şara’nın Lübnan’da Hizbullah’a karşı gireceği her türlü askeri “macera” doğrudan Türkiye’ye de etkilemeye aday.  Böyle bir senaryoda Türkiye, kendi güvenlik öncelikleri dışında şekillenen yeni bir bölgesel denklemin parçası olmaya zorlanabilir.</p>
<p>Senaryonun adını açıkca koymakta fayda var; İsrail’i koruma görevinin zımnen Şam ve Ankara’ya yıkılma ihtimali.</p>
<h2>Kıbrıs dosyası yeniden ısınıyor</h2>
<p>İş adamı Trump’ın son dönemde iyice kabaran “Türkiye sevgisinin” ardındaki bir başka “bedel” ihtimali ise Kıbrıs olabilir.</p>
<p>Orta Doğu’daki askeri hareketlilik devam ederken Doğu Akdeniz’de de dikkat çekici diplomatik gelişmeler yaşanıyor. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin bu hafta Kıbrıs’a yapacağı ziyareti sıradan bir diplomatik temas olarak değerlendirilmek mümkün değil. Uluslararası basında, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi tarafından adada çözüm sürecini yeniden başlatmayı amaçlayan kapsamlı bir plan hazırlandığı yönündeki haberler dikkat çekici. Henüz resmen doğrulanmamış olsa da bu iddialar, Kıbrıs meselesinin yeniden uluslararası gündemin üst sıralarına taşındığını gösteriyor.</p>
<p>Üstelik Kıbrıs dosyasının hareketlenmesinin zamanlaması da dikkat çekici.</p>
<p>Hürmüz’de enerji güvenliği, Babü’l Mendeb’de deniz ticareti, Lübnan ve Suriye’de yeni güvenlik düzeni konuşulurken Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ın da aynı stratejik paket içinde ele alınması ihtimali giderek güçleniyor.</p>
<p>Böyle bir süreçte Türkiye üzerindeki diplomatik baskının artması ve özellikle Kıbrıs konusunda daha esnek, daha tavizli bir çözüm modeline yönelmesi yönünde, Washington’dan da baskı gelmesi ihtimal dışı değil.</p>
<p>Enerji koridorları, Doğu Akdeniz güvenliği ve NATO’nun güney kanadı birlikte değerlendirildiğinde, Kıbrıs dosyasının yalnızca iki toplum arasındaki bir müzakere başlığı olmaktan çıkarak daha geniş bir jeopolitik pazarlığın parçasına dönüşmesi mümkün.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye için en büyük risk, dosyaların birleşmesi</span></h2>
<p>Türkiye açısından dikkat edilmesi gereken nokta, Orta Doğu’daki krizlerle tek tek uğraşmak yerine, bu krizlerin aynı pazarlık masasında birleşme ihtimali.</p>
<p>Washington’un önümüzdeki dönemde Türkiye’den aynı anda birden fazla konuda daha fazla sorumluluk üstlenmesini istemesi olasılığı göz ardı edilmemeli.</p>
<p>Bunların arasında;</p>
<p>- Suriye’de Hizbullah’ın hareket alanının sınırlandırılmasına destek verilmesi;</p>
<p>- Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta yeni diplomatik sürece katkı sağlanması;</p>
<p>- Enerji koridorlarının güvenliğinde daha fazla rol üstlenilmesi;</p>
<p>- İran’a yönelik baskı politikasında NATO müttefiki olarak daha görünür bir pozisyon alınması gibi başlıkların öne çıkma ihtimali büyük.</p>
<p>İran krizinin derinleşmesi halinde Ankara’nın siyasi, lojistik, istihbari veya güvenlik alanlarında daha fazla taraf olmaya zorlanabileceği ihtimalinin masada olduğu açık.</p>
<p>Orta Doğu’da yeni dönem, yalnızca İran’ın nükleer programının geleceğini belirlemeyecek. Aynı zamanda enerji koridorlarını, deniz ticaret yollarını, Doğu Akdeniz’in güvenlik mimarisini ve NATO’nun güney kanadını da yeniden şekillendirecek. Türkiye bu dönüşümün tam merkezinde bulunuyor.</p>
<p>Dikkatli olma zamanı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hurmuzden-kibrisa-turkiyeye-bicilen-rol-83737</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/7/1280x720/67-1784781872.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hürmüz’den Kıbrıs’a: Türkiye’ye biçilen rol ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kobi-gercegine-servet-ve-sermaye-olusumlari-odagindan-da-bakalim-83736</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> KOBİ gerçeğine &#039;servet ve sermaye oluşumları&#039; odağından da bakalım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Küresel ölçekte bilim ve teknolojideki gelişmelerin iş süreçlerini nasıl etkilediğini, işgücü profillerini nasıl değiştirdiğini, emeğin geliri olan ücretlerin ne yönde geliştiğini araştırmadan, yüzeysel bilgilerle değerlendirmeler yaparsak KOBİ’lerle ilgili etkili bir yönlendirme yapamayız.</strong></p>
<p><strong>Servet</strong>, kişilerin, ailelerin, toplulukların, toplumun ve oluşturdukları kurumların varlık toplamıdır.</p>
<p><strong>Sermaye</strong> gelir sağlamak ve üretimi sürdürmek için devreye sokulan varlıklardır.</p>
<p>Servetin üretken olma gibi zorunlu bir işlevi yoktur; oysa sermaye üretken olmak zorundadır.</p>
<p>Servet, sahip olunan değerleri anlatır; özelliklerine göre sermayeye dönüşme hızları farklılaşır.</p>
<p>Sermaye ise durduk yerde değer üretemeyeceği için bir yatırıma aktarılarak birikim yeteneğini koruma ve geliştirme hedefine katkı yapabilir.</p>
<p>Servetin değeri koşullara bağlı olarak artabilir, azalabilir, yine de servet olarak yerinde kalır. Sermaye ise geçim örgütlenmesinin iktisadi etkinliklerinde değerlendirilirse büyür.</p>
<p>Bir ülkenin <em>“fiziki sermaye stoku</em>” geçim örgütlenmesinin etkinliğini ve verimliliğini artırmaya yönelik yapılardır: Yollar, araçlar,  fabrikalar, evler, otomobiller, arsalar gibi insanların kendi çabalarıyla oluşturdukları fiziki yapılar.</p>
<p>Sermaye bir servetten türer; servet birikim yeteneğini geliştirerek uzun dönemli geleceği güven altına almak için değerlendirilirse kendini yeniden üretebildiği gibi, serveti de büyütebilir.</p>
<p>Servet edinme ve sermayeye dönüştürme koşullar geçim örgütlenmesi için ihtiyacımız olan yapıları; iç ve dış donanımlarını, bağlantı, iletişim ve etkileşim biçimlerimizi; rekabet ya da iş birliklerimizi de etkiler.</p>
<p>Bir hususu daha eklememiz gerekiyor: <em>Kurumlar büyümenin itici gücüdür</em>. Servet ve sermayenin etkin değerlendirilmesi kurumların kapsayıcılığı ve işlerliğine bağlıdır.</p>
<p><strong>Barış, özgürlük ve hukuk</strong></p>
<p>Denebilir ki, barış, özgürlük, akışkanlık ve hukuk yoksa azalan getirilerin sınırlaması nedeniyle sürekli bir ekonomik büyüme sürdürülebilir değil. Sermaye birikimi de sürdürülebilir büyümeyi tek başına sağlayamaz. Faydalı bilgi de sürekli çoğaltılmalı; barış ve güven ortamının ikliminde gelişmenin de önü açılmalı.</p>
<p>Kendi işimiz açısından düşülebilecek tuzakları da gözden ırak tutmamalıyız: Tanımlama yapmanın anlatma ve anlamayı kolaylaştırıcı bir yanı vardır; aynı ölçüde aşırı basitleştirilmiş anlatım tuzaklarının ağlarını örebiliriz de. Ayrıntı analizleri olmayan aşırı basitleştirilmiş anlatımlar üzerine kurulu ahlaki sabitler bireyleri, toplulukları ve toplumları aklı emanet etme kolaycılığına götürebilir.</p>
<p>Ülkemizdeki KOBİ işletmelerinin büyümeyi desteklemesini, arz zincirini güçlendirmesini istiyorsak, öncelikle, “ <em>değişen koşullarda servet ve sermayenin oluşum, olgunlaşma ve çoğalma dinamiklerini</em>” sorgulamalıyız. Sonra  “<em>kurumların işimizi yeniden üretmesini sağlayan dinamiklerini</em>” kavramalıyız. Kurumlar, ekonomik işleyişi düzenleyen kurallardır. Sermayenin <strong>yeni varoluş koşullarını oluşturacak ve o koşulların kararlılıkla uygulanmasını sağlayacak kurumların yeniden yapılanması da</strong> işimizi yeniden üreterek büyütebilmenin gerek şartıdır.</p>
<p><strong>İş’ten artmaz, diş’ten artar mı?</strong></p>
<p>Tarihsel süreç içinde bakarsak KOBİ kurucularının motivasyonlarını belirleyen, <strong>“<em>İş’ten artmaz, diş’ten artar</em></strong>” algısıdır. Birey ve ailesinin yarattığı hane halkı geliri kontrollü harcayarak sermaye birikiminin özünde bireysel tasarruflar vardır; gelecekte de olacaktır. Sorgulanması gereken husus, ülkedeki ekonomi yönetiminin bireyin ve ailesinin  “<em>tasarruf sınırlarını nasıl etkilediğini</em>”  mikro ölçeklerde olduğu gibi makro gelişmeler bağlamında gerekli özenle araştırarak asalak unsurları tasfiye etme, geliştirici unsurları da ödüllendirmedir.</p>
<p>Küresel ölçekte bilim ve teknolojideki gelişmelerin iş süreçlerini nasıl etkilediğini, işgücü profillerini nasıl değiştirdiğini, emeğin geliri olan ücretlerin ne yönde geliştiğini araştırmadan, yüzeysel bilgilerle değerlendirmeler yaparsak KOBİ’lerle ilgili etkili bir yönlendirme yapamayız.</p>
<p>Bireylerin ve bütün olarak ailelerin tasarruflarının barınma, iş ve eğlenceye ulaşım, çocukların eğitimi ve beslenme gibi zorunlu ihtiyaçların karşılanmasını aşan geliri ne yönde gelişiyor?  Teknik deyimle  “<em>harcanabilir gelirin tasarrufa yönlendirmenin gerek ve yeter şartları”</em>  sermaye oluşturma fırsatları yaratıyor mu?</p>
<p>Birey ve ailenin yarattığı geliri çoğaltma ve yaygınlaştırma sürecini hızlandırmadan KOBİ’lerde nicelik ve niteliğin geliştirilmesi mümkün mü? Sermaye birikiminin kaynaklarından biri olan hane halkı tasarruflarını artırma, ülkenin kurumları ve onların teşviklerinin öncelikli sorunları arasında KOBİ’ler nerede duruyor?</p>
<p>Ülkemizin bir başka deneyimi yurtdışı <strong><em>“işçi göçleri</em></strong>” sonucu döviz kazancı, servet ve sermaye oluşumu da işgücü-odaklı ve hanehalkı kaynaklı sermaye biriktirilmesidir. Yurtdışında gönderilen insan niteliği ve gelir yaratma etkileri de sorgulama alanının dışında olmamalıdır.</p>
<p>KOBİ’lerin oluşum, olgunlaşma ve çoğalma aşamalarının başlangıcında etkili olman “  <strong><em>Kola takılan altın bilezik”</em></strong> etkeni de değişen koşullarda sorgulanması gereken bir husus.</p>
<p>Herhangi bir işin gereklerinde  “<em>ustalaşma ve hüner sahibi olma</em>”  düzenli gelir yaratmanın kaynaklarından biri. Usta-kalfa-çırak ilişkisine dayalı işlerde de, endüstriyel aşamada  “<em>uzmanlık</em>” derinleşmesi düzenli gelir yaratması kadar hane halkı tasarrufunu artırma potansiyelini de güçlendiriyor mu?</p>
<p>Diğer teknolojik gelişmeler ve yapay zekânın işle insan arasındaki ilişkileri yeniden biçimlendirdiğini de dikkate almalıyız. Ustalık, uzmanlık ve derin uzmanlık ile gelir arasındaki etkileşim ve sermaye oluşumuna katkıları hakkında bilgi ve fikir netliği olmadan  KOBİ’ler etkili ve verimli yönetilemez!</p>
<p><strong>Yaratıcı yenilik sermaye oluşturur mu?</strong></p>
<p>Derinliğine kavranması gereken bir başka sorunumuz, “<strong><em>yaratıcı yenilikçilik</em></strong>” ile sermaye oluşumu arasındaki etkileşimin tanımlanması. Hangi icatları yapanlar işin kaymağını yiyerek sermaye birikimini artırabiliyor; hangileri yeni süreçlerden olumsuz yönde etkileniyor?</p>
<p>Bireysel odaklı yaratıcı yenilikler ile kurumsal ve kolektif yaratıcı yeniliklerin gelir yaratma, geliri sermayeye dönüştürme potansiyellerini nasıl etkiliyor?</p>
<p>KOBİ’leri ekonomik büyümenin araçları olarak görüyorsak; yaratıcı yenilik bağlamında yapısal ve ekonomik özelliklerinin dönüşümlerini de kavramalıyız. Gelir, gelirin sermaye ve servete dönüştürülme süreçlerinde  gelişmelerin dinamik yapısını sürekli  gözlemeliyiz.. Yönlendirme, özendirme ve ödüllendirmeyle beli alanlarda yoğunluk ve derinliği artırmamız, yaratıcı yeniliklerin yapı ve işlevlerini derinliğine bilmeye bağlı.</p>
<p>Sermaye birikiminde “<strong><em>girişimci insanın rolü</em></strong><em>”</em>  tarihsel süreçte de önemliydi, bugün de önemli. Sıradan bir işe yatırım yapma ile girişimci insanın dışa ve dünyaya dönük üretim yapması farklı özellikler.</p>
<p>Girişimci insan, eğilimlerin yarattığı fırsatları öngörür; öngördüklerini bilgiye, bilgisini anlamaya dönüştürür; anladıklarını cesaretle potansiyeli olan insanlarla birlikte anlamlandırır. Girişimci, potansiyelleri maddi ve kültürel zenginlikler üreterek büyümeye katkı yapar; insanların refahının yükselmesinin yolunu açar.</p>
<p>Geçim örgütlenmesinin toprak odaklı olması, fabrika odaklı olması,  otomasyon ve otonom uygulama odaklı olması, girişimci özelliklerini değiştirir. Değişik olgular, değişik girişimci özellikleri gerektirir. Küresel ölçekte ne üreteceğimizin, nasıl üreteceğimizin ve nasıl bölüşeceğimizin koşulları değişiyor. Geneldeki değişme, ister istemez KOBİ’ler için hayati önemi olan “<em>girişimci sermayenin</em>” değişik özelliklerle donatılması ihtiyacını artırıyor. KOBİ sorunlarını irdelerken, sermaye yaratmada ve büyütmede girişimci insanımızın gerçek ihtiyacını tanımlamazsak <strong>ölçüleri</strong> nasıl belirleriz? <strong>Özendirmeyi</strong> nasıl yaparız?  <strong>Ölçeklendirmeyi</strong> nasıl yaparız? <strong>Ödüllendirmeyi, cezalandırmayı</strong> nasıl etkili hale getiririz? Son çözümlemede kaynak tahsisi verimini artırmak için ödeşmeyi nasıl yerli yerine oturtabiliriz? Bu yazının merkez düşüncesi bağlamında sorarsak, <em>sermaye</em> oluşumunu nasıl hızlandırabiliriz?</p>
<p>KOBİ gerçekliğini değişen değer yaratma zincirinde doğru konumlandırabilmemiz için daha bir düzine ayrıntıyı sorgulamamız gerekiyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Teşviklerde başarı için sermaye </strong><strong>ekosistemi doğru okunmalı</strong></span></p>
<p>Servet oluşumundaki akışları belirleyen etkenleri netleştiremez; servetin sermayeye dönüşmesi ve paylaşılmasının dinamiklerini kavrayamazsak KOBİ’lerle ilgili etkili sonuç alabilen <strong>teşvik sistemlerini</strong> kurgulayamayız.</p>
<p>Geçim örgütlenmesi ekosisteminde KOBİ’lerin dijital dönüşüm, yeşil dönüşüm, üretkenlik artışı, verimlilik artışı, ileri teknoloji içerikli yüksek katma değerli üretim,  finansman araçlarının çeşitlenmesi ve erişilebilirlik, dayanıklı tedarik zinciri yaratma için ihtiyaçları olan sinerjik kümelenme gibi daha birkaç düzine sorunun çözümlerine uygun yol ve yöntemler geliştirme ihtiyacımız hızla artıyor.</p>
<p>KOBİ’leri besleyen  “<strong><em>servet ve sermaye oluşumlarını</em></strong>” sorgulayarak net bilgiyi dönüştürmeliyiz ki, ekosistemin diğer bileşenleriyle “<em>etkin koordinasyon</em>” yapabilelim ve “ <em>odaklanarak”</em> yaratmak istediğimiz sonuca ulaşabilelim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kobi-gercegine-servet-ve-sermaye-olusumlari-odagindan-da-bakalim-83736</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/6/1280x720/856-1784781672.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ KOBİ gerçeğine &#039;servet ve sermaye oluşumları&#039; odağından da bakalım ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/check-up-sonuclari-aciklandi-sanayici-uretiyor-ama-guclenemiyor-83735</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Check-up sonuçları açıklandı; sanayici üretiyor ama güçlenemiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Teknoloji tarafında olumlu ancak yetersiz bir dönüşüm sinyali var. Yüksek teknolojili sanayilerin katma değer payı yüzde 3,3’ten yüzde 4,9’a yükselerek son 10 yılın en yüksek seviyesine çıktı. Orta-yüksek ve yüksek teknolojinin toplam payı da yüzde 32,1 ile rekor kırdı. Ancak İSO’nun da vurguladığı gibi bu yeterli değil.</strong></p>
<p>İSO 500, Türkiye’nin medarı iftihar listesidir. Ülkenin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu’nun, yani sanayinin devlerinin check-up sonuçlarını gösterir. Geçen yıla ait check-up sonuçları haziran ayında açıklanmıştı.</p>
<p>Sonuçlar ilk bakışta olumlu görünüyordu. Üretimden satışlar yüzde 28 artarak 11 trilyon liraya çıkmış, reel büyüme yüzde 2,1 olmuş, faaliyet kârı yüzde 57 yükselmişti. İhracat 104,7 milyar dolara ulaşırken, Ar-Ge yapan şirketlerin sayısı artmış ve yüksek teknoloji yoğunluklu üretimin payı yüzde 7,6’ya çıkmıştı. </p>
<p>Ama bir de bardağın boş tarafı vardı. Faaliyet kârları artmış olsa da şirketler elde ettikleri kazancın yaklaşık yüzde 85’ini finansman giderlerine ayırmak zorunda kalmış; öz kaynaklar yüzde 15,8 artarken borçlar yüzde 30,8 yükselmişti. Yani büyüme giderek daha fazla borçla finanse ediliyordu.</p>
<p>Biz yine bu köşede tabloyu yorumlarken, “Türk sanayisi üretim kapasitesini koruyor, ihracatını artırıyor ve bazı alanlarda teknolojik sıçramalar gerçekleştiriyor. Ancak yüksek faiz, finansman maliyetleri, artan borçluluk ve nitelikli iş gücü eksikliği büyümenin önündeki temel engeller olmaya devam ediyor” diye yazmıştık.</p>
<p><strong>İkinci 500’de tablo daha da zorlayıcı</strong></p>
<p>İSO’nun bir de İkinci 500 listesi var. Bu liste de Türkiye sanayisinin devler ligi kadar olmasa da kritik şirketlerine ev sahipliği yapıyor. Bu hafta ikinci 500’ün check-up sonuçları da açıklandı.</p>
<p>Ortaya çıkan tablo sanayicinin üretim gücünü koruduğunu ancak finansman baskısının giderek ağırlaştığını gösteriyor.</p>
<p><strong>Finansman yükü sanayicinin nefesini kesiyor</strong></p>
<p>Finansman maliyetleri sanayicinin en büyük sorunu haline gelmiş durumda. Finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı yüzde 86,7’ye yükseldi. Yani şirketler faaliyetlerinden elde ettikleri kârın neredeyse tamamını finansman maliyetlerine ayırmak zorunda kaldı. Bu oran, son 10 yıl ortalaması olan yüzde 47,3’ün çok üzerinde.</p>
<p>Üretimde reel büyüme de neredeyse durdu. Üretimden satışlar nominal olarak yüzde 25,7 artsa da Yİ-ÜFE ile arındırıldığında reel artış yalnızca binde 2 oldu. Böylece üç yıllık reel gerilemenin ardından ancak çok sınırlı bir toparlanma sağlanabildi.</p>
<p>İhracatta ise İSO ilk 500 ile İkinci 500 arasındaki makas açıldı. Türkiye ve İSO ilk 500 ihracatını artırırken, İkinci 500’ün ihracatı yüzde 0,3 geriledi ve sanayi ihracatındaki payı yüzde 6’ya düştü. Bu durum, orta ölçekli sanayicinin küresel rekabette zorlandığını gösteriyor.</p>
<p><strong>Borç artıyor, kârlılık toparlansa da yetmiyor</strong></p>
<p>Borçluluk hızla arttı, öz kaynak yapısı zayıfladı. Toplam borçlar yüzde 50,2 büyürken öz kaynaklar yalnızca yüzde 13,3 arttı. Borçların aktifler içindeki payı yeniden yüzde 51,8’e yükseldi ve şirketlerin finansal yapısı tekrar borç ağırlıklı hale geldi.</p>
<p>Kârlılık toparlandı ancak hala tarihsel ortalamaların belirgin şekilde altında kaldı. Faaliyet kârı, vergi öncesi kâr ve FAVÖK nominal olarak artsa da tüm temel kârlılık oranları son 10 yıllık ortalamaların gerisinde kaldı.</p>
<p>Zarar eden şirket sayısı da hala çok yüksek. Vergi öncesi zarar eden firma sayısı 155’e gerileyerek sınırlı bir iyileşme gösterse de bu rakam, 2008 küresel krizinden sonraki en yüksek ikinci seviye olmaya devam etti.</p>
<p><strong>Teknoloji ve istihdamda </strong><strong>umut var ama ivme zayıflıyor</strong></p>
<p>Teknoloji tarafında olumlu ancak yetersiz bir dönüşüm sinyali var. Yüksek teknolojili sanayilerin katma değer payı yüzde 3,3’ten yüzde 4,9’a yükselerek son 10 yılın en yüksek seviyesine çıktı. Orta-yüksek ve yüksek teknolojinin toplam payı da yüzde 32,1 ile rekor kırdı. Ancak İSO’nun da vurguladığı gibi bu yeterli değil.</p>
<p>Ar-Ge yatırımlarında ise ivme kaybı yaşandı. Ar-Ge yapan şirket sayısı 238’den 229’a düştü. Toplam Ar-Ge harcamaları artsa da üretimden satışlara oranı yüzde 0,62’den yüzde 0,57’ye gerileyerek şirketlerin dönüşüm yatırımlarında zorlandığını gösterdi.</p>
<p>İSO İkinci 500’de istihdam yüzde 2,2 azalarak 285 bin kişiye geriledi. Buna karşın ücretlerdeki artış nedeniyle çalışan başına ödenen brüt ücret yüzde 40,4 yükseldi.</p>
<p><strong>Sanayici ayakta kalıyor ama güçlenemiyor</strong></p>
<p>Özetle bu tablo bize diyor ki; Türk sanayisi üretmeye devam ediyor ancak yüksek finansman maliyetleri, zayıf dış talep ve düşük kârlılık nedeniyle büyüme, yatırım, ihracat ve dönüşüm kapasitesi ciddi şekilde baskı altında.</p>
<p>Sanayici ayakta kalıyor ama güçlenemiyor. Kazandığının büyük bölümünü finansmana harcıyor. Bu da rekabet gücünü ve geleceğe yatırım yapma kapasitesini sınırlıyor. Oysa bizim geleceğe yatırım yapan bir sanayiye ihtiyacımız var...</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/check-up-sonuclari-aciklandi-sanayici-uretiyor-ama-guclenemiyor-83735</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Check-up sonuçları açıklandı; sanayici üretiyor ama güçlenemiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faiz-politikasini-bos-verin-42-maddeye-bakin-83734</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Faiz politikasını boş verin, 42. maddeye bakın</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Faiz düşür/artır, kur politikasını şöyle ya da böyle yap ile temel sorunları çözmek şüphesiz mümkün değil.  Ama Merkez Bankası’nın yapabileceği bir şey var: Yasasında yer alan 42. maddenin gereğini yerine getirmek ve bunları yetkililere hatırlatmak. “Petrol fiyatları arttı da ve fakat gıda fiyatları şöyle gelişti de” değil, temel sorunları belirterek...</p>
<p>Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK) bugün faiz kararını açıklayacak. Uzun bir süredir haftalık repo faizi -ki normal zamanlarda politika faizi işlevi görüyor, yüzde 37 ama ağırlıklı ortalama faizi yüzde 40 düzeyinde. Yüzde 40, faiz koridorunun üst düzeyine denk geliyor. Bankaların kendi aralarında yaptıkları borç alıp verme işleminde ortaya çıkan faiz de yüzde 40 düzeyinde. PPK’nın açıkladığı faizlerden hangisinin fiiliyatta politika faizi olduğunu anlamak için bu veriler yeterli. Fiili politika faizi yüzde 40.</p>
<p>ABD-İran savaşı tekrar başlamasaydı, petrol fiyatları sıçramayacaktı. Bu durumda, enflasyonun uzun bir süre dar bir aralıkta hapsolup kalmasına rağmen, Merkez Bankası’nın kademeli olarak fiili politika faizini repo faizine, yani yüzde 37’ye yaklaştırması bekleniyordu. Dikkat ederseniz, bunun için ne koridorun üst ve alt sınırlarını ne de repo faizini değiştirmesi gerekiyor. Bankaları fonlama ya da onlardan likidite çekme biçimini  değiştirerek yapabiliyor bunu. Neden böyle bekleniyordu? Zira savaşın patlak vermesinden önce enflasyon yüzde 32 düzeyinde seyrederken Merkez Bankası’nın fiili politika faizi repo faizine eşitti ve yüzde 37’ydi. ABD-İran anlaşması neticesinde petrol fiyatları savaş öncesindeki düzeye düşmese bile ona yaklaşmıştı. Bu durumda, kademeli olarak o düzeye dönülebilirdi.</p>
<p><strong>Para politikası dışında ne </strong><strong>yapıldığı çok daha önemli</strong></p>
<p>Çok muhtemelen, bugünkü toplantıda ne koridorun üst ve alt sınırlarında ne de politika faizinde bir değişikliğe gidilecek. Fonlama biçimi de değişmeyecek; fiili politika faizi yüzde 40 olmaya devam edecek. Peki, faiz politikası o kadar önemli mi? Bu soru sizi şaşırtabilir. Açıklayayım: Elbette Eylül 2021’deki garipliğe dönüş kuru da enflasyonu da sıçratır. Bu anlamda faiz politikası şüphesiz önemli. Düzgün bir para politikası gerekli ama Türkiye gibi bir ülkede enflasyonu düşürmek için yeterli değil. Para politikası dışında ne yapıldığı çok daha önemli. Programın başlangıcından beri bunun altını çiziyorum; ‘çok eksik program’ nitelemesi de buradan geliyor. TEPAV’ın her PPK toplantısından önce yayımladığı nottan alıntı yaparak bu eksikliklere bir kez daha dikkat çekmek istiyorum:</p>
<p><em>“Acil öncelik, adil ve hızlı çalışan bir yargı sistemi oluşturmak, hukukun üstünlüğünü sağlamak ve demokratik değerlere saygı göstermektir. Bu yapılmadıkça önemli ekonomik sorunları çözmek mümkün görülmemektedir. </em></p>
<p><em>Geniş kesimlerce benimsenecek ve “ülkede önemli değişiklikler oluyor” heyecanını uyandıracak yeni bir kalkınma stratejisine ihtiyaç vardır. Bu stratejiye dayalı yapısal tedbirlerle güçlendirilecek bir program şüphesiz enflasyonla mücadeleyi de kolaylaştıracaktır.</em></p>
<p><em>Öncelikle maliye politikasının enflasyonla mücadeleyi desteklemesi önemlidir. Bu bağlamda kapsamlı bir vergi reformu yapılması, kayıt dışılıkla etkin mücadele edilmesi, kamu harcamalarının etkinlik ve verimlilik gözetilerek yeniden yapılandırılması, koşullu gelir garantilerinin gözden geçirilmesi başta olmak üzere bütçe açığını azaltıcı önlemlerin hayata geçirilmesi zorunludur.</em></p>
<p><em>Enflasyonda atalet yaratan fiyatlama davranışları konusunda yapısal sorunların giderilmesi, rekabet ortamının iyileştirilmesi ve şirketler kesimiyle uzlaşma çabalarına girişilmesi gerekmektedir.</em></p>
<p><em>Makroekonomik istikrarı sağlayıcı politikaların yanı sıra, TCMB, TÜİK ve BDDK gibi kurumları politik baskıya karşı bağımsız kılacak yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerekmektedir. Bunun ötesinde, verimliliği artıracak, yeşil dönüşüm sürecini hızlandıracak, eğitimin niteliğini yükseltecek ve gelir eşitsizliğini azaltacak yapısal reformların da kararlılıkla sürdürülmesi önem taşımaktadır.” </em></p>
<p><strong>Münasip bir yol bulunmalı</strong></p>
<p>Faiz düşür/artır, kur politikasını şöyle ya da böyle yap ile bu temel sorunları çözmek şüphesiz mümkün değil.  Ama Merkez Bankası’nın yapabileceği bir şey var: Yasasında yer alan 42. maddenin gereğini yerine getirmek ve bunları yetkililere hatırlatmak. “Petrol fiyatları arttı da ve fakat gıda fiyatları şöyle gelişti de” değil, temel sorunları belirterek. Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullarda hiç kolay değil elbette ama bunun münasip bir yolu bulunmalı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/faiz-politikasini-bos-verin-42-maddeye-bakin-83734</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Faiz politikasını boş verin, 42. maddeye bakın ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cocugumun-altin-saydigini-gorebilecek-miyim-83733</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çocuğumun altın saydığını görebilecek miyim?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye uçmak istiyor ama gücü sınırlı. Bu gücü kanatlarına verirse uçabilecek. Ancak bu gücü prangalarına harcarsa, orta gelir tuzağında patinaj yapacak, sanayisizleşecek, fakirleşecek.</strong></p>
<p>Kadının biri hem <strong>kör</strong> hem <strong>fakir</strong> hem de <strong>kısır</strong> imiş. Her gün tanrıya dua edermiş; Allah’ım <strong>bana göz</strong> ver… Rabbim <strong>bana çocuk</strong> ver… Tanrım <strong>bana altın</strong> ver… Yaratan duymuş bu <strong>kısır</strong>, <strong>kör</strong> ve <strong>fakir</strong> kadını… Tanrı <strong>Hızır</strong>’ı görevlendirmiş; “git bu kadının <strong>3 dileğinden birini</strong>; ama<strong> sadece birini </strong>yerine getir” diye...</p>
<p><strong>Hızır, kadına gelmiş</strong>; “Biliyorum kısırsın, <strong>çocuk istersin</strong>. Körsün <strong>görmek istersin</strong>. Fakirsin <strong>altın istersin</strong>. Tanrı dualarını kabul etti ama <strong>sadece 1 dileğini</strong> yerine getirmek için beni görevlendirdi. Kör, kısır, fakir kadın, uzun uzun düşünmüş ve cevaplamış; “<strong>Çocuğumun altın saydığını görmek istiyorum</strong>” diye.</p>
<p><strong>HEM YÖNETİCİLER SEMİRSİN HEM HALK FAKİRLİK ÇEKMESİN</strong></p>
<p>Öykü burada bitiyor ama biz devamını biliyoruz: Yalnızca <strong>1 dileklik</strong> kredi, <strong>3 isteğe</strong> yetmiyordu fakat kadın <strong>kurnazca</strong> davrandığı için <strong>hiçbiri yerine getirilmemiş</strong> oldu. Tıpkı elindeki <strong>imkân setini</strong> ihtiyaçlar ile buluşturmada <strong>öncelik oluşturamayan</strong> ve <strong>her şeyi aynı anda</strong> talep eden <strong>Türkiye ekonomisi</strong> gibi…</p>
<p><strong>Ekonomi kısır</strong>; zombi şirketleri, yandaşları, verimsiz kurumlarıyla… Her alanda üretkenlik ihtiyacı var. <strong>Ekonomi fakir</strong>; dış kaynak olmadan gelişemiyor, yöneteni zengin ama yurttaşları fakru zaruret içinde. <strong>Ekonomi kör</strong>; eğitimi çözemedik, dünya uzaya açılırken biz siyasetin kısır ufkuna saplandık kaldık.</p>
<p><span style="color: #3598db;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Odaklanamamaya dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Tercihlerimiz mi sorunlu?</em></strong></p>
<p><strong>Değil</strong>… Gelişmiş dünya ile benzeşen <strong>ÖNEMLİ</strong> taleplerimiz var fakat bunları gerçekleştirmede <strong>ÖNCELİK</strong> yok. <strong>Hepsini aynı anda istiyoruz</strong>. Misal sanayileşme stratejisi dahi oluşturamadan <strong>sanayisizleşiyoruz</strong>.</p>
<p><strong><em>Vazgeçişlerimiz peki?</em></strong></p>
<p>Sorun da burada zaten. <strong>Her tercih bir vazgeçiştir</strong>. Tercihin doğru olsa da <strong>vazgeçişlerin</strong> de olmalı. Hem <strong>kanatlarını</strong> güçlendirmek istiyor hem de giderek ağırlaşan <strong>prangalarından</strong> vazgeçmek istemiyorsun.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>KÖR, KISIR, FAKİR EKONOMİMİZDE SİZİN TEK TERCİHİNİZ HANGİSİ OLURDU?</strong></p>
<p>Türkiye <strong>gelişiyor</strong>. Ancak <strong>çelişerek</strong>. <strong>Gelişim</strong>; uygarlık <strong>talepkâr</strong> girişimcilerimiz, <strong>vizyoner</strong> sanayicilerimiz, <strong>OSB</strong>’lerimiz… <strong>Çelişki</strong>: hem <strong>kör</strong> hem <strong>kısır</strong> hem <strong>fakir</strong> ekonomimizde bir <strong>öncelik oluşturamayışımız</strong>. Siz olsaydınız, <strong>Hızır’a ne cevap verirdiniz</strong>? Görmek mi, altın mı, çocuk mu? <strong>Tek öncelikli isteğin hangisi?</strong></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ODAKLANMA LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Tercih</strong>: Psikolojide, ekonomide, felsefede tercih, alternatifler arasından en uygununu seçmektir</p>
<p><strong>Vazgeçiş</strong>: Her tercihin doğal uzantısı… Yararsız işten, haktan, ilişkiden, işten feragat etme halidir</p>
<p><strong>Önemli</strong>: Değeri, anlamı, gerekliliği yüksek olan, özenilmesi gereken, mühim, ehemmiyetli olan</p>
<p><strong>Öncelikli</strong>: İşin veya kavramın, diğerine göre daha önemli, acil, vazgeçilmez olanını seçme hali</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cocugumun-altin-saydigini-gorebilecek-miyim-83733</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/9/1280x720/altin-gold-1770623760.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çocuğumun altın saydığını görebilecek miyim? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/700-milyon-liralik-ari-kovani-konaklama-bedeli-askida-83758</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> 700 milyon liralık arı kovanı konaklama bedeli askıda!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği'nin (TAB) Orman Genel Müdürlüğü (OGM) nezdinde yürüttüğü girişimler sonuç verdi. Arıcılardan kovan başına alınması planlanan 100 liralık "Arı Konaklama Ekosistem Hizmet Bedeli" uygulaması, ikinci bir talimata kadar ertelendi. Tarım ve Orman Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan son talimatla, konaklama ücretine ilişkin "Bedeller" başlıklı hükümlerin uygulanmasının ikinci bir talimata kadar durdurulduğu bildirildi. Böylece son günlerde arıcıların yoğun tepkisine neden olan uygulama şimdilik askıya alınmış oldu. </p>
<h2>Türkiye'de bulunan 9 milyon kovanın 7 milyonu gezici kovan </h2>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği verilerine göre Türkiye'de yaklaşık 8 milyon 817 bin 155 kovan bulunuyor. Bunların 7 milyon 53 bin 724'ünü gezginci arıcılıkta kullanılan kovanlar oluşturuyor. Düzenleme yürürlüğe girseydi yalnızca mevcut gezginci kovanlar üzerinden Orman Genel Müdürlüğü'nün yaklaşık 705 milyon 372 bin lira gelir elde etmesi öngörülüyordu. Ayrıca gezginci arıcılar konaklama yerlerini her değiştirdiklerinde kovan başına yeniden 100 lira ödeme yapmak zorunda kalacaktı.</p>
<h2>Üreticilerin talepleri karşılık buldu </h2>
<p>Erteleme kararın sinyali, Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği Genel Başkanı Ali Demir'in Orman Genel Müdürü Bekir Karacabey ile yaptığı görüşmenin ardından gelmişti. Ali Demir, EKONOMİ'ye yaptığı açıklamada, görüşmede arıcıların taleplerini doğrudan ilettiklerini belirterek, mevcut düzenlemenin sektörün görüşleri doğrultusunda yeniden değerlendirileceğini ve yeni bir düzenleme üzerinde çalışıldığını, arıcıların beklediği kararın kısa süre içinde açıklanacağını da dile getirmişti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a61aeb80aee1-1784786616.jpg" alt="" width="700" height="466" />TAB tarafından yapılan açıklamada, Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği'nin ilgili kurumlarla iş birliği ve diyalog içinde süreci yakından izlemeyi sürdüreceği belirtilirken, üreticilerin görüş ve taleplerinin istişare mekanizması çerçevesinde değerlendirilmeye devam edileceği vurgulandı.</p>
<h2>Süreç nasıl başlamıştı? </h2>
<p>Orman Genel Müdürlüğü'nün 2026 yılı düzenlemesiyle, bal ormanları ve arı konaklama noktalarından yararlanan gezginci arıcılardan kovan başına 100 lira "Arı Konaklama Ekosistem Hizmet Bedeli" alınması öngörülmüştü. Artan üretim maliyetleri nedeniyle düzenleme sektörün yoğun tepkisini çekmiş, TAB da uygulamanın yeniden değerlendirilmesi amacıyla Orman Genel Müdürlüğü ile görüşmelere başlamıştı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Tek bir konaklama için 50 bin TL ödenecekti</span></h2>
<p>Düzenlemede herhangi bir değişiklik yapılmaması halinde, arıcılara kovan başına verilen 140 liralık desteklemenin 100 lirası konaklama bedeli olarak geri alınmış olacaktı. Örneğin 500 kovanla üretim yapan gezginci bir arıcı, tek bir konaklama için 50 bin lira ödeme yapmak zorunda kalacaktı. Konaklama yerini değiştiren üreticiler ise her yeni noktada aynı ücreti yeniden ödeyecekti. Bu durum, özellikle gezginci arıcılık yapan üreticilerin maliyetlerinin katlanarak artacağı yönünde endişelere neden olmuştu. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/700-milyon-liralik-ari-kovani-konaklama-bedeli-askida-83758</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/11/aricilik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orman Genel Müdürlüğü, gezici arıcıların yoğun tepkisinin ardından kovan başına 100 liralık konaklama bedeli uygulamasını askıya aldı. Yaklaşık 7 milyon gezginci kovanı kapsayan düzenleme ile 700 milyon lirayı aşan gelir elde edilmesi planlanıyordu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bu-karne-hepimizin-83753</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu karne hepimizin!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Önceki gün açıklanan Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) sonuçlarına bakınca üzülmemek ve karamsar olmamak mümkün değil. Eğitim sisteminin karnesindeki notlar eski tabirle “kırık”. Her yıl olduğu gibi gözler yine dereceye girenlere çevrildi. Oysa asıl bakılması gereken yer ilk 100 değil, tüm katılanların ortaya koyduğu tablo. Çünkü o tablo, Türkiye'nin geleceğine yönelik pek de umut vermiyor.</p>
<p>Tüm adayların girdiği Temel Yeterlilik Testi (TYT) sonuçları alarm zilleri çalıyor. Türkçe’de 40 soruda ortalama 20,5 doğru yapılırken, Temel Matematik'te 40 soruda ortalama yalnızca 6,8 doğruya ulaşılabildi. Sosyal Bilimler'de 20 soruda ortalama 10,2, Fen Bilimleri'nde ise 20 soruda sadece 4,3 doğru yapıldı.</p>
<p>Dört yıllık programlara yerleşmek isteyenlerin girdiği Alan Yeterlilik Testleri (AYT) sonuçları da farklı değil. Matematikte 40 soruda ortalama 6,9 doğru yapıldı. Fizikte 14 soruda 2,5; Kimya'da 13 soruda 1,8; Biyoloji'de 13 soruda 2,6 doğru ortalaması oluştu. Edebiyat-Sosyal Bilimler-1 testinde Türk Dili ve Edebiyatı'nda 24 soruda 6,5; Tarih-1'de 10 soruda 2,3; Coğrafya- 1'de 6 soruda 1,8 doğru yapıldı. Sosyal Bilimler-2 testinde ise Tarih-2'de 11 soruda 1,6; Coğrafya-2'de 11 soruda 2,4; Felsefe Grubu'nda 12 soruda 1,7; Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi'nde 6 soruda 1,4 doğru ortalaması dikkat çekti.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a61aa21c7fa9-1784785441.png" alt="" width="440" height="255" />
<figcaption><strong>Tüm adayların girdiği Temel Yeterlilik Testi (TYT) sonuçları alarm zilleri çalıyor.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Tabloyu sadece öğrencilerin başarısı ya da başarısızlığı diye okumak büyük hata olur. Bu, eğitim sisteminin karnesi. Yapay zekânın yazılım yazdığı, bilimsel keşiflere katkı sunduğu, ülkelerin teknoloji ve inovasyon yarışında birbirini solladığı bir çağda, temel matematik ve fen bilgisini veremeyen bir eğitim sistemine dayanarak rekabet etmek mümkün değil.</p>
<p>Milyonlarca gencin matematikte 40 soruda ortalama yalnızca 6,8 doğru yaptığı, fen bilimlerinde ise 20 soruda ortalama 4,3 doğruya ulaşabildiği bir ülkede, Milli Eğitim Bakanı Prof. Yusuf Tekin'in son günlerde "Kurtuluş Savaşı mı, Milli Mücadele mi?" tartışmasını gündeme taşıması, eğitim sisteminin asıl sorunlarından ne kadar uzaklaşıldığını gösteriyor. Türkiye'nin ihtiyacı, bu tartışmalar değil; çocuklarına matematiği, bilimi, analitik düşünmeyi ve okuduğunu anlamayı öğretecek gerçek bir eğitim reformu. Ortada başarısız olan milyonlarca genç değil, onları bu tabloya mahkûm eden eğitim sistemi var.</p>
<p>İşte bu yüzden, bu karne hepimizin.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bu-karne-hepimizin-83753</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bu karne hepimizin! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-83731</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi Masası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Ekonomi Masası | 23 Temmuz" src="https://www.youtube.com/embed/ed8q-zpnp4U" width="700" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-83731</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/7/1280x720/munyar-cipa-1774503815.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayicinin-ne-talep-sorunu-varmis-ne-mali-imkansizlik-sorunu-83732</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayicinin ne talep sorunu varmış ne mali imkansızlık sorunu!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanayici kaç zamandır ekonomik gidişattan şikayetçi. Her platformda bu dile getiriliyor. Genel olarak herkesin yakındığı konu da belli; kredi olanakları…</p>
<p>Bu konuda sorun olarak yalnızca kredi faizi dile getirilmiyor ki, krediye erişimin çok zor olduğunun da altı çiziliyor. Söylenen çok özet olarak şu:</p>
<p><strong>“Kredi yok, kredi bulunsa bile faiz çok yüksek, böylesine maliyetli parayla iş yapmak neredeyse olanaksız. Zaten yapamıyoruz.”</strong></p>
<p>Krediye erişim ve faizlerin yüksekliği hemen herkesin yakındığı bir konu.</p>
<p>Diğer sorunlar çalışma alanına göre ya da ağırlıkla iç piyasaya mı, ihracata mı çalışıldığına göre belli ölçülerde farklılık gösteriyor tabii ki.</p>
<p>İç piyasaya çalışan için talebin canlı olup olmaması önem taşıyor.</p>
<p>İhracata çalışan ise haklı olarak döviz kurunun düzeyiyle çok yakından ilgili. Elbette yurt dışı talep de büyük öneme sahip.</p>
<p>Yani sanayicinin bir dizi sorunu var ve bu durum üretime yansıyor. Son dönemdeki üretim yüksek teknolojili ürünlerde yoğunlaşıyor, orada belirgin artışlar yaşanıyor ama diğer sektörlerde adeta ayakta kalma çabası sergileniyor.</p>
<p>Reel sektörün ekonomiye olan güvenini (ya da güvensizliğini) ortaya koyan Merkez Bankası’nın reel kesim güven endeksine bakıyoruz; son veri temmuz ayına ait ve bir önceki aya göre önemli bir değişiklik yaşanmamış; yalnızca küçük bir gerileme var.</p>
<p>Sonuçta sorunlar aynı; olduğu yerde duruyor ve çözüm bekliyor.</p>
<h2>“Kredi de kredi” diye yakınanlar nerede?</h2>
<p>Merkez Bankası her ay iktisadi yönelim anketi gerçekleştiriyor ve bu anketten reel kesimin ekonomiye duyduğu güveni ölçen reel kesim güven endeksi oluşturuluyor. Söz konusu endeks de reel sektör firmalarının bir dizi soruya verdikleri yanıtlarla ortaya çıkıyor.</p>
<p>Anket her ay yapılıyor ama bir soru var ki bu üç ayda bir soruluyor:</p>
<p><strong>“Şu anda hangi faktörler üretiminizi kısıtlamaktadır?”</strong></p>
<p>Bu soruya verilen yanıtlar arasında açık ara ilk sırada bulunan ne, tahmin edemezsiniz!</p>
<p>Sanayicilerin yarıdan fazlası <strong>“Üretimimi kısıtlayan herhangi bir faktör yok”</strong> yanıtını veriyor.</p>
<p>Temmuz ayında yapılan bu yılın üçüncü anketine katılanların yüzde 56,9’u üretimi kısıtlayan herhangi bir faktör bulunmadığını söylüyor. Bu, tarihsel olarak en yüksek düzeye yakın bir oran; yaklaşık yüzde 57. Yani ortaya öyle üretimi kısıtlayan çok çok büyük etkenler yokmuş.</p>
<p>Talebin düşük olmasını üretimi kısıtlayan faktör olarak görenlerin oranı yüzde 12,7 düzeyinde.</p>
<p>Mali sorunlar üçüncü sırada ve oranı yüzde 9. Hani krediye erişilemiyordu, erişilse bile faiz çok yüksekti, bu faizle üretim yapılamazdı ve nitekim yapılamıyordu! Üretimi olumsuz etkileyen, sonuçta düşük üretime yol açan etkenlerin yalnızca yüzde 9'u mali sorun kaynaklıymış. Yakınmalara bakıldığında bu oranın çok çok yukarılarda olması gerekir, oysa dile getirilene kıyasla görece çok düşük sayılabilecek bir oran söz konusu. İlginç değil mi?</p>
<p>Acaba reel sektör kuruluşları kredi konusunda yakınmaya yakınıyor ama iş Merkez Bankası'na yanıt vermeye gelince tutum değişikliğine mi gidiliyor?</p>
<h2>Diğer etkenler</h2>
<p>Öte yandan üretimi kısıtlayan diğer etkenler olarak yüzde 8,5 ile hammadde ve ekipman yetersizliği, yüzde 8 ile de işgücü yetersizliği sayılıyor.</p>
<p>Diğer nedenlerin payı ise yüzde 4,5 düzeyinde.</p>
<h2>Yirmi yılda iki dönem… </h2>
<p>Merkez Bankası’nın 2007 yılı başından bu yana olan yaklaşık yirmi yılı kapsayan verileri üretimi kısıtlayan faktörlerde büyük dalgalanma yaşanan iki döneme işaret ediyor.</p>
<p>Bunlardan biri 2008 küresel krizi dönemindeki dalgalanma. O dönemde talebin çok büyük bir hızla düştüğü, dolayısıyla üretimi kısıtlayan faktörler arasında talep düşüklüğünün çok büyük artış gösterdiği dikkati çekiyor.</p>
<p>Benzer bir süreç de korona döneminde yaşandı. Bu iki dönemde de <strong>“Üretimi kısıtlayan bir faktör yok”</strong> diyenlerin oranı hızla düştü ve özellikle talep sorunu ön plana çıktı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a6199abba75c-1784781227.png" alt="" width="505" height="291" /></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayicinin-ne-talep-sorunu-varmis-ne-mali-imkansizlik-sorunu-83732</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/imalat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayicinin ne talep sorunu varmış ne mali imkansızlık sorunu! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kisa-vadeli-koruma-uzun-vadede-zayiflatir-makineye-koruma-duvari-istemiyoruz-83730</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kısa vadeli koruma uzun vadede zayıflatır, ‘makine’ye koruma duvarı istemiyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EPA </strong>Grup A.Ş. Genel Koordinatörü <strong>Haluk Akın</strong>’ı 2017 yılı Ağustos’unda dönemin Ramsey Genel Müdür Yardımcısı <strong>Sadettin Üçeyler</strong>’in <strong>“EPA’nın fabrikasını görmen lazım” </strong>davetiyle tanıdım. O fabrika turu ve sohbet sonrası yazıma şu başlığı attım:</p>
<ul>
<li><strong>Makineye yakayla girdi, bakterileri ‘tünel’de bitirdi…</strong></li>
</ul>
<p>Bir süredir Konfeksiyon Otomasyon Makinecileri Derneği (KOMİD) Başkanlığı görevini yürüten <strong>Haluk Akın, </strong>bir mesaj gönderdi:</p>
<ul>
<li><strong>Son dönemde sektörümüzde faaliyet gösteren yerli üreticiler, özellikle döviz kurunun baskılanması nedeniyle oldukça zor bir süreçten geçiyor. Buna rağmen üretmeye, ihracat yapmaya ve ülkemize katkı sağlamaya devam etmeye çalışıyoruz.</strong></li>
<li><strong>Son dönemde üyelerimizden, Çin’den ithal edilen makinelere ilave gümrük vergisi uygulanması yönünde yoğun talepler geliyor. Ancak ben, bunun sektörümüz açısından doğru ve sürdürülebilir bir çözüm olmadığına inanıyorum.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Haluk Akın, </strong>bu mesajın ardından hazırladığı bir yazıyı gönderdi:</p>
<ul>
<li><strong>Kısa Vadeli Koruma, Uzun Vadeli Zayıflama…</strong></li>
</ul>
<p><strong>Akın, </strong>yazıya şu uyarıyla girdi:</p>
<p>-          <strong>İlk bakışta koruma uygulamaları yerli üreticiye kısa vadeli bir rahatlama sağlıyor gibi görünse de, ekonomi tarihi ve sanayileşme süreçleri bize bunun uzun vadede ciddi riskler taşıdığını gösteriyor.</strong></p>
