<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/firmalarin-net-doviz-acigi-subatta-200-milyar-dolari-asti-77690</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 17:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Firmaların net döviz açığı şubatta 200 milyar doları aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), finansal kesim dışındaki firmaların döviz varlıklarına ilişkin şubat verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, şubatta önceki aya kıyasla finansal kesim dışındaki firmaların döviz varlıkları 1 milyar 226 milyon dolar, yükümlülükler ise 4 milyar 468 milyon dolar arttı.</p>
<p>Bu gelişmeler sonucunda söz konusu firmaların net döviz pozisyonu açığı, 3 milyar 242 milyon dolar artarak 200 milyar 281 milyon dolara yükseldi.</p>
<p>Varlık dağılımı incelendiğinde şubatta ocak ayına göre yurt dışına doğrudan sermaye yatırımları, türev varlıklar ve menkul kıymetler sırasıyla 914 milyon dolar, 800 milyon dolar ve 106 milyon dolar artarken yurt içi bankalardaki mevduat ve ihracat alacakları sırasıyla 329 milyon dolar ve 265 milyon dolar azaldı. Bunlara bağlı olarak varlıklar 1 milyar 226 milyon dolar arttı.</p>
<p>Yükümlülük dağılımında ise bir önceki aya göre yurt dışından sağlanan nakdi krediler, yurt içinden sağlanan nakdi krediler, ithalat borçları ve türev yükümlülükler sırasıyla 1 milyar 473 milyon dolar, 1 milyar 220 milyon dolar, 1 milyar 123 milyon dolar ve 653 milyon dolar arttı. Bunlara bağlı olarak yükümlülükler 4 milyar 468 milyon dolar yükseldi.</p>
<p>Yükümlülüklerin vade yapısına bakıldığında şubatta yurt içinden sağlanan kısa vadeli krediler ocak dönemine göre 10 milyon dolar azalırken uzun vadeli krediler 1 milyar 230 milyon dolar arttı.</p>
<p>Yurt dışından sağlanan kredilerde kısa vadeli olanlar 1 milyar 718 milyon dolar, uzun vadeli olanlar ise 878 milyon dolar arttı.</p>
<p>Kısa vadeli varlıklar şubatta 148 milyar 67 milyon dolar iken kısa vadeli yükümlülükler 143 milyar 511 milyon dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Kısa Vadeli Net Döviz Pozisyonu Fazlası ise 4 milyar 556 milyon dolar olarak gerçekleşerek ocak dönemine göre 2 milyar 83 milyon dolar azaldı.</p>
<p>Kısa vadeli yükümlülüklerin toplam yükümlülükler içindeki payı yüzde 37 düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/firmalarin-net-doviz-acigi-subatta-200-milyar-dolari-asti-77690</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/3/1280x720/dolar-dollar-1768292317.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın şubat verilerine göre, finansal kesim dışındaki firmaların net döviz açığı yaklaşık 3,2 milyar dolar artışla 200,3 milyar dolara çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/omer-koc-ortak-basarilarla-dolu-bir-100-yili-geride-biraktik-77689</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 16:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ömer Koç: Ortak başarılarla dolu bir 100 yılı geride bıraktık</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Koç Topluluğu'nun 100. yılı kapsamında düzenlenen Vehbi Koç Ödülü'nün sahibi, kültür alanında sanatçı Canan Tolon oldu.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, Vehbi Koç Vakfı Yönetim Kurulu ile Prof. Dr. Zeynep Çelik, Prof. Dr. Ayla Ödekan, Kerem Kabadayı, Murathan Mungan ve Sadık Karamustafa'dan oluşan Seçici Kurul'un önerdiği üç aday arasından belirlenen Tolon, çalışmalarında insan deneyimi, değişim ve hafıza temalarına odaklanıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e8cf53bf8c7-1776865107.jpg" alt="" width="700" height="394" />Sanatçı, didaktik bir dil yerine izleyiciyi düşünmeye yönelten bir yaklaşım benimserken, göç, yıkım ve zaman gibi temalar üzerinden toplumsal gerçekliklere işaret ediyor.</p>
<p>Törende topluluğun 100. yılına özel hazırlanan "Unutulmaz Yüzlerle Dolu Bizim 100'ümüz" filminin tanıtımı da yapıldı. Oyuncu Halit Ergenç ve müzisyen Alança Oskay'ın orkestra eşliğinde canlı seslendirdiği film, topluluğun geçmişten bugüne uzanan hikayesi ve ikinci yüzyıla ilişkin perspektifini anlatıyor.</p>
<p><strong>"Bu süreçte pek çok alanda ilkleri gerçekleştirdik"</strong></p>
<p>Törende konşma yapan Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç, bu yıl 25'incisi düzenlenen Vehbi Koç Ödül Töreni'nin Topluluğun 100. yılına denk gelmesiyle ayrı bir anlam taşıdığını belirtti.</p>
<p>Topluluğun bir asırlık tarihinde yatırımı ve istihdamı, kalkınma ve müşterek refahın temel unsurları olarak gördüğünü aktaran Koç, "100. yıl filmimizde de vurguladığımız gibi, asırlık tarihimizi sadece unutulmaz hikayeler değil, bu hikayeleri mümkün kılan yüzler de oluşturuyor. İşte bu sebeple bizim 100 yılımız unutulmaz yüzlerle dolu." ifadesine yer verdi.</p>
<p>Koç, sahada, fabrikalarda, ofislerde sorumluluk alan çalışma arkadaşları, bayileri, iş ortaklarının emekleri neticesinde 100. yaşlarını büyük bir gurur ve sevinçle kutladıklarını vurgulayarak, "Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, küllerinden doğan bir ulusa istikamet çizerek bir medeniyet ve aydınlanma projesi inşa etmiştir. Bu şartlar içerisinde kurulmuş olan Topluluğumuz, Cumhuriyet'in fikir ve ilkelerini samimiyetle benimsemiş, değerlerini kendisine rehber edinmiştir." değerlendirmelerinde bulundu.</p>
<p>Topluluğun bir asırlık yolculuğunda sanayileşme, kalkınma ve kurumsallaşmanın öncülerinden olduğuna dikkati çeken Koç, bu süreçte pek çok alanda ilkleri gerçekleştirdiklerini belirtti.</p>
<p>Koç, 60'ın üzerinde ülkede 120 binden fazla çalışanla faaliyet gösteren uluslararası bir teşkilat haline geldiklerine işaret ederek, "Topluluğumuz eğitime, bilime, kültüre ve sanata katkıyı sorumluluğumuzun ayrılmaz bir parçası addetmiştir. Bu anlayışın bir yansıması olarak, 57 yıl önce Vehbi Koç Vakfı kurulmuştur. Vehbi Bey'in 'insani ve milli bir vazife' olarak tarif ettiği hayır işleri, kurumlara ilave olarak hayata geçirilen projeler, burs programları ve sivil topluma verilen desteklerle yürütülmeye devam etmektedir." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Her sene dönüşümlü olarak eğitim, kültür ve sağlık alanlarında Türkiye'nin ve Türk insanının gelişimine katkı sunan kıymetli isimlere verilen Vehbi Koç Ödülü'nün de bu çerçevede önemli bir rol üstlendiğini vurgulayan Koç, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu yılki ödüle layık görülen sanatçı da alışılmış kalıpların ötesine geçen, düşünmeye davet eden bir yaklaşımı temsil ediyor. Sanatın en kıymetli tarafı alışılmışı sorgulatması ve değişimi teşvik etmesidir. Bundan dolayı kültür ve sanata katkıyı bir tercih değil, insanımıza ve Cumhuriyetimize borç ve vazgeçilmez bir mesuliyet olarak değerlendiriyoruz. İkinci yüzyılına adım atmış bir Topluluk olarak, tecrübemizden aldığımız güçle ve değerlerimizin işaret ettiği istikamete doğru yolumuza devam edeceğiz.</p>
<p>Değişen dünyayı isabetle okuyan, bilimi ve aklı rehber edinen, değerlerinden taviz vermeyen bir anlayışla hareket edeceğiz. İlk yüzyılımızda olduğu gibi, gelecekte de yalnız yürümeyeceğimizi biliyoruz. Çalışma arkadaşlarımız, bayilerimiz, iş ortaklarımız, en büyük güvencemiz olmaya devam edecek. Ortak başarılarla dolu bir 100 yılı geride bıraktık, gelecek 100 yılın eşiğindeyiz. Aynı inanç, aynı vizyon ve aynı vatan sevgisiyle yılmadan yorulmadan yolumuza devam edeceğiz."</p>
<p><strong>"Sanat üretimi çok yalnız bir süreçtir ama zihinde bir kalabalıkla birlikte üretilir"</strong></p>
<p>Vehbi Koç Ödülü'nün sahibi Canan Tolon da vakfın kendisine verdiği ödülün geleceğe dönük bir destek ve aynı zamanda bir cesaret kaynağı olduğunu belirtti.</p>
<p>Tolon, sanat üretimini "yalnız ancak zihinsel olarak kalabalık bir süreç" olarak tanımladığını ifade ederek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Beni bu değerli ödüle layık gören Vehbi Koç Vakfı'na ve Seçici Kurul üyelerine çok teşekkür ediyorum. Çocukken, 'İstediğin her şey olabilirsin' mottosu benim için hiç geçerli değildi. Hatta biraz ürkütücü de geliyordu. Bunları erken yaşta bilmek garip bir şekilde benim için bir özgürlük oldu ve hayal kurmak için bir engel değildi. Sanat üretimi çok yalnız bir süreçtir ama zihinde bir kalabalıkla birlikte yaratılır, üretilir ve oluşur. Size yakın olanlar, henüz tanımadıklarınız ya da hiçbir zaman tanışmayacaklarınız. Onlarla bir diyalog kurduğunuzu hayal edersiniz. Hayal kurmak bir güçtür."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/omer-koc-ortak-basarilarla-dolu-bir-100-yili-geride-biraktik-77689</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/omer-koc.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Koç Topluluğu&#039;nun 100. yılı kapsamında düzenlenen Vehbi Koç Ödülü&#039;nün sahibi Canan Tolon oldu. Törende konuşan Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç, &quot;Ortak başarılarla dolu bir 100 yılı geride bıraktık, gelecek 100 yılın eşiğindeyiz. Aynı inanç, aynı vizyon ve aynı vatan sevgisiyle yılmadan yorulmadan yolumuza devam edeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izmirde-iklim-dayanikliligi-gucleniyor-77685</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 16:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;İklim direnci toplumsal dayanışma varsa gerçek olur&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AHMET USMAN/İZMİR</strong></p>
<p>İzmir’de iklim dayanıklılığını güçlendirmek amacıyla Zurich Sigorta Grubu Türkiye, Z Zurich Foundation, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Sürdürülebilir Kentler Birliği (ICLEI) iş birliğiyle yürütülen Toplumlar için İklim Dayanıklılığı Projesi’nin tanıtım toplantısı Tarihi Havagazı Fabrikası’nda gerçekleştirildi.</p>
<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi İkinci Başkan Vekili Elvin Sönmez, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Okyay, Zurich Sigorta Grubu Türkiye CEO’su Yılmaz Yıldız ve ICLEI Küresel Uygulama ve İş Geliştirme Direktörü Sunandan Tiwari’nin katılımıyla düzenlenen toplantıda proje kapsamında yürütülen saha çalışmalarıyla, fiziksel dayanıklılığın yanı sıra toplumsal dayanışma, katılım, yerel sahiplenme ve ortak öğrenme kapasitesinin de güçlendirildiği dile getirildi.</p>
<h2> “Kentler gerçekten dirençli bir hale gelebilir”</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://img.ekonomim.com/rcman/Cw850h567q95gc/storage/files/images/2026/04/22/elvin-sonmez-uswx.jpg" alt="İzmir’de iklim dayanıklılığı güçleniyor - Resim : 1" width="850" height="567" data-lightbox="true" /></p>
<p>İklim krizinin artık sadece çevresel bir sorun olmaktan çıktığını vurgulayan İzmir Büyükşehir Belediyesi İkinci Başkan Vekili Elvin Sönmez, “Bu nedenle yerel yönetimlerin görevi yalnızca altyapı üretmek değil. Asıl sorumluluk; eşitsizlikleri azaltan, dayanışmayı büyüten, yurttaşı sürecin öznesi haline getiren bir iklim politikasını hayata geçirmek. İzmir’de tam da bu anlayışla hareket ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki iklim direnci, aynı zamanda toplumsal dayanışma varsa gerçek olur. Toplumlar için İklim Dayanıklılığı Projesi, bu yaklaşımın sahadaki en somut örneği. Kadifekale ve Agora’da yürütülen çalışmalar, bize şunu açıkça gösterdi; bilgi paylaşıldığında, yurttaş sürece aktif olarak katıldığında ve mahalle ölçeğindeki örgütlenme güçlendirildiğinde kentler gerçekten dirençli bir hale gelebilir” dedi.</p>
<h2>“Amacımız kalıcı ve kapsayıcı çözümler bulmak”</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e8ca59cb44d-1776863833.webp" alt="" width="700" height="492" />Zurich Sigorta Grubu Türkiye CEO’su Yılmaz Yıldız da iklim değişikliğinin etkilerinin artık hayatın her alanında daha yakından hissedildiğine dikkat çekerek “Zurich Sigorta Grubu Türkiye olarak başarıyı yalnızca finansal sonuçlarla değil, tüm paydaşlarımız için yarattığımız değerle ölçüyoruz. İzmir’de 2023 yılında başlattığımız Toplumlar için İklim Dayanıklılığı Projesi de yarattığımız bu değerin örneklerinden biri. Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli'ne göre Türkiye, iklim değişikliği ve küresel ısınmadan en çok etkilenecek ülkelerden biri. Akdeniz Havzası bu etkilerin en yoğun hissedildiği bölgelerden biri olurken, Anadolu’da da İzmir bu riskin doğrudan hissedildiği şehirler arasında yer alıyor. Olağanüstü hava olaylarının olma sıklığı ve olduğunda yaşanan etkileri değişti. Küresel ısınma, bizzat hayatımızı etkileyen ve etkilemeye devam edecek global bir sorun. Bu projemiz İzmir Büyükşehir Belediyesi ile beraber İzmir'de yaşayan, bu havayı soluyan, bu suyu içen ve küresel ısınmadan olumsuz etkilenen vatandaşlarımızı dahil ederek, diğer paydaşları da dinleyerek, bu işin içinde olan insanların hayatlarından ve onlardan öğrendiğimiz bilgilerle oluşturulan, yaşayan ve yaşamaya devam edecek bir çalışma. Amacımız, vatandaşlarımızı ve paydaşlarımızı bu sürecin parçası yapmak ve hep beraber iklim değişikliğini ve onun olumsuz etkilerini giderecek kalıcı ve kapsayıcı çözümler bulmak” diye konuştu.</p>
<h2>“Örnek bir model”</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://img.ekonomim.com/rcman/Cw850h567q95gc/storage/files/images/2026/04/22/sunandan-tivari-9x53.jpg" alt="İzmir’de iklim dayanıklılığı güçleniyor - Resim : 3" width="850" height="567" data-lightbox="true" /></p>
<p>ICLEI Küresel Uygulama ve İş Geliştirme Direktörü Sunandan Tiwari ise “İzmir’de hayata geçirilen bu proje, iklim risklerini ele alırken teknik yetkinliği, topluluk öncülüğündeki çözümleri ve kamu-özel sektör iş birliklerini bir araya getirmesiyle öne çıkıyor. Yerel topluluklar, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Zurich Türkiye ile birlikte çalışan ICLEI, bu proje kapsamında geliştirilen bilgi, beceri ve çözümlerin topluluk içinde kalıcı hale gelmesini ve yerel yönetim tarafından benimsenmesini sağladı. Komşuların iklim riskleri etrafında kendi kendine organize olması, bu sosyal dokunun uzun vadeli kentsel dayanıklılığın temelini oluşturmasına katkı sunuyor. İzmir, tüm küresel ağımızdaki şehirlerin karşı karşıya olduğu iklim krizine nasıl yaklaşabileceğine dair örnek bir model sunuyor” sözlerine yer verdi.</p>
<p>Toplumlar için İklim Dayanıklılığı Projesi Koordinatörü Nida Bilgen de proje kapsamında yapılan çalışmaları ve hedefleri aktardı.</p>
<h2> Kadifekale Mahalle Bostanı’nda ürün ekimi yapıldı</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://img.ekonomim.com/rcman/Cw850h567q95gc/storage/files/images/2026/04/22/mahalle-bostanlari-xikj.jpg" alt="İzmir’de iklim dayanıklılığı güçleniyor - Resim : 4" width="850" height="567" data-lightbox="true" /></p>
<p>Projenin tanıtım toplantısının ardından Kadifekale Mahalle Bostanı katılımcısı 98 kadın ve beraberindeki çocuklar ile proje katılımcıları bostanda yazlık ürün ekimi yaptı. Ayrıca bölgede yer alan bir okulda mini bostan kuruldu. Program kapsamında iklim dirençli fide üretim serasında tohumlar ekildi.</p>
<h2>Mahallelerin iklim risklerine karşı dayanıklılığı artırıldı</h2>
<p>2023 yılında İzmir’de başlatılan proje kapsamında, mahalle ölçeğinde iklim risklerine karşı dayanıklılığı artıran bütüncül çalışmalar hayata geçirildi. Bu çalışmalarla afetlere karşı topluluk dayanışması güçlendirilirken, mahalle sakinlerinin kriz anlarında daha bilinçli ve birlikte hareket edebilmelerini destekleyen Mahalle İklim Afet Gönüllüleri Komitesi kuruldu. Sel ve aşırı hava olaylarına karşı önleyici çözümler uygulanarak sel riski altındaki haneler, okullar ve kamusal alanlara sel bariyeri gibi pratik destekler sağlandı. Aynı zamanda, sıcak hava dalgalarının etkisini azaltmaya yönelik mekânsal çözümler geliştirildi.</p>
<p>Proje kapsamında ayrıca, iklim dayanıklılığına ilişkin bilgi ve farkındalığın artırılması amacıyla eğitim içerikleri geliştirildi hem okullarda hem de belediye merkezlerinde yaygınlaştırıldı. İmariye Mahallesi’nde hayata geçirilen Mahalle Bostanı iyileştirmeleri ve sera uygulamalarıyla ise gıda güvenliğini destekleyen, mahalle ölçeğinde kalıcı ve sürdürülebilir altyapı çözümleri oluşturuldu. Bu bütüncül yaklaşım sayesinde proje ile yaklaşık 16 bin mahalle sakinine ulaşırken, İzmir’de iklim dayanıklılığının güçlendirilmesi adına güçlü bir model oluşturuldu. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/izmirde-iklim-dayanikliligi-gucleniyor-77685</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/5/1280x720/izmirde-iklim-dayanikliligi-gucleniyor-1776863214.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İzmir Büyükşehir Belediyesi, Sürdürülebilir Kentler Birliği, Zurich Sigorta Grubu Türkiye ve Z Zurich Foundation, iş birliğiyle yürütülen “Toplumlar İçin İklim Dayanıklılığı Projesi” ile İzmir’de somut ve ölçülebilir etki yaratılması amaçlanıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi İkinci Başkan Vekili Elvin Sönmez, &quot;Biliyoruz ki iklim direnci, aynı zamanda toplumsal dayanışma varsa gerçek olur. Toplumlar için İklim Dayanıklılığı Projesi, bu yaklaşımın sahadaki en somut örneği.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-enflasyonla-mucadele-cok-oluyor-artik-bir-yerde-duralim-yaklasimlari-miyopik-77682</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 15:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek: &#039;Enflasyonla mücadele çok oluyor, artık bir yerde duralım&#039; yaklaşımları miyopik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, katıldığı bir programda ekonomi gündemine dair değerlendirmelerde bulundu.</p>
<p>Şimşek, Kanal 7 Medya Grubu tarafından düzenlenen "Yükselen Türkiye Zirveleri"nde yaptığı konuşmada, yapay zeka, robot ve otonom sistemlerin büyük bir fırsat olduğunu kaydederek, bunun maalesef eşit dağılmayacağını, bu teknolojileri kontrol edenlerin, bu teknolojileri üretenlerin avantajlı durumda olduğunu söyledi.</p>
<p>Yapay zekanın en büyük ayağının verimliliği artıracak bir teknolojik hizmet sunacak olması olduğunu aktaran Şimşek, istihdam piyasaları üzerinde büyük etkisi olacağını dile getirdi.</p>
<p>Şimşek, geçmişte nitelikli görülen ve hiç etkilenmeyecek denilen alanların şu anda çok hızlı şekilde yapay zeka ile arka plana itilmekle karşı karşıya olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:</p>
<p>"Artan gelir ve servet eşitsizliği riski, ülke içinde, ülkeler arasında ciddi bir risk. Bölgeler arası dengesizlikler ciddi risk. Yapay zeka verimliliği artırarak refahı artırabilir ama onun dışındaki etkilerin yönetilmesi gerekir. Şimdi tabii otonom, yani robotlar, otonom sistemler dedik, oturup şikayet edeceğimize, sanayicimiz için söylüyorum, daha çok erken aşamadayız. Küresel robot piyasası, 100 milyar dolar civarı bir piyasa. Az bir piyasa değil ama küresel ekonomi için ufak bir piyasa. Bu piyasa, 2050'ye kadar 100 milyar dolardan 25 trilyon dolarlık bir pazara dönüşecek. Şimdi bizim üniversitelerimizin, sanayicilerimizin oturup bu trendleri ıskalamaması lazım. Bunlara odaklanması lazım. Çünkü katma değer burada, kar marjları burada, en azından orta vadede. Dolayısıyla fırsat pencereleri Türkiye için büyük. Yapay zekanın hukuk, sosyal bilimler, yönetim gibi alanları çok daha dramatik bir şekilde etkilemesi bekleniyor ama el yordamıyla yapılan işlere etkisi daha düşük görülüyor."</p>
<p><strong>"Kalıcı, sürdürülebilir yüksek büyümenin formülü düşük enflasyondur"</strong></p>
<p>Bakan Şimşek, dünyanın borcunun dünya milli gelirine oranının yüzde 300'ün üzerine çıktığı bilgisini paylaşarak, gelişmekte olan ülkelerde bu oranın yüzde 235, Türkiye'de ise bu oranın yüzde 92 olduğunu vurguladı.</p>
<p>Türkiye'nin burada avantajı olduğuna işaret eden Şimşek, "Bizde borçluluk çok yüksek değil. Ne hane halkının ne devletin ne şirketlerin ne de finans sektörünün. Şimdi bu bize ne anlatıyor? Türkiye'nin yine bu küresel meydan okumalardan bir tanesi olan borçluluk noktasında avantajlı olduğunu gösteriyor. Hane halkı ve reel sektörün borcu düşük olduğu için biz eğer enflasyonu tek haneye düşürürsek, büyüme katlanır. Bu enflasyonla mücadele çok oluyor, artık bir yerde duralım yaklaşımları var. Bu çok miyopik bir yaklaşımdır. Çünkü kalıcı, sürdürülebilir yüksek büyümenin formülü, tabii ki düşük enflasyondur." diye konuştu.</p>
<p>Şimşek, dünyada diğer bir meydan okumanın dünyada hızla yaşlanan nüfus olduğuna işaret ederek, Türkiye'de de nüfusun hızlı şekilde yaşlanacağını söyledi.</p>
<p>Nüfusun hızlı yaşlanmasının getirdiği dramatik etkiler olduğuna değinen Şimşek, "Biz fırsat penceresine bakacağız. Sağlık turizmi, yaşlı bakım hizmetleri şu an 4,2 trilyon dolarlık bir pazar. Orta vadede 8,5 trilyon dolara çıkıyor. Dolayısıyla her yerde fırsat var. Meydan okumalar var ama fırsatlar da var. Önemli olan şikayeti bırakıp bu fırsatlara odaklanmak. Biz turizmde çok iyi bir ülkeyiz, sağlıkta çok iyi bir noktadayız. İkisini birleştirelim, buyurun size muazzam fırsat. Şimdi küresel ısınma bir realite dedik. Bunu ben söylemiyorum, istatistikler söylüyor. Birçok ülkede, Türkiye dahil, su stres seviyesi yüksek. Bütün bunlar bizim tabii ki değişim, dönüşüm yapmamızı gerektiriyor. Hükümetlerimiz döneminde sulama yatırımlarına çok ciddi kaynak ayırmışız. 108 milyar dolarlık yatırım yapılmış sadece sulamaya. Biz burada da seyirci değiliz. Tabii ki birçok anlamda tedbir lazım. Yeşil teknolojiler, yenilenebilir enerjide Türkiye büyük bir potansiyele sahip. Bunu ben söylemiyorum, uluslararası akademisyenler söylüyor. Küresel temiz enerji yatırımları da yine ikiye katlanacak. Daha fazla artacak. Yani 2 trilyon dolar civarından 4,5 trilyon civarına çıkacak." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"Bu program olmasaydı enflasyon nereye giderdi sorusunu sormak için biraz kafa yormak gerekiyor"</strong></p>
<p>Şimşek, küresel ekonominin kısa vadede savaşın beraberinde getirdiği önemli bir arz şokuyla karşı karşıya olduğunu belirterek bunu iyi yönettiklerini bildirdi.</p>
<p>Orta-uzun vadede dünyanın karşı karşıya olduğu büyük meydan okumalar olduğuna işaret eden Şimşek, "Bu meydan okumalara karşı biz ülkemizi doğru ve güçlü bir şekilde konumlandırıyoruz ve fırsat penceresinden olaylara bakıyoruz. Bizim uygulamakta olduğumuz ekonomi programının 3 evresi var. Birinci evre risklerin kontrolüydü, yönetimiydi. 2023'te tarihimizin en büyük felaketi, deprem felaketi yaşanmış, 13 ilimizde milyonlarca vatandaşımız büyük bir depremden etkilenmişti. Bugün hiç yokmuş gibi söylemler var. Şimdi bu depremin yaralarını sararken büyük bütçe açıkları verip de bu bütçe açıklarını parasallaştırırsanız, yani para basarak finanse ederseniz, hiperenflasyona girersiniz. Bunu yapmamanız lazım. EYT hayata geçirildi. 3 milyon civarında vatandaşımız, yani 37-38 yaştan 40'lı yaşlara kadar erken emekli oldu, daha olacak, EYT kanunu bu." şeklinde konuştu.</p>
<p>Şimşek, Türkiye'de, 2023'te 120 milyar dolar seviyesinde ciddi bir dış ticaret açığı bulunduğunu kaydederek, finansmana, dış finansmana erişimde sıkıntıların olduğunu anımsattı.</p>
<p>Bu risklerin yönetiminin önemli olduğunu vurgulayan Şimşek, "Ülkenin bir ödemeler dengesi stresine girmemesi, enflasyonun 3 haneye gitmemesi için çok ciddi bir çaba gösterilmesi gerekiyordu. Çok kolay söylemler var, 'enflasyon şuradaydı da şimdi buraya gelmiş', tamam da bu program olmasaydı enflasyon nereye giderdi sorusunu tabii sormak için biraz kafa yormak gerekiyor. Kolaycı yollar her zaman tercih ediliyor. Şimdi dolayısıyla ilk yılı biz böyle geçirdik, o geride kaldı." dedi.</p>
<p><strong>"Bütçe açığı yüzde 5,1'den yüzde 3'ün altına düştü, yüzde 3'ün altı zaten ideal"</strong></p>
<p>Bakan Şimşek, programda ikinci evrede hedefin ekonomideki dengesizlikleri azaltmak olduğunu hatırlattı.</p>
<p>Şimşek, "Enflasyonu azaltmaya başlamak, bütçe açığını azaltmak, cari açığı azaltmak, KKM'den çıkış. KKM çok önemli bir koşullu yükümlülüktü. İkinci evreyi de geriye bıraktık ve ana hedeflerin tamamında ilerleme sağladık, sonuç aldık. Şimdi üçüncü evre var. Üçüncü evre ise biraz önü açık bir evre. Normalde 2027 sonu diye bekliyorduk bu evrenin tamamlanması için. Fakat gerek geçen sene yaşanan şoklar, gerek bu sene çok daha devasa bir dış şokla karşı karşıyayız. Bu şoklar tabii üçüncü evreyi etkiliyor. Bu bir bahane de değil, bu bir gerçeklik. Bütün dünya şu anda bu şokun etkileriyle mücadele edecek, bunları yönetecek." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Hedeflerinin bugüne kadarki kazanımları pekiştirmek olduğunu dile getiren Şimşek, bunun da reformla pekiştirilebileceğini söyledi.</p>
<p>Şimşek, "Politikayla bir yere varırsınız. Para politikası, maliye politikası gibi ama bunu kalıcı hale getirmenin tek yolu var, o da reformdur, dönüşümdür. Bu reel sektörde de dönüşüm gerekiyor, kamuda da dönüşüm gerekiyor. Genel anlamda bir reform çabası gerekir. İkincisi, tabii burada tek haneli enflasyon, cari açığın kalıcı olarak sorun olmaktan çıktığı, bütçe açıklarının kalıcı olarak yüzde 3'ün altına düştüğü ve verimlilik ve rekabet gücünün kalıcı bir şekilde arttırıldığı bir dönem. Şimdi bu döneme ilişkin vizyonumuzda zerre değişiklik yok ama tabii ki bu dönemin ne kadar süreceği meselesi, tabii ki dış gelişmelerin bir fonksiyonudur. Burada da bizim söylediğimize aykırı bir şey yok." şeklinde konuştu.</p>
<p>Enflasyonun yüzde 85 ile Ekim 2022'de zirveyi bulduğunu, yılı 64 ile kapattığını ve ondan sonra 2023'te enflasyonu 65'te tuttuklarını anlatan Şimşek, "Dezenflasyon 2024'te başlamış, yüzde 44. Geçen sene yüzde 31, şu anda da yüzde 31 civarı. Geçici olarak 1-2 ay bu son gelişmeler etkiler ama enflasyonun aşağı yönlü trendinde bir değişiklik olmayacak, enflasyonu düşürmek ve o trendi devam ettirmek Türkiye için önemli bir kazanım. Gelir dağılımının kötüleştiği dönemler var son 20-25 yılda. İyileştiği dönemler var. Dezenflasyonla birlikte gelir dağılımında iyileşme başlamıştır ama tabii ki daha gideceğimiz mesafe var." dedi.</p>
<p>Şimşek, muhtemelen bu yılın ortası itibariyle deprem bölgesinde yeniden inşa ve ihya sürecinin büyük oranda tamamlanmış olacağını bildirdi.</p>
<p>Geçen sene sonu itibariyle 90 milyar dolar para harcandığını aktaran Şimşek, "Bunu piyasalara hissettirtmeden, önemli bir şok yaşatmadan, bu imkanları biz ilgili Bakanlığa aktardık, ilgili birimlere aktardık ve bu 455 bin konut teslim edildi. Şimdi devam eden 166 bin var. Bu sene içerisinde onlar da tamamlanmış olacak. Dünyada bu kadar büyük bir yükün altından bu kadar rahat bir şekilde çıkışı başaran kaç tane ülke vardır bilmiyorum. Ama bu önemli bir kazanım. Çabuk unutuyoruz. Bu deprem yaralarının sarılmasına rağmen, 90 milyar dolar para harcamamıza rağmen, EYT'nin sisteme etkisine rağmen, bakın bütçe açığı yüzde 5,1'den yüzde 3'ün altına düştü. Yüzde 3'ün altı zaten idealdir." şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>"Mal sattığımız ülkelerde talep zayıflayacak"</strong></p>
<p>Şimşek, dünyanın hiçbir dönemde olmadığı kadar yoğun bir belirsizlikle karşı karşıya bulunduğunu, kutuplaşmaların, çatışmaların, gerilimlerin söz konusu olduğunu söyledi.</p>
<p>ABD/İsrail-İran savaşının beraberinde getirdiği geçici birtakım makro ekonomik etkilerin olduğunu dile getiren Şimşek, küresel enflasyonda bir yükseliş beklentisi, finansal koşullarda bir miktar sıkılaşma riski ve büyümede bir ivme kaybının konuşulduğunu ifade etti.</p>
<p>Şimşek, dünyanın savaşlar, jeopolitik gerginliklerle beraber iklim krizi, borç sorunu, ticarette korumacılık gibi birçok sorun ve başlıkla karşı karşıya olduğunu belirtti.</p>
<p>Türkiye için önemli hususlardan birinin ticaret ortakları olduğunu ifade eden Şimşek, "Biz dünyaya mal ve hizmet satıyoruz. Geçen sene 400 milyar dolar civarında dünyaya mal ve hizmet sattık. Şimdi 400 milyar dolar önemli bir para, önemli bir büyüklük. Peki bizim bu mal ve hizmet sunduğumuz ülkelerde büyüme nasıl? İhracatımızın yüzde 95'inin gittiği ülkelerde büyüme geçen sene yüzde 2,4'tü. Dünya büyümesinin bir puan altındaydı. Bu sene IMF'nin tahminlerine göre, bu da referans senaryo, yani makul bir senaryo, yüzde 1,6'ya gerileyecek, yani bizim mal sattığımız ülkelerde talep zayıflayacak. Özellikle Avrupa Birliği'nde (AB) ama daha önemlisi Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da savaşın etkisiyle büyüme dramatik bir şekilde yavaşlayacak. Bunlar öngörü. Tabii bu bizim ihracatımızı önemli ölçüde etkileyebilecek bir faktör." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Çin, ABD'ye satamadığı ürünleri bütün dünya pazarlarına yüklüyor"</strong></p>
<p>Bakan Şimşek, Merkez Bankasının yaptığı bir çalışmaya değinerek, ihracatın dış talep esnekliğinin kur esnekliğine kıyasla 11 kat güçlü olduğunu, esas belirleyici olanın dış talep olduğunu söyledi. Şimşek, "Kur etkisizdir demiyorum ama esas belirleyici taleptir ve maalesef talepte de 2026 için en azından şu an itibarıyla öngörüler çok da olumlu değil." dedi.</p>
<p>"İkinci Çin Şoku"na işaret eden Şimşek, "Birinci Çin Şoku"nun kural bazlı bir dünyada Çin'in Dünya Ticaret Örgütüne katılımı olduğunu dile getirdi.</p>
<p>Şimşek, Çin'in bugün dünya imalat sanayinin yüzde 30'unu ürettiğini belirterek, "Eğer dünya bu şekilde devam ederse, Çin önümüzdeki 10 yıl içinde belki dünya imalat sanayinin yüzde 45'ine hakim olacak. Tek başına bir ülke küresel imalat sanayinin neredeyse yarısına hakim olacak. Çin'de artık ucuz iş gücü üzerinden bir üretim yok. Çin teknolojide Batı'yı geride bıraktı." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Ticarette önemli kırılmalar yaşandığını dile getiren Şimşek, ABD'nin Çin'e karşı yüksek gümrük tarifleri uygulamasına rağmen Çin'in dış ticaret fazlasının 1,2 trilyon dolar olduğunu söyledi.</p>
<p>Bakan Şimşek, bunların Türkiye'ye de etkisi olduğunu, Çin'in ABD'ye satamadığı ürünleri bütün dünya pazarlarına yüklediğini ifade etti.</p>
<p><strong>"Küresel savunma sanayi harcamalarındaki artış Türkiye için bir fırsat penceresi"</strong></p>
<p>Şimşek, küresel ekonominin kısa vadede belirsizliklerle karşı karşıya bulunduğunu, orta uzun vadede ise önemli meydan okumalar ve fırsatlar olduğunu söyledi.</p>
<p>Önemli bir meydan okumanın küresel savunma sanayi harcamaları olduğunu dile getiren Şimşek, şöyle konuştu:</p>
<p>"Bütün ülkeler, mesela Avrupa'da şu anda bazı ülkeler milli gelirinin yüzde 5'ini savunma sanayine harcamaya başladı. Trump'ın istediği de NATO ülkelerinden bu biliyorsunuz. Yüzde 3,5 doğrudan doğruya silah sanayine, yüzde 1,5'i de dolaylı olarak onu destekleyen altyapıya. Şimdi Türkiye burada büyük bir fırsat penceresi görüyor. Cumhurbaşkanı'mızın 20-25 yıldır buradaki güçlü liderliği, buradaki hassasiyetleri Türkiye için büyük bir fırsat penceresi aralamış durumda. Şimdi küresel savunma sanayi harcamaları 2,6 trilyon dolardan 6,6 trilyon dolara çıkacak. Dolayısıyla savunma sanayinde Türkiye çok güçlü bir altyapıya sahip ve bundan dolayı da biz bunu bir fırsat olarak görüyoruz. Aynı zamanda Türkiye'nin caydırıcılığını da artıran önemli bir faktör."</p>
<p><strong>"Küresel parçalanmalara karşı bağlantısallığa yatırım yapıyoruz"</strong></p>
<p>Şimşek, ikinci büyük trendin ticarette korumacılık olduğunu, ticaretteki korumacı önlem sayısının 4 bin tedbir civarına çıktığını söyledi.</p>
<p>Bunun çok dramatik bir artış olduğu değerlendirmesini yapan Şimşek, bu konjonktürde Türkiye'nin durumuna ve kendini konumlandırmasına değindi. Şimşek, "Biz de bu korumacılığa karşı kendimizi nasıl daha güçlü konumlandırırız? Onun çabasındayız. Bir taraftan bağlantısallığı, Türkiye'yi merkeze oturtan ticaret, enerji ve diğer bütün koridorların merkezinde oturtan bir çaba içindeyiz. Kalkınma Yolu onlardan biri. Daha savaştan çok önce Körfez ülkeleri ve Irak'ı ikna edip gelin Basra'dan Türkiye'ye yaklaşık olarak 1200-1250 kilometrelik bir demir yolu hattı döşeyelim, bir otoyol yapalım, yanına bir de enerji koridoru yapalım, bu Cumhurbaşkanı'mızın fikri ve daha savaştan çok önce. Burada Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Irak bunların hepsi birer paydaş." dedi.</p>
<p>Orta Koridor'un önemini vurgulayan Şimşek, bu koridorun Asya'yı Avrupa'ya bağlayan ana koridorlardan biri olduğunu ve Anadolu'dan geçtiğini belirtti.</p>
<p>Şimşek, bu koridorun güçlendirildiğini dile getirerek, "İstanbul'daki 3. Köprü, o köprüden geçecek demir yolu bağlantısı için özellikle geniş yapıldı, bu Orta Koridor'un en önemli birleşeni 8,1 milyar dolarlık bir proje. Projenin yüzde 83'ünü uluslararası finansal kuruluşlar sağlayacak. Onun çok önemli bir bileşeni olan Dünya Bankası ile olan anlaşmayı biz imzaladık. Niye bunu yapıyoruz? Orta Koridor'u güçlendirmek için. Dolayısıyla ticaretteki parçalanmalara karşı bizim stratejimiz ne? Küresel parçalanmalara karşı biz bağlantısallığa, bölgesel ekonomik entegrasyona yatırım yapıyoruz, bu koridorları Türkiye'nin menfaatine güçlendiriyoruz." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Yeni nesil ticaret anlaşmalarının peşindeyiz"</strong></p>
<p>Bakan Şimşek, yeni nesil ticaret anlaşmalarının peşinde olduklarını belirterek, hizmet ticaretinde henüz bir korumacılık olmadığını dile getirdi.</p>
<p>Şimşek, sağlık turizmi, eğitim, normal turizm, yeniden inşa yani taahhüt işlerinin de ihracat olduğunu kaydederek, "Şimdi hizmet ihracatında henüz bizim bildiğimiz anlamda bir korumacılık, yani tarife veya tarife dışı uygulamalar yok. Bu yüzden bundan sonra yapacağımız ticaret anlaşmalarına diyoruz ki hizmetleri de katalım, kamu alımlarını da katalım, tarımı da katalım diyoruz." ifadesini kullandı.</p>
<p><strong>"Bütçe açığı yüzde 9,8 olacaktı"</strong></p>
<p>Şimşek, önceki dönemdeki bakanın kendisine bir rapor verdiğini belirterek, "26 Mayıs 2023 tarihinde seçimler bitmeden, Hazine ve Maliye ekibi raporuna göre, tedbir alınmazsa baz senaryo ile bütçe açığı yüzde 9,8 olacaktı. Siz gelip bu bütçeyi toparlamak için ve depremin yaralarını sarmak için, kaynak anlamında çaba için kayıt dışılıkla mücadele ettiğiniz zaman birileri mutlu olmuyor." diye konuştu.</p>
<p>Herkesin kayıt dışılıkla mücadele edilmesini istediğini ancak kimsenin kendisine dokunulmasını istemediğini dile getiren Şimşek, büyük sivil toplum kuruluşlarının da kayıt dışılıkla mücadeleyi desteklediğini vurguladı.</p>
<p>Şimşek, bütçe disiplinine yönelik şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"Bugün eğer bütçede biz bu disiplini sağlamasaydık, eşel mobil sistemini uygulayabilir miydik? Bugün mazot, benzin fiyatları ne olurdu litre başına? Petrol fiyatları 100 dolar civarındayken sizce ne olurdu? Eğer bugün bunu bu boyutlarda hissetmiyorsanız, bu önceki yıllardaki çabaların bütçeyi getirdiği yerle açıklanabilir. Kamu borcunun milli geliri oranı yüzde 24. Bize benzer ülkelerde bu oran yüzde 74. İyi o zaman açılalım. Hayır. Konu o değil. Konu, o disiplini devam ettirip kaynağı üretken alanlara yani dünyadaki belirsizliğin yarattığı dönüşüm ihtiyacına harcamak. Evet, kaynak varsa doğru alanlara tahsis etmemiz lazım.</p>
<p>Kamuda tasarruf milletimizin büyük bir beklentisiydi. Cumhurbaşkanımızın Tasarruf Genelgesi'yle birlikte kanunu da getirdik. Yetkiyi, Hazine ve Maliye Bakanlığına aldık. Önemli kalemler yani en çok şikayet konusu olan kalemler; taşıtlar, binalar, haberleşme, seyahat, enerji, kırtasiye ve demirbaş. Bu kalemlerin tamamının bütçe içindeki payının 10 yıllık ortalaması yüzde 4,6'ydı. Biz bu oranı yüzde 3'ün altına düşürüyoruz. Tasarruf yapılması gereken kalemlerden 3'te 1 oranında reel tasarruf sağlıyoruz. Bakınız, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) de bir tasarruf programı açıkladı ancak başarılı olamadı, ortada bir sonuç yok."</p>
<p>Bakan Şimşek, tasarruf konusunda son derece samimi olduklarını belirterek, söz konusu yetkinin Hazine ve Maliye Bakanlığına verilemeseydi ve kurumlarda 2 bine yakın denetim yapılmasaydı bu tasarrufların sağlanmayacağını dile getirdi.</p>
<p><strong>"Dolaylı vergilerin toplam vergiler içerisindeki payını gönül ister ki yüzde 50'lerin altına düşürelim"</strong></p>
<p>Bakan Şimşek, vergi sistemine ilişkin eleştirilere yönelik yaptığı açıklamada, "Dolaylı vergilerin toplam vergiler içerisindeki payı 2023'te yüzde 65,5'ti. Biz bunu yüzde 62'nin altına düşürdük. Gönül ister ki bunu yüzde 50'lerin altına düşürelim." diye konuştu.</p>
<p>Bakan Şimsek ayrıca, kayıt dışılıkla mücadelede, beyanname sayısının 3,8 milyondan 5,5 milyona çıktığını belirtti.</p>
<p>Şimşek, cari açığa ilişkin yaptığı açıklamada, "Cari açık ciddi bir düşüş trendindeydi. Şimdi diyeceksiniz ki geçen sene yükseldi. Geçen seneki açık altın ithalatı hariç yüzde 0,6'ydı. Türkiye'de ciddi bir altın ithalatı var ama altın bir tüketim malzemesi değil. Finansal yatırımdır ancak demek istediğim üretken bir yatırım değil. Geçen sene altın fiyatları hızla yükseldiği için altın talebi yüksek. Önceki yıllarda öyle ama sonuçta cari açığa altın hariç bakarsanız, cari açık temelde düzelme sürecinde. Bu sene petrol şoku nedeniyle, bölgedeki savaş nedeniyle cari açık daha da yükselecek ama bu geçici." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türkiye'nin brüt dış finansman ihtiyacının milli gelire oranının yüzde 17'ye düştüğüne dikkati çeken Bakan Şimşek, reel sektör ile bankacılık sektörünün dış borç çevirme oranındaki iyileşmeye, dış borçlanma faizlerindeki ve risk primindeki düşüşe değinerek uygulanan programın birçok açıdan sonuç verdiğini vurguladı.</p>
<p>Şimşek, Türkiye'nin 5 yıllık kredi risk priminin (CDS) 2023 yılından bu yana 471 baz puan düştüğünü, benzer ülkelerde ise bu düşüşün 51 baz puan olduğunu dile getirerek, "Türkiye'deki iyileşme dünyaya kıyasla 9-10 kat daha yüksek. Bu da tesadüf olabilir mi? Program olmasa bu olabilir mi?" dedi.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) uluslararası rezervlerini savaş öncesi dönemde güçlendirdiklerinden bahseden Şimşek, Kur Korumalı Mevduatın (KKM) sonlandırılması ile bilanço yükümlülüğünün de artık rahatlayacağını aktardı.</p>
<p><strong>"Sürdürülebilir yüksek büyümenin formülü düşük enflasyon, mali disiplin"</strong></p>
<p>Şimşek, bazı sektörlerde sorunlar olduğunu gördüklerini, sorun olan sektörlere kamu maliyesi üzerinden destek sağlandığını ifade ederek, yüksek ve orta yüksek teknolojinin ihracattaki payının yükselmeye başladığına dikkati çekti.</p>
<p>Emek yoğun sektörlerde kar marjının düşmesinin en büyük etkenlerinden birinin Çin ve Asya'daki fiyat gelişmeleri olduğunu belirten Şimşek, dünya genelinde büyümenin çok değişmediğini, Türkiye'nin ticaret ortaklarının büyümesinin de yüzde 2-2,5'lerde olduğunu, Türkiye'nin buna rağmen büyüdüğünü kaydetti.</p>
<p>Bakan Şimşek, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Orta Vadeli Program hedeflerinde bir değişiklik yok. Fiyat istikrarı, düşük enflasyon demek, yüksek büyüme demek. Biz sürdürülebilir yüksek büyüme istiyoruz. Sürdürülebilir yüksek büyümenin formülü de düşük enflasyon, mali disiplin. Zor bir coğrafyada yaşıyoruz, şoklara karşı her zaman tamponlar olması lazım. Geçmişte yaşanan bütün şokları toplayın, Hürmüz Boğazı'nın kapanması nedeniyle etkilenen enerji arzı kadar büyük bir şok yok.</p>
<p>OVP yapılırken uluslararası kuruluşlar petrol fiyatlarının 60-65 dolar olacağını tahmin ettiler. Ocak-nisan döneminde savaşın en yoğun olduğu dönem 82 dolar olmuş ortalama, vadeli piyasalarda yıllık ortalama 81 dolar. Yuvarlayınca 80 dolar olursa enflasyon baz senaryoya göre yaklaşık 2,8 ve 3,5 puan yüksek olabilir. Fiyatlama davranışı önemli. Biraz daha yüksek olabilir, biraz daha düşük. Bunu net söyleyemeyiz. Bu teknik model çıktısı. Cari işlemler açığı da milli gelire oranla 0,7 ile 1,1 puan yüksek olabilir. Büyüme biraz yavaş seyredebilir.</p>
<p><strong>“Savunma sanayisi ihracatındaki kar marjları geleneksel ihracata göre yüksek”</strong></p>
<p>Bakan Şimşek, savaş sonrası fırsatlara değinerek, savunma sanayisinin Türkiye için büyük bir fırsat olduğunu ve geçen sene 10 milyar dolarlık ihracat yapıldığını anımsattı.</p>
<p>Şimşek, yeni 18 milyar dolarlık sipariş olduğunu vurgulayarak, savunma sanayisi ihracatındaki kar marjlarının yüksek olduğunu ve 50-60 milyar dolarlık geleneksel ihracata bedel olduğunu söyledi.</p>
<p>Yeniden imar konusunun da Türkiye için fırsat olduğuna değinen Şimşek, savaş olan bölgelerin yeniden imar edildiğinde Türk inşaat sektörünün buradan pay alacağını bildirdi.</p>
<p>Şimşek, enerji koridorlarına işaret ederek, “Türkiye zaten çok önemli bir enerji koridoru. Doğal gaz, petrol hatları anlamında dünyanın önemli bir güzergahı, önemli bir enerji kullanıcısı. Bu bizi şöyle bir avantajla karşı karşıya bırakıyor. Petro-kimyada geçmişte kimse Ceyhan'a fazla bakmıyordu. Şimdi firmalar orayı değerlendirecek. Çünkü bir yerde kriz çıkınca acaba bu devlete devam edebilir miyiz diye bakacaklar diye düşünüyorum ama yeni enerji koridorları gelecek, gelmesi lazım. Mesela Irak'ın oturup güneydeki petrolü kuzeye bağlaması ve Türkiye üzerinden dünyaya ihraç etmesi, Katar’daki doğal gazın boru hattıyla Avrupa'ya Türkiye üzerinden taşınması, Türkmenistan'ın doğal gazı gibi konular, bunlar şu anda olmasını muhtemel gördüğümüz koridorlar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>"Bu program ne para politikasından ne maliye politikasından ne gelirler politikasından ibaret”</strong></p>
<p>Şimşek, OVP'ye ilişkin eleştirilere dikkati çekti.</p>
<p>Bu programın para politikasından ibaret olduğunu söyleyenler olduğunu belirten Şimşek, şunları kaydetti:</p>
<p>“Biz ne kadar anlatsak da ekonomi programının para politikası dışında bir ayağı yok diyorlar. Profesör olan arkadaşlar ekranlara çıkıyorlar, maliye politikası görevini yapmadı diyor, para politikasıyla da bu kadar, artık bundan sonrası bu kadar. Arkadaş, bir metni bir oku, OVP 110 sayfaysa onun iki sayfası bile para politikası değil. Bu kadar da olmaz yani, bu kadar okumadan, eski ezberlerle. Bu programın çok ciddi yapısal dönüşüm ve reform ayağı var. Reformlarda ne kadar ilerleme var bunları tartışalım. Bunlar söylendi ama yapıldı mı, ne kadar yapıldı bunları tartışalım ama bu program ne para politikasından ne maliye politikasından ne gelirler politikasından ibarettir. Bunu söylemek o dokümanı reddetmek demektir veya okumamış olmak, bakmamış olmak demektir.”</p>
<p>En öncelikli hedeflerinin sanayide dönüşüm olduğunu kaydeden Şimşek, yeşil ve dijital dönüşümün hızlandırılması, rekabet gücünü artırmak için üretilen altyapı yatırımlarının önceliklendirilmesi, kamu maliyesinde önemli reformların yapılması ve “Terörsüz Türkiye” başlıklarının yapısal dönüşüm ve reform gündemleri olduğunu bildirdi.</p>
<p><strong>"Türkiye, dijital dönüşüm ve yapay zekada gelişmekte olan ülkelere göre iyi"</strong></p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, sanayide dönüşüm demek katma değeri yüksek olan ürünlere doğru geçiş ve rekabet gücü olan ürünlere doğru geçiş ve karlı olan alanlara geçiş demek olduğunu söyledi.</p>
<p>Şimşek, sanayide dönüşüm politikasının ve buna yönelik desteklerin olduğunu belirterek, "Türkiye, enerji ithalatına 1,1 trilyon dolar ödemiş. Ne zaman? AK Parti hükümetleri döneminde. 1,1 trilyon dolar. Dış borcumuzun iki katı. Peki bunu azaltmanın ideolojik bir boyutu olabilir mi? Dolayısıyla 1,1 trilyon dolarlık faturayı azaltmak için biz yeşil dönüşümü hızlandıracağız. Bunun ideolojiyle alakası yok." dedi.</p>
<p>İlk çeyrek itibariyle toplam elektrik üretiminin yüzde 54'üne yakınının yenilenebilir enerji olduğunu aktaran Şimşek, "Biz toplam üretimin en az yüzde 70'inde biz yenilenebilir enerjiyi kalıcı bir şekilde yapmak istiyoruz. Türkiye bu konuda hakikaten ilerliyor ve bölgesinde, Avrupa'da önemli bir konumda ki Avrupa bu konuda en fazla hassasiyeti olan bölge biliyorsunuz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Şimşek, Türkiye'nin dijital dönüşüm ve yapay zekada gelişmekte olan ülkelere göre iyi olduğunu anlatarak, "Bu bizi tatmin etmiyor. Gelişmiş olan ülkelere göre gerideyiz. Biz gelişmiş ülkeleri yakalamak istiyoruz. Fiber kapasitesi, 680 bin kilometrelik fiber hattı yapılmış durumda ama bunun 1 milyon kilometreyi aşması gerekiyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p><strong>"Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi Türkiye'nin yeni kalkınma motoru olacak"</strong></p>
<p>Türkiye'de doğurganlık oranının yüzde 1,5'in altına düştüğünü ifade eden Şimşek, "Yüzde 2,1 nüfusu aynı düzeyde tutan rakam. Şehirleşmeyle birlikte, gelişmeyle birlikte bu trendler çok yaygın. O nedenle biz bazı sektörlere diyoruz ki emek yoğun sektörlere, ya fabrikanızı alın, diğer bölgelere götürün, sanki yeni yatırım yapmış gibi size 12 yıl, 16 yıl teşvik verelim diyoruz. Önümüzdeki 20-30 yılda Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi Türkiye'nin yeni kalkınma motoru olacak. Çünkü yenilenebilir enerjide çok zengin bir bölge. İnsan kaynağı anlamında çok zengin bir bölge. Cumhurbaşkanımızın liderliğine bu bölgelere altyapıyı biz götürdük. Üniversiteleri açtık. Beşeri sermayeye yatırım yaptık. İnanılmaz teşvikler veriyoruz. Yeter ki biz terörsüz Türkiye’yi başaralım. Yeter ki biz yapısal dönüşümü başaralım." dedi.</p>
<p>Şimşek, KOBİ'lerin toplam kredilerdeki payının program döneminde yüzde 24,6'dan yüzde 27'ye çıktığını anımsatarak, “İhracat kredilerinin toplam kredilerdeki payı ikiye katlanmış, yüzde 6 civarından yüzde 11 civarına çıkmış. Ya bu nasıl tesadüf oluyor? Madem biz üretimi ihracatı desteklemiyoruz, madem bu politika sadece para politikasıdır, nasıl oluyor da ihracat kredilerinin toplam krediler içerisindeki payı yüzde 6'dan ikiye katlanıyor." dedi.</p>
<p>KOBİ'lere değer verdiklerini belirten Şimşek, "İstihdamın korunmasını önemsiyoruz. Sanayi bizim için önemli. Çiftçilerimizin kullandığı kredilerin faizinin yüzde 70'ini, esnafımızın kullandığı kredilerin faizinin yüzde 50'sini Hazine veriyor." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Şimşek, bu program işe yaradığını ve sonuç verdiğini belirterek, “Hiçbir program mükemmel çalışmaz, mükemmeliyetçilik en büyük hastalıktır. İlerlemenin önündeki en büyük engel mükemmeliyetçiliktir. Bu program mükemmel değil, mükemmel sonuçlar da vermiyor ama bu program Türkiye'yi son iki yılda yaşanan bütün şoklara karşı korudu, kolladı ve savuşturdu.” diyerek sözlerini tamamladı.</p>
<p> </p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-enflasyonla-mucadele-cok-oluyor-artik-bir-yerde-duralim-yaklasimlari-miyopik-77682</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/2/1280x720/67-1776862515.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye&#039;nin borçluluk noktasında avantajlı olduğunu söyleyen Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, &quot;Hane halkı ve reel sektör borcu düşük olduğu için eğer enflasyonu tek haneye düşürürsek, büyüme katlanır. Bu enflasyonla mücadele çok oluyor, artık bir yerde duralım yaklaşımları var, bu çok miyopik bir yaklaşımdır. Çünkü kalıcı, sürdürülebilir yüksek büyümenin formülü, düşük enflasyondur.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/anadolu-yorexte-bulustu-77676</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 14:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> YÖREX Fuarı başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Anadolu’nun 12 bin yıllık medeniyetini ve kültürünü buluşturan, coğrafi işaretli ürünlerde farkındalık yaratan, "Sizin Oraların Nesi Meşhur" temasıyla unutulmuş ürünleri ve el işlerini ekonomiye kazandırmayı amaçlayan Yöresel ürünler Fuarı (YÖREX) 17. kez kapılarını ziyaretçilere açtı.</p>
<p>ANFAŞ Fuar Merkezinde açılan YÖREX Fuarı’na, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, TOBB’a bağlı oda ve borsa başkan ve yöneticileri, Antalya Valisi Hulusi Şahin, Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Özdemir de katıldı.</p>
<p>Fuar açılışında, AB’den coğrafi işaret tescili alınmasında emeği geçen oda ve borsa başkanları ile kurum ve kuruluş temsilcilerine plaketleri verildi.</p>
<p>ATB Başkanı Ali Çandır, fuar açılışındaki konuşmasında, 2009 yılında bir ufukla yola çıktıklarını belirterek, “Bu toprakların ürettiği değer, hak ettiği yeri bulmalı” anlayışıyla YÖREX’e başladık. İşte YÖREX, o ufkun vücut bulmuş halidir. Bu topraklarda vatan; Sadece uğruna can verdiğimiz yer değildir. Aynı zamanda; Ürettiğimiz, değer kattığımız ve geleceğe miras bıraktığımız yerdir. İşte YÖREX’in ruhu tam olarak budur’’ dedi.</p>
<p>Hedeflerinin hiç değişmediğini, yerelde üretimin artmasını, istihdamın güçlenmesini, göçün azalmasını ve refahın yayılmasını önemsediklerini ifade eden Çandır, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Ürünlerimiz markalaşsın, hakları korunsun, standartları yükselsin ve dünya pazarlarında hak ettiği yeri alsın. Bu yıl yine Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğimizin güçlü desteğiyle kurduğumuz B2B alanı sayesinde; Üreticilerimizi doğrudan alıcılarla buluşturuyor, Ticaret hacmini büyütüyor, yeni pazarlara kapı açıyoruz. Şimdi yeni bir aşamadayız. Coğrafi işaretlerde önemli bir sayıya ulaştık. Ama artık mesele sadece sayı değil… Mesele değer üretmek. Mesele kaliteyi büyütmek. Mesele bu ürünleri dünya markası yapmaktır. Valiliklerimizle, yerel yönetimlerimizle, oda ve borsalarımızla, üreticilerimizle, girişimcilerimizle birlikte ürünlerimizi daha güçlü sahiplenmeliyiz. Daha fazla katma değer üretmeli ve daha iddialı olmalıyız. Çünkü bu hikâye sadece geçmişimizin değil… Geleceğimizin de hikâyesidir.’’</p>
<p><strong>"YÖREX, yöresel ürünlerin markalaşmasına katkı veriyor"</strong></p>
<p>TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu da, YÖREX’in, Antalya Ticaret Borsa öncülüğünde başlatılmış bir inovasyon olduğunu söyledi. Yöresel ürünlerin üretim ve tüketiminin artmasını sağlayan, yenilikçi bir girişim olduğuna dikkat çeken Hisarcıklıoğlu, ‘’YÖREX, önce Antalya markası haline gelmiş, ardından da ulusal nitelik kazanmıştı. YÖREX, yöresel ürünlerimizin tanınmasına ve markalaşmasına büyük destek oluyor. Ülkemizdeki coğrafi işaret bilincinin gelişmesine de önemli katkılar sunuyor’’ dedi.</p>
<p>YÖREX ile birlikte Türkiye’nin coğrafi işarete sahip ürün sayısında adeta patlama yaşandığını vurgulayan Hisarcıklıoğlu, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’16 yılda Coğrafi İşaretli ürün sayısı neredeyse 18 kat arttı ve bin 800’ün üzerinde çıktı. Yerel zenginliklerimizi, AB nezdinde de koruma altına almaya başladık. Eskiden hiç yoktu, şimdiyse 46 ürünümüz, AB'den coğrafi işaret tescilini aldı. Daha bir bu kadar ürünümüz de sırada bekliyor. AB’de tescilli ürünlerimizin sayısını artırmaya devam edeceğiz. YÖREX sayesinde, tüm illerimizde yerel ürünlerin tanınması ve daha fazla talep görmesi sağlanıyor. YÖREX dünyada da ses getiriyor ve Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından ödüllendiriliyor.’’</p>
<p>Bu topraklardan çıkan ürünlerin değerinin iyi bilinmesi gerektiğine dikkat çeken Rifat Hisarcıklıoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Ürünlerimizin değerini önce biz bilmeliyiz ki, dışarda da pazarlayabilelim. Bakın dünyada çok az coğrafyaya nasip olan bir ürün çeşitliliğine sahibiz. Ülkemizde ve dünyada insanlar, gelir düzeyi yükseldikçe, yöresel ve organik ürünleri daha fazla talep ediyorlar. Bunların fiyatları da muadili ürünlere göre daha yüksek oluyor. Böylelikle hem ülke ihracatına ve hem de yerel kalkınmaya ilave gelir kaynağı sağlıyor. Bölgelerde istihdam artışına ve özellikle de kadınların iş gücüne katılmasına, girişimci olmalarına destek veriyor. Bunun yanında yörenizi tanıyor, turizmde isminizi öne çıkartıyor.’’</p>
<p><strong>Coğrafi işaret dünya ticaret hacmi 300 milyar dolara ulaştı</strong></p>
<p>Antalya Valisi Hulusi Şahin ise Antalya’da Coğrafi İşaretli tescilinde büyük yol alındığını belirterek, bundan sonraki hedefin ise yöresel ürünlerde markalaşma olduğunu söyledi. Vali Şahin, ‘’Coğrafi işaretli ürünlerde hem ülkemizde hem de AB’de epey yol alındı. Dünyada coğrafi ilşaretli ürünler ticaret hacmi 300 milyar dolar, AB’de ise 200 milyar Euro’ya ulaştı. Yöresel ürünlerimizi coğrafi işaretli tescil ile ekonomimize, ailelerimize katkı sağlayalım. Zincir marketlerin raflarında yer almalı’’ dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/anadolu-yorexte-bulustu-77676</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/6/1280x720/anadolu-yorexte-bulustu-1776857670.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yöresel ürünler Fuarı &quot;Sizin Oraların Nesi Meşhur&quot; temasıyla 17. kez kapılarını ziyaretçilere açtı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/son-dakika-merkez-bankasi-faiz-kararini-acikladi-77667</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 14:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası faizi değiştirmedi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK), Fatih Karahan başkanlığında toplandı.</p>
<p>Kurul, politika faizinin yüzde 37’de sabit tutulmasına karar verdiğini duyurdu. </p>
<p>Açıklamada, "Kurul, politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 37’de sabit tutulmasına karar vermiştir. Kurul ayrıca, Merkez Bankası gecelik vadede borç verme faiz oranını yüzde 40’ta, gecelik vadede borçlanma faiz oranını ise yüzde 35,5’te sabit tutmuştur." denildi.</p>
<p><strong>"Enflasyonun ana eğilimi mart ayında geriledi"</strong></p>
<p>Açıklamanın devamında şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Enflasyonun ana eğilimi mart ayında gerilemiştir. Öncü veriler ana eğilimin nisan ayında bir miktar yükseleceğine işaret etmektedir. Jeopolitik gelişmeler eşliğindeki belirsizlikler neticesinde enerji fiyatlarında yüksek seyir ve belirgin oynaklık gözlenmektedir. Söz konusu gelişmeler ile yurt içi enerji fiyatlarının maliyet kanalı ve iktisadi faaliyet üzerinden enflasyon görünümüne etkileri yakından takip edilmektedir.</p>
<p><strong>"Göstergeler iktisadi faaliyette yavaşlamaya işaret ediyor"</strong></p>
<p>Göstergeler iktisadi faaliyette yavaşlamaya işaret ederken, yakın dönemdeki gelişmelerin enflasyon görünümü üzerindeki olası ikincil etkileri önem taşıyacaktır. </p>
<p>Fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdürülecek sıkı para politikası duruşu talep, kur ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyon sürecini güçlendirecektir. Kurul politika faizine ilişkin atılacak adımları; enflasyon gerçekleşmelerini, ana eğilimini ve beklentilerini göz önünde bulundurarak ara hedeflerle uyumlu biçimde dezenflasyonun gerektirdiği sıkılığı sağlayacak şekilde belirleyecektir. Para politikası kararları enflasyon görünümü odaklı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla alınmaktadır. Son dönem gelişmelerin de etkisiyle, enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma olması durumunda para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır. Kurul enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşunu vurgulamıştır.</p>
<p>Kredi ve mevduat piyasalarında öngörülenin dışında gelişmeler olması halinde parasal aktarım mekanizması ilave makroihtiyati adımlarla desteklenecektir. Likidite koşulları yakından izlenmeye ve likidite yönetimi araçları etkili şekilde kullanılmaya devam edilecektir.</p>
<p>Kurul, politika kararlarını enflasyonu orta vadede yüzde 5 hedefine ulaştıracak parasal ve finansal koşulları sağlayacak şekilde belirleyecektir. Kurul, kararlarını öngörülebilir, veri odaklı ve şeffaf bir çerçevede alacaktır." </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/son-dakika-merkez-bankasi-faiz-kararini-acikladi-77667</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/tcmb-merkez-bankasi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın faiz kararı belli oldu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ronesanstan-batarya-yatirimi-77672</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 13:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Rönesans&#039;tan batarya yatırımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Rönesans Enerji'nin, Alarko Gotion Green Enerji ile iş birliği kapsamında, Sibel Rüzgar Enerji Santrali (RES) için batarya enerji depolama sistemi (BESS) tedarikine yönelik sözleşme imzaladığı bildirildi.</p>
<p>Rönesans Enerji, bu adımıyla üretim süreçlerini daha esnek, verimli ve öngörülebilir hale getirmeyi hedefliyor. Rönesans Enerji portföyünde yer alan ve İzmir'de bulunan 88 mekanik megavat kurulu güce sahip Sibel RES bünyesinde kurulacak batarya sistemi sayesinde, rüzgar enerjisinin doğası gereği oluşabilen üretim sapmalarından kaynaklanan dengesizlik maliyetlerini azaltmayı hedefliyor.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, üretim profilinin daha esnek ve kontrol edilebilir hale gelmesini sağlayacak bu yatırımla, Rönesans Enerji'nin toplayıcılık portföyünün daha etkin, öngörülebilir ve optimize edilmiş şekilde yönetilmesi mümkün olacak.</p>
<p>Enerji depolama sisteminin devreye alınmasıyla, piyasa fiyatlarındaki dalgalanmalardan faydalanılarak gelir optimizasyonu sağlanması, kesinti (curtailment) kaynaklı üretim kayıplarının ve dengesizlik maliyetinin azaltılması, genel portföy karlılığı ile operasyonel verimliliğin artırılması hedefleniyor. Bu adımın, yenilenebilir enerji üretiminin piyasa koşullarına daha uyumlu ve yönetilebilir hale gelmesine katkı sağlayan yeni nesil enerji yönetimi yaklaşımının önemli bir örneğini oluşturduğu belirtildi.</p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Rönesans Holding Enerji Grup Başkanı Emre Hatem, enerji depolama yatırımlarının önümüzdeki dönemde portföy içinde daha geniş yer tutacağını belirterek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Önümüzdeki 5 yılda önceliğimiz enerji depolama yatırımları olacak. Kapasite artışı bizim için kritik önem taşıyor. Bu kapsamda temiz ve yenilenebilir enerji yatırımlarımıza devam edeceğiz. Bunun yanı sıra türbin yenileme yatırımlarımızı sürdüreceğiz. Depolamalı rüzgar ve güneş projeleri öncelik verdiğimiz alanlar arasında yer alıyor. Ayrıca hibrit santrallere yönelik yatırımlarımız devam edecek. Bu süreçte dijitalleşme ve yapay zeka destekli bakım ve işletme çözümlerine odaklanıyoruz. Amacımız aynı altyapıdan daha fazla, verimli ve esnek üretim sağlamak. Bugün itibarıyla kurulu gücümüz 577 megavat seviyesinde. İki yılda kurulu gücümüzü 3,5 katına çıkardık. Proje portföyümüz ise 1400 megavata ulaşmış durumda. 2027'de kurulu gücümüzü 1000 megavata, 2028'de ise 2 bin megavata çıkarmayı hedefliyoruz. Önümüzdeki 2 yılda yatırımlarımız ağırlıklı olarak rüzgar, güneş, depolamalı ve esnek üretim içeren projelerde yoğunlaşacak. Güvenilir enerjiyi esnek üretim çözümleriyle birleştirip entegre enerji üretimi sağlamayı amaçlıyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/ronesanstan-batarya-yatirimi-77672</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/2/1280x720/32-1776854850.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şirketin batarya enerji depolama sistemi tedariki için imzaladığı sözleşme hakkında açıklama yapan Rönesans Holding Enerji Grup Başkanı Emre Hatem, &quot;Önümüzdeki 5 yılda önceliğimiz enerji depolama yatırımları olacak. Kapasite artışı bizim için kritik önem taşıyor.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bayraktar-gunes-ve-ruzgar-yatirimlari-buyuk-bir-hizla-devam-ediyor-77671</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 13:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bayraktar: Güneş ve rüzgar yatırımları büyük bir hızla devam ediyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, güneş enerjisi kurulu gücünün toplam kurulu güç içindeki payının 26 bin 478 megavatla yüzde 21,2'ye ulaştığını bildirdi.</p>
<p>Açıklamaya göre, Türkiye'nin elektrik kurulu gücü, bu yılın mart ayında da yükselişini sürdürdü. Ülkenin elektrik kurulu gücü, mart sonu itibarıyla 125 bin 78 megavata yükseldi.</p>
<p>Toplam elektrik kurulu gücünün yüzde 62,4'üne karşılık gelen 78 bin 281 megavatlık kısmını yenilenebilir enerji oluşturdu.</p>
<p>Mart sonu itibarıyla elektrik kurulu gücünde rüzgarın payı 15 bin 39 megavata ulaştı, rüzgar enerjisinin toplam üretimdeki payı da yüzde 12 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Güneş ve rüzgar kurulu gücünün toplamı ise martta yüzde 33,2'lik payla 41 bin 517 megavata yükseldi. Böylece, toplam kurulu gücün 3'te 1'i rüzgar ve güneşten oluştu.</p>
<p><strong>"Yıl sonunda toplam kurulu güçte en büyük pay güneşin olacak"</strong></p>
<p>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, verilere ilişkin değerlendirmesinde, elektrik kurulu gücünün her geçen gün artmaya devam ettiğini, yenilenebilir enerjinin kurulu güç içindeki payının da yükselişini sürdürdüğünü belirtti.</p>
<p>Mart sonu itibarıyla elektrik kurulu gücünde 26 bin 478 megavatla güneşin payının yüzde 21,2'ye ulaştığına işaret eden Bayraktar, "2025 yılında yaklaşık 6 bin megavat güneş, 2 bin megavat rüzgar kurulu gücünü devreye alarak bu alanda bir rekor kırdık. Güneş ve rüzgar yatırımları, büyük bir hızla devam ediyor. Bu yıl sonunda toplam kurulu güçte en büyük pay güneşin olacak." ifadesini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bayraktar-gunes-ve-ruzgar-yatirimlari-buyuk-bir-hizla-devam-ediyor-77671</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/1/1280x720/bayraktar-1764075025.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Türkiye&#039;nin elektrik kurulu gücünün mart ayında 125 bin megavatı aştığını açıkladı. Bakan Bayraktar, &quot;Güneş ve rüzgar yatırımları, büyük bir hızla devam ediyor. Bu yıl sonunda toplam kurulu güçte en büyük pay güneşin olacak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/birlesik-krallik-borsa-istanbulu-tanidi-77668</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 13:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Birleşik Krallık, Borsa İstanbul&#039;u &#039;tanıdı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsa İstanbul, Birleşik Krallık Gelir ve Gümrük İdaresi tarafından "Tanınmış Borsa (Recognised Stock Exchange)" olarak kabul edildiğini duyurdu. </p>
<p>Açıklamada, özellikle Birleşik Krallık merkezli yatırımcılar nezdinde sermaye piyasalarının daha görünür ve erişilebilir olmasını hedefleyen Borsa İstanbul'un, bu adımıyla yabancı yatırımcıların piyasalara olan ilgisini artırma çalışmalarına katkı sağladığı ifade edildi.</p>
<p>Borsa İstanbul'un "Tanınmış Borsa" olarak kabul edilmesiyle Birleşik Krallık'ta yerleşik yatırımcıların Türkiye'deki sermaye piyasalarında yaptıkları yatırımlardan vergi avantajı elde etmelerinin mümkün olacağı belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Bireysel tasarruf hesabı sahiplerinin 'Tanınmış Borsa'larda yaptıkları yatırımlarından elde ettikleri gelirler Birleşik Krallık'ta vergiden muaf tutulmaktadır. Ayrıca 'Tanınmış Borsa'larda işlem gören kira sertifikaları Birleşik Krallık'ta "Alternatif Finans Yatırım Tahvili" başlığı altında değerlendirilmektedir. Bu durum, yatırımcıların karar alma ve raporlama süreçlerini basitleştirerek uyum yükünü azaltmaktadır. 'Tanınmış Borsa', Birleşik Krallık Gelir ve Gümrük İdaresi tarafından belirli kriterleri karşılayan nitelikli borsalara atfedilen bir sınıflandırmadır. Herhangi bir borsanın 'Tanınmış Borsa' olması, Birleşik Krallık vergi mevzuatı kapsamında resmi olarak tanındığı anlamına gelmektedir."</p>
<p>Açıklamada, "Tanınmış Borsa"lar arasında New York Borsası, Nasdaq, Euronext, Londra Borsası, Cboe Europe, İsviçre Borsası, Kore Borsası, Singapur Borsası, Hong Kong Borsası ve Japonya Borsa Grubu gibi önemli borsaların yer aldığı ifade edildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/birlesik-krallik-borsa-istanbulu-tanidi-77668</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/bist-borsa-istanbul.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa İstanbul, Birleşik Krallık Gelir ve Gümrük İdaresi tarafından &quot;Tanınmış Borsa&quot; kabul edildi. Kararla, Birleşik Krallık&#039;taki yerleşik yatırımcıların Türkiye&#039;deki sermaye piyasalarında yaptıkları yatırımlardan vergi avantajı elde etmelerinin mümkün olacağı belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ensia-baskan-yardimcisi-tibet-arbak-denizustu-reslerde-yerlilik-kule-ve-kanatla-sinirli-kalmamali-77659</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 11:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tibet Arbak: Denizüstü RES’lerde yerlilik, kule ve kanatla sınırlı kalmamalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Dünya Bankası verilerine göre DRES’lerde 75 bin Megavat (MW) kurulu güç potansiyeli olan Türkiye, 2035 yılı için bu potansiyelin on beşte birine karşılık gelen 5 bin MW kurulu güç hedefi belirledi.</p>
<p>Mevzuat oluşturma aşaması devam eden DRES’lerle ilgili yapılacak Yenilenebilir Kaynak Alanları (YEKA) yarışmaları öncesinde, yerli üretim koşulu ile ilgili bir uyarı geldi.</p>
<p>Tibet Makine Genel Müdürü ve Enerji Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ENSİA) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Tibet Arbak, karasal rüzgâr enerjisi santrallerinde 2017 yılında yapılan ilk YEKA-RES yarışmasından bugüne yapılan beş ihalede, yerlilik oranının kule ve kanat üretimi ile sınırlı kaldığını belirterek, “Türk sanayisi ve mühendislik gücü, sadece kule ve kanadı değil, yüzlerce aksam ve bütünleştirici parçayı en yüksek kalite ve dayanım standartlarında üretebilecek kabiliyete sahip. Kamu otoritelerimiz, bu konuda sanayicilerimize güvenmeli ve yatırımcı firmaları da bu yönde zorlamalı” dedi.</p>
<p>DRES’lerin çok sayıda sektöre sipariş veren büyük bir üretim mekanizmasına sahip olduğununu dile getiren Arbak, istihdam boyutunda ise karasal RES’lere göre en az on kat fazla istihdam sağladığına işaret etti. Türkiye’de DRES’ler için belirlenen potansiyel YEKA alanlarının; Marmara Denizi, Çanakkale açıkları ve Trakya’nın Karadeniz sahilleri olduğunu hatırlatan Arbak, bu alanların hepsinin aynı zamanda yüksek seviyede elektrik tüketen ve sanayi gelişimi bulunan şehirlerin yakınında olduğunu belirtti.</p>
