<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/mobilya/saloni-global-marka-hedefini-bursadan-buyutecek-87928</guid>
            <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 09:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Saloni, global marka hedefini Bursa’dan büyütecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Esra Özarfat / BURSA </strong><br />Mobilya sektöründe 26 yıldır faaliyet gösteren Saloni Mobilya, global marka olma hedefi doğrultusunda yeni bir yatırıma imza attı. Şirketin uluslararası müşterileri, sektör temsilcileri ve iş ortaklarını Bursa’da ağırlamak amacıyla hayata geçirdiği 4 bin metrekarelik global sunum merkezi, Nilüfer’de düzenlenen törenle hizmete açıldı. Merkezde ürün sunumlarının yanı sıra proje çalışmaları, uluslararası ticari görüşmeler ve toptan satış faaliyetleri yürütülecek. Açılışta konuşan Saloni Mobilya Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Özbek, merkezin klasik bir mağaza anlayışının ötesinde, şirketin uluslararası ticari faaliyetlerinin yönetileceği bir yapı olarak tasarlandığını söyledi. Global sunum merkezi için yatırım öncesinde Viyana, Almanya ve ABD gibi farklı lokasyonların değerlendirildiğini aktaran Özbek, tercihin Bursa’dan yana kullanıldığını belirtti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab0cf78da92e-1789972344.jpeg" alt="" width="575" height="383" /></p>
<h2><strong>“Üretici olmak artık tek başına yetmiyor”</strong></h2>
<p>Mobilya sektöründeki rekabet koşullarının değiştiğine dikkat çeken Özbek, yüksek üretim kapasitesinin tek başına sürdürülebilir büyüme için yeterli olmadığını vurguladı. Markalaşma, doğru fiyatlama, satış kanallarının geliştirilmesi ve ölçek ekonomisinin sektörde belirleyici hale geldiğini belirten Özbek, Saloni’nin büyüme stratejisinin yalnızca üretim hacmini artırmak üzerine kurulmadığını söyledi. Özbek, “Üretimi hacim üzerinden büyütmenin yanında marka değeri oluşturmayı ve doğru fiyatlama stratejileriyle uluslararası pazarlarda daha güçlü bir konuma gelmeyi hedefliyoruz” dedi. Yeni global sunum merkezinin de bu stratejinin önemli unsurlarından biri olduğunu belirten Özbek, dünyanın farklı ülkelerinden gelecek müşteriler ve sektör temsilcileriyle ticari bağlantıların Bursa’da kurulacağını kaydetti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab0cf98b31bb-1789972376.jpeg" alt="" width="593" height="445" /></p>
<h2><strong>Bir yılda 100 ülkeden misafir hedefi</strong></h2>
<p>Yeni merkezle birlikte Saloni’nin uluslararası müşteri trafiğini Bursa’ya taşımayı hedeflediklerini ifade eden Özbek, bir yıl içinde 100 farklı ülkeden misafir ağırlamayı beklediklerini söyledi. Saloni Mobilya’nın bugün 20 milyon doların üzerinde ihracat gerçekleştiren bir marka olduğunu belirten Özbek, kalıcı bir dünya markası olma hedefiyle hareket ettiklerini, şirketin geçen yıl Ticaret Bakanlığı tarafından TURQUALITY Programı’na alınmasının da bu hedef doğrultusunda önemli bir adım olduğunu aktardı. </p>
<p>Açılış törenine Kale Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Zeynep Bodur Okyay, BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, Bursa Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, belediye başkanları, siyasiler, sanayiciler ve çok sayıda davetli katıldı. Konuşmaların ardından protokol üyeleri ve davetlilerin katılımıyla açılış kurdelesi kesildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/mobilya/saloni-global-marka-hedefini-bursadan-buyutecek-87928</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/8/1280x720/saloni-global-marka-hedefini-bursadan-buyutecek-1789972412.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Saloni Mobilya, 4 bin metrekarelik yeni global sunum merkezini Bursa’da açtı. Merkezle uluslararası müşterileri Bursa’da ağırlamayı hedefleyen şirket, bir yıl içinde 100 ülkeden sektör temsilcisi ve alıcıyı ağırlamayı planlıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fon-tasfiyesinde-sure-6-aya-cikarildi-87925</guid>
            <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 09:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fon tasfiyesinde süre 6 aya çıkarıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), tarafından alınan yeni ilke kararları doğrultusunda 17 Eylül'de duyurulan fon tasfiye usul ve esaslarında değişikliğe gidildi.</p>
<p>Buna göre, tasfiye edileceği açıklanan fonların portföy yapıları ve piyasa gelişmeleri dikkate alınarak daha önce azami 3 ay olarak belirlenen tasfiye süresi 6 aya çıkarıldı.</p>
<p>Kurul, 17 Eylül'de 7 portföy yönetim şirketinin tasfiye edilen 131 yatırım fonuna ilişkin süreçlerin yürütülmesinde Türkiye İş Bankası ve Ziraat Bankasını yetkilendirmiş, tasfiyenin en fazla 3 ay içinde tamamlanmasını öngörmüştü.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/fon-tasfiyesinde-sure-6-aya-cikarildi-87925</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/4/1280x720/spk-1766126143.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ SPK, tasfiye edilecek yatırım fonlarının tasfiye süresini 6 aya çıkardı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/hedef-isoyu-proaktif-akil-merkezi-yapmak-87918</guid>
            <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 08:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Hedef, İSO’yu proaktif akıl merkezi yapmak&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ/İSTANBUL</strong></p>
<p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclis Başkanı ve İSO Başkan Adayı Ender Yılmaz, EKONOMİ gazetesini ziyaret ederek, seçilmesi halinde hayata geçirmeyi planladığı projeleri ve yeni dönem hedeflerini anlattı. İSO’da 25 yıllık deneyimine dikkat çeken Yılmaz, sanayinin rekabet gücünün artırılmasından teknolojik dönüşüme, nitelikli insan kaynağından meslek komitelerinin daha aktif hale getirilmesine kadar birçok başlıkta yol haritasını paylaştı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab0c494da45d-1789969556.png" alt="" width="999" height="343" />Seçilmesi halinde 10 ana eylem başlığı üzerinde çalışacaklarını açıklayan Yılmaz; yeşil dönüşüm, sürdürülebilirlik, teknoloji, yapay zekâ, verimlilik, insan kaynağı ve sanayisizleşme riskini öncelikleri arasında gösterdi. Yapılabilecekleri işlerin sözünü verdiklerini belirten Yılmaz, “İSO’nun sanayi politikasının şekillenmesinde söz sahibi, proaktif bir akıl merkezi olması gerekiyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yeni dönemde İSO’nun 57 meslek komitesini daha aktif hale getirmek istediklerini belirten Yılmaz, Oda’nın asıl beslenme kaynağının üyeler ve komiteler olduğunu söyledi. Komitelerin rutin toplantılar yerine sektörleri için proje üretmesi gerektiğini vurgulayan Yılmaz, “İSO yönetimini ve meclisi besleyenler komitelerimiz. Onların güçlü projeler üretmesi bizi de güçlendirir. 57 komitemiz var. Tüm komitelerimizin sanayimizin gelişmesi adına proje üretmesi için destek vereceğiz” diye konuştu.</p>
<h2>Sanayide teknoloji sıçramasının anahtarı nitelikli iş gücü </h2>
<p>Sanayinin rekabet gücünü zorlayan temel unsurlardan birinin iş gücü maliyetleri olduğuna vurgu yapan Yılmaz, yüksek enflasyon ortamında hem çalışanların hem de sanayicilerin baskı altında olduğuna dikkat çekerek, “İki kitle ciddi sıkıntılı; birincisi çalışanlarımız, ikincisi sanayiciler. Hiç kimse bu dönemde mutlu değil. Maliyetleri fiyatımıza koyduğumuzda rekabette geri düşüyoruz, koymadığımızda ise kârlılık azalıyor ve yatırım yapmak zorlaşıyor” şeklinde konuştu.</p>
<p>Asya-Pasifik ülkeleriyle emek yoğun üretimde rekabet etmenin giderek zorlaştığını belirten Yılmaz, Türkiye’nin orta-yüksek teknolojiye sıçraması gerektiğini söyledi. Dönüşümün insan kaynağıyla başlaması gerektiğini ifade eden Yılmaz, şöyle devam etti: “Meslek liseleriyle çocuklarımızı nitelikli şekilde sanayiye kazandırmamız lazım. Ardından iki yıllık meslek yüksekokullarıyla devam etmeliyiz. Fabrikaya robot koyabilirsiniz ama onu çalıştıracak, takip edecek, kod yazabilecek insan kaynağına ihtiyacınız var.”</p>
<p> İhracatın sanayinin ‘can damarı’ olduğunu kaydeden Yılmaz, serbest ticaret anlaşmaları ile Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve güçlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi. Sanayicinin vize sorununun çözülmesi gerektiğini, şirketi temsilen çalışanların vize almakta hala büyük sorunlar yaşadığını dile getiren Yılmaz, bu konunun çözümü için çalışacaklarını vurguladı.</p>
<p>İSO’nun iş dünyasındaki etkisini artırmak için kurumlar arası ortak hareket edilmesi gerektiğini belirten Yılmaz, sanayi kongresini daha geniş ve uluslararası bir yapıya taşımayı hedeflediklerini söyledi. İSO’nun bu işi tek başına yapmaması gerektiğine dikkat çeken Yılmaz, “TİM, DEİK, TOBB ve diğer kuruluşlarla ortak zirveler ve kongreler yapmamız gerekiyor. Bunları o günün gündemi üzerinden kurgulamalıyız. Teknoloji ve verimlilik ise her dönemde işin içinde olmalı” dedi.</p>
<h2>“Yeni nesil devlet planlamasına ihtiyaç var” </h2>
<p>İstanbul sanayisinin deprem riskine karşı dönüşümüne de değinen Yılmaz, fabrikaların üretim ve istihdam kaybı yaratmadan kademeli olarak dönüştürülmesi gerektiğini belirterek, sanayiciye yeni üretim alanı ve finansman desteğinin birlikte sunulması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Ekonomi politikalarında daha uzun vadeli bir planlama anlayışına ihtiyaç olduğunu ifade eden Yılmaz, sözlerini şöyle tamamladı: “Orta Vadeli Program mutlaka olmalı. Ama her yıl revize edilen bir programa orta vadeli demek zor. Yeni nesil bir devlet planlamasına ihtiyacımız var. Bugünün sorunlarının yanında 10-20 yıl sonra karşılaşabileceğimiz sorunları da konuşarak politikalarımızı bugünden oluşturmalıyız.”</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Ender Yılmaz’ın ajandasında öne çıkan 10 madde</span></h2>
<p>İSO Başkan Adayı Ender Yılmaz’ın yeni dönem için belirlediği 10 ana eylem başlığı şöyle: </p>
<p>1- Türkiye ekonomisinin mevcut görünümü ve sanayinin gelecek dönem yol haritasının oluşturulması. </p>
<p>2- Sürdürülebilirlik ve yeşil dönüşüm odaklı yeni sanayi politikalarının geliştirilmesi. </p>
<p>3- Yapay zekâ, teknoloji ve Endüstri 4.0 uygulamalarının sanayiye entegrasyonunun hızlandırılması. </p>
<p>4- Teşviklerin etkinleştirilmesi, yeni yatırımların desteklenmesi ve üretim kapasitesinin güçlendirilmesi. </p>
<p>5- Yüksek faiz, kur baskısı ve artan maliyetlerin sanayi işletmeleri üzerindeki etkilerinin azaltılması. </p>
<p>6 -İhracattaki risk ve fırsatların ele alınması, Türkiye-AB Gümrük Birliği ile serbest ticaret anlaşmalarının güncellenmesi. </p>
<p>7- Merkez Bankası politikaları ve sıkı para duruşunun yatırımlar üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi. </p>
<p>8- Organize sanayi bölgelerinin ihtiyaçlarının karşılanması ve sanayi yatırımlarında yer seçiminin teşviklerle desteklenmesi. </p>
<p>9- İstanbul başta olmak üzere afetlere karşı dirençli ve güvenli üretim alanlarının oluşturulması. </p>
<p>10- Verimlilik ve bölgesel kalkınmayı destekleyecek yeni üniversite-sanayi iş birliği modellerinin geliştirilmesi.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">SANAYİCİLERE HEDEFLERİNİ ANLATTI</span></h2>
<p>İSO Başkan Adayı Ender Yılmaz, İstanbul’da 60’tan fazla iş insanıyla bir araya gelerek yeni dönem hedeflerini paylaştı. Yaklaşık 50 yıldır sanayicilik yaptığını ve bu sürenin 25 yılında İSO’nun çeşitli kademelerinde görev aldığını söyleyen Ender Yılmaz, yeni dönemde sanayi politikalarının şekillenmesinde söz sahibi olan, üyelerinin sorunlarına çözüm üreten ve Türk sanayisinin küresel rekabet gücünü artırmada etkin rol üstlenen bir İSO hedeflediklerini vurguladı. Yönetimde iş birliği ve ortak aklı esas alacaklarını belirten Yılmaz, “Üyelerimizin karar süreçlerine daha fazla katılmasını sağlayacak, farklı sektörlerin tecrübesini çalışmalarımıza yansıtacağız. Sanayicimizin yeşil dönüşüm ve dijitalleşme için ihtiyaç duyduğu yol haritaları ve finansman modelleri üzerinde çalışacağız. Nitelikli iş gücü yetiştirmek için eğitim kurumlarıyla iş birliğimizi geliştirecek, ihracatta mevcut pazarlarını korumaları ve yeni pazarlara açılmaları için üyelerimize daha fazla destek vereceğiz. Yol arkadaşlarımla birlikte İSO’nun bütün imkanlarını üretimi güçlendirmek için harekete geçireceğiz” ifadelerini kullandı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/hedef-isoyu-proaktif-akil-merkezi-yapmak-87918</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/2/4/1280x720/ender-yilmaz-iso-baskanligina-aday-1787984030.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İSO Başkan Adayı Ender Yılmaz, sanayinin rekabet gücünü artırmak için 10 ana başlıktan oluşan yol haritasını açıkladı. Yeşil dönüşüm, teknoloji, yapay zekâ, verimlilik ve nitelikli insan kaynağını öncelikleri arasında sıralayan Yılmaz, İSO’yu sanayi politikalarının şekillenmesinde daha proaktif ve çözüm üreten bir yapıya taşımayı hedeflediklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/trump-si-masasinda-emtia-pazarligi-87916</guid>
            <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 08:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> Trump-Şi masasında emtia pazarlığı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ab0c0ef66ffe-1789968623.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Dünyanın iki büyük ekonomisinin liderleri Donald Trump ve Şi Cinping’in bu hafta Washington’da gerçekleştireceği görüşme, ticaret ve teknoloji politikalarının yanı sıra emtia piyasaları açısından da kritik önem taşıyor. İki ülke arasındaki ticaret savaşında tarım, enerji ve kritik mineraller uzun süredir önemli pazarlık unsurları olurken, zirveden çıkabilecek yeni anlaşmalar küresel emtia akışlarının yönünü etkileyebilir. Özellikle soya fasulyesi, petrol ve doğal gaz ticareti ile nadir toprak elementlerinin ihracatı piyasaların radarında.</p>
<p>Kasım ayında süresi dolması beklenen ticaret ateşkesinin geleceği iki lider arasında 24 Eylül’de başlayacak zirvede masaya yatırılacak. Washington Çin’in nadir toprak elementleri ihracatında daha istikrarlı akış sağlamasını isterken, Pekin’in ABD ürünlerine yönelik tarifelerde yeni indirimler talep ettiği belirtiliyor.</p>
<p>Piyasaların gözü de emtia ticaretinde somut bir değişiklik yaratabilecek kararların üzerinde olacak. Özellikle enerji ve tarımda yeni ticaret kanallarının açılması küresel akışları değiştirirken, nadir topraklarda ihracat kısıtlamalarının gevşetilmesi teknoloji ve otomotiv başta olmak üzere sanayinin kritik girdilerine erişimi etkileyebilir.</p>
<p>Yapay zeka konusu da zirvenin en önemli başlıklarından biri olmaya hazırlanıyor. Washington ve Pekin’in, daha önce ayrı yürütülmesi planlanan yapay zekâ diyaloğunu ekonomik görüşmelerle birleştirmeyi değerlendirdiği belirtiliyor. </p>
<h2>MASADAKİ 5 BAŞLIK!</h2>
<p><strong>■ SOYA VE TARIM ÜRÜNLERİ </strong></p>
<p>Çin'in ABD'den soya fasulyesi alımı, Washington açısından zirvenin en somut ekonomik başlıklarından biri. ABD'nin Çin'e tarım ihracatı 2024'te 29 milyar dolara ulaşırken, geçen yılki Busan görüşmesinde Pekin'in 2028'e kadar yıllık 25 milyon ton ABD soya fasulyesi alması konusunda anlaşmaya varıldığı belirtilmişti. ABD tarafı ayrıca Çin'in 17 milyar dolarlık ilave tarım ürünü alımı konusunda da taahhütte bulunduğunu söylüyor. Mevcut yüzde 10'luk tarifede tarım ürünlerine muafiyet sağlanması, ABD ihracatının önünü açabilecek başlıklardan biri olarak izleniyor. </p>
<p><strong>■ PETROL VE LNG</strong></p>
<p>Enerji ticaretinde gözler özellikle ABD LNG’sine uygulanabilecek Çin tarifelerinde. İki ülke, Çin’in Amerikan LNG’sine uyguladığı yüzde 15’lik vergiyi düşürme veya kaldırma seçeneğini görüşüyor. Reuters’a göre bu adım, karşılıklı yaklaşık 30 milyar dolarlık tarife indirimi paketinin parçası olabilir. Çin'in ABD'den petrol ve gaz alımlarının yeniden artması, küresel enerji ticaretindeki rotaları da etkileyebilir.</p>
<p><strong>■ NADİR TOPRAKLAR </strong></p>
<p>Zirvenin emtia açısından en stratejik başlıklarından biri kritik mineraller olacak. Çin’in nadir toprak elementleri üzerindeki güçlü konumu ve ihracat lisanslarına ilişkin kısıtlamalar, ABD’li teknoloji, savunma ve otomotiv şirketlerinin tedarik zincirlerini doğrudan etkiliyor. Washington, Pekin’den daha istikrarlı ihracat akışı isterken, bazı Çinli ihracatçıların yeni jeopolitik gerilimlerden çekinerek ABD’ye sevkiyat yapmayı reddettiği bildiriliyor. </p>
<p><strong>■ İRAN VE RUSYA PETROLÜ </strong></p>
<p>ABD’nin Çin’in İran ve Rusya’dan petrol alımlarına yönelik yaptırım politikası da enerji piyasasının izleyeceği başlıklardan. Trump yönetimi bazı yaptırımların kaldırılabileceği sinyalini verirken, Washington aynı zamanda İran petrol ticaretini finanse eden bankalara yönelik ikincil yaptırımları artırma seçeneğini gündemde tutuyor. Bu alanda atılacak adımlar, Çin'in ham petrol tedarik maliyetleri ve küresel petrol akışları açısından önem taşıyor. </p>
<p><strong>■ TİCARET ATEŞKESİ VE TARİFELER </strong></p>
<p>Kasımda süresi dolması beklenen ABD-Çin ticaret ateşkesinin uzatılıp uzatılmayacağı, emtia piyasasının genel risk iştahı açısından kritik. Washington ve Pekin ayrıca hassas olmayan ürünlerde tarifelerin azaltılması ve pazar erişiminin genişletilmesi üzerinde çalışıyor. Zirve öncesindeki müzakerelerde yapay zekâ, ticaret ve nadir toprakların aynı ekonomik çerçevede ele alınması da görüşmelerin kapsamının genişlediğine işaret ediyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/trump-si-masasinda-emtia-pazarligi-87916</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/1/6/1280x720/trump-si-1789968823.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dünyanın gözü Trump-Şi buluşmasına çevrildi. Tarım, enerji ve nadir topraklar başta olmak üzere emtia ticaretinin geleceği masanın önemli başlıkları arasında olacak. Masadaki bir diğer konu ise yapay zeka. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrikli-tasit-sarji-aylik-100-bin-mwh-seviyesini-gecti-87914</guid>
            <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 08:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrikli taşıt şarjı aylık 100 bin MWh seviyesini geçti</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MEHMET KAYA/ANKARA</strong></p>
<p>Türkiye’de sayısı hızla artan elektrikli taşıtların aylık elektrik tüketimi Ağustos ayında sistem tarafından izlenen ticari şarj istasyonlarında 97 bin 469 MWh seviyesine ulaştı. Ev ve diğer yollarla yapılan şarjlarla bu seviyenin 100 bin sınırını geçtiği tahmin ediliyor.</p>
<p>Elektrikli taşıt sahiplerinin tercihinin Ağustos ayında yenilenebilir enerji kaynaklı elektriği tercih etmeleri de dikkat çekti. Bu ayda taşıt şarjları için tüketilen elektriğin yüzde 62,2’sinin YEK-G belgeli işletmeciler tarafından temin edildi. Ticari şarj istasyonlarındaki başta tüketim olmak üzere nicel veriler Şarj@TR mobil uygulaması tarafından takip edilebiliyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab0bee7e79da-1789968103.png" alt="" width="723" height="256" />Elektrikli taşıt sahipleri 2026 Ağustos ayında 3 milyon 527 bin 70 şarj işleminde, 3.7 milyon saat şarj gerçekleştirdi. Şarj başına tüketim 27,63 kWh (kilowatt saat) oldu. Bu tüketim miktarı, bir hanenin ucuz tarife sınırıyla (aylık 240 kWh) kıyaslandığında yaklaşık 3 günlük elektrik tüketimine karşılık geliyor.</p>
<h2>DC ile AC arasındaki fark </h2>
<p>Elektrikli taşıt araçlarındaki hızlı artışa paralel, lisans alarak bu alanda hizmet veren şirketlerin sunduğu soket sayısında da hızlı bir artış olmuştu. Ağustos ayı sonu itibariyle bu alanda 48 bin 649 şarj noktasına ulaşıldığı, bunların 21 bin 116’sının DC (doğru akım-hızlı şarj), 27 bin 533’ünün ise AC (alternatif akım-yavaş şarj) nitelikli olduğu belirtildi.</p>
<p>DC şarj istasyonlarında zaman kazanılıyor ancak enerji kaybı ve batarya soğutma gibi nedenlerle AC istasyonlarına kıyasla biraz daha fazla elektrik çekiliyor. Verilere göre vatandaşların yüzde 85,5’i DC soketleri kullanarak taşıtlarını şarj etti.</p>
<h2>En çok tüketim hafta sonu </h2>
<p>Taşıtların en fazla günün 16.00- 17.00 saatleri arasında şarj edildiği, 18.00-19.00 arasının da bu seviyeye yakın olduğu belirlendi. En fazla tüketim ise Cumartesi ve Pazar günlerinde yapıldı. En az şarj yapılan gün ise Salı oldu. Elektrikli taşıtların artışıyla, merkezi bir uygulama ile bilgilerin takibi, gelecekte elektrik tüketiminden taşıt üreticileri ve vatandaşlara kadar geniş bir alanda üretim-hizmet sunumu ve tüketici tercihlerini ilgilendiren karar süreçlerine destek verecek veri de oluşuyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrikli-tasit-sarji-aylik-100-bin-mwh-seviyesini-gecti-87914</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/5/1280x720/elektrikli-arac-1760253678.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektrikli taşıtların aylık elektrik tüketimi sistem tarafından izlenen ticari şarj istasyonlarında geçen ay 97 bin 469 MWh seviyesine ulaşırken, toplam rakamın 100 bini aştığı tahmin ediliyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracat-fiyatlarina-navlun-zammi-buyuyor-87913</guid>
            <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracat fiyatlarına navlun zammı büyüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BARIŞ SEDEF</strong></p>
<p>Savaş risk primleri ve petrol fiyatlarındaki yükseliş, hat operatörlerini yeni bir zam dalgasına yöneltti. MSC’nin 1 Ekim itibarıyla Türkiye’den Avrupa’ya yapılacak yüklemelerde konteyner başına 100 dolar zam yapacağını duyurması, ihracat maliyetlerini artırdı. Uzak mesafelerde ise maliyetlerin 2-3 katına çıkabileceği belirtiliyor.</p>
<p>Navlungo Genel Müdür Yardımcısı Eray Özşahin, armatörlerin akaryakıt fiyat ayarlama faktörünü (BAF) değiştirmeye başladığını belirterek, “Avrupa için 100 euro, İngiltere için 100 pound, diğer bölgeler için 100 dolar ek ücret uygulanmaya başlandı. Bu sadece başlangıç. Petrol fiyatları bu seviyelerde kaldıkça rakamlar artacaktır. Süreç 1 Ekim’de MSC ile başlıyor. Diğer armatörler de muhtemelen listelerini yenileyecek” dedi. Özşahin, Uzak Doğu’dan gelen yüklerde artışların 3-5 katına çıkabileceğini, benzer durumun Amerika bölgesinde de yaşanacağını söyledi.</p>
<h2>Çin'den Katar'a yapılan taşımalar 4 kat arttı </h2>
<p>Asya’dan Türkiye’ye gelen 40’lık konteynerlerin navlunlarının 2-3 ay önce 7 bin doları aştığını belirten Özşahin, fiyatların 5 bin 200 dolardan 4 bin 200 dolara gerilediğini kaydetti. Çin’den Katar’a taşımalarda ise yüksek risk primi nedeniyle navlunların 2 bin 500 dolardan 10 bin 800 dolara çıktığını, diğer giderlerle 11 bin 500 doları aştığını söyledi.</p>
<p>Türkiye’den Katar’a konteynerlerin ortalama 1.000-1.500 dolara gönderilebildiğini belirten Özşahin, “Sadece savaş risk primi 20’lik konteynerde 3 bin, 40’lık konteynerde 6 bin dolara çıktı” dedi.</p>
<h2>Yeni zamlar ciddi yükler getirecek </h2>
<p>Transbosphor Denizcilik CEO’su Kaptan Mustafa Can, bazı büyük VLCC tankerlerinde günlük kiraların 1 milyon doları bulduğunu belirterek, sigorta maliyetlerindeki yükselişin giderlerin en büyük bölümünü oluşturduğunu söyledi. Can, “Yeni zamlar taşıma maliyetlerine ciddi yükler getirecek. Bu durum küresel enflasyon üzerindeki baskıyı daha da artıracak” dedi.</p>
<h2>Risklerin navlun üzerindeki etkisi hissediliyor </h2>
<p>Uluslararası Taşımacılık ve Lojistik Hizmet Üretenleri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Bilgehan Engin, konteyner ve dökme hububat taşımacılığında fiyatlama dinamiklerinin farklı olduğunu belirtti. Engin, Türkiye-Novorossiysk hattında ağustos ayında açıklanan savaş riski ek ücretlerinin, taşıma yönü ve ekipman türüne göre TEU başına 500-1.000 dolar arasında değiştiğini söyledi. Bazı taşıyıcıların 20'lik konteyner için 750, 40'lık konteyner için 1.500 dolar açıkladığını belirten Engin, ücretlerin tüm taşıyıcılarda ve yüklerde aynı uygulanmadığını vurguladı.</p>
<h2>Risk prim oranları yüzde 0,03’ten yüzde 10’a çıktı </h2>
<p>Howden Türkiye ve Orta Asya Marine, Lojistik ve Kargo Branşı Genel Müdürü Ülkem Gürdeniz, armatörlerin mevcut risklere ve uluslararası yükümlülüklerine rağmen sigorta teminatı sağlamaya çalıştığını belirtti. Gürdeniz, bazı bölgelerde yüzde 0,03 seviyesinde teminat bulunabilirken harp risk primi oranlarının bugün yüzde 10'a ulaştığını söyledi.</p>
<h2>Petrolde 4 kez taban, 4 kez tavan görüldü </h2>
<p>Enerji uzmanı Altuğ Karataş, petrol fiyatlarındaki artışın tüm petrol türevlerine yansıdığını belirtti. Ukrayna’nın son 1,5-2 aydır Rus rafinerilerine yönelik saldırılarının motorin fiyatlarını Brent petrolden daha fazla artırdığını söyleyen Karataş, bunun deniz taşımacılığından tarım makinelerine kadar birçok alanda hissedildiğini ifade etti.</p>
<p>Ulaştırma zamlarının market raflarına kadar yansıdığını belirten Karataş, “Bu ortamda hiçbir enflasyon hedefi tutmaz” değerlendirmesinde bulundu. Karataş, petrolün bu yıl dört kez taban, dört kez de tavan seviyesini gördüğünü söyledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Uzun rotalar ekonomik olmaktan çıktı</span></h2>
<p>Küresel petrol taşıma maliyetlerindeki yükseliş, bazı uzun mesafe rotalarını ekonomik olmaktan çıkardı. Akaryakıt maliyetlerinin tarihî seviyelere ulaşması ve süper tanker arzındaki sıkıntı, petrol taşımacılığını tehdit ediyor. Houston’dan Asya’ya taşıma maliyeti varil başına yaklaşık 26 dolar, kargo başına ise 52 milyon dolara ulaşıyor. Basra Körfezi’nden Çin’e 2 milyon varil ham petrol taşıyan çok büyük tankerlerin günlük kazancı 1,2 milyon doları aşıyor. Benzer maliyet baskıları küresel navlun piyasasının geneline yayılıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracat-fiyatlarina-navlun-zammi-buyuyor-87913</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/1/3/1280x720/ihracat-navlun-1789967769.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Petrol fiyatlarındaki sert hareketlilik ihracat yüklerinde hissedilmeye başlanacak. Navlungo Genel Müdür Yardımcısı Eray Özşahin, armatörlerin akaryakıt ek ücretlerini bölgeye göre konteyner başına 100 euro, 100 pound veya 100 dolar artıracağını, sonraki dönemde ise Asya yüklerinde bu rakamların katlanacağını söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/haftalik-deger-kaybi-40i-gecti-147-milyon-lot-hisse-satisi-bekliyor-87915</guid>
            <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Haftalık değer kaybı %40’ı geçti, 14,7 milyon lot hisse satışı bekliyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>131 fonunun tasfiye kararı, endeksin geçtiğimiz haftayı %8,2 düşüşle tamamlamasında belirleyici oldu. 10 şirket %36’nın üzerinde değer yitirdi. Portföy şirketlerinin nakde dönme çabasıyla başlattığı hisse satışlarına alıcılar cevap vermeyince fiyatlar taban serisiyle aşağı geldi.</strong></p>
<p>Piyasalarda derinliği olmayan hisselerde fonların pozisyonunu sınırlayan SPK düzenlemesinin ardından gelen fon satışları hisse senetlerinde sert fiyat düşüşlerini tetikledi. Ağustosta düşmeye başlayan Hedef Holding ve Odine Teknoloji’nin yanı sıra bu hafta Selçuk Ecza gibi tahtalarda %40’ı aşan düşüşler görüldü. BIST 100 Endeksi %8,2 gerilerken yalnızca Tekfen Holding %12,66 primle pozitif ayrıştı. Fiyatlardaki taban serileri yatırımcıda panik yaratsa da, kurumsal fonların zorunlu tasfiyelerinden kaynaklanan sert satışların belli hisselerle yoğunlaştığı gözleniyor.</p>
<h2>Fon çıkışları taban yaptırdı</h2>