<p>Ekonomik belirsizliklerin arttığı dönemlerde korumacılık politikalarının doğal olarak cazip göründüğünü belirtti:</p>
<p>-          <strong>Gümrük vergileri, ithalat kısıtlamaları veya benzeri önlemler yerli üreticiyi geçici olarak rahatlatabilir. Ancak rekabetten uzaklaştırılmış bir pazarın en büyük riski, üreticinin gelişme motivasyonunu kaybetmesidir.</strong></p>
<p><strong>“Rakibini görmeyen üretici”</strong>lerin yanılgısını şöyle özetledi:</p>
<ul>
<li><strong>Ürününü geliştirme ihtiyacı hissetmez.</strong></li>
<li><strong>Maliyetlerini düşürmek için yeterince çaba göstermez.</strong></li>
<li><strong>Ar-Ge yatırımlarını erteler.</strong></li>
<li><strong>Teknolojik dönüşümü yavaşlatır.</strong></li>
<li><strong>Zamanla dünya standartlarının gerisinde kalır.</strong></li>
</ul>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Koruma duvarları ilk etapta güven verir, ancak uzun vadede üreticiyi küresel rekabetten koparır.</strong></p>
<p>1970’li yıllara uzandı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye bu süreci daha önce yaşamış bir ülkedir. 1970’li yıllarda uygulanan ithal ikameci sanayi politikalarıyla yerli üretim yüksek gümrük duvarlarıyla korunmuş, dış rekabet büyük ölçüde sınırlandırılmıştır.</strong></p>
<p>O günlerde yaşananları şöyle irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Bu dönemde birçok sektör dış rekabet baskısını hissetmediği için;</strong></p>
<ul>
<li><strong>Kalite artışı yavaşlamış,</strong></li>
<li><strong>Verimlilik düşmüş,</strong></li>
<li><strong>Teknoloji yatırımları sınırlı kalmış,</strong></li>
<li><strong>Tüketici daha pahalı ve daha düşük kalite ürünlere mahkum olmuştur.</strong></li>
</ul>
<p>O dönemde ortaya çıkan durumu şöyle değerlendirdi:</p>
<p>-          <strong>Sonuçta Türk sanayisi uluslararası rekabetten uzaklaşmış, ekonomik verimsizlik artmış ve ülke 1970’lerin sonunda ciddi döviz kriziyle karşı karşıya kalmıştır.</strong></p>
<p>Rekabetten uzak kalan hiçbir sektörün uzun vadede güçlenemeyeceğini vurgulayıp 1980 sonrasına döndü:</p>
<p>-          <strong>1980 yılında alınan 24 Ocak kararları ile başlayan ekonomik dönüşüm ve sonrasında uygulanan dışa açılma politikaları, Türk sanayisi açısından tarihi bir kırılma noktası oldu. O günlerde birçok kesim, </strong>“İthalat serbestleşirse Türk sanayisi ayakta kalamaz” <strong>endişesi yaşadı.</strong></p>
<p>Yaşanan sürecin endişelerin tam tersini gösterdiğini savundu:</p>
<p>-          <strong>Dünya ile rekabet etmeye başlayan Türk sanayisi;</strong></p>
<ul>
<li><strong>Üretim teknolojisini yeniledi,</strong></li>
<li><strong>Kalite standartlarını yükseltti,</strong></li>
<li><strong>İhracata yöneldi,</strong></li>
<li><strong>Verimliliğini artırdı.</strong></li>
<li><strong>Dünya pazarlarında söz sahibi olmaya başladı.</strong></li>
</ul>
<p>Bugünkü durumun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Bugün tekstil, konfeksiyon ve makine sektörlerinde sahip olduğumuz uluslararası başarıların temelinde, o dönemde kazanılan rekabet kültürü bulunmaktadır.</strong></p>
<p>ABD Başkanı <strong>Donald Trump</strong>’ın gümrük duvarlarını yükseltip, üretimi ülkesine çekmeye çalıştığı bir dönemde KOMİD Başkanı <strong>Haluk Akın</strong>'ın <strong>"koruma istemiyoruz” </strong>çıkışı dikkati çekiyor…</p>
<p><strong>Akın</strong>’ın <strong>“Kısa vadeli koruma, uzun vadede zayıflatır” </strong>uyarısı üzerinde de durmak gerekiyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Aynaya bakın kusurları görün</span></h2>
<p><strong>KONFEKSİYON </strong>Otomasyon Makinecileri Derneği (KOMİD) Başkanı <strong>Haluk Akın, </strong>bir üreticinin gelişebilmesi için karşısında kendisinden daha iyi ürün üreten rakiplerin bulunması gerektiğini savundu:</p>
<p>-          <strong>Rakibiniz sizin aynanızdır. Daha kaliteli makine gördüğünüzde eksiklerinizi fark eder, daha iyisini üretmeye çalışırsınız. Ancak, aynayı kaldırırsanız kusurlarınızı da göremezsiniz.</strong></p>
<p>İthalatı tamamen engellemenin üreticinin aynasını kaldırmak anlamına geldiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Bu durum kısa süreli bir rahatlama sağlayabilir. Ancak uzun vadede gelişimin önündeki en büyük engellerden biri haline gelir.</strong></p>
<p>Benzer korumacı uygulamaların metal işleme sektöründe de görüldüğünü vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Çin ve diğer Uzak Doğu ülkelerinden gelen CNC ve metal işleme makinelerine yönelik koruma tedbirleri uygulanıyor. Bu uygulamalar kısa vadede iç pazarda belirli firmalara avantaj sağlayabilir.</strong></p>
<p>Bunun uzun vadede uluslararası pazarda rekabet gücünü artırmayacağının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Tam tersine, Çinli üreticiler dünya pazarlarında büyümeye devam ederken, koruma altında kalan firmalar teknolojik gelişim hızını kaybedebilir.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Enerjimizi Ar-Ge teşviklerinden daha etkin yararlanmaya yönlendirelim</span></h2>
<p><strong>KONFEKSİYON </strong>Otomasyon Makinecileri Derneği (KOMİD) Başkanı <strong>Haluk Akın, </strong>sektör için <strong>“gerçek ihtiyacı” </strong>şöyle sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Daha fazla Ar-Ge,</strong></li>
<li><strong>Daha fazla inovasyon,</strong></li>
<li><strong>Daha yüksek teknoloji,</strong></li>
<li><strong>Daha nitelikli insan kaynağı,</strong></li>
<li><strong>Üniversite-sanayi işbirliği,</strong></li>
<li><strong>Dijital dönüşüm,</strong></li>
<li><strong>Markalaşma,</strong></li>
<li><strong>Küresel pazarlarda daha güçlü bir varlık oluşturmaktır.</strong></li>
</ul>
<p>Devletim Ar-Ge, teknoloji geliştirme, ihracat ve yatırım alanlarında önemli destekler sunduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Enerjimizi yasakları talep etmeye değil, bu desteklerden daha etkin yararlanmaya yönlendirmeliyiz.</strong></p>
<p>Küresel rekabetten kaçılamayacağının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Biz iç pazarı korurken rakiplerimiz dünyanın dört bir yanında yeni müşteriler kazanıyor. Biz rekabetten uzaklaştıkça onlar güçleniyor. Küresel pazarlarda başarılı olmanın yolu rakiplerden kaçmak değil, rakiplerden daha iyi olmaktır.</strong></p>
<p>Türk makine sanayisinin geleceğinin korumacılıkta değil; rekabette, inovasyonda ve sürekli gelişimde olduğunu kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Türk üreticisinin gerçek gücü, devlet koruma duvarlarının arkasına saklanmak değil, dünyanın en iyi üreticileriyle aynı sahada yarışabilecek kaliteyi, teknolojiyi ve markaları ortaya koyabilmesidir.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Baykar’la Leonardo Airshow’da insanlı-insansız ekip çalışması testlerini sundu</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a61973f0215e-1784780607.png" alt="" width="700" height="465" /></span><strong>TÜRK </strong>Hava Yolları’nın (THY) davetiyle gittiğimiz İngiltere’de gerçekleşen <strong>“Farnborough Havacılık Fuarı”</strong>nda (FIA) Türkiye’nin lider İHA-SİHA üreticisi Baykar’la ortak <strong>“LBA Systems”</strong>i kuran İtalyan savunma ve havacılık devi Leonardo’nun standına da uğradık.</p>
<p>Stantta Baykar Genel Müdürü <strong>Haluk Bayraktar</strong>’la karşılaştık. Yoğun görüşme trafiğinden dolayı sohbet fırsatı bulamadık. Baykar ve Leonardo, sosyal medya hesaplarından fuarla ilgili özet bilgiler yayınladı.</p>
<p>Baykar, sosyal medyada şu bilgileri paylaştı:</p>
<ul>
<li><strong>Leonardo ile birlikte yür</strong><strong>ü</strong><strong>ttüğümüz, M-346 ve Kızılelma’nın icra ettiği insanlı-insansız ekip çalışması testlerinin sonuçlarını </strong>“FIA Airshow 2026”<strong>da paylaştık.</strong></li>
<li><strong>Milli teknolojilerimizle geleceğin hava harp konseptlerini bugünden hayata geçiriyoruz.</strong></li>
</ul>
<p>Leonardo da sosyal medya hesabında şu noktaların altını çizdi:</p>
<ul>
<li><strong>FIA’da </strong>“Leonardo” <strong>ve </strong>“Baykar”, <strong>Türkiye’de yakın zamanda gerçekleştirilen </strong>“İnsanlı-İnsansız Ekip Çalışması” <strong>testlerine dair kapsamlı bir bakış sundu. Bu testler, M346 ve Kızılelma uçaklarını kapsadı.</strong></li>
<li>“LBA Systems”<strong>in iki ortağı, bu yeteneği sağlamak için gerekli algoritmaların geliştirilmesini ve doğrulama ile denemeler için sanal ve canlı ortamların kullanımını resmetti.</strong></li>
<li><strong>M-346 FA uçağının aviyonik sistemine özel bir kullanıcı arayüzü geliştirildi ve entegre edildi. Bu arayüz, </strong>“İnsan-Makine Arayüzü” (HMI) <strong>geliştirmelerini içeriyordu.</strong></li>
<li><strong>Bu, insansız varlıkların tam komuta ve kontrolünü, sürekli durumsal farkındalığı, azaltılmış pilot iş yükünü ve otonom operasyonlar üzerinde etkin denetimini sağlamaya olanak tanıdı.</strong></li>
<li><strong>Siber güvenlik açısından, veri alışverişlerinin korunması, çok ajanlı yapay zeka mimarisi üzerine kurulu ve Leonardo’nun taktik senaryolar için daha geniş tescilli </strong>“Cybersec Savunma Paketi”<strong>nin bir parçası olan, konuşlandırılabilir siber savunma platformu olan </strong>“Taktik Cybersec Platformu”<strong>na dayanıyor.</strong></li>
<li><strong>Baykar ve Leonardo, Kızılelma’nın otonom taksi ve kalkışını takiben M-346/Kızılelma formasyon geçişlerini ve işbirlikçi uçuş manevralarını, ayrıca belirlenen bir konuma ulaşma yeteneğini sergiledi.</strong></li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kisa-vadeli-koruma-uzun-vadede-zayiflatir-makineye-koruma-duvari-istemiyoruz-83730</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/0/1280x720/5454-1784780622.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kısa vadeli koruma uzun vadede zayıflatır, ‘makine’ye koruma duvarı istemiyoruz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bize-hala-neden-sanayicilik-yapiyorsun-diye-soruyorlar-83729</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Bize hala neden sanayicilik yapıyorsun diye soruyorlar&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclisi temmuz ayı olağan toplantısı “Türkiye’yi Bekleyen Tehlike: Erken Sanayisizleşme” ana gündemi ile gerçekleştirildi. Meclis toplantısında moderatörlüğünü TEPAV Ekonomik ve Yapısal Politikalar Merkezi Direktörü Dr. Burcu Aydın'ın üstlendiği panelde TİM Başkanı Mustafa Gültepe, MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir, DEİK Türkiye- Avustralya İş Konseyi Başkanı ve Çalık Holding Yönetim Kurulu Üyesi Steven Young ve TTC Danışmanlık Kurucu Ortağı Tankut Turnaoğlu konuk olarak gündeme yönelik değerlendirmelerini paylaştı. Toplantının açılışında konuşan İSO Başkanı Erdal bahçıvan, sanayinin yalnızca ekonomik göstergeler üzerinden değil, toplumdaki algı değişimi nedeniyle de ciddi bir kırılma yaşadığını söyledi. Bugün gelinen noktada en çarpıcı göstergenin, iş dünyasında sanayicilere yöneltilen “Hala neden sanayicilik yapıyorsun?” sorusu olduğunu dile getiren Bahçıvan, bu sorunun basit bir sohbet konusu olmadığını, Türkiye’de üretime bakışın köklü biçimde değiştiğini gösteren önemli bir işaret olduğunu belirtti.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a61950d70a37-1784780045.png" alt="" width="700" height="327" />
<figcaption><strong>İSO Meclis toplantısı “Türkiye’yi Bekleyen Tehlike: Erken Sanayisizleşme” ana gündemi ile gerçekleştirildi. Toplantıya konuk olan TEPAV Ekonomik ve Yapısal Politikalar Merkezi Direktörü Dr. Burcu Aydın, TİM Başkanı Mustafa Gültepe, MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir, DEİK Türkiye- Avustralya İş Konseyi Başkanı Steven Young ve TTC Danışmanlık Kurucu Ortağı Tankut Turnaoğlu gündeme ilişkin değerlendirmelerini paylaştı. </strong></figcaption>
</figure>
<h2>Sanayi artık riskli ve yorucu </h2>
<p>Bir dönem fabrika kurmanın, üretim yapmanın ve istihdam oluşturmanın başarı hikayesi olarak görüldüğünü hatırlatan Bahçıvan, bugün ise sanayinin yüksek riskli, yorucu ve geleceği belirsiz bir faaliyet olarak algılanmaya başladığını söyledi. Bu algı değişiminin ekonomik göstergeler kadar önemli olduğuna işaret eden Bahçıvan, üretim kültürünün zayıflamasının Türkiye’nin geleceği açısından ciddi risk oluşturduğunu ifade etti.</p>
<h2>Türkiye sanayileşmeyi tamamlayamadı </h2>
<p>Bahçıvan, Türkiye’nin gelişmiş ülkelerden farklı bir süreç yaşadığını belirterek, sanayinin ekonomideki ağırlığını kaybetmesinin doğal bir dönüşümün sonucu olmadığını söyledi. Gelişmiş ülkelerin yüksek teknolojiye dayalı sanayi sonrasına geçerken Türkiye’nin geleneksel sektörlerde güç kaybettiğini ifade eden Bahçıvan, ülkenin klasik sanayileşmesini tamamlamadan hizmet sektörü ağırlıklı bir ekonomik yapıya yöneldiğini dile getirdi. Bunun doğru bir gelişme olmadığını vurgulayan Bahçıvan, toplumların ancak üreterek ayakta kalabileceğini söyledi.</p>
<h2>Gençler sanayide gelecek görmüyor </h2>
<p>Sanayide yaşanan dönüşümün yalnızca fabrikaları değil, çalışma hayatını da etkilediğini belirten Bahçıvan, genç kuşakların üretim sektöründen giderek uzaklaştığını söyledi. Gençlerin uzun vadeli kariyerlerini sanayide kurmak istemediğini belirten Bahçıvan, daha esnek çalışma imkânı sunan ve daha hızlı gelir sağlayan alanların tercih edildiğini ifade etti. Ailelerin de çocuklarını geçmişte olduğu gibi üretimin içinde yetişmeye değil, masa başı olarak gördükleri mesleklere yönlendirdiğini kaydeden Bahçıvan, ustalık, operatörlük ve teknik kariyerlerin eski cazibesini kaybettiğini dile getirdi.</p>
<h2>Kaybolan üretim, getirmek kolay değil </h2>
<p>Bahçıvan, sanayinin yalnızca büyük fabrikalardan ibaret olmadığını, binlerce KOBİ, tedarikçi, mühendis, teknisyen ve ustadan oluşan büyük bir ekosistem olduğunu söyledi. Bu yapının zayıflaması halinde sadece fabrikaların kapanmayacağını belirten Bahçıvan, bilgi birikimi, mesleki kültür ve üretim kabiliyetinin de aşınacağını ifade etti. Teknolojinin ve makinenin satın alınabileceğini ancak üretim kültürünü benimsemiş insan kaynağının kısa sürede yeniden oluşturulamayacağını belirten Bahçıvan, bu nedenle erken sanayisizleşmenin yalnızca ekonomik değil aynı zamanda sosyolojik bir mesele olarak görülmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<h2>150’den fazla şirket zarar açıkladı </h2>
<p>Bahçıvan, sanayide yaşanan sıkışmanın şirket bilançolarına da yansıdığını söyledi. Geçen ay açıklanan İSO 500 ve bu hafta yayımlanan İSO İkinci 500 araştırmalarına dikkat çeken Bahçıvan, 2025 yılında her iki listede de 150’yi aşkın şirketin zarar açıkladığını belirtti. Faaliyet kârlılığının son on yıl ortalamasının yaklaşık üç puan altında kaldığını ifade eden Bahçıvan, sanayicilerin artan finansman yükü altında ezildiğini söyledi.</p>
<h2>Karın yüzde 90’ı finansmana gidiyor </h2>
<p>Konuşmasında finansman maliyetlerine de dikkat çeken Bahçıvan, İSO 500 şirketlerinde faaliyet karından finansmana ayrılan payın yüzde 85’e, İSO İkinci 500’de ise yüzde 87’ye ulaştığını açıkladı. Başka bir ifadeyle sanayinin en büyük kuruluşlarının ana faaliyetlerinden elde ettikleri kazancın neredeyse yüzde 90’ını finansman giderlerine ayırmak zorunda kaldığını belirten Bahçıvan, yüksek enflasyon, finansmana erişim güçlüğü, yüksek maliyetler ve Türk lirasındaki reel değerlenmenin rekabet gücünü zayıflattığını söyledi. Bu koşullar altında sanayicilerin “Bu şartlar daha ne kadar sürecek, böyle bir ortamda nasıl ayakta kalacağız?” sorusunu sormaya başladığını ifade etti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Zayıf talep ve maliyet baskısı; artık yüksek teknoloji grubundaki ihracatçıya da etkiliyor</span></h2>
<p>Erdal Bahçıvan zayıf talep, finansman sorunu ve maliyet baskısının ilk etapta emek yoğun sektörleri vurduğunu ancak artık etkinin daha yüksek teknoloji grubundaki ihracatçı sektörlere de yayılmaya başladığını söyledi. Türkiye’nin uzun yıllar içinde büyük çabalarla oluşturduğu sanayi birikiminin risk altında olduğunu belirten Bahçıvan, yapay zekâ ve yüksek teknoloji yatırımlarının hızlandığı yeni dönemde kapsamlı ve uzun vadeli bir sanayi politikasına her zamankinden daha fazla ihtiyaç bulunduğunu ifade etti. Bu nedenle mevcut ekonomi programının sanayinin üretim kapasitesini koruyacak, kırılganlıklarını azaltacak ve teknolojik dönüşümünü hızlandıracak bütüncül bir yol haritasıyla desteklenmesi gerektiğini söyleyen Bahçıvan, Türkiye’nin erken sanayisizleşme riskinden ancak yüksek katma değerli üretime geçişi hızlandırarak Yaş kurtulabileceğini dile getirdi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bize-hala-neden-sanayicilik-yapiyorsun-diye-soruyorlar-83729</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/1/5/1280x720/erdal-bahcivan-1773811034.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, Türkiye’nin yalnızca ekonomik değil sosyolojik bir sanayi riskiyle karşı karşıya olduğunu belirterek &quot;İş dünyasında sanayicilere artık &#039;hala neden sanayicilik yapıyorsun?&#039; sorusunun yöneltildiğini kaydetti. Bahçıvan, gençlerin de üretim yerine masa başı işleri tercih ettiğini vurgulayarak, erken sanayisizleşme tehlikesine dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/50-ulkeye-ulasan-ihracatiyla-global-pazarlarda-buyumesini-surduruyor-83782</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Anadolu Teknik Makina Sanayi global pazarlara odaklandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Endüstriyel temizlik makineleri üreticisi Anadolu Teknik Makine Sanayi'nin, global pazarlarda da güçlü bir marka olmaya yönelik hamlelerini sürdürdüğü bildirildi. Üretim ve yeni yatırım planlamasını bu doğrultuda yapan şirketin, Ar-Ge çalışmalarını tamamladığı üç yeni modelini daha 2026 yılının sonuna kadar pazara sunmaya hazırlandığı açıklandı.  </p>
<p>Üretim çalışmaları ve gelecek hedefleri ile ilgili bilgiler veren şirketin kurucusu ve Genel Müdürü Mustafa Bektaş, Anadolu’dan dünyaya mottosuyla ürettikleri uluslararası kalitede, çevre dostu, düşük enerji tüketimine sahip ürünlerle 50 ülkeye ihracat yapan bir firma haline geldiklerini söyledi.</p>
<p>“Özellikle Türk Cumhuriyetleri, Afrika ülkeleri, Balkanlar ve Arap ülkelerinde güçlü bir konuma sahibiz” diyen Bektaş, Her zaman müşteri beklentilerinin üzerinde ürün üretme çabasında olduklarını ifade etti.</p>
<p>Bektaş, endüstriyel temizlik makinelerinde müşterilere yalnızca satın alma aşamasında değil, kullanım sürecinde de avantaj sağlayan ürünler sunmaya çalıştıklarını belirtti.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a61ea305ec16-1784801840.jfif" alt="" width="700" height="395" /></p>
<p><strong>Türkiye’nin ve Avrupa’nın en büyük üreticileri arasında yer alıyoruz</strong></p>
<p>Sanayi tipi elektrik süpürgeleri segmentinde Türkiye’nin ve Avrupa’nın lider üreticilerinden biri olduklarını da dile getiren Bektaş şu bilgileri verdi: “Türkiye pazarında bu ürün grubunda yaklaşık yüzde 75 seviyesinde bir pazar payına sahip olduğumuzu değerlendiriyoruz. 100 kişilik ekibimizle, 12 bin metrekare arazi üzerinde yer alan 7 bin metrekare kapalı üretim alanında faaliyet gösteriyoruz. Endüstriyel temizlik makineleri sektöründe üretim yapıyor ve yaklaşık 20 farklı ürün grubunda müşterilerimize çözümler sunuyoruz. Ürün gruplarımız arasında zemin yıkama makineleri, profesyonel elektrik süpürgeleri, yüksek basınçlı su jetleri, buharlı temizlik makineleri, endüstriyel zemin parlatma ve cilalama makineleri yer almaktadır. Ayrıca Türkiye’nin hemen hemen tüm illerinde ve dünyanın birçok ülkesinde anahtar teslim halı yıkama fabrikaları da kuruyoruz. Üretimimizin yaklaşık yüzde 70’ini kendi markamız olan Safran markasıyla gerçekleştirirken, yüzde 30’unu ise büyük müşterilerimize OEM (özel marka) olarak üretmekteyiz. Sanayi tipi elektrik süpürgeleri alanında Türkiye’nin ve Avrupa’nın en büyük üreticileri arasında yer alıyoruz. Süpürge grubunda yıllık yaklaşık 30 bin adet üretim kapasitesine sahibiz. Tek vardiyada yıllık 17-18 bin adet üretim gerçekleştiriyoruz. 2025 yılında üretimimizin yaklaşık yüzde 35’ini ihraç ettik. Son dönemde özellikle Afrika, Türk Cumhuriyetleri ve Avrupa pazarlarındaki faaliyetlerimiz hızla artmaktadır. Bu başarıyı yakalamamızın temel sebepleri arasında müşterilerimize fiyat-performans açısından güçlü ürünler sunmamız, kaliteli üretim anlayışımız ve satış sonrası hizmetlerde hızlı çözümler üretmemiz yer alıyor.”<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a61ea5056180-1784801872.jfif" alt="" width="700" height="317" /></p>
<p><strong>Çinli firmayla Türkiye’de ortak üretim</strong></p>
<p>Mustafa Bektaş, yurt içinde ve yurt dışında yeni yatırım planları ile ilgili olarak şunları söyledi: “Önümüzdeki 2-3 yıl içerisinde kendi fabrikamıza taşınmayı hedefliyoruz. Bunun yanında yeni ürün geliştirme çalışmalarımız aralıksız devam ediyor. Yıl sonuna kadar ürün gamımıza üç yeni model daha eklemeyi planlıyoruz. Uluslararası iş birlikleri konusunda da önemli adımlar atıyoruz. Çin’de birlikte çalıştığımız bir üretici firma ile Türkiye’de ortak üretim ve montaj faaliyetleri yürütüyoruz. Ayrıca Özbekistan başta olmak üzere Türk Cumhuriyetleri ve Rusya pazarlarına yönelik üretim altyapısı oluşturmak amacıyla bölgedeki iş ortaklarımızla çalışmalarımız sürüyor. 2026-2030 dönemi hedeflerimiz arasında kendi üretim tesisimize taşınmak, ürünlerimizi daha yenilikçi ve rekabetçi hale getirmek, ihracatımızı artırmak ve hem Türkiye’de hem de uluslararası pazarlarda pazar payımızı daha da büyütmek yer alıyor.”</p>
<p>Sürekli gelişen bir Ar-Ge yapısına sahip olduklarını da ifade eden Mustafa Bektaş, tasarım tescilli ürünleri ve pazara sundukları her yıl yeni modellerle sürekli büyüyen bir firma olduklarını söyledi.</p>
<p>“Üretimimizin yaklaşık yüzde 30’unu OEM olarak gerçekleştirerek hem yurt içindeki hem de yurt dışındaki önemli markalara üretim desteği de sağlıyoruz.” diyen Bektaş şöyle devam etti: “Ürünlerimizin işletme maliyetlerinin düşük olması, bakım giderlerinin ekonomik olması ve uzun ömürlü yapıları tercih edilmemizin başlıca nedenleri arasında yer alıyor. Satışlarımızın yaklaşık yüzde 65-70’lik bölümü iç pazara, kalan kısmı ise ihracata yöneliktir. Özellikle Türk Cumhuriyetleri, Afrika ülkeleri, Balkanlar ve Arap ülkelerinde güçlü bir konuma sahibiz. Son yıllarda Afrika pazarı ihracatımızın en hızlı büyüdüğü bölgelerden biri haline gelmiştir. Yurt dışında en çok talep gören ürünlerimizin başında sanayi tipi elektrik süpürgeleri ve otomatik halı yıkama makineleri gelmektedir. Bunun yanında profesyonel temizlik ekipmanlarımız da birçok ülkede tercih edilmektedir.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/50-ulkeye-ulasan-ihracatiyla-global-pazarlarda-buyumesini-surduruyor-83782</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/8/2/1280x720/50-ulkeye-ulasan-ihracatiyla-global-pazarlarda-buyumesini-surduruyor-1784801925.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Endüstriyel temizlik makine üreticisi Anadolu Teknik Makine Sanayi, 100’e yakın modelini ‘Safran’ ve ‘Armada Clean’ markası adı altıda Sakarya’da üretiyor. 2025&#039;te üretimin yaklaşık yüzde 35’ini ihraç ettiklerini belirten Genel Müdür Mustafa Bektaş, &quot;Önümüzdeki 2-3 yıl içerisinde kendi fabrikamıza taşınmayı hedefliyoruz. Bunun yanında yeni ürün geliştirme çalışmalarımız aralıksız devam ediyor. Yıl sonuna kadar ürün gamımıza üç yeni model daha eklemeyi planlıyoruz. Uluslararası iş birlikleri konusunda da önemli adımlar atıyoruz. Çin’de birlikte çalıştığımız bir üretici firma ile Türkiye’de ortak üretim ve montaj faaliyetleri yürütüyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/denizli-ticaret-borsasi-baskani-ibrahim-tefenlili-tum-ureticilerimizi-lisansli-depoculuk-sistemine-bekliyoruz-83771</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> İbrahim Tefenlili: Tüm üreticilerimizi lisanslı depoculuk sistemine bekliyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/DENİZLİ</strong></p>
<p>Denizli Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Tefenlili, Tavas ilçesinde 25 bin ton, Çivril ilçesinde ise 20 bin ton kapasiteli olan lisanslı depolara dikkat çekerek, “ELÜS sistemiyle ticari ve finansal avantajlardan faydalanmak ve ürünlerini gerçek değerinde değerlendirmek isteyen tüm üreticilerimizi lisanslı depoculuk sistemine bekliyoruz” dedi.</p>
<p>Ürün kabul süreçleri, depolama faaliyetleri, mevcut doluluk oranı ve hasat sezonuna yönelik hazırlıkları inceleyen Tefenlili, “Denizli Ticaret Borsası, Tavas ve Çivril ilçelerinde faaliyet gösteren lisanslı depoculuk tesisleriyle üreticilere güvenli, modern ve kaliteli depolama hizmeti sunmayı sürdürüyor. Tavas ilçesinde 25 bin ton, Çivril ilçesinde ise 20 bin ton kapasiteli olmak üzere toplam 45 bin tonluk depolama kapasitesine sahip tesisler, bölge üreticilerine önemli avantajlar sağlıyor. Hasat döneminde teslim alınan ürünler, lisanslı depolarda uygun koşullarda muhafaza edilerek kalite kaybı ve fire riski en aza indiriliyor. Elektronik Ürün Senedi (ELÜS) sistemi sayesinde üreticiler ürünlerini güvenle değerlendirebilirken, uygun piyasa koşullarını bekleyebilme ve finansmana erişim gibi önemli imkânlardan da yararlanabiliyor” bilgilerini verdi.</p>
<p>Lisanslı depoculuğun tarımsal üretimin sürdürülebilirliği ve üreticilerin emeğinin korunması açısından büyük önem taşıdığını belirten Tefenlili, Denizli Ticaret Borsası olarak üreticilere en iyi hizmeti sunmak için çalışmalarını sürdürdüklerini belirterek, “Lisanslı depoculuk, üreticimizin emeğini koruyan ve ürününe değer katan önemli bir sistemdir. Denizli Ticaret Borsası olarak Tavas ve Çivril ilçelerimizde toplam 45 bin ton depolama kapasitesine sahip tesislerimizle üreticilerimize hizmet vermekten gurur duyuyoruz. Amacımız, üreticilerimizin ürünlerini güvenli koşullarda muhafaza etmelerini sağlamak, pazarlama süreçlerinde daha güçlü olmalarına katkı sunmak ve lisanslı depoculuğun sunduğu tüm avantajlardan yararlanmalarını sağlamak" ifadelerini kullandı.</p>
<p>Tefenlili, sözlerini şöyle tamamladı; “Denizli Ticaret Borsası olarak tüm üreticilerimizi önümüzdeki yıllarda da Tavas ve Çivril'de hizmet veren lisanslı depoculuk tesislerimizden yararlanmaya davet ediyoruz. Tesislerimiz şuan itibariyle tam doluluk oranına ulaşmak üzere. Ürünlerini güvenli ve modern depolarda muhafaza etmek, ELÜS sistemiyle ticari ve finansal avantajlardan faydalanmak ve ürünlerini gerçek değerinde değerlendirmek isteyen tüm üreticilerimizi lisanslı depoculuk sistemine bekliyoruz.”          </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/denizli-ticaret-borsasi-baskani-ibrahim-tefenlili-tum-ureticilerimizi-lisansli-depoculuk-sistemine-bekliyoruz-83771</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/1/1280x720/denizli-ticaret-borsasi-baskani-ibrahim-tefenlili-tum-ureticilerimizi-lisansli-depoculuk-sistemine-bekliyoruz-1784792311.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Lisanslı depoculuğun tarımsal üretimin sürdürülebilirliği ve üreticilerin emeğinin korunması açısından büyük önem taşıdığını belirten Denizli Ticaret Borsası Başkanı İbrahim Tefenlili, Denizli Ticaret Borsası olarak üreticilere en iyi hizmeti sunmak için çalışmalarını sürdürdüklerini dile getirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ege-yas-meyve-sebze-ihracati-572-milyon-dolara-ulasti-83770</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ege yaş meyve sebze ihracatı 572 milyon dolara ulaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Narenciyeden incire, üzümden salça ve turşuya kadar yüzü aşkın ürünü dünya pazarlarına ulaştıran Egeli yaş meyve sebze ihracatçıları 2026 yılının ilk yarısında ihracatını yüzde 2 artışla 572 milyon dolara taşıdı.</p>
<p>Egeli yaş meyve sebze ihracatçıları Japonya ve Güney Kore'ye düzenleyeceği ticaret heyetiyle Uzak Doğu açılımını hızlandırıyor. Sektör, Çin pazarının yeniden açılmasıyla Türk kirazı için önemli bir fırsat doğmasını bekliyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a61c4290039f-1784792105.jpg" alt="" width="700" height="467" /></p>
<p>Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Cengiz Balık, “2025 yılını sektörümüz adına başarılı bir yıl olarak değerlendiriyoruz. Üyelerimizin emeği ve alın teriyle, 128 ülkeye 1 milyar 231 milyon dolarlık yaş meyve, sebze ve mamulleri ihracatı gerçekleştirdik. Bu performansla Birliğimiz, Ege Bölgesi'nde bitkisel ürün ihracatının lideri konumunu korumuştur. Türkiye'nin toplam yaş meyve sebze ve mamulleri ihracatının yaklaşık beşte biri Birliğimiz üyeleri tarafından gerçekleştirilmiştir. Narenciyeden incire, üzümden salça ve turşuya kadar yüzü aşkın ürünümüz dünya pazarlarına ulaşmıştır. Bu tablo, Ege topraklarının bereketini ve üyelerimizin küresel rekabet gücünü açıkça ortaya koyuyor” dedi.</p>
<h2>En fazla ihraç edilen ürünler kiraz, domates, mandalina ve şeftali</h2>
<p>2026 yılına da güçlü bir başlangıç yaptıklarını vurgulayan Balık, 2025 yılının Ocak–Haziran döneminde 559 milyon dolar olan ihracatın 2026 yılının aynı döneminde 572 milyon dolara yükseldiğini söyledi.</p>
<p>Balık, “Küresel ekonomideki tüm belirsizliklere ve lojistik zorluklara rağmen elde edilen bu artış, sektörümüzün dayanıklılığının ve üyelerimizin azminin en somut göstergesidir. Bu dönemde yaş meyve ve sebze grubunda en fazla ihraç ettiğimiz ürünler kiraz, domates, mandalina ve şeftali oldu. Özellikle kirazda ulaştığımız kalite ve pazar çeşitliliği, Türk kirazını dünya sofralarının aranan ürünü haline getirdi. Meyve sebze mamulleri grubunda ise kuru domates, kornişon turşusu, biber turşusu, sebze konserveleri ve elma suyu ihracatımızın lokomotif ürünleri oldu” diye konuştu.</p>
<p>Balık, en fazla ihracat gerçekleştirdikleri ülkeler sıralamasında Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, İngiltere ve Hollanda’nın ilk beş sırada yer aldığını sözlerine ekledi.</p>
<h2>Çin makamlarının ülkemizden kiraz ithalatına yeniden izin vermesini bekliyoruz</h2>
<p>Kiraz özelinde bir gelişmeyi de aktaran Balık, “Çin Halk Cumhuriyeti Gümrükler Genel İdaresi'nden teknik uzmanlardan oluşan bir heyet, 22-28 Haziran 2026 tarihleri arasında ülkemizi ziyaret ederek kiraz bahçelerinde, paketleme tesislerinde ve soğuk işlem ile fumigasyon uygulama merkezlerinde incelemelerde bulunmuştur. Heyete, kirazımızın bahçeden sofraya uzanan izlenebilirlik süreci ve gıda güvenliği uygulamalarımız yerinde aktarılmıştır. Heyetin hazırlayacağı rapor doğrultusunda Çin makamlarının ülkemizden kiraz ithalatına yeniden izin vermesini bekliyoruz. Yılda yaklaşık 600 bin ton kiraz ithal eden ve dünyanın en büyük kiraz ithalatçısı konumundaki Çin pazarının açılması sürecinin olumlu sonuçlanmasının, Türk kirazına yepyeni bir ufuk açacağına inanıyoruz” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ege-yas-meyve-sebze-ihracati-572-milyon-dolara-ulasti-83770</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/7/0/1280x720/ege-yas-meyve-sebze-ihracati-572-milyon-dolara-ulasti-1784792156.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2026 yılına da güçlü bir başlangıç yaptıklarını vurgulayan Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Cengiz Balık, 2025&#039;in ilk yarısında 559 milyon dolar olan ihracatın bu yılın aynı döneminde 572 milyon dolara yükseldiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kaynak-teknolojileri-yapay-zekayla-birlikte-donusum-surecine-girdi-83757</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kaynak teknolojileri yapay zekayla birlikte dönüşüm sürecine girdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Otomotivden savunmaya, gemi inşadan çelik yapılara kadar sanayinin hemen her alanında kullanılan kaynak teknolojileri, dijitalleşme ve robotik uygulamalarla yeni bir dönüşüm sürecine girdi. Küresel kaynak ekipmanları pazarı 25 milyar dolara yaklaşırken, yapay zekâ destekli kaynak sistemleri ve sanal eğitim çözümlerinin önümüzdeki yıllarda büyümenin itici gücü olması bekleniyor.</p>
<p>Artık üretim hatlarında kullanılan akıllı robotik sistemler yalnızca kaynak işlemini otomatikleştirmekle kalmıyor; sensörler, kameralar ve görüntü işleme teknolojileri sayesinde kaynak dikişini gerçek zamanlı izleyerek olası sorunları tespit edebiliyor. Böylece üretimde kalite standardı yükselirken, hem zamandan kazanılıyor hem de malzeme kayıpları azalıyor. Son yıllarda yapay zekâ destekli sistemler, kaynak yolu planlaması, kalite kontrolü ve hata tespitinde giderek daha etkin kullanılmaya başlandı.</p>
<h2>Nitelikli eleman sorununa çözüm </h2>
<p>Dijitalleşme ve yapay zekada yaşanan gelişmeler, sektörün en büyük sorunu olan nitelikli eleman eksikliğine de çözüm sunuyor. Günümüzde sanal gerçeklik (VR) ve artırılmış gerçeklik (AR) tabanlı kaynak simülatörleri, mesleki eğitimde daha yaygın kullanılmaya başladı. Bu sistemlerde kursiyerler, gerçek bir kaynak maskesine benzeyen ekipmanlarla üç boyutlu sanal ortamda eğitim alıyor. Böylece adaylar gerçek üretim ortamına geçmeden önce temel becerilerini güvenli bir ortamda geliştirebiliyor.</p>
<p>Sanal eğitim sistemlerinin en önem li avantajlarından biri, eğitim sırasında metal plaka, kaynak teli veya koruyucu gaz kullanılmaması. Bu sayede hem sarf malzemesi tüketimi azalıyor hem de kursiyerler yüksek sıcaklık, ark ışını ve kaynak dumanı gibi risklere maruz kalmadan uygulama yapabiliyor. Kaynak simülatörleri geliştiren üreticiler, bu yaklaşımın kaynak eğitimini daha güvenli, kaynak kullanımını ise daha verimli hale getirdiğini belirtiyor.</p>
<h2>Meslek liseleri ve sanayide VR dönemi </h2>
<p>Dünya genelindeki bu dijital dönüşüm Türkiye'de de ivme kazanıyor. Milli Eğitim Bakanlığı bünyesindeki bazı mesleki ve teknik Anadolu liselerinde ve sanayi odalarının eğitim merkezlerinde VR tabanlı kaynak simülatörleri aktif olarak kullanılmaya başlandı. Örneğin, İstanbul, Bursa ve Kocaeli gibi sanayi kentlerindeki teknik liselerde öğrenciler; torç açısı, ilerleme hızı ve kaynak pozisyonunu sanal ortamda deneyimleyerek atölyelere hazırlanıyor. Bu uygulama sayesinde okullarda sarf malzemesi israfı ortadan kalkarken, öğrenciler de iş kazası ve duman riskine maruz kalmadan pratik yapabiliyor. Yeni nesil sistemler yalnızca eğitimle sınırlı değil. Üretim sırasında akım, voltaj, tel besleme hızı ve ısı girdisi gibi verilerin dijital olarak izlenmesi, ekipman performansının takip edilmesine ve bakım süreçlerinin daha etkin planlanmasına katkı sağlıyor. Ayrıca iş birlikçi robotlar (cobot) sayesinde özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler de robotik kaynak teknolojilerine daha düşük yatırım maliyetleriyle erişebiliyor. Uzmanlar, yapay zekâ destekli kalite kontrol sistemleri, otonom robotlar ve dijital ikiz uygulamalarının önümüzdeki yıllarda kaynak teknolojilerinde daha yaygın kullanılacağını öngörüyor. Bu dönüşümün, üretim verimliliğini artırmanın yanı sıra nitelikli iş gücünün yetiştirilmesi ve sanayinin rekabet gücünün desteklenmesi açısından da önemli katkılar sağlaması bekleniyor.</p>
<h2><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a61ad0c7918a-1784786188.png" alt="" width="333" height="352" /><span style="color: #e03e2d;">Akıllı robotlar iş kazalarını azaltıyor</span></h2>
<p>Kaynak işlemleri uzun yıllardır sanayinin en zorlu ve riskli çalışma alanlarından biri. Kaynak yapılırken ortaya çıkan yüksek sıcaklık, duman ve zararlı gazlar iş kazalarına ve uzun vadede kaynakçıların sağlık sorunlarıyla karşılaşmasına neden olabiliyor. Ancak yapay zeka destekli sistemler ve robotik teknolojilerle bu tablo değişmeye başladı. Bugün birçok üretim tesisinde yapay zeka destekli robotlar ve iş birlikçi robotlar (cobot), insan sağlığı açısından risk taşıyan kaynak işlemlerini üstleniyor. Bu sistemler, çalışanların tehlikeli koşullara maruz kalmasını önemli ölçüde azaltıyor. Bu değişimle birlikte kaynakçıların rolü de dönüşüyor. Fiziksel olarak en zor ve riskli işleri robotlar üstlenirken, çalışanlar süreçleri yöneten, denetleyen ve kaliteyi kontrol eden uzmanlara dönüşüyor. Böylece hem iş kazalarının hem de kaynak dumanı, yoğun ısı ve ultraviyole ışınlarına bağlı meslek hastalıklarının azaltılması hedefleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/kaynak-teknolojileri-yapay-zekayla-birlikte-donusum-surecine-girdi-83757</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/7/1280x720/54-1784786213.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hemen her sektörde olduğu gibi kaynak teknolojilerinde de dijital dönüşüm hız kazandı. Yapay zekâ destekli robotik sistemler üretim hatlarında kaliteyi artırırken, sanal ve artırılmış gerçeklik tabanlı eğitim uygulamaları nitelikli kaynakçı yetiştirilmesinde yeni bir dönemin kapısını araladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/deniz-ticaret-odasi-nato-firsatindan-umutlu-83755</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Deniz Ticaret Odası ‘NATO fırsatı’ndan umutlu…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye 218 liman tesisi, 65 yat limanı, 85 faal tersanesi, 400 balıkçı barınağı, 181 tekne imal ve çekek yeri, 23 gemi geri dönüşüm tesisi, 11’i kuru, 40’ı yüzer olmak üzere 51 havuz, 144 bin gemi insanı ve 1 milyonu aşkın amatör denizcisiyle dünyanın önde gelen denizci ülkelerinden biri. 2002’de 8,9 milyon detveyt ton ile 17’nci sırada yer alan Türk sahipli denizcilik filosu 2026 itibarıyla 2 bin 234 gemi ve 51,8 milyon detveyt ton kapasiteyle 11’inci sıraya yükseldi. Ambarlı, Kocaeli, Tekirdağ, Mersin ve Aliağa olmak üzere 5 liman, hâlihazırda dünyanın en yoğun 100 limanı arasında bulunuyor. Kamu otoriteleri tarafından da dile getirilen bu performans, gelişmesi ivme kazanan Türk denizcilik birikimini de yansıtıyor.</p>
<p>Sempatik görünmese de bir realite olarak işin bir de askeri tarafı var. Kuşkusuz buradaki talep de endüstrinin gelişimine katkı sağlayacak.</p>
<p>İMEAK Deniz Ticaret Odası’nın bir raporunda n 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ne denizcilik sektörü perspektifinden bakıldığında gözlenen bulgular dile getirilmiş.</p>
<p>Zirve’nin en önemli etkisinin doğrudan ticari denizcilik kararlarından ziyade; savunma sanayi, deniz güvenliği ve gemi inşa alanlarında ortaya çıkacak önemli fırsatlar olduğuna dikkat çekilerek fırsatlardan ilkinin askeri gemi inşa sanayi açısından yeni ihracat fırsatları olduğuna vurgu yapılmış.</p>
<p>NATO ülkelerinin savunma harcamalarını artırma kararının deniz kuvvetlerinin modernizasyonuna etki edeceği ve önümüzdeki yıllarda fırkateyn, korvet, mayın avlama gemisi, lojistik destek gemileri gibi gemiler için yeni siparişlerin alınabileceği ifade edilmiş.</p>
<p>Bu kapsamda başkanlar arasında savunma sanayisinde ve özellikle gemi inşa sanayi konularında görüşmeler yapıldığının dile getirilmesi, ayrıca çalışma yemeğinde “Ülkemizin ABD donanmasının da ihtiyaçlarına uygun gemileri inşa edebilecek, bölgemizde görev yapan deniz platformlarının bakım ve onarımını gerçekleştirebilecek yeteneklere sahip olduğunun” ifade edilmesi sektör tarafından memnuniyetle kaydedilmiş.</p>
<p>Raporda, Zirve’nin en önemli ekonomik sonuçlarından birinin savunma üretim kapasitesinin artırılması yönündeki irade olduğuna dikkat çekilerek, “Bu durum silah üretimi yanında deniz elektroniği, makine ekipmanları, kablo sistemleri, kompozit malzemeleri gibi denizcilik sanayisini de kapsayan geniş bir tedarik zinciri açısından yeni fırsatlar yaratabilecektir. Ülkemiz denizcilik yan sanayisi buradan fayda sağlayabilecek, ekipman üreticilerimizin ihracatları artabilecektir.” değerlendirmesi yapılmış.</p>
<p>Üçüncü olarak, hizmet sektörü bakımından fırsatların artabileceği, NATO içerisinde ortak bakım işleri, modernizasyon projeleri ve ortak lojistik destek hizmetlerinin , ülkemizin bakım-onarım sektörünü destekleyebileceği, gemi tedarik ve teknik hizmet sunan firmalarımız açısından da yeni iş imkanları oluşturabileceğine vurgu yapılmış.</p>
<p>Dördüncü potansiyel alan olarak, NATO’nun deniz güvenliğine daha fazla kaynak ayırması ile Karadeniz, Kızıldeniz, Baltık Denizi gibi küresel ticaret açısından kritik bölgelerde liman güvenliği, deniz gözetleme sistemleri, radar altyapıları ve siber güvenlik alanlarında yeni yatırımlar ve projeler kapsamında Türk özel sektörünün fırsat bulabileceği değerlendirilmiş.</p>
<p>Raporun ‘sonuç’ bölümünde ise savunma harcamalarının artmasının Türk denizcilik ekosistemine sağlayabileceği ekonomik katkıların; Türk tersaneleri, ekipman üreticileri, bakım-onarım firmaları ve hizmet sağlayıcıları üzerinden gerçekleşmesinin beklenebileceğine dikkat çekilerek; “ Bunun yanında, NATO’nun kritik deniz ulaştırma altyapılarının korunması, liman dayanıklılığı ve siber güvenlik gayreti de ticari liman işletmeleri ve denizcilik sektörünün güvenlik standartlarını yükseltecek yeni yatırım ve işbirliği alanları oluşturabilecektir.” denilmiş.</p>
<p>Umalım ki beklentiler gerçekleşir, ‘çalışmadıkça- bekledikçe ‘ paslanan, potansiyeli büyük bir sektör çok daha hızlı gelişir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/deniz-ticaret-odasi-nato-firsatindan-umutlu-83755</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Deniz Ticaret Odası ‘NATO fırsatı’ndan umutlu… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayi-orta-teknoloji-tuzagindan-cikamiyor-83728</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 06:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayi orta teknoloji tuzağından çıkamıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından yayınlanan Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu (İSO 500) ve Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu (İSO İkinci 500) verilerinin konsolide edilmesiyle ortaya çıkan İSO 1000 tablosu, Türk imalat sanayinin 2021-2025 yıllarını kapsayan son 5 yıllık dönemde teknolojik dönüşüm performansını ve yapısal omurgasını net bir şekilde ortaya koydu. İSO 1000 devlerinin ürettiği toplam brüt katma değer 5 yılda 571,65 milyar TL’den 3 trilyon 873,98 milyar TL seviyesine tırmanırken; yüksek teknoloji yoğunluklu sanayilerin katma değerdeki payı yüzde 5,67’den yüzde 7,24’e yükselerek tarihi zirvesine ulaştı. Ancak bu sıçramaya rağmen sanayinin genel omurgasındaki yapısal kabuk değişimi sınırlı kaldı. 2025 yılı itibarıyla İSO 1000 katma değerinin yüzde 66,26’sı, yani yaklaşık üçte ikisi yine düşük ve orta-düşük teknolojili geleneksel sektörlerden elde edildi. Sektörel tarafta ise tekstilde 5 yılda yaşanan sert katma değer kaybı dikkat çekerken, gıda sanayinin bu süreçte zirveye yerleştiği göze çarptı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a6192cab4a34-1784779466.png" alt="" width="828" height="272" /></p>
<h2>Yüksek teknolojide yüzde 766’lik artış </h2>
<p>EKONOMİ’nin İSO 500 ve İSO İkinci 500 verilerinden oluşturduğu İSO 1000 analizi, Türk sanayisinin son 5 yılda enflasyonist baskılar, küresel talep daralması ve artan maliyet yapısı altında nasıl bir katma değer ürettiğini ortaya koyuyor. Veriler teknoloji yoğunluklarına göre analiz edildiğinde, Türkiye sanayisinin yüksek teknoloji odaklı üretim kaslarını güçlendirme yolunda önemli bir mesafe kat ettiği görülüyor. İSO 1000 genelinde yüksek teknoloji yoğunluklu sektörlerin ürettiği katma değer, 2021 yılındaki 32,39 milyar TL seviyesinden 2025 yılı sonunda 280,39 milyar TL’ye yükseldi. Bu grupta yaratılan katma değer TL bazında 5 yılda 8,6 katına çıkarken; yüksek teknolojinin toplam İSO 1000 katma değeri içindeki payı da 2021’deki yüzde 5,67 seviyesinden; 2023'ten itibaren kesintisiz artarak yüzde 7,24 ile rekor seviyeye ulaştı.</p>
<h2>Orta-yüksek kan kaybetti </h2>