<p>Doğru kurgulanan uygulanabilir YEKA mekanizmasının, sadece yerli üreticileri için değil, bu alanda Türkiye’ye yatırım yapmak isteyen yabancı sermayeli şirketlerin de lehine olacağını kaydeden Arbak, “Yerli sanayiciden kastımız, hiç kuşkusuz sermaye kaynağına bakmaksızın Türkiye’de konuşlu firmalardır. Türkiye’de yenilenebilir enerji santrallerine ekipman üreten çok güçlü bir sanayi altyapımız var. Bu altyapıyı ağırlıklı olarak son on beş yılda adeta ilmek ilmek ördük. Bu insanlarımız, her türlü aksamı ve bütünleştirici parçayı, talep edilen standartlarda üretebilecek kabiliyete sahip. Yerli üretimi sadece kule ve kanatla sınırlandırmak, bu iki alana yatırım yapan firmaların riskini de sektörün üzerine yüklüyor. Söz gelimi İzmir’de üretim yapan dört türbin kanadı fabrikasının tümü iki sene içerisinde kapanınca, YEKA yarışmaları kapsamında proje alan firmalar, taahhütlerini yerine getirememe riski ile karşı karşıya kaldı ve sorun kanat ithalatını serbest bırakmakla çözüldü. Yerli üretim stratejileri kurgulanırken, tüm yumurtaları aynı sepete koymamak gerekiyor. Mevzuat hazırlığının sürdüğü bu süreçte, kamu otoritelerimize bu önerileri dile getirmek istiyoruz” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ensia-baskan-yardimcisi-tibet-arbak-denizustu-reslerde-yerlilik-kule-ve-kanatla-sinirli-kalmamali-77659</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/9/1280x720/tibet-arbak-1776849335.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Enerji Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Tibet Arbak, karasal rüzgâr enerjisi santrallerinde 2017 yılında yapılan ilk YEKA-RES yarışmasından bugüne yapılan beş ihalede, yerlilik oranının kule ve kanat üretimi ile sınırlı kaldığını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yerli-turistlerin-harcamalari-2025te-yuzde-324-artti-77658</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 11:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yerli turistlerin harcamaları 2025&#039;te yüzde 32,4 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025'in 4. çeyreğine ait "hane halkı yurt içi turizm" verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, geçen yılın son çeyreğinde, yurt içinde ikamet eden 9 milyon 264 bin kişi seyahate çıktı. Seyahate çıkanların bir ve daha fazla geceleme kaydıyla ülke içinde yaptıkları toplam seyahat sayısı, bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 3,9 azalarak 11 milyon 23 bin olarak gerçekleşti. Bu dönemde seyahate çıkanlar, 60 milyon 957 bin geceleme yaptı. Ortalama geceleme sayısı 5,5 oldu.</p>
<p>Yıllık olarak değerlendirildiğinde, 2025'te toplam seyahat sayısı bir önceki yıla göre yüzde 1,5 artarak 67 milyon 851 bine ulaştı. 2025'te seyahate çıkanların toplam geceleme sayısı, bir önceki yıla göre yüzde 1,6 azalarak 476 milyon 307 bin oldu. Ortalama geceleme sayısı 7 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p><strong>Seyahate çıkanlar son çeyrekte 85,6 milyar lira harcadı</strong></p>
<p>Yerli turistlerin yurt içinde yaptıkları seyahat harcamalarının tutarı 2025'in son çeyreğinde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 29,6 artarak 85 milyar 594 milyon 583 bin liraya yükseldi. Bu harcamaların yüzde 92,5'ini 79 milyar 134 milyon 51 bin lirayla kişisel harcamalar, yüzde 7,5'ini ise 6 milyar 460 milyon 532 bin lirayla paket tur harcamaları oluşturdu. Seyahat başına yapılan ortalama harcama ise 7 bin 765 lira oldu.</p>
<p>Yurt içindeki seyahatlerde yapılan toplam harcamaların tutarı, 2025'te yıllık bazda yüzde 32,4 artarak 555 milyar 68 milyon 767 bin lira olarak kayıtlara geçti. Bu harcamaların yüzde 87,1'ini 483 milyar 696 milyon 988 bin lirayla kişisel harcamalar, yüzde 12,9'unu ise 71 milyar 371 milyon 779 bin lirayla paket tur harcamaları oluşturdu. Seyahat başına ortalama harcama tutarı 8 bin 181 lira oldu.</p>
<p>Son çeyrekte harcama türlerinin toplam seyahat harcamaları içindeki dağılımı incelendiğinde, en fazla paya yüzde 32,1 ile yeme, içme harcamaları, yüzde 26,8 ile ulaştırma harcamaları ve yüzde 13,3 ile konaklama harcamalarının sahip olduğu görüldü.</p>
<p>Bu harcama türlerinin bir önceki yılın aynı dönemine göre değişim oranlarına bakıldığında, yeme, içme harcamalarında yüzde 23,2, ulaştırma harcamalarında yüzde 25 ve konaklama harcamalarında yüzde 43,1'lik artış yaşandı.</p>
<p>Yıllık olarak harcama türlerinin seyahat harcamaları içindeki dağılımı değerlendirildiğinde, en fazla pay yüzde 30,3 ile yeme, içme harcamalarının, yüzde 23,1 ile ulaştırma harcamalarının ve yüzde 18,7 ile konaklama harcamalarının oldu. Bu harcama türlerinin değişim oranlarına bakıldığında, yeme, içme harcamalarında yüzde 26,4, ulaştırma harcamalarında yüzde 25,6 ve konaklama harcamalarında yüzde 48,2'lik artış görüldü.</p>
<p><strong>Yakınları ziyaret amacıyla yapılan seyahatler ilk sırada</strong></p>
<p>2025'in son çeyreğinde yakınları ziyaret amacıyla yapılan seyahatler yüzde 61,8 ile ilk sıraya yerleşti. İkinci sırada yüzde 26 ile "gezi, eğlence, tatil", üçüncü sırada yüzde 4,9 ile "sağlık" yer aldı.</p>
<p>Seyahate çıkış amaçları yıllık olarak değerlendirildiğinde ise yüzde 57,7 ile "yakınları ziyaret" birinci sırada yer alırken, bunu yüzde 34,4 ile "gezi, eğlence, tatil", yüzde 3,5 ile "sağlık" amacıyla yapılan seyahatler izledi.</p>
<p>Bu çeyrekte seyahate çıkanlar 44 milyon 285 bin geceleme sayısıyla en çok "arkadaş veya akraba evinde" kaldı. Konaklama türlerine göre geceleme sayısında ikinci sırada 6 milyon 856 bin gecelemeyle "kendi evi" yer alırken, "otel" 6 milyon 185 bin geceleme sayısıyla üçüncü sırayı aldı.</p>
<p>Konaklama türleri yıllık olarak değerlendirildiğinde, seyahate çıkanlar 313 milyon 72 bin geceleme sayısıyla en çok "arkadaş veya akraba evinde" kaldı. İkinci sırada 81 milyon 86 bin gecelemeyle "kendi evi" yer alırken, "otel" 47 milyon 236 bin geceleme sayısıyla üçüncü oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yerli-turistlerin-harcamalari-2025te-yuzde-324-artti-77658</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/4/1280x720/haziranda-fiyati-en-cok-yukselen-urun-otobus-bileti-1751542534.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK verilerine göre yerli turistlerin 2025&#039;te yaptığı seyahat harcamaları, önceki yıla kıyasla yüzde 32,4 artarak, 555 milyar lirayı aştı. Yılın son çeyreğinde yakınları ziyaret amacıyla yapılan seyahatler yüzde 61,8 ile ilk sıraya yerleşirken, 2. sırada yüzde 26 ile &quot;gezi, eğlence, tatil&quot;, 3. sırada ise yüzde 4,9 ile &quot;sağlık&quot; yer aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/meyve-sebze-mamulleri-ihracatinin-yuzde-43u-ege-bolgesinden-yapildi-77657</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 11:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Meyve sebze mamulleri ihracatının yüzde 43’ü Ege’den</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Türkiye, 2026 yılının ilk çeyreğinde 511 milyon dolarlık meyve sebze mamulleri ihraç ederken, Ege Bölgesi 221 milyon dolarlık meyve sebze mamulleri ihracatına imza atarak aslan payını aldı. Bölge, meyve sebze mamulleri ihracatından yüzde 43 pay alarak liderliğini sürdürdü.</p>
<p>Ege Bölgesi, Türkiye’den yapılan kuru domates ihracatının yüzde 95’ini, kornişon turşu ihracatının yüzde 94’ünü, biber turşusu ihracatının yüzde 90’ını tek başına yaptı.</p>
<p>Türkiye’nin yıllık 58 milyon ton yaş meyve sebze ürettiğini söyleyen Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkan Yardımcısı ve Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Hayrettin Uçak, ülkemizde sanayiye yönelik üretim bilincinin artmasıyla birlikte meyve sebzelerin işlenerek mamule dönüştürüldüğünü ve katma değerli bir şekilde ekonomiye kazandırıldığını dile getirdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e8831ee0770-1776845598.jpg" alt="" width="700" height="1050" /></p>
<p>Türkiye’nin dünyanın gıda ambarı olduğuna vurgu yapan Uçak, “2025 yılında iklim krizi nedeniyle pek çok üründe üretim düşüşleri yaşamamıza rağmen dünyanın dört bir tarafına meyve sebze mamulleri ihraç ederek 2025 yılında 2,6 milyar dolar meyve sebze mamulleri ihraç ettik. 2026 yılında bundan sonraki süreçte hava koşullarında bir olumsuzluk yaşamazsak meyve sebze mamulleri ihracatında 2026 yılı sonunda 3 milyar dolara ulaşabiliriz” diye konuştu.</p>
<p>Uçak, Türkiye’nin meyve sebze mamulleri ihracatında sebze konservelerinin 58 milyon dolarla ilk sırada yer aldığı, gazlı içeceklerin 50 milyon dolarla sebze konservelerini takip ettiğini dile getirdi.</p>
<p>Meyve sebze mamulleri ihracatında zirvede 81 milyon dolarla Amerika Birleşik Devletleri’nin yer aldığını söyleyen Uçak, “Geleneksel ihraç pazarımız Almanya 67,3 milyon dolarla zirve ortağı olurken, İngiltere Türkiye’den 35,5 milyon dolarlık meyve sebze mamulleri talep etti” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/meyve-sebze-mamulleri-ihracatinin-yuzde-43u-ege-bolgesinden-yapildi-77657</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/7/1280x720/meyve-sebze-mamulleri-ihracatinin-yuzde-43u-ege-bolgesinden-yapildi-1776845621.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Bölgesi, Türkiye’nin meyve sebze mamulleri ihracatından yüzde 43 pay alarak liderliğini sürdürdü. Kuru domates ihracatının yüzde 95’i, kornişon turşu ihracatının yüzde 94’ü, biber turşusu ihracatının yüzde 90’ı Ege Bölgesi&#039;nden yapıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/finansal-hizmetlere-guven-nisanda-82-puan-artti-77653</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 10:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Finansal hizmetlere güven nisanda 8,2 puan arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), nisan ayına ait Finansal Hizmetler İstatistikleri ve Finansal Hizmetler Güven Endeksi'ni (FHGE) açıkladı.</p>
<p>Finansal sektörde faaliyet gösteren 146 kuruluşun yanıtlarının ağırlıklandırılıp toplulaştırılmasıyla elde edilen anket sonuçlarına göre, FHGE nisanda geçen aya göre 8,2 puan artarak 167,3 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Endeksi oluşturan anket sorularına ait yayılma endeksleri incelendiğinde, son üç aydaki iş durumu ile hizmetlere olan talep FHGE’yi artış yönünde etkilerken gelecek üç aydaki hizmetlere olan talep beklentisinin ise FHGE’yi azalış yönünde etkilediği görüldü.</p>
<p>İş durumu ve hizmetlere olan talebe ilişkin değerlendirmelere göre, son üç ayda iş durumunda iyileşme olduğu yönündeki değerlendirmeler geçen aya kıyasla güçlendi.</p>
<p>Son üç ayda hizmetlere olan talepte artış olduğu yönündeki değerlendirmeler güçlenirken gelecek üç ayda hizmetlere olan talepte artış olacağı yönündeki beklentiler zayıfladı.</p>
<p>İstihdama ilişkin değerlendirmelere göre, son üç ayda istihdamda artış olduğunu bildirenler lehine olan seyrin sınırlı zayıfladığı, gelecek üç ayda istihdamda artış olacağını bekleyenler lehine olan seyrin ise sınırlı arttığı gözlendi.</p>
<p>Karlılığa ilişkin değerlendirmelere bakıldığında, son üç ayda karlılıkta artış olduğunu bildirenler ile gelecek üç ayda karlılıkta artış olacağını bekleyenler lehine olan seyir bir önceki döneme kıyasla zayıfladı.</p>
<p>Nisanda, NACE Rev.2 sektör sınıflamasına göre, "Finans ve Sigorta Faaliyetleri" sektöründe güven endeksleri alt sektörler itibarıyla değerlendirildiğinde, geçen aya göre "64-Finansal Hizmet Faaliyetleri (sigorta ve emeklilik fonları hariç)", "65-Sigorta, Reasürans ve Emeklilik Fonları (zorunlu sosyal güvenlik hizmetleri hariç)" ve "66-Finansal Hizmetler ile Sigorta Faaliyetleri için Yardımcı Faaliyetler" sektörlerinde sırasıyla 8,7, 0,1 ve 0,7 puanlık artış olduğu gözlendi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/finansal-hizmetlere-guven-nisanda-82-puan-artti-77653</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/reel-kesim-guveni.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın nisan verilerine göre Finansal Hizmetler Güven Endeksi, 8,2 puan artışla 167,3&#039;e çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuik-tuketici-guveni-nisanda-artti-77652</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 10:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tüketici güveni nisanda arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), nisan ayına ait tüketici güven endeksi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası iş birliğiyle yürütülen Tüketici Eğilim Anketi sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi, martta 85 iken bu ay yüzde 0,5 artarak 85,5 oldu.</p>
<p>Mevcut dönemde hanenin maddi durumu endeksi, nisanda aylık yüzde 1,4 gerileyerek 72,8'den 71,8'e düştü.</p>
<p>Gelecek 12 aylık dönemde hanenin maddi durum beklentisi endeksi, martta 85,6 iken yüzde 2,1 artarak nisanda 87,5 oldu.</p>
<p>Geçen ay 79,1 olan gelecek 12 aylık dönemde genel ekonomik durum beklentisi endeksi, bu ay yüzde 0,9 azalışla 78,3 olarak hesaplandı.</p>
<p>Gelecek 12 aylık dönemde dayanıklı tüketim mallarına harcama yapma düşüncesi endeksi de geçen ay 102,7 iken bu ay yüzde 1,7 artarak 104,4'e yükseldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/tuik-tuketici-guveni-nisanda-artti-77652</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/7/1280x720/tuketici-guveni-enflasyon-market-alisveris-1766131097.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in nisan verilerine göre tüketici güven endeksi, aylık bazda yüzde 0,5 artışla 85,5&#039;e çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ortopedik-engellilerin-de-otvsiz-arac-alimini-saglayacak-karar-resmi-gazetede-77649</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 10:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karar Resmi Gazete&#039;de: Ortopedik engelliler de ÖTV&#039;siz araç alabilecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığının Özel Tüketim Vergisi (II) Sayılı Liste Uygulama Genel Tebliği'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ'i Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi, ÖTV istisnasından yararlanma açısından engellilik oranı yüzde 90'ın altında olan ortopedik engelli kişilerin bu engel nedeniyle ehliyet alamaması durumunda tıpkı yüzde 90'ın üzerinde engelli olanlarda olduğu gibi kendisi kullanmasa da ÖTV'siz araç almasına kanun maddesinin engel olmasının eşitlik ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle ilgili hükmü iptal etmişti.</p>
<p>Bakanlıktan edinilen bilgiye göre, yapılan düzenlemeyle, engel oranı yüzde 40-90 olanlar bakımından ortopedik engellilerin, bu engel nedeniyle ehliyet alamamaları durumunda kendileri adına ÖTV'siz araç alabilmelerine imkan verildi.</p>
<p>Tebliğle de engel oranı yüzde 40 ve üzeri olan ortopedik engellilerden bu engelleri nedeniyle hakkında sürücü belgesi alamayacağına karar verilenlerin, söz konusu yararlanmalarına ilişkin düzenleme yapıldı.</p>
<p>Buna göre, motor silindir hacmine bakılmaksızın, hesaplanması gereken ÖTV ve diğer her türlü vergiler dahil bedeli 2 milyon 873 bin 900 liranın altındaki binek otomobil, panelvan, pick-up, arazi taşıtı, ATV, jip, steyşın vagonlar, eşya taşımaya mahsus, 2 bin 800 santimetreküp veya altında motor silindir hacmine sahip van, panelvan, kamyonet, pick-up, motor silindir hacmine bakılmaksızın motosikletlerin engel oranı yüzde 40 ve üzerindeki ortopedik engellilerden ortopedik engelleri nedeniyle hakkında sürücü belgesi alamayacağına karar verilen malul veya engelliler tarafından ilk iktisabı ÖTV'den müstesna olacak.</p>
<p>İstisna uygulanarak ilk iktisap kapsamında teslim edilen taşıtlar için de mükellefler tarafından ÖTV beyannamesi verilecek ancak beyannamede vergi hesaplanmayacak.</p>
<p>Alıcının ortopedik engel oranının yüzde 40 ve üzerinde olduğu belirtilen ve ortopedik engeli nedeniyle hakkında sürücü belgesi alamayacağına dair değerlendirmeyi içeren engellilik sağlık kurulu raporunun bir örneği, satış faturasının aslının aynı olduğu işletme yetkililerince imzalanarak ve kaşe tatbik edilerek onaylanmış fotokopisi, mükellef tarafından beyannamenin verildiği vergi dairesine iletilecek.</p>
<p>Vergi dairesince beyanname ve söz konusu belgeler incelenerek, engellilik sağlık kurulu raporundaki ortopedik engel oranının yüzde 40 ve üzerinde olduğu ve kişinin ortopedik engeli nedeniyle sürücü belgesi alamadığı tespit edilecek.</p>
<p>Malul veya engellinin engel oranı yüzde 40'ın altında birden fazla ortopedik engelinin bulunması halinde, ortopedik engel oranları, Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik çerçevesinde belirlenen hesaplama yöntemiyle toplanacak.</p>
<p>Bu tespitler ve sağlık kurulu raporunun Sağlık Bakanlığı sistemi üzerinden elektronik ortamda teyit edilmesinin ardından istisna uygulandığını gösteren "ÖTV ödeme belgesi" mükellefe verilecek.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ortopedik-engellilerin-de-otvsiz-arac-alimini-saglayacak-karar-resmi-gazetede-77649</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/9/1280x720/otomobil-otomotiv-arac-1767154907.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan tebliğle, engel oranı yüzde 40-90 olanlar bakımından ortopedik engellilerin, bu engel nedeniyle ehliyet alamamaları durumunda kendileri adına ÖTV&#039;siz araç alabilmelerine imkan verildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sicaklik-artiyor-kisi-basi-gelirler-eriyor-77636</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 08:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sıcaklık artıyor, kişi başı gelirler eriyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69e859d24596a-1776835026.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Küresel ekonominin önündeki en büyük tehditler arasında artık yükselen sıcaklıklar da gösteriliyor. London School of Economics bünyesindeki İklim değişikliği ve çevre araştırmaları yapan Grantham Institute tarafından yayımlanan kapsamlı çalışma, iklim krizinin önümüzdeki 25 yılda gelirleri aşındıracağını ortaya koydu. Araştırmaya göre, gerekli önlemler alınmazsa 2050 yılına kadar dünya genelinde kişi başına gelir yüzde 3 ila yüzde 15 arasında düşebilir.</p>
<p>Raporda, küresel sıcaklıkların sanayi öncesi seviyelerin 2,2-2,8°C üzerinde artacağı ve iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlama konusunda daha fazla bir artış olmayacağı varsayımına dayanan “olası en kötü senaryoya” dayandığı belirtildi. Bu tablo, sıcak hava dalgaları, kuraklık, sel ve deniz seviyesindeki yükselişin artık yalnızca doğayı değil, maaş bordrolarını, şirket bilançolarını ve devlet bütçelerini de vurduğunu gösteriyor. Zira tarım, balıkçılık ve turizm gibi doğaya bağımlı sektörlerde yaşanacak sorunların ekonomik sonuçları olacağına dikkat çekiliyor.</p>
<p>Darbe en çok yoksul ülkelere Araştırma, düşük ve alt orta gelirli ülkelerin iklim şoklarından çok daha sert etkileneceğini vurguluyor. Bu ülkelerde kişi başına gelir kaybının yüzde 8 ila yüzde 18 arasında gerçekleşmesi bekleniyor. Bir başka ifadeyle, iklim değişikliğine en az neden olan ülkeler, ekonomik faturayı en ağır ödeyenler olacak.</p>
<p>Rapor, iklim krizinin yalnızca üretimi azaltmadığını; aynı zamanda enflasyonu yükselttiğini, kamu harcamalarını artırdığını ve borçlanma maliyetlerini yukarı çektiğini belirtiyor. Afet sonrası yeniden inşa harcamaları, bozulan altyapı ve düşen verimlilik, mali dengeleri zorluyor.</p>
<p>Uzmanlara göre kredi notları, kamu borcu ve büyüme tahminleri artık iklim riskinden bağımsız düşünülemeyecek.</p>
<h2>“1 dolarlık yatırım 4 dolarlık kaybı önleyecek”</h2>
<p>Araştırmada dikkat çeken en güçlü mesaj ise aksiyon alınmamasının maliyeti, önlem almaktan çok daha yüksek. Uyum yatırımlarının ortalama fayda-maliyet oranı 4’e 1 seviyesinde hesaplanıyor. Yani bugün yapılan her 1 dolarlık yatırım, gelecekte 4 dolarlık kaybı önleyebilir. Sulama altyapısı, taşkın koruma sistemleri, erken uyarı mekanizmaları ve dayanıklı şehir planlaması öne çıkan alanlar arasında yer alıyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">1,5 derece hedefi neden kritik?</span></h2>
<p>Paris Agreement, küresel sıcaklık artışını 1,5 derece ile sınırlamayı hedefliyor. Ancak mevcut politikalar dünyanın yüzyıl sonunda yaklaşık 3 derece ısınabileceğine işaret ediyor. Bu fark, yalnızca çevresel değil ekonomik olarak da trilyonlarca dolarlık sonuç anlamına geliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türkiye için anlamı ne?</span></h2>
<p>Türkiye gibi tarım, turizm ve kıyı ekonomileri güçlü ülkeler için iklim riski doğrudan büyüme riski demek. Su stresi, sıcak hava dalgaları, orman yangınları ve kıyı baskısı; gelir, istihdam ve fiyatlar üzerinde belirleyici hale geliyor. Uzmanlara göre iklim yatırımları artık çevre politikası değil, ekonomik güvenlik politikası.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sicaklik-artiyor-kisi-basi-gelirler-eriyor-77636</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/8/1280x720/dolar-dollar-1766131459.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni araştırmalar, iklim değişikliğinin artık yalnızca çevre sorunu olmadığını ortaya koydu. Küresel sıcaklık artışı kontrol altına alınmazsa, 2050’ye kadar kişi başına gelirlerde yüzde 3 ila yüzde 15 arasında kayıp yaşanabilir. En ağır darbe ise düşük gelirli ülkelere inecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/antalya-havzasi-isiniyor-kuraklik-derinlesiyor-77633</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antalya Havzası ısınıyor, kuraklık derinleşiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kastamonu Üniversitesi’nden Doç. Dr. Kaan Işınkaralar, Doç. Dr. Öznur Işınkaralar ve Hiroşima Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ayyoob Sharifi’nin 2024 tarihli bilimsel çalışması, COP31’e ev sahipliği yapacak Antalya için çarpıcı bir tablo ortaya koyuyor: Yüzyıl sonuna doğru havza daha sıcak, daha kurak ve daha az konforlu hale gelecek. Özellikle tarım, su kaynakları ve turizm üzerinde ciddi baskı bekleniyor.</strong></p>
<p>COP31’e ev sahipliği yapacak Antalya, iklim değişikliğinin en hızlı ve en sert hissedileceği bölgelerden biri olmaya aday. Kastamonu Üniversitesi’nden Doç. Dr. Kaan Işınkaralar ile Doç. Dr. Öznur Işınkaralar ve Hiroşima Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ayyoob Sharifi’nin “Assessing spatial thermal comfort and adaptation measures for the Antalya basin under climate change scenarios” (İklim değişikliği senaryoları çerçevesinde Antalya Havzası’nda mekânsal ısıl konfor ve uyum önlemlerinin değerlendirilmesi) başlıklı ortak çalışması, Antalya Havzası’nda yüzyıl sonuna kadar sıcaklıkların belirgin biçimde artacağını, nem oranlarının düşeceğini ve özellikle kıyı kesimlerinde iklim konforunun ciddi şekilde azalacağını ortaya koyuyor.</p>
<p>Doç. Dr. Kaan Işınkaralar’a göre araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri sıcaklık artışı. Bugün Antalya Havzası’nın yaklaşık yüzde 30’unda yıllık ortalama sıcaklıklar 10-12 derece aralığında seyrediyor. Ancak iyimser senaryoda bile yüzyıl sonunda bu değerlerin 14-16 dereceye çıkması bekleniyor. Emisyonların artmaya devam ettiği olumsuz senaryoda ise aynı alanlarda yıllık ortalama sıcaklıkların 18-20 dereceye kadar yükselebileceği hesaplanıyor. Uzmanlara göre bu düzeyde bir ısınma, doğal ekosistemlerden su kaynaklarına, insan yaşamından üretim desenine kadar geniş bir alanda yüksek etki yaratabilecek bir kayma anlamına geliyor.</p>
<p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69e857b8af63d-1776834488.png" alt="" width="400" height="415" /> <img src="/storage/uploads/0/0/0/69e857c5ba4a4-1776834501.png" alt="" width="400" height="422" /></p>
<p><strong>Nem oranları kritik</strong></p>
<p>Sadece kıyı şeridi değil, bugün daha serin kabul edilen iç kesimler de bu değişimden payını alacak. Araştırmaya göre Korkuteli ve Akseki gibi görece serin bölgeler ile kış turizmiyle bilinen Davraz’ın da yüzyıl sonuna doğru daha sıcak iklim koşullarına yaklaşması bekleniyor. Bu değişim, özellikle iç bölgelerde su kaynakları, tarımsal üretim ve yerel yaşam biçimleri üzerinde önemli sonuçlar doğurabilir.</p>
<p>Antalya Havzası için bir başka kritik gösterge de nem oranları. Bölgede bugün yüzde 60 ile 66 arasında değişen nem değerlerinin, yüzyıl sonuna doğru havzanın neredeyse yüzde 40’ında yüzde 62-64 aralığına gerilemesi öngörülüyor. Bu düşüş, daha kuru bir iklim yapısı anlamına geliyor. Böyle bir tablo da tarımsal üretim ve su yönetimi üzerindeki baskıyı artırıyor.</p>
<p><strong>“Sıcak ve konforsuz” iklim kategorisi</strong></p>
<p>Turizm tarafındaki görünüm de kaygı verici. Araştırmada, bugün Antalya kıyılarında turizm için uygun kabul edilen iklim koşullarının yüzyıl sonuna doğru belirgin biçimde daralacağı vurgulanıyor. Mevcut durumda “konforlu”, “serin” ve “soğuk” sınıflarında değerlendirilen bölgelerde henüz “konforsuz” alan bulunmazken, kötümser senaryoda Antalya Havzası’nın dörtte birinin “sıcak ve konforsuz” iklim kategorisine girmesi bekleniyor. Özellikle kıyı turizminin geleceği açısından bu dönüşümün önemli bir kırılma yaratabileceği değerlendiriliyor.</p>
<p>Bilim insanlarına göre Antalya’daki riskleri büyüten unsurlardan biri de bölgenin coğrafi yapısı. Batı Toroslar’ın kıyıya paralel uzanması, kıyı ile iç kesimler arasında doğal bir bariyer oluşturuyor. Bu durum, nem ve sıcaklık geçişlerini sınırlayarak kısa mesafelerde bile belirgin iklim farklarının ortaya çıkmasına neden oluyor. Yani Antalya Havzası’ndaki iklim değişikliği etkileri yalnızca genel sıcaklık artışıyla değil, bölgenin topografyasıyla birlikte daha sert hissedilecek.</p>
<p><strong>Uyum politikaları şart</strong></p>
<p>Araştırmacılar, bu tablo karşısında Antalya için vakit kaybetmeden uyum politikaları geliştirilmesi gerektiği görüşünde. Su kaynaklarının daha verimli kullanılması, tarımda kuraklığa dayanıklı yöntemlerin yaygınlaştırılması ve turizm sektörünün değişen iklim koşullarına göre yeniden planlanması, ilk sıralarda yer alan başlıklar arasında. Çalışmada yer alan değerlendirmelere göre bugün alınmayan önlemler, gelecekte çok daha ağır ekonomik ve çevresel sonuçlar doğurabilir.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Araştırmadan dikkat çeken sonuçlar</strong></span></p>
<p>- Yüzyıl sonunda ortalama sıcaklıkların 10-12°C’den 18-20°C’ye kadar çıkabileceği öngörülüyor (emisyon artışının önlenemediği ‘kötümser’ senaryoya göre). </p>
<p>- İklim konforunda ciddi düşüş bekleniyor. Bugün Antalya'da "konforsuz" olarak sınıflandırılan hiçbir alan bulunmazken, yüzyıl sonunda dörtte birinin "sıcak ve konforsuz" kategorisine gireceği öngörülüyor. Bu durumun özellikle kıyı turizmi üzerinde olumsuz etkiler yaratacağı söylenebilir. </p>
<p>- Bugünün "serin" bölgeleri de ısınacak: Korkuteli, Akseki ve Davraz gibi bölgelerin “sıcak alan” kategorisine geçmesi bekleniyor. </p>
<p>-Nem oranlarında düşüş öngörülüyor; bu durum tarım ve su kaynakları üzerinde baskıyı artıracak. </p>
<p>- Turizm ve tarım başta olmak üzere Antalya ekonomisinin temel sektörleri, bu değişikliklerden doğrudan etkilenecek</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/antalya-havzasi-isiniyor-kuraklik-derinlesiyor-77633</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/3/1280x720/antalya-1776836022.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Havzası ısınıyor, kuraklık derinleşiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/anasiad-uyeleri-ekonomik-gundemi-degerlendirdi-77677</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ANASİAD üyeleri ekonomik gündemi değerlendirdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Anadolu Sanayici ve İş İnsanları Derneği (ANASİAD) üyeleri, iş dünyasındaki güncel gelişmeleri değerlendirmek ve sektörler arası iş birliği olanaklarını ele almak üzere düzenlenen toplantıda bir araya geldi. Yoğun katılımla gerçekleşen buluşmada, ekonomik görünüm, yatırım fırsatları ve üyeler arası iş birlikleri masaya yatırıldı.</p>
<p>Toplantıda katılımcılar, karşılıklı görüş alışverişinde bulunarak mevcut ekonomik koşulları değerlendirirken, önümüzdeki döneme ilişkin proje ve iş geliştirme alanlarına dair fikirlerini paylaştı. ANASİAD Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Birkan, derneğin büyüyen yapısına dikkat çekerek, üyeler arasındaki dayanışmanın iş dünyasında daha etkin ve çözüm odaklı adımlar atılmasına katkı sağladığını belirtti. Birkan, “ANASİAD olarak her geçen gün daha güçlü bir yapıya ulaşıyoruz. Bu birliktelik, Bursa ve ülke ekonomisine katkı sağlayacak çalışmalarımızı daha kararlı şekilde sürdürmemize imkân tanıyor” dedi.</p>
<p>ANASİAD Bursa Şube Başkanı Veysel Özdemir ise Bursa Şubesi’nde yeni üye kabul sürecinin başladığını açıklayarak, bu adımın kent iş dünyasına yeni bir dinamizm kazandıracağını ifade etti. ANASİAD Kurucu ve Onursal Başkanı Eyüp Kutlucan da derneğin büyüme eğilimini sürdürdüğünü belirterek, bu gelişmenin hem Bursa iş dünyası hem de ülke ekonomisi açısından yeni fırsatlar oluşturduğunu vurguladı.</p>
<p>Toplantıda ayrıca Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) seçim sürecine ilişkin bilgilendirme yapıldı. BTSO Seçim Komitesi Başkanı Taner Eke ile BTSO Enerji Konseyi Başkanı ve ANASİAD Yüksek Danışma Meclisi Başkanı Erol Dağlıoğlu, yaklaşan seçimlere dair değerlendirmelerini katılımcılarla paylaştı. ANASİAD yönetim kurulu, yüksek danışma meclisi ve dernek üyelerinin katıldığı toplantı, iş dünyası temsilcileri arasındaki iletişimin güçlendirilmesine ve yeni iş bağlantılarının geliştirilmesine katkı sağladı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/anasiad-uyeleri-ekonomik-gundemi-degerlendirdi-77677</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/7/1280x720/anasiad-uyeleri-ekonomik-gundemi-degerlendirdi-1776858487.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Anadolu Sanayici ve İş İnsanları Derneği üyelerini buluşmasında ekonomik görünüm, yatırım fırsatları ve üyeler arası iş birlikleri masaya yatırıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/siber-guvenlik-11-trilyon-dolarla-3-buyuk-ekonomi-olacak-77640</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Siber güvenlik, 11 trilyon dolarla 3. büyük ekonomi olacak&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Dijitalleşmenin hız kazanmasıyla birlikte şirketler için en kritik başlıklardan biri siber güvenlik haline geldi. Artık yalnızca veriyi korumak değil, operasyonların kesintisiz devamını sağlamak da kurumların önceliği oldu. Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Özlem Kestioğlu’na göre bu büyüme, siber güvenliği yalnızca bir teknoloji alanı olmaktan çıkarıp küresel ölçekte dev bir ekonomik güce dönüştürüyor. Vodafone Business tarafından düzenlenen Tech Connect İstanbul etkinliğinde konuşan Kestioğlu, “Amerika ve Çin’den sonra dünyanın en büyük üçüncü ekonomisi siber güvenlik ekonomisi olacak” dedi. Kestioğlu, küresel siber güvenlik yatırımlarının bugün 11 trilyon dolar seviyesinde konuşulduğunu ifade etti.</p>
<p>Vodafone Business, iş dünyasının liderlerini ve teknoloji ekosistemini Tech Connect İstanbul etkinliğinde bir araya getirdi.</p>
<p>Etkinlikte 5G’nin yanı sıra yapay zeka ve verinin önümüzdeki döneme dair etkilerine yönelik bir konuşma yapan Kestioğlu, şirketlerin yeni dönemde yalnızca teknoloji yatırımlarına değil, risk yönetimi ve dayanıklılığa da odaklanması gerektiğini vurguladı. 5G ile milyarlarca cihazdan veri toplanabildiğini, yapay zeka sayesinde şehirlerin daha akıllı yönetildiğini ve fabrikaların kendini optimize ettiğini belirten Kestioğlu, bunun büyük fırsatlar sunduğunu ancak veri güvenliği, regülasyon, dezenformasyon ve kaynak tüketimi gibi riskleri de beraberinde getirdiğini ifade etti.</p>
<p>Keskinoğlu, şöyle devam etti: “2026 sonunda yazılımların yüzde 40'ı tamamen yapay zekayla üretilmiş olacak.</p>
<p>2045'e kadar tahminlere göre taşımacılığın yüzde 60’ı otonom sürüş olacak. Yine 2045’te zamanımızın 12 saati serbest olacak. Diğer önemli bir kırılma tabii ki yeni egemenliği ve yeni nesil veri ekonomisi inanılmaz derecede veri büyüyor. Bir yandan baktığımız zaman şu anda bile geçmiş 5 yılda 3 katına artmış. Önümüzdeki dönemde de çok fazla artacak. Ve şu anda yapay zekanın önündeki en büyük ihtiyaçlardan bir tanesi veri merkezi kapasitelerinin artması. Baktığımız zaman şu anda globalde 2030'a kadar açıklanmış veri merkezi yatırımlarında toplam 7 trilyon dolar. Enteresan olan bu veri merkezleri açıldığı zamanda bile şu anda yüzde 70'i satılmış durumda.”</p>
<h2>“5G ile kurumların iş yapış biçimi dönüşecek” </h2>
<p>Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Vodafone Türkiye CEO’su Engin Aksoy da, 5G teknolojisinin Türkiye’de hayata geçirilmesiyle yeni bir döneme girildiğini söyledi. Vodafone olarak, bu yolculukta en başından beri merkezi bir rol oynadıklarını ve oynamaya devam ettiklerini dile getiren Aksoy, 5G’nin bireyler için daha hızlı internet anlamına geldiğini, kurumlar için ise üretimden lojistiğe tüm süreçleri dönüştürecek stratejik bir teknoloji olduğunu vurguladı. Teknolojinin iş dünyasını son 30 yılda köklü biçimde değiştirdiğini belirten Aksoy, artık veri egemenliği, dijital dayanıklılık ve yapay zekanın şirketler için temel kavramlar haline geldiğini ifade etti. Vodafone’un bugün sistemlerinde 100’den fazla yapay zeka modeli kullandığını aktaran Aksoy, müşteri taleplerinin yüzde 96’sının kesintisiz şekilde karşılandığını, pazarlama süreçlerinde ise tekliflerin tamamının yapay zeka tabanlı oluşturulduğunu söyledi.</p>
<h2>Ekonomiye 500 milyar TL’lik katkı </h2>
<p>Türkiye’de 20’nci yıllarını kutladıklarını hatırlatan Aksoy, bugüne kadar ülkeye 500 milyar TL’yi aşan ekonomik katkı sunduklarını kaydetti. Türkiye’de 2,1 milyon firmaya hizmet verdiklerini belirten Aksoy, 6 binden fazla büyük ölçekli işletmenin teknoloji iş ortağı olduklarını dile getirdi. Siber güvenliğin artık şirketler için tercih değil zorunluluk olduğunu ifade eden Aksoy, Ankara ve İstanbul’daki güvenlik operasyon merkezlerinden ayda 20 binden fazla güvenlik olayını tespit ettiklerini söyledi. 2025 boyunca 15 bin yüksek etkili siber saldırının engellendiğini belirtti. Veri merkezi yatırımlarına da değinen Aksoy, İzmir’de 70 milyon dolarlık yatırımla Ege Bölgesi’nin en büyük veri merkezini açmaya hazırlandıklarını açıkladı. Ankara Pursaklar’daki veri merkezinde de kapasite artırımı yaptıklarını kaydetti. 5G’nin sanayi, liman, otomotiv ve perakende gibi sektörlerde büyük fırsatlar sunduğunu belirten Aksoy, özel mobil şebekeler sayesinde fabrikalarda robotlar, makineler ve sensörlerin eş zamanlı haberleşebileceğini söyledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ORTAK MESAJ: GELECEĞİN REKABETİ TEKNOLOJİ VE YAPAY ZEKAYLA ŞEKİLLENECEK</span></h2>
<p>Etkinlikte Alianz Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Cansen Başaran- Symes moderetörlüğünde iş dünyasının önemli isimlerinin katıldığı bir de panel düzenlendi. Panelde konuşan Borusan Grup CEO’su Özgür Günaydın, sanayide artık büyüklükten çok dönüşüm hızının önem kazandığını söyledi. Günaydın, yapay zeka, veri analitiği ve akıllı sistemlerin şirketleri daha çevik ve verimli hale getirdiğini belirtti. Borusan’ın üretimden lojistiğe birçok alanda yapay zeka kullandığını ifade eden Günaydın, kestirimci bakım, verimlilik artışı ve süreç optimizasyonunda önemli sonuçlar aldıklarını kaydetti. Enerjinin dünyanın en büyük ihtiyaçlarından biri olduğunu vurgulayan Günaydın, mevcut enerji sistemlerinin doğru optimize edilmesiyle yüzde 33’e varan verim artışı sağlanabileceğini söyledi” dedi. </p>
<p><strong>Kaan Gür: Yapay zeka güvenin de anahtarı </strong></p>
<p>Akbank Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdürü Kaan Gür, Türk bankacılık sektörünün dijitalleşmede küresel ölçekte önemli bir seviyeye ulaştığını, şimdi sıranın yapay zekayı büyüme, verimlilik ve sürdürülebilirlik için stratejik biçimde kullanmaya geldiğini söyledi. Akbank’ın 13,2 milyon aktif dijital müşteriye sahip olduğunu belirten Gür, müşterilerin yaklaşık yüzde 80’inin dijital kanalları kullandığını ifade etti. Mobil bankacılıkta günlük 700 milyon etkileşimi yönettiklerini kaydeden Gür, bu ölçeğin güçlü teknoloji altyapısı ve yapay zeka desteği olmadan yönetilemeyeceğini vurguladı. Müşteri deneyiminde proaktif hizmet anlayışının öne çıktığını ifade eden Gür, çağrı merkezlerinde yapay zeka ile müşterinin geçmiş işlemleri, iletişim dili ve ihtiyaçlarının analiz edildiğini, böylece müşteri talebi oluşmadan çözüm üretilebildiğini söyledi.</p>
<p><strong>Jaillet: Bağlantılı araçlar müşteri ilişkisini sürekli hale getiriyor </strong></p>
<p>Renault Group Türkiye CEO’su ve Oyak Renault Yönetim Kurulu Başkanı Lionel Jaillet, otomotiv sektörünün bağlantılı araçlar ve dijital teknolojilerle büyük bir dönüşüm yaşadığını söyledi. Jaillet, bağlantılı araçlar sayesinde müşteri ile marka arasındaki ilişkinin satış anıyla sınırlı kalmadığını, sürekli etkileşime dönüştüğünü belirtti. Araçların artık satın alındıktan sonra da güncellenebildiğini, veri ve yazılım desteğiyle kullanım ömrü boyunca geliştirilebildiğini ifade etti. Türkiye’nin güçlü mühendislik altyapısı ve köklü otomotiv birikimiyle önemli avantajlara sahip olduğunu vurgulayan Jaillet, ancak batarya, elektronik, yazılım ve yeni nesil tedarik zinciri yatırımlarının hızlandırılması gerektiğini söyledi. </p>
<p><strong>Bartın: Migros artık sadece perakende değil, teknoloji şirketi </strong></p>
<p>Migros Genel Müdürü Mustafa Bartın, dijital dönüşüm yolculuğunun 1997’de sadakat programı ve sanal market uygulamasıyla başladığını belirterek, bugün cirolarının yüzde 21-22’sinin online kanallardan geldiğini, her gün 300 binden fazla müşteriye teslimat yaptıklarını ifade etti. Mağazaların her gün 3 milyondan fazla ziyaretçi ağırladığını kaydeden Bartın, bu fiziksel gücü medya ve finans alanlarında da değerlendirdiklerini söyledi. Lojistik operasyonlarında robotik sistemler, görüntü işleme ve makine öğrenmesi kullandıklarını belirten Bartın, stok gün sayısını son üç yılda yüzde 20 azalttıklarını dile getirdi. Yapay zekada verinin önemine dikkat çeken Bartın, “Doğru veri olmadan yapay zekanın anlamı yok. ” dedi. Migros’un Ar-Ge merkezi olarak yeni nesil yapay zeka teknolojilerine yatırım yapmaya devam ettiğini sözlerine ekledi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/siber-guvenlik-11-trilyon-dolarla-3-buyuk-ekonomi-olacak-77640</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/02/Ozlem-Kestioglu.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Özlem Kestioğlu, dijitalleşmeyle birlikte siber güvenliğin küresel ölçekte stratejik bir sektöre dönüştüğünü belirterek, 11 trilyon dolarlık hacme ulaşan alanın ABD ve Çin’in ardından dünyanın üçüncü büyük ekonomisi olacağını söyledi. Kestioğlu, açıklanan veri merkezi yatırımlarının da 7 trilyon dolara ulaştığını kaydetti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-uretim-bantlari-kurulurken-agir-borc-bilancolari-zorluyor-77632</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:59:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni üretim bantları kurulurken ağır borç bilançoları zorluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yüksek faiz ikliminde net borcunun FAVÖK’e oranı 3’ü aşan 22 sanayi şirketi, aldığı krediyi üretim kapasitesini katlayacak güçlü bir büyüme kaldıracına dönüştürmeyi hedefliyor. Bu cesur yatırımlar yarının güçlü kâr potansiyelini işaret etse de, kurulacak yeni çarkların beklenen nakdi üretememesi halinde bilançoyu dibe çekmeye aday bir risk olarak orta yerde duruyor.</strong></p>
<p>Piyasada “borçlu şirket eşittir riskli şirket” algısının bir temeli olsa da finansın dar koridorlarında asıl sorulması gereken soru şudur: Yüksek kredi kasada mı eriyor, yoksa yeni üretim bantlarına dönüşüyor mu? Listede yer alan firmalara baktığımızda, yatırım harcamaları amortismanı 11’e katlayan Barem Ambalaj veya 10 katına yaklaşan Yayla Gıda, o yüksek borçları günü kurtarmaktan ziyade, yarının kapasite artışını inşa etmek için çektiğini görüyoruz. Bu şirketler, yüksek faiz ateşine rağmen o korkutucu borcu büyüme kaldıracı olarak kullanma cesareti gösteriyor. Peki listedeki şirketlerin hepsi kurdukları şantiyeden zaferle çıkmayı başarabilecek mi?</p>
<p>Yatırım harcamaları yüksek şirketler</p>
<p>Listede yer alan Barem Ambalaj, son üç yıl 210 milyon dolar yatırım harcamasına gitti. Tutarın 143 milyon doları Konya’daki kâğıt fabrikasına, 41 milyon doları inşası süren kojenerasyon tesisine, kalan kısmı ise Tire ve Gaziantep tesislerindeki modernizasyona yönlendirildi. Şirketin 2022’de 17 milyon dolar olan net borcu 2025’te 148 milyon dolara yükseldi.</p>
<p>Yayla Gıda, amortismana göre yatırım harcaması en yüksek ikinci şirket. Niğde’deki fabrika yatırımında sona yaklaşırken, 14 üretim hattından 13’ünün testi tamamlandı. Bu hatlarda üretilecek ürünler mayıs ayında piyasaya verilmeye başlanıyor. Tortilla ve masa unu üretimi yapacak son hat ise haziranda aktive edilecek.</p>
<p>Net borcu yüksek şirket</p>
<p>Listedeki Parsan’ın net borcu FAVÖK’ün 32 katına yaklaşıyor. Dilovası’ndaki yatırımları için aldığı teşvik kapsamında 343,4 milyon TL tutarında yatırım gerçekleştirdi. Geçtiğimiz yıl gelirini %20 büyüten şirket, dönem sonunda zarar etti. Eylül 2023’te 152,50 TL’ye kadar çıkan fiyatı bir daha o seviyeyi göremedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e8568b6494b-1776834187.png" alt="" width="999" height="537" /></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP’E SOR</span></h2>
<p><strong>SOMUT ŞİRKET Mİ, DİJİTAL TEMA MI?</strong></p>
<p><strong>Somut şirket</strong>; somut varlık, düzenli nakit, kâr payı, değerleme kolaylığı. Hantal yapı, fiziksel masraf, bölgesel sınır, çalışan yükü, regülasyon baskısı.</p>
<p><strong>Dijital tema</strong>; sınırsız ölçek, yüksek marj, küresel erişim, hızlı adaptasyon, yenilik. Sert dalgalanma, kopya riski, siber tehdit, soyutluk, hızlı eskime.</p>
<p><strong>Başarılı maliyet yönetimi ve azalan finansman gideri net kârın artmasında etkili oldu</strong></p>
<p>Kocaer Çelik’in gelirini düşürmesine rağmen kârı nasıl oluyor da artıyor? ● Orhan Ilgaz</p>
<p>Orhan, geçtiğimiz yıl Kocaer Çelik’in satışları %4 azalarak 24,1 milyar TL’ye geriledi. Bununla birlikte net kârı %336 artışla 473,5 milyon TL’ye ulaştı. Bu başarıda maliyetlerin cirodaki kayıptan daha fazla düşmesinin etkisi bulunuyor. Başarılı maliyet yönetimi şirketin kâr marjını genişletti. Öte yandan diğer faaliyet gelirlerindeki artış ve net borcun %38 azalması bilançoyu desteklerken, düşen finansman gideri kârı yukarı çekti. Sektörel durgunlukta operasyonel verimliliğe odaklanan şirketler pozitif ayrışsa da artan satışla birleşebilmeli.</p>
<p><strong>Tortilla üretecek hat haziranda devrede. Yılın ikinci yarısında yatırım tamamlanıyor</strong></p>
<p>Yayla Gıda’nın Niğde’deki fabrikası tam kapasiteyle devrede mi? ● Ümit Alperen</p>
<p>Ümit, Yayla Agro Gıda Niğde tesisinde planladığı 11 üretim hattından 10’unu seri üretime hazır hale getirdi. Daha önce devreye aldığı 7 hatta ek olarak 3 yeni bandın testleri bitti ve ürünler mayısta raflara çıkıyor. Öte yandan, tortilla üretecek sonuncu hat haziranda faaliyete geçecek. Gerçekleştirilen yatırımlarla birlikte glutensiz makarna ve sağlıklı atıştırmalık gibi katma değerli ürün grupları, pazar payını genişletmesine olanak tanıyacak. Şirket yılın ikinci yarısında tam kapasiteye ulaşmayı hedeflerken operasyonel kârı büyütmeyi amaçlıyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>GIH fonu gıda ve içecek hisselerine yatırım yaparak getiriyi büyütmek istiyor</strong></p>
<p>Allbatross Portföy’ün yönettiği Gıda ve İçecek Sektörü Hisse Senedi Fonu (GIH), geçtiğimiz yıl yatayda dalgalı bir seyirle hareket etti. Fiyat yılbaşından itibaren yükselen bir eğilim sergiledi. Bu sürede fonun büyüklüğü inişli çıkışlı bir seyir izlerken, şimdilerde 10,28 milyon TL büyüklüğe sahip. Mart ayına göre hacmi hafif artış gerçekleştirdi. Fonun portföyünün %88,18’i hisse ve %11,82’si fondan oluşuyor. Hacmi sınırlı olan GIH fonunda kasım ayında 33,2 milyon TL gibi hacmine göre hayli yüksek bir para çıkışı gözlendi. Sonrasındaki aylarda ise düşük miktarlarda giriş ya da çıkışlar yaşandı. Nisanda çıkan para tutarı 422 bin TL. Gıda sektöründeki hisselere odaklanarak yatırımda bulunan GIH, 6 risk değerine sahip. Bir yılda %43,34 getiri sağladı. Tarım gıda fonların ortalama getirisi ise %35,74 oldu.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Akdeniz Faktoring, piyasadan TLREF + %4,5 faizle 50 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Akdeniz Faktoring, nitelikli yatırımcılara yönelik 20.04.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 50.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+4,5 düzeyinde bulunuyor. 190 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 27.10.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı değişen TLREF’e göre belirlenecek. 20 Nisan itibarıyla TLREF %39,88 seviyesinde bulunuyor. Akdeniz Faktoring’in verdiği %4,5 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Bono, piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFAKDNE2621 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e8565d9ebd2-1776834141.png" alt="" width="985" height="241" /><strong>ÖZYAŞAR TEL</strong></p>
<p><strong>Üç farklı para cinsinden iş bağlantısı gerçekleştirdi. Sevkiyatlar mayıs ve haziranda</strong></p>
<p>Özyaşar Tel ve bağlı ortaklıkları, yurt dışındaki müşterilerinden galvanizli tel ile yüksek katma değerli ürünler için toplam 2,69 milyon dolar, 3,15 milyon euro ve 1 milyon sterlin tutarında sipariş aldı. Toplam tutar yaklaşık 347,5 milyon TL’ye denk geliyor. Tutar yıllık gelirinin %4,81’i seviyesinde bulunuyor. Sağlanan siparişlerin sevkiyatlarının mayıs ve haziran aylarında gerçekleştirilmesi planlanıyor. Uluslararası pazarlardaki operasyonel varlığını farklı para birimleri ile tahkim eden firma, geçtiğimiz yıl gelirini %16 geriletirken dönem sonunda zarar yazdı.</p>
<p><strong>GÜLERMAK AĞIR SANAYİ</strong></p>
<p><strong>Almanya’daki bağlı ortaklığı üzerinden GES projesine sahip firmayı satın alıyor</strong></p>
<p>Gülermak Ağır Sanayi’nin %100 iştiraki Gülermak Renewables Almanya’daki yenilenebilir enerji yatırımlarına ivme kazandırmayı hedefliyor. İştirak, tahmini 91 MW kurulu güce sahip tarımsal güneş enerjisi santrali geliştiren Orrön Kastorf firmasının tamamını 4,7 milyon euroya almak üzere sözleşme imzaladı. Gerçekleştirilen adımla birlikte Gülermak Ağır Sanayi, Avrupa pazarındaki sürdürülebilirlik hedefini doğrudan bir proje alımıyla somutlaştırıyor. Avrupa’nın zorlu enerji regülasyonlarında sıfırdan başlamak yerine hazır projeye yönelmek, zaman kazandırıyor.</p>
<p><strong>PASİFİK GMYO</strong></p>
<p><strong>Projenin son fazı için gerekli ruhsatı aldı. Bölümlerin satışı yıl sonunda başlıyor</strong></p>
<p>Pasifik GMYO, Yenimahalle’deki Merkez Ankara projesinin son etabını oluşturan ofis ve ticari bölümler için yapı ruhsatını aldı. Toplam 274 bin metrekare inşaat alanına ve 1.562 bağımsız bölüme sahip etabın inşasına başlanacağı ifade edildi. Projedeki ünitelerin 2026 yılının sonunda satışa sunulması planlanıyor. Şirket, portföyündeki en hacimli projelerden birini ticari bir değere dönüştürmek için harekete geçmiş oldu. Gayrimenkul sektöründe elde tutulan arazilerin uzun süre proje düzeyinde kalması zaman kaybı olarak değerlendirilir. Firma 2025’te gelirini %53 düşürdü.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e8569a7abf0-1776834202.png" alt="" width="208" height="163" /></strong><strong>Büyük Şefler’de fiyat aralıktan bu yana düşüyor. Fonlar paylarını azaltıyor</strong></p>
<p>Büyük Şefler’de fonlar satış ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki hisseler %9,47 ile toplamda 3,25 milyon lot azalarak 31,07 milyona indi. Hisseyi portföyünde bulunduran fon sayısı 16’den 12’ye geriledi. GHS fonu 967,9 bin lot ile en fazla satışı yaparken, THF fonu 625 bin lot ile en yüksek alımı gerçekleştirdi. Hisse hakkında bugüne kadar 2 kurum öneride bulunurken model portföyüne alan olmadı. En yüksek öneriyi Deniz Yatırım 20,28 TL ile verdi. En düşük öneri 15,20 TL ile İntegral Yatırım’dan geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-uretim-bantlari-kurulurken-agir-borc-bilancolari-zorluyor-77632</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni üretim bantları kurulurken ağır borç bilançoları zorluyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-yabanciya-sasirtici-surprizi-hangi-alanda-yapacak-77631</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye yabancıya &#039;şaşırtıcı sürprizi&#039; hangi alanda yapacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, TOBB’un ev sahipliğinde TOBBABD Ticaret Odası (USCC) toplantısındaki konuşması merak uyandırdı. Yılmaz, ABD’lilere seslenirken “(Savaşın ve yeni normalin) Bu yaşananlar kısa vadede olumsuz etkiler yapsa da orta vadede Türkiye için önemli bir perspektif, önemli imkanlar getirmektedir. İstanbul Finans Merkezi başta olmak üzere oluşan bu yeni imkanları değerlendirmek için de hükümet olarak hazırlık içindeyiz. Önümüzdeki günlerde sizleri de şaşırtacak bazı yeni açılımlar yapabiliriz. Türkiye’nin bu yeni ortamdan faydalanmasına dönük bazı önemli adımlar, yine yatırımcı dostu adımlar atmayı planlıyoruz. Bunun hazırlıklarını yapıyoruz” ifadesini kullandı.</p>
<p>Son zamanlarda Türkiye’nin İFM’yi öne çıkaran çabaları sözkonusu. Dünyanın en büyük fon yöneticisi ve aynı zamanda Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından protesto edilen Davos Forumunu düzenleyen Dünya Ekonomik Forumu’nun eş başkanı BlackRock’ın CEO’su Larry Fink (Laurence D. Fink) ile görüşmesi (27 Mart 2026) bu alanda bir işaret verdi. Dubai başta olmak üzere Körfez Ülkeleri’nde park etmiş “sermaye”nin başka yerler arayabileceği söyleniyor. İFM yeni namzetlerden biri olsa da, “eski dünyanın” cazibe merkezleri, Hollanda, İngiltere, ABD’nin, Fransa’nın “adaları” ve elbette açık ara eski merkez İsviçre de favoriler arasında. Dubai ve diğer körfez emirlikleri, ülkeleri sıradışı bir ortam sunuyordu. Neredeyse ölçüsüz vergi avantajları yanında, emlak temelli bir yeni yaşam sundular. İstanbul İFM de emlak yanında cazip bir iş ortamı sunuyor ama vergi söz konusu olduğunda nasıl bir açılım, alternatif ortaya çıkacak gerçekten sürpriz olacak.</p>
<p><strong>Özel, ‘ara seçim’ gündemiyle Kurtulmuş ile görüşecek</strong></p>
<p>Siyasi partilere gerçekleştirdiği ara seçim turunu tamamlayan CHP Genel Başkanı Özgür Özel bugün TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile görüşecek. Özel, Meclis’teki 8 boş sandalye üzerinden ara seçim tartışması başlatmıştı. İktidarı ara seçim üzerinden erken seçime zorlamak amacıyla destek turlarına çıkarak muhalefet partilerini tek tek ziyaret eden CHP Genel Başkanı Özel, bugün TBMM Başkanı Kurtulmuş’u makamında ziyaret edecek. Özel, bugün gerçekleştireceği görüşmede, Anayasa’nın ara seçimlerle ilgili maddesini hatırlatarak, ara seçim sürecinin başlatılmasını isteyecek. Ancak geçtiğimiz günlerde CHP’den gelen ara seçim taleplerine TBMM Başkanı Kurtulmuş, erken veya ara seçime nasıl gidileceğine ilişkin çerçevenin anayasada çizildiğini bu konuda karar alma yetkisinin TBMM’de olduğunu vurgulayarak, “ Ara seçimin nasıl yapılacağı Anayasa’da ve İç Tüzükte bellidir. TBMM Başkanlığı’na en ufak bir inisiyatif bırakılmamıştır” yanıtını vermişti. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 12 muhalefet partisine gerçekleştirdiği ziyaretlerde ara seçim dışında siyasi etik yasası da gündemindeydi. Özel’in, Kurtulmuş’la görüşmesinde bu konuyu da gündeme getirmesi bekleniyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-yabanciya-sasirtici-surprizi-hangi-alanda-yapacak-77631</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/1/1280x720/346-1776833815.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye yabancıya &#039;şaşırtıcı sürprizi&#039; hangi alanda yapacak? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/petrol-gunes-nukleer-enerji-fonlarinda-ayrisma-donemi-77628</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petrol, güneş, nükleer: Enerji fonlarında ayrışma dönemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Son haftalarda piyasalarda öne çıkan başlıklardan biri yeniden enerji oldu. ABD–İran hattında artan gerilimle birlikte petrol fiyatlarında yukarı yönlü hareket hızlanırken, enerji teması yatırımcıların yeniden radarına girdi. Ancak bu kez önceki dönemlerden farklı bir tabloyla karşı karşıyayız. Çünkü artık “enerji” dediğimizde tek bir yatırım hikayesinden bahsetmek mümkün değil.</p>
<p>Geçmişte enerji yatırımları büyük ölçüde petrol ve doğalgaz üzerinden okunurdu. Bugün ise aynı başlık altında birbirinden oldukça farklı dinamiklere sahip fonlar var. Bu da yatırımcı açısından kritik bir ayrım yaratıyor.</p>
<p>Bu ayrımı en net şekilde fon içeriklerine baktığımızda görüyoruz. Örneğin AES – Ak Portföy Petrol Yabancı BYF Fon Sepeti Fonu, klasik anlamda petrole borsa yatırım fonları (ETF) üzerinden yatırım yapan bir yapı sunuyor. Bu tip fonlar jeopolitik gelişmelere en hızlı tepki veren segment. Savaşın başladığı ilk günlerde petrol fiyatlarıyla birlikte hızlı yükselişler görülebiliyor, ancak aynı şekilde tansiyonun düşmesiyle geri çekilmeler de sert olabiliyor. Bu nedenle burada daha çok kısa vadeli fiyatlama dinamikleri öne çıkıyor. Fiyat hareketine örnek vermek gerekirse, ateşkes haberi sonrası haftalık %4,6 düşüş gösteren fonda, haftasonu gelen ateşkese dair negatif haber akışı sonrası pazartesi günü %4,5 getiri ile haftalık negatifi geri aldı.</p>
<p>Diğer tarafta ise GZH – Garanti Portföy Temiz Enerji Değişken Fon, YJH – Yapı Kredi Portföy Temiz Enerji Değişken Fon, IKP – İş Portföy Yenilenebilir Enerji Karma Fon ve AOY – Ak Portföy Alternatif Enerji Yabancı Hisse Senedi Fonu gibi yenilenebilir enerji odaklı fonlar var. Bu fonlar güneş, rüzgar ve sürdürülebilir enerji şirketlerine yatırım yapıyor. Ancak dikkat edilmesi gereken nokta şu: Bu fonlar enerji temasına yatırım yapıyor gibi görünse de, fiyatlama davranışları daha çok büyüme ve teknoloji hisselerine benziyor. Dolayısıyla faizlerin yüksek seyrettiği dönemlerde baskı altında kalabiliyorlar. Çünkü alternatif enerji maliyetli ve geri dönüşü uzun vadeli bir tema, bu da faiz seviyesi ve beklentilere duyarlılığı artırıyor. Burada fon tipi de önemli, değişken fonlarda hem yerli hem yabancı hisse bulunuyor. Bu nedenle Borsa İstanbul'a duyarlılık da var. AOY ise yabancı hisse senedi fonu olduğu için sadece yurtdışı hisse senetlerine yatırım yapıyor. Bu noktada daha sert hareket ettiğini söyleyebiliriz. Bu temada volatilitesi görece daha sınırlı olan fon ise IKP. Bunun nedeni karma fon türünde olduğu için hisse senedi ve borçlanma araçları (özellikle Özel Sektör Tahvilleri) taşıması olarak belirtebiliriz. Dolayısıyla bu temada risk almak isteyen yatırımcı AOY, temayı bulundurmak isteyen ama sert dalgalanma tercih etmeyen yatırımcı ise IKP üzerinden ilerleyebilir. </p>
<p>Bir diğer grup ise iki dünyayı bir arada taşıyan fonlar. EVM – Deniz Portföy Enerji ve Madencilik Sektörü Değişken Fon ve KNJ – Kuveyt Türk Portföy Enerji Katılım Fonu bu anlamda daha dengeli bir yapı sunuyor. Hem geleneksel enerji hem de dönüşüm teması portföy içinde yer aldığı için, bu fonlar tek bir senaryoya bağlı kalmadan daha yaygın bir risk dağılımı sağlıyor. KNJ tarafında ise bu yapıya ek olarak katılım esaslı yatırım yaklaşımıyla, enerji temasına faiz olmayan bir alternatif üzerinden erişim sağlanıyor.</p>
<p>Son dönemde öne çıkan bir diğer alan ise daha spesifik enerji temalarına odaklanan fonlar. URA - - Ata Portföy Enerji Değişken Fon nükleer ve uranyum tarafına yatırım yaparken, PIL – Rota Portföy Pil Teknolojileri ve Enerji Fon Sepeti Fonu enerji dönüşümünün kritik bileşenlerinden biri olan batarya teknolojilerine odaklanıyor. Burada artık hikâye sadece enerji üretimi değil, aynı zamanda artan enerji ihtiyacının nasıl karşılanacağı. Özellikle yapay zekâ ve veri merkezleri tarafındaki büyüme, elektrik talebini ciddi şekilde artırırken nükleer enerji yeniden güçlü bir tema olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Bu dönemde yatırımcı açısından en kritik nokta, enerji temasını tek bir başlık olarak değerlendirmemek. Petrol, yenilenebilir enerji ve nükleer gibi alt başlıkların her biri farklı makro dinamiklere bağlı. Jeopolitik risklerin arttığı dönemlerde petrol ağırlıklı fonların getiride öne çıktığını izliyoruz. Ancak enerji temasının öneminin anlaşıldığı ve petrolün uzun vadede yedeklenmesi gerektiği çerçevede nükleer ve alternatif enerji içerikli yatırımların artması mümkün. Bu çerçevede uzun vade için temiz/alternatif ve nükleer enerji içerikli fonlar daha iyi performans sağlayabilir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/petrol-gunes-nukleer-enerji-fonlarinda-ayrisma-donemi-77628</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Petrol, güneş, nükleer: Enerji fonlarında ayrışma dönemi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-inovasyon-ustunlugu-olan-sektorler-1-77627</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’nin inovasyon üstünlüğü olan sektörler (1)</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Strateji, kaynaklarınızı etkin kullanarak sonuca ulaşma sanatıdır. Kaynaklarınıza göre hedef belirlersiniz, hedeflerinize göre strateji geliştirirsiniz. Kaynaklar arasında yetişmiş iş gücü, bilgi, deneyim, doğal kaynaklar, iklim ve coğrafya gibi unsurlar gösterilebilir. Dolayısıyla her ülkenin eğitimli insan gücü, coğrafi konumu, iklimi, yer altı ve yer üstü kaynakları farklılık arz ettiği için avantajlı olacağı sektörler de farklılık gösterir. Peki, kaynak kısıtımız olan sektörlere giremez miyiz? Elbette mümkündür; ancak bu kaynakların oluşturulması için yatırım yapılması gerekir.</p>
<p>Bazen finansal imkânlar olsa dahi istenilen sonuç alınmaz; çünkü <em>know-how</em> eksikliği vardır. İnsan yetiştirmek ya da yetişmiş insanı çekebilmek en zor olanı. Sektörel kümelenmeler ve ekosistemin büyüklüğü bu anlamda oldukça belirleyicidir. Tüm bu parametreler ışığında, bana göre Türkiye’nin inovasyon bağlamında avantajlı olduğu sektörleri şu şekilde sıralayabiliriz:</p>
<p><strong>Tarım ve gıda:</strong> Coğrafi konumumuz büyük bir avantajdır. Güneş, su ve ısı; birçok sebze ve meyve yetiştirmek için uygun. Nitekim fındık, incir, kiraz, mercimek, nohut ve üzüm gibi pek çok ürünün üretiminde ilk 3-5 ülke arasında yer alıyoruz. Yetişmiş insan gücümüz ve büyük gıda firmalarımız da var. Ancak eksik olan inovasyon. Büyük teknoloji yatırımları gerektirmeden, küçük dokunuşlarla birçok yenilik yapılabilir bu sektörde. Son zamanlarda güzel örnekler görülse de sayılarının artması gerekir. Tarım ve gıda, Türkiye’nin kesinlikle ihmal etmemesi gereken, güçlü rekabet avantajına sahip olduğu alanlardan biri.</p>
<p><strong>Otomotiv:</strong> Türkiye zaten önemli bir otomotiv üretim üssü. Ancak artık kendi markalarıyla, otomotivin ötesine geçen yüksek teknoloji araçlar geliştirmeliyiz. Otomotiv sektörü hızla “donanım merkezli üretim”den “yazılım tanımlı mobilite ekosistemine” dönüşüyor. Elektrikli ve otonom araçlar, akıllı bileşenler, veriyle sürekli güncellenen sistemler ve cihazlar arası bağlantı; tedarik zincirinden ürün geliştirmeye kadar her aşamayı şekillendiriyor. Bu süreçte mevcut ürünlerin yeni nesil araç platformlarına entegrasyonu, yazılım tabanlı bileşen geliştirme kabiliyetinin artırılması, araç-veri, araç-bulut ve araç-telefon ekosistemlerinde iş birliklerinin kurulması, elektrikli ve otonom sistemlerde maliyet, güvenlik ve dayanıklılığın dengelenmesi gerekiyor. TOGG önemli bir adım. Ancak TOGG’u ve binek araçların ötesinde, diğer çözümleri besleyecek bir ekosistem inşa etmemiz şart.</p>
<p><strong>Oyun:</strong> Türkiye oyun sektöründe birden fazla unicorn girişim çıkarmayı başarmıştır (Peak Games, Dream Games gibi). Türkiye’de yaklaşık 50 milyon aktif oyuncunun bulunması, geniş bir kullanıcı tabanı ve güçlü bir test pazarı avantaj sağlamakta. Ayrıca ülkede 700’ün üzerinde oyun stüdyosu faaliyet gösteriyor. Oyun sektörü, doğası gereği küresel pazarlara doğrudan erişim sağlayan nadir alanlardan. Güçlü yazılım yetkinlikleri, genç nüfus, görece düşük maliyetli ancak yüksek kaliteli geliştirme kapasitesi ve girişimcilik ekosisteminin olgunlaşması, Türkiye’yi bu alanda rekabetçi kılıyor. Bu nedenle oyun sektörü, yüksek katma değer üretme ve küresel ölçekte büyüme potansiyeliyle Türkiye’nin inovasyon açısından en güçlü sektörlerinden biridir.</p>
<p>Her çiçek her iklimde yetişmez. Her ülke de tüm sektörlerde aynı anda dünyanın en iyisi olamaz. Odak alanlarımızı netleştirmeliyiz. Sonrasında adım adım büyümeliyiz. Odak alanlarda küresel bir güç haline gelindiğinde elbette yeni alanlara da açılabiliriz. Haftaya devam edeceğim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyenin-inovasyon-ustunlugu-olan-sektorler-1-77627</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin inovasyon üstünlüğü olan sektörler (1) ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkezde-sahin-gitti-gercekler-kaldi-77625</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez’de şahin gitti, gerçekler kaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cevdet Akçay’ın gidişi, Merkez Bankası’ndaki tek şahin sesin kesildiği gibi bir yanılsama yaratıyor. Bu ayrılık üzerinden bugünkü karar metnine peşinen ‘‘güvercin’’ etiketi yapıştırmak büyük bir hatadır. Zira enflasyonun ateşi artık bir ismin varlığıyla değil, sokağın ve savaşın yarattığı yakıcı tabloyla ölçülüyor. Merkez Bankası bugün sadece bir faiz kararı vermeyecek. Kurumsal ciddiyeti kişilerin ötesine taşıyacak.</p>
<p>Enerji ve gıda fiyatlarında oluşan tahribat tazedir. Ancak TCMB Başkanının şubat ayındaki Enflasyon Raporu sunumunu unutmamak gerekiyor. Fatih Karahan; ortada ne bir füze ne de kapalı bir Hürmüz Boğazı varken, enflasyonun alt kalemlerindeki katılık nedeniyle ‘‘Gerekirse daha da sıkılaşırız’’ uyarısını yapmıştı. Dolayısıyla Merkez’in önündeki ajanda, savaşın oluşturduğu şartlarla mecburi şahinlik safhasına çoktan geçti. Sıkılaşma artık ekonomik istikrarı korumak için vazgeçilmez bir çıpadır. Merkez Bankası rezervlerindeki haftalık dalgalanmalara göre görüş tazelemek ise akademik formasyonun gerektirdiği entelektüel derinlikle bağdaşmamaktadır.</p>
<p>Enflasyon beklentilerindeki hızlı yükseliş, savaşın getirdiği maliyet artışlarının fiyatlara ne kadar kolay yansıdığını kanıtlıyor. Para Politikası Kurulu, politika faizini sabit tutsa dahi faiz koridorunda yukarı yönlü bir ayarlama yapabilir. Metnin, tavizsiz ve sert bir tonda gelmesi şaşırtıcı olmaz. Eylemsizlik, piyasadaki gevşeme algısını pekiştirir.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkezde-sahin-gitti-gercekler-kaldi-77625</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez’de şahin gitti, gerçekler kaldı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasi-faizi-artirmamali-mi-77624</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:35:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası faizi artırma(ma)lı mı?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bu haftaki yazımız Merkez Bankasının faiz kararının verileceği güne rastladı. Para Politikası Kurulu acaba faizi pas mı geçecek, yoksa cesur ve proaktif davranıp artış mı yapacak? Dolayısıyla sabah itibariyle yazıyı okuyanların öğleden sonra saat 14’deki Kurul Kararı ile sonucu öğrenmesi ile her halükarda bazı okurlar, yazıyı boşuna okuduğu zehabına kapılabilecek.</p>
<p>Biz de çok geleceğe yönelik spekülatif yaklaşımlarda bulunmamakla beraber, bu yazımızda bize ayrılan sütun avantajını kullanarak kişisel yorum yapmanın tadını çıkaracağız.</p>
<p>Yazının başlığını okurken bile duraksamış olabilirsiniz. Her şeyden önce hemen doğru okuma yapamayabilirsiniz.</p>
<p>Bunu niye yaptım. Çünkü yazı başlığı gibi kafalar da karışık. Merkez Bankası acaba gösterge faizini sabit mi tutar, yoksa artırır mı? En azından net olan bir husus var: faizin düşürülmesi ihtimali yok.</p>
<p>Merkez Bankası Para Politikası Kurulu ne yapacak?...</p>
<p>Geçen hafta ortalarına kadar piyasadaki genel hava olumsuzdu.</p>
<p>Çünkü;</p>
<p>- TCMB döviz rezervleri İran-ABD savası süresince çok ciddi erimişti. Ocak sonu itibariyle 218 milyar dolara kadar yükselen brüt rezervlerimiz Nisan ayı başında 56 milyar dolar azalarak 161 milyar dolara kadar gerilemişti. Hem tutar olarak yüksek ve hem de zaman olarak hızlı bu olumsuz değişim açıkçası ürkütmüştü.</p>
<p>- Arkasından Fitch’in 11 Nisan tarihli zamansız Türkiye Raporu gelmişti. Kredi derecelendirme kuruluşundan yapılan açıklamada, Türkiye'nin uzun vadeli döviz cinsinden kredi notunun "BB-" olarak teyit edildiği, not görünümünün ise "pozitif"ten "durağan"a güncellendiği bildirilmişti. Fitch raporunda: döviz satışına, kronikleşen yüksek enflasyona, para politikasına yönelik siyasi baskılara, tekrarlayan döviz risklerine, Türkiye’nin enerji ithalatına yüksek bağımlılığının bu riskleri artırdığına, rezervlerin dış borca kıyasla sınırlı kalmasına ve kurumsal zayıflıklara dikkat çekiliyordu.</p>
<p>- 18 Nisan tarihli Standard &amp; Poor’s raporunda da Türkiye’nin döviz ve yerel para cinsinden uzun ve kısa vadeli kredi notlarının “BB-“olarak teyit edilmişti ve not görünümünün “durağan” olduğu belirtilmişti. S&amp;P, enerji ithalatına yüksek bağımlılığı, savaşın uzaması halinde dış borç ödemelerinde bozulma riskini ve enflasyonun görünümündeki bozulmayı riskler olarak sıralamıştı.</p>
<p>- Bu arada enflasyonun durmak bilmez yükselişi de kaygıları artırmıştı. Her ay itibariyle piyasa katılımcıları enflasyon ile ilgili beklentilerini yükseltiyordu. Örneğin Mart ayı itibariyle 2026 yıl sonu enflasyonu yüzde 25.38 olarak öngörülürken Nisan ayı itibariye bu oran yüzde 27.53 olarak belirleniyordu. 3 ayda toplam yüzde 10’a ulaşan enflasyon oranı da Nisan ayı için yüzde 2.93 şeklinde hesaplanıyordu.</p>
<p>- Artık herkes geride kalan 3 yıllık dezenflasyon programının sadece Merkez Bankası para politika tedbirleri ve makro ihtiyati düzenlemelerle etkin bir şekilde uygulanamayacağını biliyor ve yüksek sesle dillendiriyordu. Açıkçası dezenflasyon programına inanç kalmamıştı.</p>
<p>- Bu arada Türkiye’nin en büyük özel bankasının saygın genel müdürünün gerçekçi beyan ve söylemleri de çok ses getirmişti.</p>