<p>Selçuk Ecza, 11 Eylül’de gördüğü 402,50 TL’nin ardından 6 gün peş peşe taban oldu. Hissede 21 fonun 45 milyon lotu bulunuyor. Tera Portföy’ün TLY ve PUK fonlarının satışları dikkat çekiyor. Hisse haftalıkta %40,86 değer yitirirken TLY fonunda 14,7 milyon lot hisse olması satış baskısının devem edeceğine dair önemli bir işaret olarak değerlendirmeli. Gündoğdu Gıda, 26 Ağustos’ta 2.201 TL’yi gördükten sonra hızla geriledi. Haftayı beş tabanın ardından 535,50 TL’den kapattı. Pusula Portföy’ün yönettiği PHE ve PBR fonların toplamda 1,48 milyon lotluk satışı baskıya yol açtı. Hissede 6 fon 3,68 milyon lot hisseye sahip. Bunun 3,6 milyon lotu Pusula Portföy’e ait fonlarda olması satış baskısının süreceği şeklinde yorumlanmalı.</p>
<h2>Ortak alımı fiyatı destekledi</h2>
<p>Tekfen Holding genel piyasa düşüşünde %12,66 getiriyle haftanın en fazla kazandıranı oldu. Cevahir İnşaat’ın alımları hisseyi destekliyor. Firma, düzenli alımlarla payını %1,1 seviyesine taşıdı. Tekfen Holding, ağustosta 54,4 milyar TL tutarlı Pursaklar-Esenboğa metro ihalesini kazanırken, yılın ilk yarısında 376,9 milyon TL kâr elde etti.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab0c0799794c-1789968505.png" alt="" width="999" height="530" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>KARARLILIK MI, DOĞAÇLAMA MI?</strong></p>
<p>Kararlılık; bileşik büyüme, zihin konforu, hedef odaklılık, sürdürülebilir başarı. Fırsat körlüğü, inatçılık tuzağı, esneklik kaybı, değişime direnç. Doğaçlama; hızlı adaptasyon, fırsat, esnek manevra, zarar kesme, dinamizm. Savrulma, aşırı işlem yükü, odak kaybı, ağır stres, bileşik getiri iptali.</p>
<p><strong>Büyük ortaklar alımlarla fiyatı desteklese de faaliyet zararı ve yüksek çarpan sorun</strong></p>
<p>Blume Metal hissesi ortak alımına rağmen neden yükselmiyor? ● Nadir Bulut</p>
<p>Nadir, Blume Metal’de büyük ortaklar hazirandan bu yana fiyatı destekliyor. ABD pazarına ilk ihracatını gerçekleştiren firma, yıl sonuna kadar ülkeye 1,3 milyon dolarlık bir ihracat hedefini dile getiriyor. Toplam ihracat hedefi olarak da 3,5 milyon dolar ifade ediliyor. Ancak söz konusu adımlara rağmen hisse baskı altında. Bunun temel sebebi, ilk yarıda satışların %236 artırarak 220,8 milyon TL’ye çıkmasına rağmen faaliyetlerden zarar üretmesi. Dönem sonunda 86,8 milyon TL zarar ederken 10,53 gibi yüksek PD/DD çarpanı yatırımcıları mesafeli tutuyor.</p>
<p><strong>Altı ayda on katına çıkan fiyat, nakde dönme kaygısıyla taban serisiyle %87 geriledi</strong></p>
<p>Odine hissesinde göstergeler ne zaman al sinyali verecek? ● Barış Türker</p>
<p>Barış, Odine şubatta 350 TL’den başladığı çıkışını 13 Ağustos’ta 3.512,50 TL’ye kadar sürdürdü. Altı aylık sürede fiyatını yaklaşık 10 katına çıkaran hissede fonların kârlarını bir an önce realize etme kaygısı taban serisiyle düşmesine yol açtı. Halihazırda hissede 12 fon portföyünde bulundururken sadece Deniz Portföy cüzi miktarda alım gerçekleştirdi. Dokuz fon payını azaltma çabasında. Pusula Portföy’ün PBR ve PHE fonları toplamda 1,94 milyon lot satış yaparken halen ellerinde 3,08 milyon lot hisse bulunuyor ve bu paylar da satış için sırada bekliyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>DAH hisse senedi fonu dalgalı hareketiyle son bir yılda %20 getiri elde etti</strong></p>
<p>Deniz Portföy’ün idaresindeki Hisse Senedi Fonu (DAH), geçtiğimiz ocak ayından bu yana yatayda dalgalı bir seyir izledi. Aşağıda 3,40 TL bölgesinde güçlü desteği bulunuyor. Geçtiğimiz hafta bir ara bu seviyenin altına inse de toparlanarak tekrar üzerine çıktı. Nisandan bu yana azalan büyüklüğü eylülde 557,5 milyon TL seviyesinde bulunuyor. Nisandan bu yana fondan sürekli nakit çıkarken eylülde 1,4 milyon TL ile cüzi de olsa para girişi yaşandı. Ağustosta 2.527 olan yatırımcı sayısı şimdilerde sadece 3 olup doluluk oranı %16,13. Yerli ve yabancı hisse senetlerine yatırım yaparak getiriyi büyütmeyi hedefliyor. Portföyünün %91’i hisse ve %5,77’si vadeli işlemler nakit teminatlarından oluşuyor. Yıllık bazda %20 ,33 getiri sağlayan portföy, aynı sürede %20,24 yükselen BIST 100 Endeksinin üzerinde duruyor.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Dünya Varlık, piyasadan TLREF + %4,25 faizle 150 milyon TL borçlandı</strong></p>
<p>Dünya Varlık Yönetim, nitelikli yatırımcılara yönelik 18.09.2026 vade başlangıç tarihli bono ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 150.000.000 TL olan bononun yıllık faizi TLREF+% 4,25 olarak belirlendi. 182 gün vadeli bono, 3 ayda bir kupon ödemeli olacak ve toplamda 2 kupon ödemesi yapılacak. Bononun vade tarihi 19.03.2027 olarak açıklandı. 18 Eylül itibarıyla Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %36,52 seviyesinde bulunuyor. Verilen %4,25 ek getiri, yatırımcıya değişken faizli kazanç sağlıyor. Piyasa koşullarıyla karşılaştırıldığında yatırımcı için makul bir alternatif olarak değerlendirilebilir. İhraç, şirketin kısa vadeli finansmanını karşılamasını sağlarken, piyasada TRFDVYS32720 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab0c049ed782-1789968457.png" alt="" width="976" height="238" /><strong>ALVES KABLO</strong></p>
<p><strong>Yürütülen soruşturma kapsamında şirketin yönetimine TMSF kayyum olarak atandı</strong></p>
<p>Alves Kablo, savcılığın yürüttüğü soruşturma dosyası kapsamında mahkeme kararıyla şirket yönetimine TMSF tarafından kayyum atandığını duyurdu. Kararın, vergi ve kara para aklama gibi suçlara yönelik kuvvetli şüphe üzerine alındığını ifade etti. Karar neticesinde şirket yönetiminin tüm idare yetkileri kayyuma devredildi. Alves Kablo daha önceki açıklamasında da borçlarından kaynaklı olarak aleyhine icra takibi ve haciz işlemleri yapıldığını belirtmişti. Malvarlıkları üzerinde yaklaşık 1,06 milyar TL tutarında haciz olan şirket, Yakın İzleme Pazarı’nda işlem görüyor.</p>
<p><strong>GÜBRE FABRİKALARI</strong></p>
<p><strong>Sarıseki’deki limanının işletme hakkını 35 yıllığına 350 milyon dolara devretti</strong></p>
<p>Gübretaş, İskenderun Sarıseki’de bulunan limanının işletme, bakım ve yenileme haklarını 35 yıl süreyle Alport Liman İşletmeciliğine devretmek üzere anlaşma imzaladı. Mülkiyeti Gübretaş’ta kalacak olan liman için Alport yaklaşık 190 milyon dolarlık yatırım yapacak. Anlaşma kapsamında Gübretaş’ın cirodan pay ve sabit işletme ücreti üzerinden toplam 350 milyon dolar gelir elde etmesi bekleniyor. Mevzuat uyarınca gerekli onay ve iznin alınmasının ardından devir işlemleri tamamlanacak. Yatırım süresince Sarıseki’de gübre üretim faaliyetinin devam edeceği belirtildi.</p>
<p><strong>FEDERAL MOGUL İZMİT PİSTON</strong></p>
<p><strong>Üretimi durdurduğu İzmit tesisindeki kaplama makinesini grup şirketine sattı </strong></p>
<p>Federal Mogul, nisan ayında üretim operasyonlarını küçültme kararı aldığı İzmit fabrikasındaki ekonomik ömrünü tamamlamış anodizasyon kaplama makinesini, grup şirketlerinden Hindistan merkezli bir firmaya sattığını duyurdu. Pazarlık usulü ile belirlenen 350 bin euro bedelle gerçekleşen satıştan yaklaşık 19,6 milyon TL kâr elde edecek. Atıl duruma geçen varlıkların grup içi satışıyla nakde çevrilmesi, tesis küçültme sürecindeki şirketin kısa vadeli finansal yükünü hafifletirken nakit girişine olumlu katkı sağlayacak. Şirket, yılın ilk yarısında gelirini %40 büyüttü.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Big Medya ağustosun sonunda 400 TL’ye kadar çıksa da gelen satışlarla geriledi</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab0c02dea506-1789968429.png" alt="" width="288" height="244" />Big Medya’da fon tarafı satış ağırlıklı işlemde bulundu. Portföydeki miktarları %1,50 ile toplamda 4,36 bin lot azalarak 285,4 bine indi. Hisseyi bulunduran fon sayısı 3’ten 2’ye geriledi. BAGfonu 4.360 lot satış yaparken, alıcı tarafta yer alan herhangi bir kurum gözlenmedi. Big Medya hakkında öneride bulunan herhangi bir aracı kurum bulunmuyor. Hissede Bulls Portföy’ün çıkış hareketi dikkat çekti. Kurumun yönettiği BAG fonu portföyündeki hissenin tamamını satarak sıfırladı. Diğer iki fon hareket etmedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/haftalik-deger-kaybi-40i-gecti-147-milyon-lot-hisse-satisi-bekliyor-87915</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Haftalık değer kaybı %40’ı geçti, 14,7 milyon lot hisse satışı bekliyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yonetmek-ve-yonetilmek-uzerine-uc-kelime-ehliyet-hakkaniyet-iyi-niyet-87907</guid>
            <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 07:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yönetmek ve yönetilmek üzerine üç kelime: Ehliyet, hakkaniyet, iyi niyet</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><em>İyi yönetim yalnızca bilgi, deneyim ya da iyi niyetle mümkün değil. Ehliyet, hakkaniyet ve iyi niyetin birlikte taşınması gerekiyor. Çünkü ehliyet sorumluluğu, hakkaniyet adaleti, iyi niyet ise yöneticinin kararlarına güvenerek hareket eden insanların emeğini koruyor.</em></strong></p>
<p>Otuz iki yıllık bir iktisatçı olarak profesyonel hayatımda bolca yönetildim, ara ara da yönettim. Bu iki deneyimin birbirinden çok farklı olduğunu söylemek isterdim. Ama insan hem yönetilirken hem de yönetirken aynı soruların etrafında dolaşıyor: Bir yöneticiyi iyi yönetici yapan nedir? Bir kurumda güven nasıl kurulur? Hangi noktada yetki, sorumluluktan ayrılmaya başlar?</p>
<p>Yıllar içinde bu sorulara ilişkin bazı dersler ve birkaç yönetim düsturu çıkardım. Bunların en önemlisi şu olabilir: Bir kurumun iyi yönetilmesi yalnızca yöneticinin bilgili, deneyimli veya iyi niyetli olmasına bağlı değildir.</p>
<p>Çünkü bilgili bir yönetici adaletsiz olabilir. İyi niyetli bir yönetici beceriksiz davranabilir. Çok yetkin bir yönetici, aldığı kararların insanlar üzerinde yarattığı etkiyi önemsemeyebilir.</p>
<p>Zamanla, iyi yönetimin üç kavramın kesişiminde mümkün olduğunu düşünmeye başladım: <strong>ehliyet, hakkaniyet ve iyi niyet.</strong></p>
<p>Bu üç kelimeyi bir süredir zihnimde bir üçgenin köşelerine yerleştiriyorum. Belki de bunun nedeni, yönetim meselelerinin çoğunun tek tek doğrulardan değil, bu doğrular arasındaki dengeden kaynaklanmasıdır.</p>
<p><strong>Ehliyet,</strong> ilk bakışta en kolay tanımlanan kavram gibi görünüyor. Bir işi bilmek, deneyimli olmak, karar alabilmek, gerektiğinde sorumluluk üstlenmek… Yönetici dediğimiz kişinin elbette bunları yapabilmesi gerekir.</p>
<p>Ama ehliyet yalnızca doğru kararı verebilme kapasitesi değildir. Ehliyet, verdiğiniz kararın sonuçları ortaya çıktığında onun arkasında durabilme kapasitesidir. Yetki, imza atma gücüdür. Ehliyet ise o imzanın sorumluluğunu taşıyabilmektir.</p>
<p>Bir yöneticinin masasından çıkan karar, kurumun koridorlarında dolaşmaya başladığında artık yalnızca o yöneticinin kişisel kanaati olmaktan çıkar. İnsanlar o karara göre hazırlık yapar, zaman ayırır, kaynak kullanır, başkalarını sürece dahil eder. Kararın etrafında bir beklenti oluşur.</p>
<p>İşte kararın gerçek sınavı burada başlar.</p>
<p>Karar alınırken görünür olmak, sonuçları ortaya çıktığında ortadan kaybolmamak gerekir. Bir yönetici, yetkinin yalnızca rahat tarafını değil, yükünü de taşımalıdır.</p>
<p><strong>Hakkaniyet</strong> biraz daha karmaşık bir kavramdır. Çünkü hakkaniyet, herkese aynı şeyi vermek değildir. Herkese aynı ölçüyü uygulamaktır.</p>
<p>Bazen farklı kişilere veya farklı durumlara farklı uygulamalar yapılabilir. Bunun kendisi adaletsizlik değildir. Adaletsizlik, farklı uygulamanın ölçüsünün belirsizleşmesiyle başlar.</p>
<p>Hakkaniyet, yalnızca sonucun adil görünmesiyle ilgili değildir. Sürecin de adil, anlaşılır ve tutarlı olması gerekir.</p>
<p>İnsanlar çoğu zaman yalnızca ne elde ettiklerine bakmaz. Kendilerine nasıl davranıldığına da bakar. Hangi ölçüyle değerlendirildiklerini, aynı ölçünün başkalarına uygulanıp uygulanmadığını ve süreçte ne kadar ciddiye alındıklarını önemserler.</p>
<p>Çünkü kurumlarda güven, çoğu zaman büyük ilkelerden önce küçük tutarlılıklar üzerinden kurulur.</p>
<p><strong>İyi niyet</strong> ise bu üçgenin belki de en yanlış anlaşılan köşesidir.</p>
<p>İyi niyet, kibar konuşmak değildir. Güzel cümleler kurmak, herkese nazik davranmak, sonunda “hassasiyetinizi anlıyoruz” demek de tek başına iyi niyet sayılmaz.</p>
<p>İyi niyet, karşınızdaki insanın sizin sözünüze güvenerek neler yaptığını fark etmektir.</p>
<p>Bir insan size güvenerek zaman ayırmış, hazırlık yapmış, işini planlamış, başkalarını sürece dahil etmişse, sonradan “öyle anlaşılmamıştı” demek yalnızca bir iletişim sorunu değildir. O güvenin maliyetini görmemektir.</p>
<p>Elbette kurumlarda yanlış anlaşılmalar olabilir. Sözler eksik aktarılabilir. Bir karar değişebilir. Yeni bilgiler ortaya çıkabilir. Bütün bunlar hayatın ve yönetimin parçasıdır.</p>
<p>Fakat iyi niyetli yönetim, değişen koşulları zamanında, açıkça ve doğrudan anlatır. Belirsizlik varsa belirsizliği saklamaz. Bir hata yapılmışsa, onu başkasının üzerine bırakmadan kabul eder. Kararın arkasındaki kişiyi görünmez hale getirerek sorunu çözmeye çalışmaz.</p>
<p>Kurumsal nezaket ile iyi niyet arasındaki fark belki de burada ortaya çıkar. Kurumsal nezaket, dili yumuşatır. İyi niyet ise sorumluluğu görünür kılar.</p>
<p><strong>Bu üç kavramı birbirinden ayırmak mümkün, ama birbirinden koparmak mümkün değildir.</strong></p>
<p>Ehliyet olmadan iyi niyet, çoğu zaman dağınıklığa dönüşür. İnsanlara zarar vermek istemeyen ama karar veremeyen, süreçleri netleştiremeyen bir yönetici iyi niyetli olabilir. Fakat iyi niyet tek başına kurum yönetmeye yetmez.</p>
<p>Hakkaniyet olmadan ehliyet, keyfiliğe dönüşebilir. Çok bilgili ve çok güçlü bir yönetici, neyin doğru olduğuna kendisinin karar verdiğine inanmaya başlarsa, kurumda adalet duygusunu zedeleyebilir.</p>
<p>İyi niyet olmadan ehliyet ve hakkaniyet ise soğuk bir prosedür makinesine dönüşebilir. Kurallar vardır, ölçüler vardır, süreçler işletilir. Ama o süreçlerin içinde insan yoktur.</p>
<p>Oysa kurumlar yalnızca yönetmeliklerden, bütçelerden ve görev tanımlarından oluşmaz. Kurumları insanlar taşır. İnsanlar da yalnızca görevleriyle değil, güvenleriyle, emekleriyle ve beklentileriyle kuruma dahil olurlar.</p>
<p>Bu nedenle iyi yönetim, bu üç değerden birini seçmek değildir. Üçünün aynı anda birbirini sınırlamasıdır.</p>
<p>- Ehliyet, iyi niyetin dağınıklığa dönüşmesini engeller.</p>
<p>- Hakkaniyet, ehliyetin ayrıcalığa dönüşmesini engeller.</p>
<p>- İyi niyet ise hakkaniyetin insanı unutan bir prosedüre dönüşmesini engeller.</p>
<p><strong>Bazen kurumların sorunu yanlış karar vermeleri değildir. Asıl sorun, kararın sahibinin belirsizleşmesidir.</strong></p>
<p>Bir karar alınır. İnsanlar o karara güvenerek hareket eder. Sonra süreçte bir sorun çıktığında herkes başka bir yeri işaret eder. “Ben öyle demedim.” “Benim yetkim yoktu.” “Yanlış anlaşılmış.”</p>
<p>Bu cümlelerin her biri tek başına doğru olabilir. Fakat hepsi bir araya geldiğinde kurumun güvenilirliğini aşındıran bir tablo ortaya çıkar.</p>
<p>Çünkü kurum ciddiyeti, hiç hata yapmamakla ölçülmez. Hata veya belirsizlik ortaya çıktığında bunun sorumluluğunu kimin üstlendiğiyle ölçülür.</p>
<p>Bir yöneticinin her şeyi bilmesi mümkün değildir. Her ayrıntıyı hatırlaması da... Fakat yönettiği süreçlerde kimin neye güvenerek hareket ettiğini bilmesi gerekir.</p>
<p>Bir kurumun güven sermayesi, bütçe tablolarında görünmez. Fakat karar alma maliyetini, işbirliğinin niteliğini ve insanların kuruma ne kadar emek vermeye istekli olduğunu belirler.</p>
<p>Güven zedelendiğinde insanlar daha fazla yazışır, daha çok teyit ister, daha az inisiyatif alır. Her cümlenin arkasına bir belge koymaya, her konuşmanın tanığını aramaya başlarlar.</p>
<p>Kurumun enerjisi iş üretmekten kendini korumaya kayar.</p>
<p><strong>Belki de iyi yönetim dediğimiz şey, en sonunda şundan ibarettir:</strong> Doğru kararı verebilmek, aynı ölçüyü koruyabilmek ve o karara güvenerek hareket eden insan(lar)ı yarı yolda bırakmamak.</p>
<p>- Ehliyet kararın arkasında durur.</p>
<p>- Hakkaniyet aynı ölçüyü korur.</p>
<p>- İyi niyet ise o karara güvenen insanın emeğini görür.</p>
<p>Bir kurum, bu üçünü aynı anda taşıyabildiği ölçüde yalnızca yönetilmiş olmaz; güvenilir hale gelir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yonetmek-ve-yonetilmek-uzerine-uc-kelime-ehliyet-hakkaniyet-iyi-niyet-87907</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/7/1280x720/ehliyet-hakkaniyet-iyi-niyet-1789969052.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yönetmek ve yönetilmek üzerine üç kelime: Ehliyet, hakkaniyet, iyi niyet ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-ticaret-sistemi-yeniden-kurulurken-turkiyenin-onundeki-firsat-87906</guid>
            <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 07:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Küresel ticaret sistemi yeniden kurulurken Türkiye’nin önündeki fırsat</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Küresel ticarette oyunun kuralları değişiyor. Önümüzdeki on yılda küresel ekonomide üç yarış aynı anda yaşanacak. Teknoloji, enerji ve hammadde ve güvenilir tedarik zinciri yarışı. Türkiye'nin önündeki asıl fırsat bu üç yarışın kesiştiği noktada. Türkiye'nin önünde birbirini tamamlayan iki fırsat bulunuyor. Veri merkezlerini besleyen tedarik ve enerji koridoru ile geniş bir coğrafyaya ihracat yapabilen bir sanayi ekonomisi.</strong></p>
<p>Küresel ticarette oyunun kuralları değişiyor. Üstelik değişen yalnızca tarifeler değil. Uzun yıllar ticaret politikası denildiğinde aklımıza gümrük vergileri, ihracat, ithalat ve pazar erişimi gelirdi. Bugün bu listeye sanayi politikaları, enerji güvenliği, karbon düzenlemeleri, dijitalleşme, kritik mineraller, yapay zekâ ve ekonomik güvenlik de eklendi. Artık bir ülkede alınan sanayi politikası kararı başka bir ülkedeki fabrikanın rekabet gücünü değiştirebiliyor. Bir ihracat kısıtlaması binlerce kilometre uzaktaki üretim hattını durdurabiliyor. Bir karbon düzenlemesi şirketlerin yalnızca ihracatını değil, gelecek on yıllık yatırım planını etkileyebiliyor.</p>
<p>Dünya Ticaret Örgütü’nün son göstergeleri bu yeni dönemin çelişkisini ortaya koyuyor. DTÖ, dünya mal ticareti hacminin 2026’da yüzde 1,9 büyümesini bekliyor. Eylül ayında yayımlanan Mal Ticareti Barometresi ise küresel ticaretin yüksek politika belirsizliği ve jeopolitik gerilimlere rağmen direnç gösterdiğine işaret ediyor. DTÖ ayrıca yapay zekâ yatırımlarının sürmesinin küresel mal ticareti büyümesine 0,5 puana kadar katkı sağlayabileceğini hesaplıyor. Diğer taraftan ticaret politikasının kendisi giderek daha müdahaleci hale geliyor. DTÖ ve IMF’nin Ticaret Politikası Aktivite Endeksi, 2025 ve 2026 boyunca özellikle ticareti kısıtlayıcı önlemlerde belirgin bir artış olduğunu gösteriyor. Üstelik bu eğilim yalnızca dünyanın en büyük ekonomileriyle sınırlı değil. Kısacası dünya bir taraftan daha fazla ticaret yaparken diğer taraftan ticaretin nereden, kimlerle ve hangi koşullarda yapılacağını daha fazla sorguluyor. Yeni dönemin temel çelişkisi burada... Bu nedenle her yıl Cenevre’de düzenlenen Dünya Ticaret Örgütü Public Forum’u artık yalnızca klasik anlamda bir ticaret toplantısı değil. Kamu temsilcileri, uluslararası kuruluşlar, iş dünyası, akademi ve sivil toplum aynı zeminde buluşurken masada yalnızca tarifeler yok. Sanayi politikası, enerji dönüşümü, dijitalleşme, tedarik zincirleri, yatırım ve ekonomik güvenlik doğrudan ticaret gündeminin parçası haline geliyor.</p>
<p>Bu yıl programa eklenen “Curated Conversations” formatı da bu açıdan önemli. Geneva Trade Platform tarafından DTÖ Sekretaryası ile yürütülen bu görüşmeler, klasik panel mantığından farklı olarak küçük, davet usulü ve etkileşimli yuvarlak masa toplantıları şeklinde gerçekleştiriliyor. Amaç hazırlanmış konuşmaları arka arkaya dinlemek değil; farklı ülke ve kurumların tecrübelerini karşılaştırmak, varsayımları sorgulamak ve uygulamadaki sorunları daha açık biçimde konuşmak. İMMİB olarak biz de bu yıl iki başlığı masaya taşıdık. Birincisi çelik, alüminyum ve bakır piyasalarında ticaret politikaları, piyasa dengesizlikleri ve karbonsuzlaşma. İkincisi ise veri merkezleri, kritik mineraller ve Türkiye’nin Avrasya’nın veri merkezi yatırımları açısından üstlenebileceği rol. İlk bakışta birbirinden oldukça farklı iki konu gibi görünüyor. Oysa aslında aynı dönüşümün iki yüzünü oluşturuyorlar.</p>
<p><strong>Yapay zekâ dijital olabilir ama altyapısı son derece fiziksel</strong></p>
<p>Bugün dünyanın en güçlü yatırım hikâyelerinden biri yapay zekâ. Ancak yapay zekâyı yalnızca yazılım, algoritma ve çip üzerinden okumak bizi yanıltabilir. Çünkü “bulut” dediğimiz sistem aslında hiç de ağırlıksız değil. Bir veri merkezinin çalışabilmesi için sunucuların yanında güvenilir elektrik şebekesine, transformatörlere, kablolara, jeneratörlere, kesintisiz güç sistemlerine, soğutma altyapısına, mühendislik ve bakım kapasitesine ihtiyaç var.</p>
<p>Rakamlar dönüşümün ölçeğini daha iyi gösteriyor. Uluslararası Enerji Ajansı’na göre dünyadaki veri merkezlerinin elektrik tüketimi 2030'a kadar iki kattan fazla artarak yaklaşık <strong>945 TWh’ye</strong> ulaşacak. Bu, bugünkü Japonya’nın toplam elektrik tüketiminden biraz daha fazla. Veri merkezlerinin elektrik talebi 2024-2030 döneminde yılda yaklaşık yüzde 15 büyüyecek; yani ekonominin geri kalanındaki elektrik talebinden dört kattan daha hızlı artacak. IEA’nın baz senaryosunda bu tüketimin 2035’te yaklaşık <strong>1.200 TWh’ye</strong> çıkması bekleniyor.</p>
<p>Dolayısıyla önümüzdeki on yılın teknoloji rekabeti aynı zamanda bir <strong>elektrik altyapısı rekabeti</strong> olacak. Veri merkezini kimin kuracağı kadar elektriği kimin sağlayacağı; transformatörü, kabloyu ve soğutma sistemini kimin üreteceği; tesisin bakımını ve mühendisliğini kimin üstleneceği de önem kazanacak. Türkiye açısından asıl fırsatı burada aramalıyız.</p>
<p><strong>Yapay zekânın arkasında metal var</strong></p>
<p>Enerji altyapısının bir adım gerisine gittiğimizde metaller ve kritik minerallerle karşılaşıyoruz. Bakır, alüminyum, çelik, grafit, galyum ve nadir toprak elementleri; kablolardan transformatörlere, elektronik bileşenlerden mıknatıslara kadar dijital ekonominin görünmeyen girdileri. Özellikle bakır bu dönüşümün stratejik metallerinden biri haline geliyor. IEA'nın 2026 Kritik Mineraller Görünümü'ne göre kritik minerallere yönelik talep önümüzdeki dönemde güçlü şekilde artmaya devam edecek. Mevcut politikalar altında kritik mineral talebinin 2040'a kadar neredeyse iki katına çıkması bekleniyor. Bakır tek başına yaklaşık <strong>7 milyon tonluk ilave talep artışıyla</strong> hacim açısından en büyük artışı gösterecek minerallerden biri. Sorun şu ki arz aynı hızda gelmeyebilir. Mevcut ve açıklanmış projeler dikkate alındığında IEA, 2035 yılında bakırda ihtiyaç duyulan birincil arzın yaklaşık <strong>yüzde 25'inin karşılanamayabileceğini</strong> hesaplıyor. Bu yalnızca madencilik sektörünün sorunu değil. Elektrik şebekesinden yenilenebilir enerjiye, elektrikli araçlardan veri merkezlerine kadar çok sayıda sektör aynı bakırı talep ediyor. Dolayısıyla gelecekte teknoloji yatırımlarının önündeki darboğazlardan biri yazılım değil, metal olabilir.</p>
<p><strong>Kritik minerallerde mesele sadece maden çıkarmak değil</strong></p>
<p>Kritik mineral güvenliğini yalnızca “hangi ülkenin ne kadar rezervi var?” sorusuyla okumak eksik kalıyor. Asıl stratejik alan giderek <strong>işleme ve rafinaj kapasitesi</strong> haline geliyor. IEA verilerine göre nadir toprak elementleri hariç kritik enerji minerallerinde en büyük rafinaj ülkesinin ortalama pazar payı 2023’te yüzde 70 iken 2025’te <strong>yüzde 72’ye</strong> yükseldi. Galyum, grafit, manganez ve bazı nadir toprak elementlerinde ise en büyük rafinaj ülkesi küresel arzın yüzde 90’ından fazlasını kontrol ediyor. Bir başka çarpıcı gösterge bakırdan geliyor. IEA’ya göre Çin, 2005’ten bu yana dünyadaki bakır izabe kapasitesi artışının yüzde 90’dan fazlasını gerçekleştirdi. Çin’in küresel kapasitedeki payı 2005’te yaklaşık yüzde 15 iken 2025’te yüzde 50 seviyesine ulaştı. Bu rakam bize önemli bir şey söylüyor: <strong>Yeni ekonomik güvenlik tartışmasının merkezinde yalnızca maden rezervleri değil, madeni ürüne dönüştürme kabiliyeti bulunuyor.</strong> Bu nedenle madencilik kadar rafinaj, geri dönüşüm, metal işleme ve ara mamul üretimi de stratejik sektörler haline gelecek. Türkiye açısından dikkat edilmesi gereken fırsatlardan biri tam olarak bu.</p>
<p><strong>Metallerde yeni rekabet: Fiyat kadar karbon ve ticaret politikası</strong></p>
<p>Çelik, alüminyum ve bakır zaten Türkiye’nin güçlü olduğu sanayi ekosisteminin temel girdileri. Fakat artık bu sektörlerde rekabeti yalnızca üretim maliyeti ve fiyat belirlemiyor. Tarifeler, kotalar, korunma önlemleri, karbon düzenlemeleri ve ekonomik güvenlik politikaları da şirketlerin hangi pazara hangi koşullarda erişeceğini şekillendiriyor. Çelikte küresel kapasite fazlası önemli bir problem. Büyük ekonomilerin uyguladığı ticaret önlemleri ise kapasite fazlasını her zaman ortadan kaldırmıyor; kimi zaman ticaretin başka pazarlara yönelmesine neden oluyor. Bunun sonucunda sorunun kaynağı olmayan güvenilir tedarikçiler de baskıyla karşılaşabiliyor.</p>
<p>Alüminyumda enerji dönüşümü hem fırsat hem maliyet yaratıyor. Elektrifikasyon ve yenilenebilir enerji yatırımları talebi artırırken üretimin enerji ve karbon yoğunluğu rekabet gücünün daha görünür bir parçasına dönüşüyor. Geri dönüşüm burada önemli bir avantaj sağlayabilir. Ancak hurdaya erişim, izlenebilirlik, kalite ve standartlar bu kez yeni ticaret politikası meseleleri olarak karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla “bizi kurallardan muaf tutun” yaklaşımının aksine, <strong>ölçülebilir performansı tanıyan, öngörülebilir ve orantılı bir ticaret düzenini</strong> savunmak öncelikli hale geliyor.</p>
<p>Türkiye’de enerji verimliliğine, yenilenebilir elektriğe, geri dönüşüme ve düşük karbonlu üretim teknolojilerine yatırım yapan şirketlerin gerçek emisyon performansının tanınması, bu yatırımların rekabet avantajına dönüşmesini sağlayabilir. Çünkü düşük karbonlu üretim yatırımları 10-20 yıllık perspektifle yapılırken ticaret kuralları birkaç ay içerisinde değişiyorsa yatırımcı açısından ciddi bir öngörülebilirlik sorunu ortaya çıkar. Yeni dönemde ülkelerin rekabet gücünü belirleyen unsurlardan biri de <strong>uzun vadeli sermayeye ne kadar öngörülebilir bir ortam sunabildikleri</strong> olacak.</p>
<p><strong>Türkiye neden bu hikâyenin içinde olabilir?</strong></p>
<p>Türkiye'nin önünde birbirini tamamlayan iki fırsat bulunuyor. Birincisi veri merkezleri. Avrupa, Kafkasya, Orta Asya ve Orta Doğu arasındaki konumumuz önemli. Ancak coğrafya tek başına yeterli değil. Türkiye’nin elektrik-elektronik, metal işleme, mühendislik ve inşaat sektörlerindeki üretim kapasitesi daha önemli bir avantaj sağlayabilir. Çünkü yatırımcı yalnızca uygun arazi ve fiber bağlantısı aramıyor. Elektrik altyapısının güvenilirliğine, ekipmanın zamanında temin edilmesine, bakım ve servis kapasitesine ve yatırımın gerektiğinde ölçeklendirilebilmesine de bakıyor.</p>
<p>Burada hedefimizi yalnızca “Türkiye’ye daha fazla veri merkezi çekelim” şeklinde tanımlarsak fırsatın önemli bir bölümünü kaçırabiliriz. Asıl büyük pazar <strong>veri merkezlerinin tedarik zincirinde</strong> olabilir. Türkiye; Avrupa, Körfez, Orta Asya ve çevre pazarlardaki yatırımlara transformatör, kablo, güç sistemleri, soğutma ekipmanları, metal ürünleri, inşaat ve mühendislik hizmetleri sağlayabilir. Bu perspektiften baktığımızda veri merkezi yatırımı yalnızca bir teknoloji yatırımı değildir. Aynı zamanda yeni bir <strong>sanayi ihracatı pazarıdır.</strong></p>
<p><strong>İkinci fırsat: Avrasya'nın işleme ve üretim koridoru</strong></p>