<p>Türkiye ekonomisinin ihracattaki niteliksel sıçraması için ana motor kabul edilen orta-yüksek teknoloji grubunda ise son yıllarda dikkat çekici bir erime görülüyor. Otomotiv, kimya, makine ve elektrikli teçhizat gibi sanayinin amiral gemilerini barındıran orta-yüksek teknoloji grubu, 2023 yılında katma değer payını yüzde 29,91’e kadar çıkararak tarihi bir başarı yakalamıştı. Ancak küresel pazarlardaki durgunluk, ana ihracat pazarı Avrupa’daki yavaşlama ve yükselen üretim maliyetleri nedeniyle bu grup son iki yılda kan kaybetti. Orta-yüksek teknolojinin katma değer payı 2024’te yüzde 26,71’e, 2025 yılında ise yüzde 26,51’e geriledi. Böylece bu grup, son 3 yılda yaklaşık 3,4 puanlık bir katma değer kaybına uğradı.</p>
<h2>Geleneksel sektörlerde direnç sürüyor </h2>
<p>İSO 1000 tablosunun en dirençli yönü ise düşük ve orta-düşük teknolojili geleneksel sanayi kollarının üretimdeki baskınlığını koruması oldu. Düşük teknoloji yoğunluklu sektörler 2021 yılında katma değerden yüzde 35,53 pay alırken; gıda ve temel tüketim maddelerindeki yüksek fiyatlama gücünün etkisiyle 2025 yılında yüzde 34,02’lik payını korumayı başardı. Orta-düşük teknoloji grubu ise rafine petrol ve mineral ürünlerin desteğiyle 2025’te katma değerin yüzde 32,24’ünü sırtladı. Böylece, düşük ve orta-düşük teknolojili sanayilerin toplam katma değer içindeki birleşik payı 2021’deki yüzde 66,64 seviyesinden, 5 yıllık süreç sonunda 2025’te yüzde 66,26 olarak gerçekleşti. Bir başka deyişle, sanayi devlerinin ürettiği her 3 liralık katma değerin 2 lirası tıpkı 5 yıl önce olduğu gibi yine geleneksel ve düşük-orta düşük teknolojili alanlardan elde edilmeye devam etti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Katma değer şampiyonu gıda oldu</span></h2>
<p>Beş yıllık süreç sektörel kırılımlar bazında incelendiğinde ise imalat sanayi içerisinde radikal bir bayrak değişimi yaşandığı görülüyor. Enflasyonist süreçte canlı kalan iç talep, ihracat pazarlarındaki direnç ve gıda fiyatlarındaki seyir, ‘gıda ürünlerinin imalatı’nı İSO 1000’in katma değer şampiyonu yaptı. 2021 yılında 49,38 milyar TL katma değer ve yüzde 8,64 pay ile 5’inci sırada yer alan gıda sektörü; 2025 yılında 483,2 milyar TL katma değer ve yüzde 12,47 pay ile sanayinin 1 numaralı katma değer üreten kolu haline geldi. ‘Motorlu kara taşıtları’ da, 2023 yılındaki yüzde 14,49’luk rekor payının ardından 2025 yılında 479,8 milyar TL katma değer ve yüzde 12,38 pay ile kıl payı 2. sırada yer aldı. ‘Kok kömürü ve rafine petrol’ ise 468,4 milyar TL ve yüzde 12,09 pay ile 2025 yılında 3. sırada yer aldı. Bu sektör 2021 yılında aynı listede sekizinci sırada yer alırken, küresel enerji krizinin ve fiyat artışlarının etkisiyle zirve ortaklarından birine dönüştü.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ana metal sanayiinde erime durdurulamıyor</span></h2>
<p>2021 yılında katma değerden aldığı yüzde 17,36’lık payla listenin açık ara zirvesinde yer alan ‘ana metal sektörü’, 2025’te yüzde 9,84’e gerileyerek 7,52 puanlık kayıp yaşadı ve sanayi genelinde pastadaki payı en çok eriyen kol oldu. Yine 2021’de yüzde 8,70 olan katma değer payı, 2025 yılı itibarıyla yüzde 4,07 seviyesine düşen ‘kimyasallar ve kimyasal ürünler’ de, 4,63 puanlık bir gerileme ile 5 yılda en çok gerileyen ikinci sektör oldu. Türk sanayisinin lokomotif sektörü olan ‘tekstil ürünleri imalatı’ ise, 2021’deki yüzde 6,79’luk payını koruyamayarak 2025’te yüzde 3,32’ye geriledi. 3,47 puanlık bu kayıp, bu sektördeki küçülme ve rekabet baskısını net biçimde gözler önüne serdi. Beş yıllık süreçte katma değer payını en çok artıran sektör ise, küresel dalgalanmaların ve maliyet artışlarının etkisiyle ‘kok kömürü ve rafine edilmiş petrol ürünleri’ oldu. 2021 yılında sanayi katma değerinden yüzde 3,83 pay alan rafine petrol, 2025'te yüzde 12,09'a ulaştı ve 8,27 puanlık bir sıçrama kaydetti. Aynı dönemde enflasyonist sürecin ve iç talep dinamiklerinin desteğini arkasına alan ‘gıda ürünleri imalatı’ ise katma değer payını yüzde 8,64’ten yüzde 12,47’ye taşıyarak 3,83 puanlık bir artış elde etti. Sanayinin mineral bazlı yapı taşlarını barındıran ‘diğer metalik olmayan mineral ürünler’ grubu da yüzde 3,77’den yüzde 5,68’e yükselerek pastadaki payını 1,91 puan büyüten bir diğer kol oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sanayi-orta-teknoloji-tuzagindan-cikamiyor-83728</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/01/imalat-pmi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İSO 500 ve İSO İkinci 500 verilerinin konsolide edilmesiyle oluşan İSO 1000 tablosu, Türk sanayisinin son 5 yıllık teknolojik dönüşüm karnesini gözler önüne serdi. Yüksek teknolojili sanayiler katma değerden yüzde 7,24 pay alarak tarihi zirvesine çıktı; ancak yaratılan katma değerin üçte ikisi hala düşük-orta düşük teknolojilerden geliyor. Ana metal sanayi 5 yıl önceki zirveden sert düşerken, gıda sektörü katma değer şampiyonu oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/nearshoring-stratejisi-bursayi-one-cikariyor-83766</guid>
            <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Nearshoring&#039; stratejisi Bursa&#039;yı öne çıkarıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>Pandemiyle başlayan, jeopolitik gelişmeler ve Avrupa'nın değişen üretim stratejileriyle hızlanan küresel tedarik zinciri dönüşümü, Bursa'nın uluslararası üretim ağlarındaki konumunu güçlendiriyor.</p>
<p>Avrupa'ya yakınlığı, gelişmiş sanayi altyapısı ve ihracat deneyimiyle öne çıkan kentte firmalar, ihracatın yanı sıra yurt dışı yatırımları, lojistik ağları ve uluslararası iş birlikleriyle küresel değer zincirlerinde daha üst basamaklara çıkıyor.</p>
<p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, dünyada artık yalnızca düşük maliyetli üretim merkezlerinin değil; güvenilir, esnek, yüksek teknolojili ve sürdürülebilir üretim yapabilen bölgelerin tercih edildiğini söyledi.</p>
<h2>Bursa dönüşümün en güçlü aktörlerinden biri</h2>
<p>Bursa'nın teknoloji odaklı sanayi altyapısı, nitelikli insan kaynağı ve ihracat tecrübesiyle bu dönüşümün en güçlü aktörlerinden biri olduğunu belirten Burkay, kentin küresel değer zincirlerinde stratejik bir oyuncuya dönüştüğünü ifade etti. Sanayide dönüşümün yalnızca ihracat rakamlarını artırmaktan ibaret olmadığını vurgulayan Burkay, firmaların uluslararası pazarlarda yatırım yapan, teknoloji geliştiren ve küresel iş birlikleri kuran yapılara dönüşmesinin önemine dikkat çekti. Yeni pazarlara açılmanın stratejik öncelik olduğunu dile getiren Burkay, özellikle Afrika başta olmak üzere farklı coğrafyalarda daha etkin olunması gerektiğini belirterek, "Bursa'yı daha fazla dünyaya açmak zorundayız. Rekabet artık sadece üretimle değil; bilgi, hizmet ve organizasyon kabiliyetiyle sağlanıyor. Üretici firmalarımızın yanında uluslararası ölçekte hizmet sunabilecek şirketlerin de çoğalması gerekiyor" dedi.</p>
<h2>Firmalar küresel ağlarda büyüyor</h2>
<p>Bursa sanayisindeki dönüşüm, şirketlerin yalnızca ihracat yapan firmalar olmaktan çıkarak küresel üretim ve tedarik ağlarının parçası haline gelmesiyle dikkat çekiyor. Coşkunöz Dış Ticaret, farklı coğrafyalarda kurduğu tedarik ağıyla müşterilerine küresel çözümler sunarken, Dağlıoğlu Grup Bulgaristan'daki güneş enerjisi ve enerji depolama yatırımlarıyla Avrupa pazarındaki varlığını güçlendiriyor. Son olarak Türkiye'deki üretim ve mühendislik gücünü Avrupa'ya taşıyan TKG Otomotiv de Çekya'daki ilk üretim tesisinin temelini attı. İğrek Makina yüksek hassasiyetli üretim kabiliyetiyle Avrupa sanayisinin çözüm ortakları arasında yer alıyor. Gıda sektöründe ise firmalar markalı ve katma değerli ürünlerle uluslararası pazarlardaki büyümelerini sürdürüyor.</p>
<p>Avrupa sanayisinde hız kazanan “yakın tedarik” (nearshoring) stratejisi de Bursa'nın rekabet avantajını artırıyor. Uzun teslim süreleri ve tedarik risklerini azaltmak isteyen Avrupalı üreticilerin coğrafi olarak yakın, teknik standartlara uyumlu ve güvenilir üretim merkezlerine yönelmesi, Bursa için yeni fırsatlar oluşturuyor. Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) Başkanı Kemal Yazıcı, otomotiv tedarik sanayisinin rekabet gücünü koruyabilmesi için teknoloji, sürdürülebilirlik ve esnek üretim kabiliyetinin belirleyici hale geldiğini belirterek, bu dönüşümün Bursa gibi güçlü tedarik altyapısına sahip merkezler için önemli fırsatlar sunduğunu söyledi. Makina İmalatçıları Birliği (MİB) Başkanı Fatih İğrek ise Türkiye'nin Avrupa sanayisinin doğal üretim ortağı konumunda bulunduğunu ifade ederek, Türk makine sektörünün artık yalnızca ürün değil; mühendislik, otomasyon ve üretim teknolojileri ihraç eden bir yapıya kavuştuğunu dile getirdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/nearshoring-stratejisi-bursayi-one-cikariyor-83766</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/6/1280x720/nearshoring-stratejisi-bursayi-one-cikariyor-1784790426.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa sanayisinde hız kazanan &quot;yakın tedarik&quot; (nearshoring) stratejisinin Bursa&#039;nın rekabet avantajını artırdığı belirtildi. Uzun teslim süreleri ve tedarik risklerini azaltmak isteyen Avrupalı üreticilerin coğrafi olarak yakın üretim merkezlerine yönelmesinin kent için yeni fırsatlar oluşturduğu vurgulandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-suriye-ile-ticarette-3-milyar-750-milyon-dolara-ulastik-83724</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 17:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bolat: Suriye ile ticarette 3 milyar 750 milyon dolara ulaştık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TOBB İkiz Kuleler'de, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Suriye Sınır Kapıları ve Gümrükler Genel İdaresi Başkanı Kuteybe Ahmed Bedevi ve TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu'nun katılımıyla "Suriye Serbest Ticaret ve Sanayi Bölgeleri ve Yatırım Ortamı" toplantısı gerçekleştirildi.</p>
<p>Bolat, burada yaptığı konuşmada, TOBB ile Gümrük ve Turizm İşletmeleri AŞ'nin Türkiye'de son 22 yılda 20 gümrük kapısının modernleştirilmesi ve genişletilmesi konusunda yap-işlet-devret modeliyle çok başarılı icraatlar gerçekleştirdiğini söyledi.</p>
<p>Suriye'de yaşanan devrimin üzerinden çok kısa süre geçmesine rağmen ülkenin yeni, güçlü, istikrarlı ve bütünleşmiş bir yönetim anlayışı noktasında önemli ilerlemeler kaydettiğini vurgulayan Bolat, hükümet olarak Suriye'nin daha fazla mesafe katetmesi için destek vermeyi sürdüreceklerini bildirdi.</p>
<p>Bolat, her iki ülke liderinin ortaya koyduğu 10 milyar dolarlık dış ticaret hedefine ulaşma noktasında da çalışmaya devam ettiklerine dikkati çekerek, şöyle konuştu:</p>
<p>"Sadece geçen yıl karşılıklı ticaretimizde yüzde 40'ın üzerinde bir artışla yaklaşık 3 milyar 750 milyon dolara ulaştık. Bu rakamları ilerletme konusunda kararlıyız. Bunun gerçekleşmesi için her iki ülkede de üretim ve yatırımlar artırılmalı. Ticaretin geçiş noktası olan kara yolu gümrük kapıları ile deniz yolu ulaşım hatlarının güçlendirilmesi, genişletilmesi, modernleştirilmesi gerekiyor."</p>
<p><strong>Nusaybin-Kamışlı Gümrük Kapısı'nın yıl sonuna kadar açılması hedefleniyor</strong></p>
<p>İki ülke gümrük kapılarında ticaretin ve yolcu geçişlerinin aralıksız devam ettiğini ifade eden Bolat, sınırın en doğusunda bulunan Nusaybin-Kamışlı Gümrük Kapısı'nı da yıl sonuna kadar ticaret, yolcu ve transit geçişlere açmak için çalışmaları hızlandırdıklarını dile getirdi.</p>
<p>Nisandan itibaren Türkiye ile Suriye arasında transit ticaretin faal olarak başlamasıyla Lübnan, Ürdün, Irak, Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman, Bahreyn gibi Körfez ülkelerine yönelik ticaretin gelişmesinin de olumlu bir gelişme olduğunu vurgulayan Bolat, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>"Körfez'deki savaşın ve Hürmüz Boğazı'nın sıklıkla kapanması karşısında dünyada enerji hatlarındaki ve çok önemli petrokimya ürünlerindeki kopukluklar, lojistik ve tedarik hatlarında yaşanan sıkıntılar, Türkiye'den ve Suriye üzerinden Ürdün, Irak ve diğer Körfez ülkelerine gerek kara yolu ulaşım koridoru gerekse petrol ve doğal gaz koridorlarının genişletilmesi, büyütülmesi ve yenilerinin yapımı konusunda büyük bir ihtiyaç olduğunu göstermiştir."</p>
<p>Bolat, Körfez ülkeleriyle transit ticareti hızlandırma konusunda iki ülke hükümetlerinin olumlu gelişmeler sağladığını söyledi. Yaklaşık 14 yıldır kapalı olan Suudi Arabistan üzerinden transit ticaret ile Suriye-Ürdün üzerinden transit ticaretin 15 Nisan'dan itibaren düzenli olarak yapıldığını hatırlatan Bolat, Türkiye ile Suriye arasında Ortak Gümrük Komitesinin ve JETCO'nun geçen yıl kurulduğunu, gelecek ay sonunda da Uluslararası Şam Fuarı'nın geniş katılımla yapılacağını dile getirdi.</p>
<p><strong>"Amacımız, Türkiye ve Suriye arasında entegre sistem kurmak"</strong></p>
<p>Suriye Sınır Kapıları ve Gümrükler Genel İdaresi Başkanı Bedevi ise Suriye'nin iyileşme ve yeniden inşa sürecine girdiğini, Türkiye'nin milyonlarca Suriyeliye sunduğu desteği unutmayacaklarını söyledi.</p>
<p>Bu ilişkiyi destek ve dayanışma aşamasından üretim, kalkınma ve yatırımda tam ortaklık aşamasına taşımayı hedeflediklerini belirten Bedevi, İdlib'de uygulamaya alınan Serbest Bölge Projesi'nin özel bir yapı olduğunu vurguladı.</p>
<p>Bedevi, "İdlib Serbest Ticaret Bölgesi" ve "Sarakib Kuru Liman ve Sanayi Bölgesi" projelerinin stratejik bir kazanım olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu proje, sanayi, ticaret ve lojistik hizmetler için entegre bir merkez olacaktır. Türk şirketlerini ve yatırımcılarını, bu stratejik noktada yer alarak Suriye'nin yeni ekonomik başarı hikayesine ortak olmaya davet ediyoruz. Yatırımcılarımıza vergi, mali ve gümrük muafiyetlerini içeren geniş bir teşvik paketi sunuyoruz. Ayrıca serbest depolama, yeniden ihracat ve sanayi faaliyetleri için tam özgürlük sağlıyoruz. Amacımız sadece ticaret hacmini artırmak değil, Türkiye ve Suriye arasında üretim ve tedarik zincirlerini kapsayan entegre bir sistem kurmak."</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-suriye-ile-ticarette-3-milyar-750-milyon-dolara-ulastik-83724</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/4/1280x720/54-1784730068.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &quot;Suriye Serbest Ticaret ve Sanayi Bölgeleri ve Yatırım Ortamı&quot; toplantısında konuşan Bakan Bolat, &quot;Sadece geçen yıl karşılıklı ticaretimizde yüzde 40&#039;ın üzerinde bir artışla yaklaşık 3 milyar 750 milyon dolara ulaştık. Bu rakamları ilerletme konusunda kararlıyız.&quot; dedi. Bolat, &quot;Ticaretin geçiş noktası olan kara yolu gümrükleri ve deniz yolu ulaşım hatlarının güçlendirilmesi, genişletilmesi, modernleştirilmesi gerekiyor.&quot; açıklaması yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/firmalarin-net-doviz-acigi-mayista-2044-milyar-dolara-indi-83723</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 16:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Firmaların net döviz açığı mayısta 204,4 milyar dolara geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class="">Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) finansal kesim dışındaki firmaların döviz varlıklarına ilişkin mayıs ayı verilerini paylaştı. </div>
<div class="card-text">
<div id="habericerikDiv3" class=" v3HaberIcerikDiv ltr">
<p>Buna göre, firmaların döviz varlıkları 3 milyar 175 milyon dolar, yükümlülükleri 1 milyar 319 milyon dolar arttı.</p>
<p>Bu gelişmeler sonucunda söz konusu firmaların net döviz pozisyonu açığı 1 milyar 857 milyon dolar azalarak 204 milyar 415 milyon dolara indi.</p>
<p>Varlık dağılımı incelendiğinde bir önceki aya göre türev varlıklar, yurt içi bankalardaki mevduat ve yurt dışına doğrudan sermaye yatırımları sırasıyla 1 milyar 568 milyon dolar, 1 milyar 19 milyon dolar ve 736 milyon dolar arttı.</p>
<p>Menkul kıymetler ve ihracat alacakları sırasıyla 128 milyon dolar ve 19 milyon dolar azaldı. Bunlara bağlı olarak varlıklar 3 milyar 175 milyon dolar artış gösterdi.</p>
<p>Yükümlülük dağılımında ise bir önceki aya göre yurt dışından sağlanan nakdi krediler, yurt içinden sağlanan nakdi krediler ve türev yükümlülükler sırasıyla 1 milyar 124 milyon dolar, 698 milyon dolar ve 145 milyon dolar artarken ithalat borçları 649 milyon dolar azaldı. Bunlara bağlı olarak yükümlülüklerde 1 milyar 319 milyon dolar artış görüldü.</p>
<p>Yükümlülüklerin vade yapısına bakıldığında Mayıs 2026 döneminde yurt içinden sağlanan kısa ve uzun vadeli krediler, Nisan 2026 dönemine göre sırasıyla 123 milyon dolar ve 576 milyon dolar arttı.</p>
<p>Yurt dışından sağlanan kredilerde ise kısa vadeli krediler 440 milyon dolar azalırken uzun vadeli krediler 916 milyon dolar artış kaydetti.</p>
<p>Kısa vadeli varlıklar 150 milyar 983 milyon dolar iken kısa vadeli yükümlülükler 141 milyar 72 milyon dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Kısa Vadeli Net Döviz Pozisyonu Fazlası ise 9 milyar 911 milyon dolar olarak gerçekleşerek bir önceki aya göre 2 milyar 693 milyon dolar arttı. Kısa vadeli yükümlülüklerin toplam yükümlülükler içindeki payı yüzde 36 düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p> </p>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/firmalarin-net-doviz-acigi-mayista-2044-milyar-dolara-indi-83723</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/8/1280x720/finansal-kesim-disi-firmalarin-net-doviz-acigi-artti-1741153851.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın mayıs verilerine göre finansal kesim dışındaki firmaların net döviz açığı, 204,4 milyon dolara geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrikli-arac-sayisi-450-bini-asti-83719</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 15:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrikli araç sayısı 450 bini aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) haziran ayına ait "Şarj Hizmeti Piyasası Aylık İstatistikleri" raporunu paylaştı.</p>
<p>Buna göre, şarj istasyonlarının toplam kurulu gücü geçen ay bir önceki aya kıyasla yüzde 3,90 artarak 3 bin 545 megavata yükseldi.</p>
<p>Haziranda şarj istasyonlarının elektrik tüketimi 72 bin 530 megavatsaat oldu. Bunun yüzde 59,42'sine denk gelen 43 bin 95 megavatsaatlik kısmı yeşil şarj istasyonlarından karşılanırken 29 bin 436 megavatsaatlik tüketim ise diğer istasyonlardan sağlandı.</p>
<p>Yeşil şarj istasyonları, kullanılan enerjinin yenilenebilir kaynaklardan üretildiğini belgeleyen Yenilenebilir Enerji Kaynak Garanti Sertifikası'na sahip istasyonlar olarak tanımlanıyor. Bu istasyonlar, elektrikli araçların karbon ayak izini azaltmada ve temiz enerji kullanımını teşvik etmede kritik rol oynuyor.</p>
<p><strong>İstanbul tüketimde ilk sırada</strong></p>
<p>Rapora göre, haziranda tüketimde ilk sırayı 20 bin 902 megavatsaatle İstanbul aldı. Bunu 9 bin 884 megavatsaatle Ankara ve 4 bin 624 megavatsaatle İzmir izledi.</p>
<p>Söz konusu dönemde toplam soket sayısı yaklaşık 45 bin 97'ye yükseldi. Soket sayısı mayısta 44 bin 175 olarak kayıtlara geçmişti.</p>
<p>Haziranda AC şarj soket sayısı 25 bin 434'e, DC şarj soket sayısı ise 19 bin 663'e ulaştı.</p>
<p>Öte yandan, mayısta 440 bin 327 olan elektrikli araç sayısı haziranda 450 bin 38'e yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrikli-arac-sayisi-450-bini-asti-83719</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/2/1280x720/elektrikli-otomobil-1769667024.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin haziran verilerine göre elektrikli araç sayısı 450 bin 38&#039;e, elektrikli araç şarj soket sayısı da 45 bin 97&#039;ye yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/uraloglu-verinin-egemenligini-kendi-topraklarimizda-tesis-ediyoruz-83714</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 14:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uraloğlu: Verinin egemenliğini kendi topraklarımızda tesis ediyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, TÜRKSAT Gölbaşı Veri Merkezi'nin temel atma törenine katıldı.</p>
<p>Burada yaptığı konuşmada, uzayın, küresel güç dengelerinin ve stratejik üstünlüklerin yeniden tanımlandığı bir arena haline geldiğine dikkati çeken Uraloğlu, uydu teknolojilerinin modern savaşların seyrini değiştiren kritik unsur olarak öne çıktığını ifade etti.</p>
<p>Uraloğlu, uyduların istihbarat toplama, gerçek zamanlı iletişim, hedef tespiti ve lojistik koordinasyon gibi alanlarda devletlere eşsiz üstünlük sağladığını belirterek, "Bu gerçeği geçen hafta 10'uncu yılını idrak ettiğimiz 15 Temmuz hain darbe girişiminde Gölbaşı Yerleşkesi'ne yapılan alçak saldırıda da görmüştük. O geceki saldırıda şehit olan kahraman çalışanlarımız Ahmet Özsoy ve Ali Karslı kardeşlerimizin fedakarlığı sayesinde yayınlar aksamamış, Sayın Cumhurbaşkanı'mızın çağrısı milletimize ulaşmış ve milli irade korunmuştur. O gece bir kez daha gördük ki TÜRKSAT sadece bir kurum değil, milletimizin bekasının, haber alma hakkının ve dijital güvencesinin kilit taşıdır." diye konuştu.</p>
<p>TÜRKSAT'ın son olarak 6A uydusuyla vizyonunu daha da ileri taşıdığını dile getiren Uraloğlu, bugün TÜRKSAT'ın, 31, 42 ve 50 derece yörüngelerindeki 6 aktif uydusuyla dünya uydu operatörleri arasında güçlü konumda yer aldığını söyledi.</p>
<p>Uraloğlu, TÜRKSAT uydularının 5,5 milyar nüfusa, yani yaklaşık 8,3 milyar olan dünya nüfusunun 3'te 2'sine hitap ettiğine dikkati çekerek şöyle dedi:</p>
<p>"Özellikle yüzde 80'in üzerinde yerlilik oranıyla ürettiğimiz Türksat 6A'yı hizmete alarak da Türkiye'yi haberleşme uydusu tasarlayıp üretebilen dünyadaki 11 ülke arasına taşıdık ve Türkiye'yi uzay yarışında öncü ülkeler arasına çıkararak yeni bir boyuta ulaştırdık. Ayrıca Türksat 6A, sadece ülkemize hizmet etmekle kalmıyor çok daha geniş bir coğrafyaya hizmet sunuyor. Pakistan, Hindistan, Nepal, Bangladeş, Myanmar, Tayland, Malezya ve Endonezya ile Sri Lanka'nın önde gelen platformu Freesat Lanka'nın 50 kanalını Türksat 6A'nın hizmet kapsamına dahil ettik. Bugün Türksat 6A üzerinden Güney Asya kapsamasındaki 10 ülkede 69 televizyon kanalına yayın hizmeti sunuyoruz. TÜRKSAT uyduları üzerinden yayın yapan toplam televizyon kanalı sayısı da 550'yi buldu."</p>
<p><strong>"Yıl bitmeden Türksat 7A projesinin sözleşmesini imzalamayı hedefliyoruz"</strong></p>
<p>Türksat 6A'nın hizmete girmesiyle sağlanan Güney Asya açılımının, şirketin küresel yayıncılık pazarındaki büyüme ivmesi doğrultusunda uluslararası işbirliklerini de güçlendirdiğini dile getiren Uraloğlu, TÜRKSAT ile Katar merkezli uydu şirketi Es'hailSat arasında "Es'hail-3/Türksat-Biruni" uydusuna yönelik stratejik ortaklık anlaşması imzaladıklarını, anlaşma kapsamında 50 derece doğu yörüngesinde görev yapacak yüksek veri kapasiteli "Ka-Bant Es'hail-3/Türksat-Biruni" uydusunun kapasitesinin ortak kullanılacağını söyledi.</p>
<p>Bakan Uraloğlu, Türksat 7A ile dünya uydu operatörleri arasındaki güçlü konumu daha da yükselteceklerini belirterek, Türksat 7A projesinin, 42 derece doğu yörüngesinde görev yapan Türksat 3A uydusunun tasarım ömrünün sona yaklaşması nedeniyle başlatıldığını dile getirdi.</p>
<p>Hazırladıkları şartnameyi gelecek günlerde Türksat 6A'yı da başarıyla tamamlayan yerli uydu üreticileriyle paylaşacaklarını ifade eden Uraloğlu, "Bu yıl bitmeden projenin sözleşmesini imzalamayı hedefliyoruz. 2029 yılı sonunda hizmete almayı planladığımız uydumuz, daha yüksek veri kapasitesi, daha güçlü kapsama alanı ve esnek kaynak yönetim kabiliyetiyle Türkiye'nin dijital gelecek vizyonunun taşıyıcısı olacaktır." diye konuştu.</p>
<p>Uraloğlu, yeni çağın en stratejik kaynağının, hatta yeni petrolünün veri olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>"Verinin egemenliğini kendi topraklarımızda tesis ediyoruz"</strong></p>
<p>Gölbaşı Veri Merkezi ile TÜRKSAT'ın bu güçlü mirası üzerine yepyeni bir eser daha kazandırdıklarını dile getiren Uraloğlu, şunları ifade etti:</p>
<p>"Uydu teknolojileriyle gökyüzünü fetheden, Türkiye'nin ulusal dijital bağımsızlığının, siber dayanıklılığının ve teknolojik egemenliğinin en güçlü kalelerinden birini inşa ediyoruz. Verinin egemenliğini kendi topraklarımızda tesis ediyoruz. Bu merkezimiz, sadece betonarme yapı değil, Türkiye'nin yeni dijital kalesidir. Veri merkezimiz, 6 sistem salonuna, 2 adet 20'şer kabinlik yüksek performans odasına ve 6 bin 300 metrekare beyaz alana sahip olacak. 200 kişi kapasiteli ofis çalışma alanı da bulunacak. Tamamlandığında 35 bin 300 metrekarelik dev alanla Türkiye'nin en büyük veri merkezlerinden biri olacak. TÜRKSAT'ın mevcut veri merkezinin fiziksel kapasitesini ilk fazda 3 kat, ikinci fazda 8 katın üzerinde artıracak. 33 megavolt amper kurulu güç kapasitesi bulunacak merkezimiz, enerji verimliliğinde LEED-Gold sertifikasına uygun, düşük karbon salımlı ve çevreye duyarlı bir tesis olarak inşa edilecek."</p>
<p>Bakan Uraloğlu, veri merkezinin uluslararası kalite standartlarına uyumlu kurulacağına işaret ederek, "İçinde sistem odalarının yanı sıra yüksek performanslı yapay zeka odaları da yer alacak. Yapay zeka uygulamaları, derin öğrenme, veri madenciliği, makine öğrenmesi gibi başlıklar altında veri analizi, veri kümelerinin işlenmesi, algoritmaların eğitimi, modelleme, tahmin, sınıflandırma, yüksek hızlı matematiksel hesaplamalar yapılması gibi hizmetler için gerekli altyapıya da sahip olacak." dedi.</p>
<p><strong>"Gölbaşı Veri Merkezi'ni 2028'in başında hizmete almayı planlıyoruz"</strong></p>
<p>Merkezin, kritik bilgileri barındıran kurumların veri ve bulut hizmeti ihtiyaçlarını da yerli yazılımlarla karşılayacağına dikkati çeken Uraloğlu, "Özellikle e-Devlet Kapısı başta olmak üzere tüm kamu dijital altyapımızın yükünü tek çatı altında en yüksek güvenlik ve verimlilikle üstlenecek. Olağanüstü durumlarda dahi kesintisiz ve güvenli hizmet sunacak." ifadesini kullandı.</p>
<p>Uraloğlu, kamu kaynaklarında maksimum verimlilik sağlanacak, tek çatı altında toplanan veri ve bulut hizmetleriyle mükerrer yatırımların ve yüksek işletme maliyetlerinin önüne geçileceğini dile getirerek, merkezin, Türkiye'nin en büyük kurum ve kuruluşlarının verilerini TÜRKSAT güvencesiyle en üst düzeyde koruyacağını ve her şartta hizmet sunmaya devam edeceğini söyledi.</p>
<p>Proje sayesinde Türkiye'nin bölgesel veri üssü haline de geleceğini belirten Uraloğlu, komşu ülkeler ve Türk Cumhuriyetleri'nin de verilerini güvenli şekilde buradaki merkezde barındırabileceğini kaydetti.</p>
<p>Uraloğlu, yapım çalışmalarını yaklaşık 1,5 yıl gibi kısa bir sürede tamamlayarak Gölbaşı Veri Merkezi'ni 2028'in başında hizmete almayı planladıklarını ifade etti.</p>
<p>Bakanlık olarak sadece yol, köprü, demir yolu ve liman inşa etmediklerini dile getiren Uraloğlu, "bilgi ve iletişim otobanları" kurduklarını, dijital kaleler de yükselttiklerini söyledi.</p>
<p>Merkezin temeli, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer İleri, MHP Genel Başkan Yardımcısı Mevlüt Karakaya ve bürokratların katılımıyla atıldı.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/uraloglu-verinin-egemenligini-kendi-topraklarimizda-tesis-ediyoruz-83714</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/1/4/1280x720/6556-1784720717.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜRKSAT Gölbaşı Veri Merkezi&#039;nin temel atma töreninde konuşan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Uraloğlu, &quot;Uydu teknolojileriyle gökyüzünü fetheden, Türkiye&#039;nin ulusal dijital bağımsızlığının, siber dayanıklılığının ve teknolojik egemenliğinin en güçlü kalelerinden birini inşa ediyoruz. Verinin egemenliğini kendi topraklarımızda tesis ediyoruz. Bu merkezimiz, sadece betonarme yapı değil, Türkiye&#039;nin yeni dijital kalesidir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/reel-kesim-guveni-1012ye-indi-83712</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 14:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Reel kesim güveni 101,2&#039;ye indi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), temmuz ayına ait İktisadi Yönelim İstatistikleri ve Reel Kesim Güven Endeksi (RKGE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, İktisadi Yönelim Anketi sonuçları, imalat sanayinde faaliyet gösteren 1985 iş yerinin yanıtlarının ağırlıklandırılıp toplulaştırılmasıyla elde edildi.</p>
<p>Mevsimsellikten arındırılmış RKGE, temmuzda 0,8 puan azalarak 101,2 seviyesine geriledi.</p>
<p>Endeksi oluşturan anket sorularına ait yayılma endeksleri incelendiğinde, gelecek üç aydaki ihracat sipariş miktarı, gelecek üç aydaki toplam istihdam, mevcut mamul mal stoku ve gelecek üç aydaki üretim hacmine ilişkin değerlendirmeler endeksi artış yönünde, sabit sermaye yatırım harcaması, mevcut toplam sipariş miktarı, son üç aydaki toplam sipariş miktarı ve genel gidişata ilişkin değerlendirmeler endeksi azalış yönünde etkiledi.</p>
<p>Mevsimsellikten arındırılmamış RKGE ise temmuzda bir önceki aya göre 1,3 puan azalarak 102,2 seviyesine indi.</p>
<p>Son üç aya yönelik değerlendirmelerde, üretim hacminde ve ihracat sipariş miktarında artış bildirenler lehine olan seyrin, iç piyasa sipariş miktarında ise azalış bildirenler lehine olan seyrin bir önceki aya göre güçlendiği görüldü.</p>
<p>Mevcut toplam siparişlerin mevsim normallerinin altında olduğu yönündeki değerlendirmelerin bir önceki aya göre güçlendiği izlendi.</p>
<p>Mevcut mamul mal stokları seviyesinin mevsim normallerinin üzerinde olduğunu bildirenler lehine olan seyir ise zayıfladı.</p>
<p>Gelecek üç aya yönelik değerlendirmelerde, üretim hacmi ve ihracat sipariş miktarında artış bekleyenler lehine olan seyrin bir önceki aya göre güçlendiği, iç piyasa sipariş miktarında artış bekleyenler lehine olan seyrin ise zayıfladığı görüldü.</p>
<p>Gelecek üç aydaki istihdama ilişkin artış yönlü beklentilerin bir önceki aya göre güçlendiği, gelecek 12 aydaki sabit sermaye yatırım harcamasına ilişkin artış yönlü beklentilerin ise bir önceki aya göre zayıfladığı gözlendi.</p>
<p><strong>ÜFE beklentisi yüzde 31,3'e geriledi</strong></p>
<p>Ortalama birim maliyetlerde, son üç ayda artış olduğunu bildirenler ile gelecek üç ayda artış olacağını bekleyenler lehine olan seyir bir önceki aya göre zayıfladı. Gelecek üç aydaki satış fiyatına ilişkin artış yönlü beklentilerin de zayıfladığı gözlendi.</p>
<p>Gelecek 12 aylık dönem sonu itibarıyla yıllık ÜFE beklentisi bir önceki aya göre 0,2 puan azalarak yüzde 31,3 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Temmuz ayında, ankete katılan işyerlerinin yüzde 56,9'u üretimlerini kısıtlayan faktör bulunmadığını belirtirken, yüzde 12,7'si talep yetersizliğinin üretimlerini kısıtlayan en önemli faktör olduğunu bildirdi. Bu faktörleri sırasıyla mali imkansızlıklar, ham madde-ekipman yetersizliği, iş gücü yetersizliği ve diğer faktörler izledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/reel-kesim-guveni-1012ye-indi-83712</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/06/Imalat.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın temmuz verilerine göre mevsimsellikten arındırılmış Reel Kesim Güven Endeksi, 0,8 puan azalışla 101,2&#039;e geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yerli-turistler-seyahate-ilk-ceyrekte-1023-milyar-lira-harcadi-83693</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 10:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yerli turist seyahate ilk çeyrekte 102,3 milyar lira harcadı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2026'nın ilk çeyreğine ait "hane halkı yurt içi turizm" verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, söz konusu dönemde yurt içinde ikamet eden 11 milyon 520 bin kişi seyahate çıktı. Seyahate çıkanların bir ve daha fazla geceleme kaydıyla ülke içinde yaptıkları toplam seyahat sayısı, geçen yılın aynı çeyreğine göre yüzde 12 artarak 14 milyon 168 bine ulaştı. Bu çeyrekte seyahate çıkanlar, 73 milyon 622 bin geceleme yaptı. Ortalama geceleme sayısı 5,2 oldu.</p>
<p>Yerli turistlerin yurt içinde yaptıkları seyahat harcamalarının tutarı, söz konusu dönemde yüzde 33,9 artarak 102 milyar 312 milyon 286 bin lira olarak gerçekleşti.</p>
<p>Bu harcamaların 94 milyar 552 milyon 386 bin lirayla yüzde 92,4'ünü kişisel harcamalar, 7 milyar 759 milyon 900 bin lirayla yüzde 7,6'sını paket tur harcamaları oluşturdu. Seyahat başına yapılan ortalama harcama 7 bin 221 lira olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>İlk çeyrekte toplam seyahat harcamalarında en fazla payın yüzde 30,9 ile yeme-içme, yüzde 27,6 ile ulaştırma ve yüzde 12,4 ile giyecek ve hediyelik eşya harcamaları olduğu görüldü.</p>
<p>Harcama türlerinin geçen yılın aynı dönemine göre değişim oranları incelendiğinde ise yeme-içmede yüzde 29,1, ulaştırmada yüzde 30,1, giyecek ve hediyelik eşya harcamalarında yüzde 62,2'lik artış gerçekleşti.</p>
<p><strong>Yakınları ziyaret ilk sırada</strong></p>
<p>Ocak-mart döneminde yakınları ziyaret amacıyla yapılan seyahatler yüzde 68,1 ile ilk sırada yer aldı. Bunu, yüzde 22,3 ile "gezi, eğlence, tatil", yüzde 4,1 ile "sağlık" izledi.</p>
<p>Bu dönemde seyahate çıkanlar, 59 milyon 228 bin geceleme sayısıyla en çok "arkadaş veya akraba evinde" kaldı. Konaklama türlerine göre geceleme sayısında ikinci sırada 5 milyon 652 bin gecelemeyle "otel" yer alırken, "kendi evi" 5 milyon 461 bin geceleme sayısıyla üçüncü sırada kayıtlara geçti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yerli-turistler-seyahate-ilk-ceyrekte-1023-milyar-lira-harcadi-83693</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/havalimani-yolcu-seyahat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in ilk çeyrek verilerine göre yerli turistler 102,3 milyar lira seyahat harcaması yaptı. Bu dönemde yakınları ziyaret amacıyla yapılan seyahatler yüzde 68,1 ile ilk sırada yer aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kapasite-kullanim-orani-yuzde-739a-geriledi-83692</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 10:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kapasite kullanımı yüzde 73,9&#039;a geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), temmuz ayına ait imalat sanayi kapasite kullanım oranı verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, temmuzda imalat sanayisinde faaliyet gösteren 1985 iş yerinin İktisadi Yönelim Anketi'ne verdiği yanıtlar değerlendirilerek sonuçlar oluşturuldu. İmalat sanayisi genelinde mevsimsel etkilerden arındırılmış kapasite kullanım oranı, önceki aya göre 0,5 puan azalarak yüzde 73,8 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Mevsimsel etkilerden arındırılmamış kapasite kullanım oranı ise haziranda yüzde 74,5 seviyesindeyken, temmuzda 0,6 puan azalışla yüzde 73,9'a geriledi.</p>
<p>Türkiye'de 2025 ve 2026 yıllarında aylar itibarıyla kapasite kullanım oranları (yüzde) şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Aylar/Yıl</td>
<td> </td>
<td>2025</td>
<td>2026</td>
</tr>
<tr>
<td>Ocak</td>
<td> </td>
<td>74,6</td>
<td>74,1</td>
</tr>
<tr>
<td>Şubat</td>
<td> </td>
<td>74,5</td>
<td>73,5</td>
</tr>
<tr>
<td>Mart</td>
<td> </td>
<td>74,4</td>
<td>73,3</td>
</tr>
<tr>
<td>Nisan</td>
<td> </td>
<td>74,3</td>
<td>73,8</td>
</tr>
<tr>
<td>Mayıs</td>
<td> </td>
<td>75,0</td>
<td>74,2</td>
</tr>
<tr>
<td>Haziran</td>
<td> </td>
<td>74,6</td>
<td>74,5</td>
</tr>
<tr>
<td>Temmuz</td>
<td> </td>
<td>74,2</td>
<td>73,9</td>
</tr>
<tr>
<td>Ağustos</td>
<td> </td>
<td>73,5</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Eylül</td>
<td> </td>
<td>74,0</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Ekim</td>
<td> </td>
<td>74,2</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Kasım</td>
<td> </td>
<td>74,4</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Aralık</td>
<td> </td>
<td>74,4</td>
<td> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kapasite-kullanim-orani-yuzde-739a-geriledi-83692</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/sanayi-imalat-kapasite-kullanim.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın temmuz verilerine göre imalat sanayisi genelinde mevsimsel etkilerden arındırılmamış kapasite kullanım oranı aylık bazda 0,6 puan azalışla yüzde 73,9&#039;a indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/vize-garantisi-reklamlari-durduruldu-83683</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 09:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Vize garantisi’ reklamları durduruldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Ticaret Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Reklam Kurulu, aldatıcı ve yanıltıcı reklamlar ile haksız ticari uygulamalarına yönelik yaptığı incelemelerde 149 dosyalı görüşerek karara bağlandı. Yapılan incelemede vize garantisi, hızlı vize gibi unsurları kullanan 6 firmadan 5’inin ilanı durduruldu.</p>
<p>Dosyalardan 118’i mevzuata aykırı bulunurken, 74’ü hakkında reklam durdurma cezası, 44’üne ise durdurmayla  birlikte idari para cezası verildi. Aykırılığı tespit edilen 3 dosya hakkında erişimin engellenmesi tedbiri uygulandı.</p>
<p>2026 yılı Ocak-Temmuz döneminde yanıltıcı reklam, haksız ticari uygulamalara ilişkin 21 binin üzerinde dosya karara bağlanırken, bunlara 185 milyon liranın üzerinde para cezası verildi.</p>
<p>Kurul, vize randevu garantisi, vize garantisi, hızlı başvuru gibi taahhütleri içeren reklamlar nedeniyle incelemeye aldığı 6 firmanın reklamlarına 3 aya kadar tedbiren durdurma kararı verdi. İnceleme sürecinin sonunda ise 5 firmanın reklam ve tanıtımlarının durdurulmasına karar verildi.<br />sSosyal medyadaki “Kâbe ve Ravza kokusu” ifadeleri kullanılarak yapılan tanıtımlara yönelik yapılan incelemede de dini duygularının istismar edilerek satış ve pazarlama faaliyetinde bulunulduğu değerlendirildi. Bu reklama ilişkin 3 aya kadar durdurma kararı verildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/vize-garantisi-reklamlari-durduruldu-83683</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/04/vize-turkiye.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Reklam Kuru tarafından yapılan incelemede vize garantisi, hızlı vize gibi unsurları kullanan 5 firmanın ilanları durduruldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/serdivanin-pazar-atiklari-gubreye-donusecek-83722</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Serdivan’ın pazar atıkları gübreye dönüşecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Serdivan Belediyesi'nin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan hibe olarak temin ettiği 5 milyon lira değerinde iki kompost makinesi sayesinde ilçe genelindeki pazar yerlerinde oluşan sebze ve meyve atıklarının modern sistemlerle işlenerek organik gübre üretileceği bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, bugüne kadar atık olarak değerlendirilen organik materyaller, proje sayesinde yeniden ekonomiye kazandırılacak. Kompost tesisinde elde edilecek organik gübreler Serdivan Belediyesi tarafından üreticilere ulaştırılacak.</p>
<p>Açıklamaya göre, proje kapsamında; organik atık miktarı azaltılacak, geri dönüşüm kültürü yaygınlaştırılacak, çevre kirliliğinin önüne geçilecek, doğal kaynakların daha verimli kullanılması sağlanacak, sürdürülebilir tarım desteklenecek.</p>
<p>Serdivan Belediyesi'nin daha önce hayata geçirdiği Güneş Enerji Sistemi (GES), yağmur suyu hasadı ve diğer çevreci projeler, kompost uygulamasıyla daha da güçleneceği belirtildi. Belediye böylece enerji verimliliği, su tasarrufu ve organik geri dönüşümü aynı çatı altında buluşturan örnek bir çevre modeli oluşturmayı hedefliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/serdivanin-pazar-atiklari-gubreye-donusecek-83722</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/2/1280x720/serdivanin-pazar-atiklari-gubreye-donusecek-1784728736.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Pazar artıklarından kompost tesisinde elde edilecek organik gübreler Serdivan Belediyesi tarafından üreticilere ulaştırılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ilac-sanayisinde-verimlilik-ve-guvenilirlik-dengesi-83680</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 08:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> İlaç sanayisinde verimlilik ve güvenilirlik dengesi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Sanayisinin Enerji Verimliliği Raporu’nun üçüncü versiyonundaki sektörel analizlere bu hafta ilaç sanayisi ile devam etmek istiyorum. İlaç sektörü, üretim disiplininin, ürün güvenliğinin ve kalite standartlarının en yüksek olduğu alanlardan biri. Bu nedenle enerji yönetimi burada yalnızca maliyet azaltımı başlığı altında ele alınamaz. Sıcaklık, nem, basınç, hava kalitesi, temiz oda koşulları ve proses güvenilirliği, enerji tüketimi ile doğrudan bağlantılı.</p>
<p>Rapor kapsamında 16 farklı ilaç işletmesinde enerji etüt çalışmaları gerçekleştirdik. Bu işletmelerin 2’si 5.000 Ton Eş Değer Petrol (TEP) üzeri, 14’ü ise 1.000 ila 5.000 TEP arası tüketime sahip. Bu tablo, sektörün orta ve büyük ölçekli tesislerinde enerji verimliliğinin güçlü ve uygulanabilir bir gündem olduğunu gösteriyor.</p>
<p><strong>Tüketim profili </strong></p>
<p>Analiz edilen tesislerde toplam enerji tüketiminin %51’i elektrikten, %49’u ise ısı enerjisinden -fosil yakıt ağırlıklı- kaynaklanıyor. Bu dağılım, ilaç sektöründe elektrik ve ısı tarafının birbirine çok yakın olduğunu gösteriyor. Yani sektörde enerji yönetimi tek kanattan yürütülemez. Bu nedenle de hem elektrikli sistemler hem ısı tarafı aynı anda ele alınmalıdır.</p>
<p>Sektördeki toplam enerji verimliliği potansiyeli %32,5 seviyesinde. Bunun %16,2’si elektrik tüketiminden, %16,3’ü ise ısı enerjisi tarafındaki iyileştirmelerden geliyor. Tüketimdeki denge gibi verimlilikte de denge bulunuyor. Sektörde tasarruf bir yanda soğutma, iklimlendirme, fan ve pompa diğer yanda ise buhar, sıcak su, proses ısısı ve ısı geri kazanımından sağlanabilir.</p>
<p><strong>İlk üç odak alanı </strong></p>
<p>Sonuçlara göre sağlanabilecek toplam 100 birim tasarruf potansiyelinin %44’ü ısı ve proses, %33’ü soğutma sistemleri, %13’ü ise iklimlendirme sistemlerinden geliyor. Bu üç başlık birlikte toplam potansiyelin %90’ına ulaşıyor.</p>
<p>Bu dağılım çok önemli bir mesaj veriyor. İlaç sektöründe enerji verimliliği çalışmaları yalnızca genel yardımcı tesis iyileştirmeleri olarak görülmemeli. Asıl odak, ısıtma, soğutma ve iklimlendirme sistemlerinin üretim güvenliğiyle uyumlu biçimde optimize edilmesi olmalı. Çünkü sektörde ürün kalitesi açısından vazgeçilmez olan birçok şart, aynı zamanda büyük enerji tüketicisi olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p>İklimlendirme burada özel bir başlık. Temiz oda koşulları, basınç farkları, hava değişim sayıları, nem kontrolü ve filtreleme ihtiyacı enerji kullanımını yukarı çekiyor. Ancak bu gereklilikler, sistemlerin verimli işletilemeyeceği anlamına gelmiyor. Doğru tasarım ve işletme ile önemli tasarruf fırsatları yaratılabiliyor.</p>
<p><strong>Yatırımın geri dönüşü</strong></p>
<p>İlaç sektörü etütlerinde 1 TEP enerji tüketimi azaltımı için gereken ortalama yatırım 2.772 dolar olarak hesaplanıyor. Projelerin ortalama geri ödeme süresi ise 3,41 yıl seviyesinde. Emisyon azaltımı açısından bakıldığında 1 ton karbondioksit eş değeri emisyon azaltımı için gereken ortalama yatırım tutarı 679 dolar.</p>