<p>Ancak; son birkaç günden beri bu olumsuz havanın giderek olumluya evrildiğini görüyoruz.</p>
<p>Şöyle ki;</p>
<p>- ABD-İran savaşında 10 Nisan tarihinde ilan edilen ateşkes ile birlikte Merkez Bankasının çok ciddi döviz alımı yaptığına şahit oluyoruz. Son bir haftada yaklaşık 20 milyar lira döviz alımının yapıldığını anlıyoruz.</p>
<p>- Bu geri dönüş, özellikle yerli yerleşiklerin yanında yabancı yerleşiklerin de yer almasıyla anlam kazanmış.</p>
<p>- Anlaşılan o ki; kredi derecelendirme kuruluşlarının raporlarındaki olumlu değerlendirme kısımları da öne çıkmaya başlamış.</p>
<p>- Bu arada Hazine ve Maliye Bakanlığının bütçenin ilk 3 ayında yüksek tutarlı faiz dışı fazla yaratması da piyasaya olumlu yansımış.</p>
<p> - Açıkçası geçen haftanın fırtınalı havası yerini tatlı (!) meltem rüzgarına bırakmış.</p>
<p>Yayımlandığı gün eskiyebilecek bu yazımızı şöyle noktalayalım:</p>
<p>- TCMB Para Politikası Kurulu, hukuken ya da kayıt üzerinde yüzde 37’de kalan ve fakat fiilen yüzde 40 olarak uygulanan haftalık repo gösterge faizini artırmamalı diyenlerin argümanları reel olmaktan çok algıya dayalı. Yani dezenflasyon programında bir kırılma yaratmama çabasına yönelik.</p>
<p>- Buna karşın gösterge faiz oranının artırılması gerektiğinin argümanları acı ama gerçek. Reel politika bunu gerektiriyor gibi.</p>
<p>Gönlümüz istemiyor ama ekonomi gerçekleri açısından faizleri artırmak daha uygun görünüyor. Zira:</p>
<p>- Dış jeopolitik konjonktür çok belirsiz ve böyle bir karar almaya uygun.</p>
<p>- Mayıs ayında PPK yok, dolayısıyla gelecek 2 ayı görmek lazım.</p>
<p>- Daha da önemlisi Merkez Bankası önden tahkimat (yığınak) yapmalı.</p>
<p>- Böylece yılın ikinci yarısında elini daha güçlü kılmalı.</p>
<p>Ne yaparsanız yapın; iki tarafı da sıkıntılı bir konu!…  </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasi-faizi-artirmamali-mi-77624</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası faizi artırma(ma)lı mı? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sirketler-ne-satar-urun-mu-guven-mi-77623</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şirketler ne satar? Ürün mü, güven mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kalite artık geçilmesi gereken ama rekabet avantajı yaratmayan bir taban. Bu eşiği geçen aktörler arasındaki farkı belirleyen şey ise güvenilirlik. Bu da kurumsal tutarlılıktan geliyor.</strong></p>
<p>Uzun süre ekonominin mantığı basitti. Üreten kazanırdı. Değer somuttu. Tonla, kilowatt-saatte, adet başına maliyetle ölçülürdü.</p>
<p>Dijitalleşme bu çerçeveyi genişletti. Deneyim, ardından anlam devreye girdi. Ama bugün daha köklü bir kırılmanın içindeyiz. Değer, üretimden koparak belirsizliği yönetme kapasitesine taşınıyor. Ve bu kaymayı en iyi anlatan kavram <strong>‘güven’.</strong></p>
<p><strong>İtibar ve güven aynı şey değil</strong></p>
<p>İtibar geçmişin birikimidir. Zamanla oluşur, hikâyelerle taşınır. Güven ise geleceğe dair bir beklentidir. Yani, henüz gerçekleşmemiş bir davranışa verilen kredi.</p>
<p>Rekabetin yoğunlaştığı, alternatiflerin çoğaldığı ve tüketicinin karar sürecinin bilgi yağmuruyla fazlasıyla tıkandığı ortamlarda, ürün kalitesi tek başına yetersiz kalıyor. Çünkü kalite artık geçilmesi gereken ama rekabet avantajı yaratmayan bir taban. Bu eşiği geçen aktörler arasındaki farkı belirleyen şey ise güvenilirlik. Bu da kurumsal tutarlılıktan geliyor.</p>
<p><em>Niklas Luhmann</em>, güveni modern toplumda karmaşıklığı azaltmanın temel mekanizması olarak tanımlar. Neden? Çünkü bireyler her şeyi doğrulayamaz. Bu nedenle karar almak için güvenmek zorundadırlar. Yani aslında kontrol etmezler, güvene dayanarak, delege ederler.</p>
<p>Şirketler bu noktada yalnızca ürün sunmaz. Karar yükünü taşır. Güven kaybı da bu yüzden yalnızca algı kaybı değildir. Müşterinin zihnindeki o delegasyon ilişkisinin çökmesidir. Karar mekanizması işlemez hale gelir.</p>
<p><strong>Bilginin değil, inandırıcılığın krizi</strong></p>
<p>Bugünün asıl meselesi bilgi eksikliği değil. Bilginin statüsünün belirsizleşmesi. Hangi veriye, hangi kaynağa, hangi kuruma inanılacağı artık nesnel bir soruya verilen yanıt değil, bir tercih meselesi haline geldi.</p>
<p>Bu ortamda kurumsal güven yeni bir işlev kazanıyor: Referans noktası olmak. Müşteri artık yalnızca ürünü değerlendirmiyor. Ürünü sunan kurumun dünyayı nasıl gördüğünü, neye göre karar verdiğini, hangi baskılar altında nasıl davrandığını değerlendiriyor. Tutarlılık bu süreçte merkezi bir kriter haline geliyor.</p>
<p><em>Edelman Trust Barometer</em> verileri, iş dünyasının birçok ülkede devlet, medya ve sivil toplumun önüne geçerek en çok güvenilen aktör haline geldiğini gösteriyor. Bu, görünürde bir başarı. Ama aynı zamanda bir yük. Çünkü, şirketlerden artık yalnızca performans değil, pozisyon ve yön bekleniyor. Neyin doğru kabul edileceğini şekillendirmeleri isteniyor. Bu rol talep edilmeden üstlenilmiş olsa da artık geri verilemiyor.</p>
<p>Ortak referansların zayıfladığı, algoritmaların görünürlüğü belirlediği ve gerçek ile doğrunun geri plana itildiği ortamda şirketler yalnızca üretici değil, anlamın ve sınırların da taşıyıcısı haline geliyor. Kimi zaman seçerek, kimi zaman da fark etmeden.</p>
<p><strong>Sınır çizmek</strong></p>
<p>Bugün kurumsal iletişim yalnızca ne söylediğiniz değildir. Nerede durduğunuzdur. Yani hangi anlatının içinde yer aldığınız, hangi dili güçlendirdiğiniz, hangi sınırları görünür ya da görünmez kıldığınızdır.</p>
<p>Bu yalnızca ticari değil, aynı zamanda <strong><em>kurumsal bir </em></strong><strong><em>duruş bildirimidir</em></strong>. Ve bazen en güçlü mesaj, söylenen değil, mesafe konulan şeydir. Her konuda pozisyon almak değil ama temel tutarlılığı korumak, baskı altında bile aynı kalmak. Bunların tamamı, güveni belirler.</p>
<p>Rekabetin yüksek olduğu, bilgi yoğun ekonomilerde güven giderek belirleyici bir unsura dönüşüyor. Şirketler de giderek, güvenilebilir bir gerçeklik satıyor. Ve o gerçeklik de söylemle değil, sorumlu tercihlerle inşa ediliyor.</p>
<p>Güven, itibarın sonucu değil. Ekonomik değerin ön koşulu. Bu yeni düzlemde şirketler ne söyledikleriyle değil, neyin parçası olmayı seçtikleriyle de tanımlanıyor. Çünkü güven, tam da kimsenin izlemediğini sandığınız anda, etik bir sorumlulukla verdiğiniz kararların toplamından oluşuyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sirketler-ne-satar-urun-mu-guven-mi-77623</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şirketler ne satar? Ürün mü, güven mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kevin-warsh-nicin-faiz-indirme-egiliminde-ve-neden-indirmemeli-77622</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kevin Warsh niçin faiz indirme eğiliminde ve neden indirmemeli?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Küresel ekonominin ana gündeminin savaş mı barış mı olduğu bir dünyada, diğer tüm konular doğal olarak ikinci plana itiliyor. Ancak küresel finansal sistemin en kritik kurumlarından biri olan ABD Merkez Bankası’nın (Fed) başına geçmesi beklenen Kevin Warsh’un bugün ABD Senatosu’nda yapacağı konuşma ve onay süreci, önümüzdeki dönem açısından oldukça önemli görünüyor.</p>
<p>Aslında merkez bankacılığı literatüründe ve piyasa terminolojisinde genellikle “şahin” olarak bilinen Kevin Warsh’un, Donald Trump’ın aday belirleme sürecinde daha “güvercin” bir ton benimsemesi ve seçilmesi sonrasında da bu yönde sinyaller vermesi açıklanması gereken önemli bir dönüşüme işaret ediyor.</p>
<p>Bu başlığı görenlerin, Warsh’un neden faiz indirme eğiliminde olabileceğine dair temel cevabı tahmin ettiğini düşünüyorum. Trump’ın faiz indirimi konusundaki kararlılığı ve bu doğrultuda hareket edecek bir Fed başkanı atama isteği bilinen bir gerçek. Bu çerçevede, savaşın ABD ekonomisi üzerinde sınırlı da olsa yarattığı olumsuz büyüme etkisiyle birlikte, önümüzdeki dönemde Trump’tan daha fazla faiz indirimi çağrısı duyacağımız ve Warsh’un da bu yönde hareket etme eğiliminin yüksek olduğu söylenebilir.</p>
<p><strong>Warsh’un faiz indirimi yaklaşımı</strong></p>
<p>Bununla birlikte Warsh’un faiz indirimi yaklaşımı yalnızca politik bir tercih değil; arkasında bazı teorik ve konjonktürel argümanlar da bulunuyor. Geçtiğimiz günlerde New York Fed’in yayınladığı çalışma bir makalesi, Warsh’un argümanlarını destekler nitelikte. Warsh uzun süredir teknolojik gelişmelerin, özellikle yapay zekâdaki ilerlemelerin, iş gücünün milli gelirden aldığı payı azalttığını savunuyor. Bu durumun ise tasarruf fazlası yaratarak faizleri aşağı yönlü baskılayacağını ifade ediyor. Nitekim söz konusu makale de geçmişte iş gücünün milli gelirden aldığı payın azaldığı ve verimlilik artışlarının yaşandığı dönemlerde toplam tasarruf eğiliminde artış gözlemlendiğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Buradaki temel mekanizma oldukça net: Gelir dağılımında emeğin payının azalması, harcama eğilimi yüksek olan düşük ve orta gelirli kesimlerin tüketim gücünü sınırlarken; gelirden daha fazla pay alan sermaye sahipleri daha yüksek tasarruf eğilimi sergiliyor. Bu da finansal sistemde tasarruf fazlası oluşturarak kredi piyasalarında faizlerin aşağı yönlü hareket etmesine neden olabiliyor. Warsh’un yaklaşımı, teknolojik gelişmelerin enflasyonist baskı yaratmadığı ve tasarruf eğiliminin arttığı bir ortamda faiz indirimlerinin büyümeyi destekleyeceği varsayımına dayanıyor.</p>
<p>Ancak bu görüşe karşı ciddi itirazlar da bulunuyor. Karşıt argümanların temelinde, tarihin her zaman birebir tekrar etmediği ve mevcut konjonktürün farklı dinamikler içerdiği yaklaşımı yer alıyor. Bu çerçevede ilk itiraz, faiz indirimlerinin özellikle hisse senedi piyasalarında ciddi varlık balonları oluşturabileceği yönünde. Bu balonların bir noktada patlaması ise finansal istikrarsızlığa, hatta daha geniş çaplı bir krize yol açabilir. Böyle bir senaryoda büyüme ve makroekonomik dengeler ciddi şekilde zarar görebilir.</p>
<p>İkinci önemli itiraz ise demografik yapı üzerinden geliyor. Özellikle 1946–1964 yılları arasında doğan “baby boomer” bebek patlaması kuşağının tüketim eğiliminin yüksek olması ve tasarruf eğiliminin görece düşük kalması, toplam tasarrufların beklenildiği ölçüde artmasını engelleyebilir. Tasarrufların artmayabileceğine dair bir diğer önemli görüş ise teknoloji kaynaklı rekabetin yoğunluğu ile ilgili. Günümüzde firmalar tasarruf etmekten ziyade, rekabet avantajı sağlamak için sürekli yatırım yapmak zorunda kalıyor. Özellikle yalnızca teknoloji şirketlerinin değil, teknolojiyi kullanan tüm sektörlerin ciddi yatırım ihtiyacı içinde olduğu bir döneme giriyoruz. Bu da tasarruf artışı yerine yatırım talebinin öne çıkmasına neden olabilir.</p>
<p><strong>Christopher Waller, son dönemde daha temkinli</strong></p>
<p>Sonuç olarak, Kevin Warsh’un faiz indirimi yaklaşımının yalnızca siyasi tercihlere dayanmadığını, belirli teorik temellere de oturduğunu söylemek mümkün. Ancak mevcut ekonomik ve finansal koşulların bu yaklaşımı tam anlamıyla desteklemediği kanaatindeyiz.</p>
<p>Nitekim Fed Yönetim Kurulu üyelerinden Christopher Waller’ın son dönemde daha temkinli, “bekle-gör” yaklaşımına yönelmesi ve ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’ın benzer şekilde ihtiyatlı mesajlar vermesi de bu durumu destekliyor.</p>
<p>Özetle, ne Fed içinde ne de ABD ekonomi yönetiminin diğer unsurlarında, Warsh’un agresif faiz indirimi politikasını güçlü şekilde destekleyen bir tablo henüz oluşmuş değil. Erken ve güçlü faiz indiriminin önce servet etkisi ile enflasyonu patlatmasından, sonra finansal istikrarı bozmasına, beklendiği gibi bir tasarruf artışı değil, tüketim artışı olma olasılığına kadar birçok sonucu getirebileceği ve yanlış olduğu görüşlerine katılıyoruz. Elbette bu değerlendirmelerin, savaşın uzamadığı ve barış ihtimalinin konuşulduğu bir senaryo altında geçerli olduğunu da özellikle belirtmek gerekiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kevin-warsh-nicin-faiz-indirme-egiliminde-ve-neden-indirmemeli-77622</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kevin Warsh niçin faiz indirme eğiliminde ve neden indirmemeli? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/whatsapp-grubundan-orgutlenmeye-turkiye-tarim-gida-ve-cevre-birligi-77621</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye Tarım, Gıda ve Çevre Birliği kuruldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hepimizin üyesi olduğu veya istemeden üye yapıldığımız çok sayıda WhatsApp grubu var. Çoğu zaman oradaki mesajları okumaya zaman yetmez. Bu grupları çok verimli kullananlar da var, bir çöplüğe dönüştürenler de.</p>
<p>Bugün sizlere bir WhatsApp grubundan büyük ve kapsayıcı bir örgütlenmenin nasıl ortaya çıktığının öyküsünü yazacağım.</p>
<p>Yanılmıyorsam 2019’un sonları veya 2020 yılı başlarıydı. Covid 19 salgınının başladığı günlerdi. Bir iki kez telefonla görüştüğüm ama henüz yüz yüze tanışmadığımız, tarım konusundaki sorunlara kafa yoran, yazdığım yazılarla ilgili zaman zaman arayıp bilgi veren Kemal Berişler,  bir WhatsApp grubu oluşturmuş ve onayımı alarak beni de gruba dahil etmişti. Genelde bu tür grupları gazetecilik refleksiyle, hem sektörü takip etmek hem de haber konusu çıkar mı diye izleyen, bilgilenen ama paylaşım yapmayanlardanım. Bu şekilde üye olduğum ve haber aldığım, tarım, gıda konusunda bilgilendiğim çok sayıda grup var. Yazılarım ve sosyal medyadaki paylaşımlarım bu gruplarda paylaşılır, ama ben kendim paylaşmam. Bunu yazdım okuyun diye kimseyi zorbalamak istemem. İsteyen okur, istemeyen okumaz.</p>
<p>Yıllar önce Hava Kuvetleri’nde pilotluktan ayrılan, bir süre cezaevinde kalan ve çıktıktan sonra pazarda limon satan, sonra Türkiye’nin dağlarını gezip doğa mantarları sektörünün oluşmasında öncülük eden isimlerin başında gelen Kemal Berişler, kurutulmuş, yarı kurutulmuş domates ihracatının da öncülerinden. O’nun hikayesini Yeni Tarım Düzeni/Pandemi-İklim Krizi ve Gıda Egemenliği” kitabımda ayrıntılı olarak yazmıştım. Merak eden kitaptan okuyabilir.</p>
<p>Kemal Berişler’in kurduğu ve ulusal düzeyde tarım, gıda, çevre ve benzeri konularda görüşlerin paylaşıldığı WhatsApp grubu “Ulusal Tarım Gıda Birliği(UTGB) adıyla 16 Mayıs 2020’de  ilk bildirisini yayınladı. Bu bildiri ile biraraya gelen 200 gönüllü üyenin desteği ile Ulusal Tarım Gıda Birliği inşa süreci başlatıldı. Yaklaşık 6 aya ulaşan inşa sürecinde öncelikle amaç ve ilkeleri oluşturuldu. Çalışma alanları ve stratejileri  belirlendi ve her çalışma alanı için, çalışma grupları faaliyetlerine başladı. Bütün bunlar WhatsApp grubu üzerinden yapıldı. Bir süre sonra fiziki toplantılar etkinlikler gerçekleştirildi. Yakın zamanda İzmir Tarım Fuarı’na katılım sağlandı.</p>
<p>Bu çalışmalar devam ederken bireysel ve sivil toplum örgütlerinin gruba katılımı çığ gibi büyüdü. Grupta sadece sorunlar değil çözümler, öneriler tartışıldı.</p>
<p><strong>Birliğim kuruluşu yarın </strong><strong>resmen açıklanacak</strong></p>
<p>Yaşanan sürecin sonunda yaklaşık 150 saygın kuruluşu tek çatı altında birleştiren, ülke geneline yayılan 10 bini aşkın kişiyi temsil eden Türkiye Tarım, Gıda, Çevre Birliği kuruldu. Yarın,  23 Nisan 2026’da bu kuruluş resmi olarak duyurulacak.</p>
<p>Türkiye Tarım, Gıda ve Çevre Birliği(TTGB)’nin 23 Nisan’da açıklanacak kuruluş bildirisinde oluşturulan bu kurumsal yapı şöyle ifade ediliyor: “  Küresel ve ulusal boyutta yaşanan gelişmelerin tarım, gıda ve çevre alanlarına yansımaları ve bu üç sistemde derinleşen sorunların tek boyutlu yüzeysel yaklaşımlarla çözülemiyor olması, dünyada ve Türkiye'de örneği olmayan yeni bir kurumsal yapıyı gündeme getirdi.</p>
<p>Tarım, gıda ve çevre sistemlerindeki yetkin kurumsal yapılanmalar tek çatı altında ortak<br />sorunları çözmek için bir araya geliyor. Türkiye; bilimsel ve bütünsel perspektife sahip yeni,<br />farklı ve özgün bir ortak akıl ve çözüm düzlemine sahip oluyor.</p>
<p>Küresel iklim değişikliğinin yansımaları büyük bir mücadele alanı haline geldi.</p>
<p>Pandemi gıda yönünden, savaşlar tarımsal girdiler yönünden kendi kendine yeterliliğin önemini artırdı. Ülkemizde gıda enflasyonu çok yüksek ve geniş kitleler yetersiz beslenme ile karşı karşıya kalıyor. Çiftçiler yorgun, ümitsizler ve yaşlanıyorlar. Gençler köyleri terk edip kentlere savruluyor, geleceklerini orada arıyorlar, tarım arazileri boşalıyor.</p>
<p><strong>Topraklar bozuluyor, sular kirleniyor</strong></p>
<p>Milyonlarca yılda oluşan topraklarımız bozulup, harap oluyor ve her geçen gün vahşi bir kullanıma maruz bırakılarak, güncel çıkarlara terk edilen, giderek azalıp niteliğini yitiren yeraltı ve yerüstü su kaynaklarımız, tüm doğal varlığımızın yok edilişi bizleri, yarınki tüm kuşaklarımızı karanlık bir geleceğe mahkûm ediyor.</p>
<p>Tarım, gıda, çevre alanlarındaki sorunlar her geçen gün derinleşirken, bütüne bakmayan, sorun bazlı, yüzeysel politikalar kalıcı çözümler üretemiyor. Yeni bir anlayış ve vizyon ihtiyacı belirginleşti. Bu durumun farkında olan kişiler ve üyesi oldukları kuruluşlar 5 yılı aşkın bir süredir sürdürülen çabalar sonucunda yeni, farklı ve işlevsel bir yapılanma oluşturdu.</p>
<p>Bugüne kadar daha çok tek boyutlu, tek taraflı olarak gündemdeki güncel sorunlara odaklı, nedenleri değil sonuçları ortadan kaldırmaya yönelik düzenlemeler yapıldı. Ancak, gelinen noktada birçok sorunun çözülemediği, hatta sorunların daha da artacağı görünüyor. Bu sorunlu yapının sürdürülmesi mümkün değildir.</p>
<p><strong>Yeni bir sistem ve yapıya ihtiyaç var</strong></p>
<p>Yeni bir anlayış ile yeni bir sistem, yeni bir yapı ve yeni bir işleyiş gerekiyor. Bu gerçekten hareketle Türkiye Tarım, Gıda ve Çevre Birliği,  tarım, gıda, çevre zincirinde üretimden tüketime bütün halkaları ve aktörleri bir araya getirme hedefiyle çalışmalara başlamıştır. Birlik, bu kapsamda; yapısal, sistemsel ve süreçsel boyutların tamamını dikkate alan, tarım, gıda ve çevreyi olması gerektiği şekilde birlikte ele alan bütünsel bir yaklaşımın ürünü olarak oluşmuştur.”</p>
<p>Türkiye Tarım, Gıda ve Çevre Birliği ‘nin temel amaçlarına yer verilen kuruluş bildirisinde : “Birlik, bu amaçlar için ortak akıl ve bütünsel yaklaşım ile sorunların analiz edilmesi, yine bu anlayış ile çözümler üretilerek merkezi ve yerel yönetimlere aktarılması ve önerilerin hayata geçirilmesinin sağlanmasını ve tüm toplumumuz adına izlenmesini çalışmalarının odağı haline getirerek etkin/olumlu bir çekim merkezi olacaktır. Ortak aklı ve vicdanı yükümlülüğünün farkında olarak bilim odaklı yaklaşımı ile çözümden yana bir anlayış geliştirmek azmindedir. Bu süreçlerin çok zahmetli ve son derece zorlu olacağının bilincindedir. Hazırlanan portal ve mobil uygulaması ile yakın zamanda, tarım gıda ve çevre alanlarında Türkiye’nin en dinamik ve en zengin bilgi ve deneyim paylaşım havuzuna sahip olacaktır.”</p>
<p><strong>Ulusal seferberlik anlayışı ile çalışılacak</strong></p>
<p>Birliğin ulusal seferberlik anlayışı ile çalışılacağı belirtilen bildiride: “Ülkemizin konusunda uzman insan kaynaklarını tüm birikim, bilgi ve deneyimleriyle sorunların stratejik analiz ve çözüm yollarının üretilmesinde, oluşturduğu çalışma masaları ve sürekli forumlarda, ulusal bir seferberlik anlayışıyla bir araya getirecektir.</p>
<p>Yapılandırdığı il birliklerinde tüm paydaşlarının bireylerini ve kaynaklarını bir araya getirerek, üretilen çözümlerin toplumumuzun en üst kademelerinden en derin köşelerine kadar tüm kitleye, karar vericilere ve en geniş tabana ulaşmasını sağlayacak ve üretken/yaratıcı bir olumlu/hoş görülü ortak çıkar odaklı bir iklimin temeli olacaktır.</p>
<p>TTGB, ülkesini, insanını, doğasını seven, bunlara değer veren duyarlı, idealist ve yurtsever insanların oluşturduğu bir paydaşlar ve güçler birliğidir. Türkiye'de ve dünyada örneği olmayan bu nitelik, işlev ve vizyonda ilk ve tek platformdur.</p>
<p>TTGB kurucuları olarak tarım, gıda, çevre alanlarındaki sorunların çözümüne katkı vermek durumunda olan tüm bireyleri ve kurumları kalıcı, sonuç alıcı, uzun vadeli, gönüllü iş birliği ve güç birliğine davet ediyoruz.” bilgisine yer verildi.</p>
<p><strong>TTGB’den çağrı</strong></p>
<p>Türkiye Tarım,Gıda ve Çevre Birliği, kuruluş günü olan 23 Nisan’da kamuoyuna da bir çağrıda bulunacak. Çağrıda özetle şöyle deniliyor: “ Dünya genelinde ve ülkemizde tarım, gıda ve çevre alanlarındaki sorunlar derinleşmektedir. Başta su, toprak, mera, orman ve ekolojik çeşitlilik olmak üzere tarımda üretim kaynakları azalırken dünya nüfusu üstel olarak artmaktadır. Gençler tarımsal üretimden uzaklaştığı için bu kaynakları kullanacak çiftçilerin sayısı gerilemektedir. Gıda güvenliği ve güvenilirliğinin önemi her geçen gün artmakta, aynı şekilde çevre duyarlığına olan haklı ihtiyaç belirginleşmektedir.</p>
<p>Tarım ve bağlantılı alanlardaki kesimler sorunlarının çözülmesi bir yana giderek büyümesinden, derinleşmesinden yakınmaktadırlar. Çiftçiler maliyetlerin yüksekliğinden, fiyatların düşüklüğünden şikayetçiler. Tüketiciler ürünlerin sağlık standartlarının düşüklüğüyle birlikte fiyatların yüksekliğinden şikayetçiler. Çalışacak işçi temini ilgili tüm kademelerde her gün çok daha zor bir duruma gelmektedir. Zincirin ortasında yer alan aracılar ve sanayiciler de yeterli, kaliteli ve istikrarlı ürün bulamamaktan şikayetçi. İhracatçılar hem yeterli ve istikrarlı hem de sağlıklı ürün tedarik edememekten, geri dönen ürünlerden şikayetçi. Bu zincirde girdi tedariki ve lojistik süreçlerinde ürün ve hizmet veren kesimler istikrarsız talepten, tahsilat güçlüklerinden şikayetçi. Çevre/doğa duyarlılığı yüksek kesimler, tarımsal üretim-tüketim zincirinin yarattığı olumsuzlukların artmasından, ekolojik çeşitliliğin zayıflamasından, çevre kirliliğinin derinleşmesinden şikayetçiler. Kamu otoriteleri ise kaynak yetersizliği ve güven ortamının oluşamamasından şikayetçi. Bitkiler ve hayvanların da birçok nedenle insanlardan şikayetçi olduğu açık.</p>
<p>Şimdi sormak gerekiyor; bir zincirde, üretim kaynakları da dahil olmak üzere tüm taraflar şikayetçi ve sistem neredeyse çökmek üzereyse bu yapı/zincir nasıl sürdürülebilir, bu durum bu haliyle daha ne kadar devam edebilir? İyileşme/gelişme için kimler nereden başlamalı, neyi, nasıl yapmalı?</p>
<p><strong>TTGB Çözüm Yolu</strong></p>
<p>Tarım Gıda ve Çevre alanlarında gelinen nokta/aşama sorunlar yumağına işaret ediyor. Zira bugüne kadar tutulan yol, kullanılan yöntemler ve elde edilen sonuçlar artık yeterli gelmiyor. Yeni, farklı ve işlevsel bir yaklaşım ve buna uygun yeni bir iş birliği/güç birliği zeminine her açıdan ihtiyaç hissediliyor. Tedarik, üretim, işleme, işçi, pazarlama, dağıtım, lojistik ve tüketim aşamalarında yer alan ve bu farkındalığa sahip; çiftçi, köylü, finansman, tüccar, sanayici, ihracatçı, işçi, tüketici, tedarikçi, akademisyenler olarak 5 yılı aşkın bir süredir birlikte sürdürdüğümüz yoğun çaba ve arayışlar sonunda yoldan çekilmek yerine yeni bir yol bulmaya/açmaya karar verdik.</p>
<p><strong>Değer zincirindeki bütün halkalar dikkate alan çözümler olacak</strong></p>
<p>Türkiye Tarım Gıda ve Çevre Birliği (TTGB); sorunların ve çözüm arayışlarındaki eksikliklerin farkında olarak, değer zincirindeki bütün halkaları ve aktörleri birlikte dikkate alan ve bir araya getiren, tarım-gıda-çevre sistemlerini birlikte gören ve böylece sorunları bilimsel çerçevede ortak akıl ile çözmeye çalışan özgün bütünsel vizyona sahip bir platformdur. 81 ilde sanal bir AĞ/PLATFORM üzerinden örgütlenmekte olan TTGB, oluşturduğu içeriği itibariyle dünya ve Türkiye bir ilk niteliğindeki TTGB Portal ve Mobil Uygulaması ile tarım- gıda-çevre alanlarında, istatistik, bilgi, deneyim, paylaşım ve iş birliği açısından büyük fark yaratacaktır. Bu yapı aynı anda bir üst yapı kurumu olarak geniş veri tabanından akan verilere dayanarak çözüm yollarının üretildiği ülkemizin konusunda en yetkin beyinleriyle oluşturduğu çalışma alanlarında karar vericileri ve tüm ilgilileri aydınlatırken, kurduğu il birlikleri ile de çalışmalarını alt yapıda hem gerçeği sürekli hissetmek hem de verilerini tüm kesimlerle en alt düzeyden itibaren üretip paylaşmaktan onur duyacaktır. Bu süreç toplumumuzun her kesimini yerel ve genel düzeyde besleyecek en önemli bilgi ve eylem ortamını yaratacaktır.”</p>
<p>Özetle, WhatsApp grubu ile başlayıp bir çatı örgüte dönüşen, tarım, gıda ve çevre konusunda sorunları doğru tespit ederek doğru çözümler getireceği iddiasındaki Türkiye Tarım, Gıda ve Çevre Birliği yakından izlenmeli.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Türkiye Tarım, Gıda ve Çevre Birliği’nin temel amaçları</strong></span></p>
<p>- Tarımsal ürünlerde; girdi tedariki, üretim, depolama, ticaret, işleme, perakende, tüketici ve tüketim zincirinde nitelikli sürdürülebilirliğin sağlanmasına, maliyet/kazanç bölüşümünün adil hale getirilmesine,</p>
<p>- Tarımsal üretimde ve fiyatlarda istikrarının sağlanmasına,</p>
<p>- Gıda güvencesi, egemenliği, erişilebilirliği ve güvenilirliğinin geliştirilmesine,</p>
<p>- Tüketiciye makul fiyatla güvenilir gıdanın, sanayicilere istikrarlı hammadde arzının tedarikine,</p>
<p>- Çiftçilerin maddi koşullarının ve yaşam ortamlarının çağdaş koşullarda iyileştirilmesine,</p>
<p>- Stratejik ürünlerde ve girdilerde ulusal ölçekte kendine yeterliliğin sağlanmasına,</p>
<p>- Platform üzerinden ülke çapında üretim planlamalarının yapılabilmesine yüksek bir bilinç ve talep yaratılarak en üst düzeyde katkı verilmesine,</p>
<p>- Çiftçiler, toprak, su, gen kaynakları, meralar, ormanlar gibi tarımsal/çevresel kaynakların korunmasına,</p>
<p>- Doğa, çevre ve biyolojik çeşitlilik ile dengenin etik değerler çerçevesinde korunmasına,</p>
<p>- Tarım ve bağlantılı alanlardaki faaliyetlerin sürdürülebilirliğinin çevre duyarlılığıyla birlikte yürütülmesine,</p>
<p>- Sosyal, ekonomik, kültürel ve teknolojik kalkınmaya katkı verilmesine,</p>
<p>- Bu alanlardaki örgütlenmenin daha etkin ve kapsayıcı olmasına ve tüm bu alanların iş birliği ve iletişim içinde olmasına,</p>
<p>- Ekonomik, ekolojik ve sosyal sürdürülebilirliğin sağlanmasına yönelik çalışmalar yapılması.</p>
<p><strong>TTGB’de kimler var?</strong></p>
<p>Gönüllüler arasında çiftçiler, akademisyenler, kamu emekçileri, çevre aktivistleri, muhtelif meslek mühendisleri, gıda şirketi yöneticileri, sivil toplum temsilcileri, girişimciler, belediye çalışanları, gazeteciler, kooperatif yöneticileri, ziraat girdileri ve tedarikçileri, kültür balıkçılığı temsilcileri, mevsimlik tarım işcileri temsilcileri, ihracatçılar var.</p>
<p>Türkiye’nin 27 şehrinden; Adana, Ankara, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bodrum, Bursa, Çanakkale, Denizli, Elazığ, Eskişehir, Hatay, İstanbul, İzmir, Kars, Kırklareli , Kocaeli, Manisa, Mardin, Mersin, Muğla, Sakarya, Sinop, Tokat, Urfa, Van gönüllülerin yer aldığı oluşuma Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, İngiltere, Bulgaristan, Rusya gibi ülkelerden de çalışmalara destek verenler var.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/whatsapp-grubundan-orgutlenmeye-turkiye-tarim-gida-ve-cevre-birligi-77621</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/1/1280x720/47-agriculture-1776836283.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ WhatsApp grubundan örgütlenmeye: Türkiye Tarım, Gıda ve Çevre Birliği ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/savas-ve-catismalarin-ekonomik-etkileri-77620</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savaş ve çatışmaların ekonomik etkileri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Çatışma sürecinde hükümetlerin bütçe dengelerinde belirgin bir bozulma ortaya çıkıyor. Bir yandan askeri harcamalar artarken, diğer yandan ekonomideki daralma nedeniyle vergi tabanının küçülmesi ve gelir toplama kapasitesinin zayıflaması, bütçe dengelerinde büyük tahribata yol açıyor.</strong></p>
<p>Uluslararası Para Fonu (IMF), nisan ayındaki Dünya Ekonomik Görünümü raporunda, savaş ve çatışmaların makroekonomik etkileri ve sonrasındaki toparlanma süreçleriyle ilgili bilgilendirici bir çalışmaya yer verdi. Bugünkü yazımda bu çalışmanın tespitlerine yer vermek istiyorum.</p>
<p>Savaşlar ve çatışmalar insanlık kadar eski. Toplumlar arasındaki anlaşmazlıkların siyaset ve diyalog kanallarıyla çözülemediği durumlarda, savaş ve çatışma kaçınılmaz oluyor. İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan yeni dünya düzeni içerisinde, silahlı çatışma sayısı, önceki dönemlere göre belirgin bir şekilde düştü. Özellikle Soğuk Savaş’ın bitmesi sonrasında, ABD liderliğindeki tek kutuplu dünya düzeninde, tarihte çok az nesle nasip olacak kadar sakin ve huzurlu bir süreç yaşadık. Küreselleşme akımlarının güçlendiği, uluslararası ilişkilerde kurallara bağlı ve işbirliğine dayalı bir anlayışın hâkim olduğu bu dönemde, dünya genelinde refahın arttığını, yüz milyonlarca insanın mutlak fakirlikten kurtulduğunu gördük. Ne var ki, son yıllarda bu olumlu seyrin bozulmakta olduğu, çatışma ve savaş kaynaklı risklerin arttığı ve ne yazık ki buna bağlı olarak can kayıplarının da hızla yükseldiği bir dönemde bulunuyoruz. Özellikle Rusya-Ukrayna ve hala sürmekte olan İran-ABD/İsrail savaşları, önceki dönemlere damga vuran görece barış ve huzur ortamının kaybolmasına neden oldu.</p>
<p><strong>IMF verilerine göre </strong><strong>jeopolitik tehdit büyüdü</strong></p>
<p>IMF’nin verileriyle durumu ortaya koymak gerekirse, kendi hesapladıkları Jeopolitik Tehdit Endeksi’nin 1990’lı yıllar ortalaması 97,4 iken, 2000’li yıllarda bu endeks ortalamada 88,6’ya geriledikten sonra, özellikle Trump’ın başkan seçilmesiyle birlikte hızlanarak 2010’lu yıllarda ortalama 92,9’a ulaştı. 2020’den itibaren ise durum daha da kötüleşti ve söz konusu endeksin ortalaması son 2020-2024 arasında 120,9 olarak hesaplandı. İran’daki savaşla birlikte bu endeksin çok daha yüksek değerlere ulaşmış olduğunu kolaylıkla tahmin edebiliriz. Yine IMF verilerine göre, 1989-2020 arasındaki 32 yılda savaş ve çatışma nedeniyle meydana gelen ölümlerin yıllık ortalama sayısı 51 bin 120 kişi olurken, 2021-2024 arasında bu sayı 184 bin 330 kişiye fırladı.</p>
<p>IMF’nin bulgularına göre çatışmalar, çatışma bölgelerindeki ekonomilerde büyük ve kalıcı üretim kayıplarına yol açarken, bu etkilerin diğer ülkelere de yayılma riski ortaya çıkıyor. Çatışma bölgesindeki ülkede üretim, çatışmanın başlangıcında keskin bir şekilde düşerken, üretim kayıpları beş yıllık bir dönemde yaklaşık %7’ye kadar yükselebiliyor. Çatışmalardan kaynaklanan üretim kayıpları, on yıl sonra bile devam ederken, bu kayıplar finansal krizler veya şiddetli doğal afetler nedeniyle meydana gelen üretim kayıplarını da aşıyor. Çatışma bölgelerinin ötesinde, komşu ülkeler ve ticaret ortakları da kısa vadede daha sınırlı, ancak ihmal edilemeyecek üretim kayıpları yaşayabiliyor.</p>
<p>Üretim kayıplarının temel nedenleri, hane halkı gelirlerinin düşmesi ve belirsizliğin artmasıyla birlikte özel tüketim ve yatırımlardaki düşüş ve hükümet harcamalarının askeri amaçlara yönlendirilmesi olarak belirleniyor. Çatışma sürecinde hükümetlerin bütçe dengelerinde de belirgin bir bozulma ortaya çıkıyor. Bir yandan askeri harcamalar artarken, diğer yandan ekonomideki daralma nedeniyle vergi tabanının küçülmesi ve gelir toplama kapasitesinin zayıflaması, bütçe dengelerinde büyük tahribata yol açıyor.</p>
<p><strong>Uzun vadede sermaye stokunda </strong><strong>erime ve istihdam kaybı yaşanıyor</strong></p>
<p>IMF’nin bulgularına göre ihracat, ithalattan daha çok düşerek ticaret dengesinde bozulmaya neden oluyor. Bu esnada, savaş kaynaklı belirsizlik, sermaye çıkışlarını körüklerken, hükümetlerin bunun önüne geçmek için sermaye kontrolleri uygulamalarına başvurabildikleri gözleniyor.</p>
<p>Savaş dinamikleri ayrıca döviz kurunun sürekli değer kaybına, rezerv kayıplarına ve enflasyonist baskılara da katkıda bulunuyor. Daha uzun vadede ise, savaş sermaye stokunda, istihdamda ve verimlilikte etkileri çok uzun yıllar süren düşüşlere neden olabiliyor.</p>
<p>Buraya kadar okuduklarınızda pek şaşırtıcı bir şey yok aslında. Savaşı başlatanlar bunu her zaman çok ulvi gerekçelerle yapıyor olsalar da, sıradan insanlar için savaş her zaman ölüm ve yoksulluk demek. Peki savaş bittikten sonra, ekonomik toparlanma süreci nasıl ilerliyor? IMF çalışmasında bununla ilgili saptamalar da var. İyi haber, çatışma sona erdiğinde ve kalıcı bir barış sağlandığında, çok hızlı ve otomatik bir şekilde olmasa da, ekonomik toparlanma mümkün görünüyor. İncelenen ülke örneklerine göre, üretim seviyesi hemen her ülkede artarken, toparlanma hızı savaş zamanı kayıplarına göre yavaş kalıyor ve ülkeler arasında büyük farklılıklar görülüyor. II. Dünya Savaşı'nın sona ermesinden bu yana incelenen savaş sonrası toparlanmaların temel nedeni, işçilerin sivil ekonomik faaliyetlere geri dönmesi ve mültecilerin kademeli olarak geri dönmesiyle öncelikle işgücü dinamiklerinin kuvvetlenmesi oluyor. Buna karşılık, azalsa da devam eden belirsizlikler ve kalıcı finansman kısıtlamaları, sermaye birikimi ve verimliliğin uzun bir süre düşük kalmasına yol açıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/savas-ve-catismalarin-ekonomik-etkileri-77620</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/4/1280x720/piyasa-finans-1768974835.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savaş ve çatışmaların ekonomik etkileri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-77612</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası&#039;nın faiz kararı ne olacak?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Dikkatler Merkez Bankası’na Çevrildi! TCMB’nin Faiz Kararı Ne Olacak? | Ekonomi Masası | 22 Nisan" src="https://www.youtube.com/embed/SzXreS45Vqg" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-77612</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/8/1280x720/guldag-berfin-cipa-1770786551.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/israile-destek-beyaz-sarayin-meraki-olsa-da-amerikalilari-bezdirmis-olabilir-77619</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> İsrail&#039;e destek Beyaz Saray&#039;ın merakı olsa da Amerikalıları bezdirmiş olabilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>1973 petrol krizinden bugüne kadar değişmeyen bir gerçek var: Ortadoğu'da savaş varsa, dünyada enflasyon vardır. Bölgedeki risk arttıkça petrol fiyatı yükseliyor; petrol yükseldikçe üretim maliyetleri, taşımacılık giderleri ve gıda fiyatları artıyor.</strong></p>
<p>Ortadoğu’ya baktığımızda bugünü anlamak için geçmişi dışarıda bırakmak mümkün değil. 1948’den bu yana İsrail’in güvenlik politikaları etrafında şekillenen çatışmalar, Arap-İsrail savaşlarından Lübnan müdahalelerine, Filistin meselesinden bugünkü Gazze yıkımına kadar uzanan kesintisiz bir gerilim hattı oluşturdu. Bu hat yalnızca bölgesel bir güvenlik sorunu değil; aynı zamanda küresel ekonomi üzerinde sürekli maliyet üreten bir mekanizma haline geldi.</p>
<p>Bugün Gazze’de ortaya çıkan tablo, bu sürecin en ağır halkalarından biri. On binlerce can kaybı, büyük ölçüde yok olmuş altyapı ve 20-30 milyar doları bulan ekonomik zarar. Lübnan’da ise yıllardır biriken krizler, tekrar eden çatışmalarla birleşince ekonomiyi yüzde 40’tan fazla daraltmış durumda. Ancak bu kayıpların asıl önemi, bölgeyle sınırlı kalmaması. Çünkü Ortadoğu, dünya enerji sisteminin kalbi ve burada yaşanan her kırılma, küresel ekonomiye doğrudan yansıyor.</p>
<p>1973 petrol krizinden bugüne kadar değişmeyen bir gerçek var: Ortadoğu'da savaş varsa, dünyada enflasyon vardır. Bölgedeki risk arttıkça petrol fiyatı yükseliyor; petrol yükseldikçe üretim maliyetleri, taşımacılık giderleri ve gıda fiyatları artıyor. Petrol fiyatındaki her 10 dolarlık artışın küresel enflasyonu yaklaşık 0,3–0,5 puan yukarı çektiğine dair güçlü ampirik çalışmalar var. Bu da dünya ekonomisi ölçeğinde trilyon dolarlık refah kaybı anlamına geliyor.</p>
<p>Tam bu noktada sorunun merkezine geliyoruz: ABD’nin İsrail’e verdiği destek bu maliyete değiyor mu?</p>
<p><strong>İsrail’e askeri yardımın asıl maliyeti </strong><strong>jeopolitik zincirleme etkilerde</strong></p>
<p>ABD’nin İsrail’e sağladığı yıllık 3-4 milyar dolarlık askeri yardım, işin yalnızca görünen kısmı. Asıl maliyet, bu desteğin yarattığı jeopolitik zincirleme etkilerde ortaya çıkıyor. Irak ve Afganistan savaşlarının toplam maliyetinin 5–6 trilyon doları bulduğu düşünüldüğünde, Ortadoğu’daki angajmanın ABD bütçesi üzerindeki yükü açıkça görülüyor. Bugün petrol fiyatlarının yeniden 100 doların üzerine yönelmesi, ABD’de enflasyonla mücadeleyi zorlaştırıyor; Fed'in faiz indirimlerini geciktiriyor ve büyüme üzerinde baskı oluşturuyor.</p>
<p>Bu maliyet yalnızca makro düzeyde kalmıyor. Enerji fiyatlarındaki artış doğrudan Amerikan tüketicisinin cebine yansıyor. Benzin fiyatı yükseldiğinde, lojistik maliyetler arttığında, gıda fiyatları yukarı gittiğinde bu durum hem tüketimi hem de yatırım iştahını baskılıyor. Yani Ortadoğu’daki bir çatışma, Washington’daki para politikasını, New York’taki tüketicinin harcamasını doğrudan etkileyebiliyor.</p>
<p>İşin bir de siyasi boyutu var. ABD yaklaşan ara seçimlere doğru ilerlerken ekonomi her zamanki gibi en belirleyici faktör. Amerikan seçmeni dış politikadan çok cebine bakar. Enflasyon yükseldiğinde, alım gücü düştüğünde bunun siyasi karşılığı olur. Dolayısıyla İsrail'e verilen desteğin yarattığı dolaylı ekonomik maliyet, iç siyasette de hissedilir hale geliyor.</p>
<p>Bu noktada bir başka kritik katman devreye giriyor: Bu politikanın nasıl şekillendiği. ABD'de lobi faaliyetleri sistemin parçası. İsrail yanlısı gruplar, kampanya bağışları ve politika üretim süreçleri üzerinden siyasi karar mekanizmaları üzerinde etkili olabiliyor. Bu durum yalnızca bu gruplara özgü değil; savunma sanayii, enerji sektörü ve diğer çıkar grupları da aynı sistem içinde yer alıyor. Ancak İsrail meselesinde bu etkinin daha görünür ve daha yoğun tartışılır hale geldiği açık. Bu bir “kontrol” meselesi değil, ama güçlü bir “etki alanı” olduğu da inkâr edilemez.</p>
<p><strong>Etki-karşı etki döngüsüyle </strong><strong>risk primi yüksek kalıyor</strong></p>
<p>Bu tercihlerin sahadaki karşılığı ise bir etki-karşı etki döngüsü. İsrail'in attığı bir adım, bölgede yeni bir tepki doğuruyor; bu tepki yeni bir misillemeyi tetikliyor. Döngü devam ettikçe risk primi yüksek kalıyor, enerji fiyatları oynaklaşıyor ve küresel ekonomi sürekli bir belirsizlik içinde kalıyor.</p>
<p>Uluslararası alanda ise ABD’nin itibarı bu süreçten etkileniyor. Son dönemde birçok ülkede ABD’nin tarafsızlığı ve küresel liderlik rolü daha fazla sorgulanır hale geldi. Bu durum yalnızca diplomatik ilişkileri değil, ticari ve finansal iş birliklerini de etkileyebilecek bir risk taşıyor. Daha da önemlisi, bu algı değişimi bireysel düzeye kadar inebilir; tarihsel olarak jeopolitik gerilimlerin arttığı dönemlerde büyük güçlerin vatandaşlarının bazı bölgelerde daha temkinli karşılandığı bilinen bir gerçek.</p>
<p>Ve burada tartışmanın en hassas ama en önemli başlığına geliyoruz. ABD’de bazı deneyimli strateji uzmanları ve eski güvenlik bürokrasisi mensupları, İsrail'e verilen desteğin “kayıtsız şartsız” olmaması gerektiğini açıkça dile getirmeye başladı. Bu görüşün temelinde iki kritik kaygı var: çatışmanın kontrolsüz biçimde genişleme riski ve İsrail’in varoluşsal tehdit algısı altında alabileceği aşırı sert kararlar.</p>
<p>Uluslararası analizlerde zaman zaman vurgulanan bir gerçek var: İsrail, kendisini varoluşsal bir tehdit altında hissettiğinde son derece sert güvenlik refleksleri gösterebilen bir ülke. Bu nedenle bazı Amerikalı analistler, desteğin koşulsuz değil, belirli sınırlar ve diplomatik hedefler çerçevesinde verilmesi gerektiğini savunuyor. Çünkü kontrolsüz bir tırmanma yalnızca bölgeyi değil, küresel sistemi de geri dönülmez bir noktaya taşıyabilir.</p>
<p>Bu uyarılar aslında basit bir gerçeğe işaret ediyor: Koşulsuz destek, stratejik ortaklığı güçlendirmek yerine riskleri büyütebilir.</p>
<p>Tüm bu tabloyu bir araya getirdiğimizde soru daha da netleşiyor. ABD’nin İsrail’e verdiği destek; tarihsel, stratejik ve siyasi gerekçelerle açıklanabilir. Ancak ekonomik maliyetler artıyor, enflasyon riski yükseliyor, büyüme baskı altına giriyor, iç siyasi dengeler zorlanıyor ve uluslararası itibar aşınıyor.</p>
<p>Ve şimdi bu tabloya bir de kontrolsüz tırmanma riskini eklediğimizde, sorunun ağırlığı daha da artıyor: Gerçekten değdi mi?</p>
<p>Tarih bize şunu defalarca gösterdi: Jeopolitik tercihler kısa vadede güç kazandırabilir, ancak uzun vadede ekonomik ve sistemik maliyetini mutlaka çıkarır. Ve o maliyet, çoğu zaman sadece taraflara değil, bütün dünyaya kesilir.</p>
<p>Not: <em>ABD kamuoyunda İsrail’e yönelik destek eğilimlerinde dikkat çekici bir değişim yaşanıyor. Al Jazeera’nın aktardığına göre Amerikalıların % 41’i Filistinlilere daha fazla sempati duyarken, % 36’sı İsrail’i destekliyor; bu da geçmiş yıllardaki eğilimin tersine döndüğünü gösteriyor. Pew Research Center verileri ise olumsuz algının hızla arttığını ortaya koyuyor: ABD’li yetişkinlerin %60’ı İsrail hakkında olumsuz görüşe sahipken, 2022’de %10 seviyesinde olan “çok olumsuz” bakış açısı %28’e kadar yükselmiş durumda. Bu değişim toplum içinde homojen değil; özellikle genç Amerikalılar ve Demokrat seçmenler arasında eleştirel yaklaşım çok daha güçlü. Demokratların yaklaşık %80’i İsrail’e olumsuz bakarken, Cumhuriyetçiler arasında destek hâlâ daha yüksek olsa da genç Cumhuriyetçilerde olumsuz görüşlerin arttığı gözleniyor.</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/israile-destek-beyaz-sarayin-meraki-olsa-da-amerikalilari-bezdirmis-olabilir-77619</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/9/1280x720/amerika-netanyahu-1776836178.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İsrail&#039;e destek Beyaz Saray&#039;ın merakı olsa da Amerikalıları bezdirmiş olabilir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/toplayabilecegin-vergiyi-sal-77618</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> Toplayabileceğin vergiyi sal</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Vergisini zamanında ve tam olarak ödeyenleri enayi yerine koyan sistemin artık tıkandığını, tahsilat ile tahakkuk arasındaki açılan makastan görebiliyoruz. Hele ki toplayabildiğini de israf edersen...</strong></p>
<p><strong>1- SORUN</strong>: Bütçenin cezalar kalemindeki olağanüstü artışa rağmen tahsilat oranı yerlerde… <strong>Hüseyin</strong> <strong>Gökçe</strong>’nin haberi: <strong>642,8 milyar</strong> liralık tahakkuka karşılık tahsilat <strong>9,4 milyar</strong> lirada kalmış. Cezaların tamamı tahsil edilmiş olsaydı, bütçe ilk çeyrekte <strong>420 milyar</strong> açık yerine <strong>200 milyar</strong> fazla verecekti.</p>
<p><strong>2- ETKİSİ</strong>: Bütçenin denkliği için <strong>cezalara umut bağlamak</strong> zaten başlı başına sıkıntı iken vergi gelirlerindeki düşüş, kamunun <strong>borçlanma ihtiyacını</strong> artırıyor. <strong>Banknot matbaası</strong> daha fazla mesai yapıyor, <strong>faizler</strong> baskılanıyor, <strong>enflasyon</strong> indirilemiyor, <strong>yeni vergi</strong> çeşitleri ve alanları <strong>ihdas</strong> ediliyor.</p>
<p><strong>TOPLADIĞIN VERGİYİ NEREYE HARCADIĞIN DA MUAMMA</strong></p>
<p><strong>3- ÖNERİ</strong>: Vergi salmak işin kolayı… <strong>Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır</strong>. Vergi daireleri kapısında bu yazıyor. Ancak gerçekte olan şudur: <strong>Saldığın vergiyi toplayabilirsen</strong> başarıdır. <strong>Vergi reformu</strong> diye oran artırmak ve yeni vergi ihdas etmek yerine, <strong>vergi idaresi reformu</strong> yapmalı, <strong>açığı ceza ile kapamamalı</strong>.</p>
<p><strong>4- YÖNTEM</strong>: Az kazanandan az, <strong>çok kazanandan çok</strong> vergi alma düsturu hayata geçirilmeli. Bunun için yandaşın <strong>vergi borcunu silmek</strong> yerine <strong>çok kazananı</strong> da vergilendirmeli. İkide bir <strong>vergi affı</strong> getirilmemeli. Paranın izini sürebilen Maliye, gelirden ziyade <strong>gidere bakıp vergiyi online salabilmeli</strong>.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Tahakkuk &amp; Tahsile dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Tahsilat neden düşük?</em></strong></p>
<p><strong>Oranlar yüksek</strong>, oto, akaryakıt, KDV, ÖTV derken <strong>her bir yanımız vergi</strong> ile kuşatılmış durumda. <strong>Kazanmadığımız paradan</strong> dahi vergi almaya kalkarsan <strong>saldığın vergiyi</strong> toplamakta zorlanırsın.</p>
<p><strong><em>Peki, tahakkuk adil mi?</em></strong></p>
<p><strong>Değil</strong>. Çok kazanandan az, <strong>az kazanandan çok</strong> vergi almaya kalkarsan <strong>vergi adaletini</strong> sağlayamazsın. Radara yapay zekâ koyup, yollarda <strong>sürücüleri pusularsan</strong> saldığın vergi <strong>kâğıt üstünde</strong> kalıverir</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>BEN DE VERGİ KAÇIRMAK İSTİYORUM</strong></p>
<p><strong>Ben bir çalışanım</strong>. Asgari ücretli, memur, işçi, emekli gibi… Benim <strong>gelirimden vergiyi peşin</strong> kesiyor, kalanını veriyorlar. Bu yüzden benim <strong>tahsilat&amp;tahakkuk oranım %100</strong>. Ben de tıpkı yandaş, candaş ve imtiyazlılar gibi <strong>vergi kaçırmak</strong> istiyorum. Bana da <strong>vergisiz para</strong> verilsin, ben daha <strong>sonra belki </strong>öderim.</p>
<p><strong>TAHAKKUK&amp;TAHSİL LÛGATI</strong></p>
<p><strong>Tahakkuk</strong>: Vergi borcunun hesaplanıp, vergi idaresi tarafından gerçekleşme ile kesinleşmesi</p>
<p><strong>Tahsil</strong>: Hesaplanın kesinleşmiş vergi bocunun, mükellef tarafından kanuna uygun ödenmesi</p>
<p><strong>Kümesteki kazlar</strong>: Benim gibi bordro ile maliyeye yakalanmış, sürekli yolunan vergi mahkumları</p>
<p><strong>Dışarıdaki tilkiler</strong>: Yandaş, candaş, maliyede kaydı olmayan, vergisi silinen, vergiden azadeler</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/toplayabilecegin-vergiyi-sal-77618</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/lira-kdv.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Toplayabileceğin vergiyi sal ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayiciye-gore-genel-gidisat-dort-yildir-hic-bu-kadar-kotu-olmamisti-77617</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sanayiciye göre genel gidişat dört yıldır hiç bu kadar kötü olmamıştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Merkez Bankası’nın reel kesim güven endeksi kapsamındaki sorular arasında birini çok önemserim. Aslında bu soru, diğer tüm soruların yerini tutabilecek ya da diğer tüm soruların özeti niteliğinde bir soru.</p>
<p>Merkez Bankası sanayicilere soruyor:</p>
<p><strong>“Sanayi dalınızdaki genel gidişat konusunda bir ay öncesine kıyasla görüşünüz nedir?”</strong></p>
<p>Sanayici bu soruya<strong> “Daha iyi, aynı ya da daha kötü”</strong> şeklinde yanıt veriyor.</p>
<p><strong>“Daha iyi ve daha kötü”</strong> diyenlerin farkı alınıyor ve endeks oluşturmak için bulunan sayıya 100 eklenerek genel gidişat endeksi elde ediliyor.</p>
<p>Nisan ayındaki yanıtlara gelince…</p>
<p>Sanayicilerin yüzde 4’ü genel gidişatın daha iyi olduğunu söylemiş. Bu oran mart ayında 5,7.</p>
<p>Yüzde 71,9’luk kesim, gidişatın aynı olduğu görüşünü dile getirmiş. Bu oran martta yüzde 73,4.</p>
<p>Yüzde 24,1’lik kesim ise gidişatın daha kötü olduğunu ifade etmiş. Bu oran martta yüzde 20,9.</p>
<h2>Son dört yılın en kötüsü</h2>
<p>Nisan ayında gidişatın iyi olduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 4, kötü diyenlerin oranı yüzde 24,1 ve fark negatif 20,1. Bu sayıya 100 eklendiğinde bulunan endeks değeri 79,9.</p>
<p>İşte bu 79,9, sanayicinin yaklaşık son dört yıllık dönem için dile getirdiği en kötümser gidişat değeri.</p>
<p>Daha önce en kötümser olunan dönem, 78,2 değerinin oluştuğu 2022’nin temmuz ayıydı. Aradan dört yıla yakın zaman geçti ve sanayici bu süre boyunca gidişatı hiç bu kadar kötü görmedi.</p>
<h2>Yalnızca genel oran mı?</h2>
<p>Endeks değeri olan 79,9’un nasıl oluştuğunu aktardım.</p>
<p>Peki bu değeri oluşturan yanıtlardaki seyir nasıl?</p>
<p>Örneğin <strong>“Gidişat iyi”</strong> diyenlerin bu yıl nisanda yüzde 4 olan oranı, daha önce en düşük düzeye ne zaman mı inmiş; tam altı yıl önce 2020’nin nisanında. O ayki iyimserlerin oranı yalnızca yüzde 3,2 düzeyindeymiş. Ama 2020 yılının kendine özgü bir gerekçesi, bir mazereti var; o yıl pandemi gibi bir felaket yaşanıyordu ve tüm ekonomik aktiviteler yavaşlamıştı.</p>
<p>Aradan altı yıl geçti, 2020 gibi bir felaket söz konusu değil ama bu sefer de tabii ki savaşın etkisi var ve reel sektörde iyimserlik dibe oturmuş durumda.</p>
<p>Genel gidişatın kötü olduğunu dile getirenlerin bu yılın nisanında yüzde 24,1 olan oranı da dört yıl öncesi düzeyde. Kötümserlik oranı 2022’nin yaz aylarında da yüzde 25 dolayında bulunuyordu.</p>
<h2>Güven endeksi bir yıl önceye döndü</h2>
<p>Genel gidişata ilişkin soru reel kesim güven endeksini oluşturan sorulardan yalnızca biri ama girişte de belirttiğim gibi bir anlamda en önemli soru.</p>
<p>Peki reel kesim güven endeksindeki gidişat nasıl?</p>
<p>Tahmin edileceği gibi yön aşağı doğru.</p>
<p>Merkez Bankası verilerine göre reel kesim güven endeksi mevsimsellikten arındırılmış seriye göre nisan ayında 98,6’ya indi. Bu değer, son bir yılın en düşük düzeyine işaret ediyor.</p>
<h2>Satış fiyatı artacak diyenler…</h2>
<p>Reel kesim güven endeksi kapsamındaki sorulara verilen yanıtların bir kısmı gelecek dönemin ipuçlarını taşıyor.</p>
<p>Sanayicilere gelecek üç ayda iç piyasa satış fiyatlarının nasıl seyredeceği, daha açık bir ifadeyle zam yapıp yapmayacakları soruluyor.</p>
<p>Verilen yanıtlar enflasyonla ilgili tahminlerin yeniden yapılmasını gerektirecek yönde.</p>
<p>Bu soruya sanayicilerin yüzde 50,3’ü fiyatlar artacak, yüzde 46,5’i aynı kalacak, yüzde 3,2’si ise azalacak şeklinde yanıt veriyor.</p>
<p>Artacak ve aynı kalacak diyenlerin oranının birbirine çok yakın olması yanıltmasın. Burada önemli olan artacak ve azalacak diyenlerin farkı, o da 47,1 puan. Bu fark, 2022’nin mart ayından bu yana hiç böyle açılmamış ve yüksek olmamıştı.</p>
<h2>Savaş uzadıkça…</h2>
<p>Reel sektör kaç zamandır zaten sıkıntıda. Şimdi buna bir de savaşın etkisi eklendi. Üstelik bu savaşın ne zaman biteceğini kestirmek mümkün değil. Ayrıca savaş bitse bile etkisinin uzun süreceği de bir gerçek.</p>
<p>Dolayısıyla reel sektörü ve bağlı olarak tüm ekonomiyi daha sıkıntılı günler bekliyor. Bu sıkıntıları aşmak değilse de hafifletmek yönünde herhangi bir adım, herhangi bir girişim var mı peki?</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e84df72ecd3-1776831991.png" alt="" width="418" height="604" /></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sanayiciye-gore-genel-gidisat-dort-yildir-hic-bu-kadar-kotu-olmamisti-77617</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/06/Imalat.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayiciye göre genel gidişat dört yıldır hiç bu kadar kötü olmamıştı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-uretiminde-kapasite-artisi-lisanssiz-uretimle-buyuyor-77616</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrik üretiminde kapasite artışı lisanssız üretimle büyüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye’de son yıllarda yenilenebilir enerji yatırımlarıyla hızlanan elektrik kurulu güç artışında, lisanssız üretimin etkisi devam ediyor. EPİAŞ verilerine göre, yılın ilk çeyreği sonunda, Türkiye’de kurulu güç 2 bin 630 MW arttı. Bunun 1.456 MW kısmını lisanssız elektrik üretimi yapılan ağırlığı güneşe dayalı olan güneş ve rüzgar enerjisi santrallerinden geldi. Öte yandan, özel sektörün işletmeye aldığı, serbest üretim santrallerinde de yılın ilk çeyreği sonunda kurulu güçte 1186 MW artış oldu. Türkiye’deki kurulu güç toplamı Mart 2026 itibariyle 124 bin 532 MW’a ulaştı.</p>
<p>Kurulu güç artışının hemen hemen tamamı güneş enerjisine dayalı santrallerden geldi. Verilere göre, 2026 birinci çeyrekte güneş enerjisi santrallerinden kaynaklı artış 1.494 MW olarak belirlendi. Toplam kurulu güçteki küçük düşüş, biyokütle ve EÜAŞ santrallerindeki az miktardaki azalmadan geldi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e84d16335e8-1776831766.png" alt="" width="669" height="646" /></p>
<h2>Kurulu güçte yenilenebilir enerjinin payı yüzde 60,15 olarak ölçüldü </h2>
<p>Şubat ayı sonu itibariyle EPDK verilerine göre kurulu güçte yenilenebilir enerjinin payı yüzde 60,15, üretilen elektrikteki payı ise yüzde 47,74 olarak ölçüldü. Bu yıl, yenilenebilir kaynaklara dayalı elektrik üretiminin payının yılın tamamında daha yüksek olması bekleniyor. Bunda, enerji barajlarında geçmiş yıllara kıyasla daha fazla su birikmesi, yine yağışlar nedeniyle akarsulardaki santrallerin daha verimli hale gelmesinin etki etmesi bekleniyor. Diğer yandan ticari olarak kurulu santrallerin toplam kurulu güç içindeki payının yüzde 60’larda seyretmesi, bunların bir kısmının yenilenebilir yatırımlardaki teşvikler kapsamında olması, piyasa ve mali durum açısından bu santrallerden de elektrik alımının devam edeceği anlamına geliyor.</p>
<p>Nitekim EPDK verilerinde sadece yılın ilk iki ayında bakıldığında, geçen yılın aynı dönemine göre kıyasla yenilenebilir kaynaklara dayalı elektrik üretiminin toplam üretim içindeki payının bir önceki yıl aynı döneme kıyasla 10,66 puan daha yüksek seviyede bulunuyor. Bunun içindeki artış pay olarak artış yarı yarıya hidroelektrik ve rüzgardan geliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrik-uretiminde-kapasite-artisi-lisanssiz-uretimle-buyuyor-77616</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/6/1280x720/enerji-gunes-ges-1776831830.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Firmaların enerji maliyetini düşürme, yeşil dönüşüm ve sürdürülebilirlik çabalarına paralel olarak, lisanssız santrallerin toplam kurulu güç içindeki payında da hızlı artış dikkat çekiyor. EPİAŞ verilerine göre, yılın ilk çeyreğinde elektrik enerjisi toplam kurulu gücü 2.630 MW artarak 124.532 MW’ye yükseldi. Artışın 1.456 MW’lik kısmı, ağırlığı güneşe dayalı olan lisanssız enerji santrallerinden, 1.186 MW’lik kısmı da serbest üretim santrallerinden geldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyede-kredi-karti-konusunda-cok-fazla-regulasyon-goruyoruz-77615</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye’de kredi kartı konusunda çok fazla regülasyon görüyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BBVA</strong>’nın (Banco Bilbao Viczaya Argentaria) tarihinde ilk <strong>“yabancı CEO”</strong>su olan <strong>Onur Genç </strong>ve Garanti BBVA Genel Müdürü <strong>Mahmut Akten</strong>’in Madrid’de <strong>“BBVA Kampüsü”</strong>ndeki sunumunu izliyoruz.</p>
<p><strong>Mahmut Akten, </strong>Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcıları <strong>Ceren Acer Kezik </strong>ile <strong>İlker Kuruöz</strong>’ün eşlik ettiği toplantıda ödeme sistemlerinde öncü olduklarını belirtti:</p>
<p>-          <strong>13.3 milyon kredi kartı müşterimiz var. Kredi kartı müşterimizde 2025 yılında 1.4 milyon artış oldu. Bireysel kart cirosu, tüzel kart cirosu ve POS’ta ilk sıradayız.</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e84c427fb44-1776831554.png" alt="" width="700" height="319" /></strong><strong>Akten, </strong>Türkiye’de kredi kartı kullanımının COVID-19 pandemisi sonrası daha da arttığını belirtirken BBVA CEO’su <strong>Onur Genç </strong>araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Kredi kart ve banka kartıyla harcamaların artışında Türkiye’de en büyük banknotun 200 TL’de kalması da etkili oldu sanıyorum.</strong></p>
<p>Yeri gelmişken 10 yıldır uzak olduğu Türkiye ile ilgili bir saptamasını paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de kredi kartı konusunda çok fazla regülasyon var…</strong></p>
<p><strong>Mahmut Akten, </strong>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) son düzenlemesini anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Son düzenleme biraz da harcamaları kısmaya yönelikti…</strong></p>
<p>BDDK’nın kredi kartı harcama üst sınırını 400 bin lira olarak belirlemesi, hemen ardından eğitim ve sağlık harcamaları bu limitin dışında tuttuğunu açıklaması konusuna <strong>Onur Genç </strong>de aynı yorumu yaptı:</p>
<p>-          <strong>Limitlerle ilgili son regülasyon tüketimi frenlemeye dönüktü.</strong></p>
<p><strong>Genç</strong>’e BBVA Grubu’nun bulunduğu ülkelerle kredi kartı regülasyonu karşılaştırmasını sordum:</p>
<p>-          <strong>BBVA, Türkiye dahil 25 ülkede var. Diğer 24 ülkeye göre Türkiye’deki kredi kartı regülasyonu daha mı fazla?</strong></p>
<p>Şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>İspanya başta olmak üzere 24 ülkede kredi kartı regülasyonu Türkiye’deki kadar fazla değil. Türkiye’deki kadar detaya inen regülasyon hiçbir ülkede yok.</strong></p>
<p>Normalde kredi kartlarında tahsili gecikmiş alacak oranı yüzde 2’yi pek geçmezken, kriz yıllarında oran yüzde 7-8’e bile çıkıyor.</p>
<p>Kredi kartı harcamalarının taksitlendirilmesi pek tavsiye edilmezken, özellikle maaşlı çalışanlar, dar gelirliler kredi kartına daha fazla yüklenmek durumunda kalıyor.</p>
<p>BDDK da her kriz sonrası, kredi kartı harcamalarını taksitlendirmeyi caydırıcı önlemlere başvuruyor. O önlemler de kalıcı hale geliyor.</p>
<p>Bu dönemde de kredi kartlarına dayalı tahsili gecikmiş alacaklar yüzde 4’ün üzerinde çıkmış bulunuyor. BDDK da harcamaları kısmak, kredi kartı kullanımını azaltmak için ek regülasyonları devreye alıyor.</p>
<p>Bu durum, Türkiye’yi kredi kartlarında <strong>“regülasyon rekortmeni” </strong>noktasına taşımış görünüyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘Kripto’ya para kazanmaya dönük yaklaşım tehlikeli</span></h2>
<p><strong>GARANTİ </strong>BBVA Genel Müdürü <strong>Mahmut Akten, </strong>sunumunun <strong>“Garanti BBVA: Türkiye’de Yüksek Katma Değerli İşlerde Farklılaşan Konum” </strong>başlıklı bölümünde <strong>“Kripto”</strong>ya da değindi:</p>
<p>-          <strong>Türk bankacılık sektöründe </strong>“kripto” <strong>konusunda organik yatırım yapan ilk bankayız. 400 binden fazla müşterimiz var.</strong></p>
<p>BBVA CEO’su <strong>Onur Genç, </strong>bu noktada araya girdi:</p>
<p>-          <strong>Ne yazık ki Türkiye’de </strong>“kripto”<strong>ya çok ilgi var. Biraz da İspanya’da bu ilgiyi görüyoruz.</strong></p>
<p>Bunun üzerine <strong>Genç</strong>’e sordum:</p>
<p>-          “Ne yazık ki Türkiye’de <strong>‘kripto’</strong>ya çok ilgi var” <strong>dediniz. Bu konuyu biraz daha açar mısınız?</strong></p>
<p>Şu yanıtı verdi:</p>
<p>-          <strong>Aslında ödeme sistemi olarak kullanılan </strong>“blockchain” <strong>çok değerli. İhracatın finansmanı gibi alanlarda kullanılabilir. Bireysel yatırımcıların </strong>“kripto”<strong>ya para kazanma amaçlı yaklaşımı tehlikeli, riskli bir konu.</strong></p>
<p>Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı <strong>Ceren Acer Kezik </strong>söz aldı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de </strong>“kripto” <strong>ile ilgili 8 milyon müşteri var. Aslında Garanti BBVA olarak grup içinde </strong>“kripto” <strong>konusunda öncülük yapmış olduk.</strong></p>
<p><strong>Onur Genç, </strong>konuyu şöyle noktaladı:</p>
<p>-          <strong>Alakasız </strong>“coin”<strong>lere girmediğimiz sürece </strong>“kripto”<strong>da varız…</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘Yapay zeka’ dönüştürecek ama şube isteyen müşteriye saygı duyuyor ve seviyoruz</span></h2>
<p><strong>BBVA </strong>CEO’su <strong>Onur Genç, </strong>sunumunun son bölümünde <strong>“yapay zeka”</strong>ya geniş yer ayırdı:</p>
<ul>
<li>“Yapay zeka” <strong>ile iş modelimizin dönüşümü…</strong></li>
</ul>
<p><strong>“Yapay zeka” </strong>konusundaki yol haritalarını üç alt başlıkta paylaştı:</p>
<ul>
<li><strong>Müşteri deneyimini iyileştirme</strong></li>
<li><strong>Süreç verimliliği</strong></li>
<li><strong>Çalışanların üretkenliği</strong></li>
</ul>
<p><strong>“Yapay zeka”</strong>nın bankacılığa etkisiyle ilgili beklentisini şöyle ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Önümüzdeki dönemde </strong>“yapay zeka”<strong>nın bankacılığı, dijitalleşme dalgasından daha hızlı ve derin biçimde dönüştüreceğine inanıyoruz.</strong></p>
<p><strong>“Yapay zeka”</strong>nın BBVA’nın gelişimindeki rolünü de anlattı:</p>
<p>-          <strong>Çalışan deneyimi alanında en büyük avantajımız </strong>“OpenAI” <strong>ile yürüttüğümüz stratejik işbirliği. BBVA, bankacılık sektöründe </strong>“OpenAI”<strong>ın stratejik ortak seçtiği tek kurum oldu. Bu da en ileri uygulamaları erkenden geliştirme ve ülkelerimize taşıma fırsatı yaratıyor.</strong></p>
<p><strong>“Yapay zeka”</strong>nın işgücü üzerindeki etkisi üzerinde durdu:</p>
<p>-          “Yapay zeka” <strong>ile bazı roller dönüşüyor ancak yeni uzmanlık alanları da ortaya çıkıyor. Son 3 yılda yalnızca veri bilimi alanında 1100 kişiyi işe aldık.</strong></p>
<p><strong>“Yapay zeka”</strong>nın müşteri deneyiminde <strong>“hiper kişiselleştirme” </strong>dönemini başlattığını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Hedefimiz 81 milyon müşterimize 81 milyon farklı deneyim sunabilmek.</strong></p>
<p>Garanti BBVA Genel Müdürü <strong>Mahmut Akten, </strong>müşteri memnuniyetini ölçmek için 16 milyon anket yaptıklarına işaret etti:</p>
<p>-          “Hiper-kişiselleştirilmiş” <strong>hizmetler ile günlük 20 milyon aksiyon, 10 milyon müşteri teması gerçekleştiriyoruz. Bu verileri </strong>“yapay zeka” <strong>ile aksiyona dönüştürüyoruz.</strong></p>
<p><strong>Onur Genç, </strong>bir yandan <strong>“yaay zeka” </strong>ile bankacılıkta alınan yolu anlatırken, diğer taraftan şubelere verdikleri öneme dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Bazı müşterilerimiz şubelerimizde olmak istiyor. Onlara saygı duyuyor ve seviyoruz. Dolayısıyla şubelerimizle müşterilerimize hizmeti sürdüreceğiz.</strong></p>
<p><strong>Genç</strong>’e tümüyle <strong>“dijital bankacılık”</strong>a nasıl yaklaştıklarını sorduk, şöyle yanıtladı:</p>
<p>-          <strong>Yeni müşteriler sadece dijital tarafa yöneliyor. Onlara tümüyle dijital bankacılık hizmeti veriyoruz. Ancak, dijitalleşelim diye de şubeli bankacılık hizmetlerimizden vazgeçmiyoruz.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Yeni girdiğimiz ülkelerde sadece dijital bankacılık odaklı iş yapmamız söz konusu olabilir. Bunun bazı örnekleri de var.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Şanlıurfa, gastronomide dünyanın en önemli merkezleri arasına girecek</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e84c2df1634-1776831533.png" alt="" width="700" height="351" /></span><strong>TÜM </strong>Restoranlar ve Turizmciler Derneği (TURES) Başkanı, Cumhurbaşkanlığı Tarım ve Gıda Politikaları Kurulu Üyesi <strong>Ramazan Bingöl, </strong>Şanlıurfa’nın <strong>“IGCAT”</strong>da<strong> (International Institute of Gastronomy, Culture, Artsand Tourism) “2029 Dünya Gastronomi Şehri” </strong>adaylığı buluşmasında söze Göbeklitepe’den girdi:</p>
<p>-          <strong>Şanlıurfa, Göbeklitepe’de bugüne uzanan 12 bin yıllık bir hikayenin taşıyıcısıdır. Dünyanın en kadim ve iyi mutfaklarından birisi Şanlıurfa mutfağıdır hiç kuşkusuz.</strong></p>
<p>Şanlıurfa’nın insanlığın ilk sofralarından ilham aldığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Toprağın hafızasını, üretimin sürekliliğini ve paylaşmanın kültürünü taşır.</strong></p>
<p>Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı <strong>Mehmet Kasım Gülpınar</strong>’ın Şanlıurfa mutfağı için devrim niteliğinde işler yaptığını belirtti:</p>
<p>-          “2029 Dünya Gastronomi Şehri” <strong>adaylığı, Şanlıurfa’nın binlerce yıllık gastronomi mirasını dünyaya sunma iddiasıdır.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Şanlıurfa mutfağı sadece ciğerden, kebaptan ibaret değildir. Çiğköftesiyle, kazan kebabıyla, boranisiyle ve yüzlerce farklı yemeği ile eşsiz ve zengin bir mutfaktır. Göbeklitepe keşkeği gibi değerlerimiz bu kadim mirasın yaşayan örnekleridir.</strong></p>
<p>Şanlıurfa’nın dünya gastronomisinin en önemli merkezlerinden biri olacağını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Bir süre sonra hep beraber göreceğiz, dünyadan insanlar tarihsel güzellikleri ile beraber dünyada eşi benzeri olmayan yemeklerimizi yemeye gelecekler.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyede-kredi-karti-konusunda-cok-fazla-regulasyon-goruyoruz-77615</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/3/1280x720/onur-genc-1776659026.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de kredi kartı konusunda çok fazla regülasyon görüyoruz ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasi-sattigi-dovizin-yuzde-42sini-geri-aldi-77614</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası, sattığı dövizin yüzde 42’sini geri aldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası savaş döneminde yaptığı 50 milyar doları bulan döviz satışının 21 milyar dolarını ateşkes ilanından sonra geri aldı. 10 Nisan ve 17 Nisan haftalarında sırasıyla 12.5 ve 8.5 milyar dolarlık alımlarla 21 milyar dolar döviz alımı gerçekleştiren Merkez Bankası böylece satışlarının yüzde 42’sini karşıladı. Merkez Bankası swap hariç net rezervi 39.2 milyar dolara yükseldi.</p>
<p>ABD ve İsrail’in İran’a saldırısının başladığı 28 Şubat’tan 7 Nisan’da ilan edilen iki haftalık ateşkese ve ardından gelen müzakere sürecine kadar TL’yi savaşın negatif etkilerinden korumak için Merkez Bankası yoğun döviz satışı gerçekleştirdi. Merkez Bankası’nın 5 haftada yaptığı ve çoğunlukla yabancı yatırımcıların TL varlıklardan çıkışlarını karşılamak için yaptığı döviz satışları 50 milyar dolara ulaştı. Ancak ateşkes ilanından ve müzakere sürecinin başlamasıyla birlikte yeniden alım tarafına dönen Merkez Bankası bugünkü Para Politikası Kurulu kararı öncesinde rezervlerini artırmayı başardı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e84ab49d01b-1776831156.png" alt="" width="337" height="235" /></p>