<p>Kritik minerallerde daha geniş bir stratejik fırsat söz konusu. Orta Asya önemli mineral kaynaklarına sahip. Avrupa ise tedarik zincirlerini çeşitlendirmek ve tek bir kaynağa bağımlılığı azaltmak istiyor. Türkiye bu iki coğrafyanın arasında yalnızca lojistik bir geçiş noktası olmak zorunda değil. Orta Asya kaynaklarını Türkiye’nin sanayi altyapısı ve Avrupa’nın talebiyle buluşturan yeni değer zincirleri kurulabilir. Madencilik, işleme, rafinaj, geri dönüşüm ve imalat kapasitesinin birbirine bağlanması halinde Türkiye <strong>Avrasya'nın kritik mineral ve metal değer zincirinde bir üretim merkezi</strong> haline gelebilir. Beylikova gibi projeler de nadir toprak elementlerinde işleme kapasitesinin geliştirilmesi açısından bu tartışmanın önemli parçalarından biri. Buradaki kritik nokta, ham maddeyi bir ülkeden diğerine taşımaktan daha fazla katma değer yaratmak. IEA’nın bulguları, madencilik yatırımları coğrafi olarak çeşitlenmeye başlarken rafinaj ve nihai üretim kapasitesinin aynı hızda çeşitlenmediğini gösteriyor. Yeni madenler bulunabilir; fakat bunları işleyecek alternatif sanayi merkezlerinin kurulması daha zor. Türkiye'nin sanayi tecrübesi tam burada stratejik değer kazanabilir.</p>
<p><strong>Önümüzdeki dönemde üç yarış aynı anda yaşanacak</strong></p>
<p>Bütün bu gelişmeleri birlikte okuduğumuzda önümüzdeki on yılda küresel ekonomide üç yarış aynı anda yaşanacak. Birincisi <strong>teknoloji yarışı</strong>. Yapay zekâ, yarı iletkenler, veri merkezleri ve dijital hizmetler büyümeye devam edecek. İkincisi <strong>enerji ve hammadde yarışı</strong>. Daha fazla dijitalleşme daha fazla elektrik, şebeke, bakır, alüminyum ve kritik mineral talebi yaratacak. Üçüncüsü ise <strong>güvenilir tedarik zinciri yarışı</strong>. Ülkeler ve şirketler yalnızca en ucuz tedarikçiyi değil; kesinti riskinin düşük olduğu, kuralların öngörülebilir olduğu ve gerektiğinde hızlı teslimat sağlayabilecek ortakları tercih edecek.</p>
<p>Türkiye'nin önündeki asıl fırsat bu üç yarışın kesiştiği noktada. Çünkü biz yalnızca Avrupa’ya yakın bir ülke değiliz. Aynı zamanda metal üreten, elektrik-elektronik ekipmanı imal eden, mühendislik hizmeti sağlayan, büyük altyapı projeleri gerçekleştirebilen ve geniş bir coğrafyaya ihracat yapabilen bir sanayi ekonomisiyiz. Bunu doğru politikalarla birleştirdiğimizde Türkiye'nin değer önerisi çok daha güçlü hale gelebilir.</p>
<p><strong>Yeni dönemin anahtar kelimesi: Güven</strong></p>
<p>Ancak bunun gerçekleşmesi otomatik değil. Bir yatırımcı açısından bir ülkenin “güvenilir” olması artık tek bir göstergeyle ölçülmüyor. Enerji arzının sürekliliği, elektrik fiyatlarının öngörülebilirliği, izin süreçleri, bağlantı altyapısı, finansmana erişim, standartlar, nitelikli insan kaynağı, tedarik zincirinin derinliği ve düzenleyici istikrar aynı yatırım kararının parçaları haline geliyor. Bu nedenle Türkiye’nin önündeki stratejik mesele yalnızca yatırım teşviki vermek değil; <strong>sanayi, enerji, ticaret, dijitalleşme ve kritik mineral politikalarını aynı stratejinin parçaları haline getirmek.</strong> Çünkü dünyada da bu politikalar artık birbirinden bağımsız yürümüyor.</p>
<p><strong>Türkiye yeni haritada nerede duracak?</strong></p>
<p>Küresel ekonominin önümüzdeki dönemini yalnızca risklerle okumamak gerekiyor. Ticaret politikaları daha müdahaleci hale geliyor; kritik mineral tedariki stratejik bir meseleye dönüşüyor; enerji güvenliği ve jeopolitik riskler şirketlerin yatırım kararlarında giderek daha büyük ağırlık taşıyor. Fakat aynı dönüşüm, yeni üretim ve yatırım merkezlerinin ortaya çıkması için de önemli bir fırsat yaratıyor. Türkiye açısından mesele artık yalnızca “Dünya ticaretindeki değişim bizi nasıl etkileyecek?” değil. Daha iddialı bir soru sormamız gerekiyor:</p>
<p><strong>Yeni küresel ticaret, enerji ve teknoloji haritasında Türkiye kendisine nasıl daha büyük bir yer açacak?</strong></p>
<p>Cevabı üç kelimede özetlemek mümkün: <strong>Üretim. İşleme. Güven. </strong>Türkiye üretim kapasitesini yeşil dönüşümle güçlendirebilir, kritik minerallerde işleme ve geri dönüşüm kabiliyetini geliştirebilir, veri merkezlerinin büyüyen fiziksel tedarik zincirinde bölgesel üretici haline gelebilir ve bütün bunları öngörülebilir bir yatırım ortamıyla destekleyebilirse yeni küresel ekonomide yalnızca bir pazar veya transit ülke olmaz. <strong>Avrupa ile Avrasya arasında güvenilir bir üretim, teknoloji altyapısı ve tedarik merkezi haline gelebilir. </strong></p>
<p>Nihayetinde, yapay zekânın geleceğini yalnızca algoritmalar belirlemeyecek. Onları mümkün kılan fiziksel altyapıyı kimin ürettiği ve bu altyapıyı kimin güvenilir biçimde sağlayabildiği de belirleyecek. Türkiye'nin önündeki gerçek fırsat, tam da bu yeni dünyanın fiziksel altyapısında kendisine güçlü bir yer açabilmekte yatıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kuresel-ticaret-sistemi-yeniden-kurulurken-turkiyenin-onundeki-firsat-87906</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Küresel ticaret sistemi yeniden kurulurken Türkiye’nin önündeki fırsat ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/halka-arzda-teknoloji-acigi-sorun-borsada-degil-87905</guid>
            <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 07:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Halka arzda teknoloji açığı: Sorun borsada değil</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’de halka arzlar üzerine yapılan tartışmalarda sıkça aynı eleştiri dile getiriliyor: Halka açılan şirketlerin çoğu geleneksel sektörlerden gelirken; yapay zekâ, robotik ve yazılım gibi ileri teknoloji şirketlerinin sayısı neden bu kadar sınırlı? ABD borsalarındaki teknoloji ağırlığıyla karşılaştırıldığında, bu soru daha da çarpıcı hâle geliyor. Halka açık şirketler reel ekonomide oluşan üretim kapasitesinin, firma ölçeğinin ve teknolojik yetkinliğin sermaye piyasasına bir yansımasıdır. Ülkede ne varsa borsaya da o yansıyor diye düşünmemiz mümkün.</p>
<p>Ancak yine de elin adamı uzay yolculuğu yapacak şirketi halka arz ederken, biz neden hâlâ arkaik üretim sistemlerini kullanan şirketleri finanse edelim diye soruluyor. Bu sorunun basit idari yanıtı; “koşulları sağlayan” şirketlerin halka arz yapmasıdır. Ancak burada ima edilen husus kuşkusuz çok daha başka.</p>
<p><strong>Teknolojik sıçrama yapamadık</strong></p>
<p>Türkiye teknoloji üretiminde-kullanımında elbette sıfır noktasında değil. Ancak, geçen haftaki yazımızda da tartıştığımız gibi, mevcut başarılar ekonominin geneline yayılan bir teknolojik dönüşüme işaret etmiyor. Türkiye’nin üretim modeli hâlâ ağırlıklı olarak düşük-orta teknolojili, emek yoğun sektörlere dayanıyor. TÜİK’in 2025 yılı verilerine göre, 10 ve daha fazla çalışanı bulunan girişimlerin yalnızca %7,5’i herhangi bir yapay zekâ teknolojisi kullanmaktadır. Bu oran 250 ve üzeri çalışanı bulunan girişimlerde dahi %24,1 düzeyindedir (TÜİK, 2025).<strong>1</strong> Bu bulgu, ileri teknolojilerin üretim-hizmet sistemi içinde henüz yeterince yaygınlaşmadığını göstermektedir. Teknolojinin şirket faaliyetlerine sınırlı ölçüde nüfuz edebildiği bir ekonomide, halka arz listesinin robotik şirketleriyle dolmasını beklemek pek de makul görünmüyor. Doğru soru “Borsada neden az sayıda teknoloji şirketi var?” değil, “Türkiye neden halka arz edilebilecek ölçekte daha fazla teknoloji şirketi üretemiyor?” olmalıdır.</p>
<p><strong>Elma ağacından armut beklemek</strong></p>
<p>Borsanın sektörel bileşimi ilgili ekonomide hangi faaliyetlerin şirketleşebildiğini, sermaye biriktirebildiğini ve halka arz edilebilir ölçeğe ulaşabildiğini gösterir. ABD borsalarındaki teknoloji ağırlığı sermaye piyasası otoritelerinin sektör tercihinden değil, ekonominin onlarca yıl boyunca küresel ölçekte teknoloji şirketleri üretebilmesinden kaynaklanıyor. Türkiye’de halka arzların geleneksel sektörlerde yoğunlaşması ise mevcut şirket stokunun ve üretim yapısının doğal bir sonucudur. Aksini beklemek, elma ağacından armut çıkmasını beklemeye benziyor. Üretim sistemi ve şirket sistemi neyse, borsanın sektörel bileşimi de üç aşağı beş yukarı buna benzeyecek. Yani halka arzların sektörel dağılımı “SPK’nın tercihlerinin” bir sonucu değil. Öngörülen koşulları sağlayan şirketler sırası gelince halka arz yapabiliyor. Peki, hal böyleyken yine de teknoloji şirketlerinin borsa finansmanı koşullarını iyileştirebilir miyiz?</p>
<p><strong>Bir öneri: SPK nitelikli teknoloji şirketlerinin halka arzını hızlandırabilir</strong></p>
<p>SPK’nın 27 Ağustos 2026 tarihli İlke Kararı uyarınca (27.8.2026 tarih ve 2026/53 sayılı Haftalık Bülten)<strong>2</strong>; bulunduğu şehirden borsaya kote olacak ilk şirketler, kamu veya Türkiye Varlık Fonu kontrolündeki ortaklıklar ile 15 milyar TL’yi aşan piyasa değeri ve güçlü uluslararası yatırımcı tahsisi öngören halka arzlar, başvuru sıralamasından istisna edilmiştir. Daha fazla teknoloji şirketini borsada görmenin rasyonelinin ülke için öncelikli olduğu varsayımıyla; SPK’nın bu tercihli halka arz yaklaşımında teknoloji şirketlerine de yer vermesi ve çeşitli koşulları sağlayan üst düzey “Endüstri 5.0” şirketlerinin finansmana erişimini kolaylaştırması pekâlâ mümkün olabilir. Belki böylelikle daha fazla ve nitelikli teknoloji şirketini borsamızda görmek mümkün olur.</p>
<p> </p>
<p>---</p>
<p>[1] Türkiye İstatistik Kurumu. (2025). <em>Yapay zekâ istatistikleri, 2025</em>. https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/57945</p>
<p>2https://spk.gov.tr/data/6a909a488f95db1e08f53532/2026-53.pdf</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/halka-arzda-teknoloji-acigi-sorun-borsada-degil-87905</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Halka arzda teknoloji açığı: Sorun borsada değil ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dijital-tlde-yol-haritasi-pilot-testten-tedavule-87904</guid>
            <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dijital TL’de yol haritası: Pilot testten tedavüle</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Dijital Türk Lirası (DTL) tartışmaları hâlâ büyük ölçüde DTL’nin “ne olduğu” sorusu etrafında dönüyor. Oysa proje kavramsal aşamayı geride bırakıp bankacılık sisteminin somut gereklilikleri doğrultusunda şekillenmeye başladı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) geçen yılın Kasım ayında yayımladığı İkinci Faz İlerleme Raporu, odağın teknoloji tartışmalarından uygulama senaryolarına kaydığını ortaya koyuyor. Artık asıl soru DTL’nin mümkün olup olmadığı değil; hangi koşullarda ve ne zaman hayata geçirileceği.</p>
<p>Birinci fazda sistemin temel mimarisi ve pilot altyapısı başarıyla test edilmişti. İkinci faz ise ekosisteme yeni katılımcılar dahil ederek sistemin gerçek kullanım koşullarında sınanmasını hedefliyor.</p>
<p>Bu kapsamda prototipin asgari çalışır ürün hâline getirilmesi, finansal aracı kurumların entegrasyonu, çevrimdışı ödeme imkânları ve programlanabilir ödeme mekanizmaları üzerinde çalışılıyor. İkinci faz, DTL’nin laboratuvar ortamından çıkarak ekonomiye entegre olmasından önceki kritik geçiş aşamasını oluşturuyor. TCMB’nin yaklaşımı da giderek netleşiyor: DTL yalnızca yeni bir ödeme aracı değil, mevcut altyapı üzerine inşa edilen ve yeni iş modellerine kapı açan bir platform olarak tasarlanıyor. İkinci fazın en dikkat çekici başlıklarından birini programlanabilir ödemeler oluşturuyor. Burada amaç paranın kullanımına müdahale etmek değil, ödeme süreçlerini otomatikleştirmek. Belirli koşullar gerçekleştiğinde ödeme yapılması, teslimat ve ödemenin eş zamanlı gerçekleşmesi ve otomatik ödeme akışlarının işlemesi gibi senaryolar test ediliyor. Programlanabilir ödemelerin özellikle tedarik zinciri finansmanı, abonelik modelleri ve kurumsal ödemelerde önemli ölçüde verimlilik sağlaması bekleniyor.</p>
<p>Bir diğer önemli çalışma alanı ise çevrimdışı ödemeler. Dijital para projelerine getirilen en büyük eleştirilerden biri internet bağlantısına bağımlılık riskiydi. Bu nedenle, TCMB ağ bağlantısı olmaksızın ödeme yapılabilecek mimariler geliştiriyor. Afet veya bağlantı kesintisi hâllerinde de kullanılabilecek dijital ödeme altyapıları, birçok merkez bankasının gündeminde olduğu gibi Türkiye'de de öncelikli çalışma alanlarından biri hâline geldi.</p>
<p>Uluslararası gelişmeler de benzer bir yönelime işaret ediyor. Çin (e-CNY) ve Bahamalar (Sand Dollar) çevrimdışı ödeme imkânlarını uygulamaya geçirmiş durumda. Avrupa Merkez Bankası dijital avro projesinde hazırlık aşamasını tamamlayarak olası ihraç süreci için gerekli altyapı üzerinde çalışıyor; çevrimdışı ödemeler, yeknesak hukuki düzenlemeler ve özel sektöre yönelik yenilikler bu projenin temel bileşenlerini oluşturuyor. İngiltere'de ise dijital sterlin çalışmalarında teknoloji tasarımı ön plana çıkıyor, ancak nihai ihraç kararı henüz verilmedi. Küresel örnekler, merkez bankalarının doğrudan dolaşıma geçmek yerine kapsamlı ve uzun soluklu test süreçlerini tercih ettiğini gösteriyor.</p>
<p>Türkiye açısından ise TCMB’nin yol haritasına göre ikinci fazın ardından tedavüle karar verilmesi hâlinde üçüncü faza geçilecek. Bu aşamada yasal düzenlemeler, sertifikasyon süreçleri, finansal kuruluşların entegrasyon yükümlülükleri ve kademeli yaygınlaştırma adımları gündeme gelecek. Bugün yürütülen çalışmalar, vatandaşların doğrudan kullanımına açılacak nihai sistemden çok, bu sisteme geçiş için teknik ve hukuki hazırlıkları oluşturuyor. Dolayısıyla, şirketler ve finansal kuruluşlar için hazırlık sürecinin şimdiden başladığı söylenebilir. DTL’nin yaygınlaşması halinde ödeme sistemleri, dijital kimlik uygulamaları ile muhasebe ve sözleşme süreçlerinin yeni dijital altyapıya uyum sağlaması gerekecek. DTL, geleneksel banka kartları yerine kriptografik doğrulamalar içeren dijital cüzdanlar üzerinden çalışacak. Programlanabilir ödeme senaryoları ve dijital varlık entegrasyonları yalnızca bankacılık sistemini değil; perakendeden lojistiğe, üretimden elektronik ticarete kadar pek çok sektörü etkileyebilir.</p>
<p>Sonuç olarak, DTL projesi artık “dijital para çıkarılacak mı?” sorusundan çok, “çıkarıldığında nasıl işleyecek?” sorusuna yanıt arıyor. İkinci faz çalışmaları, Türkiye’nin teknik kapasitesini test etmenin ötesinde geleceğin finansal altyapısına ilişkin önemli ipuçları sunuyor. Tedavül kararının zamanlaması henüz net olmasa da mevcut çalışmalar, DTL’nin bir araştırma projesi olmaktan çıkıp gerçek ekonomiye temas edecek bir uygulama aşamasına yaklaştığını gösteriyor.</p>
<p><strong><em>Stj. Av. Deniz Onuk’un katkılarıyla</em></strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dijital-tlde-yol-haritasi-pilot-testten-tedavule-87904</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dijital TL’de yol haritası: Pilot testten tedavüle ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/12-milyon-sirketin-2025-finansal-analizi-87903</guid>
            <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> 1,2 milyon şirketin 2025 finansal analizi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>2025 yılı şirketler açısından vasat bir yıl oldu. Büyüme reel olarak %2,2 seviyesinde. YP kredi kullanımı çok hızlı arttı, kur riskleri bilançolar üzerinde önemli bir risk ve 2026 yılında da devam ediyor. İhracatın toplam satış içindeki payı %17,2’den %16,4’e düşerken YP krediler %21 artarak 247 milyar dolara ulaştı.</strong></p>
<p>Merkez Bankamız geçen hafta 2025’e ait sektörel bilanço ve gelir tablosunu açıkladı. 1 milyon 150 bin 191 adet firmanın bilanço ve gelir tabloları birleştirilerek 2023, 2024 ve 2025 karşılaştırmalı sayılara ter verdik. Reel sektör açısından çok değerli bilgiler. Önce gelir tablosundan başlayalım.</p>
<p><strong>Gelir tablosu</strong></p>
<p><strong>1- </strong>2024 yılında 79,5 trilyon TL olan satışlar %35,4 artarak 107,7 trilyon TL’ye ulaşmıştır. Reel büyüme %2,2. Deflatör olarak %25’ini ÜFE ortalaması %75 TÜFE ortalaması kullandık hizmet-sanayi dengesi için. 2025 yılında ekonomimiz %3,7 büyümüştü. Şirketler büyüme açısından biraz geride kaldı.</p>
<p><strong>2- </strong>Satılan malın maliyeti ve faaliyet giderleri 75,7 trilyon TL’den 102,2 trilyon TL’ye çıktı artış %35 ve satış artışının 60 baz puan üzerinde kaldığından faaliyet karı düştü.</p>
<p><strong>3- </strong>EBİTDA ise 9,9 trilyon TL’den %8,1 artarak 10,7 trilyon TL’ye ulaştı. Faaliyet kârında performans düştü %12,4’ten %10’a geriledi. TCMB sektörel verilerinde amortisman gideri yok. Yaklaşık bir değer olarak yıl birikmiş amortisman farklarını amortisman gideri olduğunu varsayıyoruz.</p>
<p><strong>4-</strong> Şirketlerin YP kredi pozisyonunun artması ile kambiyo kar ve zararları çok büyüdü sırasıyla %214 ve %215. Kambiyo kârı 2025 yılında 11 trilyon TL zararı ise 12 trilyon TL. Net zarar 1 trilyon TL.</p>
<p><strong>5- </strong>Finansman giderleri ise %35 artarak 4,3 trilyon TL oldu. Finansman giderlerinin satış artışına yakın artmasında YP kredi payının %62’den %64’e çıkması ve TL’nin değer kaybının enflasyonun altında olması önemli bir faktör oldu.</p>
<p><strong>6- </strong>Son olarak da vergi sonrası net kar %2,5’den %2’ye geriledi. Rakamlar 2 ve 2,2 trilyon TL. 1 milyon 150 bin 191 firmanın sadece 643 bin 787 adedi %56’sı kâr açıkladı.</p>
<p><strong>Bilanço</strong></p>
<p><strong>1) </strong>1,2 milyon şirketin aktif büyüklüğü %27 artarak 124 trilyon TL’ye ulaştı. Satıştan daha az artarak varlık kullanımının verimliliği arttı. 2024 yılı aktif büyüklüğü 97,5 trilyon TL.</p>
<p><strong>2) </strong>Dönen varlıkların aktif içindeki payı artıyor. 2024 yılında %48 olan oran 2025 yılında %52’ye çıkmıştır.</p>
<p><strong>3) </strong>Şirketlerin bankalardaki nakit paraları 7 trilyon TL seviyesine yükselmiştir.</p>
<p><strong>4) </strong>Nakit çevirme süresi C2C 61 günden 63 güne çıktı.</p>
<p><strong>5) </strong>Finansal Borçlar % 45 artarak 14,3 trilyon TL’den 20,7 trilyon TL’na ulaştı. Hem satıştan hem de aktif büyüme hızından daha hızlı olumsuz büyüdü.</p>
<p><strong>6) </strong>İyi olan borçluluk rasyolarında 2025 yılında biraz kötüleşme var.</p>
<p>a) Öz kaynakların aktif içindeki payı %51’den %46’ya geriledi ve faaliyetler için daha fazla yabancı kaynak kullanıyoruz.</p>
<p>b) Faaliyet kârı / Net finansman gideri oranı 2024 yılında 2.1X olan oran 2025 yılında da aynı.</p>
<p>c) Net Finansal Borç/EBİTDA oranı ise 0,91X’den 1,28X’e çıktı 2025 yılında.</p>
<p>Sonuç olarak, 107,7 trilyon TL satış ve 14,4 milyon kişi istihdam eden şirketler açısından 2025 yılı vasat bir yıl olmuştur. Büyüme reel olarak %2,2 seviyesinde. YP kredi kullanımı çok hızlı arttı kur riskleri bilançolar üzerinde önemli bir risk ve 2026 yılında da devam ediyor ve ihracatın toplam satış içindeki payı %17,2’den %16,4’e düşerken YP krediler %21 artarak 247 milyar dolara ulaştı ve göreceli olarak döviz geliri azalırken YP krediler arttı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/12-milyon-sirketin-2025-finansal-analizi-87903</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 1,2 milyon şirketin 2025 finansal analizi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hidrojen-otonomi-ve-made-in-eu-kiskacinda-ticari-arac-87902</guid>
            <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hidrojen, otonomi ve ‘Made in EU’ kıskacında ticari araç</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Geçtiğimiz hafta Hannover’de 46 ülkeden 1.600 katılımcıyla küresel ticari aracın nabzını tutan IAA Transportation, “We Deliver” sloganıyla dijital ve iklim nötr mobiliteyi merkeze aldı. VDA Başkanı Hildegard Müller’in “Teknoloji hazır, şimdi araçların yola çıkması gerekiyor” çağrısı, Brüksel’e altyapı ve şebeke bağlantılarında hızlanma mesajıydı.</p>
<p>Şimdi, Hannover’ın ev sahibi Volkswagen Ticari Araçlar ile başlayarak, fuarın yeniliklerine bakalım. Caddy, Multivan ve Transporter güncellemelerinin ötesinde otonomi odaklı bir B2B ekosistemini öne çıkan VW, akıllı yükleme alanı konseptiyle lojistik şirketlerinin insan kaynağı bağımlılığını radikal biçimde düşürmeyi hedefleyen ID. Buzz Cargo AD ile şehir içi son kilometrede sürücüsüz bir “tekerlekli paket dolabı” fikrini gösterdi. Efsanevi Syncro’yu hatırlatan TriStar konsept sergisiyle birlikte VW NFZ, “Connect Pro” platformuyla ise filo yöneticilerine maksimum araç bulunurluğu ve uzaktan teşhis sunarak hafif ticari araçları “veri üreten düğümlere” dönüştürüyor. Almanya’da kendilerinin geliştirdiği Connected Pro, rakip araçlarla da çalışan çok markalı filo yönetimi ve proaktif araç sağlığı izleme sunuyor; bakımı önceden tahmin ederek bekleme sürelerini azaltan yazılım, verimlilik artışıyla kendini finanse ediyor.</p>
<p>Ancak VW üst yönetimi, Brüksel’in “Made in EU” düzenlemesine ilişkin uyarılarda bulunuyordu. Ford Otosan Kocaeli’de üretilen Transporter’ı hatırlatan yöneticiler, düzenlemenin olası ithalat vergileriyle Türkiye’den gelişini olumsuz etkileyeceğini, ancak Ford ve VW’nin verimlilikle maliyet optimizasyonunu sürdüreceğini belirtti. Çin’de ticari araç üretimi veya ortaklık planı bulunmayan VW, yerel üretim tanımının “araca tekerlek takmak”la sınırlı kalmaması gerektiğini, tam döngülü imalatın şart olduğunu savunuyor. Elektrikli dönüşümde 6-10 yıllık geçiş dönemi öngördüklerini; bu süreçte içten yanmalı, mild hibrit, plug-in hibrit ve tam elektrikliye eşzamanlı yatırım yapacaklarını açıklıyorlar. Türkiye’de vergi düzenlemesi değişmezse içten yanmalının cazip kalacağı, bu nedenle Crafter’da güçlü içten yanmalı yelpazesini korumanın kritik olduğu vurgulandı. Aynı fabrikada üretilmesine rağmen 2 yıl garantili VW Transporter’ın Ford’dan %20-25 pahalı olması ve vergi dilimleri nedeniyle pazar payı kaybı yaşanması da gündemlerinde.</p>
<p>Düşük çekici yüksekliğiyle yüksek hacimli römorkları çeken eActros Lowliner prömiyeri yapan Daimler Truck ise, 1000 km üzeri menzilli, cellcentric BZA150 yakıt hücresi, eActros 600’ün E-aks ve ProCabin mimarisiyle sıvı hidrojenli Mercedes-Benz NextGenH2 Truck ile yıl sonunda sahaya ve 100 araçlık küçük seriyle filolara giriyor. Daimler’in, Volvo Group ve Toyota ile 2030’a kadar Avrupa’da hidrojenli kamyon taşımacılığını ticarileştirmek için kurduğu Hidrojen İttifakı’na Scania gibi diğer Avrupalı ağır ticariciler de katılmaya başlıyor.</p>
<p>2030 öncesi seri üretim sinyali verilen hidrojen içten yanmalı FH Aero konseptini sergileyen Volvo, FH Aero Electric’te yeni nesil elektrikli aks mimarisiyle menzili 700 km’ye taşıyor. FH, FH Aero, FM ve FMX’ten oluşan elektrikli seri “2027 Uluslararası Yılın Kamyonu” ödülünü kazandı.</p>
<p>MAN da, eTGX’te yedinci batarya paketiyle 720 km menzile ulaştı. Scania ise, R ve S serileri için “Dynamic” güncellemesiyle 720 km menzil vaat ediyor; aerodinamik iyileştirmelerle tüketim %2 azalıyor. Iveco’nun, Toyota ile hidrojen yakıt hücresi ortaklığı kurması; Toyota’nın 300 kW’lık üçüncü nesil sistemleri tedarik etmesi, ilgi odağıydı.</p>
<p>Türkiye üretimi Ford Trucks, elektrikli F-LINE E’yi sergilerken; ConnecTruck platformunun filo verimliliğini artırdığı vurgulandı.</p>
<p>Sinotruk’ın Avusturya’da Steyr Automotive’de montaj hattı kurarak gümrük bariyerlerini aşması gibi diğer Çinli üreticiler de yerelleşmeyle geliyor… Dongfeng -40°C’de çalışan 400 kW’lık yakıt hücresi platformunu; FAW Jiefang 339 kWh sodyum-iyon bataryayı ağır vasıtada test ettiğini; BYD ETT 44, 600 km menzil ve 1,5 MW şarjını; CATL’in “Tectrans II” platformu 1000 km’ye kadar menzil sunduğunu gösterdi. Amerikalı Tesla Semi’nin de, Avrupa lansmanı da Hannover’de gerçekleşti.</p>
<p>Treylerde Schmitz Cargobull “Ingenios” şasisiyle 900 kg daha fazla zemin kapasitesi ve 100 kg daha az boş ağırlık sunarken; Stellantis’in Pro One birimi otonom BOW konseptini tanıtması da ilginç idi.</p>
<p>Opel’in Tofaş üretimi yeni Vivaro Kamyonet’i ilk kez uluslararası arenada görücüye çıktı; “Made in Türkiye” imzalı araç 1.200 kg taşıma kapasitesi ve gelişmiş güvenlik teknolojileriyle dikkat çekiyor.</p>
<p>Türkiye, fuarda 120 civarı firmayla en güçlü yabancı katılımcı gruplarından biriydi; üyelerinin üretim kapasitesi 100 bini aşan TREDER çatısı altında bile 18 firma yer aldı.</p>
<p>IAA 2026’da satış sonrası kapsayıcılık, otonom lojistik ve sürdürülebilirliğin pazarlık unsuru değil rekabet avantajı olduğunu kanıtladı. Hidrojen sıçraması, son kilometre otonom vizyonlar, otomotiv sanayisinin çok kutuplu teknoloji yelpazesi, “Made in EU” baskısı ve VW’nin vergi uyarıları, Ankara-Brüksel ticaret diplomasisinin kritik stresi, IAA’nın 27 dev salonunda yankılanıyordu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hidrojen-otonomi-ve-made-in-eu-kiskacinda-ticari-arac-87902</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/0/2/1280x720/ticari-1789966314.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hidrojen, otonomi ve ‘Made in EU’ kıskacında ticari araç ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/firtina-sonrasi-hasar-kontrolu-87901</guid>
            <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fırtına sonrası hasar kontrolü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>SPK’nın attığı adımlar sonrası spekülatif fonlardan çıkış likidite ihtiyacı ve zorunlu pozisyon ayarlamalarıyla piyasada yüksek aşağı yönlü oynaklığa sebep oldu. </strong></p>
<p>Arz endişelerinin azalması ve İran ile ateşkes görüşmelerinin yeniden gündeme gelmesiyle enerji fiyatları geriliyor. Brent petrol ay ortasında gördüğü 109 dolar seviyesinden 104 doların altına geriledi. </p>
<p>Ancak gerilemenin kalıcı olacağından emin değiliz. İran’ın görüşmelerin yeniden başlaması için ABD’nin ön şartları kabul etmesini şart koşması, hafta sonunda Husilerin Suudi Arabistan’ın başkentine saldırısı ve ABD’nin İran’a saldırı için hazırlandığı iddiası Ortadoğu’da zeminin kaygan olmaya devam edeceğini gösteriyor.  </p>
<p>Piyasaların Ortadoğu’daki gelişmeler karşısında verdiği tepki oynaklığın yüksek olacağını gösteriyor. Şahin Fed sonrası verim eğrisi yataylaşırken, tahvil piyasası enerji fiyatlarındaki gerileme ile oluşan kazançlarının çoğunu geri verdi.  </p>
<p>Hisse senedi piyasasında K tipi formasyon devam ediyor. Yarı iletkenler, muhteşem yedi ve hafıza hisseleri Fed açıklamaları ve Ortadoğu’dan bağımsız kar beklentileriyle yükselişine devam ediyor. Altın madeni, dayanıklı tüketim malları, gayrimenkul, havacılık, otomotiv,  perakende geride kalan sektörler. </p>
<p>Borsa İstanbul yatırım fonlarına yönelik endişelerle son dönemde dünyadan negatif ayrıştı. Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) attığı adımlar sonrası spekülatif fonlardan çıkış likidite ihtiyacı ve zorunlu pozisyon ayarlamalarıyla piyasada yüksek aşağı yönlü oynaklığa sebep oldu. </p>
<p>Sektörün varlık toplamının %10’undan fazlasını oluşturan 131 fonun kapatılması ve yetkilileriyle ilgili soruşturma açılması ile Borsa İstanbul kayıplarının bir kısmını geri aldı. BDDK ve Merkez Bankası’nın attığı adımlarla likidite endişesi azaldı. </p>
<p>Büyük hisselerde kayıpların büyük kısmı geri alınırken, kapatılan fonlarda ağırlığı yüksek BİST100-30 ve BİSTTüm-100 hisselerinde satış dalgası devam ediyor. Değerlemesi manipülatif  olarak şişirilmiş bazı kapatılan fonlarda değer kaybının %90’a kadar ulaşabileceğinden endişe ediliyor. </p>
<p>Söz konusu süreçte hasarın ne kadar olacağını bilmiyoruz. Servet etkisi ve likidite etkisi nedeniyle kısa vadede ekonomik faaliyet ve büyümede aşağı yönlü riskler artabilir. Ama düzenleyici kurumların ve adli yetkililerin devreye girmesi ile yatırım fonları ile ilgili endişelerin sistematik  bir riske dönüşmeden çözüleceğine inanıyoruz. </p>
<p>Merkez Bankası’nın önümüzdeki aylarda para politikasını nasıl şekillendireceği konusunda emin değiliz. Normal şartlar altında enflasyon ana eğiliminde gerileme ve ekonomide yavaşlama Merkez Bankası'nın Ekim ve Aralık toplantılarında 100 baz puanlık adımlarla faiz indirimine devam etmesini gerektiriyor. </p>
