<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
    <channel>
        <title>EkonomiGazetesi</title>
        <description>Ekonomi Gazetesi rss servisi</description>
        <link>https://www.ekonomigazetesi.com</link>
        <atom:link href="https://www.ekonomigazetesi.com/google-news.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mustafa-karabagli-mevcut-finansman-maliyetleriyle-sanayicilik-zor-bu-duzen-degismeli-89699</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 16:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mustafa Karabağlı: Mevcut finansman maliyetleriyle sanayicilik zor, bu düzen değişmeli</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>AHMET USMAN/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Bölgesi Sanayi Odası’nın (EBSO) 2026-2030 yılları arasında görev yapacak meclisi ilk toplantısını gerçekleştirdi. Toplantıda meclis başkanı, meclis başkan vekilleri ve katip üyesi seçilirken, meclis öncesinde gerçekleştirilen oylamada yönetim kurulu başkanı olarak seçilen Mustafa Karabağlı, üyelere önümüzdeki dönemde yapacakları çalışmalar hakkında bilgi verirken, ülke ekonomisine dair görüşlerini de paylaştı. Karabağlı, imalat sanayisinde finansman giderlerinin şirketlerin karlılığına oranının yüzde 70’e çıktığını hatırlatarak, bu düzenin acilen değiştirilmesi gerektiği görüşünü vurguladı.</p>
<p>Dünya ekonomisinin değiştiğini vurgulayan Karabağlı, “Yanıt vermemiz gereken soru şu: Fazla mı üreteceğiz yoksa az üretip fazla mı para kazanacağız? Doğru yanıtın ikincisi olduğunu biliyoruz. Dünyada eskiden petrokimya devleri, yatırım kuruluşları en değerli şirketlerdi. Bugün ise teknoloji şirketlerinin ülkeleri satın alacak seviyeye geldiğini görüyoruz. Bizim artık bu rekabetteki belirleyici unsurun teknoloji, katma değer ve fark yaratmak olduğunu anlıyor ve buna göre de odamızı çalıştırıyor olmamız lazım. Bizler meslek örgütüyüz. Bizi çalıştırın. Bizler her şeyi yapabilecek beceriye sahibiz. Burada çok önemli bir insan kaynağı var. Bunu kullanmalıyız” diye konuştu.</p>
<p>İmalat sanayisinde şirketlerin finansman giderlerinin faaliyet karına oranının son iki senede yüzde 44’ten yüzde 70’e çıktığını hatırlatan Karabağlı, “Yani sanayici 100 lira kazanıyor, bunun 70 lirasını faiz ve benzeri finansal enstrümanlar için kullanıyor. Üstüne bir de vergi veriyor. Bu adam üretim yapmaz ki. Parayı çekmek istese, stopaj var. Geriye para kalmıyor. Bu durumda çalışmaya gerek yok. Bu düzen değişmeli. Çünkü sürdürülebilir değil. Biz de bunu değiştirmek için elimizden geleni yapacağız. Yapılması gerekenlerin yetkisinin bizi aştığının farkındayım ama bunu gidip en yetkili mercilere anlatabilirim. Benim böyle bir imkanım var. Bana bunu sağlayan da odamızın saygınlığı” görüşünü ifade etti.</p>
<h2>“Yüksek teknolojili yatırımlardan gerekirse arsa parası almayacağız”</h2>
<p>Görev süresi boyunca yüksek teknolojiye dayalı üretimleri desteklemeye çalışacağını anlatan Mustafa Karabağlı, şunları söyledi: “Teknoloji bölgeleri oluşturmak için var gücümüzle hareket edeceğiz. Organize sanayi bölgelerimizde bazı genişleme alanları yaratacağız ama buraları mümkün olduğunca yüksek teknoloji alanları olarak kullandıracağız. Yani oralarda yüksek teknoloji yatırımları yapılmasını sağlayacak şekilde kararlar alacağız ve gerekirse de arsa parası almayacağız. Yeter ki yatırımcı orada yüksek teknoloji üretsin, katma değerli üretim yapsın. Bir şekilde arsayı sağlayacağız. Arsadan para kazanma devri bitti. Organize sanayi bölgesinden 10 liraya arsa aldım, 50 liraya sattım diye sanayicilik olmaz. Zaten bunu gören bakanlık da gereken düzenlemeleri yaptı. Arsayı alan fabrikasını kursun, üretim yapsın. Biz rantiyeci değiliz, sanayiciyiz. Arsadan para kazanmak istiyorsan git Bodrum’dan al, Çeşme’den al.”</p>
<h2>EBSO’nun yeni meclis başkanı Fatih Aracı oldu</h2>
<p>En yaşlı üye olarak Remzi Peköz başkanlığında gerçekleştirilen meclis toplantısında EBSO’nun yeni meclis başkanı Fatih Aracı oldu. Aracı, yarıştığı Haluk Tezcan’ı 64’e 39 oyla geride bırakırken, EBSO’nun yeni meclis başkan vekilleri Hasan Onur Ercan, Ömer Burak Erenoğlu, yeni katip üye de Elif Candan Ülkü oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/mustafa-karabagli-mevcut-finansman-maliyetleriyle-sanayicilik-zor-bu-duzen-degismeli-89699</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/9/1280x720/mustafa-karabagli-mevcut-finansman-maliyetleriyle-sanayicilik-zor-bu-duzen-degismeli-1791986440.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ege Bölgesi Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Karabağlı, yüksek faiz ve vergi maliyetlerinden dolayı sanayicinin para kazanamadığını dile getirerek, bu durumun sürdürülebilir olmadığını belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-tarim-fuari-23kez-kapilarini-acti-89698</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 16:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa Tarım Fuarı 23.’ncü kez kapılarını açtı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ / BURSA</strong><br />Türkiye’nin tarım ve hayvancılık sektörünü dünya pazarlarıyla buluşturmayı amaçlayan Bursa Tarım Fuarı, bu yıl 23.'ncü kez kapılarını açtı. Bursa Valiliği, Tarım ve Orman İl Müdürlüğü, Büyükşehir Belediyesi, Ticaret ve Sanayi Odası, Ticaret Borsası, Ziraat Odaları İl Koordinasyon Kurulu Başkanlığı, Ziraat Mühendisleri Odası ile sektör kuruluşlarının katkılarıyla gerçekleştirilecek organizasyon, Türk yerli üreticilerini küresel pazarlarla bir araya getirecek. Fuar kapsamında Gana Cumhuriyeti Gıda ve Tarım Bakanlığı Bakan Yardımcısı’nın yanı sıra Suudi Arabistan, Mısır, Irak, Bulgaristan ve Sırbistan’ın da aralarında bulunduğu 15 ülkeden bin 200’ün üzerinde alım heyeti, yatırımcı ve çiftçi Bursa’da ağırlanacak. </p>
<h2><strong>“Fuar bin 200’ün üzerinde alım heyetini ağırlıyor”</strong></h2>
<p>Tarım ve hayvancılık alanındaki güncel teknolojilerin ve yenilikçi ekipmanların tanıtıldığı fuarın açılış konuşmasını Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Ömer Matlı yaptı. Matlı konuşmasında Bursa’yı uluslararası ticaretin güçlü buluşma noktalarından biri haline getirmeyi hedeflediklerini belirterek, “Amacımız, Türk tarım sektörünün üretim gücünü uluslararası pazarlara taşımak ve kalıcı ticari köprüler kurmaktır” dedi. Fuar, Gana’dan üst düzey resmi katılımın yanı sıra Mısır, Ürdün, Lübnan, Tunus, Cezayir ve Kosova gibi pek çok ülkeden bin 200’ün üzerinde alım heyetini de misafir ediyor. </p>
<h2><strong>“Tarım ve hayvancılık teknolojileri bir arada”</strong></h2>
<p>Sektörün farklı alanlarından çok sayıda paydaşın katılımıyla düzenlenen fuarda; tarım, hayvancılık, süt ve sera teknolojileri, tohum, fide, fidan, canlı hayvan ve tarımsal makineler başta olmak üzere çok sayıda ürün ve hizmet sergilenecek. Tarımsal mekanizasyondan hayvancılık ekipmanlarına kadar geniş bir ürün seçeneğini ziyaretçilerle buluşturan organizasyon, üreticilere ürünlerini ve geliştirdikleri yenilikçi teknolojileri tanıtma fırsatı sunacak. Fuarın, üreticiler ile yurt içinden ve yurt dışından gelen alıcılar arasında yeni ticari bağlantıların kurulmasına katkı sağlaması amaçlanıyor.</p>
<h2><strong>“Fuarda, panel ve yarışmalar düzenlenecek”</strong></h2>
<p>Bursa Tarım Fuarı kapsamında sektörün geleceğine yönelik farklı konu başlıklarında zirveler, paneller ve yarışmalar da gerçekleştirilecek. Etkinliklerde yurt içinden ve yurt dışından akademisyenler, alanında uzman isimler ve sektör temsilcileri konuşmacı olarak yer alacak. Tarım ve hayvancılık alanındaki güncel gelişmelerin ele alınacağı organizasyon, sektör temsilcilerinin bilgi ve deneyim paylaşımına da zemin hazırlayacak.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursa-tarim-fuari-23kez-kapilarini-acti-89698</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/8/1280x720/bursa-tarim-fuari-23kez-kapilarini-acti-1791985056.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarım ve hayvancılık sektörünün önemli buluşmalarından Bursa Tarım Fuarı, 23.&#039;ncü kez ziyaretçilerini ağırlamaya başladı. Tarımsal mekanizasyondan hayvancılık ekipmanlarına, tohumdan sera teknolojilerine kadar geniş bir ürün yelpazesinin sergileneceği fuarda, üreticiler ile uluslararası alıcıların bir araya gelmesi hedefleniyor. Fuar, Gana’dan üst düzey resmi katılımın yanı sıra Mısır, Ürdün, Lübnan, Tunus, Cezayir ve Kosova gibi pek çok ülkeden bin 200’ün üzerinde alım heyetini misafir edecek. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tucsanin-hedefi-5-yilda-yuzde-15-yapisal-celik-kullanimi-89696</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 15:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> TUCSA’nın hedefi 5 yılda yüzde 15 yapısal çelik kullanımı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türk Yapısal Çelik Derneğinin (TUCSA) yeni yönetim kurulu, "Geleceği Çelikle Kurmak: Afete Dirençli, Sürdürülebilir, İnşaatta Endüstriyelleşen Türkiye" başlıklı toplantıda, "Çelik Gibi Sağlam Bir Türkiye İçin" manifestosunu kamuoyuyla paylaştı.</p>
<p>Manifestoda, deprem dirençli yapılaşmanın yaygınlaştırılması, kentsel dönüşümün hızlandırılması, modüler çelik yapı üretimi, kalite standartlarının geliştirilmesi, sürdürülebilirlik ve yüksek katma değerli ihracatın artırılması olmak üzere altı dönüşüm başlığı öne çıktı.</p>
<p>Türkiye'nin 2025 yılında 38,1 milyon ton ham çelik üretimiyle dünyada yedinci, Avrupa'da ikinci sırada yer aldığı belirtilirken, TUCSA üyelerinin yıllık çelik konstrüksiyon üretim kapasitesinin yaklaşık 750 bin ton, ihracatının ise 450 bin ton olduğu aktarıldı.</p>
<p>Manifesto kapsamında, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile iş birliği içerisinde TUCSAMARK kalite sisteminin güçlendirilmesi, TUCSA AKADEMİ aracılığıyla nitelikli insan kaynağının geliştirilmesi amaçlanıyor.</p>
<p>Manifestoya göre, yapı stokunda yüzde 3-5 seviyelerinde bulunan yapısal çelik kullanım oranının beş yıl içinde en az yüzde 15'e çıkarılması hedefleniyor.</p>
<p>Ayrıca yapay zeka destekli tasarım, robotik otomasyon, dijital ikiz teknolojileri ve geri dönüştürülebilir çelik sistemleriyle üretimde verimliliğin ve uluslararası rekabet gücünün artırılması amaçlanıyor.</p>
<p><strong>"Türkiye'nin mühendislik birikiminin yapı güvenliği için daha etkin kullanılması gerekiyor"</strong></p>
<p>TUCSA Yönetim Kurulu Başkanı Selami Gürel, Türkiye'nin güçlü çelik üretim altyapısının ve mühendislik birikiminin yapı güvenliği için daha etkin kullanılması gerektiğini belirtti.</p>
<p>Derneğin 34 yıllık deneyimini yeni bir dönüşüm vizyonuyla birleştirdiklerini ifade eden Gürel, "Amacımız yalnızca daha fazla çelik yapı üretmek değil, daha güvenli, sürdürülebilir ve rekabetçi bir Türkiye'nin inşasına katkıda bulunmak. Güvenli yapı bir marka veya malzeme tercihi değil, bir sistem meselesidir." açıklamasında bulundu.</p>
<p>TUCSA Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Melih Şimşek de Türkiye'de yapı stokunda çeliğin payını beş yıl içinde en az yüzde 15'e çıkarmayı hedeflediklerini belirterek, özellikle okul, hastane, konut ve kentsel dönüşüm projelerinde yapısal çeliğin yaygınlaştırılması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Yapı Fabrikaları yaklaşımıyla yapı üretiminin şantiyelerden modern fabrikalara taşınabileceğini aktaran Şimşek, modüler çelik sistemleri sayesinde şantiye sürelerinin üçte birine indirilebileceğini belirtti.</p>
<p>Şimşek, yılda 500 bin konut üretimi için 3,5 milyon ton yapısal çeliğe, 120 bin kişilik iş gücüne ve 20 bin metrekare büyüklüğünde 135 fabrikaya ihtiyaç duyulduğunu belirterek, “Üç yılda 1 milyon modüler çelik konut üretmemiz mümkün." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Türkiye'nin yalnızca inşaat malzemesi değil, tamamlanmış yapılar da ihraç eden bir ülke haline gelmesini hedeflediklerini kaydeden Şimşek, üretim, mühendislik ve teknolojinin aynı ekosistemde buluşturulmasının önemine dikkati çekti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tucsanin-hedefi-5-yilda-yuzde-15-yapisal-celik-kullanimi-89696</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/6/1280x720/selami-gurel-1791983231.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türk Yapısal Çelik Derneği, yapı stokunda yüzde 3-5 seviyelerinde bulunan yapısal çelik kullanım oranını beş yılda en az yüzde 15 seviyesine çıkarmayı hedeflediğini duyurdu. Yönetim Kurulu Başkanı Selami Gürel, &quot;Amacımız yalnızca daha fazla çelik yapı üretmek değil, daha güvenli, sürdürülebilir ve rekabetçi bir Türkiye&#039;nin inşasına katkıda bulunmak. Güvenli yapı bir marka veya malzeme tercihi değil, bir sistem meselesidir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/petrol-ithalati-yillik-yuzde-233-artti-89695</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 15:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Petrol ithalatı yıllık yüzde 2,33 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) "Ağustos 2026 Petrol Piyasası Sektör Raporu"nu açıkladı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye'nin toplam petrol ithalatı içinde en büyük kalemi oluşturan ham petrol ithalatı yüzde 1,13 azalarak 2 milyon 844 bin 434 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Bu dönemde motorin türlerinin ithalatı ise yüzde 9,03 artarak 1 milyon 166 bin 792 ton oldu. İthalatın kalan kısmını benzin, fuel oil, havacılık ve denizcilik yakıtları ile diğer ürünler oluşturdu.</p>
<p>Böylece toplam ithalat, ağustosta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,33 artarak 4 milyon 487 bin 688 ton olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>En fazla ham petrol ve petrol ürünleri ithalatı, 1 milyon 257 bin 721 tonla Rusya'dan yapılırken, bu ülkeyi 553 bin 812 tonla Irak ve 335 bin 622 tonla Suudi Arabistan izledi.</p>
<p>Yurt içi benzin satışları ağustosta geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 10,7 artarak 634 bin 346 ton oldu. Toplam petrol ürünü satışları yüzde 5,29 artarak 3 milyon 375 bin 474 ton, motorin satışları ise yüzde 4,42 artarak 2 milyon 592 bin 364 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p><strong>Petrol piyasasında ihracat yüzde 34,75 azaldı</strong></p>
<p>Aynı dönemde petrol piyasasında toplam ihracat yüzde 34,75 azalarak 793 bin 364 ton oldu.</p>
<p>Türkiye'nin denizcilik yakıtları ihracatı yüzde 4,14 artarak 61 bin 435 ton olarak belirlenirken, motorin türleri ihracatı yüzde 88,74 azalarak 25 bin 778 ton olarak kaydedildi.</p>
<p>Havacılık yakıtları ihracatı yüzde 18,24 azalarak 527 bin 263 ton, benzin türleri ihracatı ise yüzde 10,42 artarak 10 bin 126 ton oldu.</p>
<p>Aynı dönemde toplam rafineri petrol ürünleri üretimi yüzde 7,26 artışla 3 milyon 704 bin 421 ton olarak gerçekleşti.</p>
<p>Havacılık yakıtları üretimi ağustosta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 18,32 azalarak 530 bin 784 ton, benzin türleri üretimi yüzde 12,47 artarak 582 bin 933 ton oldu. Motorin türlerinin üretimi ise yüzde 11,85 artarak 1 milyon 646 bin 772 ton olarak kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/petrol-ithalati-yillik-yuzde-233-artti-89695</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/8/1280x720/petrol-tankeri-1772598101.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin ağustos verilerine göre petrol ithalatı yıllık bazda yüzde 2,33 artarken, ham petrol ve petrol ürünlerinde en fazla ithalat Rusya, Irak ve Suudi Arabistan&#039;dan yapıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dogal-gaz-ithalati-yillik-yuzde-3266-azaldi-89694</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 15:45:00 +03:00</pubDate>
            <title> Doğal gaz ithalatı yıllık yüzde 32,66 azaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu ağustos ayına ilişkin "Doğal Gaz Piyasası Sektör Raporu"nu paylaştı.</p>
<p>Buna göre, ithalatın 2 milyar 392 milyon metreküpü boru hatlarıyla, 384 milyon metreküpü de sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tesisleri aracılığıyla yapıldı.</p>
<p>Toplam doğal gaz ithalatı, söz konusu dönemde yıllık bazda yüzde 32,66 azalışla yaklaşık 2 milyar 776 milyon metreküp olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Bu dönemde en fazla boru gazı ithalatı 916 milyon metreküp ile İran'dan yapıldı. Bunu 752 milyon metreküp ile Azerbaycan ve 723 milyon metreküp ile Rusya takip etti.</p>
<p>Bu dönemde LNG ithalatının tamamı Cezayir'den yapılırken, ülkeden 384 milyon metreküp doğal gaz ithal edildi.</p>
<p><strong>Konutlarda gaz tüketimi 326 milyon metreküpe ulaştı</strong></p>
<p>Ülkede toplam doğal gaz tüketimi, ağustosta yıllık bazda yüzde 21,96 azalarak yaklaşık 2 milyar 699 milyon metreküp olarak gerçekleşti.</p>
<p>Sanayi sektörünün doğal gaz tüketimi 1 milyar 116 milyon metreküp olarak kayıtlara geçti. Elektrik üretimini de kapsayan dönüşüm/çevrim sektöründe doğal gaz tüketimi ise 886 milyon metreküp oldu.</p>
<p>Konutlarda doğal gaz tüketimi bu dönemde 326 milyon metreküpe ulaştı.</p>
<p>Türkiye'de doğal gaz stok miktarı ağustos sonunda 5 milyar 760 milyon metreküp olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Doğal gaz stokunun 5 milyar 456 milyon metreküpü yeraltı depolama tesislerinde, 304 milyon metreküpü ise LNG terminallerinde depolandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dogal-gaz-ithalati-yillik-yuzde-3266-azaldi-89694</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/8/7/1280x720/diyarbakir-dogal-gaz-1769590601.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ EPDK&#039;nin ağustos verilerine göre doğal gaz ithalatı, geçen yıla kıyasla yüzde 32,66 azalırken, en fazla boru gazı ithalatı İran&#039;dan yapıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantepte-kucukbas-ureticisine-12-milyon-tllik-ilave-destek-89692</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 15:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gaziantep’te küçükbaş üreticisine 12 milyon TL’lik ilave destek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>NİHAT DÜZGÜN/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği, Tarım ve Orman Bakanlığının 2026 yılı derecelendirme sonuçlarına göre bir kez daha birinci derece üretici örgütü olmaya hak kazandı.</p>
<p>Birlik, 2024 ve 2025 yıllarının ardından 2026 yılında da bu başarıyı sürdürerek Gaziantep’te birinci derece üretici örgütü kapsamına giren tek kurum oldu. Bu başarı, küçükbaş hayvancılık sektöründe örgütlü yapının üreticiye sağladığı ekonomik katkıyı bir kez daha ortaya koydu. Gaziantep Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Ziraat Mühendisi Osman Türkman, elde edilen başarının yalnızca kurumsal bir derecelendirmeden ibaret olmadığını, doğrudan yetiştiricilerin gelirine yansıyan önemli bir kazanım niteliği taşıdığını söyledi.</p>
<p><strong>"Üreticinin cebine doğrudan katkı"</strong></p>
<p>Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından 2024 yılında uygulanmaya başlanan üretici örgütleri ve kooperatiflerin derecelendirme sisteminin, kurumların faaliyetlerini, üyelerine sundukları hizmetleri ve üreticilere sağladıkları imkânları esas aldığını belirten Türkman, değerlendirmelerin 25 kriter üzerinden yapıldığını ifade etti. Bakanlığın 12 Ekim 2026 tarihinde açıkladığı sonuçlara göre, Türkiye genelindeki yaklaşık 12 bin 343 üretici örgütü ve kooperatif arasından 248 kuruluşun birinci derece üretici örgütü kapsamına alındığını kaydeden Türkman, Gaziantep Birliği olarak üst üste üç yıl aynı başarıyı elde etmekten memnuniyet duyduklarını dile getirdi. Derecelendirmenin en önemli sonuçlarından birinin yetiştiricilere sağlanan ilave destek olduğuna dikkati çeken Türkman, şu değerlendirmede bulundu: “Birliğimizin birinci derece üretici örgütü olarak değerlendirilmesi, her şeyden önce üyelerimiz ve Gaziantep’te küçükbaş hayvancılıkla uğraşan üreticilerimiz açısından somut bir ekonomik kazanımdır. Bu kapsamda kuzu ve oğlak başına, diğer desteklere ilaveten 86 TL ek destek alınabilecek. Böylece yetiştiricilerimizin söz konusu destekten elde ettiği tutar yüzde 20 oranında artmış olacak. Bizim için asıl önemli olan, yürüttüğümüz çalışmaların ve üyelerimize sunduğumuz hizmetlerin üreticilerimizin gelirine doğrudan katkı sağlamasıdır.”</p>
<p><strong>2026 Yılında yaklaşık 12 milyon TL ek destek</strong></p>
<p>Gaziantep’te 2026 yılı içerisinde yaklaşık 140 bin kuzu ve oğlağın destekleme kapsamına girmesinin beklendiğini belirten Osman Türkman, birinci derece üretici örgütü olmanın sağlayacağı ilave desteğin kent ekonomisine de katkı sunacağını ifade etti. Türkman, “Gaziantep’te destekleme kapsamına alınacağını öngördüğümüz yaklaşık 140 bin kuzu ve oğlak üzerinden hesaplandığında, üreticilerimize diğer desteklere ilaveten yaklaşık 12 milyon TL tutarında bir katkı sağlanmış olacak. Bu kaynak, yetiştiricilerimizin üretim maliyetlerini karşılamaları, işletmelerini ayakta tutmaları ve hayvancılık faaliyetlerini sürdürebilmeleri açısından önem taşıyor. Üreticinin emeğinin karşılığını alması ve üretimde kalması, sektörün geleceği bakımından da büyük değer taşıyor” diye konuştu. Derecelendirme sisteminin uygulanmaya başlandığı 2024 yılından bu yana sağlanan kazanımlara da değinen Türkman, bugünkü değerler üzerinden yapılan hesaplamaya göre Gaziantep’teki küçükbaş hayvan yetiştiricilerinin toplamda yaklaşık 30 milyon TL ilave destek elde etmesine katkı sunduklarını belirtti.</p>
<p><strong>"Avantajlar yalnızca destek ödemeleriyle sınırlı değil"</strong></p>
<p>Birinci derece üretici örgütü olmanın yetiştiricilere sağladığı avantajların yalnızca kuzu ve oğlak destekleriyle sınırlı olmadığını vurgulayan Türkman, bu statünün finansmana erişimden yatırım projelerine, sektörel temsilden karar alma süreçlerine kadar farklı alanlarda önemli fırsatlar sunduğunu kaydetti. Türkman, birinci derece üretici örgütlerine Ziraat Bankası aracılığıyla kullandırılan sübvansiyonlu kredilerde ilave indirim avantajı sağlandığını, hayvancılık yatırım projelerinde ek puan verildiğini ve Bakanlık organizasyonlarında temsil imkânı sunulduğunu ifade etti. Bu kuruluşların Bakanlığın karar alma süreçlerine daha etkin katılım sağlayabilmesinin de sektörün sorunlarının ve üreticilerin beklentilerinin ilgili mercilere aktarılması bakımından önemli olduğunu dile getirdi. Üretici örgütlerinin güçlü olmasının hayvancılık sektörünün gelişimine doğrudan katkı sunduğunu belirten Türkman, kurumsal kapasitenin artırılması, yetiştiricilerin ihtiyaçlarına yönelik hizmetlerin geliştirilmesi ve üretim sürecinde karşılaşılan sorunlara çözüm üretilmesinin öncelikleri arasında yer aldığını söyledi.</p>
<p><strong>“Üreticimizin yanında olmaya devam edeceğiz”</strong></p>
<p>Elde edilen başarının yönetim anlayışının, kurumsal çalışmaların ve üreticilerle kurulan güçlü bağın sonucu olduğunu belirten Osman Türkman, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Bu başarı, üyelerimiz için hayata geçirdiğimiz projelerin, sunduğumuz hizmetlerin ve üreticilerimizin yanında olmak için verdiğimiz emeğin sonucudur. Yaptığımız çalışmaların üyelerimize doğrudan parasal destek olarak yansıması bizim için ayrı bir gurur kaynağıdır. Biz, üreticimizin emeğine değer katmayı, karşılaştığı sorunlara çözüm üretmeyi ve Gaziantep küçükbaş hayvancılığının gelişmesine katkı sunmayı temel sorumluluğumuz olarak görüyoruz. Bu süreçte emeği geçen mesai arkadaşlarıma, yönetim ve denetim kurullarımıza, tüm üyelerimize ve Gaziantep İl Tarım ve Orman Müdürlüğümüze teşekkür ediyorum. Üç yıl üst üste elde ettiğimiz bu başarının ilimize, yetiştiricilerimize ve hayvancılık sektörümüze hayırlı olmasını diliyorum. Üreticilerimizin daha güçlü, daha verimli ve sürdürülebilir bir üretim yapısına kavuşması için çalışmaya devam edeceğiz.”</p>
<p>  </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gaziantepte-kucukbas-ureticisine-12-milyon-tllik-ilave-destek-89692</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/2/1280x720/gaziantepte-kucukbas-ureticisine-12-milyon-tllik-ilave-destek-1791980381.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği, 2026 yılında da birinci derece üretici örgütü oldu. Birlik Başkanı Osman Türkman, bu ünvan sayesinde yetiştiricilerin kuzu ve oğlak başına ilave 86 TL destek alacağını belirterek, kentte üreticilere yaklaşık 12 milyon TL ek katkı sağlanacağını açıkladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtbnin-antep-fistigindaki-teknoloji-yatirimina-bakan-kacirdan-odul-89691</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 15:15:00 +03:00</pubDate>
            <title> GTB’nin Antep fıstığı projesine ödül</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/GAZİANTEP</strong></p>
<p>Gaziantep Ticaret Borsasının (GTB) tarımsal sanayinin gelişimine katkı sağlayan yenilikçi projeleri ve teknoloji odaklı yatırımlarıyla önemli bir ödülün sahibi olduğu bildirildi.</p>
<p>GTB ve TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM) iş birliğiyle hayata geçirilen "Pilot Ölçekli Antep Fıstığı İşleme Tesisi, Rekabetçi Sektörler Programı" öne çıkan başarılı projeler arasında yer alarak ödüle layık görüldü.</p>
<p>GTB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı, Ankara’da düzenlenen törende ödülü Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın elinden aldı. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından, Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki mali iş birliği kapsamında yürütülen Rekabetçi Sektörler Programı'nın (RSP) IPA II Kapanış Konferansı, ‘İnovasyonu Etkiye Dönüştürmek’ temasıyla Ankara'da gerçekleştirildi.”</p>
<p>Konferansa Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır'ın yanı sıra kamu kurumları, uluslararası kuruluşlar, iş dünyası ve proje paydaşlarının temsilcileri katıldı. Program kapsamında hayata geçirilen yatırımların ekonomik ve sektörel etkilerinin değerlendirildiği konferansta; sanayide teknolojik dönüşüm, yenilikçilik, rekabet gücü ve sürdürülebilir kalkınma konuları ele alındı. Açılış konuşmalarının ardından düzenlenen törende, Rekabetçi Sektörler Programı kapsamında başarılı çalışmalarıyla öne çıkan projelerin temsilcilerine ödülleri takdim edildi. Törende, Gaziantep Ticaret Borsasının TÜBİTAK MAM iş birliğiyle INNOFOOD Projesi kapsamında şehre kazandırdığı Pilot Ölçekli Antep Fıstığı İşleme Tesisi de ödüllendirildi. GTB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı, ödülü Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır'dan aldı.</p>
<p><strong>“23 ilde 43 projeye 260 milyon avro destek sağlandı”</strong></p>
<p>Konferansta konuşan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Rekabetçi Sektörler Programı'nın Türkiye'nin sanayi ve teknoloji altyapısının güçlendirilmesine önemli katkılar sunduğunu belirtti. Programın IPA II döneminde 23 ilde 43 projeye yaklaşık 260 milyon avro kaynak sağlandığını açıklayan Bakan Kacır, bu desteklerle araştırma ve geliştirme merkezleri, dijital dönüşüm merkezleri, ortak kullanım tesisleri ile test ve analiz altyapılarının hayata geçirildiğini ifade etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acf728ba2f03-1791980171.jpg" alt="" width="700" height="445" /></p>
<p><strong>“Bu ödül, üretime ve geleceğe yaptığımız yatırımların kıymetli bir takdiridir”</strong></p>
<p>Ödül töreninin ardından değerlendirmelerde bulunan GTB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı, alınan ödülün Gaziantep'in tarımsal sanayideki üretim gücünü teknoloji ve yenilikçilikle buluşturma hedefi açısından büyük anlam taşıdığını belirtti. Gaziantep Ticaret Borsası olarak yalnızca ticaretin gelişimine değil, üretim altyapısının güçlendirilmesine ve sektörlerin geleceğine yönelik yatırımlara da öncelik verdiklerini ifade eden Akıncı, şunları söyledi: “Gaziantep, köklü üretim kültürü, girişimci ruhu ve güçlü sanayi altyapısıyla ülkemizin en önemli üretim merkezlerinden biri. Biz de Gaziantep Ticaret Borsası olarak şehrimizin bu potansiyelini daha ileriye taşımak, tarımsal ürünlerimizi modern teknolojilerle buluşturmak ve sektörlerimizin rekabet gücünü artırmak için çalışıyoruz.”</p>
<p>Antep Fıstığının Gaziantep'in ekonomik ve kültürel kimliğinde çok özel bir yere sahip olduğunu belirten Akıncı, “Bu stratejik ürünümüzün işlenmesinde kaliteyi, verimliliği ve katma değeri artırmak amacıyla hayata geçirdiğimiz tesisimizin böylesine önemli bir programda ödüle layık görülmesi bizler için ayrı bir gurur kaynağıdır. Bu ödülü, yalnızca bir tesisin başarısı olarak değil, üretime, teknolojiye ve geleceğe yaptığımız yatırımların kıymetli bir takdiri olarak görüyoruz” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/gtbnin-antep-fistigindaki-teknoloji-yatirimina-bakan-kacirdan-odul-89691</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/1/1280x720/gtbnin-antep-fistigindaki-teknoloji-yatirimina-bakan-kacirdan-odul-1791980219.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep Ticaret Borsası ve TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi iş birliğiyle hayata geçirilen &quot;Pilot Ölçekli Antep Fıstığı İşleme Tesisi, Rekabetçi Sektörler Programı&quot; layık görüldü. GTB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı, “Gaziantep, köklü üretim kültürü, girişimci ruhu ve güçlü sanayi altyapısıyla ülkemizin en önemli üretim merkezlerinden biri. Biz de Gaziantep Ticaret Borsası olarak şehrimizin bu potansiyelini daha ileriye taşımak, tarımsal ürünlerimizi modern teknolojilerle buluşturmak ve sektörlerimizin rekabet gücünü artırmak için çalışıyoruz.” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/soguk-kaynak-teknoloji-firmasi-adi-dymet-89690</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 14:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Eruslu’dan Bursa’ya 43,9 milyar liralık yatırım</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Sleepy ve Babyfit markalarıyla hijyen ürünleri sektöründe faaliyet gösteren Eruslu Sağlık Ürünleri San. ve Tic. AŞ'nin Bursa’daki üretim yatırımı için yeni aşamaya geçtiği bildirildi.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, Mustafakemalpaşa Organize Sanayi Bölgesi’ndeki tesislerinde kapasite ve ürün çeşitliliğini artırmayı planlayan şirket, toplam 43 milyar 896 milyon TL bedelli yatırım projesinin ÇED Raporu’nu ilgili Bakanlığa sundu. Proje kapsamında 26 Ekim’de İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu (İDK) toplantısı gerçekleştirilecek.</p>
<p>Yaklaşık 43,9 milyar TL yatırım büyüklüğüne sahip proje; tekstil ve kağıt geri dönüşüm tesisi, elyaf üretim tesisleri, ıslak ve kuru serim hatları ile temizlik kağıdı, hijyenik ped ve temizlik havlusu üretim hatlarının kurulmasını kapsıyor. Etaplar halinde hayata geçirilmesi planlanan yatırımın, şirketin üretim altyapısını genişletirken farklı ürün gruplarındaki kapasitesini de artırması öngörülüyor.</p>
<h2>“İstihdam 1.160 kişiye çıkacak”</h2>
<p>Hâlihazırda 415 kişinin çalıştığı tesiste yatırımın tamamlanmasıyla 744 kişilik ilave istihdam oluşturulması planlanıyor. Böylece tesisteki toplam çalışan sayısının 1.160’a yükselmesi bekleniyor. Yatırım programı kapsamında üretim tesisleri ve hatların etaplar halinde kurulması, projenin tamamının ise 5 yıl 3 aylık süreçte, Mart 2032 sonuna kadar devreye alınması hedefleniyor. Projenin hayata geçirilmesi için ÇED Yönetmeliği kapsamında yürütülen inceleme ve değerlendirme süreci devam ediyor. 26 Ekim’de yapılacak İDK toplantısı, yatırımın çevresel değerlendirme sürecindeki önemli aşamalardan biri olacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/soguk-kaynak-teknoloji-firmasi-adi-dymet-89690</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/9/0/1280x720/erusludan-bursaya-439-milyar-liralik-uretim-yatirimi-1791978301.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gaziantep merkezli Eruslu Sağlık Ürünleri, Mustafakemalpaşa OSB’de üretim kapasitesini genişletmek için 43 milyar 896 milyon TL’lik yatırıma hazırlanıyor. Geri dönüşümden elyaf üretimine, hijyenik pedden temizlik kağıdına kadar farklı alanları kapsayan ve 2032&#039;de tamamlanması planlanın proje ile 744 kişilik ek istihdam sağlanması bekleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bumiad-cumhuriyet-odulleri-sahiplerini-acikladi-89687</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 13:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> BUMİAD, Cumhuriyet Ödülleri sahiplerini açıkladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Mühendis ve Mimarlar İş İnsanları Derneği (BUMİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Gümüş, yönetim kurulu üyeleri ile birlikte düzenlediği basın toplantısı ile bu yıl gerçekleştirilecek olan Cumhuriyet Ödülleri töreninde ödül verilecek Cumhuriyet sevdalısı isimleri açıkladı.</p>
<p>Mustafa Gümüş, 22 Ekim 2026 Perşembe günü, Cumhuriyet’in kuruluşunun 103. yılının coşkusuyla Podyum Davet’te gerçekleştirilecek olan ödül töreninde bu yıl, Sürdürülebilir Tarım Politikaları Uzmanı, Feyz Çiftliği Kurucusu Sencer Solakoğlu’na, Haber Spikeri, Sunucu ve Gazeteci Özge Ece Üner’e, Bağımsız Dijital Haber Kanalı Onlar TV’den Gazeteci, Programcı Şule Aydın’a, Gazeteci Yazar Murat Ağırel’e, Araştırmacı Gazeteci, Roman ve Öykü Yazarı Timur Soykan’a, Makine Mühendisi, Gazeteci ve Yazar Barış Terkoğlu’na ve Gazeteci, Yazar Barış Pehlivan’a Cumhuriyet Ödülü, Eğitime Katkı ödülünün ise Endüstri Mühendisi, İnovasyon Yönetimi Danışmanı, Müjgan Çetin Okulları'nın kurucusu Müjgan Çetin’e takdim edileceğini söyledi.</p>
<p>BUMİAD’ın 2009 yılında mühendis ve mimarlardan oluşan, bilimi rehber edinen 30 kişi tarafından, Kurucu Başkan İlker Özaslan’ın öncülüğünde kurulduğunu hatırlatan Mustafa Gümüş, “Kuruluşumuzdan bu yana, Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Hayatta en hakiki mürşit ilimdir’ sözünü ilke edinerek, Atatürk devrimleri ve cumhuriyet değerleri doğrultusunda çağdaş Türkiye idealine katkı sunmak için çalışıyoruz. Bu anlayışla, 2017 yılından beri sürdürdüğümüz Cumhuriyet ödülleri ile Atatürk’ün gösterdiği çağdaş uygarlık yolunda ilerleyen, cumhuriyetimize gönülden bağlı kişi ve kurumları ödüllendiriyoruz” dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bumiad-cumhuriyet-odulleri-sahiplerini-acikladi-89687</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/7/1280x720/bumiad-cumhuriyet-odulleri-sahiplerini-acikladi-1791973425.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Mühendis ve Mimarlar İş İnsanları Derneği tarafından verilen Cumhuriyet Ödülleri&#039;nin sahipleri açıklandı. Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Gümüş, “Kuruluşumuzdan bu yana, Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Hayatta en hakiki mürşit ilimdir’ sözünü ilke edinerek, Atatürk devrimleri ve cumhuriyet değerleri doğrultusunda çağdaş Türkiye idealine katkı sunmak için çalışıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/busiaddan-bursa-tarimi-icin-2050-yol-haritasi-89686</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 13:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> BUSİAD’dan Bursa tarımı için 2050 yol haritası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ERHAN BEDİR/BURSA</strong></p>
<p>Bursa’nın tarım ve gıda sektöründe sürdürülebilir üretim, teknoloji kullanımı ve yüksek katma değer odaklı dönüşümünü hedefleyen Bursa Tarım Kongresi Sonuç Raporu açıklandı.</p>
<p>BUSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Gıda ve Tarım Uzmanlık Grubu Sorumlusu Lale Yıldız tarafından kamuoyuyla paylaşılan rapor, kentin tarımsal potansiyelinin ekonomik değere dönüştürülmesi için atılması gereken adımları ortaya koydu. Uludağ Üniversitesi, BUSİAD ve Bursa İl Tarım ve Orman Müdürlüğü koordinasyonunda 21-22 Nisan 2026’da düzenlenen kongrede hazırlanan rapor; tarım arazilerinin korunması, su kaynaklarının etkin kullanımı, dijital tarım uygulamalarının yaygınlaştırılması ve üretimde verimliliğin artırılmasını öncelikli başlıklar olarak belirledi. Raporda, Bursa’nın 2050 yılına kadar iklim değişikliğine uyum sağlayan, ileri teknolojileri üretime entegre eden ve uluslararası rekabet gücü yüksek bir tarım ve gıda merkezi olması gerektiği vurgulandı.</p>
<h2><strong>“457 katılımcı, 55 uzman konuşmacı”</strong></h2>
<p>“Bursa’da Tarımın Dünü, Bugünü ve Geleceği” temasıyla gerçekleştirilen kongreye Bursa ve çevre illerden 457 kişi katılırken, 55 davetli konuşmacı sektöre ilişkin değerlendirmelerini paylaştı. Bitkisel ve hayvansal üretimden gıda sanayisine, su yönetiminden tarımsal mekanizasyona ve dijital tarıma kadar geniş bir yelpazede ele alınan konular, Kasım 2025’te gerçekleştirilen dört tematik çalıştayın  çıktılarıyla birlikte değerlendirildi. Bursa’nın verimli tarım arazileri, farklı iklim koşulları, sanayi altyapısı ve lojistik olanakları önemli avantajlar arasında sıralanırken, bu potansiyelin korunmasının önündeki risklere de dikkat çekildi. Tarım alanlarının amaç dışı kullanımı, kuraklık, su kaynaklarının etkin yönetilememesi, yükselen girdi maliyetleri ve küçük ölçekli, parçalı arazi yapısı sektörün temel sorunları olarak öne çıktı. Kırsal nüfusun yaşlanması ve gençlerin tarımdan uzaklaşması da üretimin geleceği açısından risk unsurları arasında gösterildi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acf586a039ab-1791973482.jpeg" alt="" width="613" height="1230" /></p>
<h2><strong>“Tarım arazileri için yeni yasal çerçeve”</strong></h2>
<p>Lale Yıldız tarafından açıklanan raporda, verimli tarım arazilerinin korunması için 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nda düzenlemeler yapılması ve tarım alanlarını amaç dışı kullanıma karşı daha güçlü koruyacak bir yasal çerçevenin oluşturulması önerildi. Verimli ovaların gelecek nesillere aktarılmasını güvence altına alacak önlemlerin hayata geçirilmesi gerektiği belirtildi. Hayvancılıkta yem maliyetleri, mera yetersizliği ve üretici kârlılığı; gıda sanayisinde ise hammadde tedariki, markalaşma, izlenebilirlik, soğuk zincir ve nitelikli iş gücü ihtiyacı öne çıkan sorunlar arasında yer aldı. Su ürünleri sektöründe kirlilik, müsilaj, aşırı avcılık ve desteklerin yetersizliği de çözüm bekleyen başlıklar olarak sıralandı.</p>
<h2><strong>“Dijital tarım ve su verimliliği”</strong></h2>
<p>Bursa tarımında rekabet gücünün artırılması için üretim miktarının yanı sıra verimlilik ve birim ürün başına yaratılan katma değerin yükseltilmesi gerektiği vurgulandı. Basınçlı ve sensör tabanlı sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması, yağmur suyu hasadı, uygun kalite standartlarını karşılayan geri kazanılmış suyun tarımsal sulamada kullanılması ve dijital karar destek sistemlerinin devreye alınması önerildi. Hassas tarım uygulamaları ve ileri teknolojilerin üretim süreçlerine entegrasyonunun, kaynak kullanımını iyileştirerek iklim değişikliğinin etkilerine karşı dayanıklılığı artırması hedefleniyor.</p>
<h2><strong>“Bursa ürünlerinde markalaşma hedefi”</strong></h2>
<p>Bursa siyah inciri, Gemlik zeytini, Bursa şeftalisi, Deveci armudu ve Keles kirazı gibi ürünlerin yüksek katma değer potansiyeline dikkat çekilen raporda, coğrafi işaretli ürünlerin üretim ve pazarlama altyapısının güçlendirilmesi istendi. Meyve ve sebze işlemede ileri teknolojilerin kullanılması, yenilikçi gıda ürünlerinin geliştirilmesi ve markalaşma çalışmalarının desteklenmesi de öncelikler arasında gösterildi. Raporda ayrıca üretici örgütleri ve tarımsal kooperatiflerin kurumsal kapasitelerinin, yönetim yapılarının ve pazarlama altyapılarının geliştirilmesi gerektiği belirtildi. Üreticilerin pazara erişiminin kolaylaştırılması ve tarımsal üretimden elde edilen gelirin artırılması, Bursa’nın tarım ve gıda sektöründeki rekabet gücünü yükseltecek temel adımlar arasında değerlendirildi. Sonuç raporu, Bursa’nın sahip olduğu tarımsal üretim ve sanayi altyapısını ortak bir stratejiyle değerlendirmesi gerektiğine işaret ediyor. </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/busiaddan-bursa-tarimi-icin-2050-yol-haritasi-89686</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/6/1280x720/busiaddan-bursa-tarimi-icin-2050-yol-haritasi-1791973439.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ BUSİAD öncülüğünde hazırlanan Bursa Tarım Kongresi Sonuç Raporu, tarım arazilerinin korunmasından dijital tarıma, su yönetiminden markalaşmaya kadar sektörün yol haritasını ortaya koydu. Bursa’nın 2050’ye kadar rekabetçi bir tarım ve gıda üretim merkezine dönüşmesi hedeflenirken, artan maliyetler, kuraklık ve kırsalda yaşlanan nüfus sektörün öncelikli sorunları arasında gösterildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/karahan-fon-cikislari-tl-varliklarda-kayda-deger-bir-zayiflamaya-yol-acmadi-89684</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 12:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Karahan: Fon çıkışları TL varlıklarda kayda değer bir zayıflamaya yol açmadı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası'nın Tayland'ın başkenti Bangkok'ta düzenlediği yıllık toplantılarda "Türkiye'de Makroekonomik Görünüm ve Para Politikası" başlıklı sunum yaptı.</p>
<p>Yükselen enerji fiyatlarına rağmen enflasyonun ana eğiliminin yavaşladığına işaret eden Karahan, zayıf talebin arz şoklarından kaynaklanan enflasyonist baskıları hafiflettiğini ifade etti.</p>
<p>Fatih Karahan, fon çıkışlarının yurt içi yerleşiklerin Türk lirası cinsi varlıklara yönelik tercihlerinde kayda değer bir zayıflamaya yol açmadığını belirterek, “Yurt içi yerleşiklerin Türk lirasına yönelik tercihi genel olarak güçlü seyrini sürdürüyor.” dedi.</p>
<p>Proaktif tedbirlerin işlem kısıtlaması getirilen fonlardan kaynaklanabilecek olası etkilerin yayılma risklerini sınırlandırdığını dile getiren Karahan, sıkı para politikası altında Türk lirasına yönelik güçlü tercihin devam ettiğini vurguladı.</p>
<p>Karahan, "Fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdürülecek sıkı para politikası duruşu, talep, döviz kuru ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyon sürecini güçlendirecek. Kurul, politika faizini gerçekleşen ve beklenen enflasyon ile enflasyonun ana eğilimini dikkate alarak, ara hedeflerle uyumlu dezenflasyon patikasının öngördüğü sıkılığı sağlayacak şekilde belirleyecek." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Para politikası kararlarının enflasyon görünümü odaklı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla alındığını söyleyen Karahan, enflasyon görünümünün ara hedeflerden belirgin bir biçimde ayrışması durumunda para politikası duruşunun sıkılaştırılacağını belirtti.</p>
<p><strong>"Dezenflasyon hizmet sektöründe devam ediyor"</strong></p>
<p>Karahan, arz yönlü baskılar nedeniyle dezenflasyon sürecinin yavaşladığını ifade etti.</p>
<p>Bu yıl enflasyon üzerindeki ana etkinin enerji fiyatları olduğunu belirten Karahan, dezenflasyonun hizmet sektöründe devam ettiğini vurguladı.</p>
<p>Kira enflasyonunda gevşeme görüldüğünü belirten Karahan, öncü göstergelerin kira enflasyonunda daha da yavaşlama olacağına işaret ettiğini ifade etti.</p>
<p>Karahan, kira ve eğitim kalemlerindeki enflasyonun gerilemesinin ulaştırma ve haberleşme kalemlerindeki fiyat artışlarıyla kısmen dengelendiğini belirtti.</p>
<p>Güçlü olumsuz etkenlere rağmen talep koşullarının temel mal grubunda dezenflasyon sürecini desteklediğini vurgulayan Karahan, enflasyon beklentilerinin ihtiyatlı duruşun sürdürülmesini gerektirdiğini kaydetti.</p>
<p><strong>"Cari açık sınırlı seviyelerde kaldı"</strong></p>
<p>Karahan, 2026 yılına ilişkin dış talep görünümünün zayıfladığını belirterek, bu zayıflığa ilişkin zorluklara karşın dış ticaret açığının ılımlı seviyelerde olduğunu bildirdi.</p>
<p>Turizm gelirlerinin geçen yılki seviyelere yakın seyrettiğini ifade eden Karahan, dış kaynaklı olumsuz etkilere karşın cari açığın sınırlı seviyelerde kaldığını vurgularken eşel mobil sisteminin akaryakıt fiyatlarındaki artışları sınırladığını belirtti.</p>
<p>Arz şokları karşısında para politikasının sıkı kalmaya devam ettiğini ifade eden Karahan, soğuyan talep koşullarının enflasyonist baskıları hafiflettiğine dikkati çekti.</p>
<p>Karahan, işgücü piyasasındaki sıkılığın manşet işsizlik oranının ima ettiğinden daha düşük seviyede olduğunu kaydetti.</p>
<p>"Yüksek frekanslı veriler, üçüncü çeyrekte yurt içi talepteki zayıflığın devam ettiğini teyit ediyor." ifadesini kullanan Karahan, makroihtiyati politikaların kredi büyümesindeki yavaşlamayı desteklediğini söyledi.</p>
<p>Karahan, altın fiyatlarındaki dalgalanmaların rezerv tamponlarındaki oynaklığı artırdığına vurgu yaptı.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/karahan-fon-cikislari-tl-varliklarda-kayda-deger-bir-zayiflamaya-yol-acmadi-89684</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/3/8/1280x720/karahan-1778914668.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bangkok&#039;ta &quot;Türkiye&#039;de Makroekonomik Görünüm ve Para Politikası&quot; başlıklı sunum yapan Merkez Bankası Başkanı Karahan, &quot;Fon çıkışları, yurt içi yerleşiklerin Türk lirası cinsi varlıklara yönelik tercihlerinde kayda değer bir zayıflamaya yol açmadı.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-bolat-gumruk-birliginin-guncellenmesinde-ilerleme-kaydedildi-89683</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 12:25:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bakan Bolat: Gümrük Birliği&#039;nin güncellenmesinde ilerleme kaydedildi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Brüksel temasları kapsamında basın mensuplarıyla bir araya geldi.</p>
<p>Türkiye'nin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın önderliğinde, bakanlıklar ve iş dünyasıyla koordineli bir şekilde Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkileri bağlamında yoğun bir çaba sarf ettiğine işaret eden Bolat, "Türkiye-AB ekonomik ilişkileri Türkiye için ne kadar önemliyse, AB için de o kadar önemli. Bunun Avrupalı ortaklarımız ve dostlarımızın da birçoğu farkında. Türkiye ile yakın ve güçlü ekonomik ilişkilerini devam etmek istiyorlar." değerlendirmesinde bulundu.</p>
<p>Bolat, Sanayi Hızlandırma Yasası'na ilişkin de son bir yıldır yoğun çalışmalar yürütüldüğünü aktararak, bu bağlamda başta otomotiv sanayi olmak üzere gelecek yatırımlar ve elektrikli araçlar hususunda sınırlayıcı düzenlemeler bulunduğuna dikkati çekti.</p>
<p>Söz konusu sınırlayıcı düzenlemelerin giderilmesi için yoğun bir diplomasi trafiği yürüttüklerini belirten Bolat, muhataplarına Türkiye'nin beklentilerini açık bir şekilde aktardıklarını ve irtibatlarının sürdüğünü dile getirdi.</p>
<p>Bakan Bolat, dünyadaki ticaret savaşları, ekonomik sıkıntılar, jeopolitik gerilimler karşısında farklı akımlar olduğuna işaret etti.</p>
<p>AB'nin tek ve homojen bir yapı olmadığını söyleyen Bolat, çok farklı topluluklar ve milletleri barındırdığını anımsattı.</p>
<p>Bolat, Sanayi Hızlandırma Yasası'nın AB Komisyonu tarafından sunulduğunu, Avrupa Parlamentosu (AP) ve AB Konseyi'nde kararlar çıkacağını hatırlatarak, bu konuda "sakin ve serinkanlı" olunması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>İşin içine siyaset ve parlamento girdiğinde farklı bir aleyhte karar da çıkabileceğine işaret eden Bolat, Türkiye'nin mutlaka "Made in EU" kapsamında olmasına inanan da çok sayıda AB yetkilisi bulunduğunu anlattı.</p>
<p><strong>"(Gümrük Birliği güncellenmesi müzakereleri) Konular bazında ilerliyoruz"</strong></p>
<p>Bakan Bolat, Brüksel'de yoğun temaslarda bulunduğunu son 3 ayda 3, son bir yılda 5 defa resmi ziyaret düzenlediğini belirtti.</p>
<p>AB içindeki Türkiye ile dost ve ortak sayısının da arttığına dikkati çeken Bolat, "İnşallah sonuç hayırlı olacak." dedi.</p>
<p>Bolat, Gümrük Birliği'nin AB'ye de Türkiye'ye de çok şey kazandırdığını anımsatarak, "Türkiye-AB ticareti 30 yılda 11 kat arttı ve 233 milyar dolara yükseldi. O nedenle bu bir kazan-kazan ilişkisi." diye konuştu.</p>
<p>Gümrük Birliği güncellenmesi müzakerelerinin mevcut durumu hakkında ise Bakan Bolat, sürecin başladığına dikkati çekti.</p>
<p>Gümrük Birliği modernleştirilmesi veya güncellenmesi kapsamında bulunan temel konuların e-ticaret, kamu alımları, yatırımlar ve tarım ürünleri başlıkları olduğunu anımsatan Bolat, bu alanlarda ilerleme kaydedildiğini söyledi.</p>
<p>Bolat, kamu alımlarına ilişkin temmuz ayında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden geçen kanunu anımsatarak, Türkiye AB arasında ikili anlaşma sağlanması için analiz sürecinin tamamlandığını, teknik görüşmelerin de başladığını ifade etti.</p>
<p>Dijital ticaret alanında ise AB'nin kendi mevzuatını hazırlarken Türkiye ile koordinasyon içinde hareket ettiğini aktaran Bolat, Türkiye'nin AB'nin 1 Temmuz'da uygulamaya başladığı ve paket başına 3 avro tahsil edilmesini içeren mevzuattan muaf tutulduğunu anımsattı.</p>
<p>Bolat, bazı üye ülkelerin tutumu nedeniyle Gümrük Birliği güncellenme müzakerelerinin resmen başlaması için AB Konseyinden Komisyona henüz yetki verilmediğine işaret ederek, "İlgili konular gündeme geldiği için AB Komisyonunun ilgili mercileri bizimle müzakerelerini yapıyorlar. Konular bazında ilerliyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bakan-bolat-gumruk-birliginin-guncellenmesinde-ilerleme-kaydedildi-89683</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/8/3/1280x720/omer-bolat-1791970248.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği&#039;nin güncellenmesinde e-ticaret, kamu alımları, yatırımlar ve tarım ürünleri gibi bazı alanlarda ilerleme kaydedildiğini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tarim-ufe-eylulde-yuzde-199-geriledi-89682</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 11:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarım ÜFE eylülde yüzde 1,99 geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), eylül ayına ait Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi (Tarım ÜFE) verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre endeks, eylülde bir önceki aya kıyasla yüzde 1,99 düşerken, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 7,03, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 12,93 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 30,64 artış gösterdi.</p>
<p>Sektörlerde bir önceki aya göre değişime bakıldığında, tarım ve avcılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 1,66, ormancılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 2,75, balık ve diğer balıkçılık ürünleri, su ürünleri, balıkçılık için destekleyici hizmetlerde yüzde 9,93 azalış gerçekleşti.</p>
<p>Ana gruplarda bir önceki aya göre, tek yıllık (uzun ömürlü olmayan) bitkisel ürünlerde yüzde 0,03, canlı hayvanlar ve hayvansal ürünlerde yüzde 1 artış olurken, çok yıllık (uzun ömürlü) bitkisel ürünlerde yüzde 8,37 azalış meydana geldi.</p>
<p>Yıllık değişimin en yüksek olduğu alt grup yüzde 61,07 artış ile sebze ve kavun-karpuz, kök ve yumrular, aylık değişimin en yüksek olduğu alt grup ise yüzde 14,69 azalış ile tropikal ve subtropikal meyveler olarak kayıtlara geçti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tarim-ufe-eylulde-yuzde-199-geriledi-89682</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/6/3/1280x720/tarim-ufe-subatta-yuzde-27-artti-1742205120.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in eylül verilerine göre Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi, aylık yüzde 1,99 azalırken, yıllık yüzde 12,93 arttı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/mesleki-yeterlilik-belgeli-calisanla-toplanan-sute-ilave-destek-89678</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 10:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> Mesleki yeterlilik belgeli çalışanla toplanan süte ilave destek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <div class="">
<div class="card-title cardTitle ltr">Tarım ve Orman Bakanlığının Çiğ Süt Desteği ve Süt Piyasasının Düzenlenmesi Uygulama Tebliği'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliği Resmi Gazete'de yayımlandı.</div>
</div>
<div class="card-text">
<div id="habericerikDiv3" class=" v3HaberIcerikDiv ltr">
<p>Buna göre, mesleki yeterlilik belgesine sahip çiğ süt toplama veya depolama sorumlularınca toplanarak onay belgesine sahip işleme tesislerine satılan süt için ilave 0,3 destek katsayısı uygulanacak.</p>
<p>Üreticinin bu destekten yararlanabilmesi için çiğ süt toplama veya depolama sorumlusu olarak çalışacak kişilerin aldıkları belgenin onaylı örneği, çalıştığı işleme tesisi, toplama merkezi, tarımsal amaçlı örgütler ve üretici tarafından il veya ilçe müdürlüğüne dilekçeyle teslim edilecek.</p>
<p>Üreticinin işletmesindeki soğutma tankında soğutulup doğrudan işleme tesisine satılan ya da toplama merkezine getirilen çiğ sütün toplama işlemi, Bakanlık Süt Kayıt Sistemi'ne (BSKS) kaydedilmiş, "Mesleki Yeterlilik Belgeli Süt Toplama Elemanı" ya da "Mesleki Yeterlilik Belgeli Süt Depolama Sorumlusu" belgelerine sahip personelce yapılacak.</p>
<p>BSKS'ye veri giriş yetkisi bulunan tarımsal amaçlı örgüt ya da il-ilçe müdürlüğü, mesleki yeterlilik belgesiyle ilişkilendirilen soğutma tanklarını üreticiye bildirmekle yükümlü olacak.</p>
<p>Düzenlemeyle, tarımsal amaçlı örgütlerin veya süt işleme tesisinin noter kanalıyla yetkilendirdiği onay belgesine sahip süt toplama merkezlerindeki tank kapasitelerine ilişkin hususlar da belirlendi.</p>
<p>Tebliğ, 1 Ocak'tan geçerli olmak üzere yürürlüğe girdi.</p>
<p> </p>
</div>
</div> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/mesleki-yeterlilik-belgeli-calisanla-toplanan-sute-ilave-destek-89678</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/sut-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan tebliğe göre, mesleki yeterlilik belgesine sahip personel aracılığıyla toplanan ve onaylı işleme tesislerine satılan soğutulmuş çiğ süt için ilave destek ödemesi yapılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/cinden-sodyum-glukonat-ithalatina-damping-onlemi-89681</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 10:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çin&#039;den sodyum glukonat ithalatına damping önlemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanlığının hazırladığı İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, sodyum glukonat ithalatına yönelik başlatılan damping soruşturması tamamlandı.</p>
<p>Soruşturma sonucunda, Çin menşeli sodyum glukonat ithalatının dampingli olduğu ve yerli üretim dalında maddi zarara neden olduğu tespit edildi.</p>
<p>Söz konusu ürün için Weifang Jianbao Biotechnology Co. Ltd. firmasına CIF bedelinin yüzde 22,56'sı, Shandong Fuyang Bio-Tech. Co. Ltd. firmasına yüzde 24,43'ü ve diğerlerine yüzde 32,96'sı oranında dampinge karşı önlem uygulanmasına karar verildi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/cinden-sodyum-glukonat-ithalatina-damping-onlemi-89681</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/3/7/1280x720/resmi-gazete-1746862710.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Çin menşeli sodyum glukonat ithalatında damping önlemi uygulanacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hayvancilik-isletmeleri-5-kategoriye-ayrilacak-89674</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 09:57:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hayvancılık işletmeleri 5 sınıfa ayrılacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanlığının hazırladığı Hayvancılık İşletmelerinin Sınıflandırılmasına İlişkin Yönetmelik, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, Bakanlık veri tabanına kaydedilen sığır-manda veya koyun-keçi bulunduran hayvancılık işletmeleri, il veya ilçe müdürlüklerince yerinde incelenecek.</p>
<p>Bu işletmeler, fiziki altyapı ve biyogüvenlik bakımından düzenlemeyle belirlenen şartlara göre A, B, C, D veya E sınıflarından birine dahil edilecek.</p>
<p>D sınıfı için belirlenen asgari şartları sağlamayan işletmeler, E sınıfı kapsamına alınacak.</p>
<p>D sınıfı işletmelerde hayvancılık faaliyeti, aynı yerleşkede hayvancılık dışındaki amaçlarla kullanılan yapılardan ayrılmış, sınırları belirli ve bağımsız bölümde yürütülecek. Hayvan bakımında kullanılan ekipman düzenli dezenfekte edilecek. Hayvanların bulunduğu yere girecek kişilerin ayakkabılarının dezenfeksiyonunu sağlayacak ekipman bulunacak. İşletmelerde temizlenebilir nitelikte yemlik ve suluk ile hayvanların refahını sağlayacak asgari düzeyde havalandırma yapıları yer alacak.</p>
<p>C sınıfı işletmelerde, D sınıfı işletmeler için istenen şartlara ilave olarak işletme sınırları, hayvan girişini engelleyecek şekilde duvar, çit, tel örgü ve benzeri uygun bir malzeme ile çevrilecek. Ayrıca, hayvanların barındırıldığı yerin açık alanda olması halinde, hayvanların olumsuz hava koşullarından etkilenmesini engelleyecek gölgelik ve yağmurdan korunma alanları, otomatik suluk, aşı yolu veya kilit sistemi ile canlı hayvan kantarı bulunacak.</p>
<p><strong>Hastalıktan ari işletme sertifikası aranacak</strong></p>
<p>B sınıfı işletmelerde de C sınıfı işletmeler için istenen şartlara ek olarak Bakanlıkça belirlenen hastalıktan ari işletme sağlık sertifikası aranacak. İşletme içerisinde uygulanacak biyogüvenlik kurallarının yazılı olduğu levhalar yer alacak. İşletmeye giriş-çıkış yapan tüm araçlar ve ziyaretçiler kayıt altında tutulacak. Araçların işletme alanına girmemesi için gerekli önlemler alınacak. Zorunlu ziyaretçilerin işletmeye giriş-çıkışlarında ve işletme içinde bir bölümden başka bir bölüme geçişlerinde ayak dezenfeksiyonu yapmalarını sağlayacak düzenek ile özel giysi veya tek kullanımlık koruyucu giysi bulundurulacak.</p>
<p>Buradaki hayvanlar, farklı işletmelerdeki hayvanlarla temas etmeyecek. İşletmede, yeni hayvanların karantinada tutulacağı, izole, hastalıkların bulaşmasını önleyecek mesafe ve yapıda ayrı bir alan bulunacak. Piyasaya süt arz eden işletmelerde, seyyar veya sabit hatlı sağım sistemi ve süt soğutma tankı yer alacak. Ayrıca, hayvan hastalıklarının bulaşmasını önleyecek mesafe ve yapıda doğumhane bulunacak.</p>
<p>A sınıfı işletmelerde, B sınıfı işletmeler için istenen şartlara ilave olarak veteriner hekim çalıştırılacak. İşletmede tüm bölümler için biyogüvenlik prosedürleri uygulanacak. Giriş ve çıkışlarda, araçlar için dezenfeksiyon tüneli, ziyaretçiler için dezenfeksiyon kabini yer alacak. İşletmenin bulunduğu köy veya mahallede, ihbarı mecburi bir hayvan hastalığının tespit edilmesi durumunda uygulanacak ilave tedbirler ile acil durum planı belirlenecek.</p>
<p><strong>Gerekli görülen hallerde fiziki altyapı ve biyogüvenlik şartları denetlenecek</strong></p>
<p>Hayvancılık işletmeleri, il ve ilçe müdürlüklerince gerekli görülen hallerde fiziki altyapı ve biyogüvenlik şartları yönünden denetlenecek. Denetim sonucunda sınıfının değiştiğinin tespit edilmesi halinde işletme yeniden sınıflandırılacak.</p>
<p>Bakanlık veri tabanına kayıtlı ve faal olan işletmeler, bir yıl içinde sınıflandırılacak.</p>
<p>Daha önce kurulmuş ve Bakanlık veri tabanına kayıtlı olduğu halde faaliyetlerine ara vermiş ya da faaliyetlerini sonlandırmış hayvancılık işletmeleri, faaliyetlerine başladıklarında sınıflandırılacak.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hayvancilik-isletmeleri-5-kategoriye-ayrilacak-89674</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/1/8/1280x720/buyukbas-hayvancilik-besici-1780647569.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan yönetmeliğe göre, hayvancılık işletmeleri, fiziki altyapı ve biyogüvenlik şartlarına göre A, B, C, D ve E olmak üzere 5 kategoride sınıflandırılacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/plastikte-konan-kurallara-maruz-kalmayalim-standart-koyalim-89666</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 09:28:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Plastikte konan kurallara maruz kalmayalım, standart koyalım&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>İstanbul Ticaret Odası (İTO) ve Türk Plastik Sanayicileri Araştırma Geliştirme ve Eğitim Vakfı (PAGEV) iş birliğiyle gerçekleştirilen 10. PAGEV Uluslararası Plastik Ambalaj Kongresi, "Yeni Dönemde Rekabet: Finansmandan Dönüşüme, Üretimden Küresel Pazarlara" ana temasıyla sektör paydaşlarını bir araya getirdi. İstanbul Ticaret Odası Meclis Salonu’nda düzenlenen organizasyonda, plastik ambalaj sanayinin mevcut durumu, küresel pazarlardaki konumu ve yeşil- dijital ikiz dönüşümün getirdiği finansman ihtiyaçları kapsamlı bir şekilde masaya yatırıldı.</p>
<h2>Küresel pazar 1,2 trilyon dolara koşuyor </h2>
<p>Kongrenin açılışında konuşan İTO Başkanı Şekib Avdagiç, dünya plastik tüketiminin yaklaşık yüzde 40’ının ambalaj sektörüne gittiğine dikkat çekerek, küresel ambalaj pazarının 2030 yılına doğru 1,2 trilyon dolara yaklaşmasının beklendiğini vurguladı. Plastik sanayinin Türkiye ekonomisindeki stratejik yerine değinen Avdagiç, sektörün 10 milyon tonu aşan toplam üretimi, 53 milyar dolara yaklaşan cirosu ve 7 milyar doları geçen doğrudan ihracatıyla en güçlü sanayi kollarından birini oluşturduğunu hatırlattı.</p>
<p>Plastik ambalaj alt sektörünün 2025 yılını 4,02 milyon ton üretim ve 14,8 milyar dolar parasal hacimle kapattığını aktaran Avdagiç, ambalaj ihracatının ise 1,5 milyon ton ve 4,3 milyar dolar seviyesine ulaştığını dile getirdi. Bu rakamların Türkiye’yi küresel üretim zincirinin kritik bir halkası haline getirdiğini kaydeden Avdagiç, “Artık sadece büyümek yetmiyor, doğru yönde büyümek gerekiyor. Plastik ambalaj bir sorunun kaynağı değil, aksine doğru tasarlandığında gıda israfını önleyen ve çevre sorunlarının çözümüne katkı sunan stratejik bir araçtır” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>Sektörün geleceği ikiz dönüşümde </h2>
<p>Avrupa başta olmak üzere küresel pazarlarda atık yönetimi ve sürdürülebilirlik mevzuatlarının baştan yazıldığına işaret eden İTO Başkanı Avdagiç, Türkiye'nin AB Ambalaj ve Ambalaj Atıkları Tüzüğü gibi kurallara pasif şekilde maruz kalmak yerine, bu standartları aşan bir üretim vizyonu koyması gerektiğini belirtti. Sektörün geleceğini "ikiz dönüşüm" olarak tanımlanan dijitalleşme ve yeşil dönüşümün belirleyeceğini vurgulayan Avdagiç, "Yeşil dönüşüm, atığın aslında kaybolmuş bir hammadde olduğunu keşfetmektir. Türkiye, Avrupa pazarına yakınlığı ve esnek üretim kabiliyetiyle bu dönüşümü başardığı takdirde yarışta çok öne geçecektir. Ancak bunun bir finansman boyutu var. Özellikle KOBİ niteliğindeki üreticilerimiz için KOSGEB Kapasite Geliştirme Destek Programı ve Türk Eximbank imkânları genişletilmeli, kamu eliyle dönüşüm finansmanı güçlendirilmelidir" dedi.</p>
<h2>Eroğlu’ndan ‘zorlu konjonktür’ vurgusu </h2>
<p>PAGEV Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Eroğlu ise Türkiye plastik sanayinin KOBİ’lerle başlayan serüveninin bugün Almanya’nın ardından Avrupa’nın en büyük ikinci, dünyada ise altıncı üretim gücüne dönüştüğünü vurguladı. Sektörde 11 bini aşkın firmanın faaliyet gösterdiğine işaret eden Eroğlu, medikalden havacılığa, gıdadan ambalaja kadar Türkiye’nin global markaların bir numaralı tedarikçisi konumuna yükseldiğini belirtti. Sanayicinin zorlu bir konjonktürden geçtiğini dile getiren Eroğlu, yüksek hammadde maliyetleri, aylık yüzde 5’lere ulaşan vade farkları, işletme sermayesi yetersizlikleri ve küresel fırsatçılıkların üreticiyi zorladığını aktardı. Global pazarlarda yaşanan sıkıntıların yanı sıra sanayicinin yetişmiş eleman problemine de dikkat çeken Eroğlu, PAGEV olarak Gebze Plastik OSB ve bünyelerindeki iki meslek lisesi ile yapısal sorunlara somut çözümler ürettiklerini söyledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Belçika merkezli PAGEV, AB’ye girdi!</span></h2>
<p>Türk plastik sektörünün küresel kural koyucu süreçlerde edilgen kalmaması için tarihi bir adım attıklarını duyuran Yavuz Eroğlu, Belçika merkezli PAGEV International sivil toplum kuruluşunun resmi onay süreçlerinin tamamlandığı müjdesini verdi. Eroğlu, "Artık doğrudan AB merkezli bir sivil toplum kuruluşu olarak Brüksel’deki mevzuat hazırlıklarına doğrudan görüş vereceğiz; kurallara maruz kalan değil, süreci şekillendiren taraf olacağız" diye konuştu. Geçmişten bu yana hammaddeye erişim, anti-damping soruşturmaları ve sektörel yükler karşısında yürütülen çetin mücadelelere değinen Eroğlu, kamuoyunda geniş tartışma yaratan Tek Kullanımlık Plastikler Yönetmelik Taslağı ve ücretli poşet uygulamalarına ilişkin son durumu da değerlendirdi. Tek kullanımlık plastikler konusunda sanayiyi ve çevreyi bir arada koruyan dengeli bir geçiş takvimi üzerinde Bakanlık ve Sıfır Atık Vakfı ile ortak bir noktaya gelindiğini kaydeden Eroğlu, yeşil dönüşüm sürecinde finansmanın KGF benzeri paketlerle ve kamu bankaları iş birliğiyle desteklenmesi için çalışmaların sürdüğünü ifade etti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/plastikte-konan-kurallara-maruz-kalmayalim-standart-koyalim-89666</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/plastik.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 10. PAGEV Plastik Ambalaj Kongresi’nde konuşan İTO Başkanı Şekib Avdagiç, AB Ambalaj Tüzüğü ve yeni küresel standartlar karşısında Türkiye’nin pasif kalmaması gerektiğini vurguladı. Avdagiç, “Yeşil ve dijital dönüşüme öncülük ederek küresel tedarik zincirindeki rolümüzü güçlendirmeliyiz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/celtikte-ureticinin-talebi-60-lira-tmo-45-lira-alim-fiyati-acikladi-89664</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 09:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Çeltikte üreticinin talebi 60 lira, TMO 45 lira alım fiyatı açıkladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>VEYSEL AĞDAR</strong></p>