<p>Bu göstergeler, ilaç sektöründe enerji verimliliğinin ölçülebilir ve finansal olarak savunulabilir bir yatırım alanı olduğunu ortaya koyuyor. Üstelik bu yatırımlar yalnızca enerji maliyetini azaltmakla kalmıyor. Aynı zamanda sistem güvenilirliğini artırıyor, ekipman ömrünü uzatıyor ve işletme performansını daha öngörülebilir hale getiriyor.</p>
<p><strong>Sahadan notlar </strong></p>
<p>İlaç tesislerinde en dikkat çekici alanlardan biri soğutma ve iklimlendirme sistemleri. Sürekli sıcaklık ve nem kontrolü gereksinimi, üretim alanları ile destek alanlarının farklı koşullarda işletilmesi ve temiz oda mantığıyla çalışan sistemler toplam tüketimi önemli ölçüde artırabiliyor. Yanlış ayar değerleri, gereğinden yüksek hava debileri, sabit debili çalışma, yetersiz otomasyon ve kısmi yük davranışının iyi yönetilememesi burada önemli kayıplar yaratıyor.</p>
<p>Isı tarafında ise buhar, sıcak su ve proses ısısı öne çıkıyor. Atık ısı geri kazanımı, kondens dönüşü, doğru sıcaklık seviyelerinin belirlenmesi ve ısıl süreçlerin birlikte değerlendirilmesi önemli fırsatlar sunuyor. Özellikle ilaç sektöründe ısıtma ve soğutmanın aynı tesiste aynı anda yoğun biçimde bulunması, ısı pompası uygulamalarını güçlü bir seçenek haline getiriyor. Doğru tasarlanmış ısı pompası çözümleri bir tarafta soğutma ihtiyacını karşılarken diğer tarafta sıcak su veya düşük sıcaklıklı ısıtma ihtiyacına katkı sağlayabilir. Bu da hem fosil yakıt tüketimini düşürür hem toplam enerji maliyetini azaltır.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>İlaç sektöründe asıl değer, maliyet tasarrufunun ötesinde güvenilirlik, kalite ve sürdürülebilirlik başlıklarının aynı anda güçlenmesinde yatıyor. Doğru yönetildiğinde enerji verimliliği, ilaç sanayisinde yalnızca tüketimi azaltan bir araç değil, üretim güvenliğini ve rekabet gücünü destekleyen stratejik bir kaldıraç haline gelebilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ilac-sanayisinde-verimlilik-ve-guvenilirlik-dengesi-83680</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İlaç sanayisinde verimlilik ve güvenilirlik dengesi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeniden-insa-yerel-kaynaklarla-iyilesme-insanla-basliyor-83679</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 08:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeniden inşa yerel kaynaklarla, iyileşme insanla başlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Danone Türkiye, "Yarına Bir'İz" programıyla afet sonrası desteği kısa vadeli yardımların ötesine taşıyor. Yerel topraktan üretilen kerpiç tuğlalardan çocukların iyileşme alanlarına, gençlere sunulan mentorluktan sağlık yatırımlarına uzanan çalışmalar, iş dünyasının yeni rolünü ortaya koyuyor: Bölgeye yardım eden değil, bölgeyle birlikte yeniden ayağa kalkan uzun vadeli bir çözüm ortağı olmak.</strong></p>
<p>Bir afetin ardından ilk refleks yaraları sarmaktır. Asıl zorlu süreç ise kameralar bölgeden ayrıldığında başlar. İnsanların yeniden güven duyması, çocukların oyunlarına dönebilmesi, gençlerin gelecek planları kurabilmesi ve gündelik yaşamın yeniden başlayabilmesi zaman ister.</p>
<p>Danone Türkiye’nin Gülmek İyileştirir Derneği iş birliğiyle Hatay’da yürüttüğü “Yarına Bir’İz” programı, bu uzun soluklu iyileşme sürecine odaklanıyor. 100. Yıl Köyü’nde Hatay’ın kendi toprağından üretilen kerpiç tuğlalara verilen destek, Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Hastanesi’nin çocuk ve yenidoğan bölümlerine sağlanan yaklaşık 100 tıbbi cihaz, çocuk polikliniklerinde oluşturulan oyun alanları ve depremden etkilenen gençlere sunulan mentorluk programı, aynı yaklaşımın birbirini tamamlayan parçalarını oluşturuyor. Programın amacı: Bugün bölgeyle birlikte olmak ve yarına kalıcı bir iz bırakmak. Bu nedenle çalışmalar, acil ihtiyaçların karşılanmasıyla sınırlı kalmıyor; bölgenin uzun vadeli iyileşmesini destekleyecek sürdürülebilir ve kapsayıcı çözümlere uzanıyor.</p>
<p>Danone Türkiye, Orta Asya, Kafkasya, Orta Doğu ve Afrika Genel Müdürü Cem Küçükcan’a göre şirketlerin önündeki temel soru artık yalnızca ne kadar büyüdükleri değil, bu büyümeyle nasıl bir etki yarattıkları. B Corp yaklaşımı ise bu etkinin ölçülebilir, hesap verebilir ve kalıcı hale gelmesi için önemli bir çerçeve sunuyor. Cem Küçükcan ile Danone’nin B Corp yolculuğunu, Hatay’daki “Yarına Bir’İz” çalışmalarını ve iş dünyasının afet sonrası iyileşmedeki değişen rolünü konuştuk.</p>
<p><strong>İnsan sağlığı ile gezegen sağlığı birbirinden ayrı düşünülemez</strong></p>
<p>“İş dünyasında başarı tanımı önemli ölçüde değişiyor. Artık şirketler yalnızca finansal sonuçlarıyla değil, çalışanlarına, topluma ve gezegene sağladıkları katkıyla da değerlendiriliyor. B Corp yaklaşımını bu değişimin güçlü bir göstergesi olarak görüyoruz. Çünkü bugün şirketlerin yalnızca ekonomik ekonomik değer üretmeleri değil, toplumun karşı karşıya olduğu sorunların çözümünde de aktif rol üstlenmeleri gerektiğine inanıyoruz. Danone’de uzun yıllardır ‘Tek Gezegen. Tek Sağlık’ vizyonuyla hareket ediyoruz. İnsan sağlığı ile gezegen sağlığının birbirinden ayrı düşünülemeyeceğine inanıyoruz. Faaliyetlerimizi ekonomik performans ile toplumsal faydayı birlikte gözeten bir anlayışla yürütüyoruz. B Corp sertifikasyon süreci ise bu yaklaşımımızı uluslararası ölçekte ölçmemizi, değerlendirmemizi ve sürekli geliştirmemizi sağlayan önemli bir çerçeve sundu.</p>
<p>Bugün Türkiye’de B Corp sertifikasına sahip şirketlerden biri olarak, karar alma süreçlerimizden tedarik zincirimize, çalışan deneyiminden toplumsal yatırımlarımıza kadar tüm faaliyetlerimizi daha bütüncül bir bakış açısıyla değerlendiriyoruz. Bizim için önemli olan yalnızca nasıl büyüdüğümüz değil, nasıl bir etki yaratarak büyüdüğümüz.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a6059cb2c054-1784699339.png" alt="" width="663" height="417" /><strong>Uzun vadeli ve ölçülebilir etki</strong></p>
<p>“B Corp yaklaşımının merkezinde, uzun vadeli ve ölçülebilir etki yaratmak yer alıyor. Hatay’da yürüttüğümüz ‘Yarına Bir’İz’ çalışmaları da bu anlayışın sahadaki en somut örneklerinden biri. Deprem sonrası dönemde en kritik ihtiyaçlardan birinin yalnızca acil ve hızlı destek sağlamak olmadığını gördük. Bölgenin yeniden ayağa kalkmasına katkı sunacak sürdürülebilir çözümler geliştirebilmek gerektiğine inandık. Bu nedenle Hatay’da kalıcı iyileşmeyi destekleyen projelerde yer almayı önceliklendirdik. Gülmek İyileştirir Derneği iş birliğiyle yürüttüğümüz çalışmalar kapsamında barınmadan sağlığa, gençlerin gelişiminden psikososyal iyileşmeye kadar farklı alanlarda uzun vadeli etki yaratmayı amaçladık. Bizim için önemli olan yalnızca destek sunmak değil, toplumla birlikte iyileşme sürecinin bir parçası olabilmek, uzun soluklu yol arkadaşlığı yaparak gerçek etkiyi sunabilmek...”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Yeniden inşanın temeli: Yerel kaynaklar ve dayanıklılık</strong></span></p>
<p>“Afet sonrası yeniden yapılanmanın yalnızca fiziksel yapıların inşa edilmesinden ibaret olmadığını düşünüyoruz. Aynı zamanda yerel ekonominin, bilgi birikiminin ve toplumsal dayanıklılığın yeniden güçlendirilmesi gerekiyor. 100. Yıl Köyü’nde kullanılan kerpiç tuğlalar bu açıdan çok kıymetli bir örnek oluşturuyor. Hatay’ın kendi toprağından üretilen, yeniden kullanılabilir ve düşük çevresel etkiye sahip bu malzeme, yerel kaynakların ne kadar güçlü çözümler sunabileceğini gösteriyor. Sürdürülebilirlik perspektifiyle baktığımızda, geleceğin yeniden inşa modellerinin yerel kaynakları, döngüsel tasarımı ve çevresel etkiyi birlikte ele alan yaklaşımlar üzerine kurulacağına inanıyoruz.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>İyileşme binalarla değil, insanlarla tamamlanıyor</strong></span></p>
<p>“Afetlerin etkileri yalnızca fiziksel kayıplarla sınırlı kalmıyor, bireyler ve toplumlar üzerinde uzun süre devam eden psikolojik etkiler de yaratabiliyor. Özellikle çocukların ve gençlerin yaşadıkları travmanın etkilerinin azaltılması, sosyal bağların yeniden güçlendirilmesi ve umudun yeniden inşa edilmesi büyük önem taşıyor. Bu nedenle iyileşme sürecine bütüncül bakmak gerektiğine inanıyoruz. Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Hastanesi’nin çocuk ve yenidoğan bölümlerine sağladığımız yaklaşık 100 tıbbi cihaz desteği fiziksel iyileşmeye katkı sunarken, çocuk polikliniklerinde oluşturduğumuz oyun alanları da psikososyal iyileşme sürecini desteklemeyi amaçladı. İyileşmenin yalnızca binaların yeniden yapılmasıyla değil, insanların yeniden güçlenmesiyle mümkün olduğuna inanıyoruz. Özellikle çocukların güven duygusunu yeniden inşa edebilmeleri, oyun oynayabilmeleri ve günlük yaşam rutinlerine dönebilmeleri toplumsal iyileşmenin en önemli göstergelerinden biri.”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeniden-insa-yerel-kaynaklarla-iyilesme-insanla-basliyor-83679</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/9/1280x720/47-1784699370.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeniden inşa yerel kaynaklarla, iyileşme insanla başlıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yandex-turkiye-icin-ai-gelistirdi-hedef-kurumlar-83676</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 08:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yandex, Türkiye için AI geliştirdi, hedef kurumlar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye, Yandex AI'ın dünyadaki ilk test ülkesi oldu. Yandex Arama ve Yapay Zekâ Genel Müdürü Sedat Öztürk, yeni dönemde odağın yalnızca son kullanıcılar değil, kurumlar ve işletmeler olduğunu söyledi. Öztürk, ODTÜ ile geliştirdikleri Yapay Zeka Yüksek Lisans Programları'nın ikinci yılına girdiğini de belirtti.</strong></p>
<p>Rusya merkezli teknoloji şirketi Yandex, Türkiye’de arama motoru, navigasyon, taksi hizmeti Yandex Go, mail ve hava durumu servislerinin ardından yeni güncellemesi ile Yandex AI’ı devreye aldı. Böylece Türkiye Yandex AI’ın ilk test ülkesi oldu. Yandex AI’ın öncelikli hedefi ise kurumlar olarak belirlendi. Yandex Arama ve Yapay Zekâ Genel Müdürü Sedat Öztürk, Yandex Türkiye İş Geliştirme Direktörü Ali İhsan Eren ve Yandex AI Ürün Direktörü (CPO) Kirill Demochkin Yandex AI’ı tanıttı. Şirket ayrıca yalnızca tüketici ürünleriyle değil, yerel kurum ve işletmelerle hayata geçireceği yeni ortaklıklar ve iş birlikleriyle Türkiye'deki yapay zekâ ekosistemindeki rolünü güçlendirmeyi hedeflediğini açıkladı. Yandex Arama ve Yapay Zekâ Genel Müdürü Sedat Öztürk, Yandex'in yapay zekâ platformu Yandex AI'ın yeni sürümünü tanıtarak Türkiye'nin şirket açısından stratejik önem taşıdığını söyledi. Türkiye'nin Yandex AI'ın geliştirildiği ve ilk kez kapsamlı şekilde hayata geçirildiği ülke olduğunu belirten Öztürk, yeni dönemde yalnızca bireysel kullanıcı deneyimine değil, kurum ve işletmeler için geliştirilecek yapay zekâ çözümlerine de odaklandıklarını ifade etti. Yeni güncellemeyle birlikte şirketin hedeflerini büyüttüklerini vurgulayan Öztürk, yapay zekâ çözümlerinin artık yalnızca son kullanıcı deneyimiyle sınırlı kalmayacağını söyledi. İş ortaklarının da bu teknolojilerden doğrudan yararlanabileceğini belirten Öztürk, telekom operatörleri için geliştirilen yapay zekâ çözümlerinin bağımsız olarak sunulabildiğini, mevcut ekosistemlere entegre edilebildiğini ya da doğrudan Yandex AI'ın bir parçası haline getirilebildiğini ifade etti. Türkiye'nin yapay zekâ yolculuğunda yeni bir dönemin başladığını dile getiren Sedat Öztürk, "Yandex AI'ı altı aydan kısa bir sürede kullanıcıların günlük işlerinin büyük bölümünü yerine getirebildiği kapsamlı bir yapay zekâ süper uygulamasına dönüştürdük. Bundan sonraki aşamada bu birikimimizi ülkemizdeki kurum ve işletmelerle paylaşmayı hedefliyoruz. Yerel iş ortaklarımızla birlikte Türkiye'nin yapay zekâ ekosistemini ve kullanıcı deneyimini çok daha ileriye taşıyacağımıza inanıyoruz" diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a60564935169-1784698441.jpg" alt="" width="700" height="449" /></p>
<h2>ODTÜ iş birliğiyle yapay zeka yüksek lisans programı</h2>
<p>Yapay zekâ ekosisteminin yalnızca teknolojik yatırımlarla değil, insan kaynağıyla da büyüyeceğini belirten Sedat Öztürk, eğitim alanındaki çalışmaların stratejik önem taşıdığını ifade etti. Bu kapsamda ODTÜ ile birlikte Türkiye'nin ilk Yapay Zekâ Yüksek Lisans Programı'nı hayata geçirdiklerini söyleyen Öztürk, Anadolu Hackathon başta olmak üzere farklı girişimlerle de genç yeteneklerin desteklendiğini anlattı. Öztürk, eğitim yatırımlarını yalnızca üniversitelerle sınırlı bırakmadıklarını belirterek, Yandex AI içerisinde oyunlaştırılmış yeni bir öğrenme deneyimi sunduklarını ifade etti. Öztürk, kullanıcıların yapay zekâ tarafından hazırlanan eğitim içerikleriyle akademik yazımdan yabancı dile, zaman yönetiminden tükenmişliğin önlenmesine kadar pek çok alanda kendilerini geliştirebildiğini söyledi.</p>
<h2>Türkiye’den ilgi yüksek</h2>
<p>Sohbet özelliğine olan ilginin hızla arttığını kaydeden Öztürk, son bir ayda sohbet sayısının yaklaşık yüzde 40 yükseldiğini, günlük kullanıcıların yarısından fazlasının artık bu özelliği aktif olarak kullandığını dile getirdi. Yandex AI'ın kullanıma sunulmasından bu yana kullanıcıların sohbet, akış ve diğer bölümlerde geçirdiği toplam sürenin ise 540 yıla ulaştığını söyledi. Yapay zekânın günlük yaşamda çok daha geniş bir rol üstlendiğini vurgulayan Öztürk, Yandex AI'ın yemek planlamasından seyahat organizasyonuna, kişisel finans yönetiminden teknik analizlere kadar farklı alanlarda kullanıcıların karar süreçlerini desteklediğini ifade etti. Kişiselleştirilmiş beslenme planları, uçuş ve otel önerileri, bütçe tahminleri ile finans analizlerinin artık tek platform üzerinden sunulduğunu anlattı. Özellikle yemek planlamasında önemli bir dönüşüm sağlandığını belirten Öztürk, geleneksel sohbet botlarının bağlamı korumakta zorlandığını, kullanıcıların aynı bilgileri tekrar tekrar paylaşmak zorunda kaldığını söyledi. Yandex AI'ın ise artık tüm aileye ilişkin bilgileri süreç boyunca hatırlayarak kesintisiz ve kişiselleştirilmiş bir deneyim sunduğunu ifade etti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yandex Go 100 milyon dolarlık yatırımla İstanbul’da</span></h2>
<p>Yandex Go, yapay zekâ destekli araç çağırma hizmetini 16 milyonluk mega şehir İstanbul'da kullanıma açtı. İlk etapta Ekonomi ve Konfor seçenekleriyle hizmet verecek platform, Türkiye'deki mobilite operasyonlarını büyütmek için 100 milyon dolarlık yatırım yapacağını açıkladı. Yatırım; teknoloji altyapısının güçlendirilmesi, sürücü ağının genişletilmesi ve yeni hizmetlerin devreye alınması için kullanılacak. Şirketin verilerine göre, yapay zekâ destekli rota optimizasyonu İstanbul'da yapılan 129 binden fazla yolculukta seyahat sürelerini ortalama yüzde 7,07 kısalttı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">“BİLGE” DE YANDEX AI’ ENTEGRE EDİLEBİLİR</span></h2>
<p>Sedat Öztürk, Yandex olarak yerel girişimlerle çalışmayı öncelediklerini kaydederek, şunları söyledi: "Türkiye'de geliştirilen yerel dil modelleri Yandex AI'a entegre edilebilir. Bu kapsamda TÜBİTAK tarafından geliştirilen Bilge projesi gibi yerel girişimlerle temas kurabileceğiz. Görüşmeler henüz başlangıç aşamasında. Yerel dil modellerinin sisteme eklenmesi, Türkçe içeriklerin daha doğru anlaşılması, yerel ifadelerin işlenmesi ve Türkiye'ye özgü kullanım senaryolarının geliştirilmesi açısından önemli."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yandex-turkiye-icin-ai-gelistirdi-hedef-kurumlar-83676</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/6/1280x720/sedat-ozturk-1784698462.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yandex, Türkiye için AI geliştirdi, hedef kurumlar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kuresel-tahil-piyasasinda-uclu-firtina-83672</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 08:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel tahıl piyasasında üçlü fırtına</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a6050361a6d1-1784696886.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Küresel tarım piyasaları son yılların en tehlikeli üçlü baskısıyla karşı karşıya. Bir yanda Hürmüz Boğazı’nda yeniden tırmanan çatışmalar nedeniyle petrol, navlun ve gübre maliyetleri yükseliyor; diğer yanda meteoroloji kurumları yıl sonuna doğru “çok güçlü” bir El Nino olasılığının arttığı uyarısını yapıyor. Öte taraftan Karadeniz’de Rusya-Ukrayna arasındaki çatışmalar arz ve lojistik sıkıntılar yaratıyor. Bu faktörlerin aynı anda devreye girmesi, tahıl fiyatlarında yalnızca geçici bir sıçrama değil, daha kalıcı bir gıda enflasyonu dalgası yaratabileceği endişesini güçlendiriyor.</p>
<h2>Küresel piyasalarda tahıl fiyatlarında yön yukarı </h2>
<p>■ Buğday fiyatları Chicago Ticaret Borsası’nda (CBOT) son bir haftada yüzde 4,8, son bir ayda ise yüzde 13 yükselerek kile başına 6,75 dolara çıktı ve iki yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Avrupa piyasalarına bakıldığında, Paris merkezli Euronext’te Eylül vadeli öğütmelik buğdayın fiyatı, ton başına 230,5 euro ile Haziran 2025’ten bu yana görülmeyen seviyelere çıktı. Kanada buğdayının fiyatı geçtiğimiz hafta ton başına 20 dolara yakın artışla 307 doları gördü. Karadeniz buğdayının fiyatı da artıyor. Geçen hafta Rus, Ukrayna, Bulgaristan ve Romanya buğdayının fiyatında yukarı yönlü sert hareketler yaşandı. </p>
<p>■ Soya fasulyesi vadeli işlemleri haftalık bazda yüzde 2,7, aylık bazda yüzde 10 prim yaparak kile başına 12,2 doların üzerine çıktı ve dokuz haftanın zirvesine yaklaştı. Diğer yandan S&amp;P Global Platts verilerine göre Soybex FOB Santos fiyatı 15 Temmuz’da ton başına 483,66 dolara ulaşarak Aralık 2023’ten bu yana görülen en yüksek spot seviyeyi kaydetti. Yıl başından bu yana fiyat artışı yaklaşık yüzde 20’ye ulaştı. </p>
<p>■ Mısır vadeli işlemleri son bir haftada yüzde 2,7, son bir ayda yüzde 9’dan fazla yükselerek kile başına yaklaşık 4,5 dolara ulaştı ve yedi haftanın en yüksek seviyesini gördü. </p>
<p>■ Soya ve mısır cephesinde ise petrol fiyatları belirleyici hale geldi. Brent’in yeniden 90 doların üzerine çıkması, biyodizel ve etanol talebi beklentilerini güçlendirdi. Böylece ABD’de mahsul koşullarının görece iyi seyretmesi bile fiyatları aşağı çekmeye yetmedi.</p>
<p>Bu arada Çin’in toplam Haziran soya ithalatı 13,55 milyon tonla rekor kırdı. Çin’in talebi de fiyatları tetikliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kuresel-tahil-piyasasinda-uclu-firtina-83672</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/2/1280x720/tahil-1784697048.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hürmüz Boğazı’ndaki çatışmaların enerji ve gübre akışını aksatmasıyla başlayan baskılar ve Karadeniz’deki çatışmaların yarattığı arz endişesi, El Nino kaynaklı kuraklık riskiyle birleşti. Buğday iki yılın zirvesine çıkarken, soya ve mısırda biyoyakıt talebi ve hava endişeleri fiyatları yukarı taşıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-3361-cikisla-ilgi-toplarken-bos-bilancosuyla-manisayi-tasiyor-83671</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yüzde 3.361 çıkışla ilgi toplarken boş bilançosuyla Manisa’yı taşıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Borsada Manisa Endeksi %110 yıllık yükselişle ilk sırada gelirken, BİST 30'daki kâr büyümede Tüpraş %2.820 artışla öne çıkıyor. Rakamlar heyecan verici olsa da sığ hisse çıkışları ve sanayi tesislerinin karşı karşıya kaldığı ağır ciro kayıpları tercihlerde hatalara davetiye çıkarabilir.</strong></p>
<p>Bir şehir endeksinin zirveye oynamasını o bölgedeki tüm sanayi firmalarının sorunsuz çalıştığı gibi yanlış bir düşünceye götürebilir. İncelememizde öne çıkan BİST Manisa Endeksi'nin yüksek çıkışı, şehrin sanayi devleri Vestel ve Vestel Beyaz Eşya'nın performansıyla uyuşmuyor. Endeksteki 10 şirketin ağırlığı bir tarafa, getiri liderliğinin arkasında sadece bir firmanın olağanüstü spekülatif hareketi öne çıkıyor. Gündoğdu Gıda, yılbaşından bu yana %752 oranında sıra dışı çıkış yaparak bölgesel yükselişin ana motoru oldu. Bir şirketin operasyonel temelini sorgulamadan sadece getiriye odaklanmak, uçurumun başında rüzgarın tadını çıkarmaya benzer.</p>
<h2>Liderliğin arkasındaki boşluk</h2>
<p>Manisa Endeksi'ni zirveye taşıyan Gündoğdu Gıda, son bir yılda %3.361 oranında astronomik bir yükseliş kaydetse de, son iki yılda zarar yazdı. Son paylaştığı üç aylık mali tablosunda da satışlarını %29 gerileterek esas faaliyetlerinden zarara döndü. Dönem sonu zararında ise değişim gözlenmiyor.</p>
<p>Bölgenin asıl üretim lokomotifi konumundaki Vestel cephesinde durum çok daha sancılı. Son iki yılda zararı büyüyen firma, 2026 ilk çeyrekte azalsa da zararı 2,8 milyar TL seviyesinde. Vestel Beyaz Eşya, satışlarındaki %52 daralmayla dönem sonunda 1,4 milyar TL zarar açıkladı. Manisa Endeksi'ni yukarı taşıyan güç sanayi üretiminden ziyade, sığ tahta dinamiği.</p>
<h2>Milyarlık kâr artışları</h2>
<p>BİST 30 tarafında ise finansal toparlanmanın izlerini görmek mümkün. Tüpraş, dönem kârını 127 milyon TL'den 3,70 milyar TL'ye çıkardı. Garanti Bankası dönem sonu kârını 33,31 milyar TL'ye taşıyarak güçlü bir artışa imza attı. Veriler, büyük ölçekli şirketlerin yüksek enflasyon ve maliyet baskısına karşı finansal güçlerini koruduğunu gösteriyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a604fd85eb09-1784696792.png" alt="" width="999" height="550" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>TEK VARLIK MI, ÇEŞİTLİLİK Mİ?</strong></p>
<p><strong>Tek varlık</strong>; yüksek getiri, odaklanma, maliyet avantajı, hakimiyet, hız. Çökme riski, sektörel daralma, yüksek stres, fırsat maliyeti, likidite sorunu.</p>
<p><strong>Çeşitlilik</strong>; risk dağıtımı, rahatlık, getiri avantajı, güvence, temettü imkanı. Getiri tırpanı, takip zorluğu, artan masraf, bölünme, yüzeysellik.</p>
<p><strong>Yılın yedi ayında cirosunun %62'si oranında sipariş aldı. Geliri destekleyecek</strong></p>
<p>Smart Enerjisi'nin yıl sonunda kârını büyütme olasılığı nedir? ● Hasan Özkan</p>
<p>Hasan, Smart Güneş Enerjisi, yılın ilk yedi ayında yaklaşık 7,17 milyar TL büyüklüğünde yeni iş anlaşmalarına imza attı. Alınan siparişler, şirketin 2025 yılındaki cirosunun %62'sine denk geliyor. Bu itibarla gerçekleştirilen iş bağlantısında olumlu bir seyirden bahsedilebilir. Bununla birlikte yılın ilk çeyreğinde satışlar ve FAVÖK %26 civarında daraldı. Esas faaliyet kârındaki daralmaya rağmen dönem sonunda zarardan 62 milyon TL kâra geçti. Alınan döviz bazlı işlerin faturaya dönüşmesiyle, yıl sonunda kârlılığını belirgin şekilde büyütebilecek.</p>
<p><strong>Japonya'da üreteceği gemi 2029 yılında gelecek. Gelire katkısı üç yılı bulacak</strong></p>
<p>GSD Holding'in Japonya'da inşa edeceği geminin geri dönüşü ne zaman? ● Mete Çelik</p>
<p>Mete, GSD Holding, dolaylı bağlı ortaklığı aracılığıyla 64.200 DWT kapasiteli bir kuru yük gemisi siparişi verdi. Japonya'da inşa edilecek geminin teslim tarihi 2029 yılı olarak belirlendi. Şirketin açıklamaları arasında geminin alım maliyeti veya sağlayacağı gelire dair ek bir bilgilendirme bulunmuyor. Bu nedenle yatırımın mali olarak kendini ne kadar sürede amorti edeceğini söylemek zor. Bununla birlikte geminin şirkete sağlayacağı nakit akışı ve geri dönüş süreci, geminin ticari seferlerine başlayacağı 2029 yılı itibarıyla fiilen başlayacak.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>AFO altın fonu güvenli liman arayışındaki yatırımcıya yıllık %35 kazandırdı</strong></p>
<p>Ak Portföy'ün idaresindeki Altın Fonu (AFO), geçtiğimiz ocak ayında en yüksek 1,56 TL'yi test ettikten sonra kademeli olarak geriledi. Son bir aydır tabanda tutunma eğilimi öne çıkarken fiyat 1,19 TL bölgesinde bulunuyor. Fonun hacmi aynı sürede küçülen ivmesinden kurtulamadı. Temmuzun üçüncü haftasında düşüş sürerken hacmi 18 milyar TL seviyesine geriledi. Marttan bu yana her ay değişen miktarlarda nakit çıkışı yaşanıyor. Temmuzda çıkan tutar 398,29 milyon TL oldu. Yatırımcı sayısı kademeli olarak gerilerken şimdilerde 82.467 kişiye indi. Yüzde 28,46 doluluk oranıyla altına dayalı sermaye piyasası araçlarına yatırım yapıyor. Portföyün %50,67'si kıymetli madenler ve %44,10'u kıymetli maden kamu kira sertifikasından oluşuyor. Yıllık getirisi %35,40 seviyesinde olurken endeksle benzer seviyede.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Escar Filo, piyasadan TLREF + %4,50 faizle 1 milyar lira borçlandı</strong></p>
<p>Escar Filo, nitelikli yatırımcılara yönelik 17.07.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 1 milyar TL olan bononun yıllık faizi TLREF + %4,50 olarak belirlendi. 364 gün vadeli bono, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 4 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 16.07.2027 olarak açıklandı. 17 Temmuz itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı %39,91 seviyesinde bulunuyor. Escar Filo'nun verdiği %4,50 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFESCR72710 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a604faa1450a-1784696746.png" alt="" width="973" height="244" /><strong>ULUSOY UN</strong></p>
<p><strong>Manisa ve İzmir'deki kendi ihtiyacı RES projelerini devreye almaya hazırlanıyor</strong></p>
<p>Ulusoy Un, üretim tesislerinin elektrik ihtiyaçlarını yenilenebilir enerjiden karşılamak üzere başlattığı projelerde mekanik montaj aşamalarını tamamladı. Şirket; Manisa'daki 4.200 kWm ve İzmir'deki 5.560 kWm gücündeki rüzgar enerjisi türbinleri için TEDAŞ kabul süreçlerini başlattı. Ek olarak, Bergama'da yapılması planlanan üçüncü türbin (4.200 kWm) için ÇED raporu alındı. Söz konusu tesisin ise önümüzdeki yılın dördüncü çeyreğinde devreye alınması hedefleniyor. Enerji maliyetini minimize etme hedefinde son aşamaya gelen firma, üç aylık dönemde gelirini %2 artırdı.</p>
<p><strong>ÖZYAŞAR TEL</strong></p>
<p><strong>Amerika'daki iştiraki ilk satışını gerçekleştirdi, yıl sonu hedefi 9 milyon dolar</strong></p>
<p>Özyaşar Tel, ABD pazarında büyüme hedefi doğrultusunda %100 bağlı ortaklık olarak kurduğu Ozyasar Wire şirketi operasyonlarına başladı. Bağlı ortaklık yaklaşık 911 bin dolar (42,8 milyon TL) tutarındaki ilk satışını gerçekleştirdi ve yıl sonuna kadar tutarın 9 milyon dolara ulaşması hedefleniyor. Şirket, uluslararası gelir tabanını çeşitlendirme ve Amerika pazarında doğrudan yer alma hedefini hayata geçirmeye çalışıyor. Sanayi şirketlerinin yoğun tüketim olan pazarlarda distribütörler yerine kendi iştirakleri üzerinden doğrudan satış yapması kâr marjını artırmakta.</p>
<p><strong>KOÇ METALURJİ</strong></p>
<p><strong>Muş'taki proje için 14,2 milyon dolarlık finansal kiralama sözleşmesi imzaladı</strong></p>
<p>Koç Metalurji, Muş'ta hayata geçireceği 22,5 MWe kurulu güce sahip güneş enerjisine dayalı elektrik üretim tesisi projesinin finansmanı için QNB Finansal Kiralama ile finansal kiralama sözleşmesi imzaladı. Anlaşmanın KDV dahil 14,28 milyon dolar tutarında olduğu belirtildi. Sözleşme ilk 18 ayı anapara ödemesiz olmak üzere toplam 72 ay vadeli olarak belirlendi. Şirket, enerji verimliliğini destekleyecek olan yatırımın fonlama altyapısını bu yolla temin etti. Enerji yoğun sektörlerde kapasite artışı veya enerji yatırımları için uzun vadeli alternatifler avantaj sağlar.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Logo Yazılım hissesinde mayısın ikinci yarısından bu yana dalgalı düşüş sürüyor</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a604f8c14c5d-1784696716.png" alt="" width="305" height="242" /></strong>Logo Yazılım'da fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %2,98 ile toplamda 253,98 bin lot artarak 8,77 milyon lota çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 81'den 82'ye yükseldi. CPU fonu 150 bin lot ile en fazla alımı yaparken, TTE 193,96 bin lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Logo Yazılım hakkında bugüne kadar 9 aracı kurum öneride bulunurken sadece iki kurum model portföyüne aldı. En yüksek hedef öneriyi Marbaş Yatırım 252,88 TL ile verdi. En düşük öneri 211,41 TL ile İş Yatırım'dan geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuzde-3361-cikisla-ilgi-toplarken-bos-bilancosuyla-manisayi-tasiyor-83671</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüzde 3.361 çıkışla ilgi toplarken boş bilançosuyla Manisa’yı taşıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-baskani-hacisuleymandan-iflaz-ve-dizel-uyarisi-83670</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> ATSO Başkanı Hacısüleyman&#039;dan &#039;iflas&#039; ve &#039;dizel&#039; uyarısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Temmuz ayı meclis toplantısı Meclis Başkanı Ahmet Öztürk yönetiminde gerçekleştirildi.</p>
<p>ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman, ekonomide birçok konunun güncelliğini sürdürdüğünü söyledi.</p>
<p>IMF‘nin 2026 yılı için Türkiye’nin büyüme beklentisini yüzde 3,4’ten yüzde 2,9’a düşürdüğünü anımsatan Hacısüleyman, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’2027 yılı için büyüme beklentisinin büyük ölçüde sabit kalacağı görülüyor. Perakende satış hacmi yüzde 13,7 arttı. Ekonomimiz hâlâ tüketim üzerinden büyümeye çalışıyor. Oysa sıkı para politikasının temel amacı neydi? Enflasyonu kontrol altına almak, piyasadaki para akışını bir miktar yavaşlatmaktı. Ancak görüyoruz ki tüketim tarafında beklenen yavaşlama gerçekleşmedi. Tam tersine, perakende tüketim artmaya devam ediyor. Sanayi üretiminde ise mayıs ayında kayda değer bir değişiklik olmadı. Sayın Cumhurbaşkanımızın imzasıyla sanayicilerimiz için yaklaşık 1 trilyon TL büyüklüğünde yeni bir kredi paketi açıklandı. Bu paketi son derece önemsiyoruz. Çünkü üretime yönelik hazırlanmış önemli bir destek paketi. Yeni yatırımları teşvik ediyor, üretimin sürdürülebilirliğini ve artırılmasını hedefliyor.’’</p>
<p>Ekonomide en büyük sıkıntının kısa vadeli finansmana erişim olduğuna dikkat çeken Hacısüleyman, ‘’İşletme sermayesini güçlendirecek kaynaklara bugün her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Yeni yatırım kredileri elbette çok kıymetli. Bu uygulama üretimi destekleyecektir. Ancak işletmelerimizin bugün ayakta kalabilmesi için de acil finansman ihtiyacına çözüm üretilmesi gerekiyor. Artık bu konuda piyasayı rahatlatacak adımların atılması gerektiğine inanıyoruz’’ dedi.</p>
<p><strong>Antalya Toptancı Hali’nde iflas uyarısı</strong></p>
<p>Tarımla ilgili gelişmeleri de yakından takip ettiklerini ifade eden Yusuf Hacüleyman, Antalya Toptancı Hali ile ilgili gelen haberlerin herkesi üzdüğünü söyledi. Hacısüleyman, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’İçinde bulunduğumuz sıcak hava koşulları da dikkate alındığında, bu sürece kısa vadede çözüm üretecek adımlara ihtiyaç var. Bugün ihtiyaç duyulan şey uzun vadeli planlardan ziyade, mevcut sorunlara hızlı cevap verecek çözümlerdir. Umut ediyoruz ki işletmelerimizin büyük bölümü bu süreçten en az zararla çıkar. Ancak yaşanan sıkıntıların sektörümüzü belirli ölçüde etkileyeceğini de maalesef görüyoruz. Hepimizin orada eşi, dostu, arkadaşı, akrabası var.  Her gün ayakta kalma mücadelesi veriyorlar. Bu nedenle, kendilerine destek olacak düzenlemelerin süratle hayata geçirilmesine ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz.’’</p>
<p>Üretici Fiyat Endeksinin yüksek seyretmeye devam ettiğini, üretim maliyetlerinin hâlâ arttığını, özellikle mal ve hizmet ihracatı yapan firmalar açısından döviz kuru kaynaklı sıkıntıların devam ettiğini vurgulayan Hacısüleyman, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’İlk altı aylık dönemde enflasyon yüzde 10,78, dolardaki artış yüzde 9,83, Euro’daki artış ise yaklaşık yüzde 7 seviyesinde gerçekleşti. Yani ister mal ihracatı ister hizmet ihracatı yapan firmalarımız, enflasyon ile döviz kuru arasındaki fark nedeniyle yaklaşık yüzde 10 ila 12 arasında öz kaynaklarından ve sermayelerinden harcamak zorunda kalıyor. Yılsonunda bu farkın hangi seviyeye ulaşacağını bugün için kestirmek zor. Ancak bu eğilim devam ederse yüzde 20-22 seviyelerinde bir makas oluşabilir. Böyle bir tabloda ihracat yapan firmalarımızın iç piyasadaki maliyetlerini karşılaması çok daha zor hâle gelecektir.’’</p>
<p><strong>"Yurt dışı seyahatler artıyor"</strong></p>
<p>Petrol fiyatlarının yüksek seyretmesi ve enflasyonun hâlâ istenilen seviyeye inmemiş olması nedeniyle faizlerde çok ciddi bir indirim beklememek gerektiğini düşündüklerini anlatan ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Yıl sonunda politika faizinin yüzde 34-35 seviyelerinde olabileceği yönünde bir beklenti oluşuyor. Ağustos ayında Para Politikası Kurulu toplantısı yapılmayacak. Faizlerle ilgili değerlendirmeler yeniden eylül ayında gündeme gelecek. Mal ihracatı ve ithalatına baktığımızda da dikkat çekici bir tablo görüyoruz. Bir tarafta perakende satışlar artarken diğer tarafta yaklaşık 53 milyar dolarlık bir dış ticaret açığımız bulunuyor. Mal ihracatımız 136 milyar dolar, ithalatımız ise 189 milyar dolar seviyesinde. İthalatın bu kadar hareketli olmasının temel nedenlerinden biri de döviz kurunun mevcut seviyesi. Bunu turizmde de görüyoruz. Yurt dışı seyahatlerinde belirgin bir artış yaşanıyor. Çünkü döviz kurunun mevcut seviyesi, yurt dışı seyahatlerini daha ulaşılabilir hâle getiriyor. Böyle olunca insanlar yurt içinde tatil yapmak yerine yurt dışını da tercih edebiliyor.’’</p>
<p><strong>Dizelde ithalat uyarısı</strong></p>
<p>İran ile ABD gerilimin kısa vadede çözülecek gibi görünmediğini, bu sürecin yılsonuna kadar da gündemi meşgul edeceğini ifade eden Hacısüleyman, Rusya’nın dizel ihracatını yasaklamasının Türkiye açısından sıkıntı yaratacağını söyledi. Hacısüleyman, sözlerini şöyle tamamladı.</p>
<p>‘’Rusya-Ukrayna savaşı beş yıldır sürüyor. Savaş öncesi tarım ve turizmde Rusya en büyük pazarımız, Ukrayna ise üçüncü büyük pazarımızdı. Ukrayna'dan her yıl 1,5 milyon turist geliyordu. Bugün hem birinci hem üçüncü pazarımız olan iki ülke, beş yıldır savaşta. Rusya'nın aldığı önemli bir karar var. Dizel yakıt ihracatını durdurdu. Türkiye'nin dizel ithalatının yaklaşık yüzde 85'i Rusya'dan geliyor. Dolayısıyla dizel araç kullanan vatandaşlarımızın önümüzdeki dönemde herhangi bir sıkıntıyla karşılaşıp karşılaşmayacağını bugün kestiremiyoruz.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-baskani-hacisuleymandan-iflaz-ve-dizel-uyarisi-83670</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/0/1280x720/atso-baskani-hacisuleymandan-iflaz-ve-dizel-uyarisi-1784696692.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Yusuf Hacısüleyman, Türkiye’nin en büyük sebze üretici ve ihracatçısı bir firmanın ödemeleri durdurması ve iflas söylentilerinin tarım sektöründe domino etkisi gibi yıkım yaşatacağını belirtirken, Rusya’nın dizel ihracatını yasaklamasının da Türkiye’yi sıkıntıya uğratacağı uyarısında bulundu. Hacısüleyman, üç yıldır uygulanan sıkı para politikasının da başarılı olmadığını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ciftci-elektrik-kesintilerine-cozum-bekliyor-83669</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 08:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çiftçi elektrik kesintilerine çözüm bekliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Kumluca Ziraat Odası Başkanı Hidayet Kökçe, son dönemde ilçedeki tarım arazilerinde yaşanan elektrik kesintileri, enerji altyapısındaki yetersizlikler ve tarımsal elektrik aboneliği işlemlerinde karşılaşılan sorunların üreticileri mağdur ettiğini belirtti.</p>
<p>Kumluca'nın Türkiye'nin en önemli örtü altı üretim merkezlerinden biri olduğuna dikkat çeken Kökçe, tarımsal üretimin sürdürülebilirliği açısından elektrik enerjisinin vazgeçilmez olduğunu söyledi. Kökçe, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Üreticilerimiz sulama sistemlerini, tarımsal ekipmanlarını ve modern tarım uygulamalarını elektrik enerjisi ile yürütmektedir. Tarım arazilerinde yaşanan elektrik kesintileri ve voltaj düşüklükleri üretimi olumsuz etkilerken, Çiftçi Kayıt Sistemi'ne (ÇKS) kayıtlı üreticilerimizin tarımsal elektrik aboneliği işlemlerinde karşılaştıkları bürokratik engeller de çiftçilerimizi zor durumda bırakmaktadır. Devlet tarafından resmî olarak üretici olduğu kabul edilen ve ÇKS kayıtları bulunan çiftçilerin tarımsal faaliyetlerini sürdürebilmek için ihtiyaç duydukları elektrik aboneliklerini alırken mağdur edilmemesi gerekir.’’</p>
<p>ÇKS'ye kayıtlı olan ve aktif olarak üretim yapan çiftçilerin tarımsal sulama aboneliği başta olmak üzere elektrik hizmetlerinden yararlanırken çeşitli engellerle karşılaşmasının kabul edilemez olduğuna dikkat çeken Kökçe, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Üreticilerimiz zaten artan maliyetler ve zorlu üretim şartları altında mücadele etmektedir. Tarımsal üretimin devamlılığı için ÇKS kayıtlı çiftçilerimizin elektrik aboneliği işlemlerinin kolaylaştırılması, taleplerinin hızlı bir şekilde sonuçlandırılması ve üretim faaliyetlerini aksatacak uygulamalardan kaçınılması gerekmektedir.”</p>
<p>Elektrik altyapısındaki yetersizlikler nedeniyle sulama motorları ve diğer tarımsal ekipmanlarda sık sık arızalar meydana geldiğini belirten Kökçe, üreticilerin hem zaman kaybı yaşadığını hem de yüksek bakım ve onarım maliyetleriyle karşı karşıya kaldığını ifade etti.</p>
<p>Kumluca'da tarımın yalnızca bölge ekonomisinin değil, ülke ekonomisinin ve gıda arz güvenliğinin de temel unsurlarından biri olduğunu vurgulayan Hidayet Kökçe, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>‘’Tarım bölgelerindeki enerji nakil hatlarının yenilenmesi, trafo kapasitelerinin artırılması ve arızalara hızlı müdahale edilmesi kadar, üreticilerimizin elektrik aboneliği süreçlerinde yaşadığı sorunların da çözüme kavuşturulması gerekmektedir. ÇKS kayıtlı üreticilerimizin tarımsal faaliyetlerini sürdürebilmeleri için gerekli kolaylıklar sağlanmalıdır. Üreticinin önüne engel koyan değil, üretimi destekleyen bir anlayışla hareket edilmelidir. Tarımsal üretimin kesintisiz sürdürülebilmesi için hem enerji altyapısının güçlendirilmesi hem de ÇKS kayıtlı çiftçilerin elektrik aboneliği işlemlerinde yaşadığı mağduriyetlerin giderilmesini bekliyoruz. 1980 ve 1985 yıllarında yapılan tesislerin yetersiz kaldığını ve bunlarında acil yenilenmesini talep ediyoruz.’’</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ciftci-elektrik-kesintilerine-cozum-bekliyor-83669</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/9/1280x720/ciftci-elektrik-kesintilerine-cozum-bekliyor-1784696544.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin örtü altı üretim merkezi Kumluca’da çiftçiler, elektrik kesintilerine çözüm bulunmasını istiyor. Kumluca ziraat Odası Başkanı Hidayet Kökçe, &quot;Tarımsal üretimin devamlılığı için elektrik sorununa acil çözüm getirilmeli.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/internet-erisiminin-kisitlanmasi-kontrolsuz-alana-yonlendirir-83667</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> İnternet erişiminin kısıtlanması &#039;kontrolsüz alan&#039;a yönlendirir!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Dijital Dönüşüm ve Siber Güvenlik Derneği (DDSGD) Başkanı Taner Çıtak, Türkiye’nin veri merkezleri sektöründe başta gençlerin istihdamı olmak üzere büyük bir potansiyele sahip olduğunu, bu potansiyelin harekete geçirilmesi için özgürlük-güvenlik dengesinin hassas biçimde sağlanması gerektiğini belirtti. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edilen internet erişiminin kısıtlanma usulü düzenlemesi hakkında Taner Çıtak tarafından hazırlanan değerlendirme notu DDSGD tarafından yayınlandı. Değerlendirmede, kısıtlayıcı yönde aşırı düzenlemelerin, hem yerli, hem de yabancı yatırımcıyı olumsuz etkileyeceği, hem de kontrol arayışlarına karşılık kontrol dışındaki alanlara yönelmeye neden olabileceği uyarısında bulunuldu.</p>
<p>Değerlendirme notunda, kamunun yanında özel sektörün de veri merkezleri, siber güvenlik başta olmak üzere dijital ekonomideki farkındalığı bulunduğu ve bu alanda izlenen milli çözümler geliştirme yanında yabancı doğrudan yatırım çekme girişimlerinin de olumlu olduğu vurgulandı. Buna karşılık, TBMM’de kabul edilen düzenlemenin bu anlayış ve yaklaşımı karşılamadığı vurgulandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a604e24ce5b4-1784696356.png" alt="" width="900" height="147" /></p>
<h2>Ekonomik boyutu gözden kaçıyor </h2>
<p>Taner Çıtak tarafından hazırlanan değerlendirme notunda, bu tür düzenlemelerde ekonomik boyutun gözden kaçabildiğini vurgulayarak, riskin küresel dijital ekonomiden izolasyona kadar varabileceğine dikkat çekildi. “Düzenlemenin en önemli ve çoğu zaman gözden kaçan boyutu ekonomiktir. Uluslararası dijital ekonomiye entegrasyon; sermaye, veri ve hizmet akışlarının kesintisizliğine ve hukuki öngörülebilirliğe dayanır” denilen notta, “Bu risklerin ortak paydası şudur: Sorun, güvenlik amacının kendisi değil; amacı gerçekleştirmek için seçilen araçların, dijital ekonominin işleyişi için vazgeçilmez olan öngörülebilirlik ve süreç güvencesi beklentileriyle henüz tam uyumlu olmamasıdır” ifadesine yer verildi.</p>
<p>Risk alanları nasıl sıralanıyor? Değerlendirmede, yerli ve yabancı yatırım kararlarından AB’nin dijital tek pazarına uyumun bozulmasına kadar risk alanları şöyle sıralandı: </p>
<p>■ Yatırım ortamı ve veri merkezi kararları: Küresel bulut sağlayıcıları ve veri merkezi yatırımcıları, lokasyon seçiminde düzenleyici öngörülebilirliği başlıca kriter olarak değerlendirmektedir. İçerik veya alan adlarının kısa süreler içinde idari kararla erişime kapatılabildiği bir çerçeve, Türkiye'nin bölgesel veri merkezi üssü olma hedefiyle gerilim oluşturabilir. </p>
<p>■ Yerli girişim ekosistemi: Alan adları ve barındırma altyapısı üzerindeki idari yükümlülükler ve yaptırım riski; yerli teknoloji girişimlerinin, e-ticaret platformlarının ve yazılım ihracatçılarının maliyetlerini artırabilir, uluslararası müşteri ve yatırımcı nezdinde rekabet gücünü zayıflatabilir. </p>
<p>■ AB dijital tek pazarıyla uyum: Avrupa Birliği, Dijital Hizmetler Yasası (DSA) ile şeffaflık ve süreç güvencelerini dijital ticaretin ön koşulu haline getirmiştir. Türkiye'nin çerçevesinin bu standartlardan uzaklaşması; veri akışları, dijital hizmet ihracatı ve olası yeterlilik/ uyum değerlendirmeleri bakımından ilave engeller doğurabilir. </p>
<p>■ Kontrol dışı mecralara kayış: Erişilebilir ve kayıtlı mecraların daralması bilgi akışını durdurmamakta; kullanıcıları VPN'lere ve denetimi çok daha güç, uçtan uca şifreli kanallara yönlendirmektedir. Bu durum, düzenlemenin kamu düzenini koruma amacını zayıflatabilecek bir yan etki üretmektedir. </p>
<p>■ İtibar ve endeks etkileri: Uluslararası dijital özgürlük ve iş yapma kolaylığı endekslerindeki olası gerilemeler, doğrudan yabancı yatırım kararlarında ve teknoloji ortaklıklarında referans olarak kullanılmakta; izolasyon etkisini kendi kendini besleyen bir döngüye dönüştürebilmektedir.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Nasıl bir yol izlenmeli?</span></h2>
<p>Değerlendirme notunda, yapılması gereken iyileştirmeler ve bu alandaki politika önerilerine de yer verildi. Taner Çıtak’ın değerlendirmesinde, siber tehditlerin arttığı bir ortamda kurumsal kapasitenin güçlendirilmesinin gerekli olduğuna işaret edilirken, bu güçlendirme için seçilen araç ve usulün hassas olması gerektiğine vurgu yapıldı. Bu yaklaşımla, düzenlemenin mevcut halinin öngörülebilirliği zayıflatan, idareye geniş takdir hakkı tanıdığı, önce uygulama, sonra denetim sıralamasının ülkeyi küresel dijital ekonomiden izole etme riski barındırdığına dikkat çekildi. Güvenlik ve ekonominin birlikte gerçekleşebilmesi için yapılması gereken iyileştirmeler şöyle sıralandı: </p>