<p>Fon piyasasında yaşanan kayıpların servet ve likidite etkisi ile faiz indirimi ihtimalini artırdığına inanıyoruz. Faiz indirim döngüsünü geciktirebilecek iki temel risk: Ortadoğu ve Rusya’daki gelişmeler, olumsuz hava koşulları nedeniyle küresel gıda fiyatlarındaki artış.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/firtina-sonrasi-hasar-kontrolu-87901</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fırtına sonrası hasar kontrolü ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hazir-giyim-imalatindan-cikis-uc-yilda-8-bini-asti-87900</guid>
            <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 07:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazır giyim imalatından çıkış üç yılda 8 bini aştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye sanayisinde girişimlerin yüzde 12’sini barındıran hazır giyim sektörü, toplam sanayi cirosundan yalnızca yüzde 4 pay alıyor. Küresel ticaretteki ağırlığı da sınırlı kalan sektörde yaşanan hızlı daralma, Türkiye’nin sanayi yapısındaki yapısal dönüşüm ihtiyacını ve üretimde ölçek büyütmenin önemini yeniden gündeme getiriyor.</strong></p>
<p>Basit bir soruyla başlayalım: “Bugün Türkiye sanayisini sıfırdan yeniden planlayacak kişi siz olsaydınız; hangi sektöre nasıl bir ağırlık verirdiniz?”</p>
<p>Bu soruya mantıklı bir cevap verebilmek için en azından şunları dikkate almanız gerekir:</p>
<p>- Sektörün Türkiye iç talebindeki payı ne?</p>
<p>- Sektörün dünya ticaretindeki payı ne?</p>
<p>- Sektörün yerel ve küreselde büyüme potansiyeli ne?</p>
<p>- Sektördeki küresel rekabette hangi ülkeler, hangi özellikleri ile öne çıkıyor?</p>
<p>Elbette başka kriterler de var ama siz cevabı düşünürken ben TÜİK’e ait birkaç veri paylaşayım.</p>
<p>Bizim sanayimizde girişim sayısı olarak ilk sırada gelen sektör, fabrikasyon metal ürünleri imalatıdır. Bu sektörde metal kazan, radyatör, kapı, pencere, pres, tencere, hırdavat, çatal-bıçak, varil, zincir, muhafaza kapları, silah ve mühimmat imalatı yapan girişimlerimiz var ve sayıları 2025 itibarı ile 69 bin. 480 bin sanayicinin 69 bini bu alanda. Oldukça yüksek bir sayı; değil mi?</p>
<p>İkinci sırada, giyim ürünleri imalatı yapan girişimler var. Bildiğiniz gibi son yıllarda en fazla sorun yaşayan sektörlerin başında giyim imalatı geliyor. 2025 itibarı ile bu alanda 58 bin girişim var.</p>
<p>Grafik 2010’dan bu yana sektördeki girişim sayısının nasıl şekillendiğini gösteriyor. 15 yıl önce 50 bin civarında giyim imalatçısı vardı ve sanayi girişimlerinin yüzde 17’sini oluşturuyorlardı. Sayı, 2022’de 67 bine yaklaştı. İzleyen üç yılda keskin bir düşüşle 58 bine geriledi. Bugün itibarı ile sektörün bütün sanayi girişimleri içindeki payı da yüzde 12,2’ye düştü.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab0b6fb9e4ac-1789966075.png" alt="" width="336" height="283" />Sanayideki işletmelerin yüzde 12’sini barındıran, her 100 çalışanın 12’sini istihdam eden sektör, toplam cironun sadece yüzde 4’üne sahip.</p>
<p>Küresel boyutta ise durum özetle şu. 25 trilyon doları aşan dünya mal ticaretinde hazır giyimin payı yaklaşık yüzde 2,5. Üstelik giyim ticaretindeki büyüme diğer sektörlerin oldukça gerisinde ve gelecekte de böyle olmaya devam edecek.</p>
<p>Yani sanayimizdeki üreticilerin (azalmış hali ile) yüzde 12’si, Türkiye sanayi cirosunun yüzde 4’üne, küresel mal ticaretinin yüzde 2,5’ine hitap eden bir sektörde yoğunlaşmış durumda.</p>
<p>İçerdeki maliyet artışları olmasaydı, kurda değerlenme yaşanmasaydı, Çin, Vietnam vb. ülkelerin artan maliyet baskısı olmasaydı bile; bu sürdürülebilir bir durum değildi. Bugün olmasa, birkaç yıl sonra benzer bir durum yaşanacak; hazır giyim imalatından çıkışlar başlayacaktı. 2023’te tetiklenen süreç, hızlı bir şekilde ilerliyor ve sektördeki üretici sayısı muhtemelen önümüzdeki yıllarda da azalmaya devam edecek.</p>
<p>Sorun sadece giyim sektörü ile sınırlı değil; başka sektörler de onu izleyecek. Sanayimizdeki sektörel yapılanma ve aşırı derecede küçük ölçek bunu kaçınılmaz kılıyor.</p>
<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile ilgili otoritelerin sektörlerdeki yapısal dönüşümü harekete geçirmek için uygulamaya aldığı, kapsamlı ve vizyoner projeler var. Ancak ekonomimizdeki mevcut belirsizlik ortamı ve dezenflasyon sürecinde sanayimizin genelindeki zayıf performans bu çalışmaların görünürlüğünü ve etkinliğini sınırlıyor.</p>
<p>Bu alanda daha fazla yoğunlaşmak, sektörlerdeki dönüşümü cesaretlendirmek, çıkış yapanların yeni sektörlere girişini teşvik etmek, her ne olursa olsun ölçek büyütmeyi ön plana almak için daha çok ses getiren bir dönüşüm seferberliğine ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hazir-giyim-imalatindan-cikis-uc-yilda-8-bini-asti-87900</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/8/9/1280x720/hazir-giyim-sektoru-avrupadan-umdugunu-bulamadi-rotayi-amerikaya-ceviriyor-1760010288.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hazır giyim imalatından çıkış üç yılda 8 bini aştı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/savas-artik-cephede-degil-hibrit-savasin-haritasi-tum-dunya-87899</guid>
            <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 07:44:00 +03:00</pubDate>
            <title> Savaş artık cephede değil; hibrit savaşın haritası tüm dünya</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Savaşın cephesi artık yalnızca orduların karşı karşıya geldiği alanlarla sınırlı kalmıyor. İHA ve SİHA’lardan siber saldırılara, sabotajlardan enerji hatları ve ticaret yollarına kadar uzanan hibrit savaş, Avrupa’dan Kızıldeniz’e dünyanın farklı bölgelerini aynı güvenlik denkleminde buluşturuyor.</strong></p>
<p>Baltıklar'da hava sahasına giren SİHA'lar, Mekke üzerinde düşürülen bir drone, Kızıldeniz'de ticaret gemilerine yönelik saldırılar, Avrupa'da kritik altyapıya ilişkin sabotaj uyarıları...</p>
<p>Biri Avrupa'nın kuzeyinde, NATO'nun doğu kanadında; diğeri Suudi Arabistan'da, İslam dünyasının en hassas merkezlerinden birinin üzerinde. Aralarında binlerce kilometre var. Farklı aktörler, farklı hedefler ve farklı siyasi denklemler söz konusu.<br />Ancak hepsinin işaret ettiği daha büyük bir gerçek var: Savaşın kendisi değişiyor.</p>
<p>Artık savaş yalnızca orduların karşı karşıya geldiği cephelerde yaşanmıyor. İHA'lar ve SİHA'lar, siber saldırılar, sabotajlar, kritik altyapıya yönelik operasyonlar, ekonomik yaptırımlar, enerji hatları ve ticaret yolları da savaşın araçlarına dönüştü. Bir ülkenin topraklarını işgal etmeden güvenliğini tehdit etmek, hava sahasını zorlamak, kritik altyapısını hedef almak, ticaret yollarını kesintiye uğratmak veya ekonomik sistemini baskı altına almak mümkün hale geldi.<br />Tüm dünya coğrafyası "hibrit savaşın cephesi" haline gelmiş durumda.<br />Üstelik "belirsizlik ve inkâr edilebilirlik" de artık bu hibrit savaşın araçlarından biri. </p>
<p>Geleneksel savaşta cephe çizgisi belliydi. Hangi ordunun nerede bulunduğu, hangi bölgenin kontrol edildiği ve saldırının nereden geldiği büyük ölçüde görülebiliyordu. Hibrit savaşta ise cephe genişledikçe genişliyor.</p>
<p><strong>NATO'nun "kriz senaryosu"; aynı anda hem Avrupa'da, hem uzak Asya'da savaş</strong></p>
<p>Savaşların yapısındaki değişiklik, NATO'nun savaş planlamasında ortaya çıktı. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, ittifakın kuvvet planlamasının artık “eşzamanlı çok cepheli çatışma” ihtimalini hesaba katarak yapıldığını söyledi. Bu sözler, NATO'nun aynı anda Avrupa'da Rusya ile yaşanabilecek bir çatışma ve Hint-Pasifik'te Çin kaynaklı bir krizle aynı anda başa çıkabilecek planlamalara geçtiğinin ipuçlarını verdi.<br />Avrupa da, yeni bir Rus saldırısı ihtimaline karşı tam anlamıyla "topyekün seferberlik haline" geçmiş durumda. Finlandiya denizaltı kabloları ve enerji altyapısına yönelik sabotaj ihtimaline karşı gemi durdurma ve arama tatbikatları yapıyor.<br />Polonya ve Finlandiya yetkilileri sürekli, Rusya'nın bir saldırı hazırlığı içinde olduğu konusunda uyarıda bulunuyorlar.<br />Almanya hastanelerini olası bir Rusya çatışması ihtimaline karşı elden geçiriyor.<br />Litvanya, saldırı anındaki tahliye planlarını yeniliyor.<br />Fransa Cumhurbaşkanı Macron önce ülkesinin istihbarat birimlerinden detaylı brifing aldı, ardından ülkedeki siyasi parti liderlerini Elysee'de toplantıya çağırdı. Macron toplantılardan sonra yaptığı açıklamada Avrupa'yı aylar değil, sadece haftalar içinde bekleyen tehlikeleri, "Rusya ile hibrit bir savaşın başlaması" ve "küresel enerji krizinin Avrupa'yı da ağır şekilde vurması" olarak özetledi.<br />İngiltere hükümeti vatandaşlarına evlerinde en az 72 saat yetecek içme suyu ve gıda malzemesi bulundurmalarını tavsiye etti.<br />Avrupa'nın kuzeyinde üst düzeyde NATO keşif ekipmanı hareketliliği de dikkat çekici; Letonya'ya dört Alman Eurofighter uçağı gönderildi. ABD Norveç'e Tomahawk füzeleri konuşlandırdı. Türkiye ve İtalya, NATO görevlendirmesi ile Baltıklar'da devriye uçuşları yapıyor.<br />Avrupa'da en çok konuşulan senaryo, Rusya'nın NATO ile doğrudan bir savaşa girmeden ittifakın tepki eşiğini ve o ünlü "5'inci maddenin" esnekliğini sınama ihtimali.</p>
<p><strong>ABD ve Danimarka, Grönland üzerinde uzlaştı</strong></p>
<p>ABD ve Danimarka'nın Grönland üzerinde uzlaşması da, yine Batı sisteminin Rusya'nın olası bir saldırısına karşı kendi içindeki anlaşmazlıkları hızlıca çözme eğilimini gösterir nitelikte.<br />ABD, Danimarka ve Grönland özerk yönetimi arasında varılan anlaşmaya göre Washington bölgede kalıcı erişim, üs ve hava sahası kullanım hakları elde edecek. Buna karşılık Grönland'ın Danimarka egemenliği ve kendi geleceğini belirleme hakkı da korunacak. Anlaşmanın asıl amacı ise, Çin ve Rusya'nın ada üzerinde askeri üs kurmasını veya hassas yatırımlar yapmasını engellemek olarak özetlemek mümkün.</p>
<p><strong>Bab-ül Mendep ve Türkiye'nin Somali bağlantısı</strong></p>
<p>Hibrit savaş gerçeğinin başka bir versiyonu Kızıldeniz'de yaşanıyor; Husiler, bir yandan Suudi Arabistan'ın petrol altyapısını, diğer yandan Suudiler'in ihracat yollarını teker teker kapatıyorlar.<br />Türkiye açısından Yemen krizinin en kritik tarafı, Yemen’in kendisinden çok Bab-ül Mendep boğazı; Çünkü Türkiye’nin enerji tedarikinde alternatifler var. Rusya’dan Mavi Akım ve TürkAkım, Azerbaycan’dan TANAP ve diğer boru hatları, LNG ve Karadeniz üretimi Türkiye’nin enerji güvenliğinde farklı kanallar oluşturuyor.<br />Enerji tedariği açısından Hürmüz Boğazı ve Bab-ül Mendep’in Türkiye açısından stratejik ağırlığı çok büyük değil. Fakat konu deniz ticaretine geldiğinde durum tamamen değişiyor.<br />Asya ile Avrupa arasındaki deniz ticaretinin önemli bölümü Süveyş-Kızıldeniz-Bab –ül Mendep hattından geçiyor. Bu güzergâhın uzun süreli biçimde kapanması veya yüksek riskli hale gelmesi, gemilerin Afrika’nın güneyinden dolaşmasını gerektirebilir. Bu da daha uzun rota, daha yüksek yakıt ve sigorta maliyeti, daha uzun teslimat süreleri ve küresel tedarik zincirleri üzerinde yeni baskılar anlamına geliyor.<br />Türkiye için mesele bununla da sınırlı değil;<br />Türkiye’nin Somali’de askerî varlığı, güvenlik işbirliği, ekonomik faaliyetleri ve denizcilik çıkarları bulunuyor. Türk sondaj ve sismik faaliyetleri de bu deniz coğrafyasındaki varlığın boyutunu değiştiriyor. Dolayısıyla Bab- ül Mendep’teki istikrarsızlık, Türkiye’nin Somali politikasına doğrudan dokunuyor.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Her savaşın tarafı olmamak gerek...</strong></span></p>
<p>İran savaşının etkisi, artık Türkiye'nin finans sistemine kadar ulaşmış durumda. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, İran'ın Bank Mellat'ın İstanbul şubesinin faaliyet iznini 19 Eylül'de iptal etmesi de, İran menşeli Mahan Air'in Türkiye uçuşlarına 21 Eylül'den itibaren son verilmesi de bunun somut örnekleri. Son olarak da, İran'ın en büyük ve en önemli bankalarının başında gelen Bank Mellat'in Türkiye'deki faaliyet izni BDDK tarafından kaldırıldı. </p>
<p>ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları konusunda Türkiye çok riskli bir sürece doğru savruluyor. Ülkenin enerjiye en çok ihtiyaç duyduğu ve enerji arzında kıtlık yaşanmaya başlanan bir dönemde komşusu İran'la ilişkilerini riske edecek adımlar atıyor. </p>
<p>Türkiye'deki sosyal medya hesaplarında Husi saldırısı altındaki Suudi Arabistan'a destek verilmesi çağrılarının organize şekilde giderek artması da ayrıca endişe verici. Söz konusu Yemen olunca, yakın tarihte yaşananlardan ders almak da elzem; 2015'te Husileri askeri yöntemlerle tasfiye etmeye yönelik büyük çaplı müdahale Yemen'deki savaşı bitiremedi.<br />Bugün aynı coğrafyada daha karmaşık bir bölgesel denklem var. Dolayısıyla, Mekke Paktı üzerinden Türkiye'nin Yemen savaşına müdahil olması son derece tehlikeli olur. <br />Etrafındaki güvenlik ve ekonomik bağlantıların giderek daha fazla kriz alanına dönüştüğü ortamda Türkiye'nin avantajı, aynı anda farklı aktörlerle konuşabilme kapasitesi. Ancak bu kapasitenin askeri angajmana dönüşmemesi gerekiyor.<br />Ankara'nın çıkarı, etrafındaki savaşların tarafı olmakta değil, Bab-ül Mendep'in açık kalmasını sağlayacak siyasi ve diplomatik zeminin oluşmasına katkı vermekte yatıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/savas-artik-cephede-degil-hibrit-savasin-haritasi-tum-dunya-87899</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/9/1280x720/3464-1789965964.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Savaş artık cephede değil; hibrit savaşın haritası tüm dünya ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/terada-bir-haftada-ne-degisti-87898</guid>
            <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tera’da bir haftada ne değişti?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>17 Eylül 2026 Perşembe günü Türkiye sermaye piyasalarında büyük bir tasfiye operasyonu başladı. Bir hafta önce Pusula’yı devralarak büyümeye hazırlanan Tera’nın önündeki tablo, yedi gün içinde fon temerrütleri, tasfiye kararı ve soruşturmayla tamamen değişti.</p>
<p>SPK, yedi portföy yönetim şirketinin toplam 131 yatırım fonunun tasfiyesine karar verdi. Tasfiye kapsamındaki fonların toplam portföy büyüklüğü 984,8 milyar TL (20,5 milyar dolar), etkilenen kişi sayısı ise 732 bin 600. Listenin başında Tera Portföy ve Pusula Portföy geliyor. Tera’nın tasfiye kapsamındaki fon sayısı altı.</p>
<p>Rakamın büyüklüğü kadar önemli olan soru, fonların içinde ne olduğu ve bu varlıkların tasfiye sırasında hangi fiyatlardan nakde çevrileceği. SPK, özellikle fiili dolaşımı düşük bazı hisselerde ekonomik gerçeklikle ve şirketlerin temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayacak fiyat hareketleri yaşandığını açıkladı. Bu nedenle bazı varlıkların satışından gelecek tutarın mevcut portföy değerlerinin altında kalması bekleniyor.</p>
<p>Risk seviyesi düşük fonlarda bile tasfiye kararından önce yatırımcıların geri ödeme taleplerinin karşılanmasında sıkıntılar yaşanıyordu. Bunun çarpıcı örneği Tera Portföy Para Piyasası Fonu (TP2). Risk seviyesi 2 olan bu fonda 16 Eylül’de katılma payı iade ödemelerinde temerrüt oluştu. Aynı gün Tera Portföy Hisse Senedi Fonu’nda da temerrüt açıklandı.</p>
<p>Küçük yatırımcının kafasını karıştıran soru burada ortaya çıkıyor: Risk seviyesi 2 olan bir fonda nasıl oluyor da yatırımcı parasını zamanında alamıyor?</p>
<p>Çünkü risk seviyesi ile likidite aynı şey değil. Risk değeri esas olarak fonun geçmişteki fiyat oynaklığına ilişkin bir gösterge. Risk seviyesi 2, “yatırımcı parasını istediği anda mutlaka alır” anlamına gelmiyor. Portföydeki varlıklar yeterince hızlı ve değer kaybetmeden satılamıyorsa düşük riskli bir fonda bile likidite sorunu yaşanabiliyor. Tera olayında tartışmanın düğümlendiği yer de burası.</p>
<p>TP2’nin portföyündeki ters repo işlemleri de bu nedenle dikkat çekiyor. Ters repo, fonun parasını kısa süreliğine karşı tarafa kullandırması ve karşılığında menkul kıymeti teminat olarak alması anlamına geliyor. Vade geldiğinde karşı tarafın parayı faiziyle birlikte geri ödemesi gerekiyor. Ancak Tera’nın KAP açıklamasında ödemelerin doğrudan ters repo işlemleri nedeniyle yapılamadığı belirtilmiyor. Şirket, durumu katılma payı iade ödemelerinde oluşan temerrüt ile likidite yönetimi ve mutabakat süreçleri üzerinden açıkladı.</p>
<p><strong>Fon krizi Tera’ya nasıl uzandı?</strong></p>
<p>Tera’nın Pusula’yı devralma süreci tam da bu dönemde ilerliyordu. 9 Eylül’de başlayan görüşmelerin ardından 11 Eylül’de tarafların işlemin temel ticari ve finansal şartlarında mutabakata vardığı açıklandı. 13 Eylül’de Pusula Finans Holding yönetiminde değişiklik yapıldı ve Emre Tezmen yönetim kurulu başkanı olarak görevlendirildi. Ancak devir henüz hukuken ve fiilen tamamlanmış değildi; gerekli izin ve onay süreçleri devam ediyordu.</p>
<p>15 Eylül’de bazı Pusula fonlarında yatırımcıların geri alım taleplerinin karşılanamadığı, yani temerrüt oluştuğu açıklandı.</p>
<p>Tera, devir işleminin tamamlanmadığını, Pusula şirketlerinin faaliyetlerinin kendi tüzel kişilikleri ve mevcut kurumsal yapıları içinde sürdüğünü vurguladı. KAP açıklamasında payların mülkiyetinin ve bunlara bağlı yönetsel hakların henüz Tera Grubu’na geçmediği belirtildi.</p>
<p>Buradaki dikkat çekici ayrıntı şuydu: Devir tamamlanmamıştı ama Tera’nın kurucularından Emre Tezmen, Pusula Finans Holding’in yönetim kuruluna atanmış ve başkanlık görevine getirilmişti. 18 Eylül itibarıyla bu görev de sona erdi. Tezmen ve Erkan Kilimci, Ticaret Sicili’nde herhangi bir tescil işlemi yapılmadan Pusula Finans Holding yönetim kurulu üyeliklerinden ayrıldılar.</p>
<p>16 Eylül’de bu kez Tera Portföy’ün iki fonunda temerrüt oluştu. Aynı akşam Tera Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen, X hesabından kamuoyuna ve yatırımcılara yönelik yaptığı kapsamlı açıklamada “malum şer odaklarının son derece planlı, kasıtlı ve organize bir spekülatif atağına” maruz kaldıklarının belirterek aşananları “geçici bir likidite sıkıntısı” olarak niteledi.</p>
<p>Grubun finansal yapısının ve faaliyetlerinin güçlü olduğunu vurgulayan Tezmen, yaşananların Tera’nın uzun vadeli hedeflerini değiştirmeyeceği mesajını verdi. Ardından 17 Eylül’de üçüncü bir Tera fonunda daha temerrüt oluştu.</p>
<p>Bu noktada Tera’nın hikâyesi önem kazanıyor. Bir hafta öncesine kadar piyasadaki genel beklenti, çeşitli alanlarda yatırımları bulunan Tera’nın Pusula’yı da bünyesine katarak daha büyük bir finansal holding yapısına dönüşeceği yönündeydi. Pusula’nın katılması halinde finans tarafındaki ağırlık daha da artacaktı.</p>
<p>Emre Tezmen, Tera’nın kuruluşundan bu yana grubun başında bulunan isim. 2005’de babası Oğuz Tezmen ve Gül Ayşe Çolak ile birlikte Stok Menkul Değerler’i satın aldı. Şirketin adı aynı yıl Tera Menkul Değerler olarak değiştirildi. Tezmen bugün grubun yönetim kurulu başkanı.</p>
<p>Tera fonlarına yatırım yapanlar açısından Tezmen, yıllar içinde piyasanın fırsatlarını yakalayan ve yüksek getiriler sağlayan bir isim olarak öne çıkmıştı. Bu nedenle 16 Eylül akşamı yaptığı açıklama, yatırımcılar açısından da önemliydi. Fakat açıklamadan yalnızca bir gün sonra SPK’nın tasfiye kararı geldi.</p>
<p><strong>Ankara düğmeye bastı</strong></p>
<p>Finansal İstikrar Komitesi 17 Eylül sabahı Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek başkanlığında toplandı. Resmî açıklamada, sermaye piyasalarındaki hareketliliğin sınırlı sayıdaki portföy yönetim şirketinin bazı fonlarındaki likidite sorunlarından kaynaklandığı, Borsa İstanbul ve sermaye piyasalarının işleyişinde temel veya yapısal bir risk bulunmadığı belirtildi.</p>
<p>Edinilen bilgiye göre Şimşek toplantıda SPK yönetimine konuya neden daha önce müdahale edilmediğini sordu. SPK yönetiminin ise göreve gelir gelmez çalışmaya başladığını anlattığı ifade edildi. Nitekim, SPK daha sonra yaptığı açıklamada bu konuya yeni yönetim göreve gelir gelmez eğilindiğini ifade etti. Katılımevim ve Birevim de toplantının gündemindeydi. BDDK Başkanı’nın önerisi doğrultusunda Türkiye Emlak Katılım Bankası’nın sürece dahil olması kararlaştırıldı. Aynı gün Emlak Katılım’ın bağlı ortaklığı Emlak Katılım Tasarruf Finansman, Katılımevim ve Birevim’i satın almak için görüşmelere başladığını KAP’a bildirdi.</p>
<p>Ancak toplantının hemen ardından yaşananlar, meselenin yalnızca bir likidite problemi olarak görülmediğini gösterdi. Merkez Bankası likiditeyi destekleyecek adımlar atarken SPK tasfiye sürecini başlattı. Ardından soruşturma cephesi açıldı.</p>
<p>Daha önce tutuklanan Pusula Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yarız’ın ardından Tera Portföy yöneticisi İbrahim Bekçi, İnfo Yatırım ve Hedef Holding Yönetim Kurulu Başkanı Namık Kemal Gökalp ile Destek Holding ve Destek Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı Altunç Kumova gözaltına alındı. Kumova daha sonra tutuklandı. Emre Tezmen’in de aralarında bulunduğu çok sayıda kişi hakkında yurt dışı çıkış yasağı uygulandı.</p>
<p>SPK ayrıca yıl içinde sert yükselişlerin yaşandığı Katılımevim, Gündoğdu Gıda ve Destek Finans Faktoring hisselerindeki işlemler nedeniyle 38 kişi hakkında suç duyurusunda bulundu ve iki yıllık işlem yasağı getirdi.</p>
<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek’in açıklamasına göre soruşturma kapsamında tutuklamalar ve yurt dışına çıkış yasaklarının yanı sıra şüphelilerin malvarlıklarının kaçırılmasının önüne geçmek için tedbir kararları da alındı.</p>
<p>Soruşturma kapsamında Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen’in yanı sıra şirket yöneticileri Emre Alkin, Kerem Alkin ve Alper Öztürk gözaltına alındı. Pusula Holding Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Turhan da aynı soruşturma kapsamında gözaltına alınan isimler arasında bulunuyor.</p>
<p>Şimdi soruşturmanın bundan sonraki aşaması önemli. Sermaye Piyasası Kanunu’ndaki etkin pişmanlık hükmü de bu nedenle gündeme gelebilir. Piyasa dolandırıcılığının işlem bazlı hali için geçerli düzenlemeye göre kişi, elde ettiği veya elde edilmesine sebep olduğu menfaatin iki katını Hazine’ye öderse soruşturma başlamadan önce ceza almaktan kurtulabiliyor. Soruşturma başladıktan sonra ödeme ise cezanın yarı oranda indirilmesini sağlıyor. Ancak bunun için şüphelilerin soruşturmanın çözülmesine katkı sağlayacak bilgiler vermesi de şart.</p>
<p>Şimdilik kesin olan şu: Bir hafta önce büyüme hikâyesiyle konuşulan Tera, yedi gün içinde fon temerrütleri, tasfiye ve adli soruşturmanın iç içe geçtiği bambaşka bir noktaya geldi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/terada-bir-haftada-ne-degisti-87898</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/2/1280x720/tera-pusula-1789483293.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tera’da bir haftada ne değişti? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kultur-diplomasisi-87897</guid>
            <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kültür diplomasisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türk dünyası, spor üzerinden kültür diplomasisi sayesinde küresel arenada kendisine yeni imajlar, imkânlar ve zenginlikler üretebilir. Zira ortak kültürümüz, etkin iletişim ile çok büyük güç sağlar.</strong></p>
<p><strong>Kazakistan Türk Dili Konuşan Gazeteciler Derneği</strong>’nin “<strong>İpek Yolunu Canlandıracak Türk Markası Oluşturmak</strong>” panelindeyiz. Kürsüde; Avrasya Kültür ve Spor İşbirliği Dernek Başkanı <strong>Ahmet Tüzün</strong> var. Türk ülkelerinde etnospor, dünya göçebe oyunları hakkında, <strong>bilgi-yoğun vizyoner</strong> sunum yapıyor.</p>
<p><strong>Kültürel diplomasi</strong> öncelikle Türk ülkeleri arasında işbirliğine yönelik değeri bir alan… Dijitalleşme ve yapay zekânın insan hayatına hâkim olduğu bir dönemde; <strong>aynı köklere</strong> ve <strong>ortak değerlere</strong> sahip toplulukların birbirleriyle yakınlaşmaları ve <strong>işbirliği alanları oluşturmaları</strong>, ihtiyaç haline geldi bile.</p>
<p><strong>DÜNYA ARENASINDA TÜRK SPORLARIYLA ÖN PLANA ÇIKABİLİRİZ</strong></p>
<p><strong>Aynı soydan</strong> gelen, <strong>aynı tarihi</strong> yaşayan, <strong>aynı dil</strong> ailesine sahip olan, <strong>aynı kültürel</strong> değerleri asırlardır yaşatan Türk topluluklarının <strong>birbirlerine daha yakın olmaları</strong>, tanışmaları, kolaylıkla anlaşmaları ve kaynaşmaları, beraberinde <strong>sayısız fayda</strong> üretir. <strong>Ahmet Tüzün</strong>; “<em>kültür diplomasisi bunu sağlar</em>” diyor.</p>
<p>“<strong>Biz; atlarla, kurtlarla, kartallarla konuşan bir milletin çocuklarıyız</strong>. Bugün anlaşma yolunda çeşitli zorluklarımız ve engellerimiz var. Bütün güçlükleri geride bırakarak el ele, <strong>gönül gönüle</strong> olabiliriz. Bunu da öncelikle <strong>kültür, sanat, müzik, basın ve spor</strong> yoluyla hızlandırabilir.” Dikkate değer bir fikir.</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Kültür diplomasisine dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Neden spor üzerinden?</em></strong></p>
<p><strong>Türkler</strong> sporda engin bir <strong>tarihe</strong> ve zengin bir <strong>kültüre</strong> sahip… <strong>Güreş</strong>, okçuluk, <strong>Kazak parsı</strong>, kartallı avcılık, <strong>aşık atmak</strong>, göktörü oyunu, <strong>cirit</strong>, çövgen (<strong>polo</strong>), futbolun atası <strong>tepük</strong>, Ahal teke ve niceleri…</p>
<p><strong><em>Dünya Göçebe oyunları?</em></strong></p>
<p><strong>Turan Kurultayı</strong> (Macaristan), <strong>Naadım Festivali</strong> (Moğolistan), <strong>Ahalteke At Bayramı</strong> (Türkmenistan), <strong>Isıah Bayramı</strong> (Yakutistan), <strong>Sabantoy</strong> (Tataristan), <strong>Kırkpınar</strong> ve <strong>Dünya Göçebe Oyunları</strong> da olabilir.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>SPOR, EN ÖNEMLİ KÜLTÜR TAŞIYICISI VE TANITIM ALANI. OLİMPİYAT GİBİ…</strong></p>
<p><strong>Muhteşem coğrafyamızı</strong>, güzelliklerimizi birbirimize tanıtmalıyız. <strong>Kazakistan</strong>, Özbekistan, <strong>Kırgızistan</strong>, Türkmenistan, <strong>Azerbaycan</strong>, Türkiye ve <strong>kadim Türk varlığının eşsiz potansiyeline</strong> ve ihtişamına sahip bütün bölgelerimizi yakından <strong>tanımalı</strong>, zenginliklerimizi <strong>kültür diplomasisiyle</strong> dünyaya tanıtmalıyız.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>KÜLTÜR DİPLOMASİSİ LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Kültür diplomasisi</strong>: Bir ülkenin kendi kültürel değerleri, sanatı ve yaşamını tanıtma süreçleri</p>
<p><strong>Göçebe oyunları</strong>: Türkilerde geleneksel sporların tanıtımını sağlayan uluslararası organizasyon</p>
<p><strong>Turan Coğrafyası</strong>: Orta Asya'da Ceyhun nehri ile Çin arasında kalan tarihi ve kültürel bölge</p>
<p><strong>Spor iletişimi</strong>: Spora dair bilgi, olay, haber ve öykülerin hedef kitlelere doğru, hızlı ve etkili aktarımı</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kultur-diplomasisi-87897</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kültür diplomasisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hirsizi-bildigi-halde-kilidi-gec-degistirenin-hic-mi-sucu-yok-87896</guid>
            <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 07:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hırsızı bildiği halde kilidi geç değiştirenin hiç mi suçu yok!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Doğru; bir yatırım fonunun ayda yüzde 15 dolayında getiri sağlamasına bakıp bunun sonsuza kadar süreceğini düşünerek parasını oraya yatıran açgözlülük etmiştir.</p>
<p>Deyim yerindeyse kapı gibi sağlam hisse senetleri az kazandırıyor diye ne idiği belirsiz birtakım senetlerin günlerce tavan tavan gidip on kat, yirmi kat artmasından ve Türkiye’nin sayılı şirketlerinin piyasa değerine erişmesinden hiç endişe duymayıp parasını tümüyle o hisseye bağlayan da açgözlülük etmiştir. O da doğru. Gerçi mevcut durumda bu hisse senetlerini doğrudan alanlar değil, bu hisse senetleri portföye eklenmek suretiyle bir takım fonlarda yapılan manipülasyonlar ön plandadır.</p>