<p>Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), çeltik alım fiyatlarını açıkladı. Alımlara 15 Ekim’de başlayacak olan TMO, Baldo grubunun tonunu 45 bin, Cammeo grubunu 43 bin, Osmancık grubunu 38 bin, diğer çeltik çeşitlerini ise 32 bin liradan alacak. Ancak açıklanan fiyatlar üreticilerin beklentilerini karşılamadı. EKONOMİ’ye açıklamada bulunan Bafra Ziraat Odası Başkanı Osman Tosuner ile Terme Ziraat Odası Başkanı Ferda Ergün, artan üretim maliyetleri karşısında fiyatların yetersiz kaldığını belirterek üreticinin kâr edemeyeceğini söylediler.</p>
<p>Açıklanan fiyatların gelecek sezonun ekim kararlarını da etkileyebileceğini belirten iki oda başkanı, üreticinin zarar etmesi halinde çeltik üretiminden uzaklaşabileceği uyarısında bulunarak, mazot ve diğer girdi maliyetlerindeki artışın 2027 sezonu için endişe yarattığını, üreticilerin daha az emek gerektiren alternatiflere yönelebileceğini söylediler. Çeltik üretiminin sürdürülebilmesi için fiyatların yeniden değerlendirilmesini isteyen üretici temsilcileri, maliyetleri dikkate alan bir fiyat politikasının hem çiftçinin gelirini korumak hem de gelecek sezon üretimin devamlılığını sağlamak açısından önem taşıdığını kaydettiler.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acf20e79ba4d-1791959271.png" alt="" width="408" height="151" /></p>
<h2>Ton maliyet 46 bin 350 liraya ulaştı </h2>
<p>Bafra Ziraat Odası Başkanı Osman Tosuner, arazi kiraları dahil yaptıkları hesaplamalarda çeltiğin ton başına maliyetini 46 bin 350 lira olarak belirlediklerini söyledi. Üreticinin yalnızca maliyetini karşılamasının yeterli olmadığını vurgulayan Tosuner, bu tutarın üzerine en az yüzde 20 kâr eklenmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Tosuner, özellikle arazisini kiralayarak üretim yapan ve verimi düşük kalan çiftçilerin daha fazla zorlandığını kaydetti. Dekar başına 500-600 kilogram ürün alan üreticilerin kira, gübre, mazot ve diğer giderler karşısında kazanç elde etmekte güçlük çektiğini dile getiren Tosuner, “Bu fiyatlarla çiftçi para kazanmayı bırakın, evine, ocağına yağ, tuz, şeker götüremeyecek duruma gelir” dedi.</p>
<h2>Girdi maliyeti yüzde 50’den fazla arttı </h2>
<p>Terme Ziraat Odası Başkanı Ferda Ergün de açıklanan fiyatın maliyetlerdeki artışı karşılamadığını belirterek çeltik üreticisinin kilogram başına 60 TL fiyat beklediğini söyledi. Çeltiğin maliyetinin bölgelere göre 40-47 TL civarında olduğunu ifade eden Ergün, kalite ve randıman farklılıkları nedeniyle bazı çeşitlerde fiyatın 32 TL’ye kadar gerileyebildiğine dikkat çekti. Mazot fiyatının geçen yıl 48-60 TL seviyelerinde bulunduğunu, bu yıl ise 100 TL’ye ulaştığını kaydeden Ergün, gübre, ilaç, tohum ve işçilik giderlerindeki artışın da üreticiyi zorladığını söyledi.</p>
<p>Biçim ücretinin önceki yıllarda dekar başına 1.500-2.000 TL seviyesindeyken bu yıl 6 bin TL’nin üzerine çıktığını belirten Ergün, kurutma giderlerinin de maliyetleri artırdığını vurguladı. Ergün, “Girdi fiyatları geçen seneye göre yüzde 50’den fazla arttı. Mazotu, gübreyi, ilacı ve tohumu hesaba katmak gerekiyor. Bu şartlarda üretici kâr edemez. Fiyatın yeniden gözden geçirilmesini ve 60 TL’ye yükseltilmesini istiyoruz” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/celtikte-ureticinin-talebi-60-lira-tmo-45-lira-alim-fiyati-acikladi-89664</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/4/8/1280x720/celtik-tarim-1756307545.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TMO&#039;nun açıkladığı çeltik fiyatları hakkında değerlendirmelerde bulunan Bafra Ziraat Odası Başkanı Osman Tosuner ve Terme Ziraat Odası Başkanı Ferda Ergün, artan üretim maliyetleri karşısında fiyatların yetersiz kaldığını vurguladı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/x-89661</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 09:19:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Fon krizi&#039; lüks tüketimde ciroya yansımaya başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Fon krizinin tüketim üzerindeki etkisi lüks mağazalar ve yeme içme işletmelerinde de hissedilmeye başladı. Birleşmiş Markalar Derneği (BMD) Başkanı Sinan Öncel, üst segmentte faaliyet gösteren markaların satışlarında daralma bildirdiğini belirterek, krizin perakendeye yansımalarını değerlendirdi. Öncel, sektör temsilcilerine cirolarında fon krizinin etkisini görüp görmediklerini sorduğunu, hem lüks tüketim markalarından hem de lüks yeme içme işletmelerinden bu yönde yanıt aldığını söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/0/9/sinan-oncel-bmd-1761223242.jpg" width="700" /></p>
<p>Lüks segmentin bir süredir sıkıntı yaşadığını ifade eden Öncel, fonlardan elde edilen yüksek kazançların harcama davranışlarına da yansıdığını düşündüğünü dile getirdi. Bu tür kazançların daha kolay harcanabildiğine işaret eden Öncel, söz konusu harcamaların lüks tüketimi beslediği tahminini paylaştı. Krizin ilk etkilerinin de bu alanda görüldüğünü belirten Öncel, fon yatırımcıları arasında 1 milyon liranın altında birikimi bulunan kişilerin de yer aldığını hatırlattı.</p>
<h2>Domino etkisi yaratır mı? </h2>
<p>Ekonomide gelişmelerin birbirinden bağımsız değerlendirilemeyeceğini vurgulayan Öncel, beklenmedik gelişmelerin olumlu ya da olumsuz sonuçlar doğurabildiğini belirtti. Öncel, “Toparlanacağını tahmin ediyoruz ama fon krizi daha başka etki edecek mi, domino etkisi yaratacak mı, onu da bilmiyoruz” dedi. Perakendedeki hareketliliğin hava koşullarından da önemli ölçüde etkilendiğini anlatan Öncel, son 10 gündeki soğumanın kışlık ürünlere yönelişi hızlandırdığını kaydetti. Eylül ayında kışlık alışverişine geçişin her zaman kolay olmadığını ifade eden Öncel, bu kez havaların satışlara destek verdiğini söyledi. Beyoğlu’ndaki gözlemlerini de paylaşan Öncel, turist yoğunluğuna ve mağazalardaki canlılığa dikkat çekti. Palto, kaban ve kalın ürünlerin yazlık ürünlere göre daha yüksek fiyatlarla satılmasının ciroya katkı sağlayacağını belirten Öncel, yılbaşıyla birlikte toparlanma beklediğini dile getirdi.</p>
<h2>Ciro indirimle geldi, kârlılık eridi</h2>
<p>Satışlardaki hareketlenmeye karşın perakendecinin karlılık sorununun sürdüğünü belirten Öncel, “İndirim olmazsa satış yapamıyor ve bunun oranı da giderek artıyor” dedi. Ciroların indirimli satışlarla oluşturulduğunu, karlılığın ise sürekli eridiğini söyleyen Öncel, maliyetlerin aşağı çekilmesinin hem üretici hem de perakendeci açısından belirleyici olduğunu vurguladı. Öncel, üreticiden makul fiyatla ürün alınabilmesinin tüketiciye kabul edilebilir fiyat sunmanın koşulu olduğunu ifade etti. Öncel, ciro içinde indirimli satışların payının yüzde 60’lar gibi yüksek bir seviyeye geldiğini dile getirdi. Yabancı kredi kartlarıyla Türkiye’de yapılan harcamalarda küçük bir düzelme görüldüğünü aktaran Öncel, bu harcamaların toplam içindeki payının yüzde 2,7’den yüzde 3,3’e çıktığını söyledi. Öncel, 0,6 puanlık artışta hazır giyim ve ayakkabı fiyatlarının yatay seyretmesinin etkili olduğunu düşündüklerini belirtti. Yeme içmede ise fiyatların yüksek kaldığına işaret etti.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">"AVM’ler haksız faiz geliri elde ediyor"</span></h2>
<p>Sektörün kronik sorunları arasında AVM genel giderleri ve kira artış taleplerini sıralayan Öncel, genel giderlerde mevzuata rağmen şeffaflık sağlanamadığını savundu. Metrekare başına küçük hesaplama farklarının bile toplamda milyarlarca liraya ulaştığını belirten Öncel, bu giderlerin perakendecinin maliyetine doğrudan yansıdığını söyledi. Genel giderlerin ayın 5’ine kadar toplandığını, ödemelerin ise bir sonraki ayın 5’ine kadar yapılabildiğini anlatan Öncel, bu sürede oluşan faiz gelirinin hesabını sordu. Toplanan paranın bekletilmesinden doğabilecek yıllık faiz gelirini yaklaşık 1,3 milyar lira olarak hesapladığını ifade eden Öncel, bu tutarın genel gider raporlarında giderlerden düşüldüğünü görmediklerini savundu. Öncel, derneğin son anketinde de fahiş kira artış taleplerinin sektörün başlıca sorunları arasında öne çıktığını kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/x-89661</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/12/avm.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Birleşmiş Markalar Derneği Başkanı Sinan Öncel, fon krizinin üst segment markalar ve lüks yeme içme işletmelerinin cirolarında hissedildiğini söyledi. Öncel, satışların giderek indirimlere bağımlı hale geldiğini, karlılığın ise eridiğini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/borc-yuku-de-butce-deligi-de-buyuyor-89659</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 09:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borç yükü de bütçe deliği de büyüyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/0/evrim-kucuk-1791958353.png" width="232" height="110" /></p>
<p>Dünya ekonomisi, enerji şokları ve ticaret gerilimlerine rağmen büyümeyi sürdürse de kamu maliyesinde biriken sorunlar giderek daha belirgin hale geliyor. Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) Dünya Ekonomik Görünümü raporu, hükümetlerin artan harcamalar, yüksek borçlanma maliyetleri ve zayıflayan bütçe dengeleri arasında sıkıştığını ortaya koyuyor. Fon, özellikle büyük ekonomilerde kamu maliyesinin yeniden yapılandırılması ve yeni şoklara karşı mali alan oluşturulması için acil adımlar atılması gerektiği uyarısında bulunuyor.</p>
<p>IMF tahminlerine göre gelişmiş ekonomilerin net borçlanması bu yıl gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYH) yüzde 5,2’sine ulaşacak. Bu oran, dünyanın pandemi kısıtlamalarıyla mücadele ettiği 2021’den bu yana en yüksek seviye olacak. Çin ve ABD’de bütçe açıklarının da 2026’da GSYH’nin yüzde 8’ine ulaşması veya bu düzeyi aşması bekleniyor. Fonun hesaplamaları, bazı ülkelerin yalnızca merkezi yönetim bütçesini esas alan tahminlerinden daha geniş bir kamu kesimini kapsıyor.</p>
<h2>Bütçe açıkları yeniden genişliyor </h2>
<p>IMF’nin son tahminleri, nisan ayında yayımlanan rapora kıyasla kamu maliyesi görünümünde bozulmaya işaret ediyor. ABD’de genel hükümetin net borçlanmasının bu yıl GSYH’nin yüzde 8,5’ine ulaşması bekleniyor. Bu oran 2025’te yüzde 7,1, pandemi öncesinde ise yüzde 5,8 düzeyindeydi.</p>
<p>Bütçe dengelerindeki bozulma, kamu borcunun çevrilmesini de daha maliyetli hale getiriyor. Enerji fiyatlarının yükselmesi enflasyon baskılarını artırırken, merkez bankalarının faiz indirimlerini ertelemesi veya faiz artırımlarına yönelmesi devletlerin borçlanma maliyetlerini yukarı çekiyor. ABD, Euro Bölgesi ve Japonya’da faizlerin yeniden yükselmesi, yüksek borç stokuna sahip hükümetlerin bütçelerinde faiz ödemelerine ayrılan payı büyütme riski taşıyor.</p>
<h2>Tahvil faizlerinde yeni yükseliş riski </h2>
<p>Tahvil getirilerinin küresel finansal kriz öncesindeki seviyelere dönmesi olasılığı da gündemde. IMF, yüksek mali dengesizliklerle tahvil piyasalarındaki kaldıraçlı işlemlerin birleşmesinin, satışları ve faiz yükselişini birbirini besleyen bir döngüye dönüştürebileceği uyarısında bulunuyor. Artan savunma, enerji ve sosyal harcamalar da bütçelerdeki baskıyı artırıyor.</p>
<p>Fonun başekonomisti Silvana Tenreyro’nun değerlendirmesiyle, küresel ekonomi direnç gösterse de bu direncin sınırlarına yaklaşılıyor. Yapay zekâ yatırımlarının sağladığı destek ve beklenenden iyi ekonomik faaliyet, enerji şokunun etkilerini bir ölçüde dengeledi. Ancak IMF’ye göre bu görünüm, artan kamu borcu risklerini ortadan kaldırmıyor. Küresel kamu borcunun on yılın sonuna doğru GSYH’nin yüzde 100’üne yaklaşması bekleniyor.</p>
<h2><span style="color: #236fa1;">Dünya ekonomisi bu yıl %3,1 büyüyecek</span></h2>
<p>IMF, Ortadoğu’daki savaşın uzaması ve ticaret gerilimlerine rağmen 2026’nın ilk yarısında ekonomik faaliyetin beklentilerden daha güçlü seyrettiğini bildirdi. Fon, küresel ekonominin bu yıl yüzde 3,1, 2027’de ise yüzde 3,4 büyümesini bekliyor. Ancak ülkeler arasındaki görünüm farklılaşıyor. </p>
<p>● ABD ekonomisinin büyüme tahmini bu yıl için yüzde 2,3’te korunurken, 2027 beklentisi yüzde 2,2’den yüzde 2,3’e çıkarıldı. <br />● Euro Bölgesi’nin bu yılki büyüme tahmini yüzde 0,9’dan yüzde 1,1’e yükseltildi; gelecek yıl için yüzde 1,2’lik öngörü değişmedi. <br />● Almanya’nın büyüme tahmini 2026 için yüzde 0,7’den yüzde 1,3’e, 2027 için yüzde 1’den yüzde 1,1’e çıkarıldı. <br />● Fransa ekonomisinin bu yıl yüzde 0,4, gelecek yıl yüzde 0,7 büyümesi bekleniyor. <br />● Hindistan’ın büyüme tahmini bu yıl yüzde 6,4’ten yüzde 7’ye, 2027 için de yüzde 6,7’den yüzde 7’ye yükseltildi. <br />● Çin’in büyüme beklentisi ise bu yıl yüzde 4,5’e, gelecek yıl yüzde 4’e indirildi. <br />● Rusya için büyüme tahmini her iki yıl bakımından da yüzde 0,9 seviyesinde.</p>
<h2><span style="color: #236fa1;">Küresel enflasyon yeniden yükselecek</span></h2>
<p>IMF, küresel manşet enflasyonun enerji ve gıda fi yatlarındaki artışın etkisiyle 2026’da yüzde 4,7’ye çıkmasını, 2027’de ise yüzde 4,1’e gerilemesini bekliyor. Enerji maliyetlerindeki yükseliş, hem hanehalkı harcamalarını hem de şirketlerin üretim giderlerini etkileyerek fi yat baskılarını canlı tutuyor. Küresel ticaret hacmindeki büyümenin de 2026’da yavaşlaması, 2027’de ise istikrar kazanması öngörülüyor. </p>
<h2><span style="color: #236fa1;">Türkiye bu yıl %2.7 2027'de %3.6 büyüyecek</span></h2>
<p>IMF, Türkiye ekonomisinin 2026’da yüzde 2,7, 2027’de yüzde 3,6 büyümesini bekliyor. Fonun temmuz ayındaki tahminlerinde bu yıl için büyüme beklentisi yüzde 2,9 düzeyindeydi; gelecek yıla ilişkin öngörü ise yüzde 3,6’da korunmuştu. Böylece 2026 büyüme tahmini aşağı çekilirken 2027 beklentisinde değişikliğe gidilmedi. </p>
<p>Enflasyon tarafında da yüksek seviyelerin sürmesi bekleniyor. IMF, Türkiye’de yıl sonu enflasyonunun 2026’da yüzde 31,2, 2027’de yüzde 26,5 olacağını öngörüyor. Bu görünüm, büyüme performansının yanı sıra fiyat istikrarı ve finansman koşullarının da ekonomi gündemindeki ağırlığını koruyacağına işaret ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/borc-yuku-de-butce-deligi-de-buyuyor-89659</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/9/1280x720/546-1791958730.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ IMF, gelişmiş ekonomilerde net borçlanmanın pandemi döneminden bu yana en yüksek seviyeye çıkacağı uyarısında bulundu. Küresel kamu borcunun on yılın sonuna doğru dünya ekonomisinin büyüklüğüne yaklaşabileceğine ve ülkelerin dev bütçe açıklarıyla karşı karşıya kalacaklarını belirten IMF, acil önlem alınması gerektiğini bildirdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yilbasina-gore-tepede-duruyor-bir-ayda-ise-yuzde-85-geriledi-89656</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 08:56:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yılbaşına göre tepede duruyor, bir ayda ise yüzde 85 geriledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Elektrik Endeksi yılbaşından bu yana %8,3 gerilerken 10 hisse %41 ve üzeri düştü. Pozitif taraftaki 13 firmadan ikisi %115’in üzerinde getiriyle diğerlerin çok üzerinde duruyor. Ancak iki şirketten Birleşim Enerji taban serisiyle düşüyor, Ahlatcı Doğalgaz ise çıkışını koruyor.</strong></p>
<p>Borsada Elektrik Endeksi oldukça dalgalı bir seyir izliyor. Yılın ilk beş ayına yükseliş damgasını vurdu. Mayıstan itibaren yatayda dalgalı seyre dönen endeks, ağustosta düşen eğilimiyle öne çıktı. Bu süreçte sektördeki şirketlerin performansı zıt yönlere savruldu. Birleşim Enerji %139 ve Ahlatcı Doğalgaz %116 primle diğer hisselerin açık ara önünde duruyor. Yüzde 77 ile Margün Enerji, %62 ile İzdemir Enerji ve Tatlıpınar Enerji ise sektörün en fazla kaybettirenleri. Elektrik tüketiminin yıllıkta %3,4 büyüdüğü bir süreçte hisse fiyatları sadece enerji tüketim beklentisiyle şekillenmediği görülüyor.</p>
<h2>Kazancı zirvede duramadı</h2>
<p>Yılbaşından bu yana %139 yukarıda olan Birleşim Enerji listenin üstünde yer alsa da, eylülde test ettiği 156,90 TL’den bu yana sürekli taban serisiyle geriliyor. Son bir aydaki kaybı %85’i geçti. Yürütülen bir soruşturma kapsamında, Yönetim Kurulu Başkanının adli kontrol şartı ile serbest bırakıldığını açıklayan firma, altı ayıkta 4 milyon TL zarar yazdı. Ahlatcı Doğalgaz, geçtiğimiz nisandan itibaren düzenli şekilde yükseliyor. Yılbaşından bu yana %116 primle öne çıkan şirket, düzenli pay alımlarıyla tahtasını destekliyor. Bugüne kadar sermayesinin %3,28’ini geri aldı. Yılın ilk yarısında gelirinin %27 ve dönem sonu kârın %110 artması fiyattaki yükselişi besleyen bir diğer unsur.</p>
<h2>Düşüş dalgası kırılamıyor</h2>
<p>Margün Enerji mayısta ulaştığı 68,70 TL’nin ardından yönünü aşağı çevirirken bir daha toparlanamadı. Son bir aydır artan ivmeyle düşüşünü sürdürüyor. Yılbaşından bu yana %77 gerileyen şirket, elektrik sektörünün en çok kaybettireni konumunda. Kârını %100 artışla 1,14 milyar TL’ye taşımış görünse de kaynağı 2,06 milyar TL’ye çıkan birleşmeden kaynaklı değerleme artışı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acf1cd23be00-1791958226.png" alt="" width="999" height="549" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>SÜRAT Mİ, YAVAŞLIK MI?</strong></p>
<p>Sürat; ilk hareket avantajı, fırsat, sermaye devri, krizden kaçış, dinamizm. Analiz eksikliği, işlem maliyeti, stres, büyük resmi kaçırma, hata riski. Yavaşlık; bilinçli karar, rahatlık, bileşik getiri, düşük maliyet, makro uyum. Fırsat kaçırma, hantallık, erimesi, durağanlık, sermaye kilitlenmesi.</p>
<p><strong>OSB’deki otel ihalesi kesinleşti. Satın almak üzere yönetimle anlaşma imzalandı</strong></p>
<p>Z GMYO’nun imzaladığı ASO otel sözleşmesi şirkete ne sağlayacak? ● İlker Tepe</p>
<p>İlker; Ankara Sanayi Odası OSB’deki otel yapısının satış ihalesi kesinleşti. İhaleyi kazanan Z GMYO, 200 milyon TL’ye satın almak üzere OSB yönetimi ile sözleşmeyi imzaladı. Şirket bu adımla birlikte sanayi otelleri konseptinin ilk projesini hayata geçirecek. Tesiste uluslararası bir marka ile iş birliği yapılarak bölgenin kurumsal konaklama talebinin karşılanması hedefleniyor. Faaliyete geçişle birlikte Z GYO’nun portföyünde 1,5 milyar TL tutarında ilave değer artışı bekleniyor. Düzenli gelir beklenen girişimler, uzun vadeli büyüme amaçlanıyor.</p>
<p><strong>Hem kendisi hem de bağlı ortaklığı Milsoft’un savunma sanayisi siparişleri artıyor</strong></p>
<p>Forte’nin savunma sanayisi kanalından büyümesi mümkün mü? ● Murat Alkaya</p>
<p>Murat; Forte’nin hem kendisi hem de %100 iştiraki Milsoft üzerinden savunma sanayisindeki etkinliğini artırdığı görülüyor. Gerek Havelsan gerekse ünvanını paylaşmadığı başka kamu kuruluşlarından siparişler alıyor. Paylaşılan açıklamalar siparişlerin ağırlıklı olarak kamu kurumlarından geldiğini işaret ediyor. Savunma sektörüne ait son iki sözleşmesinin toplamı 1,45 milyon dolar düzeyinde. Yılbaşından bu yana gerçekleşen toplam yeni iş bağlantıları yaklaşık 2,55 milyar TL’yi buldu. Tutar yıllık gelirin %89’una ulaşırken, geliri büyütüyor.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>TOT özel sektör borçlanma araçlarıyla son bir yılda yüzde 45 getiri sağladı</strong></p>
<p>TEB Portföy’ün idare ettiği Özel Sektör Borçlanma Araçları Fonu (TOT), faiz getirisinin sağladığı getiriden yararlanıyor. Fonun büyüklüğü mayıstan bu yana benzer seviyelerde duruyor. Ekimin ikinci haftasında 113,6 milyon TL toplam değeri ile önceki aya göre bir miktar yükseldi. Hazirandan bu yana değişen miktarlarda para çıkışının yaşandığı fona, ekimde 1,44 milyon TL nakit girişi gözlendi. Yatırımcı sayısı yatay bir görüntü sergiliyor. Sayı şimdilerde 623 kişi düzeyinde. Stratejisi, varlıklarını ağırlıklı olarak özel sektör borçlanma araçlarında değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyünün %57,03’ü finansman bonosu ve %11,06’sı mevduattan oluşuyor. Volatiliteden kaçınıp istikrarlı kazanç arayan yatırımcıya hitap ediyor. Yıllık bazda %44,89 getiri sağlayan TOT, borsanın %13,34 çıkışını geçti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Akbank, piyasadan %38,96 bileşik faizle 173,8 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Akbank, 12.10.2026 tarihinde nitelikli yatırımcılara yönelik tahvil ihracı gerçekleştirdi. Toplam tutarı 173.751.000 TL olan tahvilin yıllık basit faizi %40, bileşik faizi ise %38,96 olarak belirlendi. 420 gün vadeli tahvilin vadeye isabet eden faizi %46,03 düzeyinde. Tahvilin vade başlangıç tarihi 12.10.2026, itfa tarihi 06.12.2027 olarak açıklandı. 12 Ekim tarihli Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı (TLREF) %36,89 seviyesinde bulunuyor. Akbank’ın verdiği %40 basit faiz oranı, TLREF’in 3,11 puan üzerinde yer alıyor. Belirlenen oran, piyasa koşullarında makul bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. İhraç, bankanın uzun vadeli likidite ihtiyacını karşılayacak. Tahvil, piyasada TRSAKBKA2716 ISIN kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acf1cac286a7-1791958188.png" alt="" width="956" height="247" /><strong>KARSU TEKSTİL</strong></p>
<p><strong>Sat-kirala-geri al yöntemiyle devrettiği yeri, taksitleri tamamlayıp geri aldı</strong></p>
<p>Karsu Tekstil, 2023 yılında nakit yaratmak amacıyla Ziraat Katılım Bankasına sat-kirala-geri al yöntemiyle devrettiği Mecidiyeköy’deki irtibat bürosunu yeniden mülkiyetine geçirdi. Borç geri ödemesinin tamamlanması nedeniyle 41 milyon TL defter değeriyle adına tescil edilen 354 metrekarelik taşınmaz, Karsu’nun aktiflerine geçti. Finansman modelinin sorunsuz tamamlayarak varlığı geri alması, şirketin yükümlülüklerini yerine getirdiğini gösteriyor. Karsu Tekstil, altı aylıkta gelirini %2 düşürüp 1,16 milyar TL’ye geriletti. Dönem sonunda 110 milyon TL zarar yazdı.</p>
<p><strong>AYES ÇELİK</strong></p>
<p><strong>Bahçelievler’de yeni genel merkez binasının inşası için müteahhit ile anlaştı</strong></p>
<p>Ayes Çelik, idari faaliyetleri tek çatı altında toplamak ve kurumsal yapısını güçlendirmek amacıyla İstanbul Bahçelievler’deki arsası üzerinde yeni bir genel merkez binası inşa ediyor. Toplam 2.410 metrekare kapalı alana sahip olacak anahtar teslim projenin yapımı için üçüncü taraf bir müteahhit firma ile KDV hariç 89,1 milyon TL üzerinden anlaşmaya varıldığı belirtildi. Özkaynaklarıyla finanse edeceğini belirttiği yatırımın 15 ay içerisinde tamamlanması planlanıyor. Binanın bitirilmesi, operasyonel süreçlerin merkezi olarak yönetilmesine esneklik kazandıracak.</p>
<p><strong>KALYON GÜNEŞ</strong></p>
<p><strong>ABD pazarına doğrudan giriş yapabilmek için Delaware eyaletinde şirket kurdu</strong></p>
<p>Kalyon Güneş Teknolojileri, global büyüme ve yurtdışı pazar payını artırma hedefi doğrultusunda ABD pazarına odaklandı. Şirket, doğrudan güneş paneli ve fotovoltaik bileşen satışı yapmak üzere Delaware eyaletinde 100 bin dolar sermayeli Kalyon Solar Technologies ünvanlı şirketi kurarak tescil işlemini tamamladı. Hisselerinin %51’ine Kalyon Güneş’in sahip olduğu yeni girişim, yerel üretim zorunlulukları veya ABD pazarındaki ticaret engelleri aşmayı kolaylaştıracak. Yurt dışında gerçekleştirilen genişleme firmanın ciro potansiyelini yükseltmesine imkan verecek.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Datagate hazirandan bu yana gerilerken, bir aydır taban oluşturmaya çalışıyor</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acf1c8f78a4c-1791958159.png" alt="" width="295" height="239" />Datagate Bilgisayar’da fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %6,14 ile toplamda 75,5 bin lot artarak 1,31 milyona çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı 13’ten 14’e yükseldi. ICZ 45 bin lot ile en fazla alımı yaparken, PPH 3,5 bin ile en çok satışı gerçekleştirdi. Hisse hakkında öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Şimdilerde Ak Portföy’ün ICZ fonunun yanı sıra iş Portföy’ün TTE fonunun ilgisi öne çıkıyor. Pardus Portföy’ün PPH fonunun satış sonrası elinde 10 bin lot kaldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yilbasina-gore-tepede-duruyor-bir-ayda-ise-yuzde-85-geriledi-89656</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yılbaşına göre tepede duruyor bir ayda ise yüzde 85 geriledi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/13-yargi-paketi-meclise-gelecek-89654</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 08:38:00 +03:00</pubDate>
            <title> 13. Yargı Paketi Meclise gelecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>Adalet Bakanlığı ile AK Parti’nin üzerinde çalıştığı 13.Yargı Paketi’nde sona gelindi. Süresiz nafaka, boşanmaların kısa sürede sonuçlanması, mal paylaşımı, sosyal medya gibi başlıkları içeren düzenleme önümüzdeki günlerde Meclis gündemine gelecek.</p>
<p>AK Parti kaynaklarından edinilen bilgilere göre; 25-30 maddeden oluşması beklenen ekim ayında Meclis gündemine gelmesi beklenen yargı paketinde son rötuşlar yapılıyor. Pek çok düzenlemenin yer alacağı pakette Anayasa Mahkemesi’nin çeşitli konularda iptal ettiği düzenlemelerinde yer alacağı kaydedildi.</p>
<p>Planlanan düzenlemeler şöyle: </p>
<p>■ Kira ve tahliye davaları Kira tespit davalarının 9 ayda, tahliye davalarının 1,5 yılda tamamlanması hedefleniyor. </p>
<p>■ Aile hukuku davalarının adli tatilde de görülebilmesine imkan getirilecek. </p>
<p>■ Yargılanmalar hızlandırılacak Makul sürede yargılanma hakkının daha etkin şekilde güvence altına alınması hedefleniyor. Bazı durumlarda zaman aşımı sürelerinin de kısaltılması tartışılıyor. </p>
<p>■ Sosyal medyaya e-Devlet üzerinden ve kimlikle giriş düzenlemesi getiriliyor. Kimlik doğrulama yöntemi ve anahtar modeline ilişkin düzenlemede; sosyal medyanın gerçek kimlikle kullanılmasını sağlayacak bir doğrulama sistemine geçilmesi öngörülüyor. Düzenlemeyle sosyal medya platformları üzerinden yasa dışı bahis, uyuşturucu ve fuhuş gibi suçların işlenmesinin önüne geçilmesi hedefleniyor.</p>
<p>■ Süresiz nafaka kaldırılacak mı? Nafakada yeni dönemin başlayacağı düzenlemede nafaka ödemeleri eşlerin evli kaldığı sürelere göre ayarlanacak. Buna göre; 10 yıla kadar evliliklerde 5 yıl, 10 yılın üstündekilerde yarısı kadar nafaka ödenecek. Evlilik süresi 6 ay veya 1 yıl olsa dahi kadına en az 5 yıl nafaka ödenmesi öngörülüyor. Daha uzun süren evliliklerde ise nafaka süresinin, evlilik tarihinden boşanma davasının açıldığı tarihe kadar geçen sürenin yarısı esas alınarak belirlenmesi planlanıyor. Boşanmalarda eşlerin gelir durumu göz önünde tutularak, eşin maddi durumu dikkate alınacak. Bu durumda hakime yetki verilecek. </p>
<p>■ Uzun süren boşanma davaları Uzun süren çekişmeli boşanma davalarının kısa sürmesi için de düzenleme yapıldı. Buna göre; mal paylaşımından kaynaklanan davalarda 10 yıl olan zaman aşımının 5 yıla indirilmesi öngörülüyor. Mal paylaşımı boşanmaları geciktirdiği gerekçesiyle önce ayrılık gerçekleşecek ve sonra eşler arasında mal paylaşımı yapılacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/13-yargi-paketi-meclise-gelecek-89654</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/5/2/1280x720/hukuk-yargi-1747118401.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Süresiz nafaka, boşanmaların kısa sürede sonuçlanması, mal paylaşımı, sosyal medya gibi başlıkları içeren 13.Yargı Paketi&#039;nin ekim ayı içinde Meclis gündemine gelmesi bekleniyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hazir-giyim-firtinaya-tutuldu-89653</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 08:31:00 +03:00</pubDate>
            <title> Hazır giyim fırtınaya tutuldu!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ</strong></p>
<p>Tekstil ve hazır giyim sektöründe artan maliyetler, gerileyen üretim ve finansman giderlerinin işletmeler üzerindeki baskısı, 19. İstanbul Hazır Giyim Konferansı’nın gündeminde öne çıktı. Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) Müşterek Başkanı Toygar Narbay, sektörün son üç yıldır ağır koşullarla karşı karşıya olduğunu belirterek, “Biz bunu son 3 yıldır hissediyoruz. Çok büyük bir fırtına içinde kaldık 3 yıldır” dedi. Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) tarafından bu yıl 19’uncusu düzenlenen İstanbul Hazır Giyim Konferansı, “Yeniden Tanımlanan Değer: Made in Türkiye” temasıyla gerçekleştirildi. TGSD Müşterek Başkanı Dr. Ümit Özüren’in açılış konuşmasıyla başlayan konferansta, TGSD Müşterek Başkanı Toygar Narbay ile TÜSİAD Baş Ekonomisti Gizem Öztok Altınsaç, sektörün mevcut durumunu ve çıkış yollarını ele aldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acf1503920fd-1791956227.png" alt="" width="683" height="613" /></p>
<h2>Ücret 11, enflasyon 9 kat arttı </h2>
<p>Konferansta konuşan TGSD Başkanı Narbay, faaliyet karının baskı altında olduğunu, finansman giderlerinin de işletmelerin kazançlarını erittiğini anlattı. Narbay, bu giderlerin faaliyet kârını tekstilde yüzde 130, hazır giyimde yüzde 86 oranında aşındırdığını söyledi. Narbay, değerlendirdiği dönemde ücretlerin 11,3 kat, enflasyonun 9 kat arttığını belirterek, “Bunun normalde refah yaratmasını bekleriz ama göremiyoruz. Finansman maliyetleri 3,7 kat, kur 6,5 kat arttı. Maliyet endeksi 115’ten 86’ya geldi. Biz de bunu yüzde 30 dolar bazlı bir maliyet artışıyla karşıladık. Bu da işletmelerin kârlılığını, sermayesini önemli ölçüde etkiledi” diye konuştu. Bir şirketin sermayesini koruyabilmesi için yüzde 13,5 EBITDA marjıyla çalışması gerektiğini belirten Narbay, rakiplerde bu oranın yüzde 3,6 olduğunu ifade etti. Narbay, bu fark nedeniyle Türkiye’deki işletmelerin rakiplerinin yaklaşık 10 puan gerisinde güne başladığını dile getirdi.</p>
<h2>Hacim korunmalı, değer artırılmalı </h2>
<p>Mal ihracatının Türkiye ekonomisinden daha yavaş büyüdüğünü anlatan Narbay, ihracat tutarındaki artışın her zaman üretim miktarındaki büyümeyi yansıtmadığına dikkat çekti. Sektörde 2022-2025 arasında satış fiyatlarının yüzde 13 arttığını, buna karşılık üretim miktarının yüzde 21 azaldığını belirten Narbay, karlılığın tekstilde yüzde eksi 0,6, hazır giyimde ise yüzde 2,3 seviyesinde kaldığını söyledi. İki sektör birlikte değerlendirildiğinde kârlılığın sıfıra yakın olduğuna işaret etti. Katma değer artışının üretim hacmindeki kayıpla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Narbay, “Değeri hacmi küçülterek artırdığınızda ölçek ekonomisinden koptuğunuz için sektör açısından olumlu bir sonuç ortaya çıkmıyor. Çıkışın başka bir yerde olduğunu düşünüyorum. Hem hacim korunmalı hem de değer artırılmalı ki kârlılık artsın ve işletmeler bunu dönüşüme harcayabilsin” dedi.</p>
<h2>Son çeyrek çok daha zorlu olacak </h2>
<p>Konferansta sektörün mevcut durumunu ve çıkış yollarını Narbay ile birlikte değerlendiren TÜSİAD Baş Ekonomisti Gizem Öztok Altınsaç, son yıllardaki değişimlerin Türkiye’nin Avrupa’ya yakınlık ve erişim avantajını aşındırmaya başladığını söyledi. Made in Europe yaklaşımının yanı sıra yaklaşmakta olan Hindistan ile serbest ticaret anlaşmasının da Türkiye açısından tehdit oluşturabileceğine dikkat çeken Altınsaç, uzun vadeli planlama ihtiyacını vurguladı. Türkiye’nin 2-3 yıllık planlar yerine kamu-özel sektör iş birliğini içeren 20-30 yıllık planlar yapması gerektiğini belirten Altınsaç, Çin ve Hindistan’ın bu yaklaşımla hareket ettiğini, kamunun da bu konuda rehberlik etmesi gerektiğini ifade etti. Tekstil ve hazır giyimde 350 bin kişinin üzerinde istihdam kaybı yaşandığını söyleyen Altınsaç, benzer gelişmelerin sanayinin pek çok alanında görüldüğünü aktardı.</p>
<h2>Kurda radikal değişiklik yok </h2>
<p>Beceri uyumsuzluğu sorununun yaşandığını belirten Altınsaç, önümüzdeki dönemde mavi yakalı istihdamın refah artışına katkısının değişebileceğini ve farklı bir yapıya evrilebileceğini dile getirdi. Sanayicilerin sıklıkla gündeme getirdiği kur beklentilerine de değinen Altınsaç, Merkez Bankası’nın kur politikasında radikal bir değişim beklemediğini söyledi. Önümüzdeki iki yılda seçim iklimi ve ücret düzeltmeleri nedeniyle işçilik maliyetleri açısından sanayiciyi rahatlatacak bir tablonun oluşmayacağını öngören Altınsaç, finansman maliyetlerinde ise rahatlama beklediğini belirtti. Merkez Bankası’nın kademeli faiz indirimlerine başlayacağını öngören Altınsaç, 2027’nin finansman maliyetleri açısından bu yıla göre daha rahat geçebileceğini ifade etti. Özellikle yılın son çeyreğinin zorlu geçebileceği uyarısında bulunan Altınsaç, şirketlere önümüzdeki 6-7 ay boyunca likit kalmaya özen göstermelerini tavsiye etti.</p>
<h2>Bilgiyi üretime taşıma hızı önemli </h2>
<p>Konferansın açılış konuşmasını yapan TGSD Müşterek Başkanı Dr. Ümit Özüren, Türkiye markasını güçlendirmek için iş dünyası, akademi, kamu ve sivil toplumun ortak strateji geliştirmesi gerektiğini söyledi. Türk şeflerin, bilim insanlarının, sporcuların ve sanatçıların uluslararası başarılarının yeni kapılar açtığını belirten Özüren, Türkiye’de üretilen giysilerin de tasarım ve kalitesiyle ülkenin itibarına katkı sağladığını vurguladı. Türkiye’nin ham maddeden nihai ürüne uzanan üretim yetkinliğine, Avrupa’ya yakınlığına ve esnek üretim kabiliyetine dikkat çeken Özüren, “Bilgiyi üretime taşıma hızımız, rekabet gücümüzü belirleyecek” dedi. Üniversitelerin araştırma gücüyle işletmelerin deneyiminin daha sık buluşturulmasını isteyen Özüren, tasarım, teknoloji ve markalaşmayla yaratılan değerden alınan payın büyütülmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Türk hazır giyimine inovasyon çağrısı</span></h2>
<p>McKinsey Hazır Giyim, Lüks Moda Sektörü Küresel Lideri Gemma D’Aura, Türkiye’nin küresel rekabette pamuk, ürün geliştirme ve hızlı üretim gücünü öne çıkarması gerektiğini söyledi. Markaların fi yatın yanı sıra hız, esneklik ve dayanıklı tedarik zincirleri aradığını belirten D’Aura, doğal elyafa yönelişin Türk üreticiler için fırsat yarattığını ifade etti. Özellikle spor giyimde pamuk ve yün kullanımının gelişeceğine dikkat çeken D’Aura, üç boyutlu tasarımın numune süreçlerini dört ila altı hafta kısaltabileceğini aktardı. Küçük partilerle üretim ve hızlı teslimatın markaların stok yükünü azaltacağını belirten D’Aura, inovasyona ve şeffaf maliyet hesaplamasına yatırım çağrısı yaptı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/hazir-giyim-firtinaya-tutuldu-89653</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/08/hazir-giyim.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TGSD Müşterek Başkanı Toygar Narbay, dolar bazında maliyetlerin %30 arttığını belirtirken &quot;3 yıldır çok büyük bir fırtına içinde kaldık&quot; ifadelerini kullandı. TÜSİAD Baş Ekonomisti Gizem Öztok Altınsaç, yılın son çeyreğinin daha zorlu geçebileceğini kaydederken, şirketlere 6-7 ay boyunca nakit akışını koruma çağrısı yaptı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozel-cumhurbaskani-erdogan-masasinin-ustundeki-listeyi-bir-an-once-aciklamali-89652</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 08:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> Özel: Cumhurbaşkanı Erdoğan, masasının üstündeki listeyi bir an önce açıklamalı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TBMM Grup toplantısında konuşan muhalefet liderlerinin gündeminde yatırım fonları ile ilgili gelişmeler vardı. Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, bu kez grup kürsüsünden yaptı çağrısını. "Eline belge gelen, bilgisi olan koyacaksınız ortaya. Kaya gibi arkanızdayız. Doğru mu, yanlış mı onlar söyleyecek. Eğer yanılgı olsun istemiyorlarsa o lanet listeyi kendileri açıklasınlar, görelim. Kendileri açıklasın haramzadeler" dedi. </p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan, “masasının üstündeki soyguncu listesini bir an önce açıklamalıdır” diyen Özgür Özel, “Vatandaşın devlete emanet ettiği yatırımlarına çöktüler. 455 bin yatırımcıyı mağdur ettiler. 2 milyon kişi mağdur. Ancak daha kötüsü borsa mağdurları var kimsenin sesini duymadığı. Bu işten etkilenen kişi sayısı 5 milyonu, etkilenen ailelerle birlikte 10-15 milyonu bulan neredeyse Türkiye’deki her beş aileden birini vurmuş olan bir durumla karşı karşıyayız” dedi. Fon listesinde kimler olduğunu da söyleyen Özel, “Fon şirketlerinin yönetiminde büyükelçi ararsan var, Cumhurbaşkanı başdanışmanı var, İstişare Kurulu üyesi var, Varlık Fonu yöneticisi var, eski milletvekili var. Aklınıza gelebilecek yönetimdeki herkes AK Partili” iddiasında bulundu.</p>
<p><strong>"Türk askerini Yemen’e göndermek İsrail ve Amerika’nın çıkarınadır" </strong></p>
<p>Özgür Özel, Türk askerinin Yemene gönderilmesine ilişkin tartışmalara da değinirken şöyle dedi: Türk askerini Yemen’e göndermek Trump’ın planıdır, İsrail ve Amerika’nın çıkarlarına hizmet etmektir. Kimse Meclis’e gelmemiş, somut bir anlaşmaya dönüşmemiş, anayasanın 90 ve 92’nci maddelerini, yani uluslararası anlaşmaların usulüne uygun müzakere ile yürürlüğe girmesini ve yurt dışına asker göndermedeki Meclis yetkisini ihlal edemez” dedi.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>DEM’den “İçeriden bilgi alınmadan bu vurgun yapılmaz" iddiası</strong></span></p>
<p>DEM Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğlulları, fon yatırımları ile ilgili “Bu vurgunun içeriden bilgi alınmadan gerçekleşmesi mümkün değil” iddiasında bulundu. </p>
<p>Hatimoğulları, 450 bini aşkın yurttaşı etkileyen fon vurguna ilişkin iktidara seslendi. Risklerin önceden bilinmesine rağmen önlem alınmadığını belirten Hatimoğulları, “Bu büyüklükte bir vurgunun içeriden bilgi alınmadan ve bazı faaliyetlere göz yumulmadan gerçekleşmesi mümkün değil” dedi. Krizin siyasi sorumluluğunun iktidara ait olduğunu söyleyen Hatimoğulları, fon şirketlerinin sahipleri ile iktidar yetkilileri arasındaki olası ilişkilerin araştırılmasını istedi.</p>
<p>Konuşmasında Türkiye'nin Mekke ittifakı kapsamında müttefiki olduğu Suudi Arabistan'ın, Yemen'in büyük çoğunluğunu kontrol eden Ensarullah hareketine (Husiler) yönelik saldırılara değinerek başlayan Hatimoğulları “Türkiye kendi içinde bir barış süreci yürütüyor ama başka bölgelerdeki çatışmalara asker gönderme tartışmaları sürüp gidiyor. Türkiye’nin üstlenmesi gereken rol oraya asker taşımak değil, tam tersine müzakere ve diyalog süreci için aracı olmalı” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ozel-cumhurbaskani-erdogan-masasinin-ustundeki-listeyi-bir-an-once-aciklamali-89652</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/7/5/1280x720/ozgur-ozel-1791351232.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Özel: Cumhurbaşkanı Erdoğan, masasının üstündeki listeyi bir an önce açıklamalı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kinetik-otorite-kamu-katilim-bankalarini-varlik-fonuna-eklemledi-89651</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 08:18:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kinetik otorite kamu katılım bankalarını Varlık Fonu’na eklemledi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ziraat Katılım Bankası ve Halk Katılım Bankası paylarının devrine ilişkin sözleşmeler imzalanmış; gerekli yasal ve düzenleyici süreçlerin ardından devirlerin yılsonuna kadar tamamlanması hedeflenmiştir. Tamamlanmış bir işlemin sonuçlarından çok, şekillenmekte olan finansal mimarinin imkânlarını ve risklerini değerlendirme ve meşruiyeti çerçeveleme meselesi gündeme gelmiştir.</p>
<p>Türkiye'de kamu sermayeli katılım finans kurumlarının Türkiye Varlık Fonu çatısı altında toplanmasına yönelik süreç, bu açıdan önemlidir. Gücün finansallaşması nedeniyle meşruiyet sorgusunu dile getirmek ihtiyacı doğdu.</p>
<p>Modern devletlerin gücü artık yalnızca silahlı kuvvetleriyle değil, sermayeyi seferber etme, stratejik sektörleri finanse etme ve kriz anlarında ekonomik kaynakları yönlendirme kapasitesiyle de ölçülmektedir.</p>
<p>Bu yazıda <strong>kinetik otorite</strong> kavramını, devletin mali ve kurumsal kaynaklarını stratejik amaçlarla harekete geçirme kapasitesinin siyasal otoriteyle kesiştiği alanı açıklamak için kullanıyorum. Kavram, yerleşik bir terimin aktarımından ziyade, finansal kapasite ile kamusal meşruiyet arasındaki ilişkiyi inceleyen analitik bir çerçevedir.</p>
<p>Merkezileşme, ortak strateji geliştirilmesi, ölçek ekonomilerinden yararlanılması, kaynak tahsisinin koordinasyonu ve uluslararası rekabet kapasitesinin artırılması bakımından avantaj sağlayabilir. Kamu bankalarının kriz anlarında hızlı finansman sunabilmesi ekonomik istikrarı destekleyebilir; ortak fonlama stratejileri kaynak maliyetlerini azaltabilir ve sukuk ihraçlarında piyasa görünürlüğünü artırabilir.</p>
<p>Bununla birlikte, likidite ve risk yönetiminin aynı merkezde yoğunlaşması, sorunların daha geniş bir finansal etki alanına yayılması ihtimalini de doğurabilir. Bunlar merkezileşmenin kaçınılmaz sonuçları değil, kurumsal tasarım ve denetim yoluyla sınanması gereken olasılıklardır. <strong>Asıl mesele, finansal kapasite merkezileşirken hesap verebilirliğin de aynı ölçüde güçlendirilip güçlendirilmediğidir.</strong></p>
<p>Max Weber'in meşru egemenlik yaklaşımı, yönetme yetkisinin yalnızca fiilî güçle değil, bu yetkinin meşru kabul edilmesini sağlayan normatif dayanaklarla da ilişkili olduğunu gösterir.</p>
<p>Hannah Arendt'in iktidar, otorite ve şiddet arasında yaptığı ayrım ise güç kullanma kapasitesinin otoriteyle özdeşleştirilemeyeceğini hatırlatır. Bu düşüncelerden hareketle finansal yönetişim bakımından şu sonuca ulaşılabilir: Devletin kaynakları hızla harekete geçirebilmesi, bunların hangi amaçlarla, hangi usullerle ve kimin adına kullanıldığının sorgulanması gereğini ortadan kaldırmaz. Kapasite, meşruiyetin yerine geçmez; meşruiyet, kapasitenin kullanım biçimiyle de ilgilidir.</p>
<p>Egemen varlık fonlarının farklı ülkelerdeki mülkiyet, yönetim kurulu, yatırım özerkliği, risk raporlaması ve kamuyu bilgilendirme uygulamalarının karşılaştırılması, finansal kapasite ile hesap verebilirlik arasındaki dengenin farklı kurumsal modellerle kurulabildiğini göstermektedir.</p>
<p>Bu örneklerden hareketle tek bir modelin üstünlüğünü varsaymak yerine, her modelin denetim araçlarını, hukuki güvencelerini ve hesap verebilirlik sınırlarını kendi bağlamında değerlendirmek gerekir. Türkiye açısından belirleyici soru, merkezileşmenin kendisinden çok, bu yapının hangi güvencelerle işletileceğidir.</p>
<p>Bu nedenle kamu sermayeli finans kuruluşları ile kamu varlıklarını yöneten fonlar için, mevcut yükümlülükleri tamamlayan <strong>kamusal finansal hesap verebilirlik standardı</strong> oluşturulması değerlendirilmelidir. Standart; sahiplik ve yönetim yapısının açıklanmasını, önemli stratejik kararların gerekçelendirilmesini, kamu kaynaklarıyla üstlenilen risklerin toplulaştırılmış raporlanmasını, ilişkili taraf işlemlerinin izlenebilirliğini ve bağımsız denetim bulgularının uygun ölçüde kamuya açıklanmasını kapsamalıdır.</p>
<p>TBMM'nin ilgili komisyonlarına düzenli raporlama ve bulguların takibi de değerlendirilmelidir. Ticari sırlar, kişisel veriler ve finansal istikrarın gerektirdiği gizlilik ise gerekçeli, ölçülü ve denetlenebilir istisnalarla korunmalıdır.</p>
<p>Böyle bir düzenlemeden önce mevcut mevzuat, denetim yetkileri ve raporlama yükümlülükleri haritalanmalı; mükerrerlik yaratmadan gerçek boşluklar belirlenmelidir. Düzenlemenin kapsamı, sorumlu kurumları, denetim usulleri ve ihlal hâlindeki hukuki sonuçları açıkça tanımlanmalıdır.</p>
<p>Amaç her finansal kararı siyasallaştırmak değil, kamusal nitelik taşıyan gücün kullanımını ölçülebilir standartlara bağlamaktır.</p>
<p>Siyaset bilimi açısından mesele stratejik kapasite ile meşruiyetin ilişkisidir; bürokrasi açısından koordinasyon ve denetimin birlikte tasarlanmasıdır; hukuk açısından yetki, sorumluluk ve açıklık arasındaki bağdır; felsefe açısından ise gücün hangi koşullarda meşru sayılabileceğidir.</p>
<p><strong>Kinetik otoritenin başarısı, devletin kaynakları ne kadar hızlı harekete geçirebildiğiyle değil, bu kapasiteyi hukuka uygunluk, şeffaflık, hesap verebilirlik ve etkili denetim çerçevesinde ne kadar sürdürülebilir kılabildiğiyle ölçülmelidir.</strong></p>
<p>Çünkü finansal güç devlete hareket kabiliyeti kazandırabilir; ancak bu gücün kalıcı kamusal meşruiyeti, büyüklüğünden değil, hukukla sınırlandırılmış ve hesap verebilir biçimde kullanılmasından doğar.</p>
<p>Gücün büyüklüğünü kapasite belirler.</p>
<p>Gücün değerini hukuk biçer.</p>
<p>Gücün meşruiyetini hesap verebilirlik tanımlar.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kinetik-otorite-kamu-katilim-bankalarini-varlik-fonuna-eklemledi-89651</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kinetik otorite kamu katılım bankalarını Varlık Fonu’na eklemledi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kefalet-taahhudu-bulunan-kira-sozlesmelerinin-damga-vergisi-89650</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 08:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kefalet taahhüdü bulunan kira sözleşmelerinin damga vergisi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong><em>Kira sözleşmelerinde müteselsil kefalet bulunması durumunda damga vergisinin hangi tutar üzerinden hesaplanacağı konusunda Gelir İdaresi ile geçmişteki bazı yargı kararları arasında görüş ayrılığı yaşanıyor. Danıştayın 2025 tarihli kararı ise kefalet taahhüdü için daha yüksek vergi oranının uygulanması gerektiği yönündeki idari görüşle paralellik gösteriyor.</em></strong></p>
<p><strong><em>Düzenleme özeti</em></strong></p>
<p><em>Bir kâğıtta birden fazla akit ve işlem bulunması durumunda yapılacak damga vergisi uygulaması, Damga Vergisi Kanunu’nun 6. maddesinde yer alıyor.</em></p>
<p><em>Bu maddede yer alan düzenlemeye göre;</em></p>
<p><em>- Bir kâğıtta birbirinden tamamen ayrı birden fazla akit ve işlem varsa, bunların her birinden ayrı ayrı vergi alınıyor.</em></p>
<p><em>- Bir kâğıtta toplanan akit ve işlemler birbirine bağlı ve bir asıldan doğma oldukları takdirde vergi, en yüksek vergi alınmasını gerektiren akit veya işlem üzerinden alınıyor.</em></p>
<p><em>- Bir sözleşmedeki akit ve işlemlere asıl işlemin akitlerinden başka bir şahsın eklenen akit ve işlemi de ayrıca vergiye tabi, ancak bir kâğıt üzerinde birden fazla adi kefalet ve garanti taahhüdü bulunması hâlinde, ayrı ayrı olmak üzere bunlardan yalnızca birinden damga vergisi alınıyor.</em></p>
<p><em>- Bir sözleşmenin müeyyidesi mahiyetinde olan taahhütlerden, başlı başına bir sözleşmeye konu olmadıkça damga vergisi alınmıyor.</em></p>
<p><strong><em>Kira sözleşmesinde adi kefalet varsa damga vergisi hesabı</em></strong></p>
<p><em>Yukarıda özetlediğim düzenleme, adi kefalet işlemini, kiralama işleminden bağımsız akit ve işlem olarak görüyor. Uygulamada bildiğim kadarıyla, öteden beri bu şekilde düşünülerek yapılıyor.</em></p>
<p><em>Bu düzenleme gereği, bir kira sözleşmesinde ayrıca bir adi kefalet varsa, her ikisi için ayrı ayrı vergi hesaplanması ve toplam verginin ödenmesi gerekiyor. </em></p>
<p><em>Bu konuda yaşanmış bir görüş ayrılığı veya ihtilaf görmedim.</em></p>
<p><strong><em>Kira sözleşmesinde müteselsil kefalet varsa damga vergisi hesabı</em></strong></p>
<p><em>Bir sözleşmede yer alan müteselsil kefalete ilişkin hükmün, kiralama işlemine bağlı, bir asıldan doğma olduğu kabul ediliyor. Bu konuda bir duraksama yok. Ancak müteselsil kefalet içeren sözleşmenin damga vergisi hesabında farklı görüşler var.</em></p>
<p><strong><em>Gelir İdaresi’nin görüşü</em></strong></p>
<p><em>Gelir İdaresi, müteselsil kefalet içeren kira sözleşmesinin damga vergisinin, kira bedeline binde 1,89 oranının uygulanması sonucu bulunan tutar ile müteselsil kefalet içeren taahhüt için binde 9,48 oranıyla hesaplanan tutarın karşılaştırılması ve daha yüksek vergi alınmasını gerektiren taahhüt üzerinden vergi ödenmesi gerektiği görüşünde. Uygulamayı da bu şekilde yapıyor.</em></p>
<p><em>İdarenin bu görüşünü, 2016 yılında yayımlanan, Damga Vergisi Kanunu’nun 6. maddesinde yapılan değişiklikleri içeren 60 seri no.lu Tebliğde de açıkça görmek mümkün. </em></p>
<p><strong><em>Yargı kararları</em></strong></p>
<p><em>Yargı kararları, tespit edebildiğim kadarıyla farklı. </em></p>
<p><em>Danıştay Yedinci Dairesi’ne ait 2010 tarihli bir kararda, sözleşmede yer alan, kira ile aynı asıldan doğma olan cezai şart tutarı üzerinden, o tarihte yürürlükte bulunan oranlara göre, binde 7,5 oranında hesaplanan verginin binde 1,5’ini geçen kısmının iptaline karar veren Vergi Mahkemesi kararı onanmış. (07.01.2010 tarih ve E:2007/6003 K:2010/3 sayılı karar.) Yani Yedinci Daire, sözleşmede yer alan müteselsil kefalete ilişkin bedel üzerinden de kira sözleşmesine ilişkin oranın uygulanması gerektiği sonucuna varmış.</em></p>
<p><em>Kararda geçen cezai şart ifadesi yerine müteselsil kefalet ifadesini koyabiliriz. Her ikisi de kiralama işlemine bağlı ve bir asıldan doğma işlemler. Damga vergisi uygulaması açısından durum aynı.</em></p>
<p><em>Kararın oy çokluğuyla alındığını, iki üyenin karara katılmadığını ayrıca not düşmek isterim. Karara katılmayan üyelerin muhalefet şerhinde, kanunda yer alan “en yüksek vergi” ibaresinden, en yüksek vergi miktarına ulaşılabilmesi için gerekli matrah ve vergi oranının esas alınması gerektiği, bunun ise kira sözleşmesindeki en yüksek miktar olan cezai şart tutarına en yüksek oranın uygulanması suretiyle bulunacak vergi miktarı olduğu belirtiliyor. Dolaysıyla, sözleşmede yer alan yüksek tutarlı cezai şart matrahına binde 7,5 vergi oranı uygulanmak suretiyle yapılan tarhiyatta hukuka aykırılık bulunmadığı açıklanıyor.</em></p>
<p><em>Oldukça yeni tarihli, 2025 yılına ait bir Danıştay kararı, özetlediğim kararla aynı yönde değil. Bu karar Gelir İdaresi görüşü ile paralel. Kararda, kira sözleşmesine müteselsilen sorumlu kefillerin dahil edilmesinin söz konusu sözleşmenin hukuki niteliğini kefalet senedi olarak değiştirmeyeceği ve kefillerin imzasının sözleşmeden çıkarılması halinde de sözleşmenin hükümlerinin devam ettireceği gerekçeleriyle, <u>kiralayan adına</u> kefalet tutarı üzerinden binde 9,48 oranıyla hesaplanarak tarh olunan damga vergisinde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle, davayı kabul eden ve vergiyi kaldıran Vergi Mahkemesi kararını istinaf aşamasında hukuka uygun bularak istinaf istemini reddeden Bölge İdare Mahkemesi kararı yerinde bulunmuş. Ancak aynı sözleşmeyi <u>kiracı sıfatıyla imzalayanlar adına</u>, aynı sebeple tarh edilen vergiye karşı açılan davada, davacının borçlarını yapılandırmaları nedeniyle davadan feragat ettikleri dikkate alınarak, borcun yapılandırma üzerine ödenip ödenmediği, borcun sona erip ermediği hususları araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle, Bölge İdare Mahkemesi kararı bozulmuş. (Danıştay Dokuzuncu Dairesinin 02.10.2025 tarih ve E:2024/2886 K:2025/3963 sayılı kararı.)</em></p>
<p><em>Somut olayda Bölge İdare Mahkemesi kararı bozulmuş ama Danıştay kararında açıkça, müteselsil kefalet bedeli üzerinden binde 9,48 oranıyla hesaplanan verginin kira bedeli üzerinden binde 1,89 oranıyla karşılaştırılması ve yüksek olan tutarın ödenmesi gerektiği açıkça belirlenmiş. </em></p>
<p><em>Danıştay kararının gerekçesinde, bir kağıtta toplanan akit ve işlemler birbirine bağlı bir asıldan doğma oldukları takdirde damga vergisinin, en yüksek vergi alınmasını gerektiren akit veya işlem üzerinden alınacağının açıkça düzenlendiği, bu durumda sözkonusu kira sözleşmelerinin, üçüncü kişilerin kefalet şerhini de içermesi nedeniyle, en yüksek vergi oranını içeren kefalet sözleşmesine göre vergi alınması gerektiği, kefalet sözleşmesinin tarafı olan davacı adına kira vergisi oranında ödenen damga vergisi düşülmek suretiyle, kefalet akdine ilişkin damga vergisi oranı uygulanmak suretiyle eksik alındığı anlaşılan damga vergisinin ikmalen tarh edilmesi yerindedir deniyor.</em></p>
<p><em> </em></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kefalet-taahhudu-bulunan-kira-sozlesmelerinin-damga-vergisi-89650</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kefalet taahhüdü bulunan kira sözleşmelerinin damga vergisi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-artik-bir-teknoloji-yatirimi-degil-is-yapis-biciminin-bir-parcasi-89649</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 08:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ artık bir teknoloji yatırımı değil, iş yapış biçiminin bir parçası</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>OKAN KÖYLÜ - </strong><strong>CFN Teknoloji Kurucusu</strong></p>
<p>Teknoloji dünyasında yaşanan hızlı dönüşüm, şirketlerin dijitalleşmeye bakışını da yeniden şekillendiriyor. Yazılım çözümlerinden veri yönetimine, otomasyondan yapay zeka destekli sistemlere kadar pek çok alanda kurumların ihtiyaçları değişirken, teknoloji artık yalnızca operasyonları destekleyen bir araç değil, doğrudan iş modellerini dönüştüren stratejik bir güç haline geliyor. Bugün yapay zekâyı yalnızca geleceğin teknolojisi olarak konuştuğumuz dönemi geride bıraktık. Artık kurumların günlük operasyonlarında, karar mekanizmalarında, müşteri deneyiminde ve çalışan verimliliğinde doğrudan karşılığı olan bir teknolojiden söz ediyoruz. Asıl mesele yapay zekâyı kullanmak değil; onu doğru süreçte, doğru veriyle ve gerçek bir ihtiyaca cevap verecek şekilde konumlandırmak. Kurumların önümüzdeki dönemdeki rekabet gücünü; yapay zekayı ne kadar kullandıkları değil, iş süreçlerine ne kadar doğru entegre ettikleri belirleyecek.</p>
<p><strong>Kurumlara özel yapay zekâ dönemi</strong></p>
<p>Yazılım geliştirme alanındaki deneyimimizi, yapay zekâ teknolojileriyle birleştiriyoruz. CFN Teknoloji olarak, kurumların ihtiyaçlarına özel dijital çözümler geliştirirken, yapay zekâyı da çalışmalarımızın önemli bir parçası olarak görüyoruz. Kurumların mevcut sistemlerini tamamen değiştirmek yerine, öncelikle iş süreçlerini anlamaya ve yapay zekânın nerelerde fayda sağlayabileceğini belirlemeye odaklanıyoruz. Her kurumun verisi, işleyişi ve ihtiyaçları birbirinden farklı… Bu nedenle, herkese aynı yapay zekâ çözümünü sunmanın doğru olmadığını düşünüyoruz. Önce kurumu ve süreçlerini tanıyoruz. Nerede zaman kaybediliyor, hangi işler tekrar tekrar yapılıyor, hangi veriler karar alma süreçlerinde yeterince değerlendirilemiyor, çalışanların iş yükü nerelerde artıyor? Bütün bunları analiz ediyoruz. Ardından teknoloji ve yapay zekâyı devreye alarak bu sorunlara çözüm üretmeye çalışıyoruz.</p>
<p><strong>“İnsan ile teknolojinin birlikte çalıştığı modeller öne çıkacak”</strong></p>
<p>Yapay zekâyı çalışanların yerini alacak bir teknoloji olarak değil, insanların işlerini daha iyi yapmalarını sağlayan bir çalışma arkadaşı olarak görüyoruz. Önümüzdeki dönemde, kurumlarda insan ve yapay zekânın birlikte çalıştığı modellerin daha fazla öne çıkacağını düşünüyoruz. Bence yapay zekânın en önemli faydalarından birisi, insanların sürekli tekrarladığı işlerden kurtulup; analiz, yaratıcılık ve karar verme gibi daha fazla değer üreten alanlara zaman ayırabilmesidir. Biz geleceği, insanın olmadığı sistemlerde değil, insanın teknolojiyle birlikte çalışarak daha güçlü sonuçlar elde ettiği bir dünyada görüyoruz.</p>
<p><strong>Türkiye için önemli bir fırsat</strong></p>
<p>Türkiye’nin, yazılım alanında yetişmiş insan kaynağı ve güçlü bir teknoloji ekosistemi var. Bu nedenle, yapay zekâ dönüşümünde, önemli bir potansiyele sahip olduğumuzu düşünüyorum. Burada önemli olan, yerli teknoloji şirketlerinin sadece mevcut teknolojileri kullanması değil, kendi yazılımlarını ve çözümlerini de geliştirebilmesidir. Yapay zekâ çok hızlı gelişiyor ve bence bu dönüşüm henüz başlangıç aşamasında. Ülkemiz için burada önemli bir fırsat var. Kendi yazılımını ve teknolojisini geliştiren, kurumların gerçek ihtiyaçlarına çözüm üretebilen şirketlerin, hem Türkiye’de, hem de dünya pazarlarında önemli bir yere sahip olacağına inanıyorum. CFN Teknoloji olarak bizler, bu dönüşümü sadece takip etmekle yetinmiyoruz. Teknoloji üretmenin, yalnızca bugünün ihtiyaçlarını karşılamak anlamına gelmediğini düşünüyoruz. Önümüzdeki birkaç yıl içinde, kurumların nasıl çalışacağını, hangi teknolojilere ihtiyaç duyacağını ve ne tür sorunlarla karşılaşabileceğini bugünden öngörmek gerekiyor. Biz de, yazılım geliştirme deneyimimizi yapay zekâyla birleştirerek, kurumların geleceğin iş modellerine şimdiden hazırlanmasını sağlayacak çözümler geliştirmeye devam edeceğiz.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-artik-bir-teknoloji-yatirimi-degil-is-yapis-biciminin-bir-parcasi-89649</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ artık bir teknoloji yatırımı değil, iş yapış biçiminin bir parçası ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tasfiye-edilen-fonlarda-vergi-tevkifati-nasil-olacak-89647</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 08:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tasfiye edilen fonlarda vergi tevkifatı nasıl olacak?  </title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bilindiği üzere, Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) 17/09/2026 tarih ve 57/1706 ile 57/1707 sayılı kararları uyarınca 7 portföy yönetim şirketinin bünyesinde bulunan toplam 121 fonun tasfiyesine karar verilmiştir.</p>
<p>Söz konusu fonların tasfiyesi; fon portföyünde bulunan hisse senedi ve/veya diğer finansal varlıkların satılarak nakde çevrilmesi ve elde edilen nakdin yatırım fonu katılma belgesi sahiplerine orantılı şekilde dağıtılması suretiyle gerçekleşecektir.</p>
<p>Yatırım fonu ve benzeri finansal varlıklarda oluşan değer artış kazançları ancak yatırım fonu katılma belgelerinin satılması ve benzeri şekillerde elden çıkarılması halinde vergilendirilir. Dolayısıyla, fon satılmadığı ve başka şekillerde elden çıkarılmadığı müddetçe yatırım fonu değer artışı kazançlarına ilişkin vergi ödenmez.</p>
<p>193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’na göre yatırım fonu katılma paylarından elde edilen kazançlar, kanunun geçici 67’nci maddesi kapsamında, ödemeyi yapan banka veya aracı kurum tarafından tevkifata tabi tutulur.</p>
<p>Cumhurbaşkanı’nca vergi oranlarına ilişkin olarak yapılan düzenleme uyarınca, değişken, karma, eurobond, dış borçlanma, yabancı, serbest fonlar ile unvanında “döviz” ifadesi geçen yatırım fonları %17,5 oranında gelir vergisine tabidir (09.07.2025 tarihinden itibaren alınan yatırım fonları için).</p>
<p>Yatırım fonlarının tasfiyesi halinde söz konusu vergilendirmenin nasıl olacağına ilişkin olarak gelir vergisi mevzuatına herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Gelir Vergisi Kanunu’nun 67’nci maddesine göre katılma paylarının ilgili fona iadesinden elde edilen gelirler vergiye tabi olup, fonun tasfiyesi katılma payının fona iadesini gerektirmektedir. Ne var ki, söz konusu iade yatırımcının veya portföy yönetim şirketinin serbest iradesiyle değil, kamu otoritesinin tek taraflı kararıyla gerçekleşmektedir. Bu nedenle, fonun zorunlu tasfiyesi nedeniyle fonun elden çıkarılmasının kanunda zikredilen “fona iade” kavramını tam olarak ifade edip etmediği noktasında belirsizlik bulunmaktadır. </p>
<p>SPK kararıyla tasfiye edilen fonların önemli bir bölümü değişken fon veya serbest fon olarak gelir vergisine (%17,5 oranında) tabi bulunan fonlardır. Dolayısıyla, söz konusu fonların tasfiye edilmesi sonucunda yatırımcının hesabına geçen paranın fonun alış maliyetinin üstünde olması halinde ciddi bir vergi yükünün doğması anlamına gelmektedir. </p>
<p>Yatırım fonları uzun vadeli bir yatırım aracı olduğu için vergi planlaması açısından oldukça elverişli olan yatırım araçlarıdır. Bu bağlamda, değer artışına rağmen yatırım fonunun elden çıkarılmaması vergi idaresine ödenecek olan verginin aslında fonun bünyesinde kalarak tekrar yatırıma dönüşmesine imkân sağlamaktadır.</p>
<p>Fonların tasfiyesi dolayısıyla yatırım fonu katılma belgelerinin zorunlu olarak elden çıkarılması söz konusu vergi planlamasını ortadan kaldırdığı ve öngörülebilirlik ilkesine aykırılık oluşturduğu için yatırımcı açısından ciddi bir mağduriyetin oluşmasına sebebiyet verecektir. </p>
<p>Her ne kadar yatırım fonları riskli yatırım araçları arasında yer aldığı için yatırımcının basiretli davranma beklenir ise de devletin düzenleyici ve denetleyici otoritelerinin söz konusu görevlerini yeterince yerine getirmemesinin maliyetinin yatırımcıya yüklenmesi hakkaniyetli değildir. Zira yatırımcı söz konusu finansal varlıklara yatırım yaparken varlıkların parametlerine ilişkin risklere maruz olduğunun farkında olup, yatırımcının devletin düzenleyici ve denetleyici görevini tam anlamıyla yerine getirmeyeceğini hesaba katması beklenemez.</p>
<p>Yatırım fonlarının zorunlu tasfiyesi dolayısıyla ortaya çıkacak başka bir sorun zarar mahsubuna ilişkin bulunmaktadır. Gelir Vergisi Kanunu’na göre, aynı türden (sınıf) menkul kıymet veya diğer sermaye piyasası aracı alım satımından doğan zararlar aynı takvim yılı içinde tevkifat matrahından (aynı sınıftaki menkul kıymetlere ilişkin kazançlardan) mahsup edilir. Bu bağlamda, yatırım fonları değişken getirili kıymetler olarak bir sınıf, bono, tahvil vb. sabit getirili menkul kıymetler ise ayrı bir sınıf oluşturmaktadır. Dolayısıyla, yatırım fonunun tasfiyesinin bir yatırımcı açısından zararla sonuçlanması halinde söz konusu zararın başka bir sınıftaki menkul kıymetlerden elde edilen kârdan mahsup edilmesi mümkün değildir.</p>
<p>Aynı şekilde, yatırım fonunun tasfiyesinin içinde bulunulan takvim yılını aşması halinde söz konusu fona ilişkin zararın aynı menkul kıymet sınıfında bulunan yatırım fonundaki kârdan mahsup edilmesi yasal olarak mümkün değildir.</p>
<p>Son olarak, vergi mevzuatına göre, aynı menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası aracından değişik tarihlerde alımlar yapıldıktan sonra bunların bir kısmının elden çıkarılması halinde, ilk giren ilk çıkar yöntemi kullanılmak suretiyle, tevkifat matrahının tespitinde dikkate alınacak alış bedeli belirlenir. Bu bağlamda, tasfiye dolayısıyla fon sahiplerine ilişkin ödemelerin tek seferde değil, kısım kısım yapılması halinde her kısmi ödemede maliyetin nasıl eşleştirileceği konusunda belirsizlik oluşacaktır.</p>
<p>Öte yandan, Kanunun 67’nci maddesi gereğince Cumhurbaşkanı bu maddede yer alan oranları her bir sermaye piyasası aracı, ihraç edenler, ihraç veya iktisap tarihi, hesap türü, hesap açılış tarihi, kazanç ve irat türü ile bunların vadesi, elde tutulma süresi ve bunları elde edenler itibarıyla, yatırım fonlarının katılma paylarının fona iade edilmesinden veya diğer şekillerde elden çıkarılmasından elde edilen kazançlar için fonun portföy yapısına göre, ayrı ayrı sıfıra kadar indirmeye veya %40’a kadar artırmaya yetkilidir.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Yatırım fonlarının zorunlu tasfiyesi nedeniyle yatırımcının vergi yüküyle karşı karşıya bırakılması vergi planlaması pratiğine ve öngörülebilirlik ilkesine aykırılık teşkil ettiğinden ciddi mağduriyetlerin ve hukuki ihtilafların ortaya çıkmasına sebebiyet verir.</p>
<p>Söz konusu mağduriyet ve ihtilafların önüne geçilmesi açısından, yatırım fonlarının tasfiye şekline ilişkin olarak TBMM’de görüşülmekte olan kanun teklifine fonların tasfiyesinden kaynaklanan vergi ile düzenlemelerin de dahil edilmesi fayda bulunmaktadır.  Öte yandan, Cumhurbaşkanının Gelir Vergisi Kanunu’nun fonların elden çıkarılması şekline bağlı olarak vergi tevkifatı oranlarına ilişkin verdiği yetkiyi tasfiye edilen fonların sahipleri lehine kullanması da mümkün bulunmaktadır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tasfiye-edilen-fonlarda-vergi-tevkifati-nasil-olacak-89647</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tasfiye edilen fonlarda vergi tevkifatı nasıl olacak?   ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dijitallesen-devlet-degisen-sorumluluklar-89646</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 08:11:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dijitalleşen devlet, değişen sorumluluklar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>E-tebligat dönemi, Türkiye'nin dijital kamu yönetimi yolculuğunda önemli bir aşamayı temsil ediyor. Daha hızlı iletişim, daha düşük işlem maliyetleri ve daha düzenli belge yönetimi, bu sistemin sunduğu başlıca avantajlar arasında yer alıyor. Ancak elektronik ortamda gerçekleştirilen işlemlerin hukuki sonuçları, kullanıcıların daha dikkatli ve bilinçli davranmasını zorunlu kılıyor.</strong></p>
<p>Dijitalleşmenin hayatın her alanına yayıldığı günümüzde kamu hizmetlerinin sunuluş biçimi de köklü bir değişimden geçiyor. Eskiden posta yoluyla gönderilen, günlerce ulaşması beklenen ve bazen muhatabına teslim edilemeyen resmî belgeler artık elektronik ortamda iletilebiliyor. E-tebligat sistemi, kamu kurumları ile vatandaşlar ve işletmeler arasındaki iletişimi hızlandırırken zaman, maliyet ve iş gücü açısından önemli avantajlar sağlıyor. Ancak bu dönüşümün beraberinde getirdiği sorumlulukları da göz ardı etmemek gerekiyor. Çünkü elektronik ortamda gönderilen bir tebligat, yalnızca dijital bir mesaj değil, aynı zamanda hukuki sonuçlar doğuran resmî bir bildirimdir.</p>
<p><strong>E-tebligat artık bir tercih değil, birçok kişi ve işletme için günlük hayatın önemli bir parçası.</strong> Vergi daireleri, mahkemeler, icra müdürlükleri ve diğer kamu kurumları tarafından kullanılan elektronik bildirim sistemleri, işlemlerin daha hızlı yürütülmesine katkı sağlıyor. Özellikle vergi mükellefleri, şirketler, mali müşavirler ve ticari işletmeler açısından bu sistem, iş süreçlerinin ayrılmaz bir parçası hâline gelmiş durumda.</p>