<h2>Toplamda 36 milyar dolar aşağıda </h2>
<p>QNB ekonomistlerinin hesaplamalarına göre 17 Nisan ile biten haftada Merkez Bankası toplam rezervleri 3.5 milyar dolar artışla 174.4 milyar dolara yükseldi. Geçen hafta içinde bankaların TCMB’de zorunlu karşılık ve teminat depo çerçevesinde tuttukları döviz miktarının 0.9 milyar dolar artması toplam rezervleri olumlu etkiledi. 17 Nisan haftasında 174.4 milyar dolara çıkan toplam rezervler savaşın öncesi 27 Şubat ile biten haftadaki 210.3 milyar doların halen daha altında kalmaya devam etti.</p>
<p>QNB ekonomistleri net uluslararası rezervin ise geçen hafta 2.6 milyar dolar artarak 58.2 milyar dolara yükseldiğin hesaplarken yine net uluslararası rezervler de 27 Şubat haftasındaki 91.8 milyar doların altında kaldı. Net uluslararası rezervler savaş öncesine göre 33.6 milyar dolar daha düşük seviyede bulunuyor. Swap hariç net rezerv de önceki haftaya göre 7 milyar dolar artışla 39.2 milyar dolara yükseldi ve savaş öncesine göre 39.8 milyar dolar daha düşük kaldı.</p>
<h2>Altında yükselişin etkisi </h2>
<p>Net uluslararası rezerv içinde değerlendirilen yurt içi bankalarla yapılan swap hacminin 17 Nisan haftasında 4.4 milyar dolar azalmasının, net rezervi olumsuz etkilediğini vurgulayan QNB ekonomistleri altın fiyatlarının yükselmesinin ise net rezervde 0.7 milyar dolarlık artışa yol açtığını hesapladı. QNB ekonomistlerinin analizine göre kamunun döviz mevduatı da incelenen hafta içerisinde 0.6 milyar dolar düştü. Ancak önceki haftaki Eurobond itfasının rezervlere yansıması dikkate alındığında, kamu mevduat hareketlerinin net rezerve etkisi aslında 2.1 milyar dolar azalış yönünde olduğu belirtildi.</p>
<h2>Net rezervdeki değişim </h2>
<p>QNB ekonomistleri “Sonuç olarak, bu saydığımız işlemler net rezervin geçen hafta 5.9 milyar dolar gerilemesine neden olmuştur. Net rezervdeki değişimi dikkate aldığımızda, bunun dışında kalan işlemlerle toplamda 8.5 milyar dolar döviz alışı gerçekleştiğini hesaplıyoruz. Böylece, mart ayında nette 50 milyar dolarlık döviz satışının ardından, nisan ayında nette 21 milyar dolar civarı döviz alımı yapılmıştır” dedi.</p>
<h2>Faiz kararı bugün açıklanıyor </h2>
<p>Savaş dönemi boyunca satılan yaklaşık 50 milyar dolar dövizin yüzde 42’sini geri alan Merkez Bankası bugün politika faizi kararını açıklayacak. Sıkı para politikasının uygulanmaya başladığı Haziran 2023’ten bu yana ilk kez görev süresi sona eren Cevdet Akçay’ın olmadan Merkez Bankası Para Politikası Kurulu kararı verecek. Akçay’ın ismi Merkez Bankası sitesinde hem başkan yardımcılığından hem de Para Politikası Kurulu üyeliğinden silindi. Ekonomistler yüzde 37 olan politika faizinin sabit bırakılmasını bekliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/merkez-bankasi-sattigi-dovizin-yuzde-42sini-geri-aldi-77614</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/8/1280x720/finansal-kesim-disi-firmalarin-net-doviz-acigi-artti-1741153851.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TCMB, TL’yi savunmak için savaş boyunca yaklaşık 50 milyar dolara yakın döviz satışı gerçekleştirdi. 7 Nisan’da başlayan ateşkes ile birlikte yeniden döviz alımına dönen Merkez Bankası QNB ekonomistlerinin hesaplamalarına göre iki haftada 21 milyar dolarlık döviz alımı yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sebze-ve-meyveye-bi-haller-oluyor-77613</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sebze ve meyveye bi &#039;hal&#039;ler oluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Antalya ve İstanbul hallerinde 10 sebze ve meyvenin fiyatı son 1 yılda ortalama yüzde 97 oranında artış gösterdi. Ancak aynı dönemde üretici eline geçen fiyat artışı sadece yüzde 36.09 oldu. Hal fiyatlarındaki artış ile üretici eline geçen fiyat arasındaki makas aralığı, fiyatın sadece arz-talep dengesinde oluşmadığını bir kez daha göz önüne serdi. Üstelik geçen yıl hem kuraklık hem don felaketi sebebiyle rekoltede düşüş yaşanırken, bu yıl havaların iyi gitmesi de fiyatların bu denli artmasındaki çelişkiyi ortaya koyuyor.</p>
<p>EKONOMİ gazetesi, Türkiye’de işlem hacmi en yüksek olan Antalya ve İstanbul hallerindeki 10 ürünün son 1 yıllık fiyat değişimini inceledi. İncelemeye konu ürünlerden, patates, soğan ve çileğin fiyatı geçen yıla göre gerilerken, domates, biber, salatalık, ıspanak, brokoli, limonda yüksek fiyat artışları dikkat çekti. Fiyat hareketleri hal yönetimleri tarafından açıklanan ‘en düşük’ ve ‘en yüksek’ ürün fiyatı üzerinden incelendi. Buna göre son 1 yıl içerisinde fiyatı en çok artan ürün kokteyl domateste oldu. Antalya halinde geçen sene fiyatı 15-38 lira arasında değişen kokteyl domatesin fiyatı bu yıl 20 Nisan itibarıyla 100-220 liraya yükseldi. Fiyat artış oranı ise yüzde 567 olarak hesaplandı. Aynı ürün İstanbul Halinde ise geçen yıl 60-80 lira arasında satılırken, bu yıl 160-215 lira arasında satılıyor. En yüksek üründe fiyat artışı ise yüzde 169 oldu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e849bb07ccb-1776830907.png" alt="" width="700" height="390" /></p>
<h2>Antalya'da daha fazla yükseldi </h2>
<p>Türkiye’nin sebze meyve üretim deposu niteliğindeki Antalya’da fiyatların İstanbul’a göre daha fazla artması dikkat çekti. Normal domates Antalya’da geçen yıl 10-30 lira arasında satılırken, bu yıl fiyat 50-120 lira bandına çıktı. Artış oranı yüzde 300’ü buldu. İstanbul’da 35-50 liraya satılan ürün bu yıl 50-155 lira arasında satılıyor ve artış oranı yüzde 210 düzeyinde.</p>
<p>En çok tüketilen ürünler arasında yer alan sivri biberin İstanbul’daki fiyat artışı, Antalya’yı geçti. İstanbul’da geçen yıl 45-55 lira arasında satılan sivri biber, bu yıl 80-145 lira arasında satılıyor ve fiyat artışı yüzde 164’ü buldu. Geçen yıl Antalya’da 30-50 lira arasında satılan sivri biberin fiyatı bu yıl 60-110 liraya yükseldi. </p>
<h2>Patates ve soğan geriledi </h2>
<p>Fiyatları tartışılan hatta bir dönem depolara stokçuluk gerekçesiyle baskınların yapıldığı patates ve soğanda ise bu yıl gerileme yaşandı. Antalya’da 15-23 liraya satılan patatesin fiyatı bu yıl 10-20 liraya düştü. İstanbul’da 17-23 liraya satılan patatesin fiyatı bu yıl da 17-29 lira arasında oluştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Fileyi doldurma maliyeti 1000 liraya yükseldi</span></h2>
<p>İncelemeye konu ürünlerden her birinden 1’er kilo alınarak oluşturulan sepetin fiyatı İstanbul’da 1000 lirayı buldu. Geçen yıl 383-508 lira arasında olan sepet fiyatı bu yıl 576-999 lira arasında yükseldi. Başka bir deyişle bu 10 ürünün ortalama fiyatı yüzde 97 arttı. Aynı sepet Antalya’da geçen yıl 243-462 lira arasında dolarken, bu yıl 443-890 lira arasında doluyor, sepet fiyatındaki ortalama artış ise yüzde 93 düzeyinde. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/sebze-ve-meyveye-bi-haller-oluyor-77613</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/sebze-meyve.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Son bir yıllık zaman diliminde domates, salatalık, patates, soğanın yer aldığı 10 ürünün ortalama fiyatı Antalya’da yüzde 93, İstanbul’da yüzde 97 artış gösterdi. Kokteyl domates fiyatı rekor seviyede artarken, üretim fazlalığına bağlı olarak soğan ve patateste fiyatlar geriledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/atasehir-belediye-baskani-onursal-adiguzel-tutuklandi-77650</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel tutuklandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca, Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel, Başkan Yardımcıları Birkan Birol Yıldız, Orhan Aydoğdu ve Oğuz Kaya ile ilgili birim amirleri ve personelinin ihale, imar ve iskan işlemlerine ilişkin rüşvet aldıkları yönündeki ihbarlar üzerine "rüşvet", "suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme ve üye olma" ve "ihaleye fesat karıştırma" suçlamalarından başlatılan soruşturma kapsamında düzenlenen operasyonda gözaltına alınarak adliyeye sevk edilen 20 kişinin savcılık sorguları tamamlandı.</p>
<p>Sulh ceza hakimliğine sevk edilen Onursal Adıgüzel, Oğuz Kaya, Orhan Aydoğdu, Birkan Birol Yıldız, Mürteza Kutluk, Alpay Arslan, Aysun Gökçen, Basri Onur Dedetaş, Gülbin Ergünay, Ezgi Nur Yılmaz, Aslı Sevinç Afat, Mehmet Yılmaz, Çağlar Kaya, Doğancan Topal, Mesut Bayram, Fatih Velioğlu, Haydar Battal, Murat Gerger ve Cengiz Gündoğan tutuklandı.</p>
<p>Şüpheli Nimet Karademir ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/atasehir-belediye-baskani-onursal-adiguzel-tutuklandi-77650</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/0/1280x720/onursal-adiguzel-1776842798.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının başlattığı soruşturma kapsamında gözaltına alınan Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel&#039;in de bulunduğu 20 kişiden 19&#039;u tutuklandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/canak-comlek-patlamadan-uyaralim-dedik-77638</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Çanak çömlek patlamadan&#039; uyaralım dedik!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hafta sonunda Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) web sitesinde “İlk halka arz” başvurusu yapan şirketlerin listesine göz attım. Tamı tamamına 132 şirket başvurmuş. 15 başvuru ilgili “şirketin talebi” üzerine bekletiliyor. Diğerleri sırada. 2024 Eylül’ünde yapılan bir başvuru da kurulun gündeminde.</p>
<p>Bu şirket hazır giyim, tekstil ve yenilenebilir enerji alanında faaliyet gösteriyor. Hazır giyimde en fazla bilinen markası Meksikalı tanınmış devrimcinin adı taşıyor. Bir holding çatısı altında ancak holdingin hisseleri Borsa İstanbul’da işlem görmekle birlikte çok fazla bilinen bir isim değil.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69e85d34608e4-1776835892.jpg" alt="" width="526" height="292" />
<figcaption><strong>2025’in şubatından nisanına kadarki 2 ayda ise temel finansallardan çok beklenti, haber akışı ve spekülatif alımlarla açıklanan çılgın bir koşuyla görülmemiş derecede değer kazandı.</strong></figcaption>
</figure>
<p>Şirketin 2024’ün Eylül’ünde sitesine koyduğu taslak halka arz izahnamesine göre hisselerin önemli bölümü çatı holdinge, kalanı ise yönetim kurulu başkanına ait. Aynı kişi bu şirketi bünyesinde barındıran yatırım holdingin hisselerinin de yarısına yakınını eline tutuyor ve onun da yönetim kurulu başkanı.</p>
<p>Halka arz sermayenin 206 milyon TL’den 300 milyon TL’ye çıkartılmasına yapılacak. Ancak taslağın SPK’ya verildiği tarihten bu yana 1.5 yıldan fazla süre geçtiğinden arada değişiklik olduysa o konuda bilgimiz yok.</p>
<p>İzin çıkmadan yani “çanak çörek patlamadan” SPK’ya önce bir uyarı, bir de hatırlatma. Önce uyarı gelsin. SPK halka arz izinlerini yalnızca başvuru tarihine bakarak veriyorsa yanlış yapıyor. Bir an önce bu konuda nasıl karar verildiği açıklanmalı. Çünkü istasyonda bekleyenler arasında gündemdeki şirketten çok daha iyi ve sermaye piyasasına katkıda bulunacaklar var.</p>
<p>Hatırlatma ise halka açılacak şirketi bünyesinde bulunduran holdingle ilgili. Holdingin (2021 sonrası yatırım holdinge dönüştü) hisseleri 2019 Temmuzu’nda Borsa İstanbul’da işlem görmeye başladı. Hızla yükseldi ardından inişli çıkışlı ama yönü genelde yukarıya doğru bir seyir izledi. 2025’in şubatından nisanına kadarki 2 ayda ise temel finansallardan çok beklenti, haber akışı ve spekülatif alımlarla açıklanan çılgın bir koşuyla görülmemiş derecede değer kazandı. Bunun üzerine küçük yatırımcılar hesap kitap yapmadan “tren kaçıyor” diye son vagona atladılar ve en büyük yanlışı yaptılar. O günden bugüne de hisseler paraşütsüz düşüyor. Tepe fiyattan malı alan küçük yatırımcı perişan. Yeni halka arzdan bir süre sonra “Biz bu filmi daha önce de görmüştük” denmemesi için SPK’nın özel olarak ne yapmayı düşündüğünü merak ediyorum.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/canak-comlek-patlamadan-uyaralim-dedik-77638</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ &#039;Çanak çömlek patlamadan&#039; uyaralım dedik! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abnin-yeni-enerji-hamlesi-vergi-indirimiyle-gelen-rekabet-atagi-77635</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> AB’nin Yeni Enerji Hamlesi: Vergi indirimiyle gelen rekabet atağı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Avrupa’da enerji fiyatı tartışması yeniden gündemin merkezinde. Son jeopolitik gerilimler petrol ve gaz fiyatlarını yukarı iterken AB’nin refleksi daha net hale geldi: Enerji faturalarını aşağı çekmek, aynı anda fosil bağımlılığını azaltmak ve sanayinin rekabetçiliğini korumak. Bu yaklaşım, enerji politikasını kriz yönetimi seviyesinden rekabet stratejisi seviyesine taşıyor.</p>
<p>Bu gelişmeleri Türkiye’de yalnız AB içi bir düzenleme olarak okumak eksik kalır. Çünkü AB, en büyük ticaret ortağımız. Avrupa’da enerji maliyeti daha öngörülebilir ve daha düşük hale gelirse bu bir süre sonra hem fiyat rekabeti hem de satın alma şartnameleri üzerinden bize yansır.</p>
<p><strong>AB’nin planı ne söylüyor? </strong></p>
<p>AB’nin hazırladığı çerçevede iki ana mesaj öne çıkıyor. Birincisi, elektrik vergileri ve bazı maliyet kalemleri üzerinden faturayı hafifleterek kısa vadeli rahatlama hedefi. Burada önemli olan nokta, elektriği fosil yakıtlara kıyasla daha avantajlı bir konuma taşımak. İkincisi ise fosil yakıtlara bağımlılığı azaltmak için enerji verimliliğini; düşük karbon teknolojileri ve şebeke yatırımlarını hızlandırarak yapısal dönüşümü sağlamak.</p>
<p><strong>Vergi indirimi neden stratejik bir hamle? </strong></p>
<p>Vergi indirimi çoğu zaman sadece maliye politikası gibi görülür. Oysa enerji piyasasında vergi, dönüşümün hızını belirleyen güçlü bir araçtır. Elektrik üzerindeki vergi yükünün azalması, sanayide elektrifikasyon projelerinin geri ödeme sürelerini kısaltır. Bunun doğal sonucu, fosil yakıtla çalışan sistemlerin rekabet avantajını daha hızlı kaybetmesidir. Dolayısıyla AB’nin hedefi de faturayı düşürmenin ötesinde, sanayinin teknoloji tercihini daha hızlı değiştirmek ve maliyet eğrisini aşağı çekmek.</p>
<p><strong>Türkiye açısından görünmeyen etki: Çıta yükseliyor </strong></p>
<p>Türkiye’den AB’ye ihracat yapan sanayici zaten SKDM, raporlama ve tedarik zinciri talepleriyle karşı karşıya. Şimdi bir katman daha ekleniyor. Avrupa’da enerji maliyeti düşer, sanayide elektrifikasyon hızlanırsa rekabetin fiyat tarafında yeni bir denge oluşur ve Türkiye’deki enerji maliyeti oynaklığı daha görünür bir dezavantaja dönüşebilir. Bu tablo, düşük karbon üretimini daha da değerli hale getirir. Öte yandan, elektrik fiyatları dağıtım bedellerinin düşürülmesiyle rekabeti artırmak için aşağıya çekilirse şebekeyi yenilemek ve büyütmek için gereken finansman da zayıflar. Bu da halihazırda hızlanması gereken şebeke yatırımlarını yapılamaz hale getirebilir.</p>
<p><strong>Bizim için de sigorta aynı: Dayanıklılık programı</strong></p>
<p>Bu noktada kendi yazı serimin ana fikrine dönüyorum: Fiyatı tahmin etmeye çalışmak yerine fiyat şoklarına dayanıklılık programı kurmak. AB’nin yaklaşımı da temelde bunu söylüyor.</p>
<p>Türkiye’de sanayici için bu dayanıklılık programı dört ayakta ilerlemeli:</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>1. Verimlilik: <span style="color: #34495e;">En hızlı ve en risksiz kaldıraç </span></strong></span></p>
<p>Enerji verimliliği hem maliyeti düşürür hem de sonraki adımları küçültür. Daha küçük kapasite ihtiyacı, daha düşük yatırım, daha kısa geri ödeme. Üstelik emisyon azaltımı da bu adımın doğal sonucu olur. </p>
<p><strong><span style="color: #e03e2d;">2. Elektrifikasyon: <span style="color: #34495e;">Doğru kurguyla rekabet avantajı </span></span></strong></p>
<p>Isı pompaları, proses elektrifikasyonu, yüksek verimli sürücüler önemli fırsatlar sunuyor. Burada başarıyı belirleyen ise ekipman seçimi kadar proje kurgusu. Şebeke kapasitesi, pik güç, esneklik ve işletme planı baştan çalışılmazsa iyi fikir sahada pahalı bir sürprize dönebilir.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>3. Yenilenebilir tedarik: <span style="color: #34495e;">Maliyeti öngörülebilir kılmak </span></strong></span></p>
<p>Çatı GES, yenilenebilir kaynaklardan tedarik ve uzun vadeli enerji sözleşmeleri maliyeti daha yönetilebilir hale getirir. Buradaki amaç, ‘en ucuz günü yakalamaktan’ çok belirsizliği azaltmak ve maliyeti öngörülebilir kılmak. Ayrıca verimlilikten sonra konumlandığında yatırım ölçeği daha sağlıklı belirlenir. </p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>4. Şebeke ve esneklik: <span style="color: #34495e;">Yeni dönemin görünmeyen altyapısı</span> </strong></span></p>
<p>AB’nin akıllı şebeke vurgusu tesadüf değil. Bizde de dönüşümün hızını belirleyecek olan şebekenin modernizasyonu ve talep tarafı esnekliğinin artması. Pik yönetimi, depolama, termal depolama ve talep kaydırma çözümleri sanayinin elektrikleşmesini mümkün kılar.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>AB’nin enerji vergisi indirimi ve elektrifikasyon hamlesi, bir enerji paketinden çok bir rekabet paketi niteliği taşıyor. Avrupa, enerji şoklarına karşı dayanıklılığı, ucuz ve temiz elektrikte arıyor. Türkiye için de doğru soru şu: Biz bu yeni rekabet dönemine enerji maliyetimizi daha öngörülebilir ve daha düşük karbonlu hale getirerek hazırlanıyor muyuz?</p>
<p>Cevap, tek bir yatırımdan çok ‘verimlilik, elektrifikasyon, yenilenebilir tedarik, şebeke/esneklik’ adımlarını birlikte yöneten bir programda. Çünkü yeni dönemde rekabet, ne ürettiğimizden daha çok, hangi maliyetle ne kadar dayanıklı ve ne kadar öngörülebilir üretebildiğimiz üzerinden şekillenecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/abnin-yeni-enerji-hamlesi-vergi-indirimiyle-gelen-rekabet-atagi-77635</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AB’nin Yeni Enerji Hamlesi: Vergi indirimiyle gelen rekabet atağı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tahkim-son-care-degil-ilk-savunma-hattidir-77630</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tahkim son çare değil, ilk savunma hattıdır!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hukuk dünyası uzun yıllardır aynı refleksle hareket ediyor.</p>
<p>Önce sorun çıkıyor, sonra çözüm aranıyor.</p>
<p>Önce zarar doğuyor, sonra bilirkişi raporu hazırlanıyor.</p>
<p>Önce yatırımcı güveni sarsılıyor, sonra güven tazeleme toplantıları yapılıyor.</p>
<p>Önce kamu projeleri kilitleniyor, sonra mahkemeler, tahkim heyetleri ve icra süreçleri devreye giriyor.</p>
<p>Oysa asıl soru şudur: Neden hep sorun çıktıktan sonra çözüm aranıyor?</p>
<p>Modern dünyada hukuk yalnızca uyuşmazlık çözen bir mekanizma olamaz.</p>
<p><strong>Gerçek hukuk, kriz doğmadan önce sistemi koruyabilen hukuktur. </strong></p>
<p>Tahkim denildiğinde çoğu kişinin aklına, taraflar arasında doğmuş bir uyuşmazlığın mahkeme dışında çözülmesi gelir.</p>
<p>Oysa tahkimin gerçek gücü, yalnızca karar vermekte değil; uyuşmazlığın hiç doğmamasını sağlayacak kurumsal mimariyi kurabilmektedir.</p>
<p>Bugün özellikle sanayi, enerji, savunma, altyapı, ihracat, finansman ve uluslararası yatırım alanlarında klasik uyuşmazlık çözüm yöntemleri artık yetersiz kalmaktadır.</p>
<p>Çünkü mesele sadece sözleşme ihlali değildir; mesele güven kaybıdır. Mesele teknik risklerin önceden görülmemesidir. Mesele regülasyon değişikliklerinin, karbon sınır vergilerinin, banka teminat krizlerinin ve uluslararası yaptırım rejimlerinin zamanında yönetilememesidir.</p>
<p>İşte bu noktada yeni bir yaklaşım yükseliyor: <strong>Önleyici Tahkim</strong>.</p>
<p>Önleyici Tahkim Kuramı diyor ki; Önleyici Tahkim; uyuşmazlık doğmadan önce hukuki, teknik, finansal ve kurumsal risklerin tahkim mantığıyla analiz edilmesi, önlenmesi ve sektörel güven mimarisine dönüştürülmesini esas alan alternatif uyuşmazlık çözüm yönetimidir.</p>
<p>Önleyici Tahkim; önceliğini uyuşmazlık çözüm yönetimine değil, <strong>riskleri tespit etmeye, çözüm ve reform önerileri geliştirmeye, kurumsal işlev mimarisi kurmaya</strong> vermiştir</p>
<p>Bir çelik üreticisinin Avrupa pazarına ihracat yaparken karşılaştığı CBAM (Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması) sorunu, yalnızca çevre hukuku meselesi değildir. Doğrudan ticaretin, finansmanın ve yatırım güvenliğinin konusudur.</p>
<p>Bir kamu ihalesinde yüklenici ile alt yüklenici arasındaki kırılma, yalnızca sözleşme sorunu değildir. Kamu güveni ve ekonomik istikrar sorunudur. Bir Eximbank finansmanı sürecinde yaşanan teminat sorunu, sadece banka dosyası değil; uluslararası itibar problemidir.</p>
<p>İşte bu yüzden yeni nesil tahkim merkezleri artık yalnızca hakem kararı veren yapılar olarak düşünülemez.</p>
<p><strong>Önleyici Tahkim Adaleti Sağlar mı? </strong></p>
<p>Geleceğin güçlü tahkim modeli; risk tespiti yapan, teknik ön inceleme kurulları oluşturan, uyuşmazlık doğmadan önce önleyici bilirkişilik sistemi kuran, kurumsal güven skorları üreten, yatırımcı güven görüş raporları hazırlayan, sektörel reform tavsiye kararları veren, federal ve uluslararası kurumsal güvence mimarisi kuran bir sistem olmak zorundadır.</p>
<p>Bu sistemde konumlanan Tahkim, artık son çare değildir. İlk savunma hattıdır.</p>
<p>Önleyici Tahkim Kuramı tam da bunu söyler:</p>
<p><strong>“Tahkim, dava sonrası çözüm değil; kriz öncesi güvenlik mimarisidir.”</strong></p>
<p>Bu yaklaşım yalnızca hukukçuların değil; sanayicinin, yatırımcının, bankacının, sigortacının, ihracatçının ve kamu yöneticisinin de meselesidir.</p>
<p>Çünkü adalet yalnızca mahkeme salonlarında değil; üretim tesislerinde, limanlarda, kredi masalarında, sanayi projelerinde ve yatırım kararlarında kurulmaktadır.</p>
<p>Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, daha fazla dava değil; daha az uyuşmazlıktır.</p>
<p>Daha fazla kriz yönetimi değil; daha güçlü kriz önleme sistemidir.</p>
<p>Daha fazla yargılama değil; daha güçlü kurumsal güven mimarisidir.</p>
<p>Neticeden; sistem kurma ve sistemi koruma işlevini ifa eder.</p>
<p>Uyuşmazlık çıkmadan da Adalet Sağlanır.</p>
<p>Tahkim geleceğe gitmiyor</p>
<p>Gelecek tahkime geliyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tahkim-son-care-degil-ilk-savunma-hattidir-77630</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tahkim son çare değil, ilk savunma hattıdır! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tekno-feodalizm-kalkinmaya-kalkinma-tekno-feodalizme-karsi-77629</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tekno-feodalizm kalkınmaya, kalkınma tekno-feodalizme karşı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>PROF. DR. HAVVA TUNÇ </strong></p>
<p>21. yüzyılın ikinci çeyreğine girerken, dünya ekonomisi dijitalleşmenin damgasını vurduğu yeni bir dönüşüm süreci yaşamaktadır. Bu dönüşüm, yalnızca üretim ve tüketim biçimlerini değil aynı zamanda mülkiyet ilişkilerini, emek süreçlerini ve kalkınma paradigmasını radikal biçimde yeniden şekillendirmektedir. Geleneksel kapitalist sistemin sunduğu kar odaklı üretim ilişkilerinin yerini,veri temelli ve algoritmik denetimli işleyen bir düzen almaktadır. Bu yeni düzen tekno-feodalizm olarak adlandırılmaktadır. Ve kapitalizmin ötesine geçen bir yapıyı temsil ettiği öne sürülebilir.</p>
<p>Ekonomik büyüme, üretim hacmindeki artışı ifade ederken, kalkınma ise yalnızca ekonomik gelişmeyi değil, aynı zamanda sosyal ve politik alanlardaki dönüşümü de kapsayan daha geniş bir süreci temsil etmektedir. Kalkınma, gelişmiş ülkelerde egemen olan refah devleti anlayışının ekonomik, sosyal ve politik prensiplerinin benimsenmesi ve uygulanması süreci olarak tanımlanabilir.</p>
<p>Bir ülkede ekonomik büyüme, hızlı sermaye birikimi ile birlikte gerçekleşiyorsa ve bu süreç sosyal ve yapısal dönüşümleri beraberinde getiriyorsa, kalkınmadan söz edilebilir. Kalkınma süreci yalnızca ekonomik büyüme ile sınırlı kalmaz; aynı zamanda gelir dağılımı, sosyal adalet ve yaşam standartlarının iyileştirilmesi gibi unsurları da içerir. Bu bağlamda, kalkınmanın başarısı, büyümenin refah seviyesini yükseltmesi ile ölçülmektedir.</p>
<p>Aslında tarihsel olarak kalkınma, üretim kapasitesinin artırılması ve ekonomik büyüme ile ilişkilendirilmiştir. Ancak 21. yüzyılda dijitalleşme ve platform ekonomisinin yükselişiyle birlikte, kalkınma anlayışı da dönüşüme uğramıştır. Bu dönüşüm, bazı çevrelerde "tekno-feodalizm" olarak adlandırılan yeni bir ekonomik yapının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu çalışmada, tekno-feodalizmin kalkınma için bir umut değil, bilakis yeni bir sömürü ve bağımlılık biçimi olduğu savunulmaktadır.</p>
<p>Tekno-feodalizm kavramı, neoliberal kapitalizmin evrimi sonucu ortaya çıkan ve klasik kapitalist üretim biçimlerinden farklılaşan bir iktisadi-toplumsal yapıyı tanımlar. Bu kavram ilk olarak Marksist iktisatçı Yanis Varoufakis tarafından sistemli bir biçimde tartışmaya açılmış ve kapitalizmin ölüm ilanı olarak yorumlanmıştır<u>. Varoufakis’e göre artık kar değil ranta dayalı dijital hâkimiyet, yeni düzenin mantığını oluşturmaktadır. </u></p>
<p>Feodal düzende toprak sahipleri nasıl köylünün emeğini denetliyor idiyse, bugün teknoloji şirketleri de kullanıcı verileri ve algoritmalar aracılığı ile bireylerin dijital yaşamlarını ve emeklerini denetlemektedir. Bu ilişkide “ üretici-emekçi konumu, yerini platform çalışanı ya da veri sağlayıcısı kullanıcıya bırakmaktadır. Dahası, bireylerin dijital platformlara olan bağımlılığı bu düzenin sürekliliğini sağlayan bir bağımlılık yapısı kurmaktadır.</p>
<p>Tekno-feodalizm, klasik kapitalist üretim ilişkilerinin yerini alan ve dijital platformlar üzerinden bireylerin verilerini, zamanlarını ve davranışlarını meta hâline getiren yeni bir ekonomik yapılanmadır. Bu düzende mülkiyet yerine erişim, emek yerine etkileşim, üretim yerine ise veri tahakkümü geçmektedir. Platform şirketleri, kullanıcıları hem veri kaynağı hem de tüketici hâline getirerek çift yönlü bir sömürü düzeni inşa eder (Elmacı, 2024).</p>
<p>Yeni dijital düzende ortaya çıkan en belirgin sınıf, platform prekaryasıdır. Bu sınıf, güvencesiz ve denetimsiz koşullarda çalışan, yasal olarak “bağımsız çalışan” gibi görünen ancak fiilen platformlara bağımlı olan emekçilerden oluşur. Uber sürücüsü, Getir kuryesi, Amazon Mechanical Turk çalışanı gibi örnekler, bu sınıfın güncel temsilcileridir. Bu bireyler ne klasik işçi haklarına sahiptir ne de sosyal güvenlik sistemleri tarafından tam olarak korunmaktadır. Dijital algoritmaların yönettiği bu yapıda emek değersizleşmekte, emekçinin üretimdeki yeri belirsizleşmektedir (Kabakçı, 2023).</p>
<p>Kalkınmanın temel dinamiklerinden biri olan reel üretim, tekno-feodal yapı içinde arka plana itilmiştir. Hizmet sektörü büyüsede, bu büyüme çoğu zaman düşük verimlilik, düşük ücret ve teknolojik dışa bağımlılıkla birlikte gerçekleşmektedir. Bu durumda ekonomik büyüme sınırlı kalır, istihdam yaratma kapasitesi zayıf olur ve teknoloji üretimi yerine tüketimi ön plana çıkar.</p>
<p>Schumpeter’in "yaratıcı yıkım" teorisi, inovasyonun kapitalist dönüşümdeki rolünü vurgularken; neo-Schumpeteryan yaklaşımlar bu süreci kurumsal, sistemsel ve politik bir çerçeveyle ele alır. Tekno-feodalizm ise yaratıcı yıkımın yerini yapıcı bağımlılığa bırakmıştır. Bu bağımlılık, platform sahiplerinin inovasyonu kontrol ettiği; emeğin, üretimin ve kalkınmanın ise sistem dışı kaldığı bir dijital aristokrasi üretmektedir.</p>
<p>Tekno-feodalizm, kalkınma için bir umut değil; emeği değersizleştiren, üretimi ikincilleştiren ve bağımlılığı kurumsallaştıran yeni bir sömürü biçimidir. Tekno-feodal yapılar, veriyle işleyen ve veri üzerinden rant toplayan bir düzene dayanır. Bu sistemin en çarpıcı özelliklerinden bazıları şunlardır: Üretim değil, veri mülkiyeti ve platform tahakkümü merkezîdir. Ulus-devletler zayıflarken, platformlar ve algoritmalar yeni bir dijital otorite yaratır. Gelişmekte olan ülkeler, dijital sömürgeler hâline gelir. Reel sektörde dijitalleşme, üretimin değil veri takibinin nesnesine dönüşür.</p>
<p>Kalkınmanın gerçekleşebilmesi için: Gerçek üretim kapasitesi artırılmalı, Bilgi teknolojileri üretken amaçlarla kullanılmalı, Dijital sistemler kamu yararı ve eşitlik ilkesiyle denetlenmelidir. Aksi hâlde, ülkeler platformların arka bahçesi; emekçiler ise algoritmaların görünmez tebaası olmaya devam edecektir.</p>
<p>Sonuç olarak, üretmeden sadece hizmet sunan bir ülke, başkalarının teknolojik mimarisine entegre olmuş türev bir ekonomi hâline gelir. Böyle bir düzende kalkınma değil, göstergelerle kamufle edilmiş yoksulluk sürüp gider. Bu sistem, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal ve siyasal bağımlılıkları da derinleştirir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tekno-feodalizm-kalkinmaya-kalkinma-tekno-feodalizme-karsi-77629</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tekno-feodalizm kalkınmaya, kalkınma tekno –feodalizme karşı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kopru-kredi-islemlerinde-hizmet-var-midir-danistay-3-dairesinin-iki-farkli-karari-77626</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Köprü kredi işlemlerinde hizmet var mıdır? Danıştay 3. Dairesi&#039;nin iki farklı kararı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EZGİ TÜRKMEN - ezgi.turkmen@pwc.com</strong></p>
<p><strong>YEŞİM DİKİCİ - yesim.dikici@pwc.com</strong></p>
<p>Holding şirketlerin bankalardan veya sermaye piyasalarından temin ettikleri kredi ve fonları aynı koşullarla grup şirketlerine aktarmaları, yani vergi dünyasında "köprü kredi" dediğimiz uygulama, kuşkusuz vergi hukukunun en tartışmalı alanlarından birini oluşturmaktadır.  Tartışmanın özü şudur: İlişkili şirkete kredi aktarımı bir "hizmet" midir ve holding şirket bunun karşılığında bir komisyon veya bedel almak zorunda mıdır? Danıştay 3. Dairesi, bu soruya farklı zamanlarda birbiri ile örtüşmeyen iki farklı içtihat oluşturmuştur.</p>
<p>Daire, 31.01.2022 tarihli kararında (bkz. E. 2018/2614, K. 2022/235), bankalardan temin edilen kredinin aynı faiz oranları ve masraflarıyla ilişkili kişiye kullandırılmasının, krediyi kullandıran tarafından sunulan bir "finansman temin hizmeti" olduğunu değerlendirmiş ve bu yönde karar tesis etmiştir. Kararın gerekçesi, şayet bu hizmet ilişkisiz bir kişiye verilseydi bir bedel talep edileceğinden, ilişkili kişiye verilmesi halinde de bedel talep edilmelidir, esasına dayandırılmıştır. Daire, bu kararında köprü krediyi açıkça bir "finansman aracılık hizmeti" olarak nitelendirmiş, hizmet bedelinin ise kredi tutarı yerine kredi tutarı üzerinden hesaplanması gereken faiz tutarı olması gerektiğini belirtmiştir.</p>
<p>Bununla birlikte, Daire, 17.11.2025 tarihli kararında (bkz. E. 2023/8713, K. 2025/4606) ise köklü bir içtihat değişikliğine gitmiştir. Bu defa Daire, konuyu yalnızca vergi hukuku perspektifinden değil, Türk Ticaret Kanunu'nun şirketler topluluğuna ilişkin hükümleri ve holdingleşmenin ana amacı çerçevesinde yeniden ele almıştır. Yeni tesis edilen karara göre holdingler, grup şirketlerine her türlü finansal desteği temin etmek, karlılıklarını artırarak temettü geliri elde etmek ve ölçek ekonomisi oluşturmak amacıyla da kurulabilmektedir; holdingleşmenin amaçları arasında ise grup şirketlerine fon kullandırma karşılığında komisyon elde etme bulunmamaktadır.</p>
<p>Daire, 2025 tarihli kararında köprü kredi mekanizmasını da ayrıntılı biçimde irdelemiştir. Kredibilitesi yüksek çatı şirketin, kendi adına temin ettiği krediyi aynı koşullarla grup şirketine aktarması "köprü kredi" olarak nitelendirilmiştir. Burada çatı şirketin rolü, kredi ile kredinin aktarıldığı taraf arasında köprü olmaktır. Daire, önemli bir tespit yaparak, köprü kredilerin birebir yansıtılması halinde, dolaylı bir menfaat olsa dahi bunun finansman temin hizmeti karşılığı sayılmasının doğru olmadığını, karşılığında ayrıca bir gelir elde edildiği somut olarak saptanmadıkça verilen hizmetten ve hizmet karşılığı olabilecek bir kazançtan söz edilemeyeceğini belirtmiştir.</p>
<p>Ayrıca Daire, yeni kararında risk üstlenme iddiasını da kabul etmemiştir. İlişkili şirkete aktarılan kredi ve fona ilişkin tüm masraflar krediden asıl yararlanan şirket tarafından karşılandığından, krediyi aktaran üzerinde kalan bir riskten de söz edilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Tüm bu gerekçelerle Daire, finans temin ve risk üstlenme hizmetleri nedeniyle transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımında bulunulduğundan bahisle hesaplanan gelirin kurumlar vergisi matrahına ilave edilmesine ilişkin olumsuz mahkeme hükmünü de bozmuştur.</p>
<p>İki kararı yanyana koyduğumuzda, içtihattaki esaslı ve köklü değişim açıkça görülmektedir. Daire, 2022 kararında köprü krediyi bir "finansman aracılık hizmeti" olarak nitelendirip komisyon zorunluluğu olması gerektiği yönünde hüküm tesis ederken, 2025 kararında aynı işlemi holdingleşmenin doğal amacı kapsamında değerlendirerek hizmet niteliği taşımadığına hükmetmiştir. 2022 kararında Türk Ticaret Kanunu'nun şirketler topluluğu hükümleri ve holdingin kuruluş amacı hiçbir şekilde değerlendirme konusu yapılmazken, 2025 kararında bu hususlar karar gerekçesinin temelini oluşturmuştur.</p>
<h3>Sonuç:</h3>
<p>Danıştay 3. Dairesi'nin 2025 tarihli kararı, köprü kredi uygulamalarının vergisel değerlendirmesinde önemli bir dönüm noktasıdır. Bu karar, vergi idaresinin holding şirketlerin köprü kredi işlemlerini otomatik olarak transfer fiyatlandırması kapsamında değerlendirme eğilimine karşı belirgin bir sınır oluşturacaktır. Kararın ortaya koyduğu temel ilke açıktır: Kredinin aynen ve aynı koşullarla aktarıldığı, tüm masrafların aktarılan şirkete yansıtıldığı ve holding şirketin bu işlemden ayrıca bir gelir elde etmediği hallerde, sırf ilişkili kişiler arasında bir işlem gerçekleşmiş olması tek başına örtülü kazanç dağıtımı tespiti için yeterli olamaz. 2025 tarihli Karar ile, holdingleşmenin ekonomik rasyonelini ve köprü kredi mekanizmasının doğasını ön plana çıkarması bakımından, holding yapılanması içindeki grup içi finansman işlemlerinin vergisel boyutuna ilişkin uygulamada önemli bir atlama taşı, referans noktası teşkil edecektir.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kopru-kredi-islemlerinde-hizmet-var-midir-danistay-3-dairesinin-iki-farkli-karari-77626</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Köprü kredi işlemlerinde hizmet var mıdır? Danıştay 3. Dairesi&#039;nin iki farklı kararı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-baskani-hacisuleyman-hurmuz-bogazinda-olusabilecek-bir-sikintinin-etkisi-sadece-bugunu-degil-onumuzdeki-yillari-da-belirleyebilir-77605</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 00:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hacısüleyman: Hürmüz&#039;ün gıda fiyatları üzerinde ciddi baskı oluşturma ihtimali var</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Nisan ayı Meclis toplantısı yapıldı.</p>
<p>Başkan Yusuf Hacısüleyman, turizmde ve OSB’lerde işçi sıkıntısı, tarım ve seracılık maliyetleri ile gıda fiyatları artışılarıyla ilgili bilgi verdi.</p>
<p>Hürmüz Boğazındaki savaş ve siyasi kriz nedeniyle Türkiye turizminde bazı risklerin devam ettiğini belirten Hacısüleyman, ‘’Ancak Antalya’nın güvenli bir destinasyon olduğunu her platformda anlatmalıyız. Turizm paydaşları olarak bu konuda hep birlikte çalışmalıyız. Bu süreç toparlanır mı? Tabii ki toparlanır. Ancak bu süreç uzadıkça, özellikle seyahat kararı aşamasında olan turistler başka destinasyonlara yöneliyorlar. Batı ülkelerine doğru bir yönelme artışı var’’ dedi.</p>
<p><strong>Yabancı işçi sorunu</strong></p>
<p>Uluslararası İşgücü Genel Müdürü Yunus Öz’ü ziyaret ettiklerini, özellikle iş gücü planlaması ve sektörlerin ihtiyaçları üzerine görüştüklerini anımsatan Hacısüleyman, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Önceliğimiz, kendi gençlerimizin istihdamını sağlamak olmalı. Bu doğrultuda gençlerimizi iş gücü piyasasının ihtiyaçlarına uygun alanlarda eğitmeli ve eğitim programlarımızı sektörlerin talepleriyle uyumlu hale getirmeliyiz. Turizmde bazı meslek gruplarında yerli iş gücüne yeterli ilginin olmaması ve organize sanayi bölgelerinde de benzer şekilde bazı alanlarda çalışan bulmakta zorlanılması, yabancı iş gücünü de zorunlu hale getirmektedir. Bu ihtiyacın karşılanmasında yabancı çalışanlar sektörlerin sürdürülebilirliği açısından önemli bir rol üstlenmektedir. Ancak burada kritik husus, bu çalışanların ülkemizde yasal, kayıtlı ve düzenli bir statüde istihdam edilmesidir. Bu nedenle gerekli yasal düzenlemelerin yapılması büyük önem taşımaktadır.”</p>
<p><strong>"Gıda, tarım ve sera maliyetleri artıyor"</strong></p>
<p>Hürmüz Boğazı krizine de değinen Hacısüleyman, savaş nedeniyle Türkiye’de tarım ve sera maliyetleri ile gıda fiyatlarının arttığına dikkat çekti. Sadece petrol açısından değil, çok daha geniş bir etki alanından söz ettiklerini anlatan Yusuf Hacısüleyman, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Çünkü dünya petrol ticaretinin önemli bir bölümü bu geçiş hattı üzerinden sağlanıyor. Antalya olarak seracılıkta önemli bir konumdayız. Akaryakıt ve gübre maliyetleri üretimde ciddi paya sahip. Yaklaşık yüzde 20 akaryakıt, yüzde 20 gübre maliyeti söz konusu. Ancak mesele sadece enerji değil. Aynı zamanda gübre üretimi açısından da kritik bir hat. Burada yaşanabilecek herhangi bir aksama ya da kriz, yalnızca enerji fiyatlarını değil, doğrudan tarım sektörünü ve gıda güvenliğini de etkileyebilecek bir risk oluşturuyor. Hürmüz Boğazı’nda oluşabilecek bir sıkıntının etkisi sadece bugünü değil, önümüzdeki yılları da belirleyebilir. Özellikle gıda fiyatları üzerinde orta ve uzun vadede ciddi baskı oluşturma ihtimali vardır. Bu nedenle küresel gelişmeleri sadece enerji fiyatları üzerinden değil, tarım, gıda ve üretim zincirinin tamamı üzerinden değerlendirmemiz gerekir.’’</p>
<p><strong>Hayat pahalılığı ile mücadele</strong></p>
<p>Son üç yıldır dezenflasyon politikası ve hayat pahalılığı ile mücadele edildiğini vurgulayan ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman, söyle konuştu:</p>
<p>‘’Ancak şu an küresel gelişmeler, özellikle Amerika-İran gerilimi, bu süreci olumsuz etkiliyor. Merkez Bankası’nın faiz kararı açıklanacak. Piyasada faizlerin sabit kalacağı ya da biraz artacağı yönünde beklenti var, ancak düşüş beklenmiyor. Enflasyon şu an yüzde 37 civarında, üretici fiyat endeksi ise yüzde 28 seviyelerinde. Yılsonu hedeflerine ulaşmak zor görünüyor. Faizlerin yüzde 20’lere düşmesi beklentisi de şu an için gerçekçi değil. Petrol fiyatları son dönemde ciddi şekilde arttı. 60 dolardan 95 dolara yükseldi. Bu da yüzde 50’den fazla artış anlamına geliyor. Bu durum sadece akaryakıt değil, lojistik ve gıda maliyetlerini de etkiliyor. Aynı zamanda gübre üretimi açısından da risk oluşturuyor. Bu durumun gıda fiyatlarına önümüzdeki dönemde ciddi etkisi olacaktır.”</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/atso-baskani-hacisuleyman-hurmuz-bogazinda-olusabilecek-bir-sikintinin-etkisi-sadece-bugunu-degil-onumuzdeki-yillari-da-belirleyebilir-77605</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/5/1280x720/atso-baskani-hacisuleyman-hurmuz-bogazinda-olusabilecek-bir-sikintinin-etkisi-sadece-bugunu-degil-onumuzdeki-yillari-da-belirleyebilir-1776806785.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Yusuf Hacısüleyman, Hürmüz Boğazı&#039;nda yaşanabilecek bir savaşın ya da krizin doğrudan tarım ve gıda fiyatlarını etkilediğini belirterek, ‘’Hürmüz Boğazı’nda oluşabilecek bir sıkıntının etkisi sadece bugünü değil, önümüzdeki yılları da belirleyebilir. Özellikle gıda fiyatları üzerinde orta ve uzun vadede ciddi baskı oluşturma ihtimali vardır.’’ dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gto-turizm-haftasinda-gebzenin-degerlerini-tanitti-77701</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> GTO, Turizm Haftası’nda Gebze’nin değerlerini tanıttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <h2>Merve Esin Adıgüzel/Kocaeli</h2>
<p>Gebze Ticaret Odası, 15-22 Nisan Turizm Haftası kapsamında düzenlediği “Sanayinin Başkenti Gebze’de Kültür ve Turizm” programını yoğun katılımla gerçekleştirdi.</p>
<p>Gebze’nin tarihi ve kültürel mirasının tanıtıldığı programada, Gebze Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş, Doğu Marmara BTK Başkan Yardımcısı Recep Topal ile İsmail Kahraman, basın mensupları ve davetliler yer aldı.</p>
<p><img src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/04/22/12-s72e.jpg" alt="" width="1280" height="853" /></p>
<p>Gebze’nin sahip olduğu tarihi, kültürel ve turizm değerlerinin daha görünür hale getirilmesinin önemine dikkat çeken Gebze Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Aslantaş, “Gebze’nin sahip olduğu tarihi, kültürel ve turizm değerlerinin daha görünür hale getirilmesi büyük önem taşıyor. Bu zengin mirasın tanıtılması ve gelecek nesillere aktarılması için çalışmalarımızı sürdürüyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Programda söz alan İsmail Kahraman, bölgenin tarihi değerlerine ilişkin detaylı bilgiler paylaşarak, Gebze’nin geçmişten günümüze uzanan kültürel mirasına dikkat çekti.</p>
<p><img src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/04/22/11-e0eb.jpg" alt="" width="1280" height="853" /></p>
<p>Etkinlik, Tarihi Su Dolabı ziyaretiyle devam etti. Program, ney dinletisi eşliğinde gerçekleştirilen ikramlarla sona erdi. Katılımcılara, bölgenin ilk ve tek coğrafi işaretli ürünü olan Gebze Bayram Çöreği’nin yanı sıra mancarlı pide ve zerde tatlısı ikram edildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gto-turizm-haftasinda-gebzenin-degerlerini-tanitti-77701</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/1/1280x720/gto-turizm-haftasinda-gebzenin-degerlerini-tanitti-1776885034.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gebze Ticaret Odası tarafından Turizm Haftası kapsamında düzenlenen programda, kentin tarihi ve kültürel mirası ele alındı; Gebze Bayram Çöreği gibi yöresel lezzetler katılımcılara ikram edildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/federal-elektrik-guclu-teknolojisi-ile-buyumesini-surduruyor-77670</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Ürünlerimiz güçlü bir ihracat ağıyla dünya pazarlarında güvenle kullanılıyor&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HASAN COŞKUN/SAKARYA</strong></p>
<p>Sakarya 1. organize sanayi bölgesinde üretim yapan Federal Elektrik'in, güçlü teknolojisi ile kuruluşunun 36’ıncı yılında da büyümesini sürdürdüğü belirtildi. Şirketten verilen bilgiye göre, 1990 yılından bugüne yalnızca ürün üreten bir firma olmanın ötesine geçen Federal Elektrik, alçak gerilim şalt malzemeleri alanında kendi ürününü tasarlayan, geliştiren, test eden ve üreten entegre yapısıyla sektördeki liderliğini yeni yatırımlarla güçlendirmeye devam ediyor.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e8a55d0e18e-1776854365.JPG" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p>Sektördeki faaliyetleri ve gelecek hedefleri ile ilgili bilgiler veren Federal Elektrik Yönetim Kurulu Üyesi Mesut Nurdoğan, yaptıkları yatırımlar ve hayata geçirdikleri projelerle sektörde öncü bir konuma sahip olduklarını söyledi.</p>
<p>Mesut Nurdoğan, Federal Elektrik olarak sektörde ulaştıkları gücün yalnızca üretim ve ihracatla sınırlı olmadığını, Türkiye’nin 81 ilinde elektrik altyapısının birçok kritik noktasında Federal Elektrik ürünlerinin aktif olarak kullanıldığını belirtti. </p>
<p><strong>Elektrik altyapısında, Federal Elektrik markası</strong></p>
<p>Federal Elektrik’in vizyonunun kuruluşundan itibaren yalnızca yerel pazarla sınırlı kalmadığına da dikkat çeken Mesut Nurdoğan şu bilgileri verdi: “Federal Elektrik, 1990 yılında yüzde yüz yerli sermaye ile kurulmuş ve bugün hâlâ aynı bağımsızlık ve kararlılıkla yoluna devam eden köklü bir üretici olarak öne çıkmaktadır. Şalterlerden dikey tip kesicilere, NH sigortalardan farklı şalt ekipmanlarına ve doğalgaz sayaçlarına kadar geniş ürün yelpazesi, ülke genelinde elektrik kurumları tarafından onaylı ve güvenilir bir çözüm olarak tercih edilmektedir. Son kullanıcı çoğu zaman farkında olmasa da, günlük hayatın kesintisiz devam etmesini sağlayan elektrik altyapısında Federal Elektrik markası bulunmaktadır. Federal Elektrik, 36 yıllık süreçte sektörde ayrıcalıklı bir konuma ulaşarak, sektörde öncü bir rol üstlenmiştir.”</p>
<p>Mesut Nurdoğan, Federal Elektrik ürünlerinin 82 ülkeye ulaşan güçlü bir ihracat ağıyla dünya pazarlarında güvenle kullanıldığını ve bu başarıya da güçlü bir üretim altyapısıyla ulaştıklarını söyledi.<img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e8a53831989-1776854328.png" alt="" width="700" height="463" /></p>
<p> </p>
<p><strong>Türkiye’nin ilk yerli kısa devre laboratuvarı</strong></p>
<p>Marka gücünü ve bilinirliğini artırmak için önümüzdeki dönemlerde de yatırımlara devam edeceklerini ifade eden Mesut Nurdoğan şunları söyledi: “1999 yılında hayata geçirilen Türkiye’nin ilk yerli kısa devre laboratuvarı ise Federal Elektrik’in sektöre kazandırdığı en önemli kilometre taşlarından biri olmuştur. Bu yatırım, yalnızca firmanın kendi kalite süreçlerini değil, Türkiye’de elektrik sektörünün test, doğrulama ve standartlaşma kültürünü de ileriye taşımış; sektörde güvenilirliğin temelini güçlendiren bir adım olmuştur. ISO standartlarının Türkiye’de henüz yaygın olarak bilinmediği dönemlerde, Türkiye’de ISO 9000 belgesi alan 70’inci kuruluş olan kalite sistemlerini uygulamaya başlayan firmamız bu yaklaşımıyla da sektörde öncü bir rol üstlenmiştir. Bu ileri görüşlü bakış açısı, bugün global bir başarıya dönüşmüştür. Federal Elektrik, ayrıca kendi ERP yazılımını yazarak yine sektörün öncüleri arasında yerini aldı. 1999 yılında kurulan uluslararası akreditasyon onaylı ilk yerli kısa devre test laboratuvarına da sahip bir firmayız.”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e8a612aa567-1776854546.JPG" alt="" width="700" height="394" /></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/federal-elektrik-guclu-teknolojisi-ile-buyumesini-surduruyor-77670</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/0/1280x720/federal-elektrik-guclu-teknolojisi-ile-buyumesini-surduruyor-1776854583.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Federal Elektrik Yönetim Kurulu Üyesi Mesut Nurdoğan, ürünlerinin 82 ülkeye ulaşan güçlü bir ihracat ağıyla dünya pazarlarında güvenle kullanıldığını ve bu başarıya da güçlü bir üretim altyapısıyla ulaştıklarını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yusuf-kilinc-sebkider-baskanligina-yeniden-secildi-77655</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yusuf Kılınç, SEBKİDER başkanlığına yeniden seçildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Türkiye’deki serbest bölgeleri geliştirmek ve doğrudan yabancı yatırımlar için daha güçlü çekim merkezleri haline getirmek için kurulan Serbest Bölge Kurucu ve İşleticileri Derneği (SEBKİDER), mevcut Başkan Yusuf Kılınç’la bir dönem daha devam etme kararı aldı.</p>
<p>İstanbul’da geniş katılımla gerçekleşen SEBKİDER Olağan Genel Kurulu’nda yapılan seçimde Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Kılınç, oy birliği ile güven tazelerken, Edvar Mum, Tarkan Değirmenci, Hakan Ceylan ve Ergenekon Küçük yeni dönemin Yönetim Kurulu Üyeleri olarak seçildi.</p>
<p>Kılınç, göreve yeniden layık görülmekten büyük onur duyduğunu belirterek, “Geride bıraktığımız dönemde, serbest bölgelerin etkinliğinin artırılması, mevzuat süreçlerine katkı sağlanması ve sektör paydaşları arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi yönünde önemli adımlar attık. Yeni dönemde ise bu kazanımları daha ileriye taşıyarak, serbest bölgelerin küresel rekabet gücünü artıracak, yatırım ortamını iyileştirecek ve sürdürülebilir büyümeyi destekleyecek projelere odaklanacağız.”</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/5/yusuf-kilinc-sebkider-baskanligina-yeniden-secildi-1776845071.jpg" width="700" /></h2>
<p>Türkiye ekonomisinin üretim, istihdam ve katma değeri yüksek ihracat üssü olan serbest bölgelere daha çok doğrudan yatırım çekmek için yeni dönemde de yoğun çalışmalar yapacaklarını belirten Kılınç, “Hedefimiz yüzde 70’lerde olan bölgelerimizdeki doluluk oranını yüzde 85’e çıkarmaktır. İhracat odaklı üretim yapan yerli ve yabancı yatırımcılara serbest bölgelerin sağladığı avantajları daha iyi anlatacağız. Yeni yatırımcıların gelmesi ile serbest bölgelerimizdeki istihdam sayısının 100 binin üzerine çıkmasını, bölgelerden yapılan ihracatın da 14 milyar dolara ulaşmasını hedefliyoruz. Tüm paydaşlarımızla birlikte, daha güçlü ve daha etkili bir iletişim içinde bulunarak bu hedeflerimize kolaylıkla ulaşacağımıza inanıyorum” diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yusuf-kilinc-sebkider-baskanligina-yeniden-secildi-77655</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/5/1280x720/yusuf-kilinc-sebkider-baskanligina-yeniden-secildi-1776845071.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Serbest Bölge Kurucu ve İşleticileri Derneği, mevcut Başkan Yusuf Kılınç’la bir dönem daha devam etme kararı aldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/sayistay-daire-baskanligina-burhanli-secildi-77646</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sayıştay Daire Başkanlığına Burhanlı seçildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sayıştay Genel Kurulu toplantısında 3. Daire Üyesi Ömer Burhanlı'nın Daire Başkanlığına seçildiği bildirildi.</p>
<p>Ankara'da 15 Mart 1966'da doğan Burhanlı, 1991'de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünden mezun oldu.</p>
<p>Sayıştay'da 1992'de göreve başlayan Burhanlı, TBMM tarafından 2013'te Sayıştay Üyeliğine seçildi. Evli ve üç çocuk babası Burhanlı, İngilizce biliyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/sayistay-daire-baskanligina-burhanli-secildi-77646</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/2/1/1280x720/sayistay-1767767165.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 3. Daire Üyesi Ömer Burhanlı Sayıştay Daire Başkanlığına seçildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kartli-odemeler-yillik-yuzde-49-artti-77644</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kartlı ödemeler yıllık yüzde 49 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankalararası Kart Merkezi (BKM), Mart 2026 dönemine ait verileri açıkladı.</p>
<p>Buna göre, mart ayı itibarıyla Türkiye'de kredi kartı sayısı 146,2 milyona, banka kartı sayısı 214,7 milyona, ön ödemeli kart sayısı 97,9 milyona yükseldi. Geçen yılın aynı dönemine göre kredi kartı sayısında yüzde 11'lik, banka kartında yüzde 8'lik artış yaşanırken ön ödemeli kart sayısı yüzde 13 geriledi. Toplam kart sayısı ise yüzde 4 artarak 458,8 milyon oldu.</p>
<p>Kredi kartları, banka kartları ve ön ödemeli kartlarla martta yapılan ödemelerin toplam tutarı yıllık bazda yüzde 49 artarak 2 trilyon 608,3 milyar lira oldu. Bu ödemelerin 2 trilyon 218,8 milyar lirası kredi kartlarıyla, 380,9 milyar lirası banka kartları, 8,6 milyar lirası ise ön ödemeli kartlarla yapıldı.</p>
<p>Aynı dönemde ödeme tutarı ise kredi kartlarında yüzde 50, banka kartlarında yüzde 60 artarken, ön ödemeli kartlarda yüzde 76 geriledi.</p>
<p>Kartlarla yapılan ödeme sayısı yüzde 10 artarak 1,8 milyara yükseldi. Bunun 1 milyar 21,3 milyonunu kredi kartları, 697,6 milyonunu banka kartları, 34,7 milyonunu ön ödemeli kartlar oluşturdu.</p>
<p><strong>İnternetten ödemeler</strong></p>
<p>Geçen ay internetten yapılan kartlı ödemelerin tutarı yıllık bazda yüzde 53 artarak 791,4 milyar liraya ulaştı. İnternetten yapılan kartlı ödemelerin toplam ödemeler içindeki payı yüzde 31 oldu.</p>
<p>İnternetten kartlı ödemeler yüzde 11 artarak 257,2 milyona yükseldi. İnternetten yapılan kartlı ödemelerin toplam içindeki payı yüzde 15 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Kartlarla yapılan temassız ödeme sayısı yüzde 10 artarak 1 milyar 153,2 milyon oldu. Temassız ödeme tutarı ise yüzde 50 artarak 849,8 milyar liraya yükseldi. Mart ayında mağaza içi yapılan her 5 kartlı ödemeden 4'ü temassız gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kartli-odemeler-yillik-yuzde-49-artti-77644</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/3/1280x720/kartli-vergi-odeme-limiti-5-milyon-liraya-yukseltildi-1741261384.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BKM&#039;nin mart ayı verilerine göre kredi kartları, banka kartları ve ön ödemeli kartlarla yapılan ödemelerin toplam tutarı geçen yıla kıyasla yüzde 49 artışla 2,6 trilyon liraya yükseldi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/asriad-kocaeli-sanayicilerin-ihracat-pazarlarina-acilmasini-hedefliyor-77607</guid>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ASRİAD Kocaeli sanayicilerin ihracat pazarlarına açılmasını hedefliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ADEM ADIGÜZEL/KOCAELİ</strong></p>
<p>Asrın İş insanları Derneği (ASRİAD) Kocaeli Şubesi Yönetim Kurulu, basın mensuplarıyla bir araya geldi. “Önce Nitelik” vizyonu çerçevesinde düzenlenen basın buluşmasında, derneğin faaliyetleri ve gelecek dönem hedefleri kamuoyu ile paylaşıldı.</p>
<p>Asrın İş insanları Derneği (ASRİAD) Kocaeli Şube Başkanı Nihat Yıldırım, “ASRIAD Kocaeli Şubesi olarak bizler; iş dünyasının gelişimine katkı sağlayan, ahlaki değerleri önceleyen ve üretimi merkeze alan bir anlayışla çalışmalarımızı sürdürüyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kocaeli ve bölgedeki iş insanlarının bir araya getirilerek birlik ve beraberliğin güçlendirilmesinin öncelikli hedef olduğunu belirten Yıldırım, sanayicilerin ihracat pazarlarına açılması için önemli projeler üzerinde çalıştıklarını söyledi.</p>
<p>Yıldırım, özellikle Amerika pazarının büyük bir potansiyel taşıdığına dikkat çekerek, “Sanayicilerimizin bu pazara ulaşmasında zaman zaman bağlantı eksiklikleri yaşanıyor. Bu eksiklikleri giderecek altyapı çalışmalarını tamamladık ve projelendirme sürecine geçiyoruz” dedi.</p>
<p>Bugün burada konuştuğumuz konu sadece Kocaeli değil. Aslında Türkiye'nin ekonomi geleceğidir ifadelerini kullanan Yıldırım, “Kocaeli, Türkiye ihracatında ilk 3’te yer alan, sanayi üretiminin yaklaşık yüzde 13’ünü gerçekleştiren ve stratejik konumuyla küresel ticaretin merkezinde bulunan bir güçtür” şeklinde konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://i.ekonomim.com/storage/files/images/2026/04/22/w-vsuh.jpg" alt="" width="700" height="525" /></p>
<h2>“Kocaeli’nin elinde inanılmaz bir avantaj var"</h2>
<p>Yıldırım, “Kocaeli’nin elinde inanılmaz bir avantaj var: Kocaeli Limanları, Türkiye’nin dünyaya açılan kapılarından biri. Bilişim Vadisi, Türkiye’nin teknoloji üretim üssü. Gebze Teknik Üniversitesi, nitelikli insan kaynağının merkezi ve onlarca Organize Sanayi Bölgesi mevcut yani üretim var, lojistik var, insan kaynağı var. Fakat bölgemizin eksiği, doğru strateji, doğru pazarlama ve doğru global açılım modeli. Biz üretimde güçlüyüz ama bu gücü dünya pazarlarına aynı etkinlikte taşıyabildiğimizi söylemek zor” diye konuştu.</p>
<p>Yıldırım, “ASRIAD olarak biz tam bu noktada devreye giriyoruz. Biz diyoruz ki; artık sadece üretmek yetmez. Ürettiğini dünyaya satabilen kazanır, teknolojiyi kullanan kazanır, veriyi yöneten kazanır. Yeni dönemde ticaretin adı nettir, akıllı üretim ve akıllı ihracat. Biz üyelerimize şunu sunuyoruz, yeni pazarlar, yeni iş bağlantıları, yapay zekâ destekli satış sistemleri ve sürdürülebilir büyüme modeli. Çünkü artık rekabet sadece fiyatla değil, bilgiyle, hızla ve teknolojiyle yapılıyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Kocaeli’yi sadece üretim merkezi olarak değil, globalde de sesimizi duyurup yerimizi alacağız diyen Yıldırım, “Kocaeli’de bu potansiyel var, bu altyapı var, bu insan gücü var. Önemli olan bunu doğru bir vizyona dönüştürmektir. Bu şehirde üretim yapan herkes, bu şehirde ticaret yapan herkes artık kabuğunu kırmalı, dünyaya açılmalıdır. Çünkü yeni ekonomik düzen beklemiyor; hızlı olan, akıllı olan ve dijitalleşen kazanıyor” dedi.</p>
<p>Üyeler arasında ticari iş birliğinin artırılmasının temel öncelikleri olduğunu vurgulayan Yıldırım, “Öncelikle kendi üyelerimiz arasında ve Türkeye genelinde sektörel ve tedarik zinciri anlamında ticareti güçlendirmeyi hedefliyoruz. ASRİAD’ın 22. Şubesi olarak, üye sayımız arttıkça projelerimizi daha geniş kapsamlı şekilde hayata geçireceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“huzur köyü projesi üzerinde çalışıyoruz"</h2>
<p>Sosyal sorumluluk projelerine de değinen Yıldırım, eğitim ve gençlere yönelik burs çalışmalarının planlandığını ifade etti. Ayrıca “huzur köyü” adı verilen yeni bir proje üzerinde de çalıştıklarını belirten Yıldırım, yaşlıların daha doğal ve sosyal bir yaşam alanında vakit geçirebileceği bir konsept tasarlandığını söyledi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/asriad-kocaeli-sanayicilerin-ihracat-pazarlarina-acilmasini-hedefliyor-77607</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/7/1280x720/asriad-kocaeli-sanayicilerin-ihracat-pazarlarina-acilmasini-hedefliyor-1776807614.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ASRİAD Kocaeli Şubesi, “Önce Nitelik” vizyonu çerçevesinde düzenlenen basın buluşmasında, sanayicilerin ihracat pazarlarına açılmasını hedefleyen önemli projeler üzerinde çalıştıklarını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/mermerciler-dogal-tas-bakanligi-kurulmasini-istiyor-fikri-cinokur-77602</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 22:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mermerciler &#039;Doğal Taş Bakanlığı&#039; kurulmasını istiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>İMSA Mermer firması yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Tekin, 14-17 Nisan 2026 tarihleri arasında İzmir’de düzenlenen 31. Uluslararası Doğal Taş ve Teknolojileri Fuarı’nın (Marble İzmir), sektörün tarihsel gücü ile güncel ekonomik darboğazı arasındaki keskin çelişkiyi bir kez daha ortaya koyduğunu belirtti.</p>
<p>Orta Doğu’daki siyasi gerilimler ve küresel ekonomik dalgalanmalar nedeniyle fuarda stant sayılarının geçmiş yıllara oranla yarı yarıya düştüğünü ifade eden Tekin, bu durumun sektör temsilcilerini derin bir değerlendirmeye ittiğini kaydetti.</p>
<p>Mermerin binlerce yıllık hikayesinden küresel rekabetteki güncel konumuna uzanan kapsamlı bir analiz yapan Tekin, taşın hikayesi ve antik çağdan modern mimariye uzanan süreci şöyle anlattı:</p>
<p>‘’Mermer, sadece bir inşaat malzemesi değil, insanlık tarihinin, sanatın ve kalıcılığın simgesidir. Antik Yunan tapınaklarından Roma’nın sütunlarına, Osmanlı’nın eşsiz camilerinden modern gökdelenlere kadar mermer, her devirde medeniyetin imzası olmuştur. Dünya doğal taş rezervlerinin yüzde 40’ına ev sahipliği yapan Türkiye, aslında 3 bin yıllık bir mirasın üzerinde oturuyor. Ancak bu mirası geleceğe taşımak, taşı sadece ocaktan çıkarmakla değil, ona bir 'hikaye' yüklemekle mümkündür."</p>
<p><strong>Teknolojik üstünlük ve marka vizyonu</strong></p>
<p>Mermer sektörünün teknolojik üstünlük ve markalaşma vizyonu ortaya koyması gerektiğini dile getiren Ahmet Tekin, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Türkiye'nin hammadde tedarikçisi kimliğinden sıyrılıp ‘Türk Mermeri’ algısını bir dünya markasına dönüştürmesi gerekiyor. Bunun için öncelikle Teknolojik güç olunmalı. Türkiye, bugün İtalya ve İspanya gibi rakipleriyle yarışabilecek düzeyde teknolojik parkurlara sahiptir. Fabrikalarımız, dünyanın en prestijli projelerine hassas kesim ve ileri yüzey işlemleriyle ürün gönderecek kapasitededir.</p>
<p>Tasarım Odaklı Katma Değer yaratılmalı. Mermer bir emtia (sıradan mal) olmaktan çıkarılıp, mimari bir sanat eseri olarak pazarlanması şarttır. Her taşın çıktığı coğrafyanın ruhunu yansıtan markalaşma çalışmaları, küresel rekabetteki en büyük kozumuzdur.’’</p>
<p><strong>"Ekonomik kıskaç: Kaliteli üretim, düşük rekabet gücü"</strong></p>
<p>Fuarın bu yılki sessizliğini sektörün içinden geçtiği ekonomik zorlukların bir yansıması olarak değerlendirildiğini belirten Ahmet Tekin, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>‘’Özellikle Orta Doğu pazarındaki jeopolitik riskler nedeniyle yaşanan kan kaybı, stant sayılarına doğrudan yansıdı. Sektörün içinde bulunduğu ‘Maliyet-Kur Makası’ tehlikeye gidiyor. Üretim maliyetlerimiz (enerji, işçilik, lojistik) dolar bazında hızla artarken, baskılanan döviz kuru nedeniyle satış fiyatlarımızı rakiplerimize (İtalya, Yunanistan, Mısır) karşı koruyamıyoruz. Kalitede dünya standartlarının üzerindeyiz ancak fiyat rekabetinde elimiz zayıflıyor.’’</p>
<p><strong>Çözüm önerileri</strong></p>
<p>Pazarı kaybetmemek için acil adımlar atılmasını isteyen Tekin, talep ve önerilerini şöyle sıraladı:</p>
<p>‘’Savaşlar ve krizler geçici, ancak kaybedilen pazarları geri kazanmak yıllar alacak. İhracatçıya özel kur desteği sağlanmalı. Enflasyonla uyumlu bir kur politikası veya ihracatçıya yönelik özel kur farkı destekleri hayata geçirilmelidir. Enerji teşvikleri verilmeli. Mermer ocakları ve fabrikaları için stratejik enerji indirimleri uygulanmalıdır. Pazar çeşitlendirmeli. Orta Doğu'daki daralmayı telafi edecek Uzak Doğu ve Kuzey Amerika pazarlarına yönelik devlet destekli agresif tanıtım stratejileri izlenmelidir.’’</p>
<p>Türk mermerinin dünyadaki liderliğini sürdürebilmesi için üreticinin maliyet baskısı altında yalnız bırakılmaması gerektğine dikkat çeken Tekin, ‘’Ekonomik zemin güçlendirilmediği takdirde, Türkiye'nin dünya pazarlarındaki payının kalıcı olarak rakiplere devredilme riski kapıdadır’’ dedi.</p>
<p>"Doğal Taş Bakanlığı kurulmalı"</p>
<p>10 yıl önce Çin plaka pazarında Türk doğal taşlarının yüzde 50–60 paya sahipken, son yıllarda bu oranın yüzde 15’lere kadar gerilediğine dikkat çeken Ahmet Tekin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>‘’Bu durumu yalnızca Çin pazarındaki daralmaya bağlamak yeterli değildir; sektör olarak bizim de nerelerde hata yaptığımızı tespit etmemiz, eksiklerimizi analiz etmemiz ve buna göre yeni bir yol haritası oluşturmamız gerekmektedir. Hatta daha ileri bir yaklaşımla, mevcut yapının ötesine geçilerek bir Maden Bakanlığı, hatta sektöre özel bir perspektifle Doğal Taş Bakanlığı kurulması dahi değerlendirilmelidir. Bu yapı; sektöre yön verecek stratejik analizler yapmalı, üretimden ihracata kadar tüm süreçleri planlamalı, yeni pazar arayışlarını desteklemeli ve Türkiye’nin doğal taşta küresel rekabet gücünü yeniden artırmalıdır. Bugün ihtiyaç duyulan şey sadece kaybın sebeplerini konuşmak değil; çözüm üreten, ihracatı artıran, sektörü yeniden ayağa kaldıran kurumsal ve vizyoner adımları hayata geçirmektir.</p>
<p><strong>"Sektör daralıyor"</strong></p>
<p>Batı Akdeniz İhracatçı Birliği (BAİB) Yönetim Kurulu üyesi ve mermer üretici ve ihracatçısı Mustafa Küçükyaman da, 31. Uluslararası İzmir Doğal Taş ve Teknolojileri Fuarına, BAİB üyesi 70’e yakın ihracatçının stantla katıldığını bildirdi.</p>
<p>Küçükyaman, ‘’Son yıllarda katılımcı stant sayısı düşerken maalesef ki katılımcı müşteri ve talep sayısı da düşüktü. Dünyada yaşanan global sorunlar savaşlar ve benzeri ülkemizdeki maliyet artışları, finansa erişim ve finans maliyetleri kur  düşüklüğü, kur baskısı, maliyet artışları rekabet gücümüzün azalması sebep olmaktadır. Dolayısıyla sektör her geçen gün daralmaktadır’’ dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/mermerciler-dogal-tas-bakanligi-kurulmasini-istiyor-fikri-cinokur-77602</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/2/1280x720/mermerciler-dogal-tas-bakanligi-kurulmasini-istiyor-fikri-cinokur-1776800591.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hürmüz boğazındaki savaş ve siyasi gerginlik, geçen hafta İzmir’de düzenlenen Uluslararası Doğal Taş ve Teknolojileri Fuarı’nı ve mermer sektörünü olumsuz etkilerken ihracatçılarda da hayal kırıklığı yarattı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/zeytinyaginda-yeni-teknoloji-soguk-sikimda-verim-kaybi-ortadan-kalkiyor-77601</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 22:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zeytinyağında yeni teknoloji: Soğuk sıkımda verim kaybı ortadan kalkıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya’nın Döşemealtı ilçesinde faaliyette bulunan BST Proje İnşaat Mühendislik Taahhüt Yatçılık Sanayi ve Tic. Ltd. Şti. (BSTM) firması sahibi ve AR-GE yöneticisi, diyabet hastası Selim Sarıkaya, sağlığı için daha kaliteli zeytinyağı üretimi için yeni teknoloji ile soğuk sıkımda verim kaybını ortadan kaldıran  zeytinyağı makinesi geliştirdiğini söyledi.</p>
<p>Yeni teknoloji ile geliştirilen zeytinyağı sıkma makinesinin 30 Nisan -2 Mayıs tarihleri arasında İzmir’de düzenlenecek OLIVETECH 2026 Fuarında görücüye çıkacağını belirten Sarıkaya, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Zeytinyağı üretiminde yenilikçi çözümler sunuyoruz. Devrim niteliği taşıyan makinemiz fuarda yerli üreticiyle buluşacak.  Zeytinyağı dünyasında bir ilke imza attık. ‘Soğuk sıkımda sıcak sıkım verim’ iddiasını ortaya koyuyoruz. Geliştirdiğimiz yenilikçi teknolojilerin patent başvurularını da tamamladık. Geleneksel yöntemler, üreticileri yıllardır verim ve kalite arasında seçim yapmak durumunda bırakıyor. Daha fazla verim için zeytin hamuru yüksek ısıda yoğuruluyor. Ancak zeytinin içerisinde bulunan fenoller ve aromalar buharlaşıp yok oluyor. Düşük ısıda yapılan soğuk sıkımda ise yararlı antioksidanlar ve hassas lezzetler korunuyor, ancak bu sefer de verimde düşüş yaşanıyor.’’</p>
<p>Geliştirdikleri yeni teknoloji zeytinyağı makinesi ile üreticilerin bu sorununu giderdiklerini i anlatan Selim Sarıkaya, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Soğuk sıkımın üstün kalitesini koruyup geliştirirken, sıcak sıkımın yüksek verim değerlerine ulaşmayı başarmış durumdayız. Zeytinyağı endüstrisinde çığır açacağına inandığımız yenilikçi makineler, zeytinin sahip olduğu polifenolleri ve aromatik lezzetleri en az kayıpla koruyarak zeytinyağına aktarabilme kabiliyetine sahip. AR-GE çalışmaları 6 yıldan fazla sürdü. 400'ün üzerinde deneyde 500 tondan fazla zeytin sıkıldı. Sadece 2025'te TÜBİTAK desteğiyle 40'ın üzerinde deneyde 60 tondan fazla zeytin işlendi.’’</p>