<p>Peki neredeyse bir yıl önce <strong>“Borsa’da manipülasyona kesinlikle izin vermeyeceklerini”</strong> söyleyen Maliye Bakanı Mehmet Şimşek olan bitenin farkında değil miydi, tabii ki farkındaydı. Bunu kendisi dile getirdi:</p>
<p><strong>“Bazı fonlar üzerinden manipülasyonların yapıldığını biliyoruz, bu alanda da düzenleme ihtiyacının farkındayız. Manipülasyonla mücadelenin dozunu, kayıt dışı ile mücadelenin dozunun üzerine çıkaracağız. Cezaları çok daha ağır hale getirmemiz gündemimizdeki bir konu.”</strong></p>
<p>Mehmet Şimşek bu durumu kendi araştırmasıyla fark edecek değil ya. Bilgi kaynağı zaten olması gerektiği gibi SPK ve SPK bu durumu geçen yılın son çeyreğinde belirlemiş. SPK’nın 18 Eylül’deki açıklamasında sorunun ortaya çıkışına değinilirken şöyle deniliyor:</p>
<p><strong>“2025’in son çeyreğinde belirli portföy yönetim şirketlerine ait fonların (Borsa'daki) fiili dolaşım oranı düşük olan paylarda ekonomik gerçeklik ve şirket temel finansal büyüklükleri ile açıklanamayacak şekilde fiyat hareketlerine neden olduğu gözlemlenmiştir.“</strong></p>
<p>Peki şimdi sormazlar mı <strong>“Bir yıla yakındır neredeydiniz”</strong> diye? Aradan dokuz ay geçmiş ve yeni adım atılıyor.</p>
<p>Ama yok yok, hak yemeyelim; bu konuda yeni adım atılıyor görüntüsü var ama bu süre “yoğun” bir çalışmayla geçmiş, meğer çalışmalar ancak tamamlanmış.</p>
<h2>Hırsız tabii ki suçlu da… </h2>
<p>Hırsızın tabii ki suçu var, hem de çok büyük suçu var.</p>
<p>Ama hırsız neredeyse bir yıl önce çalıp çırpmaya başlamış, hem de öyle böyle değil, binlerce insanı mağdur edecek bir operasyon var ve yine SPK’nın açıklamasından öğreniyoruz ki bu mağduriyeti giderecek çalışmalar neredeyse dokuz ayda ancak tamamlanmış.</p>
<p>Niye acele edildi ki acaba, birileri biraz daha palazlansaydı!</p>
<p>Sorunun her geçen gün büyüdüğünü görmek bu kadar mı zordu?</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Karınca hızıyla geçen dokuz ay</span></h2>
<p>SPK 18 Eylül’deki açıklamasında sorunun ortaya çıkışından bugünlere nasıl gelindiğini kronolojik bir sırayla anlattı. Bu açıklamaya bakınca yukarıdaki başlık çok uygun düşüyor.</p>
<p>Sorun belirlendiğinde ya bunun çok büyük ve sarsıcı olacağı kavranamamış ya da <strong>“Aceleye ne gerek var”</strong> denilmiş. İkisi de birbirinden kötü!</p>
<p>Bu süreçte neler mi yapılmış, özetleyelim: </p>
<p>■ Sorun, geçen yılın son çeyreğinde, muhtemelen ekim ya da kasımda belirlenmiş. </p>
<p>■ 2 Aralık’taki Finansal İstikrar Komitesi toplantısında önlem almak gerektiği gündeme gelmiş ve SPK tarafından alınabilecek makroihtiyati tedbirler konusunda tavsiye kararı verilmiş. </p>
<p>■ Hemen bir gün sonra 3 Aralık’ta çalışma grubu oluşturulmuş. Güzel, ya sonra? </p>
<p>■ İki hafta geçmiş, 18 Aralık’ta nitelikli yatırımcı olmak için aranan 1 milyon liralık finansal varlık şartı 10 milyona çıkarılmış. </p>
<p>■ Hazırlanacak rehberle ilgili olarak 15 Aralık’ta yazılan yazılarla Borsa ve Takasbank’tan görüş ve değerlendirme istenmiş.</p>
<p>■ Alınan görüşlerden sonra rehber taslağı Maliye Bakanlığı’na ancak 28 Ocak’ta sunulabilmiş. Neredeyse bir buçuk ay sonra. Artık Borsa ve Takasbank mı geç görüş bildirdiği için bir buçuk ay geçti, yoksa bildirilen görüşler derlendi toparlandı ve Maliye’ye biraz gecikmeli mi sunuldu, orası meçhul. </p>
<p>■ Bakanlık, görüşünü 11 Şubat’ta bildirmiş ve bir anlamda onay vermiş. Yani iki hafta da orada geçmiş.</p>
<p>■ Rehber 13 Şubat’ta TSPB’ye gönderilerek tüm sektörün görüşüne açılmış. </p>
<p>■ Rehber için 18 Şubat’ta da MKK’dan görüş talep edilmiş. </p>
<p>■ Bu süreçte bir dizi çalışma daha yapılmış. TSPB ve Takasbank tarafından TEFAS’ın işleyişine ilişkin çeşitli konularda değişiklik yapılması istenmiş. Bu kapsamda TEFAS’ın takas yapısına ilişkin olarak TSPB ile Takasbank tarafından ortak bir çalışma yapılarak SPK’ya sunulmasına karar verilmiş. </p>
<p>■ Adım adım ilerleyen açıklamada geliyoruz şu ifadeye: <strong>“Bu süreçte, Mayıs 2026 tarihinde Kurulumuz Başkanlığında yaşanan değişimden sonra, çalışmaları devam etmekte olan Rehber Taslağının hazırlıkları aralıksız sürmüştür.”</strong> Bu ifade çeşitli yorumlara yol açmadı değil. Bu yorumlar arasında en ağırlıklı olan şu: <strong>“Eski yönetim yavaş davranıyordu, biz hızlandırdık”</strong> mı denilmek istendi? İyi de yeni yönetim de SPK’nın içinden geldi ve bu yönetim de daha önce söz sahibi konumdaydı.</p>
<p>■ TEFAS uygulama esasları 17 Haziran’da SPK tarafından onaylanmış ve bir ayı aşkın süre sonra 20 Temmuz’da Takasbank tarafından uygulamaya alınmış. </p>
<p>■ Yatırım fonu portföylerine dahil edilen ve Borsa’da işlem gören gayrimenkul yatırım fonu ve girişim sermayesi yatırım fonu katılma paylarının, fon portföyünde Borsa fiyatı yerine net aktif değer ile değerlenmesi uygulamasına 31 Temmuz’da geçilmiş. </p>
<p>■ Bütün bu çalışmalarla tamamlanan rehber 28 Ağustos’ta kamuoyuna duyurulmuş.</p>
<p><strong>Gözden kaçmış olmalı! </strong></p>
<p>Dokuz ayı bulan bu <strong>“yoğun koşuşturma”</strong> içinde bu çalışmanın yapılmasına karar verdirten manipülasyonlar konusunda ne olup bittiğine bakmaya belli ki pek vakit bulunamamış.</p>
<p>Yukarıda sıraladığım kronolojik çalışmaların her birinin sonuna şöyle bir ifade eklemek herhalde yanlış olmazdı:</p>
<p><strong>“Bu sırada falanca hisse senedine yine tavan yaptırıldı, bu sayede falanca fonun fiyatı yine tırmandı gitti… Neyse ki bu konuya ilişkin önlem çalışmaları devam ediyor!”</strong></p>
<p>Eğer o kıymetli vakit bulunabilseydi bu çalışmalar yürütülürken ve karşılıklı yazışmalar ve görüşler beklenirken birilerinin çok fena vurgun yaptığı görülür, sorunun giderek derinleştiği ve içinden çıkılması giderek zorlaşan bir boyuta evrildiği anlaşılır ve yapılan işe hız verilirdi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Sorun neyse ki çok büyük değilmiş!</span></h2>
<p>Şimdi bir de sorunun çok önemli bir olmadığı havası verilmek istenmiyor mu!</p>
<p>Daha büyük sorun nasıl olurdu acaba? 500 binden fazla tasarruf sahibinin 1 trilyonu aşkın parası ne olacak; bu para ne zaman ödenecek, ne kadar eksik ödenecek belli değil; ama neredeyse <strong>“Sorunu abartıyorsunuz”</strong> diyecekler.</p>
<p>Sorun görünürde 500 bin dolayında tasarruf sahibini ilgilendiriyor ama siz bu sayıyı en az iki ile üç ile çarpın, aile olarak düşünün. Mağdur olan kitle çok büyük. <strong>“Ama onların da suçu var”</strong> demek kolay, elbette var da hırsızın ve hırsızın varlığını bile bile kapının kilidini geç değiştirenin hiç mi suçu yok!</p>
<p>Sorun yalnızca 500 bini aşkın ya da aileleriyle birlikte daha fazla tasarruf sahibinin mağdur edilmesiyle de sınırlı değil. Sermaye piyasalarına olan güven bir kere daha yerle yeksan olmadı mı?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/hirsizi-bildigi-halde-kilidi-gec-degistirenin-hic-mi-sucu-yok-87896</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/piyasa-hisse.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Hırsızı bildiği halde kilidi geç değiştirenin hiç mi suçu yok! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-87895</guid>
            <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta piyasada yönü ne belirleyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Bu Hafta Piyasada Yönü Ne Belirleyecek?  | Ekonomi Masası | 21 Eylül" src="https://www.youtube.com/embed/smEq0cDxnAs" width="800" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-87895</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/0/4/1280x720/talip-cipa-1784524336.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/bank-mellat-faaliyet-izni-neden-iptal-edildi-87912</guid>
            <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Bank Mellat faaliyet izni neden iptal edildi?&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/ANKARA</strong></p>
<p>CHP Karabük Milletvekili ve Plan ve Bütçe Komisyonu Grup Sözcüsü Cevdet Akay, İran bankası Mellat’ın faaliyet izninin iptal edilmesini Meclis gündemine taşıdı. </p>
<p>Akay, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek tarafından yanıtlanması için soru önergesi verdi.</p>
<p>Akay, “Binlerce küçük yatırımcının alın teriyle biriktirdiği tasarrufl arın heba olacağı bilinmesine rağmen gerekli müdahaleler yapılmazken, diğer taraftan 1982 yılından bu yana faaliyet gösteren, üç şubeli, işlem hacmi sınırlı ve bilançosu yaklaşık 1.6 milyar TL olan İran bankası Mellat’ın faaliyet izni iptal edildi. Vatandaşın alın teri söz konusu olduğunda neden riskler görmezden geliniyor da uluslararası baskı iddialarının bulunduğu bir süreçte bankanın faaliyet izni iptal edilebiliyor? Bir bankanın faaliyet izni, somut hukuki gerekçeler yerine birilerinin ricası veya siyasi baskısıyla durdurulabiliyorsa, bu yalnızca bankacılık sistemi açısından değil, Türkiye’nin ekonomik egemenliği açısından da ciddi bir sorundur” değerlendirmesi yaptı. Akay, şu sorularına yanıt istedi: “Mellat Bank’ın faaliyet izninin iptaline dayanak gösterilen somut riskler ve hukuki gerekçeler nelerdir? Mellat Bank’ın faaliyetlerinin devamı, mevduat sahiplerinin haklarını hangi somut gerekçeyle tehlikeye atmıştır? Bankanın bilançosu yaklaşık 1,6 milyar TL iken ve faaliyet alanı yaptırımlar nedeniyle önemli ölçüde kısıtlanmışken, finansal sisteme yönelik hangi somut tehdit tespit edilmiştir? Türkiye’de faaliyet gösteren bir bankanın, başka bir ülkeye yönelik yaptırımlar nedeniyle faaliyetlerini sürdürememesi, Türkiye’nin bankacılık sisteminin bağımsızlığı açısından nasıl değerlendirilmelidir? Uluslararası bir bankanın faaliyet izni, somut riskler ve hukuki gerekçeler kamuoyuna açıklanmadan iptal edilirken, BIST 100’ün yüzde 5,54 değer kaybettiği ve piyasa değerinin 1 trilyon liradan fazla eridiği süreçte binlerce küçük yatırımcının birikimleri risk altına girdi. Peki SPK, yatırımcıların mağduriyetini önlemek için neden zamanında gerekli müdahaleyi yapmadı?”</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/bank-mellat-faaliyet-izni-neden-iptal-edildi-87912</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/9/1280x720/cevdet-akay-1752677920.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İran bankası Mellat’ın faaliyet izninin iptal edilmesini Meclis gündemine taşıyan CHP Milletvekili Cevdet Akay Bakan Şimşek&#039;e, &quot;Vatandaşın alın teri söz konusu olduğunda neden riskler görmezden geliniyor da uluslararası baskı iddialarının bulunduğu bir süreçte bankanın faaliyet izni iptal edilebiliyor?&quot; sorusunu yöneltti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/100-milyar-dolarlik-hedef-yeni-nesil-ekonomik-ortaklik-icin-yol-haritasi-olacak-87894</guid>
            <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 07:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> 100 milyar dolarlık hedef, yeni nesil ekonomik ortaklık için yol haritası olacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BAŞKANLIĞINI </strong>FİBA Holding Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Murat Özyeğin</strong>’in yürüttüğü Türkiye-ABD İş Konseyi’nin (TAİK) 19’uncusunu gerçekleştireceği <strong>“Ticari Diplomasi Trafiği”</strong>ni izlemek üzere New York’tayız.</p>
<p><strong>Nail Olpak</strong>’ın başkanlığını yürüttüğü Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) çatısı altındaki TAİK’in <strong>“Ticari Diplomasi Trafiği”</strong>nin ilk toplantısı bugün, <strong>Türkiye’nin Ekonomik Görünümü ve Yatırım Fırsatları” </strong>başlığıyla gerçekleşecek. Citi işbirliği ile gerçekleşecek toplantıya Hazine ve Maliye Bakanı <strong>Mehmet Şimşek </strong>ile Merkez Bankası Başkanı <strong>Fatih Karahan </strong>katılacak.</p>
<p>Concordia işbirliği ile gerçekleşecek <strong>“Sanayi ve İleri Teknoloji Yuvarlak Masa Toplantısı”</strong>nda Sanayi ve Teknoloji Bakanı <strong>Mehmet Fatih Kacır </strong>konuşacak.</p>
<p>Gün, Ticaret Bakanı Prof. <strong>Ömer Bolat, Mehmet Şimşek, </strong>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı <strong>Alparslan Bayraktar, Mehmet Fatih Kacır </strong>ile Türk ve Amerikan iş dünyasının önde gelen 400 temsilcisinin katılacağı <strong>“Türkiye Yatırım Konferansı Resepsiyonu” </strong>ile noktalanacak.</p>
<p>Yarın, American Turkish Business Roundtable (ATBR), Atlantic Concil Türkiye ve Franklin Templeton işbirliği ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı <strong>Alparslan Bayraktar</strong>’ın katıldığı <strong>“Enerji Yuvarlak Masa Toplantısı” </strong>yapılacak.</p>
<p>Citi ev sahipliğindeki <strong>"19. Türkiye Yatırım Konferansı Ana Oturumu”</strong>nda Ticaret Bakanı Prof. <strong>Ömer Bolat, </strong>Hazine ve Maliye Bakanı <strong>Mehmet Şimşek </strong>ve Merkez Bankası Başkanı <strong>Fatih Karahan, </strong>çok sayıda Amerikalı kurumsal yatırımcı, fon yöneticisi ve finans kuruluşu temsilcisiyle buluşacak.</p>
<p>Konferans dizisinin son günü 23 Eylül’de ABD Ticaret Odası, ABD-Türkiye İş Konseyi (USTBC) işbirliğinde gerçekleşecek <strong>“Başkanlık Yuvarlak Masa Toplantısı”</strong>nda Cumhurbaşkanı <strong>Recep Tayyip Erdoğan, “Fortune 100 şirketlerinin üst düzey yöneticileriyle” </strong>bir araya gelecek. Toplantıda bakanlar <strong>Ömer Bolat, Alparslan Bayraktar, Mehmet Fatih Kacır, Mehmet Şimşek, Hakan Fidan, </strong>Merkez Bankası Başkanı <strong>Fatih Karahan, </strong>DEİK Başkanı <strong>Nail Olpak, </strong>TAİK Başkanı <strong>Murat Özyeğin </strong>ile ABD Ticaret Odası, ABD-Türkiye İş Konseyi Başkanı <strong>Hamdi Ulukaya </strong>hazır bulunacak.</p>
<figure class="image align-center"><img src="/storage/uploads/0/0/0/6ab0b22d736fc-1789964845.jpg" alt="" width="800" height="272" />
<figcaption><strong>                        Nail Olpak                                         Murat Özyeğin                                  Hamdi Ulukaya</strong></figcaption>
</figure>
<p>Konferansın son etkinliği AmCham Türkiye ve Mastercard işbirliğiyle Cumhurbaşkanlığı Siber Güvenlik Başkanı <strong>Ümit Önal</strong>’ın katılımıyla <strong>“Siber Güvenlik Yuvarlak Masa Toplantısı”</strong> olacak. Türkiye’nin gelişen dijital ekosistemi, siber güvenlik ve dijital yönetişim alanındaki gelişmeler, kamu sektöründeki yapay zeka uygulamaları ile güvenli ve dijital ekosisteme yön veren yeni teknolojiler, işbirliği alanları değerlendirilecek.</p>
<p>DEİK Başkanı <strong>Nail Olpak, </strong>Türkiye-ABD ekonomik ilişkilerinde ticaretin yanı sıra karşılıklı yatırımların, stratejik sektörlerde işbirliklerinin artırılmasının önemine vurgu yaptı:</p>
<p>-          <strong>Cumhurbaşkanımı</strong><strong>z</strong><strong> Recep Tayyip Erdoğan i</strong><strong>l</strong><strong>e ABD Başkanı Donald Trump’ın ortaya koyduğu 100 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefini</strong><strong>,</strong><strong> iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın daha da ileri seviyeye taşınması için önemli bir yol haritası olarak değerlendiriyoruz.</strong></p>
<p>Küresel ticaretin, tedarik zincirlerinin ve yatırım kararlarının yeniden şekillendiği bir dönemden geçildiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>Böyle bir ortamda Türkiye’nin güçlü üretim altyapısı, yetişmiş insan kaynağı, lojistik avantajları ve geniş bir coğrafyaya erişim imkanı, Amerikan şirketleri açısından önemli fırsatlar sunuyor.</strong></p>
<p>Şu soruları irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Artık sadece </strong>“Ne kadar ticaret yapıyoruz?” <strong>sorusunu değil, </strong>“Birlikte ne üretebilir, nereye yatırım yapılabilir ve hangi pazarlara birlikte açılabiliriz?” <strong>sorusunu daha fazla konuşmalıyız.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Enerji, teknoloji, finans, ileri imalat ve dijital dönüşüm gibi stratejik alanlarda karşılıklı yatırımların artırılmasını ve Türk-Amerikan şirketlerinin üçüncü ülkelerde daha fazla ortak projeye imza atmasını önemsiyoruz.</strong></p>
<p>TAİK Başkanı <strong>Murat Özyeğin, </strong>Türkiye ve ABD iş dünyası arasında uzun vadeli ve karşılıklı faydaya dayalı işbirliklerinin gelişmesine katkı sağlamayı hedeflediklerine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>New York’ta bu yıl 100 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefimiz doğrultusunda, yalnızca ikili ticareti artırmaya değil, karşılıklı yatırımları ve üçüncü ülkelerde ortaklıkları güçlendirmeye de odaklanıyoruz.</strong></p>
<p>ABD Ticaret Odası ABD-Türkiye İş Konseyi Başkanı <strong>Hamdi Ulukaya, </strong>Türkiye ile ABD arasındaki diplomatik ilişkilerin 100’üncü yılının kutlanacağını anımsattı:</p>
<p>-          <strong>İki ülke yönetiminin ortaya koyduğu 100 milyar dolarlık ikili ticaret vizyonu, Türkiye ve Amerikan iş dünyasının ortak inancı, karşılıklı yatırımları ve sahadaki üretkenliği ile hızla gerçeğe dönüşüyor.</strong></p>
<p>New York’ta gerçekleşecek güçlü buluşmanın, küresel Amerikan şirketleri ile Türk özel sektörünün yenilikçi gücünü aynı vizyonda kenetleyeceğinin altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Küresel tedarik hatlarının ve stratejik yatırımların yeniden yapılandığı günümüz dünyasında, Türkiye dinamik altyapısı, genç yetenek havuzu ve eşsiz üretim kapasitesiyle uluslararası sermaye için en güvenilir ortaklardan biridir.</strong></p>
<p><strong>Ulukaya, </strong>bu yılki konferansla ilgili değerlendirmesini şöyle noktaladı:</p>
<p>-          <strong>İki ülkenin öncü kurumlarıyla sadece ticaret hacmini artırmak değil, enerji, ileri teknoloji ve dijital dönüşüm gibi geleceği belirleyen alanlarda kalıcı ortaklıklar kurmak üzere bir araya geliyoruz. Türkiye ve ABD arasındaki ikinci yüzyılın ekonomik omurgasını inşaya kararlıyız.</strong></p>
<p>New York’taki <strong>“19. Türkiye Yatırım Konferansı”</strong>nın sponsorları da şöyle sıralandı:</p>
<ul>
<li><strong>Borusan Holding, Çalık Holdi</strong><strong>n</strong><strong>g, Chobani, Fiba Holding, Kibar Holding, Koç Holding, Limak Holding, Sabancı Holding, Sahibinden, THY ve Türk Telekom.</strong></li>
</ul>
<p>Türkiye’de fonlarla ilgili operasyon, Financial Times ve Wall Street Journal gibi dünyaca ünlü ekonomi medyasına, <strong>“skandal” </strong>olarak yansıdı…</p>
<p>New York’taki <strong>“19. Yatırımcı Konferansı”</strong>nda özellikle Hazine ve Maliye Bakanı <strong>Mehmet Şimşek</strong>’e yöneltilecek soruların başında <strong>“fon skandalı” </strong>yer alacak gibi görünüyor.</p>
<p>Buna karşın <strong>Nail Olpak, Murat Özyeğin </strong>ve <strong>Hamdi Ulukaya</strong>’nın mesajları, ABD’li şirketlerle işbirliğinin daha da gelişeceğine dönük beklenti çıtasını yükseltiyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İstanbul, uluslararası sanat dünyasının kalıcı buluşma noktaları arasına girecek</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab0b29cca3d7-1789964956.jpg" alt="" width="500" height="611" /></span><strong>CONTEMPORARY </strong>İstanbul (CI) Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Ali Güreli, </strong>önce 23-27 Eylül 2026’da Tersane İstanbul’da gerçekleşecek <strong>“Contemporary İstanbul 21. Edisyonu”</strong>na katılımlarla ilgili bilgileri verdi:</p>
<p>-          <strong>2006’dan buyana Akbank’ın ana partnerliğinde gerçekleşen </strong>“Contemporary İstanbul”<strong> bu yıl 16 farklı ülkeden 70 çağdaş sanat galerisini, 736 sanatçıyı ve 1372 eseri bir araya getiriyor.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>CI21, köklü galeriler ile yeni oluşumları, Türkiye’den ve dünyadan sanatçıları, koleksiyonerleri ve sanat profesyonellerini aynı çatı altında buluştururken, Focus Asia, Newcomers ve New Grounds bölümleriyle uluslararası altyapısı güçleniyor.</strong></p>
<p><strong>Ali Güreli, “Contemporary İstanbul”</strong>un 21 yıllık yolculuğunu ve İstanbul’un sanat dünyasındaki konumunu şöyle özetledi:</p>
<p>-          <strong> Sanat dünyasının geleceğini yalnızca nerede daha çok eser satıldığı değil, sanatçıların, galerilerin, koleksiyonerlerin ve fikirlerin nerede buluştuğu belirleyecek. İstanbul’un gücü de tam bu noktada öne çıkıyor.</strong></p>
<p>Şu nokta üzerinde durdu:</p>
<p>-          Contemporary İstanbul” <strong>olarak 21 yıldır bu buluşma alanını büyütüyor, Türkiye sanat piyasasını uluslararası sanat dünyasıyla daha güçlü ilişkiler kurmaya açıyoruz. Bu yıl aramıza katılan yeni galeriler ve Focus Asia ile bu ağı yeni coğrafyalara taşıyoruz.</strong></p>
<p>Hedefleriyle ilgili şu mesajı aktardı:</p>
<p>-          <strong>Hedefimiz, İstanbul’un uluslararası sanat dünyasının kalıcı buluşma noktalarından biri olmasına katkıda bulunmak.</strong></p>
<p><strong>Güreli, </strong>son 12 ayda sanat dünyasında nelerin değiştiği konusunu da irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Ukrayna ve Ortadoğu’daki savaş ve küresel siyasi gerilim; seyahat, eser taşımacılığı, sigorta ve lojistik maliyetlerini doğrudan etkiledi. Buna rağmen uluslararası sanat piyasası durmadı, daha temkinli ve daha planlı hareket etmeye başladı.</strong></p>
<p>Sanat dünyasının bölgemizdeki ağırlık merkezinin genişlediğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Doha ve Abu Dhabi’nin artan sanat ve müze yatırımları, İstanbul’un uzun süredir doğal olarak üstlendiği bölgesel sanat merkezi rolünün artık yeni ve güçlü aktörlerle paylaşılan, daha rekabetçi bir coğrafyada sürdürüleceğini gösteriyor.</strong></p>
<p>Bu noktada Suudi Arabistan’a dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Suudi Arabistan ise tüm ülkeye yayılan bir strateji ile bu yarışta hızla büyüyen bir ivme ile yerini alıyor. </strong>“Art Basel Qatar”, <strong>Doha’da Şubat 2026’da ilk edisyonunu gerçekleştirdi. Kasım 2026’da ise </strong>“Frieze Abu Dhabi” <strong>ilk kez düzenlenecek.</strong></p>
<p><strong>“Contemporary İstanbul”</strong>un 21 yıldır aralıksız ana sponsoru olan Akbank’ın Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Suzan Sabancı, </strong>çağdaş sanatın dünyaya yeni gözlerle bakmanın en güçlü yollarından biri olduğunu vurguladı:</p>
<p>-          <strong>İstanbul da bu yeni bakışların buluştuğu, sanatın geleceğinin konuşulduğu önemli merkez olarak öne çıkıyor. </strong>“Contemporary İstanbul” <strong>21 yıldır dünyanın farklı coğrafyalarından sanatçılar, galeriler ve koleksiyonerleri buluşturup yaratıcı enerjiyi büyütüyor.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          “Contemporary İstanbul”<strong>un 21. Edisyonunun da İstanbul’un çağdaş sanat alanındaki iddiasını güçlendirecek, yeni keşiflere ve yeni hikayelere ilham verecek bir buluşma olacağına inanıyorum.</strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/100-milyar-dolarlik-hedef-yeni-nesil-ekonomik-ortaklik-icin-yol-haritasi-olacak-87894</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/7/5/1280x720/nail-olpak-1759921618.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 100 milyar dolarlık hedef, yeni nesil ekonomik ortaklık için yol haritası olacak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/amazon-web-geldi-google-hazirlaniyor-87893</guid>
            <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 07:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> Amazon Web geldi, Google hazırlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ</strong></p>
<p>İran-İsrail-ABD ekseninde büyüyen savaşın Ortadoğu’da yarattığı güvenlik endişesi, Türkiye açısından yeni bir yatırım fırsatının kapısını araladı. Uzun yıllardır küresel şirketlerin Ortadoğu operasyonlarının önemli merkezlerinden biri olan Dubai’nin güvenlik açısından sorgulanmaya başlamasıyla şirketlerin alternatif adres arayışında İstanbul öne çıktı.</p>
<p>EKONOMİ’nin sektör kaynaklarından edindiği bilgilere göre, özellikle teknoloji, enerji ve veri merkezi alanında faaliyet gösteren küresel şirketler Türkiye’deki yapılanmalarını güçlendirmeye hazırlanıyor. Kaynaklar, yatırım kararlarında maliyet unsurunun önemini korumasına rağmen güvenliğin son dönemde çok daha belirleyici hale geldiğine dikkat çekiyor.</p>
<p>Amazon’un üssü geldi, sıra Google’da Türkiye, küresel teknoloji şirketlerinin yatırımlarında daha görünür bir konuma gelmeye başladı. Amazon Web Services (AWS), mayıs ayında İstanbul’daki AWS Local Zone altyapısını genel kullanıma açtı. Google ise Turkcell iş birliğiyle Türkiye’de yeni bir Cloud Region kurulacağını ve bunun şirketin Türkiye’ye yönelik 10 yıllık 2 milyar dolarlık yatırım planının parçası olduğunu daha önce açıklamıştı.</p>
<p>Sektör kaynaklarının verdiği bilgiye göre ise iki şirketin Türkiye planları açıklanan teknoloji yatırımlarının ötesine uzanıyor. Kaynaklar, Amazon’un Dubai’deki bölgesel yapılanmasının önemli bölümünü Türkiye’ye taşıdığını, Google’ın da benzer yönde hazırlık yaptığını belirtti. İstanbul’un böylece yalnızca yatırım yapılan bir pazar değil, Ortadoğu ve çevre ülkelerdeki faaliyetlerin yönetilebileceği alternatif bir bölgesel merkez olarak değerlendirilmeye başlandığı ifade ediliyor. Söz konusu iddialara ilişkin görüşlerine başvurduğumuz Amazon ve Google ise konu hakkında yorum yapmadı.</p>
<p>Kaynaklara göre bu hareketlilik Amazon ve Google ile sınırlı değil. Dubai’de bölgesel üsleri bulunan bazı Japon, Çinli, Hintli ve ABD’li şirketlerin de İstanbul seçeneğini değerlendirdiği, yönetici ve uzman kadrolarının bir bölümünü Türkiye’ye kaydırmaya başladığı belirtiliyor. İstanbul’un iş ve yaşam merkezlerinde küresel şirketlerin yabancı üst düzey yöneticileri ile uzman çalışanlarının daha görünür hale gelmesi de bu hareketliliğin sahadaki yansımalarından biri olarak gösteriliyor.</p>
<h2>Suudi ve Çinli gruplar Türkiye’de yer bakıyor </h2>
<p>Türkiye’ye yönelik hareketlilik Körfez ve Asya’dan yeni yatırım arayışlarına da yansıyor. Sektör kaynaklarından edinilen bilgilere göre, Suudi Arabistan’ın büyük grupları yatırım ekiplerini Türkiye’ye göndererek farklı bölgelerde incelemelerde bulunuyor. Asyalı yatırımcıların da benzer arayışta olduğu belirtilirken, Çinli büyük bir grubun Kırklareli’nde yatırım hazırlığı yaptığı ifade ediliyor. Şirketin adı ve yatırımın büyüklüğüne ilişkin ise henüz kamuoyuna açıklanmış bir bilgi bulunmuyor.</p>
<p>Yeni yatırım dalgasında öne çıkan alanlardan birini veri merkezleri oluşturuyor. Yapay zekâ ve bulut teknolojileriyle hızla artan kapasite ihtiyacının Türkiye’ye yönelik ilgiyi artırdığı, İstanbul ve çevresinin yanı sıra Trakya’nın da veri merkezi ve teknoloji yatırımları açısından yatırımcıların radarına girdiği belirtiliyor.</p>
<h2>20 yıllık vergi avantajı</h2>
<p>İstanbul’un elini güçlendirdi Küresel şirketlerin Türkiye’ye yönelik ilgisini destekleyen önemli unsurlardan biri de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan yeni vergi düzenlemeleri oldu. Küresel şirketlerin bölgesel yönetim merkezlerini Türkiye’ye taşımalarını teşvik etmeyi amaçlayan düzenlemeye göre, şirketlerin İstanbul Finans Merkezi’nden yönetilen yurt dışı operasyonlarından elde ettikleri kazançların yüzde 100’ü, İFM dışındaki merkezlerden yönetilenlerin ise yüzde 95’i, 20 yıl boyunca kurumlar vergisine esas kurum kazancından indirilebilecek. Bu merkezlerde çalışan nitelikli personele de belirli şartlarla ücret istisnası getirilecek.</p>
<p>Düzenleme, bölgesel yönetim merkezlerinin önemli bölümünün bulunduğu Dubai karşısında İstanbul’un elini güçlendirecek yeni bir unsur olarak görülüyor. Sektör kaynakları, Ortadoğu’da güvenlik risklerinin arttığı bir dönemde bu avantajların da devreye girmesiyle küresel şirketlerin Türkiye planlarını yeniden değerlendirdiğini belirtiyor. Güvenlik, coğrafi konum ve vergi avantajlarının birlikte öne çıkmasıyla Dubai’deki bazı bölgesel fonksiyonların İstanbul’a kaymasının önümüzdeki dönemde hızlanabileceği ifade ediliyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Dubai’deki fuar Türkiye’ye yönelişin işaretini verdi</span></h2>