<p><strong>Zaman ve maliyet tasarrufu</strong></p>
<p>Geleneksel tebligat yöntemlerinde evrakın hazırlanması, postaya verilmesi, dağıtılması ve teslim edilmesi belirli bir süre gerektiriyordu. Adres değişikliği, muhatabın bulunamaması veya teslimat sorunları da süreci uzatabiliyordu. Elektronik tebligat ise bu aşamaların önemli bir bölümünü ortadan kaldırıyor. Belgelerin elektronik ortamda iletilmesi, hem kamu kurumlarının operasyonel yükünü azaltıyor hem de kâğıt, baskı, posta ve arşivleme maliyetlerini düşürüyor.</p>
<p>Ekonomik açıdan bakıldığında bu değişimin kamu maliyesine katkısı da önemlidir. Kamu kaynaklarının daha verimli kullanılması, gereksiz bürokratik işlemlerin azaltılması ve kurumlar arasındaki koordinasyonun güçlendirilmesi, dijital devlet anlayışının temel hedefleri arasında yer alıyor. İşletmeler açısından ise zaman kaybının azalması, işlemlerin daha hızlı takip edilmesi ve belgelerin elektronik ortamda saklanabilmesi önemli kolaylıklar sunuyor.</p>
<p>Ancak asıl mesele, yalnızca tebligatın hızlı ulaşması değildir. Önemli olan, bildirimin muhatabı tarafından zamanında görülmesi ve gereğinin yerine getirilmesidir.</p>
<p><strong>Görülmeyen tebligatın ağır sonuçları olabilir</strong></p>
<p>E-tebligat sisteminin en dikkat edilmesi gereken yönü, hukuki sürelerle ilgilidir. Elektronik tebligatın hukuken yapılmış sayıldığı tarih ile kişinin bildirimi fiilen açıp okuduğu tarih aynı olmayabilir. Bu ayrım, vatandaşlar ve işletmeler açısından büyük önem taşıyor.</p>
<p>Türkiye'de 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 7/a maddesi kapsamındaki elektronik tebligatlarda, tebligat elektronik adrese ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır. Muhatabın bildirimi daha önce açıp açmaması, kural olarak bu kanuni tarihi değiştirmez. Bununla birlikte, her elektronik bildirim aynı mevzuata ve aynı usule tabi değildir. Bu nedenle bildirimin hangi kurumdan geldiği ve hangi hukuki düzenlemeye dayandığı dikkatle incelenmelidir.</p>
<p>Örneğin bir vergi bildiriminin, ödeme emrinin veya dava evrakının gözden kaçırılması; itiraz, ödeme ya da başvuru sürelerinin kaçırılmasına yol açabilir. Böyle bir durumda kişi veya işletme, kendisini savunmak ya da hakkını aramak için sahip olduğu imkânları zamanında kullanamayabilir. Dolayısıyla e-tebligat hesabını kontrol etmemek, basit bir dikkatsizlik olmaktan çıkarak ciddi mali ve hukuki sonuçlar doğurabilir.</p>
<p>Benim değerlendirmeme göre dijitalleşmenin getirdiği kolaylıkların yanında, dijital sorumluluk bilincinin de aynı ölçüde geliştirilmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Küçük işletmeler ve vatandaşlar ne yapmalı?</strong></p>
<p>E-tebligatın etkin kullanımı yalnızca büyük şirketleri ilgilendiren bir konu değildir. Küçük işletmeler, esnaf, serbest meslek sahipleri ve bireysel mükellefler de elektronik bildirimleri düzenli biçimde takip etmelidir. Özellikle sınırlı personelle çalışan küçük işletmelerde resmî bildirimlerin gözden kaçması, telafisi güç sorunlar yaratabilir.</p>
<p>Bu nedenle öncelikle elektronik tebligat adreslerinin doğru ve güncel tutulması gerekiyor. Bildirimlerin düzenli aralıklarla kontrol edilmesi, mümkün olan durumlarda uyarı ve hatırlatma mekanizmalarının kullanılması, işletmelerde sorumlu bir kişinin belirlenmesi faydalı olacaktır. Mali müşavirlerle iş birliği yapılması da vergiyle ilgili bildirimlerin zamanında değerlendirilmesine katkı sağlayabilir. Ancak sorumluluğun yalnızca mali müşavire bırakılması doğru değildir; mükellefin de kendi yükümlülüklerini takip etmesi gerekir.</p>
<p>Vatandaşların ise e-Devlet, UETS ve ilgili kurumların resmî kanalları arasındaki farkları öğrenmesi önem taşıyor. Her elektronik bildirim aynı platformdan gelmeyebilir. Bu nedenle kişisel bilgilerin korunması, sahte bağlantılara karşı dikkatli olunması ve bildirimlerin yalnızca resmî kanallar üzerinden kontrol edilmesi gerekiyor.</p>
<p><strong>Dijitalleşmede güvenlik ve erişilebilirlik</strong></p>
<p>E-tebligat sistemlerinin başarısı, yalnızca teknik altyapının güçlü olmasına bağlı değildir. Siber güvenlik, kişisel verilerin korunması, sistemlerin kesintisiz çalışması ve kullanıcıların dijital hizmetlere erişebilmesi de en az hız kadar önemlidir.</p>
<p>Özellikle ileri yaştaki vatandaşların ve dijital okuryazarlığı sınırlı kişilerin bu sistemlere uyum sağlaması için bilgilendirme çalışmalarının artırılması gerekir. Kamu kurumları, vatandaşlara yalnızca elektronik bildirim göndermekle yetinmemeli; bu bildirimlerin nasıl kontrol edileceğini ve hangi durumlarda hukuki destek alınması gerektiğini de açık biçimde anlatmalıdır. Ayrıca teknik aksaklıklar, erişim sorunları ve yanlış yönlendirmeler karşısında etkili destek mekanizmaları oluşturulmalıdır. Dijitalleşme, vatandaşın haklarını kullanmasını kolaylaştırmalı; bilgi eksikliği nedeniyle hak kaybına uğramasına neden olmamalıdır.</p>
<p><strong>Sonuç: Dijital kolaylık, bilinçli kullanım gerektiriyor</strong></p>
<p>E-tebligat dönemi, Türkiye'nin dijital kamu yönetimi yolculuğunda önemli bir aşamayı temsil ediyor. Daha hızlı iletişim, daha düşük işlem maliyetleri ve daha düzenli belge yönetimi, bu sistemin sunduğu başlıca avantajlar arasında yer alıyor. Ancak elektronik ortamda gerçekleştirilen işlemlerin hukuki sonuçları, kullanıcıların daha dikkatli ve bilinçli davranmasını zorunlu kılıyor.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde kamu hizmetlerinin daha fazla dijitalleşmesi kaçınılmaz görünüyor. Bu süreçte vatandaşların ve işletmelerin dijital okuryazarlığını geliştirmek, güvenli erişimi yaygınlaştırmak ve hukuki haklar konusunda farkındalık oluşturmak büyük önem taşıyor.</p>
<p>Unutulmamalıdır ki teknoloji, işleri kolaylaştıran güçlü bir araçtır; fakat bu aracın sağladığı imkânlardan yararlanabilmek için doğru bilgiye ve düzenli takibe ihtiyaç vardır. E-tebligat kutusunu kontrol etmek birkaç dakikalık bir işlem olabilir. Ancak bu birkaç dakika, bazen ciddi bir mali yükümlülüğün zamanında yerine getirilmesini, bir itiraz hakkının korunmasını veya uzun sürecek bir hukuki sorunun önlenmesini sağlayabilir.</p>
<p>Dijital devletin başarısı, yalnızca kurumların teknolojik kapasitesiyle değil, vatandaşların bu dönüşüme ne kadar hazır olduğu ve haklarını ne ölçüde koruyabildiğiyle ölçülmelidir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/dijitallesen-devlet-degisen-sorumluluklar-89646</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dijitalleşen devlet, değişen sorumluluklar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/musterideki-alacakla-vergi-borcu-odenebilir-mi-89645</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 08:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> Müşterideki alacakla vergi borcu ödenebilir mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Müşterilerinden tahsilat yapamadığı için vergi borcunu ödeyemeyen işletmeler, üçüncü kişilerdeki alacaklarının haczedilmesini talep ederek bu tutarların kamu borçlarına aktarılmasını sağlayabiliyor. Ancak başvuru tek başına borcu düşürmüyor; vergi borcu, tahsilat gerçekleşene kadar gecikme zammıyla büyümeye devam ediyor.<em> </em></strong></p>
<p>İşletmelerin vergi borçlarını zamanında ödeyememesinin nedenlerinden biri, yaptıkları satışların bedelini tahsil edememeleridir. Mal teslim edilmiş veya hizmet tamamlanmış, fatura düzenlenmiş ve ödeme vadesi gelmiş olmasına rağmen para müşteride kalır. İşletme, alacağının tahsilini beklerken vergi borcunun vadesi geçer ve bu borca gecikme zammı eklenmeye başlar. Bilançoda alacak bulunması, ödeme günü geldiğinde ihtiyaç duyulan nakdin de hazır olduğu anlamına gelmez.</p>
<p>Böyle bir durumda işletmenin değerlendirebileceği yollardan biri, müşterisinden olan alacağını vergi dairesine bildirerek bu alacağa haciz uygulanmasını talep etmektir. Vergi dairesinin müşteriden tahsil edeceği tutar, işletmenin kamu borcunun ödenmesinde kullanılır. Uzun süredir mevzuatta bulunan bu yöntem, tahsilat sorunu yaşayan ve ödenmemiş vergi borcu bulunan işletmelerin ödeme planlarında dikkate alınabilir.</p>
<p><strong>Uygulamanın dayanağı ve şartları</strong></p>
<p>Yöntemin hukuki dayanağını, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 62 ve 79. maddeleri oluşturur. Kanunun 62. maddesi, kamu borçlusunun malları yanında alacak ve haklarının da borcu karşılayacak miktarda haczedilebilmesine imkân verirken, 79. maddesi üçüncü kişilerde bulunan alacakların haczine ilişkin usulü düzenler.</p>
<p>Bu yazıda ele aldığımız uygulamada, işletmenin kesinleşmiş, vadesi geçmiş ve ödenmemiş bir kamu borcu bulunmalıdır. İşletme, müşterisinden olan alacağını bu borcun tahsilinde kullanılmak üzere bildirir. Vergi borcu bulunmayan bir işletmenin, yalnızca müşterisinden para alamadığı için vergi dairesinden özel alacağının tahsilini istemesi bu yöntemin konusu değildir. Çünkü vergi dairesi, işletmenin ticari alacağını takip etmek için değil, kendi kamu alacağını tahsil etmek için işlem yapar.</p>
<p>İşletmenin müşterisinden olan alacağı da malvarlığının bir parçası olduğundan, kamu borcunun tahsili amacıyla bu alacağa yönelinmesi mümkündür. İşletme, alacağın kaynağını, tutarını ve vadesini gösteren belgelerle bağlı olduğu vergi dairesine başvurabilir. Tahsil dairesi, kamu borcunun takip durumunu ve bildirilen alacağı değerlendirerek haciz işlemlerini yürütür. Başvurunun yapılmış olması, talebin otomatik olarak yerine getirileceği veya vergi borcunun ödenmiş sayılacağı anlamına gelmez.</p>
<p><strong>Müşterinin ödeme yapacağı yer değişir</strong></p>
<p>Vergi dairesi tarafından düzenlenen haciz bildirisi müşteriye tebliğ edildiğinde, haczedilen alacak için ödemenin işletmeye değil, ilgili tahsil dairesine yapılması gerekir. Müşterinin vergi dairesine yaptığı ödeme, aynı tutarda işletmeye olan borcunun karşılanmasını sağlar; tahsil edilen para da işletmenin kamu borcuna işlenir.</p>
<p>Burada devlet, işletmenin alacağını satın almadığı gibi tahsil edilemeyen faturanın bedelini de üstlenmez. İşlem, işletmenin malvarlığında bulunan bir alacağın haczedilerek tahsil edilmesinden ibarettir. Bu nedenle uygulamayı, ticari alacağın vergi borcundan doğrudan düşülmesi şeklinde anlamamak gerekir. Vergi borcunu azaltan, alacağın bildirilmesi veya haczedilmesi değil, müşteriden fiilen yapılan tahsilattır.</p>
<p><strong>Başvuru ile tahsilat arasındaki süre de hesaba katılmalı</strong></p>
<p>Bir işletmenin başvuru tarihinde vergi dairesine toplam 1 milyon lira borcu ve müşterisinden vadesi geçmiş 600 bin lira alacağı bulunduğunu düşünelim. Vergi dairesi bu alacağa haciz uygular ve müşteri 600 bin lirayı tahsil dairesine öderse, yapılan ödeme işletmenin kamu borcuna işlenir.</p>
<p>Ancak başvuru ile ödeme arasında geçen sürede gecikme zammı işlemeye devam edeceğinden, kalan borç her durumda 400 bin lira olmayacaktır. Örneğin tahsilat yapılıncaya kadar toplam kamu borcunun 1 milyon 40 bin liraya yükseldiğini varsayarsak, 600 bin liralık ödeme sonrasında 440 bin lira borç kalır. Bu örnekteki 40 bin lira, belirli bir oran veya süre üzerinden hesaplanmış olmayıp gecikmenin borç tutarına etkisini göstermek için kullanılmıştır.</p>
<p>Müşterinin yalnızca 200 bin lira ödeme yapması hâlinde kamu borcu da bu ödeme kadar azalır. Hiç ödeme yapılmazsa, bildirilen alacak vergi borcundan kendiliğinden düşülmez ve işletmenin borcu devam eder.</p>
<p>Alacağın vergi dairesine bildirilmesi, haciz bildirisinin müşteriye gönderilmesi ve alacağa haciz konulması, tek başına kamu borcunun takibini veya gecikme zammını durdurmaz. Gecikme zammına tabi borçta, tahsil tarihine kadar gecikme zammı işlemeyi sürdürür. Kısmi tahsilat yapılırsa ödenmeyen kısım için takip ve gecikme zammı uygulaması devam eder. İşletmenin ödeme planını, başvuru tarihini değil, beklenen tahsilat tarihini dikkate alarak hazırlaması gerekir.</p>
<p><strong>Alacağın belgeleri ve müşterinin itirazı</strong></p>
<p>Başvuruda müşterinin unvanı, vergi kimlik numarası ve adresiyle birlikte alacağın hangi işlemden doğduğu, tutarı ve ödeme vadesi açıkça belirtilmelidir. Faturanın sözleşme, teslim veya hizmet belgeleri, cari hesap ekstresi ve varsa mutabakat yazısıyla desteklenmesi, alacağın değerlendirilmesini kolaylaştırır.</p>
<p>Başvuru öncesinde kayıtların kontrol edilmesi de gerekir. Faturanın düzenlenmiş olması, müşterinin aynı tutarda borcu bulunduğunu kabul ettiği anlamına gelmeyebilir. İade, eksik teslim, ayıplı mal, daha önce yapılmış ödeme veya karşılıklı alacak iddiaları nedeniyle tarafların kayıtları farklı olabilir.</p>
<p>Haciz bildirisi alan müşteri, borcu bulunmadığı veya borcun haciz bildirisinin tebliğinden önce ödendiği gibi itirazlarını, tebliğden itibaren yedi gün içinde tahsil dairesine yazılı olarak bildirmelidir. Süresinde itiraz edilmemesi, bildirilen borcun müşterinin zimmetinde sayılmasına ve hakkında kamu borçlusu olarak takip yapılmasına yol açabilir.</p>
<p>Müşterinin süresinde itiraz etmesi hâlinde ise alacaklı kamu idaresi, bir yıl içinde genel mahkemelerde dava açarak itirazın aksini ispat edebilir ve borçlu olunan tutarın ödenmesine hükmedilmesini isteyebilir. Alacağın ihtilaflı olması, tahsilatın dava sürecine bağlı hâle gelmesine neden olabilir.</p>
<p>Bu yöntem, müşterinin ödeme gücünün bulunmadığı bir durumda tahsilatı garanti etmez. Buna karşılık, belgeleri tamamlanmış ve tahsil kabiliyeti bulunan alacakların kamu borcunun ödenmesine yönlendirilmesi, işletmenin ayrıca finansman bulma ihtiyacını azaltabilir. Kesinleşmiş ve ödenmemiş vergi borcu bulunan işletmeler, ödeme planlarını hazırlarken müşterilerde bekleyen bu tür alacaklarını da değerlendirmeli; başvurunun borcu kapatmadığını ve tahsilata kadar gecikme zammının sürdüğünü hesaba katmalıdır.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/musterideki-alacakla-vergi-borcu-odenebilir-mi-89645</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Müşterideki alacakla vergi borcu ödenebilir mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretim-donusurken-hangi-isler-turkiyede-kaliyor-89644</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 08:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Üretim dönüşürken hangi işler Türkiye’de kalıyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p style="text-align: center;"><em><strong>TÜRKİYE ÜRETİYOR, PEKİ NEYİ BİRİKTİRİYOR? (2)</strong></em></p>
<p><strong>AYŞEGÜL ÇELİK - Ankara Sanayi Odası Genel Sekreter Danışmanı</strong></p>
<p>Türkiye otomotiv sanayii 2025’te 41,5 milyar dolarlık ihracatla Türkiye’nin ihracat lideri oldu. Bu rakam, ülkede oluşmuş güçlü üretim ölçeğini ve geniş tedarik zincirini gösteriyor.</p>
<p>Fakat otomotivde rekabetin koşulları değişiyor. Elektrikli araçlarla birlikte mesele artık yalnız motor, gövde veya geleneksel otomotiv parçalarının ne kadar verimli üretildiği değil. Batarya, güç elektroniği, yazılım, veri ve yeni mühendislik yetkinlikleri giderek daha fazla önem kazanıyor.</p>
<p>Dolayısıyla otomotiv açısından soru artık yalnız “Türkiye’de kaç araç üretilecek?” değil. Yeni otomobilin yazılımını kim geliştirecek? Batarya ve güç elektroniğinde hangi firmalar yetkinlik kazanacak? Ürünün mimarisi ve model kararları nerede verilecek? Geleneksel parçaları üreten tedarikçiler bu dönüşümün neresinde yer alacak?</p>
<p>Üretim Türkiye’de kalırken üretimin en hızlı değer kazanan işlevleri başka ülkelerde gelişiyorsa, yüksek üretim hacmi ile teknolojik derinleşme aynı yönde ilerlemeyebilir.</p>
<p>İlk yazıda tartıştığım “ne üretiyoruz, neyi kontrol ediyoruz?” ayrımının istihdam açısından karşılığı da burada ortaya çıkıyor. Üretim sisteminin değişmesi yalnız firmaların ürettiği ürünü değil, insanların yaptığı işi de değiştirmeli.</p>
<p><strong>Her sektör aynı yoldan dönüşmüyor</strong></p>
<p>Makine sektörü başka bir tablo sunuyor. Türkiye özel makine, mekanik üretim ve mühendislikte önemli bir kabiliyete sahip, ancak kontrol sistemleri, elektronik, yazılım ve ileri bileşenler daha fazla önem kazandıkça rekabet yalnız daha iyi tezgâh üretmekten ibaret değil.</p>
<p>Makineyi üretmek kadar makineyi yöneten teknolojiyi de geliştirebilmek gerekiyor. Bu değişim çalışanların yaptığı işi de dönüştürüyor. Mekanik üretim becerilerinin yanına yazılım, otomasyon, elektronik, veri analitiği ve sistem entegrasyonu ekleniyor. Dolayısıyla aynı fabrika üretmeye devam ederken içeride yapılan işin niteliği önemli ölçüde değişebiliyor.</p>
<p>Savunma sanayii ise bu dönüşümün başka bir yüzünü gösteriyor.</p>
<p>İlk yazıda Türkiye’nin özellikle savunma-havacılıkta tasarım, yazılım, sistem entegrasyonu ve test gibi alanlarda önemli bir kapasite oluşturduğunu görmüştük. Ancak ana yüklenicilerin ve büyük teknoloji firmalarının altında, üretimin farklı kademelerinde çalışan geniş bir KOBİ tabanı bulunuyor.</p>
<p>Buradaki kritik soru, siparişin yetkinliğe dönüşüp dönüşmediği. Bir KOBİ ana yükleniciden daha fazla iş aldığında yalnız daha fazla parça mı üretiyor, yoksa zaman içinde tasarım, test, mühendislik veya kendi alt sistemini geliştirme kapasitesi de kazanıyor mu?</p>
<p>OSTİM Savunma ve Havacılık Kümelenmesi’nin faaliyet dağılımı bu katmanlı yapıyı görünür kılıyor. SSB’nin EYDEP programında KOBİ’lerin gelişmeye açık alanlarının belirlenmesi ve yetkinliklerinin artırılmasının hedeflenmesi de aynı noktaya işaret ediyor. Teknolojik kapasite kendiliğinden yayılmıyor.</p>
<p>Bir tedarikçi üretimini artırabilir. Ancak yaptığı iş değişmiyorsa değer zincirindeki konumu da değişmeyebilir. İleri teknoloji ve mühendislik kapasitesinin belirli firmalarda birikmesi önemli. Ancak kalkınma açısından asıl sonuç, bu kapasitenin başka firmaların yaptığı işi ve çalışanların becerilerini değiştirip değiştirmediğinde ortaya çıkıyor. Bu nedenle ileri teknoloji sektörlerinin başarısını yalnız ihracat hacmiyle değil, ekonominin geri kalanında ne tür işler oluşturduklarıyla da değerlendirmek gerekiyor.</p>
<p><strong>Peki, istihdam gerçekte nereye gidiyor?</strong></p>
<p>Türkiye’nin son istihdam verileri bu soruya bakmak için önemli bir işaret veriyor. TÜİK’e göre Temmuz 2026’da imalat sanayiinde ücretli çalışan sayısı bir yılda 77 bin kişi, yüzde 1,7 azaldı. Aynı dönemde ticaret ve hizmetlerde yaklaşık 281 bin kişilik, yüzde 3,1’lik artış gerçekleşti. İnşaatta ücretli çalışan sayısı da yüzde 3,5 yükseldi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acf0e335de75-1791954483.png" alt="" width="650" height="328" />İlk bakışta Türkiye’de istihdamın sanayiden hizmetlere doğru kaydığı söylenebilir. Ama “hizmetler” tek bir ekonomik faaliyet değil. Ulaştırma ve depolamada ücretli çalışan sayısı yüzde 5,3, konaklama ve yiyecek hizmetlerinde yüzde 2,9 arttı. Mesleki, bilimsel ve teknik faaliyetlerde artış yüzde 3 olurken bilgi ve iletişimde yüzde 1,1 gerileme görüldü.</p>
<p>Bu ayrım önemli… Yazılım, mühendislik, tasarım, test, veri analitiği ve teknik danışmanlık gibi faaliyetlerin büyümesi ile konaklama veya diğer görece düşük verimlilikli hizmetlerin büyümesi aynı ekonomik dönüşümü ifade etmiyor.</p>
<p>Birincisi, doğrudan fabrika istihdamı azalırken üretim sisteminin daha bilgi yoğun hale gelmesinin sonucu olabilir. İkincisinde ise sanayiden çıkan çalışanların daha yüksek verimlilikli faaliyetlere geçtiğini söylemek mümkün olmayabilir.</p>
<p>Dolayısıyla mesele yalnız sanayide kaç kişinin çalıştığı değil. Sanayiden çıkan insanların hangi işlere geçtiği ve sanayide kalan insanların yaptığı işin ne kadar değiştiği…</p>
<p><strong>Ücretlerin yükselmesi tek başına sorun değil</strong></p>
<p>Türkiye’nin düşük maliyet avantajını kaybetmesi tek başına kötü haber olmak zorunda değil. Ücretlerin yükseldiği bir ekonomide firmaların aynı ürünü, aynı teknolojiyle ve aynı iş organizasyonuyla üretmeye devam etmesi giderek zorlaşır. Bunun karşılığında daha yüksek verimlilik, daha fazla teknoloji ve daha nitelikli işler oluşuyorsa bu bir dönüşüm olabilir.</p>
<p>Sorun ücretlerin yükselmesi değil, yapılan işin aynı hızda değişmemesi. Bir otomotiv tedarikçisi geleneksel parçadan güç elektroniğine geçebiliyorsa, bir makine firması mekanik üretimin yanına yazılım ve kontrol sistemi ekleyebiliyorsa, bir savunma tedarikçisi verilen teknik resme göre üretim yapmaktan kendi tasarımına ve test kabiliyetine ilerleyebiliyorsa üretim sistemi yukarı doğru hareket ediyor demektir.</p>
<p>Fakat sanayideki istihdam azalırken daha nitelikli işler sınırlı sayıda firma ve çalışanda kalıyor, istihdam artışı ağırlıklı olarak daha düşük verimlilikli faaliyetlerde gerçekleşiyorsa sonuç farklı olur. Bu nedenle Türkiye açısından temel mesele yalnız kaç fabrika veya kaç sanayi çalışanı kaybettiğimiz değil.</p>
<p>Bir sonraki ve son yazıda bu sorunun firma tarafına geçeceğim. Firmaların daha nitelikli işleri yapabilmesi için ihtiyaç duyduğu yazılım, mühendislik, tasarım, test ve teknoloji kapasitesi nasıl oluşturulacak ve geniş KOBİ tabanına nasıl yayılacak?</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Yazıda kullanılan güncel sektör ve istihdam verileri resmî kurumlar ile ilgili sektör kuruluşlarının yayımladığı verilerden derlenmiştir.</p>
<p><strong>- OİB, Otomotiv Endüstrisi 2025.</strong> Türkiye otomotiv endüstrisinin 2025 ihracatı yüzde 11,6 artışla 41,5 milyar dolara ulaşmış ve sektör Türkiye’nin ihracat lideri olmuştur.</p>
<p><strong>- OİB, 2026 sektör değerlendirmeleri.</strong> Otomotivde rekabetin yazılım, elektronik, enerji ve veri yönetimi gibi alanlara doğru genişlediği, sektörün yalnız üretim değil teknoloji ve inovasyon ekosistemi açısından da dönüşüm içinde olduğu belirtilmektedir.</p>
<p><strong>- MAİB, 2026 sektör değerlendirmeleri.</strong> Makine sektöründe teknolojik yenilenmenin sürdürülmesi, yerli tedarik zincirinin korunması ve kaynakların teknoloji geliştiren stratejik alanlara seçici biçimde yönlendirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.</p>
<p><strong>- OSTİM Savunma ve Havacılık Kümelenmesi.</strong> Kümelenme içindeki firma yapısı Ar-Ge ve tasarım, talaşlı ve katmanlı imalat, yapısal montaj, elektromekanik, yazılım, kablaj ve güç elektroniği ile test cihazları gibi farklı tedarik kademelerini kapsamaktadır.</p>
<p><strong>- SSB, 2026 Yılı Performans Programı.</strong> Endüstriyel Yetkinlik Değerlendirme ve Destekleme Programı’nın KOBİ’lerin gelişmeye açık alanlarını tespit etmek ve yetkinliklerini geliştirmek amacıyla yürütüldüğü belirtilmektedir. Program ayrıca savunma sanayii paydaşları arasındaki etkileşimin ve test/değerlendirme altyapısının geliştirilmesini hedeflemektedir.</p>
<p><strong>- TÜİK, Ücretli Çalışan İstatistikleri, Temmuz 2026.</strong> İmalat sanayiinde ücretli çalışan sayısı bir yılda 77.066 kişi, yüzde 1,7 azalmıştır. Ticaret ve hizmetlerde 280.965 kişilik, yüzde 3,1 artış, inşaatta yüzde 3,5 artış kaydedilmiştir. Ulaştırma ve depolamada artış yüzde 5,3, konaklama ve yiyecek hizmetlerinde yüzde 2,9, mesleki, bilimsel ve teknik faaliyetlerde yüzde 3 olurken bilgi ve iletişimde yüzde 1,1 düşüş gerçekleşmiştir.</p>
<p><strong>Not.</strong> Otomotiv, makine ve savunma sektörleri aynı tür dönüşümü temsil eden sektörler olarak değil, üretim sistemindeki farklı nitelik değişimlerini görünür kılmak amacıyla seçilmiştir. “Üretim hacmi”, “işin niteliğinin değişmesi”, “tedarik zincirinde yukarı çıkma” ve “yetkinliğin yayılması” arasındaki ayrım yazarın sektörel veriler üzerinden geliştirdiği analitik çerçevedir.</p>
<p>Savunma KOBİ’lerinde istihdam oynaklığı veya çalışan hareketliliğine ilişkin doğrudan ve karşılaştırılabilir bir veri kullanılmamıştır. Bu nedenle bu alandaki değerlendirme bir istihdam bulgusu değil, sipariş artışı ile yetkinlik kazanımı arasındaki ilişkiye yönelik analitik bir değerlendirmedir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/uretim-donusurken-hangi-isler-turkiyede-kaliyor-89644</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Üretim dönüşürken hangi işler Türkiye’de kalıyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-bilimsel-kesiflere-el-atarsa-89643</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 08:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ bilimsel keşiflere el atarsa</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekâ önce bilim insanlarının en sadık partneri olacak. Sonra muhtemelen onların koltuğuna oturacak. <u>Önümüzdeki 20 yıl, insanlık tarihinin şimdiye kadarki en baş döndürücü zaman dilimi olabilir.</u></strong></p>
<p><strong>Keşif ve inovasyon farklı kavramlar</strong>. <u>Bazen keşiflerden inovasyonlara uzanırız, bazen ise 0 keşifle inovasyon yapabiliriz</u>. Bilimsel keşif deyince aklımıza genellikle laboratuvarda yıllarını geçiren bilim insanları, sayısız deney ve bazen rastlantısal çözümler geliyor. Peki, bilim insanlarının en önemli çalışma arkadaşı yapay zekâ olursa?</p>
<p>Fütüristik bir senaryo olmaktan çıkıyor, bu durum. Yapay zekâ, bilimsel keşif süreçlerinde şimdiden somut sonuçlar üretmeye başladı. Örneğin, 2026'da Broad Institute araştırmacıları, yapay zekâyla yeniden tasarlanan proteinlerin laboratuvar ortamında evrimleştirildiğinde daha iyi işlevler kazanabildiğini gösterdi. Bu yaklaşım, doğada bulunmayan özelliklere sahip proteinler geliştirmek için yeni fırsatlar yaratabilir.</p>
<p>Bir başka örnek malzeme biliminden. ABD Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsü (NIST) araştırmacıları, yapay zekâyı X-ışını ölçümleriyle birleştirerek çok sayıda farklı malzeme bileşimini inceleyen bir sistem üzerinde çalışıyor. Amaç, hangi malzemelerin hangi koşullarda nasıl davranacağını daha hızlı keşfetmek.</p>
<p>Üstelik yapay zekâ artık yalnızca mevcut verileri analiz etmiyor. Google araştırmacılarının 2026'da <em>Nature</em> dergisinde yayımladığı Co-Scientist çalışması, birden fazla AI ajanının bilimsel hipotezler üretip bunları eleştirdiği ve geliştirdiği bir yaklaşım sunuyor.</p>
<p>Anthropic tarafından geliştirilen Claude, biyolojik keşif alanında önemli bir adım atarak daha önce tanımlanmamış bir enzim sistemini ortaya çıkardı. Yapay zekâ ve derin öğrenme algoritmaları, 124 yıllık sismik deprem verilerini analiz ederek yerkürenin 2.900 kilometre altında 6 yeni anomali tespit etti. Pavel Rabtsevich ise çok yakın zamanda yapay zekâ yardımıyla Dünya'dan 116 ışık yılı uzaklıkta yeni bir gezegen keşfetti.</p>
<p>Bütün bunlar bize ne söylüyor? Bilimsel araştırmanın maliyeti ve süresi azalacak; araştırmacılar daha fazla olasılığı daha kısa sürede test edecekler. Dolayısıyla ciddi bir bilgi, keşif, hatta inovasyon patlaması yaşayacağız.</p>
<p>Ancak burada kritik bir nokta var. Yapay zekânın keşifler yapmasıyla bir ilaç geliştirmek ya da ticari değeri olan yeni bir malzeme ortaya çıkarmak aynı şey değil. Laboratuvar doğrulaması, güvenlik testleri, üretim maliyetleri ve pazara ulaşmak hâlâ ciddi engeller olarak karşımızda. Fakat ne olursa olsun, yapay zekâ tüm süreçleri hızlandıracak.</p>
<p>Yapay zekâ önce bilim insanlarının en sadık partneri olacak. Sonra muhtemelen onların koltuğuna oturacak. <u>Önümüzdeki 20 yıl, insanlık tarihinin şimdiye kadarki en baş döndürücü zaman dilimi olabilir. Birçok hastalığın tehdit olmaktan çıktığını, her yerde yeni kompozit malzemelerin kullanıldığını, makinelerin hayatımızın, hatta ailemizin bir parçası olduğunu, pek çok mesleğin ortadan kalkarken yeni teknokrasi modellerinin oluştuğunu, hatta şiddetli paylaşım savaşlarının yaşanacağını öngörebiliriz.</u></p>
<p><strong>Tarihin böyle büyük kopuş anları hem fırsatlar hem de tehditler doğurur</strong>. Maalesef çoğumuz bu radikal dönüşümlere henüz hazır değiliz. O yüzden önümüzdeki on yıllar çok daha sancılı geçebilir. Şimdiden psikolojik, sosyolojik ve teknolojik olarak hazırlanmak gerekiyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-bilimsel-kesiflere-el-atarsa-89643</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ bilimsel keşiflere el atarsa ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2027-butcesinin-ayak-sesleri-89642</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> 2027 Bütçesi’nin ayak sesleri…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>2027 yılı merkezi yönetim bütçesi 16 Ekim 2026 günü TBMM’ne sunulacak. Bu Anayasal sorumluluk tarihini 2 gün önce Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz televizyonda duyurdu.</p>
<p>2027 yılı bütçesi nasıl çakılacak? Daha doğrusu bütçe nasıl bağlanacak? Hangi harcamalar ve hangi tutarda yer alacak?  Gelirler ve özellikle vergi gelirleri nasıl şekillendirilecek?</p>
<p>Bu konuda aslında hafta sonunu beklemek gerekmiyor. Zira orta vadeli programlarda bütçenin ayak sesleri yer alıyor. 2027 yılı merkezi yönetim bütçesi de 2027-2029 dönemi Orta Vadeli Program’ın ekleri arasında yerini almış bulunuyor. 2027 yılı merkezi yönetim temel bütçe büyüklüklerini açıklamadan önce 2026 yılına bakalım.</p>
<p><strong>2027-2029 OVP’sine yansıyan 2026 rakamlarındaki değişiklikler…</strong></p>
<p>2026 yılı bütçesine yansıyan harcama ve gelir rakamlarının 2027-2029 dönemi Orta Vadeli Programında değişmiş. Yani bütçe ile hedeflenen 2026 öngörüleri, daha yıl bitmeden revizyona tabi tutulmuş.</p>
<p>2026 yılı bütçesinde harcamalar 18 trilyon 979 milyar lira olarak öngörülmüştü. Ancak yeni OVP ile bu rakam 19 trilyon 660 milyar lira olarak revize edilmiş. Yani bütçe harcamaları yaklaşık yüzde 3.6 oranında artışa tabi tutulmuş. Bu düzeltmeler veya revizyon alt harcama kalemlerine de farklı yansımış. Şöyle ki;</p>
<p>- Personel giderleri bütçede 4 trilyon 907 milyar lira öngörüldüğü halde yaklaşık yüzde 4 artış ile 5 trilyon 90 milyar liraya çıkarılmış.</p>
<p>- Sosyal Güvenlik Kuruluşları Devlet Primi giderleri 599 milyar lira iken yüzde 7,5 artış ile 645 milyar olarak revize edilmiş.</p>
<p>- Aynı şekilde mal ve hizmet alımları bedeli de 1 trilyon 249 milyar lira olduğu halde OVP ile 1 trilyon 512 milyar liraya yükseltilmiş, yani yüzde 21 artış yapılmış.</p>
<p>- Cari transfer kalemi yüzde 2,5 artış yönünde revize edilerek OVP’ye 7 trilyon 46 milyar lira olarak yansımış.</p>
<p>- Devletin yatırım harcaması olarak bilinen sermaye giderleri kalemi de 1 trilyon 312 milyar liradan 1 trilyon 782 milyar liraya çıkartılarak yüzde 36 oranında revize edilmiş.</p>
<p>- Gelelim faiz giderlerine…</p>
<p>2025 yılı faiz ödenekleri 1 trilyon 950 milyar lira iken 2025 bütçesinde revize edilmiş ve 2 trilyon 54 milyar lira olarak belirlenmiş.</p>
<p>2026 bütçesinde ise 2 trilyon 72 milyar lira olarak öngörülmüş iken yeni OVP’de bu rakam 2 trilyon 830 milyar liraya yükseltilmiş, yani yılı bitmeden faiz harcamaları yüzde 3’den daha fazla artışa tabi tutulmuş.</p>
<p>Bütçe gelirleri rakamı 2026 bütçesinde 16 trilyon 266 milyar lira olarak hedeflendiği halde yeni OVP ile 17 trilyon 28 milyar lira şeklinde revize edilmiş, yani bütçe gelirleri yaklaşık yüzde 5 artışa tabi tutulmuş.</p>
<p>- Aynı şekilde 2026 yılı vergi gelirleri de bütçe ile 13 trilyon 833 milyar lira olarak öngörülmesine rağmen yeni OVP ile 14 trilyon 586 milyar lira olarak belirlenmiş, yani vergi gelirleri yüzde 5’den de fazla artırılmış.</p>
<p>Sonuç itibariyle 2027-2029 OVP’sine yansıyan 2026 rakamlarındaki değişikliklere baktığımızda bütçe harcamalarının da bütçe gelirlerinin de daha yıl bitmeden revize edildiği anlaşılıyor. Harcamaların yüzde 3.6 ve gelirlerin de yüzde 5’in üzerinde farklılık sergilediği görülüyor. Harcama kalemleri içerisinde de devletin yatırım harcamalarıyla mal ve hizmet alımları ödeneklerinin ciddi olarak artış gösterdiği dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>2027-2029 OVP’sine göre 2027 bütçe büyüklükleri…</strong></p>
<p>Çok fazla ayrıntıya girmeden bu hafta sonu TBMM’ne sunulacak ve kamuoyuna da yansıtılacak 2027 yılı merkezi yönetim bütçesi büyüklüklerini özetleyelim. 2027 bütçesinde hedeflenen bütçe harcamaları 27 trilyon 273 milyar lira. Bu rakamın izahı şu: 2026 orijinal bütçesine göre artış yüzde 3,7 ve yeni OVP metnine yansıyan artış ise yüzde 38,8.</p>
<p>Bu tablodan iki sonuç çıkıyor. <strong>Birincisi,</strong> 2026 yılı bütçesinin daha dolmadan revize ihtiyacına bağlı olarak yeni OVP ile düzeltilmesi. <strong>İkincisi</strong> de 2027 yılı enflasyon hedefinin göz ardı edilmiş olması. Gerçekten de ya 2027 yılı enflasyon hedefi yanlış ya da 2027 yılı bütçesinde bu hedef gözetilmemiş. Elbette bunu yapanlar konuyu çok iyi biliyorlar. O zaman da akla “<em>acaba 2027 yılında seçim mi var?” </em>sorusu geliyor.</p>
<p>Öte yandan 2027 bütçesinde hedeflenen bütçe gelirleri 23 trilyon 408 milyar lira. Bu rakamın izahı şu: 2026 orijinal bütçesine göre artış yüzde 44 ve yeni OVP metnine yansıyan artış ise yüzde 37,4. Özellikle vergi gelirleri bakımından konu çok daha çarpıcı. 2026 yılı bütçesine göre 2027 yılı bütçe vergi gelirlerindeki artış yüzde 44. Demek ki 2027 yılında ya enflasyona bağlı olarak ya da bilinçli bir şekilde dolaylı vergilere yüklenerek bütçenin finansmanı hedefleniyor.</p>
<p><em>Sonuç itibariyle </em>2027 yılı bütçesinin hizmet bütçesi olmaktan daha çok transfer bütçesi olduğu görülüyor. Transfer kalemlerinin başında da yüzde 14,6’ya ulaşan oranıyla faiz harcamaları geliyor. Yani aktarma mekanizması ve dolayısıyla frensiz borçlanmaya devam!...</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/2027-butcesinin-ayak-sesleri-89642</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 2027 Bütçesi’nin ayak sesleri… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/limanlarda-elektrikli-donusumun-yeni-formulu-ayni-arac-yeni-guc-sistemi-89670</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Limanlarda elektrikli dönüşümün yeni formülü: Aynı araç, yeni güç sistemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Limanlarda dizel araçları hurdaya ayırmadan elektrikliye dönüştürmek mümkün. MLS Holding Yönetim Kurulu Eş Başkanı M. Sami Özdemir, geliştirdikleri ReadyElectric teknolojisinden yola çıkarak limanlarda sıfır emisyona geçişin ekonomik ve çevresel boyutlarını, döngüsel ekonominin sunduğu fırsatları ve dünya limanlarına uzanan büyüme hedeflerini anlatıyor.</strong></p>
<p>Limanlarda kullanılan dizel araçları hurdaya ayırmadan dört günde elektrikliye dönüştüren ReadyElectric, enerji maliyetlerinde yüzde 60'a, bakım ihtiyacında yüzde 40'a varan düşüş öngörüyor. MLS Holding Yönetim Kurulu Eş Başkanı M. Sami Özdemir, "Müşterinin bugünkü yatırımını koruyarak geleceğe geçmesini sağlıyoruz" diyor. Hedef, Asya limanlarında 3 bin araca ulaşmak. Limanlar, küresel ticaretin en önemli halkalarından biri. Aynı zamanda enerji tüketiminin ve karbon emisyonunun yoğunlaştığı alanlar. Sektörün önünde bugün önemli bir soru var: Ekonomik ömrünü tamamlamış binlerce dizel araçla sıfır emisyon hedefine nasıl ulaşılacak?</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acf24dea3a4f-1791960286.png" alt="" width="470" height="463" />MLS Holding bünyesindeki Portunus'un geliştirdiği ReadyElectric teknoloji, bu soruyu mevcut araçları dönüştürerek yanıt veriyor. Dizel terminal çekicileri ve Ro-Ro operasyon araçları, mekanik yapıları korunarak dört gün içinde elektrikliye dönüştürülebiliyor. Üstelik bulundukları limandan ayrılmalarına gerek kalmadan.</p>
<p>MLS Holding Yönetim Kurulu Eş Başkanı M. Sami Özdemir, geliştirdikleri yaklaşımı üç kelimeyle özetliyor: "Aynı araç, yeni güç sistemi."</p>
<p><strong>Hurdaya ayrılmayan araç, yeni bir ekonomik değer</strong></p>
<p>Özdemir'e göre limanların önünde ciddi bir geçiş zorluğu bulunuyor. Bir tarafta 2030 ve sonrasına yönelik karbon azaltım hedefleri, diğer tarafta ekonomik ve mekanik ömrünü tamamlamamış on binlerce dizel araç var.</p>
<p>Bütün filoyu yenilemek yüksek yatırım gerektiriyor. Mevcut araçlarla devam etmek ise dönüşümü geciktiriyor. ReadyElectric bu ikileme üçüncü bir yol sunuyor.</p>
<p>Özdemir şöyle anlatıyor: "Mevcut aracın hala değer taşıyan şasisini, kabinini, akslarını, fren sistemini ve mekanik yapısını koruyor; artık geleceği temsil etmeyen dizel güç sistemini değiştiriyoruz. Ve bunu yeni bir araca göre daha hesaplı bir şekilde yapıyoruz."</p>
<p>Böylece mevcut varlığın ekonomik ömrü uzarken sermaye ihtiyacı, enerji tüketimi ve bakım maliyetleri azalıyor.</p>
<p>Dönüşümün döngüsel ekonomi açısından da önemli bir karşılığı var. Kullanılabilir durumdaki tonlarca çelik, kabin, aks ve diğer bileşenler hurdaya gitmiyor. Yeni araç üretiminin gerektirdiği malzeme ve kaynak ihtiyacı azaltılıyor.</p>
<p>Özdemir, "ReadyElectric bir retrofit ürününden öte, günümüz ile yeni bir çağ arasında bağ kuran bir geçiş çözümü olarak görüyoruz" diyor.<br /> <br /><strong>Dört günde dönüşümün sırrı: Cradle</strong></p>
<p>ReadyElectric'in merkezinde Portunus mühendislerinin geliştirdiği modüler "Cradle" sistemi bulunuyor.</p>
<p>Elektrik motoru, kontrol sistemleri, batarya altyapısı, termal yönetim ve yardımcı sistemler, aracın dışında önceden mühendisliği tamamlanmış ve test edilmiş bir güç modülünde bir araya getiriliyor.</p>
<p>Bu modül, araçtan çıkarılan dizel motor ve şanzımanın yerine yerleştiriliyor. Bağlantıların tamamlanmasının ardından araç yeniden operasyona hazırlanıyor. Özdemir, "Sahaya gittiğimizde sıfırdan elektrikli araç inşa etmiyoruz. Mühendisliği önceden tamamlanmış sistemi mevcut araca entegre ediyoruz" diyor.</p>
<p>Sistemin önemli avantajlarından biri de lojistikte ortaya çıkıyor. Aracın fabrikaya götürülmesi ve haftalarca operasyon dışında kalması gerekmiyor. Cradle modülü ve batarya kitleri doğruca limana gönderiliyor. ReadyElectric'in Ar-Ge süreci Portunus'un kendi mühendislik birikimiyle yürütülmüş. Özgün teknoloji ve mühendislik çözümlerine ilişkin patent başvuruları tamamlanmış, değerlendirme süreçleri devam ediyor.<br /> <br /><strong>Enerjide yüzde 60, bakımda yüzde 40 tasarruf</strong></p>
<p>ReadyElectric için paylaşılan hesaplamalar, enerji maliyetlerinde yüzde 60'a, bakım ihtiyacında yüzde 40'a varan düşüş ve üç ila beş yıllık yatırım geri dönüş süresine işaret ediyor.</p>
<p>Ancak Özdemir, bu oranların her limanda aynı sonucu vermeyeceğinin altını çiziyor: "Bir hiçbir limana tek bir standart tasarruf oranı vermiyoruz. Aracın günlük çalışma saati, yakıt tüketimi, rölanti süresi, yük profili, elektrik tarifesi ve vardiya yapısı yatırımın geri dönüşünü doğrudan etkiliyor."</p>
<p>Elektrikli dönüşümün ilk kazancı yakıt tüketiminde ortaya çıkıyor. İkinci önemli alan ise bakım. Dizel araçlarda motor, şanzıman, yağlama, yakıt ve egzoz sistemleri çok sayıda bakım işlemi gerektiriyor. Elektrikli tahrik sisteminde ise hareketli parça sayısı azalıyor.</p>
<p>Ancak liman ekonomisinde daha kritik bir gösterge var: Aracın operasyonda kalma süresi. Özdemir, "Makine çalışmadığında para kaybediyorsunuz. Bakım süresinin ve plansız arızaların azalması, aracın operasyonda kalma oranını yükseltiyor. Bunun ekonomik etkisi bakım maliyetinin kendisinden bile yüksek olabiliyor" diyor.</p>
<p>Bu nedenle ReadyElectric, müşterilerine toplam sahip olma maliyeti hesabı sunuyor. Mevcut aracın dizel tüketimi, bakım geçmişi ve kullanım saatleri üzerinden beş ve on yıllık karşılaştırmalar yapılıyor.</p>
<p><strong>Araçlar elektriklenirken şebeke nasıl yetişecek? </strong></p>
<p>Limanlarda elektrifikasyonun önündeki önemli engellerden biri enerji altyapısı.</p>
<p>İki terminal traktörünü elektrikliye dönüştürmekle 50 araçlık filoyu dönüştürmek arasında ciddi bir fark var. Araç sayısı arttıkça eş zamanlı şarj ihtiyacı, limanın elektrik bağlantı kapasitesini zorlayabiliyor.</p>
<p>Portunus bu soruna bataryalı enerji depolama sistemleriyle, yani BESS ile yaklaşmayı öneriyor. Enerji talebinin düşük olduğu saatlerde elektrik depolanıyor. Araçların aynı anda şarja girdiği saatlerde ise depolanan enerji kullanılıyor. "Peak shaving" olarak adlandırılan bu yöntem, şebekeden çekilen anlık gücü sınırlamaya yardımcı oluyor.</p>
<p>Özdemir, "Aracı elektrikliye çevirmek işin ilk adımı. Sonra şarj altyapısı, enerji depolama, enerji tarifesi, filo kullanım planı, finansman ve servis devreye giriyor" diyor.<br />Uzun vadeli hedef, araç dönüşümünü enerji yönetimi ve finansmanla birleştiren bir endüstriyel dönüşüm platformu oluşturmak.<br /> <br /><span style="color: #169179;"><strong>TÜBİTAK desteği</strong></span></p>
<p>ReadyElectric’in hedef pazarları arasında Rotterdam, Hamburg ve Antwerp gibi büyük Avrupa limanları bulunuyor. Ancak Avrupa pazarına girişte teknik performans kadar güvenlik ve mevzuat uyumu da belirleyici. Dizel güç sisteminin elektrikli sistemle değiştirilmesi, aracın elektrik güvenliğinden kontrol sistemlerine kadar yeniden değerlendirilmesini gerektiriyor. Özdemir, CE uyumluluğu ve Avrupa güvenlik gerekliliklerinin tasarımın başlangıcından itibaren dikkate alındığını belirtiyor. Teknik geliştirme ve doğrulama çalışmalarında üniversiteler ve TÜBİTAK ile iş birliği yapılmış. Araçlar gerçek liman operasyonlarında test edilmiş ve binlerce saatlik saha verisi toplanmış. ReadyElectric, TÜBİTAK 1832 Yeşil Dönüşüm Programı kapsamında da destekleniyor. Özdemir’e göre bu destek, Ar- Ge finansmanının yanında uluslararası pazara açılma açısından önemli bir güven unsuru. “Bir sistemi laboratuvarda çalıştırmak başka, yoğun bir Ro-Ro veya terminal operasyonunda vardiyalar boyunca çalıştırmak başka” diyen Özdemir, “Standardınızı en kolay pazara göre değil, en talepkâr pazara göre belirlemek zorundasınız” değerlendirmesini yapıyor.</p>
<p><span style="color: #169179;"><strong>HEDEF DÜNYA LİMANLARINDA 3 BİN ARAÇ</strong></span></p>
<p>ReadyElectric'in önümüzdeki üç ila beş yıllık hedefi küresel ölçekte büyümek. Portunus'un değerlendirmesine göre dünyada aktif olarak çalışan ve dönüşüm kriterlerine uygun yaklaşık 30 bin araç bulunuyor. Şirket bu pazarın yüzde 10'una, yani 3 bin araca ulaşmayı hedefliyor.</p>
<p>Ancak Özdemir, başarıyı dönüştürülen araç sayısının ötesinde tanımlıyor. Amaç, mevcut araçların elektrikliye dönüştürülmesini limanların karbon azaltım stratejilerinde yaygın bir seçenek haline getirmek.<br />Bu yaklaşımı "Bridge Before Destination" olarak adlandırıyorlar: Hedefe ulaşmadan önce köprüyü kurmak. Liman işletmeleri birkaç araçla başlayıp kendi sahalarında enerji ve bakım performansını ölçebiliyor, sonuçlara göre filolarını kademeli olarak dönüştürebiliyor. <br /> <br />Özdemir, "Görevimiz müşteriyi tek bir teknolojiye bağlamak değil. Gelecekte teknoloji ne yönde gelişirse gelişsin, müşterinin o geleceğe güvenli biçimde ulaşabilmesini sağlamak" diyor.</p>
<p>ReadyElectric'in ortaya koyduğu yaklaşım, döngüsel ekonominin de temel sorularından birine yanıt veriyor: Yeniye ulaşmak için mevcut olanı ne ölçüde koruyabiliriz?</p>
<p>Limanlarda elektrikli dönüşümün geleceği, belki de tam bu sorunun yanıtında şekillenecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/limanlarda-elektrikli-donusumun-yeni-formulu-ayni-arac-yeni-guc-sistemi-89670</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/7/0/1280x720/readyelectric-1791960305.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Limanlarda elektrikli dönüşümün yeni formülü: Aynı araç, yeni güç sistemi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ambalajda-2030-hedefi-10-milyar-dolarlik-ihracat-89668</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ambalajda 2030 hedefi 10 milyar dolarlık ihracat</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>MERVE YİĞİTCAN</strong></p>
<p>Ambalaj sektörünün Avrasya bölgesindeki en büyük buluşma platformu olan Avrasya Ambalaj İstanbul Fuarı, Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi’nde 31’inci kez kapılarını açtı. T.C. Ticaret Bakanlığı desteği, Reed Tüyap Fuarcılık A.Ş. organizasyonu ve Ambalaj Sanayicileri Derneği (ASD) iş birliğiyle düzenlenen fuar; 120 bin metrekarelik alanda 35 ülkeden 1.100’ün üzerinde firma ve firma temsilcisini bir araya getiriyor. 135 ülkeden ziyaretçinin ağırlanmasının hedeflendiği fuarın açılışında, ambalaj sanayisinin üretim gücü, ihracat performansı ve sürdürülebilirlik vizyonu ön plana çıktı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acf2336c001e-1791959862.png" alt="" width="800" height="342" />Fuarın açılışında değerlendirmelerde bulunan Ambalaj Sanayicileri Derneği (ASD) Başkanı Zeki Sarıbekir, 30 yılı aşkın süre önce bin metrekarelik alanda 50 katılımcıyla başlayan fuarın bugün dünya ambalaj endüstrisinin en önemli merkezlerinden birine dönüştüğünü vurguladı. İstanbul’un dört gün boyunca dünya ambalaj sanayisinin başkenti olacağını kaydeden Sarıbekir, sektörün ekonomik verilerine ilişkin detay paylaştı.</p>
<h2>Dış ticaret fazlası 1,6 milyar dolara ulaştı </h2>
<p>Sektörün 2026’nın ilk yarısında gerçekleştirdiği ihracatın geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 9’a yakın artış göstererek 3,8 milyar doları aştığını ifade eden Zeki Sarıbekir, aynı dönemde dış ticaret fazlasının da yüzde 13 artışla 1,6 milyar dolara yaklaştığını söyledi. Bu rakamın son yedi yılın ilk altı aylık dönemleri arasındaki en yüksek dış ticaret fazlası olduğuna dikkat çeken Sarıbekir, “Sektör olarak 2030 yılı için 50 milyar dolarlık pazar büyüklüğü ve 10 milyar dolarlık ihracat hedefimiz var. Bu hedeflere ulaşmada üretim kapasitesinin yanı sıra katma değerli ürünlerin payının artırılması belirleyici olacak. Katma değerli ürünlerin ihracattaki payını artırmak, kalıcı rekabet gücü için bir zorunluluktur. Bunu başarabilecek tecrübemiz, mühendislik birikimimiz ve altyapımız mevcut. Dünyanın değişen ihtiyaçlarına kendi teknolojimiz ve tasarımımızla cevap vererek büyüyeceğiz” diye konuştu.</p>
<h2>Ambalaj ve sanayi birbirini besliyor </h2>
<p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, ambalaj sektörünün Türkiye sanayisi ve ihracatında üstlendiği kritik role dikkat çekti. Ambalajın üretimin ve ürün kalitesinin ayrılmaz bir parçası olduğunu söyleyen Bahçıvan, “Ambalajınızı geliştirdikçe ürününüzün kalitesini artırmaya, ürününüzü geliştirdikçe de ambalaja yönelik yatırımlarınızı büyütmeye yöneliyorsunuz. Dolayısıyla birbirini besleyen ve sanayimizin gelişimini hızlandıran bir yapıdan söz ediyoruz. Türkiye’nin üretiminde ve ihracatında ambalaj sektörümüzün çok büyük payı var. Küresel zorluklara rağmen sanayicilerimizin bu fuara enerjisini, heyecanını ve geleceğe yönelik umudunu ortaya koyarak katılması, sektörün kararlılığını gösteriyor” ifadelerini kullandı. Bahçıvan ayrıca, Türkiye’de fuarcılığın ve sanayinin gelişimine sunduğu katkılardan dolayı Tüyap Fuarcılık Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Ünal’a da teşekkür etti.</p>
<h2>Dünya pazarından alınan pay büyümeli</h2>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkan Vekili Çetin Tecdelioğlu ise Türk ambalaj sektörünün küresel pazardaki payının artırılması ve sürdürülebilir üretim yatırımlarının hızlandırılması gerektiğini dile getirdi. Geçtiğimiz yıl 7,3 milyar dolarlık ihracat imza atan sektörün bu yıl 8 milyar doları aşmayı hedeflediğini bildiren Tecdelioğlu, “Yaklaşık 380 milyar dolarlık dünya ambalaj pazarından aldığımız pay hâlâ yüzde 2 seviyesinde. Bu oranı mutlaka yukarı taşımamız gerekiyor. Yeni pazarlar ve kapasite artışlarıyla varlığımızı genişletmeliyiz. Sürdürülebilirlik, yeni nesil ambalaj teknolojileri ve karbon ayak izinin azaltılması öncelikli gündemimiz olmalı. Atık yönetimi ve enerji dönüşümü alanındaki yatırımlar küresel rekabet gücümüzü korumak adına kritik önem taşıyor” değerlendirmesinde bulundu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">DALGAKIRAN: REKABET AVANTAJIMIZ TASARIM VE TEKNOLOJİ OLMALI</span></h2>
<p>Türkiye Makina Federasyonu (MAKFED) Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Adnan Dalgakıran, ambalaj sektörünün ürünlerin markalaşma sürecinde stratejik bir işlev üstlendiğini belirtti. Türkiye’nin artık düşük iş gücü maliyetleriyle rekabet edemeyeceği bir döneme girdiğine dikkat çeken Dalgakıran, rekabet unsurlarının doğru tanımlanması gerektiğini söyledi. Ambalaj sektörünün yalnızca teknolojisiyle değil, tasarım gücüyle de Türkiye’nin yeni rekabet avantajlarından biri olabileceğini vurgulayan Dalgakıran, “Ürünlerin markalaşmasında ambalajın çok büyük önemi var. Ancak bunun için yalnızca kendi toplumumuzun değil, ihracat yaptığımız ülkelerin de sosyolojik yapısını doğru analiz etmeliyiz. Dünyada değişmeyen tek gerçek değişim. Türkiye olarak bu değişimi yaratan ülkeler arasında olamasak bile, yaşanan dönüşümü hızla anlayıp buna uyum sağlayabilecek beceriyi ve esnekliği göstermemiz gerekiyor” diye konuştu. </p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">YILMAZ: AMBALAJ 30 MİLYAR DOLARI AŞAN DEV BİR EKOSİSTEM</span></h2>
<p>İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclis Başkanı Ender Yılmaz, ambalaj sektörünün gıdadan sağlığa, makineden lojistiğe ve perakendeye kadar geniş bir ekosistemi beslediğini dile getirdi. Sektörün ekonomik büyüklüğünün 30 milyar doların üzerinde olduğunu belirten Yılmaz, 3 binden fazla şirketin 100 bini aşkın kişiye istihdam sağladığını kaydetti. Değişen küresel rekabet koşullarında sürdürülebilirlik ve verimliliğin öne çıktığını aktaran Yılmaz, “Ambalaj, günlük hayatımızın görünmeyen ama vazgeçilmez bir parçası. Üretilen her ürünün korunması ve tüketiciye sağlıklı ulaşması ambalajla mümkün. Ancak artık sadece üretmek yetmiyor; daha iyi tasarlamak, kaynakları akıllı kullanmak ve çevreye duyarlı çözümler geliştirmek gerekiyor. Sürdürülebilirlik artık bir tercih değil, sanayimizin geleceği için kaçınılmaz bir zorunluluktur” diye konuştu. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/ambalajda-2030-hedefi-10-milyar-dolarlik-ihracat-89668</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/2/7/1280x720/zeki-saribekir-1775627296.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ 31. Avrasya Ambalaj İstanbul Fuarı kapılarını açtı. Açılışta konuşan ASD Başkanı Zeki Sarıbekir, sektörün yılın ilk yarısında 3,8 milyar doları aşan ihracatla son 7 yılın en yüksek ilk 6 ay dış ticaret fazlasına ulaştığını belirterek, “Katma değerli üretimi artırarak 10 milyar dolarlık ihracat hedefine ulaşacağız” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektrik-artacak-verimlilik-daha-da-kritiklesecek-89641</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrik artacak, verimlilik daha da kritikleşecek</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye’nin enerji dönüşümünü anlamak için önce bugünkü tabloya bakmak gerekiyor. 2024’te toplam nihai enerji tüketimimiz 128,6 milyon ton petrol eş değerine, yaklaşık 1.496 teravatsaatlik enerjiye ulaştı. 2025’te elektrik tüketimimiz ise 360,9 teravatsaat oldu. Ağustos 2026 itibarıyla elektrik kurulu gücümüzün yaklaşık %63’ü yenilenebilir kaynaklardan oluşuyor. Yenilenebilir kaynakların 2025 elektrik üretimindeki payı yaklaşık %43, 2024 toplam birincil enerji arzındaki payı ise %19 düzeyinde. Bu göstergelerin her biri farklı bir büyüklüğü anlatıyor. Elektrikteki ilerlemeye karşılık sanayi, binalar ve ulaşımda fosil yakıtların ağırlığı sürüyor.</p>
<p>Tam bu noktada Türkiye’nin COP31 Başkanlığı tarafından ortaya konulan “2035’e kadar %35 elektrifikasyon” hedefi önem kazanıyor. Hedef, dünya genelinde nihai enerji tüketiminin elektrikle karşılanan payını %20’nin biraz üzerindeki seviyeden %35’e çıkarmak. Öncülük ettiğimiz dönüşüm, muhtemelen COP31 öncesi yayımlanacak ulusal enerji planımızı da etkileyebilir.</p>
<p><strong>Yüzde 35’in büyüklüğü </strong></p>
<p>Mevcut Türkiye Ulusal Enerji Planı, 2035’te elektrik tüketiminin 510,5 teravatsaate, elektriğin nihai enerjideki payının ise %24,9’a ulaşmasını öngörüyor. Türkiye’nin de %35 elektrifikasyon seviyesine yöneldiğini varsayarsak enerji verimliliği kazanımlarını dikkate alan senaryo çalışmamızda yıllık elektrik talebi yaklaşık 650 teravatsaate ulaşabilir. Bu hesap resmi bir tahmin niteliği taşımıyor; farklı teknoloji ve verimlilik varsayımlarına bağlı olarak değişebilecek olası bir senaryoyu gösteriyor. Ancak elektrik üretimi, şebeke, depolama ve enerji verimliliği yatırımlarında ihtiyaç duyulabilecek dönüşümün büyüklüğünü ortaya koyması açısından önemli.</p>
<p>Dahası, elektrik talebinin artması toplam enerji tüketiminin aynı oranda artacağı anlamına gelmiyor. Elektrikli araçlar ve ısı pompaları, fosil yakıtlı karşılıklarına göre aynı hizmeti çok daha az nihai enerjiyle sağlayabiliyor. Doğru elektrifikasyonla elektrik kullanımımız artarken toplam enerji ihtiyacımızın düşmesi mümkün.</p>
<p><strong>Sanayide doğru sıra belirleyici </strong></p>
<p>TÜİK’e göre 2024’te sanayide tüketilen enerjinin yalnızca %28,3’ü elektrikti. Geri kalan büyük bölüm doğal gaz, kömür ve petrol ürünleri gibi kaynaklardan sağlandı. Bu tablo özellikle proses ısısında büyük bir dönüşüm alanı olduğunu gösteriyor. Fakat ilk akla gelen çözüm en doğru çözüm olmayabilir. Elektrik fiyatı, üretim parametreleri, proses sıcaklığı, atık ısı imkanı ve şebeke bağlantısı birlikte değerlendirilmeden yapılan dönüşüm işletme maliyetlerini artırabileceği gibi teknoloji çöplüğüne dönüşecek atıl yatırımlara yol açabilir.</p>
<p>Örneğin sıcak su kullanan bir gıda tesisinde önce ısı kayıpları azaltılıp atık ısı değerlendirildiğinde gerekli ısıtma kapasitesi küçülür. Ardından uygun sıcaklık aralığında bir ısı pompası kullanılırsa bir birim elektrikle birkaç birim ısı sağlanabilir. Böylece daha az toplam enerjiyle üretim yapılırken yeni elektrik ihtiyacı da kontrol altında tutulur.</p>
<p>Bu nedenle yol haritamız açık olmalı. Önce ölçmek, ardından verimlileştirmek, atık ısıyı geri kazanmak, uygun süreçleri elektrifiye etmek ve sonuçları ölçerek doğrulamak. Performans garantili enerji hizmetleri modeli de bu yatırımların teknik ve finansal risklerini azaltabilir.</p>
<p><strong>Şebeke de dönüşmek zorunda</strong></p>
<p>Türkiye’nin 2035’te güneş ve rüzgâr kurulu gücünü 120 gigavata çıkarma hedefi önemli. Ancak elektrik talebinin büyümesiyle sorun yalnızca yıllık üretim miktarı olmayacak. Güneşin en çok üretildiği öğle saatleriyle sanayinin, klimaların ve elektrikli araç şarjlarının talebinin yoğunlaştığı saatler örtüşmeyebilir. Üretim ile tüketimin zamanlamasını yönetemeyen bir sistemde, yeterli kurulu güç bulunsa bile şebeke kısıtları oluşabilir.</p>
<p>Mevcut Ulusal Enerji Planı 2035 için 7,5 gigavat batarya ve 1,7 gigavat talep tarafı katılımı öngörüyor. Daha yüksek elektrifikasyon senaryolarında iletim ve dağıtım altyapısı, depolama, akıllı şarj ve esnek tüketim ihtiyacı yeniden değerlendirilmek zorunda. Binalarda yalıtım ve verimli iklimlendirme, ulaşımda akıllı şarj ile sanayide esnek işletme bu yüzden enerji stratejisinin ayrılmaz parçaları.</p>
<p><strong>Son söz </strong></p>
<p>COP31’in %35 hedefi, enerji dünyasında yeni bir yönü işaret ediyor. Türkiye açısından asıl fırsat, daha fazla elektrik tüketen bir ekonomi kurarken fosil yakıt bağımlılığını ve toplam enerji ihtiyacını azaltabilmekte. Bunun yolu verimlilik, doğru teknoloji seçimi, temiz elektrik üretimi ve güçlü şebekeyi birlikte planlamaktan geçiyor. Önümüzdeki dönemde rekabet avantajını, elektrifikasyon yatırımına başlamadan önce hangi enerji ihtiyacını nasıl azaltacağını hesaplayan işletmeler elde edecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/elektrik-artacak-verimlilik-daha-da-kritiklesecek-89641</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Elektrik artacak, verimlilik daha da kritikleşecek ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kontrolmatikte-plan-var-takvim-ve-rakam-yok-89640</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 07:54:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kontrolmatik’te plan var, takvim ve rakam yok</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ceyhan’ın geleceğe ilişkin açıklamaları Kontrolmatik hissesine yatırdıkları para pul olan kızgın, kırgın ve üzgün yatırımcıları rahatlatmadı. Çünkü “ser verip sır vermeyen” Ceyhan’ın anlattıkları ileriye dönük planın ayrıntıları, finansman kaynakları ve hedeflerin takvimi konusunda soru işaretleri barındırıyor.</strong></p>
<p>Borsa İstanbul’u enerji depolama sistemleri, elektrik şebekeleri, otomasyon ve endüstriyel teknoloji alanlarında faaliyet gösteren bir teknoloji şirketlerinden Kontrolmatik Teknoloji’nin Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Ceyhan, şirketin durumunu anlatmak ve yatırımcıların sorularını yanıtlamak üzere aylık toplantıların ilkinde yatırımcılarla bir araya geldi. Toplantıda son üç yılda hisse fiyatının 53 TL’den 2 TL’nin altına inmesi nedeniyle yaşanan sıkıntılar dile getirilse ve şirketin bugün karşı karşıya bulunduğu sıkıntılar anlatılsa da ileriye dönük planın ayrıntıları, finansman kaynakları ve hedeflerin takvimi konusunda yatırımcıların beklediği netlik sağlanamadı. Toplantıdan satırbaşları şöyle: </p>
<p><strong>POMEGA SATILMAYACAK, YATIRIM TAMAMLANACAK </strong></p>
<p>Ceyhan, yaklaşık bir yıldır çalışmayan Ankara’da kurulu lityum demir fosfat (LFP) pil hücreleri, batarya paketleri ve enerji depolama sistemleri üreten Pomega’nın satılmasını düşünmediklerini söyledi. Şirketin geleceği için çok önemli olan 300 amperlik üretim hattının kurulumunun tamamlanması ve üretime geçilmesi için önemli miktarda finansman gerekiyor. Ceyhan’a göre mevcut piyasa koşullarında Pomega’nın değeri olması gerekenin oldukça altında. Bu şartlarda satış yapılırsa Kontrolmatik’in borçlarını ödemek için elinde çok az varlık kalacağını savunan Ceyhan, yatırımı tamamlayıp tesisi çalışır hale getirmek istediklerini belirtti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acf0c1bd33ad-1791953947.jpg" alt="" width="700" height="525" />Pomega’nın yeniden üretime başlaması için bankalar ve şirketin diğer ortağı İş Portföy ile görüşmeler yürütülüyor. Ancak bu görüşmelerin hangi aşamada olduğu, ihtiyaç duyulan finansmanın nasıl sağlanacağı ve üretimin ne zaman başlayacağı konusunda somut bir takvim açıklanmadı. Bu arada Pomega USA yatırımında ise fabrika binasının inşaatına başlandı ama kriz nedeniyle çalışmalar durdu. Pomega USA’de şu an için bir çalışan var.</p>
<p><strong>BANKALARLA BORÇ YAPILANDIRMA GÖRÜŞMELERİ SÜRÜYOR </strong></p>
<p>Şirketin borçlarının yeniden yapılandırılması için bankalarla görüşmeler devam ediyor. Ceyhan, bankaların kendilerine destek verdiğini ve çözüm arayışlarının sürdüğünü söyledi. Ancak toplam borç tutarı, yapılandırmanın kapsamı, bankalarla hangi koşullarda anlaşma arandığı ve sürecin ne zaman sonuçlanabileceği konusunda ayrıntılı bilgi paylaşmadı. Şirketin nakit sıkıntısı yaşadığını, bazı ödemelerin aksadığını ve devam eden projelerden elde edilen gelirlerin de çeşitli yükümlülüklere aktarıldığını anlattı.</p>
<p><strong>“KONKORDATO İSTEMİYORUZ” </strong></p>
<p>Ceyhan, konkordatonun kendi planlarında bulunmadığını ve şirketin önünde hâlâ değerlendirilebilecek seçenekler olduğunu söyledi. Bütün yolların tükenmesi halinde durumun yeniden değerlendirilebileceğini ifade etti. Bu açıklama, şirket yönetiminin önceliğinin faaliyetleri sürdürmek ve borçları yönetilebilir hale getirmek olduğunu ortaya koyuyor. Ancak mevcut mali verilerle konkordatoya ihtiyaç duyulmadan nasıl bir finansal denge kurulacağı, mevcut kaynakların hangi yükümlülüklere yeteceği ve bankalarla görüşmelerden nasıl bir sonuç beklendiği açıklığa kavuşmadı. Yani Ceyhan diğer konularda olduğu gibi bu konuda da ser verip sır vermedi.</p>
<p><strong>İMZA SİRKÜLERİ SÜRESİ DOLDU, ŞİRKET İŞLEM YAPAMADI </strong></p>
<p>Ceyhan, 21 Nisan’da eski imza sirkülerinin süresinin dolduğunu, yenisinin ise 31 Temmuz’da çıkarıldığını anlattı. Bu dönemde şirketin işlem yapma kabiliyetinin aksadığını belirtti. Şirketin ödeme güçlüğü yaşadığı, çek ve senet ödemelerinde sorunlar ortaya çıktığı da toplantıda gündeme geldi. Yönetim, yaşanan sıkıntıları anlatırken mevcut tabloyu düzeltmeye çalıştıklarını vurguladı; ancak bu dönemin şirketin mali yapısına etkisi rakamlarla ortaya konulmadı. </p>
<p><strong>ZARAR EDEN İŞLER DURDURULUYOR, PERSONEL AZALTILIYOR </strong></p>
<p>Yönetim Kurulu Başkanı Ceyhan, şirket bünyesinde zarar üreten faaliyetleri durdurmaya ve personel sayısını azaltmaya yöneldiklerini söyledi. Bazı işlerde tamamlanmaya çok az iş kalmasına rağmen finansman bulunamadığı için teslimatın yapılamadığını anlattı. Bir şantiyenin yüzde 98 oranında tamamlanmış olmasına karşın son aşamanın bitirilemediğini örnek gösterdi. Maliyetleri düşürmek şirketin öncelikleri arasında yer alsa da bu önlemlerin ne kadar tasarruf sağlayacağı ve faaliyet sonuçlarına ne zaman yansıyacağı konusunda hedef açıklanmadı.</p>
<p><strong>HİSSE 30-40 LİRADAN 2 LİRAYA GERİLEDİ </strong></p>
<p>Yatırımcıların en önemli gündemlerinden biri de Kontrolmatik hisselerindeki sert düşüştü. Hissenin 30-40 lira seviyelerinden 2 lira civarına gerilemesi, çok sayıda yatırımcıda ciddi kayıplara yol açtı. Yaklaşık 352 bin yatırımcının etkilendiği süreçte, yönetimin şirketin geleceğine ilişkin güven verecek somut bir yol haritası açıklaması bekleniyordu. </p>
<p><strong>ŞİRKETE YENİ KAYNAK KONULDU MU? </strong></p>
<p>Toplantıda yönetimin şirkete yeni para koyup koymadığı da soruldu. Ceyhan’ın yanıtları, şirketin finansman ihtiyacını karşılayacak yeni ve güçlü bir kaynak girişinden çok mevcut projelerden gelecek paralar ve alacaklılarla yürütülen görüşmeler üzerinde durulduğunu gösterdi. Devam eden işlerden elde edilen gelirlerin çeşitli yükümlülüklere yöneldiği anlatıldı. Şirketin kısa vadeli nakit ihtiyacını karşılayacak kaynakların büyüklüğü ve bu kaynakların hangi ödemelere ayrılacağı konusunda net bir tablo paylaşılmadı.</p>
<p><strong>YENİ İŞLER VE DİĞER VARLIKLAR NE SAĞLAYACAK? </strong></p>
<p>Yatırımcılar, mevcut sözleşmeler tamamlandığında şirketin zararlarını telafi edecek yeni işlerin bulunup bulunmadığını da gündeme getirdi. Özellikle yüksek zararların ardından, mevcut iş portföyünün gelecekteki gelirler açısından yeterli olup olmadığı sorusu yanıtsız kaldı. Ceyhan, şirketin uydu üretimi ve uydu tabanlı IoT iletişim teknolojileri geliştiren iştiraki Plan-S’in faaliyetlerini sürdürmesi için kamu kurumlarıyla görüşmeler yapıldığını, antimon madeniyle ilgili sorunlar bulunduğunu da anlattı. Ancak bu varlıkların Kontrolmatik’in mali yapısına ne zaman ve ne ölçüde katkı sağlayabileceği konusunda ölçülebilir hedefler ortaya koymadı.</p>
<p>Toplantı, yönetimin önceliklerini ortaya koydu: Pomega’yı satmak yerine çalıştırmak, konkordato başvurusu yapmamak, bankalarla borç yapılandırmasını sonuçlandırmak ve zararları azaltmak. Fakat yatırımcıların beklediği, yalnızca sorunların anlatılması değildi. Borçların hangi kaynaklarla ödeneceği, Pomega’nın ne zaman üretime geçeceği, yeni işlerin gelir yaratma kapasitesi ve şirketin nakit akışının nasıl düzeltileceği konusunda rakamlarla desteklenen bir plan ve takvim açıklanmadı. Aylık toplantıların ilki, bu nedenle yatırımcıların temel sorularını gidermekten uzak kaldı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kontrolmatikte-plan-var-takvim-ve-rakam-yok-89640</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/7/3/1280x720/kontrolmatik-1781761533.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kontrolmatik’te plan var, takvim ve rakam yok ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31-turkiyenin-firsati-donusumun-sinavi-89639</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 07:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> COP31: Türkiye’nin fırsatı, dönüşümün sınavı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Antalya'nın başarısı açıklanan girişimlerin sayısıyla değil, sonrasında yatırım koşullarını ne kadar değiştirdiğiyle ölçülecek. Bekleyen hangi proje ilerledi? Hangi risk paylaşıldı? Hangi yatırım hızlandı? Bunlar ne kadar emisyon azaltımı ve dayanıklılık üretti?</strong></p>
<p>Türkiye, COP31’de ekonomik ihtiyaçlarla iklim hedeflerini buluşturuyor. Antalya’nın fırsatı, ortak hedefleri somut adımlara dönüştürmek; sınavı ise bu adımların önündeki kilitleri açmak…</p>
<p>İklim müzakerelerinin sorunu, ülkelerin yön konusunda anlaşamaması değil. Yön otuz yıldır belli. Asıl anlaşmazlık, o yönde ilerlemenin faturasını kimin, ne zaman ödeyeceği konusunda.</p>
<p>Geçen yıl Belem'de yaşanan da buydu. Fosil yakıtlardan uzaklaşma yol haritası çok sayıda ülkenin desteğini aldı ama ortak karara giremedi. Brezilya başkanlığı çalışmayı resmi müzakerelerin dışında sürdürmeyi üstlendi. Ortak hedef korundu; uygulama üzerindeki anlaşmazlık devam etti.</p>
<p>Bu tablonun arkasında basit bir yapı var. İklim eyleminin maliyeti bugün ve belirli bir yerde ortaya çıkıyor; bir ülkenin bütçesinde, bir şirketin bilançosunda, bir hanenin cebinde. Faydası ise dünyaya dağılıyor ve yıllar içinde birikiyor. Bu düzende her ülkenin, başkasının daha fazlasını yapmasını beklemek için makul bir gerekçesi var. Patinajın kaynağı işte bu bekleme hesabı.</p>
<p><strong>COP31'in uygulama gündemini buna karşı bir hamle olarak okumak mümkün. Hamlenin özü, iklimi bir fedakârlık sorunu olmaktan çıkarıp, ekonomik temelli bir koordinasyon konusuna çevirmek.</strong> Ekonomik çıkarlarla iklim hedeflerinin örtüştüğü alanlarda, birbirini bekleyen kararları birlikte harekete geçirmek.</p>
<p>Türkiye’nin enerji güvenliği, verimlilik, sanayi rekabeti ve finansmana erişimi iklim gündemiyle birleştiren yaklaşımının önemi burada, ekonomik ihtiyaçlar, iklim açısından gerekli adımların dayanağı olabilir.</p>