<p>■ <strong>Kavramların netleştirilmesi:</strong> “Gecikmesinde sakıncalı hal” kavramının, kanunda sayılan somut ve dar suç kategorilerine bağlanması. </p>
<p>■ <strong>Yargısal güvencenin öne alınması:</strong> Gerçek aciliyet halleri dışında hâkim kararının müdahaleden önce alınmasının esas kılınması; sonradan onay usulünün gerekçeli ve esaslı incelemeye tabi tutulması. </p>
<p>■ <strong>Görev ayrışması:</strong> Siber Güvenlik Başkanlığı'nın görev tanımının altyapı ve şebeke korumasına odaklanması; içerik ve alan adı süreçlerinde sivil ve bağımsız denetim mekanizmalarının korunması.</p>
<p>■ <strong>Şeffaflık mekanizması:</strong> DSA'daki gerekçeli bildirim uygulamasına benzer şekilde, kısıtlama kararlarının gerekçeleriyle birlikte kayıt altına alındığı ve düzenli raporlandığı bir şeffaflık çerçevesi kurulması. </p>
<p>■ <strong>Etki analizi:</strong> Düzenlemenin veri merkezi yatırımları, girişim ekosistemi ve AB dijital müktesebatıyla uyum üzerindeki etkilerine ilişkin düzenli ekonomik etki analizlerinin yapılması.</p>
<p><strong>ABD ve Avrupa örnekleri </strong></p>
<p>Bilgi notunda, yapılan düzenlemeler ekonomik etki yanında, Anayasal çerçeve açısından değerlendirildi ve ABD ile Avrupa uygulamaları incelendi. Bu kapsamda, Anayasa açısından haberleşme hürriyeti ile hakim kararı esasına rağmen yetkinin idaredeki operasyonel bir güvenlik birimine verilmesinin, istisnanın kural haline gelmesi riski doğurduğuna dikkat çekildi. Ayrıca, “gecikmesi sakıncalı hal” kavramının hukuki somut kriterlere bağlanmasının yaratacağı belirsizliğin sorun noktası olduğu, iki saatte uygulama zorunluluğu, alan adı düzeyinde müdahale imkanının amaç ile araç arasında orantısızlık yarattığı vurgulandı. Yargısal değerlendirmenin müdahaleden sonraya bırakılmasının da telafi si güç zararlar bakımından hak arama hürriyetinin etkinliğini azaltacağına dikkat çekildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/internet-erisiminin-kisitlanmasi-kontrolsuz-alana-yonlendirir-83667</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/07/bilgisayar-klavye.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dijital Dönüşüm ve Siber Güvenlik Derneği Başkanı Taner Çıtak, TBMM Plan Bütçe Komisyonu’nda kabul edilen internet erişimi yasağı düzenlemesini değerlendirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozelden-vakti-gelmis-bir-vedanin-huznuyle-chpye-veda-83666</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özel&#039;den “vakti gelmiş bir vedanın hüznüyle” CHP’ye veda</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>CHP'de Grup Başkanı Özgür Özel, mahkemenin 21 Mayıs’ta mutlak butlan kararını açıklamasının ardından parti içinde verdiği mücadeleyi dün TBMM’de yaptığı son grup toplantısıyla sonlandırdı. Butlan kararının ardından 71 gün sonra CHP’ye veda eden Özel, yeni partiyi kuracaklarını resmen açıkladı. CHP’deki son grup toplantısında konuşan Özgür Özel, 19 Mart’tan bu tarafa gelinen süreci anlattı. Haziran 2023 genel seçimler ve yerel seçimlerden sonra yaşananları aktardı.</p>
<p>Özel, “Bu kürsüye her zamankinden farklı duygularla, belki de vakti gelmiş bir vedanın hüznünü taşıyarak çıktım” sözleriyle devam ettiği konuşmasında şöyle dedi: “Buradan tarihi bir konuşma, çok sıra dışı bir konuşma değil; bugün buradan tarihe not düşen, hatırlatan, tarihe emanet edilen cümleleri bırakan samimi bir konuşma, açık açık bir konuşma yapmaya geldim. Tarihi konuşmayı yapılacak ilk seçimin akşamında hep birlikte yapmak üzere tarihe emanet ediyorum. Yıllar geçse de tarih sayfalarının her siyasi başarıyı, her hukuksuz saldırıyı, her acıyı, her sevinci yazacağını; emri hak vaki olduktan sonra bile bizler bu dünyadan görüştüğümüzde bugünlerdeki tutumlarımızın, bazı tutumların, bazı kumpasların ve bazı onurlu duruşların evlatlarımıza, torunlarımıza miras kalacağını hepimiz görüyoruz. Size söz veriyorum; her şey bittiğinde asla unutkan olmayacağız. Her şey bitecek ama hep birlikte hatırlayacağız. Bu partiyi bölemezler, partinin adı değişir, partinin logosu değişir, gün gelir devran değişir, ayrı düşenler birleşir. Ama bizi, bu birlikteliği bölemezler.” Özel konuşmasında, isim vermeden Kemal Kılıçdaroğlu’nu eleştirerek, “Hani tarih bir yerde kırılacaksa burada kırılacak. İnceldiği yerden kopacaksa burada kopacak. Kimse bana particilik oynamayacak. Ya Cumhuriyet Halk Partili gibi davranılacak ya da saraydan alınan talimatlar unutulacak” diye konuştu.</p>
<h2>“Ateşten gömleği giyiyoruz” </h2>
<p>Özel, kuracakları yeni parti ile ilgili, “Eski nesil siyaseti geride bırakıyoruz. Yeni nesil siyaseti, yeni bir rekabet ahlakını, özgür ve onurlu insanların ülkesini kurmak için yola çıkan ve bu konuda kararlılıkla yürüyen bir anlayışı hayata geçiriyoruz. Bu bir ayrılık değil, bu bir vazgeçiş değil. Bu Türkiye’de daha güçlü şekilde değişimi sürdürme ve iktidara yürüyüşün kararlı adımlarıdır. Dosta, olmayana, yanımızda olanlara, düne kadar karşımızda olanlara ilan ederiz ki; biz siyasette gömlek çıkarmıyoruz. Biz bu ülkenin yarınları için siyasette ateşten bir gömleği hep beraber giyiyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Yeni parti için toplantılar yapılacak </h2>
<p>Özel, 74 il başkanı, Parti Meclisi ve MYK toplantılarının ardından milletvekilleri ile bir araya geleceklerini duyurarak, “Yeni partimizi milletimizin seçtiği, ona yetkisini emanet ettiği milletvekillerimizle ilk adımını atarak kuruyoruz. Bugün bu kürsüye Cumhuriyet Halk Partisi’nin grup kürsüsüne veda ederken, ana muhalefet partisi grup kürsüsünü asla bırakmıyoruz. Altı Ok’a sonuna kadar bağlıyız. Aslan sosyal demokratlarla, muhafazakar demokratları, milliyetçi demokratları, Kürt demokratları, sosyalist demokratları, liberal demokratları kucaklamışsak, onlarla birlikte Türkiye İttifakı’nı kurmuşsak, Atatürk’le sorun olmayan, Misak-ı Milli sınırlarıyla sorunu olmayan, Cumhuriyet’le sorunu olmayan tüm demokratları Türkiye İttifakı’nda kucaklamaya, birlikte iktidara yürümeye davet ediyorum."</p>
<p>Özel, kürsüdeki son grup konuşmasında "Yeni yolu açıyoruz. Ne Ekrem İmamoğlu’nu geride bırakırız, ne Mansur Yavaş’ı. Ne Zeydan Karalar kalır Adana’da, ne Vahap Seçer Mersin’de…” sözleriyle CHP'ye veda etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozelden-vakti-gelmis-bir-vedanin-huznuyle-chpye-veda-83666</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/6/1280x720/ozgur-ozel-1784696031.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özel&#039;den “vakti gelmiş bir vedanın hüznüyle” sözleriyle CHP’ye veda ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracatcinin-maliyeti-yukselmeye-devam-ediyor-83665</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracatçının maliyeti yükselmeye devam ediyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) açıkladığı Haziran 2026 Yurt Dışı Üretici Fiyat Endeksi (YD-ÜFE) verileri, ihracat yapan firmaların üretim maliyetlerindeki artışın sürdüğünü ortaya koydu. Endeks, haziran ayında bir önceki aya göre yüzde 0,46, geçen yılın aynı ayına göre ise yüzde 30,33 arttı. On iki aylık ortalamalara göre artış ise yüzde 32,07 olarak gerçekleşti.</p>
<p>İlk bakışta yüzde 0,46'lık aylık artış düşük gibi görünebilir. Ancak üretim maliyetleri aylar boyunca üst üste yükseldiğinde işletmeler üzerinde önemli bir yük oluşturuyor. Özellikle ihracata çalışan sanayiciler hem içeride artan maliyetlerle hem de dünya pazarlarında yoğun rekabetle aynı anda mücadele etmek zorunda kalıyor.</p>
<p>YD-ÜFE, yurt dışına satılan ürünlerin üretici fiyatlarındaki değişimi gösteren önemli bir göstergedir. Kısacası, ihracata yönelik üretim yapan firmaların maliyetlerinin hangi yönde hareket ettiğini ortaya koyar. Bu nedenle açıklanan rakamlar sadece sanayiciyi değil, ihracatı, döviz gelirlerini, yatırımları ve dolaylı olarak ülke ekonomisini de yakından ilgilendiriyor.</p>
<p>Haziran verilerine bakıldığında yıllık maliyet artışının hâlâ yüzde 30'un üzerinde olması, üreticilerin üzerindeki maliyet baskısının tam anlamıyla sona ermediğini gösteriyor.</p>
<p>İmalat sanayinde yıllık fiyat artışı yüzde 30,08 olurken, madencilik ve taş ocakçılığı sektöründe bu oran yüzde 45,13'e ulaştı. Özellikle madencilikte yaşanan yüksek artış, doğal kaynakların çıkarılması, enerji kullanımı ve üretim süreçlerindeki maliyetlerin ciddi biçimde yükseldiğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Ana sanayi grupları incelendiğinde ise en dikkat çekici artış enerjide yaşandı. Enerji sektöründe yıllık fiyat artışı yüzde 61,56 oldu. Elektrik, doğal gaz ve akaryakıt gibi temel girdilerde yaşanan yükseliş, üretimin hemen her aşamasını etkiliyor. Çünkü enerji, neredeyse bütün fabrikaların en önemli maliyet kalemlerinden biri.</p>
<p>Dayanıksız tüketim mallarında yüzde 33,96, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 31,79 ve ara mallarında yüzde 30,85'lik yıllık artışlar da üretimin hemen her alanında maliyet baskısının sürdüğünü gösteriyor. Sermaye mallarında ise artış yüzde 20,69 ile diğer gruplara göre daha düşük seviyede kaldı.</p>
<p>Aylık verilere bakıldığında ilginç bir tablo ortaya çıkıyor. Enerji grubunda haziran ayında yüzde 13,08 oranında düşüş yaşanırken, ara mallarında yüzde 2,32, dayanıksız tüketim mallarında yüzde 1,75, dayanıklı tüketim mallarında yüzde 1,02 ve sermaye mallarında yüzde 0,84 artış gerçekleşti.</p>
<p>Enerji fiyatlarındaki aylık gerileme üreticiler açısından olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Ancak diğer gruplardaki artışlar, üretim maliyetlerinin genel olarak yükselmeye devam ettiğini gösteriyor. Yani enerji tarafındaki rahatlama henüz diğer maliyet kalemlerine tam olarak yansımış değil.</p>
<p>Peki bu veriler ihracatçı açısından ne ifade ediyor?</p>
<p>İhracat yapan firmalar ürünlerini dünya pazarlarında satarken sadece kaliteyle değil, fiyatla da rekabet ediyor. Eğer üretim maliyetleri rakip ülkelerden daha hızlı artarsa, Türk ürünlerinin uluslararası pazarlardaki rekabet gücü zayıflayabiliyor.</p>
<p>Örneğin Avrupa'daki bir alıcı aynı ürünü Türkiye'den, Polonya'dan, Vietnam'dan veya Çin'den satın alabiliyor. Üretim maliyetleri arttıkça ihracatçı ya satış fiyatını yükseltmek zorunda kalıyor ya da kârından fedakârlık ediyor. Her iki durumda da firmaların uzun vadeli rekabet gücü olumsuz etkilenebiliyor.</p>
<p>Son yıllarda döviz kurlarındaki hareketlilik de ihracatçıların hesaplarını zorlaştırıyor. Döviz gelirleri artsa bile üretimde kullanılan enerji, hammadde ve ithal ara mallarındaki maliyet yükselişi bu avantajın önemli bölümünü ortadan kaldırabiliyor.</p>
<p>Bir başka önemli konu ise finansman maliyetleri. Üretici sadece enerjiye ve ham maddeye daha fazla ödeme yapmıyor. Aynı zamanda kredi faizleri, işletme sermayesi ihtiyacı ve finansman giderleri de şirket bütçelerini zorluyor. Bu nedenle maliyet baskısı yalnızca üretim aşamasıyla sınırlı kalmıyor.</p>
<p>YD-ÜFE verileri yatırım kararları açısından da önem taşıyor. Maliyetlerin uzun süre yüksek seyretmesi, bazı firmaların yeni yatırım planlarını ertelemesine neden olabiliyor. Bu durum zamanla üretim kapasitesini ve istihdamı da etkileyebiliyor.</p>
<p>Öte yandan aylık artış hızının yüzde 0,46 gibi sınırlı bir seviyede kalması, maliyetlerde önceki dönemlere göre daha kontrollü bir görünüm oluşmaya başladığını düşündürüyor. Bu eğilimin önümüzdeki aylarda da devam etmesi halinde üreticilerin üzerindeki baskının kademeli olarak hafiflemesi mümkün olabilir.</p>
<p>İhracatın güçlü kalabilmesi için yalnızca döviz kuru avantajı yeterli değildir. Enerji maliyetlerinin düşürülmesi, verimliliğin artırılması, teknolojik yatırımların desteklenmesi ve üretim süreçlerinin modernleştirilmesi büyük önem taşıyor. Aynı zamanda lojistik maliyetlerinin azaltılması ve finansmana erişimin kolaylaştırılması da ihracatçının rekabet gücünü artıracaktır.</p>
<p>Sonuç olarak Haziran 2026 YD-ÜFE verileri, üretim maliyetlerinde artışın sürdüğünü ancak aylık artış hızının yavaşlamaya başladığını gösteriyor. Bu gelişme umut verici olsa da yıllık yüzde 30'un üzerindeki maliyet artışı, ihracatçı açısından hâlâ önemli bir baskı anlamına geliyor.</p>
<p>Türkiye'nin ihracatta büyümesini sürdürebilmesi için üreticinin maliyet yükünün hafifletilmesi, enerji verimliliğinin artırılması, finansman olanaklarının güçlendirilmesi ve katma değeri yüksek üretime geçişin hızlandırılması gerekiyor. Çünkü güçlü ihracatın yolu, sadece daha fazla üretmekten değil; daha düşük maliyetle, daha verimli ve daha rekabetçi üretim yapabilmekten geçiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracatcinin-maliyeti-yukselmeye-devam-ediyor-83665</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracatçının maliyeti yükselmeye devam ediyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hesaplayamayanlar-ve-hesaplanamayanlar-83664</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hesaplayamayanlar ve hesaplanamayanlar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>21’inci yüzyıl, bilginin değil onu işleme, anlamlandırma ve karara dönüştürme gücünün belirleyici olduğu bir çağdır. Algoritmalar görünmez iktidarlar kurarken, insanlığın en büyük sınavı hesaplama kapasitesini muhakemeyle dengelemek olacaktır artık.</strong></p>
<p>22’nci yüzyılın tarihçileri, 21’inci yüzyılı "algoritmaların iktidarı devraldığı yüzyıl" olarak yazacaklar.</p>
<p>Çünkü; insanlık çağının her değişimi bir odak üzerinden gerçekleşti.</p>
<p> Taş çağında fiziki güç, tarım çağında toprak sahipliği, sanayi çağında makine çeşitliliği, bilgi çağında bilgi yönetimi egemen oldu. Tarihçiler anlatılar, buluntular ve kanıtlar üzerinden bu dönemleri anlattılar.</p>
<p>Bu yüzyılı anlatan tarihçilerin en önemli farkı ise tanık oldukları çağı anlatmak olacaktır.  Yüzyılın ilk yarısında, bilgi toplama ve bilgi işleme döneminin yaşandığını, ikinci yarısında bilginin değeri ve bilgi işleme egemenliğinin oluşturduğu çağ geçişinin yaşandığın söyleyecekler. Herkesin her bilgiye en az maliyetle erişebilmesi nedeniyle artık bilgi kıt kaynak olarak değerlendirilmedi. Ama bilgi işleme yeteneği, bilgi işleme ölçütleri, değer ve karar üretme kapasitesinin oluşturduğu egemenlik nedeniyle bu çağın hesaplama çağı olduğunu söyleyecekler.</p>
<p><strong>Egemenliğin görünmeyen </strong><strong>ağlara taşındığı yazılacak</strong></p>
<p>Tarihçiler bu çağı yazarken, devrimlerin artık meydanlarda değil, görünmeyen ağlarda gerçekleştiğini anlatacaklar. Sınırlar yerinde dururken egemenlik alanlarının değiştiğini; bayraklar aynı direklerde dalgalanırken, egemenliğin ağlara taşındığını yazacaklar.</p>
<p>Siyasetçilerin seçim kazandığını; fakat gündemi algoritmaların belirlediğini görecekler. Sandıklar meşruiyet üretti ama iktidar üretmeye yetmedi.</p>
<p>Bürokratların mevzuatları hazırladığını; ama hayatın ritmini yazılım güncellemelerinin değiştirdiğini fark edecekler. Devletler artık yalnızca düzenleyen değil, hesaplama kapasitesi inşa eden kurumlara dönüşmek zorunda kaldılar.</p>
<p>Ekonomistler, büyüme rakamlarını tartışırken değerin fabrikalarda değil, verim kapasitesiyle işlemcilerde üretildiğini görecekler.</p>
<p>Bilim insanları bilginin peşinden koşarken, bilginin ekonomik güce dönüşme hızının artık keşiflerle değil erişim hızıyla belirlendiğini yazacaklar. Teknokratlar, teknolojiyi yönetmeye odaklanırken teknolojinin insan davranışını yönetmeye başladığını not düşecekler.</p>
<p><strong>Yeni çağın sermayesi: </strong><strong>Veri, teknoloji ve güven</strong></p>
<p>İş insanları sermayenin para olduğunu düşündükleri dönemin kapandığını kabul edecekler. Yeni çağın sermayesinin veri ve teknoloji, hesaplama ve erişim hızı, itibar ve güven yönetimi, enerji yeterliliği olduğunu görecekler. Bunlardan birini bile kaybedenlerin servetlerinden olacağını, tamamını kaybedenlerin geleceklerinin kalmayacağını anlatacaklar.</p>
<p>Gazetecilerin haber yazdığı, akademisyenlerin makale yayımladığı, sanatçıların eser ürettiği bir dönemde; görünmez algoritmaların hangi haberin okunacağına, hangi makalenin görüleceğine, hangi eserin hatırlanacağına karar verdiğini de yazacaklar. Böylece ifade özgürlüğünün yalnızca konuşabilmek değil, duyulabilmek meselesi hâline geldiğini de kayda geçirecekler.</p>
<p>Avukatlar, savcılar ve hâkimler için de bu çağın ayrı bir anlamı olacak. Hukukun yalnızca insanların eylemlerini değil, algoritmaların kararlarını da denetlemek zorunda kaldığı ilk dönem olarak anılacaklar. Adaletin yeni sınavı, kanunların teknolojiye yetişmesi değil; teknolojinin hukukun önüne geçmesini engelleyebilmek olduğunu söyleyecekler.</p>
<p>Öğretmenler bilgi aktarmanın yeterli olmadığını; öğrenmeyi öğrenmenin, sorgulamanın ve muhakemenin en değerli becerilere dönüştüğünü anlatacaklar. Çünkü bilgiye ulaşmanın maliyeti sıfıra yaklaşırken, doğruyu yanlıştan ayırabilmenin maliyeti hiç olmadığı kadar artmış olacak.</p>
<p>Anne ve babalar çocuklarını yalnızca iyi okullara göndermenin yeterli olmadığını görecekler. Çocuklarını ekranlardan, manipülasyondan ve dikkat ekonomisinin görünmez rekabetinden koruyabilmenin de ebeveynliğin ayrılmaz bir parçası hâline geldiğini tekrar tekrar fark ettirecekler.</p>
<p>Çalışanlar işlerinin ellerinden alıp almayacağını tartışırken, asıl değişimin mesleklerde değil insanın değer tanımında yaşandığını, "Ne iş yapıyorsun?" değil, "İnsan olarak hangi değeri üretebiliyorsun?" sorusunu yanıtlamaları gerektiğini anlatacaklar.</p>
<p>Belki de tarihçiler en çok şunu yazacaklar.</p>
<p>Bu çağın insanları, iktidarı hâlâ seçim sandıklarında, parlamentolarda ve kürsülerde ararken, iktidar çoktan veri merkezlerine taşınmıştı. Onlar devletlerin küçüldüğünü ya da büyüdüğünü tartışırken, devletlerden daha etkili kararlar alabilen sistemler sessizce kuruluyordu. En büyük yanılgıları, görünür olanı güç, görünmeyeni ise araç sanmalarıydı.</p>
<p><strong>Yüzyılın en büyük devriminin, </strong><strong>en büyük yanılgı olma ihtimali...</strong></p>
<p>İnsanlık, hesaplama gücünü artırırken muhakeme gücünü de geliştirmezse, bu yüzyılın en büyük devrimi aynı zamanda en büyük yanılgısı olarak anılacaktır. Hesaplama çağı teğet geçilmiş olacaktır.</p>
<p>22’nci yüzyılın tarihçileri belki de bu yüzyılı tek cümleyle özetleyecekler.</p>
<p>İnsanlık bilgiye sahip olmayı medeniyet sandı; oysa medeniyet, bilgiyi hesaplayabilenlerle hesaplayamayanlar arasında yeniden kuruldu. Hesaplanamayanlar ise tarihin dipnotu, hesaplayamayanlar tarihin ismini anmadıkları oldu.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hesaplayamayanlar-ve-hesaplanamayanlar-83664</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hesaplayamayanlar ve hesaplanamayanlar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tahakkuk-mu-fiili-odeme-mi-tahakkuksa-tahakkuk-tarihi-ne-83663</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tahakkuk mu, fiili ödeme mi? Tahakkuksa, tahakkuk tarihi ne?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Vergi matrahının tespitinde, gider yazma zamanı öteden beri çokça tartışılan bir konu. Birçok giderin gider yazma zamanı açık değil. Tartışmalar esas olarak iki noktada yoğunlaşıyor. Bazı giderlerde ödeme yapılmasının gider yazma açısından önemli olup olmadığı ve tahakkuk tarihinde gider yazılacağı açık olan bazı giderler için tahakkukun ne zaman gerçekleştiği.</p>
<p>Bugünün konusu, bütün giderleri kapsamıyor. Konuyu, ağırlıklı olarak yasal zorunluluklar nedeniyle ödenen, birçoğunun kapanan yıla veya aya ilişkin hasılat, üretim miktarı veya kâr gibi unsurlar üzerinden hesaplanıp izleyen dönemde ödenen bazı giderlerin kurum kazancının tespitinde ne zaman dikkate alınacağıyla sınırlamaya çalışacağım.</p>
<p><strong>Yasal zorunluluklar nedeniyle yapılan bazı ödemeler</strong></p>
<p>Gelir Vergisi Kanunu’nun 40. maddesinin birinci fıkrasının (1) no.lu bendinde, gelirin elde edilmesi ve devam ettirilmesi için yapılan harcamaların gider kaydedileceği hükmü yer alıyor.</p>
<p>Bir faaliyetin yapılması için vergi kanunları dışındaki kanunlar bazı ödemelerin yapılmasını zorunlu kılmışsa, bu ödemeler, gelirin elde edilmesi ve devam ettirilmesi için zorunlu giderlerdendir ve başka bir yasal düzenlemeyle yasaklanmadığı hallerde, bu kapsamda gider kaydedilir.</p>
<p>Bu kategoriye girebilecek çok örnek var. Birkaçını saymak gerekirse, şunlar söylenebilir:</p>
<ul>
<li>Maden Kanunu gereği, bir önceki yıl faaliyetlerine ilişkin olarak verilen bilgi formları üzerinden hesaplanan ve haziran ayı sonuna kadar ödenen Devlet hakkı.</li>
<li>Petrol Kanunu gereği, üretilen petrol üzerinden hesaplanan ve üretimin yapıldığı ayı izleyen ay içinde beyan edilerek tahakkuk ettirilen ve ödenen Devlet hissesi.</li>
<li>Elektrik Piyasası Kanunu gereği net satış hasılatı üzerinden hesaplanan EPDK katılma payı,</li>
<li>Elektrik Piyasası Kanunu gereği, üretilen enerjiden yola çıkılmak suretiyle DSİ tarafından yıllık olarak hesaplanan ve izleyen yıl ödenen hidroelektrik kaynak katkı payı.</li>
<li>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu’na göre, ticari bilanço kârı üzerinden hesaplanan ve haziran ve ekim aylarında iki taksitte ödenen munzam aidat.</li>
<li>Çevre Kanunu gereği, izleyen ayda beyan edilerek tahakkuk ettirilen ve ödenen geri kazanım katılım payı.</li>
<li>Türk Standartları Enstitüsü Kuruluş Kanunu’na göre, önceki yıl bilançosuna göre safi kâr üzerinden hesaplanan ve ödenen aidat.</li>
</ul>
<p><strong>Tahakkuk tanımı</strong></p>
<p>Tahakkuk, gelir veya giderin mahiyet ve tutar itibariyle kesinleşmesi olarak tanımlanıyor. Mahiyet ve tutar itibariyle kesinleşmeyen gelirler elde edilmiş sayılmıyor, giderler ise yapılmış kabul edilmiyor. Bu tanım doğrultusunda alacak ve borcun kesin olarak hesaplanabildiği ve hukuken talep edilebilir hale geldiği tarihte tahakkuk gerçekleşmiş sayılıyor.</p>
<p>Tahakkuk esasından ne anlaşılması gerektiği konusunda bugüne kadar gördüğüm en ayrıntılı değerlendirme 22.12.2004 tarihli ve E:2004/1 K:2004/1 sayılı Danıştay İçtihadı Birleştirme Genel Kurul kararında yer alıyor. Bu kararda;</p>
<ul>
<li>Tahakkuk, gelirin ve giderin mahiyetinin ve miktarının kesinleşmesi ve kişiselleşmesiyle birlikte, hukuken istenebilir duruma gelmeyi sağlayan <u>işlemin ve olayın gerçekleşmesi</u> olarak tanımlanıyor,</li>
<li>Mahiyeti ve tutarı itibariyle kesinleşme, taraflar arasında mevcut ticari ilişkide edimlerin eksiksiz yerine getirilmesi suretiyle karşılıklı mutabakatla belirlenen <u>bedele hak kazanılması</u> ve bu bedelin belirginleşerek kesinleşmesini ifade ettiği belirtiliyor,</li>
<li>Alacak ve borcun, alacaklısının ve borçlusunun kimliğinin tespiti kişiselleşmesini, muhatap tarafından istenebileceği safhaya gelmesi de borcun veya alacağın hukuken istenebilirliğini ifade ettiği açıklanıyor,</li>
<li>Gelirin tahsil edilmiş veya giderlerin ödenmiş veya ödenmemiş olmasının tahakkuk esasına etkisi bulunmadığı, mahiyeti ve tutarı itibariyle kesinleşmiş, kişiselleşmiş bir alacak veya borç taraflar arasında varılan mutabakatla kararlaştırılmış, ancak ödeme dönemleri (vade) nedeniyle henüz ifa edilebilir safhaya gelmemiş olabileceği tespiti yapılıyor.</li>
</ul>
<p>Çok sayıda Danıştay kararında da tahakkuk tanımı var ama yukarıdaki kararla yetineyim ve bir de Mali İdare tanımı vereyim. Son zamanlarda verilen özelgelerde tahakkuk, gelir veya giderin miktar ve mahiyet itibariyle kesinleşmiş olması yani geliri veya gideri doğuran işlemin tekemmül etmesinin yanı sıra miktarının ve işlemden kaynaklanan alacağın veya borcun ödeme şartlarının da belirlenmiş olması olarak tanımlanıyor.</p>
<p><strong>Gider yazma zamanı konusunda özelge ve yargı kararları</strong></p>
<p>Bir önceki bölümde yer alan tahakkuk tanımları arasında önemli bir fark yok gibi gözüküyor. Gelir İdaresi özelgelerinde yer alan tanımdaki, “işlemden kaynaklanan alacağın veya borcun ödeme şartlarının da belirlenmiş olması” ifadesi kafa karıştırabilir ancak bu açıklama kısmının yukarıda örneklerini yazdığım giderler açısından bir önemi yok. Örneklerin çoğunda zaten ödeme şartları da ilgili kanunda belirlenmiş durumda.</p>
<p>Tanımlarda bugünün konusu açısından bir farklılık yok ama tanımların uygulaması konusunda paralellik de yok. Özelge ve kararlar aynı yönde değil. Birkaç farklı yorumu özetleyeyim.</p>
<ul>
<li>Mali İdare öteden beri Maden Kanunu gereği ödenen Devlet hakkı tutarının <u>fiilen ödendiği tarihte</u> gider yazılabileceği yönünde görüşler veriyor. (16.04.1986 tarih ve 5114 sayılı, 18.01.2007 tarih ve 3723 sayılı, 19.02.2013 tarih ve 1 sayılı, 20.02.2013 tarih ve 230 sayılı, 12.03.2015 tarih ve 283 sayılı özelgeler.) Yargı kararları aynı yönde değil. Maden Kanunu uyarınca ödenen Devlet hakkının ödendiği dönemde gider yazılmasını zorunlu kılan bir düzenleme olmadığı, Kanun'da öngörülmeyen bir zorunluluğun özelgeler ile getirilerek, Hazine paylarının tahakkuk ettiği dönemde değil ödendiği dönemde gider yazılmasının, Kanun gereği sahip olunan giderleştirme hakkının kullanmasını engellediği, bu durumun verginin yasallığı ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle yapılan cezalı tarhiyatları kaldıran kararlar var. (Danıştay Dördüncü Dairesinin 22.12.2022 tarih ve E:2020/2366 K:2022/8946 sayılı kararı, Danıştay Üçüncü Dairesinin; 08.10.2024 tarih ve E:2023/6031 K:2024/5180 ve 15.12.2025 tarih ve E:2023/8674 K:2025/5499 sayılı kararları.)</li>
<li>Danıştay Üçüncü Dairesinin, EPDK katılım payının, ilgili mevzuat çerçevesinde, satışların yapıldığı yıla ilişkin olarak elde edilen hasılat üzerinden hesaplanan gelir ve gidere ilişkin bir tutar olduğu, dönemsellik ilkesinin gereği olarak 2018 yılı hasılatı üzerinden 31.12.2018 tarihinde <u>tahakkuk eden EPDK katılım payının</u> bu yıl hesapları ile ilişkilendirilerek gider yazılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, Bölge İdare Mahkemesince verilen kararı bozan yeni tarihli bir kararı var. Kararda tahakkuk tarihinin ne zaman olduğu açıkça belirlenmiş. (Danıştay Üçüncü Dairesinin 18.11.2025 tarih ve E:2023/7110 K:2025/4631 sayılı kararı.)</li>
<li>Gelir İdaresi’nin, hidroelektrik kaynak katkı payının kuruma bildirildiği tarihte (02.04.2018 tarih ve 53937 sayılı özelge), TOBB’a ödenen levha kayıt ücretinin ödendiği dönemde (18.02.2016 tarih ve 91 sayılı özelge), geri kazanım katılım payının beyan edilerek fiilen ödendiği tarih itibarıyla (31.05.2024 tarih ve 30.07.2024 tarihli özelgeler) gider yazılabileceği yönünde görüşleri var.</li>
</ul>
<p><strong>Kişisel değerlendirmem</strong></p>
<ul>
<li>Öncelikle bir belirleme yapayım. Yukarıda örnek olarak ifade ettiğim giderlerin Gelir Vergisi Kanunu’nun 40/1. maddesi kapsamında gider olarak kabul edildiğini düşünüyorum. Özelge ve yargı kararları da konuyu bu çerçevede değerlendiriyor. Bu giderlerden en azından bazılarının vergi benzeri olduğu ve aynı maddenin 5 numaralı bendi kapsamında gider yazılacağı görüşünde olanlar olabilir.</li>
<li>Başka bir kanun gereği yapılan ödemelerin gider yazma zamanı konusunda ilgili kanunda özel düzenleme olabilir. Varsa bu düzenlemeyi dikkate almak gerekiyor. Örneğin, yukarıda örnek olarak ifade ettiğim ödemelerden, Türk Standartları Enstitüsü Kuruluş Kanunu’na göre ödenen aidat için özel hüküm var. Söz konusu Kanun’da, gelir ve kurumlar vergilerine tabi teşekküllerce <u>tediye olunan</u> aidatın, o yılın hesap döneminde masraf kaydedileceği öngörülmüş. Buradaki tediye kavramı ticaret ve muhasebe dillerinde fiili ödeme anlamına gelebilir. Benzer şekilde, 5510 sayılı Kanun’un 88. maddesinde, Kuruma <u>fiilen ödenmeyen</u> prim tutarının gider yazılamayacağına ilişkin açık düzenleme var. Bu açık düzenleme gereği, tahakkuk eden ve hesaben ödenen ancak fiilen ödenmeyen primlerin gider yazılması mümkün değil.</li>
<li>Ticari kazancın tespitiyle ilgili Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunu dışındaki kanunlarda da hüküm olabiliyor. Bu hükümlerin aslında çoğu gereksiz (çünkü Gelir Vergisi Kanunu’nun 40/1. maddesi gider yazma açısından yeterli), bir kısmında da gider tanımlanırken “ödenen” kavramı kullanılarak gider yazmanın fiilen ödemeye bağlanmış olup olmadığı tartışması yaratıyor. Bu Kanunlara örnek olarak Bankacılık Kanunu’nda yer alan kredi kuruluşlarınca Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna “ödenen” sigorta primlerinin kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak kabul edileceğine ilişkin düzenleme söylenebilir. Bu hükmün, primin gider yazılmasını fiili ödemeye bağladığını düşünmüyorum, gider yazma konusunda tereddüt olmaması amacıyla getirildiğini düşünüyorum.</li>
<li>Gelir Vergisi Kanunu’nun 40. maddesinin 2, 3 ve 8 numaralı bentlerinde de ödeme kavramı var ve bu kavramın fiili ödeme olup olmadığı halen tartışılıyor. Bu konuyla ilgili ben de birden fazla makale yazdım. Burada tekrar konuya girmeyeceğim.</li>
<li>Gelir Vergisi Kanunu’nun 40/1. maddesi kapsamındaki giderler için tahakkuk ilkesinin geçerli olduğu açık. Bu konuda tartışma olmaması gerekir. Dolayısıyla, özel bir düzenleme olmadıkça, gider yazmayı fiili ödemeye bağlayan görüşlere katılmak mümkün değil. Tahakkukun ne zaman gerçekleştiği elbette tartışılabilir. Yukarıda özetlediğim EPDK payıyla ilgili konuda olduğu gibi.</li>
<li>Bir bildirim veya beyan yapıldığı durumda, mahiyet ve tutar itibariyle kesinleşmenin bildirim veya beyan tarihinde olduğu düşüncesinde değilim. Gider tahakkukunun vergi tahakkukunda farklı olduğunu düşünüyorum. Bu çerçevede ödemenin, örneğin kapanan yılın cirosu veya kârı üzerinden hesaplandığı durumda, ciro veya kârın hesaplanabildiği yıl sonu itibariyle gider tahakkuku gerçekleşiyor. Benzer şekilde örneğin, Maden Kanunu gereği ödenen Devlet hakkı tutarının belirlenmesi için bildirim zamanını beklemeye gerek yok, üretilen maden miktarına bağlı olarak yılın son günü itibariyle Devlet hakkı tutarı hesaplanabilir, dolayısıyla giderin tahakkuk etmiştir. Özetle, yukarıda özetlediğim yargı kararlarındaki gerekçelere katılıyorum.</li>
</ul>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tahakkuk-mu-fiili-odeme-mi-tahakkuksa-tahakkuk-tarihi-ne-83663</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tahakkuk mu, fiili ödeme mi? Tahakkuksa, tahakkuk tarihi ne? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fitch-ratings-bu-kez-baska-zaviyeden-zokayi-yutturuyor-83661</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fitch Ratings bu kez başka zaviyeden zokayı yutturuyor!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kamu borcu stokunun düşüklüğü iddiası doğru değil. Mehmet Şimşek’in ekonomi yönetiminin başına geçtiği 2023 Mayıs ayı itibariyle toplam iç borç stoku 4,7 trilyon lira iken tam 3 yıl sonra 2026 Mayıs ayında 15 trilyon lira olmuş. Yani iç borç stoku 3,2 kat artmış. Üstelik baş döndürücü faizlerle ve düşen vadelerle... Yine ülkenin dış borcu 520 milyar dolara yükselmiş.</strong></p>
<p>Fitch Ratings, geçtiğimiz cumartesi günü Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmesini Washington’dan açıkladı.</p>
<p>Ajanslara ve ekonomi basınına düşen habere göre; Türkiye’nin uzun vadeli kredi notunun “BB-“  olarak teyit edildiği, not görünümünün ise “durağan” (stable) olduğu bildirildi.</p>
<p>Aslında 3 derecelendirme kuruluşunun Nisan 2026 itibariyle Türkiye değerlendirme notları birbirine yakın ve şöyle idi:</p>
<p>-“Fitch Ratings / BB- / Durağan</p>
<p>- Moody’s /Ba3 / Durağan</p>
<p>- Standarts &amp; Poors / BB- / Durağan</p>
<p>Elimizdeki en son Türkiye değerlendirmesi Fitch Ratings’e ait olduğuna göre bu kuruluşun ilk önce 10 Nisan 2026 tarihli 2026 yılı ilk değerlendirmesine bakmak yararlı olacak.</p>
<p>Derecelendirme komitesi değerlendirmede aşağıdaki temel hususları ele almış:</p>
<p>- İran'daki savaşın etkisi: Temel ve olumsuz senaryolar altında Türkiye'nin kredi profili üzerindeki etki kanalları.</p>
<p>- Döviz rezervlerinin düzeyi ve kalitesi, yakın dönemdeki düşüşün ardındaki faktörler ve daha fazla düşüş ihtimali.</p>
<p>- Lira üzerindeki dış baskıların gerçekleşmesi durumunda verilecek politika tepkisi.</p>
<p>- Enflasyon dahil olmak üzere makroekonomik eğilimler.</p>
<p>- Daha yüksek bütçe açığının temel nedenleri dahil olmak üzere mali seyir.</p>
<p>- Cari işlemler dengesi projeksiyonları, ülkenin yüksek enerji ithalatına karşı kırılganlığı ve dolarizasyon riski dahil olmak üzere ödemeler dengesi eğilimleri.</p>
<p>- Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde para ve maliye politikasına ilişkin Fitch'in beklentileri.</p>
<p>- Kredi açısından güçlü ve zayıf yönler ile derecelendirme açısından emsal karşılaştırmaları.</p>
<p>- Olası derecelendirme aksiyonları, bunları etkileyen unsurlar, hassasiyetler ve varsayımlar.</p>
<p>Yukarıdaki temel hususlar, Fitch Ratings’in Türkiye notuna ilişkin. Bu hususların önemli ve anlamlı yönlerinin olduğu açık. Sadece bazılarının önem derecesi daha yüksek, bazılarının ise daha düşük.</p>
<p>Şimdi gelelim Fitch’in geçtiğimiz hafta sonu açıkladığı Türkiye değerlendirmesine…</p>
<p>Yukarıda da belirttiğimiz üzere, Fitch Ratings;</p>
<p>- Türkiye’nin uzun vadeli kredi notunu “BB-“  olarak teyit etti, not görünümünü ise “durağan” olarak belirtti,</p>
<p>- 2026 sonu büyüme tahmini yüzde 2.8 ve 2027 sonu büyüme tahminini ise yüzde 4.4,</p>
<p>- 2026 sonu enflasyon oranını yüyzde 29,</p>
<p>- 2026 sonu brüt döviz rezervlerini de 167 milyar dolar olarak tahmin etti.</p>
<p>Bu arada kredi notunu destekleyen hususları da şöyle sıraladı:</p>
<p>- Düşük kamu borcu stoku.</p>
<p>- Büyük ve çeşitlendirilmiş ekonomi.</p>
<p>- “BB” not grubundaki ülkelerin medyan’ına kıyasla yüksek kişi başına düşen geliri.</p>
<p>- Stres dönemlerinde dış finansa erişimini sürdürme geçmişi.</p>
<p>- Dayanıklı bankacılık kesimi.</p>
<p>- Enflasyonun düşüşünü destekleyen sıkı para duruşu.</p>
<p>- Dış tamponların kayda değer şekilde güçlenmesi.</p>
<p>Her şeyden önce bu değerlendirmeler “nitel” ağırlıklı. Yani rakamlara ve somut ölçütlere değil eğilim ve kişisel değerlendirmelere dayalı. </p>
<p>Kaldı ki; her bir açıklama için de söylenecek çok şey var. Örneğin; ne yazık ki hükümet ve ekonomi çevreleri de dahil, kamu borcu stokunun düşüklüğü iddiası doğru değil. Mehmet Şimşek’in ekonomi yönetiminin başına geçtiği 2023 Mayıs ayı itibariyle toplam iç borç stoku 4,7 trilyon lira iken tam 3 yıl sonra 2026 Mayıs ayında 15 trilyon lira olmuş. Yani iç borç stoku 3,2 kat artmış. Üstelik baş döndürücü faizlerle ve düşen vadelerle... Yine ülkenin dış borcu 520 milyar dolara yükselmiş.</p>
<p>Ekonomimizin büyüklüğü veya çeşitliliği neye göre yapılıyor? Milli gelirdeki payı yüzde 16’lara düşen sanayi ve yüzde 6’lara düşen tarım kesimi ile mi büyüyoruz?</p>
<p>“Carry trade” gerçeğiyle dış finansmana kolay erişimi mi başarının gerekçesi olarak sayıyoruz? Kimi hesaplamalara göre döviz cinsinden dış kaynakta yüzde 26.45’e ulaşan faizi mi alkışlıyoruz?</p>
<p>Dış tamponların kayda değer şekilde güçlenmesinden ne anlıyoruz?</p>
<p>Sonuç olarak; Fitch, yine ve yeni bir soslama ile zokayı yutturmuş. Ekonomi yönetimimiz ve sadece finans piyasalarının bulunduğunu zanneden kendinden menkul ekonomistlerimiz de bu duruma alkış tutacak, mevcut düzen ya da saadet zinciri devam edecek</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fitch-ratings-bu-kez-baska-zaviyeden-zokayi-yutturuyor-83661</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fitch Ratings bu kez başka zaviyeden zokayı yutturuyor! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/karsinizdaki-insan-degil-83660</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karşınızdaki insan değil!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Oyuncaklardaki boğulma uyarıları, sigara paketlerindeki sağlık mesajları… Devletler bir ürüne uyarı etiketi koymaya başladığında aslında şunu kabul etmiş olurlar. Ürün kitleselleşmiş, faydalarının yanında toplumsal maliyetleri de görünür hâle gelmiştir. Yapay zekâ sohbet botları da artık o eşiği geçti.</strong></p>
<p>Avrupa Birliği, yapay zekâ sohbet botlarına <em>“karşınızdaki insan değildir” </em>demeyi zorunlu kılıyor. Regülasyonun asıl anlattığı ise teknoloji değil, yalnızlığın artık küresel bir pazar haline gelmiş olması.</p>
<p>AB’nin Yapay Zekâ Yasası, sohbet botları için yeni bir dönemin kapısını açıyor. Kullanıcıların, karşılarındaki sistemin bir yapay zekâ olduğunu açıkça bilmesi artık hukuki bir yükümlülüğe dönüşüyor. İlk bakışta teknik bir düzenleme gibi görünebilir. Oysa tarih bize bunun daha derin bir anlamı olduğunu söylüyor.</p>
<p>Oyuncaklardaki boğulma uyarıları, sigara paketlerindeki sağlık mesajları… Devletler bir ürüne uyarı etiketi koymaya başladığında aslında şunu kabul etmiş olurlar. Ürün kitleselleşmiş, faydalarının yanında toplumsal maliyetleri de görünür hâle gelmiştir. Yapay zekâ sohbet botları da artık o eşiği geçti.</p>
<p><strong>Yalnızlık artık bir pazar</strong></p>
<p>Akşam yemeği bitiyor. Aynı evin içinde yaşayan insanlar köşelerine çekiliyor. Ekranlar açılıyor. Özellikle gençler için günün en uzun sohbeti artık çoğu zaman aile bireyleriyle ya da arkadaşlarıyla değil; oyun platformlarında, mesajlaşma uygulamalarında veya bir yapay zekâ sohbet botuyla gerçekleşiyor.</p>
<p>ABD'de yapılan araştırmalar, ergenlerin önemli bir bölümünün en az bir kez yapay zekâ sohbet uygulamalarını kullandığını, düzenli kullanımın ise hızla arttığını gösteriyor. Bu uygulamalar artık yalnızca bir teknoloji girişimi değil. Abonelik modelleri, yatırımcı sunumları, kullanıcı sadakati metrikleri ve milyarlarca dolarlık değerlemeleri olan yeni bir sektör.</p>
<p><em>Yalnızlık A.Ş.</em> kitabında <em>“yalnızlığın bir duygu olmaktan çıkıp bir pazar boşluğuna dönüşmesi”</em>nden söz etmiştim. Bir ihtiyaç kitleselleştiğinde, onu karşılayacak ürün mutlaka ortaya çıkar. Bugün tanık olduğumuz şey tam olarak bu. <em>“Yapay arkadaşlık”</em> artık yeni bir ürün kategorisi.</p>
<p><strong>Tanımak başka, önemsemek başka</strong></p>
<p>Bu sistemlerin cazibesi net. Sonsuz sabırla dinliyorlar. Yargılamıyorlar. Sizi herkesten çok daha iyi tanır gibi duruyorlar. Ama sizi tanımaları, sizi önemsedikleri anlamına gelmiyor.</p>
<p>Çünkü önemsemek, kaybetme riskini içerir. Risk almayan ilişkinin fedakârlığı da olmaz. Bu nedenle yapay arkadaşlık, aidiyetin kendisini değil, sadece hissini üretir. Konforunu sunar ama sorumluluğunu üstlenmez.</p>
<p>Bilimsel çalışmalar da bu ikili tabloya işaret ediyor. Harvard Üniversitesi araştırmacılarının değerlendirmeleri, yapay zekâ destekli sohbetlerin kısa vadede yalnızlık hissini hafifletebildiğini gösteriyor. MIT Media Lab'in kontrollü deneyleriyse yoğun kullanımın daha yüksek yalnızlık ve duygusal bağımlılık göstergeleriyle ilişkili olabileceğini ortaya koyuyor. Çelişki gibi görünen bu durum aslında oldukça tanıdık. <em>Belirtiyi hafifleten ama hastalığın nedenini ortadan kaldırmayan bir ağrı kesici gibi.</em></p>
<p><strong>Asıl kırılma toplumsal</strong></p>
<p>Bu durumun toplumsal etkisi daha da kritik.</p>
<p>Topluluk dediğimiz şey, insanların birbirine ihtiyaç duymasıyla ayakta kalır. Komşudan bir fincan şeker istemek, arkadaşını havaalanından almak, bir derdini paylaşmak ya da bir iyilik karşılığında kendini borçlu hissetmek… Güven dediğimiz sosyal sermaye, bu küçük karşılıklılık ilişkilerinin toplamıdır.</p>
<p>Yapay zekâ arkadaşlığı ise tam tersini vaat ediyor. Kimseye ihtiyaç duymadan sohbet etmeyi, kimseye yük olmadan teselli bulmayı…</p>
<p>Kulağa özgürlük gibi geliyor. Oysa uzun vadede karşılıklılığı aşındırıyor. İlişkiyi sürtünme zahmetinden arındırırken, insan olmanın temel koşullarından birini de sessizce ortadan kaldırıyor. <em>Bir başkasına gerçekten ihtiyaç duymayı. </em></p>
<p><strong>Regülasyonun söylediği</strong></p>
<p>Düzenleyiciler de bu dönüşümü fark etmeye başladı. AB’nin şeffaflık yükümlülükleri gibi ABD'nin bazı eyaletlerinde de özellikle çocukları ve gençleri hedefleyen yapay zekâ sohbet uygulamalarına yönelik yaşa uygun koruma önlemleri ve kriz durumlarında yönlendirme mekanizmaları yürürlüğe giriyor.</p>
<p>Bu düzenlemeler teknolojiyi durdurmaya çalışmıyor. Çok daha önemli bir gerçeği kabul ediyor. <em>“Yapay arkadaşlık” </em>artık niş bir deneyim değil. Kitlesel olmaya başlayan bir davranış biçimi. Bu dalganın karşısında durmak da mümkün değil. </p>
<p><strong>Sonuçta</strong></p>
<p>Önümüzdeki yıllarda yaş doğrulama sistemleri yaygınlaşacak. Çocuklara yönelik koruma mekanizmaları güçlenecek. Yapay zekâ sohbet sistemleri daha sıkı denetlenecek.</p>
<p>Fakat bütün bunlar yalnızca arzı düzenleyebilir. Talebi değil.</p>
<p>Bir çocuğa ya da gence belirli aralıklarla <em>“mola ver ve unutma ben insan değilim” </em>uyarıları çıkarmak mümkün. Ama onlar çok büyük ihtimalle bunu zaten biliyor. Buna rağmen konuşmaya devam ediyorlarsa, sorun teknolojinin onları kandırması değil. Sorun, onları gerçekten dinleyen bir insan olmaması.</p>
<p>Yasalar ürünleri daha güvenli hale getirebilir. Silinen kalemi, yani birbirine karşılıklı ihtiyaç duymayı, bilançoya geri yazmak ise yasaların değil, birbirine yeniden muhtaç olmayı göze alacak insanların işi. Sonuçta, teknolojiyi yasayla düzenlemek mümkün. Ama birbirine yabancılaşmış bir toplumu değil.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/karsinizdaki-insan-degil-83660</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Karşınızdaki insan değil! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/petrol-yukseliyor-peki-hangi-emtia-fonu-83659</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petrol yükseliyor, peki hangi emtia fonu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Petrol fiyatındaki yükseliş emtia fonlarını yeniden gündeme taşıyor ama her emtia fonu petrol fonu değil. Petrol hareketine en yakın yapı AES’te. Geniş emtia fonları içinde TGE ve MDF enerji ağırlığıyla öne çıkıyor. GBZ sanayi metalleri, BFS kıymetli madenler, OVD ise dengeli dağılımıyla farklılaşıyor.</strong></p>
<p>ABD-İran hattındaki gerilim petrolü yeniden yatırımcı gündemine taşıdı. Hürmüz Boğazı çevresindeki riskler ve tanker trafiğine ilişkin endişeler fiyatlarda sert dalgalanmalara neden olurken, Goldman Sachs’ın Brent petrol için 120 dolar senaryosunu gündeme taşıması da emtia fonlarına ilgiyi artırdı.</p>
<p><strong>Fonun adına değil, </strong><strong>içine bakmak gerekiyor</strong></p>
<p>Ancak burada kritik ayrım şu: Petrol yükseldiğinde bütün emtia fonları aynı ölçüde yükselmez.</p>
<p>Çünkü emtia fonlarının içerikleri birbirinden oldukça farklı. Bazı fonlar petrol ve enerjiye, bazıları sanayi metallerine, bazıları kıymetli madenlere, bazıları ise tarım emtialarına veya kritik minerallere daha fazla ağırlık veriyor. Bu nedenle fonun adına değil, içine bakmak gerekiyor.</p>
<p><strong>Petrol hareketine en </strong><strong>yakın fonlar hangileri?</strong></p>
<p>Petrol hareketine en doğrudan yakın fonlardan biri AES-Ak Portföy Petrol Yabancı BYF Fon Sepeti Fonu. Fonun portföyü ağırlıklı olarak petrol ETF’lerinden oluştuğu için, geniş emtia fonlarına göre petrol fiyatındaki değişime daha doğrudan tepki verebiliyor. Ancak burada da spot petrol ile fon getirisi birebir aynı hareket etmeyebilir. Vadeli petrol ürünleri, sözleşme yenileme maliyetleri ve fon giderleri dönemsel fark yaratabilir.</p>