<p>Küresel şirketlerin değişen güvenlik algısının dikkat çekici örneklerinden biri 1-3 Eylül tarihlerinde Dubai World Trade Centre’da gerçekleştirilen elektrik ve enerji fuarında görüldü. Bölgenin en büyük elektrik altyapısı ve enerji buluşmalarından biri olan organizasyonun 50’nci yılı nedeniyle güçlü bir uluslararası ve üst düzey katılım bekleniyordu. Ancak fuara katılan sektör temsilcilerinin aktardığına göre, bazı büyük küresel şirketler organizasyona temsilci gönderirken üst düzey yöneticilerini Dubai’ye göndermedi, bazıları ise katılımını sınırlı tuttu. Kaynaklar, fuardaki bu tablonun şirketlerin Ortadoğu’daki güvenlik risklerine karşı daha temkinli hareket etmeye başladığını gösterdiğini belirtiyor. Aynı güvenlik hassasiyetinin yatırım ve bölgesel merkez tercihlerine de yansıdığına dikkat çeken kaynaklar, Türkiye’nin bu noktada Dubai’ye alternatif olarak öne çıktığını ifade ediyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/amazon-web-geldi-google-hazirlaniyor-87893</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/3/1280x720/amazon-1789964467.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orta Doğu’da savaş nedeniyle oluşan güvenlik endişesi, küresel teknoloji şirketlerini alternatif arayışına itti. Dubai’deki bölgesel yapılanmasını daha güvenli merkezlere taşımaya başlayan Amazon’un kapsamlı bulut bilişim platformu AWS, İstanbul’daki AWS Local Zone altyapısını mayıs ayında genel kullanıma açtı. Kaynaklar, Google’ın da benzer yönde hazırlık yaptığını belirtiyor. Google, Turkcell iş birliğiyle Türkiye’de yeni bir bulut bölgesi kurulacağını daha önce açıklamıştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sirketler-yaralarini-sarma-cabasinda-87892</guid>
            <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 07:05:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şirketler yaralarını sarma çabasında</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Borsa İstanbul’da, yaşanan fon krizinin etkilerini atlatmak için şirketler harekete geçti. Geri alım programları art arda açıklanırken sadece cuma günü şirketlerin ve ortakların yaptığı geri alım 3.8 milyar lirayı geçti. Geçen haftanın tamamında ise yapılan pay geri alımının büyüklüğü 5 milyar liraya yaklaştı. Şirketler geçen hafta açıkladığı geri alım programı da 11 milyar liraya dayandı. Fon krizinin en sert günlerinin yaşandığı geçen hafta borsada işlem gören 613 hissenden 8 hisse her gün taban, olurken 52 hisse yüzde 30 ve üzeri, 161 hisse yüzde 20 ve üzeri 424 hisse de yüzde 10 ve üzeri düştü.</p>
<h2>Her gün taban oldular </h2>
<p>Yatırım fonlarında yaşanan likidite krizi geçen hafta Borsa İstanbul’u salladı. Kamu, dört bir koldan sorunun yayılmasını önlemek için adımlar atarken krizin faturası ağır oldu. Borsa İstanbul BIST 100 endeksi geçen hafta yüzde 8,18, bankacılık endeksi yüzde 3,65, halka arz endeksi ise yüzde 20,84 kayıp yaşadı. BIST 100’ün piyasa değeri 12,8 trilyon liraya geriledi. Teminat tamamlama çağrıları, sert düşüşün yaşandığı 16 Eylül sonrasında 1,76 trilyon liraya çıkarken 18 Eylül itibarıyla 452,6 milyar liraya geriledi. Geçen hafta sadece 19 hisse yükselirken 3 hissenin fiyatında önceki haftaya göre değişim olmadı. 591 hisse kayıp yaşadı. Yani borsada işlem gören şirketlerin yüzde 96,4’ü geçen haftayı kayıpla geçirdi. En dikkat çekici gelişme ise Sermaye Piyasası Kurulu’nun işleme kapattığı veya tasfiye kararı aldığı yatırım fonlarının portföylerinde yer alan şirket hisselerinin her gün taban olmasıydı. Selçuk Ecza, Anel Elektrik, Hedef Holding, Katılımevim, Gündoğdu Gıda, Odine ve Pasifik Eurasia hisseleri geçen hafta yüzde 40,86 düştü, yani her gün taban gördü.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab0ae28d4cb6-1789963816.png" alt="" width="652" height="560" /><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ab0ae328da69-1789963826.png" alt="" width="186" height="350" />Halka arz endeksinde sert kayıp </h2>
<p>Borsa İstanbul’daki 36 endeksin tümü geçen hafta düşerken en düşük kayıplar yüzde 2,58 ve yüzde 3,65 ile sigorta ve bankacılık endekslerinde gerçekleşti. En sert düşüşler ise yüzde 24,02 ile bilişim, yüzde 20,84 ile halka arz, yüzde 20,77 ile finansal kiralama ve faktoring endekslerinde yaşandı. Borsadaki hisselerin yüzde 96’sından fazlası değer kaybedince şirketlerden de birbiri ardına pay geri alım açıklamaları gelmeye başladı. Geri alım programları devam eden şirketlerin yanı sıra programlarını tamamlayan ya da güncelleyen şirketler de öne çıktı.</p>
<h2>Toplam 91 şirketten geri alım </h2>
<p>Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) verilerinden EKONOMİ’nin yaptığı hesaplamalara göre, 18 Eylül günü 47 şirket kendi paylarında geri alım gerçekleştirdi. Uzmanlara göre, şirketlerinin değerinin olması gerekenin altında olduğunu düşünen, hisse fiyatının şirketin gerçek performansını yansıtmadığına inanan şirketler, hem kendilerini hem de hisselerine yatırım yapan yatırımcıları korumak için geri alıma yöneldi. Bu 47 şirketin kendi paylarında yaptığı tek günlük geri alımların tutarı 3,8 milyar lirayı geçti. Bazı hisselerde geri alım programı dışında yönetim kurulu üyelerinden gelen alım emirleri dikkat çekti. Haftanın son işlem günü hızlansa da pay geri alımları geçen hafta boyunca hareketlenmeye başlamıştı. KAP duyurularından yapılan hesaplamalara göre, 14-17 Eylül’de 44 şirket kendi paylarında geri alım gerçekleştirdi ve bu alımların büyüklüğü de yaklaşık 1 milyar liraya ulaştı. Böylece geçen hafta toplam 91 şirket geri alım gerçekleştirdi. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu da bankaların pay geri alımlarında esneklik sağlayan kararını geçen hafta açıkladı. Yeni geri alım programları açıklayan şirketler arasında haftanın ilk işlem günü 2,5 milyar liralık programıyla Türk Telekom öne çıktı. Enerya ile Ahlatçı Holding 2 milyar liralık geri alım programını duyururken yeni halka arz şirketlerinden Çitlekçi’nin 1 milyar liralık pay geri alım programı açıklaması dikkat çekti. Metropol 1,2 milyar liralık, Gedik Yatırım ise 700 milyon liralık geri alım programını devreye aldığını duyurdu. Toplam 13 şirket, geçen hafta 11,2 milyar lira büyüklüğünde geri alım programı kararı açıklamış oldu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Bir haftada fonlardan çıkış 371,4 milyar lira</span></h2>
<p>Kriz, yatırım fonlarında nakit çıkışını hızlandırdı. Bir haftalık toplam net nakit çıkışı 371 milyar 380,5 milyon liraya ulaşırken işleme kapatılan ve tasfiye kararı alınan fonların dışında para piyasası fonlarındaki çıkışlar dikkat çekti. Geride bıraktığımız haftada 439 yatırım fonuna net nakit girişi gerçekleşirken 940 fondan nakit çıkışı yaşandı. Böylece TEFAS’a açık veya kapalı 2 bin 50 fonun yüzde 46’sında nakit çıkışı görüldü. Merkezi Kayıt Kuruluşu verilerine göre, 31 Ağustos itibarıyla 10,97 trilyon lira olan yatırım fonlarının toplam piyasa değeri, 18 Eylül itibarıyla 10,46 trilyon liraya indi. Yaklaşık 510 milyar liralık piyasa değeri kaybı gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/sirketler-yaralarini-sarma-cabasinda-87892</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/borsa-istanbul.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa İstanbul’da işlem gören şirketlerin yüzde 96,4’ünün kayıpla geride bıraktığı geçen haftanın ardından pay geri alımları öne çıktı. Sadece cuma günü 47 şirket geri alım gerçekleştirirken geçen haftanın tamamındaki alımlar 5 milyar lirayı aştı. Her gün taban olan şirketlerde ise kayıplar yüzde 40’ı geçti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uraloglu-yerli-ve-milli-hizli-trende-seri-uretim-basladi-87911</guid>
            <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Uraloğlu: Yerli ve milli hızlı trende seri üretim başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Türkiye’nin ilk yerli ve milli hızlı treninde seri üretim sürecinin başladığını bildirdi.</p>
<p>Bakan Uraloğlu, “İlk setimizin testleri başarıyla devam ederken ikinci Milli Hızlı Tren setimizin üretimine başladık. 2027 yılında 7, 2028 yılında ise 7 olmak üzere toplam 14 set üretmeyi hedefliyoruz” dedi. Türkiye Raylı Sistem Araçları Sanayii A.Ş. (TÜRASAŞ) tarafından yerli ve milli imkânlarla geliştirilen Milli Hızlı Tren’in üretim çalışmalarına ilişkin açıklama yapan Bakan Uraloğlu, saatte 225 kilometre işletme hızına sahip ilk setin, dinamik seyir emniyeti testleri kapsamında saatte 250 kilometre hıza ulaştığını belirtti. Uraloğlu, 8 araçtan oluşan ve 577 yolcu kapasitesine sahip tren setlerinin yerli mühendislik kabiliyetleriyle geliştirildiğini, trenlerin kritik bileşenlerinden Tren Kontrol ve Yönetim Sistemi ile Cer Sistemi’nin de ASELSAN iş birliğiyle yerli ve milli olarak tasarlanıp üretildiğini kaydetti. Seri üretimin Türkiye’nin ilk hızlı tren fabrikasının devreye alınmasıyla birlikte yeni tesiste devam edeceğini belirten Bakan Uraloğlu, Sakarya’da TÜRASAŞ bünyesinde yapımı süren fabrikada çalışmaların yüzde 90 seviyesine ulaştığını açıkladı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uraloglu-yerli-ve-milli-hizli-trende-seri-uretim-basladi-87911</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/7/1280x720/milli-hizli-tren-turasas-1788247486.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yerli ve milli hızlı trende seri üretim başladı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuksek-gelir-grubu-mercek-altinda-vergi-idaresi-aslinda-ne-bekliyor-87910</guid>
            <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yüksek gelir grubu mercek altında: Vergi idaresi aslında ne bekliyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklama, vergi denetiminde yeni dönemin yönünü oldukça net biçimde ortaya koydu. Vergi Denetim Kurulu'nun denetim kapasitesi artık daha yoğun şekilde büyük ölçekli şirketlere ve yüksek gelir grubundaki kişilere yöneliyor.</p>
<p>Rakamlar da bu değişimi açık biçimde gösteriyor. Büyük ölçekli mükelleflerde geçmiş yıllarda yaklaşık yüzde 11 seviyesinde olan vergi inceleme oranı 2026 yılında yüzde 31,3'e yükselmiş durumda. İkinci Yüksek Gelir Grupları Gözetim ve Uyum Programı kapsamında ise 16 bin 307 kişi gözetim kapsamına alınmış ve program sonucunda toplam 48,7 milyar TL matrah artışı gerçekleşmiş bulunuyor.</p>
<p>Peki, “Yüksek Gelir Grupları Gözetim ve Uyum Programı” gerçekte neyi araştırıyor?</p>
<p>Sahadaki uygulamaları ve mükelleflere gönderilen yazıları incelediğimizde mesele yalnızca klasik anlamda bir vergi incelemesinden ibaret görünmüyor.</p>
<p><strong>Artık şirket kadar şirket ortağı da inceleniyor</strong></p>
<p>Vergi denetiminde uzun yıllar ağırlıklı olarak şirketlerin defterleri, faturaları, giderleri, KDV'si ve kurum kazancı incelendi.</p>
<p>Yeni yaklaşımda ise şirketin yanına şirket ortağı da konuluyor.</p>
<p>Nitekim Bakanlık açıklamasına göre program kapsamındaki ilk grupta Türkiye'nin ölçek bakımından en büyük 42 bin firmasında ortaklığı bulunan kişiler yer alıyor. Risk analizinde bu kişilerin gelir vergisi beyanları ile sistem tarafından tespit edilen ekonomik göstergeler arasındaki uyum araştırılıyor. İkinci grupta ise şirket ortaklığı bulunmasa bile yaşam ve harcama düzeyi ile ödenen vergiler arasında uyumsuzluk bulunduğu değerlendirilen kişiler bulunuyor.</p>
<p><strong>Elimizdeki gerçek bir VDK yazısı, sistemin nasıl çalıştığını daha somut biçimde gösteriyor.</strong></p>
<p>Vergi Denetim Kurulu, programın amacını doğrudan vergi incelemesi yapmak olarak tanımlamıyor. Yazıda, risk analizinde belirlenen hususların mükellefe açıklanması ve “gönüllü uyum” imkânı sağlanmasının amaçlandığı; makul izahat yapılmaması veya gönüllü uyum gösterilmemesi halinde mükellefin daha sonra vergi incelemesine esas olmak üzere yeniden risk değerlendirmesine tabi tutulabileceği açıkça belirtiliyor.</p>
<p>Bu ayrım önemli.</p>
<p>Çünkü karşımızdaki mekanizma klasik anlamda doğrudan defter-belge incelemesinden önce çalışan bir risk analizi, gözetim ve davranışsal uyum sistemi niteliğinde.</p>
<p><strong>Sistem neye bakıyor?</strong></p>
<p>Gönderilen müfettiş yazısındaki başlıklar aslında önümüzdeki dönemde şirket ortaklarının nelere dikkat etmesi gerektiğini de gösteriyor.</p>
<p>Somut olayda VDK; Şirket ortaklıklarını, şirketlerden kar dağıtımı yapılıp yapılmadığını, kişinin gelir beyanını, gayrimenkul alım-satımlarını, taşıt bilgilerini, banka hesap hareketlerini ve kredi kartı harcamalarını birlikte değerlendiriyor.</p>
<p>Daha da dikkat çekici olanı, risk tespitleri arasında açıkça “şirketlerin 2025 hesap döneminde kar dağıtımı kapsamında adınıza kesinti yapıldığına ilişkin beyanının bulunmadığı” hususuna yer verilmesi. Aynı kişinin herhangi bir gelir veya kazanç beyan edip etmediği de ayrıca sorgulanıyor.</p>
<p>VDK yalnızca hesaba giren ve çıkan toplam parayı incelemiyor; banka verileri içinde faiz, kar payı/temettü, kira ve huzur hakkı/maaş/ücret açıklamalarıyla gelen tutarları ayrı ayrı sınıflandırıyor. Ardından kişinin potansiyel gelir ve harcama düzeyi ile vergi beyanlarının uyumlu olup olmadığını değerlendiriyor.</p>
<p>Mükelleften görüşmeye gelirken gelir kaynaklarını, büyük tutarlı harcamaların kaynağını ve banka hareketlerini açıklayan belgelerin getirilmesinin istenmesi de aynı yaklaşımın devamı niteliğinde.</p>
<p><strong>Şirket zenginleşiyor, ortak nasıl yaşıyor?</strong></p>
<p>Asıl tartışılması gereken konu da burada başlıyor.</p>
<p>Bir şirket yıllarca faaliyet gösteriyor, kâr ediyor ve bu kârların önemli bir bölümünü bünyesinde bırakıyor olabilir. Bu durum tek başına hukuka aykırı değildir. Şirketlerin yatırım yapmak, işletme sermayesini güçlendirmek, borçlarını azaltmak veya gelecekteki risklere karşı özkaynak oluşturmak amacıyla kârlarını dağıtmamaları son derece olağan bir ticari tercihtir.</p>
<p>Ancak vergi idaresinin yeni risk analizi açısından farklı bir soru gündeme geliyor:</p>
<p><strong>Şirket kar dağıtmıyorsa şirket ortağının yüksek harcama düzeyinin finansman kaynağı nedir?</strong></p>
<p>İşte yüksek gelir grubu programının kritik noktalarından biri burada.</p>
<p>Ortağın milyonlarca liralık gayrimenkul veya araç işlemleri varsa, yüksek kredi kartı harcamaları yapıyorsa, banka hesaplarında önemli para hareketleri bulunuyorsa fakat aynı kişinin beyan edilmiş geliri son derece sınırlıysa sistem doğal olarak şu soruyu üretmeye başlıyor:</p>
<p><strong>- “Bu harcamaların ve servet hareketlerinin kaynağı nedir?”</strong></p>
<p>Kaynak geçmiş yıllardaki tasarruf olabilir. Bir malvarlığının satışı olabilir. Miras olabilir. Borçlanma olabilir. Aile içi transfer olabilir. Daha önce vergilendirilmiş bir gelir olabilir.</p>
<p>Ancak artık mesele yalnızca gelirin bulunması değil, gelirin ve finansman kaynağının belgeyle izah edilebilmesi haline geliyor.</p>
<p><strong>- Peki, hedef şirketleri kar dağıtmaya alıştırmak mı?</strong></p>
<p>Bence önümüzdeki dönemin en önemli vergi tartışmalarından biri bu olacak.</p>
<p>Resmî açıklamalarda programın amacı <strong>“şirketleri kar dağıtmaya zorlamak”</strong> şeklinde ifade edilmiyor. Açıklanan amaç; yüksek gelir grubundaki kişilerin gerçek gelirleriyle beyanları arasındaki uyumu artırmak, kayıt dışılıkla mücadele etmek ve gönüllü uyumu sağlamak. Nitekim program sonucunda yaklaşık 7 bin kişinin geçmişte hiç beyanda bulunmadığının tespit edildiği ve bunların büyük kısmının ilk kez beyanname verdiği açıklanıyor.</p>
<p>Dolayısıyla <strong>“VDK kar dağıtımını zorunlu hale getiriyor”</strong> sonucuna varmak hukuken doğru olmaz.</p>
<p>Fakat uygulamanın şirket davranışları üzerinde dolaylı bir etkisinin oluşabileceğini de göz ardı etmemek gerekiyor.</p>
<p>Çünkü incelediğimiz yazıda kar dağıtımı yapılmamış olması özellikle risk göstergeleri arasında belirtilirken; banka hareketlerinde kar payı, huzur hakkı ve ücret ödemelerinin ayrı ayrı takip edildiğini görüyoruz.</p>
<p>Buradan şu soruyu sormak mümkün:</p>
<p><strong>Vergi idaresi, şirket ortağının ekonomik hayatının şirketten kayıt dışı veya açıklanamayan yollarla finanse edilmesi yerine; kar payı, ücret, huzur hakkı veya diğer hukuken tanımlanmış ve vergisel sonucu bulunan kanallarla finanse edilmesini mi teşvik ediyor?</strong></p>
<p>Bu nedenle şirket sahiplerine önümüzdeki dönem için yapılabilecek en önemli uyarı şu: <strong>Şirket ile ortak arasındaki mali sınır çok daha dikkatli yönetilmeli.</strong></p>
<p>Şirket ortağının şahsi harcamalarının şirket tarafından karşılanması, ortaklar cari hesaplarının sürekli büyümesi, şirket kredi kartlarının şahsi amaçlarla kullanılması, şirketten açıklamasız para çekilmesi veya şirket kar ederken ortağın hiçbir görünür gelirinin bulunmaması artık yalnızca muhasebe tekniği açısından değil, <strong>VDK risk analizi açısından da değerlendirilmesi gereken konular</strong> haline geliyor.</p>
<p>Kimi şirkette karın bünyede bırakılması son derece rasyonel olacaktır.</p>
<p>Kimi şirkette düzenli kar dağıtımı düşünülebilir.</p>
<p>Kimi şirkette ise gerçekten verilen yönetim hizmetinin karşılığı olarak, şirketler hukuku ve vergisel koşulları gözetilerek huzur hakkı veya ücret gündeme gelebilir.</p>
<p>Ama ortak açısından kaynağı açıklanamayan para hareketlerinin sıradanlaştırılması artık giderek daha yüksek risk taşıyor.</p>
<p><strong>Vergi denetiminde yeni kavram: Gelir-harcama tutarlılığı</strong></p>
<p>Bence Bakan Şimşek'in açıklamasının satır aralarında okunması gereken asıl değişim burada.</p>
<p>Vergi denetimi artık sadece:</p>
<p><strong>“Ne kadar kazandın, ne kadar vergi ödedin?” </strong>sorusundan ibaret değil.</p>
<p>Buna giderek daha güçlü biçimde üçüncü bir soru ekleniyor:</p>
<p><strong>“Beyan ettiğin gelirle yaşadığın ekonomik hayat birbiriyle uyumlu mu?”</strong></p>
<p>Bir soru daha soracağız:</p>
<p><strong>“Şirketiniz kâr ediyor; peki şirket ortağının yaşamını finanse eden gelir hangi hukuki ve vergisel kanaldan geliyor ve bunu yarın bir vergi müfettişine belgeleyebilir misiniz?”</strong></p>
<p>Kanaatimce yüksek gelir gruplarına yönelik yeni denetim döneminin özeti tam olarak bu soruda yatıyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yuksek-gelir-grubu-mercek-altinda-vergi-idaresi-aslinda-ne-bekliyor-87910</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yüksek gelir grubu mercek altında: Vergi idaresi aslında ne bekliyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/konusmaya-dayali-ticaretin-yukselisi-87909</guid>
            <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Konuşmaya dayalı ticaretin yükselişi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>KPMG’nin temmuz ayında yayınladığı rapor ve SESTEK’in agentic AI çağına uygun ses teknolojisini Gemini ile ele alırken sohbetimiz bizi konuşmaya dayalı ticarete (conversational commerce) götürdü. Yapay zekânın etkisinden tedarik zincirinin nasıl değişeceğine kadar birçok alana temas ettik. Ortaya her sene tekrarlandığı için endeks tarzı birçok rapordan daha işe yarar bir çalışma çıktığını düşünüyorum.</p>
<p>Hayatı, faiz, enflasyon, gelir gibi göstergelerle yaşama tuzağına düşmüş bir ülke olmamız bizi endeks tarzı raporlamalara büyük değer vermeye yöneltiyor. Bazen gerektiğinden fazla… Ama daha büyük bir hastalık, dünyanın nereye gittiğini gösteren bu anket ya da araştırma tarzı çalışmalar karşısında kendi politikalarımızı değiştirme kararı almamamız. Bu sadece bize özgü değil. Bu yazıyı yazmadan önce Washington Post’un konser, spor karşılaşması ve restoranların fiyatlarının enflasyonun çok üzerinde artması nedeniyle insanların evlerinde oturmaya başladığı şeklinde bir trend haberi/mesajı geldi. Bu bizim iş dünyasının işlerin kötü gittiği dönemlerde parasını faize yatırıp faaliyet dışı gelirleri ile ayakta kalmaya çalışmasına benziyor. İnsanların ve şirketlerin bir amaca ulaşmak için finansal kaynakları kullanmak yerine finansal kaynaklarını koruma çabası içinde hayatla ilgili bir söz söylememe noktasına getirilmesine dayanan 21. Yüzyıl faşizmi, kurtulması zor bir hastalık halinde karşımızda duruyor.</p>
<p>Bir değerlendirmede, şirketlerin fonlanmasının iki yolu olduğunu okumuştum. Birincisi, devlet eliyle; yani teşvikler, uygun koşullu krediler ve kaynak tahsisleri ile. İkincisi ise, borsa üzerinden; halka arz, ikincil arzlar ve diğer işlemler yoluyla. Bunlardan ilkinin yanlış politikalar ile piyasayı bozması, ikincisini de sağlıksız bir hale getirme gücüne sahip. Ancak sağlıklı bir borsa ve yatırım ortamında gelecek ile ilgili beklentilerle yapılan yatırımlar, yoksulluk içinde bile fayda yaratabiliyor. Adile Naşit ile Münir Özkul’un yoksul ve çalışkan anne babalar olarak Tarık Akan’ı ya da ailenin bir diğer çocuğunu doktor ya da mühendis çıkardığı eski Türkiye’nin eski Türk filmlerinde olduğu gibi. Artık bunları kimse seyretmiyor ama İlyas Salman’ın Banker Bilo karakterinin ya da Şener Şen’in canlandırdığı dolandırıcı/iş bitirici karakterlerinin bugünün Türkiyesini açıklamakta yetersiz kaldığını kim söyleyebilir? Genco Erkal’ın başrolünü oynadığı 1982 tarihli Faize Hücum, finans piyasalarını anlamakta yetersiz bir kaynak mıdır?</p>
<p>Ancak anlamak doğru hareket planını yapmak ya da talep etmek için yeterli değil. Gerçek anlamda bir borsada ülkenin gelecekteki gücünü belirleyecek işleri yaparak paramızı geleceğin Türk şirketlerinin arkasına koyduğumuz bir mekanizmayı oluşturmak zorundayız. Bunu yapmazsak ülkenin bütün kaynaklarını başkalarının uyguladığı politikaların yarattığı zararı tazmin etmek için kullanmak zorunda kalacağız. Bu arada bu hataları yapanlar daha da güçlendiği için ödettirilen hasarlar daha da büyük olacak. Bunun da finans, ekonomi veya siyasetle filan ilgisi yok; yapay zekâ ile konuları ele alırken vardığımız sonuç bu.</p>
<p>Bu bakış açısı ile yapay zekâdaki gelişmelerle birlikte ve karşılıklı etkileşim içinde yükselen bir alan olarak konuşmaya dayalı ticareti keşfettik. Kendiliğimizden keşfetmedik; KPMG ve SESTEK’in bültenlerinin gösterdiği yöne bakarak bu keşfi yaptık ve ülkenin geleceği açısından bunun önemli olduğunu düşünüyoruz.</p>
<p><strong>KPMG raporunda dikkat çekici bulgular vardı</strong></p>
<p>KPMG’nin Temmuz 2026’da yayımladığı <strong>“Perakendede Yapay Zekâ Kullanımı: Stratejiden Mağaza Operasyonlarına Küresel Dersler”</strong> raporu, perakende sektöründe bu değişimle ilgili temel bazı göstergeleri içeriyor ancak bunu bütün sektörlere uyarlayabiliriz. Bu maddeler bültende şöyle ifade ediliyor:</p>
<p>- Değeri yeniden tanımlamak: Artık iki farklı müşteri var. İnsan ve yapay zekâ ajanı. Biri deneyimi önemser, diğeri veri ve hız odaklıdır. Bu nedenle “değer” kavramını her iki taraf için ayrı ayrı tanımlanmalı. API hızı, veri kalitesi ve sürtünmesiz işlem deneyimi öncelik haline gelir.</p>
<p>- Yeni bir performans ölçüm sisteminin kurulması: Geleneksel metrikler bu yeni yapıyı ölçmekte yetersiz kalıyor. Şirketler, “ajan dönüşüm oranı”, “API erişilebilirliği” ve üçüncü taraf platformlardaki “güven skoru” gibi yeni KPI'lar geliştirmelidir.</p>
<p>- Önce makineler için tasarlama: Dijital varlıklar artık sadece insanlar için değil, yapay zekâ ajanları için de tasarlanmalı. Hızlı, sade ve iyi dokümante edilmiş API'ler öncelik kazanır. Zamanla web siteleri ana kanal değil, ikincil arayüz haline gelebilir.</p>
<p>- Verinin bir ürün gibi yönetilmesi: Veri artık sadece iç kullanım için bir kaynak değil, dış sistemlere sunulan bir üründür. Ürün, stok ve fiyat verileri gerçek zamanlı, doğru ve makine tarafından okunabilir şekilde sunulmazsa, markanın görünürlüğü azalır.</p>
<ul>
<li>Makineler arası dünyada güveni inşa etmek: Güven artık sadece insanlarla ilgili değil. Yapay zekâ sistemleri, diğer sistemlerle şeffaf ve adil şekilde etkileşim kurabilmeli. Bu noktada, açıklanabilir yapay zekâ (XAI) yatırımları kritik hale gelir.</li>
<li>Yeni bir rol, “makine müşteri stratejisti”: Şirketlerin, yapay zekâ ajanlarıyla etkileşimi yönetecek yeni bir role ihtiyacı var. Bu kişi, markanın bu yeni ekosistemde nasıl konumlanacağını ve rekabet edeceğini belirler.</li>
</ul>
<p><strong>SESTEK’in ürünü bunlarla hizalanmış özellikler gösteriyor</strong></p>
<p>- Doğal müşteri deneyimi yaratır: Ucuz olan interaktif ses tanıma (IVR) sistemleri ile özel bir fonksiyonu desteklemediğinde yüksek maliyetli kalan insan kullanımı arasında geniş bir oyun alanı bulunuyor. Etkileşim yerini müşteri deneyimine bırakırken bu alan yukarıdaki seçenekler de dahil olmak üzere bütün coğrafyanın yapay zekâ destekli çözümlerle kapsanmasına olanak tanıyor ancak burada kilit sözcük doğal müşteri deneyimi. Ürününü, “kurumların müşterileriyle kurduğu sesli iletişimi robotik olmaktan çıkarıp doğal ve insana yakın bir deneyime dönüştürür” ifadesi ile tanıtan SESTEK, bu coğrafyaya hitap ediyor.</p>
<ul>
<li>” ifadesi yapay zekâ sistemlerinin veri ile kendisini eğiterek sürekli gelişmesinin gerekliliği nedeniyle önem taşıyor. Teknoloji tarafında benim dikkatimi çeken bir olgu ise, bu çözümün hem API hem de SDK ile sisteme bir yük getirilmeden uyarlanabilmesi. Farklı iş modelleri, teknoloji tarafında bu seçeneklerden birini tercih etmeyi gerektirebiliyor. Bu özellik, SESTEK’in sektöre özel kişiselleştirilmiş demo sunabilmesi ile birleşince satın alma kararlarının alınması için çok daha somut bir zemin oluşturuyor. Müşteri görüşmelerinin yüzde 100 analiz edilmesi ise sistemin geliştirilmesi için önemli bir kaynak sağlıyor.</li>
</ul>
<p><strong>Konuşmaya dayalı ticaretin zaman tablosunu çıkardık</strong></p>
<p>Her iki tarafı dinledikten sonra Gemini ile konuyu ele alırken çağrı merkezi (call center) olarak başlayan ve daha sonra contact center’a ve müşteri deneyimi yönetim merkezine dönüşen yapıları ele alırken bunların hepsinin sesli ya da yazılı iletişimle ilgili olması dikkatimi çekti ve bir dönem gündemimde olan “conversational commerce” boyutunu Gemini’a sordum. Prompt’u Türkçe yazmama karşın bu terime bugünlerde Türkçede ne dediğimizi bilmedim için onu İngilizce yazdım. Gemini’ın yanıtından buna “konuşmaya dayalı ticaret” dediğimizi anladım. Gemini’dan son beş yılı ve gelecek beş yılı analiz etmesini istedim. Orta vadeli programdan biraz daha uzun vadeye ışık tutan sonuçlar şöyleydi:</p>
<p>Konuşmaya dayalı ticaret (Conversational Commerce); mesajlaşma uygulamaları, sesli asistanlar ve yapay zeka destekli sohbet botları aracılığıyla tüketicilerin ürün keşfetmesi, soru sorması ve doğrudan satın alma yapmasını sağlayan modern bir e-ticaret disiplinidir.</p>
<p>Son beş yılda geçirdiği dönüşüm ve gelecek beş yıla yönelik projeksiyonlar şu şekildedir:</p>
<ol>
<li><strong> Son Beş Yılda Gelişim (2021–2026)</strong></li>
</ol>
<p><strong>- Basit Botlardan Üretken Yapay Zekaya Geçiş:</strong> Dönemin başında (2021-2022) şirketlerin kullandığı sohbet botları kural tabanlıydı; yalnızca önceden kodlanmış anahtar kelimelere yanıt verebiliyor ve tüketicileri hayal kırıklığına uğratıyordu. 2023'ten itibaren Büyük Dil Modellerinin (LLM) patlama yapmasıyla, botlar insan benzeri, bağlamı anlayan ve akıcı diyaloglar kurabilen akıllı asistanlara evrildi.</p>
<p><strong>- Sosyal Ticaretin ve Mesajlaşma Kanallarının Yükselişi:</strong> Özellikle WhatsApp Business API, Instagram Direct ve Facebook Messenger markalar için birer satış ve destek kanalına dönüştü. Müşteriler ürün kataloglarını doğrudan mesajlaşma pencerelerinde görüntülemeye başladı.</p>
<p><strong>- Türkiye’de durum</strong>: Türkiye, yüksek akıllı telefon penetrasyonu ve sosyal medya kullanım oranı sayesinde bu dönüşümü çok hızlı benimserdi. E-ticaret hacminin trilyonlarca liraya ulaştığı bu dönemde, özellikle KOBİ'ler ve büyük perakendeciler müşteri ilişkileri yönetimini (CRM) WhatsApp ve sosyal medya entegrasyonlarıyla merkezileştirdi. Kargo takibi, sipariş verme ve iade süreçleri büyük ölçüde sohbet pencerelerine taşındı.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Gelecek Beş Yıl İçin Projeksiyon (2026–2031)</strong></li>