<p><strong>Beklemekten, ilerlemeye</strong></p>
<p>İklim anlaşmaları üzerine çalışan ekonomist Scott Barrett, iş birliğinin neden bazen tıkanırken bazen de hızlandığını iki farklı durum üzerinden anlatır. İlkinde ülkeler, başkalarının çabasından yararlanırken, kendi katkılarını sınırlamak ister. Başkaları daha fazla sorumluluk aldığında, kendilerinin daha azını yapabileceğini düşünürler. İkincisinde ise bir ülkenin attığı adım, diğerinin harekete geçmesini kolaylaştırır ve daha kazançlı hale getirir. İlkinde sorumluluk başkasına bırakılır. İkincisinde atılan bir adım diğerini de teşvik eder.</p>
<p>Elektrifikasyona bakalım. Bir sanayici üretimini elektrikle yapmak isteyebilir. Ancak şebeke yeterli değilse yatırımını erteler. Şebeke işletmecisi kapasiteyi artırmak için yeni talebin ne zaman geleceğini bilmek ister. Banka da yatırımın ve altyapının takvimini görmeden finansman sağlamaya çekinebilir. Herkes diğerinin adımını beklerken, ekonomik olarak anlamlı bir yatırım gecikir.</p>
<p>Burada sorun yalnız para veya teknoloji eksikliği değil, birbirine bağlı kararların uyum içinde alınamaması. Ortak bir hedef; sanayinin yatırım planını, şebekenin gelişimini ve finansmanı aynı takvimde buluşturabilirse bu bekleyişi kırabilir.</p>
<p>İklim gündeminin patinajdan çıkması için tarafların birbirine daha fazla güvenmesini beklemek gerekmiyor. Her birine, diğerinin de adım atacağını gösteren ve harekete geçmeyi beklemekten daha avantajlı hale getiren somut koşulları kurmak kritik.</p>
<p><strong>Hamlenin ekonomik dayanağı</strong></p>
<p>Türkiye bu hamleyi boşlukta yapmıyor. “35’e 35” çağrısı, elektriğin küresel nihai enerji tüketimindeki payını 2035’e kadar yüzde 35’e çıkarmayı hedefliyor. Henüz bütün ülkelerin kabul ettiği bağlayıcı bir karar değil, gönüllü katılıma açık bir küresel hedef.</p>
<p>Ama arkasında güçlü bir ekonomik zemin var. Uluslararası Enerji Ajansı'nın (IEA) Türkiye ve Avustralya'nın talebiyle hazırladığı analize göre, bugünkü maliyet ve teknolojilerle bile küresel pay yaklaşık yüzde 23'ten yüzde 33'e çıkabiliyor. Yani hedefin büyük bölümü, henüz icat edilmemiş teknolojilere değil, bugün alınabilecek kararlara bağlı.</p>
<p>Aynı rapora göre, yakıt ithalatçısı ekonomilerin 2035’teki yıllık ithalat tasarrufu, 2025 fiyatlarıyla 400 milyar doları aşıyor. Bu, elbette senaryoya bağlı bir sonuç, ancak enerji ithalatçısı ülkelerin neden elektrifikasyonu ekonomik bir öncelik olarak görmesi gerektiğini de açıklıyor.</p>
<p>Hedefin siyasi gücü de burada. <strong>Enerji maliyetini, dışa bağımlılığı ve rekabet gücünü etkileyen bir dönüşüm, iklim gerekçesinin yanında ekonomik bir dayanağa da sahip oluyor.</strong> Yalnızca iklim adına verilen sözler bütçe ve siyaset değiştiğinde kırılgan kalabilir; çıkarla desteklenen sözlerse daha uzun yaşar. Burada çoklu bir çıkar kümesi var.</p>
<p>Türkiye'nin gündemi de bu mantığa uygun. Elektrifikasyon enerji ithalatına, yeşil sanayi ihracatın geleceğine, proje hazırlığı finansmana erişime dokunuyor. BRIDGE, ülkelerin iklim ve kalkınma önceliklerini finansmana hazır proje portföylerine dönüştürmeyi amaçlıyor. SURFF ise şehirlerdeki ihtiyaçlarla finansman arasındaki bağlantıyı kurmaya çalışıyor.</p>
<p>Türkiye bu sorunları dışarıdan değil, bizzat yaşadığı dönüşümün içinden tanımlıyor. Gelişmekte olan ekonomilerin ihtiyaçlarını küresel masaya taşıma iddiasının inandırıcılığı da buradan geliyor.</p>
<p><strong>Üç kritik eşik</strong></p>
<p>Bu yaklaşımın sağlayacağı faydayı değerlendirmek için hangi alanlarda ilerlemeyi kolaylaştırdığını, hangi alanlarda ek desteğe ihtiyaç duyduğunu görmek şart. Üç nokta özellikle önemli.</p>
<p><strong>- Birincisi, elektriğin kaynağı;</strong> “35’e 35” taahhüt metni Paris hedeflerine, yenilenebilir enerjiye ve temiz teknolojilere atıf yapıyor. Bununla birlikte ülkelerin kendi dönüşüm yollarını belirleme yetkisini koruyor; hedefi karşılayacak elektriğin tamamının temiz kaynaklardan üretilmesini ise açık bir koşula bağlamıyor.</p>
<p>Bu esneklik daha geniş katılımı kolaylaştırabilir. İklim açısından elde edilecek sonuç ise elektrik üretiminin nasıl değiştiğine bağlı olacak. Fosil yakıt kullanan bir üretim süreci elektriğe geçtiğinde, emisyonları besleyen elektriğin kaynağı önem kazanıyor. Üstelik yeni talebi karşılamak için kurulacak altyapı uzun yıllar kullanılacak. Bu nedenle elektrifikasyon ile temiz elektrik üretimi birlikte ilerlemeli. Başarı, elektriğin payındaki artışın yanında fosil yakıt tüketiminin ve toplam emisyonların ne ölçüde azaldığıyla değerlendirilmeli.</p>
<p><strong>- İkincisi, ülkenin kazancı ile yatırımcının hesabı arasındaki fark;</strong> Enerji ithalatının azalması ülke genelinde fayda yaratırken; yeni ekipmanın maliyeti, bağlantı belirsizliği ve kredi geri ödemesi şirketin üzerinde kalabilir.</p>
<p>IEA’nın çalışması, gelişmekte olan ekonomilerde büyük ölçekli güneş yatırımlarının sermaye maliyetinin gelişmiş ekonomilerdekinden iki katın da üzerinde olduğunu gösteriyor. Yüksek başlangıç yatırımı gerektiren temiz teknolojilerde bu fark, ekonomik potansiyelin kullanılıp kullanılamayacağını doğrudan etkiliyor.</p>
<p>Uygulama araçlarının önemli görevlerinden biri bu farkı azaltmak. Ülkeye sağlanacak faydayı, yatırımın gerçekleşmesini kolaylaştıran finansman, altyapı ve destek koşullarıyla buluşturmak önemli. Bunun için hangi riskin kim tarafından üstlenileceği açık olmalı. Risk paylaşımı netleştiğinde, ekonomik olarak anlamlı görünen bir yatırımın hayata geçme ihtimali de mutlak olarak güçlenir.</p>
<p><strong>- Üçüncüsü, ekonomik faydanın tek başına yeterli olmadığı alanlar;</strong> Ekonomik çıkarlarla iklim hedeflerinin örtüşmesi dönüşümü hızlandırabilir. Ancak her gerekli adım aynı ölçüde gelir veya tasarruf üretmez.</p>
<p>Verimlilik yatırımları ve bazı temiz teknolojiler ekonomik getirileri sayesinde ilerleyebilir. Buna karşılık henüz kullanım ömrünü tamamlamamış yüksek karbonlu bir tesisin erken kapatılması mali kayıp doğurabilir. Kıyıları taşkınlara karşı korumak büyük toplumsal fayda sağlasa da doğrudan gelir üretmediği için özel finansmana erişmekte zorlanabilir. Dönüşümden etkilenen çalışanların ve küçük işletmelerin desteklenmesi de ayrıca kaynak ve politika gerektirir.</p>
<p>Bu alanlarda koordinasyonun yanında kamu desteği, uluslararası finansman ve maliyetin adil paylaşımı önem kazanıyor. Uyum, kayıp ve zarar ile adil geçiş, uygulama gündeminin tamamlayıcı unsurları olarak ele alınmalı. Bunlarda sağlanacak ilerleme, dönüşümün toplumsal desteğini ve sürekliliğini de güçlendirecek.</p>
<p><strong>Ortak karar ile uygulama arasındaki bağ</strong></p>
<p>Fiji’deki hazırlık toplantısında Türkiye ve Avustralya, COP31 için başkanlık öncülüğünde bir ana karar metni hazırlayacaklarını açıkladı. Bu, teknik bir ayrıntı değil. Zirvenin farklı dosyalarının hangi ortak siyasi mesaj etrafında buluşturulacağını belirleyecek bir tercih.</p>
<p>COP’larda belirli gündem başlıklarına ilişkin kararların yanında, zirvenin genel yönünü ortaya koyan ana karar metinleri de hazırlanabiliyor. Müzakerecilerin “örtü kararı” dediği bu metinlerde başkanlık, ülkelerle yürüttüğü istişarelerden hareketle ortak bir çerçeve oluşturuyor. Ancak metni hazırlama yetkisi, sonucu tek başına belirleme yetkisi anlamına gelmiyor. Kabulü yine ülkelerin uzlaşmasını gerektiriyor.</p>
<p>Belem’de böyle bir metnin hazırlanacağı ikinci haftada netleşmişti. COP31’de ise yaklaşımın önceden duyurulması, ülkelerin sürece daha erken katkı vermesine imkân sağlayacak. Başkanlığın görevi, farklı beklentileri dinleyerek, üzerinde uzlaşılabilecek bir metnin zeminini kurmak olacak.</p>
<p>Böylece, Antalya’nın siyasi sonucu yalnız zirvenin son günlerindeki pazarlıklarla şekillenmeyecek. Önümüzdeki haftalarda yapılacak istişareler, hangi hedeflerin ortak metne girebileceğini ve bunların hangi destek koşullarıyla kabul görebileceğini belirlemede önemli rol oynayacak. Antalya öncesindeki bu görüşmelerin değeri, hedefle onu mümkün kılacak koşulları aynı çerçevede buluşturabilmesinde.</p>
<p><strong>Asıl sınav Antalya'dan sonra</strong></p>
<p>COP31, ölçülebilir hedefleri ya da ekonomik gerekçeleri iklim diplomasisine ilk kez getirmiyor. Ama bu birikimi gerçekten çalışan bir uygulama düzenine dönüştürmekle ilgili elinde bir fırsat var.</p>
<p>Antalya'nın başarısı açıklanan girişimlerin sayısıyla değil, sonrasında yatırım koşullarını ne kadar değiştirdiğiyle ölçülecek. Bekleyen hangi proje ilerledi? Hangi risk paylaşıldı? Hangi yatırım hızlandı? Bunlar ne kadar emisyon azaltımı ve dayanıklılık üretti?</p>
<p>Bu sorulara verilecek somut cevaplar, ekonomik temelli iklim koordinasyonunun gerçekten çalıştığının kanıtı olacak. Böylece iklim diplomasisi, fedakârlık diliyle patinaj yapmaktan kurtulacak. COP31 de bunu başaran zirve olarak öne çıkacak. Tekeri boşa döndürmekten çok, artık yol alınan zirve…</p>
<p><strong>Ülkemiz için kalıcı kazanım da tüm bu gündemin; kendi enerji, sanayi ve şehir politikalarına yerleşmesi olacak. </strong></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cop31-turkiyenin-firsati-donusumun-sinavi-89639</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/9/1280x720/56-1791959564.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ COP31: Türkiye’nin fırsatı, dönüşümün sınavı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fonlarda-tasfiye-sureci-ve-sorular-89638</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fonlarda tasfiye süreci ve sorular</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Meclis’e sunulan Kanun Teklifi, yatırımcılara 1 milyon liraya kadar ara ödeme yapılmasını ve sonradan elde edilecek geri kazanımların yatırımcılara aktarılmasını öngörüyor. Ancak ödeme takvimi, bekleyen satış emirleri ve ara ödemelerde esas alınacak son fiyat, yatırımcıların haklarının korunması açısından kritik önem taşıyor.</strong></p>
<p>Fon piyasasında 17 Eylül sonrası başlayan süreç artık yeni bir aşamaya geçti. İlk günlerde ana gündem fonların alım-satıma kapatılması, tasfiye kararları ve yatırımcıların paralarına ne zaman ulaşabileceğiydi. Şimdi ise Meclis’e sunulan kanun teklifiyle birlikte başka soruların cevabını arıyoruz: Tasfiye nasıl yürütülecek, ara ödemeler nasıl yapılacak ve yatırımcı zararlarının ne kadarı geri kazanılabilecek?</p>
<p>Öncelikle teklifin kapsamını doğru anlamak gerekiyor. Düzenleme, SPK’nın 17 Eylül 2026 tarihli kararlarıyla tasfiyesine karar verilen ve kanunun yayımlandığı tarihte tasfiyesi henüz tamamlanmamış fonları kapsıyor. Yani bütün fonlar için yeni ve kalıcı bir tasfiye sistemi değil, yaşanan sürece yönelik özel bir çözüm mekanizması oluşturuluyor.</p>
<p>Açıklamalara göre olağanüstü tasfiye kapsamındaki fonların (Tera, Pusula, Hedef ve Atlas Portföy) yatırımcılarına 1 milyon liraya kadar ara ödeme yapılması öngörülüyor. Burada önemli nokta, kamu kaynağı kullanılmayacak olması. Ödemelerin fonun mevcut malvarlığı, yapılacak iadeler ve tedbir konulan malvarlıklarından karşılanması planlanıyor.</p>
<p>Bence teklifin yatırımcı açısından en önemli taraflarından biri de sürecin yalnızca “fondaki varlıkları sat, borçları öde, kalanı dağıt” yaklaşımıyla sınırlı kalmaması. Zararların tespiti, olağan dışı kazançların geri alınması, sorumlulara rücu edilmesi ve sonradan sağlanabilecek geri kazanımların da yatırımcıya aktarılması öngörülüyor. Bu özellikle ciddi zarar yaşayan yatırımcı açısından önemli. Fonun bugünkü değeri, yatırımcının nihai olarak geri alabileceği tutarın son noktası olmayabilir.</p>
<p><strong>Güven kaybı fonlarla sınırlı değil</strong></p>
<p>Konuyu yalnızca tasfiye edilen fonların yatırımcıları açısından değerlendirmek de eksik olur. Çünkü yaşananlar yatırımcı davranışını belirgin biçimde değiştirdi.</p>
<p>ING Global’in değerlendirmesine göre ağustos sonundan 6 Ekim’e kadar, işlemleri durdurulan fonlar hariç tutulduğunda TL cinsi yatırım fonlarından net 625 milyar TL çıkış gerçekleşti. Dövize bağlı fon varlıklarından da 2,2 milyar dolarlık çıkış yaşandı. Buna karşılık TL mevduat ve repo bakiyelerindeki artış, çıkışın önemli bölümünün dövize değil TL içinde daha güvenli görülen alanlara yöneldiğine işaret ediyor.</p>
<p>MKK verilerine dayanan Şebnem Turhan’ın EKONOMİ gazetesindeki haberindeki rakamlar da dikkat çekici. Eylül ayında yatırım fonlarında portföyünü boşaltan yatırımcı sayısı 1.133 kişi artarken, hisse senetlerinde bu artış 50 bin 234 kişiye ulaştı. Fon portföy büyüklüğü de eylül sonunda 9,26 trilyon TL’ye geriledi.</p>
<p>Dolayısıyla bugün yalnızca “tasfiye nasıl yapılacak?” sorusunu konuşmuyoruz. Asıl mesele yatırımcı güveninin nasıl yeniden kurulacağı.</p>
<p><strong>Bekleyen emirlerde yatırımcının hakkın olacak?</strong></p>
<p>Teklifte benim en fazla önemsediğim konulardan biri satış emrini vermiş ancak işlemi tamamlanmamış yatırımcıların durumu. Yatırımcı işlem durdurulmadan önce satış emrini vermiş, fon payları bloke edilmiş fakat işlem tamamlanmadığı için parasını alamamış olabilir.</p>
<p>Benim değerlendirmem, satış emrini zamanında vermiş ve emri ilgili sisteme iletilmiş yatırımcıların haklarının uygulama esaslarında açık biçimde korunması gerektiği yönünde. Olağan tasfiye sürecindeki Pardus Portföy’ün KHA ödemelerinde gördüğümüz uygulamada satış emri veren ve emri bekleyen yatırımcılar ile emir vermemiş olan yatırımcılar arasında hak korunmuştu. Olağanüstü tasfiye sürecinde de bunun yoruma bırakılmaması önemli.</p>
<p>Bir diğer konu tasfiye kapsamında olmayan ancak hâlâ alım-satıma kapalı fonlar. Tasfiye kararı bulunmayan fonlarda gerekli kontroller tamamlandıktan sonra işlemlerin mümkün olduğunca hızlı başlaması gerekiyor. Belirsizlik uzadıkça yatırımcı tarafındaki endişe de büyüyor.</p>
<p><strong>Ara ödemede “Son Fiyat” sorunu</strong></p>
<p>Bence teklifin üzerinde en fazla düşünülmesi gereken bölümlerinden biri ise ara ödeme tutarının nasıl hesaplanacağı.</p>
<p>Teklifte PPF dışındaki fonlar için, ara ödeme için son hesaplanacak fiyatın dikkate alınması öngörülüyor. İlk bakışta teknik bir detay gibi görünse de portföyündeki varlıkları çok sert değer kaybeden fonlarda sonuç yatırımcı açısından oldukça farklı olabilir.</p>
<p>TLY bunun çarpıcı örneklerinden biri. Son varlık dağılımına göre fonun yaklaşık yüzde 75’ini oluşturan beş hissenin son bir ayda yaklaşık yüzde 85 değer kaybettiğini görüyoruz. Böyle bir tabloda daha önce 100 liralık fon payına sahip yatırımcı, son fiyat üzerinden hesaplanacak bir ara ödemede yaklaşık 15 liralık bir değere sıkışabilir.</p>
<p>Elbette kamu kaynağı kullanılmayacağı için mevcut ve geri kazanılabilir kaynakların üzerinde ödeme yapmak kolay bir çözüm değil. Ancak fiyatın likidite şoku, yoğun satışlar veya hukuka aykırı işlemler nedeniyle çöktüğü durumlarda yalnızca son fiyatı esas almak da yatırımcı açısından ağır sonuçlar yaratabilir.</p>
<p>Bu nedenle ara ödeme mekanizmasının yalnızca teknik bir fiyat hesabı olarak değil, yatırımcıya hızlı bir nefes alanı sağlayacak geçiş mekanizması olarak ele alınması gerektiğini düşünüyorum. Fon türü, portföyün likiditesi, gerçekleşen nakit ve geri kazanım potansiyeli birlikte değerlendirilerek daha dengeli bir uygulama modeli oluşturulabilir.</p>
<p>Özellikle para piyasası fonlarında yatırımcının nakde mümkün olduğunca hızlı ulaşması öncelikli olmalı. Hisse ağırlıklı veya likiditesi düşük varlık taşıyan fonlarda ise ilk ödeme düşük kalsa dahi, sonradan sağlanabilecek geri kazanımların yatırımcının nihai hakkına nasıl yansıyacağı açık biçimde anlatılmalı.</p>
<p><strong>Takvim de en az tutar kadar önemli</strong></p>
<p>Yatırımcı açısından diğer önemli soru doğal olarak “Paramı ne zaman alacağım?”</p>
<p>Teklif herkesin hangi tarihte ne kadar ödeme alacağını belirleyen kesin bir takvim oluşturmuyor. Sürecin önemli bölümü SPK tarafından belirlenecek. Her fonun nakit durumu, portföy yapısı ve geri kazanım potansiyeli farklı olduğu için bunu anlamak mümkün. Ancak yatırımcı açısından belirsizliği azaltacak düzenli bir bilgilendirme takvimine ihtiyaç var.</p>
<p>Hangi fonlarda ilk ara ödeme ne zaman yapılacak? Para piyasası fonlarında süreç nasıl ilerleyecek? PPF dışı fonlarda son fiyat nasıl uygulanacak? Geri kazanımlar oldukça yeni ödemeler hangi aralıklarla yapılacak?</p>
<p>Bazen yatırımcı açısından belirsizlik, zararın kendisi kadar yıpratıcı olabiliyor. Bu nedenle sadece ödeme yapmak değil, yatırımcıya önündeki süreci görebileceği bir takvim sunmak da güvenin yeniden kurulmasının parçası.</p>
<p>Son günlerde fonlardan çıkışların hız kaybetmesi ve para piyasası fonlarında yeniden sınırlı girişlerin görülmesi olumlu. Ancak güvenin geri dönmesi için para akışının sakinleşmesi tek başına yeterli değil. Sürecin öngörülebilir, açık ve mümkün olduğunca adil yürütülmesi gerekiyor.</p>
<p>Kanun teklifi bu açıdan önemli ve gerekli bir adım. Ancak bundan sonrası uygulamada şekillenecek. Bekleyen satış emirlerinde yatırımcının hakkının açık biçimde korunması, kapsam dışında kalan ancak benzer risk taşıyan fonların durumunun netleştirilmesi, ara ödemede son fiyatın yaratabileceği sorunların giderilmesi ve yatırımcıya anlaşılır bir ödeme takvimi sunulması sorunun yönetimi açısından değerli olacaktır.</p>
<p>Çünkü bugün mesele yalnızca yatırımcıya ne kadar ödeme yapılacağı değil. Yaşananlardan sonra fon piyasasına duyulan güvenin nasıl yeniden kurulacağı.</p>
<p>Bu süreç doğru yönetilirse yaşananlar, fon piyasasında kalıcı bir güven kaybına dönüşmek yerine daha şeffaf, daha adil ve yatırımcının kendisini daha güvende hissettiği yeni bir dönemin başlangıcı olabilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fonlarda-tasfiye-sureci-ve-sorular-89638</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fonlarda tasfiye süreci ve sorular ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tarim-gida-sistemleri-ve-kirsal-kalkinmada-100-kadin-kahraman-89637</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tarım-Gıda Sistemleri ve Kırsal Kalkınmada 100 Kadın Kahraman</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Tarım-gıda sistemlerinde kadınların katkıları hâlâ yeterince değer görmüyor. Seçilen kadınların çalışmaları pazara erişimi genişletmiş, gıda güvenliğini güçlendirmiş, geleneksel ve yerel bilgileri korumuş, doğal kaynakları korumuş ve kırsal topluluklar için istihdam ve eğitim fırsatları yaratmıştır.</strong></p>
<p>Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) bu yıl ilk kez “Tarım-Gıda Sistemleri ve Kırsal Kalkınmada 100 Kadın Kahraman” seçimi gerçekleştirdi. Seçilen 100 kadın kahraman arasında Türkiye’den de Sevgi Kütüz yer aldı.</p>
<p>Birleşmiş Milletler, 2026 yılını “Uluslararası Kadın Çiftçi Yılı” ilan etmişti. “Tarım-Gıda Sistemleri ve Kırsal Kalkınmada 100 Kadın Kahraman”ın seçilmesi de bu kapsamda gerçekleştirildi. Toplamda 131 üye ülkeden 609 kadın için yapılan adaylık başvuruları değerlendirildikten sonra 100 ülkeden 100 kadın kahraman seçildi. Seçilen kadın kahramanlar 15 Ekim Dünya Çiftçiler Günü öncesinde açıklandı.</p>
<p>Gıda ve Tarım Örgütü (FAO)’ya göre kadınlar, dünya tarım iş gücünün önemli bir bölümünü oluşturuyor. Üretimden işlemeye, dağıtımdan ticarete kadar tarım-gıda değer zincirinin her aşamasında vazgeçilmez bir öneme sahip olan kadınlar, hane halkı gıda güvenliği ve beslenmesinde büyük rol oynuyor.</p>
<p>Tarım-gıda sistemlerinde çalışan kadınların oranı küresel olarak yüzde 40 seviyesinde olmasına rağmen katkıları hâlâ yeterince değer görmüyor. Çalışma koşulları genellikle daha güvencesiz; düzensiz, kayıt dışı, yarı zamanlı, düşük ücretli, emek yoğun ve son derece kırılgan. Toprak, finansman, teknoloji, eğitim, yayım hizmetlerine erişim ve her düzeyde karar alma süreçlerine katılım da dâhil olmak üzere sistemik engellerle karşılaşmaya devam ediyorlar.</p>
<p>Türkiye’de tarım sektöründe 5 milyon kişi çalışıyor. Bu 5 milyonun da yaklaşık 2 milyonu kadın. Fakat Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı kadınların oranı sadece yüzde 15. Gelirden aldıkları pay, yönetim hakkından aldıkları pay yok denecek kadar az.</p>
<p><strong>Kadın kahramanlar nasıl seçildi?</strong></p>
<p>FAO’ya göre seçilen kadınlar tarım-gıda değer zincirinin her aşamasından gelmekte ve çok çeşitli rol ve geçmişleri temsil etmektedir. Çalışmaları, pazar erişimini genişletmiş, gıda güvenliğini güçlendirmiş, geleneksel ve yerel bilgileri korumuş, doğal kaynakları korumuş ve kırsal topluluklar için istihdam ve eğitim fırsatları yaratmıştır. Seçilenler, hem bireysel başarıyı hem de kapsayıcı tarım-gıda sistemleri dönüşümüne yönelik ortak bir bağlılığı yansıtmaktadır.</p>
<p>“Kırsalda 100 Kadın Kahraman”ın seçim süreci ile ilgili FAO’dan yapılan açıklama özetle şöyle: “Seçim süreci, geniş üye katılımını, coğrafi dengeyi, şeffaflığı ve tutarlılığı sağlamak üzere tasarlandı. Başvuru çağrısı tüm FAO üyeleriyle paylaşılmış ve ayrıca her üyeye doğrudan iletilmiştir; her ülke için izin verilen maksimum başvuru sayısı nüfus büyüklüğüne göre belirlenmiştir. Toplamda 131 üye ülke 609 adaylık başvurusunda bulunmuştur.</p>
<p>Tüm adaylıklar öncelikle başvuru şartlarına ve her ülkeye tahsis edilen kotaya uygunluk açısından incelendi. Uygun başvurular daha sonra FAO üst yönetimi tarafından değerlendirildi ve sıralandı. Adaylar, Üst Yönetim Kurulu üyelerinden alınan en yüksek sayıda tercihe göre, seçilecek maksimum aday sayısına saygı gösterilerek kısa listeye alındı.</p>
<p>Seçilen adaylar daha sonra üst düzey yöneticiler tarafından iki tur görüşmeyle değerlendirildi. Bu görüşmeler, nihai grubun genel kalitesini, dengesini ve temsil edilebilirliğini sağlamak için ek bir değerlendirme düzeyi sağladı. Seçilen adayların nihai listesi daha sonra Üst Düzey Yönetim Komitesi tarafından onaylandı ve ardından başarılı adaylara seçimleri resmen bildirildi.”</p>
<p><strong>Türkiye’nin kahramanı moringa üreticisi Sevgi Kütüz</strong></p>
<p>Sevgi Kütüz, Gaziantep’teki Moringantep Girişimci Kadınlar Üretim ve Kalkınma Kooperatifi’nin yönetim kurulu başkanı ve kadın öncülüğünde tarımsal girişimciliğin öncü savunucularından biridir. 2017 yılında moringa (ana vatanı Hindistan olan, yapraklarından tohumuna, kabuğundan köküne kadar her bölümü tüketilebilen ve halk arasında <strong>"mucize ağaç"</strong> olarak bilinen şifalı bir bitki) yetiştiriciliğine başlamasından bu yana, Türkiye’nin ilk ticari moringa işletmesinin geliştirilmesine öncülük ederek, onu çeşitli gıda, sağlık ve kozmetik ürünleriyle ulusal çapta tanınan bir markaya dönüştürmüştür.</p>
<p>Üretim, işleme, markalaşma ve pazarlamayı entegre eden kadın merkezli bir model aracılığıyla, tarımsal inovasyonu ve katma değeri teşvik ederken kırsal kesimdeki kadınlar için ekonomik fırsatları genişletmiştir.</p>
<p>2023 depreminde ağır kayıplar yaşamasına rağmen, topluluğunu ve yerel çiftçileri desteklemeye devam ederek, direnç, dayanışma ve liderlik sergilemiştir. Çalışmaları, Moringantep’i Türkiye’de kadınların güçlendirilmesi, kırsal kalkınma ve sürdürülebilir tarım-gıda girişimciliğinin önde gelen bir örneği hâline getirmiştir.</p>
<p><strong>Peru’dan tarımsal biyoçeşitliliği koruyan </strong><strong>Rita Parcco Pumapillo</strong></p>
<p>Rita Parcco Pumapillo, Peru’nun Apurímac bölgesinden kırsal bir lider ve tarımsal biyoçeşitliliğin koruyucusudur. Hayatını yerli tohumları ve geleneksel And bitkilerini korumaya adamıştır.</p>
<p>Paymakis Tarımsal Biyoçeşitlilik Bölgesi yönetim komitesi başkanı olarak, hem genetik çeşitliliği hem de geleneksel tarımsal bilgiyi koruyan katılımcı yönetişimi ve topluluk temelli koruma çabalarını desteklemektedir. Liderliğiyle, kırsal ve yerli kadınların tohumların, kültürel mirasın ve sürdürülebilir gıda sistemlerinin koruyucuları olarak hayati rolünü vurgulamıştır.</p>
<p>Çalışmaları gıda güvenliğine, iklim direncine ve tarımsal biyoçeşitliliğin korunmasına katkıda bulunarak, atalardan kalma bilginin ve yerel yeniliğin kırsal toplulukların ve tarım-gıda sistemlerinin sürdürülebilirliğini nasıl güçlendirdiğini göstermektedir.</p>
<p><strong>Fransa’da kadınların örgütlenmesine öncülük eden Anne-Marie Crolais</strong></p>
<p>Anne-Marie Crolais, Fransa’nın Bretonya bölgesinde hayvancılıkla uğraşan bir çiftçi ve kadınların tarım örgütlerine katılımını teşvik etmede öncü bir isimdir. Çok az kadının bu tür sorumluluk pozisyonlarında bulunduğu bir dönemde, tarım sendikaları hareketine çok erken bir aşamada dâhil oldu.</p>
<p>Genç Çiftçiler Birliği’nin bölüm başkanı ve daha sonra Ulusal Genç Çiftçiler Çevresi yönetim kurulu üyesi olarak, kadın çiftçilerin durumuna ilişkin farkındalığı artırmaya ve özellikle statü, haklar, mesleki tanınma ve gelir konularında seslerini yükseltmeye yardımcı oldu. Çiftliğini daha da geliştirerek tarım turizmi faaliyetleri kurdu ve tarımsal çeşitlendirmeye ve yerel istihdam yaratılmasına katkıda bulundu.</p>
<p>Kariyeri boyunca Anne-Marie Crolais, kadınların rolünü, tarım geleneklerinin aktarılmasını ve kırsal toplulukların canlılığını savunarak Fransız tarımını dönüştürdü ve yeni nesil kadın çiftçilerin yolunu açtı. Bugün, çiftliğini gururla kızına devrederek, aile çiftçilik mirasının yeni bir nesil tarafından devamlılığını sağladı.</p>
<p><strong>İrlanda’da organik üretim yapan Blátnaid Gallagher</strong></p>
<p>Blátnaid Gallagher, İrlanda’nın Galway bölgesinden organik bir çiftçi, yenilikçi ve tarımda kadınların savunucusudur. Safkan Galway koyunları, Connemara midillileri, ormancılık, biyolojik çeşitliliğin korunması, sosyal tarım, turizm ve geleneksel gıda üretimini birleştiren çeşitli ve sürdürülebilir bir tarım işletmesi geliştirmiştir.</p>
<p>İrlanda’nın tarımsal mirasını korumaya kendini adamış olan Gallagher, nesli tükenmekte olan Galway koyun ırkının önde gelen savunucularından biri olmuş ve yerli Galway yünü için yeni pazarlar yaratmaya ve ülke çapında 70’ten fazla safkan sürüye destek vermeye adanmış İrlanda’nın ilk kooperatifi olan Galway Yün Kooperatifi’ni kurmuştur. Kırsal girişimci, eğitimci ve Farming for Nature Ireland ve FLIARA Projesi gibi girişimlerin elçisi olarak yaptığı çalışmalarla sürdürülebilir tarımı, kadın liderliğini, kırsal yeniliği ve biyolojik çeşitliliğin korunmasını teşvik etmektedir.</p>
<p>Çiftliği Murray Meadows, aynı zamanda eğitim, kapsayıcılık ve çevre yönetimi merkezi olarak hizmet vererek, çeşitlendirilmiş tarımın kırsal toplulukları nasıl güçlendirebileceğini ve doğal ve kültürel mirası nasıl koruyabileceğini göstermektedir.</p>
<p><strong>Cristina Stribacu, Yunanistan’ın yerel zeytin çeşitlerini koruyor</strong></p>
<p>Cristina Stribacu, Yunanistan’ın Mora Yarımadası’ndaki LIÁ Zeytinyağı ve LIÁ Zeytinyağı Merkezi’nin kurucusu ve tarımsal biyoçeşitlilik, kadınların güçlendirilmesi ve sürdürülebilir kırsal kalkınmanın önde gelen savunucularından biridir.</p>
<p>Son 15 yıldır, Yunanistan’ın yerel zeytin çeşitlerini korumak, sürdürülebilir zeytin üretimini teşvik etmek ve nüfus azalması ve ekonomik zorluklarla karşı karşıya kalan kırsal toplulukları güçlendirmek için çalışmaktadır. Kadınların liderliğini, mesleki gelişimini ve zeytinyağı değer zincirinin tamamında katılımını destekleyen uluslararası ağlarda aktif rol alırken, LIÁ Zeytinyağı Merkezi kırsal kadınlar ve genç çiftçiler için eğitim, ağ oluşturma ve inovasyon merkezi olarak hizmet vermektedir.</p>
<p>Yunanistan’ın ilk kapsamlı tarımsal sürdürülebilirlik programı olan REOLIVE gibi girişimler aracılığıyla, biyoçeşitlilik korumasının, kadınların güçlendirilmesinin ve sürdürülebilir girişimciliğin nasıl dayanıklı tarım-gıda sistemlerine ve gelişen kırsal topluluklara katkıda bulunabileceğini göstermiştir.</p>
<p><strong>Alba Pettengill, Paraguay’da et endüstrisindeki yenilikleri ile biliniyor</strong></p>
<p>Alba Pettengill, yaklaşık kırk yıllık çalışmalarıyla ülkenin et endüstrisini modernize etmeye ve tarımsal kalkınmayı güçlendirmeye yardımcı olmuş, seçkin bir Paraguaylı tarım işletmecisidir.</p>
<p>Psikoloji, insan kaynakları ve işletme yönetimi alanlarında eğitim almış olan Pettengill, uluslararası kalite ve gıda güvenliği standartlarının getirilmesinde, önemli ihracat pazarlarına erişimin yeniden açılmasında ve vakumlu paketlenmiş soğutulmuş sığır eti ihracatı ve Paraguay’ın ilk endüstriyel hamburger üretim tesisi gibi yeniliklerin hayata geçirilmesinde öncü rol oynamıştır.</p>
<p>Büyük tarım-gıda şirketlerinde üst düzey liderlik pozisyonlarında bulunmasının yanı sıra, verimlilik, inovasyon ve çevresel sorumluluğa odaklanan sürdürülebilir tarım ve hayvancılık işletmelerini başarıyla yönetmiştir. Paraguay Et Odası’nın kurucusu ve eski başkanı olan Pettengill, tarım kurumlarında saygın bir lider olarak Paraguay’ın tarım-gıda sektörünün rekabet gücüne, sürdürülebilirliğine ve uluslararası tanınırlığına kalıcı bir katkı sağlamıştır.</p>
<p><strong>Nepal’in ödüllü tarım girişimcisi Tsering Dhoka Gurung</strong></p>
<p>Tsering Dhoka Gurung, Nepal’in Mustang bölgesinden ödüllü bir tarım girişimcisi ve kırsal liderdir. Yenilikçilik, çeşitlendirme ve topluluk liderliği yoluyla yüksek rakımlı tarımı dönüştürmüştür.</p>
<p>Ngawang Hisi Tarım ve Hayvancılık Organik Çiftliği’nin kurucusu olarak, bölgesinde yüksek yoğunluklu elma yetiştiriciliğine öncülük etmiş, binlerce ağaçtan oluşan gelişen bir meyve bahçesi geliştirmiş ve Himalaya koşullarına uyarlanmış modern bahçe yönetimi uygulamalarını tanıtmıştır. İşletmesini ticari dağ keçisi üretimiyle başarılı bir şekilde çeşitlendirmiş, kırsal aileler için önemli gelir, istihdam ve fırsatlar yaratan dayanıklı bir tarım işletmesi oluşturmuştur.</p>
<p>Tarım girişimciliği için bir mentor ve savunucu olarak, gençleri yurt dışına göç etmek yerine kendi topluluklarında geçim kaynakları oluşturmaya teşvik ederek, kadın liderliğinin, yenilikçiliğinin ve kararlılığının gıda güvenliğini, kırsal ekonomileri ve sürdürülebilir tarım-gıda sistemlerini nasıl güçlendirebileceğini göstermektedir.</p>
<p><strong>Çekya’nın en etkili tarım liderlerinden Monika Nebeská</strong></p>
<p>Monika Nebeská, Çek Cumhuriyeti’nin en etkili tarım liderlerinden biridir; uygulamalı çiftlik yönetimini, ulusal ve Avrupa düzeyinde tarım politikası ve sektör geliştirme alanındaki liderlikle birleştirmiştir.</p>
<p>2.500 hektardan fazla alanda tarım yapan büyük bir tarım kooperatifinin başkanı ve Bohemya ve Moravya Sebze Yetiştiricileri Birliği başkanı olarak, sürdürülebilir gıda üretimi, inovasyon, su ve enerji dayanıklılığı ve modern teknolojilerin tarıma entegrasyonunu savunmuştur. Geleneksel olarak erkek egemen bir sektörde öncü bir kadın olarak, Çek Cumhuriyeti’nde türünün ilk örneği olan bir tarım kooperatifini yöneten ilk kadın olmuş ve tarımda kadınların ve genç profesyonellerin ilerlemesini aktif olarak desteklemiştir.</p>
<p>Tarım, eğitim, araştırma ve kamu politikası alanlarındaki liderliğiyle, sektörde daha fazla cinsiyet eşitliğini teşvik ederken, daha dayanıklı, rekabetçi ve sürdürülebilir tarım-gıda sistemlerinin güçlendirilmesine yardımcı olmuştur.</p>
<p><strong>Vangelina Parmachka Kuzey Makedonya’da koyunculuk yapıyor</strong></p>
<p>Vangelina Parmachka, Kuzey Makedonya’nın Budinarci dağ köyünden deneyimli bir koyun çiftçisidir. Ailesiyle birlikte yaklaşık 600 koyundan oluşan bir sürüyü yönetmekte ve hayvan bakımı, işleme ve pazarlamaya kadar tüm değer zincirini denetleyerek geleneksel koyun peyniri üretmektedir.</p>
<p>Çiftçilik çalışmalarının yanı sıra, Ulusal Çiftçiler Federasyonu bünyesindeki Kadın Çiftçiler Ağı’nın koordinatörü olarak görev yapmakta ve kırsal kesimdeki kadınlar için daha fazla tanınma, daha güçlü haklar ve daha iyi destek için savunuculuk yapmaktadır. Ağ, kolektif eylem yoluyla kadın çiftçiler için özel bir yatırım destek önleminin getirilmesine ve kayıtlı kadın çiftçiler için doğum izninin yolunu açan politika değişikliklerine katkıda bulunmuştur.</p>
<p>Uygulamalı çiftçilik, girişimcilik ve savunuculuğu birleştirerek, geleneksel bilgiyi korumaya, kırsal geçim kaynaklarını güçlendirmeye ve kadınları ve gençleri tarımda aktif rol almaya teşvik etmeye yardımcı olmaktadır.</p>
<p><strong>María Cantalicia Torres, Venezuela’nın yerel çeşitlerine sahip çıkıyor</strong></p>
<p>María Cantalicia Torres de Torres, Venezuela’nın And bölgesinden kırsal bir lider, tohum koruyucusu ve tarımsal biyoçeşitlilik savunucusudur. Hayatını yerel patates çeşitlerini korumaya ve geleneksel tarım bilgisini muhafaza etmeye adamıştır. Ayrıca geleneksel yün dokuma ve koyun yetiştirme uygulamalarını da koruyarak bu becerileri topluluğundaki çocuklarla ve gençlerle paylaşmıştır.</p>
<p>Vertientes de Agua Viva Kooperatifi’nin kurucusu olarak, su kaynaklarının korunmasını ve ticari tarımın genişlemesiyle tehdit altında olan yerel patates tohumlarının kurtarılmasını desteklemiştir. Kooperatif aracılığıyla mikro su havzalarının korunmasına da katkıda bulunmuştur.</p>
<p>Aile temelli çiftçilik, topluluk araştırmaları ve Bilim İnsanı-Çiftçi İttifakı da dâhil olmak üzere bilimsel kurumlarla iş birliği yoluyla, şu anda ulusal genetik kaynak koleksiyonlarında koruma altına alınmış benzersiz yerel patates çeşitlerinin tanımlanmasına, kurtarılmasına ve korunmasına katkıda bulunmuştur. Tarımsal ekoloji uygulamaları konusundaki engin bilgisi ve nesiller arası bilgi aktarımına olan bağlılığıyla tanınan kendisi, And dağlık bölgelerinde biyolojik çeşitliliğin korunması, gıda egemenliği ve sürdürülebilir kırsal kalkınmanın saygın bir savunucusu hâline gelmiştir.</p>
<p>10 kadın kahramanın çalışmalarını gençlere ve kadınlara ilham olması dileği ile paylaşıyorum. “Tarım-Gıda Sistemleri ve Kırsal Kalkınmada 100 Kadın Kahraman”ın hikâyelerini/çalışmalarını FAO’nun “https://www.fao.org/100-women-heroes/en” sayfasından okuyabilirsiniz. Dünyadaki tüm kadınların 15 Ekim Dünya Çiftçi Kadınlar Günü’nü kutlar, mücadelelerinde başarılar dilerim.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/tarim-gida-sistemleri-ve-kirsal-kalkinmada-100-kadin-kahraman-89637</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tarım-Gıda Sistemleri ve Kırsal Kalkınmada 100 Kadın Kahraman ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fonumuza-kadar-bizi-kimler-soyuyor-89636</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fonumuza kadar bizi kimler soyuyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Sahi, kimdir bu cebimize musallat olan fareler? Zengini fonuna kadar, fakiri donuna kadar soyan ve yakalanmayanlar… Bilmek istiyorum, soyulmak istemiyorum. Yönetenlerin soygununa dur diyelim.</strong></p>
<p><strong>Bilmek istiyorum</strong>. Zengini fonuna kadar, fakiri donuna kadar soyanlar kim? <strong>Bunu nasıl yapıyorlar</strong>? Ne kadar soydular? <strong>Hangi yöntemleri</strong> kullanıyor, <strong>hangi görevleri</strong> suistimal ediyor ve <strong>hangi siyasi güçlerden</strong> destek alıyorlar? Belki de hayati soru şu olmalı; <strong>Bunu neden yapıyorlar</strong>, koruyucuları kim?</p>
<p>Fon yağmasının sadece <strong>ekonomik</strong> değil, <strong>siyasi sonuçları</strong> da olacağı kesin. Her ne kadar eski bir <strong>kadın bakanı feda edip</strong> yırtacaklarını zannetseler, <strong>gündem değiştirmeye kalksalar</strong> da bu <strong>patlayan lağımın kokusunu </strong>gizleyemiyorlar. Sadece <strong>finans piyasaları</strong> değil, tüm ülkede <strong>genel güvensizlik dalgası</strong> var.</p>
<p><strong>MASUMİYET KARİNESİ TAMAM DA MAĞDURİYET KARİNESİ NE OLACAK?</strong></p>
<p>Soruyoruz; “<strong>bizi kim soyuyor</strong>?” diye ve adlarını bildiklerini söylüyor ama “<strong>masumiyet karinesi</strong>” sebebiyle isimleri “<strong>lekelenmesin</strong>” gerekçesiyle ilan etmiyorlar. Ben de “<strong>suçu sabitlenene dek herkes masumdur</strong>” ilkesine inanan biriyim ancak “<strong>mağduriyet karinesi</strong>” ne olacak? Faili meçhul müyüz yine?</p>
<p>Açıklamalara bakıyoruz, “<strong>bir tür parti için hesaplaşma</strong>” gibi ilerliyor süreç. Sanki “<strong>benim hırsız, senin hırsız</strong>” mücadelesine dönüşmüş soygun. <strong>Satranç tahtası</strong> pisliğe batmışsa <strong>vezir fedasıyla</strong> sıyrılamazsın. Fona adı karışanlar; hiç biriniz işlemediğiniz(<strong>!</strong>) günahın masumu değilsiniz. <strong>Hele ki günahkârsanız</strong>…</p>
<p><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Fon yağmasına dair…</strong></p>
<p><strong><em>Soyanlar neden açıklanmıyor?</em></strong></p>
<p>Eski bakanı feda edip diğer <strong>failleri saklama gayreti</strong> var. Ucu nereye varacaksa varsın irade beyanına rağmen, <strong>fondaş zinciri başat halkaları</strong> bir yerde kesiliyor. Zira <strong>yağmayı yapanlar bilinsin</strong> istenmiyor.</p>
<p><strong><em>Fon soygunu fakirleştiriyor mu?</em></strong></p>
<p>Türkiye, <strong>yağmalanmakta olan </strong>bir ülke ve <strong>yağmalanan bir ülkeye fakir demek, hırsızı aklamaktır.</strong> Fondaş çetelerin ortaya çıkarılması bu yüzden hayatidir ve <strong>ülkeye temizlenme şansı doğurabilir</strong>.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>FİNANSIN SUSURLUK’U</strong></p>
<p>Tam 30 yıl önce <strong>Susurluk</strong>’taki bir kaza, devlete <strong>sızmış kötülerin açığa çıkmasına vesile</strong> olmuştu. Şu anda ülke, <strong>fondaşların yandaşların yağması sürecinde</strong>… Fon yangını, <strong>finans dünyasının Susurluk’u </strong>sayılabilir. Başarılı yönetilirse <strong>sistemin çürük yanları</strong> düzelir, <strong>soygunların önü alınır</strong>, tedbirler gelişir.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>FON SOYGUNU LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Fondaş</strong>; Finans sistemine çöreklenmiş hırsızlar güruhu. Köpek havlamadıysa hırsız tanıdıktır genelde</p>
<p><strong>Yandaş</strong>: Siyaset kartını kullanıp fonlara bankalara, teşviklere, kaynaklara çöken partili kalabalıklar</p>
<p><strong>Troller</strong>: Sosyal medyada yönetimin muhalifleri linç etmek için kullandığı klavye pusucuları</p>
<p><strong>Mağdur</strong>: Kimi mecburiyetten kimi de aşırı kazanç hırsından dolayı sistemin tuzağına düşen kişiler</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fonumuza-kadar-bizi-kimler-soyuyor-89636</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/yoksulluk-fakir-parasiz-para.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fonumuza kadar bizi kimler soyuyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cari-dengede-fazla-aylari-geldi-89635</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Cari dengede fazla ayları geldi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cari işlemler dengesinin klasik döngüsüdür. Yaz ayları gelir, turizm gelirleri tırmanır ve cari denge açıktan fazlaya döner. En yüksek tutarda fazla verilen ay da genellikle ağustostur. Ancak bu durum her yıl yaşanmaz tabii ki, yaz aylarında, hatta ağustosta bile cari açık verilen yıllar olmuştur.</p>
<p>Bu yılın ağustosunda da cari dengede 4,1 milyar dolar fazla oluştu. Benzer durum geçen yıl da söz konusu olmuş ve cari denge 2025’in ağustosunda 4,6 milyar dolar fazla vermişti.</p>
<p>Cari dengede yılın ilk sekiz ayında 31,5 milyar dolar, ağustos itibarıyla son bir yılda ise 42,1 milyar dolar açık verildi. 2027-2029 orta vadeli programına göre bu yılın tümünde beklenen cari açık 47,5 milyar dolar. Bu makul bir tutar.</p>
<p>Yılın tümünde açığın 47,5 milyar dolar olması, haliyle son dört ayda 16 milyar dolar açık verileceği ya da öngörülenin bu olduğu anlamına geliyor.</p>
<p>İlk sekiz aydaki açık yaklaşık 32 milyar, son dört ayda öngörülen 16 milyar. Zaten çok büyük dalgalanmaların yaşanmadığı yıllarda genel denge de böyle; yani son dört ayda, ilk sekiz aydaki tutarın yarısı kadar açık veriliyor.</p>
<p>Yılın tümü için 47,5 milyar dolar olarak öngörülen açık savaşın ve dolayısıyla petrol fiyatlarının seyrine göre bir miktar fazla oluşabilir. Ama öyle görünüyor ki 50 milyar doların üstüne kolay kolay çıkılmaz.</p>
<h2>Dış ticaret ve turizmde korkulan olmadı </h2>
<p>Savaşın patlak vermesiyle birlikte cari işlemler dengesi kapsamındaki iki göstergenin çok kötü gideceği yönünde belirgin bir kaygı oluşmuştu.</p>
<p>Bunlardan biri dış ticaretti. Enerji faturası çok kabaracak, buna bağlı olarak ithalat tırmanıp gidecek, diğer yandan pazar daralması yüzünden ihracat belirgin bir şekilde azalacak ve tüm bunların sonucunda da dış ticaret açığı çok artacak. Bundan kaygı duyuluyordu. Dış ticaret açığı arttı artmaya ama öyle <strong>“Eyvah”</strong> dedirtecek boyutta değil. Açık, ödemeler dengesindeki tanımla sekiz aylık dönemler itibarıyla 44 milyardan 53 milyara çıktı. Son bir yıldaki açık da 62 milyardan 78 milyara yükseldi.</p>
<p>Savaşın en çok etkileyeceği kaygısı yaşanan alan turizmdi. Hatta turizmdeki olumsuz gidişin dış ticaretten bile daha fazla olabileceği düşünülüyordu. Oysa bu kaygının tümüyle yersiz olduğu anlaşıldı. Turizm ya da ödemeler dengesindeki adıyla seyahat geliri ilk sekiz ayda net olarak (gelir- gider) yaklaşık 32 milyar dolar oldu ve geçen yılla hemen hemen aynı düzeyde gerçekleşti. Son bir yıldaki net gelir ise azalmak bir yana bir miktar arttı. Geçen yıl ağustosta 49,3 milyar dolar olan net gelir, bu yıl 50,8 milyar dolara çıktı.</p>
<h2>Şu enerji ithalatı olmasaydı!</h2>
<p>Türkiye ağustos ayında cari denge fazlasında bir rekor kırdı. Görünür fazla 4,1 milyar dolar ve rekor tabii ki bu tutarla ilgili değil.</p>
<p>Rekor, <strong>“enerji hariç cari denge”</strong> tutarında… Ağustosta enerji ihracatı 1,5 milyar, ithalatı ise 6,5 milyar dolar oldu. Böylece net enerji ithalatı 5 milyar dolar olarak gerçekleşti.</p>
<p>Cari işlemler dengesindeki fazla 4 milyar dolar… Şu durumda 5 milyar dolarlık net enerji ithalatı olmasaydı cari fazla 9 milyar doları bulacaktı. İşte bu tutar, şimdiye kadar oluşan <strong>“net enerji ithalatı hariç”</strong> en yüksek tutarlı cari fazlaya işaret ediyor.</p>
<h2>Altında beş yıl sonra bir ilk</h2>
<p>2021’in aralık ayı… Altın ihracatı, ithalattan daha fazla gerçekleşmişti. Aradan yaklaşık beş yıl geçti ve bir kez daha bu durum yaşandı. Ağustosta 1,1 milyar dolardan fazla ihracat yapıldı. Buna karşılık ithalat 323 milyon dolarda kaldı ve net altın ihracatı 826 milyon dolar oldu.</p>
<p>Ayrıca ağustostaki 826 milyon dolarlık net ihracat, şimdiye kadarki aylık en yüksek altıncı ihracat tutarı olarak kayıtlara girdi. </p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acf094c26ef1-1791953228.png" alt="" width="677" height="577" /></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/cari-dengede-fazla-aylari-geldi-89635</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/5/3/1280x720/dolar-dollar-1770612910.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Cari dengede fazla ayları geldi ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-89634</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> ABD enflasyon verisi ve bilançolar piyasayı nasıl etkileyecek?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Piyasa Nefesini Tuttu ABD’ye odaklandı! Enflasyon Verisi ve Bilançolar Piyasayı Nasıl Etkileyecek?" src="https://www.youtube.com/embed/0chdE-2Ofww" width="1030" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-89634</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/7/1280x720/guldag-berfin-1787719214.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-avrupa-icin-stratejik-ortak-bolgeye-acilan-uretim-ve-ticaret-merkezi-de-olabilir-89633</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 07:24:00 +03:00</pubDate>
            <title> Türkiye, Avrupa için stratejik ortak, bölgeye açılan üretim ve ticaret merkezi de olabilir</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DIŞ </strong>Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK)/Türkiye-Avrupa İş Konseyleri ve European Business Summit (EBS) işbirliği ile düzenlenen <strong>“II. EU-Türkiye Business Summit” </strong>için Brüksel’deki Egmont Sarayı’ndayız.</p>
<p>Geçen yılki ilk organizasyonda Avrupa’dan bakan düzeyinde katılım olmazken, bu yılki toplantının açılışında Belçika Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı <strong>Maxime Prevot </strong>var.</p>
<p>Türkiye, 30 yıllık Gümrük Birliği anlaşmasının modernizasyonu ve son dönemlerde karşısına çıkan <strong>“Made in Europe” </strong>sorununu aşmaya çalışırken, Belçika Başbakan Yardımcısı <strong>Maxime Prevot, </strong>moralleri düzelten mesajlar verdi:</p>
<p>-          <strong>Avrupalı şirketler tedarik zincirlerini yeniden yapılandırırken yakın coğrafyalarda güvenilir ortaklar arıyor. Türkiye, üretim kapasitesi, sanayi birikimi ve bölgesel bağlantılarıyla Avrupa için stratejik bir ortak.</strong></p>
<p><strong>Prevot, </strong>Türkiye ile ilgili bu yaklaşımını daha da güçlendirdi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye yalnızca Avrupa’nın sanayi ortağı değil, çevre pazarlara açılan üretim ve ticaret merkezi olarak da önemli bir rol üstlenebilir.</strong></p>
<p><strong>Prevot, </strong>küresel rekabetin, jeopolitik gelişmelerin ve tedarik zincirlerinde yaşanan kırılmaların Avrupa’yı ekonomik ilişkilerini yeniden değerlendirmeye yönelttiğini vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Avrupa, kritik teknolojilere erişimini güvence altına almak, sanayisini güçlendirmek ve uzak tedarikçilere bağımlılığını azaltmak zorunda. Bu süreçte Türkiye’nin önemi artıyor.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye, Avrupa’nın tedarik zincirlerini daha dayanıklı hale getirebilecek üretim kapasitesine, sanayi uzmanlığına ve komşu pazarlara erişim imkanına sahip.</strong></p>
<p>Türkiye’nin NATO müttefiki ve AB tam üyeliğine aday ülke olduğunu anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye, Avrupa, Asya ve Ortadoğu arasında bağlantı sağlayan büyük bir sanayi ekonomisi. Ekonomik ilişkilerin bu stratejik gerçekliği daha güçlü biçimde yansıtması gerekiyor.</strong></p>
<p>Ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Avrupa’nın stratejik bağımlılıklarını azaltmaya çalıştığı sektörlerde Türkiye yalnızca üretim ortağı değil, daha geniş bölgesel pazarlara açılan </strong><strong>b</strong><strong>ir merkez olarak değerlendirilmeli.</strong></p>
<p><strong>Prevot, </strong>Gümrük Birliği’nin modernizasyonu üzerinde de durdu:</p>
<p>-          <strong>30 yıldır yürürlükte olan mevcut yapının değişen ekonomik koşullara uyarlanması gerekiyor.</strong></p>
<p>AB’nin dünyanın uzak bölgelerindeki ülkelerle yeni ekonomik anlaşmalar müzakere ettiğine dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>AB’nin doğrudan komşusu ve tam üyelik adayı Türkiye ile benzer bir yaklaşım sergilememesinin açıklanması güç. Modernizasyon süreci mevcut yükümlülüklere saygı, adil rekabet içinde ve çözüm bekleyen konularda ilerleme gerekiyor.</strong></p>
<p>Türkiye ile Avrupa arasındaki ekonomik ilişkilerin yalnızca mal alım satımıyla sınırlı kalmaması gerektiğine vurgu yaptı:</p>
<p>-          <strong>İlişkiler savunma, inovasyon, temiz enerji ve dijital teknolojilerde ortak geliştirme ve yatırım modelleri yaygınlaştırılmalı.</strong></p>
<p><strong>Prevot, </strong>Belçika’nın geçen mayıs ayında İstanbul ve Ankara’ya 400’den fazla katılımcıyla ekonomik heyet gönderdiğini irdeledi:</p>
<p>-          <strong>Ziyaret kapsamında Belçikalı ve Türk şirketler arasında savunma, havacılık, enerji ve teknoloji alanlarını da içeren 33 anlaşma imzalandı.</strong></p>
<p>Türkiye ile Belçika arasındaki siyasi diyaloğun da devam ettiğini bildirdi:</p>
<p>-          <strong>Gelecek hafta Brüksel’deki Egmont Sarayı’nda Dışişleri, Adalet ve İçişleri alanlarında üçlü görüşmeler gerçekleştirilecek.</strong></p>
<p><strong>Prevot, </strong>konuşmasını görüş ayrılıklarıyla noktaladı:</p>
<p>-          <strong>Temel haklar, hukukun üstünlüğü ve Türkiye’nin AB üyesi ülkelere yönelik yükümlülükleri konusundaki görüş ayrılıkları sürüyor. Bu konuların açık diyalogla ele alınması gerekiyor.</strong></p>
<p><strong>Prevot</strong>’un verdiği mesajlar, bırakın AB’ye tam üyelik konusunda yol almayı, Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin de <strong>“siyasi yaklaşımla” </strong>ağırdan alındığını ortaya koyuyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">30 yıllık Gümrük Birliği modeli artık yeterli değil</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acf05f82dc3e-1791952376.png" alt="" width="600" height="420" /></span><strong>AVRUPA </strong>Sanayicileri Yuvarlak Masası (ERT) Genel Sekreteri <strong>Anthony Gooch Galvez, “II. EU-Türkiye Business Summit”</strong>te katıldığı panelde Türkiye ile AB arasındaki 30 yıllık Gümrük Birliği modelinin günümüz ekonomik koşullarına yanıt vermediğinin altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Hizmet ticareti, kamu alımları ve savunma sanayinde yeni işbirliği mekanizmaları oluşturulmalı.</strong></p>
<p>Avrupa’nın küresel rekabet gücünü artırmak için iç pazar entegrasyonunu tamamlaması gerektiğini belirtti:</p>
<p>-          <strong>ERT, Avrupa’nın önde gelen 60 sanayi ve teknoloji şirketinin üst düzey yöneticilerini bir araya getiriyor. Türkiye, Avrupa ekonomik sisteminin önemli bir parçası.</strong></p>
<p>Gümrük Birliği konusunda jeopolitik ve jeoekonomik gelişmeler karşısında daha pragmatik çözümlere ihtiyaç duyulduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Türkiye, mal ticaretinde Avrupa’nın 5’inci büyük ortağı. İkili mal ticareti 220 milyar Euro’yu aşıyor. Hizmet ticareti yalnızca 42 milyar Euro düzeyinde bulunuyor. Bu durum önemli bir ekonomik fırsat kaybıdır. Hizmetler ve kamu alımlarında yeni düzenlemeler gerekiyor.</strong></p>
<p>Savunma ve güvenlik sektörlerinin yeni işbirliği alanları olarak öne çıktığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye ile Avrupa’nın coğrafi ve ekonomik yakınlığı, mevcut ticari ilişkilerde daha güçlü biçimde değerlendirilmeli.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">‘Made in Europe’ yerine ‘Made with Europe’ olsun</span></h2>
<p><strong>DIŞ </strong>Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı <strong>Nail Olpak, </strong>zirvenin açılışında Türkiye ile AB arasındaki ekonomik ortaklığın üç temel öncelik üzerinden geliştirilmesi gerektiğini belirtip sıraladı:</p>
<p>-          <strong>Gümrük Birliği’nin modernizasyonu, Avrupa sanayi ekosisteminde Türkiye’nin konumunun güçlendirilmesi ve bağlantısallık.</strong></p>
<p>Gümrük Birliği’nin hizmetler, e-ticaret, kamu alımları ve tarımı kapsayacak şekilde genişletilmesinin her iki taraf için de yeni ekonomik fırsatlar yaratacağının altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Avrupa’nın sanayi politikalarında gündeme gelen </strong>“Made in Europe” <strong>yaklaşımının Türkiye’yi dışlamaması gerekiyor. Bunun yerine </strong>“Made with Europe”, <strong>yani </strong>“Avrupa ile birlikte üretildi” <strong>anlayışı benimsenmeli.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Avrupa, tarihsel dönüm noktasında</span></h2>
<p><strong>DEİK/</strong>Avrupa İş Konseyleri Koordinatör Başkanı <strong>Mehmet Ali Yalçındağ, </strong>Avrupa’nın tarihsel bir dönüm noktasında olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Güvenlik, teknoloji, enerji ve küresel rekabet alanlarındaki gelişmeler Türkiye-AB ilişkilerinin yeniden ele alınmasını zorunlu kılıyor. Türkiye-Avrupa ekonomik entegrasyonu karşılıklı çıkarların ötesinde, kıtanın gelecekteki rekabet gücü için de stratejik önem taşıyor.</strong></p>
<p>Yapay zeka, yarı iletkenler, temiz enerji ve savunma teknolojilerinin küresel güç dengelerini yeniden şekillendirdiğine işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Avrupa, bu alanlarda ölçek büyütmek ve rekabet gücünü korumak için daha geniş ortaklıklara ihtiyaç duyuyor. Türkiye, yetişmiş insan kaynağı, teknoloji şirketleri ve girişimcilik ekosistemiyle bu dönüşüme önemli katkılar sağlayabilir.</strong></p>
<p>Şu noktanın altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Türk ve Avrupalı şirketler halihazırda ortak değer zincirleri içerisinde yatırım yapıyor, üretim gerçekleştiriyor, inovasyon geliştiriyor ve ihracat yapıyor. Siyasi çerçevenin de bu ekonomik gerçekliğe uyum sağlaması gerekiyor.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Avrupa’da 1.5 milyar dolar yatırım yaptık</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acf05d5ac2b8-1791952341.png" alt="" width="700" height="525" /></span><strong>TRENDYOL </strong>Grup Başkanı <strong>Çağlayan Çetin, “II. EU-Türkiye Business Summit”</strong>te katıldığı panelde Türkiye ile Avrupa arasında e-ticaretin geliştirilmesi için Gümrük Birliği’nin modernizasyonunun önemini vurgulayıp şu verileri aktardı:</p>
<p>-          <strong>Her gün 25’ten fazla Avrupa ülkesine 100 bini aşkın sipariş gönderiyoruz. Avrupa’da 10 milyondan fazla aktif müşterimiz var. Son 2 yılda Avrupa’da 6 ofis ile Romanya ve Polonya’da iki büyük depo kurduk.</strong></p>
<p>Türkiye’den 100 bini aşkın satıcının Trendyol üzerinden Avrupa’ya ihracat yapabildiğini kaydetti:</p>
<p>-          <strong>20 bin Avrupalı satıcı da Türkiye ve diğer pazarlara bizim platform üzerinden ulaşabiliyor. Bu ticaret ağı, </strong>“Dijital İpekyolu” <strong>gibi.</strong></p>
<p>Avrupa’daki müşteri sayılarını önümüzdeki birkaç yıl içinde üçe katlamayı hedeflediklerini bildirip yatırıma işaret etti:</p>
<p>-          <strong>Avrupa’da son yıllarda 1.5 milyar doların üzerinde yatırım gerçekleştirdik. Ayrıca Avrupalı bir şirketle büyük ölçekli ortak girişim üzerinde çalışıyoruz. Anlaşmayı bu ay sonuna kadar duyurmamız söz konusu olabilir.</strong></p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Avrupa’da 13 fabrikamız var, sadece bizim ticaretimiz 26 milyar dolar</span></h2>
<p><strong>KOÇ </strong>Holding CEO’su <strong>Levent Çakıroğlu, </strong>AB’ye <strong>“Made in EU” </strong>yerine <strong>“Made with EU” </strong>çağrısı yaparken grubun Avrupa ile ilişkilerine dönük şu verileri ortaya koydu:</p>
<ul>
<li><strong>Türkiye ile AB arasındaki ekonomik entegrasyon 30 yılda önemli kazanımlar sağladı. Ancak, yeni sanayi politikaları bu yapıyı riske atabilir.</strong></li>
<li><strong>Koç Topluluğu şirketlerin AB ülkelerinde 13 fabrikası var. 5’i İtalya’da, 4’ü Romanya, 3’ü Polonya ve biri Slovenya’da.</strong></li>
<li><strong>Koç Topluluğu olarak AB ile ticaret hacmimiz 26 milyar dolar düzeyinde bulunuyor. Bunun 16 milyar doları ihracat, 10 milyar doları da ithalat.</strong></li>
</ul>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiye-avrupa-icin-stratejik-ortak-bolgeye-acilan-uretim-ve-ticaret-merkezi-de-olabilir-89633</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/3/3/1280x720/546-1791952394.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye, Avrupa için stratejik ortak, bölgeye açılan üretim ve ticaret merkezi de olabilir ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/borsa-hacim-derinligini-yitirdi-89632</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 07:17:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsa hacim derinliğini yitirdi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Borsa İstanbul yatırım fonu krizinin getirdiği kayıplarla baş etmeye devam ediyor. Haftanın ilk işlem günü BİST100 endeksinde işlem hacmi 81.4 milyar liraya kadar geriledi ve bu rakam bu yıl görülen en düşük ikinci seviyeye işaret ediyor. İşlem adetlerinde de aynı seyir gözleniyor. 3.8 milyarlık işlem adedi yılın en düşük üçüncü işlem adedi. Uzmanlar yatırım fon kriziyle yaşanan kayıpların yatırımcıların önemli bir kısmını normalleşme sağlanana kadar bekle gör pozisyonuna soktuğunu vurgulayarak 2027’de kenara çekilen yatırımcının dönüşünün olabileceğine dikkat çekti.</p>
<p>Borsa İstanbul’da tasfiyesi süren fonların portföyünde yer alan hisselerin taban serisi durmuyor, bazı hisseler 20’nci tabanını gördü 15 Eylül’den bu yana kesintisiz olarak. Bunun yanı sıra yüksek petrol fiyatları yurtiçinde fon krizinin yarattığı belirsizlik ve yabancı yatırımcının ilgisizliği hem endekslerdeki kayıpları hızlandırıyor hem de işlem hacim ile adetlerinde düşük seviyelere yol açıyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acf037c4e289-1791951740.png" alt="" width="660" height="299" /></p>
<h2>Satışlar yüksek hacimle gerçekleşti </h2>
<p>EKONOMİ’nin hesaplamalarına göre 16 Eylül’de likidite krizi zirveye ulaşan yatırım fonu krizinin ardından en düşük işlem hacmi BİST100 endeksinde pazartesi günü yaşandı. Satışların çok sert gerçekleştiği 16 Eylül günü işlem hacmi 262 milyar 401,9 milyon lira idi, 17 Eylül günü de satışlar sürdü ve 266 miyar 478,5 milyon liralık işlem hacmi gerçekleşti. Bu haftanın ilk işlem günü ise sadece 81 milyar 459,3 milyon liralık işlem hacmi yakalandı. Bu rakam 16 Eylül'de satışların yoğun olduğu güne göre yüzde 69 daha az bir işlem hacmi yaşandığını gösteriyor. 16 ve 17 Eylül'ü takip eden günlerde zaten işlem hacmi 200 milyar liranın hemen altına geriledi, 25 Eylül'de 100 milyar liranın da altı görüldü.</p>
<h2>Kriz öncesine göre yüzde 54 daha az </h2>
<p>Geçen hafta ortalama 100 milyar liranın üzerinde işlem hacimleri gözlenirken bu hafta oldukça düşük hacimle başladı. Kriz öncesine göre yani 15 Eylül'e göre de işlem hacmi yüzde 54 daha düşük gerçekleşti bu haftanın ilk işlem gününde. Bu yıl 19 Mart'ın ardından en düşük işlem hacmi pazartesi günü gerçekleşti ve tarihsel ortalama olan 100- 180 milyar liranın oldukça altında kaldı. BİST100’in bu yılın 15 bin 204,92 puanla zirvesini gördüğü 11 Mayıs’ta işlem hacmi 245 milyar 971 milyon lira, işlem adedi ise 16 milyar 605,6 milyon idi.</p>
<h2>İşlem adetleri yılın en düşüklerinde</h2>
<p>BİST100'de işlem hacmi kadar işlem adetlerinde de zayıf seyir yaşanıyor. Pazartesi gündü 3 milyar 810,7 milyon işlem adedi yine 16-17 Eylül'e göre oldukça düşük. 16 Eylül'de 15 milyar 313,9 milyon, 17 Eylül'de ise 16 milyar 484,4 milyon işlem adedi gerçekleşti. Bu pazartesi günü yüzde 75,1 daha az işlem adedi olduğunu gösteriyor. 15 Eylül'e yani yatırım fonu krizinin zirveye ulaşmadığı güne göre de işlem adedindeki azalma yüzde 69 seviyesini buluyor. Tarihsel ortalama ise 7-8 milyar adetlik işlemlere işaret ediyor. BİST100'de. Pazartesi günkü işlem adedi tarihsel ortalamaların da oldukça gerisinde. Bu yıl da 19 Mart ve 26 Mayıs sonrası en düşük işlem adedi pazartesi günü yaşandı.</p>
<p>BİST100 endeksi kadar tüm hisselerin işlem gördüğü BİSTTÜM endeksinde de düşük hacimler pazartesi öne çıktı. BİSTTUM endeksinde hafta 127 milyar 955,9 milyon liralık işlem hacmiyle başlarken bu rakam satışların çok sert olduğu 16 Eylül'e göre yüzde 60 daha düşük. Kriz öncesi olan 15 Eylül'e göre ise yüzde 47,2 daha az gerçekleşti. İşlem adedi de 16 Eylül'e göre yüzde 50,3, 15 Eylül'e göre ise yüzde 41,7 daha düşük bu haftanın ilk işlem gününde.</p>
<h2>2027 dönüşe imkan sağlayabilir </h2>
<p>EKONOMİ’ye konuşan uzmanlar işlem hacimlerindeki azalışı mevcut fiyatlama koşulları ile okunduğunda normal karşılamak gerektiğine dikkat çekerken, son 1 ay içerisinde takip edilen haber akışının, doğal olarak çok daha az işlem aktivitesini de beraberinde getirdiğini söyledi.</p>
<p>Endeks ve hisse senetlerinde yaşanan değer kayıplarının, yatırımcıların önemli bir kısmını normalleşme sağlanana dek bekle-gör pozisyona ittiğine işaret eden uzman, bu gibi yüksek volatilite ortamını takip eden süreçlerde aktivitenin her zaman yavaşladığını vurguladı. Uzmana göre yeni bir fiyatlama katalizörü devreye girip yatırımcıları ikna edene dek benzer eğilim sürebilir. Yaklaşan üçüncü çeyrek finansalları ve şirketlere ait haber akışı/ beklentilerin kısmen aktivitede artış yaratabileceğini söyleyen uzman, “Bunun yanında aralık ayında yavaş yavaş şekillenmeye başlayacak 2027 beklentileri de kenara çekilen yatırımcıların yeniden dönüş yapmasına imkan tanıyabilir” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">Büyük ölçekli hisselere dönüş</span></h2>
<p>Gedik Yatırım ekonomistleri hazırladıkları strateji raporunda en büyük ve en likit 10 banka dışı hisse ile bankacılık endeksinin eşit ağırlıklandırılmasıyla oluşturdukları bileşik sepetin, MSCI Gelişmekte Olan Piyasalar Endeksi’nin gerisinde kaldığını vurgulayarak, bu aşırı göreli değerleme farkının giderek sürdürülemez hale geldiğini ve ortalamaya dönüş eğiliminin Türk büyük ölçekli şirketlerine yeniden yönelimi desteklemesini beklediklerini vurguladı. Rapora göre yılbaşından bu yana BIST-100 Endeksi TL bazında yüzde 9 yükselirken, ABD doları bazında yaklaşık yüzde 5 geriledi. Aynı dönemde MSCI Gelişmekte Olan Piyasalar Endeksi yüzde 21 değer kazanarak BIST-100’den 26 yüzde puan daha iyi performans gösterdi. Göreli getiri bazında değerlendirildiğinde, MSCI Gelişmekte Olan Piyasalar Endeksi BIST-100’ü dikkat çekici bir şekilde yaklaşık yüzde 28 oranında geride bıraktı.</p>
<h2><span style="color: #ba372a;">BİST100’de yüzde 58 getiri potansiyeli</span></h2>
<p>Orta Doğu’da devam eden çatışmalar, küresel enflasyonist baskıların yeniden güçlenmesi ve ABD 10 yıllık tahvil faizlerinin yüksek seyretmesi nedeniyle yılın geri kalanında karlılık ortamının zorlu kalmasını bekleyen Gedik Yatırım ekonomistleri politika faizinin yılsonunda yüzde 35’e gerilemesini, 2027’nin ilk yarısında ise 5–6 yüzde puanlık ilave faiz indirimi yapılmasını öngördü. Yurt içindeki parasal gevşeme süreci ilerledikçe bankaların ve holdinglerin kademeli olarak daha cazip hale gelebileceği tahmin edilen raporda takipleri kapsamındaki şirketler için 2026 yılı reel FAVÖK büyüme tahminlerinin yüzde 6,4’ten yüzde 3,5’e, reel net kar büyüme tahminlerinin ise yüzde 5,4’ten yüzde 4,8’e düşürüldüğü yer aldı. Bankacılık sektörü için, reel net karın yüzde 2,9 daralması bekleniyor. 2027’de takip kapsamındaki şirketlerde yüzde 7,8 reel FAVÖK ve yüzde 21,2 reel net kar, bankacılık sektörü için yüzde 30,1 reel net kar büyümesi tahmin edildi. BIST-100 endeksi için hedef yüzde 58 getiri potansiyeliyle 19.380 puan olarak belirlendi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/borsa-hacim-derinligini-yitirdi-89632</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/11/borsa-istanbul-bist-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa İstanbul yatırım fonu kriziyle birlikte işlem hacminde sert düşüş yaşadı. Bu haftanın ilk işlem günü 81.4 milyar liralık işlem hacmi yılın ikinci en düşük hacmine işaret ederken fon krizi öncesi 15 Eylül’e göre yüzde 54 daha düşük bir işlem hacmi gerçekleşti. Uzmanlar bekle-gör pozisyonunda olan yatırımcının 2027’de dönüşe geçebileceğini belirtti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ab-sinirda-karbon-alanini-genisletiyor-89631</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 07:10:00 +03:00</pubDate>
            <title> AB sınırda karbon alanını genişletiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İMAM GÜNEŞ</strong></p>
<p>Avrupa Birliği'nin (AB) Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'nda (SKDM) 2026 itibarıyla mali yükümlülük dönemine geçilmesinin ardından, düzenlemenin kapsamını genişletecek yeni bir aşamaya gelindi. Avrupa Komisyonu'nun Aralık 2025'te açıkladığı yaklaşık 180 ürünlük teklif, AB kurumlarının değerlendirmeleriyle daha geniş bir boyut kazandı. Avrupa Parlamentosu, 15 Eylül 2026'da kabul ettiği pozisyonla ürün listesinin 457'ye çıkarılmasını öngören yaklaşımı desteklerken, AB Konseyi de 12 Haziran'da kapsam genişlemesine yönelik pozisyonunu kabul etti. Böylece 2028'den itibaren makine, metal mamuller ve bazı ev aletlerinin de karbon düzenlemesine dahil edilmesini öngören süreçte kurumlar arası müzakere aşamasına geçildi.</p>
<h2>180 ürünlük teklif 457'ye kadar genişledi </h2>
<p>Avrupa Komisyonu'nun ilk teklifinde SKDM kapsamına 180 yeni ürünün eklenmesi öngörülüyordu. Avrupa Parlamentosu Araştırma Servisi'nin Eylül 2026 değerlendirmesine göre Parlamento'nun ilgili komitesi bu sayının 457'ye çıkarılmasını önerdi. Parlamento Genel Kurulu da 15 Eylül'de 464 kabul, 50 ret ve 159 çekimser oyla kapsamı genişleten değişiklikleri kabul etti. Nihai ürün sayısı ve uygulama koşulları, Parlamento ile Konsey arasındaki müzakerelerin ardından kesinleşecek.</p>
<p>Mevcut SKDM; demir-çelik, alüminyum, çimento, gübre, elektrik ve hidrojen sektörlerindeki belirli ürünleri kapsıyor. Yeni düzenlemeyle karbon maliyetinin bu hammaddeleri kullanan nihai ürünlere taşınması hedefleniyor. Komisyonun ilk teklifindeki ürünlerin yaklaşık yüzde 94'ünü ağır makine ve özel ekipmanlarda kullanılan sanayi girdileri oluştururken, kalan bölümde çamaşır makinesi gibi ev aletleri bulunuyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acf021100558-1791951377.png" alt="" width="644" height="656" /></p>
<h2>Türkiye, Çin'in ardından ikinci sırada </h2>
<p>Avrupa Komisyonu'nun etki analizine göre Türkiye, Çin'in ardından kapsam genişlemesinden en fazla etkilenmesi beklenen ikinci ülke konumunda. Ticaret Bakanlığı'nın aktardığı verilere göre Komisyonun ilk teklifine esas alınan senaryoda, yeni kapsama girebilecek ürünlerde Türkiye'nin AB'ye yıllık ihracatı yaklaşık 8 milyar euro olarak hesaplanıyor. Ancak Parlamento ve Konseyin daha geniş ürün listelerine ilişkin Türkiye özelinde güncellenmiş bir ihracat büyüklüğü henüz açıklanmadı.</p>