<p>Geniş emtia fonları içinde enerji ağırlığı en yüksek fonlardan biri TGE-İş Portföy Emtia Yabancı BYF Fon Sepeti Fonu. 30 Haziran 2026 tarihli portföy dağılımlarına göre fonun yaklaşık %41’i petrol/enerji, %42’si endüstriyel metal temasından geliyor. Bu yapı TGE’yi yalnızca petrol fonu değil, aynı zamanda bakır, alüminyum ve nikel gibi sanayi metalleriyle de güçlü bağ kuran bir fon haline getiriyor. Nitekim fonun yılbaşından bu yana %27,5 getiriyle listedeki en güçlü performanslardan birini üretmesi, bu geniş emtia yapısının yıl genelinde işe yaradığını gösteriyor. Ancak aylık getirinin %1 ile sınırlı kalması, yüksek enerji ağırlığının her dönemde tek başına yeterli olmadığını da hatırlatıyor. Burada özellikle altın ve gümüşün negatif etkisi olduğunu da söyleyebiliriz. </p>
<p>MDF-Fiba Portföy Model Emtia Fon Sepeti Serbest Fon tarafında da enerji belirgin. Fonun yaklaşık %39’u petrol/enerji tarafında. Ancak portföyde yaklaşık %19 tarım ve %28 kıymetli maden ağırlığı da bulunuyor. Son haftada %3,1 ve aylıkta %4,2 getiriyle listenin en güçlü fonlarından biri olması, petrol hareketinin yanında tarım tarafının da performansa katkı verdiğini gösteriyor.</p>
<p>OVD-QNB Portföy Emtia Fon Sepeti Fonu ise daha dengeli bir emtia sepeti sunuyor. Fonun yaklaşık %25’i enerji, %27’si tarım, %26’sı kıymetli maden ve %16’sı endüstriyel metal tarafında. Bu nedenle OVD petrol hareketine katılır ama saf petrol fonu gibi davranmaz. Buna rağmen son haftada %2,8, aylıkta %4,1 ve yılbaşından bu yana %22,8 getiriyle güçlü bir denge fonu görünümü veriyor. Burada performansı tek bir emtia değil, farklı emtia gruplarının birlikte çalışması destekliyor.</p>
<p><strong>Emtia fonlarında portföy </strong><strong>dağılımı fark yaratıyor</strong></p>
<p>GZE-Garanti Portföy Emtia Serbest Fon ve YGM-Yapı Kredi Portföy Emtia Serbest Fon tarafında kıymetli maden etkisi daha belirgin. GZE’de kıymetli maden ağırlığı yaklaşık %31, YGM’de ise %32 seviyesinde. Enerji ağırlıkları sırasıyla %24 ve %22 civarında. Bu nedenle bu fonlar petrol yükselişinden faydalanabilir ancak altın, gümüş, platin ve paladyum fiyatlamaları da getiride belirleyici olur. Son haftada GZE’nin %2,2, YGM’nin %2,1 getiri sağlaması; aylıkta ise GZE’nin %2,7 ile YGM’den ayrışması, aynı başlık altındaki fonların bile farklı portföy kompozisyonları nedeniyle değişik sonuçlar üretebildiğini gösteriyor.</p>
<p>Bakır ve sanayi metalleri tarafında ise GBZ – Azimut Portföy Emtia Fon Sepeti Fonu ayrışıyor. Fonun endüstriyel metal ağırlığı yaklaşık %54 seviyesinde. Bu nedenle GBZ’yi petrol fonundan çok, bakır ve sanayi metalleri teması olarak okumak daha doğru. Yapay zeka, veri merkezleri, elektrik altyapısı ve enerji dönüşümü bakır talebini desteklerse GBZ pozitif ayrışabilir. Ancak son haftada %0,9 getiri üretmesine rağmen aylıkta %-3,1’de kalması, sanayi metalleri temasının kısa vadede petrol kadar güçlü fiyatlanmadığını gösteriyor. Buna rağmen yılbaşından bu yana %18,2 getiri hâlâ dikkat çekici.</p>
<p>Kıymetli maden ağırlığı en yüksek fon BFS-Bulls Portföy Emtia Fon Sepeti Fonu. Fonun yaklaşık %48’i kıymetli madenlerden oluşurken petrol/enerji ağırlığı yalnızca %9 civarında. Bu nedenle petrol beklentisiyle BFS almak doğru bir okuma olmayabilir. Aylık %-1,6 performans da bu ayrımı net gösteriyor. Petrol konuşulurken kıymetli maden ağırlığı yüksek fonlar aynı yönde hareket etmeyebilir.</p>
<p>DFD-Deniz Portföy Emtia Serbest Fon ve ZCN-Ziraat Portföy Emtia Fon Sepeti Fonu ise daha karma yapılar sunuyor. Bu fonlarda enerji, sanayi metalleri, kıymetli madenler ve kritik emtia temaları birlikte yer alıyor. DFD’nin haftalık %1,2, aylık %0,9 ve yılbaşından bu yana %15,4 getirisi daha dengeli ama sınırlı bir performansa işaret ediyor. ZCN ise haftalık %0,7 pozitif olmasına rağmen aylıkta %-0,8’de. Buna karşılık yılbaşından bu yana %13,4 getiri hâlâ pozitif.</p>
<p><strong>Fonun hangi emtiayı ne </strong><strong>ölçüde taşıdığı incelenmeli</strong></p>
<p>Sonuç olarak petrol fiyatındaki yükseliş emtia fonlarını yeniden gündeme taşıyor ama her emtia fonu petrol fonu değil. Petrol hareketine en yakın yapı AES’te. Geniş emtia fonları içinde TGE ve MDF enerji ağırlığıyla öne çıkıyor. GBZ sanayi metalleri, BFS kıymetli madenler, OVD ise dengeli dağılımıyla farklılaşıyor.</p>
<p>Bu nedenle yatırımcıların “emtia fonu aldım” demeden önce, fonun hangi emtiayı ne ölçüde taşıdığını incelemesi gerekiyor. Aynı kategoride yer alan fonlar bile farklı emtia döngülerinde bambaşka sonuçlar üretebilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/petrol-yukseliyor-peki-hangi-emtia-fonu-83659</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Petrol yükseliyor, peki hangi emtia fonu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/halka-arzlarda-betanin-onemi-83658</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Halka arzlarda ‘beta’nın önemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Değerlemede b</strong><strong>etayı 1 almak, sermaye maliyeti eşiğini (WACC) düşük tutarak şirketlerin hedef piyasa değerlerini artırma riski taşır. Borsa açıldıktan sonra hisselerde yaşanan sert düzeltmeler, aslında piyasanın o raporda olmayan "gerçek risk primini" kendi mekanizmasıyla acımasızca fiyatlamasından ibarettir.</strong></p>
<p>Halka arz (IPO) fiyat tespit raporlarında, şirketin borsada geçmiş verisi (dolayısıyla tarihsel bir betası) olmadığı için betanın doğrudan 1 kabul edilmesi, pratik ama finansal teori ve risk yönetimi açısından eksik bir yaklaşımdır. Bunun neden doğru olmadığını şu başlıklar altında inceleyebiliriz:</p>
<p><strong>- En önemlisi sektörel riskleri yok sayar:</strong> Beta, bir hisse senedinin piyasa hareketlerine olan duyarlılığını ölçer. Teknoloji, biyoteknoloji gibi döngüsel ve riskli bir sektördeki şirketin betası ile gıda, perakende veya elektrik dağıtımı gibi defansif bir sektördeki şirketin risk profili aynı olamaz. Her ikisini de  kabul etmek, yüksek riskli şirketi olduğundan pahalı, düşük riskli şirketi ise ucuz gösterme riski taşır.</p>
<p><strong>- Finansal kaldıraç farklarını görmezden gelir:</strong> Beta sadece faaliyet riskini değil, şirketin borçluluk yapısını (finansal riskini) da yansıtır. Çok borçlu bir şirket ile borçsuz bir şirketin betasının 1 alınması, finansal risk primini tamamen göz ardı eder.</p>
<p><strong>- Ölçek ve likidite primini atlar:</strong> Halka arz edilen şirketler genellikle BIST 100'ün dev hisselerine kıyasla daha küçük ölçeklidir ve ilk etapta likidite riskine sahiptir. Betayı direkt  almak, şirketin sistematik riskinin tam olarak endeks ortalamasında olduğunu varsaymaktır ki bu genellikle gerçeği yansıtmaz.</p>
<p><strong>Doğru ve bilimsel yaklaşım ne olmalıdır? </strong></p>
<p>Uluslararası değerleme standartlarında, halka açık olmayan veya yeni halka arz edilecek şirketler için beta hesaplanırken <strong>"ham betadan arındırma" (unlevering/relevering)</strong> yöntemi kullanılır. Doğru süreç şu adımlarla ilerler:</p>
<p><strong>1-</strong> <strong>Emsal küme (peer group) belirlenir: </strong>Halka arz edilecek şirketle aynı sektörde faaliyet gösteren, benzer büyüklükteki halka açık şirketler seçilir.</p>
<p><strong>2- Kaldıraçtan</strong> <strong>arındırılmış beta (asset beta) hesaplanır</strong>: Emsal şirketlerin borç/özsermaye oranları kullanılarak finansal risklerinden arındırılmış, sadece iş kollarının riskini içeren betaları () bulunur:</p>
<p><strong>3- Hedef</strong> <strong>şirkete uyarlanır (relevering): </strong>Elde edilen sektör varlık betası ortalaması, halka arz edilecek şirketin kendi borç/özsermaye yapısına göre yeniden belirlenir. <strong>Böylece şirkete özgü gerçekçi bir Özsermaye Betası (</strong><strong>) elde edilir.</strong></p>
<p>Özetle, değerlemede betayı 1 almak, sermaye maliyeti eşiğini (WACC) düşük tutarak şirketlerin hedef piyasa değerlerini artırma riski taşır. Borsa açıldıktan sonra hisselerde yaşanan sert düzeltmeler, aslında piyasanın o raporda olmayan "gerçek risk primini" kendi mekanizmasıyla acımasızca fiyatlamasından ibarettir. Besfin olarak inanıyoruz ki<strong>;</strong> Türkiye sermaye piyasalarının küresel derinliğe ulaşması, bilançoların sadece rasyolarla değil, her bir kalemin "terletilerek" ve kurumsal finans teorisine sadık kalınarak analiz edilmesiyle mümkündür. Gerçek değer, şablonlarda değil, bilançonun anatomisinde gizlidir. Doğru bir değerleme, şirketin faaliyet gösterdiği sektörün dinamiklerini ve kendi sermaye yapısını yansıtan <strong>"sektör betalarından türetilmiş"</strong> bir katsayı kullanımını gerektirir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/halka-arzlarda-betanin-onemi-83658</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Halka arzlarda ‘beta’nın önemi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-piyasalarda-ruzgar-karsidan-geliyor-83657</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel piyasalarda rüzgar karşıdan geliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Özellikle şirket kârlılıkları ve hisse senedi piyasaları açısından ABD borsalarının diğer piyasalardan daha olumlu ayrışabileceğini düşünüyoruz. Güvenli liman arayışı nedeniyle dolar cinsi varlıklara yönelik talebin de güçlü kalması muhtemel görünüyor. Bu durum hem ABD borsaları hem de dolar endeksi açısından yılın geri kalanında daha pozitif bir görünüm ortaya çıkarabilir.</strong></p>
<p>Küresel piyasalarda birkaç önemli unsur, finansal varlıklar açısından rüzgârın tam karşıdan esmesine neden oluyor. Bunlardan ilki, savaşın yeniden başlaması ve giderek daha riskli bir görünüm kazanması. İkincisi, bu gelişmeye bağlı olarak petrol fiyatlarında yaşanan sert yükseliş. Fed’in yeni Başkanı Kevin Warsh’un savaş yeniden başlamadan önce dahi daha şahin bir duruş sergilemesi ve faiz artırımı ihtimalini gündeme getirmesiydi. Buna bağlı olarak, üçüncü unsur, savaşın yeniden başlamasıyla birlikte, daha yüksek oranlı faiz artırımlarının konuşulmaya başlaması oldu.  Dördüncü unsur, ABD dolarındaki güçlenme. Beşinci unsuru ise “başta yapay zekâ olmak üzere teknoloji şirketlerinin değerlenmesinde bir balon var mı?” sorusunun tekrar gündeme gelmesi şeklinde ifade edebiliriz.</p>
<p>Tüm bu gelişmeler, özellikle bizim de içinde bulunduğumuz gelişmekte olan ülkeler açısından hiç de olumlu bir tablo ortaya koymuyor. Küresel yatırımcıları, gelişmiş ülke piyasalarına ve özellikle devlet tahvillerine yönlendiren bir güvenli liman algısı oluşuyor.</p>
<p><strong>Küresel makro ve mikro </strong><strong>görünüm homojen değil</strong></p>
<p>Diğer taraftan, küresel ekonominin genel görünümünde beklenenden güçlü seyreden bir büyüme ile tahminlerden daha yüksek bir enflasyonun bir arada bulunduğu bir tablo ile karşı karşıyayız. Ancak küresel ölçekte homojen bir büyümeden söz etmek de pek mümkün görünmüyor. Hem ülkeler hem de sektörler arasında ciddi bir ayrışma yaşanıyor. Bu ayrışma, başta hisse senetleri olmak üzere kripto varlıklar, altın ve diğer yatırım araçlarının performanslarında da kendisini gösteriyor.</p>
<p>ABD ekonomisi tüm olumsuzluklara rağmen güçlü bir büyüme performansı sergilerken, Çin ekonomisinde ise büyümedeki yavaşlama savaşın yeniden başlamasından önce bile belirginleşmişti. Avrupa ekonomisi durgun yapısını korurken, Güney Kore ve Tayvan gibi ekonomiler birkaç büyük teknoloji şirketinin katkısıyla güçlü borsa performansları sergilese de makroekonomik açıdan genele yayılan bir olumlu görünüm ortaya koyamıyordu. Son dönemde teknoloji hisselerinde yaşanan satışlar ise bu ülkelerin finansal piyasalarında da daha olumsuz bir tablo oluşturdu.</p>
<p><strong>Büyümede ABD </strong><strong>ve Çin ayrışıyor</strong></p>
<p>ABD ekonomisinin güçlü kalmasının arkasında birçok dinamik bulunuyor. Daha önce de değindiğimiz gibi bazı çalışmalar gelir dağılımındaki bozulmaya dikkat çekerek "K tipi büyüme" kavramını öne çıkarıyor. Bu yaklaşım, yüksek gelir gruplarının güçlü talebiyle büyümenin devam ettiği, ancak düşük gelir gruplarının ekonomik zorluklar yaşadığı ve büyümeyi aşağı çektiği bir yapıyı tanımlıyor.</p>
<p>Son dönemde ise "G tipi büyüme" kavramı gündeme geldi.. Buradaki "G", İngilizce "generation" yani kuşaklar anlamında kullanılıyor. ABD’de özellikle 1946-1964 yılları arasında doğan "baby boomer" kuşağının toplam servetin yaklaşık yüzde 60’ını elinde bulundurması ve emeklilik dönemlerinde yüksek bir tüketim eğilimi göstermeleri, hatta bu harcamaları çocukları ve torunlarına da (X, Milenyum ve Z  Kuşağı) ) aktaracak şekilde sürdürmeleri, ekonomik büyümenin önemli destekleyicilerinden biri olarak görülüyor. Benzer dinamiklerin birçok gelişmiş ülke için de geçerli olduğu kanaatindeyiz.</p>
<p>Çin tarafında ise özellikle konut sektöründe yaşanan sorunlar ve konut fiyatlarındaki gerilemenin yarattığı negatif servet etkisi, iç talebi baskılayarak büyüme üzerinde ciddi bir yük oluşturuyor. Savaş yeniden başlamadan önce petrol fiyatlarında yaşanan sert düşüşün nedenlerinden biri de Çin’in petrol talebindeki belirgin zayıflamaydı.</p>
<p>Savaşın yeniden başlaması, önümüzdeki süreçte hem büyüme hem de enflasyon kaygılarını artıracaktır. ABD ekonomisinin buna rağmen görece güçlü kalma ihtimali yüksek görünüyor. Buna karşın savaşın uzaması, Avrupa ve Asya ekonomileri açısından oldukça olumsuz sonuçlar doğurabilir.</p>
<p>Bu çerçevede, özellikle şirket kârlılıkları ve hisse senedi piyasaları açısından ABD borsalarının diğer piyasalardan daha olumlu ayrışabileceğini düşünüyoruz. Güvenli liman arayışı nedeniyle dolar cinsi varlıklara yönelik talebin de güçlü kalması muhtemel görünüyor. Bu durum hem ABD borsaları hem de dolar endeksi açısından yılın geri kalanında daha pozitif bir görünüm ortaya çıkarabilir.</p>
<p>Son birkaç yılda olduğu gibi, hisse senedi piyasalarında yaşanan her düşüş yatırımcılar tarafından önemli bir alım fırsatı olarak değerlendirildi. Önümüzdeki süreçte ABD borsalarında yeniden yukarı yönlü bir hareketin görülme ihtimalini yüksek buluyoruz.</p>
<p><strong>Warsh, Powell’dan </strong><strong>bile şahin görünüyor</strong></p>
<p>Buradaki en önemli belirleyici unsur ise Fed’in alacağı kararlar olacak. Yeni Fed Başkanı Kevin Warsh, önceki Başkan Jerome Powell’dan bile daha şahin bir duruş sergiliyor. Powell, Fed’in ikili görev tanımı çerçevesinde hem fiyat istikrarını hem de tam istihdamı vurgularken, Warsh’un daha çok fiyat istikrarına odaklanan bir yaklaşım sergilediği görülüyor.</p>
<p>Fed üyelerinin de giderek daha fazla faiz artırımı yönünde görüş bildirmeleri, temmuz ayı sonunda bile bir faiz artırımı ihtimalini ciddi biçimde gündeme taşımış bulunuyor. Bundan sadece birkaç ay önce piyasalarda faiz indirimlerinin başlayacağı ve savaşın sona ereceği beklentileri hâkimken, bugün savaşın devam ettiği ve faiz artırımlarının konuşulduğu çok farklı bir tabloyla karşı karşıyayız.</p>
<p>Piyasalar uzun süre iyimser tarafta kalmaya çalıştı. Ancak özellikle jeopolitik risklerin daha kalıcı hale gelme ihtimali giderek güçleniyor. Bu aşamadan sonra Trump’ın yaklaşan seçimler nedeniyle savaşın uzamasını istemeyen bir tutum sergilemesi de kolay görünmüyor. Hatta büyümenin görece güçlü seyretmesine dayanarak, savaş sona erse bile kaybettiği siyasi desteği geri kazanamayacağını düşünen bir Trump’ın, Orta Doğu ve diğer bölgelerde daha öngörülemez ve riskli kararlar alması da ihtimal dahilinde görünüyor.</p>
<p><strong>Piyasalar terste kaldı</strong></p>
<p>Bu durum aynı zamanda Fed’in de daha temkinli ve şahin bir çizgide kalması anlamına gelecektir. Özetle hem Trump’ın politikaları hem de Fed’in duruşu, piyasalar açısından rüzgârın tam karşıdan esmesine neden oluyor. Savaş uzamasın, petrol fiyatları düşsün diye beklene Trump daha sertleşmeye başladı. Faiz indirmesi ve güvercin olması beklenen Warsh, tam tersi şahin bir tutum sergiledi. Piyasa tabiriyle güvercin beklene Trump ve Warsh şahinleşince piyasalar rüzgarı tam karşıdan almış oldu. Bu tablo netleşmeden, finansal varlıklarda genele yayılan güçlü bir iyimserlik görmek kolay olmayacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-piyasalarda-ruzgar-karsidan-geliyor-83657</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/7/1280x720/747-1784699686.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel piyasalarda rüzgar karşıdan geliyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektrikli-otomobil-artik-zengin-ulkelerin-oyuncagi-degil-83656</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrikli otomobil artık zengin ülkelerin oyuncağı değil</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TOGG’un başarısı sadece “yerli otomobil devrimi” diye okunmamalı. Asıl mesele, TOGG’un etrafında kalıcı bir ekosistem kurulup kurulamayacağıdır. Batarya üretimi, yazılım kabiliyeti, tedarik zinciri, ihracat kapasitesi, servis ağı, ikinci el piyasası, şarj altyapısı ve tüketici güveni bu işin gerçek sınavlarıdır.</strong></p>
<p>Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) son paylaşımı, elektrikli otomobil meselesinde çok önemli bir eşiğin geçildiğini gösteriyor. Artık elektrikli araçlar sadece Norveç, Çin, Almanya ya da ABD gibi büyük ve zengin pazarların konusu değil. Kolombiya, Brezilya, Meksika, Şili, Türkiye, Hindistan, Vietnam, Tayland ve hatta Sırbistan gibi ülkeler de bu dönüşümün içine giriyor.</p>
<p>Paylaşımda en çarpıcı ülke Kolombiya olmuş. Beş yıl önce neredeyse sıfır seviyesinde olan elektrikli otomobil satış payı, 2025’e gelindiğinde yüzde 10’a ulaşıyor. Yani Kolombiya, ABD’yi yakalıyor. Brezilya yüzde 9’a, Meksika yüzde 7’ye, Şili yüzde 4’e geliyor. ABD ise yüzde 10 civarında yataylaşmış gibi görünüyor.</p>
<p>Bu tablo bize basit ama çok önemli bir şey söylüyor: Elektrikli otomobil devrimi artık sadece kişi başına geliri yüksek ülkelerin hikâyesi değil. Teknoloji ucuzladıkça, batarya maliyetleri düştükçe, Çinli ve başka Asyalı üreticiler yeni pazarlara girdikçe ve petrol fiyatları oynak kaldıkça gelişen ülkelerde de elektrikli araç talebi hızlanıyor.</p>
<h2>Elektrikli otomobil, sahip olma maliyeti açısından da anlam kazanıyor</h2>
<p>Bir dönem elektrikli otomobil için “lüks tüketim ürünü” deniyordu. Kısmen doğruydu. İlk modeller pahalıydı, şarj altyapısı zayıftı, menzil endişesi yüksekti. Ama bugün tablo değişiyor. Elektrikli otomobil artık sadece çevre duyarlılığıyla alınan bir araç değil. Birçok ülkede toplam sahip olma maliyeti açısından da daha anlamlı hale geliyor. Yakıt maliyeti düşük, bakım maliyeti daha sınırlı, şehir içi kullanımda avantajlı.</p>
<p>Bloomberg’ün değerlendirmeleri de aynı yöne işaret ediyor. Elektrikli araçta büyüme sadece Çin’den gelmiyor. Türkiye, Vietnam, Tayland, Singapur, Hindistan, Meksika, Brezilya ve Güneydoğu Asya ülkeleri artık yeni dalganın merkezinde. Hatta bazı gelişen pazarlarda elektrikli araçların yeni otomobil satışlarındaki payı ABD’nin üzerine çıkmış durumda. Bu artık istisna değil, yeni eğilim.</p>
<p>Latin Amerika örneği bu yüzden önemli. Brezilya ve Meksika gibi ülkeler uzun süre elektrikli araçta yavaş ilerledi. Sebep basitti: Araçlar pahalıydı, gelir seviyesi sınırlıydı, şarj altyapısı yeterli değildi. Ama daha ulaşılabilir modellerin pazara girmesi dengeleri değiştirdi. Çinli markalar burada elbette güçlü rol oynuyor. Ancak mesele sadece Çinli üreticiler değil. Yerel distribütörler, finansman şirketleri, şarj altyapısı yatırımları ve vergi politikaları da tüketiciyi elektrikli araca yaklaştırıyor.</p>
<h2>Elektrikli ulaşım şehir ekonomisinin tamamını değiştiren bir dönüşüm</h2>
<p>Hindistan ise başka bir örnek. Hindistan’da elektrikli otomobil pazarı kadar elektrikli iki ve üç tekerlekli araçlar da büyük önem taşıyor. Çünkü gelişen ülkelerde mobilite ihtiyacı sadece otomobille ölçülmez. Motosiklet, scooter, küçük ticari araç ve şehir içi teslimat araçları da büyük pazar oluşturur. IEA’nın verileri, Güneydoğu Asya’da elektrikli iki ve üç tekerlekli araç satışlarının hızla arttığını, Hindistan’da da bu alanda güçlü bir büyüme yaşandığını gösteriyor. Yani elektrikli ulaşım sadece otomobil değil, şehir ekonomisinin tamamını değiştiren bir dönüşüm.</p>
<p>Güneydoğu Asya’da Vietnam ve Tayland ayrıca dikkat çekiyor. Tayland uzun yıllardır otomotiv üretim üssü olarak biliniyor. Şimdi elektrikli araç üretiminde de bölgesel merkez olma hedefi var. Vietnam ise VinFast üzerinden kendi markasını küresel pazara taşımaya çalışıyor. Bu iki örnek bize şunu anlatıyor: Elektrikli araç dönüşümü sadece satış pazarı yaratmıyor, sanayi stratejisi de yaratıyor.</p>
<p>Doğu Avrupa ve Balkanlar açısından Sırbistan ilginç bir örnek. Stellantis’in Kragujevac fabrikasında elektrikli araç üretimine geçiş için modernizasyon yapıldı. Fiat Grande Panda’nın elektrikli versiyonunun üretimi, Sırbistan açısından sadece otomobil üretimi değil, Avrupa tedarik zincirine daha güçlü bağlanma hamlesi olarak görülüyor. Sırbistan’ın avantajı ucuz ve nitelikli işgücü, Avrupa’ya yakınlık ve otomotiv yan sanayisine entegrasyon potansiyeli. Dezavantajı ise ölçek, teknoloji derinliği ve batarya ekosisteminde henüz sınırlı kapasiteye sahip olması.</p>
<p>Bu noktada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Her ülke kendi elektrikli otomobil markasını çıkaramaz. Ama her ülke bu değer zincirinden pay alabilir. Kimisi batarya hücresi üretir, kimisi kablo demeti ve elektronik parça üretir, kimisi şarj altyapısı kurar, kimisi yazılım geliştirir, kimisi de montaj ve ihracat üssü olur. Elektrikli otomobilin yarattığı fırsat sadece direksiyon başında değil; bataryada, yazılımda, veride, enerjide, lojistikte ve servis ağında.</p>
<p>ABD tarafında ise ilginç bir duraksama var. Grafik ABD’nin yüzde 10 civarında bir seviyeye ulaştığını ama sonrasında daha yatay bir çizgiye geçtiğini gösteriyor. Bunun birkaç nedeni var. Teşviklerin değişmesi, tüketici tercihlerinin bölgesel farklılık göstermesi, şarj altyapısı tartışmaları, siyasi kutuplaşma ve bazı üreticilerin elektrikli araç stratejilerini yavaşlatması ABD’de büyümeyi sınırlıyor. Yani büyük pazar olmak, her zaman en hızlı dönüşen pazar olmak anlamına gelmiyor.</p>
<p>Kolombiya’nın ABD’yi yakalaması bu yüzden sembolik olarak çok önemli. Demek ki elektrikli araçta başarı sadece zenginlikle açıklanmıyor. Doğru vergi politikası, uygun fiyatlı modeller, şehir içi kullanım ihtiyacı, yakıt fiyatları ve kamu yönlendirmesi birleşince gelişen ülkeler de hızlı yol alabiliyor.</p>
<h2>TOGG’un gerçek sınavı: Kalıcı ekosistem ve küresel rekabet</h2>
<p>Türkiye açısından bu gelişmeyi çok dikkatli okumak gerekiyor. Çünkü Türkiye otomotivde sadece tüketici ülke değil, üretici ülke. Otomotiv ihracatı, yan sanayi, batarya teknolojisi, yazılım, şarj altyapısı ve enerji politikası aynı dosyanın parçaları haline geliyor.</p>
<p>Burada TOGG’un rolü ayrıca önemli. Türkiye uzun yıllar otomotivde güçlü üretici oldu ama kendi markasıyla küresel teknoloji dönüşümünün merkezine girmekte zorlandı. TOGG bu açıdan sadece bir otomobil projesi değil; batarya, yazılım, bağlantılı araç, mobilite ve yerli teknoloji iddiası taşıyan bir sanayi projesi.</p>
<p>2025’te Türkiye’de elektrikli otomobil satışları hızlı arttı. Bataryalı elektrikli otomobillerin yeni satışlardaki payı yüzde 16-17 bandına kadar çıktı. Bazı uluslararası değerlendirmelerde Türkiye’nin elektrikli araç payının daha da yukarı çıktığı, iç pazarda adaptasyonun hızlandığı görülüyor. TOGG da bu büyümede önemli pay aldı. T10X’in ardından T10F ile ürün gamının genişlemesi, markanın sadece sembolik değil, ticari olarak da ciddi oyuncu olma hedefini güçlendirdi.</p>
<p>Ancak burada duygusal davranmamak lazım. TOGG’un başarısı sadece “yerli otomobil devrimi” diye okunmamalı. Asıl mesele, TOGG’un etrafında kalıcı bir ekosistem kurulup kurulamayacağıdır. Batarya üretimi, yazılım kabiliyeti, tedarik zinciri, ihracat kapasitesi, servis ağı, ikinci el piyasası, şarj altyapısı ve tüketici güveni bu işin gerçek sınavlarıdır.</p>
<p>Elektrikli otomobilde rekabet çok sertleşiyor. Çinli üreticiler fiyatları aşağı çekiyor. Avrupa üreticileri geç kaldıkları alanlarda yeniden pozisyon almaya çalışıyor. ABD’de Tesla hâlâ güçlü ama artık yalnız değil. Güney Koreli markalar, Japon üreticiler, Hintli girişimler ve Güneydoğu Asya oyuncuları da yeni pozisyonlar alıyor. Türkiye bu yarışta sadece iç pazara güvenemez. TOGG’un kalıcı başarı hikâyesi için ihracat, maliyet disiplini, teknolojik güncelleme ve marka güveni şart.</p>
<p>Bir başka kritik konu da enerji. Elektrikli araç yaygınlaşınca petrol ithalatı azalabilir. Bu Türkiye için olumlu olur. Çünkü Türkiye net enerji ithalatçısı bir ülke. Akaryakıt tüketiminin bir kısmının elektrikle ikame edilmesi cari açık üzerinde zamanla rahatlatıcı etki yaratabilir. Ama elektrikli araçların gerçekten çevreci ve ekonomik fayda sağlaması için elektriğin nasıl üretildiği de önemli. Eğer elektrik büyük ölçüde ithal fosil yakıtla üretilirse faydanın bir kısmı sınırlanır. Bu yüzden elektrikli araç politikası, yenilenebilir enerji politikasıyla birlikte düşünülmeli.</p>
<p>Şarj altyapısı da ayrı bir başlık. Elektrikli otomobil satmak tek başına yetmez. İnsanlar evde, işte, şehirler arası yolda ve tatil bölgelerinde rahat şarj edebilmek ister. Şarj deneyimi kötü olursa elektrikli araç talebi yavaşlar. Bu nedenle şarj istasyonlarının sayısı, coğrafi dağılımı, hızlı şarj kapasitesi ve fiyatlama şeffaflığı büyük önem taşıyor.</p>
<p>Türkiye’nin avantajı şu: Otomotiv üretiminde güçlü bir altyapısı var. Yan sanayi gelişmiş. Avrupa pazarına yakın. Genç mühendislik kapasitesi var. TOGG gibi yerli marka deneyimi başladı. Şarj altyapısı hızla gelişiyor. Tüketicinin elektrikli araca ilgisi yüksek.</p>
<p>Ama riskler de var. Vergi politikası sık değişirse tüketici beklemeye geçer. Kur oynaklığı araç fiyatlarını bozar. Kredi koşulları sıkılaşırsa talep yavaşlar. Şarj altyapısı yeterince hızlı büyümezse memnuniyet düşer. Yerli üretim maliyetleri kontrol edilemezse ithal markalar karşısında rekabet zorlaşır.</p>
<p>Buradan çıkarılacak sonuç çok net: Elektrikli otomobil artık sadece çevre politikası değil, sanayi politikasıdır. Aynı zamanda enerji politikasıdır. Cari açık politikasıdır. Teknoloji politikasıdır. Şehircilik politikasıdır.</p>
<p>Bugün mesele “elektrikli otomobil satılıyor mu?” sorusunu aştı. Asıl soru şu: Elektrikli otomobilin bataryasını, yazılımını, şarj sistemini, verisini, ihracatını ve sanayi ekosistemini kim yönetecek?</p>
<p>Çünkü geleceğin otomobili sadece motoru değişmiş otomobil değil. Tekerlekli bir yazılım platformu. Enerji sistemiyle bağlantılı bir cihaz. Veriye dayalı bir mobilite aracı. Bu dönüşümü erken anlayan ülkeler sadece araç satmaz; teknoloji, marka ve ekosistem satar.</p>
<p>Son söz şu: Elektrikli otomobil artık uzak geleceğin konusu değil. Kolombiya’dan Brezilya’ya, Meksika’dan Hindistan’a, Vietnam’dan Sırbistan’a ve Türkiye’ye kadar birçok ülke bu yarışa girdi. Bundan sonra mesele kimin daha çok konuştuğu değil, kimin daha hızlı, daha ucuz, daha güvenilir ve daha akıllı ekosistem kurduğu olacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye, dalgayı doğru okursa kazanan olabilir</span></h2>
<p>Kolombiya’nın beş yılda sıfırdan yüzde 10’a gelmesi, Brezilya ve Meksika’nın hızla yükselmesi, Hindistan’da elektrikli iki ve üç tekerlekli araçların yaygınlaşması, Vietnam ve Tayland’ın üretim üssü olma çabası, Sırbistan’ın Avrupa elektrikli araç zincirine girme arayışı bize şunu gösteriyor: Bu dönüşüm beklenenden hızlı yayılıyor. “Bizim pazarımıza daha geç gelir” rahatlığı artık geçerli değil.</p>
<p>Türkiye bu dalgayı doğru okursa kazanan olabilir. Çünkü otomotiv üretiminde zaten güçlü. TOGG ile kendi markasını ortaya koydu. Avrupa’ya yakınlığı, üretim tecrübesi ve iç pazarın hızlı adaptasyonu önemli avantaj. Ama bu avantajı korumak için plansız teşvikler değil, istikrarlı strateji gerekir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektrikli-otomobil-artik-zengin-ulkelerin-oyuncagi-degil-83656</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/6/1280x720/6675-1784697517.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektrikli otomobil artık zengin ülkelerin oyuncağı değil ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayisiz-savunma-ihracat-uretim-olur-mu-83655</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayisiz savunma, ihracat, üretim olur mu?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bu çetin coğrafyada, hele ki küresel rekabetin jeopolitik risklere dayandığı ortamda Türkiye, sanayi kabiliyetini korumak, geliştirmek zorunda ama hükümet sanki sanayiye düşman gibi davranıyor.</strong></p>
<p><strong>Sanayi, bir şeyden çok üretmek demektir</strong>. Türkiye, üretmek ve <strong>ürettiğini satmak</strong> zorunda olan bir ülke... <strong>Çin</strong>’den <strong>İtalya</strong>’ya dek, sanayisi ekonomi içinde <strong>%20’den fazla </strong>olan yegâne ülkeydik ama son yıllarda sanki <strong>bizi sanayiden uzak tutan ekonomi politikaları</strong> uygulanmaya konmuş gibi görünüyor.</p>
<p>Literatürde buna; “<strong>prematüre de-idustrialization</strong>” deniyor. Normal bir şey değil yaptıkları... Bugün fazlaca övündüğümüz <strong>savunma sektörü</strong> de <strong>ülkenin sanayileşme kabiliyetine</strong> dayanıyor. <strong>Bindiğin dal sanayi ama sen onu kesiyorsun</strong>? Hangi akla hizmettir, neden <strong>şakağımıza</strong> sıkar bir ekonomi yönetimi?</p>
<p><strong>SANAYİYE BU DÜŞMANLIK NİYE? ANLAYAN BERİ GELSİN…</strong></p>
<p><strong>Sanayi üretim endeksi</strong> üzerinden bakıldığında, <strong>durum</strong> <strong>daha da</strong> <strong>vahim</strong> görünüyor. Bunda <strong>30 yıl önce</strong> sanayinin ekonomideki payı, <strong>%30’lara</strong> varmışken bugün, <strong>OVP marifetiyle</strong> bu pay, %<strong>20’nin de altına</strong> indirilmiş durumda. Hayati soru şudur: <strong>Sanayi üretmezse ihracata konu malı nereden bulabileceğiz</strong>?</p>
<p>Türkiye, “<strong>ince buz tabakası üzerinde, hızla gitmek zorunda kalan kayakçı</strong>” gibidir. Her hız kestiğinde, <strong>ekonomik krizin buzlu sularına gömülüveren</strong> bir kayakçı… Altındaki buz tabakasının kalınlığı ise <strong>sanayinin ekonomideki payını</strong> gösteriyor ve %20’lere inceltilmiş haliyle <strong>hayli kırılgan</strong> hale getirildik.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Sanayisizleşmeye dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Erken sanayisizleşmenin sonucu?</em></strong></p>
<p><strong>Orta gelir tuzağı </strong>derinleşir, <strong>verimlilik artışı</strong> yavaşlar, <strong>gelir dağılımı</strong> daha da bozulur, <strong>demokrasi</strong> ve <strong>kurum kalitesinde</strong> gerileme riski artar, <strong>dış borç</strong> ve <strong>ithal bağımlılığı</strong> kronikleşir, <strong>kalıcı kopuş</strong> gelir.</p>
<p><strong><em>Yeniden sanayileşme mümkün mü?</em></strong></p>
<p>Teknik olarak <strong>evet..</strong>. Bunun için reel kuru <strong>rekabetçi</strong> düzeyde tutmak, iç ticaret hadlerini <strong>düzeltmek</strong>, aktif, <strong>seçici sanayi politikaları</strong> uygulamak şart. Aksi halde <strong>2030’larda düşük gelir düzeyine</strong> ineceğiz.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>SANAYİSİZLEŞMEK; “GAFLET VE DALALET VE HATTA HIYANETTİR”</strong></p>
<p><strong>“Sanayisizleştirme</strong>; beceriksizliğin mi yoksa <strong>taammüdün</strong> eseri midir?” diye sorguladığımda, ne yazık ki <strong>otoritenin günahlarıyla</strong> yüzleşiyoruz. “<strong>Zamanında çok kâr ettin</strong>” söylemiyle, <strong>sanayicinin feryadına kulak tıkamak,</strong> nasıl bir gafletin neticesidir? Uyarıyoruz ama <strong>gafleti</strong> aşan, <strong>hıyanete</strong> varan bir tutum.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>SANAYİ LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>İmalat sanayi</strong>: Endüstrimizin bel kemiği, ihracatımızın dayandığı üretim kabiliyetimiz</p>
<p><strong>Savunma sanayi</strong>; 3 tarafı deniz, 4 tarafı sorunla çevrili bu coğrafyada var olma savaşımız</p>
<p><strong>Sanayi teşvikleri</strong>: Hak edene ve değer üretene verilmesi gereken ama zombilere giden…</p>
<p><strong>Yapısal reform</strong>: Kamudan beklenen ama sanayicinin de yapması gereken reformlar</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayisiz-savunma-ihracat-uretim-olur-mu-83655</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayisiz savunma, ihracat, üretim olur mu? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tepavdan-tcmbye-enflasyon-hedefine-niye-ulasilamiyor-acikla-cagrisi-83654</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> TEPAV’dan TCMB’ye &quot;Enflasyon hedefine niye ulaşılamıyor, açıkla” çağrısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TEPAV, Merkez Bankası’na zaman zaman yapmakta olduğu çağrıyı yineledi. TEPAV’ın temmuz ayına ilişkin para politikası değerlendirme notunda Merkez Bankası Kanununun 42. maddesine bir kez daha atıfta bulunularak enflasyon hedefine ulaşılamaması ya da ulaşılamayacağının anlaşılması durumunda yapılması gereken açıklama hatırlatıldı.</p>
<p>Merkez Bankası Kanununun 42. maddesi, <strong>“Banka, belirlenen hedeflere ilan edilen sürelerde ulaşılamaması ya da ulaşılamama olasılığının ortaya çıkması halinde, nedenlerini ve alınması gereken önlemleri Hükümete yazılı olarak bildirir ve kamuoyuna açıklar”</strong> deniliyor.</p>
<h2>Örneği yok, ama… </h2>
<p>Merkez Bankası bugüne kadar enflasyon hedefinin tutmayacağını görerek yıl ortasında hükümetlere hiç mektup yazmadı. Çünkü yıl içinde dört kez yayımlanan enflasyon raporlarıyla tahminler ya da hedefler yukarı yönlü güncellendi ve Merkez Bankası kendine hep alan açtı.</p>
<p>Örneğin bu yıl yüzde 16’lık hedefle yola çıkılırken bu oranda kalınamayacağını Merkez Bankası bilmiyor muydu, tabii ki biliyordu, hatta en iyi onlar biliyordu. Sonra ne oldu; önce enflasyonda tahmin aralığı yukarı çekildi, ardından hedef 8 puan birden artırılarak yüzde 24’e çıkarıldı. Tahminde aralık uygulaması da kaldırıldı ve tek bir oran ilan edildi, o da yüzde 26.</p>
<p>Merkez Bankası bugün için de yüzde 24’lük hedefin de, yüzde 26’lık tahminin de gerçekleştirilebilir olmadığını görüyor ama yıl içinde mektup yazmak gibi bir uygulaması olmadığı için o yola yönelmiyor.</p>
<h2>TEPAV Merkez’i iteklemeye çalışıyor</h2>
<p>TEPAV, Merkez Bankası’nın hükümete yıl içinde daha önce hiç mektup yazmadığını tabii ki biliyor. Para politikası değerlendirme notunu hazırlayan Para Politikası Çalışma Grubu’nu oluşturan isimlerin çoğu zaten eski Merkez Bankacı.</p>
<p>TEPAV Merkez Bankası’na bu çağrıyı yaparak bankanın daha proaktif davranmasını sağlamaya çalışıyor.</p>
<p>Ancak bunu yapmanın Merkez Bankası açısından hiç kolay olmadığı da ortada.</p>
<p>Merkez Bankası bugün hükümete bir mektup yazmak durumunda kalsa enflasyonun öngörülenin çok üstüne çıkmasının klasik gerekçelerini sıralayacak; yani dış etkenleri, savaşı ve enerji fiyatlarındaki yükselmeyi… Ama bunun dışında hükümetten kaynaklanan bazı yanlış uygulamaların da sıralanması gerekecek.</p>
<p>Bizim Merkez Bankamız o duruma geldi mi? Dolayısıyla en iyisi yıl sonunda adettendir denilerek bir mektup yazmakla yetinilecek.</p>
<p>Ama TEPAV’ın da önerdiği gibi şimdi, iş işten tümüyle geçmeden yazılacak bir mektup sorunların önüne geçmek anlamında büyük katkı vermeye aday da ne o mektubu yazma düşüncesi var, ne de o mektup yazıldığı takdirde orada yer alacak uyarılara kulak verme isteği.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">TEPAV başka neler söylüyor?</span></h2>
<p>TEPAV Para Politikası Çalışma Grubu’nun faiz konusunda ne söylediğini tahmin etmek zor değil. Çalışma Grubu yarınki PPK toplantısında faiz oranlarının değiştirilmemesi öneriyor.</p>
<p>Temmuz ayının değerlendirme notunda dile getirilen diğer konular neler mi, buyurun…</p>
<p>■ Haziran 2026’da Türkiye’nin yıllık tüketici enflasyonu yüzde 32,1 ile G20 ülkeleri arasındaki en yüksek oranlardan biri olmuştur. (İlk sırada yüzde 33,5 ile Arjantin var, Türkiye’den sonraki ülke ise yüzde 6 ile Rusya.) Yıllık enflasyon son on iki aydır çok yüksek ve dar bir aralıkta seyretmektedir. Bu aralığın alt sınırı yüzde 30,7, üst sınırı ise yüzde 33,5 olmuştur. </p>
<p>■ Hem yurt içinde hem de başta Orta Doğu’daki savaş olmak üzere küresel düzlemde yaşanan gelişmeler, makroekonomik istikrarın sağlanmasının ve yapısal temellerin güçlendirilmesinin ne denli hayati olduğunu bir kez daha göstermiştir. </p>
<p>■ Önceki raporlarımızda da vurgulanan ve sürmekte olan riskler mevcuttur. ABD ve İsrail ile İran arasındaki savaş nedeniyle sıçrayan enerji, emtia ve uluslararası taşıma fiyatlarına ilişkin büyük bir belirsizlik bulunmaktadır. Enflasyon bekleyişleri çıpalanamamıştır. Bekleyişlerin çıpalanamaması enflasyonda atalet yaratan fiyatlama davranışlarını devam ettirmektedir. </p>
<p>■ Enflasyonla mücadelenin sürdürülebilirliği ve kalıcı olarak düşük bir enflasyon düzeyine ulaşılması giderek zorlaşmaktadır. Mevcut koşullar altında, enflasyonun 2026 yıl sonu için güncellenen hedefin de (yüzde 24) oldukça üzerinde gerçekleşmesi beklenmektedir. </p>
<p>■ Bu şartlar altında Merkez Bankası, temel sorunun uygulanmakta olan ekonomi programının önemli eksiklikler içermesi ve mevcut programın sürdürülebilirliğine dair şüphelerin giderilememesi olduğunu dikkate almalıdır.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Çözüm önerileri neler?</span></h2>
<p>Peki TEPAV sıraladığı bu sorunlara karşı ne gibi çözüm önerileri dile getiriyor, gelin şimdi de onlara bakalım… </p>
<p>■ Hem içeride hem de dışarıda belirsizliklerin yüksek seyrettiği bir dönemde, kontrolümüzdeki belirsizlikleri azaltmak çok daha fazla önem kazanmıştır. </p>
<p>■ Acil öncelik, adil ve hızlı çalışan bir yargı sistemi oluşturmak, hukukun üstünlüğünü sağlamak ve demokratik değerlere saygı göstermektir. Bu yapılmadıkça önemli ekonomik sorunları çözmek mümkün görülmemektedir. </p>
<p>■ Geniş kesimlerce benimsenecek ve <strong>“ülkede önemli değişiklikler oluyor”</strong> heyecanını uyandıracak yeni bir kalkınma stratejisine ihtiyaç vardır. Bu stratejiye dayalı yapısal tedbirlerle güçlendirilecek bir program şüphesiz enfl asyonla mücadeleyi de kolaylaştıracaktır.</p>
<p> ■ Öncelikle maliye politikasının enfl asyonla mücadeleyi desteklemesi önemlidir. Bu bağlamda kapsamlı bir vergi reformu yapılması, kayıt dışılıkla etkin mücadele edilmesi, kamu harcamalarının etkinlik ve verimlilik gözetilerek yeniden yapılandırılması, koşullu gelir garantilerinin gözden geçirilmesi başta olmak üzere bütçe açığını azaltıcı önlemlerin hayata geçirilmesi zorunludur. </p>
<p>■ Enflasyonda atalet yaratan fiyatlama davranışları konusunda yapısal sorunların giderilmesi, rekabet ortamının iyileştirilmesi ve şirketler kesimiyle uzlaşma çabalarına girişilmesi gerekmektedir. </p>
<p>■ Makroekonomik istikrarı sağlayıcı politikaların yanı sıra, TCMB, TÜİK ve BDDK gibi kurumları politik baskıya karşı bağımsız kılacak yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerekmektedir. Bunun ötesinde, verimliliği artıracak, yeşil dönüşüm sürecini hızlandıracak, eğitimin niteliğini yükseltecek ve gelir eşitsizliğini azaltacak yapısal reformların da kararlılıkla sürdürülmesi önem taşımaktadır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tepavdan-tcmbye-enflasyon-hedefine-niye-ulasilamiyor-acikla-cagrisi-83654</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TEPAV’dan TCMB’ye &quot;Enflasyon hedefine niye ulaşılamıyor, açıkla” çağrısı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-83653</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonomi Masası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Jeopolitik Riskler, Yüksek Faiz, Bilanço Dönemi… Piyasa İçin Hangisi Kritik? | Ekonomi Masası" src="https://www.youtube.com/embed/B1kchDK7NOU" width="700" height="535" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-83653</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/5/1/1280x720/guldag-cipa-1781757268.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/800-ucak-motoruyla-ilgili-gorusme-trafigini-artirdi-bakim-merkezi-icin-bastiriyor-83652</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> 800 uçak motoruyla ilgili görüşme trafiğini artırdı, ‘bakım merkezi’ için bastırıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TÜRK </strong>Hava Yolları’nın (THY) Londra’ya 55 kilometre mesafedeki <strong>“Farnborough Uluslararası Havacılık Fuarı”</strong>nda (IFA) kurduğu <strong>“chalet” </strong>(stand), Pazartesi sabah saatlerinden itibaren yoğun görüşme trafiğine sahne oldu.</p>
<p>THY Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. <strong>Murat Şeker, </strong>Genel Müdürü <strong>Ahmet Olmuştur, </strong>Genel Müdür Yardımcıları <strong>Ahmet Harun Baştürk, Levent Konukcu </strong>ile İletişim Başkanı <strong>Yahya Üstün, </strong>dünyanın havacılık devlerinin buluştuğu <strong>“Airshow”</strong>da Boeing’ten Airbus’a, uçak motoru üreticileri Pratt &amp; Whitney’den CFM’e kadar farklı şirketlerin yöneticileriyle görüştü.</p>
<p>Çoğu THY’nin kurduğu <strong>“chalet”</strong>te gerçekleşen görüşmelerde yabancı konukların Prof. <strong>Murat Şeker, Ahmet Olmuştur </strong>ve ekibine sordukları ilk soru şu oldu:</p>
<p>-          <strong>ABD, İsrail-İran Savaşı’nın ikinci fazı konusunda öngörünüz nedir?</strong></p>
<p>Prof. <strong>Şeker </strong>başkanlığındaki THY ekibi, dünyada kimsenin öngörüde bulunamadığı savaşın seyri konusunda görüş ortaya koymak yerine, THY’nin bu ortamdaki yönetim stratejisini anlatmayı yeğledi. Prof. <strong>Şeker, </strong>trafik verileriyle söze girdi:</p>
<p>-          <strong>Ortadoğu ülkeleri, toplam network kapasitemizin yüzde 6’sını oluşturuyor. Savaştan etkilenen 26 destinasyon vardı. 28 Şubat 2026’da savaş başladığında adım adım 21 tanesini kapatmıştık.</strong></p>
<p>Bütün Ortadoğu’ya bakıldığında, bunun yüzde 60 kesinti anlamına geldiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Zamanla savaşın temposu düştükçe, öngörüler arttıkça peyderpey frekans seviyeleri toparlanmış, kesinti yüzde 20’ye kadar inmişti.</strong></p>
<p><strong>Ahmet Olmuştur </strong>araya girip son durum bilgisini verdi:</p>
<p>-          <strong>Son dönemlerde çatışmalar artınca Kuveyt, Erbil, Dammam ve Bahreyn’e seferlerimizi yeniden durdurduk.</strong></p>
<p>Prof. <strong>Şeker </strong>ekledi:</p>
<p>-          <strong>Sefer durdurma, yeniden başlama konusunda hızlı hareket kabiliyetimiz var. Özellikle yeniden başlama konusunda pandemi döneminden önemli deneyimler edindik. Suriye’de Halep ve Şam, ayrıca Beyrut (Lübnan) bu dönemde seferlerimiz açısından güçlü toparlandı.</strong></p>
<p>THY’nin davetiyle küçük bir grup meslektaşımla dünyanın önde gelen havayolu şirketlerini, uçak üreticileri, motor üreticileri, savunma sanayi kuruluşları, teknoloji firmaları, sektöre finansman sağlayan kuruluşları bir araya getiren, 1600’ün üzerinde katılımla rekor kıran IFA’ya gittik.</p>
<p>IFA’da THY’nin <strong>“chalet”</strong>inde Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. <strong>Murat Şeker, </strong>Genel Müdür <strong>Ahmet Olmuştur, </strong>Genel Müdür Yardımcıları <strong>Harun Baştürk, Levent Korkut, </strong>;İletişim Başkanı <strong>Yahya Üstün</strong>’le buluştuk.</p>
<p>Prof. <strong>Şeker, </strong>fuardaki en önemli gündem maddelerinden birinin uçak motoru olduğunu bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Boeing dar gövde uçak siparişimizin netleşmemesinin en büyük sebebi hangi motorla devam edeceğimizin belli olmaması. Aynı şekilde Airbus’a 2023 yılında verdiğimiz Neo siparişinin de motor tespiti ihalesini yapmamıştık.</strong></p>