<p>Yağ veriminden ödün vermeden, hatta artırarak, yüksek polifenol değerlerine ve üstün duyusal özelliklere sahip, geleneksel yöntemlerle elde edilemeyen yüksek kaliteli zeytinyağı üretiminin önünü açan yenilikçi makinelerin, her seviyedeki üreticinin farklı ihtiyaçlarını karşılamak için hazır olduğunu anlatan Sarıkaya, şöyle konuştu:</p>
<p>‘’Fabrikaların, yüksek kaliteli, sağlıklı zeytinyağını daha verimli, daha kârlı ve daha kolay elde edebilmeleri artık mümkün. Geliştirdiğimiz makineler zeytinyağı endüstrisi için bir dönüm noktası olacağına inanıyoruz. Verim almak için ana odağı sıcak 3 faz sıkım olan fabrikalar, üstün kalite sağlayan soğuk sıkım sistemlerine geçerek yüksek verim elde edebilecekler. Üreticilerin erken hasat ve soğuk sıkım taleplerini karşılayabilecekler. Düşük ısıda ve su kullanmadan gerçekleşen işlemler sayesinde enerji maliyetlerinde tasarruf edebilecek.   Aroma ve fenolik bileşen açısından en yüksek değerde zeytinyağı elde etmek isteyen butik üreticilere rekabet avantajı sağlayacak. Yüksek kaliteli zeytinyağını daha verimli ve daha kârlı şekilde elde edebilecek.’’</p>
<p><strong>Kadim zeytine saygı</strong></p>
<p>Türkiye’nin ve Antalya’nın yer aldığı coğrafyanın kadim meyve zeytinin ana vatanı olduğunu belirten Selim Sarıkaya, ‘’Bu değeri en iyi şekilde korumak ve gelecek nesillere aktarmak yegane misyonumuz. Geliştirdiğimiz teknoloji misyonumuzla örtüşüyor. Ve zeytinin içerisindeki değerleri en az kayıpla korumak ve zeytinyağına aktarmak noktasında kesişiyor.  Üstün kaliteli zeytinyağı üretiminde yeni bir sayfa açmak için hazırız. Bilimin ışında yaptığı araştırmalarla hep bir adım önde ilerleyerek zeytincilik sektöründe fark oluşturmak için durmaksızın çalışmaya devam edeceğiz" dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/zeytinyaginda-yeni-teknoloji-soguk-sikimda-verim-kaybi-ortadan-kalkiyor-77601</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/1/1280x720/zeytinyaginda-yeni-teknoloji-soguk-sikimda-verim-kaybi-ortadan-kalkiyor-1776800455.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Halk sağlığı için daha kaliteli zeytinyağı üretimi hedefleyen diyabet hastası makine mühendisi Selim Sarıkaya, yeni geliştirdiği teknoloji ile zeytinyağı soğuk sıkımda verim kaybını ortadan kaldırdığını bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/corendon-airlinesin-kuresel-ticaretteki-guvenilirligi-tescillendi-77600</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 22:37:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Corendon Airlines’ın küresel ticaretteki güvenilirliği tescillendi&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Corendon Turizm Grubu Finans Danışmanı Batuğhan Karaer, şirketin Ticaret Bakanlığı tarafından yürütülen kapsamlı denetim süreçlerini başarıyla tamamlayarak Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü (YYS / AEO) almaya hak kazandığını bildirdi.</p>
<p>Küresel ticaretin en prestijli yetkinlik göstergelerinden biri olarak kabul edilen bu statü ile Corendon Airlines’ın güvenilir, şeffaf ve yüksek standartlara sahip operasyonel yapısını uluslararası düzeyde belgelediğini belirten Karaer, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Havacılık sektöründe operasyonel mükemmeliyet odağıyla faaliyetlerini sürdüren Corendon Airlines, bu sertifikayla birlikte tedarik zinciri güvenliği, mevzuata uyum ve risk yönetimi alanlarındaki güçlü altyapısını bir kez daha ortaya koydu. Gümrük süreçlerinde hız ve verimlilik artacak. Dünya genelinde Authorized Economic Operator (AEO) olarak bilinen bu statü sayesinde Corendon Airlines, gümrük işlemlerinde öncelikli işlem, yerinde gümrükleme, azaltılmış belge kontrolü ve basitleştirilmiş prosedürlerden yararlanma imkanına sahip olacak. Söz konusu avantajlar, özellikle uçak yedek parça tedariki ve lojistik operasyonlarında zaman ve maliyet tasarrufu sağlayarak şirketin operasyonel verimliliğine doğrudan katkı sunacak.’’</p>
<p>Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü’nün, şirketlerin uluslararası ticaretteki güvenilirliğini artırırken, aynı zamanda operasyonel süreçlerde önemli avantajlar sağladığına dikkat çeken Karaer, şöyle devam etti:</p>
<p>‘’Corendon Airlines, bu statü ile birlikte global ölçekte daha güçlü bir iş ortağı konumuna yükselirken, uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü de pekiştiriyor. Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü, yalnızca operasyonel süreçlerimizi hızlandıran bir belge değil, aynı zamanda Corendon Airlines’ın uluslararası ticaretteki güvenilirliğinin güçlü bir göstergesi. Bu statü ile birlikte tedarik zinciri yönetiminde daha çevik, daha verimli ve daha rekabetçi bir yapıya ulaşıyoruz. Küresel standartlara tam uyum sağlayan altyapımızı daha da ileri taşıyarak, iş ortaklarımıza ve yolcularımıza daha güçlü bir operasyonel yapı sunmaya devam edeceğiz.”</p>
<p><strong>AEO logosu ile küresel güven sembolü</strong></p>
<p>Corendon Airlines, YYS sertifikası ile birlikte kurumsal iletişiminde AEO logosunu kullanma hakkı da elde etti. Şirketten yapılan açıklamaya göre, küresel ölçekte güvenilirliğin simgesi olarak kabul edilen bu logo, şirketin uluslararası standartlara tam uyum sağladığının güçlü bir göstergesi olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Açıklamada, "Tedarik zinciri güvenliğini en üst seviyeye taşıyan bu gelişme, Corendon Airlines’ın yalnızca bir hava yolu markası değil, aynı zamanda uluslararası ticaret kurallarına yüksek uyum gösteren, disiplinli ve güvenilir bir iş ortağı olduğunu bir kez daha teyit ediyor." denildi. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/corendon-airlinesin-kuresel-ticaretteki-guvenilirligi-tescillendi-77600</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/0/1280x720/batughan-karaer-1776837785.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şirketin Ticaret Bakanlığı tarafından yürütülen kapsamlı denetim süreçlerini başarıyla tamamlayarak Yetkilendirilmiş Yükümlü Statüsü almaya hak kazandığını belirten Corendon Turizm Grubu Finans Danışmanı Batuğhan Karaer, &quot;Corendon Airlines, gümrük işlemlerinde öncelikli işlem, yerinde gümrükleme, azaltılmış belge kontrolü ve basitleştirilmiş prosedürlerden yararlanma imkanına sahip olacak.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kocaeli/isatag-turizm-haftasinda-yapisal-sorunlara-dikkat-cekti-77592</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 18:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> İSATAG Başkanı Aylin Özsavaş: Seyahat acentelerinin yapısal sorunları çözülmeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>İstanbul Seyahat Acentaları Tanıtım ve Geliştirme Derneği (İSATAG), İstanbul merkezli seyahat acentelerinin tanıtım, gelişim ve sektörel dayanışmasını güçlendirmek amacıyla faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları arasında yer alıyor.</p>
<p>Turizm Haftası kapsamında sektörün mevcut durumu ve çözüm bekleyen sorunları anlatan İSATAG Başkanı Aylin Özsavaş, turizmin yalnızca rakamlarla değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayarak, özellikle seyahat acentelerinin yaşadığı yapısal sorunlara dikkat çekti.</p>
<p>Turizm Haftası’nın sadece kutlama olarak görülmesinin sektördeki gerçek sorunları gölgelediğini belirten Özsavaş, “Turizm Haftası’nı yalnızca bir kutlama olarak değerlendirmek, sektörün içinde bulunduğu mevcut durumu ve acil çözüm bekleyen ihtiyaçlarını göz ardı etmek anlamına gelecektir. Oysa turizm, sadece elde edilen başarıların ve ulaşılan rakamların konuşulduğu bir alan değil; aynı zamanda bu başarıların arkasındaki emeğin, sorumluluğun ve sürdürülebilirliğin de ele alınması gereken çok boyutlu bir sektördür” dedi.</p>
<h2>"Savaşlar, turizm sektörünü derinden etkilemektedir"</h2>
<p>Küresel gelişmelerin sektörü doğrudan etkilediğini vurgulayan Özsavaş, “Savaşlar, jeopolitik riskler ve ekonomik belirsizlikler turizm sektörünü derinden etkilemektedir. Bu süreçte en kırılgan yapıların başında seyahat acenteleri gelmektedir. Artan maliyetler karşısında gelir dengesi bozulan, finansmana erişimde zorlanan ve operasyonel yükü her geçen gün ağırlaşan acenteler ciddi bir ekonomik baskı altında faaliyetlerini sürdürmeye çalışmaktadır” diye konuştu.</p>
<p>Sektörün çoğu zaman istatistikler üzerinden değerlendirildiğini ifade eden Özsavaş, “Turizm sektörü; çoğu zaman doluluk oranları, ziyaretçi sayıları ve gelir verileri üzerinden ele alınsa da bu verilerin oluşmasını sağlayan en önemli unsurlardan biri olan seyahat acenteleri göz ardı edilmektedir” diye konuştu.</p>
<p>Seyahat acenterinin sahadaki en güçlü temsilciler olduğuna dikkat çeken Özsavaş, “Acenteler, hem destinasyonların tanıtımında hem de hizmet kalitesinin sürdürülebilirliğinde kritik bir rol üstlenmektedir. Ancak seyahat acentelerinin karşı karşıya olduğu yapısal sorunların ele alınmadığı, sektörün sorunlarının hâlâ çözüme kavuşturulamadığı açıkça görülmektedir” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Dijitalleşmenin beraberinde getirdiği risklere de değinen Özsavaş, “Son yıllarda hız kazanan dijitalleşme süreci yeni fırsatlar yaratmakla birlikte, kontrolsüz ve dengesiz büyüyen platformlar aracılığıyla haksız rekabet ortamını da beraberinde getirmiştir. Bunun yanı sıra artan operasyonel maliyetler, ekonomik dalgalanmalar ve mevcut mevzuattaki eksiklikler; seyahat acentelerinin rekabet gücünü zayıflatmakta ve sürdürülebilirliklerini tehdit etmektedir” şeklinde konuştu.</p>
<p>Turizmin sürdürülebilirliği için acentelerin önemine dikkat çeken Özsavaş, “Unutulmamalıdır ki güçlü bir turizm sektörü, ancak güçlü ve sürdürülebilir yapıya sahip seyahat acenteleri ile mümkündür” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kocaeli/isatag-turizm-haftasinda-yapisal-sorunlara-dikkat-cekti-77592</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/2/1280x720/isatag-turizm-haftasinda-yapisal-sorunlara-dikkat-cekti-1776784334.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İSATAG Başkanı Aylin Özsavaş, Turizm Haftası kapsamında yaptığı değerlendirmede turizmin yalnızca rakamlarla ölçülemeyeceğini belirterek, sektörün bel kemiği olan seyahat acentelerinin yapısal sorunlarının çözülmesi gerektiğini vurguladı. Dijitalleşme, maliyet baskısı ve küresel risklerin acenteleri zorladığını ifade eden Özsavaş, güçlü turizmin ancak güçlü acentelerle mümkün olacağını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turk-findiginin-kuresel-pazar-payi-ciddi-bir-risk-altinda-77587</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 16:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Türk fındığının küresel pazar payı ciddi bir risk altında&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Karadeniz Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliği’nin Giresun’da gerçekleştirilen seçimli olağan genel kurulunda mevcut başkan Hasan Osman Sabır yeniden başkanlığa seçildi. Tek listeyle gidilen seçimde Hasan Osman Sabır güven tazelerken, önceki iki dönemde başkanlık yapan İlyas Edip Sevinç listede yer almadı. Yeni yönetim kurulunda Hüseyin Durak, Bülent Yavuz, Dursun Oğuz Gürsoy, Cem Şenocak, Mustafa Poyraz, Sinan Atik, Halil Ak, Cihangir Yavuz, Selim Yılmaz ve Metin Sağlam yer aldı.</p>
<p>Genel kurulda, 2025 yılı fındık ihracat verilerindeki ciddi gerileme ve sektörün geleceğine yönelik yapısal sorunlar masaya yatırıldı. Başkan Sabır, özellikle 2025-2026 ihracat sezonunun ilk dört ayında (Eylül-Aralık 2025) miktar bazındaki düşüşün 1980’li yılların seviyesine kadar gerilemesini "alarm verici" bir gelişme olarak nitelendirdi. Bu tablo, Türk fındığının küresel pazar payının ciddi bir risk altında olduğu şeklinde yorumlandı. Başkan Sabır, fındık sektörünün arz belirsizliği, artan maliyetler ve ihracatta gerileme olmak üzere üçlü bir baskı altında olduğunu söyledi. Başkan Sabır, Türkiye'nin fındık ve mamulleri ihracatının, bir önceki yıla kıyasla miktar bazında 84 bin 540 ton (%26,15), değer bazında ise 380,5 milyon dolar (%14,44) düşüşle 238 bin 704 tonda kaldığını kaydetti. Sabır, özellikle 2025-2026 sezonunun ilk dört ayında (1 Eylül-31 Aralık 2025) ihracatın miktar bazında %50'den fazla azaldığını vurguladı.</p>
<p><strong>“Fiyat politikası sektörü tıkıyor”</strong></p>
<p>Fındığın dünya piyasalarında en pahalı ürünlerden biri haline geldiğini belirten Hasan Osman Sabır, fiyat odaklı yaklaşımın tüketimi baskıladığını söyledi. Bu politikanın uzun vadede Türkiye’nin liderliğini riske attığını ifade eden Sabır, “Bu anlayışla devam edersek küresel liderliğimizi kaybetme riskiyle karşı karşıyayız” dedi.</p>
<p><strong>Pazar hâkimiyetimiz risk altında</strong></p>
<p>Mevcut politikalarla sürdürülebilirliğin mümkün olmadığı vurgulayan ve 2026 yılı için sektörü bütüncül şekilde ele alan acil ve yeni politikalara ihtiyaç olduğu ifade eden Sabır, 2025 yılında Türkiye'nin 2 milyar 255 milyon doların üzerinde gelir elde ettiğini ancak miktar bazındaki bu sert düşüşün ve yüksek fiyat politikasının dünya pazarındaki hakimiyeti riske attığını vurguladı.</p>
<p><strong>“2025 küresel tanıtım yılı” oldu</strong></p>
<p>Tüm zorluklara rağmen 2025 yılının Türk fındığı için küresel ölçekte yoğun bir tanıtım yılı olduğunu vurgulayan Sabır, ihracatın sürdürülebilirliği için sahada aktif bir diplomasi yürüttüklerini ifade ederek, “2025 yılında Türk fındığı için adeta dünyayı karış karış gezdik. Beş kritik uluslararası organizasyonda yer alarak hem mevcut pazarlarımızı koruduk hem de yeni kapılar araladık. Brezilya Sao Paulo’da düzenlenen APAS 2025 ile Güney Amerika pazarı, Pakistan Lahor’da gerçekleştirilen Türk İhraç Ürünleri Fuarı, Irak Bağdat’taki Türk İhraç Ürünleri Fuarı, Dubai’de düzenlenen Gulfood Manufacturing, Paris’te gerçekleştirilen Food Ingredients Europe” olarak özetleyen Sabır, “Bu fuarlarda sadece tanıtım yapmadık. B2B görüşmelerle doğrudan ticari bağlantılar kurduk. Fındığımızın çikolata ve gıda sanayisindeki stratejik konumunu güçlendirdik” dedi.</p>
<p><strong>Poyraz: Yok yılında yüksek stokla gelecek sezona gireceğiz</strong></p>
<p>Mustafa Poyraz, yaptığı değerlendirmede sektörün mevcut sorunlarını ve bölge ekonomisi açısından önemini vurgulayarak birlik ve beraberlik çağrısı yaptı. Poyraz 50 yıldır, fındık sektöründeyim, Fındıkta 2025 yılı maalesef tüm sektör için zor bir yıl olmuştur. Yaşanan Zirai don üzerinden rekolteyle ilgili gerçeği yansıtmayan tüm kesimleri beklentiye sokan açıklamalar yapıldı. Bugün fındığın yok denildiği sezonda çok önemli bir rekolte seneye devir olmaktadır. Eğer devlete giderek Doğu Karadeniz bölgesi üreticisi Ordu, Giresun, Trabzon üreticisi maliyetleri çok yüksek bu şartlarda bahçeye girmez devlete giderek bu bölgenin üreticisini koruyacak tedbirleri devreye sokmalıyız. Karadeniz Fındık İhracatçı Birliği’nin rekolteleri dünden bugüne hep gereceği yansıtmıştır. Türk fındık sektörü rekabetçi politikalar üretmek ve dünya gerçeklerini görmek zorundayız.</p>
<p><strong>“Eğimli arazi gerçeğini görmeden politika üretemeyiz”</strong></p>
<p>Fındık sektörünün yapısal sorunlarına dikkat çekerek önemli uyarılarda bulunan Ulusal Fındık Konseyi Başkanı ve Karadeniz Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Cem Şenocak ta özellikle Ordu, Giresun ve Trabzon gibi illerde üretimin büyük ölçüde eğimli arazilerde yapılmasının maliyetleri artırdığını ve küresel rekabet gücünü zayıflattığını vurguladı. Şenocak, gerekli tedbirlerin alınmaması durumunda Doğu Karadenizli üreticinin üretimden kopma noktasına geleceğini belirterek, "Çözüm; alan bazlı desteğin revize edilerek, meyilli arazide üretim yapan çiftçinin daha fazla desteklenmesinden geçmektedir" dedi.</p>
<p><strong>Üretimde üç temel grup ve gelir uçurumu</strong></p>
<p>Şenocak, fındık üretimini küresel ve yerel ölçekte Doğu Karadeniz başta olmak üzere Türkiye genelinde eğimli arazide üretim yapanlar, düz arazilerde ve ovalarda üretim yapanlar ve Şili gibi Türkiye’nin uluslararası rakipleri olmak üzere üç gruba ayırdı. Şenocak,  şunları kaydetti, “Düz arazi üreticisi yıllık 500 bin ile 1 milyon TL arası gelir elde ediyor. Küresel rakipler (Şili vb.): Üretici başına 3 ila 5 milyon dolar gelir sağlıyor. Eğimli arazi üreticisi ise yıllık yalnızca 30-40 bin TL gelirle ayakta kalmaya çalışıyor” dedi.</p>
<p><strong>Çözüm önerisi: Alan bazlı destek ve yapısal dönüşüm</strong></p>
<p>Şenocak, 2009 yılında başlatılan alan bazlı destek sisteminin günün şartlarına göre yeniden kurgulanması gerektiğini belirterek şu çözüm önerilerini sıraladı:</p>
<p>- Kademeli destek: Eğimi %6’nın üzerinde olan araziler için dönüm başına 100 dolar destek verilmeli ve eğim arttıkça bu miktar kademeli olarak yükseltilmelidir.</p>
<p>- Modern modeller: Lisanslı depoculuk, ürün borsası, kiralama ve ortaklaşma modelleri (şirketleşme yoluyla modern yarıcılık sistemi) hayata geçirilmelidir.</p>
<p>- Gerçekçi politikalar: Kısa, orta ve uzun vadeli, rekabetçi politikalarla üretici yeniden bahçeye döndürülmelidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turk-findiginin-kuresel-pazar-payi-ciddi-bir-risk-altinda-77587</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/7/1280x720/hasan-sabir-1776779623.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hasan Osman Sabır, Karadeniz Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliğinin seçimli genel kurulunda başkanlığa yeniden seçildi. Fındığın dünya piyasalarında en pahalı ürünlerden biri haline geldiğini belirten Sabır, fiyat odaklı yaklaşımın tüketimi baskıladığını vurgulayarak, bu politikanın uzun vadede Türkiye’nin liderliğini riske attığını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/garanti-bbva-ve-masfedden-2-el-tasit-finansmani-icin-is-birligi-77586</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 16:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Garanti BBVA ve MASFED&#039;den 2. el taşıt finansmanı için iş birliği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Garanti BBVA ile Motorlu Araç Satıcıları Federasyonu (MAFSED) arasında ikinci el motorlu araçlara yönelik iş birliği anlaşması yapıldı. </p>
<p>Bankadan yapılan açıklamaya göre, Türkiye'de otomotiv sektöründe tüketicilerin anlık, kolay ve şubeye gitmeden tamamlanabilen finansman çözümlerine talebi artarken, ikinci el otomobil satışı açısından da nakit akışını güçlendiren ve satış süreçlerini hızlandıran çözümler öne çıkıyor. Bu doğrultuda Garanti BBVA, MASFED ile gerçekleştirdiği iş birliği kapsamında, federasyona bağlı 100 bin kadar ikinci el motorlu araç satıcısına özel finansman çözümleri sunmaya başladı.</p>
<p>Açıklamada, "İş birliğiyle birlikte sunulan ikinci el dijital taşıt kredisi ile hızlı limit ve anında kredi imkanları sayesinde, müşteriler bayiden hiç çıkmadan kredi süreçlerini hızlı ve kolay şekilde tamamlayabiliyor. Garanti BBVA'nın güçlü finansal altyapısı ve gelişmiş dijital bankacılık çözümleriyle desteklenen bu özel ikinci el taşıt finansman modeli, hem müşteri deneyimini iyileştiriyor hem de MASFED'e bağlı ikinci el motorlu araç satıcılarının satış süreçlerine hız kazandırarak operasyonel verimliliği artırıyor." denildi.</p>
<p><strong>"Sektörde daha güçlü ve sürdürülebilir bir yapı oluşmasını hedefliyoruz"</strong></p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Garanti BBVA Tüketici Finansmanı Direktörü Koray Öztopçu, taşıt finansmanında kullanıcı beklentilerinin hız, kolaylık ve dijital deneyim ekseninde yeniden şekillendiğini belirtti.</p>
<p>Kendilerinin de bu dönüşümü yakından takip ederek, kullanıcılarının ihtiyaç duyduğu finansmana doğru anda ve doğru kanaldan ulaşabilmelerini sağladıklarını aktaran Öztopçu, "MASFED ile gerçekleştirdiğimiz bu işbirliği sayesinde, ikinci el satışlar yapan bayilerde anında kredi ve ikinci el dijital taşıt kredisi çözümlerimizle süreçleri sadeleştiriyor, müşterilerimize kesintisiz bir deneyim sunuyoruz. Aynı zamanda ikinci el motorlu araç satıcılarının iş süreçlerini destekleyerek sektörde daha güçlü ve sürdürülebilir bir yapı oluşmasına katkı sağlamayı hedefliyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>MASFED Genel Başkanı Aydın Erkoç da işbirliğinin hem sektöre hem de ikinci el araç satışlarına kolaylık sağlayacağı noktasından hareketle, tüketicilere artılar getireceğini ve işbirliğinin başka konularda da avantajlar yaratacağına inandığını belirtti.</p>
<p>Anlaşma kapsamında sağlanan avantajlardan, MASFED'e bağlı yetki belgesi sahibi yaklaşık 100 bin motorlu araç satıcısının faydalanabildiğini vurgulayan Erkoç, isteyenin yetki belgesi sahibi işletmelerin bir tuşla stok finansmanına ulaşabildiğini kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/garanti-bbva-ve-masfedden-2-el-tasit-finansmani-icin-is-birligi-77586</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/04/ikinci-el-otomobil.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Garanti BBVA Tüketici Finansmanı Direktörü Koray Öztopçu, &quot;MASFED ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliği sayesinde, ikinci el satışlar yapan bayilerde anında kredi ve ikinci el dijital taşıt kredisi çözümlerimizle süreçleri sadeleştiriyor, müşterilerimize kesintisiz bir deneyim sunuyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/nurol-makina-ile-malezyali-sirket-arasinda-is-birligi-anlasmasi-77585</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 16:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Nurol Makina ile Malezyalı şirket arasında iş birliği anlaşması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye'nin önde gelen taktik tekerlekli zırhlı araç üreticilerinden Nurol Makina ile Malezya merkezli Nadicorp Holdings Sdn. Bhd. arasında, Malezya'da yerel üretim ve Asya bölgesine ihracatı kapsayan stratejik iş birliği anlaşması imzalandığı duyuruldu.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, anlaşma Malezya'nın başkenti Kuala Lumpur'da düzenlenen Defence Services Asia (DSA) 2026 Fuarı kapsamında hayata geçirildi. İmzalanan anlaşma, iki şirket arasındaki uzun soluklu işbirliğinde önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>Anlaşma kapsamında, seçili 4×4 zırhlı araç platformlarının Malezya'da yerel üretimi, teknoloji transferi ve sanayi kabiliyetlerinin geliştirilmesi ile bu ülkenin Asya bölgesi için ihracat üssü olarak konumlandırılması hedefleniyor.</p>
<p>Bu yaklaşımın, Malezya'nın savunma sanayisinde yerlileşme ve dışa bağımlılığı azaltma hedefleriyle uyumlu olduğu, aynı zamanda Asya-Pasifik bölgesinde artan talebe etkin şekilde cevap verilmesini sağlayacağı ifade edildi.</p>
<p><strong>"Önceki teslimatlar iş birliğini güçlendirdi"</strong></p>
<p>Nurol Makina'nın muharebe sahasında kendini kanıtlamış platformları EJDER YALÇIN 4×4 ve NMS 4×4 araçlarının Nadicorp ile yürütülen çalışmalar kapsamında Malezya pazarında konumlandırıldığı ve önemli tedarik programlarında güçlü adaylar arasında yer aldığı belirtildi.</p>
<p>İş birliği kapsamında daha önce 20 adet Panthera 4×4 (EJDER YALÇIN 4×4) zırhlı aracın teslim edildiği, bu araçların halihazırda Malezya'nın Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) bünyesindeki barış gücü unsurları tarafından aktif olarak kullanıldığı bildirildi.</p>
<p>Söz konusu teslimatın, platformun güvenilirliğini, performansını ve görev kabiliyetlerini sahada ortaya koyduğu, aynı zamanda Malezya Silahlı Kuvvetleri’nin operasyonel kapasitesine katkı sağladığı ifade edildi.</p>
<p>Taraflar, imzalanan anlaşmanın yalnızca ticari bir iş birliği olmadığını, aynı zamanda güven, ortak vizyon ve karşılıklı büyüme temeline dayanan uzun vadeli bir stratejik ortaklığı temsil ettiğini vurguladı.</p>
<p>Nurol Makina'nın onlarca yıllık mühendislik tecrübesi ve 20'den fazla ülkede aktif olarak kullanılan araçlarıyla küresel bir oyuncu konumunda olduğu belirtilirken, Nadicorp'un güçlü yerel varlığı ve Malezya savunma ekosistemindeki etkin ilişkileriyle iş birliğine önemli katkı sunduğu ifade edildi.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/nurol-makina-ile-malezyali-sirket-arasinda-is-birligi-anlasmasi-77585</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/5/1280x720/235235-1776777043.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Nurol Makina ile Nadicorp arasında, Malezya&#039;da yerel üretim ve Asya bölgesine ihracatı kapsayan iş birliği anlaşması imzalandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yilmaz-abdli-is-dunyasina-seslendi-sizleri-sasirtacak-bazi-yeni-acilimlar-yapabiliriz-77583</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 15:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yılmaz, ABD’li iş dünyasına seslendi: Sizleri şaşırtacak bazı yeni açılımlar yapabiliriz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ile ABD Ticaret Odası (USCC) Yuvarlak Masa Toplantısına katılan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, iki ülkenin ilişkilerinin gelecek dönemde kritik önem taşıdığını vurguladı.</p>
<p>Ankara’daki TOBB Genel Merkezinde yapılan toplantıda konuşan Yılmaz, savaş sonrası ortamdaki belirsizliklere işaret etti ve ABD’li iş insanlarına seslenerek, “Savaş sonrası yeni bir bölgesel ortam, yeni şartlar bekliyor bizi. Yeni dinamikler devreye girecek. Bu ortamda istikrarını, güvenli liman vasfını koruyan, önemli değerleri olan bir ülke olarak çok önemli fırsatlarımız, imkanlarımız olduğuna inanıyoruz. Bu yaşananlar kısa vadede olumsuz etkiler yapsa da orta vadede Türkiye için önemli bir perspektif, önemli imkanlar getirmektedir. İstanbul Finans Merkezi başta olmak üzere oluşan bu yeni imkanları değerlendirmek için de hükümet olarak hazırlık içindeyiz. Önümüzdeki günlerde sizleri de şaşırtacak bazı yeni açılımlar yapabiliriz. Türkiye'nin bu yeni ortamdan faydalanmasına dönük bazı önemli adımlar, yine yatırımcı dostu adımlar atmayı planlıyoruz. Bunun hazırlıklarını yapıyoruz." dedi. </p>
<p><strong>Dengeli ticaret, CAATSA yaptırımları</strong></p>
<p>İki ülke arasındaki ticaret hacminin 39 milyar Dolara yaklaştığını ancak 100 milyar dolarlık hedef olduğunu belirten Cevdet Yılmaz, mevcut eğilimin ilerleme yönünde olduğunu ancak Türkiye aleyhine gelişen bir yapı gözlendiğini, daha dengeli ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulmasına önem verdiklerini söyledi. Çözüm olarak çeşitlendirme ve katma değeri yüksek alanlara yönelmeyi hedeflediklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz sözlerini şöyle sürdürdü:<br />"Türkiye ile ABD arasında enerji, savunma, yapay zeka, uydu, iletişim, finansal teknolojiler, dijital ekonomi ve siber güvenlik gibi birçok alanda güçlü bir işbirliği potansiyeli olduğuna inanıyoruz. Özellikle enerji alanında, LNG ithalatının yanı sıra yenilenebilir enerji yatırımlarının artırılması işbirliğimizin çeşitlenmesi açısından önemli fırsatlar sunmaktadır. Savunma sanayisinde geliştirilecek işbirliklerinin mevcut potansiyeli çok daha ileri bir noktaya taşıyacağına inanıyoruz. Bu noktada iki dost müttefik ülke olarak CAATSA yaptırımları konusunda ilerlemeler beklediğimizi özellikle ifade etmek istiyorum. Bu konularda iş dünyasının sonuç odaklı yaklaşımının da büyük katkılar sunacağına inanıyorum. Halkbank konusunda son derece memnuniyet verici ilerlemeler sağlandı. Aynı şekilde diğer konularda da ilerlemeler sağlanmasını gönülden temenni ediyoruz. Bu yönde birlikte çalışmaya devam etmeliyiz. Savunma sanayisinde daha güçlü bir işbirliği zemininin oluşması, ihracat kontrollerine ilişkin süreçlerin daha yapıcı bir anlayışla ele alınmasıyla birlikte gelecektir.”</p>
<p>Cevdet Yılmaz, Türk firmalarının ABD’ye yaptığı doğrudan yatırımların başarılarını vurgularken, ABD’nin küresel çapta 8 trilyon dolara ulaşan doğrudan yatırımlarından Türkiye’nin aldığı payın potansiyelinin altında olduğunu kaydetti. </p>
<p><strong>ABD’den ticaret alanında hakkaniyetli adım bekleniyor</strong></p>
<p>Cevdet Yılmaz, ABD’ye yönelik ticaret politikalarında olumlu adımlar attığını hatırlatarak, ABD tarafından, özellikle Türkiye’nin ikili ticarette açık verildiği göz önünde bulundurularak, hakkaniyetli bir yaklaşım beklediklerini, ilave tarifelerin gözden geçirilmesi, makul seviyelere çekilmesinin beklendiğini söyledi. </p>
<p><strong>"Savaş bütçeye biraz yük gelecek, aslolan program"</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye’nin ortaya koyduğu ekonomik programın kararlılıkla uygulanmaya devam ettiğini söylediği konuşmasında, bölgedeki savaşların etkisine değindi. “Orta Vadeli Programımız var. Bunu da Sayın Cumhurbaşkanımızın güçlü siyasi iradesiyle ve etkin bir koordinasyonla kararlı bir şekilde hayata geçirmeye devam ediyoruz. Küresel ve bölgesel şartların çok elverişli olduğunu söyleyemem” diyen Cevdet Yılmaz, programın doğru istikamette olduğunu, dış faktörlerin geçici etkilerinin olabileceğini ancak hedeflere er veya geç ulaşılacağını söyledi. Yılmaz, “Enerji üzerinden, lojistikte, gübre gibi kritik ham maddelerde önemli etkileri var. Türkiye olarak bu konularda bir arz sıkıntısı yaşamıyoruz. Tedarik sistemleri çeşitlendirilmiş bir ülke olarak hiçbir konuda bir arz sıkıntımız yok. Ama fiyatlardan tüm dünyada olduğu gibi Türkiye de etkileniyor. Fiyat etkilerini de sınırlamak için gayret ediyoruz. Bütçemize biraz yük alma pahasına enflasyon üzerinde bu etkileri sınırlamaya dönük bir çaba içinde olduğumuzu söyleyebilirim. Kısa vadede tüm dünya gibi biz de elbette bu savaştan olumsuz etkileniyoruz” diye konuştu. </p>
<p><strong>Hisarcıklıoğlu: Küresel tedarikte yakın kıyı ve dost desteği zorunlu hale geldi</strong></p>
<p>TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu da etkinlikteki konuşmasında, küresel tedarik zincirlerinin yeniden kurulduğunu hatırlatarak, near-shoring (yakın kıyı desteği) ve friend-shoring (dost desteği) kavramlarının zorunlu hale geldiğini söyledi. Türkiye ve ABD’nin ticaretinin cesaret verici olmakla birlikte, ticaretin ötesine geçmesi gerektiğini işaret eden Hisarcıklıoğlu, “Türkiye, coğrafyası, sanayi altyapısı ve insan kaynağıyla bu yeni paradigmanın merkezinde yer almaktadır. ABD ile daha güçlü ekonomik ortaklık kurmak istiyoruz ama bu ortaklık sadece ticaret rakamlarından ibaret olmamalı. Bugün ulaştığımız ticaret hacmi, bizleri cesaretlendirmektedir. 100 milyar dolarlık ticaret hedefimize ulaşmak için güçlü bir ivme yakaladık ancak bu büyümeyi sürdürülebilir kılmak, daha dengeli bir yapıya kavuşturmak zorundayız” dedi. <br />Birlikte üretme, teknoloji geliştirme, büyümeye odaklı bir işbirliği çerçevesi sunan Rifat Hisarcıklıoğlu, sayısal teknolojilerde işbirliği, LNG ticaretinin yenilenebilir enerji alanına taşınması, savunma sanayii, sayısal teknolojilerdeki mevcut ulaşılan seviyenin ABD ile birlikte daha ileri taşınabileceğini vurguladı. </p>
<p>Rifat Hisarcıklıoğlu da ABD’nin CAATSA yaptırımlarından duyulan rahatsızlığı vurgularken, ABD’nin tek taraflı ticari engellere dikkat çekerek, “Eğer gerçekten daha büyük bir ortaklık hedefliyorsak, bu engelleri birlikte aşmalıyız” diye konuştu. </p>
<p>USCC Bünyesindeki Türkiye İş Konseyi Başkanı, ABD’de yatırımları bulunan Chobani Üst Yöneticisi (CEO) Hamdi Ulukaya da “Sadece Türkiye'ye yatırım yapmak isteyen Amerikan şirketleri değiliz biz. Aynı zamanda ABD'de yatırım yapan Türk şirketleriyiz. ..ABD-Türkiye ilişkisinin iyi gitmesi bölge ve dünya için iyi, ben rolüm gereği elimden gelenin en iyisini yapmaya devam edeceğim, bu ilişkileri daha iyiye taşımaya çalışacağım, 'Belki Türkiye'de bir yatırım yapmalıyım' diye de düşünmeye başladım” dedi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yilmaz-abdli-is-dunyasina-seslendi-sizleri-sasirtacak-bazi-yeni-acilimlar-yapabiliriz-77583</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/3/1280x720/346-1776775958.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ABD Ticaret Odası ile yapılan toplantıda konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, savaş sonrası yeni bir bölgesel ortamın, yeni şartların oluşacağını belirterek, &quot;Önümüzdeki günlerde sizleri de şaşırtacak bazı yeni açılımlar yapabiliriz. Türkiye&#039;nin bu yeni ortamdan faydalanmasına dönük bazı önemli adımlar, yine yatırımcı dostu adımlar atmayı planlıyoruz. Bunun hazırlıklarını yapıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/arcelik-hitachideki-hisselerini-satiyor-77578</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 14:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Arçelik, Hitachi&#039;yi satıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Arçelik'in, "uzun vadeli sürdürülebilir büyüme ve değer yaratma" hedefleri doğrultusunda stratejik bir hamle yaptığı bildirildi.</p>
<p>Bu kapsamda şirket, Asya Pasifik bölgesinde faaliyet gösteren Arçelik Hitachi Home Appliances (AHHA) ortak girişimindeki paylarını devretmek üzere Hitachi Global Life Solutions Inc. ile anlaşma imzaladığını duyurdu.</p>
<p>Şirket, Asya Pasifik'teki portföy yapısını optimize etmeye yönelik adımları kapsamında, AHHA'daki yüzde 60 payını Hitachi'ye devredecek.</p>
<p>İşlem kapsamında Arçelik, kapanışta peşinen 205 milyon dolar ve kapanıştan itibaren üç yıl içerisinde taksitlerle 56 milyon dolar tahsil edecek. Kapanış tarihi itibarıyla AHHA'nın mevcut nakdinin yüzde 60'ının 56 milyon doları aşan kısmı da kapanış düzeltmesi olarak Arçelik'e ödenecek.</p>
<p>Kuruluşundan bu yana AHHA, portföy genişlemesi, coğrafi büyüme, marka gelişimi ve operasyonel performans dahil olmak üzere stratejik öncelikleri doğrultusunda istikrarlı bir ilerleme kaydetti. Şirket, Hitachi markasının Asya Pasifik ve MENA genelindeki üst segment marka konumunu daha da güçlendirdi.</p>
<p>Arçelik ve Hitachi Global Life Solutions arasındaki pay devrinin kapanış koşullarının sağlanmasına tabi olarak anlaşma imzasını takip eden 12 ay içerisinde tamamlanması öngörülüyor. AHHA, hisse devri ve ortak girişim sözleşmeleri hükümlerine bağlı olarak kapanış tarihine kadar faaliyetlerini sürdürecek.</p>
<p><strong>"Arçelik, küresel büyüme yolculuğunu kararlılıkla sürdürecektir"</strong></p>
<p>Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Koç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu Başkanı Polat Şen, kararın kısa vadeli kazanımların ötesinde, finansal sağlamlığı ve uzun vadeli değer yaratma hedefini destekleyen stratejik bir adım olduğunu belirtti.</p>
<p>Şen, Arçelik'in, 57 ülkedeki iştirakleri ve 13 ülkedeki 38 üretim tesisiyle küresel büyüme yolculuğunu kararlılıkla sürdüreceğini vurgulayarak, "Topluluğumuz için küresel ölçekte amiral gemisi konumunda olan Arçelik'in, bu hamlesiyle kaynaklarını öncelikli alanlara yönlendirerek sürdürülebilir büyüme hedefleri doğrultusunda tüm paydaşlarımız için olumlu sonuçlar yaratacağına inanıyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Arçelik Üst Yöneticisi (CEO) Can Dinçer de Arçelik Hitachi'nin, yıllar içinde tüketicilere sunduğu üst segment markası ve yenilikçi çözümleriyle Asya-Pasifik pazarında güçlü bir konum elde ettiğini belirtti.</p>
<p>İşbirliği sayesinde, hanelere gerçek anlamda değer katan ürünler sunmuş olmaktan memnuniyet duyduklarını vurgulayan Dinçer, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu hamle Arçelik olarak global operasyonlarımızı daha odaklı, daha seçici ve daha stratejik bir çerçevede şekillendirme yaklaşımımızın önemli bir yansıması oldu. Bu adım, söz konusu ortaklık yapısına özgü olup, Güney Asya'ya yönelik uzun vadeli taahhüdümüzü değiştirmemektedir. Bölgenin büyüme potansiyeline olan güvenimizi koruyor, Hindistan, Pakistan ve Bangladeş başta olmak üzere kilit pazarlardaki yatırımlarımızı sürdürüyoruz. Arçelik'in Türkiye'de çok güçlü temelleri var ve gücümüzü aldığımız ana pazarımızdaki hedeflerimize de kararlılıkla ulaşmak için çalışıyoruz. Tüketicilerimize inovatif ürün ve hizmetlerle ulaşmaya, enerji verimliliği, dijitalleşme, yapay zeka odaklı teknolojilerle onların hayatlarını iyileştirmeye devam edeceğiz."</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/arcelik-hitachideki-hisselerini-satiyor-77578</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/8/1280x720/arcelik-1776772000.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şirketin, Arçelik Hitachi&#039;deki hisselerinin satışıyla ilgili açıklama yapan Koç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu Başkanı Polat Şen, &quot;Topluluğumuz için küresel ölçekte amiral gemisi konumunda olan Arçelik&#039;in, bu hamlesiyle kaynaklarını öncelikli alanlara yönlendirerek sürdürülebilir büyüme hedefleri doğrultusunda tüm paydaşlarımız için olumlu sonuçlar yaratacağına inanıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yunsanin-2025te-net-kar-artisi-yuzde-689-77577</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 14:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yünsa&#039;nın 2025&#039;te net kâr artışı yüzde 689</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yünsa'nın 2025 Yılı Olağan Genel Kurul Toplantısı, yönetim kurulu üyeleri ve hissedarların katılımıyla şirketin Çerkezköy Üretim Tesisi'nde gerçekleştirildi.</p>
<p>Toplantıda, 2025 faaliyetleri değerlendirilirken şirketin finansal performansı ve gelecek dönem hedeflerinin paylaşıldığı bildirildi.</p>
<p>Genel kurulda alınan karar doğrultusunda, 2025'teki dağıtılabilir kârın yüzde 50'sinin pay sahiplerine dağıtılması kararlaştırıldı.</p>
<p>Yünsa'nın Kamuyu Aydınlatma Platformuna yaptığı açıklamaya göre, 480 milyon lira sermayeyi temsil eden pay sahiplerine pay başına yüzde 36,55 brüt, yüzde 31,06 net oranında kâr payı dağıtılacak. Ödemeler, 27 Nisan'dan itibaren nakden yapılacak.</p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Yünsa Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Sürmegöz, 2025'in küresel ölçekte zorlu ekonomik ve jeopolitik koşullar altında geçtiğini belirtti.</p>
<p>Sürmegöz, tüm zorluklara rağmen güçlü bilanço yapısı, esnek üretim kabiliyeti ve disiplinli finansal yönetim sayesinde Türkiye'deki üretim faaliyetlerini kesintisiz sürdürdüklerini aktararak, şunları kaydetti:</p>
<p>"İstihdamı artırmaya devam ederken uzun vadeli rekabet gücümüzü destekleyecek stratejik adımları kararlılıkla hayata geçirdik. Değişen global moda trendlerini ve müşteri beklentilerini yakından takip ederek yenilikçi koleksiyonlar geliştirdik. Kalite ve müşteri memnuniyetini önceliklendirerek güçlü konumumuzu koruduk. Bu yaklaşımımızın sonucu olarak 2025'te satışlarımızı bir önceki yıla göre yüzde 20 artışla 3 milyar liraya, net kârımızı ise yüzde 689 artışla 378 milyon liraya yükselttik. Yatırımlarımız, güçlü finansal yapımız ve yenilikçi vizyonumuzla ülkemiz, paydaşlarımız ve çalışanlarımız için değer üretmeye devam edeceğiz."</p>
<p><strong>Yapay zeka uygulamalarıyla operasyonel verimlilik ve izlenebilirlik artırıldı</strong></p>
<p>Sürmegöz, Yünsa'nın finansal gücünün uluslararası derecelendirme kuruluşlarınca da teyit edildiğini belirterek, kredi notunun AA'dan AA+ seviyesine yükseltildiğini, kurumsal yönetim uyum notunun ise 90,10'a çıkarak en yüksek bantta yer aldığını ifade etti.</p>
<p>Dijital dönüşüm ve teknoloji yatırımlarının stratejik öncelikler arasında bulunduğunu vurgulayan Sürmegöz, üretimde dijital ikiz uygulamaları, insansız kontrol sistemleri ve yapay zeka destekli kestirimci bakım projeleriyle operasyonel verimlilik ve izlenebilirliğin artırıldığını kaydetti.</p>
<p>Sürmegöz, sürdürülebilirliği temel bir sorumluluk olarak ele aldıklarını aktararak, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından verilen "Yüzde 100 yün kumaşlarla Çevre Etiketi" alan ilk şirket olduklarını belirtti.</p>
<p>Şirketin AR-GE ve ihracat alanındaki başarılarına da değinen Sürmegöz, Yünsa AR-GE Merkezi'nin Techtextil İnovasyon Ligi'nde "Şampiyon Şirket" seçildiğini, İTHİB İhracatın Yıldızları Ödülleri'nde ise Platin Ödül'e layık görüldüğünü kaydetti.</p>
<p>Sürmegöz, toplumsal katkı kapsamında YÜNDER aracılığıyla gençlere burs desteği sağlanmayı sürdürdüklerini belirterek, 2026'ya umut, kararlılık ve net hedeflerle başladıklarını ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/yunsanin-2025te-net-kar-artisi-yuzde-689-77577</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/7/1280x720/mustafa-surmegoz-1776771489.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yünsa Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Sürmegöz, &quot;2025&#039;te satışlarımızı bir önceki yıla göre yüzde 20 artışla 3 milyar liraya, net kârımızı ise yüzde 689 artışla 378 milyon liraya yükselttik. Yatırımlarımız, güçlü finansal yapımız ve yenilikçi vizyonumuzla ülkemiz, paydaşlarımız ve çalışanlarımız için değer üretmeye devam edeceğiz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/reel-kesim-guveni-nisanda-azaldi-77570</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 12:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Reel kesim güveni nisanda azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), nisan ayına ait İktisadi Yönelim İstatistikleri ve Reel Kesim Güven Endeksi'ni (RKGE) açıkladı.</p>
<p>Buna göre, İktisadi Yönelim Anketi sonuçları, imalat sanayisinde faaliyet gösteren 1752 iş yerinin yanıtlarının ağırlıklandırılıp toplulaştırılmasıyla elde edildi.</p>
<p>Nisan ayında mevsimsellikten arındırılmış RKGE, bir önceki aya göre 1,4 puan azalarak 98,6 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Endeksi oluşturan anket sorularına ait yayılma endeksleri incelendiğinde, sabit sermaye yatırım harcaması ve mevcut toplam sipariş miktarına ilişkin değerlendirmeler endeksi artış yönünde etkilerken son üç aydaki toplam sipariş miktarı, genel gidişat, gelecek üç aydaki ihracat sipariş miktarı, gelecek üç aydaki üretim hacmi, mevcut mamul mal stoku ve gelecek üç aydaki toplam istihdama ilişkin değerlendirmeler endeksi azalış yönünde etkiledi.</p>
<p>Mevsimsellikten arındırılmamış RKGE bir önceki aya göre 0,4 puan azalarak 100,6 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Son üç aya yönelik değerlendirmelerde, üretim hacminde azalış bildirenler lehine olan seyrin artış bildirenler lehine döndüğü, iç piyasa sipariş miktarında ve ihracat sipariş miktarında azalış bildirenler lehine olan seyrin ise bir önceki aya göre zayıfladığı görüldü.</p>
<p>Mevcut toplam siparişlerin mevsim normallerinin altında olduğu yönündeki değerlendirmeler ise bir önceki aya göre zayıfladı. Mevcut mamul mal stokları seviyesinin mevsim normallerinin üzerinde olduğunu bildirenler lehine olan seyrin ise güçlendiği gözlendi.</p>
<p>Gelecek üç aya yönelik değerlendirmelerde, üretim hacmi ve ihracat sipariş miktarında artış bekleyenler lehine olan seyrin bir önceki aya göre zayıfladığı, iç piyasa sipariş miktarında artış bekleyenler lehine olan seyir ise güçlendi. Gelecek üç aydaki istihdama ve gelecek on iki aydaki sabit sermaye yatırım harcamasına ilişkin artış yönlü beklentilerin güçlendiği görüldü.</p>
<p><strong>ÜFE beklentisi yüzde 31,9'a çıktı</strong></p>
<p>Ortalama birim maliyetlerde, son üç ayda artış olduğunu bildirenler lehine olan seyrin bir önceki aya göre değişmediği, gelecek üç ayda artış olacağını bekleyenler lehine olan seyrin ise güçlendiği görüldü.</p>
<p>Gelecek üç aydaki satış fiyatına ilişkin artış yönlü beklentilerin de güçlendiği gözlendi. Gelecek on iki aylık dönem sonu itibarıyla yıllık ÜFE beklentisi bir önceki aya göre 0,8 puan artarak yüzde 31,9 seviyesine çıktı.</p>
<p>2026 yılı nisan ayında, ankete katılan iş yerlerinin yüzde 56,5’i üretimlerini kısıtlayan faktör bulunmadığını, yüzde 12,8'i talep yetersizliğinin üretimlerini kısıtlayan en önemli faktör olduğunu belirtti. Bunu sırasıyla ham madde-ekipman yetersizliği, mali imkansızlıklar, iş gücü yetersizliği ve diğer faktörler izledi.</p>
<p>İçinde bulunduğu sanayi dalındaki genel gidişat konusunda, bir önceki aya kıyasla daha kötümser olduğunu belirtenler lehine olan seyrin de güçlendiği görüldü.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/reel-kesim-guveni-nisanda-azaldi-77570</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/03/reel-kesim.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın nisan verilerine göre mevsimsellikten arındırılmış Reel Kesim Güven Endeksi, aylık bazda 1,4 puan azalışla 98,6&#039;ya indi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/jed-baskani-ali-kindap-egeden-jed-icin-seferberlik-ilan-edilmeli-77569</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 12:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ali Kındap: Yenilenebilir kaynaklarımızdan sonuna kadar yararlanmalıyız</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Jeotermal Enerji Derneği (JED) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kındap, Anadolu ve Trakya coğrafyasında bin 500’ün üzerinde doğal jeotermal çıkış noktası olduğunu hatırlatarak, başta enerji olmak üzere yatırımların Ege’den ülke geneline doğru yayılması için seferberlik ilân edilmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Ağrı, Muş, Bingöl, Elazığ ve Van başta olmak üzere Doğu Anadolu illerinin tektonik yapıları gereği çok zengin jeotermal kaynaklara sahip olduğunu dile getiren Kındap, “Jeotermal tamamen bizim olan, kullanırken kimseden izin istemediğimiz, kimseye bir para ödemeyeceğimiz; 7 gün 24 saat kesintisiz üretim yaptığımız; temiz, yenilenebilir ve sürdürülebilir bir kaynak. Doğu Anadolu Bölgemizdeki illerimizde, jeotermalin tüm kullanım alanlarında ülke ekonomisinin kalkınmasına hizmet edecek projeler geliştiriliyor. Pek çok kentimizde yurttaşlarımızın yatırımları desteklediğini görmek bizlere de mutluluk veriyor. Çünkü hepimiz biliyoruz ki tamamen bizim olan jeotermal enerjiye ‘hayır’ demek, kıt olan dövizimizi harcayarak ithal ettiğimiz enerji kaynaklarına ‘evet’ demek anlamına geliyor” diye konuştu.</p>
<p>Muş ve Bingöl’de bazı vatandaşların bilgi eksikliğinden kaynaklı sebeplerle jeotermale karşı çıkabildiğini söyleyen Kındap, bu yöndeki eksikliğin giderilmesi ve karşı çıkışların siyasi istismar konusu olmaması için JED ve benzeri sivil toplum örgütlerine görev düştüğünü hatırlattı.</p>
<p>Türkiye’nin doğalgaz ve petrol zengini bir ülke olmadığının altını çizen Kındap, “Enerjide bağımsız olmamız için bu kaynaklara sahip olmamız da gerekmiyor. Tüm yenilenebilir kaynaklarımızdan etkin şekilde ve sonuna kadar yararlanmalı, 85 milyonluk ülkemizin enerjisini bu kaynaklarla karşılamalıyız. Bu açıdan baktığımızda Doğu Anadolu’daki jeotermal yatırımlarımız ekonomik kalkınma, çevresel sürdürülebilirlik ve enerji bağımsızlığı hedeflerimizin tam kesişim noktasında yer alıyor. Bu yatırımların ülkemizin temiz enerji yolculuğunda güçlü birer adım olduğuna inanıyoruz. Nasıl ki rüzgâr enerjisi yatırımlarımız son yıllarda batıdan doğuya doğru hızlı bir ivme ile yayılıyorsa, jeotermal enerjide de aynı rotayı izlemeliyiz” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/jed-baskani-ali-kindap-egeden-jed-icin-seferberlik-ilan-edilmeli-77569</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/9/1280x720/jed-baskani-ali-kindap-egeden-jed-icin-seferberlik-ilan-edilmeli-1776765499.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin doğalgaz ve petrol zengini bir ülke olmadığının altını çizen JED Başkanı Ali Kındap, “Enerjide bağımsız olmamız için bu kaynaklara sahip olmamız da gerekmiyor. Tüm yenilenebilir kaynaklarımızdan etkin şekilde ve sonuna kadar yararlanmalı.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/franklin-electric-izmir-torbalidaki-yeni-fabrikasini-hizmete-acti-77567</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 12:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Franklin Electric, İzmir Torbalı’daki yeni fabrikasını hizmete açtı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Dalgıç pompa ve motor sektöründe faaliyet gösteren Franklin Electric, İzmir Torbalı’da 5 milyon euro yatırımla hayata geçirdiği yeni üretim tesisini hizmete açtı. 14 bin 600 metrekare alana kurulan yeni fabrikanın, Franklin Electric’in üretim kapasitesini artırmanın yanı sıra, bölgesel lojistik gücünü ve operasyonel verimliliğini de ileri bir seviyeye taşıyacağı belirtildi.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, çevre dostu tasarımı, ileri üretim teknolojileri ve sürdürülebilirlik odaklı yapısıyla dikkat çeken tesisin aynı zamanda istihdama katkı sağlaması ve bölge ekonomisine uzun vadeli değer yaratması bekleniyor.</p>
<p>Franklin Electric EMEA Satış Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Fevzi Apaydın, “1944 yılında ABD’de kurulan Franklin Electric, başlangıçta bir motor üreticisi olarak faaliyetlerine başlamış, bugün ise başta dalgıç pompalar ve motorlar olmak üzere su sistemleri, enerji ve endüstriyel çözümler alanında küresel bir lider konumuna ulaştı. Franklin Electric olarak, dünya genelindeki üretim tesislerimiz ve satış organizasyonumuzla geniş bir coğrafyaya hizmet sunuyoruz. Türkiye, bizim için stratejik öneme sahip pazarlar arasında yer alıyor. Gerçekleştirdiğimiz yatırımlarla hem üretim gücümüzü artırmayı hem de Türkiye’yi bölgesel bir merkez haline getirmeyi hedefliyoruz. Faaliyetlerimizi uzun vadeli bir perspektifle ele alıyor, yerel pazara değer katarken global büyüme hedeflerimize de katkı sağlamayı amaçlıyoruz” diye konuştu.</p>
<p>2011 yılında İMPO Motor Pompa’nın gruba katılmasıyla Franklin Electric’in Türkiye yapılanmasının önemli ölçüde güçlendiğini belirten Apaydın, 2018 itibarıyla İMPO’nun tamamen Franklin Electric bünyesine dahil olmasıyla daha güçlü bir organizasyon yapısı ve daha yüksek hedeflerle yola devam ettiklerini ifade etti.</p>
<p>Apaydın, “İzmir Torbalı’da bulunan iki fabrikamız, 400 kişilik uzman kadromuz, güçlü Ar-Ge’miz ve gelişmiş üretim altyapımızla 50’den fazla ülkeye ihracat gerçekleştirerek küresel ölçekte değer üretiyoruz. Franklin Electric’in mühendislik gücü ve global bilgi birikimiyle desteklenen bu yapı, hem ürün kalitesinin iyileştirilmesine hem de yenilikçi çözümlerin hayata geçirilmesine olanak tanıyor” dedi.</p>
<h2>Görkem Aydonat: 350’den fazla dalgıç pompa tipi üretimi var</h2>
<p>Büyüme yolculuğunun temellerinin, 1969 yılında İzmir’de İMPO Motor Pompa tarafından atıldığını söyleyen Franklin Electric EMEA Üretim Operasyonları Direktörü Görkem Aydonat, “Kuruluş yıllarında özellikle Batı Anadolu’daki tarımsal sulama ihtiyaçlarına çözüm üretmeyi hedefleyen İmpo, zaman içerisinde tarımsal alanla sınırlı kalmayarak dalgıç motor ve dalgıç pompa teknolojilerine odaklanmış, ürün gamını sürekli genişletti. Bugün 4 ila 10 inç arasında 350’den fazla dalgıç pompa tipi ve 0,5 HP’den 250 HP’ye kadar dalgıç motor üretimiyle, Türkiye’nin sektöründeki en kapsamlı üreticilerinden biri konumunda” diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/franklin-electric-izmir-torbalidaki-yeni-fabrikasini-hizmete-acti-77567</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/7/1280x720/franklin-electric-izmir-torbalidaki-yeni-fabrikasini-hizmete-acti-1776764909.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Franklin Electric, İzmir Torbalı’da, 5 milyon euro yatırımla 14 bin 600 metrekare alana kurulan kurulan yeni fabrikasının resmi açılışını gerçekleştirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gathibte-yeni-donem-basladi-77562</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 12:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> GATHİB’de yeni dönem başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Güneydoğu Anadolu Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (GATHİB), Seçimli Olağan Genel Kurul’un ardından yeni dönemin ilk yönetim kurulu toplantısını gerçekleştirerek görev dağılımını tamamladı. GAİB hizmet binasında yapılan toplantıda, yeni dönemin yol haritası belirlenirken, Birlik Başkanı Mete Akcan’ın verdiği birlik, üretim ve ihracat odaklı mesajlar dikkat çekti.</p>
<p>Toplantıya yeni dönemde görev alacak yönetim kurulu üyeleri tam kadro katılırken, sektörün mevcut durumu, küresel piyasalardaki gelişmeler ve ihracat performansı kapsamlı şekilde değerlendirildi. Yapılan görev dağılımı kapsamında Suat Akınal ve Fazıl Özyaşar başkan yardımcılığı görevine getirildi. Yönetim kurulunda ise Ahmet Fikret Kileci, Serdar Erpamukçu, Ahmet Ercan Özil, İpek Teymur Külekçi, Zeliha Burçin Kaplan, Gökhan Anlaş, Özalp Kibar ve İsmail Kurtul yer aldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e74286d4282-1776763526.jpeg" alt="" width="700" height="391" /></p>
<p><strong>“Sektörümüzü daha güçlü bir geleceğe taşıyacağız”</strong></p>
<p>Toplantı sonrası açıklamalarda bulunan GATHİB Başkanı Mete Akcan, tekstil ve ham maddeleri sektörünün yalnızca bölge ekonomisi için değil, Türkiye ihracatı açısından da stratejik bir öneme sahip olduğunu vurguladı. Yeni dönemde yönetim kurulu olarak ortak akıl, güçlü iş birliği ve çözüm odaklı anlayışla hareket edeceklerini belirten Akcan, sektörün önünü açacak projeleri hayata geçirmek için kararlı olduklarını söyledi. Akcan, “Güneydoğu Anadolu Bölgesi, üretim gücü, girişimci yapısı ve ihracat potansiyeliyle tekstil sektörünün en önemli merkezlerinden biridir. Bizler de bu potansiyeli daha ileriye taşımak, üyelerimizin rekabet gücünü artırmak ve ihracatımızı kalıcı şekilde büyütmek için yoğun bir çalışma içerisinde olacağız” dedi.</p>
<p><strong>"Dünya ticaretindeki dönüşümü doğru okumalıyız"</strong></p>
<p>Küresel ekonomide yaşanan dalgalanmalara, artan maliyet baskılarına ve tedarik zincirindeki değişimlere rağmen sektörün güçlü yapısını koruduğunu ifade eden Akcan, özellikle yeni pazarlara açılmanın önemine dikkat çekti. Mevcut pazarlardaki etkinliği artırmanın yanında alternatif ihracat destinasyonlarına yönelmenin kaçınılmaz olduğunu belirten Akcan, “Dünya ticaretindeki dönüşümü doğru okumalı, hızlı hareket etmeli ve fırsatları değerlendirmeliyiz. Özellikle katma değeri yüksek üretim, markalaşma, dijital dönüşüm ve sürdürülebilirlik alanlarında güçlü adımlar atacağız” diye konuştu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e742df70fd9-1776763615.jpeg" alt="" width="700" height="367" /></p>
<p><strong>“Birlikte hareket edeceğiz”</strong></p>
<p>Sektörün tüm paydaşlarıyla yakın temas halinde olacaklarını ifade eden Mete Akcan, üretici, ihracatçı ve sanayicilerin ortak hedefler doğrultusunda hareket etmesinin önemine işaret etti. Akcan, “Birlik ve beraberlik içinde hareket ederek sektörümüzün karşı karşıya bulunduğu tüm zorlukları aşacağımıza inanıyoruz. Tüm paydaşlarımızla koordinasyon içerisinde çalışarak tekstil ve hammaddeleri sektörümüzü daha güçlü yarınlara taşıyacağız” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Hedefimiz, sürdürülebilir büyüme ve güçlü ihracat”</strong></p>
<p>Yeni yönetim döneminde GATHİB’in, üyelerine rehberlik eden, sektörün sorunlarına çözüm üreten ve ihracatçıların küresel pazarlardaki gücünü artıran bir anlayışla çalışmalarını sürdüreceği belirtildi. Toplantıda alınan kararların, bölge tekstil sektörünün geleceğine yön verecek önemli adımlar arasında yer aldığı ifade edildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gathibte-yeni-donem-basladi-77562</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/2/1280x720/gathibte-yeni-donem-basladi-1776763629.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni dönemin ilk yönetim kurulu toplantısında konuşan GATHİB Başkanı Mete Akcan, yeni dönemde yönetim kurulu olarak ortak akıl, güçlü iş birliği ve çözüm odaklı anlayışla hareket edeceklerini belirterek, sektörün önünü açacak projeleri hayata geçirmek için kararlı olduklarını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yenikoy-kemerkoy-enerji-milasta-4-bin-fidan-toprakla-bulusturdu-77662</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 12:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Milas’ta 4 bin fidan toprakla buluştu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/MUĞLA</strong></p>
<p>Maden kanununda yapılan düzenleme kapsamında zeytin ağaçlarının taşınması ve yeni dikimlerin eş zamanlı yürütülmesine yönelik çalışmalar devam ettiği bildirildi. Yeniköy Kemerköy Enerji bu kapsamda, Hüsamlar Yeniden Maden Rehabilitasyon Sahası’nda 4 bin zeytin fidanının dikildiğini duyurdu. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı öncesinde düzenlenen etkinlikte fidanları, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi ve ilköğretim öğrencileri dikti.</p>
<h2>“Üretim yapılan alanlar planlı şekilde yeniden doğaya kazandırılıyor”</h2>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e89285366a7-1776849541.jpeg" alt="" width="700" height="443" /></p>
<p>Yeniköy Kemerköy Enerji Genel Müdür Yardımcısı Burak Işık, üretim ilerledikçe yeni alanların da kademeli olarak rehabilitasyona açılacağını belirterek, “Sürdürülebilir madencilik, maden henüz açılmadan başlar, maden kapanıncaya dek devam eder. Bu anlayışla 2023 yılında başlattığımız ‘Hüsamlar Yeniden’ projesi kapsamında bugüne kadar 576 hektarlık alanı doğaya kazandırdık. 800 futbol sahası büyüklüğünde bir alandan söz ediyoruz. Burada yaklaşık 250 bin fidan ve bitkiyi toprakla buluşturduk. Dikim başarısı yüzde 96 seviyesine ulaştı” diye konuştu.</p>
<p>Bu süreci Türkiye Tabiatını Koruma Derneği ile izlediklerini aktaran Işık, “Üniversiteler ve uzmanlarla birlikte sahadaki dönüşümü bilimsel olarak takip ediyoruz. Uzun vadede Hüsamlar sahasının, doğal bitki örtüsünün yeniden oluştuğu, tarımsal faaliyetlerin sürdürülebildiği ve farklı sosyal kullanım alanlarını barındıran bir yapıya kavuşmasını hedefliyoruz. Hüsamlar eski maden sahası, içinde yürüyüş ve mesire alanlarının da bulunduğu bir bölgeye dönüşecek. Aynı şekilde üretim faaliyetleri tamamlanan diğer alanları da doğaya kazandırmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Doğaya geri kazandırma çalışmaları sürüyor</h2>
<p>Şirketten yapılan açıklamada, "Yaklaşık 40 yıl boyunca kömür üretimi yapılan Hüsamlar sahasında yürütülen rehabilitasyon çalışmaları, üretim tamamlanan alanların planlı şekilde yeniden kullanıma kazandırılması esasına dayanıyor. 'Hüsamlar Yeniden’ projesi kapsamında bugüne kadar yüzlerce hektarlık alan rehabilite edildi. Sahada ağaçlandırma, tarım ve farklı kullanım alanlarını içeren çok yönlü bir model uygulanıyor. Toprak yapısının iyileştirilmesi, bitki örtüsünün yeniden oluşturulması ve alanın uzun vadeli kullanımına yönelik planlama adımları eş zamanlı olarak yürütülüyor. Rehabilitasyon süreci ve sahadaki gelişim üniversiteler ve uzman kuruluşlarla iş birliği içinde, bilimsel yöntemlerle takip ediliyor." denildi. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/yenikoy-kemerkoy-enerji-milasta-4-bin-fidan-toprakla-bulusturdu-77662</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/6/2/1280x720/yenikoy-kemerkoy-enerji-milasta-4-bin-fidan-toprakla-bulusturdu-1776849560.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Maden kanununda yapılan düzenleme kapsamında Hüsamlar Yeniden Maden Rehabilitasyon Sahası’nda 4 bin zeytin fidanı toprakla buluşturuldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/cakmak-ilk-ceyrekte-guclu-bir-buyume-kaydettik-77559</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 11:06:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çakmak: İlk çeyrekte güçlü bir büyüme kaydettik</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik'in ilk çeyrek finansal sonuçları açıklandı. </p>
<p>Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik'in, güçlü finansal yapısı ve sürdürülebilir büyüme stratejisi doğrultusunda yılın ilk çeyreğinde rekor kârlılık seviyesine ulaştığı bildirildi.</p>
<p>Açıklamaya göre, Türkiye Sigorta, yılın ilk çeyreğinde net kârını geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 42 artışla 6 milyar 429 milyon liraya yükseltti.</p>
<p>Türkiye Hayat Emeklilik de aynı dönemde yüzde 52 artışla 5 milyar 325 milyon lira net kârlılığa ulaştı. Böylece iki şirket ilk çeyrekte toplam 11 milyar 755 milyon lira net karla rekor kârlılığa imza attı.</p>
<p>Türkiye Sigorta, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 30 artışla 6 milyar 891 milyon lira teknik kâra ulaşırken, Türkiye Hayat Emeklilik yüzde 52 artışla 2 milyar 827 milyon lira teknik kâr elde etti.</p>
<p>Türkiye Sigorta'nın öz kaynak kârlılık oranı yüzde 48 olarak gerçekleşirken, Türkiye Hayat Emeklilik'in ise bu alanda yüzde 63'lük güçlü bir performans sergilediği belirtildi.</p>
<p><strong>"Sigortayı herkes için erişilebilir kılmayı' stratejik öncelik olarak konumladık"</strong></p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Türkiye Sigorta Genel Müdürü Taha Çakmak, enflasyonla mücadele ve erişilebilir sigortacılık vizyonları doğrultusunda bu yılın ilk çeyreğinde bireysel kasko ve sağlık sigortalarında fiyat artışına gitmediklerini ve 12 taksit imkanıyla sigortalılarına ödeme kolaylığı sağladıklarını belirtti.</p>
<p>Mart ayında sigorta enflasyonu binde 2 seviyesindeyken, sağlık sigortalarının aylık enflasyonunun yüzde eksi 5 olarak gerçekleştiğine işaret eden Çakmak, şunları kaydetti:</p>
<p>"Taşımacılık (kasko ve zorunlu trafik) branşında ise binde 5 seviyesinde sınırlı bir artış gerçekleşti. Yılın ilk çeyreğinde sağlık sigortalarında 5,7 milyar lira, kasko branşında da yüzde 36 artışla ile 5,3 milyar lira prim üretimine ulaşarak, rekabetçi fiyatlamayla büyümeyi dengeli bir şekilde yönetme kabiliyetimizi bir kez daha ortaya koyduk. Enflasyonla mücadele ve herkes için sigortacılık vizyonumuz doğrultusunda ilk çeyrekte bireysel kasko ve sağlık sigortalarımızda fiyat artışına gitmeden güçlü bir büyüme kaydettik."</p>
<p>Çakmak, sigortayı herkes için erişilebilir kılmayı stratejik öncelik olarak konumladıklarını vurgulayarak, Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik'in kapsayıcı ürün ve hizmetleriyle sürdürülebilir büyümesini kararlılıkla sürdüreceğini aktardı.</p>
<p>"Yeni müşteri kazanımı ve ulaşılabilirlik" vizyonuyla sigortayı herkes için erişilebilir hale getirdiklerini ifade eden Çakmak, fiyatlama stratejilerinde de dengeli bir yaklaşım benimsediklerine, enflasyonun altında kalan fiyat artışlarıyla müşteri lehine bir yapı oluşturduklarına dikkati çekti.</p>
<p>Çakmak, sürdürülebilir büyüme ve yüksek karlılık performansıyla bilançolarını güçlendirmeye devam ettiklerini, ilk çeyrekte Türkiye Sigorta'nın bileşik rasyosunu yüzde 90,26, Türkiye Hayat Emeklilik'in ise yüzde 62 seviyelerinde tutmayı başardığını belirtti.</p>
<p><strong>"BIST 50'de yer alan tek sigorta şirketi olmanın gururunu yaşıyoruz"</strong></p>
<p>Türkiye Sigorta'nın, aktif büyüklüğünü bu yılın ilk çeyreğinde 2025 yıl sonuna göre yüzde 17,3 artışla 184 milyar 146 milyon liraya, Türkiye Hayat Emeklilik'in de yüzde 6,3 artışla 584 milyar 263 milyon liraya çıkardığını ifade eden Çakmak, şunları kaydetti:</p>
<p>"3,3 milyar dolarlık piyasa değerimiz ile halka açık güçlü bir şirket olmanın yanı sıra BIST 50'de yer alan tek sigorta şirketi olmanın gururunu yaşıyoruz. Türkiye Sigorta olarak 3 milyar lira tutarında nakit temettü dağıtımı yapacağız. Aynı zamanda yüzde 100 bedelsiz sermaye artırımıyla sermayemizi 10 milyar liradan 20 milyar liraya yükseltiyoruz. Türkiye Hayat Emeklilik tarafında ise 3 milyar liralık temettü dağıtımı yapacağız, şirket sermayemizi ise 5 milyar liradan 10 milyar liraya yükseltiyoruz. Güçlü bilançomuz ve sürdürülebilir büyüme stratejimizle elde ettiğimiz bu başarıları paydaşlarımızla şeffaflıkla paylaşmaktan memnuniyet duyuyor, ülkemiz ekonomisine, hissedarlarımıza ve tüm paydaşlarımıza değer katmaya devam ediyoruz."</p>
<p>Çakmak, BES'teki liderliğini sürdüren Türkiye Hayat Emeklilik'in 2026'nın ilk çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre hayat branşında yüzde 54 artışla 10,6 milyar lira prim üretimi elde ettiğini, gönüllü BES ve OKS fon büyüklüğünde devlet katkısı dahil olmak üzere bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 67 artış ile 525,1 milyar liraya ulaşarak sektördeki liderliğini güçlendirdiğini vurguladı.</p>
<p>Mart ayında piyasaların savaşın etkisiyle dalgalı bir seyir izlerken, fonları etkin şekilde yönettiklerinin altını çizen Çakmak, "Özellikle Hayat ve Emeklilikte sektör liderliğimizi pekiştirirken, reel büyümemizi sürdürerek en yakın rakibimizle aramızdaki farkı açmaya devam ediyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Çakmak, faaliyetlerini verimlilik ve karlılık odağında yürütmeye devam edeceklerini vurgulayarak, "İlk çeyrekte elde ettiğimiz başarılı sonuçlarda emeği bulunan tüm çalışma arkadaşlarımıza ve bize güvenen paydaşlarımıza teşekkür ediyorum." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/cakmak-ilk-ceyrekte-guclu-bir-buyume-kaydettik-77559</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/6/1280x720/taha-cakmak-1766916757.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik&#039;in ilk çeyrekte toplam 11 milyar 755 milyon lira net kâr elde ettiği bildirildi. Türkiye Sigorta Genel Müdürü Taha Çakmak, &quot;Enflasyonla mücadele ve herkes için sigortacılık vizyonumuz doğrultusunda ilk çeyrekte bireysel kasko ve sağlık sigortalarımızda fiyat artışına gitmeden güçlü bir büyüme kaydettik.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kapasite-kullanimi-nisanda-artti-77558</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 11:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kapasite kullanımı nisanda arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), nisan ayına ait İmalat Sanayi kapasite kullanım oranı (KKO) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, nisan ayında imalat sanayisinde faaliyet gösteren 1752 iş yerinin İktisadi Yönelim Anketi'ne verdiği yanıtlar birleştirilerek değerlendirildi. İmalat sanayisi genelinde mevsimsel etkilerden arındırılmış kapasite kullanım oranı yüzde 74'te sabit kaldı.</p>
<p>Mevsimsel etkilerden arındırılmamış kapasite kullanım oranı (KKO) ise nisanda geçen aya göre 0,5 puan artışla yüzde 73,8'e çıktı.</p>