<p>Türkiye, mevcut SKDM kapsamındaki ürünlerde de AB'nin önemli tedarikçileri arasında bulunuyor. Ticaret Bakanlığı'nın aktardığı Avrupa Komisyonu verilerine göre Ekim 2023-Haziran 2025 döneminde AB'nin üçüncü ülkelerden gerçekleştirdiği yaklaşık 156 milyon tonluk SKDM ürünü ithalatının 18,34 milyon tonu Türkiye'den karşılandı. Türkiye bu miktarla Ukrayna'nın ardından ikinci sırada yer alırken, çimento ve alüminyumda AB'nin en büyük tedarikçisi oldu. Türkiye'den yapılan SKDM kapsamındaki ihracatın gömülü emisyonu ise yaklaşık 42 milyon ton karbondioksit eşdeğeri olarak hesaplandı.</p>
<h2>Karbon maliyeti tedarik zincirine yayılacak </h2>
<p>Avrupa Komisyonu'nun kapsamı genişletme girişiminin temel gerekçelerinden biri, karbon maliyetinden kaçınmak amacıyla üretimin AB dışına kaydırılmasını önlemek. Mevcut sistemde doğrudan ihraç edilen belirli çelik ve alüminyum ürünleri SKDM kapsamına girerken, bu hammaddelerin üçüncü ülkelerde nihai ürüne dönüştürülmesi halinde bazı ürünler düzenleme dışında kalabiliyor. Komisyon, bu farklılığı azaltmayı amaçlıyor.</p>
<p>Yeni düzenleme, Türk sanayicileri açısından düşük karbonlu hammaddeye erişimi ve tedarik zincirindeki emisyonların izlenmesini daha önemli hale getirecek. Makine ve beyaz eşya üreticilerinin rekabet gücünde yalnızca ürün fiyatı ve teknolojik özellikler değil, kullanılan hammaddelerin karbon yoğunluğu da etkili olabilecek.</p>
<h2>Makine ve beyaz eşyada karbon hesabı değişiyor </h2>
<p>SKDM'nin ikinci dalgasından etkilenebilecek sektörlerin başında makine sanayisi geliyor. Çelik, döküm ve alüminyum gibi girdileri yoğun kullanan üreticiler, bugün doğrudan düzenleme kapsamında bulunmayan bazı ürünlerde de karbon maliyetiyle karşılaşabilecek. Komisyonun teklifinde bağlantı elemanları, metal parçalar, endüstriyel ekipmanlar ve çeşitli makine bileşenleri öne çıkıyor.</p>
<p>Benzer bir süreç beyaz eşya ve dayanıklı tüketim sektörleri için de söz konusu. Komisyonun ilk teklifinde çamaşır makinelerinin örnek gösterilmesi, karbon maliyetinin nihai tüketici ürünlerine kadar uzanabileceğine işaret ediyor. Düzenlemenin yürürlüğe girmesi halinde çelik sac ve alüminyum gibi girdilerin emisyon yoğunluğu daha fazla önem kazanacak. İhracatçıların kendi üretim süreçlerinin yanı sıra tedarikçilerinden aldıkları hammaddelerin karbon verilerini de izlemeleri gerekecek.</p>
<h2>Otomotiv ve kimyada yeni genişleme ihtimali </h2>
<p>SKDM'nin kapsamı ilerleyen yıllarda daha fazla sektöre genişleyebilir. Avrupa Komisyonu'nun Aralık 2025'te yayımladığı gözden geçirme raporuna göre 2027'de kimya gibi ilave sektörlerin, daha fazla nihai ürünün ve bazı dolaylı emisyonların kapsama alınması değerlendirilecek. Bu gelişmeler, Türkiye'nin AB'ye ihracatında önemli yer tutan otomotiv, kimya ve plastik sektörleri açısından da önem taşıyor. Ancak mevcut süreç, otomobillerin veya kimya, plastik ve cam sektörlerinin tamamının SKDM kapsamına alınacağı anlamına gelmiyor.</p>
<h2>2028 öncesi hazırlık dönemi </h2>
<p>Avrupa Komisyonu'nun teklifinde yeni ürünlerin 1 Ocak 2028'den itibaren SKDM kapsamına alınması öngörülüyor. Nihai ürün listesi ve uygulama koşulları AB kurumları arasındaki müzakerelerin ardından belirlenecek. AB Emisyon Ticaret Sistemi'nde üreticilere sağlanan ücretsiz tahsislerin 2026- 2034 döneminde kademeli kaldırılması da karbon maliyetlerinin etkisini artıracak. Türkiye açısından düşük karbonlu hammadde tedariki, ürün bazında emisyon hesaplaması ve tedarik zincirinde veri izlenebilirliği, Avrupa pazarındaki rekabetin önemli unsurları arasında yer alacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ab-sinirda-karbon-alanini-genisletiyor-89631</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/ihracat-ithalat.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Avrupa Birliği, karbon maliyetini demir-çelik ve alüminyum gibi temel hammaddelerden bu girdileri kullanan nihai ürünlere taşırken kapsam da genişliyor. Avrupa Komisyonu&#039;nun yaklaşık 180 ürünlük ilk teklifinin ardından Avrupa Parlamentosu, listenin 457 ürüne çıkarılmasını öngören yaklaşımı destekledi. Türkiye; Çin&#039;in ardından en fazla etkilenmesi beklenen ikinci ülke olurken, düzenlemenin yaklaşık 8 milyar euroluk yıllık AB ihracatını ilgilendirdiği hesaplanıyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bu-hafta-turyid-isletmeleri-dileklerin-gerceklesmesine-destek-oluyor-89648</guid>
            <pubDate>Wed, 14 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bu hafta TURYİD işletmeleri dileklerin gerçekleşmesine destek oluyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>TURYİD ve Make-A-Wish Türkiye, riskli hastalıklarla mücadele eden çocukların dileklerini gerçeğe dönüştürmek için ikinci kez güçlerini birleştirdi. Daha önce de çocukların hayallerine destek olmak için bir araya gelen TURYİD ve Make-A-Wish Türkiye, bu kez “Wish Dish / Bir dilekte senin de tuzun olsun” kampanyasıyla gastronominin birleştirici gücünü iyiliğe dönüştürüyor. 12-18 Ekim 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilecek Wish Dish kampanyası kapsamında Make-A-Wish Türkiye ve Turizm Restoran Yatırımcıları ve Gastronomi İşletmeleri Derneği (TURYİD), çocukların dileklerinin gerçekleşmesine katkı sağlamak için bir kez daha güçlerini birleştiriyor.</p>
<p>Make-A-Wish Türkiye’den anlamlı işbirliği; “Wish dish / Bir dilekte senin de tuzun olsun”</p>
<p>Geçen hafta, “Dilek Tabağı / Wish Dish’’ kampanyasının ayrıntılarını, TURYİD Yönetim Kurulu Başkanı Kaya Demirer ve Make-A-Wish® Türkiye / Bir Dilek Tut Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Eda Sevaioğlu Tan’dan dinledik.</p>
<p>Make-A-Wish Türkiye/Bir Dilek Tut Derneği’nin, dilek gerçekleştirmenin önemini ortaya koyan 2024 Prevalans Araştırma Raporu’na göre Türkiye’de 3-17 yaş aralığında her yıl yaklaşık 15 bin 246 çocuk, hayati risk taşıyan tıbbi durumlarla karşılaşıyor. Riskli hastalıklarla mücadele eden çocukların hayallerini gerçeğe dönüştürerek iyileşme süreçlerine umut olan uluslararası oluşum Make-A-Wish Türkiye ve TURYİD’in bir araya gelerek riskli hastalıklarla mücadele eden çocuklara destek olmak hayata geçirdiği yeni sosyal sorumluluk kampanyasına TURYİD üyesi Türkiye’nin önde gelen gastronomi işletmeleri destek veriyor. Böylece riskli hastalıklarla mücadele eden çocukların dileklerinin gerçekleştirilmesi amaçlanıyor.</p>
<p>Kampanya kapsamında TURYİD üyesi seçili işletmeler, kendi menülerinden seçtikleri bir yemek veya belirledikleri özel bir ürünü “Dilek Tabağı / Wish Dish” olarak kampanyaya dahil ediyor. Misafirlerin bu yemek veya ürünü tercih etmesiyle elde edilen gelir Make-A-Wish Türkiye’ye bağışlanarak, riskli hastalıklarla mücadele eden çocukların dileklerinin gerçeğe dönüşmesine katkı sağlıyor.</p>
<p>Bu işbirliği ile sofrada yapılan bir seçim, bir çocuğun uzun zamandır kurduğu hayale uzanan anlamlı bir desteğe dönüşüyor. “Bir dilekte senin de tuzun olsun” çağrısıyla hayata geçirilen kampanya; restoranları, çalışanları ve misafirleri aynı iyilik hareketinin parçası olmaya davet ediyor. Wish Dish: Bir dilekte senin de tuzun olsun</p>
<p>TURYİD üyesi seçili restoranlar, kendi menülerinden seçtikleri bir yemeği veya özel bir ürünü “Dilek Tabağı /Wish Dish” olarak belirliyor. Buradan elde edilecek gelir, 26 yıldır Türkiye’de faaliyet gösteren Make-A-Wish Türkiye’ye bağışlanarak, riskli hastalıklarla mücadele eden çocukların dileklerinin gerçekleştirilmesine destek sağlanması hedefleniyor. Gerçekleştirilen her dilek, çocukların tedavi süreçlerine psikolojik katkı sunarken, aileleri için de motivasyon kaynağı niteliği taşıyor.</p>
<p>Türkiye’de başlatılan bu kampanya, bu küresel hedefe katkı sağlamanın yanı sıra, sektörün sosyal etki yaratma potansiyelini de ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Kampanyaya 48 Marka ve 226 şube katılıyor</strong></p>
<p>TURYİD Yönetim Kurulu Başkanı Kaya Demirer geçen sene katılan marka ve katılımcı şube sayısı sayesinde 25 dileği gerçekleştirdiklerini, bu sene sayıyı en az 35’e çıkarmak istediklerini ifade ederek, kampanya mekanizmasını açıkları: “Bu yıl kampanyamıza 48 markamız ve 226 şube katılıyor. Katılan işletmelerimiz menülerinden bir ‘Wish Dish’ seçiyor; bunu çalışanları ve masa üstündeki iletişim araçlarıyla misafirlerine duyuruyor. Misafirlerimiz o yemeği sipariş ettiğinde gelirinin buraya aktarılacağını biliyor ve bu sayede kendilerini iyi hissettikleri bir motivasyon sağlanmış oluyor. Amacımız, çocukların umutlarını artırmak.”</p>
<p><strong>12-18 Ekim tarihleri arasında işletmelerden dileklere destek </strong></p>
<p>Make-A-Wish® Türkiye / Bir Dilek Tut Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Eda Sevaioğlu Tan</p>
<p>“Kurumsal iş birliklerinin önemini vurguladı ve çağrıda bulundu: “Biz Türkiye çapında çok daha fazla çocuğa ulaşıp daha çok dileği gerçeğe dönüştürmek istiyoruz. Bunun için de hem daha fazla bağışçıya hem de böylesi iş birlikleri yapabileceğimiz kurumsal şirketlere ihtiyacımız var. Hayata geçirdiğimiz bu tarz kurumsal projelerle çocukların dileklerine doğrudan katkı sağlıyoruz ve bu bizim için büyük önem taşıyor. Dolayısıyla 12-18 Ekim tarihleri arasında herkesi bu restoranlara yemek yemeye ve çocuklarımızın dileklerine ortak olmaya davet ediyoruz.”</p>
<p>Make-A-Wish Türkiye Sosyal Sorumluluk Projesine Katılan TURYİD Üyesi İşletmeler ve Wish Dish Listesi:</p>
<p>1401 Coffee (Limonlu Cadde), 1401 Coffee (Marmara Forum AVM), 1401 Coffee (Metropol İstanbul AVM), 1401 Coffee (Moda), 1401 Coffee (Okan Üniversitesi), 1401 Coffee (Pendik), 1401 Coffee (Sancaktepe - Lavender), 1401 Coffee (Vadistanbul AVM), 1401 Coffee (Viaport Asya AVM), 1401 Coffee (Viaport Marina), 21 Masa Restaurant (Mudanya), 7 Mehmet Restaurant (Antalya), Banyan Restaurant (Ortaköy), Barel Bağ Evi (Tekirdağ), Baydöner (Emaar Square AVM), Baydöner (ÖzdilekPark İstanbul AVM), Bebek Balıkçısı (Bebek), BigChefs (Vadistanbul AVM), Breeze Brasserie (Hilltown AVM İzmir), Brasserie Prime (Caddebostan), Brasserie Prime (Palladium Tower AVM), Brasserie Prime (Vadistanbul AVM), Butterfly Chocolate (Akmerkez AVM), Caffè Nero (Tüm Türkiye Şube), Cakes&amp;Bakes (Tüm Türkiye Şube), Casa Lavanda Boutique Hotel Restaurant (Şile), Clove (İstinyepark AVM İstanbul), Clubhouse (Bebek), Develi 1912 (Florya), Develi 1912 (Nişantaşı), Develi 1912 (Samatya), Divan Pub (Kanyon AVM), Dragon Restaurant (Hilton İstanbul Bosphorus), Dürümle (Hilltown AVM İstanbul), Epoca (İstinyepark AVM İstanbul), Etoba Restoran (Tekirdağ), Foxy (Nişantaşı), Gaziantep Harlı Fırın (Hamamönü), Grill Prime (Palladium Tower AVM), Grill Prime (Vadistanbul AVM), HuQQa (Emaar Square AVM), HuQQa (Emirgan), HuQQa (Kuruçeşme), Inari Omakase (Kuruçeşme), Kronotrop (Tüm Türkiye Şube),Madhus Restaurant (Swissôtel The Bosphorus), Morini İstanbul (Zorlu Center AVM), Nalia Karadeniz Mutfağı (Bostancı), Neolokal (Beyoğlu), Next Republic (Güzelyalı), Next Republic (Tarsus), Next Republic (Toros), Beymen Brasserie (Nişantaşı), Papalina Balık (Bahçeşehir), Paper Moon İstanbul (Akmerkez AVM), Sekizdeyiz Restaurant (Bostancı), Strada (Suadiye), Sunset Grill &amp; Bar (Ulus), Sushico (Kanyon AVM), Şans Restaurant (Levent), Tavuk Dünyası (Kartal Turgut Özal Bulvarı), The Galliard Brasserie (Metropol İstanbul AVM), The Galliard Brasserie (Vadistanbul AVM), The Market at Bosphorus (Kuruçeşme), Todos Los Días (Beyoğlu), Tola Restaurant (Mudanya), Venn Butik Otel &amp; Restaurant (Atakum), White Burger by Serhat Doğramacı (Yeniköy)</p>
<p><strong>Make-A-Wish Türkiye / Bir Dilek Tut Derneği</strong></p>
<p>2000 yılında Türkiye’de kurulan Bir Dilek Tut Derneği, 2009’dan bu yana Make-A-Wish Uluslararası Vakfı'nın Türkiye temsilcisi olarak faaliyet göstermektedir. Dernek, 3–17 yaş arası, riskli hastalıklarla mücadele eden çocukların dileklerini gerçekleştirerek hayata bağlanmalarını sağlamaktadır.</p>
<p><strong>TURYİD </strong></p>
<p>Yeme-içme sektörünün çatı örgütü olan TURYİD (Turizm Restoran Yatırımcıları ve Gastronomi İşletmeleri Derneği), Türkiye'nin kültürel zenginliğini, gastronomik mirasını ve çağdaş işletmecilik anlayışını bir araya getiren öncü bir sivil toplum kuruluşudur. 2003 yılından bu yana faaliyet gösteren dernek, hizmet standartlarını sürekli geliştirmeye açık, yaratıcı, yenilikçi ve sürdürülebilir iş modelleriyle sektöre yön veren işletmeleri temsil ediyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bu-hafta-turyid-isletmeleri-dileklerin-gerceklesmesine-destek-oluyor-89648</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/4/8/1280x720/45-1791954950.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bu hafta TURYİD işletmeleri dileklerin gerçekleşmesine destek oluyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turksekerin-pancar-alim-fiyati-belli-oldu-89625</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 17:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> TürkŞeker&#039;in pancar alım fiyatı belli oldu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Tarım ve Orman Bakanlığı, Türkşeker'in 2026-2027 üretim yılı şeker pancarı alım fiyatının belirlendiğini bildirdi.</p>
<p>Sosyal medya paylaşımında, sözleşmeli üretim modeliyle çiftçiye alım güvencesi sunan şeker pancarı tarımının, üreticinin geleceği kadar ülkenin stratejik üretim gücü açısından da büyük önem taşıdığı belirtilerek, "Tarladan fabrikaya uzanan bu güçlü zincir, şeker sanayimizi ikinci asrına taşıyacak en önemli dayanaktır. Ülkemizde şeker üretiminin ham maddesi olan şeker pancarının 2026-2027 üretim yılı alım fiyatı, ton başına kota tamamlama primi dahil 3 bin 720 lira olarak belirlenmiştir. Tarım ve Orman Bakanlığı olarak, alınan bu kararın şeker pancarı üreticilerimiz başta olmak üzere ülkemize ve milletimize hayırlı ve bereketli olmasını temenni ediyoruz." ifadeleri kullanıldı. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turksekerin-pancar-alim-fiyati-belli-oldu-89625</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/2/6/1280x720/turkseker-1685-daimi-isci-alacak-1744291230.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkşeker&#039;in, yeni üretim dönemi şeker pancarı alım fiyatının kota tamamlama primiyle birlikte ton başına 3 bin 720 lira olarak belirlendiği duyuruldu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/vakifbanka-ing-almanyadan-200-milyon-euro-kaynak-89624</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 17:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> VakıfBank&#039;a ING Almanya&#039;dan 200 milyon euro kaynak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>VakıfBank, İtalya'nın resmi ihracat kredi kuruluşu SACE'nin garantisi altında, ING Almanya'dan 200 milyon euroluk finansman sağladığını duyurdu.</p>
<p>Yapılan açıklamaya göre, SACE'nin yüzde 95 garantisi altında, ING Almanya'dan sağlanan 10 yıl vadeli 200 milyon avro tutarında kaynakla İtalya ile dış ticaret işlemi yapan müşterilerin finansman ihtiyaçlarının karşılanması hedefleniyor.</p>
<p>Söz konusu işlemle, dış ticaret finansmanına erişim desteklenirken Türkiye ile İtalya arasındaki ticaret hacmine de katkı sağlanması planlanıyor.</p>
<p>Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan VakıfBank Genel Müdürü Osman Arslan, yılın başından bu yana Avusturya'nın resmi ihracat kredi kuruluşu OeKB, Dünya Bankası Grubu üyelerinden IBRD ve MIGA gibi çeşitli uluslararası kuruluşların garantörlüğü kapsamında toplam 2 milyar dolar tutarında yeni kaynak temin ettiklerini belirtti.</p>
<p>Arslan, bu defa da İtalya'nın resmi ihracat kredi kuruluşu SACE garantörlüğü altında, önde gelen muhabir bankalarından ING Almanya tarafından sağlanan 200 milyon avro tutarında 10 yıl vadeli finansmanı başarıyla tamamladıklarını aktararak, şunları kaydetti:</p>
<p>"2026 yılı içerisinde yurt dışından sağladığımız yeni kaynakların toplam tutarı 9 milyar dolara ulaştı. Kalkınma Odaklı Değer Bankacılığı vizyonumuz doğrultusunda uluslararası fonlama stratejimizi yalnızca yeni kaynak temini üzerine değil, ülkemizin üretim, istihdam, yatırım ve dış ticaret kapasitesini destekleyecek, değer üreten alanlara finansman sağlama anlayışı üzerine inşa ediyoruz. Bu kapsamda farklı uluslararası kuruluşlarla geliştirdiğimiz güçlü işbirlikleri ve farklı finansman yapıları aracılığıyla reel sektörümüzün ihtiyaçlarına uygun çözümler sunuyoruz."</p>
<p><strong>"İki ülke arasında ticaret ve işbirliğine yönelik yeni fırsatlar oluşturuyoruz"</strong></p>
<p>Proje garantörü SACE adına açıklamalarda bulunan Afrika, Türkiye ve Orta Doğu Bölge Direktörü Ciro Aquino da bu işlemin, SACE'nin İtalyan şirketlerinin uluslararası pazarlarda büyümesini destekleme, rekabet güçlerini artırma ve stratejik pazarlarda yeni iş fırsatları oluşturma konusundaki kararlılığının somut bir örneği olduğunu ifade etti.</p>
<p>Aquino, bu işlemle başta KOBİ'ler ve orta ölçekli işletmeler olmak üzere 100'ün üzerinde İtalyan şirketinin ihracatını desteklerken, İtalyan ihracatı açısından önemli bir pazar olan Türkiye'de çok sayıda ihracatçının da varlığını genişletmesinin önünü açtıklarını vurgulayarak, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p>"İtalya'nın ihracat kredi kuruluşu olarak VakıfBank ve ING ile, Türkiye'deki ithalatçıların orta ve uzun vadeli finansmana erişimini kolaylaştırıyor, İtalyan ihracatçılarla yerel iş ortakları arasındaki ticari bağları güçlendiriyor ve iki ülke arasında ticaret ve işbirliğine yönelik yeni fırsatlar oluşturuyoruz."</p>
<p>Proje kreditörü olan ING Almanya Yapılandırılmış Finansman Direktörü Tiziano Tallarida da VakıfBank'ın uzun vadeli finansman ihtiyaçlarına uygun şekilde yapılandırılan ve aynı zamanda kullandırım sürecindeki dokümantasyon gerekliliklerini önemli ölçüde sadeleştiren, ihracat kredi kuruluşu garantili bir başka başarılı finansman işleminde VakıfBank'a destek vermekten büyük memnuniyet duyduklarını aktardı.</p>
<p>SACE garantisi kapsamında gerçekleştirilen işlemin, ING ve VakıfBank'ın 2023'te başarıyla tamamladığı ilk SACE garantili finansmanın devamı niteliğini taşıdığını belirten Tallarida, "VakıfBank ile uzun yıllara dayanan güçlü işbirliğimiz çerçevesinde ING olarak, ihracat finansmanı piyasasında etkin rolümüzü sürdürürken, müşterilerimizin ihtiyaçlarına özel olarak yapılandırılmış yenilikçi ve uzun vadeli finansman çözümleri sunmaya devam ediyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/vakifbanka-ing-almanyadan-200-milyon-euro-kaynak-89624</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/3/9/1280x720/osman-arslan-1786175788.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İtalya&#039;n SACE&#039;nin garantisi altında ING Almanya&#039;dan temin edilen 200 milyon euroluk finansman hakkında açıklama yapan VakıfBank Genel Müdürü Osman Arslan, &quot;2026 yılı içerisinde yurt dışından sağladığımız yeni kaynakların toplam tutarı 9 milyar dolara ulaştı.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmonun-celtik-alim-fiyati-belirlendi-89623</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 17:46:00 +03:00</pubDate>
            <title> TMO&#039;nun çeltik alım fiyatı belirlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), 2026 dönemi çeltik üretiminin bir önceki yıla göre yüzde 7,7 artışla 1 milyon 75 bin ton olacağının tahmin edildiğini bildirdi.</p>
<p>Hasadın başlamasıyla, piyasaların yakından izlendiğine işaret edilen açıklamada, piyasalarda istikrarın sağlanması ve üreticilerin korunması amacıyla TMO'nun alım fiyatlarının açıklanmasına ihtiyaç duyulduğu belirtildi.</p>
<p>Açıklamada, bu yıl uygulanacak TMO çeltik alım fiyatlarına ilişkin bilgi verilerek, "Baldo grubu çeltikler ton başına 45 bin lira (55 randıman), cammeo grubu çeltikler 43 bin lira (58 randıman), Toros grubu çeltikler 41 bin lira (58 randıman), Osmancık grubu çeltikler 38 bin lira (60 randıman), Ronaldo grubu çeltikler 35 bin lira (60 randıman), diğer uzun çeşit çeltikler 32 bin lira (65 randıman) fiyatla satın alınacaktır." ifadesine yer verildi.</p>
<p>TMO'nun, Türkiye genelindeki işyerlerinde ve protokol imzaladığı lisanslı depolarda çeltik alımı yapacağına işaret edilen açıklamada, protokol imzalanan lisanslı depoculuk şirketlerinin, "www.tmo.gov.tr" internet adresinde yayımlanacağı, üreticilerin bu depolara teslim ettiği ürününü Elektronik Ürün Senedi (ELÜS) olarak TMO'ya satabileceği aktarıldı.</p>
<p><strong>Alım 15 Ekim'de başlayacak</strong></p>
<p>Açıklamada, ⁠Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı Tohumluk Tescil ve Sertifikasyon Merkez Müdürlüğü tarafından üretim izni verilen veya tescil edilmiş çeşitlerin satın alınacağına dikkati çekilerek, şu ifadelere yer verildi:</p>
<p>"Kayıtlı olmayan çeşitler kesinlikle satın alınmayacaktır. ⁠TMO, üreticilerimizin işyerleri önünde uzun süre beklemelerini önlemek amacıyla uyguladığı randevulu alım sistemine anlaşmalı lisanslı depolar da dahil olmak üzere tüm alım noktalarında devam edecektir. Randevular, 'https://randevu.tmo.gov.tr' internet adresinden, e-Devlet uygulaması (Randevu Sistemi-Toprak Mahsulleri Ofisi) üzerinden alınabileceği gibi başmüdürlük ve şube müdürlükleri ile ajans amirliklerinden de alınabilecektir. Randevular 13 Ekim'den itibaren alınabilecek olup alımlara ise 15 Ekim'den itibaren başlanacaktır. Ürün bedeli ödemeleri, teslimata müteakip 21'inci günden itibaren üreticilerin banka hesaplarına aktarılacaktır. Bakanlığımızca üreticilerimize ilave olarak temel destek ve sertifikalı tohum kullanım desteği ödenecektir."</p>
<p>TMO'ya ürün teslim edecek üreticilerin, alım noktalarında herhangi bir zorlukla karşılaşmamaları için dikkat edecekleri hususlara ilişkin de bilgi verilen açıklamada, şunlar kaydedildi:</p>
<p>"Üreticilerimizin ⁠Çiftçi Kayıt Sistemi bilgilerini güncellemeleri, randevularını mutlaka almaları ve ürünlerini randevu alınan günde getirmeleri, lisanslı depolar üzerinden kurumumuza ürün satmak isteyen üreticilerin bankadan ELÜS işlem emrine izin veren yatırım hesabı açmaları ve en yakın Ürün Piyasası Aracı Kurumları (ÜPAK) acentesi olan ticaret borsalarına kimlik belgesi, yatırım hesabı ve ikamet adresi bilgileri ile birlikte başvurarak ÜPAK'a üye olmaları gerekmektedir. Ürünün, iş yerlerimize ve lisanslı depolara ürün sahibi tarafından veya vekalet verilerek getirilmesi önem taşımaktadır."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tmonun-celtik-alim-fiyati-belirlendi-89623</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/5/9/1280x720/sinop-celtik-tarim-1758900874.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TMO, 2026 yılı çeltik alım fiyatlarını, baldo grubu için ton başına 45 bin lira, cammeo grubu için 43 bin lira, Osmancık grubu için 38 bin lira ve diğer çeşitler için 32 bin lira olarak belirledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oyak-gm-yalcintas-616-milyon-dolarlik-yillik-getiri-hedefimize-ulasmayi-amacliyoruz-89622</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 17:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Murat Yalçıntaş: 61,6 milyon dolarlık yıllık getiri hedefimize ulaşmayı amaçlıyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>OYAK, Erdemir ve İsdemir'in, çelik üretiminde verimliliği artıran projelerle somut ekonomik kazanımlar sağladığını bildirdi.</p>
<p>Şirket açıklamasına göre alaşım tasarımından ham madde kullanımına, haddeleme hızından bakım süreçlerine uzanan çalışmalar, üretim altyapısının daha etkin kullanılmasına ve plansız duruşların azaltılmasına katkıda bulunuyor.</p>
<p>Açıklamada, "Erdemir ve İsdemir'de operasyonel mükemmellik çalışmaları yıl boyunca üretim verimliliğini, maliyet optimizasyonunu ve süreç güvenilirliğini destekleyen sonuçlar ortaya koydu. Üretim süreçlerinde gerçekleştirilen iyileştirme projeleriyle yaklaşık 36 milyon dolar, çalışanların katkısıyla hayata geçirilen bireysel öneri ve Kaizen çalışmalarıyla ise yaklaşık 3,7 milyon dolar yıllık finansal etki sağlandı. Böylece yıl başından bu yana hayata geçirilen çalışmaların toplam yıllık finansal etkisi yaklaşık 39,7 milyon dolara ulaştı. Erdemir ve İsdemir, çalışanlarının bilgi ve deneyiminden güç alan sürekli iyileştirme yaklaşımıyla operasyonel mükemmellik kültürünü yaygınlaştırarak verimliliğini ve rekabet gücünü artırmaya devam ediyor." denildi. </p>
<p><strong>"Sanayi şirketlerimizin üretim gücünü, verimlilik ve teknolojiyle ileri taşıyoruz"</strong></p>
<p>Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan OYAK Genel Müdürü Murat Yalçıntaş, 2030 vizyonu doğrultusunda, sanayi şirketlerinin üretim gücünü, verimlilik ve teknolojiyle ileri taşıdıklarını belirtti.</p>
<p>Önceliklerinin, kaynakları daha etkin kullanarak yüksek katma değer yaratmak ve bunu sürdürülebilir kılmak olduğunu aktaran Yalçıntaş, "Erdemir ve İsdemir'de yıl başından bugüne kadar tamamladığımız operasyonel mükemmellik çalışmalarının yıllık 39,7 milyon dolara ulaşan finansal etkisi, bu yaklaşımın somut sonucudur. Devam eden çalışmaların yıl sonuna kadar tamamlanmasıyla birlikte 61,6 milyon dolarlık yıllık getiri hedefimize ulaşmayı amaçlıyoruz." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Yalçıntaş, insanı, bilgiyi ve teknolojiyi merkeze alan sanayi anlayışlarının temelinde çalışma arkadaşlarının emek ve yetkinliği bulunduğuna dikkati çekerek, "Hayata geçirilen 14 bini aşkın öneri ve tamamlanan 742 sürekli iyileştirme takım çalışması, çalışanlarımızın katkısının operasyonel performansa doğrudan yansıdığını gösteriyor. Her öneriyle kurumsal bilgi birikimimizi, her iyileştirmeyle çalışma kültürümüzü daha ileriye taşıyoruz." değerlendirmesini yaptı.</p>
<p>Erdemir ve İsdemir'in, Türkiye'nin sanayi üretiminin sürekliliği ve stratejik ihtiyaçlarının yerli imkanlarla karşılanması açısından önemli sorumluluk üstlendiğini vurgulayan Yalçıntaş, söz konusu doğrultuda maliyet yapılarını güçlendirdiklerini, ürün kalitelerini geliştirdiklerini ve veriye dayalı yetkinliklerini artırdıklarını kaydetti.</p>
<p>Yalçıntaş, elde ettikleri kazanımları, Türkiye ve OYAK üyeleri için kalıcı faydaya dönüştürerek geleceğin sanayisini bugünden inşa ettiklerini belirtti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sirket-haberleri/oyak-gm-yalcintas-616-milyon-dolarlik-yillik-getiri-hedefimize-ulasmayi-amacliyoruz-89622</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/3/1/1280x720/murat-yalcintas-1786362180.webp" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ OYAK Genel Müdürü Murat Yalçıntaş, &quot;Erdemir ve İsdemir&#039;de yıl başından bugüne kadar tamamladığımız operasyonel mükemmellik çalışmalarının yıllık 39,7 milyon dolara ulaşan finansal etkisi, bu yaklaşımın somut sonucudur. Devam eden çalışmaların yıl sonuna kadar tamamlanmasıyla birlikte 61,6 milyon dolarlık yıllık getiri hedefimize ulaşmayı amaçlıyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/55-uluslararasi-modef-expo-inegol-mobilya-fuari-acildi-89621</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 17:12:00 +03:00</pubDate>
            <title> 55. Uluslararası Modef Expo İnegöl Mobilya Fuarı açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Türkiye’nin önemli mobilya üretim merkezlerinden İnegöl’de düzenlenen 55. MODEF Uluslararası İnegöl Mobilya Fuarı kapılarını açtı. 140 firmanın katıldığı organizasyonda sektörün üretim kapasitesi ve ihracat potansiyeli öne çıkarken, son dönemde yaşanan ihracat kaybı, iç pazardaki talep daralması, finansman sıkıntısı ve uluslararası rekabet baskısı gündemin başlıklarını oluşturdu. Açılışta yapılan konuşmalarda İnegöl mobilyasının küresel pazarlardaki konumunu güçlendirmesi için yeni yatırımların, pazarlama faaliyetlerinin ve sektörel desteklerin önemine dikkat çekildi.</p>
<h2>“MODEF’ten yılda iki fuar ve uluslararası pazar hamlesi”</h2>
<p>MODEF Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Uğurdağ, İnegöl’ün kesintisiz 55 fuara ulaşmasının sektörün ortak emeğinin sonucu olduğunu belirtti. MODEF bünyesinde her yıl iki fuar düzenlendiğini ifade eden Uğurdağ, nisan ayında iç pazara, ekim ayında ise ihracata yönelik organizasyon gerçekleştirildiğini söyledi. Bu yılki MODEF EXPO’ya 140 firmanın katıldığını belirten Uğurdağ, fuarcılık faaliyetlerinin yalnızca sergi organizasyonuyla sınırlı kalmadığını, uluslararası ikili iş görüşmeleri ve yurt dışındaki fuar organizasyonlarıyla desteklendiğini kaydetti. Hindistan’dan Güney Afrika’ya, Fas’tan Almanya’ya ve Amerika kıtasına uzanan faaliyetlerle İnegöl mobilyasının yeni pazarlara taşınmasının hedeflendiğini ifade etti. Uğurdağ, İTSO’nun desteklediği ihracat odaklı şirketin ikinci yılında önemli sonuçlar elde ettiğini de belirterek, ilk yıl yaşanan yatırım ve işletme güçlüklerinin ardından bir yıl içinde 100 milyon liranın üzerinde ihracat gerçekleştirildiğini açıkladı.</p>
<h2>“OSB bütçesi 3 milyar lirayı aştı”</h2>
<p>İnegöl’ün sanayi altyapısındaki gelişime de değinen Uğurdağ, görev aldıkları organize sanayi bölgesinde bütçenin 136 milyon liradan 3 milyar liranın üzerine çıktığını söyledi. Son beş yılda sanayi bölgesindeki yatırımların planlanması ve altyapı çalışmalarına ağırlık verildiğini belirten Uğurdağ, asfalt çalışmalarının başladığını ve projelerin büyük bölümünün tamamlandığını ifade etti. İnegöl mobilyasının marka değerini korumak ve geliştirmek amacıyla yürütülen çalışmalara da değinen Uğurdağ, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından 120 milyon lira destek sağlanan projeye dikkat çekti. Sektörün gelişiminin sürdürülebilirliği açısından üretim altyapısı, kalite standartları ve kurumsal iş birliğinin önem taşıdığını vurguladı.</p>
<h2>“Zorluklara rağmen üretim ve ihracat sürecek”</h2>
<p>AK Parti Bursa Milletvekili Ayhan Salman, küresel ekonomik ve siyasi gelişmelerin hedef pazarlarda belirsizlik yarattığını belirterek üretim, ihracat ve istihdamın sürdürülmesinin önemine dikkat çekti. Mobilya sektörünün emek yoğun yapısıyla istihdama ve yerli tedarik zincirine önemli katkı sağladığını ifade eden Salman, sektörün yaşadığı sorunların aşılması için hükümetin ve sanayicilerin birlikte çalışması gerektiğini söyledi. Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba da İnegöl mobilyasının kalite, estetik ve yenilikçilik alanlarında uluslararası pazarlarda öne çıktığını belirtti. MODEF EXPO’nun bu yıl Amerika’dan Balkanlar’a uzanan geniş bir coğrafyadan 40 ülkeden ziyaretçiyi ağırlamasının beklendiğini, 140 stantta sergilenecek ürünlerin yaklaşık 25 bin ziyaretçiyle buluşmasının hedeflendiğini kaydetti. Bursa Valisi Erol Ayyıldız ise fuarın İnegöl ve Bursa ekonomisine, istihdama ve mobilya ticaretine katkı sağladığını belirterek organizasyonun sektörün geleceğini şekillendiren uluslararası bir platform olma niteliğini sürdürdüğünü ifade etti. Fuarın yalnızca yurt içinden değil, yurt dışından gelen sektör temsilcilerini de ağırladığını kaydeden Ayyıldız, organizasyonun kent ekonomisine katkısına dikkat çekti. Ayyıldız, “Bursa’mızın ve ülkemizin ticaret potansiyelini yansıtan bu organizasyon, kentimizdeki istihdama ve Bursa ekonomisine büyük katkı sağlıyor. İnegöl mobilyasının hem ihracatına hem de iç pazardaki ticaretine önemli bir ivme kazandırıyor” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>“Mobilya ihracatındaki düşüş gündemde”</h2>
<p>İYİ Parti Bursa Milletvekili Hasan Toktaş, İnegöl’ün ihracat rakamlarındaki gerilemeye dikkat çekerek sektörün rekabet gücünün yeniden ele alınması gerektiğini söyledi. Toktaş’ın paylaştığı verilere göre, İnegöl’ün toplam ihracatı 2024’te 1 milyar 250 milyon dolar seviyesindeyken 2025’te 1 milyar 36 milyon dolara geriledi. Mobilya ihracatı ise aynı dönemde 640 milyon dolardan 520 milyon dolara düştü. Mobilya ihracatında 120 milyon dolarlık gerileme yaşandığını belirten Toktaş, toplam ihracattaki düşüşün mobilya sektöründeki kayıpla örtüştüğünü vurguladı. Çinli üreticilerin Irak gibi yakın pazarlarda dahi fiyat avantajı sağlayabildiğine işaret eden Toktaş, İnegöllü üreticilerin maliyet ve rekabet koşullarının iyileştirilmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<h2>“En büyük dert talep daralması”</h2>
<p>Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkan Vekili Ahmet Güleç de mobilya sektörünün yalnızca kendi üretim alanıyla sınırlı olmayan, çok sayıda alt sektörü besleyen bir yapıya sahip olduğunu belirtti. Sektörün ölçek büyütme, verimlilik artışı ve dünya ticaretinden daha fazla pay alma konularında önemli sınamalarla karşı karşıya olduğunu ifade eden Güleç, imalat sanayisindeki yavaşlama ve sanayisizleşme tartışmalarının mobilya sektörünü de etkilediğini söyledi. Güleç, sektörün en önemli sorunlarından birinin iç pazardaki talep daralması olduğunu vurgulayarak enflasyonla mücadele sürecinin mobilya sektöründeki faaliyetleri baskıladığına dikkat çekti. İmalat sanayisinin müşterisi konumundaki mobilya sektörünün üretim ve istihdam açısından taşıdığı önemin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtti.</p>
<h2>“Yeni fuar alanı için ortak akıl çağrısı”</h2>
<p>İnegöl Ticaret ve Sanayi Odası (İTSO) Başkanı Nedim İncebay, mevcut fuar alanının 25 bin metrekare olduğunu belirterek İnegöl’ün büyüyen üretim kapasitesinin yeni bir fuar alanını gerekli kıldığını söyledi. İnegöl’ün üretim gücünü daha fazla alıcıyla buluşturmayı hedeflediklerini kaydeden İncebay, mobilyanın yanı sıra diğer sektörlerin de organizasyon düzenleyebileceği, üreticilerin ürünlerini daha geniş alanlarda sergileyebileceği yeni bir fuar alanı oluşturmak istediklerini ifade etti. Projenin odalar, dernekler ve iş insanlarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten İncebay, ortak akılla hareket etmeye hazır olduklarını dile getirdi. İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban ise kentin yalnızca fuar dönemlerinde değil, yıl boyunca üretim ve showroom kapasitesiyle mobilya sektörünün merkezlerinden biri olduğunu söyledi. İnegöl’ün tasarım ve trend belirleme gücüne dikkat çeken Taban, küresel pazarlarda daha fazla pay alınabilmesi için şehirlerin ve ülkelerin rekabet stratejilerini sürekli geliştirmesi gerektiğini kaydetti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/55-uluslararasi-modef-expo-inegol-mobilya-fuari-acildi-89621</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/1/1280x720/55-uluslararasi-modef-expo-inegol-mobilya-fuari-acildi-1791900848.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İnegöl mobilyasının uluslararası pazarlara açılan kapısı MODEF EXPO, 55’inci kez sektör temsilcilerini buluşturdu. Yaklaşık 140 firmanın katıldığı fuarın, 17 Ekim’e kadar yurt içinden ziyaretçilerin yanı sıra 40 ülkeden yabancı alıcı ve sektör temsilcisini ağırlaması bekleniyor. MODEF Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Uğurdağ, Hindistan’dan Güney Afrika’ya, Fas’tan Almanya’ya ve Amerika kıtasına uzanan faaliyetlerle İnegöl mobilyasının yeni pazarlara taşınmasını hedeflediklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-cari-acigin-yonetilebilir-seviyelerde-kalmasini-ongoruyoruz-89620</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 15:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Şimşek: Cari açığın yönetilebilir seviyelerde kalmasını öngörüyoruz</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından açıklanan ağustos ayı ödemeler dengesi verilerine ilişkin sosyal medya hesabından açıklamalarda bulundu.</p>
<p>Paylaşımında, ağustosta 4,1 milyar dolar cari fazla verildiğini, yıllıklandırılmış cari açığın 42,1 milyar dolar olarak gerçekleştiğini belirten Şimşek, şunları kaydetti:</p>
<p>"Mal ihracatındaki artış ve hizmet gelirlerindeki dirençli görünümün katkısıyla cari açığın yönetilebilir seviyelerde kalmasını öngörüyoruz. Küresel enerji arzına yönelik risklerin arttığı bu dönemde, çeşitlendirilmiş tedarik kaynaklarımız ve güçlü altyapımız enerji arz güvenliğimizi destekliyor. Son 26 yılda enerji ithalatına ödenen 1,1 trilyon dolar, aynı dönemdeki toplam cari açığın 1,6 katına, mevcut brüt dış borç stokunun 2 katına karşılık gelmektedir. Bu tablo, yeşil dönüşümün ülkemiz için stratejik önemini ortaya koymaktadır. Enerjide dışa bağımlılığı azaltacak adımların, orta ve uzun vadede küresel fiyat şoklarına karşı dayanıklılığımızı artırmasını ve cari dengeye katkı sağlamasını bekliyoruz. Serbest ticaret anlaşmalarıyla pazar erişimimizi genişletmeye; sağlık turizmi, müteahhitlik, yazılım, eğitim, mühendislik ve tasarım gibi hizmet ihracatı alanlarında rekabet gücümüzü daha da artırmaya ve ihracatta katma değeri yükseltmeye yönelik politikalarımızı sürdürüyoruz."</p>
<blockquote class="twitter-tweet">
<p dir="ltr" lang="tr">Ağustos ayında 4,1 milyar dolar cari fazla verdik; yıllıklandırılmış cari açık 42,1 milyar dolar gerçekleşti. Mal ihracatındaki artış ve hizmet gelirlerindeki dirençli görünümün katkısıyla cari açığın yönetilebilir seviyelerde kalmasını öngörüyoruz. Küresel enerji arzına yönelik risklerin arttığı bu dönemde, çeşitlendirilmiş tedarik kaynaklarımız ve güçlü altyapımız enerji arz güvenliğimizi destekliyor. Son 26 yılda enerji ithalatına ödenen 1,1 trilyon dolar, aynı dönemdeki toplam cari açığın 1,6 katına, mevcut brüt dış borç stokunun 2 katına karşılık gelmektedir. Bu tablo, yeşil dönüşümün ülkemiz için stratejik önemini ortaya koymaktadır. Enerjide dışa bağımlılığı azaltacak adımların, orta ve uzun vadede küresel fiyat şoklarına karşı dayanıklılığımızı artırmasını ve cari dengeye katkı sağlamasını bekliyoruz. Serbest ticaret anlaşmalarıyla pazar erişimimizi genişletmeye; sağlık turizmi, müteahhitlik, yazılım, eğitim, mühendislik ve tasarım gibi hizmet ihracatı alanlarında rekabet gücümüzü daha da artırmaya ve ihracatta katma değeri yükseltmeye yönelik politikalarımızı sürdürüyoruz.</p>
— Mehmet Simsek (@memetsimsek) <a href="https://x.com/memetsimsek/status/2109947981726171423?ref_src=twsrc%5Etfw">October 13, 2026</a></blockquote> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/simsek-cari-acigin-yonetilebilir-seviyelerde-kalmasini-ongoruyoruz-89620</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2025/01/mehmet-simsek-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ödemeler dengesi verilerini değerlendiren Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, &quot;Mal ihracatındaki artış ve hizmet gelirlerindeki dirençli görünümün katkısıyla cari açığın yönetilebilir seviyelerde kalmasını öngörüyoruz.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-eylul-ayinda-da-cari-islemler-hesabinda-fazla-verilmesi-bekleniyor-89619</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 15:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bolat: Eylül ayında da cari işlemler hesabında fazla verilmesi bekleniyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından açıklanan ağustos ayı ödemeler dengesi verileri hakkında yazılı açıklama yaptı.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde yürütülen ticaret programı sayesinde cari dengedeki olumlu seyrin sürdüğüne işaret eden Bolat, bu doğrultuda ağustosta cari işlemler hesabının 4,1 milyar dolar fazla verdiğini aktardı.</p>
<p>Bolat, yılın 8 ayında cari işlemler açığının 31,5 milyar dolar, yıllıklandırılmış cari işlemler açığının da 42,1 milyar dolar olduğunu belirterek, yıllıklandırılmış altın ve enerji hariç cari işlemler hesabında da 26 milyar dolar fazla verildiğini ifade etti.</p>
<p>Yıllıklandırılmış hizmet ihracatının ağustosta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,9 artışla 125,1 milyar dolara ulaştığına dikkati çeken Bolat, şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p>"Yıllıklandırılmış bazda seyahat gelirlerimiz ağustosta 60,1 milyar dolar, taşımacılık gelirlerimiz 44,3 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Yıllıklandırılmış bazda ağustos ayı itibarıyla mal ve hizmet ihracatı toplamı, geçen yıla göre yüzde 3,8 yükselişle 405,3 milyar dolara çıktı. Eylülde dış ticaret açığı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 24,8 azalışla 5,2 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Bu kapsamda ağustos ayının ardından eylül ayında da cari işlemler hesabında fazla verilmesi beklenmektedir. Küresel ölçekte enerji ve diğer emtia fiyatlarındaki yüksek seyir ve artan oynaklık, cari işlemler dengesi üzerinde yukarı yönlü risk oluşturmaya devam etmektedir. Bununla birlikte, yılın kalanında ihracatımızdaki dayanıklı görünümün cari işlemler dengesini desteklemeyi sürdürmesi ve cari işlemler açığının millî gelire oranının tarihsel ortalamaların altında seyretmesi öngörülmektedir."</p>
<p><strong>"Ticarette daha güçlü bir Türkiye inşa etmeyi hedefliyoruz"</strong></p>
<p>Bolat, Orta Vadeli Program (OVP) kapsamında mal ihracatındaki artışın devam etmesi ve turizm başta olmak üzere hizmet gelirlerindeki yükselişin sürmesinin beklendiğine işaret ederek, program dönemi sonunda mal ve hizmet ihracatı toplamının 450 milyar dolara ulaşmasının hedeflendiğini aktardı.</p>
<p>Mal ve hizmet ihracatında öngörülen bu performansın cari işlemler dengesindeki iyileşmeyi desteklemesinin ve cari açığın GSYH'ye oranının 2029'da yüzde 1,6'ya gerilemesinin öngörüldüğünü belirten Bolat, şunları kaydetti:</p>
<p>"Küresel konjonktürde artan risk ve belirsizliklere rağmen cari işlemler açığı tarihsel ortalamaların altında seyretmeye devam etmiş, 2025'te milli gelire oranı yüzde 1,9 olarak gerçekleşmiştir. 2026'nın ikinci çeyreğinde ise yıllıklandırılmış bazda yüzde 2,3 ile tarihsel ortalamanın altındaki performansın devam ettiği görülmektedir. Bakanlık olarak ihracat destekleri, ticaret diplomasisi, pazar ve ürün çeşitlendirmesi ile ihracatı güçlendirmeye yönelik çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Mal ve hizmet ihracatındaki kazanımların kalıcı hale getirilmesi ve dış ticaret dengesinin cari işlemler dengesine sürdürülebilir katkı sağlaması temel önceliğimiz olmaya devam edecektir."</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/bolat-eylul-ayinda-da-cari-islemler-hesabinda-fazla-verilmesi-bekleniyor-89619</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/0/3/1280x720/bakan-bolat-1766914820.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ağustos ayı ödemeler dengesi verilerini değerlendiren Bakan Bolat, &quot;Eylülde dış ticaret açığı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 24,8 azalışla 5,2 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Bu kapsamda ağustos ayının ardından eylül ayında da cari işlemler hesabında fazla verilmesi beklenmektedir.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ebsonun-yeni-baskani-mustafa-karabagli-oldu-89613</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 14:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> EBSO’da Mustafa Karabağlı dönemi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Ege Bölgesi Sanayi Odası’nın (EBSO) yeni yönetim kurulu başkanı, tek aday olarak girdiği seçimlerde geçerli 105 geçerli oyun 94’ünü alan Mustafa Karabağlı oldu.</p>
<p>EBSO’nun yönetim kurulu başkanı, meclis başkanı, yönetim kurulu üyeleri, disiplin kurulu üyeleri ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği genel kurul delegeleri odanın İzmir Atatürk OSB’deki hizmet binasında gerçekleştirilen seçimlerinde belirlendi. Ender Yorgancılar’ın yeniden talip olmadığı ve tek liste ile gidilen yönetim kurulu seçimlerinde 107 meclis üyesi oy kullandı. Mustafa Karabağlı başkanlığında hazırlanan yönetim kurulu listesi geçerli 105 oyun 94’ünü almayı başardı. Mustafa Karabağlı’nın listesinde şu isimler yer aldı: Şeyma Başterzi, Murat Bora Dülger, Fuat Eroğlu, Fesih Demirer, Atınç Abay, Hüseyin Ömeroğlu, Tevfik Önder Karalp, Mustafa Ertan Soydan, Cem İnam, Mehmet Şahin Çakan.</p>
<p>Seçim sonrasında yaptığı konuşmada meclis üyelerinin tercihinin sanayicilerin ortaya koydukları vizyona, dönüşüme ne kadar çok istekli olduğunu ortaya koyduğunu dile getiren Mustafa Karabağlı, “Sanayicilerimizin büyük çoğunluğunun yanımızda olduğunu hissediyorum. Bu bize büyük bir güç veriyor. Ama tabi bir o kadar da sorumluluk yüklüyor. İnşallah ne vaat ettiysek bunların hepsini gerçekleştireceğiz. Sanayicimiz geleceğe umutla baksın. Yolumuz açık olsun” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ebsonun-yeni-baskani-mustafa-karabagli-oldu-89613</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/1/3/1280x720/ebsonun-yeni-baskani-mustafa-karabagli-oldu-1791891704.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’nin en büyük sanayi odalarından Ege Bölgesi Sanayi Odası’nı 4 yıl boyunca yönetecek kadro belirlendi. 107 oyun kullanıldığı yönetim kurulu başkanlığı seçimini, seçime tek aday olarak katılan Mustafa Karabağlı 94 oyla kazandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracat-birim-degeri-yuzde-85-ithalat-yuzde-137-artti-89612</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 14:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracat birim değeri yüzde 8,5, ithalat yüzde 13,7 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ağustos ayına ait dış ticaret endekslerini paylaştı. </p>
<p>Buna göre ihracat birim değer endeksi, ağustosta geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 8,5 yükseldi.</p>
<p>Endeks, Ağustos 2025'e göre gıda, içecek ve tütünde yüzde 7,4, ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 10,9, yakıtlarda yüzde 47,1 ve imalat sanayisinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 5,1 arttı.</p>
<p>İthalat birim değer endeksi de ağustosta yıllık bazda yüzde 13,7 artış kaydetti.</p>
<p>Endeks geçen yılın aynı ayına göre gıda, içecek ve tütünde yüzde 4,2 azalırken yakıtlarda yüzde 35,9, ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 12,5 ve imalat sanayisinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 7,5 artış gösterdi.</p>
<p><strong>Miktar endeksleri</strong></p>
<p>İhracat miktar endeksi, ağustosta geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 0,4 azaldı. Endeks bu dönemde gıda, içecek ve tütünde yüzde 1,9, ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 19,3 artarken yakıtlarda yüzde 20 ve imalat sanayisinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 4,5 azaldı.</p>
<p>İthalat miktar endeksi ağustosta yıllık bazda yüzde 2,8 geriledi. Endeks, geçen yılın aynı ayına göre gıda, içecek ve tütünde yüzde 36,2, ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 8,3 artarken yakıtlarda yüzde 1,6 ve imalat sanayisinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 0,5 azalış kaydetti.</p>
<p><strong>Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış veriler</strong></p>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ihracat miktar endeksi, temmuzda 143,6 iken ağustosta yüzde 1 artarak 145 oldu. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ise endeks, Ağustos 2025'te 141,1 iken Ağustos 2026'da yüzde 0,4 azalışla 140,5 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ithalat miktar endeksi, temmuzda 114,6 iken ağustosta yüzde 2,5 azalışla 111,7 olarak kayıtlara geçti. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre endeks, geçen yıl ağustosta 109,6 iken bu yılın aynı ayında yüzde 2,8 azalışla 106,5 oldu.</p>
<p>İhracat birim değer endeksinin ithalat birim değer endeksine bölünmesiyle hesaplanan ve Ağustos 2025'te 94,3 olarak elde edilen dış ticaret haddi, 4,3 puan azalışla Ağustos 2026'da 90 olarak kaydedildi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/ihracat-birim-degeri-yuzde-85-ithalat-yuzde-137-artti-89612</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/2/0/1280x720/lojistik-ithalat-ihracat-1754495640.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in ağustos verilerine, göre ihracat birim değer endeksi yıllık yüzde 8,5, ithalat birim değer endeksi de yüzde 13,7 artış gösterdi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ksonun-yeni-donem-yonetimi-belirlendi-89609</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 14:26:00 +03:00</pubDate>
            <title> KSO’nun yeni dönem yönetimi belirlendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Kocaeli Sanayi Odası’nda (KSO), geçtiğimiz hafta gerçekleştirilen organ seçimlerinin ardından yönetim kurulu başkanı ve üyeleri, disiplin kurulu üyeleri ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) delegeleri belirlendi. Seçim sürecinde ayrıca meclis başkanı, başkan vekilleri, katip üye ve hesapları inceleme komisyonu üyeleri için de oylama yapıldı.</p>
<p>KSO hizmet binasında gerçekleştirilen seçimli toplantı, 38 meslek grubundan meclise giren üyelerin meclis başkanı, başkan vekilleri ve katip üyeyi belirlemek üzere oy kullanmasıyla başladı. Toplantıyı, meclisin en kıdemli üyesi Hayrettin Çaycı ile en genç üyesi Mert Ayhan yönetti. Toplam 77 meclis üyesinden 72’sinin katıldığı toplantının açılışını yapan Çaycı, KSO Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu tarafından sunulan yeni meclis divanına ilişkin önergeyi üyelerin bilgisine sundu.</p>
<p>Meclise sunulan tek önergede, meclis başkanlığına Hasan Tahsin Tuğrul, başkan vekilliklerine Mehmet Başol ve Birol Bozkurt, katip üyeliğine ise Beril Özdeşlik’in isimleri yer aldı. Kapalı oy ve açık tasnif usulüyle gerçekleştirilen seçimde, önergedeki isimler 72 meclis üyesinin oyuyla KSO’nun 10. dönem meclis divanını oluşturdu. Dört dönemdir meclis başkanlığı görevini yürüten Hasan Tahsin Tuğrul, böylece beşinci kez bu göreve seçildi. Seçimlerde Hesapları İnceleme Komisyonu başkanlığına Oktay Erişken getirilirken komisyon üyeliklerine Emre Açıldı, Korkut Öz, Orhun Turfanda ve Serhan Kasım seçildi.</p>
<p>Meclis divanı seçimlerinin ardından yönetim kurulu başkanı ve üyeleri, disiplin kurulu üyeleri ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) delegelerinin belirlenmesi için oylamaya geçildi. İzmit Seçim Kurulu gözetiminde, tek sandıkta ve tek liste üzerinden gerçekleştirilen seçimlerde 73 meclis üyesi oy kullandı. Dört dönemdir KSO Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürüten Dr. Ayhan Zeytinoğlu, seçim sonucunda beşinci kez başkanlığa seçildi.</p>
<p>Zeytinoğlu, “Yeni dönem hepimize hayırlı olsun. Seçim ekip işidir. Ben hepinize teşekkür ediyorum. KSO’nun Meclis Divanı ve Yönetim Kurulu’nda kadın üyelerimizin yer almasından büyük memnuniyet duyuyorum. Kadın sanayicilerimizin gücü ve üretkenliğiyle Odamıza çok değerli katkılar sunacağına yürekten inanıyorum” dedi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/ksonun-yeni-donem-yonetimi-belirlendi-89609</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/9/1280x720/ksonun-yeni-donem-yonetimi-belirlendi-1791890932.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kocaeli Sanayi Odası’nda gerçekleştirilen organ seçimlerinde Dr. Ayhan Zeytinoğlu yönetim kurulu başkanlığına, Hasan Tahsin Tuğrul ise meclis başkanlığına beşinci kez seçildi. Seçimlerde meclis divanı, yönetim kurulu, disiplin kurulu ve TOBB delegeleri de belirlenirken yeni dönemin görev dağılımı şekillendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasada-catlaklar-89608</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 13:52:00 +03:00</pubDate>
            <title> Piyasada çatlaklar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yüz binlerce insan, bir amaç uğruna yapılan işlerin peşinden gitmekle mevcut kariyer yolunu canlandırmak arasında sıkışıp kalmış; tatmin edici olmayan kurumsal işlerde hapsolmuş hissediyor. Bu gerilimi çözmenin anahtarı, "kahramanca liderlik"ten özgün liderlik"e nasıl geçileceğini öğrenmek olabilir mi?</p>
<p>Pek çok insanın tıkanıp kalmasının nedenlerinden biri, liderliğe dair eskimiş bir tanımı kullanıyor olması. . Bu eski versiyonu "kahramanca liderlik" olarak adlandıralım. Bu anlayış filmlerimize, kitaplarımıza, siyasi ve kurumsal söylemlerimize işlemiş. Şunu savunur: Engelleri aşarak, yok ederek ve fethederek değerini kanıtla. Pek çok insan için göreceli başarı asla yeterli değildir; her zaman daha fazlasına sahip olan veya daha fazlasını başarmış birileri vardır. Kahramanca liderlik tarzını benimseyenler genellikle tükenmişlik yaşar ya da kişisel gelişimlerinde bir tıkanma noktasına gelirler. Dahası, bu zihniyet yapısı kaotik bir dünyada giderek etkisini yitirir. Önümüzdeki birkaç yılı ya kahramanca liderlerin başarısızlığını pasif bir şekilde izleyerek geçirebiliriz ya da özgün liderlik yolunu aktif bir şekilde izleyebiliriz.</p>
<p>Bilinç düzeyiniz arttıkça, kahramanca liderliğin doğasında var olan beyhudeliği ve onun enerjiyi tüketen "sıfır toplamlı oyunlarını" daha iyi fark edersiniz. Bir sonraki adım, "kazan-kazan" senaryoları ve size yeniden hayat verecek "sonsuz oyunlar" aramaya başlamak olabilir. Özgün liderlik, değeri kanıtlamaya değil, değer yaratmaya odaklanır. Bu yaklaşım; korkuyla savaşmak yerine açıklık, savunmasızlık ve korkuya yer açma temelleri üzerine kuruludur.</p>
<p>Önceki raporlarımızda piyasalarda gördüğümüz alışıldık olmadığımız çapraz varlık sınıflarındaki çelişkilere dikkat çekmiştik. Geçen hafta pazartesi günü yayınladığımız raporda da hata marjı azalıyor şeklinde uyarmıştık.</p>
<p>ABD hisse senedi işlemleri, Brent petrolünün 105 doların üzerinde seyretmesinden sonra hala güçlü ancak bu rahatlama ne kadar uzun süreli soru işareti. Zira Hürmüz ve Suudi Arabistan altyapı projeleri hâlâ risk oluşturuyor.</p>
<p>Petrol hâlâ faiz oranlarındaki artışı destekliyor ve 10 yıllık tahvil faizinin yüzde 5,4'e yaklaşmasıyla birlikte, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) artık daha fazla ağırlık taşıyor.</p>
<p>Hisse senetleri, kazanç beklentilerinin güçlü kalması nedeniyle daha yüksek faizleri absorbe etmeye devam ediyor. Ancak piyasa yükü taşımak için giderek aynı dar kazananlar grubuna güveniyor.</p>
<p>S&amp;P 500 şaşırtıcı derecede iyi bir direnç gösteriyor. Ancak endeks üzerinde baskı oluşturan faktörleri artık göz ardı edilebilir birer "arka plan gürültüsü" olarak nitelendirmemek gerekiyor. Zira ABD Hazine tahvili getirileri son yılların en yüksek seviyelerine yakın seyrediyor, petrol fiyatları yeniden 100 doların üzerine tırmanmış durumda, mali ve jeopolitik riskler gündemdeki yerini koruyor ve FED, hisse senedi yatırımcılarının alışkın olduğu türden bir parasal destek sağlamak yerine sıkılaşma eğilimini sürdürüyor. Bütün bunların yanında kredi piyasalarında da çatlaklar oluşmaya başladı ki bunların hisse senetleri ile korelasyonuna baktığımızda temkinli olmak için bir neden daha ortaya çıkıyor.</p>
<p>Yüksek Hazine tahvil getirileri, Fransa’da hızla artan faizlerin bulaşma riski, 100 dolarlık petrol ve daha güçlü dolar, hisse senedi değerlemeleri ve şirket kazançları için daha riskli bir ortam yaratıyor.</p>
<p>Yapay zekâ yatırım patlaması güçlü kalmaya devam ediyor. Ancak devasa sermaye harcamaları ve artan borç bağımlılığı finansman modeli hakkında soru işaretleri yaratabilir.</p>
<p>Kredi piyasalarında stres belirtileri ve çatlaklar ortaya çıkmaya başlıyor. IG ve HYG (LQD ve HYG ETF’leri) düşüş eğiliminde görünüyor. Daha riskli segmentlerde stres belirtileri ise daha fazla, örneğin CCC spread’lerinin 1.000 baz puan civarında olduğunu takip ediyoruz.</p>
<p>Gerçek risk, yükselen reel faizlerinin kötüleşen kredi koşulları olumlu giden kazançlara çok az az hata marjı bırakıyor olması şeklinde karşımıza çıkıyor. Endeksi ayakta tutan şirketlerin bizzat kendileri giderek ağırlaşan bir sermaye maliyetiyle karşı karşıyayken, S&amp;P 500 finansal yerçekimine meydan okumaya devam edebilir mi?</p>
<p>Geçen Çarşamba günkü güçlü 10 yıllık Hazine tahvil ihalesi, yatırımcılara alıcıların nihayet ortaya çıktığına dair kısa süreli bir umut verdi. Ancak bu rahatlama, getiriler ihale öncesi seviyelere doğru geri döndü.      </p>
<p>Daha da ilginç olanı, yapay zekâ altında yatan gelişmeler. Yatırımcılar bir sonraki aşamaya kimin katılacağı konusunda daha seçici davranmaya başladı. Hesaplama gücüne olan talep olağanüstü düzeyde devam ediyor. Samsung ve TSMC, normalde coşturacak büyüme rakamları sundu. Ancak piyasayı etkilemek giderek zorlaşıyor. Samsung rekor düzeyde faaliyet kârı açıkladı ancak hisseleri yüzde1,3 değer kaybetti. TSMC eylül ayı için rekor rakamlar açıkladı ancak hisseleri günü yatay kapattı.</p>
<p>Sorun talep değil, talebi karşılamanın artan maliyeti. Yapay zekâ altyapı harcamaları, serbest nakit akışını müthiş bir hızla tüketiyor ve daha fazla yatırımın borç finansmanına yönelmesine neden oluyor. Nakit zengini devler hala risk almayı göze alabilir. Ancak teknoloji kredi merdiveninin daha alt kademelerinde finansman baskısı kendini göstermeye başlıyor. Bir zamanlar geniş çaplı, yapay zekâ etiketli her şeyi satın alma eğilimi olan bir yatırımcı kitlesi daha seçici davranmaya başladı.</p>
<p>Bu arada, jeopolitik gelişmeler, pahalı enerji, artan nakliye maliyetleri ve tedarik zincirlerinin bir gecede zarar görebileceği bir dünyada ortaya çıkan daha geniş lojistik sorunlar nedeniyle enflasyon ateşini canlı tutuyor. Nötr faiz oranlarının nihayetinde nerede sabitleneceğine dair artan tahminleri de eklediğinizde, yapısal olarak daha pahalı para ile giderek daha fazla borç sermayesine bağımlı hale gelen yapay zekâ yatırım patlaması arasında garip bir çatışma ortaya çıkıyor.</p>
<p>Piyasa henüz çıkışa doğru koşmuyor ancak rekor seviyelere yakın seyreden bir endeksle normalde ilişkilendirilecek türden geniş bir coşku da sergilemiyor. Bunun yerine, azalan sayıda büyük hisse senedinden giderek daha büyük bir finansal yük taşıması istenirken, kredi piyasası yavaş yavaş sessizce hesaplamaları sorgulamaya başlıyor.</p>
<p>Bu S&amp;P 500'ün hemen çökmesi gerektiği anlamına gelmiyor. Hisseler hala kar büyümeleri beklentileri ile güçlü dururken fakat işin perde arkasında makro piyasa, özellikle de kredi piyasaları, bu durumun sonsuza dek sürdürülemeyeceğine dair giderek daha ikna edici argümanlar ortaya koyuyor</p>
<p>Bu arada S&amp;P, yüzde1'lik bir düşüş yaşamadan 49 günü geride bıraktı; bu, altı yılı aşkın süredir görülen en uzun üçüncü seri. Yakın zamandaki seriler şunlardı:</p>
<p>1 Ağustos 2023'te zirve yapan 47 günlük seri; bunu S&amp;P'de 3 ay süren yüzde 10'luk bir geri çekilme izledi ve VIX 23 seviyesine çıktı.</p>
<p>16 Temmuz 2024'te zirve yapan 52 günlük seri; bunu S&amp;P'de 2 hafta süren yüzde 9'luk bir geri çekilme izledi ve VIX 66 seviyesine fırladı ve carry trade işlemleri çöktü.</p>
<p>9 Ekim 2025'te zirve yapan 48 günlük seri; S&amp;P bir günlüğüne geriledi ve birkaç gün sonra VIX 29 seviyesine çıktı. Üç hafta sonra NDX/Teknoloji/Yüksek Beta hisseleri zirve yaptı (29 Ekim 2025). Geniş piyasa, eşit ağırlıklı endeksler, küçük ölçekli şirketler, konjonktürel hisseler ve faiz oranlarına duyarlı sektörlerin hepsinin sert bir yükseliş yaşadığı, aylarca süren büyük bir piyasa rotasyonu yani sektör değişimi etkili oldu.</p>
<p>Bu arada VIX, ABD 10 yıllıklar ve MOVE arasındaki kopukluk da devam ediyor.</p>
<p>Bu kesinlikle bir "her şeyi sat" durumu değil. Ancak piyasada oluşan çatlakları görmemezlikten gelmemek lazım. Zirvelerde olan global piyasalar için risk getiri dengesi artık eskisi kadar cazip değil. Global piyasalar için biraz daha temkinli olma zamanı bizce geldi.</p>
<p>Türkiye’de ise son açıklanan veriler rezerv durumunun güçlü olmaya devam ettiğini, dolarizasyon eğiliminin olmadığı, talep koşullarının zayıf seyrettiğini ve bütçe durumunun da beklenen yönde ilerlediğini gösteriyor. Ekim ayı PPK’sında 100 baz puan indirim beklemeye devam ediyoruz.</p>
<p>Örneğin TÜİK 2026 Ağustos ayı sanayi üretimi rakamını açıkladı.</p>
<p>Sanayi Üretimi 2026 Ağustos ayında takvim etkisinden arındırılmış olarak yıllık bazda yüzde 1,9 azalış gösterdi. Temmuz ayında bu oran yüzde eksi 0,2 ve Ağustos 2025’te ise yüzde 7,1’di.</p>
<p>Diğer yandan takvim ve mevsim etkisinden arındırılmış üretim ise 2026 Ağustos ayında yüzde1 azalış gösterdi. Temmuz ayında bu oran yüzde eksi 0,9 ve geçen seneki ağustos ayında ise yüzde 0,4’tü.</p>
<p>Sanayi üretiminde detaylara bakıldığında ağustos ayında aylık bazda enerji hariç bütün alt kalemlerin düşüş gösterdiği görülüyor. Ara malı, dayanıklı tüketim malı, dayanıksız tüketim malı, enerji ve sermaye malı üretiminde sırasıyla yüzde eksi 0,9 yüzde eksi 2,9 yüzde eksi 0,7 yüzde 3,4, yüzde eksi 3,3 değişim gerçekleşti. Temmuz ayında yüzde eksi 0,3, yüzde 3,3, yüzde eksi 2, yüzde eksi 1,5 ve yüzde eksi 1,6’dı. Ara malı, dayanıklı tüketim malı, dayanıksız tüketim malı, enerji ve sermaye malı üretimi aylık artışa sırasıyla eksi 0,3 puan, eksi 0,1 puan, eksi 0,2 puan, 0,4 puan katkı ve eksi 0,7 puan katkı sağladı.</p>
<p>Yıllık bazda bakıldığında ise ağustos ayında enerji üretimi haricinde bütün alt kalemlerin düşüş sergilediği görülüyor. Ara malı, dayanıklı tüketim malı, dayanıksız tüketim malı, enerji ve sermaye malı üretiminde sırasıyla yüzde eksi 0,8, yüzde eksi 1,5, yüzde eksi 4,1, yüzde4,4 ve yüzde eksi 5,1 değişim gerçekleşti. Temmuz 202’da: yüzde 1,2, yüzde 0,9, yüzde 0,3, yüzde eksi 1,6 ve yüzde 2,6 olarak açıklandı.  Ara malı, dayanıklı tüketim malı, dayanıksız tüketim malı, enerji ve sermaye malı üretimi yıllık artışa sırasıyla eksi 0,3 puan, eksi 0,1 puan, eksi 1 puan, 0,5 puan ve eksi 1 puan katkı sağladı.</p>
<p>Alt sektörler bazında bakıldığında, 2026 yılı Ağustos ayında madencilik ve taş ocakçılığı sektörü endeksi bir önceki aya göre yüzde 4,1 artış 0,2 puan katkı oldu. İmalat sanayi sektörü endeksi yüzde 1,6 düşüş (eksi 1,4 puan katkı), elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksinin ise yüzde 3,3 artış (0,2 puan katkı) gösterdiğini görüyoruz. Yıllık bazda ise madencilik ve taş ocakçılığı sektörü endeksi bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 1,7 artış (0,1 puan katkı), imalat sanayi sektörü endeksi yüzde 2,5 düşüş (eksi 2,1 puan katkı) ve elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi ise yüzde 1,3 artış (0,2 puan katkı) gösterdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/piyasada-catlaklar-89608</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Piyasada çatlaklar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursanin-afet-anayasasi-imzalandi-89607</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 13:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa’nın &#039;Afet Anayasası&#039; imzalandı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa Büyükşehir Belediyesi, kentin afetlere karşı hazırlık kapasitesini artırmak ve riskleri önceden azaltmak amacıyla hazırladığı ‘Bursa Afet ve Kentsel Dirençlilik Beyannamesi’ni kamuoyuna açıkladı.</p>
<p>Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba tarafından ‘Bursa’nın Afet Anayasası’ olarak nitelendirilen beyanname, 13 Ekim Dünya Afet Risklerinin Azaltılması Günü’nde Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen törenle imzalandı. Kamu kurumları, üniversiteler, ilçe belediyeleri, meslek odaları ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin katıldığı törende konuşan Şahin Biba, beyannamenin yalnızca afet anında müdahaleyi değil, afet öncesinde risklerin bilimsel yöntemlerle belirlenmesini ve gerekli önlemlerin alınmasını esas aldığını söyledi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ace0e6960afa-1791889001.jpeg" alt="" width="600" height="400" /></p>
<h2>“Riskleri ortaya çıkmadan azaltmayı hedefliyoruz”</h2>
<p>Bursa’nın geleceğini güvence altına almak için bütüncül bir afet yönetimi anlayışı benimsediklerini belirten Biba, “Gerçek afet yönetimi, felaket yaşandıktan sonra sahada olmaktan ibaret değildir. Nitelikli belediyecilik ve kamu yönetimi, muhtemel tehlikeleri önceden bilimsel verilerle tespit edip koruyucu tedbirleri vakit kaybetmeksizin devreye sokabilmektir” dedi. Beyannamenin Büyükşehir Belediyesi'nin tüm birimleri ve iştirakleri için ortak bir yol haritası niteliği taşıdığını ifade eden Biba, şehir planlamasından kentsel dönüşüme, altyapıdan ulaşıma, çevreden sosyal hizmetlere kadar bütün çalışmaların afet dirençliliği yaklaşımıyla ele alınacağını vurguladı. Biba, “Yerine getirilmesi mümkün olmayan vaatler yerine uygulanabilir, ölçülebilir ve sürdürülebilir hedefler belirledik. Beyannamemiz, belediyemizin görev ve yetkileri çerçevesinde mali açıdan gerçekçi taahhütlerden oluşuyor” diye konuştu.</p>
<h2>JICA çalışmaları yatırımlara yön verecek</h2>
<p>Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) ile yürütülen çalışmalar kapsamında Bursa’nın teknik, fiziksel ve sosyal açıdan hassas noktalarının bilimsel yöntemlerle değerlendirildiğini belirten Biba, elde edilen verilerin somut uygulamalara dönüştürüleceğini söyledi. JICA çalışmalarının kentin afet risklerini ortaya koyan bilimsel bir altyapı oluşturduğunu ifade eden Biba, “Elimizde artık sadece haritalar, raporlar ve teknik veriler yok. Bursa’nın geleceğine ilişkin önemli bir yol haritasına sahibiz. Beyannamemiz, bu bilgiler doğrultusunda hangi adımları atacağımızı, önceliklerimizi nasıl belirleyeceğimizi ve çalışmalarımızı hangi anlayışla yürüteceğimizi ortaya koyuyor” ifadelerini kullandı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6ace0e83ef9a3-1791889027.jpeg" alt="" width="555" height="370" /></p>
<h2>Yol, köprü ve kamu binalarında afet kriteri</h2>