</ol>
<p><strong>- Otonom Alışveriş Ajanları (Agentic Commerce):</strong> Gelecek beş yılda konuşma, sadece satıcıyla müşteri arasında olmayacak. Tüketicilerin kişisel yapay zeka asistanları olacak; kullanıcılar <em>"Bütçeme uygun en iyi kablosuz kulaklığı bul, fiyatı düşünce benim için satın al ve salı günü evde olcak şekilde planla"</em> gibi karmaşık komutlar verecek ve yapay zeka arka planda tüm satın alma yolculuğunu otonom olarak tamamlayacak.</p>
<p><strong>- Sesli Ticaretin (Voice Commerce) Olgunlaşması:</strong> Akıllı ev asistanları ve araba içi sesli sistemler, gelişen ses tanıma ve niyet analizi sayesinde "tek cümleyle güvenli ödeme" yapabilen alışveriş terminallerine dönüşecek.</p>
<p><strong>- Hiçlik Sürtünmesiz (Frictionless) Ödeme:</strong> Sohbet penceresinden veya sesli komut anından ayrılmadan, biyometrik onaylar (ses veya yüz tanıma) ile entegre cüzdanlar üzerinden tek tıkla/tek kelimeyle ödeme standart hale gelecek.</p>
<p><strong>- Türkiye Pazarı Öngörüsü:</strong> Türkiye'deki genç, dijital odaklı nüfus ve yapay zeka pazarının milyar dolarlık büyüklüklere ulaşması, yerel e-ticaret devlerinin ve süper-uygulamaların (super-apps) kendi bünyelerindeki konuşma tabanlı yapay zeka motorlarını derinleştirmesini sağlayacak. Özellikle yerel markalar için çok dilli ve kültürel kodları anlayan akıllı satış asistanları rekabette ana belirleyici olacak.</p>
<p><strong>Agentic AI ezber bozuyor</strong></p>
<p>Bir sonraki sorum, agentic AI’ın bu sorunda oynadığı/oynayacağı rol oldu. Yanıt şu şekilde:</p>
<p>Agentic AI (Ajan Bazlı Yapay Zeka), konuşmaya dayalı ticareti (conversational commerce) pasif bir "soru-cevap" mekanizmasından çıkarıp, arka planda bağımsız kararlar alabilen ve eylem gerçekleştirebilen faal bir ticaret modeline dönüştürüyor. Bu evrimin etkileri üç ana eksende şekilleniyor:</p>
<ol>
<li><strong> Pasif asistandan otonom karar alıcıya geçiş</strong></li>
</ol>
<p><strong>- Çok adımlı planlama:</strong> Klasik sohbet botları tek bir soruya anlık yanıt verirken; Agentic AI, karmaşık kullanıcı taleplerini alt görevlere bölebilir. Örneğin, <em>"Bana bütçeme uygun en iyi dizüstü bilgisayarı bul ve satın al"</em> komutu verildiğinde; sistem cihazı seçer, stok kontrolü yapar, kupon arar, fiyat avantajlarını karşılaştırır ve ödeme aşamasına kadar süreci tek başına yönetir.</p>
<p><strong>- Proaktif müdahale:</strong> Ajanlar sadece kullanıcı komutunu beklemez. Kullanıcının geçmiş verilerini ve tercihlerini analiz ederek (örneğin uçuş biletinin veya düzenli tüketilen bir ürünün bitmek üzere olduğunu fark ederek) zamanında ve nokta atışı tekliflerle süreci kendi başlatabilir.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Sistemler arası entegrasyon ve API yetkinliği</strong></li>
</ol>
<p><strong>- Uçtan uca operasyonel akış:</strong> Agentic AI, şirketlerin ERP, CRM, ödeme geçitleri (payment gateways) ve lojistik API'leri ile doğrudan konuşur. Müşteri <em>"İademi başlat ve paramı kredi kartıma aktar"</em> dediğinde, yapay zeka ajan arka plandaki iade formunu doldurur, kargo barkodunu oluşturur ve finans sistemini tetikleyerek süreci insan müdahalesine gerek kalmadan tamamlar.</p>
<ul>
<li>Hata Yönetimi ve Müzakere: Beklenmeyen durumlarda (örneğin seçilen ürünün stoğunun aniden tükenmesi durumunda) ajan, alternatif ürünler arasında otomatik olarak karşılaştırma yapıp en yakın seçeneği bulabilir veya gerekirse destek ekibine akışkan bir özet vererek sorunun hızla çözülmesini sağlayabilir.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li>Ticarette Sürtünmesizliğin (Frictionless Commerce) Doruk Noktası</li>
</ol>
<ul>
<li>Zaman ve Efor Tasarrufu: Tüketiciler ürün aramak, filtrelemek, sepeti yönetmek ve form doldurmak gibi zaman kaybettiren rutin adımlardan tamamen kurtulur. Alışveriş deneyimi, insan ile akıllı ajan arasında geçen doğal bir niyet paylaşımına indirgenir.</li>
<li>Kişiselleştirilmiş "Alışveriş Vekili": Her tüketicinin kendi çıkarlarını koruyan kişisel bir yapay zekaya sahip olması, markalar açısından rekabet dinamiklerini değiştirir. Artık markalar sadece insan müşterilere değil, onların adına en iyi fiyatı ve kaliteyi arayan yapay zeka ajanlarına hitap etmek (AI-to-Brand pazarlaması) zorunda kalır.</li>
</ul>
<p>Gemini ile fayda analizi yaptık</p>
<p>Sohbetimizi sırasında Gemini, yanıtlarında operasyon, müşteri hizmetleri veya doğrudan satış olmak üzere üç alan ile ilgili önceliklerimi anlamaya çalışıyordu. Ben de bunların tümü için fayda analizi yapmasını istedim. Yanıtladı.</p>
<p>Yapay zeka tabanlı konuşmaya dayalı ticaretin (conversational commerce) odaklandığı üç ana alan olan Müşteri Hizmetleri, Operasyon ve Doğrudan Satış için detaylı fayda analizi şu şekildedir:</p>
<ol>
<li>Müşteri Hizmetleri Alanı</li>
</ol>
<p>Müşteri ilişkileri ve destek süreçleri, konuşmaya dayalı ticaretin en olgunlaşmış ve en hızlı somut dönüş alınan alanıdır.</p>
<ul>
<li>7/24 Kesintisiz Hizmet ve Anında Yanıt: Mesai saatleri sınırlamasını ortadan kaldırarak gece gündüz demeden müşterilerin taleplerine saniyeler içinde dönüş yapılmasını sağlar. Bu durum ilk yanıt süresini (First Response Time) sıfıra indirir.</li>
<li>Maliyet Optimizasyonu (Ölçeklenebilirlik): Rutin ve tekrarlayan soruların (kargo nerede, iade şartları nelerdir vb.) %80'e varan oranında yapay zeka tarafından çözülmesi, insan müşteri temsilcilerinin yükünü hafifletir; insan gücünün daha karmaşık ve empati gerektiren sorunlara odaklanmasını sağlar.</li>
<li>Kişiselleştirilmiş Deneyim ve Bağlam Hafızası: Gelişmiş dil modelleri sayesinde botlar, müşterinin geçmiş alışverişlerini ve önceki konuşma geçmişini hatırlayarak kişiye özel çözümler sunar, bu da müşteri sadakatini (NPS) artırır.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li>Operasyon Alanı</li>
</ol>
<p>Sipariş yönetimi, lojistik, envanter takibi ve arka plan süreçlerinin otomasyonunu kapsar.</p>
<ul>
<li>Süreç Otomasyonu ve Entegrasyon: Sipariş oluşturma, kargo takibi, fatura talepleri ve iade süreçlerinin ERP ve CRM sistemleriyle uçtan uca entegre edilerek manuel veri giriş hatalarını ortadan kaldırması.</li>
<li>Talep Tahmini ve Veri Analitiği: Sohbet pencerelerinde milyonlarca müşteriyle yapılan diyalogların anonim olarak analiz edilmesi; hangi ürünlerde sorun yaşandığını, dönemsel talep dalgalanmalarını veya müşteri şikayet trendlerini operasyon ekiplerine anlık olarak raporlar.</li>
<li>Tedarik Zinciri Görünürlüğü: Müşterilerin otonom asistanlar aracılığıyla stok durumunu doğrudan sorgulayabilmesi ve depo çıkış süreçlerinin sohbet tetikleyicileriyle hızlandırılması operasyonel verimliliği maksimize eder.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li>Doğrudan Satış Alanı</li>
</ol>
<p>Ürün keşfi, tavsiye, çapraz satış (cross-selling) ve sepet dönüşüm oranlarının artırılmasına odaklanır.</p>
<ul>
<li>Sürtünmesiz Alışveriş Yolculuğu (Frictionless Journey): Müşterinin aradığı ürünü web sitesinde veya uygulamada aratıp filtrelemek yerine, doğrudan <em>"Bana bu hafta sonu yazlıkta giymek üzere keten gömlek öner"</em> diyerek saniyeler içinde sepete ekleyebilmesi dönüşüm oranlarını (conversion rate) doğrudan yukarı çeker.</li>
<li>Akıllı Çapraz Satış ve Üst Satış (Upselling): Yapay zeka asistanı, müşterinin bütçesini, zevkini ve sepetindeki ürünleri anında analiz ederek en uygun tamamlayıcı ürünleri (örn. gömleğin altına uygun kemer veya ayakkabı) doğal bir diyalog akışı içinde önerir.</li>
<li>Sepet Terk Oranlarının Azaltılması: Ödeme aşamasında takılan veya soru işareti kalan kullanıcılara anında rehberlik edilerek ("Bu üründe peşin fiyatına 3 taksit seçeneğimiz var, hemen tamamlayalım mı?") sepette terk edilen ürünlerin satışa dönüştürülmesi sağlanır.</li>
</ul>
<p><strong>Tedarik zincirini de ele aldık</strong></p>
<p>Agentic AI ve konuşmaya dayalı ticaretin tedarik zinciri (supply chain) süreçlerine entegrasyonu, operasyonları reaktif (sorun olduktan sonra çözen) bir yapıdan, proaktif, öngörücü (predictive) ve otonom bir yapıya dönüştürür.</p>
<p>Tedarik zincirinin uçtan uca (planlamadan son teslimata kadar) sağladığı başlıca iyileştirmeler ve dönüşüm alanları şunlardır:</p>
<ol>
<li>Talep Tahmini ve Envanter Optimizasyonunda Akıllı Öngörüler</li>
</ol>
<ul>
<li>Diyalog Tabanlı Veri Analizi: Operasyon ekipleri, sistemle karmaşık Excel raporları veya BI (İş Zekası) araçlarıyla boğuşmadan doğal dille konuşarak veri çekebilir. Örneğin: <em>"Önümüzdeki ay İstanbul bölgesindeki keten gömlek talebinin geçen yıla göre %20 artması bekleniyor, ana depodaki emniyet stokumuz buna yeterli mi?"</em> sorusuna anlık ve çapraz analiz edilmiş yanıtlar alınabilir.</li>
<li>Dinamik Stok Yönetimi: Yapay zeka ajanları, anlık satış trendlerini, hava durumu tahminlerini, sosyal medya trendlerini ve hatta yerel etkinlikleri/tatilleri analiz ederek envanter seviyelerini otomatik olarak yeniden dengeler; ne az stok kalması nedeniyle yaşanan müşteri kaybını ne de aşırı stoktan kaynaklanan maliyetleri bırakır.</li>
</ul>
<ol start="2">
<li>Tedarikçi İlişkileri ve Otonom Satın Alma (Procurement)</li>
</ol>
<ul>
<li>Otonom Tedarikçi Karşılaştırması ve Müzakere: Kritik hammadde veya ürün stokları belirlenen eşiğin altına düştüğünde, ajan sistemleri devreye girer. Alternatif tedarikçilerin fiyat listelerini, geçmiş teslimat performanslarını ve güncel kur/lojistik maliyetlerini tarayarak en avantajlı teklifi hazırlar.</li>
<li>Hata ve Risk Yönetimi: Küresel veya yerel tedarik zinciri aksamalarında (örneğin Orta Koridor'daki lojistik tıkanıklıklar veya gümrük gecikmeleri), ajanlar rotaları veya tedarikçileri anlık olarak yeniden optimize ederek operasyonun durmasını engeller ve yöneticilere alternatifli aksiyon planları sunar.</li>
</ul>
<ol start="3">
<li>Depo ve Ambar Operasyonlarının Otomasyonu</li>
</ol>
<ul>
<li>Sesli ve Sohbet Tabanlı Depo Yönetimi (WMS Entegrasyonu): Depo çalışanları elleri doluyken veya forklift kullanırken sesli asistanlar aracılığıyla yönlendirilebilir (<em>"A-12 koridorundaki 4 numaralı paletten 50 adet ürünü sevkiyat alanına taşı"</em>). Bu, toplama (picking) ve paketleme hızını (fulfillment time) radikal biçimde artırır.</li>
<li>Anlık Envanter Sorgulama: Müşteri hizmetleri veya doğrudan satış yapay zeka ajanı, ürünün depodaki anlık fiziksel konumunu ve sevkiyata hazır olma durumunu milisaniyeler içinde teyit edebilir.</li>
</ul>
<ol start="4">
<li>Son Aşama (Last-Mile) Lojistik ve Müşteri Deneyimi</li>
</ol>
<ul>
<li>Akıllı Rotalama ve Tahmini Teslimat: Trafik, hava koşulları ve kurye yoğunluğu verilerini yapay zeka ajanları eşzamanlı işleyerek en verimli dağıtım rotalarını çizer. Müşteriye <em>"Siparişiniz yola çıktı ancak bölgedeki trafik yoğunluğu nedeniyle 20 dakika gecikebilir, kuryenin konumunu canlı takip etmek ister misiniz?"</em> gibi proaktif bilgilendirmeler yapılır.</li>
<li>Otonom İade ve Tersine Lojistik: Müşteri iade başlattığında, ajan süreci anında tetikler: En yakın kuryeye veya kargo noktasına talimat gönderilir, iade kargo barkodu üretilir ve depo yönetim sistemine <em>"ürün yolda, kalite kontrol için hazır ol"</em> sinyali verilerek süreç sıfır insan müdahalesiyle yönetilir.</li>
</ul>
<p>Bu iyileştirmeler sayesinde tedarik zinciri, şirketler için bir maliyet merkezi olmaktan çıkarak, müşteri memnuniyetini artıran ve rekabet avantajı sağlayan stratejik bir silaha dönüşür.</p>
<p>Biz Gemini ile işimiz doğrultusunda konuyu etraflıca ele aldık ve ben bunu yazıya dönüştürdüm. En büyük eksiğimiz, burada bize meydan okuyup görüşlerimizi sınayacak sektör uzmanlarının katkısından yoksun olmamız. Umarım bunu da katıp daha iyi sonuçlar elde ederiz.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/konusmaya-dayali-ticaretin-yukselisi-87909</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Konuşmaya dayalı ticaretin yükselişi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sehir-sofra-ve-hafiza-87908</guid>
            <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şehir, sofra ve hafıza</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Kayseri: Bu kez sofralarıyla yaşadığım bir şehir</strong></p>
<p>Bir şehrin mutfağını tanımaya nereden başlamalı? En meşhur yemeğinden mi, çarşısından mı, sabah erkenden kapısını açan esnafından mı? Kayseri’de bu sorunun cevabı çoğalıyor. Mantının ardından yağlama geliyor; fırın yemeklerini konuşurken söz cıvıklıya, pöçe, pehliye uzanıyor. Pastırmanın yanına çemeni, sucuğu, peynirleri koyuyorsunuz. Derken bir fincan kahve için oturuyor, biraz önce tattığınız lokumdan konuşmayı sürdürüyorsunuz…</p>
<p>Bir süre sonra yemek adlarını sıralamanın şehri anlatmaya yetmediğini fark ediyorsunuz. Hamuru nasıl açılıyor, malzemesi nereden geliyor, hangi sofralarda yeniyor, kimden öğrenilmiş? Her yemek yeni sorular getiriyor. Bir mekânın kapısından girerken başlayan merak, bazen sizi başka bir ilçeye kadar götürüyor.</p>
<p>Kayseri’ye bu kez Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın düzenlediği Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin gastronomi programına konuk olarak geldik. Şehrin lezzetlerini tattık; ustalarıyla, şefleriyle, esnafıyla, Kayserililerle sohbet ettik. Yanımda, bu yazılara sığacak olandan çok daha fazla notla döndüm. Dostlarıma her fırsatta anlattığım bu yolculuğun damağımda ve hafızamda bıraktığı izleri, yeri geldikçe yazmayı da sürdüreceğim…</p>
<p>Kentte ikinci kez gerçekleştirilen festival; konserleri, sergileri, tiyatro gösterileri ve atölyeleri şehrin farklı noktalarında izleyiciyle buluşturdu. Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı’nın <em>“Lezzet Noktası” </em>projesi kapsamında belirlenen 34 adres ise Kayseri’nin mutfak kültürünü tanımak isteyenlere geniş bir rota sunuyordu.</p>
<p>Kayseri İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün konuklara ilettiği notta, bu yıl 26 ilde düzenlenen festivalin gastronomi yaklaşımı da özetleniyordu: Kentlerin köklü mutfak mirasıyla günümüzün yemek anlayışını birlikte tanıtmak.</p>
<p>Bunu önemsiyorum. Müzesini gezdiğimiz, tarihî yapılarını gördüğümüz, sokaklarında yürüdüğümüz bir kentin gündelik hayatına yemek üzerinden katılabiliyoruz. Bir fırının önünde bekleyenleri, öğle yemeğine gelen esnafı, alışverişini yapan mahalle sakinlerini gördüğümüzde, gezdiğimiz yerle ilişkimiz de değişiyor. Şehrin insanlarıyla aynı tezgâhtan alışveriş ediyor, aynı yemekleri merak ediyoruz.</p>
<p>Bu yazımın devamı ve köşemdeki diğer yazılarımın ayrıntıları için lütfen <a href="https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi">https://www.ekonomim.com/yasam-keyfi</a> adresine geçiniz...</p>
<p><strong>Hamurun, ateşin ve ustalığın izinde </strong></p>
<p>İkinci günün ilk sofrası <em>Elmacıoğlu</em>’nda kuruldu. Kahvaltı, bir şehri tanımak için başlı başına bir konu. Ekmekleri, peynirleri, süt ürünlerini, sıcak hazırlıkları aynı masada görüyorsunuz. Bir peynirin adı, bir kaymağın geldiği yer, ekmeğin yapılışı derken, günün ilk öğünü de küçük bir araştırmaya dönüşebiliyor.</p>
<p>Kahvaltının ardından festival açılışı ve Mutfak Sanatları Merkezi’ndeki buluşma için yola çıktık.</p>
<p><em>Mutfak Sanatları Merkezi</em>’ndeki buluşmamızın menüsü <em>“Bir Sofrada Kayseri” </em>başlığını taşıyordu. <strong>İdil Açıkalın’</strong>ın festival için hazırladığı özel seçki, şehrin farklı ilçelerine, ürünlerine ve yemeklerine aynı masa üstünde yer açıyordu.</p>
<p>Tırnaklı pide, gacer ekmeği ve çemenli bazlamayla başlayan menüyü okurken bile Kayseri mutfağında tahılın tuttuğu yeri görebiliyordunuz. Her ekmeğin ayrı bir yapım bilgisi, eşlik ettiği yemekler ve alışılmış bir yenme biçimi var.</p>
<p>Ekmeğin üzerinde biraz durmak gerekiyor. Yemeğin yanında çoğu zaman kendiliğinden var saydığımız bir ürün; oysa bu sofrada isimleriyle öne çıkıyordu. Gacer ekmeği bizi buğdaya ve Develi’ye, çemenli bazlama ise tahılla baharatın birlikteliğine götürüyordu. Daha başlangıçta, ekmeği koparıp hangi lezzete eşlik ettireceğinizi düşünürken menünün içine katılıyordunuz.</p>
<p>Sofrada tütünlük pastırma, Erkilet yaprak sarması, Yamula patlıcanı dolması, yağ yoğurdu, Hörmetçi manda kaymağı ve Erciyes petek balı da vardı… Yemeklerin ve ürünlerin adlarını sıraladıkça şehrin çevresinde dolaşmaya başlıyorsunuz. Erkilet’ten Yamula’ya, Hörmetçi’den Erciyes’e uzanan coğrafya, sofrada kendine yer buluyor.</p>
<p>Bu adların korunmasını kıymetli buluyorum. Menüde bir ürünün yetiştiği yerin yazılması, okuyanın zihninde bir soru oluşturabiliyor. Yamula neresi, bu patlıcan nasıl yetişiyor, Hörmetçi’de manda yetiştiriciliği nasıl sürdürülüyor? Lezzetle başlayan ilgi, üretimi öğrenme isteğine dönüşebiliyor.</p>
<p>Yağlama, tepsi mantısı ve Develi cıvıklısının birlikte yer aldığı bölüm, hamurla etin farklı biçimlerde değerlendirilmesini gösteriyordu. Malzemeler arasında akrabalık var; biçimleri, hazırlanışları ve pişirme yöntemleri her yemeğe kendi karakterini kazandırıyor.</p>
<p><strong>Talas’tan Yahyalı’ya, damağımda kalan Kayseri </strong></p>
<p>Kayseri Kültür Yolu Festivali vesilesiyle çıktığımız gastronomi yolculuğunun son günündeydik. İlk gün çarşıda başlayan, ardından Mutfak Sanatları Merkezi’nin sofrasında ve şehrin farklı adreslerinde devam eden gezimiz, bu kez bizi Talas’a götürüyordu. Önceki günlerde tanıdığımız ürünlerin ve yemeklerin yanına yenileri eklenecekti.</p>
<p>Pazar sabahı Talas’taki <em>Kafkas Mutfağı</em>’nda Çerkes kahvaltısıyla başlayan programımız, Kayseri’nin kültürel çeşitliliğini sofrada görmemizi sağladı.</p>
<p>Çerkes mutfağının şehirdeki varlığını birkaç yemek adıyla geçiştirmemek gerekiyor. Velibah, fıccın, gubate ve Çerkes mantısı gibi örnekler, başlı başına bir merak konusu. Hamurun farklı biçimlerde değerlendirilmesi, peynirler ve kahvaltı alışkanlıkları, Kayseri’nin yemek kültürüne kendi ayrıntılarını katıyor.</p>
<p>Bir şehrin mutfağı hakkında konuşurken, orada yaşayan toplulukların katkılarına dikkat etmek önemli. Yemeklerin adlarını doğru öğrenmek, birbirine benzeyen hazırlıkların farklarını anlamak, onları yapan insanları dinlemek gerekiyor. Böylece genel bir <em>“yöresel mutfak” </em>başlığının altında kaybolabilecek ayrıntılar belirginleşiyor.</p>
<p><strong>İstanbul’un geçmişinde bugünün keyfi…</strong></p>
<p>Çocuklukta şehre ilişkin bilgilerimiz eksik, merakımız geniştir. Bir yapının hangi yüzyılda yükseldiğini bilmeyiz; büyüklüğü, gölgesi, pencereleri kalır aklımızda. Yıllar sonra öğrendiklerimiz o görüntülere eklenir. Aynı yerden yeniden geçtiğimizde hem çevremize bakar hem zamanın bizde değiştirdiklerini düşünürüz.</p>
<p>İstanbul’un bazı semtleri bu duyguyu daha çok çağrıştırıyor. Sultanahmet de onlardan biri. Burada bir sokağı dönmek, başka bir yüzyılın yapısıyla karşılaşmaya yetiyor. Bildiğinizi düşündüğünüz bir yer, küçük bir ayrıntıyla sizi yeniden meraklandırıyor.</p>
<p>Bu kez yolum, Hagia Sofia Mansions İstanbul, Curio Collection by Hilton’a düşüyor. Genel Müdür <strong>Barış Atik</strong>’le buluşmamız, içinde bulunduğumuz yapıları ve bu çevrede konuk ağırlamanın anlamını daha yakından tanımak için bir fırsat oluyor.</p>
<p>Ayasofya, Topkapı Sarayı, Sultanahmet Camii… Her birinin üzerine kitaplar yazılmış bu yapılar, burada birbirine yürüyüş mesafesinde. Yerebatan Sarnıcı’nı da düşününce, şehri tanımak için başımızı kaldırmak kadar aşağıya bakmamız gerektiğini hatırlıyoruz. İstanbul’un yer altında da sürüp giden bir tarihi var.</p>
<p>Bu çevrenin hikâyesini öğrenirken gündelik hayatı da merak ediyorum. Sarayın mutfağında çalışanlar, evine dönen görevliler, dükkânını açan esnaf, alışverişten gelen mahalleli… Bugün tarihî eser dediğimiz yapıların çevresinde bir zamanlar yemek hazırlanıyor, çocuk büyütülüyor, ertesi günün işleri konuşuluyordu.</p>
<p>Konakların pencerelerine bakarken akla biraz da bunlar geliyor. O pencerenin önünde kim oturmuş, sokağı kim seyretmiş, içeride nasıl bir hayat sürmüş?</p>
<p><strong> </strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sehir-sofra-ve-hafiza-87908</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Şehir, sofra ve hafıza ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/corendon-2027de-surdurulebilir-buyumeye-odaklandi-87877</guid>
            <pubDate>Sat, 19 Sep 2026 23:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Dengeli ve sürdürülebilir bir büyüme yaklaşımı benimsiyoruz&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Türkiye, Hollanda ve Malta bayraklı olarak üç ülkede hizmet veren Corendon Airlines, Amsterdam’da düzenlediği "Get Together 2026" etkinliğinde  Avrupa’daki iş ortaklarıyla bir araya geldi. Etkinlikte, 2027 yaz sezonuna ilişkin yeni uçuş noktaları ve kapasite planları paylaşıldı.</p>
<p>Açıklamaya göre 2026 yılında küresel ekonomik koşullar, yüksek yakıt maliyetleri, jeopolitik gelişmeler ve değişen tüketici talebi gibi faktörlerin havacılık sektöründeki operasyonel koşulları etkilediği bir dönemin ardından Corendon Airlines, 2027 sezonunda kapasite planlamasında disiplinli bir yaklaşım benimseyerek konsolidasyon, operasyonel verimlilik ve uzun vadeli pazar istikrarına odaklanacak.</p>
<p>Corendon Airlines, farklı Avrupa pazarlarında yeni destinasyonlar sunarken, aynı zamanda yolcu talebinin güçlü olduğu ve operasyonel olarak sürdürülebilir sonuçların elde edildiği hatlara odaklanarak iş ortaklarıyla uzun vadeli iş birliklerini güçlendirmeyi hedefliyor.</p>
<p>Corendon Airlines, 2027 yazında Almanya’dan Bulgaristan ve İstanbul’a yeni uçuşlar başlatacak. Birleşik Krallık ve Polonya pazarlarındaki güçlü destinasyonlarını korumayı planlayan şirketin, Aralık 2026’da başlayacak Curaçao seferleriyle uzun menzilli uçuşlardaki yeni döneminin de kapılarını aralayacağı bildirildi.</p>
<p>2027 yaz sezonunda, Türkiye, Yunanistan, Mısır ve İspanya başta olmak üzere popüler tatil destinasyonlarına yönelik mevcut uçuş ağını sürdürecek olan Corendon Airlines, Bulgaristan’ın Karadeniz kıyılarına ilk kez uçuş başlatacak. Corendon Airlines, 2027 yazında Almanya’dan Bulgaristan’ın Varna ve Burgaz şehirlerine haftada 8 uçuşa kadar sefer düzenlemeyi planlıyor.</p>
<p>Corendon Airlines Ticari İşlerden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı (CCO) Paul Schwaiger, yaptığı değerlendirmede, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’2027 yaz sezonuna hazırlanırken Avrupa’daki iş ortaklarımızla güçlü ve uzun vadeli iş birliklerimizi sürdürmeye devam ediyoruz. Farklı pazarlardaki yolcu taleplerini yakından takip ederken, operasyonel verimliliğimizi ve finansal dayanıklılığımızı güçlendirmeye odaklanıyoruz. Bulgaristan ve İstanbul gibi yeni destinasyonları uçuş ağımıza dahil ederken, Birleşik Krallık’ta Antalya, Polonya’da ise Antalya ve Heraklion gibi güçlü ve kendini kanıtlamış rotalarımızı sürdürerek dengeli ve sürdürülebilir bir büyüme yaklaşımı benimsiyoruz.’’</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/corendon-2027de-surdurulebilir-buyumeye-odaklandi-87877</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/7/1280x720/corendon-2027de-surdurulebilir-buyumeye-odaklandi-1789848662.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Corendon Airlines, 2027 yılı uçuş programını açıklayarak, sezona uzun menzilli uçuşlarla başlayacağını açıkladı. Corendon Airlines Ticari İşlerden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Paul Schwaiger, &quot;Bulgaristan ve İstanbul gibi yeni destinasyonları uçuş ağımıza dahil ederken, Birleşik Krallık’ta Antalya, Polonya’da ise Antalya ve Heraklion gibi güçlü ve kendini kanıtlamış rotalarımızı sürdürerek dengeli ve sürdürülebilir bir büyüme yaklaşımı benimsiyoruz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-is-dunyasindan-cop31e-sponsorluk-destekleri-87876</guid>
            <pubDate>Sat, 19 Sep 2026 23:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Antalya iş dünyasından COP31’e sponsorluk destekleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA</strong></p>
<p>Antalya’da 9-20 tarihlerinde gerçekleştirilecek olan devlet başkan ve hükümet temsilcileri ile yaklaşık 100 bine yakın katılımcının yer alacağı Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Konferansı (COP31) Antalya’ya destek için bölge iş dünyası da katkı verecek.</p>
<p>Antalya Valisi Hulusi Şahin ile AGT Ağaç Sanayi ve Ticaret A.Ş, İdeali - AVA Tasarım Dekorasyon Tic. Ltd. Şti, GMS Grup Yatırım Sanayi ve Ticaret A.Ş ve Yörükoğlu Süt ve Ürünleri Sanayi ve Ticaret A.Ş, Özyazıcı İnşaat ve CW Enerji A.Ş arasında, BM COP31 Antalya alanında yapılacak değişik işler için sponsorluk anlaşmaları imzalandı.</p>
<p><strong>AGT Ağaç</strong></p>
<p>COP31 ile Antalya Mavi Akdeniz İnisiyatifi kapsamında kurulacak olan Antalya Pavilyonunun inşası ve ana sponsorluğu anlaşması Antalya Valisi Hulusi Şahin ile AGT Ağaç Sanayi ve Ticaret AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Semih Söylemez ile İcra Kurulu Başkanı Bülent Komaç tarafından imzalandı. AGT Ağaç Sanayi ve Ticaret A.Ş,  Antalya Pavilyonunun inşa sürecini, iç yapı imalatlarını, malzeme tedarikini, üretim, taşıma ve montaj işlemlerini AGT Ağaç Sanayi ve Ticaret AŞ gerçekleştirecek.</p>
<p><strong>İdeali - AVA Tasarım</strong></p>
<p>Öte yandan, Antalya Valiliği ile İdeali - AVA Tasarım Dekorasyon Tic. Ltd. Şirketi de Antalya Pavilyonunun proje tasarımı ve teknik danışmanlığı için iş birliği yapacak. Protokol Vali Şahin ve eşi Antalya Mavi Akdeniz İnisiyatifi Proje Koordinatörü Ebru Şahin ile İdeali - AVA Tasarım Dekorasyon Tic. Ltd. Şti. İcra Kurulu Başkanı Ali Kıvrak  tarafından imzaladı.</p>
<p>İdeali - AVA Tasarım Dekorasyon Tic. Ltd. Şirketi, Antalya Pavilyonunun konsept ve mekânsal tasarımının geliştirilmesi, uygulamaya esas projelerin hazırlanması, sergileme kararlarının oluşturulması ve yapım sürecindeki teknik danışmanlık hizmetlerini yürütecek.</p>
<p><strong>GMS Grup</strong></p>
<p>COP31 Antalya Evi çatı yenileme ve kameriye yapım işi ile deniz çayırlarının rehabilitasyonu çalışmalarına GMS Grup Yatırım Sanayi ve Ticaret A.Ş. sponsor oldu. Sponsorluk imza törenine Vali Hulusi Şahin ve eşi Antalya Mavi Akdeniz İnisiyatifi Proje Koordinatörü Ebru Şahin ile GMS Grup Yatırım Sanayi ve Ticaret A.Ş Genel Müdürü Mehmet Gümüşlü katıldı. Sponsorluk ile deniz çayırlarının rehabilitasyonu, Antalya Evi'nin mevcut çatısının hazırlık ve uygulama çalışmalarının ardından karbon yutan kiremit ile yenilenmesini ve aynı nitelikte bir kamelya yapılmasına yönelik çalışmaları kapsıyor.</p>
<p>Yörükoğlu Süt</p>
<p>Antalya Valiliği ile Yörükoğlu Süt ve Ürünleri Sanayi ve Ticaret AŞ arasında da iş birliği protokolü imzalandı. Protokole göre, Yörükoğlu Süt ve Süt Ürünleri Sanayi ve Ticaret A.Ş, Antalya Mavi Akdeniz İnisiyatifi proje, etkinlik ve farkındalık çalışmaları ile COP31'e yönelik hazırlık, organizasyon, iletişim, teknik ve lojistik çalışmalarını gerçekleştirecek.  </p>
<p>Protokol törenine, Yörükoğlu Süt ve Ürünleri Sanayi ve Ticaret A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Cihan Bulut ile yönetim kurulu üyeleri Ziya Bulut, Ali Bulut ve Ali Erdinç Yörükoğlu katıldı.</p>
<p><strong>CW Enerji</strong></p>
<p>CW Enerji AŞ'nin de COP 31’de yer alacak Antalya Pavilyonun enerji ve teknik altyapı donanımının sağlanmasına katkı vereceği bildirildi. İş birliği protokolünü ise CW Enerji Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. İsmail Yüksek imzaladı. CW Enerji A.Ş, COP31 Antalya Evi'nde güneş enerjisi sisteminin kurulmasını ve mevcut elektrik panosunda ihtiyaç duyulan elektrik sisteminin tamamlanmasını üstlendi.</p>
<p><strong>Özyazıcı İnşaat</strong></p>