<p>Türkiye'de 2025 ve 2026 yıllarında aylar itibarıyla kapasite kullanım oranları (yüzde) şöyle:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td>Aylar/Yıl</td>
<td> </td>
<td>2025</td>
<td>2026</td>
</tr>
<tr>
<td>Ocak</td>
<td> </td>
<td>74,6</td>
<td>74,1</td>
</tr>
<tr>
<td>Şubat</td>
<td> </td>
<td>74,5</td>
<td>73,5</td>
</tr>
<tr>
<td>Mart</td>
<td> </td>
<td>74,4</td>
<td>73,3</td>
</tr>
<tr>
<td>Nisan</td>
<td> </td>
<td>74,3</td>
<td>73,8</td>
</tr>
<tr>
<td>Mayıs</td>
<td> </td>
<td>75,0</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Haziran</td>
<td> </td>
<td>74,6</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Temmuz</td>
<td> </td>
<td>74,2</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Ağustos</td>
<td> </td>
<td>73,5</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Eylül</td>
<td> </td>
<td>74,0</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Ekim</td>
<td> </td>
<td>74,2</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Kasım</td>
<td> </td>
<td>74,4</td>
<td> </td>
</tr>
<tr>
<td>Aralık</td>
<td> </td>
<td>74,4</td>
<td> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/kapasite-kullanimi-nisanda-artti-77558</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/imalat-sanayi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın nisan verilerine göre, imalat sanayisi genelinde mevsimsel etkilerden arındırılmamış kapasite kullanım oranı aylık 0,5 puan artarak yüzde 73,8&#039;e çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kuru-meyve-ihracatcilari-baskanliga-yusuf-gabayi-secti-77552</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 10:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kuru meyve ihracatçıları Başkanlığa Yusuf Gabay’ı seçti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DUYGU GÖKSU/İZMİR</strong></p>
<p>Türkiye’nin kuru meyve ihracatının yüzde 55’ini gerçekleştiren Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği seçimli genel kurulu gerçekleştirildi. Yusuf Gabay’ın başkan adayı olduğu sarı liste 74 oy alırken, Fatma Behit’in başkan adayı olduğu liste 70 oy aldı. İki başkan adayı seçim sonrasında birlik mesajı verdi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e725ceb0f05-1776756174.jpg" alt="" width="700" height="467" /></p>
<p>Genel kurulda konuşan Başkan Yusuf Gabay, son birkaç yıldır kuru meyve sektöründe yaşanan süreçlerin sektörün tüm taraflarını zorladığını bu zorlukları hem sahada hem de masada hissettiklerini dile getirdi.</p>
<p>İncir tarafında yaşanan kalite sorunlarına değinen Gabay, “Avrupa Birliği denetimleri arttı, RASSF bildirimleri çoğaldı, ürünler geri döndü. İhracatçımız ciddi şekilde hem maddi kayıp hem de itibar kaybı yaşadı. Bu süreçte hepimizin canı yandı. Biz bu tabloyu net görüyoruz. Bunu değiştirmek zorundayız. Bunu yapacak bilgiye de tecrübeye de sahibiz. Elbette bazı konular tek başına birlik yönetiminin çözebileceği konular değil. Birlikte hareket edersek iş değişir. Daha fazla insanın içinde olduğu sektör toplantıları, ürün bazlı çalışan ekipler kuracağız. Yedek üyelerin de aktif olduğu bir yapı, daha düzenli geri bildirim mekanizmaları kuracağız. Özellikle incir için ayrı bir kriz masası kurmak istiyoruz” açıklamalarında bulundu.</p>
<p>Kuru meyve sektörünün üç lokomotif ürünü kuru incir, kuru üzüm ve kuru kayısıda önümüzdeki dönem yapacaklarını özetleyen Gabay, “Kuru incirde, sorunu sadece ihracatta değil, en başında, üretimde ele alacağız. Eğitimle, sahayla, sistemli bir yapıyla ilerleyeceğiz. Kuru kayısıda geçen sene yaşadığımız don felaketi ve fiyat dalgalanmaları Türk kayısının raflardaki yerini başka orijinden olan kayısılara bırakmasına neden oldu. Tekrar raflardaki yerimizi geri kazanmak için gerekli pazarlama ve reklam faaliyetlerinde bulunacağız. Kuru üzümde, çoklu pestisit konusunu ve TMO’nun etkilerini daha güçlü şekilde gündeme alacağız” diye konuştu.</p>
<p>Yusuf Gabay’ın Yönetim Kurulu Listesi; “Şemsettin Özgür, Ferhat Şen, Birol Celep, Osman Öz, Ahmet Bilge Göksan, Eliya Alharal, Nejat Almış, Barış Bayhan, Naci Çetin ve Mehmet Usta”dan oluşurken, Denetim Kurulu’nda; “Ziya Aksüt, Erkan Geyik ve Emre Tuğrul” yer aldı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/kuru-meyve-ihracatcilari-baskanliga-yusuf-gabayi-secti-77552</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/2/1280x720/yusuf-gabay-1776756450.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çift listeyle gidilen seçimlerde mevcut Başkan Mehmet Ali Işık aday olmazken, Başkan Yardımcısı olan Yusuf Gabay ve Denetim Kurulu Üyesi olan Fatma Behit yarıştı. 74 oy alan Yusuf Gabay, Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliğinin yeni başkanı oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-ticaret-borsasi-ilk-ceyregi-193-milyar-tl-ile-kapatti-77550</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 09:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa Ticaret Borsası, ilk çeyreği 19,3 milyar TL ile kapattı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa tarım ticareti ve ekonomisinin temel yapı taşlarından biri olan Bursa Ticaret Borsası (Bursa TB), 2026 yılına hızlı bir başlangıç yaptı.</p>
<p>İlk çeyrek tescil işlem hacmi rakamlarını paylaşan Bursa TB Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, Ocak-Mart aylarını kapsayan dönemde tescil işlem hacminin bir önceki yıla göre yüzde 19 artışla 19 milyar 355 milyon TL olarak gerçekleştiğini söyledi. ABD-İsrail-İran savaşıyla küresel ekonomide artan belirsizliklere ve finansal sıkıntılara rağmen Bursa iş dünyasının üretim azminden vazgeçmediğini belirten Başkan Özer Matlı, yakalanan ivmenin sevindirici olduğunu ifade etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e720b8b767f-1776754872.jpg" alt="" width="420" height="315" /></p>
<p>Yılın ilk çeyreğinde en çok işlem gören ürünleri de açıklayan Başkan Özer Matlı, Bursa’nın simge ürünlerinden zeytinin tescil işlem hacminde zirvedeki yerini koruduğunu belirtti. Başkan Matlı, “Zeytin, 5 milyar 68 milyon TL’lik işlem hacmiyle listenin ilk sırasında bulunurken, onu sırasıyla; 2 milyar 694 milyon lira ile canlı hayvan, 2 milyar 548 milyon lira ile et ve 2 milyar 370 milyon lira ile yaş sebze-meyve grupları izledi. Ayrıca mısır grubunda gerçekleşen 1 milyar 92 milyon liralık işlem hacmi de Bursa’nın hem hayvansal üretimde hem de bitkisel üretimde bölgedeki stratejik ağırlığının önemli bir göstergesidir” dedi. </p>
<h2>Marmara’nın en güçlü aktörü</h2>
<p>Özer Matlı, kurucu ortağı oldukları Marmara Ürün Piyasası Aracı Kurumu (ÜPAK) bünyesinde de yılın ilk çeyreğinde büyük bir başarıya imza attıklarını söyledi. Marmara ÜPAK’ta Bursa TB acentesi üzerinden gerçekleştirilen işlemlerin, geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre yüzde 81 gibi rekor bir artışla 876 milyon liraya ulaştığını kaydeden Başkan Matlı, bu süreçte yatırımcı ilgisinin de katlanarak arttığını vurguladı. Acente kaydındaki müşteri sayısını geçen yıla göre 5 kat arttırdıklarını kaydeden Matlı, “Bu performansla, Marmara ÜPAK bünyesindeki 23 borsa arasında işlem hacmi bazında ilk sıraya yükselmenin mutluluğunu ve gururunu yaşıyoruz” diye konuştu. </p>
<h2>Matlı: Bursa tarım ticaretinde bölgesel merkez olma yolunda</h2>
<p>Bursa Ticaret Borsası’nın sadece yerel değil, bölgesel bir aktör olma yolunda emin adımlarla ilerlediğini vurgulayan Başkan Özer Matlı, Bursa’yı tarım ticaretinin merkezi yapma konusunda kararlı olduklarını ifade etti. Matlı, “Elde ettiğimiz veriler, Bursa’yı gıda sektöründe bölgesel bir güç yapma hedefimizde doğru bir rotada olduğumuzu açıkça ortaya koyuyor. Gıda İhtisas Organize Sanayi Bölgesi, Gıda UR-GE projemiz ve dijitalleşme odaklı yatırımlarımızla kentimizin tarımsal değerlerini küresel standartlara taşımaya odaklanmış durumdayız. Teknolojiyle entegre, şeffaf ve yüksek işlem hacmine sahip bir borsa yapısıyla üreticimizin emeğini korurken, üyelerimize güvenli bir ticaret ortamı sunmayı sürdürüyoruz” şeklinde konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-ticaret-borsasi-ilk-ceyregi-193-milyar-tl-ile-kapatti-77550</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/0/1280x720/bursa-ticaret-borsasi-ilk-ceyregi-193-milyar-tl-ile-kapatti-1776754901.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Ticaret Borsası, 2026 yılının ilk çeyreğinde tescil işlem hacmini bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 19 artırarak 19,3 milyar seviyesine çıkardı. Marmara ÜPAK bünyesindeki 23 borsa arasında işlem hacmiyle zirveye yerleşen Bursa TB&#039;nin, dijital tarım piyasalarındaki öncü rolünü pekiştirdiği belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/hobi-kozmetike-rekabet-sorusturmasi-77566</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hobi&#039;ye rekabet soruşturması</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Rekabet Kurulu, Dabur International Limited'in Türkiye'de faaliyet gösteren iştirakleri Hobi Kozmetik İmalat Sanayi ve Ticaret AŞ ile RA Pazarlama Ltd. Şti.'den oluşan ekonomik bütünlüğe soruşturma açılmasına karar verdi.</p>
<p>Şirket tarafından alıcılarının yeniden satış fiyatlarını belirleyerek Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'u ihlal ettiği iddiasına yönelik olarak yapılan ön araştırmanın Kurulca karara bağlandığı bildirildi.</p>
<p>Rekabet Kurumundan yapılan açıklamada ön araştırmada elde edilen bilgileri ve belgeleri müzakere eden Kurul'un, bulguları ciddi ve yeterli bularak ekonomik bütünlük hakkında soruşturma açılmasına karar verdiği belirtildi.</p>
<p>Hobi Kozmetik'in, "Hobby" markası altında, duş jeli, sıvı sabun, ıslak havlu, saç bakım ürünleri, saç şekillendirme ürünleri ile cilt bakım ürünlerinin üretimi ve tedariki alanlarında 200'den fazla kişisel bakım ve kozmetik ürününden oluşan bir portföyle faaliyet gösterdiğine işaret edilen açıklamada, teşebbüsün pazarlama ve satış faaliyetlerinin yurt dışı bakımından Hobi Kozmetik, yurt içinde ise RA Pazarlama tarafından gerçekleştirildiği ifade edildi.</p>
<p>Açıklamada, dosya kapsamında, şirketin belirlediği fiyatlara uyan satış noktalarına belli avantajlar sağlandığı tespit edildiğine dikkat çekilerek, buna karşın bu fiyatlardan daha düşük fiyatlarla satış yapan noktalara ürün tedarikinin kesildiğine yönelik bulguların da değerlendirileceği belirtildi.</p>
<p>Soruşturma sonucunda, iddialar doğrulanırsa, satıcıların kendi satış fiyatlarını serbestçe belirlemesinin önüne geçildiğinin kesinleşmiş olacağı belirtilen açıklamada, "Bu durum fiyatların yapay olarak yükseltildiği anlamına geliyor. Yani Rekabet Kurumunun bu tarz soruşturmaları tüketicilerin daha uygun fiyatlara ulaşmasının önünü açıyor." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>Kurul tarafından alınan soruşturma kararları, hakkında soruşturma açılan teşebbüslerin ilgili kanunu ihlal ettikleri ve yaptırımla karşı karşıya kaldıkları veya kalacakları anlamına gelmiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/hobi-kozmetike-rekabet-sorusturmasi-77566</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/5/6/1280x720/rekabet-kurulu-1765457426.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hobi Kozmetik ve RA Pazarlama&#039;dan oluşan ekonomik bütünlüğe rekabet soruşturması açıldığı bildirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/enerjide-maliyetler-artti-celik-sektoru-yuzunu-gunese-cevirdi-77540</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 08:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> Enerjide maliyetler arttı, çelik sektörü yüzünü güneşe çevirdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/DÜSSELDORF</strong></p>
<p>Türk çelik sektörü, artan enerji ve lojistik maliyetlerine karşı çözümü yenilenebilir enerji yatırımlarında arıyor. Çelik İhracatçıları Birliği (ÇİB) Denetim Kurulu Üyesi Selçuk Yılmaz, elektrik, doğalgaz ve navlun giderlerindeki yükselişin üretim maliyetlerini artırdığını belirtirken, sektörün yeşil dönüşüm kapsamında güneş enerjisi başta olmak üzere alternatif kaynaklara yöneldiğini söyledi. Yılmaz, mevcut durumda çelik üreticilerinin enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde 15-20’sinin yenilenebilir kaynaklardan karşılandığını, 4 Nisan’da gelen doğalgaz ve elektrik zammı ile birlikte bu oranın önümüzdeki dönemde hızlanarak daha da artmasının beklendiğini ifade ederek, “Çünkü başka türlü bizim bir enerji avantajı sağlamamız çok mümkün görünmüyor açıkçası” dedi. Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen Wire &amp; Tube 2026 Fuarı’nda konuşan Yılmaz, İran- ABD gerilimi sonrası navlun fiyatlarında yüzde 30-40’a varan artış yaşandığını da belirterek, buna rağmen Türk çelik sektörünün üretim gücü, hızlı teslimat avantajı ve kalite standardıyla Avrupa için stratejik tedarikçi olmaya devam ettiğini vurguladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e70c1757527-1776749591.png" alt="" width="700" height="295" /></p>
<h2>En büyük 3. katılımcı ülke oldu </h2>
<p>Çelik İhracatçıları Birliği (ÇİB), yeni iş fırsatları yaratmak ve mevcut pazarlardaki ihracat payını artırmak amacıyla 13– 17 Nisan 2026 tarihleri arasında Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen Wire &amp; Tube 2026 Fuarı’na güçlü bir katılım sağladı. Dünyanın alanında en büyük organizasyonu olan etkinlikte en büyük 3. katılımcı ülke olarak 197 Türk firma ile yer alan Türkiye, çelik sektöründeki küresel konumu ve rekabet gücünü bir kez daha uluslararası platformda sergiledi. Etkinlik kapsamında basın mensupları ile bir araya gelerek sektöre yönelik değerlendirmelerde bulunan ÇİB Denetim Kurulu Üyesi Selçuk Yılmaz, Türk çelik sanayisinin bugün dünyada 7’nci, Avrupa’da 1’inci sırada yer aldığını ve yine dünyanın en büyük 4. ihracatçı ülkesi olduğunu belirterek, 2025 yılının 38 milyon ton sıvı çelik üretimiyle tamamlandığını söyledi. Yılmaz, yaklaşık 19 milyon tonluk ihracatla Türkiye’nin küresel pazarda güçlü konumunu sürdürdüğünü ifade etti.</p>
<h2>AB ile kota için görüşmeler yapılıyor</h2>
<p>Çelik sektöründe dış ticaret açısından yüzde 60’a yakın ihracat oranı ile Avrupa Birliği pazarı kritik önemini koruyor. Ancak Trump'ın Amerika'ya başkan olmasından itibaren korumacılık tedbirleri tüm dünyada yayılmaya başladı. Avrupa Birliği ise uyguladığı kota aşımında sonra yüzde 25 vergi uyguluyor. Her çeyrek yenilenen bu kotanın 1 Temmuz 2026 tarihinde tekrardan değerlendirilmesi gündemde. Geçen hafta da yine Avrupa Birliği, yeni düzenlemeyle gümrüksüz ithalatı 18,3 milyon tonla sınırlandırılırken, kota aşımına yüzde 50 vergi uygulanacağını açıkladı. Yılmaz, bu konu ile ilgili, “Henüz hangi ülkeden, hangi ürünün ne kadar azaltılacağıyla alakalı konu henüz net değil. O biraz süre içerisinde belli olacak. Zaten şu anda da Ticaret Bakanlığımızın Avrupa Komisyonu'yla görüşmeleri de devam ediyor. Çünkü biz Avrupa Birliği'nin aslında baktığınızda bir üyesi olmasak da Gümrük Birliği ile beraber bir parçası sayılabiliriz. Biz bundan yeteri kadar tam faydalanamıyoruz. Ticaret Bakanlığımız bu konuda görüşmelerini devam ettiriyor. Kota azalacağı kesin ama kota azalması bizim tarafta Türkiye tarafında daha az olması için bütün derneklerimizle beraber, bakanlık nezdinde ve Avrupa Komisyonu nezdinde de gerekli girişimleri yapmaya çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>İngiltere de kota uygulayabilir </h2>
<p>Avrupa’da yaşanabilecek olası daralmaya karşı Türk çelik sektörü yeni pazarlara yönelme stratejisini de sürdürüyor. ÇİB öncülüğünde dünyanın farklı bölgelerine düzenlenen ticaret heyetleriyle ihracatçılar yeni müşteri ve iş fırsatları arıyor. Yılmaz, AB’nin ardından İngiltere’nin de muhtemelen kendine göre Avrupa Birliği kararlarından sonra ayrı bir kota ve vergi uygulaması getirebileceğini dile getirdi ve ekledi, “Tüm bunlar mutlaka sektörü etkileyecektir. Çünkü çelik sektöründe hem uzun ürün hem de kısa ürün biz ihracat yapmak zorundayız. İster ister ister biraz kapasite kullanım oranlarında azalma olabilir ama geleceğe biz her türlü umutla bakıyoruz.”</p>
<h2>Türkiye, AB için güvenli liman</h2>
<p>Türk firmalarının fuarda öne çıkan en önemli avantajlarının coğrafi yakınlık, hızlı teslimat ve yüksek kalite olduğunu vurgulayan Yılmaz, şunları anlattı: “Türk çelik sektörü olarak Avrupa'ya yakın oluşumuzun çok büyük bir avantajı var. Çünkü buradan gemi çıktığında yaklaşık 48 saat içerisinde kendi limanlarına ulaşabiliyor. Ama bizim ihracat tarafındaki rakibimiz olan Hindistan, Vietnam, Tayvan gibi ülkeleri düşündüğünüzde, navlunun süresi zaten 25-30 gün. Ayrıca Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gelişmeler de uzun mesafeli tedarik zincirlerinin jeopolitik risklere ne kadar açık olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. O yüzden aslında Türkiye, Avrupa Birliği için her zaman güvenli bir liman. Bununla beraber kalite anlamında da hem yassı hem de uzun ürünlerde Türkiye kendini ispat etmiş durumda. Bu bize pozitif bir ayrımcılık da tanıyor ama ürünün emtia olması ve yüksek bedelli olması nedeniyle fiyat her zaman bir enstrüman olarak karşımıza çıkıyor."</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">2026 HEDEFLERİNDE SAPMA YOK</span></h2>
<p>Çelik sektörü, tüm zorluklara rağmen 2026 hedeflerinde geri adım atmıyor. Yılmaz, sektörün bu yıl için 20 milyon ton ihracat ve 17 milyar dolar gelir hedefinde şu aşamada bir sapma öngörmediklerini belirterek, Türk çelik sektörünün her koşulda hedeflerine ulaşacak esnekliğe ve deneyime sahip olduğunu söyledi. Fiyat tarafındaki gelişmelere de değinen Yılmaz, küresel emtia piyasalarındaki dalgalanmaların birim fiyatları doğrudan etkilediğini belirterek, 2021 yılında 1.400 dolar seviyelerine çıkan çelik fiyatlarının bugün 600-700 dolar bandına gerilediğini hatırlattı. Bu nedenle yalnızca birim fiyat üzerinden değerlendirme yapılmasının yanıltıcı olabileceğini vurgulayan Yılmaz, sektörün hem tonaj hem de katma değer odaklı büyüme stratejisini sürdürdüğünü ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/enerjide-maliyetler-artti-celik-sektoru-yuzunu-gunese-cevirdi-77540</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/9/1280x720/enerji-ges-gunes-ruzgar-1764155342.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk çelik sektörü, artan enerji, doğalgaz ve navlun maliyetlerine karşı çözümü yenilenebilir enerji yatırımlarında arıyor. ÇİB Denetim Kurulu Üyesi Selçuk Yılmaz, sektörün enerji ihtiyacının yüzde 15-20’sinin halihazırda yenilenebilir kaynaklardan karşılandığını, bu oranın önümüzdeki dönemde daha hızlı artacağını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hakli-savas-ve-eksik-rasyonalite-77539</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 08:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Haklı savaş ve eksik rasyonalite</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>ABD yönetimindeki kişilerin durduk yere bu kadar kendilerine zarar veren tartışmalara girmeleri nasıl açıklanabilir? Hegseth’in Ezekiel 25:17’yi Tarantino’nun <em>Ucuz Roman</em> filmindeki çakma sürümünden mi alıntıladığı tartışılırken –ki bu doğru olmayabilir çünkü askerlerin söylediği başka ve değiştirildiği açık olan sürüme gönderme yapıyor ki zaten o sürüm Tarantino’nun filmindeki değiştirilmiş versiyona çok benziyor - işler iyice karıştı çünkü daha beteri oldu. ABD Başkan Yardımcısı “haklı savaş” doktrinini Papa’dan daha iyi bildiğini iddia edince durum iyice tuhaflaştı. Zaten Trump’ın kendisini Hz. İsa gibi resmeden yapay zekâ fotoğrafı paylaşması –sonra silmiş- ABD devletinde üst düzey görev almış birçok kişinin onun akıl sağlığı konusunda yorum yapmasına –bir kez daha- yol açmıştı. Ama Vance de aynı kafada gibi görünüyor. Papa’ya teoloji öğretmek akıl karı değil. Ayrıca siyaseten de anlamsız çünkü ABD’de 53 milyon kadar Katolik var. Onlarca yıldır iyi kötü süren Katolik-Evanjelist ittifakını sarsacak adımlar neden atılır? Peki, Bu adamların derdi ne, konu nedir? Konu savaş eğilimi ve bu adamlar büyük oynamak istiyorlar. Trump’a gösterilen siyasi bağlılığın teolojik bağlanmaya üstün gelmesini istiyorlar. Öyle ki Papa bile Trump’ın, şimdi de Vance’ın hem siyasi hem “teolojik” otoritesini tanımalı. O kadar ilahiyat konusu içinde “haklı savaş” doktrinini tartıştırmanın başka anlamı olamaz gibi görünüyor. Bakalım.</p>
<p>Kelsen’in, pasifist olmamakla birlikte, “haklı savaş” –just war- doktrininden uzaklaşarak uluslararası ve ulusal hukukların tek bir bütün oluşturacakları ve devletlerin davranışlarını yargılayacak ve cezalandıracak olanın bu tekil hukuk olacağı görüşünü savunduğu iddiası edilmişti. “Haklı savaş”, başlangıçta ikisi örtüşseler de dini nedenlerle yapılan “Kutsal Savaş” –Holy War; Cihat- değildir. “Haklı savaş” dünyevi nedenlerle yapılan, nedenleri haklı olan ve aynı zamanda düşmanı yok etmeyen, sonuçları ve yürütülüşü itibariyle kısıtlara tabi savaş demektir ve adaleti içerir. Bu noktada “haklı savaş” – “adil savaş” da denilmekle birlikte bu çeviri tam olarak istenileni anlatmaya yetmez; adil savaş demek doğrudan savaşın yapılış biçiminin adil olması anlamına gelecektir- doktrinine yaklaşmış oluyoruz ki başlı başına kapsamlı bir alan oluşturuyor. Ancak hem teolojide var hem de Gratian’ın teolojiden ayırarak gerçek bir hukuk yapmaya çalıştığı <em>Canon Law</em> “haklı savaş” doktrinine yer veriyor. Gratian’ın görüşü tipik sayılabilir: Askerlik –savaş- günah değildir eğer zenginlik elde etmek için yapılmıyorsa ki aynı tez kamu yönetimi için de geçerlidir. Savaş “haklıdır” eğer yaraları iyileştiriyorsa. Yani açıkça Hristiyan erdemlerinden merhamet (ilahi aşk) –charity; love- zikrediliyor. Bu da “haklı savaş” çevirisini daha doğru bulmamızı destekliyor çünkü Gratian’a göre Hristiyan erdemi olan <em>Caritas</em> –charity- önde sayılmış, Pagan erdemi olan <em>Iustitia </em>birinci sıraya konulmamıştır.</p>
<p>Esasen savaş öncesi savaşa gitme kararını düzenleyen haklı savaş kuralı <em>ius in bello</em>, savaş başladıktan sonra nasıl davranılacağını düzenleyen kural ise <em>ius ad bellum</em> olarak ayrılmıştır. Savaş öncesi adil olmayan bir durum olmalı ve savaş bu durumu düzeltme amacını gütmelidir ki elbette o zaman Tanrı da durumu böyle görecektir. Burada “yaraları iyileştirmek” tezi vardır. “Merhamet” kanıtının St. Augustinus’tan geldiğini ve Tommaso d’Aquino’nun da <em>caritas</em>’ı ilk sıraya koyduğunu belirtelim. Kavramın Roma’nın son, Hristiyanlığın ilk yüzyıllarındaki geliştirildiği biliniyor. Keith Gomes’in 2014 tarihli doktora tezi “haklı savaş” kavramının dini ve tarihi kökenlerini detaylı biçimde anlatıyor. “Haklı savaş” yaraları iyileştirmek, merhamet göstermek ile ilgilidir.</p>
<p>Erken Orta Çağ’dan, Tertullian ve St. Augustinus dönemlerinden Grotius ve Pufendorf’a kadar uzanan iki Hristiyan doktrini söz konusudur. İlkinde savaşa katılmamak, din uğruna şehadeti kabul etmekle beraber “cinayet işlememek” (savaşta bile olsa), seküler otoritenin işlerinden mümkün mertebe uzak durmak vaaz edilirken ikincisinde St. Augustinus’un Romalı General Bonifacius’a –elbette general de Hristiyan’dır- mektubundan yola çıkılarak “haklı savaş” uygun görülür. General barbarlara karşı savaşmalıdır ama davranışlarını «giustizia» (adalet) yönlendirmeli ve savaş «benevola severità» (iyi niyetli ciddiyet) ile gaddarlık olmadan sürdürülmelidir. Hristiyanlığın ilk yüzyıllarından kalan ilk görüş sonraları 12-14. Yüzyıllar arası Kuzey İtalya’da ve Güney Fransa’da ‘Kathar sapkınlığı’, 14. Yüzyılda İngiltere’de John Wycliffe ve aşağı yukarı aynı dönemde Bohemya’da Petr Chelčický’nin başını çektiği Jan Hus’un ‘aşırı’ taraftarları arasında devam etmiştir. Elbette ikinci tezi Kilise sahiplenmiş ve bu tez sonraki yüzyıllarda, özellikle klasik skolastik dönem boyunca işlenmeye devam edilmiştir. Örneğin “haklı savaşın” amacını Papa Gregorio Magno’dan aktaran Fumagalli «con lo scopo di allargare i confini del regno in cui il Dio vero è adorato» demişti. Burada “haklı savaş” Hrıstiyanlığı yaymak anlamına gelebiliyor ki Vance herhalde buna benzer bir şey söylemek istiyor.</p>
<p>Daha ileri giderek, “haklı savaşın” insanın iki doğasından –la duplice natura dell’uomo- birine dair kural koyma ihtiyacından doğan bir kavram olduğunu, iki hukukun”, giderek “iki kılıcın” bir başka yansıması olarak görülebileceğini iddia edebiliriz. İki doğa vardı: Hz. Âdem’in cennetten kovulması öncesinden gelen ilahi doğa –la natura edenica- ve “düştükten” sonra bu dünyada edinilen ama Kilise tarafından düzeltilmesi ve dizginlenmesi gereken doğa –la natura dell’uomo <em>in via</em>, l’uomo come <em>via </em>della Chiesa. İlkinde savaş söz konusu olmayacağı, ilahilikle donatılmış Hristiyan zaten savaşmayacağı için “haklı savaş” doktrinine haliyle ihtiyaç kalmayacaktır.</p>
<p>Büyük oynamak istiyorlar ama baltayı taşa çarpma ihtimalleri çok yüksek. Bir Augustinian olan –yani “haklı savaş” doktrinini çok iyi biliyor olduğu kuşku götürmez olan- Papa’ya bu konuda ders vermeye kalkışmak, bir kez daha, ABD yönetimindeki insanların en hafif tabirle “tuhaf” insanlar olduğunu gösteriyor. Yeni işaretlerin ışığında bu insanların İran’la savaşa hesap kitap yaparak girdiklerine inanmak giderek zorlaşıyor. Daha kötüsü bunların yarın hangi mantıksız nedenle nerede sorun çıkaracaklarını öngörmek mümkün değil. ABD’nin devlet olarak uzun dönemli planları elbette var ancak bu ayrı ancak mevcut yönetimin hiçbir rasyonalitesi kalmamış olabilir. İmparatorlukların uzun vadeli planlarının olması verili bir anda bir yönetimin bu planlara uymayan adımlar atmasına engel olmayabilir. Bu son olayların bir rasyonalitesi varsa olsa olsa şudur: Katolik-Evanjelist ittifakını politik üstbelirlenmeyle yeniden tanımlamak istiyorlar. İstiyorlar ki Katolikler de Evanjelistler de Trump yönetimi ne yaparsa onaylasınlar, bütün savaşları “haklı” bulsunlar, hepsinde “dini bir hale” görsünler; ama bu o kadar kolay değil.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hakli-savas-ve-eksik-rasyonalite-77539</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Haklı savaş ve eksik rasyonalite ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sehirler-insa-edilmiyor-fiyatlaniyor-mimari-uzerinden-konutta-yeni-spekulasyon-dili-77538</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 08:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şehirler inşa edilmiyor, fiyatlanıyor: Mimari üzerinden konutta yeni spekülasyon dili</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>PELİN KARATAY GÖGÜL - Dicle Üniversitesi İİBF Dekanı </strong></p>
<p>İktisat literatüründe “denge” kavramı çoğu zaman soyut bir matematiksel kesişim noktasına indirgenir. Oysa gerçek dünyada denge, yalnızca arz ve talebin eşitlendiği bir fiyat düzeyinden ibaret değildir; aynı zamanda toplumsal refahın, finansal istikrarın ve kaynak tahsisinin hassas bir bileşimidir. Bu açıdan inşaat sektörü, modern ekonomilerin en kritik fakat en kırılgan denge alanlarından biri olarak öne çıkmaktadır.</p>
<p>Bugün Türkiye’de ve dünyada konut piyasasında gözlenen temel sorun, klasik anlamda bir arz-talep dengesizliğinden ziyade, daha derin bir <strong>yapısal</strong> <strong>uyumsuzluktur</strong>. Konut üretimi artarken erişilebilir konut sorununun derinleşmesi, bu çelişkinin en somut göstergesidir. Bu durum, iktisat literatüründe sıklıkla tartışılan “yanlış kaynak tahsisi” problemine işaret eder: Sermaye, toplumsal faydayı maksimize edecek alanlara değil; kısa vadeli getiri beklentisinin yüksek olduğu projelere yönelmektedir.</p>
<p>Bu noktada James Tobin’in geliştirdiği Q teorisi önemli bir açıklama sunar. Konutların piyasa değeri, onları yeniden üretme maliyetinin üzerine çıktığında, yatırımcılar için yeni projelere yönelmek rasyonel hale gelir. Ancak bu süreç, fiyatların zaten şişkin olduğu bir piyasada arzın yanlış segmentlerde yoğunlaşmasına ve dengesizliklerin derinleşmesine yol açabilir.</p>
<p>İnşaat sektöründeki dengesizliklerin temelinde, konutun bir “barınma ihtiyacı” olmaktan çıkıp bir “finansal varlık” haline dönüşmesi yatmaktadır. Özellikle düşük faiz dönemlerinde hız kazanan bu dönüşüm, konut talebini reel ihtiyaçtan kopararak yatırım güdüsüyle şekillenen bir yapıya dönüştürmüştür. Bu bağlamda ortaya çıkan talep, klasik mikroiktisat çerçevesindeki “etkin talep”ten ziyade, finansal genişleme ile türetilmiş bir talep görünümündedir.</p>
<p>Bu süreci Hyman Minsky’nin finansal istikrarsızlık hipoteziyle okumak mümkündür. Başlangıçta gelirle geri ödenebilen konut kredileri zamanla yeniden finansman beklentisine, oradan da yalnızca fiyat artışı beklentisine dayalı spekülatif davranışlara evrilir. Böylece konut piyasası, sağlam temellere dayalı bir yatırım alanından çıkarak kırılgan bir finansal yapıya dönüşür.</p>
<p>Bu süreç, fiyatların hanehalkı gelirlerinden kopmasına ve konut erişilebilirliğinin dramatik biçimde azalmasına yol açmaktadır. Nitekim bu olgu, Robert Shiller’in vurguladığı beklenti ve anlatı temelli fiyat oluşumu ile de örtüşmektedir. Konut fiyatları artık yalnızca bugünkü faydayı değil, gelecekte oluşacağı düşünülen değer artışını da yansıtmaktadır.</p>
<p>İnşaat sektöründe yapılan temel hatalardan biri, arzın yalnızca niceliksel olarak değerlendirilmesidir. Oysa günümüz kent ekonomilerinde asıl sorun, arzın miktarından ziyade niteliğidir. Lüks segmentte yoğunlaşan üretim ile orta ve alt gelir gruplarının ihtiyaçları arasındaki uyumsuzluk, piyasada paradoksal bir yapı doğurmaktadır: Görünürde arz fazlası, gerçekte ise ciddi bir arz açığı. Bu durum, refah ekonomisi açısından açık bir Pareto efficiency sapmasına işaret eder.</p>
<p>Bu çerçevede kentsel rantın yönlendirilmesi belirleyici bir rol oynar. David Ricardo’nun rant teorisinde vurguladığı gibi, arsa değerleri üretimden bağımsız olarak artabilir ve bu artış üretken olmayan kazançları teşvik edebilir. Spekülatif arsa fiyatları, üretim kararlarını bozarak sosyal optimumdan uzaklaşılmasına neden olur.</p>
<p>Ayrıca bu süreç yalnızca piyasa dinamikleriyle değil, kurumsal yapı ile de yakından ilişkilidir. Douglass North’un ortaya koyduğu üzere, teşvik sistemleri, imar politikaları ve düzenleyici çerçeve, yatırım kararlarının yönünü belirler. Dolayısıyla ortaya çıkan dengesizlikler, sadece bireysel tercihlerin değil, kurumsal tasarımın da bir sonucudur.</p>
<p>Keynesyen çerçevede inşaat sektörü, güçlü bir çarpan etkisi yaratan alanlardan biri olarak kabul edilir. Ancak bu etki, doğru yönlendirilmediğinde ekonomik kırılganlıkları büyüten bir unsura dönüşebilir. Aşırı kredi genişlemesiyle beslenen konut yatırımları, finansal sistem üzerinde baskı oluşturarak varlık balonlarına zemin hazırlayabilir.</p>
<p><strong>Konut fiyatlarında mimari </strong><strong>üzerinden spekülasyonun yeni yüzü</strong></p>
<p>Son yıllarda konut piyasasında dikkat çeken tartışmalardan biri, fiyat farklılıklarının “yatay” ve “dikey” mimari üzerinden şekillenmesidir. Ancak bu ayrım, giderek teknik bir planlama meselesi olmaktan çıkıp, fiyat spekülasyonunun yeni araçlarından biri haline gelmektedir.</p>
<p>Klasik iktisat çerçevesinde konut fiyatları; arsa maliyeti, inşaat girdileri ve talep koşullarıyla açıklanır. Oysa günümüzde bu belirleyicilere bir de <strong>algı temelli değerleme</strong> eklenmiştir. Yatay mimari “yaşam kalitesi” ve “deprem güvenliği” söylemleriyle pazarlanırken; dikey mimari “merkezi konum” ve “erişilebilirlik” avantajlarıyla sunulmaktadır. Ancak burada kritik soru şudur: Bu farklılıklar gerçek maliyet ve fayda temelli mi, yoksa piyasa aktörlerinin bilinçli fiyat farklılaştırma stratejisi mi?</p>
<p>Kent ekonomisi perspektifinden bakıldığında, özellikle büyük şehirlerde arsa kıtlığı dikey mimariyi rasyonel kılar. Aynı arsa üzerinde daha fazla bağımsız bölüm üretmek, birim maliyetleri düşürme potansiyeli taşır. Teorik olarak bu durumun fiyatları dengelemesi beklenir. Ancak pratikte çoğu zaman bunun tersi görülür: Yüksek katlı projeler, maliyet avantajına rağmen “premium” fiyatlarla satılabilmektedir.</p>
<p>Bu durum, fiyatların maliyet temelli değil; markalaşma, proje imajı ve hedef kitle segmentasyonu üzerinden belirlendiğini göstermektedir. Yatay mimari projeler ise çoğu zaman daha az yoğunluk içerdiği için arsa maliyetini daha sınırlı sayıda konuta dağıtır. Bu da birim maliyeti artırır. Ancak asıl fiyat artışı, maliyetten ziyade “nadirlik algısı” üzerinden oluşur.</p>
<p>Davranışsal iktisat açısından bu durum, “kıtlık etkisi”nile açıklanabilir:<br />Az bulunan yatay projeler, yatırımcı gözünde daha değerli hale gelir ve bu algı fiyatlara yansır. Özetle;</p>
<p>Dikey mimari → ölçek ekonomisi + prestij pazarlaması</p>
<p>Yatay mimari → kıtlık algısı + yaşam kalitesi söylemi</p>
<p>Her iki durumda da fiyat, gerçek maliyetin ötesinde anlatı üzerinden şekillenmektedir. Bu da gösteriyor ki, konut piyasasında fiyat oluşumu yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda psikolojik ve söylemsel bir süreçtir.</p>
<p>Geleneksel spekülasyon, arsa ve lokasyon üzerinden şekillenirken; günümüzde bu süreç mimari segmentasyon üzerinden derinleşmektedir. Aynı bölgede; yatay projeler “butik ve lüks”, dikey projeler “erişilebilir ama prestijli” olmaktadır.Bu sayede yapay fiyat katmanları oluşturulmaktadır. Bu durum, tüketicinin gerçek değer algısını bozarak piyasa şeffaflığını zayıflatmaktadır.</p>
<p><strong>Betonun yönü değil, </strong><strong>değerin kaynağı tartışılmalı</strong></p>
<p>Konut piyasasında asıl mesele, yapıların yatay mı yoksa dikey mi olduğu değil; fiyatların ne kadar rasyonel ve şeffaf biçimde oluştuğudur. Eğer fiyatlar; maliyet yerine algı, ihtiyaç yerine yatırım beklentisi, mühendislik yerine pazarlama dili üzerinden belirleniyorsa, burada bir mimari tercihten değil; açık bir değer spekülasyonundan söz etmek gerekir.</p>
<p>Yatay ve dikey mimari ayrımı üzerinden şekillenen fiyatlama davranışları, bize daha derin bir gerçeği hatırlatır. Konut, kullanım değerinden giderek kopmakta ve değişim değeri ekseninde yeniden tanımlanmaktadır. Günümüz konut piyasasında bu iki değer arasındaki denge dramatik biçimde değişmiştir. Artık konutun fiyatı, sunduğu barınma hizmetinden çok; gelecekte sağlayacağı getiri beklentisiyle belirlenmektedir. Yatay ve dikey mimari ayrımı, tam da bu noktada devreye girer. Çünkü bu ayrım, konutun fiziksel özelliklerinden çok değişim değerini artırmaya yönelik bir anlatı üretim aracına dönüşmüştür.</p>
<p>Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Bu fiyat farklılıkları çoğu zaman marjinal fayda farklılıklarıyla açıklanamaz. Yani tüketicinin elde ettiği ek fayda ile ödediği ek fiyat arasında rasyonel bir denge yoktur. Bu durum, konut piyasasını klasik rekabetçi piyasa varsayımlarından uzaklaştırarak, daha çok <strong>davranışsal iktisat ve kurumsal iktisat</strong> perspektifleriyle açıklanabilir hale getirir.</p>
<p><strong>Spekülatif değerleme ve Veblen etkisi</strong></p>
<p>Konutun değişim değerine dayalı fiyatlanması, bazı durumlarda Thorstein Veblen’in ortaya koyduğu <strong>gösterişçi tüketim </strong>kavramıyla da örtüşür. Özellikle yatay mimari projelerde: Düşük yoğunluk, Özel yaşam alanı, ayrışmış sosyal çevre gibi unsurlar, konutu bir ihtiyaç nesnesinden çıkarıp statü göstergesine dönüştürür. Bu da fiyatların, faydadan ziyade toplumsal algı üzerinden yükselmesine yol açar.</p>
<p>Modern kent ekonomisi literatüründe David Harvey, mekânın kapitalist sistem içinde nasıl birikim aracı haline geldiğini vurgular. Harvey’e göre kentler, artık üretimden çok sermaye birikiminin dolaşım alanlarıdır. Bugün konut piyasasında asıl mesele, konutun hangi değer rejimi içinde fiyatlandığıdır.</p>
<p>Eğer bir konut; barınma ihtiyacını karşılamaktan çok yatırım aracına dönüşüyorsa, fiyatı maliyet ve faydadan çok beklenti ve algıyla belirleniyorsa, orada artık bir “konut Piyasası”ndan değil; <strong>bir değer spekülasyonu rejiminden</strong> söz etmek gerekir. Sonuç olarak, şehirler yalnızca fiziksel olarak değil; aynı zamanda iktisadi anlamda da yeniden inşa edilmektedir.</p>
<p>Dani Rodrik’in "erken sanayisizleşme" tezine nazire yaparsak, Türkiye’de konut piyasası üzerinden yaşanan bu süreç, "sosyal standartların erken aşınması" riskini barındırmaktadır. Şehirlerde yükselen şey beton değil, erişilemez hale gelen değişim değeridir.</p>
<p>Eğer biz bugün mimariyi sadece "estetik" veya "kat yüksekliği" üzerinden tartışmaya devam edersek, konutun bir meta olarak finansallaşmasının yarattığı toplumsal maliyeti ıskalamış oluruz. Mesele binanın yüksekliği değil, o binanın hangi "değer rejimi" altında, kimin birikim aracı olarak yükseldiğidir. Unutulmamalıdır ki; değişim değerinin kutsandığı bir piyasada, kullanım değeri -yani insan- her zaman mağlup ayrılır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sehirler-insa-edilmiyor-fiyatlaniyor-mimari-uzerinden-konutta-yeni-spekulasyon-dili-77538</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şehirler inşa edilmiyor, fiyatlanıyor: Mimari üzerinden konutta yeni spekülasyon dili ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dunyanin-para-patronu-degisiyor-77535</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 08:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünyanın para patronu değişiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/69e7061881823-1776748056.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>ABD’de gözler bugün başlayacak Senato Bankacılık Komitesi oturumlarına çevrildi. Donald Trump’ın ABD Merkez Bankası (Fed) başkanlığına aday gösterdiği Kevin Warsh için süreç başlarken, küresel piyasalar bunu sıradan bir atama olarak görmüyor. Çünkü Fed başkanı yalnızca Amerikan ekonomisini değil, dolar likiditesinden küresel faizlere kadar tüm finans sistemini etkileyen kararların merkezinde yer alıyor.</p>
<figure class="image align-right"><img style="width: 269px; height: 553px;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e707dda7ee5-1776748509.png" alt="" width="544" height="1119" />
<figcaption><strong>Kevin Warsh</strong></figcaption>
</figure>
<p>Piyasalar Trump’ın desteklediği isim göreve gelirse faizlerde hızlı gevşeme mi gelir, yoksa Fed bağımsızlığı korunur mu sorusuna yanıt bekliyor.</p>
<h2>Powell mayısta veda edecek </h2>
<p>Mevcut Fed Başkanı Jerome Powell’ın görev süresinin 15 Mayıs 2026’da dolması bekleniyor. Senato onay sürecinin sorunsuz ilerlemesi halinde Warsh’ın mayıs ortası ile Haziran başı arasında koltuğu devralabileceği değerlendiriliyor. Ancak Senato’daki siyasi itirazlar, ek soruşturmalar veya oylama gecikmeleri yaşanırsa geçiş süreci yaz aylarına sarkabilir. Bu durumda piyasalar, yeni başkan göreve başlamadan bile Warsh’ın söylemlerini fiyatlamaya başlayacak.</p>
<h2>Trump’ın adayı mı, Fed’in başkanı mı?</h2>
<p>Warsh uzun süredir Cumhuriyetçi çevrelerde Fed başkanlığı için adı geçen bir isim. Eski Fed yöneticisi olan Warsh, son yıllarda merkez bankasının iletişim tarzını, devasa bilançosunu ve karar alma yapısını sık sık eleştirdi.</p>
<p>Ancak bugünkü denklem geçmişten daha zor. İran savaşı sonrası enerji fiyatlarının yükselmesi, ABD’de enfl asyon baskısını yeniden artırdı. Trump ise büyümeyi desteklemek adına faizlerin hızla düşmesini savunuyor.</p>
<p>Bu noktada Warsh’ın önündeki ilk sınav, siyasi beklentiler ile ekonomik gerçekler arasında denge kurmak olacak. Eğer Beyaz Saray çizgisine yakın görünürse Fed’in bağımsızlığı sorgulanabilir. Tersi durumda ise Trump ile kısa sürede gerilim yaşanabilir.</p>
<h2>Warsh Fed bilançosunu küçültmek istiyor </h2>
<p>Piyasa çevrelerine göre Warsh’ın en net hedefi, Fed’in son yıllarda genişleyen rolünü daraltmak. Daha sade iletişim, daha küçük bilanço ve daha piyasa dostu bir yapı öne çıkıyor. </p>
<p>Özellikle pandemi sonrası 9 trilyon dolara yaklaşan ve şu anda 6 trilyon doların üzerinde olan bilançonun küçültülmesi, Warsh’ın öncelikleri arasında görülüyor. Ancak bilanço küçültme adımları tahvil faizlerini yukarı çekebilir. Bu da mortgage piyasasından şirket kredilerine kadar birçok alanda finansman maliyetini artırabilir.</p>
<h2>Dolar için kritik eşik</h2>
<p>Warsh’ın vereceği mesajların ilk yansıması dolar endeksinde görülebilir. Piyasalarda iki ana senaryo öne çıkıyor: </p>
<p>■ <strong>Şahin Warsh senaryosu</strong>: Enflasyonla mücadele ve sıkı duruş vurgusu gelirse dolar endeksi yeniden güçlenebilir. Bu durumda endeksin 108-112 bandına yönelmesi konuşuluyor. </p>
<p>■ <strong>Güvercin Warsh senaryosu</strong>: Faiz indirimi sinyali ve Trump çizgisine yakın açıklamalar gelirse dolar endeksi 101-104 bandına çekilebilir. Bu tablo altın ve emtialara destek verebilir. Gelişen ülke para birimleri açısından ise daha zayıf dolar kısa vadede rahatlama anlamına gelebilir.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e7075f9757d-1776748383.png" alt="" width="600" height="308" /></p>
<h2>İlk test haziran toplantısı olabilir </h2>
<p>Warsh’ın görevi devralması halinde gözler ilk olarak Haziran Fed toplantısına çevrilecek. Petrol fiyatlarının savaş öncesi seviyelerin üzerinde kalması nedeniyle piyasalar hızlı faiz indirimi olasılığını zayıf görüyor. Bu nedenle yeni başkanın ilk dönemi “balayı” değil, doğrudan stres testi olabilir.</p>
<p>Fed’in yeni döneminde yalnızca faiz kararı değil, kurumun bağımsızlığı da fiyatlanacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Warsh gelirse hangi varlık nasıl etkilenir?</span></h2>
<p>■ <strong>Dolar</strong>: Söylemine göre sert yön hareketi bekleniyor. Şahin tonda küresel para birimleri üzerinde baskı artabilir. </p>
<p>■ <strong>Altın</strong>: Güvercin mesajlarda yükseliş, şahin tonda baskı görülebilir. Özellikle faiz indirimi sinyali altına yeni rekor kapısı açabilir. </p>
<p>■ <strong>Tahviller</strong>: Bilanço küçültme vurgusu faizleri yukarı itebilir. ABD 10 yıllık tahvil getirisi küresel borçlanma maliyetlerini etkiler. </p>
<p>■ <strong>Gelişen ülkeler</strong>: Zayıf dolar rahatlatır, güçlü dolar baskılar. Türkiye gibi dış finansman ihtiyacı yüksek ekonomiler daha hassas kalır. </p>
<p>■ <strong>Borsalar</strong>: Düşük faiz umudu destekler, sert sıkılaşma satış getirir. Özellikle teknoloji hisseleri faiz mesajlarına duyarlı hareket eder.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/dunyanin-para-patronu-degisiyor-77535</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/5/1280x720/trump-1770099011.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Trump’ın Fed başkanlığı için seçtiği Kevin Warsh bugün Senato sınavına çıkıyor. Ancak piyasaların asıl sorusu ‘Warsh bağımsız mı kalacak, yoksa Beyaz Saray’ın düşük faiz baskısına mı yaklaşacak/’. Karar; dolar, altın, tahvil faizi ve gelişen ülke piyasalarının yönünü belirleyebilir. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/astordaki-kari-yeterli-gorduler-23-hissede-paylarini-artirdilar-77534</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Astor’daki kârı yeterli gördüler, 23 hissede paylarını artırdılar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yabancılar geçtiğimiz hafta satış tarafında görünseler de BIST 30 Endeksinde ağırlıkları alımdan yana oldu. Bir önceki hafta 16 hisse ile alıma dönen işlemleri, geçtiğimiz hafta 23 hissedeki artışla daha da belirginleşti. Astor’u satarken portföylerini çeşitlendirmeye yöneldiler.</strong></p>
<p>Piyasada kimi yatırımcı sadece toplam yabancı oranına bakar ve ufak bir düşüşü yabancının borsayı terk etmesi olarak okur. Geçtiğimi hafta yabancı payı azalırken Astor hissesindeki yüksek kâr çıkışı etkili oldu. BIST 30 hisselerinde bir önceki hafta satıştan alıma dönen yabancı, 16 hissede payını artırmıştı. Geçtiğimiz hafta alım sürerken sayı 23’e çıktı. Fiyatı düşerken arka kapıdan sessizce toplanan THY ve Kardemir gibi hisselerle, alımların fiyata doğrudan yansıdığı Migros ve Aselsan dikkat çeken hisseler oldu. Yabancılar bir hissede yüksek satış yaparken nakdi 23 hisseye dağıttı.</p>
<h2>Payları en fazla artan hisseler</h2>
<p>Yabancılar geçtiğimiz hafta en yüksek alımı Tofaş Oto’da gerçekleştirdi. Paylarını 2,09 puan artırırken %30,26’ya çıkardı. Geçtiğimiz yıl gelirini %96 büyüten Tofaş, dönem sonu kârını %22 büyüterek 8,35 milyar TL’ye yükseltti. Ancak sektör şubattan bu yana daralırken, mart verileri %12,75 küçülmeyi işaret ediyor. Otomotiv üretimi ise yılın ilk çeyreğinde %7 düştü. Aselsan, yabancıların ilgi gösterdiği hisselerin başında geliyor. Geçtiğimiz hafta paylarını 2,26 puan artırarak %59,13’e çıkardılar. Şirket, geçtiğimiz yıl gelirini %15, yıl sonu net kârını da %50 büyüttü. Nisanın ilk haftasında fiyatı tekrar hareketlenirken fonların kâr satışına yöneldiği gözleniyor. Kasımda hisse başına net 0,36 TL kâr payı ödeyecek.</p>
<h2>En fazla sattıkları hisse</h2>
<p>Yabancılar, önceki iki hafta alım yoğunluklu işlemlerde bulundukları Astor Enerji’de geçtiğimiz hafta satışa döndüler. Paylarını 8,91 puan düşürerek %53,55’e indirirken kârlarını realize ettiler. Hissenin fiyatı 8 Nisan günü gördüğü en yüksek seviye 215,70 TL’nin ardından yönünü aşağı çevirdi. Yerli fon da satış yönünde işlemleriyle öne çıkıyor.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e705a9b3bef-1776747945.png" alt="" width="900" height="496" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>SEPET Mİ, TEK HİSSE Mİ?</strong></p>
<p><strong>Sepet</strong>; risk yönetimi, rahatlık, geniş açı, dengeleyici güç, sürdürülebilirlik. Sınırlı kazanç, analiz yükü, odak kaybı, komisyon gideri, yavaşlık.</p>
<p><strong>Tek hisse</strong>; sınırsız potansiyel, odaklanma gücü, hızlı sonuç, maliyet avantajı, aidiyet hissi. Sermaye erimesi, yoğun stres, fırsat maliyeti, vade zorluğu.</p>
<p><strong>Yatırımları borç yükünü artırıyor. Projeler tamamlandığında ise geliri destekler</strong></p>
<p>Net Holding ile ilgili yönetimin beklentisinin ne olduğunu öğrenebilir miyim? ● Özgür Çelik</p>
<p>Özgür, geçtiğimiz yıl Net Holding gelirini %1 düşürürken dönem sonu kârı %52 azalarak 1,66 milyar TL’ye indi. Kârın hızlı gerilemesinde finansman gideri ve azalan net parasal pozisyon etkili oldu. Şirket yöneticileri, KKTC’de devam eden otel tadilatı ve yatırımlarıyla Karadağ’daki yüksek rezervasyon oranlarına dikkat çekiyor. Devam eden yatırımları sebebiyle şirketin net borcu %26 artarak 6,7 milyar liraya ulaştı. Yurt dışı genişleme stratejisi beklentileri canlı tutuyor. Yatırımların tamamlanmasının akabinde gelir yaratma potansiyeli artar.</p>
<p><strong>Farklı oranlarda satış büyümesi bekliyor. 2028’e kadar ürün gamını tamamlayacak</strong></p>
<p>Asuzu’nun 2026 yıl sonu beklentisi nedir? Büyüme devam eder mi? ● Vedat Koç</p>
<p>Vedat, 2026 yılı için hafif ticari araçlarda Anadolu Isuzu orta onlu yüzdelerde büyüme bekliyor. Ağır ticari araç pazarında geçen yıla paralel satışlar öngörüyor. Öte yandan pick-up segmentinde 4x4 araçlardaki artan vergiler sebebiyle yüksek otuzlu oranlarda daralma tahmin ediyor. Yurt dışı pazarlara bakıldığında, ihracatta düşük tek haneli büyüme hedefleniyor. Bunun yanı sıra Özbekistan SamAuto operasyonunda düşük onlu yüzdelerde artış bekliyor. Firma, 2028 yılına kadar ürün gamını tamamlamayı ve AB dışı ürünleri Özbekistan’da üretmeyi planlıyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>ZJV fonuna nisan ayında yüklü para girişi oldu. Yıllık getirisi ise zayıf kaldı</strong></p>
<p>Ziraat Portföy’ün yönetimindeki BIST 30 Dışı Yıldız Pazar Şirketleri Hisse Senedi Fonu (ZJV), ocak ayında gerçekleştirdiği yukarı yönelimini şubatın ikinci yarısı tekrar aşağı çevirdi. Nisan ayında ise toparlanma öne çıkıyor. Fonun hacmi yatay bir seyir izlerken nisanda hızla yükselerek 439,6 milyon TL’ye çıktı. Bunda nisan ayında 248,5 milyon TL tutarında giriş yapan nakdin etkisi olduğu gözleniyor. Portföyünü oluşturan varlıkların %92,96’sı hisse, %7,04’ü ters-repodan oluşuyor. Yatırımcı sayısı ise şimdilerde 1.469 seviyesinde. ZJV, BIST 30 dışı Yıldız Pazar hisselerine yatırım stratejisiyle hareket ediyor. 6 risk değerine sahip olan fon, son bir yılda %31,57 getiri sağladı. Endeks temalı fonların ortalama getirisi %52,75 düzeyinde gerçekleşti. İçinde yer aldığı kategorisinin gerisinde kaldı.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Karel Elektronik, piyasadan %51,82 bileşik faizle 615 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Karel Elektronik, 17.04.2026 vade başlangıç tarihli finansman bonosu ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 615.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %44, bileşik faizi %51,82 olarak belirlendi. 91 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 17.07.2026 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz %10,97 düzeyinde. 17 Nisan itibarıyla TLREF %39,81 seviyesinde bulunuyor. Buna göre Karel Elektronik’in verdiği %44 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 4,19 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFKREL72619 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e70584155cc-1776747908.png" alt="" width="207" height="167" /></strong><strong>Enka İnşaat’ta işlemler çatışıyor.  Alan fon sayısı arttı portföydeki azaldı</strong></p>
<p>Enka İnşaat’ta fonlar satış ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki hisse %0,62 ile toplamda 212,9 bin lot azalarak 34,2 milyona indi. Hisseyi portföyünde bulunduran fon sayısı ise 115’ten 124’e çıktı. Hissede PHE fonu 961,5 bin lot ile en fazla satışı yaparken, YHS fonu 369,2 bin ile en yüksek alımı gerçekleştirdi. Hisse hakkında bugüne kadar 17 aracı kurum öneride bulundu, 4 kurum model portföyüne aldı. En yüksek öneriyi Deniz Yatırım 124 TL ile verdi. Yıl içindeki en düşük öneri 90 TL ile Teb Yatırım’a ait.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e7056a2f34e-1776747882.png" alt="" width="983" height="237" /><strong>AYGAZ</strong></p>
<p><strong>Lojistik altyapıyı daha da güçlendiriyor. Çift yakıtlı iki gemi yatırımına gidiyor</strong></p>
<p>Aygaz, LPG ticareti ve taşımacılığı alanındaki kapasitesini artırmak amacıyla Güney Koreli Hyundai Samho ile toplam 234 milyon dolarlık iki adet çift yakıtlı gemi inşa sözleşmesi imzaladı. Gemi başına azami 117 milyon dolar bütçe ayırırken, teslimatlar 2028 ve 2029 yıllarında taksitli ödemelerle gerçekleştirilecek. Martta imzalanan niyet mektubunun kamuya açıklanması ise pazarlık masasındaki şirket menfaatlerini korumak adına nihai imzalara kadar ertelendiği ifade edildi. Aygaz bu hamlesiyle, tedarik zincirinde dışa bağımlılığı azaltırken lojistik ağını büyütüyor.</p>
<p><strong>YEO TEKNOLOJİ</strong></p>
<p><strong>Alıcının opsiyonu kullanmasıyla birlikte sipariş büyüklüğü 31 milyon doları geçti</strong></p>
<p>Yeo Teknoloji, %100 bağlı ortaklığı Reap Batarya ile Endoks Enerji arasındaki enerji depolama ünitelerinin üretimine yönelik sözleşmede beklenen opsiyonun kullanıldığını bildirdi. Martta 15,9 milyon dolarlık ilk siparişte, alıcının 15,2 milyon dolarlık artış hakkını devreye almasıyla sipariş tutarı 31,1 milyon dolara yükseldi. Tuzla fabrikasında üretilecek enerji depolama ünitelerinin altı ay içinde teslim edilmesi planlanıyor. Yeo Teknoloji, yılbaşından bu yana yaklaşık 10,7 milyar TL tutarında iş bağlantısı gerçekleştirdi. Miktar yıllık gelirin %64’ü seviyesinde.</p>
<p><strong>AKSA ENERJİ</strong></p>
<p><strong>Afrika’daki proje için ek krediye girdi. Uzun vadeli borç 450 milyon dolara ulaştı</strong></p>
<p>Aksa Enerji, Afrika’daki santral projelerini finanse etmek için Africa Finance Corporation ile 2032 vadeli 300 milyon dolar tutarında yeni bir kredi sözleşmesi imzaladı. Geçtiğimiz yıl aynı kurumdan sağlanan 150 milyon dolarlık pakete ek olarak alınan yeni borçlanma ile toplam finansman tutarı 450 milyon dolara yükseldi. Şirket, sürdürülebilir yüksek büyüme stratejisi kapsamındaki yurt dışı yatırımlarını uzun vadeli döviz kaynağıyla destekliyor. Projenin geliri dolar bazında olacağı için kur riskini bertaraf etmiş olacak. Aksa, 2025’te gelirini %2, kârını %39 büyüttü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/astordaki-kari-yeterli-gorduler-23-hissede-paylarini-artirdilar-77534</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Astor’daki kârı yeterli gördüler, 23 hissede paylarını artırdılar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-patron-carrefoursa-ismiyle-en-az-2-yil-yola-devam-edecek-77541</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yeni patron Carrefoursa ismiyle en az 2 yıl yola devam edecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarih 27 Ocak 2026. Yer Sabancı Center. Çok sayıda gazeteci 1 Haziran 2025 itibarıyla Sabancı Holding CEO’luğu görevini devralan Kıvanç Zaimler’in yeni görevine atandıktan sonraki ilk basın toplantısını izlemeye ve merak ettikleri soruların yanıtlarını almaya gelmişler. Enerjisa CEO’su iken de her Davos dönüşü basınla bir araya gelen Zaimler bu kez de geleneği bozmamış ve kırık ayağında ortez yürüyüş botu (Medical boot) ile toplantıya gelmiş. Toplantıda topluluğun 2029 yol haritasını ve ikinci yüzyıl vizyonunu paylaşıyor.</p>
<p>Sunumunun bir bölümünde de gruba bağlı şirketlerin yol haritasını özetleyen 4 ana başlığı yansıtıyor:</p>
<p>-Değerini Yönet, Koru &amp; Büyümesi İçin Yatırım Yap, Gözden Geçir, Değeri Açığa Çıkarmak İçin Dönüştür.</p>
<p>Ardından sıra en heyecan verici ve yanıtı merakla beklenen soruya geliyor: </p>
<p>“Carrefoursa ve Teknosa’yı satacak mısınız?” Yanıt ise geçen haftanın son günü gerçekleşen işlemin sinyalini o günden veriyor: “Carrefoursa ve Teknosa, “Gözden Geçir” bölümünde yer alıyor. Yani, şu anda netleşmiş bir durum yok. Tüm opsiyonlar gündemimizde yer alıyor.”</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69e70d147450e-1776749844.jpg" alt="" width="700" height="331" />
<figcaption><strong>Sabancı Holding CEO'su Zaimler'in "Tüm opsiyonlar gündemimizde yer alıyor" dediği Carrefoursa satıldı. Şimdi sırada aynı kategoride yer alan Teknosa mı var?</strong></figcaption>
</figure>
<p>A101’in sahibi Yeni Mağazacılık ile gerçekleyen el sıkışma gündemde olan tüm opsiyonlar arasında “satış”ın öne çıktığını gösteriyor. Yeni Mağazacılık, Rekabet Kurumu ve diğer kurumların izinlerinin ardında gerçekleşecek devirle Sabancı Holding’in şirketteki yüzde 57,12’lik hissesinin yanı sıra Carrefour Grubu’na bağlı Carrefour Nederland BV.’nin yüzde 32,16’lık hissesinin de sahibi olacak. Önümüzdeki günlerde de SPK’ya başvurup halka açık yüzde 10,74’lük bölüm için çağrı muafiyeti isteyecek.</p>
<p>Anlaşmanın koşullarından biri de en az iki yıl süreyle faaliyete Carrefoursa ismiyle devam edilecek olması. Yeni patron mağazalarda kendi yönetim anlayışına uygun değişiklikleri yaptıktan sonra Carrefoursa tabelası da inecek.</p>
<p>Basın açıklamasında “A101 ve Carrefoursa’nın faaliyetlerini farklı yönetim yapıları altında, ayrı segmentlerde ve kendi marka kimliklerini koruyarak bağımsız şekilde sürdürmesi öngörülmektedir” dense de yeni patronaj altında içki satışına pek ihtimal verilmiyor. Kulislere göre Fransızları buna ikna etmek biraz zaman almış. Öngörünün gerçekleşmesi durumunda organize perakende sektöründeki büyük zincirlerden yalnızca birinde alkollü içki bulunabilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yeni-patron-carrefoursa-ismiyle-en-az-2-yil-yola-devam-edecek-77541</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni patron Carrefoursa ismiyle en az 2 yıl yola devam edecek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fiyat-ve-strateji-beraber-kazandirdi-77537</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fiyat ve strateji beraber kazandırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Çinli rakiplerle fiyat yarışına girmek yerine müşteri davranışını analiz eden bir ihracatçı, küçük ve hızlı teslimat gerektiren siparişlere odaklanarak rekabet avantajı yarattı. Stratejik yaklaşım sayesinde yüksek fiyatla satış yaparak uzun vadeli ve kârlı bir büyüme yakaladı.</strong></p>
<p><strong>Örnek olay</strong></p>
<p>Geçen hafta yayınlanan “ Fiyat mı strateji mi?” başlıklı sohbetimiz üzerine bazı dostlarla ufak tefek bir söyleşi yaptık ve fiyatın önemini yadsımadan, stratejiyi tartıştık.</p>
<p>Onlarla paylaştığım ve strateji ile sert rekabeti paraya çevirdiğim, kendi ihracatlarımdan bir <strong>örneği</strong> sizlere de <strong>anlatmak isterim</strong>.</p>
<p>Rakiplerim Çinli üreticilerdi…</p>
<p>Tahmin edebileceğiniz gibi, <strong>Çinli üreticilerle fiyat</strong> konusunda <strong>çatışmaya</strong> <strong>girmek</strong>, ticari <strong>intihar</strong> ile eş değerli <strong>sayılabilir</strong>.</p>
<p>Bu nedenle <strong>müşterimizin</strong>, satınalma <strong>süreçlerini</strong> çok iyi <strong>incelemiş</strong> ve karar vermedeki davranışlarını <strong>analiz</strong> etmeye <strong>çalışmıştık</strong>.</p>
<p>Ara sıra yaptığımız <strong>görüşmelerde</strong>, rakip firmalarımızdan yaptıkları bazı alımların, neden bizden alınmadığını anlamaya gayret etmiş ve mümkün olduğunca <strong>ipucu toplamaya</strong> çalışmıştık.</p>
<p><strong>Sonucunda</strong> ortaya çıkardığımız resme bakarak bir yorum yapmaya ve daha sonraki yıllık görüşmelerimizde <strong>buna göre</strong> müzakere <strong>stratejisi kurmaya</strong> karar vermiştik.</p>
<p><strong>Müşterimiz</strong>, yıllık programlar ile hareket eden, aradaki değişiklikleri bile tedarikçilerine zaman tanıyarak uygulamaya koyan <strong>düzenli bir firma</strong> idi.</p>
<p><strong>Çinli</strong> tedarikçiler ile <strong>fiyat yarışına giremeyeceğimiz</strong> için farklı silahlar kuşanıp, onların daha <strong>zayıf olduklarını</strong> düşündüğümüz <strong>noktalardan</strong> vurmaya karar verdik.</p>
<p><strong>Yüksek</strong> sayılarda ve <strong>bedellerde</strong> olan <strong>alımlar</strong>, genellikle uzun tedarik süreleri gerektirdiği için siparişler verilirken hem üretim hem de taşıma süreleri dikkate alınıyordu.</p>
<p>Bu tür siparişlerdeki <strong>ana motif</strong> ne yazık ki <strong>fiyat oluyordu</strong>.</p>
<p>Zira aramızda kalite açısından dikkate alınacak farklılıklar yok idi.</p>
<p>Ancak böylesi <strong>büyük siparişlerin dışında</strong>, hiç de yadsınamayacak sayılarda <strong>orta ve küçük</strong> büyüklüklerde <strong>siparişler</strong> oluyordu.</p>
<p><strong>Biz de</strong> büyük siparişlerde fiyat savaşları vermektense ki bundan vazgeçmemiştik, daha fazla <strong>bu</strong> orta ve küçük boyutlu <strong>siparişlere odaklanmayı seçtik</strong>.</p>
<p><strong>Çünkü</strong>, bu siparişlerde alıcının odak noktası <strong>fiyattan uzaklaşıyor</strong> ve <strong>teslim süreleri</strong> ile <strong>sipariş boyutları</strong> öne çıkıyordu.</p>
<p>Bizim stratejimizin ana fikri, <strong>siparişlerin</strong> boyutu <strong>küçük de olsa kabul edelim</strong>, <strong>hızlı teslimat yapalım</strong> amma bunun <strong>bedelini de isteyelim</strong> oldu.</p>
<p>Ancak burada da <strong>bizim</strong> karşı <strong>taleplerimiz vardı</strong>.</p>
<p>Üretimi hızlı yapabilmek adına, üretimde kullandığımız belirli malzemeleri stoklamamız gerekecekti. Bunun için de bize minimum <strong>yıllık garanti</strong> verilmesini <strong>isteyerek</strong>, buna göre acil seviye <strong>malzeme stoklarımızı</strong> belirleyeceğimizi söyledik. <strong>Bunu</strong> sağlayabildiğimiz <strong>takdirde</strong>, beklenenden <strong>daha hızlı</strong> bir şekilde ve tahmin edemedikleri kadar <strong>küçük siparişleri</strong> alabileceğimizi belirlemiştik.</p>
<p>Bunda çok <strong>başarılı olduğumuzu gören</strong> müşterimiz, bu başarımızdan cesaret bularak çok daha <strong>fazla sayıda küçük</strong> miktarlı ve <strong>hızlı teslimat</strong> isteyen <strong>siparişler vermeye</strong> başladı.</p>
<p>Biz de bundan çok <strong>mutlu olmuştuk</strong> zira <strong>fiyatlarımız</strong>, Çinli üreticilerle kıyas kabul etmeyecek seviyede <strong>yüksek oluşmuştu</strong>.</p>
<p>Ara sıra yüksek miktar ve bedelli siparişler alsak da bu müşterimiz ile ciromuzun ağırlık noktası küçük boyutlu amma hızlı teslimat gerektiren ve güzel fiyatlandırılmış siparişler olmuştu.</p>
<p>Bu bir sanayi malzemesi idi ve biz <strong>bu işi on yıldan çok daha fazla bir süre yaptık.</strong></p>
<p><strong>İşin özü resme farklı açılardan bakıp müşterinin beklenti ve ihtiyaçlarını doğru okuyup buna karşılık verebilmektir.</strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fiyat-ve-strateji-beraber-kazandirdi-77537</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fiyat ve strateji beraber kazandırdı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/akvaryumdan-balik-corbasina-77536</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Akvaryumdan balık çorbasına</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçtiğimiz günlerde Macaristan’da seçimler oldu. Ve 16 yıldır ülkeyi yöneten Orban ve partisi Fidesz iktidarı kaybetti. Macarlar kahraman bir ulus. Daha Sovyetlerin bir uydu devleti iken 1956 yılında Ruslara başkaldırmış bir ülke. Macarlar 1956 yılındaki ayaklanma ile bunu başaramamışlar ama Sovyetlerin dağılışı ile bağımsızlık gerçekleşmiş. 1991 yılında son Rus askeri Macaristan’ı terk etmiş. Eski Sovyet Bloku’nda komünizmden demokrasiye geçiş “Balık çorbasından akvaryuma geçiş” ile tanımlanıyormuş. Macaristan’da balık çorbasından akvaryuma geçilmiş. Ama Orban yönetiminde tekrar komünizm benzeri bir balık çorbasına dönülmüş. Ben de bu dönüşüm nasıl olmuş diye yakından inceledim.  Aşağıda bu konuda bulduklarımdan aktarım yapacağım.</p>
<p>Viktor Orban, bir zamanlar liberal imiş. Okuldan 36 öğrenci “Genç Demokratlar Birliği”ni (FiatalDemokraták Szövetsége, veya Fidesz) kurmuş. Örneğin, 1989 yılında Budapeşte’deki “Kahramanlar Meydanı’nda coşkulu bir konuşma yaparken şöyle diyormuş. “Ruslar Macaristan’dan çıkmalı. Tek parti diktatörlüğünü kabul etmiyoruz. Basın, özgür olmalı”. Ama 2019 yılında partisi tek başına iktidar olduktan sonra bu gençlikte söylediği sözlerin tersini yapmış. Orban için bir arkadaşı şunu demiş: “Viktor, siyaset için kendine en uygun olana hemen dönebilir”.</p>
<p>Örneğin, Orban bir ateist iken yıllar sonra “Kilise ne kadar önemliymiş, ben bunun farkında değildim” deyip hristiyan olmuş. Ve de resmi evliliğinden 10 yıl sonra karısı ile kilisede dini nikah yapmış.</p>
<p>Bakın değişim nasıl olmuş? (How Viktor Orbán’s Hungary Eroded</p>
<p>the Rule of Law and Free Markets; https://www.cato.org/policy-analysis/how-viktor-orbans-hungary-eroded-rule-law-free-markets)</p>
<p><strong>Yargı sisteminin ele geçirilmesi</strong></p>
<p>Parlamentoda 2010 yılında üçte iki çoğunluk kazanınca yargı sistemini ayarlamak ilk işi olmuş. Seçim kampanyasındaki vaatler arasında anayasa değiştirmek yokmuş. Ama yapacağı işleri meşrulaştırmak için, her otoriter liderin yaptığı gibi önce anayasaya el atmış. Muhalefete danışmadan, halka sorma gereği duymadan alelacele bir anayasa taslağı hazırlatmış. Parlamentodaki yeterli çoğunluğuna dayanarak yeni anayasayı kolayca meclisten geçirmiş. Anayasa mahkemesinin üye sayısını 11 den 15’e çıkarmış. Üye seçimindeki süreçte yapılan değişiklikle Anayasa Mahkemesi’ni ele geçirmiş. Yargıçlar için emeklilik yaşını 70’ten 62’ye düşürerek yaratılan boşluklara kendisine sadık kişileri atayarak yargı sistemine egemen olmuş. Ulusal Yargı Ofisi oluşturulmuş. Bu ofisi yöneten kişiyi de Parti seçmiş. Kişinin yargıçları atama, işten çıkarma, terfi veya rütbe indirme yetkisi varmış. Bu kişiye bir davayı istediği mahkemeye yönlendirme veya mahkemeyi değiştirme yetkisi de verilmiş. Hükümet uygulamalarını denetleyecek pozisyondaki Devlet Vergi Dairesi, Başsavcılık, Ulusal Banka, Medya Konseyi, İstatistik gibi kurumların başına partiye sadık kişiler atanmış.</p>
<p><strong>Özgür basını kurutma </strong></p>
<p>Orban zamanında basın da denetim altına alınmış. Tüm olanaklar iktidar partisi için kullanılmış. Önce devletin yayın organları zapt rabıt altına alınmış. Devlete ait 6 televizyon kanalı, 6 radyo ve basın ajansı içerikleri denetim altına alınmış. Bunlar haberlerinde koro halinde hükümeti övücü ve muhalefeti kötüleyici yayın yapmışlar. İktidarın borazanı olarak çalışmışlar.</p>
<p>İktidar yanlısı besleme basının üstünden devletin şefkatli eli eksik olmamış.  Bunlar devletten, kurumlardan ve şirketlerden aboneliklerle beslenmişler. Merkezi hükümetin, belediyelerin ve devletin sahip olduğu şirketlerin cömert reklam musluklarına bağlanmışlar. Muhalif kanallar ve gazeteler bu reklamlardan dişe dokunur bir pay alamamışlar.</p>
<p>Devlet, üyeleri hükümet tarafından atanan ve medyayı izleyen bir Medya Konseyi kurmuş. Bu Konsey muhalif yayın yapan televizyon kanallarına ağır para cezaları yağdırmış.</p>
<p>Ülkelerdeki basın özgürlüğünü ölçen „“Reporters Without Borders” kuruluşunun Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre Macaristan 2010 yılında 23. sırada iken 2025 yılında 68. Sıraya gerilemiş.</p>
<p><strong>Sivil toplum kuruluşları ve üniversitelerin ele geçirilmesi</strong></p>
<p>Komünizmin zayıfladığı ve Genç Demokratlar’ın güçlendiği dönemde Macaristan’da düşünce kuruluşları ve diğer sivil toplum kuruluşları da artıyormuş. Üniversiteler devletin koyduğu bir çerçeve içinde hareket ediyorsa da siyasetten uzak belli bir otonomi ile yönetiliyormuş. Fakat Orban’ın yönetimi üniversiteler ve toplum kuruluşlarına da çökmüş, onları da kontrolü altına almış.</p>
<p>Okullar Eğitim Bakanlığı’nın altında toplanmış. Eğitim Bakanı, 5000’i aşkın okulun müdürlerini atama yetkisini almış. Yerel idareler de insan kaynağı atama yetkilerini okul müdürlerinin elinden almış.</p>
<p>Öğretmelerin işverenleri eskiden okul müdürleri iken tek bir merkeze bağlanmış. İşten çıkarılan bir öğretmen ülkedeki başka bir okulda işe girme şansını kaybediyormuş.</p>
<p>Devletin 11 üniversitesi tüm varlıkları ile birlikte, yeni kurulan vakıflara devredilmiş. Hükümet bu vakıfların yönetim kurullarını partinin sadık adamları ile doldurmuş. Ve Mathias Corvinus Collegium isimli özel koleje 1,3 milyar dolar civarındaki hisseler ve 462 milyon dolar nakit olarak devredilmiş. Bu kolejin yönetiminin başında da Orban’ın politika direktörü varmış. Yalnız yurtiçi değil, bu Kolej aracılığı ile yurtdışındaki muhafazakar düşünce kuruluşlarının araştırmalarını desteklemiş. Bunlar aracılığı ile Orban politikalarının uluslararası övgüleri yapılmış.</p>