<p>Söz konusu iki motor satın alma planını birleştirip müzakere ettiklerini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>IFA’da o müzakereleri olgunlaştıracağız. Bu fuarda en önemli toplantılarımızı motor üreticileri ile yapıyoruz. Yakın dönemde ihaleye çıkmayı hedefliyoruz.</strong></p>
<p>THY’nin motor alımları konusunda sayı ve parasal büyüklüğü merak ettik, <strong>Levent Konukcu</strong>’ya sözü verdi. <strong>Konukcu, </strong>motor sayısını aktardı:</p>
<p>-          <strong>250’si Neo uçakları için olmak üzere toplam 800 motor alımı ihalesi gündeme gelecek.</strong></p>
<p>Prof. <strong>Şeker, </strong>ihalenin parasal boyutunu hesapladı:</p>
<p>-          <strong>2.5-3 milyar dolarlık bir ihaleden bahsediyoruz.</strong></p>
<p><strong>Ahmet Olmuştur, </strong>görüştükleri motor üreticilerini irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Boeing 737’ler için CFM ile görüşüyoruz. Airbus321Neo için de Pratt &amp; Whitney ve CFM olmak üzere iki alternatifimiz var.</strong></p>
<p>Prof. <strong>Şeker, </strong>şu noktanın altını özellikle çizdi:</p>
<p>-          <strong>Motor üreticileriyle görüşmelerimizde </strong>“bakım-onarım merkezleri”<strong>nin Türkiye’de olması konusu üzerinde ısrarla duruyoruz.</strong></p>
<p>Bu noktada THY Teknik ile Rolls-Royce’nin İstanbul Havalimanı’nda başladıkları 300 milyon dolarlık geniş gövde uçak motoru bakım merkezi yatırımının son durumunu sorduk, <strong>Levent Konukcu </strong>yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Airbus A350’lere yönelik Rolls-Royce işbirliğiyle inşası devam eden uçak motoru bakım merkezi yatırımı 2028 yılı Ocak ayında tamamlanacak. İlk bakım o tarihte olacak.</strong></p>
<p>Prof. <strong>Şeker, </strong>IFA’daki görüşmeleriyle ilgili şu bilgiyi de paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Airbus ve Boeing’in malum 6-9 ay arası uçak teslim ötelemeleri oldu. Bu ötelemelerin maliyetini kompanse edecek ne gibi iyileştirmeler olacağını konuşacağız.</strong></p>
<p>THY’nin IFA’da kendi <strong>“chalet”</strong>iyle yer alması, katılımcı sektör devleri arasında bayrağı dalgalandırması açısından önem taşıyor.</p>
<p>Prof. <strong>Şeker </strong>ve ekibinin uçak motoru alım görüşmelerinde masaya <strong>“bakım merkezi Türkiye’de olacak” </strong>şartını koyması, İstanbul’un bu alanda önemli <strong>“hub” </strong>haline gelmesini sağlayacak gibi görünüyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Doluluklar geçen yılın altında değil</span></h2>
<p><strong>THY </strong>Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. <strong>Murat Şeker, </strong>jeopolitik kriz ortamında kapasite artışına rağmen süreci iyi yönettiklerini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Dolulukta geçen yılın üzerindeyiz. Ortadoğu’daki 21 destinasyona uçuşları durdurduğumuz dönemde geniş gövde uçakları Uzakdoğu ve Güney Asya’ya, dar gövdelileri de Orta Asya, Avrupa ve Afrika’ya planlı olarak kaydırmıştık. 37’ye yakın frekans artışı yaptık.</strong></p>
<p>Kargoda da 60’a yakın frekans artışı gerçekleştirdiklerini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Trafik olarak bakıldığında Ocak-Haziran döneminde kapasitemiz (AKK) 2025’e göre yüzde 5 yukarıda. Bu, beklentimizden iyi ama bütçemizin gerisindeyiz. Taşınan kargoda ise yüzde 20 yukarıdayız. Hem yolcu hem kargoda birim gelirleri artırmayı başardık.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Petrol 10 dolar artınca uçak yakıtı faturası aylık 100 milyon dolar yükseliyor</span></h2>
<p><strong>THY </strong>Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. <strong>Murat Şeker, </strong>brent petrol fiyatlarındaki artışların bütçe hedeflerini doğrudan etkilediğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Petrolün varil fiyatı 70 dolardan 80 dolara çıktığında bizim uçak yakıtı maliyetimiz aylık 100 milyon dolar artıyor.</strong></p>
<p>2026 yılı için uçak yakıtını 6.2 milyar dolar olarak bütçelediklerini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Güncel projeksiyona göre bu yılki uçak yakıtı maliyetimiz 8.5 milyar doları bulacak gibi görünüyor. Yani, 2-2.5 milyar dolar ilave maliyet söz konusu olacak.</strong></p>
<p>Prof. <strong>Şeker, </strong>şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Uçak yakıtının yol açtığı ekstra yükün bir bölümünü başka gelir artışlarıyla kompanse etmeye çalışıyoruz. Ayrıca, harcamalarımızı kısıyoruz. En kritik olanlar dışında inşaat yatırımlarımızı öteledik.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">THY, 7 simülatör için imzayı attı</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a6046ce3fbf5-1784694478.png" alt="" width="712" height="583" /></span><strong>THY, </strong>Farnborough Havacılık Fuarı’nda <strong>“Canadian Aviation Electronics” (CAE) </strong>ile 5 adet <strong>“Tam Uçuş Simülatörü” (Full Flight Simulator), </strong>2 adet <strong>“Uçuş Eğitim Cihazı” (Flight Training Device) </strong>ve 2 ilave <strong>“Tam Uçuş Simülatörü” </strong>opsiyonunu kapsayan sözleşmeye imza attı.</p>
<p>THY Yönetim Kurulu Başkanı Prof. <strong>Murat Şeker, </strong>imzayı atarken şu mesajı verdi:</p>
<ul>
<li><strong>Filomuzu ve küresel uçuş ağımızı büyütmeye devam ederken, pilot eğitim altyapımızı daha da güçlendirmek uzun vadeli büyüme stratejimizin önemli bir parçasını oluşturuyor.</strong></li>
<li><strong>CAE ile uzun yıllara dayanan işbirliğimizi daha da güçlendirecek bu gelişmiş eğitim cihazları, farklı uçak tiplerinde görev yapacak pilotlarımızın en yüksek emniyet, standartlaşma ve operasyonel mükemmeliyet anlayışıyla yetiştirilmesine katkılar sağlayacak.</strong></li>
</ul>
<p>CAE Genel Müdürü <strong>Matthew Bromberg </strong>de 20 yılı aşkın süredir THY ile işbirliklerinin devam ettiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Airbus ve Boeing uçak tiplerine yönelik eğitim cihazı filosuyla THY’nin pilot eğitim kapasitesini artırmasına, uzun vadeli hedeflerini desteklemesine katkı sağlayacak ileri teknolojiye sahip, yüksek gerçeklik düzeyinde simülasyon çözümleri sunmayı sürdüreceğiz.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Baykar, Hürjet ve Kaan da Airshow’da</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a6046dcb3b62-1784694492.png" alt="" width="484" height="485" /></span><strong>FARNBOROUGH </strong>Airshow’da dikkat çeken alanlardan biri Baykar’ın İHA-SİHA’ları ve ortak şirket kurduğu İtalyan havacılık şirketi Leonardo’nun helikopterlerinin sergilendiği bölüm oldu. Baykar, <strong>“SİHA TB3”</strong>ü<strong> “Astore Levante” </strong>ismiyle sergiledi.</p>
<p>Fuarda TUSAŞ, Aselsan, Roketsan, Havelsan, TEI, Kale Jet Engines gibi yerli savunma sanayi şirketlerimiz de yerini aldı.</p>
<p>Kaan, Anka 3, Hürjet de Türkiye’den İngiltere’deki Airshow’a uzanan prototipler arasında dikkati çekti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/800-ucak-motoruyla-ilgili-gorusme-trafigini-artirdi-bakim-merkezi-icin-bastiriyor-83652</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/5/1280x720/murat-seker-1781106545.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 800 uçak motoruyla ilgili görüşme trafiğini artırdı, ‘bakım merkezi’ için bastırıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dogu-akdenizde-rota-rekabeti-83651</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğu Akdeniz’de rota rekabeti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Doğu Akdeniz’de ABD ve İsrail’in İran’a başlattığı saldırıyla enerji anlaşmaları bir kez daha gündeme geldi. EKONOMİ Gazetesi, 2020’den bu yana kamuoyuna yansıyan anlaşma ya da mutabakat zaptları ve şirketlerin taraf olduğu sözleşmeleri açık kaynaklardan derledi. Temmuz ayında, Irak petrol ve gazını Türkiye’yi by-pass ederek Suriye üzerinden Akdeniz’e ulaştırma girişimi için Suriye-Fransa arasında imza atıldı. Ayrıca Fransız petrol devi TotalEnergies Suriye açıklarında arama hakkı elde etti. Türkiye ise KKTC ile tüm Akdeniz için ucuz çözüm olabilecek Karpaz-Dörtyol arasında bir doğalgaz boru hattı için anlaşma imzaladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a60ab84827de-1784720260.png" alt="" width="541" height="615" /></p>
<h2>Küresel enerji devleri başrolde </h2>
<p>Ham petrol ve doğalgaz üretim, ticaret ve taşıma mutabakat zaptları ya da anlaşmaları, bölgedeki tüm ülkelerin küresel enerji devleri başrolde olduğu görülüyor. Şirketlerin yoğun olarak ülke imzalarına bağlı olarak arama ruhsatları alması dikkati çekiyor. Ülke şirketlerinin dahil olduğu bu ruhsatlarda ana roller ise küresel enerji devleri. Türk şirketi TPAO’nun uluslararası anlaşmalara dayalı arama ruhsatlarında Akdeniz’de sadece Libya bulunuyor. Bu ülkede de siyasi sorunlar devam ediyor ve Hafter yönetimi bu anlaşmaya karşı çıkmayı sürdürüyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a60ab3acf530-1784720186.png" alt="" width="800" height="529" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a60ab4ade2de-1784720202.png" alt="" width="800" height="568" />Macron'un Suriye ziyareti sırrı </h2>
<p>Akdeniz’deki anlaşmalara yakın zamanda Suriye ile Fransa da eklendi. Türkiye’deki NATO zirvesine gelmeden önce Suriye’yi ziyaret eden ilk batılı ve BM Güvenlik Konseyi üyesi ülke lideri olan Macron, ülkesinin şirketi TotalEnergies’in Suriye açıklarında petrol ve gaz aramasına yönelik bir belge imzaladı.</p>
<p>Belgenin anlaşma mı yoksa mutabakat zaptı mı olduğu yönünde net bir bilgi bulunmuyor. Bölgede aynı zamanda enerji koridorları üzerinden de birbiriyle çıkar çatışması yaratan gelişmeler oluyor. En önemlilerinden biri Körfez ülkelerinin Akdeniz’e erişme yolunda oldu. Türkiye Basra-Yumurtalık hattının hem ticaret, hem enerji yolu olması için çaba harcarken, Irak’ın Suriye üzerinden Akdeniz’e ulaşacak bir boru hattı üzerinde girişimler bulunuyor. Suriye’nin önceki yönetim döneminde imzaladığı bazı anlaşmalar fiili olarak durdu.</p>
<h2>Türkiye-KKTC hattıyla küresel öneri </h2>
<p>Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de Avrupa’nın desteklediği Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan Merkezli doğalgaz- petrol boru hatları girişimine karşılık, KKTC ile imzaladığı anlaşma bir pozisyon alma niteliği taşıyor. Pahalı İsrail-GKYR-Yunanistan-AB girişimine karşılık, uygun maliyetli üstelik altyapısı büyük oranda hazır KKTC-Türkiye hattı anlaşmasıyla küresel bir “öneri” yapılmış durumda.</p>
<p>Türkiye ile KKTC arasındaki anlaşma, KKTC’ye doğalgaz eriştirmek niteliği öne çıksa da çift yönlü çalışabilecek şekilde tasarlanıyor. Bölgede bulunacak yeni kaynakların bu hat üzerinden küresel pazara ihracına imkan verecek Hatay ve Adana’nın sahillerinde hem petrol, hem de doğalgaz için altyapı bulunuyor. Buradaki altyapı, Türkiye doğalgaz boru hattı ile Avrupa’ya da hali hazırda bağlı durumda.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dogu-akdenizde-rota-rekabeti-83651</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/5/7/1280x720/abdulhamit-han-sondaj-gemisi-1762693421.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta Doğu’daki savaşın ardından enerji rotaları yeniden şekillenirken, Türkiye de özellikle yakın coğrafyalardaki kaynakların küresel piyasalara ulaştırılmasına yönelik alternatif rota oluşturma çalışmalarını yoğunlaştırıyor. Türkiye, Doğu Akdeniz’de pahalı İsrail-GKYR-Yunanistan-AB girişimine, uygun maliyetli ve altyapısı büyük oranda hazır KKTC-Türkiye doğalgaz hattı anlaşmasıyla yanıt veriyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kamu-yatirima-1-faize-55-harcadi-83650</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kamu yatırıma 1, faize 5,5 harcadı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>2026 yılının ilk yarısında genel bütçe açığı 974 milyar 816 milyon lira ile 1 trilyon liraya yaklaştı. Bu dönemde gelirde hedefin yüzde 47.3’ü tahsil edilirken, giderde ise hedefin yüzde 45.6’sı harcandı. Son üç yılda ödeme kabiliyeti azalırken, buna bağlı olarak bütçenin tahakkuk tahsilat performansı da geriledi. 2024 Ocak-Haziran döneminde yüzde 63.8 olan tahsilat/tahakkuk oranı, bu yılın ilk yarısında yüzde 56.8’e kadar geriledi.</p>
<h2>Performans pek parlak değil</h2>
<p>Bütçe harcamalarının en önemli kalemini ise 1 trilyon 462 milyar lira ile faiz oluştururken, aynı dönemde yatırıma ise bunun 5’te 1’ine karşılık gelen 267 milyar lira harcandı. Bütçenin gelir kaleminde ödeme alışkanlığındaki zayıflık da dikkat çekti. Ocak-Haziran döneminde 13 trilyon 382 milyar liralık tahakkuka rağmen tahsilat yüzde 56.8’de kaldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a60420ce12a3-1784693260.png" alt="" width="409" height="213" />Ekonomik programın ticari hayata etkisi açılan kapanan şirketler, icra iflas istatistiklerine yansırken, yılın ilk yarısındaki bütçe performansı da çok parlak bir grafik çizmedi. Aradan geçen 6 aylık zaman diliminde sadece Haziran ayında aylık bazda bütçe fazlası verilirken, Şubat ayındaki 71 milyar liranın dışında diğer ayların tamamında açık 200 milyar liranın üzerinde gerçekleşti.</p>
<h2>Tahsilat oranları geriliyor </h2>
<p>Geliri artırıp tasarruf yoluyla harcamaların azaltmaya çalışan ekonomi yönetimi, bu notada istediği tasarruf ve tahsilat oranlarını da yakalayamadı. Bu yılın tamamında gelir beklentisi 16 trilyon 82 milyar lira düzeyindeydi. Yılın ilk yarısında tahakkuk 13 trilyon 382 milyar lira olurken, tahsilat 7 trilyon 602 milyar lirada kaldı. Bu verilere göre tahsilat tahakkuk oranı ise yüzde 56.8 seviyesinde kaldı.</p>
<p>Bundan önceki dönemlerde bu oran yüzde 60’ın üzerinde gerçekleşti. Yürürlükteki programın başladığı 2023 yılının ilk yarısında tahsilat tahakkuk oranı yüzde 50.9 seviyesindeyken, 2024 yılının aynı döneminde yüzde 63.8’e çıktı. Geçen yılın ilk yarısında ise söz konusu oran yüzde 62.4 olarak hesaplandı.</p>
<h2>Tasarruf, yatırımlarda yapıldı </h2>
<p>Bütçede tasarruf faiz yerine yatırımda yapıldı. Yılın başında yatırımlar için 1 trilyon 32 milyar liralık ödenek ayrıldı ancak 6 aylık dönemde bunun sadece 267 milyar liralık kısmı harcandı. Üstelik köylerin ve kentlerin altyapıları için ayrılan ödenekten harcama yapılmazken, harcamanın tamamı sadece ‘diğer sermaye transferleri’ kaleminden gerçekleştirildi. Aynı dönemde faiz harcamaları ise yatırımın yaklaşık 5.5 katına karşılık gelen 1 trilyon 462 milyar lira düzeyinde oldu. Yılın tamamı için 2 trilyon 741 milyar lira olarak öngörülen faiz harcamasıyla uyumlu olan bu tutar, 6 aylık 8 trilyon 577 milyar liralık toplam tahsilatın yüzde 17.04’ünü oluşturdu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Yatırım kalemleri nelerden oluşuyor?</span></h2>
<p>Genel bütçe giderlerinde 18 trilyon 801 milyar liralık başlangıç ödeneğinin 1 trilyon 32 milyar liralık kısmını sermaye transferleri oluşturuyor. Sermaye transferleri ise KÖY-DES, BEL-DES, Kalkınma Ajansları, Cazibe Merkezleri Destekleri, SOGEP ve ‘diğer’ başlıklı kalemler yer alıyor. Ancak yılın ilk yarısında yurt içi sermaye transferlerine (yatırım) aktarılan tutar 267 milyar 96 milyon lirada kalırken, köy ve kentlerin altyapılarına harcama yapılan KÖY-DES, BEL-DES gibi projelere hiç harcama yapılmadı. Aynı şekilde kalkınma ajanslarına da yatırım amaçlı herhangi bir kaynak aktarılmadı. Bu dönemde sadece detayları açıklanmayan, ‘diğer’ başlığında 267 milyar 96 milyon liralık harcama yapıldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kamu-yatirima-1-faize-55-harcadi-83650</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/para-lira-tl-1768481565.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yılın ilk yarısında genel bütçe açığı 974,8 milyar lira ile 1 trilyon liraya yaklaştı. Bu dönemde gelirde hedefin yüzde 47,3’ü tahsil edilirken, giderde hedefin yüzde 45,6’sı harcandı. Bütçe harcamalarının en önemli kalemini ise 1 trilyon 462 milyar lira ile faiz oluştururken, aynı dönemde yatırıma ise bunun 5’te 1’ine karşılık gelen 267 milyar lira ayrıldı. Bütçenin gelir kaleminde ödeme alışkanlığındaki zayıflık da dikkat çekti. Ocak-Haziran döneminde 13 trilyon 382 milyar liralık tahakkuka rağmen tahsilat yüzde 56.8’de kaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gebze-ticaret-odasi-iso-ikinci-500de-41-uyesiyle-yer-aldi-83703</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gebze Ticaret Odası, İSO İkinci 500&#039;de 41 üyesiyle yer aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası'nın (İSO) açıkladığı "Türkiye'nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025" araştırmasında, Gebze Ticaret Odası (GTO) üyesi 41 firma listeye girmeyi başardı.</p>
<p>Sonuçları değerlendiren GTO Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş, elde edilen başarının Gebze sanayisinin üretim gücünü, rekabetçiliğini ve Türkiye ekonomisine sağladığı katkıyı bir kez daha ortaya koyduğunu söyledi.</p>
<p>Aslantaş, “İSO Türkiye'nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025 araştırmasında 41 üyemizin yer alması bizler için büyük bir gurur kaynağıdır. Bu başarı; üretimin, emeğin, yatırımın ve sürdürülebilir büyümenin sonucudur. Dünyada yaşanan ekonomik belirsizlikler, jeopolitik gelişmeler, yüksek üretim maliyetleri ve finansmana erişimde yaşanan zorluklara rağmen üretimini aralıksız sürdüren, yatırım iştahını koruyan ve istihdam oluşturmaya devam eden sanayi kuruluşlarımız, yalnızca ekonomik bir başarıya değil, aynı zamanda ülkemizin geleceğine yönelik güçlü bir sorumluluğa da imza atmaktadır. Türkiye ekonomisinin temel taşı olan tüm sanayicilerimizi yürekten kutluyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“Ülkemize katma değer kazandıran tüm üyelerimizin yanında olmaya devam edeceğiz”</h2>
<p>Gebze’nin organize sanayi bölgeleri, üretim kapasitesi, teknoloji odaklı yatırımları ve ihracat gücüyle Türkiye’nin en önemli sanayi merkezlerinden biri olduğunu söyleyen Aslantaş, “İSO İkinci 500 listesinde 41 üyemizin yer alması, bölgemizin üretim kabiliyetini, rekabet gücünü ve sanayideki istikrarlı yükselişini bir kez daha ortaya koymuştur. Gebze Ticaret Odası olarak sanayicilerimizin rekabet gücünü artıracak, ihracat kapasitesini geliştirecek, dijital ve yeşil dönüşüm süreçlerini destekleyecek, mesleki eğitimi güçlendirecek ve üyelerimizin uluslararası pazarlardaki etkinliğini artıracak projeleri kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz. Üreten, yatırım yapan, istihdam sağlayan ve ülkemize katma değer kazandıran tüm üyelerimizin yanında olmaya devam edeceğiz. Gebze Ticaret Odası olarak, üretim, yatırım, ihracat ve istihdamıyla ülke ekonomisine değer katan tüm üyelerimizi kutluyor; sanayimizin gelişimine katkı sağlayacak çalışmaları iş dünyamızla birlikte sürdürmeye devam ediyoruz” şeklinde konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gebze-ticaret-odasi-iso-ikinci-500de-41-uyesiyle-yer-aldi-83703</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/3/1280x720/gebze-ticaret-odasi-iso-ikinci-500de-41-uyesiyle-yer-aldi-1784712820.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul Sanayi Odası&#039;nın &quot;Türkiye&#039;nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025&quot; araştırmasında Gebze Ticaret Odası&#039;nın 41 üyesi listeye girdi. GTO Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş, başarının Gebze sanayisinin üretim gücü, rekabetçiliği ve sürdürülebilir büyüme anlayışının somut bir göstergesi olduğunu belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ozer-matli-bursa-tarim-ve-gida-sanayisindeki-gucunu-bir-kez-daha-ortaya-koydu-83694</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özer Matlı: Bursa, tarım ve gıda sanayisindeki gücünü bir kez daha ortaya koydu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Ticaret Borsası (Bursa TB) Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) her yıl açıkladığı ve Türkiye sanayisinin en kapsamlı performans göstergeleri arasında yer alan “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025” araştırmasının sonuçlarını değerlendirdi.</p>
<p>Listede yer alan 29 Bursalı firmayı tebrik eden Başkan Özer Matlı, araştırmanın Bursa’nın üretim kapasitesini, sanayideki rekabet gücünü ve ülke ekonomisine sağladığı katkıyı bir kez daha ortaya koyduğunu belirtti.</p>
<p>Araştırmada Türkiye’nin devleri arasına giren Harput Tekstil, Yörsan Süt ve Süt Ürünleri, Bolacalar Un’un Mudanya Şubesi, Fistaş Fantazi İplik ile Akbaşlar Tekstil’in, bağlı bulundukları odaların yanı sıra kotasyona konu ürünlerin alım satımı dolayısıyla aynı zamanda Bursa Ticaret Borsası üyesi olduklarını ifade eden Başkan Özer Matlı, “Ülkemizin üretimine, istihdamına ve ihracatına katkı sunarak İSO İkinci 500 listesinde yer alma başarısı gösteren Bursalı tüm firmalarımızı yürekten kutluyorum. Ayrıca Borsamız çatısı altında bulunan ve bu önemli başarıya imza atan üyelerimizi, yöneticilerini ve çalışanlarını gönülden tebrik ediyor, başarılarının artarak devam etmesini diliyorum” dedi. </p>
<h2>Bursa TB üyeleri ilk 1000 listesine damga vurdu</h2>
<p>İSO 500 ve İkinci 500 araştırmaları birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’nin en büyük ilk 1000 sanayi kuruluşu arasında Bursa’dan 60 firmanın yer aldığını kaydeden Başkan Özer Matlı, bu firmalardan 16’sının Bursa Ticaret Borsası üyesi olmasının, Bursa’nın özellikle tarım ve tarıma dayalı gıda sanayisindeki güçlü üretim altyapısını ortaya koyduğunu söyledi. Başkan Matlı, “Tarımsal üretimden sanayiye uzanan güçlü değer zinciri, Bursa’nın üretim kabiliyetini ve rekabet gücünü her geçen yıl daha da ileri taşıyor. İlk 1000 sanayi kuruluşu arasında 16 üyemizin yer alması, Bursa Ticaret Borsası üyelerinin üretim, kalite ve katma değer odaklı çalışmalarının somut bir sonucudur” diye konuştu.</p>
<h2>İkinci 500’ün zirvesinde gıda sanayisi yer alıyor</h2>
<p>İSO’nun sektör dağılımına ilişkin verilerin de dikkat çekici olduğunun altını çizen Başkan Özer Matlı, İkinci 500 sanayi kuruluşu arasında 107 firmayla gıda ürünleri sanayisinin ilk sırada yer aldığını ifade etti. Gıda sanayisinin, tarımsal üretimin katma değere dönüşmesinde kritik bir rol üstlendiğini vurgulayan Matlı, “Gıda ürünleri sanayisinin listenin zirvesinde yer alması, sektörün ülkemiz ekonomisi açısından stratejik önemini bir kez daha göstermektedir. Bursa da güçlü tarımsal üretimi, gelişmiş gıda sanayisi ve ihracat kapasitesiyle bu alandaki öncü şehirlerden biridir. Bursa Ticaret Borsası olarak üreticilerimiz ve sanayicilerimizin daha yüksek katma değer üretmelerini sağlayacak çalışmaları desteklemeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ozer-matli-bursa-tarim-ve-gida-sanayisindeki-gucunu-bir-kez-daha-ortaya-koydu-83694</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/4/1280x720/ozer-matli-bursa-tarim-ve-gida-sanayisindeki-gucunu-bir-kez-daha-ortaya-koydu-1784706509.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Ticaret Borsası üyesi 5 firma, İstanbul Sanayi Odası’nın açıkladığı “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu-2025” araştırmasında listeye girme başarısı gösterdi. Bursa TB Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, İSO 500 ile birlikte Türkiye’nin en büyük ilk 1000 sanayi kuruluşu arasında Borsa üyesi 16 firmanın bulunmasının, Bursa’nın tarım ve gıda sanayisindeki güçlü konumunun önemli bir göstergesi olduğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tekstil-ve-hazir-giyim-geriledi-otomotiv-tedarik-sahasi-one-cikti-83687</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tekstil ve hazır giyim geriledi, otomotiv tedarik sahası öne çıktı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ESRA ÖZARFAT/BURSA</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası'nın (İSO) açıkladığı Türkiye'nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025 araştırmasında üyesi olan 8 ilin odasında üye sayısı, 2024 yılına göre düşüş gösterdi.</p>
<p>Ege Bölgesi Sanayi Odası, Kocaeli Sanayi Odası, Gaziantep Sanayi Odası, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası, Ankara Sanayi Odası, Balıkesir Sanayi Odası, Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odası, Manisa Ticaret ve Sanayi Odası İSO İkinci 500-2025’te üyesi düşen odalar oldu. 8 oda içerisinde en fazla düşüş, 2024’te 34 olan üye sayısını son listede 23’e düşüren Bursa Ticaret ve Sanayi Odası yaşadı. Bursa’nın sanayisi güçlü ilçeleri bulunuyor. İl ve ilçe sanayi ticaret odaları toplamı olarak ele alındığında, Bursa'nın İSO İkinci 500'deki temsil gücü, isimlerini açıklamayan dört şirket dahil 2024’teki 41 firmadan 31 firmaya geriledi.</p>
<h2>"Presimsan Hidrolik de İSO İkinci 500'e ilk kez giren Bursalı firma oldu"</h2>
<p>Söz konusu gerileme, Bursa sanayisinde dikkat çekici bir dönüşüme işaret ediyor. Tekstil ve hazır giyim ağırlıklı bir gerilemenin varlığının yanı sıra, otomotiv tedarik sanayi gibi sektörlerdeki yükselen performans, Bursa sanayisinin belirgin değişimi olarak öne çıkıyor. Maysan Mando Otomotiv, Feka Otomotiv, TKG Otomotiv ve Yazaki Wiring Technologies Türkiye, 2024 yılında yer aldıkları İSO İkinci 500 listesinden 2025'te İSO 500'e yükselerek üst lige çıktı. Aynı dönemde Presimsan Hidrolik de İSO İkinci 500'e ilk kez giren Bursalı firma oldu. Elektrikli araç dönüşümüne yönelik yatırımlar ve katma değerli üretim yapan otomotiv tedarikçileri ölçek büyütürken, özellikle tekstil sektöründe yaşanan kayıplar kentin İSO İkinci 500'deki temsil gücünü zayıflattı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a606634ee5d0-1784702516.webp" alt="" width="592" height="143" /></p>
<h2>Üretimden satışlar yüzde 6,9, ihracat ise yüzde 13,4 geriledi</h2>
<p>İsimlerini açıklayan firmalar baz alındığında Bursalı şirketlerin ekonomik büyüklüklerinde de gerileme yaşandı. 2025 yılında firmaların üretimden satışları 93,1 milyar TL, net satışları 101,2 milyar TL olarak gerçekleşti. Üretimden satışlar 2024'e göre yüzde 6,9, ihracat ise yüzde 13,4 geriledi. Toplam ihracat 710,6 milyon dolardan 615,6 milyon dolara düştü. İsimlerini açıklamayan dört şirketin mali verileri paylaşılmadığı için Bursa'nın gerçek üretim, net satış ve ihracat hacminin açıklanan rakamların üzerinde olduğu belirtiliyor.</p>
<h2>Tedarik sanayisi yükselişini sürdürdü</h2>
<p>Genel tabloya rağmen otomotiv tedarik sanayisi Bursa'nın lokomotif sektörü olmayı sürdürdü. Çelikform Gestamp Otomotiv, 187'nci sıradan 86'ncı sıraya yükselerek Bursa'nın en dikkat çekici çıkışını gerçekleştirdi. Formfleks Otomotiv 234'üncülükten 138'inciliğe, Ermetal Otomotiv 268'incilikten 169'unculuğa yükselirken, B-Plas, Kırpart Otomotiv, Akwel Bursa Turkey ve Grammer Koltuk Sistemleri de sıralamada yükselen şirketler arasında yer aldı. Gıda sektöründe ise yeniden yapılandırma sürecindeki Yörsan 222'ncilikten 175'inciliğe yükselirken, Copa Isı Sistemleri yaklaşık 150 basamaklık çıkışıyla dikkat çekti.</p>
<h2>Tekstilde kan kaybı sürdü</h2>
<p>Bursa'nın geleneksel sektörlerinden tekstilde ise zayıf görünüm devam etti. Küçükçalık Tekstil, Akbaşlar Tekstil, Işıksoy Tekstil, Fistaş Fantazi İplik ve Harput Tekstil sıralamada gerileyen firmalar arasında yer aldı. Avrupa pazarındaki talep daralması, yüksek üretim maliyetleri ve küresel rekabet baskısı, tekstil sektörünün performansını olumsuz etkileyen temel unsurlar olarak öne çıktı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/tekstil-ve-hazir-giyim-geriledi-otomotiv-tedarik-sahasi-one-cikti-83687</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/7/1280x720/tekstil-ve-hazir-giyim-geriledi-otomotiv-tedarik-sahasi-one-cikti-1784702546.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul Sanayi Odası Türkiye&#039;nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025 araştırmasında Bursa&#039;nın firma sayısı 41&#039;den 31&#039;e geriledi. Tekstil ve hazır giyim ağırlıklı üretimden satışlar, net satışlar ve ihracatta düşüş yaşanırken, otomotiv tedarik sanayisindeki yükseliş dikkat çekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sanayinin-kirmizi-altini-bakir-enerji-donusumunu-besliyor-83678</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayinin kırmızı altını bakır enerji dönüşümünü besliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanayinin "kırmızı altını" bakır, küresel enerji dönüşümünün en kritik hammaddelerinden biri olmayı sürdürüyor. Elektrikli araçlar, batarya sistemleri, veri merkezleri, yüksek gerilim iletim hatları ve yenilenebilir enerji yatırımlarındaki hızlı büyüme, bakıra olan talebi her geçen yıl artırıyor. Bu gelişmeler emtia piyasalarında fiyatları yukarı taşıyor.</p>
<p>Bakır talebindeki yükselişin arkasındaki en önemli unsur ise elektrifikasyon. Elektrikli otomobiller, içten yanmalı araçlara kıyasla yaklaşık üç ila dört kat daha fazla bakır içeriyor. Benzer şekilde rüzgar türbinleri, güneş enerjisi santralleri, batarya depolama sistemleri ve elektrik şebekelerinin modernizasyonu da yoğun bakır tüketen yatırımlar arasında. Son dönemde yapay zeka uygulamalarının yaygınlaşmasıyla birlikte veri merkezlerine yönelik yatırımların hız kazanması da bakıra olan talebi artırıyor. Güç dağıtım sistemleri, kablolama altyapısı, trafolar ve soğutma sistemleri, yüksek miktarda bakır kullanımını beraberinde getiriyor.</p>
<p>Türkiye, küresel bakır üreticileri arasında üst sıralarda yer almasa da işlenmiş bakır ürünlerinde önemli bir sanayi altyapısına sahip. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre, Türkiye'nin görünür bakır rezervi yaklaşık 1,5 milyon ton metal seviyesinde. Artvin, Kastamonu, Elazığ, Siirt ve Rize başta olmak üzere farklı bölgelerde bakır madenciliği yapılıyor ve elde edilen cevher işlenerek katma değerli ürünlere dönüştürülüyor.</p>
<p>Türkiye'nin bakır sanayisinin en güçlü yönlerinden biri ise rafine bakır ve yarı mamul üretim kapasitesi. Eti Bakır, Samsun İzabe ve Elektroliz Tesisi'nde yılda yaklaşık 70 bin ton katot bakır üretirken, şirketin toplam rafine bakır üretim kapasitesi yıllık 100 bin ton. Bunun yanında Sarkuysan, Er-Bakır ve Mega Metal gibi üreticiler; bakır tel, filmaşin, boru ve iletken üretiminde Avrupa'nın önemli tedarikçileri arasında yer alıyor.</p>
<h2>İhracatta milyarlarca dolarlık hacim </h2>
<p>TÜİK ve uluslararası dış ticaret verilerine göre Türkiye, 2025 yılında bakır ve bakırdan mamul ürünlerde 3 milyar doların üzerinde ihracat gerçekleştirdi. Aynı dönemde bakır cevheri, rafine bakır ve yarı mamul ürün ithalatı ise sanayinin hammadde ihtiyacı ve küresel fiyatların etkisiyle yüksek seyrini korudu. İthal edilen bakırın önemli bölümü ise Türkiye'de işlenerek daha yüksek katma değerli ürünler halinde yeniden ihraç ediliyor. Türkiye'nin bakır tel, filmaşin, kablo ve elektrik ekipmanları ihracatında başta Almanya, İtalya, Fransa, İspanya, Polonya, Romanya, Birleşik Krallık ve Hollanda olmak üzere Avrupa Birliği ülkeleri öne çıkıyor. ABD ve Orta Doğu pazarlarına yönelik sevkiyatlarda da artış var. İç pazarda ise enerji altyapısı, elektrik şebekeleri ve yenilenebilir enerji yatırımlarına paralel olarak bakır talebi artıyor.</p>
<h2>Güneş panelinde bakır talebi artıyor </h2>
<p>Çinli Longi Green Energy Technology, Şaanxi eyaletindeki tesisinde gümüş yerine bakır bazlı metalizasyon kullanan yeni nesil güneş hücrelerinin seri üretimine geçti. Şirket, bu adımı “yeni nesil pil teknolojisinin büyük ölçekli uygulanmasında önemli bir kilometre taşı” olarak tanımladı.</p>
<p>Kararın arkasında, son iki yılda sert yükselen gümüş fiyatları bulunuyor. Fotovoltaik panellerde kullanılan gümüş macunu, bir güneş hücresinin toplam maliyetinin yaklaşık yüzde 30’unu oluşturuyor.</p>
<p>Gümüş fiyatlarının bir dönem ons başına 121 doların üzerine çıkması, üreticileri alternatif arayışına yöneltti. Fiyatlar şu sıralar ons başına 60 dolar banında. Ancak geçen yıla göre halen yüzde 47 ve 5 yıl öncesine oranla yüzde 117 yukarıda.</p>
<p>Bakır fiyatlarındaki küresel fiyat dalgalanmalar kısa vadede maliyet baskısı oluştursa da Türkiye açısından asıl fırsat ise katma değerli üretimde. Kablo, elektrik ekipmanları, savunma sanayii ve yüksek teknoloji ürünlerinde kullanılan işlenmiş bakırın ihracattaki payının artırılması, sektörün rekabet gücü açısından kritik. Bunun yanında bakır özelliklerini kaybetmeden defalarca geri dönüştürülebilen metaller arasında yer aldığı için geri dönüşüm yatırımları da önem kazanıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Birçok sektörün ortak ham maddesi</span></h2>
<p>Bakır, sanayinin adeta gizli kahramanı konumunda. Yalnızca kablo imalatının değil; otomotivden beyaz eşyaya, savunma sanayiinden raylı sistemlere, makine üretiminden elektrik motorları, transformatör ve yenilenebilir enerji ekipmanlarına kadar oldukça geniş bir alana dokunuyor. Günlük hayatımızın ve modern üretimin vazgeçilmez bir parçası olan bu stratejik metal, Türkiye’nin yeşil dönüşüm ve teknoloji hamlelerinde de merkezde yer alıyor. TOGG gibi yerli elektrikli araç projeleri, hız kazanan batarya yatırımları, her geçen gün yaygınlaşan güneş ile rüzgar enerjisi santralleri ve şebeke yenileme çalışmaları, önümüzdeki süreçte ülkemizin bakıra olan ihtiyacının artacağına işaret ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sanayinin-kirmizi-altini-bakir-enerji-donusumunu-besliyor-83678</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/8/1280x720/bakir-1784698943.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektrikli araçlardan veri merkezlerine, yenilenebilir enerji yatırımlarından savunma sanayiine kadar birçok sektörün temel hammaddesi olan bakıra talep büyüyor. Uluslararası piyasalarda fiyatlar yüksek seyrini korurken Türkiye, güçlü işleme kapasitesi ve ihracatıyla bakırda katma değerli üretimini artırmaya çalışıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-ekonomisi-petrol-soklarina-karsi-bagisiklik-mi-kazandi-83674</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya ekonomisi petrol şoklarına karşı bağışıklık mı kazandı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Körfez’de İsrail ve ABD’nin İran’a saldırmasıyla başlayan savaş ilk başta tüm dünya ekonomisini durdurma endişesi yaratmıştı. Ancak korkulan olmadı. Gerçi petrol fiyatları hem bölgeden hem de savaşan ülkelerin başkentlerinden gelen haberlerle inip çıksa da dünya ekonomisi duruma kısa sürede uyum gösterdi.</p>
<p>2007-2008 Küresel Finansal Krizi'ni önceden tahmin etmesiyle tanınan ve bu nedenle kendisine "Dr. Doom" (Kıyamet Doktoru) lakabı verilen Nouriel Roubini de durumu Project Syndicate’de 14 Temmuz 2026’da yayımlanan "Oil Shocks Are No Longer So Shocking" başlıklı yazısında irdeledi. Yazıyı özetleyerek aktarıyorum:</p>
<p>“Son İran krizi, küresel petrol arzında tarihin en büyük kesintilerinden birini yaratmasına rağmen ekonomik etkileri 1970'lerdeki petrol krizlerinin çok gerisinde kaldı. Çünkü dünya ekonomisi, petrolün jeopolitik bir silah olarak kullanılmasına karşı zaman içinde önemli bir direnç geliştirdi.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6a60538f9679b-1784697743.jpg" alt="" width="700" height="309" />
<figcaption><strong>Son İran krizi, küresel petrol arzında tarihin en büyük kesintilerinden birini yaratmasına rağmen ekonomik etkileri 1970'lerdeki petrol krizlerinin çok gerisinde kaldı.</strong></figcaption>
</figure>
<p>1970'lerde petrol ambargoları ekonomileri stagfl asyona, çift haneli enfl asyona ve uzun süren durgunluklara sürüklemişti. Sonraki yıllardaki Körfez Savaşı, Irak'ın işgali ve son İran krizi ise piyasaları sarsmasına rağmen kalıcı bir ekonomik yıkım yaratmadı.</p>
<p>Bunun birkaç nedeni var. OPEC (Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü) üyeleri, petrolü aşırı pahalı hale getirmenin sonunda kendi gelirlerini de vurduğunu yaşayarak gördü. ABD'deki kaya petrolü üretimi başta olmak üzere yeni üretim kaynaklarının devreye girmesi OPEC'in fiyat belirleme gücünü azalttı. Enerji verimliliğinin artması, stratejik petrol rezervlerinin oluşturulması ve yenilenebilir enerji yatırımlarının hızlanması da ekonomilerin petrole bağımlılığını önemli ölçüde azalttı.</p>
<p>Merkez bankalarının enflasyonla mücadelede kazandığı deneyim de petrol şoklarının ekonomiye yayılmasını sınırlayan önemli etkenlerden biri oldu. Üstelik yapay zekâ öncülüğündeki teknolojik dönüşüm, üretkenliği ve büyümeyi destekleyerek bu baskıyı daha da hafifletiyor.</p>
<p>Ancak tehlike yine de tamamen geçmiş değil. Orta Doğu'daki gerilimin uzun süreli ve bölgeye yayılan bir savaşa dönüşmesi halinde petrol yeniden küresel ekonomiyi sarsabilir. Ancak mevcut tablo, tek bir petrol şokunun geçmişte olduğu gibi dünya ekonomisini yıllarca sürecek bir krize sürüklemesinin artık çok daha zor olduğunu gösteriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dunya-ekonomisi-petrol-soklarina-karsi-bagisiklik-mi-kazandi-83674</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünya ekonomisi petrol şoklarına karşı bağışıklık mı kazandı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tasit-yok-vergi-var-depoda-curuyen-milli-servet-ve-cebri-icra-kanunu-taslagi-83662</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Taşıt yok vergi var! Depoda çürüyen milli servet ve Cebri İcra Kanunu Taslağı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a604b799acd9-1784695673.jpeg" alt="" width="183" height="142" /></strong><strong>AYŞE ÇELİKBAŞ - </strong><strong>Serbest Muhasebeci Mali Müşavir</strong></p>
<p><strong>Yediemin depolarında çürüyen taşıtlar, uzayan icra süreçleri ve fiilen bulunmayan araçlar için tahakkuk eden vergiler ciddi hak kayıplarına yol açıyor. Cebri İcra Kanunu Taslağı’nın satış sürelerini kısaltan, resen tasfiyeyi kolaylaştıran ve haksız MTV yükünü sona erdiren bütüncül düzenlemelerle geliştirilmesi gerekiyor.</strong></p>
<p>Piyasada çarkların dönmesi, paranın ve varlıkların ekonomiye kazandırılmasıyla mümkündür. Ancak bugün binlerce araç ve diğer taşınır mal yediemin depolarında, icra dosyalarının labirentlerinde resmen çürümeye terk edilmiş durumda. Bir yanda ekonominin dışına itilen atıl varlıklar, diğer yanda ortada olmayan aracın sırtınıza binen vergisi…</p>
<p>Sahada her gün yaşanan bu kronik mağduriyetler karşısında, mevcut İcra ve İflas Kanunu'nun yerine geçmek üzere hazırlanan Cebri İcra Kanunu Taslağı bazı olumlu adımlar atsa da ne yazık ki yetersiz kalmaktadır.</p>
<p>Beklenti nettir: Uygulamaya dönük, somut ve acil düzenlemeler ile icra süreçleri hızlandırılmalı, tarafların hakları korunmalı,<strong> milli servetin depolarda çürümeye terk edilmesi</strong> <strong>engellenmelidir.</strong></p>
<p><strong>İcra emirlerinin sınırsız tekrarı </strong><strong>ve 1 yıllık satış talebi süresi </strong></p>
<p>Mevcut kanun ve taslakta “<strong>aynı icra takibi içinde bu mal tekrar haczedilemez</strong>” denilse de <strong>farklı dosyalar üzerinden</strong> <strong>icra emrinin tekrarına</strong> herhangi bir sınır getirilmemiştir. Bu boşluk, icra dairelerinde yıllarca satışa yönelik işlem yapılmadan sürüncemede kalan dosyaların birikmesine neden olmaktadır.</p>
<p>Alacaklıya somut fayda sağlamayan bu sistem, borçlunun malını kullanılmaz hale getirirken borç yükünü de ağırlaştırmaktadır. Yediemin depolarında malların korunacağı varsayımı da pratikte işlememektedir. Paslanma, bakım eksikliği, parça kaybı gibi nedenlerle mallar işlevselliğini yitirirken, borçlu ödeme gücü bulsa bile malından olmaktadır.</p>
<p>Satış talebi için belirlenen bir yıllık süre ve <strong>sürekli dosya yenileme döngüsü</strong> sistemi çıkmaza sokmaktadır. Sürelerin borçluya mali imkan sağlama düşüncesiyle uzun tutulması, uygulamada beklenen faydayı vermemektedir. Aksine bu süreler, çoğu zaman malı bağlattıktan sonra satış için harekete geçmeyen alacaklıların inisiyatifine bırakılmış bir caydırıcılık aracına dönüşmektedir. Alacaklı bir yıl içinde satış talebinde bulunmazsa dosya fiilen uyuyor ve her süre bitiminde yeni bir dosya açılarak aynı döngü tekrarlıyor. Varlıkların uzun süreler atıl halde depoda bekletilmesi ekonomiye külfettir.</p>
<p>Bu nedenle <strong>icra emrinin yinelenmesi</strong> <strong>makul bir süre ve sayı ile sınırlandırılmalı</strong>, satış talebine de <strong>kesin bir zaman sınırı</strong> getirilmelidir.</p>
<p><strong>Satış Masraflarıyla Teminatın Bağlama Aşamasında Hazır Edilmesi ve Satış Yetkisinin Sadeleştirilmesi</strong></p>
<p>Taslak gerekçede, <strong>muhafaza, kıymet takdiri ve satış talebinin</strong> <strong>birlikte yapılması</strong> ve giderlerin peşin yatırılması zorunluluğu getirilerek satışların hızlanacağı belirtilmektedir. Oysa bu hüküm zaten mevcut kanunda yer almaktadır ve bugüne kadar satışlarda belirgin bir hızlanma sağlamamıştır. Asıl ihtiyaç, satış masrafları ve teminatların <strong>bağlama ve rehin alma aşamasında</strong> <strong>peşin yatırılması</strong> zorunluluğudur.</p>
<p>Birden fazla alacaklı varsa satış için <strong>tümünün onayının zorunlu tutulması</strong> süreci kilitleyen önemli unsurlardandır. Tüm icra alacaklılarından izin alınmasına gerek olmaksızın, borçlunun veya sadece bir alacaklının talebi üzerine satış işlemi yapılabilmelidir. Aksi halde satış yıllarca yapılamamakta, icra işlemi fiilen askıya alınmaktadır. Satış sonrası <strong>taksim aşamasında</strong> bile <strong>bir alacaklının itirazı</strong> tahsilatı askıda bırakabilmektedir.</p>
<p>Gümrük uygulamalarında olduğu gibi, en kısa zaman diliminde <strong>haczi kalkmamış varlıkların</strong> da resen satışa veya tasfiyeye yönlendirilmesi icra depolarında bekleyen malların değer kaybını önleyecek genel bir kural haline getirilmelidir.</p>
<p>Kötü niyetli borçlulara karşı etkin yaptırımlar elbette gereklidir ancak bu, alacaklıların keyfi kilitlemelerini meşrulaştırmamalıdır.</p>
<p><strong>Trafikten men edilen taşıtlar</strong></p>
<p>Üzerindeki kısıtlama nedeniyle satılamaz ve devredilemez hale gelen bir taşıtın trafikten men edilmesi ne alacaklıya ne borçluya katkı sağlamaktadır. <strong>Baskı amacıyla</strong> bağlanan aracın saklama ve dosya masrafları artarken tescilden silinemediği sürece de <strong>sözde muhafaza gerekçesiyle</strong> alındığı garajdan <strong>aynı bütünlük ve mali değerle geri çıkması </strong>pek mümkün olmamaktadır. Fiilen kullanılamayan, satılamayan ve devredilemeyen taşıt, borçlu için hem faaliyetini durdurur hem de yıllar içinde çözülmez bir muamma haline gelir.</p>
<p>Bu nedenle, trafikten men edilen taşıtların <strong>yakalama kararından itibaren </strong>1-2 ay gibi<strong> en kısa zaman diliminde</strong> satış sürecinin tamamlanmasına yönelik net ve bağlayıcı bir yasal düzenleme yapılmalıdır. Süre aşımı halinde, satış işlemi icra müdürlüğü tarafından resen yürütülmeli, işlem gerçekleşmezse taşıt hurdaya ayrılmalı veya borçluya iade edilmelidir.</p>
<p><strong>“Hayalet varlıklar” </strong><strong>ve kronik MTV sorunu</strong></p>
<p>En büyük mağduriyetlerden biri, resmi kayıtlarda tescilli görünen ancak fiilen ortada olmayan ve yaşı itibarıyla hurda niteliği kazanmış taşıtların vergileridir. Özellikle resen terkin olmuş ve ticaret sicilinden de silinmiş olan şirketlerin ortakları ve mirasçılar üzerinde ağır bir yük oluşturmaktadır. Şirketi temsil edecek bir yetkili de olmayınca bu araçlar üzerinde muayene dahil hiçbir yasal işlem yapılamamaktadır. <strong>Ortaklardan birinin</strong> yazılı talebi üzerine ve hatta <strong>talebe de gerek kalmaksızın</strong> araç resen hurdaya<strong> </strong>ayrılabilmelidir.</p>
<p>Kişilerin karşısına bilgisinde ve tasarrufunda olmayan bir taşıtın birikmiş vergi borcu çıktığında ise Trafik Müdürlüğü, ‘’Eski yıllarda devir işlemleri, devralan kişice gerçekleştirildiğinden bu ve benzeri sorunu yaşayan çok kişi var ancak yapacak bir şey yok’’ yanıtını! vermekte olup bu halde ilgili kurumlara ibraz etmek üzere bir belgeye ulaşılamamaktadır.</p>