<p>Yeni dönemde belediyenin yatırım kararlarında afet güvenliğinin temel değerlendirme kriterlerinden biri olacağını açıklayan Biba, ulaşım, altyapı ve üstyapı yatırımlarının yalnızca günlük ihtiyaçlara göre planlanmayacağını belirtti. Biba, “Yeni bir yol yaparken sadece güzergâhına veya maliyetine bakmayacağız. O yolun afet anında ulaşım sürekliliğine nasıl katkı sağlayacağını da değerlendireceğiz. Köprülerde afet sonrasında ulaşımın devamlılığını, kamu binalarında hizmetlerin kesintisiz sürdürülebilmesini dikkate alacağız” dedi. Park ve yeşil alanların afet anında toplanma, geçici barınma ve lojistik ihtiyaçlara cevap verebilecek şekilde değerlendirilmesinin önemine işaret eden Biba, imar ve planlama kararlarında zemin özellikleri ile afet risklerinin de belirleyici olacağını kaydetti. Altyapı yatırımlarında ise sistemlerin yalnızca normal koşullarda çalışmasının yeterli olmayacağını vurgulayan Biba, afet sonrasında hizmetlerin ne kadar sürede yeniden devreye alınabileceğinin de hesaplanacağını söyledi.</p>
<h2>Kentsel dönüşümden yapı denetimine kapsamlı taahhütler</h2>
<p>Bursa Büyükşehir Belediyesi Afet İşleri ve Risk Yönetimi Dairesi Başkanlığı tarafından hazırlanan beyannamede, kentin afetlere karşı güçlendirilmesine yönelik kapsamlı taahhütler yer aldı. Beyannamenin temel başlıklarını afet dirençli kentsel planlama, deprem dirençli yapı zorunluluğu, köprü ve ulaşım güvenliği, altyapı güvenliği, yapı denetiminde şeffaflık ve teknik güvence oluşturdu. Ayrıca akıllı şehir ve kent bilgi sistemlerinin geliştirilmesi, iklim değişikliği ve çoklu afet risklerinin birlikte değerlendirilmesi, afet eğitimleri ve tatbikatların yaygınlaştırılması ile özel gereksinimli ve kırılgan grupların afetlere hazırlığına yönelik çalışmalar da taahhütler arasında yer aldı.</p>
<h2>“Bursa’nın 17 ilçesiyle birlikte güçlenmesi gerekiyor”</h2>
<p>Afetlerle mücadelenin yalnızca Büyükşehir Belediyesi'nin sorumluluğunda olmadığını vurgulayan Biba, kamu kurumları, üniversiteler, meslek odaları, sanayi kuruluşları, özel sektör ve sivil toplumun sürece katkısının önemine dikkat çekti. Bursa’nın 17 ilçesiyle birlikte afetlere karşı dirençli hale gelmesi gerektiğini belirten Biba, “Afetle mücadele siyasi farklılıkların ve görüş ayrılıklarının üzerindedir. Bursa’nın geleceğini tesadüflere bırakmadan bilimin ve ortak aklın rehberliğinde çalışmaya kararlıyız. Afetlere hazırlığı belediyemizin belirli birimlerinin sorumluluğundan çıkarıp bütün kurumsal yapımızın ortak çalışma anlayışına dönüştürmek istiyoruz” dedi.</p>
<h2>“Afet güvenliği kalıcı bir yönetim standardı olmalı”</h2>
<p>Beyannamenin Türkiye’deki diğer yerel yönetimlere de örnek olacağına inandığını dile getiren Biba, asıl hedeflerinin afetlere karşı hazırlık anlayışını kalıcı bir kurumsal kültüre dönüştürmek olduğunu söyledi. Biba, “Bizim için asıl başarı, bu belgenin bir ilk olmasından ziyade, Bursa’da nesiller boyu devam edecek kalıcı bir kurumsal kültüre dönüşmesidir. Bu beyanname bir bitiş çizgisi değil, köklü ve kesintisiz bir dirençlilik kültürünün başlangıcıdır. Yönetimler, isimler ve dönemler değişebilir ancak bu şehrin afet güvenliği yaklaşımı asla geriye gidemez, taviz verilemez bir yönetim standardı olarak kalmalıdır” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/bursanin-afet-anayasasi-imzalandi-89607</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/7/1280x720/bursanin-afet-anayasasi-imzalandi-1791889060.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba, 13 Ekim Dünya Afet Risklerinin Azaltılması Günü’nde, ‘Bursa’nın Afet Anayasası’ olarak nitelendirdiği ve Türkiye’de ilk kez Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan ‘Bursa Afet ve Kentsel Dirençlilik Beyannamesi’ne imza attı. Başkan Vekili Biba, “Yerel yönetimler için model oluşturacağına inanıyoruz” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yumurta-uretimi-yuzde-214-artti-89603</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 10:34:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yumurta üretimi yıllık yüzde 21,4 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ağustos ayına ait kümes hayvancılığı üretimi istatistiklerini paylaştı.</p>
<p>Buna göre ağustosta 237 bin 749 ton tavuk eti üretildi. Üretim, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 3,7 artarken bir önceki aya göre yüzde 5,6 azaldı.</p>
<p>Tavuk yumurtası üretimi, ağustosta aylık bazda yüzde 7,1, yıllık bazda yüzde 21,4 yükseldi. Bu dönemde 2 milyar 40 milyon 54 bin tavuk yumurtası üretildi.</p>
<p>Ağustosta kesilen tavuk sayısı yıllık yüzde 1,6 yükselişle 128 milyon 675 bin olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Ocak-ağustos döneminde de geçen yılın aynı dönemine kıyasla tavuk yumurtası üretimi yüzde 18,8, kesilen tavuk sayısı yüzde 1,4, tavuk eti üretimi yüzde 1,4 arttı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/yumurta-uretimi-yuzde-214-artti-89603</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/3/1280x720/yumurta-tavuk-1750779570.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in ağustos verilerine göre, ülke genelinde tavuk eti üretimi yıllık yüzde 3,7 artışla 237,75 bin tona, tavuk yumurtası üretimi de yüzde 21,4 yükselerek 2 milyar 40 milyon 54 bine çıktı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/agustosta-4-milyar-dolar-cari-fazla-89596</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 10:33:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ağustosta 4 milyar dolar cari fazla</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca (TCMB) ödemeler dengesi verilerini paylaştı.</p>
<p>Buna göre, Türkiye'nin cari işlemler hesabında ağustos ayında 4 milyar 53 milyon dolar fazla verildi. Altın ve enerji hariç cari işlemler hesabında da 8 milyar 205 milyon dolarlık fazla gerçekleşti.</p>
<p>Ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığı ise 3 milyar 746 milyon dolar oldu.</p>
<p>Yıllıklandırılmış verilere göre, ağustos ayında cari açık yaklaşık 42,1 milyar dolar olurken ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret dengesi de 78,4 milyar dolar açık verdi.</p>
<p>Aynı dönemde hizmetler dengesi 63,9 milyar dolar fazla verirken birincil gelir dengesi 25,6 milyar dolar, ikincil gelir dengesi 1,9 milyar dolar açık kaydetti.</p>
<p>Hizmetler dengesi kaynaklı net girişler ağustos ayında 9 milyar 711 milyon dolar seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p>Bu kalem altında taşımacılık hizmetlerinden kaynaklanan net gelirler 3 milyar 265 milyon dolar ve seyahat kaleminden kaynaklanan net gelirler 7 milyar 285 milyon dolar oldu.</p>
<p><strong>Net portföy yatırımları 5,5 milyar dolar</strong></p>
<p>Yıllıklandırılmış cari açığın finansmanına net portföy yatırımları 5,5 milyar dolar, krediler 47,1 milyar dolar ve ticari krediler 500 milyon dolar katkı verirken, finansal türevler 4,8 milyar dolar, net doğrudan yatırımlar 900 milyon dolar ile net efektif ve mevduatlar 17,7 milyar dolar negatif yönlü etki etti.</p>
<p>Merkez Bankası döviz cinsinden net rezerv azalışı 30,1 milyar dolar oldu.</p>
<p>Ağustos ayında doğrudan yatırımlar kaynaklı net girişler 141 milyon dolar olarak kaydedildi. Yurt dışı yerleşiklerin Türkiye'ye toplam doğrudan yatırımları 719 milyon dolar, yurt içi yerleşiklerin yurt dışındaki doğrudan yatırımları 578 milyon dolar arttı.</p>
<p>Gayrimenkul yatırımları incelendiğinde, yurt içi yerleşiklerin yurt dışında 142 milyon dolar gayrimenkul alımı ve yurt dışı yerleşiklerin ise Türkiye'de 244 milyon dolar net gayrimenkul alımı yaptığı görüldü.</p>
<p>Portföy yatırımları ağustos ayında 1 milyar 34 milyon dolar tutarında net çıkış kaydetti. Yurt dışı yerleşiklerin hisse senedi ve yatırım fonu piyasasında 1 milyar 50 milyon dolar ve DİBS piyasasında 77 milyon dolar net alış yaptığı görüldü.</p>
<p>Yurt dışındaki tahvil ihraçlarıyla ilgili olarak yurt dışı yerleşiklerin diğer sektörler ihraçlarında 34 milyon dolar net alış, bankaların ve Genel Hükümet ihraçlarında sırasıyla 122 milyon dolar ve 201 milyon dolar net satış yaptığı gözlendi.</p>
<p>Yurt dışından kredi kullanımlarında bu ay bankalar ve diğer sektörler sırasıyla 2 milyar 186 milyon dolar ve 1 milyar 230 milyon dolar net kullanım gerçekleştirirken, Genel Hükümet 82 milyon dolar net geri ödeme yaptı.</p>
<p>Diğer yatırımlar altında, yurt dışı bankaların yurt içindeki mevduatları, Türk lirası cinsinden 872 milyon dolar net azalış ve yabancı para cinsinden 889 milyon dolar net artış olmak üzere toplam 17 milyon dolar net artış kaydetti.</p>
<p>Resmi rezervlerde bu ay 7 milyar 138 milyon dolar net artış oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/agustosta-4-milyar-dolar-cari-fazla-89596</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/2/4/1280x720/dolar-dollar-1782226601.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Merkez Bankası&#039;nın ağustos verilerine göre, Türkiye&#039;nin cari işlemler hesabında 4 milyar 53 milyon dolar fazla verilirken altın ve enerji hariç cari işlemler hesabında da 8 milyar 205 milyon dolarlık fazla oluştu. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/imf-turkiye-icin-yil-sonu-buyume-tahminini-dusurdu-89595</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 10:27:00 +03:00</pubDate>
            <title> IMF, Türkiye için yıl sonu büyüme tahminini düşürdü</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Uluslararası Para Fonu (IMF) Dünya Ekonomik Görünüm Raporu'nun ekim sayısını yayımladı.</p>
<p>Raporda, küresel ekonominin dayanıklılığını yeniden ortaya koyduğu ancak bu dayanıklılığın ülkeler arasında eşit dağılmadığı ve kısa vadede ekonomilerin uyum sağlama imkanlarının hızla daraldığı belirtildi.</p>
<p>Orta Doğu'da uzayan savaş ve ticaret gerilimlerinden kaynaklanan süregelen baskılara rağmen 2026'nın ilk yarısındaki ekonomik faaliyetin beklenenden daha iyi seyrettiği aktarılan raporda, yapay zekaya yönelik güçlü yatırımların yön verdiği teknoloji döngüsünün talebi destekleyen bir ivme yarattığı kaydedildi.</p>
<p>Raporda, dünya ekonomisinin bu yıl yüzde 3,1 ve gelecek yıl yüzde 3,4 büyümesinin beklendiği bildirildi.</p>
<p>IMF, son olarak temmuz ayındaki tahminlerinde küresel ekonominin 2026'da yüzde 3 ve 2027'de yüzde 3,4 büyümesini öngörmüştü. Fon, nisan ayındaki tahminlerinde ise küresel ekonomik büyüme öngörüsünü bu yıl için yüzde 3,1 ve gelecek yıl için yüzde 3,2 olarak açıklamıştı.</p>
<p>Raporda, küresel manşet enflasyonun büyük ölçüde enerji ve gıda fiyatlarından kaynaklanan geçici artışın etkisiyle 2026'da yüzde 4,7'ye yükselmesinin, ardından 2027'de yüzde 4,1'e gerilemesinin beklendiği belirtildi.</p>
<p>Küresel ticaret hacmindeki büyümenin 2026'da yavaşlamasının, 2027'de ise istikrar kazanmasının beklendiğine işaret edilen raporda, bu görünümde tarifelerin olumsuz etkisi, üretim zincirlerindeki uyum süreci ve teknolojiyle bağlantılı ticaretin güçlü seyrini sürdürmesinin etkili olduğu ifade edildi.</p>
<p>Raporda, küresel dengesizliklerin orta vadede yalnızca ılımlı ölçüde azalmasının beklendiği, orta vadeli büyüme görünümünün ise tarihsel standartlara kıyasla zayıf kalmaya ve ülkeler arasında farklılaşmaya devam ettiği aktarıldı.</p>
<p>Risklerin aşağı yönlü eğilimi olduğuna işaret edilen raporda, Orta Doğu'da uzun süreli bir çıkmazın devam etmesinin veya gerilimin daha da tırmanmasının enerji ve gıda fiyatlarının yüksek ve oynak kalmasına, enflasyonist baskıların yeniden güçlenmesine, mali ve dış dengelerin bozulmasına ve büyümeyi baskılamasına yol açabileceği uyarısında bulunuldu.</p>
<p><strong>ABD'nin bu yılki büyüme tahmini değişmedi, Avro Bölgesi'nin yukarı yönlü revize edildi</strong></p>
<p>Ülkelerin ekonomik büyüme tahminlerinin de paylaşıldığı raporda, gelişmiş ekonomiler grubunda yer alan ABD ekonomisine ilişkin büyüme beklentisinin bu yıl için yüzde 2,3'te korunduğu, gelecek yıl için yüzde 2,2'den yüzde 2,3'e yükseltildiği aktarıldı.</p>
<p>Avro Bölgesi ekonomisine ilişkin büyüme tahmininin bu yıl için yüzde 0,9'dan yüzde 1,1'e yükseltildiği belirtilen raporda, bölge ekonomisinin gelecek yıla ilişkin büyüme tahmininin yüzde 1,2'de sabit tutulduğu kaydedildi.</p>
<p>Raporda, Almanya'nın büyüme tahmininin bu yıl için yüzde 0,7'den yüzde 1,3'e, gelecek yıl için yüzde 1'den yüzde 1,1'e çıkarıldığı, Fransa ekonomisine ilişkin büyüme beklentisinin ise bu yıl için yüzde 0,6'dan yüzde 0,4'e, gelecek yıl için yüzde 0,9'dan yüzde 0,7'ye indirildiği bildirildi.</p>
<p>İtalya ekonomisine ilişkin büyüme tahmininin bu yıl için yüzde 0,5'ten yüzde 0,8'e, gelecek yıl için yüzde 0,5'ten yüzde 0,6'ya yükseltildiği kaydedilen raporda, İspanya ekonomisine dair büyüme tahmininin bu yıl için yüzde 2,1'den yüzde 2,5'e çıkarıldığı, gelecek yıl için yüzde 1,8'de korunduğu aktarıldı.</p>
<p>Raporda, İngiltere ekonomisinin büyüme beklentisinin bu yıl için yüzde 1'den yüzde 1,3'e çıkarıldığı, gelecek yıl için yüzde 1,3'ten yüzde 1,2'ye düşürüldüğü, Kanada ekonomisinin büyüme tahminlerinin bu yıl için yüzde 1,1, gelecek yıl için yüzde 1,7'de korunduğu, Japonya ekonomisinin büyüme tahmininin ise bu yıl için yüzde 0,6'dan yüzde 0,7'ye yükseltildiği, gelecek yıl için yüzde 0,7'de sabit tutulduğu kaydedildi.</p>
<p><strong>Çin'in büyüme tahminleri düşürüldü</strong></p>
<p>IMF'nin raporunda, yükselen piyasalar ve gelişmekte olan ekonomiler grubunda Çin ekonomisine ilişkin büyüme beklentisinin bu yıl için yüzde 4,6'dan yüzde 4,5'e, gelecek yıl için yüzde 4,1'den yüzde 4'e düşürüldüğü bildirildi.</p>
<p>Hindistan ekonomisinin bu yıla ilişkin büyüme tahmininin yüzde 6,4'ten yüzde 7'ye, gelecek yıla ilişkin tahminin de yüzde 6,7'den yüzde 7'ye çıkarıldığı kaydedilen raporda, Rusya ekonomisine dair büyüme beklentisinin ise bu yıl ve gelecek yıl için yüzde 1,1'den yüzde 0,9'a düşürüldüğü aktarıldı.</p>
<p><strong>Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 2,7 büyümesi bekleniyor</strong></p>
<p>Raporda, Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 2,7, gelecek yıl yüzde 3,6 büyümesinin beklendiği belirtildi.</p>
<p>IMF, temmuz ayındaki tahminlerinde Türkiye ekonomisinin 2026'da yüzde 2,9, 2027'de yüzde 3,6 büyümesini öngörmüştü.</p>
<p>Türkiye'nin 2026 yıl sonu enflasyon tahmininin yüzde 31,2 ve 2027 yıl sonu tahmininin yüzde 26,5 olmasının beklendiği kaydedildi.</p>
<p> </p>
<p>(AA)</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi/imf-turkiye-icin-yil-sonu-buyume-tahminini-dusurdu-89595</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/10/imf-1.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ IMF&#039;nin Dünya Ekonomik Görünüm Raporu&#039;nda, Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 2,7, gelecek yıl yüzde 3,6 büyüyeceği tahmin edildi. Temmuz tahminlerinde yıl sonunda yüzde 2,9, 2027&#039;de yüzde 3,6 büyüme öngörülmüştü. Raporda ayrıca, Türkiye&#039;nin 2026 yıl sonu enflasyon tahmininin yüzde 31,2 ve 2027 yıl sonu tahmininin yüzde 26,5 olmasının beklendiği kaydedildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/toplanan-sut-miktari-yillik-yuzde-95-artti-89604</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 10:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Toplanan süt miktarı yıllık yüzde 9,5 arttı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ağustos ayına ait süt ve süt ürünleri üretimi verilerini açıkladı.</p>
<p>Buna göre, toplanan inek sütü miktarı, ağustosta yıllık bazda yüzde 9,5 yükselerek 1 milyon 21 bin 399 tona ulaştı. Ocak-ağustos döneminde de 2025'in aynı dönemine göre yüzde 2,8 artışla 7 milyon 862 bin 534 ton oldu.</p>
<p>İçme sütü üretimi ağustosta yıllık bazda yüzde 4,8 artarak 138 bin 885 ton olarak hesaplandı. Bu yılın 8 ayında da içme sütü üretimi yıllık bazda yüzde 8,2 yükselişle 1 milyon 181 bin 93 tona çıktı.</p>
<p>Yoğurt üretimi ağustosta 2025'in aynı ayına kıyasla yüzde 0,9 azalışla 134 bin 781 tona düşerken ocak-ağustos döneminde de yıllık bazda yüzde 7 artışla 997 bin 795 tona ulaştı.</p>
<p>İnek peyniri üretimi ağustosta yıllık bazda yüzde 3,4 artışla 71 bin 334 tona çıktı, ocak-ağustos döneminde yüzde 3,6 yükselişle 572 bin 956 ton oldu.</p>
<p>Söz konusu ayda ayran ve kefir üretimi yıllık bazda yüzde 0,8 artışla 99 bin 433 tona yükseldi. Tereyağı ve sade yağ üretimi de yüzde 7,5 artışla 8 bin 966 ton olarak belirlendi.</p>
<p>Ocak-ağustos döneminde ayran ve kefir üretimi yüzde 7,6 artarak 735 bin 42 tona çıkarken, tereyağı ve sade yağ üretimi yüzde 1,1 azalışla 74 bin 605 tona geriledi.</p>
<p>Temmuzda 987 bin 644 ton olan ticari süt işletmelerince toplanan inek sütü miktarı, ağustos ayında yüzde 3,4 arttı.</p>
<p>Aynı dönemde 130 bin 610 ton olan içme sütü üretimi, ağustosta yüzde 6,3 yükseliş gösterdi.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/toplanan-sut-miktari-yillik-yuzde-95-artti-89604</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/9/2/1/1280x720/sut-1762418915.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ TÜİK&#039;in ağustos verilerine göre ülke genelinde toplanan inek sütü miktarı, yıllık bazda yüzde 9,5 artarak 1 milyon 21 bin tonu aştı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrikli-skuter-isletmecilerine-uygulanacak-para-cezalari-artirildi-89602</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 10:04:00 +03:00</pubDate>
            <title> Elektrikli skuter işletmecilerine uygulanacak para cezaları artırıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği ile İçişleri bakanlıklarının hazırladığı "Elektrikli Skuter Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik", Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Buna göre, paylaşımlı elektrikli skuter işletmeciliği ve yetki belgesi yükümlülüklerine ilişkin genel hususlara aykırı davrananlara 8 bin 687 lira, yetkisiz, izinsiz ve yetki belgesi sınırları dışında elektrikli skuter işletmeciliği yapanlara 86 bin 900 lira idari para cezası uygulanacak.</p>
<p>Yetki belgesi sahiplerinin faaliyet gösterdikleri il için aldıkları toplam elektrikli skuter izin sayısını ilk aştıklarında 8 bin 687 lira, ikincisinde 86 bin 900 lira, üçüncüsünde 170 bin lira ceza kesilecek ve faaliyetleri 6 ay durdurulacak.</p>
<p>Çağrı merkezi kurma şartını ihlal edenlere de 43 bin 447 lira idari para cezası verilecek.</p>
<p>Denetim yetkililerine inceleme için gereken bilgi veya belgeleri ibraz etmeyen işletmecilere de 50 bin lira ceza kesilecek.</p>
<p>Birden fazla kusurun bir arada işlenmesi durumunda her bir kabahat için ayrı idari para cezası karar tutanağı tanzim edilecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/elektrikli-skuter-isletmecilerine-uygulanacak-para-cezalari-artirildi-89602</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/7/9/1280x720/elektrikli-skuter-1764665250.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan yönetmelik değişikliğiyle elektrikli skuter işletmecisi firmalara aykırılık durumunda uygulanacak idari para cezaları artırıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tum-dunya-uretim-icin-misirda-konuslaniyor-89584</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 09:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Tüm dünya üretim için Mısır&#039;da konuşlanıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Türkiye’de hazır giyim ve çorap sanayisinin rekabet koşulları ağırlaşırken, üretim yatırımlarının Mısır’a yönelmesi sektörün gündemindeki yerini koruyor.</p>
<p>Çorap Sanayicileri Derneği (ÇSD) Başkanı Ender Doğan, Türkiye’de hazır giyim sektörünün ihracat ve maliyet baskısıyla karşı karşıya olduğunu, Mısır’ın ise yeni yatırımlarla üretim kapasitesini büyüttüğünü söyledi. Türk üreticilerin de Mısır’a yöneldiğine dikkat çeken Doğan, “Şu anda bütün dünya üretim gücüyle orada konuşlanıyor” diye konuştu.</p>
<p>Mısır’ın hazır giyim ihracatı 2022’deki 2,5 milyar dolar seviyesinden 2025’te 3,4 milyar dolara yükseldi. Bu yıl 4 milyar dolara ulaşılmasının beklendiğini aktaran Doğan, yeni fabrikaların devreye girmesiyle önümüzdeki dönemde büyümenin hızlanabileceğini söyledi. Mısır’daki sektör temsilcilerinin ihracatta 13 milyar dolara ulaşma ve Türkiye’yi geçme hedeflerini dile getirdiklerini belirtti. İstanbul Ticaret Odası’nın ekim ayı meclis toplantısında sektörün durumunu değerlendiren ÇSD Başkanı Ender Doğan, ihracattaki gerileme, artan işçilik maliyetleri ve ithalat baskısının üreticileri zorladığını söyledi. Doğan, mevcut üretim modelinin geleceğinin tartışılması ve dönüşümün bir plan dahilinde yönetilmesi gerektiğini vurguladı.</p>
<h2>Hedefleri Türkiye’yi geçmek </h2>
<p>Konuşmasından üç hafta önce gerçekleştirdiği Mısır ziyaretindeki gözlemlerini paylaşan Doğan, ikisi çorap, dördü konfeksiyon alanında faaliyet gösteren altı fabrikayı gezdiğini belirtti. Bu işletmelerin dördünün Türklere, ikisinin Hindistan’a ait olduğunu aktaran Doğan, ülkede devlet desteğinin ve yeni yatırımların dikkat çekici boyuta ulaştığını ifade etti. Doğan, “Şu anda bütün dünya üretim gücüyle orada konuşlanıyor” diye konuştu. Doğan’ın paylaştığı rakamlara göre Mısır’ın hazır giyim ihracatı 2022’deki 2,5 milyar dolar seviyesinden 2025’te 3,4 milyar dolara yükseldi. Bu yıl 4 milyar dolara ulaşılmasının beklendiğini aktaran Doğan, yeni fabrikaların devreye girmesiyle önümüzdeki dönemde büyümenin hızlanabileceğini söyledi. Mısır’daki sektör temsilcilerinin ihracatta 13 milyar dolara ulaşma ve Türkiye’yi geçme hedeflerini dile getirdiklerini belirtti.</p>
<h2>İsrail’den yüzde 10,5’lik alım şartı </h2>
<p>Mısır’ın ABD pazarına erişimde yararlandığı ticari avantajlara da değinen Doğan, Nitelikli Sanayi Bölgeleri (QIZ) düzenlemesi kapsamındaki İsrail girdisi şartına dikkat çekti. Firmaların yüzde 10,5’lik İsrail girdisi koşulunu karşılamak için etiket, koli, ambalaj ve düğme gibi ürünleri bu ülkeden tedarik ettiğini anlatan Doğan, Türkiye’deki boykot yaklaşımıyla Mısır üzerinden oluşan tedarik ilişkileri arasındaki çelişkiyi eleştirdi. Türk tekstilcilerinin yeterli planlama ve öngörü olmadan yurt dışında üretim arayışına girdiğini savundu. Doğan, Türkiye’de ise ihracatın gerilediğini belirterek, hazır giyim ihracatının 2022’deki 21,2 milyar dolar seviyesinden 16,8 milyar dolara, çorap ihracatının da 1,32 milyar dolardan 1,15 milyar dolara düştüğünü aktardı. Çorabın hazır giyim ihracatından aldığı payın yüzde 6,1’den yüzde 6,9’a yükseldiğini söyleyen Doğan, sektördeki teknolojik yatırımların, daha az iş gücüyle üretim yapılabilmesinin ve mevcut kapasitenin kayıpları sınırladığını ifade etti. Ancak bu görece dayanıklılığın sektörün karşı karşıya olduğu sorunları ortadan kaldırmadığını vurguladı.</p>
<h2>İthaller, yerlinin yerini alıyor </h2>
<p>İhracattaki kayba ithalat artışının da eşlik ettiğini belirten Doğan, hazır giyim ithalatının 2,9 milyar dolardan 5 milyar dolar seviyesine çıktığını söyledi. İç pazarda ithal ürünlerin yerli üretimin yerini almasının sektör üzerindeki baskıyı artırdığını dile getirdi. Maliyetler içinde işçiliğin payının yükseldiğine dikkat çeken Doğan, 2022’de yüzde 40 olan bu oranın bu yıl yüzde 55’e ulaştığını, rakip ülkelerde ise yüzde 30 düzeyinde bulunduğunu ifade etti. Orta Vadeli Program’daki öngörülerin gerçekleşmesi halinde işçiliğin maliyet içindeki payının yüzde 60’a çıkabileceğini savunan Doğan, “Türkiye’nin hazır giyim sektörü genel anlamda iyiye gitmiyor ve mevcut şartlarda gitmesi de mümkün gözükmüyor” diye konuştu.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Fason üretime bağlı modelin sonuna gelindi</span></h2>
<p>Sektörün yalnızca bugünkü maliyetlerle değil, gelecekteki iş gücü koşullarıyla da değerlendirilmesi gerektiğini belirten Doğan, nüfusun yaşlanmasının emek yoğun üretim açısından stratejik bir sorun oluşturacağını söyledi. Türkiye’nin hangi koşullarda, hangi ürünleri ve nasıl üreteceğine ilişkin uzun vadeli kararlar alması gerektiğini vurguladı. Bu çerçevede Güney Kore ziyaretinden örnekler paylaşan Doğan, fuarda görüştüğü hazır giyim firmalarının üretimlerini iş gücünün daha yoğun olduğu komşu ülkelere taşıdığını anlattı. Güney Kore’nin otomotiv, savunma ve ağır sanayinin yanı sıra kozmetik, sinema ve müzik gibi alanlarda da küresel ölçekte güç kazandığını belirterek, dönüşümün farklı sektörleri kapsayan bir planlamayla ele alınması gerektiğine işaret etti. Türkiye’nin güçlü bir ekonomi için üretim ve ticaret yetkinliklerini birlikte geliştirmesi gerektiğini söyleyen Doğan, yalnızca fason üretime dayalı modelin sınırlarına gelindiğini ifade etti. Sanayicinin daha düşük maliyetle, daha kısa sürede ve daha az enerjiyle üretim yapmaya çalıştığını; ticaretin ise ürünü daha yüksek değerle pazara sunmaya odaklandığını belirten Doğan, küresel pazarları doğru okumanın önemini vurguladı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/tum-dunya-uretim-icin-misirda-konuslaniyor-89584</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/4/1280x720/ender-dogan-1791872810.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Türkiye’de hazır giyim sektörünün ihracat ve maliyet baskısıyla karşı karşıya olduğunu, Mısır’ın ise yeni yatırımlarla üretim kapasitesini büyüttüğünü belirten Çorap Sanayicileri Derneği Başkanı Ender Doğan, Türk üreticilerin de Mısır’a yöneldiğini vurguladı. Doğan, “Şu anda bütün dünya üretim gücüyle orada konuşlanıyor” dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bursa-is-dunyasinin-yeni-patronu-ozer-matli-89583</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 09:21:00 +03:00</pubDate>
            <title> Bursa iş dünyasının yeni patronu Özer Matlı!</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO), tarihinin belki de en heyecanlı ve çekişmeli seçimlerinden birini geride bıraktı. Tam 13 yıldır başkanlık koltuğunda oturan İbrahim Burkay ile yine 13 yıldır Bursa Ticaret Borsası Başkanlığı görevini yürüten Özer Matlı’nın yarışından zaferle çıkan taraf, beklentileri altüst eden Matlı ve ekibi oldu. Zaman zaman tansiyonun yükseldiği, tarafların birbirlerini sert biçimde eleştirdiği seçim süreci, 13 yıllık Burkay döneminin sona ermesiyle noktalandı. Artık Bursa iş dünyasının yeni patronu Özer Matlı.</p>
<h2><strong>Burkay’ın hakkını teslim etmek gerek</strong></h2>
<p>Seçim artık geride kaldı. İbrahim Burkay, 13 yıllık başkanlığı boyunca Bursa’ya değer katan çok sayıda projeyi hayata geçirdi. Yönetim tarzı, karar alma biçimi ve oda yönetimindeki yaklaşımı elbette eleştirilebilir. Ancak yapılanları görmezden gelmek de doğru olmaz. Hakkını teslim etmek gerekir. Şimdi gözler Özer Matlı ve ekibinde. BTSO, bugüne kadar oluşturduğu kurumsal yapıyla mı yoluna devam edecek, yoksa Matlı’nın ilk toplantıda dile getirdiği gibi “fabrika ayarlarına” mı dönecek?</p>
<p>TEKNOSAB başta olmak üzere odanın iştiraklerinde ve bağlı kuruluşlarında nasıl bir yönetim değişikliği yaşanacağı merak konusu. Seçim döneminde en çok tartışılan başlıklardan biri olan TEKNOSAB’daki yatırımlar ve tahsislerle ilgili 34 maddelik soruların yanıtları kamuoyuyla paylaşılacak mı? Uludağ’daki Bursa Business School ve Swissôtel’in geleceği nasıl şekillenecek? GUHEM’de ne gibi değişiklikler yapılacak? Bunlar, yeni yönetimin önündeki önemli konular.</p>
<h2><strong>Ticaret ve sanayi odaları ayrılacak mı?</strong></h2>
<p>Belki de en önemli soru bu. Özer Matlı, uzun yıllar sonra ticaret kökenli bir isim olarak BTSO başkanlığına seçildi. Seçim döneminde gündeme getirdiği ticaret ve sanayi odalarının ayrılması meselesi şimdi yeniden tartışmaya açılabilir. Bursa’da ayrı bir sanayi odası kurulması yönünde somut bir adım atılacak mı?</p>
<h2><strong>Burkay neden kaybetti?</strong></h2>
<p>Özer Matlı’nın seçim başarısını takdir ederken, İbrahim Burkay’ın neden kaybettiğini de irdelemek gerekir. Seçim sürecinde Burkay sahada oldukça aktifti. Ancak komite sonuçları, güçlü sanayi sektörlerinde beklenen desteğin sandığa aynı ölçüde yansımadığını gösterdi. Burkay kendi komitesinden seçilerek çıkarken, bugüne kadar kendisini ayakta tutan büyük sanayi kollarının temsil edildiği komitelerde yaşanan kayıplar seçimin sonucuna etki etti. <br />Seçim sonucunda ekonomik koşulların da belirleyici olduğunu düşünüyorum. Son yıllarda yaşanan daralma nedeniyle büyük firmaların çok sayıda tedarikçisiyle yollarını ayırması, iş dünyasındaki dengeleri değiştirdi. Büyük üreticilerle ticari bağları zayıflayan ya da tamamen kopan tedarikçi firmaların sandıkta farklı bir tercih yapmasına şaşırmamak gerekir. Dolayısıyla seçim, yalnızca iki adayın projelerinin yarıştığı bir süreç değildi. Aynı zamanda ekonomik sıkıntıların, tedarik zincirindeki kırılmaların ve birikmiş tepkilerin sandığa yansıdığı bir tablo ortaya çıktı.</p>
<h2><strong>Şimdi söz değil, icraat zamanı</strong></h2>
<p>Gerilimlerin yükseldiği anlar yaşansa da seçim, büyük ölçüde olgunluk içinde tamamlandı. Kazanan Özer Matlı ve ekibi oldu. Kaybeden tarafın da Bursa iş dünyasının bir parçası olduğu unutulmamalı. Matlı, seçim sürecinde ortaya koyduğu projeleri hayata geçirebilecek mi? BTSO üyeleri karar süreçlerinde daha fazla söz sahibi olabilecek mi? Odanın kaynakları ve iştirakleri konusunda beklenen şeffaflık sağlanacak mı? Bursa’nın sanayi ve ticaret potansiyelini büyütecek yeni bir vizyon ortaya konulabilecek mi?<br />Bursa iş dünyası, seçim meydanlarında verilen sözlerin hayata geçirilmesini bekliyor. Özer Matlı, seçim zaferiyle önemli bir sorumluluk üstlendi. Şimdi kendisini destekleyenlerin yanı sıra kendisine mesafeli duranlara da güven verme zamanı. Çünkü seçim kazanmak başka, Bursa ekonomisini ileri taşımak başka…</p>
<p>Matlı için asıl sınav şimdi başlıyor.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/bursa-is-dunyasinin-yeni-patronu-ozer-matli-89583</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Bursa iş dünyasının yeni patronu Özer Matlı! ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kredi-faizleriyle-enflasyon-ayni-telden-calmiyor-89582</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 09:16:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kredi faizleriyle enflasyon aynı telden çalmıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İster matematik fark olarak bakılsın ister yüzde değişim olarak bakılsın programın başladığı dönemden bu yana veya enflasyon ve faizlerin zirve yaptığı dönemden bu yana bakılsın tablo şu: Enflasyonla faizler ayrı telden çalıyor. Zirve seviyeden bu yana enflasyonda yüzde 58 düşüş oldu. Kredi faizlerindeki düşüş bu rakamın 4’te birine ancak ulaşıyor. </strong></p>
<p>Bakan Şimşek’in “dezenflasyon programı” başladıktan (Haziran 2023) bu yana enflasyon 6,7 puan düşmüş. Yüzde 38,21’le başlamıştı, Ağustos 2026 itibariyle yüzde 31,51. Fakat, ilginçtir, aynı dönem itibariyle kredi faizleri (ihtiyaç, konut, taşıt, ticari, tüketici) bütün kredi türlerinde programın başladığı dönemin çok çok üzerinde… Düşmek yerine 20, 30, hatta 40 puan artmış!</p>
<p>TCMB’nin akım verilerinde: </p>
<p>▶İhtiyaç kredisi faizi, program başladığında yüzde 40,14 düzeyinde iken, yaklaşık üç yıl sonra halen yüzde 64,14 düzeyinde. Yani başlangıç seviyesinin 24 puan üstünde. <br />▶ KMH (kredili mevduat hesapları) dahil ihtiyaç kredisi faizleri program başladığında yüzde 26,25 düzeyindeydi. Şimdi 63,81 düzeyinde. Enflasyonun 6,7 puan düştüğü aynı süreçte 37,5 puan artmış. <br />▶Taşıt kredisi faizi program başladığında, 2 Haziran 2023 itibariyle yüzde 30,88’di. Şimdi (11.09.2026) yüzde 40,53 düzeyinde. Başlangıç değerinin 9,65 puan üzerinde. <br />▶ Konut kredisi faizleri program başladığında yüzde 18,05 düzeyinde idi. Şimdi, 3 yıl sonra, enflasyon da düşmüş iken 23,88 puan yukarıda, yüzde 41,93 seviyesinde.</p>
<p>Mayıs 2024’te faizler de enflasyon da zirvedeydi Enflasyon son yükseliş dalgasında en yüksek seviyeyi yüzde 85,51 ile 2022 yılı Ekim ayında gördü. Sonra inişe geçti. Program başladığında Haziran 2023’te yüzde 38,21 düzeyindeydi. Program sonrası yükselerek en yüksek seviyeyi yüzde 75,45’le Mayıs 2024’te gördükten sonra inişe geçti. Bu tarih itibariyle kredi faizleri de (taşıt hariç) zirvedeydi. Program döneminde enflasyonun zirve yaptığı tarihi baz alırsak Ağustos 2026’ya kadar 43,94 puanlık düşüş var. Ancak bu büyük düşüş kredi faizlerine yansımış görünmüyor. </p>
<p>Mayıs 2024’ten bu yana;</p>
<p>▶ Enflasyonda 43,94 puanlık düşüşe karşın; <br />▶ İhtiyaç kredisindeki düşüş 11,79 puan, <br />▶ KMH dahil ihtiyaç kredisinde 11,87 puan, <br />▶ Taşıt kredisinde 2 puan, <br />▶Konut kredisi faizinde 3,05 puan, <br />▶Ticari kredi faizinde 10,61 puan, <br />▶ Tüketici kredisinde 9,68 puan düşüş olmuş.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acdcd8da2bd7-1791872397.png" alt="" width="977" height="276" />Puan olarak bakıldığında durum böyle. Değişim oranı olarak bakıldığında da durum farklı değil. Zirve seviyeye göre son enflasyon verisi yüzde 58,2 düşüş gösteriyor. Ama faizlerdeki düşüş, yüzde olarak bur rakamdan çok çok uzakta. En yüksek düşüş, oransal olarak ticari kredide, o da yüzde 16,5 düzeyinde. Faiz – enflasyon linkinin kopuşunu ifade eden bu tablonun başlıca nedeni dezenflasyon programının talebi baskılamayı esas alması. Ancak fark ve değişim oranlarının çok çok uzak kalması aşırı sayılabilecek bir tablo ortaya koyuyor. </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kredi-faizleriyle-enflasyon-ayni-telden-calmiyor-89582</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/7/1280x720/lira-para-tl-1768737129.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kredi faizleriyle enflasyon aynı telden çalmıyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/tasima-isleri-organizatorlerine-verilen-para-cezalari-guncellendi-89601</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 09:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Taşıma işleri organizatörlerine verilen para cezaları güncellendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından hazırlanan "Taşıma İşleri Organizatörlüğü Yönetmeliği'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik", Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Yönetmelikle, sektördeki yükümlülüklerin yerine getirilmesi ve denetim etkinliğinin artırılması amacıyla mevzuat ihlallerine yönelik idari yaptırımlar güncellendi.</p>
<p>Buna göre yönetmelikte belirtilen faaliyet şartları, kurallar ve sorumluluklara aykırı hareket edenlere, ihlalin türü ve ağırlığına göre 3 bin 187 lira ile 50 bin lira arasında değişen tutarlarda idari para cezası kesilecek.</p>
<p>Belirlenen idari para cezaları, her takvim yılı başından itibaren geçerli olmak üzere Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanacak.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/mevzuat/tasima-isleri-organizatorlerine-verilen-para-cezalari-guncellendi-89601</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/12/resmi-gazete.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Taşıma işleri organizatörlüğü faaliyetlerinde mevzuat hükümlerine aykırı hareket eden gerçek ve tüzel kişilere uygulanacak idari para cezaları güncellendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsa-herkese-acik-ama-yaris-esit-mi-89578</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 09:07:00 +03:00</pubDate>
            <title> Borsa herkese açık ama yarış eşit mi?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Borsada herkes eşit. Kural kitabı öyle söylüyor. Aynı hisseyi alıp satıyoruz, aynı fiyat ekranına bakıyoruz, aynı emir defterini görüyoruz. Peki gerçekten aynı şartlarda mı yarışıyoruz?</p>
<p>Geçenlerde kolokasyon konusunu konuşurken bu soru aklıma takıldı.</p>
<p>Kolokasyon, işlem yapan kurumların sunucularını Borsa İstanbul’un işlem sistemlerine yakın bir noktaya yerleştirmesi. Amaç belli: Emir borsaya ne kadar hızlı ulaşırsa, algoritmik işlemlerde o kadar avantaj sağlanıyor.</p>
<p>Borsa İstanbul’un 2026 tarifesinde kolokasyon için yüz binlerce liralık ücretler ödeniyor. İşe yarayan, sunucuyu işlem sistemine yaklaştırmak.</p>
<p>Burada kimse kural dışı bir iş yapmıyor. Hizmet açık, ücret belli, teknik şartlar belli.</p>
<p>Bilgisayarınızdan emri gönderdiğinizde, başka bir sistem aynı fiyat değişimini algılayıp emrini sizden çok daha önce borsaya ulaştırabiliyor. İkisi de aynı piyasada. İkisi de aynı fiyatlara bakıyor. Ama yarışın hızı aynı değil.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acdcb67f241a-1791871847.png" alt="" width="441" height="344" />Bu sadece Borsa İstanbul’un meselesi de değil. Nasdaq, New York Stock Exchange ve Avrupa’daki büyük piyasalarda da işlemciler borsanın veri merkezlerine yakın konumlanmak için para ödüyor.</p>
<p>Kapitalizmin tuhaflığı da burada galiba. Kural herkes için aynı. Fakat kullanılabilecek imkânlar aynı değil.</p>
<p>Paranız varsa daha hızlı bilgisayar, daha iyi veri akışı satın alabiliyorsunuz. Sunucunuzu borsanın işlem motoruna yaklaştırabiliyorsunuz. Daha hızlı çalışan algoritmalar geliştirebiliyorsunuz.</p>
<p>Bireysel yatırımcı ise fiyatı gördükten sonra düğmeye basıyor.</p>
<p>Elbette borsa bir sosyal eşitlik kurumu değil. Sermayenin ve teknolojinin farklı olması piyasanın doğasında var.</p>
<p>Ama “herkes aynı piyasada işlem yapıyor” ile “herkes aynı şartlarda yarışıyor” aynı şey değil.</p>
<p>Sonra hep birlikte “piyasa herkese açık” diyoruz. Sermaye piyasamızın yaralarını elbirliğiyle sarmaya ve mıntıka temizliğini tamamlamaya çalıştığımız şu günlerde hiç olmazsa kısa süreliğine de olsa bu eşitsizliği ortadan kaldıralım.</p>
<p>Belki de borsada adalet, herkesin aynı hızda işlem yapması değil. En azından hangi avantajın parayla satın alınabildiğinin ve bunun fiyat oluşumunu nasıl etkilediğinin açıkça bilinmesi.</p>
<p>Çünkü bazı işlemlerde kazananı hisseyi doğru seçen değil, emri borsaya önce ulaştıran belirleyebiliyor.</p>
<p>Ve işte o noktada küçük yatırımcıya “piyasaya hoş geldin” demek biraz ironik kalıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/borsa-herkese-acik-ama-yaris-esit-mi-89578</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Borsa herkese açık ama yarış eşit mi? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/darkderden-daricanin-14-mahallesi-icin-afet-ekibi-hedefi-89626</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> DARKDER, 14 mahalle için afet ekibi oluşturmayı planlıyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Darıca Afet İşleri Müdürlüğü ve Darıca Arama ve Kurtarma Derneği (DARKDER) iş birliğinde, 13 Ekim Dünya Afet Azaltma Günü kapsamında Büyük Anadolu Hastanesi ev sahipliğinde deprem farkındalık eğitimi düzenlendi. Programa Darıca Belediye Başkan Yardımcısı İsmail Ramazanoğlu, Darıca Afet İşleri Müdürü Sinan Taşören, sağlık kuruluşlarının temsilcileri, sivil toplum kuruluşlarının yöneticileri ve davetliler katıldı. Eğitimde, afetlere karşı toplumsal bilincin artırılması, afet öncesi hazırlık çalışmalarının güçlendirilmesi ve kurumlar arası iş birliğinin geliştirilmesi amaçlandı.</p>
<p>Büyük Anadolu Hastanesi Başhekimi Şenol Ergüney, programın açılış konuşmasında sağlık kuruluşlarının afetlere hazırlık sürecindeki önemine dikkat çekti. Afetlere karşı hazırlıklı olmanın ve kurumlar arasındaki koordinasyonun güçlendirilmesinin önemini vurgulayan Ergüney, “Sağlık kuruluşlarının afetlere hazırlık sürecinde önemli sorumlulukları bulunuyor. Olası afetlerde etkin müdahale için kurumlar arasındaki iş birliğinin ve koordinasyonun güçlendirilmesi büyük önem taşıyor” dedi.</p>
<h2>Darıca’da afet eğitimleri yaygınlaştırılacak</h2>
<p>Darıca Belediye Başkan Yardımcısı İsmail Ramazanoğlu da konuşmasında, ilçede afetlere hazırlık ve farkındalık çalışmalarının önemine dikkat çekti. Afetlere karşı bilinçli bir toplum oluşturmanın eğitim faaliyetlerinin yaygınlaştırılmasıyla mümkün olacağını belirten Ramazanoğlu, “Afetlere hazırlık sürecinde toplumsal bilincin artırılması ve eğitim çalışmalarının yaygınlaştırılması büyük önem taşıyor. Kurumlar arasındaki iş birliğini güçlendirerek Darıca’yı olası afetlere karşı daha hazırlıklı hale getirmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Darıca Afet İşleri Müdürü Sinan Taşören afet farkındalık eğitimi vererek, hazırlık çalışmaları ve toplumun afetlere karşı bilinçlendirilmesine yönelik yürütülen faaliyetler hakkında değerlendirmelerde bulundu.</p>
<h2>Darıca’nın 14 mahallesinde gönüllü afet ekipleri kurulacak</h2>
<p>Dernek olarak temel hedeflerinin afet sonrasında müdahale etmenin yanı sıra afet öncesinde hazırlık çalışmalarını yaygınlaştırmak olduğunu belirten DARKDER Başkanı Abdulhamit Subaşı, “Amacımız, Darıca’nın 14 mahallesinin tamamında eğitimli gönüllü afet ekipleri oluşturmak. Uzun vadede bu ekiplerin ihtiyaç duyacakları ekipmanlara erişebilecekleri uygun alanları da hayata geçirerek ilçemizin afetlere hazırlık kapasitesini güçlendirmek istiyoruz” dedi.</p>
<p>Subaşı, sağlık kuruluşlarının da afet hazırlık sürecine dahil edilmesinin önemine değinerek, “Afetlere hazırlık yalnızca tek bir kurumun sorumluluğunda değil. Kamu kurumları, yerel yönetimler, sağlık kuruluşları ve sivil toplum kuruluşlarının ortak hareket etmesi, koordinasyon içinde çalışması afetlere karşı daha güçlü bir hazırlık süreci yürütülmesini sağlayacaktır” ifadelerini kullandı.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/darkderden-daricanin-14-mahallesi-icin-afet-ekibi-hedefi-89626</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/2/6/1280x720/darkderden-daricanin-14-mahallesi-icin-afet-ekibi-hedefi-1791903817.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Darıca’da 13 Ekim Dünya Afet Azaltma Günü kapsamında deprem farkındalık eğitimi düzenlendi. Darıca Afet İşleri Müdürlüğü ve DARKDER iş birliğinde gerçekleştirilen programda, afetlere hazırlıkta toplumsal bilinç ve kurumlar arası koordinasyonun önemi vurgulanırken, ilçenin 14 mahallesinde eğitimli gönüllü afet ekipleri oluşturulması hedefi paylaşıldı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/demir-yoluyla-tehlikeli-madde-tasimaciliginda-cezalar-guncellendi-89600</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 09:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Demir yoluyla tehlikeli madde taşımacılığında cezalar güncellendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının hazırladığı "Tehlikeli Maddelerin Demiryolu ile Taşınması Hakkında Yönetmelik'te Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik", Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Yönetmelikle, demir yolu taşımacılığında güvenliğin artırılması amacıyla denetim usulleri ve ihlaller karşısında uygulanacak idari yaptırımlar güncellendi.</p>
<p>Buna göre tehlikeli madde güvenlik danışmanı istihdam etmeyen veya danışmanlık hizmeti almayan işletmelere 170 bin 903 lira ceza kesilecek. Yetkili mercilerden "Faaliyet Belgesi" almadan taşımacılık faaliyetinde bulunan gerçek veya tüzel kişilere 17 bin 932 lira idari para cezası verilecek.</p>
<p>Yetkilendirilmiş kuruluşlarca test, muayene ve sertifikalandırılması yapılmamış yük taşıma birimlerinin kullanıldığının tespiti durumunda, her bir birim için gönderene, doldurana ve taşımacıya ayrı ayrı 85 bin 437 lira ceza uygulanacak.</p>
<p>Demir yoluyla taşınması yasaklanmış maddeleri sevk eden veya kabul ederek taşıyana, gönderene ve taşımacıya 854 bin 588 lira para cezası kesilecek. Tehlikeli madde taşıyan trenlerin seyir emniyeti, manevra şartları, hız kısıtları, vagon dizilim kuralları gibi operasyonel bentleri ihlal eden demir yolu tren işletmecisine ihlal edilen her bir bent için 21 bin 570 lira ceza uygulanacak.</p>
<p>Vagon ve tren üzerindeki işaretleme eksiklikleri sebebiyle sorumlu personele her bir yük taşıma birimi için 1661 lira ceza verilecek. Taşımacılık ve güvenlik kurallarının en ağır ihlallerinde ise gönderen ve taşımacıya 4 milyon 263 bin 586 liraya varan idari para cezası kesilecek.</p>
<p>Öte yandan, söz konusu eksiklik ve aykırılıklar giderilinceye kadar vagon veya tren güvenli bir alanda bekletilecek ve sefere devam etmesine izin verilmeyecek.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/demir-yoluyla-tehlikeli-madde-tasimaciliginda-cezalar-guncellendi-89600</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2023/05/tren.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Resmi Gazete&#039;de yayımlanan yönetmelikle tehlikeli maddelerin demir yoluyla taşınmasında kurallara, güvenlik standartlarına ve yükümlülüklere uymayanlara uygulanacak idari para cezaları yeniden düzenlendi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/dizel-piyasasina-rus-pansumani-89574</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 08:36:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dizel piyasasına Rus pansumanı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><img src="/storage/uploads/0/0/0/6acdc3a68f6e2-1791869862.png" alt="" width="233" height="110" /></p>
<p>Rusya-Ukrayna savaşının enerji altyapısı üzerindeki etkileri, Orta Doğu’daki çatışmalar ve deniz taşımacılığındaki aksamalar küresel dizel piyasasını sıkıştırırken, Washington’dan gelen yeni hamleler fiyatlara nefes aldırdı. Ancak açıklamaların sahada uygulanıp uygulanmayacağı ve yeni arzın ne kadar hızlı piyasaya ulaşacağı belirsizliğini koruyor.</p>
<h2>Piyasanın umudu Rus dizeli </h2>
<p>ABD Başkanı Donald Trump’ın Rusya’dan ek dizel tedarikini duyurması ve iki ülke arasında enerji ateşkesi ilan etmesine piyasanın tepkisi hızlı oldu. Avrupa’da dizel fiyatları dün sabah yüzde 3 düşerek ton başına yaklaşık 1.437 dolara gerilerken Brent petrol yüzde 0,7 kayıpla varil başına 104 dolar seviyesine indi. Nymex’de vadeli işlem gören ultra düşük kükürtlü dizelin fiyatı varil başına 6,45 dolar düşüşle 96,80 dolara geriledi.</p>
<h2>Orta Doğu riski fiyatları tutuyor </h2>
<p>Rusya’dan ek tedarik beklentisi fiyatları baskılarken Orta Doğu’daki gelişmeler piyasadaki risk primini koruyor. Riyad havaalanına yönelik ölümcül saldırılara rağmen petrol fiyatlarının gerilemesi, yatırımcıların o sırada enerji arzına doğrudan bir darbe gelmemesini ve Rus dizelinin geri dönüş ihtimalini öne çıkardığını gösteriyor. ING Think’e göre Basra Körfezi’nden petrol akışının güçlü seyretmesi de fiyatları aşağı çeken unsurlardan biri. Buna karşılık Hürmüz Boğazı çevresindeki riskler ve petrolün bölgeden taşınmasında yaşanan verimsizlik, tanker navlunlarını yükselterek rafine ürünlerin maliyetini artırıyor.</p>
<p>Analistlerin ortak değerlendirmesi, açıklanan hacimlerin küresel arz açığını tek başına kapatamayacağı yönünde. Dizelde kalıcı fiyat düşüşü için Rusya’dan teslimatların gerçekleşmesi, rafineri üretiminin toparlanması ve Orta Doğu’daki sevkiyat akışının normale dönmesi gerekiyor.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Rusya 4.8 milyon ton vadetti</span></h2>
<p>Trump’ın açıkladığı plana göre Rusya, küresel piyasalara hemen 300 bin ton, kasım ayında 500 bin ton ve aralıkta 1 milyon ton dizel tedarik edecek. Rafinerilerin durumuna bağlı olarak 3 milyon tonluk ek teslimat da gündemde. Böylece potansiyel toplam miktar 4,8 milyon tona ulaşabilecek. Ancak Rusya, Trump’ın açıkladığı miktarları ve teslimat takvimini henüz doğrulamadı.</p>
<p>S&amp;P Global verilerine göre Ukrayna’nın saldırıları, eylül sonu itibarıyla Rusya’nın günlük 3,1 milyon varillik rafineri kapasitesini devre dışı bıraktı. Rusya’nın deniz yoluyla dizel ve gazyağı ihracatı da yılın ilk yarısındaki yaklaşık 1 milyon varil/gün seviyesinden temmuz sonrasında ortalama 550 bin varil/güne geriledi.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">Fiyatlarda kalıcı düşüş için üç koşul</span></h2>
<p>Rus arzının gerçekleşmesi: Trump’ın açıkladığı 4,8 milyon tonluk potansiyel dizel tedarikinin ne kadarının ve hangi takvimle piyasaya ulaşacağı belirleyici olacak. Teslimatların gecikmesi veya miktarın beklentilerin altında kalması, fiyatlardaki düşüşü sınırlayabilir.</p>
<p>Rafinerilerin toparlanması: Ukrayna’nın saldırıları nedeniyle Rusya’da devre dışı kalan rafineri kapasitesinin yeniden çalışması, dizel ihracatındaki daralmayı hafifletebilir. Ancak üretimin kısa sürede kriz öncesi seviyelere dönmesi beklenmiyor.</p>
<p>Orta Doğu’da normalleşme: Hürmüz Boğazı çevresindeki güvenlik risklerinin azalması ve tanker taşımacılığının normale dönmesi, navlun ve teslim maliyetlerini aşağı çekebilir. Bu gelişmeler yaşanmadan Rusya’dan gelecek ek arzın dizel fiyatlarında kalıcı bir düşüş sağlaması zor görünüyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kuresel-ekonomi/dizel-piyasasina-rus-pansumani-89574</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/4/0/1280x720/petrol-1761080878.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Trump’ın Rusya’dan ek dizel tedariki ve Rusya-Ukrayna arasında enerji ateşkesi açıklamaları fiyatları aşağı çekti. Avrupa ve ABD’de dizel fiyatlarında geri çekilme başladı ancak piyasa kalıcı rahatlama için Ortadoğu’da normalleşme ve Rus rafinerilerinin yeniden devreye girmesini bekliyor. Analistlere göre milyonlarca tonluk tedarik vaadi, küresel arz açığını kapatmak için şimdilik küçük bir pansuman. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabancilar-kari-nakde-cevirirken-71-fon-hissede-pozisyonunu-artirdi-89573</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 08:32:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yabancılar kârı nakde çevirirken, 71 fon hissede pozisyonunu artırdı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BIST 30 Endeksi geçtiğimiz haftayı %0,4 kayıpla tamamlarken yabancının satış hızı yavaşladı. Endeks kapsamındaki 13 şirkette paylarını azaltan yabancı fonlar, 16 hissede alım yönünde yaklaşım sergiledi. Üç hissede ise piyasanın tersi yönünde güçlü işlemlerle dikkat çektiler.</strong></p>
<p>Bir önceki hafta BIST 30 kapsamındaki 20 hissede satış yapan yabancı, geçtiğimiz hafta frene basarak sattığı hisse sayısını 13’e düşürdü. Borsada fiyatlar taban ararken, yabancı fonların seçici hamleleri öne çıktı. TR Anadolu Metal’in %6,6 ve Türk Altın’ın %1,29 yükseldiği haftada bu hisselerdeki kârın bir kısmını nakde çevirdiler. Petkim ve Anadolu Efes’te payları fiyatla uyumlu biçimde yükselirken, Astor Enerji’nin %7 gerilediği haftada en belirgin alımı gerçekleştirdiler. Yabancının takası, yönelimi göstermesi açısından göz önünde bulundurulsa da asıl önemli olanın şirketin büyümesi olduğu unutulmamalı.</p>
<h2>Kârı nakde döndürdüler</h2>
<p>Yabancı fonlar geçtiğimiz haftanın en yoğun satışını Türk Altın hissesinde gerçekleştirdiler. Paylarını 4,20 puan azaltıp %28,72’ye çektiler. Hissenin fiyatı iki aya yakın süredir düşen bir eğilim sergilese de son günlerde yukarı yönlü bir hareketi söz konusu. 7 Ekim günü piyasadan 3 milyon hisse geri alan şirket, sermayedeki payını %4,74’e çıkarırken desteğini sürdürdü. Ekimde BIST 30 kapsamına alınan TR Anadolu Metal, yabancıların satış tarafında yer aldığı bir diğer hisse oldu. Son hafta fiyatı yükselirken yabancılar paylarını 1,8 puan düşürüp %37,56 seviyesine çekti. Halihazırda 71 fonun hissede pozisyonu bulunuyor. Fonların portföyündeki hisse miktarı %31,76 artarak 12,7 milyon lota yükseldi.</p>
<h2>Düşüşte aldılar</h2>
<p>Astor Enerji’nin fiyatı geçtiğimiz hafta %7 geriledi, yabancılarsa 2,87 puanlık alım gerçekleştirdi. Tasfiyeye tabi fonlardan üçünde toplam 376,6 milyon TL yatırımı olması, hissenin fiyatındaki düşüşü desteklemiş görünüyor. Şirketin ABD pazarına yönelik kurduğu güçlü iş bağlantısı ise çalışmaya devam ediyor. Son olarak 90 milyon dolarlık yeni sipariş aldı.</p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acdc32c60fa3-1791869740.png" alt="" width="999" height="552" /><span style="color: #e03e2d;">ZEYNEP'E SOR</span></h2>
<p><strong>PD/ESAS FAALİYET KÂRI MI, PD/SATIŞ MI?</strong></p>
<p>PD/Esas Faaliyet Kârı; ana iş odağı, finansman yalıtımı, performans, kıyaslama, sürdürülebilirlik. Borç körlüğü, vergi yükü ihmali, yatırım baskısı. PD/Satış; basitlik, satış odağı, istikrar, pazar payı göstergesi, piyasa ilgisi, trend takibi. Kâr körlüğü, maliyet ihmali, marj farklılığı, hacim tuzağı.</p>
<p><strong>Yıl sonunda şirket tarihinde ilk defa 5 milyar doları aşan ciroya ulaşılması bekleniyor</strong></p>
<p>Aselsan hakkındaki son gelişmeleri öğrenebilir miyim? ● Cem Kurt</p>
<p>Cem; Aselsan, sadece ekimin ilk yarısında yaklaşık 3,96 milyar euro ve 352,9 milyon dolarlık iş aldı. Yılbaşından bu yana açıkladığı yeni siparişlerin toplamı ise yaklaşık 541,4 milyar TL seviyesinde bulunurken yıllık gelirinin %255’ini aştı. Aselsan, artarak gelen siparişleri karşılayabilmek adına aynı zamanda üretim kapasitesini artırıyor. Eylülde 56 milyon dolarlık 17.865m2 kapalı alana sahip Güdüm Sistemleri Üretim Merkezi devreye alındı. Tesis otomasyonu güçlendirip teslimat hızını artıracak. Firma, yıl sonunda 5 milyar dolar ciro bekliyor.</p>
<p><strong>Aldığı askeri elektronik teçhizatı siparişi gelirini desteklemesi açısından önemli</strong></p>
<p>Karel’in temmuzda aldığı sipariş kâra döndürür mü? ● Hüseyin Parlak</p>
<p>Hüseyin, geçtiğimiz temmuzda Karel Elektronik yerli bir müşterisiyle savunma sanayisine yönelik askeri teçhizat üretimi için 5,86 milyon dolar tutarında sözleşme imzaladı. Alınan iş geliri desteklemesi açısından önemli. Şirket, yılın ilk yarısında da satışlarını %10 artırarak 10,4 milyar TL’ye çıkardı. Ancak yüksek giderler esas faaliyetlerden zarara yol açıyor. Zarar dönem sonunda 169,1 milyon TL’ye çıktı. Alınan sipariş, şirketin savunma alanındaki gelirini desteklemesi açısından önemli olup, kârlılığa geçişini sağlamaya imkan tanıyabilir.</p>
<p><strong>YATIRIM FONLARI</strong></p>
<p><strong>ZP6 fonu katılım ilkeleriyle döviz cinsi borçlanma araçlarından %21 kazandırdı</strong></p>
<p>Ziraat Portföy’ün yönetimindeki Sedef Katılım Serbest (Döviz-ABD Doları) Fon (ZP6), düzenli bir yükseliş kaydediyor. Dolardaki iniş ve çıkıştan etkilenen fon, ağustostan itibaren küçülen hacmi daha belirgin şekilde gözlendi. Büyüklüğü ekimin ikinci haftasında 5,09 milyar TL seviyesinde olup önceki aydan bir miktar aşağıda kaldı. Mayıstan bu yana düzenli para çıkışının yaşandığı enstrümandan ekimde çıkan tutar 105,7 milyon TL düzeyinde. Kademeli azalan yatırımcısı şimdilerde 48 kişiye inerek zayıf eğilimini devam ettirdiğini gösteriyor. Temel stratejisi, varlıklarını katılım esasına uygun döviz cinsi borçlanma araçlarında değerlendirmek üzerine kurulu. Portföyünün %72,12’si kamu yurt dışı ve %24,53’ü kamu yut içi kira sertifikasından oluşuyor. ZP6, son bir yılda %21,20 getiri ile borsayı geçti.</p>
<p><strong>TAHVİL</strong></p>
<p><strong>Turkcell, piyasadan %42,46 bileşik faizle 500 milyon lira borçlandı</strong></p>
<p>Turkcell İletişim, 09.10.2026 tarihinde finansman bonosu ihracını tamamladı. Toplam tutarı 500.000.000 TL olan bononun yıllık basit faizi %37, bileşik faizi %42,46 olarak belirlendi. 91 gün vadeli ve tek kupon ödemeli bono, 08.01.2027 tarihinde itfa edilecek. Kupona isabet eden faiz oranı %9,2 düzeyinde. 9 Ekim itibarıyla TLREF %36,92 seviyesinde bulunuyor. Buna göre Turkcell’in verdiği %37 basit faiz, TLREF’in yaklaşık 0,08 puan üzerinde yer alıyor. Şirketin belirlediği oran, piyasa koşullarıyla kıyaslandığında yatırımcı açısından kabul edilebilir bir getiri seviyesi olarak değerlendirilebilir. Bunun yanı sıra ihraç, şirketin kısa vadeli finansman ihtiyacını destekleyecek. Bono, piyasada TRFTCEL12717 kodu ile işlem görecek.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">ŞİRKET PANOSU</span></h2>
<p><strong>Şirket haberlerinde bugün önemli ne var?</strong></p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acdc2f823e9f-1791869688.png" alt="" width="958" height="245" /><strong>AKFEN GAYRİMENKUL</strong></p>
<p><strong>Lojistik deposunun kiralanması için e-ticaret firmasıyla protokol imzaladı</strong></p>
<p>Akfen GYO, Kocaeli Gebze’de geliştirmeyi planladığı lojistik depo projesinin kiralanması amacıyla küresel bir e-ticaret şirketinin Türkiye iştirakiyle münhasırlık sözleşmesi ve ticari şartlar protokolü imzaladı. Temel prensiplerin belirlendiği protokolün ardından, taraflar arasında teknik ve hukuki detayları içeren nihai kira sözleşmesinin görüşüleceği belirtildi. E-ticaret pazarındaki lojistik depo ihtiyacının büyük bir markayla uzun vadeli sözleşmeye dönüştürmesi, portföy karlılığını ve gelecekteki düzenli nakit akışını güçlendirmesi açısından önemli.</p>
<p><strong>SANİFOAM ENDÜSTRİ</strong></p>
<p><strong>Sakarya’daki yeni üretim tesisinin iskanını aldı ve ocakta tam kapasiteye geçiyor</strong></p>
<p>Sanifoam Endüstri, Hendek OSB’de 28 bin metrekare arsa üzerinde inşasını tamamladığı yeni üretim tesisinin yapı kullanım izin belgesini aldı. Toplam 13 bin metrekare kapalı alana sahip yeni üretim tesisin makine kurulumları kademeli olarak artırılacak ve Ocak 2027’de tam kapasite üretime geçilecek. Tesisin tam kapasite devreye alınması, şirketin özellikle otomotiv sektöründe non-woven (dokumasız kumaş) üretim kapasitesini ciddi oranda artırarak operasyonel verimliliğini üst düzeye taşıyacak. Dikey entegrasyonu güçlendiren yatırım ciro potansiyelini güçlendirecek.</p>
<p><strong>EMLAK KONUT</strong></p>
<p><strong>Yurt dışı açılımı kapsamında Umman İskan Bakanlığı ile iyi niyet anlaşmasına gitti</strong></p>
<p>Emlak Konut, Suudi Arabistan ile başlattığı Körfez bölgesine açılma stratejisini Umman Sultanlığı ile devam ettiriyor. Şirket, Umman İskan ve Şehir Planlama Bakanlığı ile sürdürülebilir kentsel gelişim, gelir paylaşımı modelleri ve gayrimenkul projeleri üzerine ortak çalışma fırsatlarını araştırmak üzere Maskat’ta bir iyi niyet anlaşması (MoU) imzaladı. Şimdilik bağlayıcılığı olmayan protokol, şirketin Türkiye’deki proje geliştirme tecrübesini uluslararası platformlara taşıması ve döviz bazlı yeni yatırım sahaları yaratması açısından son derece önemli bir adım.</p>
<p><strong>HİSSEDEKİ FON PAYLARI</strong></p>
<p><strong>Aksu Enerji temmuza kadar güçlü yükseliş kaydederken sonrasında hızla geriledi</strong></p>
<p><strong><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acdc2df725e0-1791869663.png" alt="" width="297" height="241" /></strong>Aksu Enerji’de fonlar alım ağırlıklı işlemler yapıyor. Portföylerindeki miktar %27,16 ile toplamda 31,7 bin lot artarak 148,4 bine çıktı. Hisseyi bulunduran fon sayısı ise 4’ten 3’e geriledi. KVT fonu 57,6 bin lot ile en fazla alımı yaparken, GNS 25,7 bin lot ile en çok satışı gerçekleştirdi. Aksu Enerji için 2026 yılı içinde öneride bulunan herhangi bir kurum bulunmuyor. Hissede alım yapan Ak Portföy’e ait KVT fonun portföyündeki hisse miktarı 102,6 bin lot olurken, Azimut Portföy’ün BIY fonu payını sıfırladı.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yabancilar-kari-nakde-cevirirken-71-fon-hissede-pozisyonunu-artirdi-89573</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/2024/10/bist-borsa-istanbul.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancılar kârı nakde çevirirken, 71 fon hissede pozisyonunu artırdı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/yurt-disindaki-askerlik-turkiyede-taninacak-89572</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 08:22:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yurt dışındaki askerlik Türkiye’de tanınacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>BESTİ KARALAR/ANKARA</strong></p>
<p>AK Parti, yurt dışında yaşayan vatandaşlar için iki ayrı yasal düzenleme hazırlığına başladı. Yurt dışında yaşadıkları ülkelerde askerlik yapan ve çifte vatandaş olan kişilerin askerliklerinin Türkiye’de tanınmasının ve yabancı plakalı araçlarını Türkiye’de uzun süre kullanmalarının önü açılıyor.</p>
<p>Düzenlemelerden biri olan ve yurt dışında yaşayan çifte vatandaşların uzun süredir beklediği askerlik yükümlülüğüne ilişkin kritik düzenlemede taslak çalışma tamamlandı. Yurt dışında yaşadıkları ülkelerde askerlik yapan ve çifte vatandaş olan kişilerin askerliklerinin Türkiye’de tanınması, mükerrer askerlik hizmetini ortadan kal dırmayı amaçlıyor. Hazırlanacak kanun teklifi kapsamında, ikamet ettikleri ve vatandaşı oldukları ülkede zorunlu askerlik hizmetini tamamlamış olan çifte vatandaşlar, Türkiye’de yeniden askerlik yapmakla yükümlü tutulmayacak. Düzenleme, yurt dışındaki Türk vatandaşlarının aynı yükümlülük için iki farklı ülkede tekrar askerlik yapma zorunluluğunu tamamen ortadan kaldıracak.</p>
<p>Söz konusu düzenlemenin önümüzdeki günlerde Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na sunulması bekleniyor.</p>
<p>Gurbetçilere yönelik ikinci düzenleme ise yabancı plakalı araçlarını Türkiye’de uzun süre kullanmalarının önünü açacak. Türk vatandaşlarının geçici ithalat kapsamında yabancı plakalı araçlarını Türkiye’de 2 yıldan fazla kullanabilmelerine yönelik düzenlemeler masaya yatırıldı.</p>
<p>Düzenlemeyle, 2 yıllık sürenin sona ermesinin ardından araçlarını Türkiye’de kullanmaya devam etmek isteyen vatandaşların her ilave yıl için belirlenen vergiyi ödeyerek ek süreye ulaşabilmeleri imkânı getiriliyor. Taslak üzerinde çalışmalar devam ediyor. Tamamlandıktan sonra düzenleme Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında değerlendirilip Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sunulacak.</p>
<p>Gurbetçilere yönelik iki ayrı düzenleme, geçen hafta AK Parti Merkez Yürütme Kurulu’nda (MYK) gündeme geldi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sunulan taslak metnin önümüzdeki günlerde tamamlanması planlanıyor.</p>
<p>Hayata geçirilmesi planlanan bu yasal düzenlemeler, daha önce 14 Mayıs 2023 genel seçimleri öncesinde açıklanan seçim vaatleri arasında yer alıyordu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/yurt-disindaki-askerlik-turkiyede-taninacak-89572</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/2/8/1280x720/ak-parti-1787202033.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ AK Parti tarafından hazırlanacak düzenlemeyle, yurt dışında yaşadıkları ülkelerde askerlik yapan ve çifte vatandaş olan kişilerin askerlikleri tanınacak, gurbetçilerin yabancı plakalı araçlarını Türkiye’de uzun süre kullanmaları mümkün olacak. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dunya-moda-devlerinin-iyi-ucret-taahhutleri-kagit-ustunde-kaldi-89571</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 08:09:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dünya moda devlerinin iyi ücret taahhütleri kağıt üstünde kaldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>YENER KARADENİZ/İSTANBUL</strong></p>
<p>Küresel moda markalarının tedarik zincirlerinde çalışan işçilere geçim ücreti sağlama konusunda verdiği sözler, uygulamaya aynı ölçüde yansımadı. Temiz Giysiler Kampanyası’nın (Clean Clothes Campaign–CCC) ücret ve şeffaflık izleme projesi Fashion Checker’ın 23 Eylül’de yayımlanan yedinci değerlendirmesi, 110 markanın yalnızca yüzde 4’ünün geçim ücreti konusunda somut ilerleme bildirdiğini ortaya koydu. Kamuya açık taahhütte bulunan markaların oranı ise yüzde 32 oldu. 2026 güncellemesinde markaların geçim ücreti ve tedarik zinciri şeffaflığı puanlarının yanı sıra sektör girişimlerine katılımları, durum tespiti düzenlemeleri ve işçilerin başvurabileceği şikayet mekanizmaları değerlendirildi. Çalışma, markaların kamuya açık açıklamalarını işçi araştırmalarından elde edilen ücret verileri ve çalışanların anlatımlarıyla birlikte ele aldı.</p>
<h2>Türkiye’de araştırmaya katılan işçilerin ücretinde yüzde 66 açık </h2>
<p>Çalışmanın Türkiye’yi de kapsayan bölümü, hazır giyim üretiminde çalışanların kazançları ile temel ihtiyaçları karşılamak için gerekli görülen geçim ücreti arasındaki farkı ortaya koydu. CCC ağındaki kuruluşların 2023–2025 döneminde yürüttüğü araştırmalara göre, Türkiye’de ankete katılan işçilerin kazancı hesaplanan geçim ücretinin yüzde 66 altında kaldı. Bu oran, katılımcıların ücretlerinin belirlenen geçim ücreti düzeyinin yaklaşık yüzde 34’ünü karşıladığını gösteriyor. Aynı araştırmalarda ücret açığı Pakistan’da yüzde 74, Bangladeş’te yüzde 73 ve Sırbistan’da yüzde 63 olarak belirlendi. Veriler, araştırmaya katılan çalışanların durumunu yansıtıyor; Türkiye’deki bütün hazır giyim işçilerinin ulusal ücret ortalamasını veya 2026 yılındaki güncel ücret düzeyini ifade etmiyor.</p>
<p>Geçim ücreti de yasal asgari ücretten farklı olarak, çalışanların ve ailelerinin temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek gelir düzeyini esas alıyor. </p>
<h2>Tedarikçi açıklanıyor, ücret açıklanmıyor </h2>
<p>Değerlendirme, tedarik zinciri şeffaflığındaki ilerlemenin ücret bilgilerine sınırlı ölçüde yansıdığını gösterdi. İncelenen markaların yüzde 41’i tedarik zincirindeki tesislere ilişkin verileri kamuya açıklarken, bu tesislerdeki ücret seviyelerini paylaşanların oranı yalnızca yüzde 3 oldu. Böylece üretimin nerede yapıldığı konusunda daha fazla bilgi sunulmasına rağmen, çalışanların ne kadar kazandığını izlemek güç olmaya devam etti. CCC’nin açıklamasında Benetton, Levi’s, Adidas, Uniqlo ve H&amp;M, geçim ücreti değerlendirmesinde en düşük puanı alan markalar arasında sıralandı. Bu sonuç, söz konusu markaların geçim ücreti alanındaki performansına ilişkin değerlendirmeyi ifade ediyor.</p>
<h2>4 markadan 1'inde şikayet kanalı yok </h2>
<p>İşçilerin sorunlarını bildirebileceği mekanizmalar da çalışmanın başlıkları arasında yer aldı. İncelenen markaların yüzde 25’inde, çalışanların ücret ihlalleri dahil işyerindeki sorunları güvenli biçimde iletebileceği kamuya açık bir şikâyet mekanizması bulunmadığı belirtildi. Fashion Checker Koordinatörü Aileen Robinson, markaların taahhütlerini ücret artışlarına yönelik somut adımlarla desteklemesi gerektiğini vurguladı. CCC, üretim ülkelerinde sendikaların ücret artışı taleplerinin ve ücret müzakerelerinin desteklenmesi çağrısında bulundu. Türkiye dahil farklı üretim merkezlerinden gelen işçi verileri ise moda sektöründe ücret politikalarının, satın alma kararları ve tedarik zinciri sorumluluğuyla birlikte ele alınması gerektiğini ortaya koydu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/dunya-moda-devlerinin-iyi-ucret-taahhutleri-kagit-ustunde-kaldi-89571</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/3/6/3/1280x720/hazir-giyim-tekstil-1770871225.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fashion Checker’ın 2026 sonuçları, geçim ücreti taahhütleri ile uygulama arasındaki açığı ortaya koydu. Markaların yüzde 32’si taahhütte bulunurken, yalnızca yüzde 4’ü somut ilerleme bildirdi. Türkiye’yi de kapsayan işçi araştırmalarında, katılımcıların kazancının hesaplanan geçim ücretinin yüzde 66 altında kaldığı belirtildi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyede-gercek-issiz-sayisi-125-milyona-dayandi-89570</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 08:03:00 +03:00</pubDate>