<p>COP31 Antalya Evi'nin tadilat çalışmaları ve iç donanımın yapımı işini Özyazıcı İnşaat üstlendi. İş birliği protokolünü Özyazıcı İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Özyazıcı imzaladı. Özyazıcı İnşaat, COP31 Antalya Evi'nin kullanım amacına uygun tadilat, yenileme ve uygulama çalışmalarının gerçekleştirilmesi ile ihtiyaç duyulan donanım, malzeme ve tamamlayıcı unsurları gerçekleştirecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/antalya-is-dunyasindan-cop31e-sponsorluk-destekleri-87876</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/6/1280x720/antalya-is-dunyasindan-cop31e-sponsorluk-destekleri-1789848559.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Antalya iş dünyası, Kasım ayında yapılacak Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Konferansı sürecinde yapılacak işlerle ilgili sponsorluk desteği verecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakan-yumakli-yetistiricilerimizden-artik-asi-ve-kimliklendirme-ucreti-almiyoruz-87871</guid>
            <pubDate>Sat, 19 Sep 2026 16:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Yumaklı: Yetiştiricilerimizden artık aşı ve kimliklendirme ücreti almıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Türkiye Kırmızı Et Üreticileri Merkez Birliği'nin Erzurum'daki tesisinin açılışına katıldı.</p>
<p>Yumaklı burada yaptığı konuşmada, hayvancılığın stratejik bir sektör olduğunu söyledi.</p>
<p>Bugünün 19 Eylül Gaziler Günü olduğunu hatırlatan Yumaklı, başta Cumhuriyet'in kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere vatan için canını feda eden tüm şehitleri minnetle andı, hayatını kaybeden gazilere Allah'tan rahmet, hayatta olan gazilere sağlıklı ve uzun ömür diledi.</p>
<p>Hayvancılığın bir ailenin geçimi, gençlerin kendi memleketlerinde gelecek kurması ve kadınların emeğinin berekete dönüşmesi anlamına geldiğini ifade eden Yumaklı, "Hepsinden önemlisi de bu ülkenin insanlarının sofrasına gelen lokmanın garantisidir." diye konuştu.</p>
<p>Yumaklı, Türkiye'nin hayvancılığı stratejik bir sektör olarak gördüğünü belirterek, son 24 yılda hayvancılıkla ilgili desteklerin 654 milyar liraya ulaştığını bildirdi.</p>
<p>Bu desteklerin yalnızca hayvan sayısının ve üretimin artırılması için verilmediğini vurgulayan Yumaklı, "Bizim asıl meselemiz daha verimli, daha kaliteli, daha sürdürülebilir bir hayvancılık yapılmasını sağlamak. En önemlisi de daha uygun maliyetle ve daha güçlü bir işletme yöntemiyle emeğinin karşılığını almak." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yumaklı, 2024 yılının şubat ayında Hayvancılık Yol Haritası'nı açıkladıklarını anımsatarak, yol haritasındaki uygulamaların geri dönüşlerini almaya başladıklarını söyledi.</p>
<p>İlk kez 3 yıllık üretim planlaması ve destekleme modelini hayata geçirdiklerini aktaran Yumaklı, "Amacımız şu, yarın ne olacak endişesi olmasın. Üreticilerimiz önlerini görsünler ve karar verecekleri zamanda buna riayet etsinler. Gençlerimiz daha fazla destek alsın. Girişimci kadın kardeşlerim daha fazla destek alsın." dedi.</p>
<p>Aile işletmelerinin ayakta kalmasının ve büyümesinin önemine dikkati çeken Yumaklı, üretim planlamasıyla işletmelerin gelecek nesillere devredilerek devam ettirilmesini hedeflediklerini bunun için de bu üretim planlamasını hayata geçirdiklerini dile getirdi.</p>
<p>Hayvancılığın başarısının yalnızca hayvan sayısıyla ölçülemeyeceğini işaret eden Yumaklı, sağlıklı hayvan olmadan hayvancılığın yapılamayacağını vurguladı.</p>
<p>Bu kapsamda ilk olarak Erzurum'da olmak üzere 5 veteriner yol kontrol noktası oluşturduklarını, bu sayıyı 8'e çıkaracaklarını bildiren Yumaklı, geçen yıl yaşanan şap hastalığıyla mücadelenin 4 ay içinde tamamlandığını söyledi.</p>
<p>Yumaklı, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu yıl hayvan ve sürü sağlığı desteği altında yeni bir destekleme kalemi oluşturduk. Bu destek kapsamında yetiştiricilerimizden artık aşı ve kimliklendirme ücreti almıyoruz. Üreticilerimize hayırlı olsun. Buradan bütün üreticilerimiz bunun için diğer desteklerden herhangi bir kesinti yapılmayacak. Ayrıca veteriner hekimler de herhangi bir şekilde ilave bir ücret talep etmeyecekler. Bütün bu rakam bunların hepsini topladığımızda yaklaşık 6 milyar liralık bir tutarı sadece bu iş için ayırmış olduk. Böylece üreticilerimizin üzerindeki bu iki kalemdeki yükü hafifletmeyi amaçlıyoruz."</p>
<p><strong>Erzurum'a hayvancılıkta pozitif ayrımcılık</strong></p>
<p>Erzurum'un büyükbaş hayvan varlığında Türkiye'de üçüncü sırada bulunduğunu belirten Yumaklı, şehrin yem bitkileri üretiminde de önemli bir potansiyele sahip olduğunu söyledi.</p>
<p>Erzurum'un geniş meralara sahip olması ve su probleminin bulunmamasının önemli avantajlar olduğunu ifade eden Yumaklı, ama şu anda olması gereken yerde bulunmadığını bildirdi.</p>
<p>Yumaklı, hayvancılıkla ilgili üretim planlamasına dahil 16 il bulunduğunu belirterek, bu illerdeki yetiştiricilere pozitif ayrımcılık yaptıklarını ve yapmaya devam edeceklerini bildirdi.</p>
<p>Erzurum'da besi ve süt sığırcılığı yapan yetiştiricilere dört başlıkta ilave destek sağladıklarını aktaran Yumaklı, "Birincisi buzağıya yüzde 50 daha fazla destek veriyoruz. İkincisi Ziraat Bankası'nın vermiş olduğu tarımsal kredilere ek yüzde 20 daha fazla faiz indirimi sağlıyoruz. Üçüncüsü çiğ süte yüzde 40 daha fazla destek veriyoruz. Dördüncüsü de yem bitkilerine yüzde 50 daha fazla destek veriyoruz." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Kaliteli damızlık materyal yaygınlaşacak"</strong></p>
<p>Açılışı yapılan tesisin sürüsünü büyütmek isteyen üreticiler için önemli bir merkez olacağını ifade eden Yumaklı, burada kaliteli damızlık materyalin yaygınlaştırılacağını kaydetti.</p>
<p>Tesiste çoğunluğu Angus, diğer bölümü Hereford olmak üzere yaklaşık 1500 hayvan bulunduğunu belirten Yumaklı, bu hayvanların "Kırsalda Bereket, Hayvancılığa Destek Projesi" kapsamında hak sahibi olacak yetiştiricilere dağıtılmasının planlandığını bildirdi.</p>
<p>Hayvancılıkta kaliteli ve uygun maliyetli yemin de büyük önem taşıdığını vurgulayan Yumaklı, Erzurum'un bölgenin kaba yem ihtiyacını karşılayabilecek potansiyele sahip olduğunu kaydetti.</p>
<p>Erzurum'daki sulama yatırımlarının da sürdüğünü belirten Yumaklı, Kuzgun-Daphane-Elmalı Tüneli'nin ihalesinin kasım ayında, Kuzgun-Daphane-Orta Bahçe Sulaması'nın aralık ayında, Narman Şehitler Barajı Sulaması ile Çipak Regülatör Sulaması'nın ihalelerinin ise mart ayında yapılacağını açıkladı.</p>
<p>Yumaklı, "Ne zaman söylediysek ihalesini yapacağız, ne zaman bitireceğiz dediysek de bitireceğiz. İnşallah bugüne kadar söz verip yaptığımız gibi." dedi.</p>
<p><strong>TMO arpa satışına başladı</strong></p>
<p>Toprak Mahsulleri Ofisi stoklarındaki arpanın satışına 17 Eylül itibarıyla başladıklarını bildiren Yumaklı, satışların ilk etapta büyükbaş ve küçükbaş besicileri, yetiştiriciler ve yem fabrikalarına yönelik olacağını söyledi.</p>
<p>Yumaklı, 2028 yılına kadar Türkiye'de 2 milyon dekar mera alanını ıslah ederek üreticilerin hizmetine sunacaklarını da anlattı.</p>
<p>Erzurum'un hayvancılık altyapısını geliştirmek amacıyla Aziziye ilçesinde 25 bin büyükbaş kapasiteli besi organize tarım bölgesi kurmak istediklerini belirten Yumaklı, projenin Erzurum'u hayvancılık ve kırmızı et üretiminde bölgesel merkez haline getirmesini hedeflediklerini ifade etti.</p>
<p>Yumaklı, Türkiye Kırmızı Et Üreticileri Merkez Birliği tesisinin faaliyete geçmesiyle 9 bin ton kırmızı et üretimi ve 1500 kişilik istihdam sağlanacağını, ülke ekonomisine 3 milyar liralık katkı sunulacağını bildirdi.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a desteklerinden dolayı teşekkür eden Yumaklı, tesisin hayvancılık sektörüne hayırlı olmasını diledi.</p>
<p>Konuşmanın ardından Bakan Yumaklı, çiftçilere "Kırsalda Bereket, Hayvancılığa Destek Projesi" kapsamında hak sahibi olacak yetiştiricilere damızlı gebe düve teslim etti.</p>
<p>Yumaklı, daha sonra mezat salonundan bir tane dana satın aldı, çiftçilerle görüştü.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/bakan-yumakli-yetistiricilerimizden-artik-asi-ve-kimliklendirme-ucreti-almiyoruz-87871</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/1/1280x720/yumakli-1789823605.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bakan Yumaklı, &quot;Bu yıl hayvan ve sürü sağlığı desteği altında yeni bir destekleme kalemi oluşturduk. Bu destek kapsamında yetiştiricilerimizden artık aşı ve kimliklendirme ücreti almıyoruz. Üreticilerimize hayırlı olsun.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thy-11-kez-avrupanin-en-iyi-havayolu-secildi-87879</guid>
            <pubDate>Sat, 19 Sep 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> THY, 11. kez &#039;Avrupa&#039;nın En İyi Havayolu&#039; seçildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Hava Yolları (THY), 2026 Skytrax Dünya Havayolu Ödülleri'nde aralarında "Avrupa'nın En İyi Havayolu", "Dünyanın En İyi Business Sınıfı İkramı" ve "Güney Avrupa'nın En İyi Havayolu" kategorilerinin de bulunduğu toplam 8 ödüle layık görüldü.</p>
<p>THY İletişim Başkanlığından yapılan açıklamaya göre, dünyada en fazla ülkeye uçan havayolu THY, 2026 Skytrax Dünya Havayolu Ödülleri'nde 11. kez "Avrupa'nın En İyi Havayolu" seçilerek havacılık sektöründeki güçlü konumunu pekiştirdi.</p>
<p>THY ayrıca "Dünyanın En İyi Business Sınıfı İkramı" ödülüne 10, "Güney Avrupa'nın En İyi Havayolu" ödülüne ise 13. kez layık görüldü.</p>
<p>Şirket, ekonomi ve business sınıflarında Avrupa ve Güney Avrupa kategorilerinde elde ettiği 5 farklı ödülle birlikte törenden toplam 8 ödülle ayrıldı. Türk Hava Yolları ayrıca Skytrax'ın "Dünyanın En İyi Havayolları" sıralamasında 5. sıraya yükseldi.</p>
<p>"Havacılığın Oscarları" olarak kabul edilen ödüller, 18 Eylül'de Londra'da düzenlenen törenle sahiplerini buldu.</p>
<p><strong>"Bize güvenen misafirlerimize teşekkür ediyorum"</strong></p>
<p>THY Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. Dr. Murat Şeker, "Avrupa'nın En İyi Havayolu" ünvanına 11. kez layık görülmelerinin ve diğer iki kategoride de zirvede yer almalarının THY ailesi için büyük gurur kaynağı olduğunu belirtti.</p>
<p>Bu başarının, misafirlere sunulan seyahat deneyiminde hizmet kalitesinden ikram anlayışına uzanan güçlü standartların uluslararası ölçekteki karşılığını bir kez daha ortaya koyduğunu dile getiren Şeker, ödüllerin doğrudan yolcuların değerlendirmeleri sonucunda verilmesinin kendileri için ayrıca büyük önem taşıdığını vurguladı.</p>
<p>Şeker, dünyanın dört bir yanındaki misafirleri Türk misafirperverliğiyle buluştururken, hizmet kalitesini her noktada daha ileri taşımak için çalıştıklarını belirterek, "Elde ettiğimiz başarıda emeği bulunan tüm çalışma arkadaşlarımıza ve bize güvenen misafirlerimize teşekkür ediyorum. Türk Hava Yolları olarak ülkemizi gökyüzünde en güçlü şekilde temsil etmeye ve küresel havacılığın geleceğine yön veren markalardan biri olmaya devam edeceğiz." ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>"THY misafirlerine kapsamlı ve güçlü bir ürün deneyimi sunmaya devam ediyor"</strong></p>
<p>Skytrax CEO'su Edward Plaisted ise THY'yi 2026 Dünya Havayolu Ödülleri'nde elde ettiği başarılardan dolayı tebrik ederek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Avrupa'nın En İyi Havayolu seçilmesi, dünya genelinde 5. sırada yer alması ve Turkish DO&amp;CO işbirliğinin sektörde standartları belirlemeye devam eden başarısını yansıtan 'Dünyanın En İyi Business Class İkramı' ödülüne layık görülmesi son derece değerli başarılardır. Türk Hava Yolları, misafirlerine yüksek hizmet ve misafirperverlik standartlarıyla bütünleşen, kapsamlı ve güçlü bir ürün deneyimi sunmaya devam ediyor."</p>
<p>6 kıtaya yayılan geniş uçuş ağıyla Guinness Dünya Rekoru'na sahip olan THY, Türk misafirperverliğini gökyüzüne taşırken, sürdürülebilirlik, teknoloji ve inovasyon alanlarında da havacılık sektörüne öncülük etmeyi sürdürüyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/thy-11-kez-avrupanin-en-iyi-havayolu-secildi-87879</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/9/1280x720/sky-1789888469.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ THY, 2026 Skytrax Dünya Havayolu Ödülleri&#039;nde aralarında toplam 8 kategoride ödüle layık görüldü. Yönetim Kurulu Başkanı Murat Şeker, &quot;Avrupa&#039;nın En İyi Havayolu&quot; ünvanına 11. kez layık görülmelerinin ve diğer iki kategoride de zirvede yer almalarının THY ailesi için büyük gurur kaynağı olduğunu söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/iett-karsandan-150-arac-satin-alacak-87870</guid>
            <pubDate>Sat, 19 Sep 2026 13:01:00 +03:00</pubDate>
            <title> İETT&#039;den Karsan ile 150 araç için sözleşme</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Karsan'ın İstanbul Elektrik Tramvay ve Tünel İşletmeleri Genel Müdürlüğü (İETT) ile 150 adet ATAK modeli araç için sözleşme imzaladığı duyuruldu.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre, "Mobilitenin Geleceğinde Bir Adım Önde" olma vizyonuyla toplu ulaşımın dönüşümünde rol üstlenen Karsan, Türkiye pazarındaki konumunu İstanbul'da hayata geçireceği projeyle ileri taşıyor.</p>
<p>İlk teslimatlarının Ocak 2027 sonunda başlaması planlanan 150 araçlık projenin, şirketin farklı şehir ve operasyon koşullarında edindiği toplu ulaşım deneyimini Türkiye'nin büyük toplu ulaşım pazarına taşıyan stratejik bir adım olarak öne çıktığı belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, "Uzunluğu 8 metre olan Karsan ATAK, 56 kişiye varan yolcu kapasitesiyle şehir içi toplu taşımada kapasite ile operasyonel çeviklik arasında denge sunuyor. Yolcu yoğunluğunun ve hat ihtiyaçlarının değişkenlik gösterdiği şehir içi operasyonlarda aracın kompakt boyutları, işletmelere ihtiyaca uygun kapasite ve operasyonel verimlilik avantajı sağlıyor. Düşük dönüş yarıçapı ve yüksek manevra kabiliyeti sayesinde dar yollar ve yoğun trafik koşullarında hareket edebilen araç, yüksek tırmanma kabiliyetiyle de İstanbul'un eğimli ve zorlu güzergahlarına uyum sağlıyor. Aracın 137 kilovat güç üreten Euro 6 turbo dizel motoru, performans ile yakıt ekonomisini bir arada sunarken, SCR, DPF ve EGR teknolojileri de düşük emisyon değerlerini destekliyor." denildi. </p>
<p><strong>"Sözleşme önemli bir kilometre taşı"</strong></p>
<p>Karsan Yurt içi Satış ve Dış İlişkiler Genel Müdür Yardımcısı Muzaffer Arpacıoğlu, İETT ile imzalanan sözleşmenin Karsan açısından önemli bir kilometre taşı olduğunu belirtti.</p>
<p>Arpacıoğlu, toplu ulaşım alanındaki 60 yıllık üretim tecrübeleri, mühendislik yetkinlikleri ve dünyanın farklı şehirlerinde kazandıkları operasyon deneyimiyle şehirlerin değişen ihtiyaçlarına uygun çözümler geliştirdiklerini aktararak, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>"İstanbul nüfusu, trafik yoğunluğu, yol yapısı, eğimli güzergahları ve farklı hat ihtiyaçlarıyla toplu ulaşım açısından çok yüksek operasyonel gereksinimlere sahip, dünyanın en önemli metropollerinden biri. Bu nedenle İETT ile 150 adet ATAK için imzaladığımız sözleşmeyi yalnızca önemli bir araç teslimatı olarak değil, Karsan'ın şehir içi toplu ulaşımdaki deneyiminin ve ürün yetkinliğinin güçlü bir göstergesi olarak görüyoruz. Türkiye'de 8 metre sınıfının yaratıcısı olan Karsan, bugün bu segmentin en çok tercih edilen markası konumunda. ATAK'ın yıllar içinde pazarda elde ettiği güçlü konum, doğru ürünle doğru ihtiyaca cevap verdiğimizin de en somut göstergelerinden biri."</p>
<p>Karsan'ın global pazarlarda elde ettiği başarıların yanı sıra Türkiye'de de güçlü biçimde büyümeye devam edeceğini aktaran Arpacıoğlu, şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye bizim ana pazarımız ve burada sahip olduğumuz güçlü konumu daha da ileri taşımayı hedefliyoruz. Tek seferde 150 araçlık böylesine önemli bir ihaleyi kazanmış olmamız, 8 metre segmentindeki liderliğimizi pekiştirirken, Türkiye pazarındaki güçlü konumumuzu da daha ileri bir seviyeye taşıyor. ATAK, kompakt boyutları, yüksek manevra ve tırmanma kabiliyeti, yolcu kapasitesi ve işletme verimliliğiyle İstanbul'un farklı hatlarının ihtiyaçlarına cevap verebilecek çok güçlü bir ürün. 150 araçlık bu önemli projeyle İstanbul'un toplu ulaşım sistemine katkı sağlamaktan ve Karsan markasını her gün milyonlarca İstanbullunun yolculuğunun bir parçası haline getirmekten büyük mutluluk duyuyoruz."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/iett-karsandan-150-arac-satin-alacak-87870</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/7/0/1280x720/muzaffer-arpacioglu-1789823181.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İETT, Karsan ile 150 adet ATAK modeli araç için sözleşme imzaladı. Karsan Yurt içi Satış ve Dış İlişkiler Genel Müdür Yardımcısı Muzaffer Arpacıoğlu, &quot;Tek seferde 150 araçlık böylesine önemli bir ihaleyi kazanmış olmamız, 8 metre segmentindeki liderliğimizi pekiştirirken, Türkiye pazarındaki güçlü konumumuzu da daha ileri bir seviyeye taşıyor.&quot; açıklamasını yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/borsanin-haftalik-kaybi-yuzde-818-87864</guid>
            <pubDate>Sat, 19 Sep 2026 11:20:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsanın haftalık değer kaybı yüzde 8,18</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsa İstanbul'da BIST 100 endeksi, haftayı yüzde 8,18 azalışla 13,284,42 puandan tamamladı. Endeks, hafta içinde en düşük 12.817,01 puanı, en yüksek 14.355,46 puanı gördü.</p>
<p>Borsa İstanbul'da aynı dönemde mali endeks yüzde 11,31 azalışla 17.574,88 puana, teknoloji endeksi yüzde 10,08 düşüşle 41.413,86 puana, hizmetler endeksi yüzde 9,71 kayıpla 11.551,32 puana, sanayi endeksi ise yüzde 9,63 gerileyerek 18.133,86 puana indi.</p>
<p>Borsa İstanbul'da BIST 100 endeksine dahil hisse senetleri arasında bu hafta en çok yükselen yüzde 12,66 ile Tekfen Holding oldu. Onu yüzde 5,50 ile Enerya Enerji ve yüzde 2,26 ile Anadolu Sigorta izledi.</p>
<p>Söz konusu hisseler arasında en çok değer kaybedenler ise yüzde 40,86 ile Katılımevim Tasarruf Finansman, yüzde 40,85 ile Odine Teknoloji ve yüzde 40,82 ile Pasifik Eurasia Lojistik olarak sıralandı.</p>
<p>Borsa İstanbul'da hisseleri işlem gören en değerli şirketler, 1 trilyon 699 milyar 740 milyon lirayla ASELSAN, 803 milyar 955 milyon 463 bin 265 lirayla Tüpraş ve 545 milyar 580 milyon lirayla Garanti BBVA oldu.</p>
<p><strong>Altın düştü</strong></p>
<p>24 ayar külçe altının gram fiyatı, geçen hafta sonuna göre yüzde 0,06 azalışla 6 bin 826 liraya, Cumhuriyet altınının satış fiyatı da yüzde 0,09 düşüşle 44 bin 450 liraya geriledi.</p>
<p>Çeyrek altının satış fiyatı da önceki haftaki kapanışının yüzde 0,14 altında 11 bin 174 liraya geriledi.</p>
<p>Doların satış fiyatı, yüzde 0,36 artarak 48,7810 liraya çıkarken, avronun satış fiyatı yüzde 0,91 azalışla 55,9580 liraya geriledi.</p>
<p>Geçen hafta 65,8100 lira olan İngiliz sterlininin satış fiyatı, bu hafta yüzde 1 azalışla 65,1550 liraya geriledi.</p>
<p>İsviçre frangı ise yüzde 0,85 değer kaybederek 59,1840 liradan alıcı buldu.</p>
<p>(AA)</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/borsanin-haftalik-kaybi-yuzde-818-87864</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/borsa-istanbul-bist-2.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa haftayı yüzde 8,18 azalışla kapatırken, 24 ayar külçe altının gramı yüzde 0,06, Cumhuriyet altınının satış fiyatı yüzde 0,09, çeyrek altının satış fiyatı 0,14 geriledi. Doların satış fiyatı yüzde 0,36 artarken, euro yüzde 0,91 azaldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrikli-arac-sarj-noktasi-48-bin-649a-ulasti-87863</guid>
            <pubDate>Sat, 19 Sep 2026 11:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrikli araç şarj noktası 48 bin 649&#039;a ulaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK), ağustos ayında ülke genelinde faaliyet gösteren şarj ağı işletmecilerinin istasyonlarında toplam 97 bin 469 megavatsaat elektrik tüketiminin olduğunu bildirdi.</p>
<p>Açıklamaya göre geçen ay 3 milyon 527 bin 70 şarj işlemi gerçekleştirilirken, şarj başına ortalama elektrik tüketimi 27,63 kilovatsaat oldu. Ağustosta toplam şarj süresi ise 3 milyon 650 bin 668 saate ulaştı.</p>
<p>Geçen aya ilişkin saatlik veriler incelendiğinde, elektrikli araçların şarj edilmesinde en yüksek tüketim 16.00-17.00 saatlerinde yaşandı. O saatlerde tüketim 6 bin 496 megavatsaat oldu. Saatlik bazda en yüksek tüketimde 17.00-18.00 saatleri 6 bin 487 megavatsaatle ikinci sırada yer alırken, onu 18.00-19.00 saatlerinde 6 bin 435 megavatsaat tüketim izledi.</p>
<p>Böylece 16.00-19.00 saatlerinde toplam 19 bin 419 megavatsaat elektrik tüketildi. Günün en düşük saatlik tüketimi ise 04.00-05.00 arasında 922 megavatsaat olarak gerçekleşti.</p>
<p>Günlük tüketim verilerinde ise hafta sonu öne çıktı. Ağustosta cumartesi günü 17 bin 535 megavatsaat, pazar günü ise 17 bin 280 megavatsaat elektrik tüketildi. Hafta içindeki en yüksek günlük tüketim 14 bin 995 megavatsaatle pazartesi günü, en düşük günlük tüketim ise 11 bin 64 megavatsaatle salı günü gerçekleşti.</p>
<p><strong>Şarj noktalarının sayısı 48 bin 649'a ulaştı</strong></p>
<p>Elektrikli araç şarj altyapısındaki büyüme de devam ediyor. Türkiye genelinde şarj noktası 48 bin 649'a ulaştı. Bu noktaların 21 bin 116'sı DC (hızlı), 27 bin 533'ü ise AC (yavaş) niteliğinde. Özellikle DC şarj noktalarındaki artış, elektrikli araç kullanıcılarının daha kısa sürede şarj hizmetinden yararlanmasını sağlıyor.</p>
<p>Ağustosta gerçekleşen toplam elektrik tüketiminin 60 bin 621 megavatsaatlik kısmı, yüzde 62,20'sine karşılık gelecek şekilde YEK-G belgeli yeşil şarj istasyonlarında gerçekleşti. Söz konusu istasyonlarda tüketilen elektrik enerjisinin tamamı yenilenebilir enerji kaynaklarından üretildi.</p>
<p>Elektrikli araç şarj hizmeti piyasasında tüketim verilerinin saatlik, günlük ve aylık bazda izlenmesiyle şarj altyapısının kullanımına ilişkin daha kapsamlı bir veri seti oluşturulduğu belirtilen açıklamada, EPDK tarafından şarj hizmeti piyasasına ilişkin düzenleme ve denetim faaliyetleri kapsamında, elektrikli araç kullanıcılarının ihtiyaçlarına cevap verecek yeterli ve sürdürülebilir şarj altyapısının oluşturulmasına yönelik çalışmaların devam ettiği aktarıldı.</p>
<p>Türkiye genelindeki şarj istasyonlarının coğrafi konumları, soket sayıları, şarj tipleri ve güçleri, anlık müsaitlik durumları, ödeme yöntemleri ve fiyat bilgileri EPDK tarafından geliştirilen Şarj@TR mobil uygulaması üzerinden anlık olarak takip edilebiliyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrikli-arac-sarj-noktasi-48-bin-649a-ulasti-87863</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/4/7/1280x720/elektrikli-arac-otomotiv-1764572527.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin ağustos verilerine göre Türkiye genelinde elektrikli araç şarj noktası 48 bin 649&#039;a ulaştı. Bu dönemde elektrikli araçlara 3 milyon 527 binden fazla şarj işlemi gerçekleştirildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bank-mellatin-istanbul-subesinin-faaliyet-izni-kaldirildi-87857</guid>
            <pubDate>Sat, 19 Sep 2026 10:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bank Mellat&#039;ın İstanbul şubesinin faaliyet izni kaldırıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) Bank Mellat ile ilgili kurul kararı Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>
<p>Kararda, "Kurulun 18 Eylül 2026 tarihli toplantısında, Bank Mellat Merkezi Tahran İstanbul Türkiye Merkez Şubesinin faaliyet izninin, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 71'inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi çerçevesinde kaldırılmasına karar verilmiştir." ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>Karara, Bankacılık Kanunu’nun denetlemeler sonucunda bir bankayla ilgili olarak; “Faaliyetine devam etmesinin mevduat ve katılım fonu sahiplerinin hakları ile mali sistemin güven ve istikrarı bakımından tehlike arz etmesi” hükmü gerekçe gösterildi.</p>
<p>İran’ın en köklü ve büyük bankalarından biri olan ve Türkiye’de 44 yıla bakın bir süredir faaliyette bulunun Bank Mellat’ın izninin kaldırılmasının, ABD’nin İran’a yönelik ekonomik abluka ve yaptırımlarıyla ilişkili olduğu değerlendiriliyor. Banka’nın Ankara ve İzmir’de şubeleri bulunuyordu.</p>
<p>ABD yaptırımların etkisiyle geçen hafta da İran’ın havayolu şirketi Mahan Air’in Türkiye uçuşları durdurulmuştu. </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/bank-mellatin-istanbul-subesinin-faaliyet-izni-kaldirildi-87857</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/5/7/1280x720/bank-mellat-1789802633.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BDDK, Bank Mellat&#039;ın İstanbul şubesinin faaliyet izninin kaldırılmasına karar verdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bakan-kacir-ve-selcuk-bayraktar-sanko-yurutuculugunde-duzenlenen-teknofest-insanlik-yararina-teknolojiler-yarismasini-ziyaret-etti-87891</guid>
            <pubDate>Sat, 19 Sep 2026 10:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Kacır&#039;dan &#039;TEKNOFEST İnsanlık Yararına Teknolojiler Yarışması&#039;na ziyaret</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Diyarbakır Valisi Murat Zorluoğlu ve TEKNOFEST Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar, SANKO Holding yürütücülüğünde düzenlenen TEKNOFEST İnsanlık Yararına Teknolojiler Yarışması’na katılan finalist öğrencileri ziyaret ederek, projeleri incelediler.</p>
<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, SANKO Holding’in 2020 yılından bu yana TEKNOFEST’in ana paydaşları arasında yer aldığını belirterek, Türkiye’nin geleceğine yön verecek teknolojiler geliştiren gençlerin yanında olan ve Milli Teknoloji Hamlesi’ne katkı sunan SANKO Holding’e teşekkür etti. TEKNOFEST Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar ise öğrencilerin projelerini inceleyerek yarışmacılara başarı dileklerini iletti.</p>
<p>İnsanlık Yararına Teknolojiler Yarışması – Ortaokul Seviyesi kapsamında; “Astronomi ve Uzay Teknolojileri”, “Doğa Bilimleri ve Çevresel Farkındalık”, “Eğitim Teknolojileri” ile “Sağlık ve İyi Yaşam Teknolojileri” olmak üzere dört alt kategoride toplam 189 bin 701 takım başvuru gerçekleştirirken, 101 takım ise finalde yarışma hakkı elde etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6aaffecbce4a9-1789918923.JPG" alt="" width="700" /></p>
<p>Ön değerlendirmeler sonucunda finale kalan takımlar geliştirdikleri projelerini Dicle Üniversitesi 15 Temmuz Kültür ve Kongre Merkezi’nde jüriye sunuyor. Kazanan takımlar TEKNOFEST Güneydoğu kapsamında 30 Eylül- 4 Ekim 2026 tarihleri arasında Şanlıurfa GAP Havalimanı’nda düzenlenecek törende ödüllerini alacak.</p>
<p>İnsanlık Yararına Teknolojiler Yarışması ile öğrencilerin yaratıcı ve yenilikçi fikirler geliştirmeleri, bu fikirleri teknolojiyle buluşturarak insanlık yararına çözümlere dönüştürmeleri hedefleniyor. SANKO Holding, toplumun tamamında teknoloji ve bilim konusunda farkındalık oluşturmayı, Türkiye’nin bilim ve mühendislik alanlarında yetişmiş insan kaynağını artırmayı hedefleyen TEKNOFEST’in bu yıl yedinci kez ana paydaşları arasında yer alıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bakan-kacir-ve-selcuk-bayraktar-sanko-yurutuculugunde-duzenlenen-teknofest-insanlik-yararina-teknolojiler-yarismasini-ziyaret-etti-87891</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/9/1/1280x720/bakan-kacir-ve-selcuk-bayraktar-sanko-yurutuculugunde-duzenlenen-teknofest-insanlik-yararina-teknolojiler-yarismasini-ziyaret-etti-1789919013.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, TEKNOFEST İnsanlık Yararına Teknolojiler Yarışması’na katılan finalist öğrencileri ziyaret etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