<p>Taşıtın <strong>men edildiği</strong> veya <strong>yedieminde bulundu tarihler itibariyle tescil</strong> kaydının ilgili <strong>trafik tescil kuruluşu tarafından silinmesi halinde</strong> aynı dönemler için motorlu taşıtlar vergisi mükellefiyeti de terkin edilmiş olmalıdır ancak <strong>silinme gerçekleşemediği</strong> için MTV yükümlülüğü devam etmektedir. <strong>Kurumlar arası koordinasyonsuzluk ve mevzuatın farklı yorumlanması </strong>nedeniyle <strong>bürokratik tıkanıklıkların doğurduğu belirsizlikler</strong> vatandaşların haksız mali yüklerle karşılaşmasına yol açmamalıdır.</p>
<p>Her ne kadar yakın zamanda yediemindeki <strong>haczi kalmış malların</strong> ve trafikten men edilerek alıkonulan ancak sahipleri tarafından altı ay içinde teslim alınmayan araçların satış ve tasfiyesine yönelik mevzuat düzenlemesi yapılmış olsa da <strong>haczi düşmeyen</strong> varlıklar, <strong>tescil kaydı silinemeyen araçlar</strong>, <strong>resen kapanmış şirketlere ait araçlar</strong> ve bunlardan doğan müteselsil <strong>vergi sorumlulukları</strong> bakımından <strong>boşluk devam etmektedir.</strong></p>
<p>“<strong>Taşıt yok ama vergisi var’’</strong> meselesi yalnızca tek bir kanun değişikliğiyle çözülecek kadar dar değildir. Bu tip atıl ve hayalet araçlar için vergi yükümlülüğünün terkin edilmesi yönünde bütüncül bir düzenleme gereklidir. Zira sadece<strong> kağıt üzerinde</strong> taşıt sahibi görünenlerin veya <strong>takibe konu,</strong> <strong>bağlanmış ve dahi akıbeti belirsiz</strong> <strong>atıl taşıtlar</strong> ile <strong>resen terkin edilmiş veya sicilden silinmiş şirketler</strong> üzerinden ortaya çıkan bu sorunların büyüklüğü ve yarattığı mağduriyet yadsınamaz. Araç <strong>yedieminde beklerken</strong>, borçlu <strong>MTV ödemek zorunda kalmamalıdır</strong>.</p>
<p><strong>Sonuç: Milli servet “muhafaza” </strong><strong>adı altında eritilmemelidir</strong></p>
<p>Unutulmamalıdır ki <strong>depolarda çürüyen servet</strong>, <strong>hukuki bir ayrıntı değil</strong>, <strong>ekonomik israf ve adalet yarasıdır</strong>. Bu yaralar sarılmadan ne alacaklı alacağını tahsil edebilir ne borçlu rahat eder ne de milli kaynaklar korunabilir. Bu durum sadece bireysel bir mağduriyet değil, aynı zamanda kamu alanlarını işgal eden, çevresel riski bulunan ve devletin vergi tahsilatını da imkansız kılan bir verimsizlik sarmalıdır.</p>
<p>Daha önce “<strong>Takibe Konu Varlıkların Ekonomi Dışına İtilmesi</strong>” ve “<strong>Motorlu Taşıtı Sırtında Taşıyanlar</strong>” başlıklarıyla da dile getirdiğimiz mağduriyetlerin aynen devam etmemesi için Cebri İcra Kanunu Taslağı’nın ve <strong>ilgili tüm mevzuatın</strong>, ekonominin bütününe de olumsuz yansımaları olan mevcut hak kayıplarını giderecek şekilde geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tasit-yok-vergi-var-depoda-curuyen-milli-servet-ve-cebri-icra-kanunu-taslagi-83662</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Taşıt yok vergi var! Depoda çürüyen milli servet ve Cebri İcra Kanunu Taslağı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakaryanin-2026-yili-tahmini-findik-uretimi-89-bin-ton-olarak-belirlendi-83700</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sakarya’nın 2026 yılı tahmini fındık üretimi 89 bin ton olarak belirlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Sakarya Ziraat Odaları İl Koordinasyon Kurulu, Adapazarı Ziraat Odası’nda bir araya gelerek, Sakarya’nın 2026 yılı fındık üretim tahminini, üreticilerin 2026 yılı TMO müdahale alım fiyatı beklentisini, geçici tarım işlerinin fındık toplama günlük ücreti ve fındık patoz saat ücretlerini açıkladı.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a6087a45be7b-1784711076.JPG" alt="" width="700" height="395" /></p>
<p>Sakarya Ziraat Odaları Birliği Başkanı Ali Şener Bayraktar konu ile ilgili yaptığı açıklamada rekolte tahmini komisyonunun 20 gündür devam eden saha inceleme ve hesaplama çalışmalarının tamamlandığını ve Sakarya’nın fındık üretiminin 89 bin 261 ton olarak tahmin edildiğini söyledi.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a608776b7976-1784711030.jpg" alt="" width="700" height="395" /></p>
<p>Bayraktar, bugün için yapılan çalışmaların Sakarya’nın 7 ilçesinde ve 787 bin 490 dönüm alanı kapsadığını ancak risklerin devam ettiğini ifade etti.</p>
<p>Sakarya için fındık toplama ücretleri konusunda genel bir fiyat belirlemediklerini de ifade eden Bayraktar, bu konuda şunları söyledi: “İşletmelerin büyüklüğü ve verimliliğine göre işçi çalıştırabileceklerini gördük. Karasu ve Kocaali Ziraat Odaları başkanlarının da görüşü alınarak Karasu ve Kocaali ilçelerinde günlük yevmiye fiyat 1.600 TL, diğer ilçelerde ise 1.750 TL. İşçi ve üretici anlaşarak bu fiyatın altına ya da üstüne çıkabilirler. Fındık patozun saatlik ücretini 5 bin 500 TL olarak belirledik.”</p>
<p>Bayraktar, Sakarya'da 2026 yılı fındık fiyatı ile ilgili üreticinin beklentisinin ise 300 TL. olduğunu ve TMO'nun da 2026 yılı müdahale alım fiyatının 300 TL olarak açıklamasını beklediklerini ifade etti.</p>
<p>Sakarya Ticaret Borsası Başkanı Mustafa Genç ise, yaptığı açıklamada 2025 yılında 73 bin 521 ton olarak tahmin edilen fındık rekoltesinin yüzde 20’den dazla bir artışla 2026 yılı için 89 bin 261 ton olarak belirlenmesinin memnuniyet verici olduğunu söyledi.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a60878953213-1784711049.JPG" alt="" width="700" height="396" /></p>
<p>Başkan Genç, fındık üretiminin yoğun olarak yapıldığı bölgelerde gerçekleştirilen arazi çalışmaları sonucunda, geçtiğimiz yıla göre daha yüksek bir rekoltenin beklendiğini, bu artışta geçen seneki kuraklığın aksine bu yıl yağışların artması ve kahverengi kokarca ile mücadele kapsamında yürütülen çalışmaların olumlu sonuç vermesinin etkili olduğunu değerlendirdiklerini söyledi.</p>
<p>Kahverengi kokarca ile mücadelenin kesintisiz sürdürülmesi gerektiğini vurgulayan Başkan Mustafa Genç, doğru budama, doğru gübreleme, toprak analizine dayalı bitki besleme ve uygun sulama uygulamalarının da fındıkta verim ve kaliteyi doğrudan etkilediğini belirtti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/sakaryanin-2026-yili-tahmini-findik-uretimi-89-bin-ton-olarak-belirlendi-83700</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/0/1280x720/sakaryanin-2026-yili-tahmini-findik-uretimi-89-bin-ton-olarak-belirlendi-1784711134.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sakarya Ziraat Odaları Birliği Başkanı Ali Şener Bayraktar yaptığı açıklamada rekolte tahmini komisyonunun 20 gündür devam eden saha inceleme ve hesaplama çalışmalarının tamamlandığını ve Sakarya’nın fındık üretiminin 89 bin 261 ton olarak tahmin edildiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/64-uluslararasi-bursa-festivaline-buyuleyici-acilis-83695</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> 64. Uluslararası Bursa Festivali başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Büyükşehir Belediyesi adına Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı (BKSTV) tarafından bu yıl 64’üncüsü düzenlenen Uluslararası Bursa Festivali'nin açılışında, dünyaca ünlü Tenor Murat Karahan, BBDSO ve konuk Soprano Teona Dvali sahne aldı. Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu’ndaki konsere sanatseverler yoğun ilgi gösterdi.</p>
<p>Festival açılışına Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba’nın yanı sıra BKSTV Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Birkan, AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, Bursa milletvekilleri, ilçe belediye başkanları, siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda sanatsever katıldı.</p>
<h2>“Herkesin hayatına neşe ve ilham katacak”</h2>
<p>Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba, festival açılışındaki konuşmasında Bursa Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu’nun tam 64 yıldır müziğe, sanata ve kültür mirasına ev sahipliği yapmaya devam ettiğini söyledi. Festivalin Bursalıları aynı şarkılarda, aynı duygularda bir araya getirdiğini belirten Başkan Vekili Biba, gençleri, çocukları ve aileleri festivalin açılışında görmekten büyük mutluluk duyduğunu ifade etti. Sanatla büyüyen, müzikle beslenen nesillerin, hoşgörünün, barışın ve köklü mirasın taşıyıcısı olacağını dile getiren Başkan Vekili Biba, “Festivalimiz boyunca gerçekleştireceğimiz her etkinlik, herkesin hayatına bir nebze olsun neşe ve ilham katmak içindir. 10 Ağustos’a kadar birbirinden değerli sanatçıları Bursa’mızda misafir edeceğiz. Aynı zamanda tiyatro oyunlarıyla da sanatseverlerle buluşacağız.” dedi.</p>
<h2>“Büyüleyici performans kulakların pasını sildi”</h2>
<p>Bursa’nın gururu olan Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrası’nın eşsiz tınılarını dinleyerek festival coşkusunun başlayacağını vurgulayan Başkan Vekili Biba, “Dünyaca ünlü tenorumuz Murat Karahan ve konuk Soprano Teona Dvali’nin büyüleyici performanslarıyla kulaklarımızın pası silinecek. Festivalimizin hayata geçmesinde emeği olan BKSTV’nin Başkanı Zekeriya Birkan ve yönetimi başta olmak üzere ana sponsorumuz Uludağ İçecek ile tüm sponsorlarımıza ve festivalimize değer katan Bursalılara gönülden teşekkür ediyorum. Uluslararası Bursa Festivali’mizin hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum.” diye konuştu.</p>
<h2>“Bursa’nın kültür sanat vizyonunun yansıması”</h2>
<p>BKSTV Başkanı Zekeriya Birkan ise açılıştaki konuşmasında, “Yarım asrı çoktan aşan geçmişiyle Bursa Festivali, kentimizin kültür ve sanat hayatının en köklü değerlerinden biridir. Kuşakları sanatın evrensel diliyle buluşturan bu büyük organizasyon, Bursa’nın kültür ve sanat vizyonunun en güçlü yansımalarından biri olmayı sürdürüyor. Her yıl dünyanın farklı coğrafyalarından sanatçıları ve binlerce sanatseveri aynı heyecan etrafında buluşturan festivalimiz, kentimizin uluslararası kimliğine de önemli katkılar sağlıyor. Her yıl bu festivalin hayata geçirilmesini mümkün kılan en büyük destekçimiz Bursa Büyükşehir Belediyemize ve Başkanımız Şahin Biba’ya şükranlarımı sunuyorum. Ayrıca bu gecenin ve 64. Uluslararası Bursa Festivali’mizin ana sponsoru Uludağ İçecek, başta olmak üzere, tüm sponsorlarımıza, iş birliği yaptığımız kurum ve kuruluşlara, sanatçılarımıza ve emeği geçen herkese Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı adına gönülden teşekkür ediyorum.” diyerek Bursalıları festival coşkusuna ortak olmaya çağırdı.</p>
<p>Zekeriya Birkan, festival ana sponsoru Uludağ İçecek Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Kızıl’a günün anısına çiçek takdim etti.</p>
<h2>“Müzikseverler unutulmaz bir gece yaşadı”</h2>
<p>Konuşmaların ardından Şef İbrahim Yazıcı yönetimindeki BBDSO sahne aldı. Türkiye’nin uluslararası arenada adından sıkça söz ettiren tenorlarından Murat Karahan’ın ve konuk soprano Teona Dvali’nin de eşlik ettiği konserde, klasik müzik tutkunları büyüleyici bir yolculuğa çıktı. Dünya klasikleri, seçkin aryalar ve romantik eserlerden oluşan özel bir repertuvarın seslendirildiği konserde, Dvali’nin zarafeti ve güçlü vokali ile Karahan’ın etkileyici sesi, müzikseverlere unutulmaz bir gece yaşattı. Güçlü sesleri ve senfonik tınılarıyla Bursa’nın kültürel atmosferine değer katan Murat Karahan, Teona Dvali, orkestra şefi İbrahim Yazıcı ve orkestra sanatçıları, konser sonunda uzun süre ayakta alkışlandı.</p>
<h2>Festival 10 Ağustos’a kadar sürecek</h2>
<p>Uluslararası Bursa Festivali, 10 Ağustos tarihine kadar birbirinden değerli sanatçı ve grupları Bursa'da ağırlayacak. Festival kapsamında 21 gün boyunca toplam 14 etkinlik düzenlenecek. Festival kapsamında Bagjan Oktyabr, Derya Bedavacı, Elif Sanchez ve Dilek Türkan, Poizi, Selçuk Balcı-Koliva, Emre Altuğ, Fatih Erkoç, Senfoni Orkestrası eşliğinde Fettah Can, Aslı Hünel, Mustafa Keser ve Özcan Deniz Bursalı sanatseverlerle buluşacak. Moliere’nin klasik eseri ‘Cimri’ de tiyatro severlerle buluşurken, çocuklara yönelik hazırlanan ‘Efsane Dinozorlar’ adlı oyun da festival kapsamında sahnelenecek. Festival, 10 Ağustos’ta Özcan Deniz konseriyle sona erecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/64-uluslararasi-bursa-festivaline-buyuleyici-acilis-83695</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/5/1280x720/64-uluslararasi-bursa-festivaline-buyuleyici-acilis-1784707143.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin en uzun soluklu kültür sanat organizasyonları arasında yer alan Uluslararası Bursa Festivali’nin 64’üncüsü, dünyaca ünlü Türk Tenor Murat Karahan’ın Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrası ve konuk soprano Teona Dvali ile sahne aldığı konseriyle başladı. Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba, Bursa Festivali’nin 64 yıldır müziğe, sanata ve kültür mirasına ev sahipliği yapmaya devam ettiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-niluferde-engelsiz-kariyer-merkezi-kuruluyor-83690</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa Nilüfer&#039;de &#039;Engelsiz Kariyer Merkezi&#039; kuruluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Nilüfer Belediyesinin, sosyal belediyecilik anlayışı kapsamında engelli bireylerin toplumsal yaşama tam katılımını sağlamak amacıyla önemli bir projeye daha imza attığı bildirildi.</p>
<p>Nilüfer Belediyesi ve Gemlik Lions Kulübü Derneği arasında yapılan iş birliği protokolüyle Bizim Ev Engelliler Sosyal Yaşam Destek Merkezi’nin bir katı tam donanımlı bir kariyer merkezine dönüştürülüyor. Protokol kapsamında, Nilüfer Belediyesi’nin Barış Mahallesi'nde bulunan Bizim Ev Engelliler Sosyal Yaşam Destek Merkezi’nin 3’üncü katında kurulacak olan “Engelsiz Kariyer Merkezi”, engelli bireylere yönelik çeşitli atölyeler aracılığıyla mesleki eğitimler verecek.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6a60746005547-1784706144.JPG" alt="" width="700" height="1113" /></p>
<h2>“Ayrımcılığın ve fırsat eşitsizliklerinin azaltılması amaçlandı”</h2>
<p>İmzalanan iş birliği protokolüne göre; Nilüfer Belediyesi merkez için gerekli mimari, statik, mekanik ve elektrik projelerini hazırlayarak, inşaatın kontrolörlük hizmetlerini yürütecek ve merkezin işletilmesini sağlayacak. Gemlik Lions Kulübü Derneği ise projelere uygun olarak merkezin kaba inşaatını, mobilya ve donanım tefrişatını üstlenerek bağış yapacak. Engel durumuna dayalı ayrımcılığın ve fırsat eşitsizliklerinin azaltılmasının amaçlandığı proje kapsamında kurulacak merkezde mesleki edindirme programlarıyla, özel gereksinimli bireylerin bireysel ve toplumsal olarak güçlenmesi, iş becerileri kazanması ve istihdama katılımlarının artırılması hedefleniyor.</p>
<h2>“Engelli bireylerin iş sahibi olmalarına katkı sağlamak”</h2>
<p>Halk Evi Başkanlık Makamı’nda düzenlenen protokol törenine Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, Gemlik Lions Kulübü Derneği Başkanı Cihan Balyeci ve yönetim kurulu üyeleri katıldı. Protokol öncesinde konuşan Başkan Şadi Özdemir, önemli bir iş birliğine imza atıldığını hatırlatarak, ailelerin de ihtiyaç duyduğu bu projeye sağladıkları katkı nedeniyle dernek yöneticilerine teşekkür etti. Gemlik Lions Kulübü Derneği Başkanı Cihan Balyeci ise projeyi biran önce hayata geçirip, engelli bireylerin iş sahibi olmalarına katkı sağlamak istediklerini kaydetti. Açıklamaların ardından Başkan Şadi Özdemir ve Balyeci iş birliği protokolünü imzaladı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-niluferde-engelsiz-kariyer-merkezi-kuruluyor-83690</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/0/1280x720/bursa-niluferde-engelsiz-kariyer-merkezi-kuruluyor-1784705303.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nilüfer Belediyesi ve Gemlik Lions Kulübü Derneği, özel gereksinimli bireylere mesleki beceriler kazandırarak onları iş hayatına hazırlayacak “Engelsiz Kariyer Merkezi” projesi için imzaları attı. Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, özel gereksinimli bireylerin bireysel ve toplumsal olarak güçlenmesi, iş becerileri kazanması ve istihdama katılımlarının artırılması hedeflediklerini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/alanya-keciboynuzu-markalasacak-83668</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 05:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Alanya keçiboynuzu markalaşacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANTALYA</strong></p>
<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yürütülen “Anadolu’dakiler: 81 İl 81 Ürün” projesi kapsamında Alanya’nın keçiboynuzu Antalya’yı temsil edecek.</p>
<p>Alanya Ticaret ve Sanayi Odası (ALTSO) Başkanı Eray Erdem, ‘’Hedefimiz; keçiboynuzunu sadece ham ürün olarak değil, katma değeri yüksek ürünlere dönüştürerek üreticimizin gelirini artırmak, markalaşmayı sağlamak ve ulusal ve uluslararası pazarlarda çok daha güçlü bir konuma taşımaktır’’ dedi.</p>
<p>ALTSO Başkanı Eray Erdem, Alanya keçiboynuzunun coğrafi işaret alınmasına öncülük yaptıklarını anımsatarak, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın “Anadolu’dakiler: 81 İl 81 Ürün” projesinde de Antalya’yı keçiboynuzu ürününün temsil edeceğini bildirdi.</p>
<p>Keçiboynuzunun, coğrafi işaretle başlayan markalaşma yolculuğunun bu projeyle daha da güçleneceğini belirten Erdem, “Alanya Keçiboynuzu için attığımız her adımın karşılığını alıyoruz. Antalya’nın zengin tarımsal ürün çeşitliliği arasından keçiboynuzunun tercih edilmesi, özellikle Alanya’nın bu alandaki üretim gücü, kalite potansiyeli ve katma değer oluşturma kapasitesinin ulusal düzeyde önemli bir değer olarak görüldü’’ dedi.</p>
<p>Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı (BAKA) koordinasyonunda, Alanya Keçiboynuzu Üreticileri Birliği paydaşlığında yürütülecek proje kapsamında, keçiboynuzunun mevcut durumunun analiz edilmesi, sektörün ihtiyaçlarının belirlenmesi ve üretimden pazarlamaya kadar tüm süreçleri kapsayan kapsamlı bir yol haritası hazırlanacağını anlatan Erdem, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Proje kapsamında saha çalışmaları, üretici ziyaretleri, mevcut durum analizi, SWOT çalışmaları ve sektör paydaşlarının katılımıyla gerçekleştirilecek çalıştayın ardından, işleme ve paketleme tesislerinden markalaşmaya, e-ticaretten yeni ürün geliştirmeye kadar birçok başlıkta uygulanabilir projeler hayata geçirilecek. Alanya keçiboynuzunun kalitesinin, üretim potansiyelinin ve ekonomik değerinin en önemli göstergelerinden biridir. Bundan sonraki süreçte hedefimiz; keçiboynuzunu sadece ham ürün olarak değil, katma değeri yüksek ürünlere dönüştürerek üreticimizin gelirini artırmak, markalaşmayı sağlamak ve ulusal ve uluslararası pazarlarda çok daha güçlü bir konuma taşımaktır.’’</p>
<p><strong>Bölgenin geleceği</strong></p>
<p>Alanya Keçiboynuzu Üreticileri Birliği Başkanı Duran Yılmaz da, yıllardır verilen emeğin karşılığını almaya başladıklarını söyledi. Keçiboynuzunun Alanya’nın doğasında var olduğunu ve üreticinin büyük emek verdiği çok kıymetli bir ürün olduğunu anlatan Yılmaz, ‘’Bu proje sayesinde üretimin planlı şekilde geliştirilmesi, işleme kapasitesinin artırılması, yeni ürünlerin ortaya çıkması ve üreticimizin daha yüksek gelir elde etmesi mümkün olacaktır. Birlik olarak bu yol haritasının sahada başarıyla uygulanması için üzerimize düşen tüm sorumluluğu yerine getireceğiz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/alanya-keciboynuzu-markalasacak-83668</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/8/1280x720/alanya-keciboynuzu-markalasacak-1784696444.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Alanya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Eray Erdem, ‘’Hedefimiz; keçiboynuzunu sadece ham ürün olarak değil, katma değeri yüksek ürünlere dönüştürerek üreticimizin gelirini artırmak, markalaşmayı sağlamak ve ulusal ve uluslararası pazarlarda çok daha güçlü bir konuma taşımaktır’’ ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sorgulanmamis-bir-hayat-83641</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 17:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sorgulanmamış bir hayat</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>“Önemli gerçeklerin farkına ancak ‘neden?’ sorusunu bastırdığımızda varabildiğimiz sıkça görülür.”</p>
<p>Ludwig Wittgenstein, Philosophical Investigations</p>
<p>“Kendine acıma, nefret ve içerlemenin ‘muhafaza edilmiş’ bir biçimidir. Kişi böylece nefretini ‘besleyebilir’; ne kadar zor bir kaderi olduğuna ve ne denli acı çektiğine dair düşüncelerle kendini teselli ederek psikolojik dengesini koruyabilir ve bu konuda herhangi bir şey yapmaktan kaçınabilir.”</p>
<p>Rollo May, Man’s Search for Himself</p>
<p>“Bir hasta, içsel gelişiminin kaçınılmaz doğasını hissetmeye başladığında, artık anlayamadığı türden bir deliliğe çaresizce sürüklendiği korkusuyla paniğe kapılabilir. Hastama, o korkutucu fantezisinin dört yüz yıl önce nasıl tezahür ettiğini göstermek için raflarımdaki bir kitaba uzanmak zorunda kaldığım çok olmuştur. Bu durum yatıştırıcı bir etki yaratır; çünkü hasta böylece, kimsenin anlamadığı tuhaf bir dünyada yalnız olmadığını, aksine kendisinin deliliğinin patolojik bir kanıtı olarak gördüğü şeyleri sayısız kez yaşamış olan o büyük insanlık tarihi akışının bir parçası olduğunu fark eder.”</p>
<p>Carl Jung, The Philosophical Tree</p>
<p>Sokrates, “sorgulanmamış bir hayatın yaşamaya değmeyeceğini” öne sürmüştür. Erken dönem deneyimleri gelişim süreçlerinde büyük farklar yaratır; yine de pek çok insan bunların etkisini aşmayı başarır. Çevreler davranış kalıplarını belirlese de, davranışlarımızı değiştirebiliriz. Değişebilme yeteneği, tıpkı piyasalarda olduğu gibi hayatta da hayati bir beceridir.</p>
<p>Peki, bu potansiyeli nasıl açığa çıkarabiliriz? İnsanlık durumunu ve özellikle de insanın değişim sürecini incelemiş olanlardan, içine sıkışıp kaldığımız o durağan hallerden nasıl kurtulabileceğimize dair neler öğrenebiliriz? Özellikle, pek çok insanın değişim çabaları sırasında düştüğü hatalara odaklanırken, aynı zamanda bu çıkmaz yollardan kaçınmak için pratik alternatifler var mı? Sorunlarımızın üstesinden gelebilmek için kendimiz hakkında neleri bilmemiz gerekir? Sorunlarımızın kökenini anlamak için geçmişin derinliklerine inmek zorunda mıyız, yoksa neden şu anki halimizde olduğumuzu tam olarak anlamadan da ilerleyebilir miyiz?</p>
<p>Sorunlarımızın normal insanlarla dolu bir dünyada yalnız ve deli olduğumuzun birer işareti değil, aksine hepimizin paylaştığı varoluşsal durumun bir yansıması olduğunu kavrayabilirsek, "ne" sorusunu dürüstçe yanıtlamak çok daha kolaylaşır. İşte bu sorunun dürüstçe ele alınması —yani bir bakıma kendini kabullenme süreci— sorunlarımızın üstesinden gelmek adına atılacak hayati önemdeki ilk adımdır belki de.</p>
<p>Türk varlıkları açısından son dönem; merkez bankası beklentilerindeki değişimle birlikte önce düşüp sonra yükselen petrol fiyatları ve küresel piyasalara kıyasla süregelen düşük performans gibi farklı temalar arasında bir güç mücadelesine sahne oldu.</p>
<p>Daha önce de belirttiğimiz gibi, daha saf bir makro güç olan petrol fiyatlarının ılımlı ve olumlu bir yönde seyretmesini; geleneksel risklerin azalmasıyla birlikte Türk varlıklarının daha dar bantlarda hareket etmesini bekliyoruz. “Carry trade yazı”nın devam ettiği bu ortamda, TL favori Türk varlığımız olmayı sürdürüyor.</p>
<p>Türk hisse senetlerinde bir ivme sıfırlanması gözlemlesek de temel göstergeler sağlamlığını koruyor. ABD-İran geriliminin yeniden tırmanmasıyla birlikte hisse senetleri baskı altına girdi. Satış dalgası yoğunlaşsa da temel göstergeler bozulmadan kaldı. Önümüzdeki ikinci çeyrek bilançoları döneminin, piyasa algısını istikrara kavuşturmak ve döngüsel ivmeyi yeniden kazanmak açısından kritik olacağını düşünüyoruz.</p>
<p>Küresel ölçekte piyasa söylemine petrol, yapay zekâ ve merkez bankaları olmak üzere üç ana tema yön veriyor.</p>
<p>Yapay zekâ temasına ilişkin piyasa söyleminin değişmeye devam etmesi muhtemeldir ve bu durum, hisse senedi piyasaları için önemli bir volatilite kaynağı olabilir. Başlıca makro risk ise petrol fiyatlarında kalıcı bir yükselişin sürmesidir. Bu arada, hiper ölçekli (hyperscaler) şirketlerin tahvil arzı, geçici ve teknik bir zorluk olmaktan çıkıp yapısal bir kredi piyasası yüküne dönüşüyor.</p>
<p>Talep / arz oranları keskin bir şekilde düştü; bu da yatırımcıların her yeni ihraç dalgasını absorbe etmek için daha fazla tazminat talep ettiğini gösteriyor. Mevcut giriş oranlarında, yatırım dereceli piyasalar muhtemelen öngörülen arzı sindirebilir, ancak hata payı inceliyor. Risk, yapay zekâ finansmanı ihtiyaçları hızlanırken kredi girişlerinde bir yavaşlama yaşanmasıdır. Bu ortam, portföy yöneticileri için giderek daha zor hale geliyor. Endeks sakin görünüyor, ancak liderlik hızla değiştiği ve performans dağılımı genişlediği için hisse senedi seçimi çok daha zorlaşıyor.</p>
<p>VIX düşük seviyede kalmaya devam ediyor ve yatırımcıların nispeten sakin bir piyasa beklediğini gösteriyor. Ancak bu sakin yüzeyin altında, piyasa koşulları giderek daha istikrarsız hale geliyor.</p>
<p>En büyük uyarı işaretlerinden biri, hisse senetlerinin ne kadar yakın hareket ettiğini ölçen örtük korelasyondur. Yaklaşık 20 yılın en düşük seviyesine düştü. Bu, SPX istikrarlı görünse de bireysel hisse senetlerinin dramatik olarak farklı fiyat hareketleri yaşadığı anlamına gelir. Herhangi bir günde, bazı sektörler büyük ölçüde kırmızıda iken, diğerleri endeks neredeyse hiç hareket etmese bile yükselişe geçiyor.</p>
<p>Bunların hiçbiri piyasanın zirve noktasını tam olarak işaret etmiyor; ancak hata payının çok dar olduğunu gösteriyor. Portföy yöneticisi olsaydık piyasa hareketlerinin peşinden koşmak yerine; hisse senedi ağırlığımızı hedef seviyede tutar, kaliteli şirketlere odaklanır, nakit tamponunu korur ve risk yönetimine daha fazla dikkat ederdik.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sorgulanmamis-bir-hayat-83641</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sorgulanmamış bir hayat ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kartli-odemeler-yillik-yuzde-50-artti-83648</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 17:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kartlı ödemeler yıllık yüzde 50 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankalararası Kart Merkezi (BKM), haziran ayına ait verileri paylaştı.</p>
<p>Buna göre, haziran ayı itibarıyla Türkiye'de kredi kartı sayısı 150,4 milyon, banka kartı 221,6 milyon, ön ödemeli kart sayısı 99,7 milyon oldu. Geçen yılın aynı dönemine göre kredi kartı sayısında yüzde 11, banka kartlarında yüzde 3 artış yaşanırken, ön ödemeli kart sayısı yüzde 4 geriledi. Toplam kart sayısı ise yüzde 4 artarak 471,7 milyona ulaştı.</p>
<p>Kredi kartları, banka kartları ve ön ödemeli kartlarla haziranda yapılan toplam ödeme tutarı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 50 artarak 2 trilyon 867,7 milyar lira oldu. Bu ödemelerin 2 trilyon 463,7 milyar lirası kredi kartları, 396,2 milyar lirası banka kartları, 7,8 milyar lirası ise ön ödemeli kartlarla yapıldı.</p>
<p>Aynı dönemde ödeme tutarı ise kredi kartlarında yüzde 53, banka kartlarında yüzde 37 artarken, ön ödemeli kartlarda yüzde 35 geriledi.</p>
<p>Kartlarla yapılan ödeme sayısı yüzde 14 artarak 1,9 milyara yükseldi. Bunun 1 milyar 132 milyonunu kredi kartları, 776,3 milyonunu banka kartları, 34,9 milyonunu ise ön ödemeli kartlar oluşturdu.</p>
<p>Ödeme adetlerinde büyüme oranı geçen yılın aynı dönemine göre kredi kartlarında yüzde 16, banka kartlarında da yüzde 16 artarken, ön ödemeli kartlarla yapılan ödeme adetleri ise yüzde 28 düştü.</p>
<p><strong>İnternetten kartlı ödemeler 891,6 milyar liraya ulaştı</strong></p>
<p>Geçen ay internetten yapılan kartlı ödeme tutarı yıllık bazda yüzde 60 artarak 891,6 milyar liraya ulaştı. İnternetten yapılan kartlı ödemelerin toplam içindeki payı yüzde 31 oldu.</p>
<p>Aynı dönemde internetten kartlı ödeme adedi ise yüzde 17 artarak 260,7 milyona yükseldi. İnternetten yapılan kartlı ödemelerin toplam içindeki payı yüzde 14 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Kartlarla yapılan temassız ödeme sayısı yüzde 13 yükselerek 1 milyar 300,7 milyon oldu. Temassız ödeme tutarı ise aynı dönemde yüzde 45 artarak 939,3 milyar liraya yükseldi. Haziran ayında mağaza içi yapılan her 5 kartlı ödemeden 4'ü temassız gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kartli-odemeler-yillik-yuzde-50-artti-83648</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/3/1280x720/kartli-vergi-odeme-limiti-5-milyon-liraya-yukseltildi-1741261384.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BKM&#039;nin haziran verilerine göre, kredi kartları, banka kartları ve ön ödemeli kartlarla yapılan toplam ödeme tutarı geçen yıla kıyasla göre yüzde 50 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ozgur-ozel-yeni-partiyi-duyurdu-yarin-ilk-adimini-atarak-kuruyoruz-83645</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 16:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özgür Özel yeni partiyi duyurdu: Yarın kuruyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>CHP Grup Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda, bugünkü konuşmasından farklı ve önemli beklentilerin olduğunu, bu beklentilere yönelik konuşacağını bildirdi.</p>
<p>NATO Ankara Zirvesi öncesinde yapılan bazı tutuklamaları eleştiren Özel, 100'ün üzerinde tutuklu bulunduğunu ve buna yönelik itirazlarını dile getirdiklerini söyledi, "dayanışma" mesajı verdi.</p>
<p>"Bugün bu kürsüye her zamankinden farklı duygularla belki de vakti gelmiş bir vedanın hüznünü taşıyarak çıktım ve huzurunuzdayım" diyen Özel, tarihi bir kavşakta bulunduklarını ifade etti.</p>
<p>Özel, "Bugün buradan tarihi, çok sıra dışı bir konuşma değil, tarihe not düşen, hatırlatan, tarihe emanet edilen cümleleri bırakan samimi, açık açık bir konuşma yapmaya geldim. Tarihi konuşmayı, yapılacak ilk seçimin akşamında hep birlikte yapmak üzere tarihe emanet ediyorum." diye konuştu.</p>
<p>Her şey bittiğinde "asla unutkan olmayacaklarını", yaşananları hep birlikte hatırlayacaklarını belirten Özel, kimsenin, "yapanın yaptığı yanına kar kalır" diye düşünmemesi gerektiğini bildirdi. Özel, "Söz veriyorum, zalimi 'zalim', mazlumu 'mazlum', tembeli 'tembel', emek vereni 'çalışkan', sinip kaçanı 'korkak', sorumluluk alanı birer 'kahraman' olarak, dost olanı 'dost', olmayanın bugünlerdeki tutumunu unutmayarak biz de anacağız, millet de anacak. Tarih kaydediyor, tarih herkesi, bugünlerde nasıl duruyorsa öyle yazacak." sözlerini sarf etti.</p>
<p>Türkiye'de yıllardır "değişmeyen aktörleri millete dayatan" kurgulanmış bir düzenin bulunduğunu ileri süren Özel, bu konuya ilişkin yaptıkları itirazları anımsattı.</p>
<p>Özel, 14 Mayıs ve 28 Mayıs 2023'teki seçimlerin ardından bir tutum takındıklarını anlatarak, "bu noktada bir şeyler yapmalıyız" diyenlerin o gün farklı bir yola girdiğini kaydetti.</p>
<p>Tarihin doğru yerinde durmayı değerli bulduğunu dile getiren Özel, "Önemli olan samimiyettir, doğru yerde durmaktır. Önemli olan bencillik, kendin için bir şey istemek yerine, gerekirse kendini feda etmek, memleketin, partinin önünü açmaktır." dedi.</p>
<p>Tarihte ilk kez mevcut bir genel başkanı yarışmalı seçimle değiştirdiklerini ifade eden Özel, "değişmeyen aktörleri millete dayatan düzenin tekerlerine ilk çomağı orada soktuklarını" söyledi.</p>
<p>O gün aynı zamanda partilerinde ve ülkede yönetim anlayışının da değiştiği değerlendirmesinde bulunan Özel, bugüne dek hiç kimseyi ötekileştirmediklerini belirtti.</p>
<p>Özel, "Partinin adı, logosu değişir. Gün gelir devran değişir, ayrı düşenler birleşir ama bizi, bu birlikteliği bölemezler. Biz bir bütünüz, bu bütünü asla bozamazlar çünkü bu bütün 103 yıllık bir gelenekle birbirinden ayrı durmayan, düşünmeyen bir bütündür." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Bugün yol ayrımındayız"</strong></p>
<p>Özgür Özel, "Bugün yol ayrımındayız, tarihin kritik kavşağındayız" diyerek, "Kurultayı kaybedip hazmedemeyenlerle yerel seçimleri kaybedip hazmedemeyenlerin, büyük kurguyu yapıp, bir memur çocuğuna, bir parasız yatılı öğrenciye, arkasında lobilerin, çıkar gruplarının olmadığı, geçmişinde bağlantıları, geleceğe yönelik taahhütleri olmayan birine ana muhalefeti ki durmaz ki o zaman onlar ana muhalefette, yarının iktidarını ve verecek miyiz, yoksa derin devletin kirli hesabına uyacak bir işbirliği mi yapacağız?' sorusuna verilmiş cevaptır bizim yürüyüşümüz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>"Mutlak butlan" kararının üstünden 61 gün geçtiğini anımsatan Özel, bu süreçte CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'na, partiyi kurultaya götürmek için çağrılar yaptıklarını ancak bir sonuç alamadıklarını anlattı.</p>
<p>Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Buradan geçen hafta söyledim. Ne söylediğimi bilerek söyledim. Bir kez daha söylüyorum: 'Partiliyim, CHP'liyim' diyebilene söylüyorum. İster yarıştığımız kongrenin delegesiyle, ister son kongrenin delegeleri ile ister ki en doğrusu odur, 2 milyon üyemizin her birisiyle sandığı koyalım ortaya, karar versinler genel başkana. Yüzde 90'ın altında oyu güvensizlik sayarım, partinin önünü açarım. Hodri meydan. Var mısın? İşte tam bu kararlılığın olduğu noktadayız. Tam buradayız. Tarih bir yerde kırılacaksa burada kırılacak. İnceldiği yerden kopacaksa burada kopacak."</p>
<p>Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesinin CHP kurultay davasında, "mutlak butlan" nedeniyle Özgür Özel ile parti yönetiminin tedbiren görevden uzaklaştırılması ve Kemal Kılıçdaroğlu ile yönetiminin görevi devralması kararını, temyiz incelemesi için Yargıtay'a gönderdiğini hatırlatan Özel, "7 gün içerisinde gönderilecek kararın 59 gün sonra, adli tatilin başlamasından hemen önce Yargıtay'a gönderildiğini" ileri sürdü.</p>
<p>Geldikleri noktada, kendilerine destek verenlere "Ya bir yol bulacağız, ya yeni bir yol açacağız" dediklerini dile getiren Özel, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bugün mecbur bırakılmış, vakti gelmiş, hüzünlü bir vedanın hemen eşiğindeyiz. Ancak yeni bir başlangıcın sarsılmaz umudunu içimizde taşıdığımızı da milletimizle paylaşmak isterim. Bu partinin evlatları CHP'nin bu ülkenin kurucu partisi olduğunun, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün bu partinin kurucusu olduğunun, bu partinin onun iki eserinden birisi, gurur duyduğu bir eseri ve onun emaneti olduğunun farkındadır. Demokrasi mücadelesinin ağır bedellerini ödemiş bir siyasi partidir bu. Kurulduğu gündeki Milli Mücadele'nin yanında, demokrasi mücadelesinde, il başkanlarının suikastlara feda etmiş, il başkanları hapislere atılmış, işkenceler görmüş, mal varlıklarına el konmuş, darbeler görmüş, saldırılar görmüş bir partidir. Bugün geldiğimiz noktada biz bu büyük bir mirasın her satırına, her emekçisine, her neferine ezbere bildiğimiz hatırasının geçmişteki her gününe sonuna kadar sahip çıkıyoruz. Ancak artık partimiz butlanla, yargı kollarıyla, saray duvarları arasına sıkışmış bir esaretin ve bir işgalin altındadır. İşgal altında olan; Atatürk’ün mirasını korumanın sorumluluğu da artık bu salondadır, bizim omuzlarımızdadır. Biz binayı terk ettik ama çıkarken mirası, emaneti alıp da çıktık. Miras bizdedir, meşruiyet bizdedir, yetki bizdedir, görev bizdedir."</p>
<p><strong>"Ateşten gömleği hep beraber giyiyoruz"</strong></p>
<p>CHP Grup Başkanı Özel, bugünden sonra yapacakları yürüyüşün her adımında "yozlaşmış eski nesil siyaseti geride bıraktıklarını ve yeni nesil siyaseti, yeni bir rekabet ahlakını, özgür ve onurlu insanların ülkesini kurmak için yola çıktıklarını, bu konuda kararlılıkla yürüyen bir anlayışı hayata geçireceklerini" söyledi.</p>
<p>"Kontrollü muhalefet" olmayı asla kabul etmediklerini, kısır tartışmaları, bitmeyen kutuplaşmaları, insanları birbirine düşüren dili, umutsuzluğu geride bıraktıklarını ifade eden Özel, "Bu bir ayrılık, vazgeçiş değil. Bu Türkiye'de daha güçlü şekilde değişimi sürdürme ve iktidara yürüyüşün kararlı adımlarıdır. Hiçbir siyasi parti milletten büyük değildir. Hiçbir siyasi parti kurucusunun gösterdiği hedefe ulaşma azmini terk edemez. Hiçbir makam demokrasiden ileride, hiçbir yapı Cumhuriyet ideallerinden daha büyük önemde değildir. Biz dün olduğu gibi bugün de milletin emrindeyiz. Herkesin haberi olsun, buradan ilan ederiz. Dosta, olmayana, yanımızda olanlara, düne kadar karşımızda olanlara ilan ederiz ki biz siyasette gömlek çıkarmıyoruz. Biz bu ülkenin yarınları için siyasette ateşten bir gömleği hep beraber giyiyoruz." diye konuştu.</p>
<p>Özgür Özel, şöyle devam etti:</p>
<p>"Korkanlar, çekinenler, üç günlük dünyada şerefini değil de rahat koltuklarını düşünenler varsınlar geride kalsınlar. Biz demokrasiyi milletin gerçek gücü, adaleti devletin temel vasfı ve umudu bu milletin evlatlarının en büyük hakkı olarak görüyoruz. Bugün seçilmiş il başkanlarımızla, yarın seçilmiş Parti Meclisimiz, MYK'mizle, ardından milletvekillerimizle bir araya geliyoruz, yeni partimizi milletimizin seçtiği, ona yetkisini emanet ettiği milletvekillerimizle ilk adımını atarak kuruyoruz. Teknik işlemlerin ardından milletvekillerimizle birlikte yeni kuracağımız partimizle hiç şüpheniz olmasın ki açık ara farkla TBMM'nin ana muhalefet partisi oluyoruz. Bugün bu kürsüye, CHP'nin grup kürsüsüne veda ederken, ana muhalefet partisi grup kürsüsünü asla bırakmıyoruz. Ancak artık ana muhalefet partisi grup kürsüsüne veda etmenin, iktidar partisi grup kürsüsüne kavuşmanın da gününü sayıyoruz."</p>
<p>Sosyal demokrat olduklarını, "altı ok"a sonuna kadar bağlı kaldıklarını, ülkenin kurucularına, kuruluş kodlarına, ülkenin kuruluşundan beri benimsedikleri CHP'nin ideallerine sahip olduklarını söyleyen Özel, "Atatürk'le, Misakımilli sınırlarıyla, Cumhuriyet'le sorunu olmayan tüm demokratları Türkiye İttifakı'nda kucaklamaya, birlikte iktidara yürümeye davet ediyorum. Bu davetin sahibiyiz." dedi.</p>
<p><strong>"Ne Ekrem İmamoğlu'nu geride bırakırız, ne Mansur Yavaş'ı"</strong></p>
<p>Başlattıkları yürüyüşün ilk adımını atarken doğru tasarlanmış, doğru hazırlanmış, doğru takvimlenmiş, riskleri doğru analiz edilmiş şekilde büyüyeceklerini ve güçleneceklerini vurgulayan Özel, şöyle konuştu:</p>
<p>"Buradan önemle ricamdır. Bugünlerde bizim bu partiyi milletvekilleri ile kurmamızla birlikte, doğru bir takvimlendirme ve ölçeklendirme içinde iktidar yürüyüşümüze herkes güvensin. Yarın sabah kimse belediye başkanına 'Sen niye geçmedin?' Belediye üyesine 'Hala niye buradasın?' Falanca kişiye 'Daha niye orada değilsin?' demesin. Bir tane kuralımız var. Bir kere kimseyi geride bırakmayacağız, kimseden ayrı ya da uzak değiliz. Şu kadarını söyleyeyim, 'Ben yeni partide yokum. Özgür Özel ile arkadaşlarıyla birlikte değilim' diye kulağınızla duymadığınız herkes, emin olun ki bizimle birliktedir."</p>
<p>"Kimse şundan şüphe etmesin. Bu iktidar yürüyüşünde, bizler, sizler, hepimiz ne Ekrem İmamoğlu'nu geride bırakırız, ne Mansur Yavaş'ı. Ne Zeydan Karalar kalır Adana'da, ne Vahap Seçer Mersin'de" ifadesini kullanan Özel, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>"Selam olsun Edirne'den Iğdır'a, Trabzon'dan Antalya'ya. Bir daha söylüyorum. 'Ben onlarla değilim' diyen diyebilir. Tarihin önünde, milletin gönlünde ayrışabilir. Bu lafı duymadığımız herkes bizimle birliktedir, iktidar yürüyüşündedir. Sahipsiz vatanın, batması haktır. Sen, siz böyle sahip çıktıktan sonra bu vatan batmayacaktır. Bu büyük yürüyüşe, bu yeni yürüyüşe hazır mısınız? Yolları kapattılar, yeni bir yol açmaya var mısınız? Yeni yolu açıyoruz. İktidara yürümeye var mısınız? Haydi bakalım yolunuz açık olsun. Yeni yolda hep birlikte yürüyeceğiz, iktidara yürüyeceğiz. Yürüyelim arkadaşlar."​​​​​​​</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/ozgur-ozel-yeni-partiyi-duyurdu-yarin-ilk-adimini-atarak-kuruyoruz-83645</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/5/1280x720/ozgur-ozel-1784646030.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ CHP Meclis Grup toplantısında konuşan Özgür Özel, &quot;Bugün seçilmiş il başkanlarımızla, yarın seçilmiş Parti Meclisimiz, MYK&#039;mizle, ardından milletvekillerimizle bir araya geliyoruz, yeni partimizi milletimizin seçtiği, ona yetkisini emanet ettiği milletvekillerimizle ilk adımını atarak kuruyoruz.&quot; dedi. Özel, &quot;Teknik işlemlerin ardından milletvekillerimizle birlikte yeni kuracağımız partimizle hiç şüpheniz olmasın ki açık ara farkla TBMM&#039;nin ana muhalefet partisi oluyoruz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thy-ile-havelsandan-simulator-anlasmasi-83647</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> THY ile HAVELSAN&#039;dan simülatör anlaşması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Hava Yolları (THY) ile HAVELSAN arasında 12 uçuş simülatörü için sözleşme imzalandığı bildirildi.</p>
<p>THY İletişim Başkanlığından yapılan açıklamaya göre, anlaşma kapsamında HAVELSAN ile 8'i tam uçuş simülatörü (Full Flight Simulator-FFS) ve 4'ü uçuş eğitim cihazı (Flight Training Device-FTD) olmak üzere 12 yeni simülatörün tedariki sağlanacak.</p>
<p>Anlaşmayla, THY'nin 2026 yılının ocak ayında temeli atılan ve 2027 yılında ilk etabının faaliyete geçmesi planlanan simülatör hangarları ile 2028 yılında tamamlanacak yeni Uçuş Eğitim Merkezi'nin eğitim kapasitesinin artırılması hedefleniyor.</p>
<p>Verilen bilgiye göre, yerli ve milli imkanlarla tamamı Türkiye'de üretilecek simülatörler, THY'nin büyüyen eğitim altyapısına entegre edilecek. Böylece, ileri seviye pilot eğitim sistemlerinin yerli imkânlarla geliştirilmesi desteklenirken, yüksek teknoloji alanındaki yetkinliklerin güçlendirilmesine de önemli katkı sağlanması bekleniyor.</p>
<p>THY Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. Dr. Murat Şeker, "Yeni verilen siparişlerle birlikte 2033 yılında THY Uçuş Eğitim Merkezi üç kampüste hem THY ekiplerinin ihtiyacını karşılayan hem de başka hava yollarına hizmet veren Avrupa'nın en büyük uçuş eğitim merkezlerinden biri haline gelecek. Bu hedefimize yerli ve milli simülatör çözümleriyle değerli katkılar sağlayan HAVELSAN'a teşekkür ediyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>HAVELSAN Genel Müdürü Dr. Mehmet Akif Nacar ise "Bu sözleşme, geniş gövde uçuş simülasyonu alanına girişimizi temsil etmesi bakımından önemli bir kilometre taşıdır. Uzun soluklu iş ortağımız, ülkemizin bayrak taşıyıcı markası Türk Hava Yollarına, bize duyduğu güven için teşekkür ediyor, pilot eğitimi alanında ileri teknolojiye dayalı, yüksek kaliteli simülasyon çözümleri sunma konusundaki kararlılığımızı sürdürüyoruz." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Anlaşma kapsamında 8 tam uçuş simülatörü ile 4 uçuş eğitim cihazı teslim alacak olan THY, eğitim merkezlerinde halihazırda HAVELSAN tarafından üretilen ve EASA Seviye D standartlarına göre sertifikalandırılan 3 Airbus A320NEO/CEO, 3 Boeing 737MAX ve 1 Boeing 737NG tam uçuş simülatörünü aktif olarak kullanıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thy-ile-havelsandan-simulator-anlasmasi-83647</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/7/1280x720/46346-1784647133.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Hava Yolları ile HAVELSAN arasında 12 uçuş simülatörü için sözleşme imzalandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