            <title> &#039;Türkiye’de gerçek işsiz sayısı 12,5 milyona dayandı&#039;</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yeni Parti Kocaeli milletvekili Mühip Kanko, gerçek işsiz sayısının 12 milyon 340 bine ulaştığını belirterek. “resmi işsiz sayısı 2 milyon 740 bin olarak açıklanırken geniş tanımlı işsiz sayısı 12 milyon 340 bine ulaşmış durumda” dedi.</p>
<p>2026 yılının ilk sekiz ayında işsizlik sigortasına başvuranların sayısının , geçen yılın aynı dönemine göre 24 bin 491 kişi artarak 1 milyon 361 bin 18’e yükseldiğini aktaran Kanko, bu başvuruların yalnızca 645 bin 331’i işsizlik ödeneği almaya hak kazandığını belirtti.</p>
<p>Kanko verileri şu şekilde aktardı: “Yani işini kaybettiği için işsizlik sigortasına başvuran her 100 vatandaşımızdan yalnızca 47’sine ödenek bağlandı. Geçen yıl 49 olan bu oran daha da geriledi. Başvuru sayısı artarken işsizlik ödeneği bağlananların sayısı 11 bin 540 kişi azaldı” diyen Kanko, “resmî işsiz sayısı 2 milyon 740 bin olarak açıklanırken geniş tanımlı işsiz sayısı 12 milyon 340 bine ulaşmış durumda. Buna karşılık eylül ayında işsizlik ödeneği alanların sayısı yalnızca 484 bin 949 kişi.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Süreç yasasından 2 bin 800 örgüt üyesi yararlanacak</strong></span></p>
<p>Gözler, Kasım ayında toplanacak Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısına çevrilmişken, Terörsüz Türkiye sürecinde çıkarılan çerçeve yasadan yararlanacak terör örgütü üyesine ilişken sayı ilk kez açıklandı. Duyuru, MHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Feti Yıldız’dan geldi. Yıldız, Milli Güvenlik Kurulu toplantısına işaret ederek, “Kasım sonuna kadar sonuç alınır. Sonra da cezaevinde bulunan terör suçluları için işlemler başlar. Yaklaşık 2 bin 800 kişi yasadan yararlanacak” dedi. MHP’li Feti Yıldız, "Herkesin şunu bilmesi şart. Türkiye’yi yıllarca rahatsız eden terör olayı, emperyalizmin senaryosu. Bizi birbirimize düşürme oyunu” derken şöyle devam etti:</p>
<p>“Meclis’te süreç ile ilgili yasaya verilen 467 kabul oyu, çok önemli bir olay. Milli iradenin çözüm azminin göstergesi. Anayasamızın ilk dört maddesi değiştirilemez, hatta değiştirilmesi teklif bile edilemez.</p>
<p>Kasım sonuna kadar sonuç alınır. Sonra da cezaevinde bulunan terör suçluları için işlemler başlar. Yaklaşık 2 bin 800 kişi yasadan yararlanacak. Ama şunu da herkes bilsin ki terör örgütünün kurucu kadrosu, 1984’ten bugüne kadar, sözde örgütün üst düzey yöneticileri ki sayıları 230 civarında, kanundan faydalanmazlar.”</p>
<p><strong>"Kırmızı çizgilerimiz var" </strong></p>
<p>AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman da, süreçle ilgili “Bu işler konuşarak yapılan işler değil. Susarak yapılan işler. Kırmızı çizgilerimiz var. Bu bir devlet politikası ve millet politikası. Silahlar bir an önce bırakılsın, mağaralar bir an önce boşaltılsın. Eylül ayında yapılan kamuoyu araştırmalarında, sürece verilen destek yüzde 73.4. Terörsüz Türkiye çerçeve yasasının Meclis’te 467 oy ile kabul edilmesi, sürecin sigortasıdır” diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/turkiyede-gercek-issiz-sayisi-125-milyona-dayandi-89570</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/7/0/1280x720/muhip-kanko-1791867979.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yeni Partili Kanko: Türkiye’de gerçek işsiz sayısı 12,5 milyona dayandı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurum-sandigimiz-kuruluslar-ve-uygulanmayan-yasalar-89569</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 08:02:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kurum sandığımız kuruluşlar ve uygulanmayan yasalar</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Bir anı</strong></p>
<p>Bankada çalıştığım dönemdeydi. Bir cuma günü Tahsili Gecikmiş Alacaklar Bölümü’nde bir toplantıya davet edildim. İnsan kaynakları ile ilgili bir sorunda yardım isteyecekler sandım. Ama olay bir kredi olayı idi. Banka, eğitim malzemesi üreten bir şirkete kredi vermişti. Şirket, kredi borcunu ödeyememişti; elindeki İngilizce eğitim kasetlerini borcu karşılığı bankaya satmak istiyordu. Peki, benim o toplantıda ne işim vardı? Çünkü bankanın eğitim müdürlüğü bana bağlı idi.  “Kaset örneklerini alalım, inceleyelim. Görüşümüzü önümüzdeki hafta size bildirelim“ dedim. Kasetleri bana teslim ederken firma sahibinin bir sözünü hiç unutmadım. “Uğur Bey, lütfen çabuk inceleyin. Çünkü borcumuzun faizi çalışıyor. Bankadan çıkıp eve gideceksiniz. Faiz yine durmayacak, hafta sonu bile çalışacak“.</p>
<p><strong>Bir örnek olay</strong></p>
<p>Bir vakıf üniversitesinin İngilizce bölümünde çalışan bir öğrencim var. Üniversitede çalışırken MBA sınıfımda idi. Görev anlayışı yüksek, çalışkan bir öğrenci idi. Önceki çalıştığı üniversitede işten çıkarıldı ve mahkemelik oldu. “Ne oldu senin mahkeme işi?“ diye sordum kendisine. Olayı baştan anlattı.</p>
<p>COVID salgını, sorunların başlangıcı olmuş. Üniversite uzaktan eğitime geçmiş ve kendisine ve bazı çalışanlara ayda beş günlük ücretsiz izne çıkarıldıkları bildirilmiş. Beş günlük ücretsiz izin denmiş ama onun iş yükünde bir değişiklik olmamış; o aynı iş yükü ile çalışmış. Çünkü bir öğretim üyesi, örneğin, bir tekstil işçisi gibi değildir. Tekstil İşçisinin işi, çalıştığı fabrikadan çıktığı an biter. Ama bir öğretim üyesinin bulunduğu her yer, “Bize her yer Trabzon“ örneği, çalışma yeridir. Ve de işine düşkün öğretim üyesinin zihni,  yukarda aktardığım anıdaki patronun belirttiği faiz gibidir, durmaz çalışır. Ücretsiz izin bildirimi de boşuna yapılmamış; öğrencimin çalışması eksilmemiş, ama maaşı eksilmiş.</p>
<p>COVID salgını ve aşılar ile birçok kişi sağlık sorunu yaşadı. Ama üniversitedeki yöneticilere faydalı olmuş, zihinlerini açmış, eksik ödeme konusunda ilham vermiş. Salgın bitmiş, ama eksik ödeme bitmemiş. Benim öğrenci dahil, bazı çalışanlara eksik ödeme için ücretsiz izin uygulamasını sürdürmüşler. Ancak salgın bittiği için eksiz ücret için kısa çalışmaya dayanak bulunamamış. Bu kez söz konusu çalışanlardan “Özel sebeplerden dolayı ayda beş gün ücretsiz izin istiyorum” dilekçesi almışlar. Şimdi diyeceksiniz ki:  “Özel sektör bu. İşveren bir maaş teklif eder, bunu kabul eden de bu ücrete çalışır. Böyle hülleye ne gerek var?“.</p>
<p>Neden böyle bir hülleye gerek duymuşlar? Çünkü 15-04-2020 tarihinde Devlet bir kanun çıkarmış. Daha doğrusu mevcut olan 2447 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu’nun Ek 8. maddesine bir fıkra (Ek fıkra: 15/4/2020-7243/11 md.) eklenmiş. O da şöyle: “Vakıf yükseköğretim kurumlarında çalışan öğretim elemanlarına, unvanlarına göre Devlet yükseköğretim kurumlarında ödenen ücret tutarından az ücret verilemez“. Bunun üzerine söz konusu vakıf üniversitesi yöneticileri yasaya aldırmayıp hülleye devam kararı almışlar.</p>
<p>Karar almışlar ama şikâyet ihtimaline karşı da köylü kurnazlığı mantığı ile oyalamayı, ümitlendirmeyi de ihmal etmemişler. Ücretsiz izne ilişkin uygulamanın son bulacağını ve ücretlerin devletteki emsal öğretim görevlisi maaşlarının brütleri ile eşitleneceği bilgisini vermişler. Söz konusu çalışanlardan bir süre daha ücretsiz izin dilekçesi yazılmasını istemişler. Öğrencim de fiilen tam ay çalışıyor olmasına rağmen, işverenin baskısıyla ücretsiz izin dilekçesini imzalamış ve eksik gün üzerinden maaş almaya devam etmiş.</p>
<p>Bir noktada öğrencimin maaşına iyileştirme yapılmış, ancak birkaç ay sonrasında yeniden izinde gibi gösterilmeye başlanmış ve maaşı yine eksik gün üzerinden yatmış. Öğrencim yine baskı ile imzalatılmaya çalışılan ücretsiz izin dilekçesini imzalamayı bu kez reddetmiş. Yöneticisi “Bunun sonuçları olacak“ demiş. Ve de olmuş. Öğrencimi 2023 yılında işten çıkarmışlar.</p>
<p>Öğrencim de 2024 yılında kurumu mahkemeye vermiş. Yargı süreci hala sonuçlanmamış</p>
<p><strong>Bir yorum</strong></p>
<p>Size bir öğrencimin başına gelmiş bir olayı aktardım. Görülen o ki, bu tür bir olayda öğrencim ve çalıştığı üniversite tek değilmiş. Bu tip olaylara başka vakıf yükseköğretim kurumlarında da rastlanmış. YÖK’ün 20.07.2022 yılında yaptığı bir açıklamaya göre dokuz vakıf yükseköğretim kurumuna Yükseköğretim Denetleme Kurulu Başkanlığı tarafından inceleme başlatılmış. Açıklamada “Söz konusu tespitler çerçevesinde Kurulumuzun yetki ve sorumlulukları çerçevesinde gerekli işlemler yapılmaktadır“ denmiş. Öğrencimin durumundan çıkardığım sonuca göre de sanırım işlemler pek işlememiş.</p>
<p>Elimizdeki bu olay, ülkemizdeki çok boyutlu üzücü tabloyu ortaya koymaktadır. Şimdi bu tabloda gördüğüm önemli noktalara bakalım.</p>
<p>Bu olayda gördüğümüz önemli noktalardan biri, kurum olayıdır. Yükseköğretim “kurumu“  olarak adlandırılan söz konusu üniversitenin aslında kurum olmayı başaramadığını görüyoruz. Sivrisinekten yağ çıkarırcasına bazı çalışanlarının maaşlarından kırpmaya çalışması bir kuruma yakışmaz. Üstelik bir de vakıf üniversitelerinin kâr etme amaçları yoktur. Demek bir de kâr amaçları olsaydı, maaş da vermeyeceklerdi.</p>
<p>Bir kurumu kurum yapan, çalışanlarıdır. Bu nedenle kurumlar nitelikli kişilerle çalışır. Bunun sonucu,  kurumlar çalışanlarına değer verir. Peki, o zaman bir kısım çalışanlarına devlette çalışanlardan daha az ücret vermeye kalkışma açgözlülüğü nedendir?</p>
<p>Kurum deyince akla, sözünde duran, tutarlı, güvenilir bir kişilik gelir. Ücretsiz izne ilişkin uygulamanın son bulacağını söyleyip sonra tekrar tekrar ücretsiz izin dilekçesi imzalamasını istemek tutarlı bir davranış değildir. Yasa dışı bir uygulama için hülle yapmak ve buna yanaşmayan 15 yıldan fazla kıdemi olan bir elemanı işten çıkarmak diğer çalışanların da kuruma olan güven duygusunu zedeler.</p>
<p>Kurum sandığımız, ama kurumlaşamamış kuruluşlar ya da kurumken yozlaşmış kurumlar, ne yazık ki, sadece bu örnekte sözünü ettiğimiz vakıf üniversiteleri değildir. Bu olgu daha yaygındır. Son yaşadığımız fon krizi, finansal bazı kurumlardaki çürümenin bir sonudur.</p>
<p>Bir diğer nokta bu üniversitelerdeki bazı akademisyen yöneticilerin kraldan çok kralcı davranışlarıdır. Bir yöneticinin iki şapkası olmalıdır. Bir şapkası ile çalışanın, bir şapkası ile yönetimin temsilcisidir.  Genelde vakıf üniversitelerindeki bazı yöneticiler çalışan taraftarı şapkalarını giymekten geri durmaktadır. Vakıf üniversitelerinin kurucuları genelde akademik yaşama yabancıdır. Onları bu konuda ortama alıştıracak, gerekirse eğitecek olan, kurumdaki yöneticilerdir. Yöneticiler, koltuklarını riske atmamak için bunu yapmaktan geri durmaktadır. Bu nedenle yukarda anlattığım tatsız durumlar ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Bu konuda değineceğim diğer bir önemli nokta da yasalar konusunda sergilenen tavırdır. Bir zamanlar bu ülkede yanlış yapılan işler içi devletten korkulurdu. Eskiden “Devlet bu, şakası olmaz; yanlış yaparsak canımıza okur„ diye bir inanış vardı. Bir vakıf üniversitesi açıkça yasanın hükmünü uygulamamaktan ve buna kılıf hazırlamaktan çekinmemiştir. Üstelik her şey ayan beyan ortada iken... Kampüse kart basılarak girilmekte ve çıkılmaktadır. İzinli olduğu iddia edilen kişinin çalıştığı resmen ispat edilebilir. Buna rağmen üniversitenin sergilediği bu tavır hem şaşırtıcı, hem de memleketin genel havasını yansıtması bakımından ürkütücüdür.</p>
<p><strong>Son söz</strong></p>
<p>Vakıf üniversitelerinde az maaş verilse de bir çalışma barışı vardı. Yüksek Öğretim Kanunu’na o ek fıkra eklenmesi ile çalışma barışı bozuldu ve bu sorunlar yaşandı. Bu yasayı koyan Devlet, bunun uygulanmasını da sağlamalıydı; ama sağlayamadı. Bu olayların bazıları yargıya taşındı. Ülkemizde de yargının hızı ortada. Bakın öğrencim iki yıldır hakkını alamamış durumda.</p>
<p>Bu tür olayların yaşanmamasının yolu, çalışanların örgütlenmesinden,  güçlü sendikalara sahip olmasından geçer.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kurum-sandigimiz-kuruluslar-ve-uygulanmayan-yasalar-89569</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kurum sandığımız kuruluşlar ve uygulanmayan yasalar ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turizmcilerden-yabanci-platformlara-esit-rekabet-cagrisi-89580</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Turizmcilerden yabancı platformlara eşit rekabet çağrısı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Yabancı dijital konaklama platformlarının Türkiye’deki faaliyetlerini düzenlemeyi amaçlayan kanun teklifi, turizm sektöründe rekabet koşulları üzerinden tartışma yarattı.</p>
<p>TBMM’de ilgili komisyondan geçen ve Genel Kurul gündemine gelmesi beklenen düzenlemeye ilişkin Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB), yabancı platformların yerli acentalarla aynı yükümlülüklere tabi tutulmasını istiyor.</p>
<p><strong>“EŞİTSİZLİĞE KARŞIYIZ” </strong></p>
<p>■ TÜRSAB Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Davut Günaydın, düzenlemenin bu haliyle "Dijital Kapitülasyon" niteliğinde olduğunu söyleyerek, eşit rekabet koşullarının önemini vurguladı. “Bizim onlarla rekabet edecek gücümüz var. Yabancı platformların Türkiye pazarında faaliyet göstermesine karşı değiliz. Ama eşit şartlarda rekabet etmek istiyoruz” dedi. Günaydın, “Avrupa bu yabancı portallara engel koymaya çalışırken biz önlerine kırmızı halı seriyoruz. Globalleşmeye karşı değiliz. Sadece eşitsizliğe karşıyız” ifadelerini kullandı. TÜRSAB Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Hasan Eker de haziran ayından bu yana ilgili bakanlıklar ve TBMM komisyon üyeleriyle görüşmeler gerçekleştirdiklerini belirterek, tüketicinin ve sektörün korunmasının öncelikleri olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>“VERGİLENDİRMEDE EŞİTSİZLİK VAR” </strong></p>
<p>■ Jolly Tur YKB Mete Vardar: Kanun teklifi ile vergilendirme konusunda eşitsizlikler gündeme gelecek. Neden yabancı portallar yüzde 2,5 vergi ödesin? Biz ne kadar vergi ödüyorsak yabancı onlar da o vergiyi ödesin. 18 bin seyahat acentası olarak ülke turizmi için çalışıyoruz. Türk tur operatörlerinin sadece iç pazarda değil, uluslararası pazarda da var olması önemli. Bu yabancı şirketler herhangi bir kriz ortamında ülkemizi terk edecekler.”</p>
<p><strong>“EN ÇOK TÜKETİCİ KAYBEDER” </strong></p>
<p>■ Setur Turizm Ürün Yönetimi Direktörü Serhat Günay: “Ben bu yasa düzenlemesine otelcilerin gösterdiği desteğe çok şaşkınım. Avrupa’daki otelciler online seyahat portallarına karşı ayağa kalkmış durumdalar. Açılan birçok dava var. Çünkü bu portallar baskı oluşturup piyasayı domine ediyorlar. Ülkemizde de bu portallar belirleyici olursa en çok tüketici kaybeder. Boğaz hattındaki otellerin, Taksim’deki veya tarihi yarımadadaki otellerin fiyatlarını otel sahipleri değil, portallar belirler.”</p>
<p><strong>“TURİZMDE VERİ DIŞARI ÇIKABİLİR” </strong></p>
<p>■ Prontotour YKB Ali Onaran: “Yasadaki paket tur konusu sıkıntılı. Yasa bize diyor ki, müşteri otel + uçak hizmeti isterse bu paket tur yönetmeliğine girer. Yasada yabancılara bu kural geçerli değil. Bir diğer sıkıntı, biz KVKK’yı uygulamak durumundayız. Ama bu yasayla turizmde bütün veri dışarı çıkabiliyor. Biz otel+uçak satarken sigorta yapmamız gerekiyor. Ama online portallar bunu yapmak zorunda değil. Eşit şartlarda biz onlarla rekabet ederiz” dedi.</p>
<p><strong>“DENETİME TABİ OLMAMALARI SIKINTI” </strong></p>
<p>■ Turna.com Şirket Müdürü Arzu Işik: “Denetime tabi olmayacaklar, bu çok ciddi sıkıntı yaratır. Tüketici sorun yaşadığında karşısında kimseyi bulamayacak. Bu da tüm sektör adına büyük sorun. Yabancı bir portalda otel alıp kapıda kaldığınızda tüketicinin hesap soracağı bir yer yok. Yabancı portallar yüzde 2,5 vergi verirken bölge acentaları yüzde 25 vergi vermesi büyük haksızlık”</p>
<p><strong>“GELİR VE İSTİHDAMDA KAYIP OLACAK” </strong></p>
<p>■ Bookingagora.com Kurucusu Aziz Ciğa:“ Birçok ülke sağlık, eğitim ve ulaşım konularını koruma altına almış. Kabotaj Kanunu gibi korunuyor. Avrupa’da yabancı bir şirketseniz lisans almanız çok zor. Şu an bu firmaların birçoğu ülkemizde çalışıyor, faaliyetleri zaten yasak değil. Ama Türkiye’de faaliyet göstermek için yasalara uymak zorundalar. Bizde en küçük seyahat acentası yüzde 25’ler varan vergi öderken onların beyan üzerinden yüzde 2,5 ödemeleri olmaz.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sektor-haberleri/turizmcilerden-yabanci-platformlara-esit-rekabet-cagrisi-89580</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/1/4/1280x720/konut-hane-kira-1784095473.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yabancı dijital konaklama platformlarına yönelik kanun teklifi, rekabet eşitsizliği tartışması yarattı. TÜRSAB ve sektör temsilcileri, vergi, tüketici hakları ve veri güvenliğinde eşitsizlik doğuracağını savundukları düzenlemenin “dijital kapitülasyon” yaratacağı uyarısında bulunarak teklifin yeniden ele alınmasını istedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ulkemiz-icin-yeni-firsat-veri-merkezi-insaati-89568</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 08:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ülkemiz için yeni fırsat: Veri merkezi inşaatı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yapay zekâ yatırımları, küresel ölçekte veri merkezi inşaatını milyarlarca dolarlık yeni bir pazara dönüştürüyor. Elektrik, soğutma ve ileri mühendislik altyapısının öne çıktığı bu alanda Türk müteahhitleri, uluslararası deneyimlerini yüksek katma değerli yeni bir ihracat fırsatına dönüştürebilir.</strong></p>
<p>Yapay zekâ denildiğinde aklımıza ChatGPT, büyük dil modelleri veya insansı robotlar geliyor. Oysa bu teknolojik dönüşümün belki de en büyük ekonomik fırsatlarından biri, pek konuşulmayan bir alanda, inşaat sektöründe ortaya çıkıyor. Dünyanın dört bir yanında milyarlarca dolarlık veri merkezleri yükseliyor. Üstelik bunlar bildiğimiz anlamda teknoloji binaları değil; elektrik santrallerini, ileri mühendisliği ve dijital altyapıyı bir araya getiren yeni nesil endüstriyel tesisler.</p>
<p>Yapay zekâ ekonomisini beş katmanlı bir yapı olarak düşünmek mümkün... Sırası ile enerji ve iletişim altyapısı, veri merkezleri, onun üzerinde çipler ve hesaplama donanımları, ardından temel yapay zekâ modelleri ve en üstte son kullanıcıya ulaşan uygulamalar yer alıyor. Bugün yatırımcıların ve medyanın ilgisi daha çok üst katmanlarda ancak, bu piramidin tamamı, en alttaki fiziksel altyapının kapasitesine bağlı…</p>
<p>Geleneksel veri merkezleri ağırlıklı olarak veri depolamak, internet hizmetlerini çalıştırmak ve kurumsal uygulamaları barındırmak için tasarlanıyordu. Yapay zekâ ise çok daha yoğun hesaplama kapasitesi gerektiriyor. Binlerce GPU'nun aynı anda çalıştığı sistemlerde elektrik tüketimi ve ortaya çıkan ısı, bina tasarımını kökten değiştiriyor.</p>
<p>Artık bir veri merkezi projesinde arsanın büyüklüğünden önce elektrik şebekesine erişim konuşuluyor ve geleneksel hava soğutmanın yerini giderek sıvı soğutma sistemleri alıyor. Yedek enerji altyapısı, kesintisiz güç sistemleri, yangın güvenliği ve enerji verimliliği projenin merkezine yerleşiyor. Bazı tesisler yüzlerce megavat kapasiteyle planlanıyor. Bu ölçekte bir yatırım, sıradan bir bina projesinden çok büyük bir endüstrüyel tesis niteliğinde.</p>
<p>Uluslararası Enerji Ajansı'na göre veri merkezlerinin 2024 yılında yaklaşık 415 teravatsaat olan küresel elektrik tüketiminin 2030'da 945 teravatsaate ulaşması bekleniyor. Bu rakam, Japonya'nın bugünkü yıllık elektrik tüketiminden bile fazla. Yapay zekânın büyümesi artık yalnızca algoritmaların değil, enerji altyapısının da meselesi.</p>
<p>Mordor Intelligence'ın 2026 tahminine göre küresel veri merkezi inşaat pazarı yaklaşık 300 milyar dolar büyüklüğünde. Pazarın 2031'de 431 milyar dolara ulaşması öngörülüyor. Üstelik bu rakam sunucu ve çip alımlarını değil, esas olarak tesislerin inşaatını, elektrik ve mekanik altyapısını kapsıyor.</p>
<p>Kuzey Amerika bugün pazarın yaklaşık yüzde 41'ini oluşturuyor. ABD'de Virginia, Texas ve Ohio gibi bölgeler büyük yatırımları çekiyor. Avrupa'da Frankfurt, Londra, Paris, Amsterdam ve Dublin öne çıkarken enerji erişimi nedeniyle yeni lokasyonlar da gündeme geliyor. Asya-Pasifik ise en hızlı büyümesi beklenen bölge... Hindistan, Malezya, Endonezya ve Tayland önemli yatırım alanlarına dönüşüyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri de yapay zekâ yatırımlarıyla veri merkezi kapasitesini büyütmeye çalışıyor.</p>
<p>Bu pazarın talep tarafında Microsoft, Amazon, Google ve Meta gibi teknoloji devleri bulunuyor. Equinix, Digital Realty ve NTT gibi şirketler veri merkezi geliştirme ve işletmeciliğinde önemli oyuncular. İnşaat tarafında ise Turner Construction, DPR Construction, HITT Contracting, Mercury Engineering ve Winthrop Technologies gibi uzmanlaşmış firmalar dikkat çekiyor. Alman HOCHTIEF grubunun Turner ve Dornan üzerinden yürüttüğü yatırımlar, geleneksel müteahhitlik ile ileri teknoloji altyapısının nasıl birleştiğini gösteriyor.</p>
<p><strong>Türk müteahhitleri için yeni bir ihracat alanı</strong></p>
<p>Türkiye, uluslararası müteahhitlikte ciddi bir birikime sahip. Türk şirketleri Orta Doğu'dan Afrika'ya, Orta Asya'dan Avrupa'ya kadar havalimanları, hastaneler, enerji tesisleri ve büyük altyapı projeleri gerçekleştirdi. Veri merkezi inşaatı, bu tecrübenin değerlendirilebileceği yüksek katma değerli bir pazar.</p>
<p>Ancak burada alışılmış müteahhitlik yetkinliklerinin yanında, yüksek yoğunluklu güç dağıtımı, sıvı soğutma, yedekli sistemler ve kritik tesis tasarımı konusunda yetkinliklerin geliştirilmesi gerekiyor. Uptime Institute standartları, TIA-942, enerji verimliliği ve uluslararası test-devreye alma süreçleri şirketlerimizin gündemine girmeli.</p>
<p>İkinci konu, proje teslim modeli… Veri merkezi yatırımcıları yalnızca binanın zamanında tamamlanmasını değil, bütün sistemlerin birlikte ve kesintisiz çalışacağının kanıtlanmasını istiyor. Bu nedenle entegre tasarım, BIM, dijital ikiz, modüler inşaat ve ileri düzey devreye alma yetkinlikleri belirleyici hale geliyor.</p>
<p>Üçüncü konu ise ortaklıklar. Türk müteahhitlerinin uluslararası veri merkezi tasarım firmaları, elektrik-mekanik uzmanları ve ekipman üreticileriyle konsorsiyumlar kurması, pazara giriş süresini kısaltabilir. Özellikle Körfez ülkeleri, Orta Asya ve Doğu Avrupa, mevcut ticari ilişkilerimiz nedeniyle uygun başlangıç pazarları olabilir.</p>
<p>Önümüzdeki yıllarda dünyanın en büyük teknoloji yatırımlarının önemli bir bölümü şantiyelerde gerçekleşecek. Türk inşaat sektörü bu dönüşümü yalnızca yeni bir bina türü olarak görürse fırsatın küçük bir kısmıyla yetinir. Elektrik, mekanik, enerji ve dijital mühendisliği bir araya getirebilirse çok daha büyük bir pazara erişebilir.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ulkemiz-icin-yeni-firsat-veri-merkezi-insaati-89568</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ülkemiz için yeni fırsat: Veri merkezi inşaatı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kapitalizmin-turleri-89567</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 07:58:00 +03:00</pubDate>
            <title> Kapitalizmin türleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Kültürden, tarih ve coğrafyadan bağımsız soyut kavramlar faydalı oldu mu? Mesela İskandinavya da kapitalist Afrika da kapitalist veya hatta Çin de kapitalist Amerika da demekle oluyor mu? Daha özel, hatta bazen detaylarda gizli faktörlerin yarattığı büyük farklara dikkat etmemeli miyiz? Sadece ekonomi için değil siyaset bilimi için de bu geçerli olabilir. Değerler, tercihler, davranışlar daha az genel nedenlerden kaynaklanmıyor mu?</p>
<p>Mesela ünlü Rus düşünür Berdyaev Dekabr isyanı (1825) sonrası çarlığın muhaliflere nasıl davranacağını pek bilemediğini yazmıştı. Çarlık her zaman çarlıktı ama muhatabın kim olduğuna, zamana, hatta çarın kişiliğine göre çok şey değişebiliyordu. Soylu, eğitimli, yazar, şair muhalifler çarlığın alıştığı bir tür değildi. Çoğunluğu Rusya’nın ve Rusluğun o günkü halinden nefret ediyor olabilirdi. Örneğin Pecherin Katolik olup Roma’ya gitmiş, hatta rahip olmuştu. Yurtdışında, uzun süre İrlanda’da, yaşarken yine de Rusların gelecekte büyük işler yapacaklarını anlatıyordu. Bunu neye dayanarak söyleyebiliyordu? Nedeni bilinmiyor; “Rus ruhu” uzmanları cevap verebilir. Ancak bir tema var: Bugün (gerçeklik)/Gelecek (potansiyel) ayrımı. 1840 Rusya’sı –ve Ruslar- felaketti ama potansiyel büyüktü. Çok az coğrafya böyle düşünen insanlar yaratır.</p>
<p>Benzer bir tema farklı biçimde Moskova üniversitesinin bir araştırmacısının 2012 tarihli makalesinde var. Buna göre Rusya ayrı, Doğu Avrupa ayrı: Batı Avrupa zaten bambaşkaydı. Tarihe ve topluma sistem teorisiyle bakmayı deneyen bu çalışmada bir boyut Rusların tek tek zayıf olmalarının kolektif olarak potansiyelin büyük olmasına engel olmamasıdır. İkinci tema şu: Zayıf (hatta kötü özellikleri olan) bireyler/Güçlü (iyi, adil) kolektif ruh. Makroekonominin –ve makro sosyolojinin- mikro temelleri meselesine gönderiyor. Bunlar varken Putin –ve Dugin, öncesinde Gumilev- Rusya’nın Batı dünyasına yabancı bir etno-siyasi varlık olduğunu, Anglo-Sakson deniz imparatorluğunun karşısında bir kara imparatorluğu olduğunu düşünüyorsa şaşırtıcı olur mu? Bir ekol Rusya’yı bambaşka bir dünya olarak resmediyor ve bu 19. Yüzyıldan bu yana böyle düşünülüyor. Tabii bu tezin aksini savunanlar da oldu.</p>
<p>Belki kapitalizme de böyle, daha incelikli bakılabilir. Kapitalizmi becerikli bireyler mi yarattı? Çok örnek verebilirim ama bir tane olsun. Walter Chrysler ve Billy Durant. Ford’un Amerika’nın bozuk yollarında giden ve adeta tekel oluşturan meşhur arabası Tin Lizzie’yi tahtından indiren şık arabaları tasarladılar. Amerikan Rüyası 101. Yani “iki anahtar”, ev ve araba –ve bunları satmak için krediler. 1921-23 arası başladı ve 1929 depresyonunda ilk kredi dalgası berhava oldu. Güzel ama 1917 tarihli yol yasası olmasaydı, yani devlet asfalt yollar yapıp eyaletleri birbirine bağlamasaydı bu arabalar nerede kullanılacaktı? Yol olmasaydı Tin Lizzie 15 yıl daha tahtından indirilemeyebilirdi. Büyük Depresyonda insanlar evlerini, işlerini kaybetti ve yollara koyulup mevsimlik işler aradılar. Neredeyse on yıl sürdü. Ama sonra yenilenmiş bir kredi sistemiyle geri dönüldü ve bu sefer başarılı oldu. 1950-1975 ABD için altın çağ idi. Nasıl oldu? Devlet mi? Ya da sadece devlet mi?</p>
<p>Çok soyut olarak Aumann (1964)’e bakabiliriz. Klasik bir makaledir. Rekabetçi (küçük) firmalar integrandı değiştirmeyen infinitezimaller olarak modellenirler. Bunlara göre türev alamazsınız yani. Zayıf ve önemsizdirler. Ama diyelim ki Cournot-Walras modellerinde bunların binlercesi bir araya gelince piyasanın yapısını rekabetçi yaparlar ve iddiaya göre optimaliteye ulaştırırlar. Büyük şirketler bir yandayken aynı sektörde binlerce küçük üretici varsa bu model dengenin tam rekabete yakınsayacağını bildirir. Matematiksel olarak çok küçük varlıklar toplu halde mühim bir sonuç veriyorlar gibi. Bu doğru mudur? Bu modele benzeyen bir gerçek piyasa var olmuş mudur? Yoksa teknolojik ilerlemenin büyük, yarı-tekel konumundaki eksik rekabet firmalarından geldiği gibi asıl çözümler –ve belki sorunlar- piyasa kapitalizminin şahikası denen durumlarda bile devletten mi gelir, ondan mı kaynaklanır? Deirdre McCloskey sanayi devriminin küçük sermayeler, küçük borçlar ve küçük girişimcilerin marifeti olduğunu yazmıştı. “Burjuva onuru”. Belki ama ya öncesi ve sonrası? Adam Ferguson, Bernard Mandeville, Adam Smith ve asri zamanlara da teğet geçmek gerekiyorsa, son olarak Aydınlanma değerlerinin “burjuva” değerler” olduğunu savunan Deirdre McCloskey’i yapıtaşları arasına alabiliriz.</p>
<p>Başka temalar da var. Coğrafya ve devrim teması mühimdi –ki aynı zamanda coğrafya ve imparatorluk diyebiliriz- çünkü hem fiziki coğrafya hem de yeni doğan coğrafya bilimi olarak ikili anlamda coğrafya ulus-imparatorlukların kurgulanmasında önemli rol oynamıştı. Mesela Rusya: Temeldeki problem, arazinin genişliğine ve tarımsal ürün/maden çeşitliliğine rağmen ki SSCB dev bir coğrafyaydı, talebin arzı aşmasıydı. Rusya’nın dış sömürgeleri olmadığı için arzulanan sanayileşme hızını yakalayacak yatırımların yapılmasını sağlayacak ve nüfusu aynı anda tümüyle besleyecek kaynaklar yoktu. Ayrıca bu yatırımlar yapılırken teknik seçiminin işgücüne etkisi, işgücünün dönüştürülmesi/eğitilmesi gibi önemli sorunlar da gündemdeydi. İlk karar köylülüğün tasfiyesi oldu. Bu kadar hız ve şiddetle yapılan kalkınma hamlesi, bilinçli tasarımla/planlamayla hedeflenen ‘geç sanayi devrimi’ çoğunluğu köylü olan toplumu darmadağın edecekti ve etti de.</p>
<p>Yani Rusya farklıydı. 1920’lerin sanayileşme tartışması esas olarak fazla köylü nüfusa ne yapılacağı tartışmasıdır çünkü Rusya kırlarının geçimlik mal ve hafif sanayi malı tüketici talebine tam olarak cevap verip aynı anda şehirleri beslemek imkânsızdı. Bu tez ana hatlarıyla doğru görünüyor. Açıkçası kanımızca Rusya’nın köylü sorunu sistemden bağımsız olarak bir toprak/işgücü oranı sorunuydu. İkinci Serfliğe bu oranın yüksekliği yol açmıştı. Araziler genişti ve toprak bol faktördü. İşgücü kıt idi. Bu durumda tarımda reel ücretlerin yükselmesi ve toprak sahibi soyluların arazilerinde çalışacak köylü bulabilmek için birbirleriyle yarışmaları kaçınılmazdı. Çözüm olarak Çarlık toprak sahibi aristokrasiyle el ele 200 yıla yayılan bir sürede –1500-1700 arası- çeşitli kararnamelerle Rus köylüsünü serfleştirdi. Üç asırdan fazla bir süre geçtikten sonra tam tersine işgücünün toprağa göre fazla bol olması sorun olmuştu. Serfliğin 1861’de sona erdirilmesi toprak/işgücü oranındaki eğilimi tersine çevirmeye yetmedi. Stolypin’in başarısız reformu tarımı piyasaya açarak büyük kapitalist çiftlikler yaratıp hem ölçek sorununu hem de fazla nüfus sorununu çözmeye yöneliktir.</p>
<p>Veya mühendislere bakılabilir. Almanya’da mühendis mesleğinin oluşumu <em>Ingenieur </em>teriminin yapılan işin mahiyetine referans verdiği, mezun olunan okula ise gönderme yapmadığı bir bağlamda gerçekleşmiştir. 1850 civarında mühendis doğrudan doğruya sanayide çalışan teknik eleman anlamına geliyordu ve Fransa’nın aksine devlet mühendisliğiyle ilgisi yoktu. Üstelik mühendisin yol, köprü, kanal ve suyolu yapımı ve askerlik ile de ilgisi yoktu. Alman mühendisi özel mülkiyet ve özel ellerde biriken sanayi sermayesinin içine doğmuştu. İngiltere uzun süre dünyada lider ülke, “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” olduğu halde Britanya’da mühendislerin konumu ve eğitimi sürekli tartışma konusu olmuştur. Bu durumun bir nedeni İngiliz kapitalizminin uzun süre gelişmelere ancak kıyıda köşede kalan zoraki bir uyum sağlaması, küçük işletmelere ve aile işletmeleri biçiminin tekelci kapitalizm ve <em>managerial</em> (yönetsel) kapitalizm çağında bile yaygın olmalarıdır. Bunun sonucunda mühendislerin firma yönetimleri için kenarda kalan bir unsur olarak görülmeleri süregelmiş, mühendisler asla bir teknokratik elit kimliğine kavuşamamıştır. Britanya’da sanayinin erken gelişimine rağmen küçük ölçekli endüstriyel işletmelerin yaygınlığı nedeniyle İngiliz mühendislerinin adeta bir “yan sanayi mühendisi” kimliğinden çıkamamaları olgusu başlı başına ilginç sayılabilir. İngiliz mühendisleri bu nedenlerden dolayı beyaz yakalı olsalar bile daima daha geniş tanımlı teknik elemanlar/teknik işçiler kategorisinin içinde veya ona yakın olarak algılanmışlardır. Bu durum İngiltere’de mühendislerin kendilerini işçilere yakın, neredeyse mavi yakalı olarak görmelerine yol açmış olabilir.</p>
<p>Coğrafya farklı, kültür farklı, iş yapma becerisi farklı, siyaset farklı, ekonomik kaynaklar farklı, mühendislik bile farklı iken genel geçer tanımların yararına inanmak güç görünüyor. Bu farklar kapitalizm (veya sosyalizm) etiketi ne derse desin çok önemli sonuçlar doğurmuştur.</p>
<p><strong> </strong></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/kapitalizmin-turleri-89567</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kapitalizmin türleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankara-paradoksu-ve-turkiyenin-sanayi-gucu-nerede-birikiyor-89566</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 07:55:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ankara Paradoksu ve Türkiye’nin sanayi gücü nerede birikiyor?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>TÜRKİYE ÜRETİYOR, PEKİ NEYİ BİRİKTİRİYOR? (1)</strong></p>
<p><strong>AYŞEGÜL ÇELİK - </strong><strong>Ankara Sanayi Odası Genel Sekreter Danışmanı</strong></p>
<p>Türkiye’de ihracat 2026’nın ikinci yarısında güçlü seyrini sürdürürken imalatın temel göstergeleri aynı ölçüde olumlu bir tablo çizmiyor. Ağustos itibarıyla yıllıklandırılmış mal ihracatı 280,3 milyar dolarla tarihî zirveye ulaştı. Buna karşılık sanayi üretimi temmuzda yıllık yüzde 0,3 gerilerken, İSO Türkiye İmalat PMI ağustosta 48,1 ile 50 eşik değerinin altında kaldı. Bu tablo sanayicinin sıkça dile getirdiği ‘İhracat yapıyoruz, peki neden kasada para kalmıyor?’ sorusunu yeniden gündeme getiriyor.</p>
<p>İmalat sanayisinin millî gelir içindeki payı 2021’de yüzde 22,2 iken 2025’te yüzde 15,6’ya geriledi. İmalatın ekonomideki ağırlığının azaldığı açık. Fakat buradan doğrudan “Türkiye sanayi gücünü kaybediyor” sonucuna varmak kolay değil.</p>
<p>Çünkü bir ülke sanayisizleşirken zenginleşebilir de yoksullaşabilir de. Gelişmiş ekonomilerde yazılım, mühendislik, tasarım, Ar-Ge, test, lojistik ve bakım gibi faaliyetler uzman şirketlere taşındıkça istatistiklerde hizmetlerin payı büyüdü. Fabrika istihdamı azalırken üretim sistemi daha bilgi yoğun hale gelebildi.</p>
<p>ABD aynı ülke içinde bu iki farklı sonucu gösteriyor. Detroit’te otomotiv sanayiinin gerilemesi fabrika kapanışları, nüfus kaybı ve uzun süreli ekonomik aşınma yarattı. Buna karşılık Boston, Seattle ve San Francisco Körfez Bölgesi gibi merkezlerde biyoteknoloji, havacılık, yazılım, mühendislik ve Ar-Ge yeni bir ekonomik güç oluşturdu.</p>
<p>Türkiye açısından kritik soru da burada başlıyor. Sanayide kaybedilen üretim ve istihdam nereye gidiyor? Perakende, konaklama ve düşük verimlilikli hizmetlere mi, yoksa yazılım, mühendislik, tasarım, test ve teknoloji gibi üretimi daha verimli hale getiren alanlara mı?</p>
<p>Dolayısıyla mesele yalnız imalatın payının düşmesi değil. Üretim gücü nerede birikiyor, kim kontrol ediyor ve oluşan bilgi ekonominin geri kalanına nasıl yayılıyor? Bu yazı dizisinde üç sorunun peşinden gideceğim. Türkiye’nin sanayi gücü hangi işlevlerde birikiyor? Ürünü, teknolojiyi, standardı ve pazarı kim kontrol ediyor? Oluşan bilgi geniş üretici tabanına ne kadar yayılıyor?</p>
<p>Bu soruların ilk karşılığını Türkiye’nin son yirmi yılda değişen ihracat yapısında görmek mümkün. Türkiye’nin toplam mal ihracatı 2002’de 36,1 milyar dolardan 2025’te 273,4 milyar dolara çıktı. Otomotiv 2025’te 41,5 milyar dolar, kimya 31,9 milyar dolar, elektrik-elektronik 17,7 milyar dolar, hazır giyim 16,8 milyar dolar ihracata ulaştı. Makine ihracatı MAİB’in geniş tanımıyla 28,7 milyar dolara, savunma-havacılık ise 10,05 milyar dolara çıktı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acde44f21432-1791878223.png" alt="" width="720" height="334" /></p>
<p>Rakamlar ihracat kapasitesinin büyüdüğünü gösteriyor. Fakat hacmin büyümesi ile teknoloji, tasarım ve karar gücünün içeride birikmesi aynı şey değil.</p>
<p>Savunma-havacılık bu açıdan farklı bir örnek. Sektörün ihracatı 2002’den 2025’e yaklaşık 40 kat artarken proje sayısı 62’den 1.400’ün üzerine çıktı. İhale süreci devam eden projeler de dahil edildiğinde proje hacmi 100 milyar doların üzerine ulaştı. Özgün tasarım, yerlileştirme, Ar-Ge ve kritik teknolojiler uzun yıllardır politika hedeflerinin parçası. Bu nedenle savunmadaki büyüme yalnız daha fazla ihracat değil, tasarım, teknoloji geliştirme ve sistem entegrasyonunda birikmiş bir kapasiteye de işaret ediyor.</p>
<p>Asıl ayrım, hangi sektörlerde yalnız üretim ölçeğini büyüttüğümüz, hangilerinde ürünü geliştirme ve yönlendirme kapasitesini de içeride biriktirdiğimiz.</p>
<p>Bu sorunun Türkiye’deki en ilginç örneklerinden biri Ankara. Temmuz 2026’da Ankara Sanayi Odası tarafından yayımlanan <em>Sanayisizleşme Bağlamında Ankara Paradoksu</em> çalışmamda geliştirdiğim “Ankara Paradoksu” kavramı bu farklılaşmayı anlatıyor. Ankara, Bursa veya Kocaeli kadar yoğun bir klasik imalat merkezi değil. Buna karşılık savunma-havacılık, elektronik, yazılım, mühendislik, test-doğrulama ve sistem entegrasyonu gibi bilgi yoğun üretim işlevlerinde ayrışıyor. Çalışmanın bulguları, Ankara’nın imalat ağırlığının zaman içinde Türkiye ortalamasına yaklaştığını ve özellikle 2018 sonrasında kentin kendi rekabet dinamiklerinin güçlendiğini gösteriyor.</p>
<p>Fakat Ankara Paradoksu’nun asıl sorusu ileri teknoloji kapasitesinin var olup olmadığı değil, bu kapasitenin ne kadar yayıldığı. Ana yüklenicilerde, teknoloji firmalarında ve üretim kümelerinde biriken mühendislik ve Ar-Ge bilgisi daha geniş KOBİ tabanının yaptığı işi değiştiriyor mu? Bir tedarikçi yalnız daha fazla parça mı üretiyor, yoksa zaman içinde tasarım, test ve ürün geliştirme sorumluluğu da üstlenebiliyor mu?</p>
<p><strong>Hangi sektör neyi biriktirdi?</strong></p>
<p>Türkiye son otuz yılda güçlü ve esnek bir üretim altyapısı kurdu. Ancak verilen şartnameye göre üretim yapmakla ürünün tasarımına katılmak, kendi çözümünü geliştirmek ya da test-doğrulama sorumluluğu üstlenmek aynı şey değil. Tasarım ve sistem mimarisi ana firmada kaldığında yerli tedarikçinin karar gücü sınırlı kalabiliyor.</p>
<p>Sektörler de aynı hikâyeyi anlatmıyor. Hazır giyim maliyet baskısıyla gerileyen geleneksel modeli, otomotiv ölçek ve küresel zincirlere entegrasyonu, kimya yüksek hacme rağmen süren girdi bağımlılığını, elektrik-elektronik teknolojiye geçişi, makine mühendislik ve sermaye malı kapasitesini, savunma-havacılık ise tasarım ve sistem entegrasyonunun daha fazla içeride tutulabildiği bir modeli gösteriyor.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acde48ab193d-1791878282.jpeg" alt="" width="720" height="549" /></p>
<p>Tablo sektörleri “başarılı” ve “başarısız” diye ayırmıyor. Otomotivde ölçek ve tedarik gücü, makinede mühendislik, hazır giyimde hız ve esneklik, savunmada ise tasarım ve sistem entegrasyonu öne çıkıyor. Dolayısıyla üretim üzerindeki hareket alanımızı yalnız ne ürettiğimiz değil, kime sattığımız da belirliyor.</p>
<p><strong>Savunma sanayii kalkınmanın motoru olabilir mi?</strong></p>
<p>Savunma sanayiindeki birikimin kalkınma açısından asıl önemi, ekonominin geri kalanına ne ölçüde yayıldığında ortaya çıkıyor. Bir ana yükleniciyle çalışan KOBİ yalnız daha fazla sipariş mi alıyor, yoksa tasarım ve mühendislik yeteneği de kazanıyor mu? Savunmada gelişen yazılım, elektronik, sensör ve ileri malzeme bilgisi otomotive, makineye, sağlık teknolojilerine ve enerjiye taşınabiliyor mu?</p>
<p>Bu nedenle savunma sanayiindeki birikimi değerlendirirken yalnız ihracata ve proje büyüklüğüne değil, başka firmaların yaptığı işi ne ölçüde değiştirdiğine de bakmak gerekiyor.</p>
<p>Bir sonraki yazıda sorunun istihdam tarafına geçeceğim: Üretim sistemi dönüşürken Türkiye’de hangi işler kalıyor, çalışanların yaptığı iş ne kadar değişiyor ve sanayide azalan istihdamın yerine hangi tür faaliyetler geliyor?</p>
<p><strong>Editöre kaynak notu</strong></p>
<p>Yazıda kullanılan güncel makro göstergeler ve sektörel veriler resmî kurumlar ile ilgili ihracatçı birliklerinin yayımladığı son verilerden derlenmiştir.</p>
<ul>
<li><strong>Ticaret Bakanlığı, Ağustos 2026 Dış Ticaret Verileri:</strong> Ağustos 2026 itibarıyla yıllıklandırılmış mal ihracatı 280,3 milyar dolar ile tarihî yüksek seviyeye ulaştı.</li>
<li><strong>TÜİK, Sanayi Üretim Endeksi, Temmuz 2026:</strong> Sanayi üretimi yıllık yüzde 0,3 azaldı.</li>
<li><strong>İstanbul Sanayi Odası, Türkiye İmalat PMI, Ağustos 2026:</strong> Manşet PMI 48,1 olarak gerçekleşti ve 50 eşik değerinin altında kaldı.</li>
<li><strong>TİM, 2025 İhracat Sonuçları:</strong> Türkiye’nin 2025 mal ihracatı 273,4 milyar dolar. Otomotiv 41,5 milyar dolar, kimya 31,9 milyar dolar, elektrik-elektronik 17,7 milyar dolar ihracat gerçekleştirdi.</li>
<li><strong>OİB, Otomotiv Endüstrisi 2025:</strong> Otomotiv ihracatı 41,5 milyar dolar. AB ülkelerinin sektör ihracatındaki payı yüzde 72,5.</li>
<li><strong>İHKİB, 2025 Hazır Giyim ve Konfeksiyon Verileri:</strong> Sektör 2025’i yaklaşık 16,8 milyar dolar ihracatla tamamladı.</li>
<li><strong>MAİB, Makine Sektörü 2025:</strong> MAİB’in geniş/konsolide sektör tanımıyla makine ihracatı 2025’te 28,7 milyar dolar. Sektör ihracatının yüzde 60’tan fazlası Avrupa ve ABD’ye yapılıyor. Bu veri, TİM’in daha dar “Makine ve Aksamları” sınıflamasıyla bire bir karşılaştırılmamalıdır.</li>
<li><strong>SSB, Sayılarla Türk Savunma Sanayii:</strong> Savunma ve havacılık ihracatı 2002’de 248 milyon dolardan 2025’te 10,054 milyar dolara yükseldi. Savunma proje sayısı 62’den 1.400’ün üzerine çıktı. İhale süreci devam eden projeler dahil edildiğinde proje hacmi 100 milyar doların üzerinde.</li>
<li><strong>Ankara Sanayi Odası:</strong> Ayşegül Çelik, <em>Sanayisizleşme Bağlamında Ankara Paradoksu: Düşük Yoğunlukta Yüksek Katma Değer, Fonksiyonel Derinleşme ve Bölgesel Rekabet Dinamikleri</em>, Temmuz 2026.</li>
<li><strong>OECD, Regions in Industrial Transition 2023:</strong> ABD Rust Belt örneği ve sanayi gerilemesinin bölgesel istihdam, verimlilik ve refah üzerindeki farklılaşan etkileri için kullanılmıştır.</li>
<li><strong>OECD, Services in Global Value Chains:</strong> İmalat ile hizmetlerin giderek iç içe geçtiği, Ar-Ge, mühendislik, lojistik, yazılım, pazarlama ve benzeri hizmet işlevlerinin imalat üretiminde önemli pay taşıdığı yaklaşımının kaynağıdır. OECD’nin 2026 çalışması da imalat ihracatında tasarım, yazılım, Ar-Ge, lojistik ve diğer iş hizmetlerinin artan rolünü doğrulamaktadır.</li>
</ul>
<p><strong>Not:</strong> “Güçlü taraf”, “eksik kontrol gücü” ve “risk” başlıkları doğrudan resmî istatistik kategorileri değildir. Bunlar yukarıdaki sektörel veriler, pazar yapısı ve değer zinciri ilişkileri üzerinden yazar tarafından yapılan analitik sınıflandırmadır.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ankara-paradoksu-ve-turkiyenin-sanayi-gucu-nerede-birikiyor-89566</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ankara Paradoksu ve Türkiye’nin sanayi gücü nerede birikiyor? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sinirli-sakinleme-firsat-dusunceleri-89565</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 07:51:00 +03:00</pubDate>
            <title> Sınırlı sakinleme, fırsat düşünceleri</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Küresel tahvil faizleri, jeopolitik gerginliklerin daha geniş coğrafyalara yayılma ihtimali, yeniden ayarlanan politika faizleri, kuvvetli Amerikan doları, zayıf EURUSD çaprazı, yüksek emtia grubu fiyatlamaları ve marjlar, yaklaşan ara seçimler ve 2026’yı tamamlamaya 2 kala.</p>
<p>Tüm bunlar, global cephedeki fiyatlama hikayesinin özeti ve bir kenarından mutlaka bize yansıması olacak başlıklar.</p>
<p>Geride kalan haftada ABD tahvil faizlerinde sınırlı sakinleme ve bir miktar petrol fiyatlamalarının $105 bölgesi üzerine gitmekte imtina ettiği tablo takip edildi. ABD’de endeksler, teknoloji temasının etrafındaki salınımını devam ettirirken, yaklaşan bilanço dönemi işlemleri ve Fed’in ardından yeniden şekillenen beklentiler yatırımcılar açısından odak noktaları olarak karşımıza çıkıyor. Ara seçimler öncesi Başkan Trump’ın akaryakıt maliyetlerini aşağı çekme çabası, Rusya’dan dizel ihracatına geri dönüş ve Ukrayna ile sınırlı enerji barışı şeklinde yansımalara imkân tanıyor. Yeni haftanın başlangıcında bir miktar vadeli petrol kontratlarında fiyat seviyeleri gerilemiş durumda. Yakından izlenen dizel ve benzin marjları ise Eylül ortasındaki zirvelerinden $20 civarı çekilmiş vaziyette. Sınırlı iyimserliği gölgelen tek şey ise, Orta Doğu’daki gerginliğin Suudi Arabistan’a yayılma ihtimali üzerine emarelerin oluşması ve Husilerin havalimanlarına saldırıları. Traderlar ‘şimdilik’ gün sonunda Hürmüz’den toplam petrol akışına ve bunun arz-talep dengesini nasıl yönlendireceğine odaklanmış durumdalar.</p>
<p>Dışarısı için konuştuklarımız kuşkusuz temkin gerektiren koşullar. Yüksek ABD faizleri dünyanın geri kalanı için benchmark özelliği taşıdığından gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde risk primleri ve faiz hadlerinin de yeniden ayarlanmasına yönelik mecburiyet doğuruyor. Bu da ülkelerin kendilerine has hikayelerinden dış koşulların zorunluluğu kaynaklı ayrışmasını getiriyor. O nedenle, kısa-orta vadeli beklenti ve planlamaları yaparken bir miktar iskonto eklemekte fayda var.</p>
<p>İçeride ise üst kısımdaki başlıklardan ayrışmış bir akış içerisinde ilerliyoruz. Fon krizinin yansımaları; BIST için azalan işlem hacmi, daha temkinli yatırımcı yaklaşımı, tahvil faizlerinde dışarının da etkisiyle bir miktar yükseliş, farklı varlık sınıflarında yabancı çıkışı ve TCMB’ye yönelik faiz indirim beklentilerinin likidite desteği ve ek sıkılaşma oluşan finansal koşulları gevşetme ihtiyacı düşüncesiyle yeniden belirmesi olarak şekilleniyor. Yakın zaman içerisinde başlayacak 3Ç finansallarına yönelik şirketlerle yaptığımız görüşmelere her zamanki gibi bankacılık sektörü ile başladık. İlk izlenimlerimiz, BDDK aylık verilerinin işaret ettiği tabloya paralel bir görüntü. Bankalar, marj genişlemesinde kendi içlerinde ayrışacak gibi görünüyor. Mevduat ve kredi tarafı ise çoğunlukla paralel. Elbette farklılaşma var. Henüz sanayi kesimine bu yazının kaleme alındığı Pazartesi günü itibarıyla çok fazla temas edemedik. Ancak, kendimizde oluşturduğumuz ön düşünceler, iç tüketimde 3Ç ve 4Ç finansallarında ivme kaybı görebileceğimiz. Bunu, makroda oluşan farklı veriler eşliğinde oluşturduğumuzu belirtelim. Haber akışının sakinlemesi, fon tarafındaki ödemelerin genişlemesi, bilanço beklentileri ile biraz daha finansalları ve temel analizi sınırlı da olsa konuşmaya başlayacak olmamız gibi durumlar, sınırlı iyimserlik ve ana hikâyeye dönüş ihtimalini desteklediğinden gelinen fiyat seviyeleri de dikkate alındığında kısmen fırsat pencerelerinin dikkate alınması fikrini öne çıkarıyor.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/sinirli-sakinleme-firsat-dusunceleri-89565</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Sınırlı sakinleme, fırsat düşünceleri ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracatin-anahtari-nedir-89564</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 07:50:00 +03:00</pubDate>
            <title> İhracatın anahtarı nedir?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Herhalde en çok karşılaştığım sorulardan en önde gideni budur.</p>
<p>Bu da tek bir cevabı olmayan bir sorudur dersem, pek yanlış olmaz.</p>
<p>Bu soruyu soran pek çok muhatabıma cevap vermeden önce sorduğum soru da genellikle aynıdır.</p>
<p>“<strong>Siz sağlığınızı korumaya çalışırsınız değil mi</strong>?”</p>
<p>Bu soruya “hayır” cevabı verene hiç rastlamadım.</p>
<p><strong>İşletmenin</strong> sağlığı ile <strong>insan</strong> sağlığı <strong>arasında</strong> <strong>benzetmeler yaparak cevap</strong> vermeye çalışayım.</p>
<p><strong>İnsan sağlığı için</strong> değişik besinler almak gerekir ki sağlıklı ve dayanıklı bir bünyemiz olabilsin.</p>
<p>İnsan bedeni için, protein, vitamin, mineral diye başlayıp bir hayli uzatabileceğimiz bir ihtiyaç listesi yapabiliriz. İnsan bedeni, akıl almaz bir düzen içerisinde kendi kendini yönetiyor.</p>
<p>Ancak bünyesini tartıp, onun <strong>ihtiyaçlarına göre beslenen</strong> kişiler ile gelişi güzel beslenenlerin sağlıkları arasındaki fark tartışılmaz biçimde <strong>kendisini belli eder</strong>.</p>
<p>Hele bir de dengeli beslenmenin üzerine, yaşına ve bedenine uygun <strong>spor yapanların farkını</strong> hemen <strong>görürüz</strong>.</p>
<p><strong>İşletme için</strong> ise tüm ihtiyaçları düşünen, kaynakları temin eden ve bunları gereken noktalara tahsis eden <strong>bir yönetici</strong> gerekiyor.</p>
<p>İşletme için gereken besinler ise, finansman ve fiziksel kaynaklar, insan kaynakları, bilgi ve beceri bilgisi (know-how) ile çevre ve çevre ile kurulan ilişkilerdir.</p>
<p>Paranızı kullanarak, <strong>üretim birimi</strong> kuruyorsunuz, üretimi gerçekleştirecek <strong>insan kaynaklarını</strong> temin ediyorsunuz, gereken <strong>bilgi ve beceri bilgisini</strong> (Know-How) kullanıp, mal veya hizmet <strong>üretiyorsunuz</strong>. Sonunda da ürününüzü <strong>pazarlamaya çıkıyorsunuz</strong> ve ihracat bu son noktada, ürününüzü pazarlamak için gereken, çevre yaratmak ve çevre ile ilişki kurmak bölümünde devreye giriyor.</p>
<p>Gelelim sağlıklı bir kişi ile benzetmeye.</p>
<p>Gereken <strong>kaynakları</strong>, içerisinde bulunduğu şartlara <strong>en uygun</strong> bir biçimde <strong>temin eden yönetici</strong>, bünyesini tartıp, onun ihtiyaçlarına göre beslenen kişilere benzer.</p>
<p>Her ikisi de <strong>sağlıklı sonuçlar</strong> elde etmeye çalışan kişilerdir.</p>
<p><strong>İhracata kalkışan yönetici ise spor yapan kişiye benzer. </strong></p>
<p>Nasıl sağlıklı beslenme kişiyi güçlü kılıp, spor buna katkıda bulunuyorsa, ihracat yapılması da işletmelerin daha sağlıklı olmasına yol açar.</p>
<p>Unutulmaması gereken ise, spor yapmak düz yaşamaktan farklıdır.</p>
<p>Beslenmenizde spor için gerekenleri unutmayıp, ona dikkat etmek gerekir.</p>
<p>Spor yapan, yani <strong>ihracat yapan işletmenin</strong> yöneticisi de, işletmenin geneli için <strong>gereken kaynaklardan</strong> <strong>ihracata pay ayıracaktır</strong>.</p>
<p>Bu kaynak tahsisinde gözetilecek denge de, başarıyı doğrudan etkileyecektir.</p>
<p>Açık söylemek gerekirse, <strong>ihracat</strong> yapabilmek <strong>için para ayırmanız</strong> gerekecektir.</p>
<p>İhracatınızla ilgilenip <strong>onu yönetecek</strong>, kendisine ihracatla ilgili her konuda hesap verilecek ve sonunda kendisinden ihracatın hesabı sorulacak <strong>bir yönetici gereklidir</strong>.</p>
<p>Sadece ihracata bakması gerekmez, başka işleri de olabilir.</p>
<p>Ancak sadece <strong>ihracata</strong> bakmak <strong>için</strong> gereken <strong>zamanı</strong> mutlaka <strong>ayırması gerekecektir</strong>.</p>
<p>Bu kişinin <strong>ihracat için gereken bilgi</strong> ile donatılmış olması <strong>gerektiği</strong> kuşkusuzdur.</p>
<p>Bu niteliklere sahip değilse yetiştirilebilir.</p>
<p>Ancak onun yetiştirilebilmesi için gereken zaman size ne kadar engel olacaktır.</p>
<p><strong>İhracat için gereken çevreyi oluşturmak ise zamanınız alacaktır.</strong></p>
<p>Tüm bunların etkin ve etkili bir biçimde yapılabilmesi için gereken de bir iş planı yapmak, her şeyi yazıya dökmek, başarılabilir ve hayali olmayan hedefler belirlemek, başarıyı veya başarısızlığı ölçebilecek kıstaslar koymaktır.</p>
<p>Hepsini yapabilmek için de ihtiyacınız olan tek şey ise “sabır” ile çalışmak.</p>
<p><strong><em>Not:</em></strong><em> Hafta sonu bir sohbette sözünü ettiğim 2009 tarihli eski bir yazımı yeniden yayınlamak istedim…</em></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ihracatin-anahtari-nedir-89564</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İhracatın anahtarı nedir? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isler-nasil-89563</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 07:49:00 +03:00</pubDate>
            <title> İşler nasıl?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Türkiye’de alım gücü gerilerken, tüketim ve maliyet baskısı artarken şirketler yatırım yapmayı ve büyümeyi sürdürüyor. Restoran zincirlerinden yenilenebilir enerjiye, teknolojiden turizme uzanan örnekler, ekonomideki çelişkili tabloyu gözler önüne seriyor. Peki, işler gerçekten nasıl ve şirketleri zor dönemde yatırıma yönelten ne?</strong></p>
<p>Vahap Munyar hiç durmadan ülkeyi ve dünyayı gezen, fabrikaları adımlayan, toplantıları izleyen, iş insanlarıyla aynı masaya oturup onların hikâyelerini dinleyen bir gazeteci. Türkiye ekonomisini yalnızca rakamlardan, büyüme oranlarından ve enflasyon verilerinden okumuyor; üretim bantlarından, yatırım kararlarından, girişimcilerin hayallerinden ve çalışanların gündelik hayatından da anlamaya çalışıyor. Bence bu tarzıyla türünün tek örneği…</p>
<p>CNBC-e'de Vahap Munyar ile başladığımız <strong>“İşler nasıl?”</strong> podcast serisinin çıkış noktası da buydu. Vahap'ın yazılarına yansıyan şirketleri, girişimcileri ve insan hikâyelerini konuşuyor; ekonominin gerçek durumunu sahadan gelen gözlemlerle anlamaya çalışıyoruz.</p>
<p>İkinci bölüm için hazırlık yaparken haftanın yazılarını yan yana koyduğumuzda ilginç bir tabloyla karşılaştık. Bir tarafta alım gücündeki gerileme, azalan tüketim ve maliyet baskısı var. Diğer tarafta Türkiye'ye gelen uluslararası markalar, şube sayısını artıran restoran zincirleri, üretim kapasitesini büyüten şirketler ve yüz milyonlarca dolarlık yatırım planları…</p>
<p>Peki, gerçekten de işler nasıl? Ekonomi zorlanırken şirketler neden hala yatırım yapıyor?</p>
<p><strong>Kriz herkesi aynı şekilde etkilemiyor</strong></p>
<p>Restoran sektörü, bu çelişkiyi en iyi gösteren alanlardan biri… Tüketicinin dışarıda yemek yeme sıklığının azaldığı, harcamalarını daha dikkatli yaptığı bir dönemde YKT Global, Londra merkezli Burger &amp; Lobster markasını Türkiye'ye getiriyor. Canlı ıstakoz ithalatından izin süreçlerine kadar uzanan zahmetli bir hazırlık, bu yatırımın arkasındaki girişimcilik hikâyesinin yalnızca bir parçası…</p>
<p>Yine Vahap'tan öğrendim; "Dürümle" markasıyla da büyüme alanını genişleten Tavuk Dünyası 500'ü aşkın restoranı, 25,5 milyar liralık cirosu ve 58 milyon müşterisiyle ölçeğini büyütmeye devam ediyor. Şirketin hikâyesinde yalnızca restoran açmak yok. Gebze'deki 20,5 milyon dolarlık fabrika yatırımı; üretim, lojistik ve tedarik zincirinin rekabet gücü açısından önemini gösteriyor.</p>
<p>Bu noktada mesele, tüketicinin ne kadar harcayabildiği kadar şirketlerin bu koşullarda nasıl verimli çalışabildiği... Franchise sistemi, merkezi üretim, soğuk zincir ve operasyonel verimlilik, büyümenin görünmeyen altyapısını oluşturuyor.</p>
<p>Artuk Yakut'un yatırımcı ve girişimci arasındaki duygusal yaklaşım farkına ilişkin değerlendirmesi de bu hikâyenin başka bir boyutunu ortaya koyuyor. Yatırım kararı hesap kitap gerektirirken girişimciliğin arkasında çoğu zaman inanç, heyecan ve risk alma isteği bulunuyor.</p>
<p><strong>Yatırımın sırrı yalnızca sermaye değil</strong></p>
<p>Türkiye'deki yatırım iştahını anlamak için şirketlerin büyüme rakamlarının arkasına da bakmak gerekiyor. Vahap'ın verdiği İstanbul Holding örneği, bu açıdan dikkat çekici. Yaklaşık 100 iş insanının bir araya gelmesiyle başlayan yapı, bugün 250'den fazla şirketi ve 15 bini aşkın çalışanı kapsayan bir ağa dönüşmüş durumda. Holdingin jeotermal sera yatırımı planı, sermayenin bir araya getirildiğinde nasıl yeni yatırım alanları yaratabileceğini gösteriyor.</p>
<p>Hedeflenen 1 milyon metrekarelik üretim alanı ve 500 milyon dolara kadar ulaşabilecek yatırım büyüklüğü, tarımın da artık geleneksel yöntemlerin ötesinde, teknoloji ve ölçek ekonomisiyle ele alındığını ortaya koyuyor.</p>
<p>Bu modelin önemi, finansmana erişimin zorlaştığı bir dönemde daha da artıyor. Her şirketin tek başına üstlenmekte zorlanabileceği yatırımlar, ortak sermaye ve iş birliğiyle mümkün hale gelebiliyor.</p>
<p>Şirketlerin insan kaynağına yaklaşımı da benzer biçimde değişiyor. Tavuk Dünyası'nın haftada iki gün izin uygulamasının çalışan devir hızını düşürdüğüne ilişkin açıklaması, iş gücü maliyetlerinin yükseldiği bir dönemde çalışma koşullarının da rekabet avantajına dönüşebileceğini gösteriyor. Ücret kadar çalışanı elde tutmak, verimliliği artırmak ve kurumsal bağlılık yaratmak da önem kazanıyor.</p>
<p><strong>Türkiye'nin yatırım hikâyesi değişiyor</strong></p>
<p>Yatırım gündemi yalnızca yerli şirketlerle sınırlı değil.</p>
<p>Nordex'in Türkiye'deki üretim yapılanması ve Aliağa için açıkladığı 70 milyon Euro’luk yatırım, ülkenin küresel üretim zincirindeki potansiyelini hatırlatıyor. Menemen'deki kanat ve kule üretimi, Türkiye'nin yalnızca bir pazar değil, uluslararası şirketler için bir üretim üssü olabileceğini gösteren örneklerden biri.</p>
<p>Yine Vahap'ın köşesinde yer alan Citi Türkiye Genel Müdürü Emre Karter'in New York'taki Türkiye Yatırım Konferansı'ndaki değerlendirmeleri de bu tartışmayla örtüşüyor. Türkiye'nin coğrafi konumunu üretim, lojistik ve bölgesel etki gücüyle birleştirmesi gerekiyor. Ancak yatırımcıların ilgisini kalıcı sermayeye dönüştürmek için öngörülebilirlik, finansmana erişim ve rekabetçi maliyetler de belirleyici.</p>
<p>Uber'in Türkiye'ye 500 milyon dolara kadar yatırım planı açıklaması ise teknoloji boyutunu öne çıkarıyor. Trendyol Go ve GetirYemek satın almalarının ardından şirketin teknoloji merkezi, mühendislik kapasitesi ve organik büyüme hedefleri, Türkiye'nin yalnızca tüketici pazarı olarak görülmediğine işaret ediyor.</p>
<p>Batu Aksoy'un ABD'deki gayrimenkul yatırımlarını büyütmesi, Türk Telekom ile ASELSAN'ın Malatya'da yerli telefon projesi üzerinde çalışması da sermayenin ve girişimciliğin farklı yönlere uzandığını gösteriyor.</p>
<p><strong>Turizmde büyümenin ötesine geçmek</strong></p>
<p>İş dünyasının hikâyeleri yalnızca yeni yatırımlardan ibaret değil. Bir süre önce kaybettiğimiz Naile Göçen Çukurova'nın Kuşadası'ndaki eski tabakhaneleri restore ederek müze, sanat galerisi ve yaşam alanlarına dönüştürmesi, turizmde değer yaratmanın başka bir yolunu anlatıyor. Eğitim ve sanata verdiği destekle de hatırlanan Çukurova'nın yaklaşımı, turizmin yalnızca otel, oda sayısı ve doluluk oranından ibaret olmadığını ortaya koyuyor.</p>
<p>Hilal Suerdem'in uzun yıllara dayanan perakende deneyiminin ardından Pastofino ile hızlı makarna alanına girmesi ve iki yılda 300 franchise hedefine yönelmesi de girişimciliğin farklı dönemlerde yeni fırsatlar aramaya devam ettiğini gösteriyor.</p>
<p><strong>İşler gerçekten nasıl?</strong></p>
<p>Vahap Munyar ile CNBC-e'deki <strong>“İşler nasıl?”</strong> podcastinde bütün bu örnekleri tek tek şirket haberleri olarak ele almak yerine aralarındaki ortak eğilimleri anlamaya çalışıyoruz. Kim, hangi koşullarda yatırım yapıyor? Şirketler tüketimdeki daralmaya nasıl uyum sağlıyor? Türkiye hangi alanlarda küresel üretim ve teknoloji merkezi olma fırsatına sahip? Girişimcileri zor dönemlerde harekete geçiren ne?</p>
<p>Bu soruların kolay ve tek cümlelik yanıtları yok. Çünkü ekonomi, aynı anda hem küçülen bir tüketim bütçesini hem büyümeye çalışan şirketleri hem finansman sıkıntısını hem yeni yatırım planlarını barındırabiliyor.</p>
<p>Önemli olan, bu tabloyu tek bir başlık altında düzleştirmemek... Yatırım iştahının sürmesi, ekonomideki sorunların ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Ancak doğru alana odaklanan, ölçek yaratabilen, teknolojiye yatırım yapan ve değişen tüketici davranışlarını okuyabilen şirketlerin zor dönemde de büyüme fırsatları bulabildiğini gösteriyor.</p>
<p>“İşler nasıl?” sorusunun yanıtını da burada, yani fabrikaların içinde, yatırımcıların masasında, girişimcilerin hayallerinde ve çalışanların deneyimlerinde arıyoruz.</p>
<p>Önümüzdeki bölümlerde de Vahap Munyar'ın sahadan taşıdığı başka hikâyeleri <strong>“İşler nasıl?”</strong>da konuşmaya devam edeceğiz. Çünkü bazen Türkiye ekonomisinin nereye gittiğini anlamak için yalnızca göstergelere değil, henüz manşetlere tam olarak yansımamış gelişmelere de bakmak gerekiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/isler-nasil-89563</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İşler nasıl? ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonominin-can-damarinda-son-2-yilin-hasar-raporu-89562</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 07:48:00 +03:00</pubDate>
            <title> Ekonominin can damarında son 2 yılın hasar raporu</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>İmalat sanayiinde son iki yılda reel aktifler yüzde 6,57, özkaynaklar yüzde 17,58 gerilerken borçlar yüzde 5,79 arttı. Net kârda yüzde 63,5’lik kayıp yaşanan sektörde, finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı yüzde 69,13’e yükseldi. Ekonominin motoru, büyümeye rağmen bilanço ve kârlılıkta ağır yara aldı.</strong></p>
<p>Merkez Bankası’nın TÜİK ile birlikte hazırladığı sektör bilançoları verileri üzerinden reel sektörün son iki yılda bilanço ve gelir tablosu cephelerinde nasıl bir performans gösterdiğini incelemeye devam ediyoruz. Bu kez ekonominin motor sektörü olan imalat sanayiindeki gelişmeler üzerine odaklanacağız.</p>
<p>- İmalat sanayii, 2025 yılı verileriyle reel sektörde firma sayısı bakımından yüzde 16.17, çalışan sayısı açısından yüzde 29,07 paya sahip. Reel sektörün toplam aktif büyüklüğünün yüzde 26,66’sı, toplam duran varlıkların yüzde 23,90’ı, toplam özkaynakların yüzde 27,19’u imalat sanayiinde yer alıyor. İmalat sanayii reel sektörün toplam net satışlarında yüzde 26,36, faaliyet kârında yüzde 40,25, net kâda ise yüzde 39,06 paya sahip. Bu haliyle imalat sanayii, reel sektördeki gelişme ve eğilimlerde belirleyici bir role sahip.</p>
<p>- 2025 yılı itibarıyla imalat sanayiinde bilanço esasına göre defter tutan firma sayısı 185 bin 933, bu firmalarda çalışanların sayısı ise 4 milyon 182 bin 241 kişi oldu. Sektörde firma başına ortalama istihdam 22,5 kişi ile 12,2 olan tüm reel sektör ortalamasının 1,8 katı oldu.</p>
<p>- İmalat sanayiinde firma başına ortalama çalışan sayısı büyük işletmelerde 548 kişi orta boy işletmelerde 69,2 kişi, küçük işletmelerde 12,8 kişi, mikro işletmelerde ise 2,2 kişi oldu.</p>
<p>- Sektörde 2023-2025 arasındaki iki yıllık sürede istihdam, firma sayısındaki artışa göre çok daha yavaş arttı. İki yıllık toplam firma sayısı artışı yüzde 9,99’u bulurken, istihdam artışı yüzde 1,16 ile sınırlı kaldı. Buna bağlı olarak firma başına ortalama istihdam yüzde 8,03 oranında azaldı.</p>
<p>- Sektörde faaliyet gösteren büyük ölçekli firma sayısı iki yıl öncesine göre yüzde 7,31 azaldı. Bu işletmelerdeki çalışan sayısı da yüzde 1,97 daraldı. Buna karşın orta boy işletme sayısı iki yılda yüzde 39,27, küçük işletme sayısı yüzde 24,33 arttı. Mikro işletme sayısı ise yüzde 0,63’lük minik bir artışla yerinde saydı.</p>
<p>- Sektörde istihdamın arttığı tek grup orta boy işletmeler oldu. Orta boy işletmelerde çalışan sayısı iki yıllık dönemde yüzde 14,83 artarken istihdam küçük işletmelerde yüzde 5,71, mikro işletmelerde yüzde 14,42 azaldı.</p>
<p>- İki yıllık sürede firma başına ortalama istihdam büyük işletmelerde yüzde 5,76 artarken, orta boy işletmelerde yüzde 17,55, küçük işletmelerde yüzde 24,16 ve mikro işletmelerde yüzde 14,95 gibi ciddi bir düşüş kaydetti.</p>
<p>- İmalat sanayiinde son iki yılda hatırı sayılır bir bilanço erimesi yaşandı. Sektörün aktifleri iki yıl öncesine göre TÜİK’in yılsonu TÜFE değerlerine göre reel olarak yüzde 6.57, duran varlıkları yüzde 13.68, özkaynakları ise yüzde 17,58 küçüldü. Buna karşın sektörün toplam borçları reel olarak yüzde 5,79 büyüdü.</p>
<p>- Firma ölçeklerine göre aktif varlıkları reel olarak büyüyen tek kesim orta boy işletmeler oldu. Orta boy işletmelerin toplam aktifleri, iki yılda reel olarak yüzde 17,66 gibi ciddi bir büyüme kaydetti. Ama bu büyüme esas olarak firma sayısındaki artışa bağlı olarak gerçekleşti. Çünkü orta büyüklükteki işletmelerde de firma başına ortalama aktif büyüklüğü yüzde 15,52 gibi ciddi bir küçülme kaydetti.</p>
<p>- Sektördeki büyük işletmelerin toplam aktifleri reel olarak yüzde 9,80, küçük işletmelerin aktifleri yüzde 17,52 ve mikro işletmelerin aktifleri de yüzde 18.51 eridi. Firma başına ortalama aktiflerdeki reel küçülme büyük işletmelerde yüzde 2.68, küçük işletmelerde yüzde 33,66 ve mikro işletmelerde yüzde 19,02 oldu.</p>
<p>- Tüm ölçeklerde borçların toplam kaynaklar içindeki payı, iki yıl öncesine göre hatırı sayılır ölçüde arttı. Sektör toplamında 2023’te borçların toplam kaynaklar içindeki payı yüzde 47,10 iken 202’te yüzde 50 sınırını aşarak yüzde 53,33’e çıktı. Borçların toplam kaynaklar içindeki payı büyük işletmelerde yüzde 46,72’den yüzde 52,74’e, orta boy işletmelerde yüzde 48,48’den yüzde 54,91’e, küçük işletmelerde yüzde 54.20’den yüzde 61.50’ye ve mikro işletmelerde de yüzde 35,36’dan yüzde 40.43’e çıktı.</p>
<p>- Son iki yılda bilanço ile birlikte sektörün gelir ve kâr performansı da bozuldu. 12 aylık ortalama TÜFE ile hesaplanan reel değişime göre son iki yılda imalat sanayii firmalarının net satışları reel olarak yüzde 11,74 düştü. Kârlardaki düşüş çok daha sert oldu ve sektörün toplam faaliyet kârındaki düşüş yüzde 40,22’yi, net kârındaki düşüş ise yüzde 63,5’ü buldu.</p>