<p>Eskiden sanat ve kültür fonları profesyonellerden oluşan bir konsey tarafından dağıtılırmış. Kültür Bakanı kendini bu konseyin başkanı ilan ederek fonların dağıtım yetkisini almış. Prestijli Macaristan Bilim Akademisi’nin 15 araştırma ünitesi ondan koparılarak başbakanlığa ve Buluşlar ve Teknoloji Bakanlığı’na bağlanmış.</p>
<p><strong>Millet parası ile yandaşı zengin etme</strong></p>
<p>Orban, serbest piyasa ekonomisine değil, devletin ekonomiye müdahale etmesi gerektiğine inanmış. Devlet kaynaklarını kullanarak bir avuç zengin yaratmış. Piyasada başarı elde edenlerin hep bu oligarşiye ait olduğu görülmüş. Kimlermiş bu başarılı(!) iş insanları? Okul arkadaşları, akrabalar, aile üyeleri, mahalleden komşular, eşler, eski eşler, çocuklar, kuzenler, yeğenler. Örneğin, Orban’ın büyük kızının kocası devlet ihaleleri, devlet teşvikleri, ucuz kredilerle zenginliğine zenginlik katarak 2024 yılında ülkenin en zengin 19. kişisi olmuş.</p>
<p>Ülkenin zengin edilmiş grubuna servet akışı devlet ihaleleri ile olmuş. Bu ihalelerde de yolsuzluk, usulsüzlük diz boyu imiş. Örneğin, 2009-2015 arasındaki devlet ihalelerinin %62’inde hiçbir ilan yapılmamış. Bazı ihalelere tek firma katılmış. Ülkelerdeki yolsuzlukları inceleyen uluslararası kuruluş Transparency International bir raporunda şöyle demiş: “Yolsuzluk,  Macaristan’daki devlet işleyişinin genel karakteri.”</p>
<p><strong>Bir yorum</strong></p>
<p>Çetin Altan’ın Neyzen Tevfik’in hikayesi için anlattığı şöyle bir anekdot vardır. İlk kez Tarzan filmine giden Neyzen’e sormuşlar: “Nasıl buldunuz filmin hikayesini?” O da şöyle cevaplamış: “Aynen gerçek hayat gibi. Tarzan önce kızı kurtardı. Sonra da ırzına geçti.”  İşte bu Tarzan filminde olanlar, Macaristan’da da olmuş. Bunu Orban yapmış. Bakalım yeni gelen lider Macaristan’da ne yapacak?  </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/akvaryumdan-balik-corbasina-77536</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Akvaryumdan balık çorbasına ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/konkordato-iflas-ve-is-yeri-kapanmasi-issizlik-fonu-odemelerini-iki-kat-artirdi-77533</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 07:53:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşsizlik Fonu ödemeleri iki kat arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Konkordato, iflas, iflas ertelemesi, aciz vesikası gibi işyerinin işçilere ödeme yapamaz hale gelmesi halinde üç aylık ücretlerinin karşılandığı Ücret Garanti Fonu ödemeleri, Mart 2026 itibariyle önceki yıllara kıyasla hızlı bir artış gerçekleştirdi.</p>
<p>EKONOMİ’nin İşsizlik Sigortası Bülteni mart ayı sonuçlarına göre, bu ödemenin yapıldığı kişi sayısına yönelik yaptığı değerlendirmede, önceki yıllarda 4-6 bin kişi ödemelerden yararlanırken, 2026 Mart ayı sonu itibariyle bir önceki yıl mart ayı sonuna göre yararlanan kişi sayısı 13 bin 4 kişi oldu. Enflasyonun da etkisi olmakla birlikte, ocak-mart döneminde ücret garanti fonu ödemeleri bir önceki yıl aynı döneme göre yüzde 194 oranında arttı. Bu arada, fonun tüm giderleri 2026 Ocak-Mart döneminde bir önceki yıl aynı döneme göre yüzde 33,5 artarken, açıklanan Gençliğin Üretim Gücü (GÜÇ) programı ile birlikte aktif işgücü programlarına yapılan ödemeler yüzde 95,5 artarak 18.9 milyar TL oldu. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e7047739462-1776747639.png" alt="" width="467" height="452" /></p>
<h2>176 bini aşkın kişi faydalandı </h2>
<p>Ücret garanti fonundan, Mart 2026 sonu itibariyle uygulamanın başladığı 2005 yılından bu yana 176 bin 111 kişi yararlandı. Bu kişilerin tamamına 1 milyar 447 milyon 533 bin TL ödeme yapıldı. Fonun diğer ödeme kalemleri dikkate alındığında bu tutar çok önemli görünmüyor. Çünkü 2026 Ocak-Mart döneminde, üç ayda işsizlik sigortası fonundan ödenen tutarlar 27.7 milyar TL düzeyinde. Diğer yandan, çalışanlarına bu ödemelerin yapıldığı firma sayısı az olduğu için oransal değişimler yüksek olsa da bir yıl içinde bu sayının sıradışı artmış olması da dikkate değer bulundu.</p>
<p>Mart ayı sonu itibariyle, işsizlik sigortası fonunun genel giderlerinde de artış aktif işgücü programlarında yoğunlaştı. Yüksek enflasyon ve asgari ücret artışları nedeniyle dönemsel kıyaslamalar tam gösterge niteliği taşımasa da, yeni araçların eklendiği aktif işgücü programlarında yapılan ödeme tutarı yüzde 95 ile yüksek tutarlı ödemeler içindeki en büyük artışı gerçekleştirdi. Çeşitli aktif işgücü programları, işveren sigorta pirim desteği gibi, destek ve teşvik olarak ödemelerin yapıldığı bir diğer yüksek ödeme kaleminde artış yüzde 10,2 düzeyinde gerçekleşti. 2026 birinci çeyrekte bu kapsamdaki ödemeler 23.2 milyar TL düzeyinde gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/konkordato-iflas-ve-is-yeri-kapanmasi-issizlik-fonu-odemelerini-iki-kat-artirdi-77533</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/09/lira-hesap-makinesi.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşsizlik Sigortası Bülteni mart ayı sonuçlarına göre, Ücret Garanti Fonu ödemelerinden önceki yıllarda 4-6 bin kişi yararlanırken, ay sonu itibaryla geçen yıla göre yararlanan kişi sayısı 13 bin 4 kişi oldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurban-bayrami-ikramiyesinde-de-artis-yok-77532</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kurban Bayramı ikramiyesinde de artış yok</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ramazan Bayramı'nda artış olmayan bayram ikramiyesinde artış için bu kez gözler Kurban Bayramına çevrildi. Ancak Kurban Bayramı'nda da bayram ikramiyesinde bir artış öngörülmüyor.</p>
<p>AK Parti kaynakları, bayrak ikramiyesinde artışın gündemlerinde olmadığını, 4 bin lira olarak ödeneceğini belirttiler. "Eğer bir artış yapılacak olsaydı Ramazan Bayramı'nda bu artış yapılırdı" diyerek bayram ikramiyesindeki artışa kapıyı kapattılar.</p>
<p>4 bin lira olarak ödenecek bayram ikramiyesi ne zaman hesaplara yatırılacağı konusunda ise takvim önümüzdeki günlerde belli olacak. Kurban Bayramı 27 Mayıs’ta başlıyor. Emeklinin bayram ikramiyesi her yıl olduğu gibi bayramdan önce hesaplara yatırılacak. Milyonlarca emeklinin yakından takip ettiği bayram ikramiyelerinin mayıs ayının üçüncü haftasından itibaren emeklilerin hesabına yatırılması bekleniyor.</p>
<p>Emeklilere 2018 yılında Ramazan ve Kurban Bayramı olmak üzere senede iki kere bayram ikramiye ödenmeye başlandı. Bin lira olarak başlayan ikramiye tutarı daha sonra bin 100 liraya çıkarıldı. 2023 yılında 2 bin lira, 2024 yılında da 3 bin lira oldu. Ramazan Bayramı'nda 4, Kurban Bayramı'nda 4 bin lira olmak üzere bu yıl 8 bin lira bayram ikramiyesi ödemesi yapılacak.</p>
<p>SSK, Bağ-Kur ve memur emeklilerinin yanı sıra emekli dul ve yetim aylığı alanlar, şehit yakınları ve gaziler bayram ikramiyesi alıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurban-bayrami-ikramiyesinde-de-artis-yok-77532</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/02/yuzde-49a-cikan-emekli-maas-artisinda-seyyanen-endisesi-ovaw_cover.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kurban Bayramı ikramiyesinde de artış yok ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasinin-danismanlik-gorevi-77531</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 07:47:00 +03:00</pubDate>
            <title> Merkez Bankası’nın danışmanlık görevi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Savaşın ilk günlerindeki haklı para politikası tepkisi bir tarafa bırakılırsa, artık döviz satarak kuru bir yerde tutmaya uğraşmak da bana anlamlı gelmiyor. Tamam, savaşın bir hafta sonra bitip tarafların anlaşacağını bilseniz, kur artışının geçici olacağına dayanarak döviz satarsınız. Ama bilmiyoruz.</strong></p>
<p>Savaş, ateşkes, “anlaştık, yok, anlaşmadık, Hürmüz Boğazı’nı kapattım, ben de senin gemilerinin çıkışına izin vermiyorum, al işte bir gemini vurdum ve el koydum…” Başımız dönüyor. Petrol fiyatları -savaş öncesi düzeyine yaklaşmasa da- bir aşağıya bir yukarıya. Acaba ABD daha da ileri giderse, İran Körfez ülkelerinin enerji tesislerini iyice kullanılmaz hale getirecek mi? İleri gitmese de durum bu şekilde devam ederse ne olacak? Küresel piyasalar ne kadar karışacak? Gübre sevkiyatı ne olacak?</p>
<p>Soruları çoğaltmak mümkün; gerek yok. Bu ortamda Merkez Bankası Para Politikası Kurulu çarşamba günü toplanıyor. Zor bir durum para otoritesi için. En büyük zorluk, uygulanan ekonomi programının eksik bir program olmasından kaynaklanıyor. Enflasyon bu kadar yüksekken bir de yargı sisteminde ve ihale kanununda önemli sorunlar var. Siyasetin müdahalesine açık olmaması gereken kurumlar bu müdahalelere sonuna kadar açıklar. Açlık sınırının altındaki asgari ücretten şikâyet edilmesinin gösterdiği gibi, bazı sektörlerde verimlilik düzeyi çok düşük. Ayakta kalmakta büyük zorluk çekiyorlar. Savaş ortamı bu sorunların daha da ağırlaşmasına yol açıyor.</p>
<p>Bu ortamda -artık ne olduğunu unuttuğum ve yazıyı yazarken Merkez Bankası internet sayfasına girip hatırlamaya gerek de duymadığım- enflasyon hedefinin bir anlamı kalmadı. Keza Merkez Bankasının 2026 sonu gerçekleşme tahmini de anlamını yitirdi. Çünkü savaş olmasa da, zaten önemli yapısal sorunları olan bir ülkenin bir de bulunduğu coğrafyada önemli bir savaş varsa, bu nedenle enerji fiyatları yükseliyorsa ve arz sıkıntıları hasıl oluyorsa, salt para politikasını sıkılaştırmaya ve bütçe açığını kontrol altına almaya çalışan bir ekonomi programı ile enflasyonu düşürmek mümkün değil.</p>
<p>Bu çerçevede, savaşın ilk günlerindeki haklı para politikası tepkisi bir tarafa bırakılırsa, artık döviz satarak kuru bir yerde tutmaya uğraşmak da bana anlamlı gelmiyor. Tamam, savaşın bir hafta sonra bitip tarafların anlaşacağını bilseniz, kur artışının geçici olacağına dayanarak döviz satarsınız. Ama bilmiyoruz. Ortalık daha da gerginleşirse, o rezerv lazım bize. Üstelik bu koşullar altında, sürdürülebilir olmayan döviz satışları ile enflasyonu ne kadar dizginleyebileceksiniz?</p>
<p>Bu ortamda Merkez Bankası açısından yapılması gereken ilk iş, yasasındaki hükümete danışmanlık görevi maddesine dayanarak programın eksikliklerinin giderilmesini istemek ve bunu kamuoyuna da açıklamak. İkinci olarak, enflasyon hedefini ve tahminini yükseltmek gerekiyor. Olağanüstü bir dönem çünkü. Üçüncü olarak da döviz müdahalelerini azaltmakta yarar var. Bu koşullar altında fiili politika faizi yüzde 40’da tutulabilir. Bir diğer alternatif, durum daha da vahimleşme emareleri gösterecek olursa, gecelik borç verme faizini (koridorun üst sınırını) yüzde 43’e çıkarmak ama şimdilik yüzde 40 ile sistemden para çekmeye devam etmek. Sanki bu daha iyi bir seçenek gibi.</p>
<p>Derseniz hangileri yapılacak? Birinci –ki en önemlisi- yapılmayacak elbette. Diğerlerini bilmiyorum.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/merkez-bankasinin-danismanlik-gorevi-77531</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası’nın danışmanlık görevi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kar-dagitimina-bagli-tarhiyat-ve-zamanasimi-77530</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kâr dağıtımına bağlı tarhiyat ve zamanaşımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Gelir Vergisi Kanunu’nun stopajı düzenleyen 94'üncü maddesinde ticaret şirketlerinin madde bentlerinde sayılan ödemeleri (avans olarak ödenenler dahil) nakden veya hesaben yaptıkları sırada, istihkak sahiplerinin gelir vergilerine mahsuben stopaj yapmaya mecbur oldukları belirtilmiş ve bu bentler arasındaki 6'ncı bendin (b-i) alt bendinde tam mükellef kurumlar tarafından; tam mükellef gerçek kişilere, gelir ve kurumlar vergisi mükellefi olmayanlara ve bu vergilerden muaf olanlara dağıtılan, 75'inci maddenin ikinci fıkrasının (1), (2) ve (3) numaralı bentlerinde yazılı kâr paylarından stopaj yapılacağı hüküm altına alınmıştır.</p>
<p>Sermaye şirketlerinde kâr dağıtımı genel kurul veya ortaklar kurulu kararı ile yapılabilir. Kâr dağıtım zamanı ise genel kurul kararında gösterilebileceği gibi dağıtım zamanını belirleme yetkisi yıl aşılmamak üzere yönetim organına da bırakılabilir. Kâr dağıtımının defaten veya taksitler halinde yapılması mümkündür. Stopaj yükümlülüğünün doğumu, kârın nakden veya hesaben dağıtım anıdır.  Dolayısıyla burada tarh zamanaşımı süreside dağıtımı izleyen yıl başından itibaren beş yıldır. (VUK. md.114). Buraya kadar söylediklerimiz şirketlerin bilançolarına göre oluşan ve resmi olarak genel kurul kararı ile dağıttıkları kâr payları içindir.</p>
<p><strong>Gayri resmi kazançlar </strong><strong>ve vergisel yaklaşım</strong></p>
<p>Buna karşılık bazen şirketlerin hesaplarında gözükmeyen ve vergi idaresi tarafından kabul edilen gayri-resmi kârları da ortaya çıkabilmektedir. Bunun birçok sebebi olabilir. Örneğin kayıt dışı, belgesiz satışların saptanması, sahte veya yanıltıcı belgeye dayalı gider kayıtları, bazı giderlerin kabul edilmeyerek reddedilmesi, ayrılan şüpheli alacak karşılığının kabul edilmemesi, kur farkı giderinin reddedilmesi, gider yazılan örtülü sermaye faizinin temettü kabul edilmesi,  transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtılan tutarın temettü kabul edilmesi gibi pek çok örnek burada gösterilebilir.</p>
<p>Bunların bazılarında örneğin bazı giderlerin kabul edilmeyerek reddedilmesi, ayrılan şüpheli alacak karşılığının kabul edilmemesi, kur farkı giderinin reddedilmesi gibi durumlarda, bize göre ortağa aktarılan bir tutardan söz edilemez. Bu gibi hallerde vergi ve dağıtılabilir kâr rakamı değişmekle birlikte ortaya çıkan kâr şirket içerisinde mevcut olduğu için, ancak genel kurul kararı ile dağıtılabilir.</p>
<p><strong>Örtülü kâr dağıtımı sayılan haller</strong></p>
<p>Buna karşılık giderlerin şişirilmesi, sahte veya yanıltıcı belge yolu ile giderlerin artırılması, alım olmadığı halde alım yapılmış gibi kayıt oluşturulması hallerinde ise açığa çıkan kazancın ortaklara gizlice aktarıldığını kabul etmek mümkündür.</p>
<p>Bu gibi hallerin tümünde idari anlayış, ortağa örtülü olarak, bir başka deyişle stopajdan kaçınılarak kâr dağıtımı yapıldığı şeklindedir. Bu anlayış saydığımız örneklerin tümü için bence doğru kabul edilemezse ve tartışılabilir nitelikteysede bu yazımızda incelemek istediğimiz konu bu değildir.</p>
<p>Burada, idari anlayışta dağıtıldığı kabul edilen kâr payı için stopaj tarh zamanaşımının süresinin başlangıcını tartışmak istiyoruz. Örneğin bir şirkete 2020 yılı için cezalı kurumlar vergisi ve cezalı stopaj tarhiyatı yapılsa ve ihbarnameler 2026 yılında tebliğ edilse, kurumlar vergisi açısından tarhiyatın zamanaşımına uğradığı söylenebilirken, aynı sav stopaj tarhiyatı için de söylenebilir mi?</p>
<p><strong>Danıştay 4. Dairesi’nin yaklaşımı</strong></p>
<p>Bu konu yargı kararların da tartışmalıdır. Danıştay 4. Dairesi bir davada, finansman giderlerinde netleştirme yapan ve dolayısıyla finansman giderlerini finansman gelirleri fazlalığı dolayısıyla zamanın mevzuatına göre kısıtlamaya tabi tutmayan bir şirkete yapılan cezalı kurumlar ve cezalı stopaj tarhiyatları aleyhine açılan davada, zamanaşımı dolayısıyla kurumlar vergisi tarhiyatı yapılamıyorsa, aynı sebeple stopaj tarhiyatının da yapılamayacağına karar vermiştir. Yani Daireye göre, stopaj tarhiyatına sebep gösterilen fiilin işlendiği yıl başından itibaren zamanaşımı süresi işlemeye başlayacaktır (E.2008/5999 K.2009/6397 T.8.12.2009; Bu karar aleyhine yapılan karar düzeltme başvurusu da E.2010/4756 K.2013/1271 sayı ve 14.3.2013 tarihli Karar le reddedilmiştir).</p>
<p><strong>Danıştay 3. Dairesi’nin farklı yorumu</strong></p>
<p>Buna karşılık Danıştay 3. Dairesi, stopajla ilgili olarak kayıt dışı bırakılan kurum kazancının doğduğu dönemden bağımsız olarak değerlendirilmesinin gerektiği, şirketlerde dağıtılabilir kârın kurumlar vergisi beyan dönemi olan dördüncü ay itibariyle ortaya çıktığı, davacı şirketin yetkili organlarınca alınmış herhangi bir kâr dağıtım kararı bulunmasa dahi, beyan dışı bırakılan ticari kârın ortaklar tarafından bu tarih itibariyle fiilen elde edildiğinin kabulü gerektiği, şirket yetkililerince kâr dağıtım kararı alınmamakla birlikte kârın fiilen dağıtılması durumunda da fiili ve ekonomik tasarruf meydana geldiğinden, elde etme fiili dağıtım tarihînde ortaya çıkmış olacağı, bu nedenle zamanaşımı dolayısıyla kurumlar vergisi tarhiyatının yapılamadığı bir durumda bu tarhiyata sebep olabilecek olayı izleyen yılı izleyen yıl başından itibaren zamanaşımı süresinin hesaplanması gerektiğine hükmetmiştir (E.2015/5926 K.2017/3690 T.4.5.2017).</p>
<p>Bana göre; kurumlar vergisi tarhiyatına sebep olacak fiilin tarihinin de stopaj tarhiyatına esas alınması gerekir. Ticaret Kanununun resmi kâr dağıtımlar için öngördüğü dağıtım sürecini ve yöntemini, gayri resmi kazanç dağıtımına esas almak, özün önceliği ilkesine ters düşer. Örneğin sahte veya yanıltıcı belgelerle giderlerini şişiren bir şirkette, bu giderler kadar para belge tarihi itibariyle işletmeden çekilmiş kabul edilmelidir. Bu gibi durumlarda ertesi yılın nisan dönemi için yapılan tarhiyatlar da dönem itibariyle yanlıştır. Hiçbir şirket sahte gider belgelerini defterine işleyip, açığa çıkan kazanç fazlasının dağıtımını izleyen yılın nisanına bırakmaz, hemen ortaklarına aktarır veya o tarih itibariyle kayıt dışı borçlarını kapatır yahut kayıt dışı alımlarında kullanır. Bu nedenle 4. Dairenin görüşü, bence vergilendirme ilkeleri açısından daha tutarlıdır. Ancak her olayı kendi içinde değerlendirmek belki daha yerinde olacaktır.</p>
<p>Bu konuyu yıllar önce de dile getirdim. Ancak konuya ilişkin tartışma, ne idari anlayış bazında, ne de yargı anlayışı bazında henüz sonuca bağlanmış değil.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kar-dagitimina-bagli-tarhiyat-ve-zamanasimi-77530</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kâr dağıtımına bağlı tarhiyat ve zamanaşımı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasalar-farkli-tarafta-77529</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasalar farklı tarafta</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Önemli parantezlerden birisi, gelişmekte olan ülke varlıkları. Hisse senetleri, gelişmişler nezdinde toparlandığı ölçekte gelişmekte olanlar açısından da aynı tabloyu sunuyor. Global endeksler, ABD’nin ve Çin’in dahil olduğu ve ayrıştırıldığı tüm analizlerde güçlü yukarı tepkiler veriyor.</strong></p>
<p>Geçtiğimiz hafta, başta küresel varlıklar olmak üzere, genel fiyatlamalar üzerine açtığımız ‘pozitif’ parantez kapanmadan devam ediyor. Üçüncü haftayı da hisse senetlerinin yer aldığı grup, toparlanma ile tamamladı. Birçok endeks, savaş öncesi seviyelerinin üzerinde bir noktaya tırmanırken, sadece endeksler bazında bakıldığında, ortada hasar kalmamış gibi görünüyor. Ancak, her zaman olduğu gibi, biraz daha öteye, detaylara bakmakta fayda var.</p>
<p>Fiyatlama temalarına yönelik önemli sinyaller var. Bunlardan ilki, endekslerin toparlanmasında ana itici güç, son birkaç senede olduğu üzere, AI teması ve buna hizmet eden coğrafi endeksler. Başta Nasdaq ve ABD varlıkları olmak üzere, Asya’dan başlayan sert yukarı yönlü hareket, algının düzelmesine ciddi katkı sağlıyor. Enerji maliyetlerindeki artışa rağmen AI temasının tabanında önemli bir talep azalışı olmayacağı şeklindeki yatırımcı değerlendirmeleri, hasarın boyutunun en azından ‘fiyatlamalar nezdinde’ sınırlı kalmasını sağlıyor.</p>
<p>Bir diğer husus ABD Doları. Her ne kadar Ocak 2025’ten bu yana ‘güvenli liman’ tepkisini göstermesi gereken anlarda yeterince oyuna dahil olamasa da savaş sürecindeki değerlenmenin yeniden kendisini dolar endeksinde uzun vadeli ortalamaların gerisine taşıması, risk algısındaki düzelmede hisse senetleri gibi risk/getiri katsayısı yüksek varlıklara yönelimi kolaylaştırıyor. Burada artan ters yönlü korelasyon dikkat çekici. Geçmişte de böyle değil miydi? Doğrudur; ancak, son 1 yıldaki değişim dönem dönem tartışmalara neden olmuştu.</p>
<p>Yine önemli parantezlerden birisi, gelişmekte olan ülke varlıkları. Hisse senetleri, gelişmişler nezdinde toparlandığı ölçekte gelişmekte olanlar açısından da aynı tabloyu sunuyor. Global endeksler, ABD’nin ve Çin’in dahil olduğu ve ayrıştırıldığı tüm analizlerde güçlü yukarı tepkiler veriyor. Burada ise temel belirleyici, özellikle uzun vadeli ABD tahvil faizlerindeki geri çekilme. Hesaplamalarımıza göre, hisselerin son 3 haftadaki yükselişine 10y vadeli ABD tahvil faizinden gelen aşağı yönlü -18bp’lık katkı, risk primini hafifletiyor. Nitekim geçtiğimiz hafta Türk Hazinesi’nin eurobond ihracı ile piyasaya gelmesi hem ülke risk primindeki geri çekilmeden hem de ABD tarafındaki stresin azalışından bulduğu cesaret ile birlikte yorumlanabilir. Bu arada, ihraç denemesinin zamanlama olarak sürpriz ve güçlü talep ile sonuçlanmasını not düşelim.</p>
<p>Cuma kapanışından Pazartesi açılışına dek piyasaların ne denli kaygan ve kırılgan bir zeminde ilerlediğini inatla unutturmak istemeyen bir fiyatlama kaosu söz konusu. ‘Kaos’ ifadesini çift yönlü volatilite kapsamında kullanmanın yanlış olmadığı kanaatindeyim. Belli ki tarafların tam anlamıyla uzlaşması zaman alacak. Bu esnada ise haber akışı kaynaklı git-gel durumu devam edecek. İşlemciler, fiyatlama anlamında en kötünün geride kaldığı ve makro açıdan hiçbir çıktısı olmayacağı düşüncesi ile hareket ediyor. IMF’nin yayımladığı son raporda yer alan farklı senaryolar, tıpkı farklı yatırım bankalarının projeksiyonları gibi, tek bir doğru arayışında çoklu parametrelerdeki artışı ve bunun zorlamasını gösteriyor.</p>
<p>Türkiye açısından da durum benzer. Keza Türk lirası cinsinden değerlenen varlıklar için de. BIST 100’deki toparlanma ve TL bazlı rekordaki güncelleme, dış emsallerden ayrışma olmadığını ve hatta pozitif tarafın ucuna doğru kayıldığını gösteriyor. Bu da BIST 30’u USD bazlı %6 performans ile (17 Nisan kapanışıyla) en iyi performans gösteren 15 global endeks arasına taşıyor. BIST 100 ise yirminci sırada.</p>
<p>Toparladığımızda, buraya kadar olan haber akışı ile girilen PPK haftasında daha önceki görüşler de koşullar ile birlikte revize oluyor. Son birkaç haftada rezervlerdeki toparlanma, yurt içine yabancı yatırımcı girişinin yeniden başladığını gösteriyor. Paralelinde CDS’in savaş öncesi seviyelerin aşağısına gelmesini de ekleyelim. Muhtemelen politika faizinde değişikliğe gidilmeden mevcut yapı korunacak ve fonlamada Mayıs ayı gibi koşulların izin verdiği senaryoda normalleşme başlayacak. Ancak, makrodaki değişim ve bunun boyutu henüz tam olarak kestirilemediğinden, Enflasyon Raporu sunumu en önemli referans olarak beliriyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasalar-farkli-tarafta-77529</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Piyasalar farklı tarafta ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/madrid-notlari-oncelik-enflasyon-77528</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 07:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Madrid notları: Öncelik enflasyon</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ekonomide her yol enflasyona çıkıyor. Enflasyon Türkiye ekonomisinin en sert gerçeği, ekonomideki düğümün adıdır. Bu mesele çözülmeden büyümeden kârlılığa, krediden dönüşüme kadar hiçbir başlıkta kalıcı ilerleme mümkün görünmüyor.  </strong></p>
<p>Geçen hafta Madrid’de BBVA CEO’su Onur Genç ve Garanti Bankası Genel Müdürü Mahmut Akten ile bir araya geldik. Oradaki sohbet ve sunumlarda öne çıkan başlıkları Vahap Munyar dün köşesine taşıdı. Her iki yöneticiyle yapılan röportajlar da CNBC-e’de yayımlandı. Bu röportajlarda, ekonominin ve bankacılığın bugünü ile geleceğine dair önemli değerlendirmeler yer aldı.</p>
<p>Bu görüşmelerden edindiğim izlenim şu: Türkiye’nin bir numaralı sorunu enflasyon. Enflasyon çözülmeden diğer hiçbir başlıkta kalıcı ilerleme beklenmiyor. </p>
<p>İki ayrı röportajı tek bir çerçevede özetlemek gerekirse:</p>
<p>- Hem Onur Genç hem de Mahmut Akten, Türkiye ekonomisindeki en kritik sorunun açık biçimde enflasyon olduğunu vurguluyor. Bu sorun çözülmeden diğer alanlarda kalıcı iyileşme sağlanmasının zor olduğu görüşündeler. Tam da “enflasyonla mücadeleye ara mı verilmeli?” tartışmalarının yapıldığı bir dönemde, bu netlik dikkat çekici ve bence yapılan bu tespit oldukça yerinde. İki yöneticiye göre, enflasyon düşmeden sağlıklı büyüme mümkün değil, bankacılık karlılığı da toparlanamaz. Genç’in ifadesiyle: “Ülkenin sıhhati için şu anda birinci öncelik enflasyonun aşağıya çekilmesidir.”</p>
<p><strong>“Dolaşımdaki TL’yi artırmak </strong><strong>enflasyonu yukarı iter”</strong></p>
<p>- İkinci krtik başlık ise krediler. İki ismin ortaklaştığı bir diğer nokta, sıkı para politikası ve kredi sınırlamalarının gerekliliği. Bu tür kısıtlamalar bankalar açısından olumlu olmasa da mevcut koşullarda zorunlu görülüyor. Akten’in sözleriyle: “Kredi vermek, dolaşımdaki Türk Lirasını artırmak demek. Bu da enflasyonu yukarı iter.” Normalde bankacıdan “kredi sınırlansın” cümlesini kolay kolay duymazsınız. Ama bu kez öyle değil. Genç de “Enflasyonu düşürmek için kredi kontrollerine hala ihtiyaç var” diyerek aynı noktaya işaret ediyor. Kredi genişlemesine dayalı büyüme yerine kontrollü ve seçici bir büyüme modeli öneriliyor. Özetle dönem “büyüyelim ama kontrollü büyüyelim” dönemi.</p>
<p>- Her iki yönetici de bankacılık sektöründe karlılık üzerindeki baskıya dikkat çekiyor. Nominal olarak kar görünse de enflasyon sonrası reel getiri oldukça zayıf. Üstelik mevcut karlılık seviyesinin sürdürülebilir olmadığı vurgulanıyor. Çözüm yine dönüp dolaşıp aynı yere çıkıyor, enflasyona. Bu sorunun kalıcı biçimde çözülmesi de yine enflasyonun düşmesine bağlı.</p>
<p><strong>Bankacılıkta rekabetin </strong><strong>adresi değişmiş durumda</strong></p>
<p>- Peki yabancı yatırımcı ne düşünüyor? Türkiye’ye yatırım yapan yabancı yatırımcıların bakışı da önemli. BBVA, Türkiye’ye toplam 8,4 milyar Euro yatırım yaptı. BBVA CEO'su Onur Genç, kısa vadede zorlukları kabul ediyor ama uzun vadede Türkiye’ye olan güvenin sürdüğünü ifade ediyor. Genç nüfus, üretim kapasitesi, ihracat gücü ve Avrupa Birliği ile güçlü ticari bağlar Türkiye’nin güçlü yanları olarak öne çıkıyor. Bu nedenle BBVA açısından uzun vadeli pozitif hikaye korunuyor.</p>
<p>- Bankacılıkta rekabetin adresi de değişmiş durumda. Bankacılıkta müşteri deneyimi ve memnuniyeti giderek merkeze yerleşiyor. Rekabetin ana ekseni artık bu alana kaymış durumda.</p>
<p>- Asıl büyük kırılma ise teknoloji tarafında. Dijitalleşmenin dönüştürücü etkisi uzun bir süredir hissediliyordu; ancak görünen o ki sektörde yeni ve daha derin bir dönüşüm başlıyor. Onur Genç’in ifadesiyle “yapay zeka, bankacılığı dijitalleşmeden daha hızlı ve daha derin biçimde dönüştürecek.” Bankalar giderek teknoloji şirketlerine benzer bir yapıya evriliyor. Dijital kanallar ana mecra haline gelirken, operasyonlar otomatikleşiyor ve yapay zeka uygulamaları yaygınlaşıyor.</p>
<p>- Risk yönetimi bankacılığın her zaman merkezindeydi; ancak enflasyon, jeopolitik gelişmeler ve belirsizlik nedeniyle önemi daha da arttı. Agresif büyüme yerine temkinli yönetim anlayışı öne çıkıyor. Karlılık, verimlilik ve müşteri memnuniyeti birlikte ele alınıyor.</p>
<p>- Türkiye’de bankacılık sektörü bir dönem hem çok karlı hem de çok itibarlıydı. 2001 krizi ikisini de aldı götürdü, ne karlılık kaldı ne de itibar. Bugün ise karlılık tam anlamıyla geri dönmemiş olsa da itibarın yeniden kazanıldığını söylemek mümkün. Nitekim bankacılık sektöründe çalışmak isteyen nitelikli gençlerin sayısındaki artış da bunu doğruluyor.</p>
<p>Özetle; ekonomimizde bugün her yol enflasyona çıkıyor. Enflasyon Türkiye ekonomisinin en sert gerçeğidir, ekonomideki düğümün adıdır. Bu mesele çözülmeden büyümeden karlılığa, krediden dönüşüme kadar hiçbir başlıkta kalıcı ilerleme mümkün görünmüyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/madrid-notlari-oncelik-enflasyon-77528</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Madrid notları: Öncelik enflasyon ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupa-savunmasi-kafa-karistiran-bir-kavram-olmaya-devam-ediyor-77527</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Avrupa savunması kafa karıştıran bir kavram olmaya devam ediyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İçinde Avrupa Birliği üyesi olmayan ülkelerin de yer aldığı bir Avrupa savunması projesi, Avrupa Birliği’nin de savunulması ile sonuçlanır, buna karşılık birliğe üye olmayan ülkeleri dışlayan bir Avrupa Birliği savunması başından itibaren başarısızlığa mahkumdur.</strong></p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump, Avrupa savunmasının Avrupalıların ilgilenmesi gereken bir sorun olduğunu, bu niteliği ile de Amerikan halkının fazla ilgisini çekmediğini sık sık açıklıyor. Bu arada ülkesinin NATO’dan çekilebileceğine de işaret etti. Bu sözlerin ardından Avrupa ülkeleri artık kendi savunmaları ile kendilerinin ilgilenmesi gerektiği bir dönemin geldiğini düşünmeye başladılar.</p>
<p>Aslında Amerikan yönetiminin Avrupa yönetimlerinden bir hayli farklı düşündüğüne ilişkin çok sayıda örnek vermek mümkün. Örneğin, Bay Trump bir süre Grönland ile uğraştı. İleri sürdüğü düşünceye göre, bu Ada’yı Amerika’nın alması gerekiyordu çünkü ülkesinin Kuzey Kutbu yönünde savunulması için Ada vazgeçilmezdi. Adayı satın alabilecekleri gibi, bu gerçekleşmezse işgal de edebilirlerdi. Neyse ki, şu sıralarda dikkati başka yönlere kaymış, dolayısıyla Grönland ile ilgilenmeyi terk etmiş görünümü veriyor. Amerikalılar Ukrayna savunmasına da Avrupa’nın verdiği önemi vermiyor gözüküyorlar. Rus yayılmacılığına karşı Avrupa kadar duyarlı olmadıkları, Avrupa’nın Ukrayna’da Rus yayılmacılığına karşı bir sınav verdiği düşüncesine katılmadıkları söylenebilir. Nitekim Amerikalılar Avrupa Birliği’nin Ukrayna’ya yapmak istediği maddi yardımı engellemek için elinden gelen her şeyi yapan ve nihayet seçimlerin iktidardan uzaklaştırdığı Macaristan’daki Orban yönetimini ikna etmek konusunda en ufak bir girişimde dahi bulunmadılar. Halbuki Victor Orban, Trump yönetimine değer veriyor ve onun isteklerine uygun hareket etmeye çalışıyordu. Son olarak ise Bay Trump Hürmüz Boğazı’nı ablukaya almak için Avrupalı NATO üyelerinden destek istemiş, onlar Trump’ın talebine karşı direnince de NATO üyelerinin desteğine zaten ihtiyacı olmadığını ilan ederek, kendi tercihi yönünde ilerlemeye yönelmiştir.</p>
<p><strong>AB’nin askeri kabiliyetlerini geliştirmesi </strong><strong>önemli bir sorun olarak görülmüyordu</strong></p>
<p>Avrupa ülkelerinin artık kendi savunma ihtiyaçlarını kendilerinin karşılaması gerektiğine ilişkin olarak başlayan tartışmalar her ne kadar Amerika’nın, kıtayı savunması taahhüdünün inandırıcılığının sorgulanmasına yol açsa da, Avrupa savunmasından neyin kast edildiğini açıklığa kavuşturmak da yeterli değildir. Kısa bir süre öncesine kadar, Avrupa savunması ifadesi kullanıldığı zaman söylenmek istenen Avrupa’yı Amerikan katkılarıyla da savunmayı öngören NATO planlarından ibaretti. Avrupa Birliği üyeleri arasındaki nispeten büyük ülkeler aynı zamanda NATO üyesi olduğundan Amerikan savunma garantisinin Avrupa Birliği’ni de koruyacağı düşünülüyordu. Bu sözlerden Avrupa Birliği’nin savunma alanıyla ilgilenmediği anlaşılmamak gerekir. Ancak, Avrupa Birliği’nin askeri kabiliyetlerini geliştirmesi önemli bir sorun olarak değerlendirilmiyordu. Zaten kıtadaki birçok önemli üye, kıtanın Amerika olmadan savunulabileceğini de düşünmüyordu. Fransızların, kıtanın stratejik özerkliğe sahip olması yönündeki uyarılarına kulak asan da pek çıkmamıştı. Şimdilerde Avrupa’nın savunma konusuna derhal eğilmesi gerektiği, konunun ihmale gelmeyeceği konusunda yaygın bir istek olmakla birlikte, Avrupa savunmasından neyin kast edildiğine ilişkin kafa karışıklığı devam etmektedir.</p>
<p>Belki konumuz dahilinde olduğundan, bu savunmanın kime karşı düzenleneceğini ele alabiliriz. Doğu ve Batı Avrupa istikametine yayılmak isteyen başlıca ülkenin Rusya olduğu düşünüldüğü için hasmın bu ülke olarak görüldüğü aşikardır. Diğer ülkelerin yayılma tasavvurları olmadığı, birbirleriyle barış içinde yaşamak istedikleri varsayılmaktadır. Bu varsayımın geçerli olmadığına ilişkin örnekler sıralamak mümkün olmakla beraber, yine de Doğu’dan Batı’ya doğru ciddi bir saldırı hamlesine girişebilecek tek ülkenin Rusya olduğunu kabul etmek gerekir. Batı ülkelerinin Ukrayna’ya dönük Rus yayılmacılığını durdurmak istemelerinin altında yatan endişe, Rusya’nın durdurulmaması durumunda yayılmaya devam edeceği kuşkusudur. Korkulan odur ki, eğer Rusya’ya dur denilmezse, bu ülkenin bir sonraki hedefi gerek Avrupa Birliği gerek NATO üyesi olmalarına rağmen muhtemelen Baltık ülkeleri olacaktır. İşte bu noktada Avrupa savunmasına ilişkin ikinci soru ortaya çıkmaktadır. Bilindiği gibi, savunma düşünüldüğünde, bazı önemli Avrupa ülkelerinin Avrupa Birliği’nin üyesi olmadıkları hemen akla gelmektedir. Birçok gözlemci, Avrupa savunması tasarlanırken, bu tasavvurun anlamlı olabilmesi için, Birleşik Krallık ve Norveç yanında mutlaka Türkiye’ye de yer verilmesi gerektiği üzerinde ittifak etmektedir.  </p>
<p>Bu tartışmayı başlatarak Avrupa savunması ile Avrupa Birliği’nin savunmasının aynı şeyler olmadığını da gösterebilmiş olduğumu ümit ediyorum. Bunun ötesinde, Avrupa Birliği’nin savunması kavramı kıtanın savunmasında birlik üyesi olmayan bazı ülkelerin önde gelen roller üstlenmesi gerekeceğinin bilinmesi dolayısıyla pek anlamlı bir kavrama da benzememektedir. Başka türlü ifade edecek olursak, içinde Avrupa Birliği üyesi olmayan ülkelerin de yer aldığı bir Avrupa savunması projesi, Avrupa Birliği’nin de savunulması ile sonuçlanır, buna karşılık birliğe üye olmayan ülkeleri dışlayan bir Avrupa Birliği savunması başından itibaren başarısızlığa mahkumdur.  Neden derseniz, Avrupa savunmasında yer alması gereken önemli ülkelerin olduğu gerçeğini bir yana bıraksak bile, Avrupa birliği’nin çabuk harekete geçmekten aciz büyük bir örgüt olduğunu görmemiz gerekir. Farklı büyüklükte olan çok sayıda ülke arasında mutabakat sağlamak imkansız denecek kadar güçtür. Bir örnek vermek gerekirse, oldukça gelişmş bir silah endüstrisine sahip olmasına rağmen, ülkemiz Avrupa Birliği’nin silah imalatı ve geliştirmesi projesi SAFE dışında bırakılmaktadır. Nedeni ise Türkiye’nin Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi ile sorunlu ilişkilere sahip olmasıdır.</p>
<p><strong>Türkiye, AB’nin savunması için </strong><strong>birliğe üye yapılmayı ümit ediyor</strong></p>
<p>Bu noktada Türkiye’nin Avrupa savunması için önemli olması yanında, böyle bir tasavvurda yer almak isteyip istemediği de tartışılmalıdır. Türkiye hem Rusya hem de Ukrayna ile iyi ilişkilere sahip, ikisi arasında barış görüşmelerine yardımcı olmaya çalışan, sanıyorum Rusya’nın sınırsız genişleme değil, güvenliğini sağlama almak endişesiyle hareket ettiğini düşünen bir ülkedir. Avrupa savunmasında yer alarak Rusya ile olan dostane ilişkilerine son vermek akıllı bir tercih midir? Üzerinde uzunca düşünülmesi gerekir.</p>
<p>Türkiye, Avrupa savunması için vazgeçilmez bulunması karşılığında Avrupa Birliği’ne üye yapılmayı ümit etmektedir. AİHM’nin kararlarını bile uygulamayan, hukukun üstünlüğüne saygısı sınırlı, ifade özgürlüğü üzerinde ciddi kısıtlamalar bulunan bir ülkeyi Birlik üyesi yapmalarını beklemek kanaatimce hayaldir. Avrupa Birliği belirli ilkeleri paylaşan ülkelerin oluşturduğu bir camiadır. Üye ülkelerin dış siyasetlerinde kendi savundukları değerlere uymamaları, daha doğrusu bu değerleri sadece bir dış siyaset aracı olarak görüp, onlardan yararlanmaya çalışmaları, bizi camiada da aynı uygulamaların gerçekleştiği gibi bir kanaate sürüklememelidir. Camia üyesi olmak için bir ülkedeki rejimin belirli niteliklere sahip olması gerekmektedir. Camia dışındaki ülkelerle çıkar esasına dayalı işbirliği yapmak ise olağandır. Türkiye ile savunma alanında işbirliği yapabilirler. Ancak, bunun bir kolaylık olduğu, üyelik için bir zemin oluşturmadığını anlamak lazımdır. Boşuna heveslenmek için bir sebep yoktur.</p>
<p>Sizlerin de gördüğü gibi, önce Avrupa Savunması kavramının berraklığa kavuşması gerekiyor. Bu netliği kurmadan ilerlemek mümkün değildir. Maalesef, şu anda böyle bir noktada bulunmuyoruz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/avrupa-savunmasi-kafa-karistiran-bir-kavram-olmaya-devam-ediyor-77527</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/7/1280x720/568-1776748835.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa savunması kafa karıştıran bir kavram olmaya devam ediyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/19-marttan-1-yil-irana-saldiridan-1-ay-once-odemeler-dengesinin-hali-77526</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> 19 Mart’tan 1 yıl, İran’a saldırıdan 1 ay önce ödemeler dengesinin hali</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Şubat ayı ödemeler dengesi verilerini 12 aylık toplam sonuçları itibarıyla değerlendirdiğimizde, Cari açık bir yıl öncesine göre ikiye katlanmanın da ötesine geçerek yüzde 113’lük bir artışla 35.45 milyar dolara tırmandı.</strong></p>
<p>Şubat ayı ödemeler dengesi verileri önemli bir eşikte yer alıyor: Ülke siyasetini ve ekonomisini ciddi ölçüde etkileyen 19 Mart operasyonunun üzerinden 12 ay sonrası ile İran savaşının hemen öncesi.</p>
<p>Geçen yıl 19 Mart’ta Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla ateşlenen siyasi operasyonlar, ödemeler dengesi sermaye hareketlerinde hem yabancıların hem de yerleşiklerin tutumlarında sert hareketlere yol açtı. Bu, başta CHP kurultay davası olmak üzere CHP’ye yönelik siyasi operasyonlarla da devam etti.</p>
<p>ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a başlattığı saldırı ile başlayan İran savaşı da sermaye hareketlerinde benzer dalgalanmalar yarattı. Savaş, hem enerji fiyatlarını artırdığı için hem de ihracatı ve turizmi etkilediği için cari açık tarafında da riskler ve belirsizlikler yaratıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e709a0b56c9-1776748960.png" alt="" width="649" height="800" />Bu açılardan kritik bir noktada bulunan şubat ayı ödemeler dengesi verilerini 12 aylık toplam sonuçları itibarıyla değerlendirdiğimizde ortaya çıkan görünüm şöyle:</p>
<p>- Cari açık, bir yıl öncesine göre ikiye katlanmanın da ötesine geçerek yüzde 113’lük bir artışla 35.45 milyar dolara tırmandı.</p>
<p>- Cari açıktaki bu artışta dış ticaret açığı ile yabancıların kâr transferindeki artış belirleyici oldu. Cari açık 18.83 milyar dolar artarken buna dış ticaret açığındaki artışın katkısı 15.17 milyar dolar, yabancıların kâr transferindeki artışın katkısı da 4.34 milyar dolar oldu. Dış ticaret açığı yüzde 26,2 artarak 73.17 milyar dolara çıkarken, yabancıların kâr transferi de yüzde 15,3 artarak 32.66 milyar doları buldu. Bu süreçte yabancıların kâr transferi tarihi rekorlar kırarak yükseldi.</p>
<p>- Üstelik dış ticaret açığındaki bu artışın ana kaynağı da “olağan şüpheli” altın ve enerji ticareti değil. Altın ticaretindeki açık 5.79 milyar dolar artarken, enerji ticaretindeki açık bir önceki yıla göre 3.57 milyar dolar azaldı.</p>
<p>- Dış ticaret açığındaki artışın ana kaynağı enerji ve altın harici ticaret. Şubat 2025’te enerji ve altın hariç dış ticaret dengesi 5.79 milyar dolar fazla vermişti, bu fazla 2026 Şubat’ına gelindiğinde 7,2 milyar dolar açığa dönüşmüş durumda. Yani dış ticaretin ana gövdesinde 12.97 milyar dolarlık bir bozulma var.</p>
<p>- Hizmetler ticareti ayağındaki 1.46 milyar dolar ve yüzde 2.38’lik cılız artış da mal ticareti açığındaki hızlı artışı dengelemekten çok uzak kaldı.</p>
<p>- Sermaye hareketleri cephesinde yabancıların getirdiği kaynak miktarı yüzde 13.79 ve 4,2 milyar dolar artarak 34.63 milyar dolara çıktı. Bu artış neredeyse tamamen sıcak para tarafında gerçekleşti, doğrudan yatırımlar yerinde saydı.</p>
<p>- Yabancı sıcak para girişi 4.06 milyar dolar artarak 22.07 milyar dolara çıktı.  Ancak yabancı sıcak paranın kompozisyonundaki değişim dikkat çekici. Bir yıl öncesine göre yabancı mevduatı 7.76 milyar dolar artarken, tahvil piyasasından 11.63 milyar dolarlık çıkış var. Bu da yabancı sıcak paranın iyice kısa vadeyi tercih ettiğine ve faiz düşüş ihtimaline temkinli yaklaştığına işaret ediyor.</p>
<p>- Yerleşiklerin sermaye hareketleri ise daha dramatik bir görünüm sergiliyor. Yerleşiklerin doğrudan yatırım olarak yurtdışına çıkardıkları kaynak miktarı 2.54 milyar dolar ve yüzde 34.14 artarak 9.98 milyar dolara tırmandı. Bunun içinde yer alan yurtdışındaki gayrimenkul yatırımları da yüzde 25,8’lik artışla 2.77 milyar doları bulurken, yabancıların Türkiye’de yaptıkları gayrimenkul yatırımlarının miktarını geride bıraktı. Hem yurtdışındaki toplam doğrudan yatırım rakamı, hem de gayrimenkul yatırım miktarı tarihi rekor oluşturuyor.</p>
<p>- Yerleşiklerin portföy yatırımı olarak yurtdışına çıkardıkları kaynak miktarı da yüzde 125’lik bir sıçrama ile 31.13 milyar dolara fırlayarak tarihi rekor kırdı. Yerleşiklerin yurtdışındaki portföy yatırımları yüzde 94, mevduatı ise yüzde 176’lık artış kaydettiler.</p>
<p>- Böylece yerleşiklerin sermaye hareketleriyle yurtdışına çıkardıkları toplam kaynak miktarı da yüzde 93.29’luk bir artışla 41.12 milyar dolar ile rekor kırmış oldu.</p>
<p>- Bunlara bir de kaynağı belirsiz döviz çıkışındaki sıçramayı eklemek gerekiyor. Kaynağı belirsiz döviz çıkışı da yüzde 197’lik artışla neredeyse üçe katlanarak 21.41 milyar dolara ulaştı.</p>
<p>- Artan cari açık ve yerli sermayenin dışarı kaçışının doğrudan sonucu kredi yoluyla dış borçlanmanın artması oldu. Kredi yoluyla borçlanma yüzde 19.48’lik bir artışla 41.56 milyar dolara tırmandı. Bu da aralık ayındaki rekordan sonraki en yüksek ikinci rakam durumunda.</p>
<p>- Sonuç döviz rezervlerinde 24.19 milyar dolarlık kayıp oldu. Oysa Şubat 2025’te 12 aylık toplamda döviz rezervlerinde 16.53 milyar dolarlık bir artış gerçekleşmişti. Yani bu açıdan söz konusu bir yıllık sürede 40.72 milyar doları bulan bir bozulma gerçekleşti.</p>
<p>- Sonuç olarak izlenen ekonomi politikaları ithalatı özendirerek cari açığı hızla artırırken, siyasi çalkantılarla geçen son bir yıllık süre sermaye hareketlerinde de kırılganlığı artıran gelişmeler yaratmış durumda. Bu envanter koşullarında İran savaşının cari işlemler ve sermaye hareketleri tarafında yarattığı risklerin söz konusu kırılganlıkları daha da artırması kaçınılmaz.</p>
<p>Bu koşullar altında Merkez Bankası ve ekonomi yönetiminin, kuru kontrol ederek yabancı sıcak paraya yüklü faiz geliri kazandırma politikasını gevşetmesi çok zor gözüküyor. Buna bir de iç siyasetteki gerilim ve çalkantılara yenileri eklenirse, sorun iyice katmerlenecektir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/19-marttan-1-yil-irana-saldiridan-1-ay-once-odemeler-dengesinin-hali-77526</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/6/1280x720/savas-dollar-1776748983.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 19 Mart’tan 1 yıl, İran’a saldırıdan 1 ay önce ödemeler dengesinin hali ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cocuk-nufusu-geriliyor-20-yil-sonra-nasil-bir-turkiye-77525</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çocuk nüfusu geriliyor, 20 yıl sonra nasıl bir Türkiye?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>1990’da yaşlıların nüfus içindeki payı yüzde 4’tü. 2025’te yüzde 11 ile zirveye ulaştı. 2040’ta yüzde 18, 2050’de yüzde 23 olacak. Ülkede nüfus artış hızının da düştüğünü dikkate alırsak bunun sosyal ve ekonomik açıdan ciddi sonuçları olacak.</strong></p>
<p>2025 sonu itibarıyla, TÜİK verilerine göre, nüfusumuz 86 milyon 92 bin kişi iken, çocuk (0-17 yaş arası) nüfusu 21 milyon 375 bin. Toplam içinde çocukların payı yüzde 24,8 ile şimdiye kadarki en düşük orana geriledi. 50 yıl önce ülkemizde her iki kişiden biri 0-17 yaş grubunda iken,  bu oran dörtte bire indi.</p>
<p>2025 yılında çocuk nüfusu önceki yıla göre yüzde 2 geriledi ve bu zayıf trendin önümüzdeki yıllarda da devam etmesi bekleniyor.</p>
<p>1990’da yaşlıların nüfus içindeki payı yüzde 4’tü. 2025’te yüzde 11 ile zirveye ulaştı. 2040’ta yüzde 18, 2050’de yüzde 23 olacak.</p>
<p>Ülkede nüfus artış hızının da düştüğünü dikkate alırsak bunun sosyal ve ekonomik açıdan ciddi sonuçları olacak. Bir taraftan bu trendi tersine çevirmek politikalar üretmeli; bir yandan da sektörel olarak muhtemel sonuçları dikkate alarak hazırlık yapmalıyız. Her şey böyle devam ederse 20 yıl sonra şöyle bir ülke olacağız:</p>
<p>- Gençlerin oranı azalırken yaşlı nüfusun payı artacak. Toplum, giderek “yaşlı” hale gelecek. Şu anda 35 olan ortanca yaş, 44 civarına yükselecek.</p>
<p>- Çalışan nüfusa düşen emekli ve çocuk sayısı artacak. Emekli maaşları ve sağlık harcamaları artacak. Gelecek yıllarda emeklilik sistemi, eskisinden çok daha farklı bir yapıya bürünmek zorunda kalacak.</p>
<p>- Çalışabilir yaştaki nüfus azalacak. İşsizliğin düştüğünü göreceğiz, hatta 15-20 yıl sonra iş gücü piyasasında açıklar oluşacak. Yurtdışından emek göçü ihtiyacı artacak</p>
<p>- Daha az çalışan, devlet açısından daha az vergi geliri anlamına gelecek ve bu da vergi sisteminde değişimlere neden olacak.</p>
<p>- Öğrenci sayısı hali hazırda geriliyor. Önümüzdeki yıllarda okul ve üniversite sayısında gerileme göreceğiz. Bazıları kapanacak, bazıları birleşecek. Öğretmen ihtiyacı da gerileyecek.</p>
<p>- Yaşlı nüfus arttıkça kronik hastalıklar ve bakım ihtiyacı artacak. Kadın doğum ve pediatri alanındaki hekim ihtiyacı düşecek.  Yaşlı bakım evleri, evde bakım hizmetleri yaygınlaşacak.</p>
<p>- Gençlere yönelik sektörler küçülürken yaşlılara yönelik sektörler büyüyecek. Tüketimin kompozisyonu değişecek.</p>
<p>- Aynı çatı altında yaşayan insan sayısı 20 yıl önce ortalama 4,5’ti. Şu anda 3,1. 20 yıl sonra 2’ye yaklaşacak. Büyük evlere ihtiyaç giderek azalacak. Eşya kullanımı da buna göre değişecek.</p>
<p>- Bu değişim süreci sanayide giyim, ev tekstili, beyaz eşya, tüketici elektroniği, mobilya, gıda, ilaç, otomotiv; hizmetler tarafında ise eğitim, ulaştırma, sağlık ve turizmde ürün gamını ve talep düzeyini etkileyecek. İhracat, çok sayıda firma için bir tercih değil, zorunluluk olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cocuk-nufusu-geriliyor-20-yil-sonra-nasil-bir-turkiye-77525</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çocuk nüfusu geriliyor, 20 yıl sonra nasıl bir Türkiye? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/jeopolitik-kirilmalarin-esiginde-tarimin-gelecegi-77524</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 07:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> Jeopolitik kırılmaların eşiğinde tarımın geleceği</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye Belediyeler Birliği Başkan Vekili ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, “Türkiye'nin gayri safi milli hasılası içerisinde tarımın payı oldukça düşük. Türkiye'nin önemli bir milli güvenlik meselesi haline geldi tarım” diyor.</strong></p>
<p>Cumartesi günü bir kez daha Mersin’deydik. Diğer kentlere de örnek olabilecek bir işbirliği var Mersin’de. Mersin Büyükşehir Belediyesi, Mersin Ticaret ve Sanayi Odası, Akdeniz İhracatçı Birlikleri, Ziraat Mühendisleri Odası Mersin Şubesi, Gıda Mühendisleri Odası Mersin Şubesi ve Mersin Ziraat Odası işbirliği ile 2019 yılından bu yana “Üretmezsek Tükeniriz” başlığı altında her yıl tarımla ilgili farklı bir konuda halka açık, bir toplantı düzenleniyor.</p>
<figure class="image" style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69e71b6a3298b-1776753514.JPG" alt="" width="700" height="245" />
<figcaption><strong>Moderatörlüğünü yaptığım panelde Açıl Sezen ve İrfan Donat ile görüşlerimizi paylaştık.</strong></figcaption>
</figure>
<p>“Üretmezsek Tükeniriz” toplantı serisinin bu yılki konusu “Jeopolitik Kırılmaların Eşiğinde/ Tarımın Geleceği” olarak belirlendi ve 18 Nisan Cumartesi günü yoğun bir katılımla gerçekleştirildi. Sektörün tüm paydaşları katıldı.</p>
<h2>Tarım, milli güvenlik meselesi</h2>
<p>Türkiye Belediyeler Birliği Başkan Vekili ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer,  açılış konuşmasında 2019 yılından bu yana bu toplantıların yapıldığını hatırlatarak şunları söyledi: “Üretmezsek, çalışmazsak tükeniriz. Her alanda böyle üreteceğiz, çalışacağız. Müstemleke olmamak için, bir yerlere bağımlı kalmamak için çalışmak bizim düsturumuz olacak. Tarım deyince ülkemiz, tarım deyince Mersinimiz akla gelir. Biz tarım toplumu olduğumuzu hep söyleriz. Cumhuriyetin kurulduğundan bu yana, hele hele ilk yıllarında Türkiye'de sanayi yokken, yatırımcı yokken bir tarım toplumu olarak Türkiye Cumhuriyeti değerlendirilirdi. Ama gelişen süreçler içerisinde farklı alanlardaki gelişmeler sanayide, teknolojide birçok alanda tarım toplumu kavramını biraz daha geriletti. Rakamlara baktığınız zaman iyice geriletti. Türkiye'nin gayri safi milli hasılası içerisinde tarımın payı oldukça düşük. Diğer sektörlere göre yıllara göre değişir. Bu 5 olur, 6 olur, 7 olur, 8 olur. 10'lardan, 12'lerden şimdi bu seviyelere geldi. Rakamlar bizleri aldatmasın. Türkiye'nin cirosunda tarımsal üretimin payı düşük olabilir rakamsal olarak. Ama Türkiye'nin önemli bir milli güvenlik meselesi haline geldi tarım.”</p>
<h2>Kendimize yeten ülke olmalıyız</h2>
<p>Bunun yanında tarımın önemli bir sosyal sektör olduğuna dikkat çeken Seçer: “ Her dört kişiden birinin tarımdan geçindiği, direkt ya da dolaylı olarak çalıştığı, evinin rızkını çıkarttığı bir sektörü küçük bir sektör, elinizin tersiyle itilecek bir sektör, olursa olur, olmazsa da olur denilecek bir sektör olarak değerlendiremezsiniz. Mutlaka dünyaya, çağa ayak uydurmak, sanayi devrimini geç de olsa teknolojik devrimini gecikmeden gerçekleştirmek, dünyada artık her şeyin bilimle rekabet olduğu gerçeğine bakarsanız ‘hayatta en hakiki mürşit ilimdir’ düsturuyla Mustafa Kemal Atatürk'ün düsturuyla bakarsanız elbette ki çocuklarımıza iyi eğitim verdireceğiz. İyi bilim adamları yetiştireceğiz. İyi mühendisler, iyi şairler, iyi sanatçılar. Dünyada bizi maruf yapacak olan, dünyada bizi tanıtacak olan bunlar. Ama bütün bunların olabilmesi için de kendimize yeten bir ülke olmamız lazım. Karnımızı doyurabilecek bir üretimin olması lazım. Jenerasyonların sağlıklı devamı için bir tarımsal üretimin olması lazım. Güçlü bir gıda sektörünün olması lazım” diye konuştu.</p>
<h2>Savaşlar, üretimi, lojistiği yaşamın her alanını etkiliyor</h2>
<p>Dünyada ve bölgede önemli gelişmeler yaşandığını, jeopolitik kırılmalar olduğunu ve savaşların etkileri olduğunu belirten Seçer: “Savaşlar dolayısıyla alınan kararlar oluyor. Bu üretimi etkiliyor, lojistiği etkiliyor. Doğal olarak ülkelerin de evdeki hesabını çarşıya uydurmamaya başlıyor. Hatırlayın birkaç yıl önce Türkiye'nin kuzeydoğusunda Kafkaslarda Rusya, Ukrayna, Karadeniz'in karşı kıyısında bir ateş çemberi oluştu. Türkiye, buğdaysız kaldı. Soya fasulyesinin önemli bir kısmı oradan ithal ediliyordu. Soyaya dayalı sektörler ciddi sıkıntılar yaşadı. Sadece soya fasulyesi yağını çıkartıp insan gıdası için değil aynı zamanda yem sektörünün ana kullanıcı ürünlerinden bir tanesi. Şimdi İran, İsrail, Amerika kapışmasında işte Hürmüz Boğazı'nın yarattığı tehditler. Petrol geçiş yapamadı. Petrol fiyatları arttı. Petrol demek hayatın ta kendisi demek. Su gibi. Su nasıl hayatın ta kendisi ise yaptığımız tarımsal üretim, domates, buğday, mısır, meyve, aklınıza ne gelirse hayatın ta kendisi ise şu anda enerji de dünyada hayatın ta kendisi. Çünkü her şeyimize etki ediyor.</p>
<p>Petrol fiyatının artmasından burada etkilenmeyen bir yurttaş var mı? Çiftçi de etkilendi, esnaf da etkilendi, devletler etkilendi, hükümetler etkilendi, belediyeler de etkilendi. Hepimizin maliyeti arttı. Dengeler altüst oldu. Doğal olarak bütün bu gerçekler ışığında tarım her geçen gün çok daha önemli olacak. Bunun bu gerçeği bilen devletler, o devletleri yöneten iktidarlar bu krizleri önleme açısından daha şanslı durumda olacak. Ama saldım çayıra mevlam kayıra böyle gelmiş böyle gider. İyi kötü çalışıyorlar üretiyorlar. Bazı yıllar kazanıyorlar bazı yıllar zarar ediyorlar. Varsın böyle olsun deyip koyverdiğiniz noktada Türkiye'de tarımı bir yere getiremezsiniz. Çiftçinin de iki yakasını bir araya getiremezsiniz” dedi.</p>
<h2>Tarıma destek artarak sürecek</h2>
<p>Mersin’in tarımsal potansiyelinin ve ürün çeşitliliğinin önemine değinen Seçer, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Ben, biliyorsunuz biraz çiftçiyim, biraz ziraatçıyım. Göreve geldiğim günden bu yana bu gerçekle belediye başkanlığı yapıyorum. Her yıl tarımsal desteklerde efendim bütçemiz az, çok kısalım şunu yapalım bunu yapalım yok. Geçtiğimiz yıl 215 milyon lira bir direkt destek bütçesi ayırmıştık. Bu yıl 367 milyon lira ayırdık. Yüzde 71 artış yaptık. Bizim kümülatif bütçemizde bu kadar artış olmadı. Bir önceki yılın bütçesine göre Mersin Büyükşehir Belediyesi'nin bütçesi yüzde 30 civarında arttı.  Ama tarımsal destekler farklı. Neden? Girdi fiyatları her geçen gün artıyor. Bu gerçeği gördük. Biliyorsunuz sosyal politikalar konusunda Mersin Büyükşehir Belediyesi olarak söyleyeceğimiz çok şey var.  Bunu sadece biz söylemiyoruz. Türkiye söylüyor. Türkiye'deki yerel yönetimler Mersin Büyükşehir Belediyesi'nin sosyal politikalar konusundaki başarılarını biliyor ve işbirliği yapmak istiyor. Biz de bunu memnuniyetle gerçekleştiriyoruz. Tarım destekleri bizim için sosyal politikadır.”</p>
<h2>Gelecek 25 yılı, 50 yılı planlamalıyız              </h2>
<p>Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Sefa Çakır, açılış konuşmasında su kaynaklarının hızla azaldığını, iklimin dengeleri bozduğunu, savaşların ise sadece sınırları değil gıda zincirlerini de kırdığını belirterek özetle şunları söyledi:“ Enerji fiyatlarındaki artış, petrol ve türevlerindeki dalgalanmalar, lojistikte yaşanan kopmalar. Bunların hepsi doğrudan tarlalara yansıyor. Gübre pahalıysa üretim pahalı, mazot pahalıysa hasat pahalı, lojistik kırılmışsa pazar belirsiz. Yani artık tarım sadece üretim değil stratejik bir güç alanı haline geliyor ve bu yeni dönemde şunu net görmek zorundayız. Tarım, bir sektör değil bir güvenlik meselesidir. Tarım olmazsa sanayi olmaz. Tarım olmazsa turizm olmaz, lojistik olmaz. Tarım olmazsa biz olmayız. İşte bu yüzden tarımı diğer sektörlerle aynı terazide tartamayız. Tarımı desteklenen bir alan değil, korunması gereken bir varlıktır. Bu yüzden artık sadece kendi içimizde değil, aynı iklim kuşağında ülkelerle birlikte düşünmek zorundayız. Akdeniz hafızasında yer alan ülkeler benzer iklim, benzer ürünler ve benzer risklerle karşı karşıya. Bizler de Akdeniz'e kıyısı bulunan ülkelerle üretim planlamasını birlikte nasıl yapabilirizi konuşuyoruz? Kolay değil ama mümkündür.</p>
<p>Artık planlı üretimi sadece Türkiye için konuşamayız. Üreten ülkelerle birlikte planlama yapmak zorundayız. Çünkü herkesin aynı ürünü ürettiği bir düzende kazanan olmaz. Birbirimize rakip değil, birbirimizi tamamlayan üretim modelleri kurmak zorundayız. Çünkü önümüzde sadece bugünü değil 25 yıl, 50 yıl sonrasını şimdiden planlama zorunluluğu var. Artık her ülkenin kendi ürününü üretmeye çalıştığı bir dönem yerine birbirini tamamlayan planlı bir üretim modeline geçmek zorundayız. Çünkü dünya açlıkla mücadele ediyor ve çok yakın bir gelecekte bir limonun, bir portakalın bile çok önemli değer taşıdığı bir dönemi yaşayacağız.”</p>
<h2>Gıdada israfı durdurmadan üretimi yönetemeyiz</h2>
<p>Üretimde yeni bir dengenin kurması gerektiğini, öncelikle ülkenin gıda güvenliğini sağlayan,  planlı ve yüksek katma değerli ihracat hedefleyen bir üretimin benimsenmesi gerektiğini anlatan Çakır, “ Önemli bir gerçek daha var. Biz sadece üretimi konuşuyoruz ama tüketimi ve israfı konuşmuyoruz. Bugün bir tabak yemek topraktan sofraya gelene kadar su, gübre, emek, enerji ve lojistikten oluşan uzun bir yolculuktan geçiyor. Ama ne yazık ki restoranlarda, otellerde, açık büfelerde hatta evlerimizde bu emeğin önemli bir kısmı yenmeden çöpe gidiyor. Bir taraftan üretim maliyetlerinden şikayet ediyoruz. Diğer taraftan ürettiğimizi israf ediyoruz. Bir tarafta açlık var, diğer tarafta israf var. Bu sürdürülebilir değildir. Artık şunu açıkça söylemek zorundayız. İsrafı durdurmadan üretimi yönetemeyiz. Belki porsiyonlarımızı değiştirmek zorundayız. Belki tüketim alışkanlıklarımızı yeniden gözden geçirmek zorundayız. Belki de üretimi tüketeceğimiz kadar planlamak zorundayız.</p>
<p>Sözleşmeli üretim, planlı tarım, doğru tüketim. Bunların hepsi artık zincirin bir parçalarıdır. Çünkü biz israfı azaltabilirsek daha az üretimle daha çok değer üretebiliriz. Daha az su kullanırız, daha az gübre kullanırız. Daha sürdürülebilir bir tarım kurarız. Mersin bu dönüşümün öncüsü olabilir.</p>
<p>Toprağıyla, iklimiyle, üretim kültürüyle ve lojistik gücüyle bu şehir sadece üretimin değil akıllı ve planlı merkez akıllı ve planlı tarımın merkezi olabilir ama bunun için birlikte hareket etmek zorundayız. Kamu, yerel yönetimler, odalar, kooperatifler ve üreticiler. Aynı hedefe bakmadan bu dönüşüm mümkün değildir. Bizler üretimin sürdürülebilirliği, üreticinin korunması, tarımın geleceğe hazırlanması için bu sürecin takipçisi olacağız. Çünkü biliyoruz ki üretmezsek tükeniriz ama israf edersek de kaybederiz. Plansız üretirsek de geleceğimizi riske atarız. Bu bilinçle hareket etmek zorundayız” bilgisini verdi.</p>
<p>Moderatörlüğünü yaptığım panelde ise finans gazetecisi, ekonomi programcısı sevgili Açıl Sezen ve tarım editörü İrfan Donat ile görüşlerimizi paylaştık.  Çok sayıda soruyu yanıtladık. Katılımcılar görüşlerini aktardı.</p>
<p>Özetle, geçmiş yıllarda olduğu gibi oldukça verimli bir toplantı oldu. Hem güncel konular ele alındı, hem de katılımcılar yaşadıkları sorunları, önerilerini dile getirdi. Onları da yeri geldikçe paylaşacağız.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Toplantıda ve sohbetlerimizde öne çıkan konular</span></h2>
<p>- Savaşın etkisi ile mazot, gübre, enerji maliyetlerinde çok büyük artışlar oldu. Bu maliyetler çiftçinin ürettiği ürüne yansıtılmazsa ve özellikle gübre ve mazotta ek destek verilmezse birçok üretici ciddi sorunlar yaşar.</p>
<p>- Kendine yeterlilik, pandemi döneminde olduğu gibi,  İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’a saldırısı ile başlayan savaş nedeniyle daha çok önem kazandı. Kendine yeterlilik için özellikle tarımda, gıdada üreticinin desteklenmesi ve artan maliyetin karşılanması gerekiyor.</p>
<p>- Türkiye, yeni döneme kendini hazırlamak zorunda. Gıdada, tarımda, sanayinin eksik olduğu dallarda fiyata bakmadan gerekirse devlet destekleriyle, gerekirse teşvik mekanizmasını çalıştırarak üretimi sürdürülebilir hale getirmeli. Çünkü, İran Savaşı, dışa bağımlılığın risklerini bir kez daha gösterdi. Enerji bağımlılığının, gübrede hammadde bağımlılığının nasıl sonuçlar doğurduğu görüldü.</p>
<p>- Yeni dönemin ticareti kurallarında ciddi farklılıklar olacak, tedarik zincirinde, ürün alınan ve satılan pazarlarda çeşitlilik önemli. Tek pazara bağımlılık büyük sorunlara neden olabilir.</p>
<p>- Savunma sanayinde olduğu gibi tarım ve sanayide de yeni hamlelere ve üretim odaklı yatırımlara ihtiyaç var.  Maliyetler yüksek diye Mısır’a, Afrika’ya gidenlere ‘giderse gitsin’ mantığı ile bakılmamalı. İçerde üretim kaybedilirse yarın dışarıdan ürün alınamazsa sonuçları ağır olur.</p>
<p>-Türkiye, üretimi, sanayiyi, tarımı, toprağı, suyu korumak üzerine politika geliştirmeli. </p>
<p>- İklimsel riskler, savaşın etkileri ile riskin bu kadar yüksek olduğu tarımda üretimin sürdürülebilirliği için mutlaka ilave desteklere ihtiyaç var.</p>
<p>-Mersin’de üretilen meyve ve sebzelerin daha katma değerli hale gelmesi, ihraç edilmesi ve üreticisine para kazandırması için kurutularak, dondurularak piyasaya arz edilmesi sağlanmalı. Bunun için kurutma ve dondurma tesislerinin desteklenmeli. Kurutma ve dondurma veya dondurarak kurutma raf ömrünü de uzatıyor.</p>
<p>-Narenciyeden para kazanamayan üretici tropikal meyvelere; kivi, ananas, avokado, mango gibi ürünlere yöneliyor. Tropikal meyveler çok su tükettiği için bu yönelime karşı olanlar var. Tropikal meyve üreticileri ise suyun verimli kullanılması durumunda çok su tüketilmediğini savunuyor.</p>
<p>- Tarımda, kırsalda nüfus yaşlanıyor. Gençleri tarıma kazandıracak çalışmalar yapılmalı. Tarımın yükü kadınların üzerinde ama kadınların emeği görünür değil, bunu mutlaka görünür kılmak gerekir.</p>
<p>- Kooperatiflere özel destek sağlanarak üreticinin örgütlenmesi sağlanmalı.</p>
<p>-Üreticiler, ürettiği sütün, etin, meyvenin, sebzenin fiyatını belirleyememekten ve üretim maliyetleri artarken, ürün fiyatlarının aynı oranda artmamamsından şikayetçi.</p>
<p>- Tarımda işçi sorunu her geçen gün daha da büyüyor. Üreticiler işçi bulamamaktan yakınırken, çalışanlar ücretlerin yetersiz olmasından şikayetçi. İşçilik sorunu üretimi olumsuz etkileyecek boyutlarda.</p>
<p>- İhracatçılar, artan maliyet ve fiyatlar nedeniyle rekabet edemediklerini belirtirken sektöre danışılmadan alınan ihracat yasağı kararları nedeniyle pazar kaybettiklerini ifade ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/jeopolitik-kirilmalarin-esiginde-tarimin-gelecegi-77524</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/4/1280x720/346-1776753470.JPG" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Jeopolitik kırılmaların eşiğinde tarımın geleceği ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/calisanlarin-yuzde-42si-bezdirim-magduru-77523</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 07:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çalışanların yüzde 42’si bezdirim mağduru</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Cinsel tacizden psikolojik şiddete dek bezdirimin kaynağı, güç sahibi olunca tiranlaşan yönetici... Bezdirimcilerin cinsiyet dağılımı: Erkek, %65; kadın, %54. Mobbingci patron olma!</strong></p>
<p><strong>1- SORUN: Bezdirim</strong> de ne? Aslında <strong>çalışma hayatımızın sosyal kanseri</strong> diye tanımlayacağım <strong>mobbing</strong> için önerdiğimiz <strong>Türkçe kelime</strong>… Çalışanı <strong>bezdiriyorsun</strong>, psikolojik, <strong>fiziksel baskı</strong> uyguluyor, angarya yüklüyor ve <strong>hayatını zindana</strong> çeviriyorsun. Peki, <strong>sen kimsin ey bezdirimci</strong> ve <strong>cürmün nedir</strong>?</p>
<p><strong>2- ETKİSİ: Persty </strong>Yönetim Danışmanlık ve <strong>Canan Duman Akademi</strong> iş birliği ile periyodik olarak yürütülen ‘<strong>Türkiye İş Dünyası Araştırması'nın ikincisi</strong> bezdirim (<strong>mobbing</strong>) üzerine yapılmış. <strong>Bin 246</strong> kişinin katılımından öğreniyoruz ki <strong>bezdirim mağduriyet oranı %42</strong>. İşyeri hastalığı adeta...</p>
<p><strong>BENİ EN FAZLA UĞRAŞTIRAN SORUN</strong></p>
<p><strong>3- ÖNERİ</strong>: Bana göre tıpkı <strong>ekonominin kanseri enflasyon</strong> veya <strong>paranın belalısı faiz</strong> gibi izlenmesi gereken... Zira <strong>çalışma barışını</strong> bozuyor, <strong>gizli açık tiranların</strong> aramızda gizlenerek varlıklarını sürdürmesine yol açıyor. Bezdirim en fazla<strong> mücadele edilmesi gereken </strong>sorundur.</p>
<p><strong>4- UYGULAMA</strong>: Mağdurların <strong>%67</strong>’si <strong>bezdirimi ispatlamakta</strong> zorlanıyor, <strong>%85</strong>’i bu konuda <strong>yetkili kişi</strong> veya <strong>kurumlara sesini</strong> duyuramıyor. Bezdirimi <strong>görmezden gelmek; %42</strong>, mağduru <strong>susmaya zorlamak; %31</strong>, başka bir yere <strong>nakli istemek; %20</strong>. Patronlar işyerinde <strong>mobbing radarı</strong> kursun.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Bezdirime dair…</strong></span></p>
<p><strong>Bezdirimin ispatı kolay mı?</strong></p>
<p>Mağdurların <strong>%67</strong>’si ispatta zorlanıyor. Mağdurların <strong>%76</strong>’sı; istifa etmeyi düşünüyor. Yasal haklarını bilmeyenlerin oranı; <strong>%58</strong>. İşletmelerin bezdirim tedbiri almadığını düşünenler ise <strong>%69</strong> düzeyinde…</p>
<p><strong>İspatta zorlananlar ne yapsın?</strong></p>
<p>Eğer <strong>patronun bizzat kendisi</strong> etrafına mobbing yapıyorsa, mücadele etmek daha zor. Ancak alt kademe yöneticisi veya mevkidaşın bezdirim uyguluyorsa, <strong>en üst yönetime bildirmek</strong> gerekir.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>EN İYİ KAMÇILAYANI TERFİ ETTİRİRSEN…</strong></p>
<p>Ben, işyerindeki <strong>bezdirimlerden</strong> (mobbing) <strong>patronun</strong> ve <strong>üst düzey yöneticilerinin</strong> sorumlu olduğuna inanıyorum. Siz <strong>en iyi kamçılayanı terfi</strong> ettirir, onlara <strong>mikro iktidar alanı</strong> açıp <strong>astlarına nasıl davrandıklarını</strong> denetlemezseniz, <strong>yığınca mağdur</strong> çalışan yaratırsınız.</p>
<p><strong>BEZDİRİM LÛGATI:</strong></p>
<p><strong>Mobbing</strong>: Bezdirimin İngilizcesi… İşyerinde patron, yönetici veya akran terörü diyebiliriz.</p>
<p><strong>Mikroagresyonlar</strong>: Bezdirimin sinsi olanı. “Şaka yaptık, alıngansın” türü iğnelemelerle yormak</p>
<p><strong>Psikolojik şiddet</strong>: İstekleriyle arada duranın ruhsal dengesini bozmaya yönelik söylem eylem</p>
<p><strong>Mobbing radarı</strong>: Tepe yönetimin kurum için bezdirime karşı uyanık olması, gözlem yapması</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/calisanlarin-yuzde-42si-bezdirim-magduru-77523</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/7/8/1280x720/kadin-calisan-yorgun-1749535331.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çalışanların %42’si bezdirim mağduru ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mizaru-kikazaru-iwazaru-77522</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 07:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mizaru, kikazaru, iwazaru</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Görülmesi gereken dönemde görme, duyulması gerekenleri duyma ve söylenmesi gerekenleri bilmiyormuş gibi yaparak zamanında söyleme; yani Japonca aslıyla <strong>“mizaru, kikazaru ve iwazaru”</strong>, sonra da zamansız bir şekilde ortaya çık!</p>
<p>Bir zaman geçince<strong> “görmeye, duymaya ve söylemeye”</strong> başla ama asıl muhatabı karşına alamadığın için hedef tahtasına başkasını koy!</p>
<p>Önce bankacılık kesiminden yükselen sesler, ardından bazı medya kuruluşlarında zaman zaman depreşen sözüm ona faiz odaklı çıkışlar...</p>
<p>Kimi tutar bu programın ömrünü tamamladığını söyler, sanki ortada gerçek bir ekonomik program varmış ve işe yarayacağı gerçekten umuluyormuş gibi; kimi de tutar <strong>“Bu operasyonu kimin adına çektiniz”</strong>in değişik bir versiyonunu gündeme getirir. Adeta <strong>“Tamam işte, kamuoyu da, bankacılar da bizim gibi düşünüyor”</strong> yaklaşımından güç alarak…</p>
<p>Ama amaç da pek net değil, amaç üzüm yemek mi, bağcıyı dövmek mi? Gerçi birilerini dövmekse amaç, hedef alınanın bağın sahibi değil bağda çalışan olduğu ortada.</p>
<h2>Kimse heveslenmesin!</h2>
<p>Son söyleneceği en başta söyleyeyim. Hiç kimse heyecanlanmasın, eğer beklenti içindeyse hayal kırıklığına uğrayacağını bilsin; seçim yaklaşana kadar ekonomi yönetiminde çok önemli değişiklikler olmaz; bağda çalışan işçi görevine devam eder.</p>
<p>Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e karşı olan cephenin genişlediği ve güçlendiği, bunun da Şimşek’in <strong>“görevden affını”</strong> istemesiyle sonuçlanacağı düşüncesinde olanlar gitsin kendine başka bir meşgale bulsun.</p>
<p>Ekonomi politikasının nasıl bir şekil alacağını düşünürken sondan başa gitmek gerekir. Son, seçimdir ve ekonomik tercihlerde ortaya çıkacak değişikliği belirleyecek olan da seçimin tarihidir.</p>
<h2>Seçim ve makas</h2>
<p>Bu yıl bir seçim var mı, yok.</p>
<p>Seneye seçim var mı, en azından ilk yarıda yok.</p>
<p>Seçim olsa olsa en erken 2027’nin ikinci yarısında.</p>
<p>Anayasanın ara seçimi gerekli kılan hükümlerine uyulacak mı, hayır; dolayısıyla ara seçim de yok.</p>
<p>Seçime ilişkin bu takvimin söylediği şu:</p>
<p><strong>“Bu yıl kim ne kadar şikayet ederse etsin ekonomi politikasında temelde bir değişiklik olmaz. Hangi bankacı ne derse desin, hangi medya kuruluşu ne yazarsa yazsın, temel politikalarda değişiklik gündeme gelmez.</strong></p>
<p><strong>Hem ekonomide bazı kararlar alarak, bazı uygulamaları değiştirerek istenilen sonucu elde etmek mümkün değil ki… Bunlar işin kolayı zaten, önemli olan sağlıklı bir ekonomi ortamı oluşturmak, o da ekonomik değil, siyasi bir tercih. O da yapılmaz.</strong></p>
<p><strong>Adalet algısının böylesine bozulduğu bir ortamda ekonomiye ilişkin üç beş kararla sorunun üstesinden gelineceğini düşünmek fazla iyimserlik olmaz mı?</strong></p>
<p><strong>Ufukta bir seçim görünmediğine göre yakınan yakındığıyla kalır ve hiçbir şey değişmez.”</strong></p>
<h2>Üç işaret…</h2>
<p>Bu köşede 22 Aralık’ta<strong> “Ne zaman seçim ne yazık ki ancak o zaman birazcık geçim”</strong> başlıklı bir yazı kaleme almıştım. O yazıda enflasyonla mücadeleyi ikinci plana iten ve toplumun nefes almasına katkıda bulunan adımlar görüldüğünde bunun seçimin ayak sesleri olarak okunması gerektiğini vurgulamıştım.</p>
<p>Seçimin yaklaştığını gösteren işaretler neler mi olurdu…</p>
<p>Bir; faiz muhtemelen olması gerekenden daha fazla düşürülür ve krediye erişim kolaylaşır, böylece hem hanehalkının, hem reel sektörün görece de olsa rahatlaması sağlanır.</p>
<p>İki, çalışanlara ve emeklilere enflasyon farkının ötesinde artışlar verilir.</p>
<p>Üçüncü olarak da bazı para ve vergi cezaları belki anapara da dahil affedilir.</p>
<p>Zaten şimdi bir anlamda örtülü olarak yapılması istenenler bunlar.</p>
<p>Örtülü olarak, çünkü<strong> “Bu program ömrünü tamamladı”</strong> diyenlerin de, <strong>“Program çöktü”</strong> diyenlerin de önerdikleri somut bir program yok. Programın çöktüğünü dile getiren bir medya kuruluşundan tabii ki teknik bir program önerisinde bulunması beklenmez; ama bu görüşü ileri sürenler pekala ekonomik olmayan gerçek çözümü dile getirebilir; ama onu da yapamazlar.</p>
<p>Çünkü gerçek çözüme değinmek el yakar! Tabii ki öyle bir sorun olduğu da kabullenilmiyordur, o da ayrı.</p>
<h2>Bankacılar ne ister, belli…</h2>
<p>Bankacılık kesiminin ne istediği, ne isteyebileceği çok açık. Bu istekler kapalı kapılar ardında hep dile getiriliyordu, bu kez daha açık bir şekilde söylendi.</p>
<p>Bankacı emaneten para toplar ve üstüne kâr koyarak o parayı kredi olarak kullandırır, bir başka ifadeyle satar.</p>
<p>Banka, doğal olarak daha düşük maliyetle para toplamak ister. Bu sayede kredi faizi düşük olacaktır, ucuz kredi kolay satılacaktır.</p>
<p>Oysa şimdi yüksek faiz yüzünden hem mevduat maliyetli, hem kredi faizi yüksek seyretmektedir ve kredi geri dönüşünde sorun yaşanmaktadır. Bankalar bir de tabii ki kredi kullandırmada sınırlama olmamasını tercih eder.</p>
<p>Şimdi her türlü sorun var. Faiz görece yüksek, toplanan para da sınırlamalar yüzünden ve pahalı bulunduğu için yeterince satılamıyor.</p>
<p>Bu istekleri yerine getirmek çok basit de, sonrası başka maliyetlere yol açıyor işte. Ekonomi yönetiminin temel önlem anlayışı herkesin <strong>“perhiz yapmasını sağlamak”</strong> olduğu için<strong> “daha az yenilsin, içilsin, daha az kredi kullanılsın, daha az üretilsin, tüketilsin”</strong> mantığı güdüldüğü için buna izin verilmiyor ve çıkarlar işte bu aşamada çatışıyor.</p>
<p>Bankacılık kesimi de bekleyecek; seçim yaklaşınca tüm bu sorunlar geride kalacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/mizaru-kikazaru-iwazaru-77522</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/6/1280x720/enflasyon-kimin-umurunda-1741088762.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Önce bankacılık kesiminden yükselen sesler, ardından bazı medya kuruluşlarında zaman zaman depreşen sözüm ona faiz odaklı çıkışlar... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/enerjide-oncelik-artik-arz-guvenligi-cop31-turkiye-icin-firsat-77554</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 07:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Enerjide öncelik artık arz güvenliği, COP31 Türkiye için fırsat&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FERZAN ÇAKIR</strong></p>
<p>Jeopolitik gerilimlerin enerji piyasalarını yeniden şekillendirdiği bir dönemde, TSKB Genel Müdürü Ozan Uyar hem küresel riskleri hem de Türkiye’nin enerji dönüşümüne ilişkin yol haritasını değerlendirdi. Uyar’a göre, Hürmüz Boğazı etrafında şekillenen belirsizlikler kısa vadede fiyat baskısını artırıyor, ancak bu tablo Türkiye açısından yalnızca risk değil, aynı zamanda yeni fırsat alanları yaratıyor. Özellikle Uzak Doğu’nun tedarik ve navlun tarafında yaşayabileceği sıkıntılar, ana pazarı Avrupa olan Türkiye için belirli alanlarda boşluk doldurma imkanı yaratabilir. Ancak mevcut tabloyu tek bir senaryoyla okumak mümkün değil. Bu nedenle artık ekonomi yönetiminden finansman dünyasına kadar herkesin düşük olasılıklı görülen riskler dahil çok sayıda senaryo üzerinde çalışması gerekiyor.</p>
<p><strong>Fizibilitenin önüne arz güvenliği geçti</strong></p>
<p>TSKB Genel Müdürü Ozan Uyar, enerji yatırımlarında önceliklerin son dönemde belirgin biçimde değiştiğine dikkat çekti. Geçmişte enerji projelerinde ilk bakılan başlığın fizibilite, yani yatırımın geri dönüşü ve verimliliği olduğunu, bugün ise dünyada birinci temanın arz güvenliği haline geldiğini vurguladı.</p>
<p>Ozan Uyar’ın değerlendirmesine göre, siyasi söylemlerde zaman zaman aksi yönlü mesajlar öne çıksa da, rakamsal gerçekler yenilenebilir enerji yatırımlarında küresel ölçekte bir geri çekilmeye işaret etmiyor. Uyar, ABD Başkanı Donald Trump’ın zaman zaman yenilenebilir enerji karşıtı söylemlerine rağmen ABD’de dahi yenilenebilir enerji yatırımlarının artarak sürdüğünü, bu alanda küçülme değil büyüme yaşandığını belirtiyor.</p>
<p>Bu tablo Çin için daha çarpıcı bir boyut taşıyor. Çin, yenilenebilir enerji teknolojilerinde ve yatırımlarında artık açık biçimde belirleyici güç konumunda. Her ne kadar dünyanın en büyük karbon salınımı yapan ve en fazla kömür santrali işleten ülkesi olmayı sürdürse de, toplam yatırım hacmi açısından bakıldığında Çin’in yenilenebilir enerji alanında küresel dengeyi değiştiren bir ölçeğe ulaştığı görülüyor.</p>
<p>Uyar, dünyada yılda yaklaşık 3 trilyon dolarlık enerji yatırımı yapıldığına, bunun yaklaşık 2 trilyon dolarlık bölümünün yenilenebilir enerji alanına yöneldiğine dikkat çekiyor. Bu eğilimde yalnızca iklim politikalarının değil, maliyet tarafındaki gelişmelerin de belirleyici olduğu vurgulanıyor.</p>
<p><strong>Güneş enerjisi ve depolama öne çıkıyor </strong></p>
<p>Ozan Uyar’ın dikkat çektiği bir diğer başlık ise depolama yatırımları. Maliyetlerdeki düşüş bu alanı giderek daha cazip hale getiriyor ve bugün birçok yatırımcı açısından güneş artı depolama kombinasyonu en ekonomik seçeneklerden biri olarak öne çıkıyor. Buna rağmen depolama projelerinde gelir kalemlerinin henüz tam netleşmemiş olması, fizibilite hesaplarını karmaşık hale getirebiliyor. Bu nedenle finansman kararlarında hâlâ ana üretim varlığı merkeze alınıyor. Yani GES ya da RES’in temel üretim kapasitesini esas kabul ederek hareket ediliyor. Bununla birlikte Uyar, TSKB’nin depolamalı yatırımları desteklediğini, finansman sağladığı bazı projelerin devreye girdiğini ve bu alandaki ivmenin önümüzdeki dönemde daha da güçleneceğini belirtiyor.</p>
<p><strong>COP31 hazırlıkları hızlandı </strong></p>
<p>Kalkınma finansmanı kuruluşlarıyla yakın çalışan TSKB, COP31’i yalnızca bir iklim zirvesi olarak değil, Türkiye’nin uluslararası görünürlüğü, kaynak erişimi ve iklim diplomasisindeki konumu açısından da stratejik bir fırsat olarak görüyor. TSKB’nin çok uluslu kalkınma bankalarıyla kurduğu ilişki ağı ve uluslararası platformlardaki üyelikleri nedeniyle zirvede aktif rol üstleneceği de vurgulanıyor.</p>
<p>TSKB, yeşil dönüşümün büyük şirketler için artık kaçınılmaz hale geldiğine dikkat çekerken, esas kritik alanlardan birinin KOBİ’ler olduğunu vurguluyor.</p>
<p>Düzenlemeler kadar kamu teşviklerinin de kritik önemde olduğunu hatırlatan Uyar, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı ve KOSGEB gibi kurumların desteklerinin, dönüşümün tabana yayılmasında belirleyici olacağını ifade ediyor.</p>
<p><strong>Türkiye’nin hem hedefi hem finansman ihtiyacı büyük </strong></p>
<p>Son 15-20 yıllık dönemde Türkiye’nin enerji alanında önemli bir gelişim gösterdiğini belirten Uyar, özellikle Rusya-Ukrayna savaşı sırasında yaşanan Avrupa enerji krizinin, geçmişte atılan adımların değerini daha görünür hale getirdiğini düşünüyor.</p>
<p>Ancak yeni dönemin hedefleri çok daha yüksek. Uyar, 2035 perspektifinde yenilenebilir enerji kapasitesinin yaklaşık 3-4 kat artırılmasının konuşulduğunu, bunun da yıllık en az 10 milyar dolarlık yatırım ihtiyacı anlamına geldiğini hesaplıyor. TSKB’ye göre Türk bankacılık sektörü normal koşullar altında bu dönüşümü finanse edecek kapasiteye sahip.</p>
<p>Banka, kendi verileri üzerinden de bu kapasiteyi ortaya koyuyor. Geçen yıl yaklaşık 2 milyar dolarlık, bir önceki yıl ise 1,8 milyar dolarlık kredi kullandırdığını belirten TSKB, toplam kredi portföyünün yaklaşık yüzde 30’unun enerji tarafında bulunduğunu, bunun da neredeyse tamamının yenilenebilir enerji projelerinden oluştuğunu kaydediyor.</p>
<p>Kaynak tarafında da uluslararası ilginin sürdüğüne işaret eden Uyar, 2024’te yaklaşık 1,7 milyar dolar, 2025’te ise 1,8 milyar dolar kaynak sağladığını belirtiyor. Öz kaynak hariç fonlamanın yaklaşık yüzde 60’ının kalkınma finansmanı kuruluşlarından geldiğini, Türkiye’ye yönelik ilginin sürdüğünü ve kaynak bulmakta zorlanmadıklarını ifade ediyor.</p>
<p><strong>Türkiye Yeşil Fonu ile yeni model</strong></p>
<p>TSKB’nin öne çıkardığı bir diğer başlık da öz kaynak yatırımları. Banka, Dünya Bankası’ndan sağlanan 155 milyon dolarlık uzun vadeli ve uygun maliyetli kaynakla Türkiye Yeşil Fonu üzerinden firmalara azınlık ortak olarak yatırım yapıyor. Amaç, emisyon azaltımı, yeşil dönüşüm ve döngüsel ekonomi gibi alanlarda hedefleri bulunan şirketlerin dönüşümüne sermaye desteği sağlamak.</p>
<p>TSKB yönetimi, bu yapının Türkiye’de etki yatırımı alanı açısından önemli bir örnek olduğunu düşünerek 2026’da yatırım sayısının artmasını bekliyor. Uzun vadede bu yapının benzer yeni fonlar ve ilave yatırımcı ilgisi için de örnek teşkil etmesi hedefleniyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>TSKB, kütüphane seferberliğini İç Anadolu’ya taşıdı</strong></span></p>
<p>TSKB, 6 Şubat depremlerinin ardından başlattığı kütüphane seferberliğini İç Anadolu’ya genişleterek Nevşehir, Aksaray ve Niğde’de üç yeni okul kütüphanesi açtı. Böylece deprem bölgesinde kurulan 11 kütüphanenin yanı sıra açılan 3 kütüphaneyle birlikte toplam sayı 14’e ulaştı.</p>
<p>TSKB’nin bu alandaki yatırımları, yeni bir sosyal sorumluluk anlayışından ziyade uzun yıllara dayanan kurumsal birikime dayanıyor. 1971 yılında ihtisas kütüphanesini açan banka, bugün yaklaşık 60 bin kitap ve makaleden oluşan koleksiyonu ile yerli ve yabancı binlerce süreli yayını kapsayan güçlü bir bilgi altyapısına sahip.</p>
<p>TSKB’nin hayata geçirdiği 100. Yıl Cumhuriyet Kütüphaneleri, klasik kütüphane algısının ötesine geçiyor. TSKB Genel Müdürü Ozan Uyar, bankanın kalkınma yaklaşımını çok boyutlu bir çerçevede ele aldıklarını belirterek, “TSKB olarak, çok katmanlı bir yapısı olan kalkınma kavramını ekonomik, çevresel, sosyal ve kültürel boyutlarıyla bütüncül bir yaklaşımla ele alıyoruz. Depremin hemen ardından eğitimde fırsat eşitliğine destek olmak için verdiğimiz 11 İlde 11 Kütüphane sözümüzü tutmanın gururunu yaşıyoruz. Kütüphaneler aracılığıyla yarattığımız sosyal ve kültürel etkiyi Nevşehir, Aksaray ve Niğde’deki yeni kütüphanelerimizle daha da genişletmekten büyük bir mutluluk duyuyoruz. Eğitimde ve sanatta fırsat eşitliğini temel alan uzun soluklu projelerimizle Türkiye’nin aydınlık yarınları için çalışmaya devam edeceğiz” diyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/enerjide-oncelik-artik-arz-guvenligi-cop31-turkiye-icin-firsat-77554</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/5/4/1280x720/5-1776758144.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TSKB Genel Müdürü Ozan Uyar, küresel belirsizlikler ve Hürmüz kaynaklı risklerin enerji yatırımlarında öncelikleri değiştirdiğini belirterek, artık projelerde fizibilitenin önüne arz güvenliğinin geçtiğini söyledi. Uyar, COP31, Türkiye’nin iklim diplomasisi ve uluslararası görünürlüğü açısından önemli bir fırsat olarak değerlendirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/ekonomi-masasi-77516</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> ABD-İran gerilimi küresel enflasyonu nasıl etkileyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="ABD-İran Gerilimi Küresel Enflasyonu Nasıl Etkileyecek? | Ekonomi Masası | 21 Nisan" src="https://www.youtube.com/embed/5CwoWDSKB30" width="700" height="450" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/ekonomi-masasi-77516</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/6/1280x720/seref-oguz-berfin-cipa-1773899165.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tarihin-sifir-noktasi-bizde-muzigimiz-unesco-tescilli-mutfagimiz-igcat-yolunda-77521</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 07:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Tarihin sıfır noktası’ bizde müziğimiz UNESCO tescilli mutfağımız ‘IGCAT’ yolunda</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞANLIURFA </strong>Büyükşehir Belediye Başkanı <strong>Mehmet Kasım Gülpınar, “tarihin sıfır noktası” </strong>olarak öne çıkan Göbeklitepe ve ardından Karahantepe’nin daha da dikkatleri çekmesiyle turizmi hareketlenen kentte çıtayı yukarı taşımak için önüne bazı hedefler koydu.</p>
<p>İlk aşamada, <strong>“ciğer-lahmacun-kebap üçgeni”</strong>ne sıkışmış Şanlıurfa’nın gastronomi açısından zenginliğini, mutfağının çeşitliliğini gün yüzüne çıkarıp UNESCO’da tescil edilmesini sağlamayı gündemine aldı. Ekibi dosya hazırlamak üzere harekete geçince Şanlıurfa’nın gastronomisiyle UNESCO’ya başvurduğunu, bazı eksikler nedeniyle tescili ilk aşamada alamadığını gördü.</p>
<p>Bir taraftan gastronomiyle ilgili yeniden başvuru dosyası üzerinde çalışma sürerken diğer taraftan önceki yönetim döneminde alınan “<strong>UNESCO Dünya Müzik Şehri</strong>” ünvanına odaklanıldı. Çünkü, Şanlıurfa’nın 80’i aşkın ülkeden 100’ü aşkın “<strong>Dünya Müzik Şehri</strong>” arasına girmiş olması tanıtım açısından önemli bir kozdu.</p>
<p>Şanlıurfa’nın müzik kültürü ve birikimiyle UNESCO’da tescillenmesine sevinirken, gastronomi tarafında orada şanslarının kalmadığı anlaşıldı. UNESCO’nun tescilleme konusunda kuralı vardı:</p>
<ul>
<li><strong>Bir şehri iki ayrı listemize koyamıyoruz. Şanlıurfa, müzik listemize girdi. Ayrıca gastronomi listemize alamayız.</strong></li>
</ul>
<p>Şanlıurfa, bölgenin en çok turist çeken illeri Mardin ve Gaziantep’i geçmişti ama 1 milyon turist, Başkan <strong>Mehmet Kasım Gülpınar </strong>için yeterli değildi:</p>
<p>-          <strong>Şanlıurfa’nın turizmdeki güçlü yanları arasında gastronomiyi de eklememiz lazım. Şanlıurfa’nın mutfağının </strong>“ciğer-lahmacun-kebap” <strong>üçgeninden ibaret olmadığını dünyaya anlatacak bir yol bulmak için çalışmalıyız.</strong></p>
<p>Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi’ndeki ekip, Başkan <strong>Mehmet Kasım Gülpınar</strong>’ın beklediği yolu <strong>“Uluslararası Gastronomi, Kültür, Sanat ve Turizm Enstitüsü”</strong>nde (IGCAT) buldu. Şanlıurfa’nın <strong>“2029 Dünya Gastronomi Bölgesi” (World Region of Gastronomy) </strong>unvanına aday gösterilmesini sağladı.</p>
<p>Şanlıurfa’nın IGCAT’daki adaylık süreci şöyle gelişti:</p>
<ul>
<li><strong>Unutulmaya yüz tutmuş Urfa yemeklerini gün yüzüne çıkarmak, geleneksel tarifleri kayıt altına almak ve ata tohumlarını koruyarak yerel üreticiyi güçlendirmek adına başlatılan süreçte önce Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi ile IGCAT arasında ön görüşmeler gerçekleşti.</strong></li>
<li><strong>Ardından, Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi, Harran Üniversitesi, Haliliye Belediyesi, Eyyübiye Belediyesi, Karaköprü Belediyesi, GAP İdaresi, Şanlıurfa Ticaret ve Sanayi Odası, Slow Food Türkiye Network ve Bureau Gastronomica’nın dahil olduğu komisyon kurdu.</strong></li>
<li><strong>Hazırlanan başvuru dosyası, Barcelona’da düzenlenen IGCAT Danışma Kurulu toplantısında değerlendirildi. Şanlıurfa, Türkiye’den resmi aday ilan edilen ilk şehir oldu.</strong></li>
</ul>
<p>Şanlıurfa Büyükşehir Belediye’si, Başkan <strong>Mehmet Kasım Gülpınar </strong>ev sahipliğinde İstanbul’da düzenlediği bir buluşmayla <strong>“IGCAT 2029 Dünya Gastronomi Bölgesi” </strong>adaylığını dünyaya duyurdu.</p>
<p><strong>Gülpınar, </strong>adaylığın yalnızca Şanlıurfa için değil, Türkiye adına da çok önemli olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Şanlıurfa, </strong>“IGCAT Dünya Gastronomi Bölgesi” <strong>adaylığı ile tarihi bir başarı elde etti. Bu, yalnızca bir adaylık değil, insanlığın ilk sofralarından bugüne uzanan kültürel mirasın dünya ile buluşmasıdır.</strong></p>
<p>Göbeklitepe ve Karahantepe kazılarında ortaya çıkan bulguların ve bölgedeki mutfak kültürünün insanlık tarihinin en erken dönemlerine uzandığına işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Yiyecek kalıntıları, taş tezgahlar, öğütme ve ezme taşları ile ortak tüketim alanları, Şanlıurfa’nın gastronomi tarihinde eşsiz bir yere sahip olduğunu gösteriyor.</strong></p>
<p>Bu süreci yalnızca bir unvan kazanma hedefiyle değil, daha geniş bir vizyonla ele aldıklarını kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Gastronomiyi yerel üretimi destekleyen, kültürel mirası koruyan ve gelecek nesillere aktaran bir kalkınma modeli olarak görüyoruz. Unutulmaya yüz tutmuş yemeklerimizi yeniden gün yüzüne çıkaracağız, geleneksel tariflerimizi kayıt altına alacağız.</strong></p>
<p>Ata tohumlarını koruyacaklarını, yerel üreticileri güçlendirme programı uygulayacaklarını irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye’de her şey var. Ürün var, kültür var, hikaye var. Bu hikayeyi dünyaya anlatacak güçlü bir modele de ihtiyacımız var. Biz bu süreci, tam da bu ihtiyaca cevap verecek bir yolculuk olarak görüyoruz.</strong></p>
<p>Ardından şu mesajı verdi:</p>
<p>-          <strong>IGCAT, adaylığımızı resmi olarak ilan etti. Süreci tüm paydaşlarla birlikte titizlikle yürüteceğiz. Şanlıurfa’nın 2029 yılında bu unvanı kazanması için kararlılıkla çalışacağız.</strong></p>
<p>Şanlıurfa’nın IGCAT tarafından <strong>“2029 Dünya Gastronomi Bölgesi” </strong>ilan edilmesine kesin gözüyle bakılıyor…</p>
<p>Bu kararın, Şanlıurfa’nın turizm destinasyonu gücünü biraz daha perçinlemesi bekleniyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Şanlıurfa, olağanüstü mirasını dünya ile paylaşmak için öne çıktı</span></h2>
<p><strong>IGCAT </strong>(International Institute of Gastronomy, Culture, Artsand Tourism) Başkanı <strong>Diane Dodd, </strong>Şanlıurfa Büyükşehir Belediye’sinin İstanbul’da düzenlediği buluşmaya video mesajıyla katıldı:</p>
<p>-          <strong>Şanlıurfa’yı eşsiz kılan enerjiyi, lezzetleri ve hikayeleri deneyimlemeyi çok istiyordum ama gelemedim. Bu adaylık, bir vizyonun takdiridir. Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Kasım Gülpınar’ın liderliğinde Şanlıurfa olağanüstü mirasını dünyayla paylaşmak üzere öne çıktı.</strong></p>
<p><strong>Diane Dodd, </strong>Şanlıurfa dosyasını <strong>“muhteşem hikaye” </strong>olarak niteledi:</p>
<p>-          <strong>Gastronomi bir trend değil, 12 bin yıllık yaşayan bir anlatının olduğu bir yer. Taş Tepeler’den alınan ilham, bu toprakların medeniyetin beşiklerinden biri olduğunu, yiyecek, kültür ve topluluğun zaten derinlemesine iç içe geçtiğini hatırlatıyor.</strong></p>
<p><strong>Dodd, “UNESCO Müzik Şehri” </strong>olarak Şanlıurfa’nın çok güçlü bir şeyi somutlaştırdığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Müzik ve gastronomi arasında ayrılmaz bağ var. Sıra Gecelerinde sadece geleneği değil, hem yerlilere hem de ziyaretçilere hitap eden canlı, nefes alan bir kültürel deneyimi görüyoruz. </strong>“Dünya Gastronomi Bölgesi Ödülü” <strong>tam olarak bunu temsil ediyor.</strong></p>
<p>Bunun sadece bir unvan değil, yolculuk olduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Bölgelerin yerel ekonomilerini güçlendirmelerine, üreticileri desteklemelerine, biyoçeşitliliği korumalarına ve yemek kültürleriyle gurur duymalarına yardımcı olan bir yolculuk. Uluslararası görünürlük yaratıyor.</strong></p>
<p>Yerel kimliği ve direnci güçlendirdiğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Şanlıurfa için Türkiye’den aday gösterilen ilk şehir olmak zaten tarihi bir adım. Güveni gösteriyor, hırsı gösteriyor. Dünyaya net bir mesaj gönderiyor: </strong>Bu şehir, kültürü, mirası ve insanlarıyla liderlik etmeye hazır.</p>
<p>Adaylığın önemini ayrıca şöyle ortaya koydu:</p>
<p>-          <strong>Bu adaylık önemli, çünkü sadece tanınmakla ilgili değil, gelecekle ilgili. Genç nesillerin geleneklerinin değerini gördüğü bir gelecek. Yerel ürünlerin hak ettikleri takdiri kazandığı bir gelecek.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">2010 yılında Barcelona’da kuruldu</span></h2>
<p><strong>ULUSLARARASI </strong>Gastronomi, Kültür, Sanat ve Turizm Enstitüsü (IGCAT), 2010 yılında Barcelona’da (İspanya) kuruldu. Kurucuları IGCAT’ı şöyle tanımladı:</p>
<ul>
<li><strong>Sürdürülebilir ve dengeli turizm ile kalkınma stratejilerinin bir parçası olarak, bölgesel gıda, kültür, sanat ve doğal varlıkların korunması ve tanıtımına yönelik farkındalık oluşturmayı amaçlayan kâr amacı gütmeyen bir kuruluş.</strong></li>
<li><strong>IGCAT, gastronomi, kültür, sanat ve turizm alanlarında bölgesel paydaş konsorsiyumlarıyla çalışıyor. Uluslararası uzman ağından yararlanarak hükümetler arası kuruluşlarla işbirlikleri yürütüyor.</strong></li>
<li><strong>IGCAT, </strong>“Dünya ve Avrupa Gastronomi Bölgesi Ödülleri” <strong>veriyor, bu platformların resmi sekreterliğini yürütüyor.</strong></li>
<li><strong>Ayrıca, </strong>“Genç Şef Ödülleri”, “Dünya Gıda Hediye Yarışması”, “En İyi Yemek Web Siteleri Ödülleri” <strong>ve </strong>“Uluslararası Yemek Filmi Menü Ödülleri” <strong>gibi programlar geliştiriyor.</strong></li>
</ul>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘UNESCO Müzik Şehirleri’ Şanlıurfa’da toplanacak</span></h2>
<p><strong>ŞANLIURFA </strong>Büyükşehir Belediye Başkanı <strong>Mehmet Kasım Gülpınar, </strong>kentin şu özelliklerini sıraladı:</p>
<ul>
<li><strong>Şanlıurfa, </strong>“En”<strong>lerin ve ilklerin şehridir.</strong></li>
<li><strong>Tarih </strong>derseniz, bir tarih şehridir.</li>
<li><strong>Tarım </strong>derseniz, bir tarım şehridir.</li>
<li><strong>Müzik </strong>derseniz bir müzik şehridir.</li>
<li><strong>Gastronomi </strong>derseniz başlı başına bir lezzet şehridir.</li>
</ul>
<p><strong>Gülpınar, “UNESCO Müzik Şehirleri” </strong>toplantısının Portekiz’de gerçekleştiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>80’i aşkın ülkeden 100’ü aşkın şehrin temsilcilerinin katıldığı toplantıda 2026 buluşması ev sahipliği için talepte bulunduk. Toplantı Ekim 2026’da Şanlıurfa’da yapılacak.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>2026 toplantısı için ABD ve Vietnam’ın da aralarında bulunduğu ülkelerle yarıştık. Bu yılki ev sahipliğini biz üstlendik. 2027 yılı toplantısı da Cansas’ta düzenlenecek.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tarihin-sifir-noktasi-bizde-muzigimiz-unesco-tescilli-mutfagimiz-igcat-yolunda-77521</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/1/1280x720/gulpinar-1776745998.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘Tarihin sıfır noktası’ bizde müziğimiz UNESCO tescilli mutfağımız ‘IGCAT’ yolunda ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/esnafa-gecen-yil-1758-milyar-lira-kredi-kullandirildi-77520</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 07:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Esnafa geçen yıl 175.8 milyar lira kredi kullandırıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>CANAN SAKARYA/ANKARA</strong></p>
<p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, milletvekillerinin esnaf ve sanatkarlara ilişkin soru önergesini yanıtladı.</p>
<p>Bolat, 2002 yılından bu yana esnafa, kredi ve kefalet kooperatifleri ile Halkbank aracılığıyla toplam 752.3 milyar lira tutarında faiz indirimli kredi kullandırıldığını açıkladı. 2025 yılında 257 bin 709 kredi işlemiyle esnafa 175.8 milyar lira kaynak sağlanarak yıllık bazda rekor kırıldığını kaydeden Bakan Bolat, 2026 yılının Ocak ayında ise 16 bin 879 işlem kapsamında 12.6 milyar lira kredi kullandırıldığı belirtti.</p>
<p>Bolat, 2025 yılında yapılan düzenlemelerle faiz indirimli kredilere ilişkin önemli kolaylıkların hayata geçirildiğini, işletme kredilerinin üst limitlerinin 1 milyon liraya, yatırım kredilerinin üst limitlerinin ise 2,5 milyon liraya çıkarıldığını kaydetti. Bakan Bolat’ın verdiği bilgiye göre, esnaf ve sanatkarın finansmana erişimini kolaylaştıran adımlar kapsamında kredilerin yıllık faiz oranı 2025 yılı Mart ayında yüzde 25'e indirildi. Azami 5 yaşına kadar ikinci el araç alımları yatırım kredisi kapsamına alındı. Esnafın kredi alabilmesi için ticari faaliyetine başlangıç süresinden itibaren geçmesi gereken 6 aylık süre 3 aya düşürüldü.</p>
<h2>Taksit ödeme vadesi uzatıldı </h2>
<p>Kredi ve kefalet kooperatifleri vasıtasıyla verilen kredilerin daha önce 3 ay olan azami taksit ödeme vadesi isteğe bağlı olarak 6 aya kadar uzatıldı. Bakan Bolat, kredilerin geri ödeme vadesinde de bir düzenleme yapılarak 36 ay olan toplam kredi geri ödeme süresinin genişletilerek 48 aya yükseltildiğini belirterek, kredi ve kefalet kooperatiflerinin çalışma bölgelerinin bulundukları illerin sınırları dahilinde genişletilerek, esnaf ve sanatkârların finansmana erişimleri için kolaylık sağlandığını kaydetti.</p>
<h2>Makine kredisi eklendi </h2>
<p>Yeni düzenlemelerle daha önce işyeri ve taşıt edinme amacıyla sağlanan yatırım kredileri kapsamına 2.5 milyon lira limitli makine ve teçhizat alım kredisi de eklendi. Diğer taraftan kredilerde öngörülen yüzde 33’lük faturalandırma zorunluluğu bir yıl süreyle ertelendi. Yoğun talep nedeniyle beklemede olan kredi başvurularının 2025 sonuna kadar sonuçlandırılması için çalışmalar yürütülürken, limit üstü kredi başvuruların da belirli şartlarla cari faiz oranına yakın seviyelerde Halkbank tarafından karşılanabilir duruma getirildi.</p>
<h2>Borçluya da kredi yolu açıldı </h2>
<p>Vergi ve sosyal güvenlik borcu nedeniyle kredi kullanamayan esnaf için yeniden düzenlemeye gidildi. Resmî Gazete’de yayımlanan düzenlemeye göre, bu durumdaki esnafın kullanacağı kredi üzerinden azami yüzde 25 oranında ve bir yıl içinde en fazla 300 bin lira doğrudan kamu borçlarına mahsup edilecek. Kalan tutar ise esnafın kullanımına sunulacak. Aynı düzenleme ile geleneksel, kültürel, sanatsal değeri olan kaybolmaya yüz tutan meslek kollarında Esnaf Vergi Muafiyeti Belgesi sahibi esnaf ve sanatkarlar için de 31 Aralık 2026 tarihine kadar kredi kullandırımlarında vergi ve sosyal güvenlik borcu olmaması şartının aranmaması imkanı getirildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/esnafa-gecen-yil-1758-milyar-lira-kredi-kullandirildi-77520</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/7/1280x720/lira-tl-para-1776172277.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Esnaf ve sanatkarlara ilişkin soru önergesini yanıtlayan Ticaret Bakanı Ömer Bolat, 2025&#039;te 257,7 bin kredi işlemiyle esnafa 175.8 milyar lira kaynak sağlanarak yıllık bazda rekor kırıldığını, bu yılı ocak ayında ise 16 bin 879 işlem kapsamında 12.6 milyar lira kredi kullandırıldığı bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabanci-satisini-bankalar-karsiladi-77518</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 07:14:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancı satışını bankalar karşıladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Orta Doğu’yu karıştıran savaş ateşkes ve müzakere sürecine girse de hem tarafların hamlelerinde hem de piyasalarda belirsizlik sürüyor. Hafta sonu İran’ın masadan kalkması, İsrail’in Lübnan’a saldırması belirsizlikleri daha da artırıyor. 28 Şubat’ta başlayan savaş devlet tahvillerinde de yabancının sert satışına yol açtı, bu satışı karşılayan ise Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ile bankalar oldu.</p>
<p>Merkez Bankası verilerine göre ABD ve İran arasında gerilimin artmaya başladığı 13 Şubat haftasıyla birlikte yabancı devlet tahvillerinde ağırlığını azaltmak için harekete geçti. Verilere göre 13 Şubat haftasında yabancının sahip olduğu devlet tahvillerinin piyasa değeri 1 trilyon 17,5 milyar lira ile zirvede bulunuyordu. O hafta devlet tahvillerinin toplam piyasa değeri 10 trilyon 642,6 milyar lira idi. Bankaların sahipliğinde 5 trilyon 967 milyar liralık, TCMB sahipliğinde 297.2 milyar liralık, hanehalklarında 451.9 milyar liralık devlet tahvili bulunuyordu. Emeklilik fonlarında 1 trilyon 33,1 milyar liralık, yatırım fonlarında ise 685.6 milyar liralık devlet tahvili vardı. Savaşın sinyallerinin alındığı 27 Şubat ile biten hafta ve 28 Şubat'ta başlayan savaş devlet tahvillerindeki sahiplik yapısını da belirgin şekilde değiştirdi.</p>
<h2>Emeklilik ve yatırım fonları sattı </h2>
<p>Savaş boyunca ateşkesin ilan edildiği 10 Nisan ile biten haftaya kadar yabancı yatırımcı devlet tahvillerinden aralıksız çıkış yaptı. Merkez Bankası verilerine göre yabancının devlet tahvillerinin piyasa değerine göre yabancının sahip olduğu miktar 10 Nisan ile biten haftada 676.9 milyar liraya geldi. Bu 13 Şubat ile biten haftadan yani zirvesinden 340.2 milyar lira daha düşük seviyeye işaret ediyor. Yabancının bu satışları TCMB ve bankalar tarafından karşılandı. Aynı dönemde TCMB'nin devlet tahvillerindeki sahipliği piyasa değeri ile 141.8 milyar lira arttı ve 439 milyar lirayı aştı. Bankaların da sahip oldukları devlet tahvillerinin piyasa değeri 232.5 milyar lira arttı ve 6 trilyon 199,5 milyar liraya yükseldi.</p>
<p>Emeklilik ve yatırım fonları ise bu dönemde yabancı yatırımcılar gibi devlet tahvillerinde satış gerçekleştirdi. Piyasa değeri açısından emeklilik fonları 57.2 milyar liralık, yatırım fonları ise 63.7 milyar liralık portföy düşüşüne uğradı aynı dönemde.</p>
<p>Hanehalkı alımları yavaş kalıyor Hanehalkları stopaj avantajı olan devlet tahvillerinde alımlarını küçük küçük de olsa sürdürüyor. 13 Şubat-10 Nisan arasında hanehalklarının portföyünde devlet tahvillerinin piyasa değeri ile 47 milyar lira arttı ve 451.9 milyar liradan 498.9 milyar liraya yükseldi.</p>
<p>Uzmanların verdiği bilgiye göre tahvil piyasası 2026 yılında ilk darbeyi şubat ayı enflasyonu ile aldı. Tahminleri aşan veri sonrası faiz indirim beklentilerinin ortadan kalkması gösterge tahvil faizlerini yukarı taşıdı ve satış geldi. Ardından savaş sinyalleri ve başlayan savaş TL devlet tahvillerinin yabancıdan da sert satış yemesine nedeni oldu. Savaşın müzakere sürecine evrilmesiyle birlikte yani nisan ayında küçük de olsa hacim arttı ve gösterge tahvil faizlerinde düşüş başladı. Savaş boyunca Merkez Bankası yabancının satışını karşılamak ve TL varlıkları korumak için 2026 yılı boyunca alacağını belirttiği tahvil miktarının çok büyük bir bölümünü aldı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Tahvil faizleri şubata göre yüksek</span></h2>
<p>Gösterge tahvil faizlerinde 13 Şubat ile biten haftadan bugüne dalgalı bir seyir gerçekleşti. 2 yıl vadeli gösterge tahvil faizi 13 Şubat kapanışta yüzde 35,79 iken dün itibariyle 3.51 puan daha yüksek yüzde 39,30 seviyesinde işlem gördü. 2 yıl vadeli gösterge tahvil faizi savaş döneminde yüzde 44,70 seviyesine kadar yükselmişti. 5 yıl vadeli gösterge tahvil faizi de aynı dönemde 3.24 puan artarak yüzde 32,91’den yüzde 36,15’e yükseldi. 5 yıl vadeli gösterge tahvil faizinde savaş dönemindeki zirve seviye yüzde 40,02 idi. 10 yıl vadeli gösterge tahvil faizi ise 1.65 puan arttı bu dönemde ve yüzde 30,09’dan yüzde 31,74’e çıktı. 10 yıl vadeli gösterge tahvil faizinde savaş dönemi zirve seviye yüzde 35,27 olarak belirlendi. Türkiye’nin 5 yıllık ifl as risk primi CDS’i dün güne 227 baz puandan başladı, savaş sırasında 311 baz puana kadar yükselmişti. Uzmanların verdiği bilgiye göre Orta Doğu’daki gerginliğin gerilemesi, belirsizliklerin yavaş yavaş ortadan kalkması tahvil faizlerine olumlu etki yapabilir, bu da sahiplik yapısında yabancının yeniden oyuna girmesini sağlayabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/yabanci-satisini-bankalar-karsiladi-77518</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/5/4/1280x720/para-money-lira-tl5-1766305528.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı yatırımcı savaş sinyallerinin alınmasıyla birlikte satışa başlarken bu satışları içeride bankalar ve Merkez Bankası yönetmeye çalıştı. TCMB verilerine göre yabancının portföyü piyasa değeri olarak 340 milyar liranın üzerinde azaldı, bankaların 232.5 milyar lira, TCMB’nin 141.8 milyar lira arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cezalar-saganak-tahsilat-damla-boyu-77517</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 07:08:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cezalar sağanak, tahsilat damla boyu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>HÜSEYİN GÖKÇE/ANKARA</strong></p>
<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı Mart ayı sonu itibarıyla 3 aylık bütçe açığını 420 milyar lira olarak duyurdu. Bütçe gelirlerinin önemli bölümünü vergi gelirleri oluşturmakla birlikte, para cezaları kalemi de azımsanmayacak önemde yer tutuyor. Ancak yüksek miktarlı kesilen cezalara rağmen, tahsilat oranı çok düşük düzeyde seyrediyor. Bütçenin vergi cezaları kaleminde Mart sonu itibarıyla 1 trilyon 95 milyar liralık tahakkuka karşılık, tahsilat sadece 67 milyar lirada kaldı. Bunun oransal karşılığı ise yüzde 6.2 olarak duyuruldu.</p>
<p>Aynı dönemde diğer vergi cezaları kaleminde ise 624.8 milyar liralık tahakkuka karşılık, tahsilat 9.4 milyar lirada yani yüzde 1.5’ta kaldı. Bir başka ifade ile eğer sadece vergi cezaları kaleminde ödeme oranı yüksek olsaydı bile ilk çeyrekte bütçe 420 milyar lira açık yerine 200 milyar lira fazla verecekti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e6f9205eb9f-1776744736.png" alt="" width="600" height="206" /></p>
<h2>Geçmiş yıllardan yapılan devirle 1 trilyon lirayı aştı </h2>
<p>Geçmiş yıllardan devreden cezalarla birlikte kümülatif ceza tahakkuku Mart ayı sonu itibarıyla 1 trilyon 95 milyar liraya ulaştı. Geçen yıl Aralık ayını para cezası kalemi 1 trilyon 203 milyar lira, trafik cezası kalemi 111 milyar 249 milyar lira ile kapattı. Bu yıl Ocak ayına ise para cezası 800 milyar lira, trafik cezaları 49 milyar 362 milyon lira ile başladı. Şubat’ta para cezası 249 milyar lira artarak 1 trilyon 49 milyar liraya, trafik cezası 6.6 milyar lira artarak 55 milyar 978 milyon liraya çıktı.</p>
<p>Mart sonunda ise para cezası kalemi 46 milyar liralık artışla 1 trilyon 95 milyar liraya çıktı. Trafik cezalarının artırıldığı ilk ay olan bu dönemde, kesilen trafik cezası önceki ayın neredeyse iki katına ulaştı ve 11 milyar liralık trafik para cezası kesildi. Kümülatif trafik cezası tutarı Mart sonu itibarıyla 66 milyar liraya ulaştı.</p>
<h2>Trafik cezalarında tahsilat oranı yüzde 28.6’da kaldı </h2>
<p>Her ne kadar kamu kurumları yüksek miktarda ceza kesse de vatandaşın ödeme kabiliyeti sınırlı kaldı. Genel para cezaları kaleminde Ocak ayında yüzde 2.1’de kalan tahsilat oranı, Şubat’ta yüzde 4.1’e, Mart sonu itibarıyla ise ancak yüzde 6.2’ye çıkabildi. Genel para cezalarının alt kalemlerinden birisini oluşturan trafik cezaları kalemindeki seyir genel cezalara göre daha iyi gerçekleşti. Ocak’ta yüzde 11.9 olan tahsilat oranı, Şubat’ta yüzde 20.9’a, Mart’ta ise yüzde 28.6’ya yükseldi. </p>
<h2>Diğer vergi cezaları 624 milyar 889 milyon lira </h2>
<p>Maliye’nin yapay zeka destekli denetimleri vergi cezaları kaleminde de hatırı sayılı artışlar yaşanmasına yol açtı. 2025 yılı sonunda 597 milyar lira olan diğer vergi cezaları kalemi, bu yıl Ocak sonunda 586 milyar liraya geriledi. Şubat’ta 17 milyar lira artarak 603 milyar liraya çıkan diğer vergi cezaları tutarı, Mart sonunda ise 21 milyar lira daha artarak 624 milyar 889 milyon liraya ulaştı. Bu kalemde Ocak’ta sadece yüzde 0.6 olan tahsilat oranı, Şubat’ta yüzde 1.1, Mart’ta ise sadece yüzde 1.1’de kaldı.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Hata düzeltildi, açık aynı gün 110 milyar azaldı</span></h2>
<p>Mart ayı bütçe sonuçlarını geçtiğimiz hafta açıklayan Hazine ve Maliye Bakanlığı 2026 Yılı Genel Bütçe Denge Tablosu’nda sabah saatlerinde hatalı olarak açıkladığı veriyi öğleden sonra değiştirdi. Bu değişiklikle birlikte sabah 530.7 milyar lira olan üç aylık bütçe açığı, akşam 110 milyar liralık azalışla 420 milyar liraya geriledi. Mart ayı açığı 234 milyar liradan 224 milyar liraya gerilerken, Şubat’ta 71 milyar lira olarak yer alan açık, yerini 24 milyar lira fazlaya bıraktı. Ocak ayı verisinde yer alan 224 milyar liralık açık ise 214 milyar liraya indi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Tapu harcında yüzde 78 artış</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e6f92e33942-1776744750.png" alt="" width="357" height="215" /></span>Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın konut satışlarını sıkı takibe almasıyla birlikte, evlerin gerçek değerlerine daha yakın gösterilmesi, kamunun tapu harcı gelirlerini de önemli ölçüde artırdı. 2026 yılı ilk çeyreğinde tapu harcından elde edilen gelir geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 78 gibi yüksek oranlı artış göstererek 31 milyar liradan 55 milyar liraya çıktı. Üstelik bu artış, ilk çeyrek sonunda konut satışı 115 binden 113 bine gerilemiş olmasına rağmen yaşandı. Aynı dönemde pasaport harcı yüzde 26.4 artarak 3 milyar 112 milyon liraya, trafik harcı yüzde 33 artarak 2 milyar 693 milyon liraya çıktı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/cezalar-saganak-tahsilat-damla-boyu-77517</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/8/0/1280x720/lira-para-tl-1766502481.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bütçenin vergi cezaları kaleminde Mart sonu itibarıyla 1 trilyon 95 milyar liralık tahakkuka karşılık, tahsilat sadece 67 milyar lirada kaldı. Ödemeler yapılsaydı bütçe 420 milyar lira açık yerine 200 milyar lira fazla verecekti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/baycan-elektrik-yeni-tesis-ve-ar-ge-yatirimlariyla-savunma-sanayisine-odaklandi-77545</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Baycan Elektrik, yeni tesis ve Ar-Ge yatırımlarıyla savunma sanayisine odaklandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ABDULLAH SÖNMEZ/ESKİŞEHİR</strong></p>
<p>Erdoğan Kılıç tarafından 1967 yılında temelleri atılan Baycan Elektrik, yarım asrı aşkın süredir beyaz eşya, otomotiv, havacılık ve savunma sanayilerine sertifikalı kablo ve elektrik-elektronik komponent üretimi gerçekleştiriyor. Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi’ndeki tesislerinde yıllık milyonlarca parçalık üretim kapasitesine sahip olan firma, son yıllarda savunma ve havacılık alanındaki projelere ağırlık vererek ürün portföyünü çeşitlendiriyor. Şirket aynı zamanda otomotiv ve sivil havacılık sektörlerinde de yeni projeler üzerinde çalışıyor.</p>
<p>Baycan Elektrik Genel Müdürü Engin Yılmaz, son yıllarda savunma ve havacılık sektöründe önemli bir potansiyel yakaladıklarını belirterek, “Savunma sanayi ve havacılık bizim için son yıllarda en heyecan verici alanlardan biri haline geldi. Bugün savunma sanayisinin toplam ciromuz içindeki payı yüzde 10–12 seviyelerinde. Ancak hedefimiz bunu kısa vadede yüzde 20’ye çıkarmak. Bu doğrultuda hem üretim altyapımızı hem de mühendislik kapasitemizi güçlendiriyoruz. Son üç yıl içinde portföyümüze yaklaşık 15 yeni müşteri dahil oldu ve bunların önemli bölümü savunma sanayisi firmalarından oluşuyor. Artan siparişlerle birlikte bu alanda ciddi bir açık yakaladığımızı düşünüyoruz. Bu nedenle hem yatırımlarımızı hem de proje geliştirme faaliyetlerimizi hızlandırarak savunma sanayisinde daha güçlü bir oyuncu olmayı hedefliyoruz” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yeni tesis yatırımıyla kapasite büyüyecek</strong></p>
<p>Artan siparişler doğrultusunda üretim altyapısını da genişlettiklerini aktaran Yılmaz, İmişehir OSB’de inşaatı devam eden ve toplamda 30 bin metrekarelik kapalı alana sahip olacak yeni fabrika yatırımlarıyla kapasitelerini önemli ölçüde artırmayı planladıklarını söyledi. 3 farklı parselde yürütülen yatırımlarla toplam üretim alanını genişleteceklerini belirterek, taşınma sürecinin kademeli olarak gerçekleşeceğini ifade eden Engin Yılmaz, mevcut 7 bin 500 metrekarelik kapalı alana sığmakta zorlandıklarını söyledi. Yeni tesislerin devreye girmesiyle üretim operasyonlarının daha verimli hale geleceğini kaydeden Yılmaz, yeni tesislerde özellikle savunma, havacılık ve yüksek katma değerli projelere odaklanılacağını deli getirdi. Yılmaz, üretim altyapısının bu alanlardaki taleplere göre yeniden yapılandırıldığını belirtti.</p>
<p><strong>Havacılık ve otomotiv projeleri devreye giriyor</strong></p>
<p>Savunma sanayisinin yanı sıra sivil havacılık ve otomotiv sektörlerinde de yeni projeler yürüttüklerini sözlerine ekleyen Engin Yılmaz, sivil uçakların kablo sistemlerine kablaj üretimine başladıklarını ifade etti. Otomotiv tarafında da yeni iş birliklerinin gündemde olduğunu belirten Yılmaz, sözlerine şöyle devam etti: “Bu yıl özellikle otomotiv tarafında daha hareketli bir dönem bekliyoruz. BMC ile yürüttüğümüz otobüs projelerinde numune gönderimleri tamamlandı. Bunun yanında Otokar ile birlikte yürüttüğümüz bir zırhlı araç projemiz bulunuyor. Sivil havacılık tarafında da uçak içi eğlence sistemlerinin kablaj üretimine başladık. Bu projeler, Baycan’ın sadece tek bir sektöre bağlı kalmadan farklı alanlarda üretim yapabilen bir mühendislik altyapısına sahip olduğunu gösteriyor. Amacımız hem savunma hem havacılık hem de otomotiv tarafında dengeli bir portföy oluşturarak riskleri dağıtmak ve sürdürülebilir büyüme sağlamak.”</p>
<p><strong>Ar-Ge Merkezi ve yapay zekâ projeleri gündemde</strong></p>
<p>Yeni tesis yatırımlarıyla birlikte Ar-Ge faaliyetlerini de genişletmeyi planladıklarını açıklayan Engin Yılmaz, yeni üretim alanında bu yılın son çeyreğinde kuracakları Ar-Ge merkezinde yaklaşık 40 kişilik mühendis ekibinin görev yapacağını aktardı. Başkent Üniversitesi ile birlikte yürütülen yapay zekâ tabanlı bir proje üzerinde çalıştıklarını ifade eden Yılmaz, Ar-Ge merkezinin devreye girmesiyle birlikte sadece üretim değil aynı zamanda ürün geliştirme tarafında da daha güçlü bir konuma gelmeyi hedeflediklerinin altını çizdi. Yılmaz, “Yaklaşık 60 yıllık bir üretim tecrübemiz var. Bugüne kadar ağırlıklı olarak müşteri teknik şartnamelerine göre üretim yaptık. Ancak artık sahip olduğumuz bilgi birikimini kendi ürünlerimizi geliştirmek için de kullanmak istiyoruz. Yeni Ar-Ge merkezimizde farklı savunma ve havacılık teknolojilerinin iç yapılarını inceleyerek yeni projeler geliştirmeyi hedefliyoruz. Drone sistemleri ve ileri teknoloji kablo çözümleri gibi alanlar da gündemimizde. Bu yatırımla birlikte Baycan’ın mühendislik gücünü daha görünür hale getirmeyi amaçlıyoruz” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/baycan-elektrik-yeni-tesis-ve-ar-ge-yatirimlariyla-savunma-sanayisine-odaklandi-77545</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/5/1280x720/baycan-gm-engin-yilmaz-1776753032.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Beyaz eşya, savunma sanayi ve otomotiv sektörüne parça üretimi yapan Baycan Elektrik, savunma ve havacılık sanayisindeki payını artırmayı hedefliyor. Şirket, yeni tesis yatırımları ve Ar-Ge merkezi ile savunma sanayisinin toplam cirodan aldığı payı yüzde 20 seviyesine çıkarmayı planlıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/belirsizlik-caginda-kobiler-yapisal-reform-arayisinda-77542</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Belirsizlik çağında KOBİ’ler yapısal reform arayışında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FERZAN ÇAKIR</strong></p>
<p>Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) tarafından başlatılan “Güçlü Türkiye için Yapısal Reform Çalıştayları” serisinin “KOBİ’lerin Güçlendirilmesi” başlıklı ilk buluşması, GENPA ev sahipliğinde, Sektörel Dernekler Federasyonu (SEDEFED) ve Daha İyi Yargı Derneği iş birliğiyle İstanbul’da düzenlendi.</p>
<figure class="image align-left"><img style="width: 230px; height: 345px;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e7153433c1f-1776751924.png" alt="" width="333" height="500" />
<figcaption><strong>Mehmet Gün</strong></figcaption>
</figure>
<p>Çalıştay, TÜRKONFED Başkan Yardımcısı, Yapısal Reformlar Komisyonu Başkanı ve Daha İyi Yargı Derneği Başkanı Av. Mehmet Gün liderliğinde gerçekleştirildi. EKONOMİ Gazetesi’nin medya paydaşlığını üstlendiği ve Nasıl Bir Ekonomi TV’den canlı yayınlanan çalıştay, EKONOMİ Gazetesi Yayın Kurulu Başkanı Dr. Şeref Oğuz’un moderasyonunda yapıldı.</p>
<p>İş dünyası temsilcilerinin katılımıyla KOBİ’lerin finansmana erişimi, rekabet gücü ve yapısal reform ihtiyacının ele alındığı çalıştayda, KOBİ’lerin yaşadığı sorunların merkezinde çoğu zaman kaynak eksikliği değil, öngörü eksikliğinin yattığına dikkat çekildi. Çalıştay üç başlık altında yapıldı. Finansman ve yatırım ortamı, insan kaynağı ve bürokratik süreçler ışığında iş yapma kolaylığı mercek altına alındı.</p>
<p><strong>Ankara'daki zirve ile 2027'de tamamlanacak </strong></p>
<p>TÜRKONFED Başkan Yardımcısı, Yapısal Reformlar Komisyonu Başkanı ve Daha İyi Yargı Derneği Başkanı Av. Mehmet Gün, Türkiye’de 3 milyon 900 bini aşkın işletmenin bulunduğunu, bunların yüzde 99,8’ini KOBİ’lerin oluşturduğunu belirterek, işletmelerin yeterince ölçeklenememesi nedeniyle rekabet gücünün zayıf kaldığını söyledi. Yapısal Reformlar Komisyonu’nun yerel kalkınmayı desteklemek, rekabetçiliği artırmak ve katma değer üretimini yükseltmek amacıyla kurulduğunu ifade eden Gün, toplantının serinin ilk çalıştayı olduğunu, ilk fazın 2027 başına kadar süreceğini ve bu kapsamda Konya, Eskişehir, Mersin, Gaziantep, Van, İzmir ve İstanbul’da çalıştaylar düzenlenerek Ankara’da gerçekleştirilecek zirveyle sürecin tamamlanacağını söyledi. Gün, sürecin somut ve uygulanabilir çıktılar üretmeyi hedeflediğini dile getirdi. Yatırım dostu bir ortamın tesis edilebilmesi için dört altın ilkenin “Öngörülebilirlik, Basitlik, Güven ve Hız” olduğunu anımsatan Gün, KOBİ’lerde “benim olsun küçük olsun” anlayışından “büyük olsun, bizim olsun” yaklaşımına geçilmesi gerektiğini belirtti. Gün, ortaklıklardaki uyuşmazlıkların çözümünde yaşanan hukuki gecikmelerin işletmeleri zayıflattığını vurgulayarak, hızlı ve etkin işleyen bir uyuşmazlık çözüm sistemine ihtiyaç olduğunu söyledi.</p>
<p>Gün, idari işlemlerin ne kadar sürede sonuçlanacağının öngörülemediğini belirterek, süreçlerin dijital olarak izlenebilir hale getirilmesi ve işlemlere net süre sınırları konulması gerektiğini ifade etti. Gün, vergi sisteminin de katma değer üretimini teşvik edecek şekilde kurgulanması gerektiğinin altını çizdi.</p>
<p><strong>"KOBİ güçlenirse, Türkiye güçlenir" </strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e712f0630b7-1776751344.png" alt="" width="202" height="231" /></strong>Açılışta konuşan SEDEFED Yönetim Kurulu Başkanı ve TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Emine Erdem, KOBİ’lerin Türkiye ekonomisinin lokomotifi olduğunu vurgulayarak, bu yapının güçlendirilmesinin doğrudan Türkiye’nin güçlenmesi anlamına geldiğini söyledi. İçinde bulunulan dönemin KOBİ’ler açısından yeni ihtiyaçları da beraberinde getirdiğine dikkat çeken Erdem, finansmana erişim, dijital dönüşüm, verimlilik, nitelikli insan kaynağı, yeşil dönüşüm ve küresel rekabet gücünün artık ertelenemez başlıklar olduğunu ifade etti. Erdem, dönüşüme hazırlıklı KOBİ’lerin yeni pazarlara erişim ve rekabet avantajı yakalayacağını, hazırlıksız olanların ise artan rekabet baskısıyla karşı karşıya kalacağını dile getirdi.</p>
<p>Erdem, yönetim ve karar alma mekanizmalarında kadın temsilinin artırılması gerektiğini vurguladı.</p>
<p><strong>"Hukuk okuryazarlığı zayıf" </strong></p>
<p>ZÜCDER Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Senur Akın Biçer de işletmelerde hukuk okuryazarlığının zayıf olduğunu, hukuki süreçlerin çoğu zaman ancak sorun yaşandıktan sonra devreye girdiğini ifade etti. Biçer, stratejik bir destek modeline ihtiyaç olduğunu vurgulayarak, dijital hukuki farkındalık platformları gibi önleyici mekanizmaların kurulması gerektiği belirtildi. </p>
<p style="text-align: center;"><img src="/storage/uploads/0/0/0/69e7131b35361-1776751387.png" alt="" width="620" height="310" /></p>
<p><strong>KOBİ’LER İÇİN ÖNE ÇIKAN YAPISAL ÇÖZÜM ÖNERİLERİ</strong></p>
<p>Çalıştayda sunulan görüşler ve sektörel deneyimler ışığında, yatırım dostu hukuki ortam ve sürdürülebilir büyüme için öne çıkan yapısal reform önerileri vurgulandı </p>
<p><strong>Hukuk ve Yargı </strong></p>
<p>- Uyuşmazlık Çözümü ve Tahkim: Hızlı ve etkin işleyen bir sistem kurulmalı, ticari davalarda azami yargılama süresi belirlenmeli. KOBİ dostu tahkim ve arabuluculuk yaygınlaştırılmalı. <br />- Sözleşme Güvenliği: Standart KOBİ sözleşme modelleri oluşturulmalı, elektronik icra ve tahsilat süreçleri hızlandırılmalı. <br />- Hukuki Okuryazarlık: KOBİ’lere yönelik “Hukuki İlk Temas Hattı” ve dijital farkındalık platformları kurularak risk okuryazarlığı artırılmalı.</p>
<p><strong>Vergi, Finansman ve Teşvik Sistemi </strong></p>
<p>Tek Çatı Vergi Yaklaşımı: Vergi ve bürokrasi süreçleri sadeleştirilmeli, uygulamalarda geçiş süreleri ve kademeli artışlar gözetilmeli. <br />Öngörülebilirlik: Teşvikler hukuki koruma altına alınmalı ve şirketlerin önünü görebilmesi için bağlayıcı ön görüş sistemi getirilmeli. <br />Finansmana Erişim: Kredi olanakları güçlendirilmeli, lojistik sektörü için ortak depo ve dağıtım sistemleri geliştirilerek ölçek ekonomisi desteklenmeli.</p>
<p><strong>Kurumsallaşma ve İş Birlikleri </strong></p>
<p>Profesyonelleşme: Aile şirketleri için net bir hukuki çerçeve çizilmeli, teşvikli profesyonelleşme programları ve devlet destekli yönetim danışmanlığı sağlanmalı.</p>
<p>- Ölçek Büyütme: KOBİ’ler arasında birleşme ve iş birliği modelleri teşvik edilmeli, şirket kuruluşuna yönelik sektörel kriterler getirilmeli. <br />- İhale Sistemi: İhale kriterleri kağıt üzerindeki verilerden ziyade, üretim kapasitesi ve gerçek faaliyet esas alınarak düzenlenmeli. </p>
<p><strong>İnsan Kaynağı ve Kapsayıcı Yönetim </strong></p>
<p>- Yetenek Yönetimi: Nitelikli iş gücünü KOBİ’lerde tutmaya yönelik vergi/prim destekleri artırılmalı, sektörler arası ortak yetenek havuzları oluşturulmalı. <br />- Eğitim ve İş Hayatına Uyum: Uzun süreli staj/çıraklık modelleri geliştirilmeli, üniversite-iş dünyası iş birlikleri güçlendirilmeli. <br />-Kadın istihdamı: Kadınların işe dönüşü desteklenmeli, karar süreçlerinde kadın temsiliyeti artırılmalı ve kadın iş gücünü artırmaya yönelik kapsayıcı yönetim politikaları kurumsal kurallara bağlanmalı</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>KOBİ’LERİN GÜÇLENMESİ İÇİN ETKİN VE PRATİK ÇÖZÜMLERE İHTİYAÇ VAR</strong></span></p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e7135d924b8-1776751453.png" alt="" width="168" height="213" /></strong></span><strong>Dr. Sevgi Yılmaz: Dönüşüm yaşanıyor yeniden yapılanma şart</strong></p>
<p>Vergisel düzenlemeler ve teşvik mekanizmalarındaki belirsizliklerin işletmeler üzerinde ciddi bir yük oluşturduğuna dikkat çeken TÜSAYDER Eş Başkanı Dr. Sevgi Yılmaz, KOBİ’lerin dijitalleşme ve yapay zeka odaklı dönüşüm süreçlerinde de önemli eksiklikler yaşadığını belirterek, bu durumun maliyetleri artırdığını ve işletmelerin yeniden yapılanma ihtiyacını beraberinde getirdiğini söyledi. </p>
<p><strong>Av. Zeynep Tuğçe Gider: Tahkim farkındalığı artırılmalı</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e7139284243-1776751506.png" alt="" width="165" height="169" /></strong>Önleyici hukuk yaklaşımının eksikliğinin öne çıkan başlıklar arasında yer aldığını vurgulayan DIŞYÖNDER Yönetim Kurulu Üyesi Av. Zeynep Tuğçe Gider, KOBİ’lerin çoğu zaman sözleşme yapmadan faaliyet gösterdiğini belirtti. Gider, bu durumun uyuşmazlık riskini artırdığına dikkat çekerek, tahkim mekanizmalarının yeterince bilinmediğini, bu alandaki farkındalığın artırılması gerektiğini kaydetti. </p>
<p><strong>Selma Cengiz: Sözleşme süreçlerine ilişkin araçlar bilinmiyor</strong></p>
<p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e713bf0853e-1776751551.png" alt="" width="182" height="165" /></strong>10.000 Kadın Girişimciler Derneği Başkan Yardımcısı Selma Cengiz, tahkim ve sözleşme süreçlerine ilişkin araçların iş dünyasında yeterince tanınmadığını belirterek, ticaret odaları üzerinden bu mekanizmaların daha etkin anlatılabileceğini ifade etti. Cengiz, KOBİ’lerin çoğu zaman bu araçlara sahip olmasına rağmen nasıl kullanacağını bilmemesinin önemli bir eksiklik yarattığına dikkat çekti. </p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e713ebeaa24-1776751595.png" alt="" width="233" height="212" /><strong>Emre Tamer: 'Made in Türkiye' tek başına avantaj sağlar hale getirilmeli</strong></p>
<p>İş gücü ve mevzuat kaynaklı yükümlülüklerin KOBİ’lerin büyümesinde belirleyici olduğu ifade eden TGSD Genel Sekreteri Emre Tamer, özellikle belirli çalışan sayılarıyla birlikte devreye giren iş hukuku yükümlülüklerinin işletmelerin büyümesini zorlaştırabildiğini belirtti. Öte yandan Tamer, “Made in Türkiye” etiketinin tek başına rekabet avantajı sağlaması için çalışma yapılması gerektiğini vurguladı. </p>
<p><strong>Sena Balkaç: İhale kriterleri üretim kapasitesine göre yeniden düzenlenmeli</strong></p>
<p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e714142004a-1776751636.png" alt="" width="172" height="180" /></strong>İhale süreçlerinin KOBİ’lerin zorlandığı alanlar arasında öne çıktığını anlatan PWN İstanbul Üyesi Sena Balkaç, üretici firmaların kapasite ve üretim detaylarının yeterince dikkate alınmadığını belirterek, bu durumun üretici firmaların dışarıda kalmasına yol açtığını ifade etti. Balkaç, ihale kriterlerinin üretim kapasitesi ve gerçek faaliyetlere göre yeniden düzenlenmesinin önemine dikkat çekti.</p>
<p><strong>Ayşem Ulusoy: Depo ve dağıtımda yetersizlik rekabeti etkiliyor</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e71448208ae-1776751688.png" alt="" width="200" height="231" /></strong>SEDEFED Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ayşem Ulusoy, finansal okuryazarlık eksikliği, krediye erişimde yaşanan zorluklar ve lojistik sektöründe depo-dağıtım altyapısındaki yetersizlikler nedeniyle KOBİ’lerin rekabet gücü kaybı yaşadığını belirtti. Maliyet baskısının işletmeleri zorladığını ifade ederken, insan kaynağı tarafında da nitelikli iş gücüne erişim sorunlarının öne çıktığını söyledi. </p>
<p><strong>Verda Emiroğlu: Dijital dönüşüm sürekli gelişen bir süreç</strong></p>
<p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e714715b484-1776751729.png" alt="" width="200" height="231" /></strong>Dijital dönüşümün artık tek seferlik bir değişim değil, sürekli gelişen ve katmanlaşan bir süreç haline geldiğini belirten IWF Üyesi Verda Emiroğlu, KOBİ’lerin bu dönüşüme uyum sağlamakta zorlandığını söyledi. Şirketlerde hiyerarşik yapıların yerini daha esnek ve dayanıklı ekip modellerinin alması gerektiğini vurgulayan Emiroğlu, ayrıca karar süreçlerinde kadınların yer alması gerektiğini belirtti.</p>
<p><strong>Özgecan Er Çevik: Nitelikli iş gücünü elde tutmak zor</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e714973b5c7-1776751767.png" alt="" width="200" height="231" /></strong>KOBİ’lerin yetiştirdiği nitelikli iş gücünü elde tutmakta zorlandığına dikkat çeken UTİKAD Yönetim Kurulu Üyesi Özgecan Er Çevik, KOBİ’lerin bünyesindeki nitelikli çalışanların kısa sürede daha yüksek ücret ve imkan sunan büyük firmalara yöneldiğini belirterek, bu durumun KOBİ’ler için ciddi maliyet ve zaman kaybı yarattığını ifade etti. Çevik, mevcut teşviklerin bu sorunu çözmekte yetersiz kaldığını dile getirdi.</p>
<p><strong>Buket Çavuş: Kadınların iş gücüne katılımı desteklenmeli</strong></p>
<p><strong><img style="float: left;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e714bcef24f-1776751804.png" alt="" width="200" height="231" /></strong>Kadın istihdamı özelinde kariyerine ara veren kadınların iş hayatına dönüş sürecinde karşılaştığı engelleri gündeme getiren YenidenBiz Derneği Üyesi Buket Çavuş, bu süreçte ciddi önyargılarla karşılaşıldığını belirtti. Çavuş, kadınların iş gücüne katılımını destekleyen uygulamaların kurumsal yapılar içinde yazılı kurallar haline getirilmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<p><strong>Hamdi Hoplamaz: Aynı sektörde çok sayıda firma rekabeti zorluyor</strong></p>
<p><strong><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e714dd06b69-1776751837.png" alt="" width="200" height="231" /></strong>KOJENTÜRK Yönetim Kurulu Üyesi Hamdi Hoplamaz, aynı sektörde çok sayıda küçük işletmenin faaliyet göstermesinin güçlerin bölünmesine yol açtığını belirterek, firma kurmanın görece kolay olmasının bu yapıyı beslediğini söyledi. Hoplamaz, basit işlemlerde dahi noter ve benzeri bürokratik süreçlerin de maliyetleri artırdığını ifade etti.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/belirsizlik-caginda-kobiler-yapisal-reform-arayisinda-77542</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/8/3/1280x720/kobi-1765863117.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜRKONFED tarafından başlatılan “Güçlü Türkiye için Yapısal Reform Çalıştayları” serisinin “KOBİ’lerin Güçlendirilmesi” başlıklı ilk buluşması İstanbul’da düzenlendi. Çalıştayda KOBİ’lerin finansmandan yargıya, insan kaynağından bürokrasiye uzanan sorunları ele alınırken, en büyük sorununun kaynak değil, öngörü eksikliği olduğu vurgulandı. Çözüm için ortak akıl çağrısı yapıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sans-temas-sayisidir-77498</guid>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şans, temas sayısıdır</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Daha çok deneme, daha çok temas kurma ve oyunda kalma. Şans, sanıldığı kadar rastgele bir şey değil</strong></p>
<p>Şanslı ve şanssız insanlar arasındaki fark bazen tek bir anda görünür olur. Ama daha içsel nedenler var. Çok şanslı bir ailede doğduğunu düşündüğümüz ama sonunda bunu kullanamayan kişi örnekleri çok. Ben şans faktörlerini şöyle sıraladım. </p>
<p><strong>Oyunda kalmak</strong></p>
<p>Venedik’te bir konferansta, sahneden üç gönüllü istediler. Salon doluydu. Kısa bir sessizlik oldu. O an, çoğu insanın zihninden aynı şey geçti: “Benlik değil.”</p>
<p>Ben elimi kaldırdım.</p>
<p>O sahneye çıkmam bir şeyi kanıtlamak için değildi. Sadece kendimi oyunda tutmaktı. Ama o küçük hareket, beklenmedik bir kapı açtı: İngiltere’de bir dil okulunda eğitim kazanmıştım.</p>
<p>O gün sahneye çağıran bir boya firması olup yüzümüzü de boyayabilirdi ama ben oyunda kalmayı tercih ettim.</p>
<p>Dışarıdan bakıldığında bu bir “şans” hikâyesi gibi anlatılır. Doğru yerde, doğru zamanda bulunmak ama çoğu insanın kaçırdığı detay şudur: O odada yüzlerce kişi vardı. Şans, sadece elini kaldıran birkaç kişiyi gördü.</p>
<p><strong>Zihniyet</strong></p>
<p>Şanslı görünen insanlar daha fazla denemekle kalmaz, o denemeleri sürdürebilecek bir zihniyet taşır. Daha açıktırlar, daha hızlı harekete geçerler, daha az tereddüt ederler. Küçük bir gülümseme, doğru bir soru, zamanında atılmış bir adım… Bunlar temasın kalitesini değiştirir. Zihin olarak şansı açık olduğunu düşünmek başlı başına şansı çağıran bir faktör.</p>
<p><strong>Basit bakabilmek</strong></p>
<p>Bir fark daha vardır: karmaşıklıkla kurdukları ilişki.</p>
<p>Bazı insanlar her şeyi zorlaştırır. Basit bir problemi katman katman büyütür, kararları geciktirir, hareketi yavaşlatır. Hayat onların gözünde giderek daha karmaşık bir hale gelir.</p>
<p>Bazıları ise tersini yapar. Karmaşıklığın içinden özü çeker, sadeleştirir ve harekete geçer. Çünkü bilirler ki hız, çoğu mükemmellikten değil, netlikten gelir.</p>
<p>Bu yüzden basitleştirmek sadece problem çözmez; aynı zamanda şans yaratır. Daha hızlı karar alan, daha hızlı deneyen, daha hızlı temas eden biri, daha fazla ihtimale girer.</p>
<p>Şanssızlık ise çoğu zaman sadece az denemek değildir. Aynı zamanda hedefin bulanıklaşması, enerjinin düşmesi ve insanın kendini oyundan çekmesidir. İnsan geri çekildikçe, ihtimaller de ondan uzaklaşır.</p>
<p>Bu yüzden şans sadece dışarıda bulunan bir şey değildir. Biraz da içeride taşınan bir disiplindir.</p>
<p><strong>Hazır olmak</strong></p>
<p>“Huzur” kelimesi bile bu fikre uzaktan bakar gibi durur. Kökeni hazır bulunmaya dayanır. Yani huzur, her şeyin tamamlandığı bir nokta değil; olanın içinde dağılmadan kalabilmektir.</p>
<p>Hazır olan öncesinde çok çalışmıştır. Belki diğerleri uyurken o planlı bir biçimde çalışmştır. Bu nedenle daha sakindir. Daha sakin olan daha net görür. Daha net gören daha hızlı hareket eder ve hareket eden daha çok ihtimale girer.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e70ed6ef40e-1776750294.png" alt="" width="612" height="367" /><strong>Temas</strong></p>
<p>Şans, aslında bir temas meselesidir. Ne kadar çok temas, o kadar çok ihtimal.</p>
<p>İş dünyasında bu çok daha nettir. Bir işe kabul edilmek için onlarca, bazen yüzlerce başvuru gerekir. kendini şanssız olarak düşünen insanları ya da ‘başvurdum ama hiç cevap gelmiyor’ diye moralini bozan kişilere sorduğumuzda belki sadece beş başvuru yaptıklarını görürsünüz. Beş başvuru yapıp beklemeye başlamıştır.</p>
<p>Müşteri bulmak da aynıdır. Ne kadar çok kapı çalarsan, o kadar çok kapı açılır. Ya da satış yapan kişi bunun neden olmadığını anlar da sonunda müşterilerinin doğru düğmesini bulur.</p>
<p>Arp sanatçısı olan kızım benden öğrendiğini söylediği bir taktik kullandığını söyledi. Bir konser salonu tarafından reddedildiğinde prensip olarak on konser salonu arıyormuş.</p>
<p>Sonunda biri kabul ediyor.</p>
<p><strong>Şans etimolojisi</strong></p>
<p>Şans düşer, ama herkesin üstüne değil</p>
<p>“Şans” kelimesi Türkçeye dışarıdan gelmiş bir kelime.</p>
<p>* Kökeni Fransızca “chance”</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/69e70e0dd089e-1776750093.png" alt="" width="414" height="273" />* O da Latince “cadentia” (düşmek, rastlamak) köküne dayanır</p>
<p>Yani en eski anlam katmanında “şans” aslında: başına düşen, rastlayan şey demek.</p>
<p>Şans, gökten rastgele düşen bir şey gibi görünür.</p>
<p>O “düşen şeyin” sana gelmesi için orada olman, yani temas alanında bulunman gerekiyor.</p>
<p>Şansın kökü “rastlamak”tan gelir. Ama rastlamak için önce orada olmak gerekir.</p>
<p><strong><span style="color: #3598db;">Şansın bileşenleri</span></strong></p>
<p>Dışarıdan bakıldığında buna yine “şans” denir ama içeriden bakıldığında içinde birçok faktör barındırıyor:</p>
<ul>
<li>Oyunda kalma</li>
<li>Zihniyet (şansa açık olma)</li>
<li>Basit bakabilme</li>
<li>Çok çalışma yani hazır olma</li>
<li>Çok temas, çok deneme</li>
</ul>
<p>İlk dört madde önemli ama temas etmezseniz bunları yaptığınızı kim bilecek ?</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sans-temas-sayisidir-77498</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/9/8/1280x720/zar-sans-1776690442.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şans, temas sayısıdır ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