<p>- Firma başına ortalama gelir ve kârdaki düşüş oranları, bunların da üzerine çıktı. Firma başına ortalama net satış gelirleri, iki yılda reel olarak yüzde 19,76, faaliyet kârı yüzde 45,65 ve net kâr yüzde 66,81 düştü.</p>
<p>- Sektördeki büyük işletmelerin net satışları reel olarak yüzde 14,16, faaliyet kârı yüzde 46,28, net kârı yüzde 68,25 küçüldü. Firma başına ortalamalara göre reel düşüş net satış gelirlerinde yüzde 7,39, faaliyet kârında yüzde 42.05 ve net kârda yüzde 65.75 oldu.</p>
<p>- Orta işletmelerde net satış gelirleri reel olarak iki yılda yüzde 10,10 artmış olmasına rağmen faaliyet kârı yüzde 3,92, net kârlar yüzde 34,75 azaldı. Firma başına ortalamalara göre ise net satışlar da dahil olmak üzere reel olarak erime yaşandı. Firma başına ortalama net satışlar, reel olarak yüzde 20.94, faaliyet kârı yüzde 31.01 ve net kâr yüzde 58.74 düştü.</p>
<p>- Küçük işletmelerin net satış gelirleri iki yıl öncesine göre reel olarak yüzde 25,80, faaliyet kârı yüzde 25,85, net kâr ise yüzde 34,91 düştü. Firma başına ortalama net satışlar yüzde 40,32, faaliyet kârı yüzde 40,36 ve net kâr yüzde 51.64 eridi.</p>
<p>- Mikro işletmelerin net satış gelirleri iki yılda yüzde 39,5, faaliyet kârı yüzde 87,31, net kârı ise yüzde 56.12 düştü. Firma başına ortalama net satış gelirlerindeki reel düşüş yüzde 39.88, faaliyet kârındaki düşüş yüzde 87,39 ve net kârdaki düşüş yüzde 63,68 oldu.</p>
<p>- Sektörün toplam finansman giderleri, borçluluk oranındaki artışa rağmen iki yılda reel olarak yüzde 7,68 azaldı. Ancak bu azalma büyük işletmelerin finansman giderlerinde yüzde 17,08’i bulan reel düşüşten kaynaklandı. Oysa orta boy işletmelerin finansman gideri reel olarak yüzde 71,28’lik bir sıçrama gösterirken, küçük işletmelerin finansman gideri reel olarak yüzde 13,43, mikro işletmelerin finansman gideri de yüzde 16,99 arttı.</p>
<p>- Buna bağlı olarak finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı iki yılda ciddi ölçüde yükseldi. Sektör genelinde 2023 yılında yüzde 44,77 olan bu oran, 2025’te yüzde 69,13’e çıktı. Finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı büyük işletmelerde yüzde 47,46’dan yüzde 73,27’ye, orta işletmelerde yüzde 33,74’ten yüzde 60,14’e, küçük işletmelerde yüzde 28,86’dan yüzde 44,15’e fırladı. Mikro işletmelerdeki finansman maliyeti artışı çok daha dramatik oldu. 2023’te faaliyet kârlarının yüzde 41,48’ini faiz giderleri için harcayan mikro işletmeler, 2025 yılında faaliyet kârlarının 3,86 katı kadar faiz ödemesi yapmak zorunda kaldılar.</p>
<p>Veriler son iki yılda imalat sanayii firmalarının bilanço ve gelir tablolarının ciddi yaralar aldığına gösteriyor. Üstelik sektörün bilanço ve gelir performansındaki bu bozulma TÜİK”in hesabına göre imalat sanayiinin söz konusu iki yılda toplam yüzde 3,40 büyümüş olmasına rağmen gerçekleşti.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/ekonominin-can-damarinda-son-2-yilin-hasar-raporu-89562</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin can damarında son 2 yılın hasar raporu ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zeytinde-hasat-sancili-basladi-89561</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 07:43:00 +03:00</pubDate>
            <title> Zeytinde hasat sancılı başladı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Zeytinde rekor üretim beklentisi, artan maliyetler ve düşen alım fiyatlarıyla krize dönüştü. Akhisar’da üreticiler hasadı bir hafta durdururken, sektörde ihracat kısıtlamaları ve desteklerin azaltılması nedeniyle hem üreticinin hem ihracatçının kaybettiği belirtiliyor. Sektör temsilcileri, yeni sezonda fiyat krizinin derinleşmemesi için acil önlem çağrısı yapıyor. </strong></p>
<p>Zeytin hasadı başladı. Hasatla birlikte üretim bölgeleri de hareketlendi. Bir yanda zeytin ve zeytinyağı ile ilgili etkinlikler, şenlikler, hasat törenleri yapılıyor, diğer yanda üretici eylemleri var.</p>
<p>Üretici, gübre, mazot, ilaçlama, budama ve işçilik giderleri artarken zeytin ve zeytinyağı alım fiyatının düştüğünü belirterek firmaların açıkladığı alım fiyatına tepki gösteriyor. Manisa’nın Akhisar ilçesi Zeytinliova’da bir araya gelen üreticiler 1 hafta süreyle zeytin toplamama(hasat etmeme) eylemi başlattı. Üreticiler, Akhisar’da kalitesine göre 1 kilo zeytinin en yüksek 60 liradan, en düşük fiyatın verildiği yağlık zeytin ise 10 liradan alınıyor. Sadece Akhisar’da değil, zeytin üretim bölgelerinin hepsinde alım fiyatlarına büyük tepki var.</p>
<p><strong>Rekolte henüz belli değil</strong></p>
<p>Zeytinde hasat başladı ancak, bu sezon ne kadar zeytin üretileceği henüz belli değil. Rekolte tespiti yapıldıysa da veriler açıklanmadı. Bilinen tek veri, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı, 2026 yılı Bitkisel Üretim 1. Tahmini. Bu tahmine göre, zeytin üretiminde 2025 yılına göre yüzde 55,7 artış olacak. Geçen yıl 2 milyon 450 bin ton olan zeytin üretiminin 2026’da, 3 milyon 814 bin ton olması bekleniyor.<strong> TÜİK</strong>’in açıkladığı bu ilk tahmin gerçekleşirse zeytin üretiminde rekor kırılacak.</p>
<p>Zeytin hasat tekniği, iklim ve zeytin ağaçlarının çeşidine bağlı olarak üretim bir yıl yüksek olduğunda ertesi yıl daha düşük olur. Üretici, ihracatçı üretimin çok olduğu yılı “var yılı”, üretimin az olduğu yılı ise “yok yılı” olarak adlandırıyor. Bu tanımlamaya göre 2026, zeytinde var yılı. Ama ne kadar var bilmiyoruz.</p>
<p>Son 5 yıllık üretim verilerine bakıldığında, üretimdeki dalgalanma görülüyor. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, 2022 yılında zeytin üretimi 2 milyon 976 bin ton olarak gerçekleşirken, 2023 yılında 1 milyon 520 bin ton oldu. 2024 yılında üretim 3 milyon 750 bin tona yükseldi. 2025 yılında 2 milyon 450 bin ton olan üretim, bu yıl yapılan ilk tahmine göre 3 milyon 814 bin ton olacağı öngörülüyor. Ancak bunun ilk tahmin olduğunu belirtmekte yarar var.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acdb7aed8f7d-1791866798.png" alt="" width="689" height="500" /><strong>Sadece ağaç sayısına odaklanınca tüketim ve ihracat unutuldu</strong></p>
<p>Yazılarımı okuyanlar mutlaka hatırlayacaktır. Daha önce defalarca yazdım. Eski Tarım Bakanı Mehdi Eker’in döneminde, 2009 yılında zeytincilikte 5 yıllık bir strateji belirlendi. Bu stratejiye göre; Türkiye, 5 yıl içinde yani 2014 yılına kadar zeytin dikim alanını 1 milyon hektara, zeytin ağacı sayısını 180 milyona, sofralık zeytin üretimini 650 bin tona, yağlık zeytin üretimini 2,5 - 3 milyon tona, zeytinyağı üretimini 750 bin tona, kişi başına zeytinyağı tüketimini 5 litreye çıkaracaktı.</p>
<p>Bu hedefler gerçekleştiğinde, Türkiye, sofralık zeytinde dünyada birinci, zeytinyağında İspanya’dan sonra ikinci büyük üretici olacaktı. Belirlenen bu hedeflere 5 yılda değil ama 11-12 yılda ulaşıldı. Zeytin ağacı sayısı 2025 yılı itibariyle 210 milyon 608 bine ulaştı. Zeytin üretimi 2024’te 3,7 milyon ton oldu. TÜİK’in tahmini tutarsa bu yıl 3,8 milyon tona çıkacak. Sofralık zeytinde Türkiye ilk sıraya yükseldi. Zeytinyağı üretiminde İspanya’dan sonra ikinci ülke olma hedefi de gerçekleşti. Kişi başına zeytinyağı tüketimi 5 litre yerine hala 2 litre civarında.</p>
<p><img style="float: right;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acdb7d72f590-1791866839.png" alt="" width="203" height="271" />Bakanlık bu hedefleri belirlediğinde kendi adımıza gerekli uyarıları yaptık. Üretimi artırmak çok önemli ama üretilen zeytin ve zeytinyağını kime yedireceğiz? İç tüketim ve ihracata yönelik tanıtım çalışmaları yapılması gerektiğini defalarca yazdık, anlattık.</p>
<p>Artan zeytin ve zeytinyağı üretimini doğru değerlendiremezsek bunun başa bela olacağını, üreticiye de ülkeye de zarar vereceğini söyledik. Bunu da kâhin olduğumuz için söylemedik. Geçmişte arz fazlası üretimin nasıl sorun yarattığını gördük yaşadık. Yanlış hatırlamıyorsam 1980’lerin sonu 1990’lı yılların başında zeytinyağı stokları şişmiş, askere mi yedirelim, devlet kurumlarına mı satalım tartışması yapılıyordu.</p>
<p>Türkiye, zeytin ve zeytinyağında dışa bağımlı, ithalatçı bir ülke değil. Dolayısıyla ürettiğiniz ürünü ya içerde tüketeceksiniz ya da ihraç edeceksiniz. İçerde tüketmek için tanıtım, pazarlama çalışmaları yapılmalı, fiyatı uygun olmalı. Bunların hiçbiri yapılmadı. Hep ağaç varlığını artırmakla övünüldü.</p>
<p><strong>Destekler kaldırıldı, ihracat yasaklandı</strong></p>
<p>Düşünebiliyor musunuz, kendinize zeytinyağında İspanya’dan sonra dünya ikinciliği hedefi koymuşsunuz ve bu hedefi de gerçekleştirmişsiniz. Elinizde ciddi miktarda zeytinyağı var. İçerde fiyatlar arttı bahanesi ile ihracatı yasaklıyorsunuz. Geçmişte verilen ihracat desteklerini büyük ölçüde kaldırıyorsunuz. İhracatta ortalama 100 bin ton rakamları yakalanmış ve daha da artırılabilecekken bir yandan Dahilde İşleme Rejimi (DİR) kapsamında ithalat yapılması tartışıldı. Suriye’den yağ getirildi. 2021-2023 döneminde tam 4 kez ihracata yasak, kısıtlama, fon, kota gibi engelleyici uygulamalar getirildi. Şimdi elimizdeki yağı ne yapacağız diye karar kara düşünüyoruz.</p>
<p>Tarım Bakanlığı’nın görüşünü alarak ihracatta yasak kararlarını uygulayan Ticaret Bakanlığı’nın 2026 yılı “Zeytin ve Zeytinyağı Raporu”nda ihracattaki dramatik düşüş şöyle ifade ediliyor:</p>
<p>“Türkiye’nin zeytinyağı ihracat verileri incelendiğinde, 2023–2025 döneminde ihracat miktarı ve değerinde dalgalı bir seyir izlendiği görülmektedir. 2023 yılında yaklaşık 152,4 bin ton zeytinyağı ihracatı karşılığında 733 milyon dolar döviz girdisi elde edilirken, 2024 yılında ihracat miktarı yaklaşık olarak 100,8 bin tona, ihracat değeri ise 649 milyon dolara gerilemiştir. 2025 yılı verileri itibarıyla ise ihracatın 45,4 bin ton seviyesinde gerçekleştiği ve yaklaşık 219 milyon dolarlık gelir sağlandığı görülmektedir. Bu durum, son yıllarda küresel arz-talep dengesi, üretim maliyetleri ve uluslararası fiyat hareketlerinin sektör üzerindeki etkisini ortaya koymaktadır.”</p>
<p>Ticaret Bakanlığı’na göre, 2023-2025 döneminde zeytinyağı ihracatı 733 milyon dolardan 219 milyon dolara düştü. Güncel veriler yani 2025-2026 sezonu hesaba katılınca durumun daha da vahim olduğu görülüyor. İhracat geliri 105 milyon dolara düştü.</p>
<p><strong>Zeytinyağı ihracatı yasaklarla yüzde 60 azaldı</strong></p>
<p>Zeytinde ihracat sezonu 1 Ekim’de, zeytinyağında 1 Kasım’da başlıyor. Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği verilerine göre, sofralık zeytinde 1 Ekim 2024-30 Eylül 2025 tarihlerini kapsayan 2024-2025 sezonunda 100 bin 746 ton ihracat yapılırken, 1 Ekim 2025-30 Eylül 2026 dönemini kapsayan 2025-2026 sezonunda ihracat 89 bin 544 tona düştü. Aynı dönemde ihracat geliri ise 255 milyon 15 bin dolardan, 241 milyon 156 bin dolara geriledi.</p>
<p>2024-2025 sezonunda zeytinin kilosu ortalama 2,53 dolardan ihraç edilirken, 2025-2026 sezonunda ortalama fiyat kilo başına 2,69 dolar oldu.</p>
<p>Zeytinyağı ihracatında ise miktar olarak yüzde 60, değer olarak yüzde 57 düşüş kaydedildi. 1 Kasım 2024- 30 Eylül 2025 döneminde Türkiye’nin toplam zeytinyağı ihracatı 49 bin 159 ton olurken, 1 Kasım 2025-30 Eylül 2026 tarihleri arasında bu ihracat yüzde 60 azalarak 19 bin 707 tona geriledi. 2024-2025 sezonunda ilk 11 ayda 243 milyon 870 bin dolar değerinde zeytinyağı ihracatı yapılırken 2025-2026 sezonunda ilk 11 ayda ihracat tutarı 105 milyon 685 bin dolara düştü. 2024-2025 sezonunda zeytinyağının kilosu ortalama 4,96 dolara ihraç edilirken, 2025-2026 sezonunda ortalama fiyat 5,36 dolar oldu. Kim ne derse desin ihracatın bu kadar düşmesinin iki temel nedeni var birincisi ihracat yasakları, ikincisi desteklerin kaldırılması veya azaltılması.</p>
<p><strong>Yanlış politikaların faturası çok ağır</strong></p>
<p>Üretim arttı, tüketim aynı oranda artmadı. İhracat yasaklarla ve desteklerin kesilmesi ile geriledi. Bu arada zeytin ve zeytinyağına verilen fark ödemesi desteği, prim desteği kaldırıldı. Tüketimin artırılması için hiçbir çalışma yapılmadı. Zeytinyağı adı altında tağşişli ürünler piyasayı sardı. Tarım ve Orman Bakanlığı tağşişli(sahte) ürünleri teşhir ediyor. Listede en çok yer alan ürünlerden birisi zeytinyağı. Bakanlık tağşişli ürünleri teşhir etmekle yetiniyor. Zeytinyağında tağşiş önlense tüketim artar.</p>
<p>Bütün bu yanlış politikaların sonucunda bugün üretici, artan maliyetler karşısında zeytin ve zeytinyağı fiyatının düşük olmasına tepkili. Tüketici, zeytin ve zeytinyağı fiyatının yüksek olması nedeniyle alamamaktan şikâyetçi... Sanayici, artan enerji ve finansman maliyetlerinden şikâyetçi... İhracatçı, yasaklar nedeniyle kaybettiği pazarlarda rekabet edememekten şikâyetçi.</p>
<p><strong>AB’den kota alamazken, Amerika’dan ek vergi cezası</strong></p>
<p>Bütün bunlar yaşanırken, Türkiye’nin güçlü bir lobisi olmadığı için Avrupa Birliği’nden gümrüksüz ihracat kotası alamıyor. Avrupa Birliği'nin (AB) Türkiye'ye verdiği gümrüksüz zeytinyağı ihracat kotası sadece <strong>100 ton</strong> iken, Tunus'a verdiği kota <strong>56 bin 700 ton. Kota neden önemli? Kota kapsamında ihracat yaptığınızda ton başına 1245 Euro vergi vermiyorsunuz. Tunus 56 bin 700 ton zeytinyağını bizden 1245 Euro daha ucuza satıyor. Nasıl rekabet edeceksiniz?</strong></p>
<p>Türkiye’nin en büyük ihracat pazarı Amerika Birleşik Devletleri bundan iki ay önce Türkiye’den zeytin ve zeytinyağı ihracatına yüzde 12,5 oranında ek vergi uygulamaya başladı. Tunus bu vergiden muaf…</p>
<p><strong>İhracatçı uyardı, dinleyen olmadı</strong></p>
<p>Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Başkanı Emre Uygun, geçtiğimiz Nisan ayında birliğin yapılan genel kurul toplantısı sonrasında göreve başlayan yeni yönetim kurulu ile düzenlediği basın toplantısında özetle şu uyarıları yapmıştı:</p>
<p>- “Türkiye, zeytin ve zeytinyağında tarihinin en büyük rekoltelerinden birine hazırlanıyor. Sahadan ve üretim bölgelerinden aldığımız ilk veriler, önümüzdeki sezonda tarihin en güçlü ve en yüksek rekoltelerinden birine şahitlik edeceğimizi net bir şekilde ortaya koymaktadır. Ağaçlarımızdaki verimlilik ve doğa, bizlere muazzam bir ürün bolluğunun müjdesini vermektedir.</p>
<p><strong>Fiyat krizi çıkabilir</strong></p>
<p>- Bu ürün bolluğu, doğru politikalarla yönetilmediği takdirde üretici için bir fiyat krizine, ihracatçı için ise stok yüküne dönüşebilir. Bu devasa rekolteyi katma değere dönüştürebilmemiz için dökme, varilli veya ambalajlı ayrımı yapılmaksızın tüm ihracat kanallarının açık kalması sektörümüzün geleceği için çok önemlidir. İhracatçının önünü görebilmesi ve uluslararası alıcılarla uzun vadeli büyük tonajlı kontratlar imzalayabilmesi için bu güvence hayati önemdedir.</p>
<p><strong>Desteklerin artırılması kritik öneme sahip</strong></p>
<p>- Bolluk döneminde iç piyasada üretici fiyatlarının maliyetlerin altına düşmesini engelleyecek, aynı zamanda dış pazarlarda rekabetçi fiyatlarla agresif bir pazarlama yapmamızı sağlayacak esnek mekanizmalar devreye alınmalıdır. Bununla birlikte, tarlada zorlu şartlar altında üretim yapan çiftçimizin korunması adına zeytin ve zeytinyağına yönelik üretici desteklerinin acilen artırılması da bu sürecin en kritik parçasını oluşturmaktadır.</p>
<p>- Çok güçlü bir rekolteye doğru ilerlerken, göğüslemek zorunda kaldığımız maliyet artışlarını da göz ardı edemeyiz. Enerji, işçilik, sulama, hasat, ambalaj, lojistik ve finansman giderlerindeki durdurulamaz yükseliş; üreticilerimiz, sanayicilerimiz ve ihracatçılarımız üzerinde ağır bir maliyet baskısı oluşturmaktadır. Bu maliyet artışlarının döviz kuru gelişmeleriyle dengelenemediği dönemlerde, ihracatçılarımızın uluslararası pazarlarda rekabetçi fiyat sunabilmesi imkânsız hale gelmektedir.</p>
<p><strong>Öngörülebilir kur politikası şart</strong></p>
<p>- Özellikle önümüzdeki büyük rekolteyi dünyaya pazarlarken rakiplerimizle fiyat savaşına girebilmemiz için öngörülebilir bir kur politikası şarttır. İhracatçının mevcut pazarlarını koruyabilmesi ve yeni rekolteye pazar bulabilmesi için maliyet-kur dengesinin sektörün ihtiyaçları gözetilerek acilen yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>
<p><strong>Can suyu kredisine ihtiyaç var</strong></p>
<p>Üyelerimizden ve sahadan bizlere ulaşan en acil, en yoğun talep finansmana erişimin kolaylaştırılması yönündedir. Üretim ve ihracat süreçlerinde yüksek maliyetlerle karşı karşıya kalan firmalarımızın finansman yükünü hafifletecek, rekabet güçlerini korumalarını sağlayacak destek mekanizmalarının güçlendirilmesi ve döviz dönüşüm desteği gibi can suyu olan uygulamaların artarak devam etmesi en temel beklentimizdir. İhracatçımıza nefes aldıracak bu enstrümanların esnetilmesi ve sektörel ihtiyaçlara göre optimize edilmesi, hem üretim gücümüzün korunmasına hem de ülkemizin döviz arzına çok güçlü bir katkı sağlayacaktır.”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>Neler yapılmalı?</strong></span></p>
<p>Birçok tarım ürününde olduğu gibi zeytin ve zeytinyağında da sorunlar da çözümler de belli. Kısa vadede ve acil olarak atılacak adımlar var, orta ve uzun vadede yapılması gerekenler var. Hasattan çok önce yapılan uyarılar dikkate alınsa bugün fiyat krizi yaşanmayabilirdi.</p>
<p>Artan maliyet karşısında üreticiye zarar ettirmeyecek, para kazandıracak bir fiyat ve alım politikası uygulanmalı.</p>
<p>2024 yılı itibariyle kaldırılan fark ödemesi, prim sistemi etkin bir şekilde uygulanmalı. Hatırlatmakta yarar var, zeytinyağında 1998’de benzer bir kriz yaşandığında ilk kez zeytinyağında litre başına 40 sent prim desteği verilmişti.</p>
<p>İhracattaki kaybı telafi edecek, Türkiye’nin rekabet gücünü artıracak yasaksız, ihracatı desteklerle teşvik edecek dış ticaret politikası uygulanmalı.</p>
<p>Zeytinyağı tüketiminin artması için tüketiciyi koruyacak önlemlerin alınması gerekir.</p>
<p>Üreticinin örgütü olan kooperatif birlikleri Marmarabirlik ve Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği bir an önce alım fiyatlarını açıklamalı. Bu birliklere uygun şartlarda finansman desteği sağlanmalı.</p>
<p>Özetle, zeytin ve zeytinyağında üretimi artırmak için belli hedefler konulurken artan üretimin nasıl değerlendirileceği ile ilgili çalışma yapmak bir yana, destekler azaltılarak, ihracat yasaklanarak büyük bir kriz yaratıldı. Bu krizi atlatmak için acil önlemlere ihtiyaç var. Bu önlemler alınırsa zeytin ve zeytinyağında Türkiye yoluna devam eder. Önlemler alınmazsa korkarım memlekette en büyük zeytin kıyımı olur.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/zeytinde-hasat-sancili-basladi-89561</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/7/3/8/1280x720/zeytin-1786000807.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Zeytinde hasat sancılı başladı ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/varligini-korumasi-icin-amerikanin-ukraynayi-korumasi-gerekiyor-89560</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 07:42:00 +03:00</pubDate>
            <title> Varlığını koruması için Amerika’nın Ukrayna’yı koruması gerekiyor</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Ukrayna savaşında beşinci yıl geride kalırken Putin’in toprak kazanma ve Rusya’nın bölgesel gücünü kabul ettirme hedefinden vazgeçmeye niyeti görünmüyor. Ukrayna’nın savunma kapasitesindeki aşınma ve ABD’nin desteğinin geleceği ise savaşın seyrini belirleyecek kritik başlıklar olarak öne çıkıyor.</strong></p>
<p>Ukrayna’daki savaş beşinci yılını tamamladı. İnsanların bu savaş ne zaman son erecek demeleri artık normal karşılanmakla beraber, maalesef o cepheden iyi bir haber vermek mümkün gözükmüyor. Putin ne kadar sürerse sürsün, savaştan mutlaka galip ayrılmak istiyor. Bu tavrını anlamak mümkün çünkü kendisi tüm vaktini, enerjisini ve hatta geleceğini Ukrayna’yı işgale bağlamış bulunuyor. Sanıyorum hatırlamakta zorluk çekmeyeceksiniz, başlangıçtaki hedefleri daha da kapsamlıydı. Bütün Ukrayna’yı ele geçirecek ve böylece Rusya’nın nüfuz bölgesini de genişletmiş olacaktı. Bu hedefe uygun olarak Ukrayna diye bir ülkenin var olduğu fikrini bile reddediyor, böyle ayrı bir ülke olduğunu benimsemiyordu. Ona göre Ukraynaca diye bir dil de yoktu, bir kısım insan Rusçayı yerel aksanla konuşuyorlardı. Şimdilerde bu fikirler üzerinde durmuyor, Rusya’ya sınırdaş bölgelerde yaşayanların Rus kökenli olduğunu ve bu toprakların Rusya’ya ait olmasının tabii olduğunu ileri sürüyor. Bu hususun özellikle Luhansk bölgesi için geçerli olduğunu savunuyor. Nitekim Rusya’nın işgal ettiği bölgelerde hemen Rus yönetimi tesis etti ve halkın Rusya’da yapılan seçimlere iştirakini bile sağladı. Özetlemek gerekirse, bu yaklaşım aynı soydan insanların aynı yönetim altında, aynı toprakları paylaşması gerektiğini ileri süren demode bir anlayışı temsil ediyor, Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı öncesi Sudetenland ve Avusturya ile ilgili olarak ileri sürdüğü iddiaları çağrıştırıyor.</p>
<p>Putin Ukrayna’dan toprak elde etmek harekâtını Luhansk’a saldırarak başlatmadı. Belirttiğimiz gibi, daha önceki bir tarihte, 2014 yılında, Kırım’ı işgal etmiş ve Batı dünyasından ciddi bir tepki almamıştı. Kırım’ın Rusya için önemli olduğunu herkes kabul ediyordu. Rus donanması Sivastopol’da üslenmişti. Her ne kadar Kırım Bölgesi Ukrayna’ya ait olsa bile, kiralama yoluyla Ruslar özellikle Sivastopol’da hakim konumda bulunuyorlardı. Kendilerini Sovyetlerin devamı olarak gördüklerinden, onların yerleştiği bölgelerde hak iddia edebiliyorlardı. İkinci bir husus vardı. Kırım Rusya’ya ait olmakla birlikte, 1953 gibi yakın bir tarihte Ukrayna’ya armağan edilmişti. Kırım’ın Rusya’ya ait olduğu tezi ileri sürülebilirdi.</p>
<p>Tabii, bütün bu iddiaların ötesinde bir gerçek daha var. Kırım’ın yerleşik nüfusu aslında Tatarlardan oluşmaktadır. Kırım Tatarlarının yarımadaya egemenlikleri Osmanlı dönemine kadar uzanmakta ve Karadeniz’in bir Osmanlı gölü olmasında Kırım Tatarlarının büyük katkısı olduğu bilinmektedir. Bu ahalinin Ruslarla yakınlaşması Osmanlı egemenliğini kırmak isteyen bölge yöneticisi Girayların gayretleriyle olmuş ancak bilahare Rusya Kırım’a tamamen hakim olmuştur. Bununla beraber, Çarlık Rusya’sının yarımadadaki Tatar egemenliğine karşı hoşgörü ile yaklaştığı, Bahçesaray’ın merkez olarak kabul edilmesinde görülmektedir.</p>
<p>Sovyet döneminde Tatarlar, Stalin tarafından güvenilmez bulunmuşlar ve İkinci Dünya Savaşı esnasında Orta Asya’ya sürülmüşlerdir. Bunda şaşılacak bir husus bulunmadığını da ekleyelim. Sovyet ordusundan kaçan Tatar kökenli subay ve erlerin ülkelerini özgürlüğe kavuşturmak için Hitler’in yanında savaştıklarını hatırlayalım. Tatar nüfus Stalin’in ölümünden sonra ülkelerine geri dönmeye başlamış, ancak geri döndüklerinde ülkelerinin artık Ukrayna toprağı olduğunu görmüşlerdir. Rus olmadıkları için Ukrayna onları benimsemiş, parlamentoda temsil edilmelerine olumlu yaklaşmış ve kamu yönetiminde de önemli görevlere getirmiştir. Bu dönemde Türkiye de Ukrayna’ya destek vermiş, Orta Asya’dan dönenlerin yerleşmesi için evler yapmakta yardımcı olmuş, ayrıca bir eğitim okulu açarak bölgedeki öğretmen ihtiyacını karşılamak maksadıyla katkıda bulunmuştur.  </p>
<p>Kırım’a el koymasının tepki görmemesi sanıyorum Putin’in Ukrayna’yı ele geçirme girişimine kalkışmasında etkili olmuştur. Gerçekten de Kırım’ı işgal ettiği zaman Batı sesini pek çıkarmamıştı, şimdi niye çıkarsındı. Böylece Putin Kırım’ın işgali konusunda Batı’nın sessiz kalmasını da doğru yorumlayamamış, eylemini ise Rus halkına Ukrayna yönetimindeki faşistleri temizlemek diye açıklamıştır. Buna ek olarak, NATO mensubu ülkelerin çok iyi anlamaları gereken bir gerekçe de sunmuştu. Sovyetler dağılırken, NATO Ruslara Sovyet egemenliği altında kalmış ülkelerin üye yapılmayacağını ifade etmişti. Bu vaadin ihlal edilmesi bir yana, Ukrayna ve Gürcistan gibi sınırdaş ülkelere dahi üye olabilecekleri söylenerek eskiden verilen sözlerin hiçbir anlam taşımadığı adeta ilan edilmiş oldu. Bu kendisini Birleşik Amerika ile aynı seviyede gören ve Avrupa’nın geleceğinde söz sahibi olduğunu düşünen Rusya için kabul edilmesi mümkün olmayan bir davranıştı. Olaya böyle bakılınca, Putin’in kızgınlığı ve Rus kamuoyunu Ukrayna’ya karşı harekete geçirmesi daha kolay anlaşılır hale geliyor. Rus kamuoyu işin başlangıcında Putin’i tamamen desteklemiş, ancak pahalı bir savaşa girildiği ve Rusya’nın sanıldığı kadar güçlü olmadığı anlaşılınca bu destek azalama yoluna girmiştir.</p>
<p>Bay Putin bölgedeki hakim gücün Rusya olduğunu kabul ettirmek için Ukrayna’da mutlaka bir zafer kazanmak zorunda olduğunu düşünüyor. Dolayısıyla, izlediği siyaseti değiştirmesi ve savaşa son vererek bir barışa yanaşması şu an için imkânsız gözüküyor. Şayet şu an bir barışa yanaşacak olursa, bu kamuoyu tarafından bir yenilgi olarak yorumlanacak ve kendisinin, en iyimser yorumla, siyasetten çekilmesi gerekecektir ki şu an için kendisinin böyle bir düşüncenin sahibi olduğu söylenemez. Bu nedenle kabul edilebilir bulduğu bir zafere kadar savaşmaya devam etmesini bekleyebiliriz. Acaba rüya peşinde mi koşuyor der siniz? Ne de olsa, Ukrayna Rus saldırılarına karşı koyuyor ve saldırıları cevapsız bırakmıyor. Buna karşılık, Ukrayna’nın yavaş yavaş tükenmekte olduğunu da görmezden gelemeyeceğimizi bilmemiz gerekiyor. Özellikle, jet motorlu yeni füzelere karşı Ukrayna hava savunması çaresiz kalmaktadır. Ellerinde bu saldırılarla mücadele edecek hava savunma silahları olmadığı bir yana, genel olarak hava savunma imkânları da neredeyse tükenmiştir. Birçok İHA Kiev’e engelsiz ulaşabiliyor</p>
<p>Bu koşullar altında karşımıza çıkan soru Birleşik Devletler’in Ukrayna savunmasına destek olup olmayacağıdır. Sizlerin de bildiği gibi, daha önceki dönemlerde Başkan Trump Rusya’ya Avrupalı ülkelere kıyasla daha anlayışlı yaklaşmak taraftarıydı. Şu sıralarda fikrini değiştirmiş görünüyor. Bir ihtimal, damadı Jared Kushner ve emlak kralı Steve Wittkopf’un Moskova’dan eli boş dönmüş olmaları tutumunu etkilemiş olabilir. Eğer Ukrayna, Avrupa yanında Amerikan desteğini de almayı başarırsa, Rus saldırılarına karşı koymak için yeterli kaynak edinmiş olacağını söyleyebiliriz. O zaman Bay Putin kararını gözden geçirmek, hatta görevinden ayrılmak mecburiyetinde kalabilir. Demokrasilerden farklı olarak, diktatör konumunda olanları, onun sayesinde mevki sahibi olanlar kolayca bırakmadığı gibi, diktatörlerin kendileri de uzun süren ve onları ezmeyi öngören bir hesap sorma döneminin başlamasından endişe ederler. Dolayısıyla görevlerinden kendi istekleriyle ayrılmaları pek alışılmış değil. Bakalım ne olacak!</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/varligini-korumasi-icin-amerikanin-ukraynayi-korumasi-gerekiyor-89560</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/6/0/1280x720/7467-1791870888.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Varlığını koruması için Amerika’nın Ukrayna’yı koruması gerekiyor ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fan-fin-fon-89559</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 07:41:00 +03:00</pubDate>
            <title> Fan fin fon…</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Fon skandalı patlak verdiğinden bu yana -doğal olarak- ortalık toz duman…</p>
<p>“Nerede bizim paramız” diyen de var, “yatırmasaydın paranı öyle fonlara” diyende…</p>
<p>“Şirkette ödeme yapamadık, bu gidişle yapamayacağız” diyen de var, “biz tedbirliydik bize bir şey olmadı” diyende…</p>
<p>“Ben faiz konusunda hassasım, o yüzden şirket parasını arkadaşlar fona yatırmış” diyen de var, “e baktık, bildik arkadaşlar bizde yatırım yaptık” diyen de..</p>
<p>“Biz de mağduruz” diyen parti yöneticisi de var, “para mühim değil, rencide oldum. Kandırıldık” diyen bakan yardımcısı da…</p>
<p>“Bütün isimleri açıklayacağım” deyip kulağının üstüne yatan muhalefet lideri de var, açıkladığı isim yanlış çıkan milletvekili de…</p>
<p>Yorumculara göre iktidar partisi iki cepheye ayrılmış…</p>
<p>Hemen bütün partililer “Bu mesele bize çok zarar verdi. Daha önceki krizlerden farklı olarak en büyük zararı verdi” diyorlarmış.</p>
<p>Ama izlenecek yol konusunda farklı düşünüyorlarmış. Yöneticiler, “Biz bu krizi zamana yayarak çözebiliriz. Bir anda herkes deşifre olup herkes hesap verecekten ziyade, peyderpey bileti zaman içinde keseriz” diyorlarmış.</p>
<p>Milletvekilleri, il, ilçe yöneticileri, sokakla teması olanlar ise bunun tam tersini söylüyormuş: “Hayır, bu kriz hızla çözülmeli. Rahatsızlık çok büyük... Bunu yavaş yavaş çözelim derseniz vatandaşı tatmin edemezsiniz.”</p>
<p>Başka yorumculara göreyse partinin iki kanadından gelen tepkiler tahmin edilemez de değilmiş, zira onlar "ya çözemezsek sonuçları ne olacak" diye düşünmezler, “nasılsa bir şekilde çözeriz” diye düşünürlermiş.</p>
<p>Fakat asıl mesele, ister hızlı, ister zamana yayarak olsun, bu krizin çözülemez olmasıymış. Çünkü bu krizin asıl niteliği “olabilmiş olması gerçekliği” imiş…</p>
<p>İşte bu karmaşanın ortasında Cumhurbaşkanı Erdoğan (X) hesabından bir paylaşım yaptı:</p>
<p>“Siz önce soyup soğana çevirdiğiniz belediyelerin hesabını vereceksiniz.</p>
<p>Hem şehir şehir, meydan meydan dolaşıp milletin malını çalanlara sahip çıkacaksınız hem bize siyasi etik dersi vermeye kalkacaksınız.</p>
<p>Biz buna müsaade etmeyiz, biz bu rezil siyasete prim vermeyiz.”</p>
<p>Ben bu satırları yazarken paylaşımı açtığımda 3,6 milyon görüntülenme, 17 bin beğeni, 7,4 bin yorum vardı. 10 milyon üyesi olan partide, böyle bir kriz anında yüksek bir destek çıkmıyor olmalıydı ki beğeni sayısı 17 binde kalmıştı. 7,4 bin yorum altında ise (ki neredeyse hepsi olumsuz yorumlardı) 17 binin çok üzerinde beğeni vardı.</p>
<p>Acaba parti kanatlarından “bu kriz hızla çözülmeli. Rahatsızlık çok büyük… Bunu yavaş yavaş çözelim derseniz vatandaşı tatmin edemezsiniz.” diyenler haklı mıydı? Yoksa bizzat bu krizin “olabilmiş olması” her şeyi yerle yeksan mı etmişti? Yahut her iki durum da aynı anda aynı şekilde geçerli miydi?</p>
<p>Bilmiyorum.</p>
<p>Sadece önceki gün yapılan İstanbul 2. Baro seçimlerinin bir işaret olup olmayacağını düşünüyorum.</p>
<p>Malum, İstanbul 2. Baro seçimlerini, TBMM eski Başkanı Mustafa Şentop’un, AK Parti İstanbul İl Başkanı Abdullah Özdemir’in ve MHP’lilerin desteklediği, Akın Gürlek’in avukatı Abdullah Adır’ın da listesinde yer aldığı Ali Kasım Tuna kaybetti.</p>
<p>Milli Görüş kökenli avukatların desteklediği Rıza Saka ise seçimi kazandı.</p>
<p>Ali Kasım Tuna 1016 oy aldı.</p>
<p>Bağımsız İslami grupların ve Milli Görüş kökenli avukatların desteklediği Rıza Saka 1022 oyla baro başkanı seçildi.</p>
<p>Acaba düne kadar AK Parti’yi destekleyen kitleler, örgütler, cemaatler arasında bir kopuş mu yaşanıyor? Bu kopuş, toplumun muhafazakâr kesiminin önemli bir bölümünde karşılık buluyor mu? Yeni arayışlar artık daha mı net? Tahammül eşiği mi aşılmış? Eğer böyleyse AK Parti’nin alternatifi diğer İslami oluşumlar mı? Tıpkı baro seçimindeki gibi DEVA Partisi, Yeniden Refah Partisi ve Saadet Partisi’nin Abdullah Gül’ün akıl hocalığında çıkaracakları bir ortak aday seçimlerin yeni çekim merkezi mi olur? İktidardan kaçan dini bütün vatandaş, çareyi bu yeni ittifakta mı bulur?</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/fan-fin-fon-89559</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Fan fin fon… ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/el-eline-bakmadan-yesil-donusum-89558</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 07:40:00 +03:00</pubDate>
            <title> El eline bakmadan yeşil dönüşüm</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Yeşil dönüşüm, Türkiye için hem yüksek finansman ihtiyacı hem de ihracat pazarlarında rekabet baskısı yaratıyor. Cari açık nedeniyle dış kaynaklara bağımlı olan Türkiye, dönüşümü hızlandırmak için artan borçlanma ihtiyacıyla karşı karşıya kalırken, sürecin yavaşlaması da Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması nedeniyle ihracatı olumsuz etkileyebiliyor.</strong></p>
<p>Tam iki ay olmuş. 13 Ağustos Perşembe günü yayımlanan yazımı “yeşil dönüşüm yüklü yatırım harcaması ve dolayısıyla bir ‘yatırım hamlesi’ gerektiriyor… Dönüp dolaşıp Birleşmiş Milletler Raporu’nda altı çizilen noktaya geliyoruz: Uygun koşullarda ve miktarda finansman nasıl sağlanacak? Devam edeceğim” diye bitirmişim. İki ay olduğuna göre pek de ‘devam etmiş’ sayılmam; ama hazır Antalya’da yapılacak COP31 Konferansı’nın eli kulağında iken, devam faslından kabul edin lütfen bu yazıyı.</p>
<p>Finansman açısından bakıldığında Türkiye’nin en büyük sorunu ne? Büyürken cari işlemler açığı veren bir ülke olduğu için dış borçlanmaya bağımlılığı. İklim değişikliği çerçevesinde yapılacaklar için finansmanla ilgili iki temel sorun var. Birincisi, yeşil dönüşüm sermaye yoğun bir süreç. Ek ithalat demek; dış kaynak (borçlanma) gerektiriyor. Yeşil dönüşümü ne kadar hızlı yapmaya kalkarsanız dış borcunuz kısa sürede o kadar hızlı artacak demek oluyor.</p>
<p>İkinci sorun, ihracat yaptığımız ülkelerin iklim değişikliği uygulamaları ile ilgili. Mesela, ihracatımızın yaklaşık yarıya yakınını Avrupa’ya yapıyoruz. Onların ‘Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM)’ olarak adlandırılan bir uygulamaları var. Ne anlama geliyor? Yeşil dönüşümü ne kadar yavaş yaparsanız SKDM sistemi nedeniyle ihracatınız o kadar olumsuz etkilenecek demek oluyor. Zira karbon ağırlıklı üretimin maliyetini artıran bir uygulama SKDM.</p>
<p>ODTÜ’de yapılmakta olan bir doktora tezinin ‘eş danışmanıyım’. Tezin bir bölümü için doktora adayı ile sözünü ettiğim olguyu merkezine alan bir model üzerinde çalışıyoruz. Bitmesine az kaldı. Değindiğim karşılıklı etkileşim ilginç bir olgu. Zira yeşil dönüşüm süreci, kendisinin yoluna taş koyacak bir dinamiği de içinde barındırıyor. Ekonomik kırılganlıkları artırıyor. ‘Taş’, süreci engellemiyor ama yavaşlatma potansiyeli var. Az da değil.</p>
<p>Peki, bazı çalışmalarda görülen ve vaktiyle ekranlarda yer alan bir yarışma programında sıkça duyulan “bir yardım etseniz Mehmet Bey” sendromuna kapılmadan bu finansman sorunu nasıl hafifletilebilir? Sendrom şu: “Falanca uluslararası kurum bize ucuz ya da sıfır maliyetli kredi versin, başımız derde girince de borç ödemelerimizi ertelesin”. Eleştirel yaklaştım ama özellikle SKDM konusunda tarafların koordinasyon eksikliği dikkate alındığında, bu önerilerin (hafifletilmiş biçimlerinin) en azından müzakere başlangıcı için kullanılabileceklerini belirtmekte yarar var. Daha önemlisi ise ‘el eline bakmadan’ bir finansman aracı tasarlama olanaklarını araştırmak.      </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/el-eline-bakmadan-yesil-donusum-89558</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ El eline bakmadan yeşil dönüşüm ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/para-sahibi-olup-da-edep-sahibi-olmamak-89557</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 07:39:00 +03:00</pubDate>
            <title> Para sahibi olup da edep sahibi olmamak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>Enflasyonun bizzat kendisi; ekonominin hadsizliği, ahlak bozuculuğu, fon yağmacılığı, fiyatların haddi aşması, tüketimin hadden taşması, piyasanın haddini bilmez hadsizlerle dolup taşmasıdır.</strong></p>
<p><strong>Cehalet</strong> giderilebilirdir… <strong>Öğretirsin</strong>; geçer. Ama <strong>cehlinden dahi habersiz hadsiz</strong> için dur durak yoktur. <strong>Hiperenflasyonun çürüttüğü iş ahlakı</strong> içinde böylelerinin hem<strong> sayısı</strong> hem <strong>cüreti</strong> artıyor ne yazık ki… Tanrı <strong>had bilmez yöneticilerden</strong>, ortaklardan, <strong>bakanından</strong>, bakmayanından, <strong>foncusundan</strong> korusun…</p>
<p>Krizleri bahane edip <strong>imkânı olduğu halde borcunu ödemeyen</strong> veya <strong>taahhüdünü yerine getirmeyenlere</strong> dair şikâyetler çoğalıyor. Piyasa şartlarını bahane edip <strong>anlaşmalarını çiğnemek</strong>, verdiği <strong>krediyi geri çağırmak</strong> veya benzeri “<strong>ahlak ve etik dışı</strong>” davranışlar, <strong>bindiği dalı kesmektir</strong>.</p>
<p><strong>ENFLASYON HADSİZLİĞİ KÖRÜKLÜYOR</strong></p>
<p>Fakat temel sorun, iş etiğinin “<strong>yavaşlattığı</strong>”, etik olmayan rakipler karşısında “<strong>rekabet dezavantajı</strong>” oluşturduğu ve “<strong>masraflı</strong>” olduğu yargısıdır. Öyle ya bir yandan vergini ödeyecek, <strong>çalışanını soymayacak </strong>ve müşterini kazılmayacaksın. Para sahibi olman <strong>edebini terk etmeyi</strong> gerektirmez.</p>
<p>Hele bakın ki enflasyonun bu düzeyi ve piyasaların gergin olduğu ortamda, iş etiği ve “<strong>vicdanın</strong>” sözü edilmeyecek “<strong>zor zamanlar</strong>” içinde olduğumuz iddiasında olanlarımızın sayısı artıyor. Serbest piyasa, <strong>kural tanımazlık</strong> boyutuyla kriz doğurur, vahşileşir, <strong>çözdüğünden daha fazla sorun</strong> çıkarır bizlere…</p>
<p><span style="color: #236fa1;"><strong>İKİ SORU İKİ CEVAP / Hadsizliğe dair…</strong></span></p>
<p><strong><em>Had bilmeze haddi bildirilmeli mi?</em></strong></p>
<p>Evet… Böylelerine haddini bildirmek, <strong>erdemli cesaret</strong> gerektirir. Zira hadsiz, nerede duracağını bilmediği gibi <strong>onu uyarana düşmanlık besle</strong>r. Haddini bilmeyene hiç değilse <strong>susarak cevap ver.</strong></p>
<p><strong><em>Hadsizliğin belirtileri nelerdir?</em></strong></p>
<p>Hadsiz, sizin <strong>özelinize girebilir</strong>. Telefonla <strong>dilediği saatte sizi arayabilir</strong> zira buna hakkı olduğunu düşünür<strong>. Ret etseniz dahi ısrar eder</strong> hatta tehdit eder. Mesajlarıyla sizi bunaltır. Uyarırsın anlamaz.</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>NOT</strong></span></p>
<p><strong>İŞ AHLAKINDAKİ ÇÜRÜME HADSİZLİĞİ KÖRÜKLEDİ</strong></p>
<p>Mevlana’ya sormuşlar; “<strong>o kadar okursun, yazarsın, söylersin de ne bilirsin</strong>?” Mevlana’nın cevabı, 800 yıl sonrasında hala gündeme ışık tutar; “<strong>Haddimi bilirim</strong>.” Kısaca her şeyi bilmene gerek yok, <strong>haddini bil, yeter</strong> diyor. <strong>Sadi Şirazi</strong> de ekliyor; “<strong>ne kadar bilirsen bil, bilmediğin haddinse, hiçsin…</strong>”</p>
<p><span style="color: #e03e2d;"><strong>ENFLASYON LÛGATI</strong></span></p>
<p><strong>Hiperenflasyon</strong>: İki haneden başlayarak sürekli yüksek düzeyde seyreden enflasyon</p>
<p><strong>Kamuflasyon</strong>: Kamunun zam yaparak enflasyonu indireceği saplantısı, TÜİK’in de kamuflesi</p>
<p><strong>Shiringflasyon</strong>: Etiketi değiştirmeyip malın miktarını azaltarak alıcıyı kandırma</p>
<p><strong>Stakflasyon</strong>: Yüksek enflasyon ortamında durgunluğun sürmesi hali</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/para-sahibi-olup-da-edep-sahibi-olmamak-89557</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/4/4/4/1280x720/gucu-kibirden-tevazu-ile-arindir-1740986406.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Para sahibi olup da edep sahibi olmamak ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-89555</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 07:30:00 +03:00</pubDate>
            <title> Emtia piyasasında son durum ne?</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p> </p>
<p style="text-align: center;"><iframe title="Altın Düştü, Petrol Yükseldi! Emtia Piyasasında Son Durum Ne? | Ekonomi Masası | 13 Ekim" src="https://www.youtube.com/embed/LFNtwb8wlAQ" width="1030" height="579" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/ekonomi-masasi/canli-ekonomi-masasi-89555</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/1/8/7/1280x720/guldag-berfin-1787719214.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Ekonominin gündemi uzman konuklarla Ekonomi Masası&#039;nda... ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iha-ile-siha-ile-artan-sanayi-uretimi-ayni-sekilde-de-duser-89556</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 07:29:00 +03:00</pubDate>
            <title> İHA ile SİHA ile artan sanayi üretimi aynı şekilde de düşer</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Gündem o kadar yoğun ki bazen önemli konulara değinmek ancak birkaç gün sonra mümkün olabiliyor. Örnek mi, sanayi üretimine ilişkin ağustos ayı verileri.</p>
<p>Sanayi üretimi uzun dönemdir pek iyi gitmiyordu. Ancak ağustosta daha olumsuz bir durum ortaya çıktı. Ağustosta ocak ayıyla birlikte yılın en yüksek üretim düşüşü görüldü.</p>
<p>Sanayi üretiminin ağır aksak da olsa ilerlemesini sağlayan zaten yüksek teknolojili ürünler üretimi ve bu çerçevede <strong>“diğer ulaşım araçları”</strong> başlığında yer alan hava araçları, ağırlıkla İHA ve SİHA gibi kalemlerdi. Bu kalemlerdeki üretim ağustosta çok yüksek oranda gerileyince toplam orana etki de büyük oldu.</p>
<p>Ağustosta toplam sanayi üretimi geçen yılın yüzde 1,9 altında kaldı ama imalat sanayindeki gerileme yüzde 2,5’i buldu. İmalat sanayindeki üretim gerilemesini böylesine büyüten en önemli etken <strong>“diğer ulaşım araçları”</strong> imalatındaki yüzde 26’lık düşüş. Bu üretim düşüşü, imalat sanayindeki yüzde 2,5’lik gerilemeye 1,1 puanlık etkide bulundu.</p>
<h2>Küçük ve büyük fotoğraflar…</h2>
<p>Hemen hemen her veride olduğu gibi sanayi üretiminde de aylık veriler eğilim için çok anlamlı olmayabilir. Önemli olan uzun vadeli değerlendirme yapıldığında ortaya çıkan durum.</p>
<p>En iyisi sanayi üretimini kısa vadeliden başlayarak uzun vadeliye doğru değerlendirmek:</p>
<p><strong>-Kısa dönemli değerlendirme:</strong> Ağustos ayındaki üretim, takvim etkisinden arındırılmış hesaplamayla biraz önce de belirttiğim gibi geçen yıla göre yüzde 1,9 geriledi. Takvim ve mevsim etkisinden arındırılmış hesaplamaya göre ise bir önceki aya kıyasla yüzde 1 oranında bir düşüş kaydedildi.</p>
<p><strong>-Orta vadeli değerlendirme:</strong> Sanayi üretimi geçen yıla göre yalnızca ağustos ayında gerilese iyi… Üretim son dört aydır düşüyor. Sanayi üretimi mayıs, haziran ve temmuzda da sırasıyla yüzde 0,1, yüzde 1,3 ve yüzde 0,2 gerilemişti. Zaten sanayide bu yıl geçen yıla göre yalnızca şubat ve nisanda yüzde 2,2 ve yüzde 6,1’lik artış kaydedilmişti.</p>
<p><strong>-Uzun vadeli değerlendirme-1</strong>: Üretim artıyor, azalıyor; tamam da ne kadar üretim yapılıyor, üretimin düzeyi ne, bu da en az değişim oranı kadar, belki çok daha önemli. TÜİK sanayi üretim endeksini 2021 yılını 100 kabul ederek oluşturuyor. 2021 ortalamasında 100 olan üretim düzeyi ya da üretim miktarı bu yılın ağustosunda ancak 105,5 olmuş. Bir başka ifadeyle üretimde beş yılda yaklaşık yüzde 5,5 artış sağlanabilmiş, hepsi hepsi o kadar. Yaklaşık dememin nedeni şu, ağustos ayında 105,5 düzeyinde bulunan endeks 2026’nın ortalamasını göstermiyor çünkü.</p>
<p><strong>-Uzun vadeli değerlendirme-2</strong>: Üretim son beş yıldır nasıl seyrediyor, ona da bakmalı. Aynı dönemleri kıyaslayabilmek adına her yılın ilk sekiz ayındaki ortalama üretim düzeyini esas almak, bunun için de sekiz aylık ortalama endeks üzerinden gitmek gerek. Buna göre 2022’nin ilk sekiz ayının ortalamasında 102 olan endeks, bu yıl 106,9 düzeyinde. Endeksin geçen yılın ilk sekiz ayındaki ortalaması da 106,7 idi. Yani geçen yıldan bu yıla üretim düzeyinde neredeyse hiç değişiklik yok. Bir başka ifadeyle sanayi üretimi yerinde sayıyor.</p>
<p><strong>-Uzun vadeli değerlendirme-3</strong>: Sanayi üretim endeksinde 2021 yılı ortalamasının 100 olduğunu biliyoruz. Peki 2022 yılı başından bu yılın ağustos ayına kadar olan dönemdeki ortalama endeks kaç olmuş, 106,7. Bir başka ifadeyle 2021’in tümünde 100 birim üretim yapılırken sonraki dönemin ortalama üretimi 106,7 düzeyine ancak çıkmış.</p>
<p><strong>-Uzun vadeli değerlendirme-4</strong>: Türkiye 2021 yılında 100 birim üretim yapıyordu, bu yılın ortalaması da ilk sekiz ayda 106,9. Üretimin son aylarda çok arttığını dikkate alarak endeksin 2026 ortalamasında 110 olduğunu varsayalım. 2021’de 100, 2026’da 110. Beş yıl toplamında yüzde 10’luk üretim artışı, yıllık ortalama yüzde 1,9 artış demek. Yüzde 2 bile değil, yalnızca yüzde 1,9. Yılda yüzde 2’yi bile bulmayan bir sanayi üretimi büyümesi Türkiye’ye yeter mi?</p>
<h2>Son dört ayın önemi büyük</h2>
<p>Üretim ilk sekiz ayın yalnızca ikisinde geçen yılın üstünde gerçekleşmiş. Şimdi eylülle birlikte başka bir olumsuzluk ortaya çıktı. İlk bakışta <strong>“Ne ilgisi var”</strong> denilebilir ama şu fon vurgunu herkesin bir anda adeta kabuğuna çekilmesine, herkesin parayı daha az harcama eğilimine girmesine, şirketlerin daha temkinli hareket etmesine yol açtı.</p>
<p>Kaldı ki önümüzdeki dönemde çok daha belirgin hale geleceğine dönük işaretlerin alındığı, en azından algının o yönde pekiştiği bir özel sektör tahvil sorunu var.</p>
<p>Yetmezmiş gibi bazı işletmelerin kısa vadede para kazanmak uğruna paralarını söz konusu fonlara yatırdıkları da biliniyor. Şimdi o işletmeler ödeme güçlüğü içine girdikleri takdirde bu durum dalga dalga yayılan bir olumsuzluğa dönüşebilir.</p>
<p>Dolayısıyla sanayi üretiminin yılın son dört ayında öyle çok daha iyi gideceğine ilişkin bir emare ne yazık ki yok.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acdb5aba8906-1791866283.png" alt="" width="800" height="361" /></p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/iha-ile-siha-ile-artan-sanayi-uretimi-ayni-sekilde-de-duser-89556</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/2/6/0/1280x720/imalat-sektoru-sanayi-1758012239.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ İHA ile SİHA ile artan sanayi üretimi aynı şekilde de düşer ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gumruk-birligi-guncellensin-turkiye-ile-avrupanin-rekabet-gucu-birlikte-artsin-89554</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 07:23:00 +03:00</pubDate>
            <title> Gümrük Birliği güncellensin, Türkiye ile Avrupa’nın rekabet gücü birlikte artsın</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>DIŞ </strong>Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye-Avrupa İş Konseyleri ve European Business Summit (EBS) işbirliğinde düzenlenen <strong>“II. EU-Türkiye Business Summit” </strong>için Brüksel yolundayken, Türkiye-Almanya İş Konseyi ile Türkiye-Avrupa İş Konseyleri Başkanı <strong>Mehmet Ali Yalçındağ</strong>’ın önerisiyle gündeme gelen çalışmanın paylaşıldığı toplantının notlarına baktım.</p>
<p><strong>Mehmet Ali Yalçındağ, </strong>21 Mayıs 2026 günü DEİK Başkanı <strong>Nail Olpak</strong>’la birlikte düzenledikleri toplantıda gündeme getirdiği çalışmanın ana konusunu paylaşmıştı:</p>
<p>-          <strong>Türkiye-Avrupa İş Konseyleri olarak bizim en kısa sürede Avrupa Birliği’ne (AB) tam üyeliği sağlama hedefi ve inancıyla bir yol haritası çizmemiz lazım.</strong></p>
<p><strong>Yalçındağ, </strong>yeni yol hazırlıkları çerçevesinde önce bazı verileri ortaya koymuştu:</p>
<ul>
<li><strong>2025 yılı itibariyle AB ile ikili ticaretimiz 233 milyar dolarla tüm zamanların rekorunu kırdı. AB ile ticaretimizde ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 100 olarak gerçekleşti.</strong></li>
<li><strong>Türkiye, AB için stratejik ortaktır. Derin bir üretim entegrasyonu söz konusu. 2024 yılı verilerine göre, Türkiye’deki AB ülkeleri yatırım stoku 122.3 milyar dolar.</strong></li>
<li><strong>Türkiye’den AB ülkelerine giden yatırımlar da 34.2 milyar dolar.</strong></li>
<li><strong>Gümrük Birliği’nin 30’uncu yılında AB, ülkemizin tartışmasız en büyük ticaret ortağı, AB’nin dünya genelindeki en büyük 5’inci ticaret ortağıyız.</strong></li>
<li><strong>Avrupa yollarındaki her 10 ticari araçtan 8’inin parçası veya aracın üretimi Türk sanayisinin imzasını taşıyor.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Mehmet Ali Yalçındağ, </strong>o gün AB’ye şöyle seslenmişti:</p>
<p>-          <strong>Yeni dünya düzeni oluşurken, AB ile masayı yeniden birlikte kurmak istiyoruz.</strong></p>
<p>Sonra DEİK’in kurumsal ilişkiler ekibinin bu yılki toplantıyla ilgili ön bilgi notlarını okudum. DEİK Başkanı <strong>Nail Olpak, “II. EU-Türkiye Business Summit” </strong>öncesi şu mesajları verdi:</p>
<ul>
<li><strong>Türkiye ve AB, onlarca yılda oluşan ekonomik bağlara, yüksek düzeyde entegre üretim ve değer zincirlerine, karşılıklı yatırımlara sahip iki önemli ortak.</strong></li>
<li><strong>Dünyada ticaretin, üretimin ve yatırım kararlarının yeniden şekillendiği, rekabetçiliğin, ekonomik güvenliğin ve tedarik zincirlerinin giderek daha fazla önem kazandığı bir dönemden geçiyoruz.</strong></li>
<li><strong>Bugün mevcut ilişkiyi korumakla yetinemeyiz. Yeni dönemde Türkiye-AB ekonomik ortaklığını daha iddialı, daha kapsayıcı ve geleceğe dönük bir zemine taşımalıyız.</strong></li>
<li><strong>30 yıllık Gümrük Birliği, Türkiye ile AB arasındaki ekonomik entegrasyonun en önemli kazanımlarından biri. Ancak, bugünün ekonomisi 30 yıl öncesinin ekonomisi değil.</strong></li>
<li><strong>Hizmetler, dijital ticaret, yeşil dönüşüm, sürdürülebilirlik ve yeni nesil değer zincirleri artık küresel ticaretin temel unsurları.</strong></li>
<li><strong>Dolayısıyla Gümrük Birliği’nin güncellenmesini yalnızca mevcut sorunların çözümü olarak değil, Türkiye ve Avrupa’nın küresel rekabet gücünü birlikte artıracak stratejik bir adım olarak görüyoruz.</strong></li>
<li><strong>Türkiye’nin güçlü sanayi altyapısı, gelişmiş üretim kabiliyeti, yenilenebilir enerji potansiyeli, lojistik bağlantıları, girişimci özel sektörü ve Avrupa değer zincirleriyle mevcut entegrasyonu bu süreç açısından önemli fırsatlar sunuyor.</strong></li>
<li><strong>Yeşil ve dijital dönüşümü de yalnızca bir uyum süreci olarak değil, yeni yatırımları, teknoloji ortaklıklarının ve ortak üretim modellerinin geliştirilebileceği bir rekabetçilik alanı görüyoruz.</strong></li>
<li><strong>Bütün bunları konuşurken iş dünyamızın hâlâ vize süreçlerinde yaşadığı sorunları gündeme getirmek zorunda kalmamız, ekonomik ortaklığımızın ulaştığı seviye ve hedeflediğimiz gelecek ile örtüşmüyor.</strong></li>
</ul>
<p>Türkiye-Avrupa İş Konseyleri Koordinatör Başkanı <strong>Mehmet Ali Yalçındağ, </strong>Türkiye ve AB’nin birlikte oluşturacağı yapının küresel ölçekte güçlü bir çekim merkezi yaratabileceğini vurgulayıp şu noktaların altını çizdi:</p>
<ul>
<li><strong>İhtiyacımız mevcut ilişkiyi korumak değil, değişen koşullara göre daha ileri bir noktaya taşımak. Doğru adımlar atabilirsek Türkiye ve Avrupa birlikte küresel ölçekte çok daha güçlü bir ekonomik ve stratejik hikaye yazabilir.</strong></li>
<li><strong>Türkiye, AB için daha fazlasını yapmaya hazır. Avrupa’nın rekabet gücünü, enerji güvenliğini, üretim kapasitesini ve stratejik dayanıklılığını güçlendirecek bir Türkiye-AB ortaklığı her iki taraf için de önemli kazanımlar yaratacaktır.</strong></li>
</ul>
<p>DEİK/Türkiye-Avrupa İş Konseyleri, Brüksel’de bugün <strong>“II. EU-Türkiye Business Summit”</strong>i, <strong>“AB-Türkiye Ekonomik Ortaklığının Potansiyelini Ortaya Çıkarmak” </strong>gündemiyle düzenliyor…</p>
<p>Asıl hedef AB’ye tam üyelik olsa da, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve Türkiye’nin <strong>“Made in EU” </strong>kapsamına AB üyesi ülkelerle eşit düzeyde girmesi ilk sırada yer alıyor…</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">AB-Türkiye Ekonomik Ortaklığının potansiyelini ortaya çıkarmak</span></h2>
<p><strong>DEİK/</strong>Türkiye-Avrupa İş Konseyleri’nin European Business Summit (EBS) işbirliği ile düzenlediği <strong>“II. EU-Türkiye Business Summit”</strong>in bu yılki ana başlığı şöyle belirlendi:</p>
<ul>
<li><strong>AB-Türkiye Ekonomik Ortaklığının Potansiyelini Ortaya Çıkarmak…</strong></li>
</ul>
<p>Bugün Brüksel’deki Egmont Sarayı’nda gerçekleşecek zirveye Ticaret Bakanı Prof. <strong>Ömer Bolat, </strong>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı <strong>Alparslan Bayraktar, </strong>AB Ticaret ve Ekonomik Güvenlikten Sorumlu Komiseri <strong>Maros Sefcovic, </strong>Ticaret Bakan Yardımcısı <strong>Mustafa Tuzcu, </strong>Türkiye’nin AB Nezdindeki Daimi Temsilcisi Büyükelçi <strong>Yaprak Balkan, </strong>Türkiye’nin Belçika Büyükelçisi <strong>Barış Tantekin </strong>katılacak.</p>
<h2><span style="color: #e03e2d;">İş ve çalışma hayatında kadın-erkek eşitliği mümkün, gelin değişimi hızlandıralım</span></h2>
<p><span style="color: #e03e2d;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acdb2f04a02a-1791865584.jpg" alt="" width="555" height="604" /></span><strong>AYDIN </strong>Doğan Vakfı Başkanı <strong>Arzuhan Doğan Yalçındağ, </strong>Avrupa Birliği (AB) desteğiyle hayata geçirdikleri <strong>“Güçlü Kızlar, Güçlü Yarınlar” </strong>projesi kapsamındaki <strong>“Dünya Kız Çocukları Günü Konferansı”</strong>nda, Dünya Ekonomik Forumu’nun 2026 raporuna dikkat çekti:</p>
<p>-          <strong>Dünya Ekonomik Forumu 2026 raporu, mevcut hızla kadın-erkek tam eşitliğine ulaşmanın 120 yıl süreceğini ortaya koyuyor. 120 yıl beklemek zorunda mıyız? Bizim cevabımız net: Hayır. Değişim mümkündür. Şimdi onu hızlandırma zamanı.</strong></p>
<p><strong>Arzuhan Doğan Yalçındağ, </strong>ardından ekledi:</p>
<p>-          <strong>Kız çocuklarımızı yalnızca geleceğin liderleri değil, bugünün değişim aktörleri olarak görme zamanıdır.</strong></p>
<p>ABD’de Beyaz Saray’da geçtiğimiz günlerde çekilen fotoğraf üzerinde durdu:</p>
<p>-          <strong>Fotoğrafta yapay zeka endüstrisinin 1.3 trilyon dolarlık varlığı temsil eden liderleri vardı. Aralarında hiç kadın yoktu. İleri teknoloji şirketlerinin iş gücünde kadın oranı yüzde 28-29 düzeyinde seyrederken üst düzey yöneticilerde bu oran yüzde 12-14’e düşüyor.</strong></p>
<p>Türkiye’de son 25 yılda kadınların eğitime katılımında tarihi kazanımlar elde edildiğini anımsattı:</p>
<p>-          <strong>Bir kız çocuğunun eğitim alması hikayenin sonu değil başlangıcıdır. Çünkü, asıl soru, bu kız çocuğunun istihdama katılıp katılmayacağı, ekonomik bağımsızlığını kazanıp kazanamayacağı ve ülkenin karar masalarında yer alıp alamayacağıdır.</strong></p>
<p>Ülkemizde 15-24 yaş arasındaki her üç genç kadından birinin ne eğitimde ne de istihdamda yer aldığını vurguladı:</p>
<p>-          <strong>Kadınların istihdama katılımı ise yalnızca yüzde 32.1 seviyesinde.</strong></p>
<p>Aydın Doğan Vakfı’nın yürüttüğü <strong>“İhtiyaç Analizi”</strong>nden veri paylaştı:</p>
<p>-          <strong>Genç kadınların yüzde 91.4’ü ekonomik zorlukları, yüzde 76.7’si ise toplumsal cinsiyet normlarını liderlik yolundaki en büyük engeller arasında görüyor. AB destekli projeyle 7 bin 632 genç kadının yüzde 99’u liderlik ve fırsatlara erişim farkındalığı kazandı.</strong></p>
<p>Konferansta gençlerle bir araya gelen V Vakfı Kurucusu ve Başkanı <strong>Vuslat Doğan, </strong>medya liderliğinden sanat yolculuğuna uzanan deneyimlerini ve <strong>“cömert dinleme” </strong>kavramını anlatıp, şu mesajı verdi:</p>
<p>-          <strong>Genç kadınlar, belirsizlikler ve toplumsal baskılar karşısında kendi sınırlarınızı kaldırın.</strong></p>
<p>Hayat yolculuğunun en temel kılavuzunun merakı olduğunu belirtti:</p>
<p>-          <strong>Yolculuk değişirken insan yolda dönüştüğü için bunu önceden tanımlamak güç. Ancak, bir pusulanızın olması çok kıymetli. Benim pusulam her zaman merakım oldu. İnsan kendini dinlemeye başladığında zihninde önce bir sürü olumsuz ses ve engeller beliriyor.</strong></p>
<p>Zamanla o seslerin sessizliğe büründüğünü kaydetti:</p>
<p>-          <strong>Asıl yaratım sürecim de o zaman başlıyor. Ben de ancak kendi üzerime koyduğum sınırları ve olmaz kapılarını kaldırdığımda adımlarımı cesaretle atabildim.</strong></p>
<p>Genç bir kadının bu hayatta kendisine emanet etmesi gereken en değerli şeyin <strong>“kendi iç sesi”, “merakı” </strong>ve <strong>“gitmek istediği yer” </strong>olduğunun altını çizdi:</p>
<p>-          <strong>Bütün kaousun ve belirsizliklerin içinde kimsenin bunu elinizden almasına izin vermeyin. Bu emanete sıkı sıkıya sahip çıkın. En büyük sorumluluğunuz, kendinize duyduğunuz sorumluluktur. Ne istediğinizi bildiğinizde o pusula si</strong><strong>zi</strong><strong> mutlaka doğru yere götürecektir.</strong></p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/gumruk-birligi-guncellensin-turkiye-ile-avrupanin-rekabet-gucu-birlikte-artsin-89554</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/0/4/1280x720/olpak-yalcindag-1779424219.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Gümrük Birliği güncellensin, Türkiye ile Avrupa’nın rekabet gücü birlikte artsın ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/halka-arz-endeksinin-ucte-ikisi-buharlasti-89553</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 07:13:00 +03:00</pubDate>
            <title> Halka arz endeksinin üçte ikisi buharlaştı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>ŞEBNEM TURHAN</strong></p>
<p>Yatırım fonu krizinin borsaya etkileri sürerken fon portföylerinde ağırlıklı bulunan hisselerin yer aldığı halka arz endeksi çok sert kayıp yaşadı. 15 Eylül’den dün sabah açılışa kadar halka arz endeksindeki düşüş yüzde 56,30 oldu. Halka arz endeksi 441 bin 947.3 puandan 193 bin 333 puana geriledi. En yüksek ağırlık halka arz endeksinde Destek Finans Faktoring’de ve 15 Eylül’den bu yana hisse taban serisinde. 57 şirketin bulunduğu endekste 15 Eylül'den dün sabah açılışa sadece 5 hisse pozitif kalabildi.</p>
<h2>Taban serileri olumsuz etkiledi </h2>
<p>Tasfiyedeki fonlara ilişkin ara ödeme ile kanun teklifi süreci devam ediyor. 16 Eylül’de likidite kriziyle zirveye çıkan yatırım fonu krizi borsadaki hisse ve endekslere de ağır hasar verdi. Tasfiyeye alınan fonların portföylerinde ağırlıklı olarak yer alan şirket hisse senetlerinin bazısında taban serisi sürüyor. Fon portföylerinde ağırlıklı yer alan hisselerin büyük bir çoğunluğu halka arz endeksi hisselerinden oluşuyor. Halka arz endeksinde 57 hisse bulunuyor. Bu hisseler arasında endeks ağırlığının en yüksek olduğu yüzde 10,69 ile Destek Finans Faktoring hissesi. Aynı hisse tasfiye sürecindeki yatırım fonlarında da yüksek ağırlıkla yer alıyor. Hisse taban taban hareketini sürdürürken 15 Eylül'den bugüne düşüşü yüzde 86,42'yi buldu. Halka arz endeksinde ağırlığı en yüksek ikinci şirket ise Gülermak, endekste yüzde 8,05 oranda etkili. Gülermak 15 Eylül'den bu yana yüzde 16,2 düştü, iki tasfiye fonunda bulunsa da yer aldığı yatırım fonu sayısı oldukça çeşitli ve fazla. Yüzde 5,24 ile Akfen İnşaat geliyor halka arz endeksinde yüksek ağırlıklı şirketler arasında. Akfen İnşaat 15 Eylül'den düne kadar yüzde 20,08 yükselişiyle endeksin daha da sert düşmesine engel olan şirketlerden. Akfen İnşaat hissesi işleme kapatılan üç fonun portföyünde yer alsa da pozitif kaldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acdb1166d49d-1791865110.png" alt="" width="657" height="690" /></p>
<h2><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acdb13bc16a0-1791865147.png" alt="" width="328" height="481" /></h2>
<h2>Çiçeği burnunda şirketlerde düşüş </h2>
<p>Kardemir Çelik henüz 31 Temmuz'da borsada işlem görmeye başladı, yeni halka arz şirketlerinden. Halka arz fiyatı 35 lira olan şirketin hisse fiyatı 15 Eylül'den bugüne yüzde 75,26 düştü. Hissenin halka arz endeksindeki ağırlığı yüzde 4,57. Yeni halka arz şirketi olsa da tasfiye sürecindeki fonların portföyünde yer alan bir hisse Kardemir Çelik. Balsu Gıda yüzde 4 ağırlığıyla halka arz endeksinde ve 15 Eylül'den bu yana yüzde 10,73 yükselişle pozitifte kalabilen hisselerden. Armada Gıda ise yüzde 3,82 ağırlığı olan bir hisse ve 15 Eylül'den bu yana kaybı yüzde 24,8 seviyesinde. Yeni halka arz şirketi 18 Ağustos'tan bu yana borsada işlem gören Çitlekçi Mağazacılık ise yüzde 3 ağırlığıyla endekse yer alıyor. Bu hissenin 15 Eylül'den bu yana düşüşü yüzde 25,47 seviyesinde. Bu şirket de yeni de olsa fonlarda yer alıyordu ve halka arz eden Tera Yatırım idi.</p>
<p>Pasifik Holding yüzde 2,88 ağırlığa sahip halka arz endeksinde ve 15 Eylül'den bu yana düşüşü yüzde 19,38 seviyesinde. Orzak yine yeni şirketlerden, henüz 7 Temmuz'da borsada işlem görmeye başladı. İnfo Yatırım halka arz etmişti şirketi. 15 Eylül'den bu yana gerilemesi yüzde 8,21 seviyesinde bulunuyor. Netcad Yazılım bu yıl 5 Şubat'ta işlem görmeye başladı borsada, 15 Eylül'den bu yana düşüş yüzde 19,59 seviyesinde. İnfo Yatırım'ın halka arz ettiği Netcad Yazılım, tasfiye sürecindeki fonlarda yer alsa da çeşitli portföy yönetim şirketlerinin fonlarında da bulunuyor.</p>
<h2>Halka arz fiyatının altına düştü </h2>
<p>Pasifik Holding yüzde 2,88 ağırlığa sahip halka arz endeksinde ve 15 Eylül'den bu yana düşüşü yüzde 19,38 seviyesinde. Orzak yine yeni şirketlerden, henüz 7 Temmuz'da borsada işlem görmeye başladı. İnfo Yatırım halka arz etmişti şirketi. 15 Eylül'den bu yana gerilemesi yüzde 8,21 seviyesinde bulunuyor. Netcad Yazılım bu yıl 5 Şubat'ta işlem görmeye başladı borsada, 15 Eylül'den bu yana düşüş yüzde 19,59 seviyesinde. İnfo Yatırım'ın halka arz ettiği Netcad Yazılım, tasfiye sürecindeki fonlarda yer alsa da çeşitli portföy yönetim şirketlerinin fonlarında da bulunuyor.</p>
<p>Şara Enerji 17 Temmuz'da borsada işlem görmeye başladı, Tera Yatırım halka arz etti. Halka arz fiyatı 70 lira olan şirket 40 lira seviyesinden işlem görüyor. Şara Enerji hisselerinin 15 Eylül'den bu yana düşüşü yüzde 48,13 ve halka arz endeksindeki ağırlığı da yüzde 2,5. Tasfiye fonlarda yer alıyordu Şara Enerji hisseleri. En fazla düşüş gösteren şirketlerden biri ise Birleşim Grup Enerji, yüzde 86,42 kayıp var taban serisi yaşayan hisselerden. Tasfiyedeki fonların portföyünde bulunan Birleşim Grup Enerji'nin halka arz endeksindeki ağırlığı ise yüzde 2,48. Yüzde 2,46 ağırlığı olan Beta Enerji ise 1 Temmuz'da borsaya girdi. 15 Eylül'den bu yana düşüşü yüzde 25,43, çeşitli yatırım fonları portföyünde bulunuyor şirket.</p>
<h2>Düşük ağırlığı olsa da kayıp yüksek </h2>
<p>Dof Robotik ise yüzde 23,5 düştü, ağırlığı yüzde 2,36 seviyesinde endekste. Hissenin yer aldığı fonlar da çeşitli. Masfen Enerji 15 Eylül'den bu yana pozitif kalabilen hisselerden, bir çok farklı portföy yönetim şirketinin fon portföyünde yer alıyor hisse. Yine Ekim Turizm 9 Temmuz'da borsada işlem görmeye başladı ve endeksteki ağırlığı yüzde 2,15 seviyesinde. Şirket hissesi 15 Eylül'den bu yana yüzde 4,44 yukarıda bulunuyor. Ve 5 pozitif hisseden biri. Ecogreen Enerji yüzde 1,77 ağırlıklı ve yüzde 36,11 düştü 15 Eylül'den bu yana.</p>
<p>Ağırlığı yüzde 0,63 ile görece düşük olsa da Savur GMYO 6 Mart'ta borsada işlem görmeye başladı. Tera Yatırım'ın halka arz ettiği şirketlerden olan Savur GMYO 15 Eylül'den bu yana yüzde 79,16 geriledi. Endekste yüzde 0,55 ağırlığı olan Bin Ulaşım Teknolojileri yüzde 71,3 geriledi 15 Eylül'den bu yana. Yüzde 1,13 endeks ağırlığı olan Teknika Plastik Tera Yatırım tarafından halka arz edilmişti. 15 Eylül'den bu yana düşüşü yüzde 67,82 seviyesinde. Tasfiye sürecindeki fon portföylerinde de yer alıyor. Yüzde 0,67 ağırlığı olan Bulls GSYO yüzde 51,68 geriledi, yüzde 1,21 ağırlıklı Ata Turizm bu yıl 19 Şubat'ta işlem görmeye başladı ve 15 Eylül'den bu yana düşüşü yüzde 51,18 seviyesinde. Bu şirketi de Tera Yatırım halka arz etmişti ve tasfiye sürecindeki fonların bir kısmının portföyünde bulunuyor. </p>
<p> </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/finans/halka-arz-endeksinin-ucte-ikisi-buharlasti-89553</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/8/3/3/1280x720/borsa-istanbul-bist-halka-arz-1765361012.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Tasfiye ve ara ödemi süreci devam eden yatırım fonlarının portföylerindeki bazı şirketler halka arz endeksinde de yer alıyor. Halka arz endeksinde 15 Eylül’den bu yana gerileme yüzde 56,3’ü buldu, endeksin neredeyse üçte ikisi kaybedildi. En çok düşen ise en yüksek ağırlıklı taban serisindeki Destek Finans Faktoring. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esen-plastikin-kredi-notu-aa-olarak-tescillendi-89605</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Esen Plastik’in kredi notu AA olarak tescillendi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/İZMİR</strong></p>
<p>Türk plastik sanayisinin köklü kuruluşlarından Esen Plastik'in, üretimde 50’nci yılını geride bırakırken finansal yapısıyla da öne çıktığı belirtildi.</p>
<p>Şirketten yapılan açıklamaya göre, Japan Credit Rating Avrasya Derecelendirme AŞ (JCR-ER) tarafından yapılan değerlendirmede şirketin uzun vadeli ulusal kurum kredi notu “AA” olarak belirlendi.</p>
<p>Esen Plastik Yönetim Kurulu Başkanı Salih Esen, yüksek girdi maliyetleri ve finansmana erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekerek, üretim kapasitesini artırmanın yanı sıra mali yapıyı sağlıklı yönetmenin kalıcı başarı açısından önem taşıdığını vurguladı.</p>
<p>Türk imalat sanayisinin yüksek girdi maliyetleri, yüksek enflasyon ve finansman kaynaklarına erişimde yaşanan sorunlar nedeniyle zor bir dönemden geçtiğini belirten Esen Plastik Yönetim Kurulu Başkanı Salih Esen, “Türkiye’de üretim yapmak en meşakkatli işlerin başında geliyor. Bizim gibi üretimde yarım yüzyılı geride bırakan şirketler için kalıcı başarı, üretim ve satış kapasitesini artırırken mali yapılarını da sağlıklı yönetmekle mümkün oluyor. Kaynaklarımızı verimli kullanmaya, nakit akışımızı dikkatle planlamaya ve risklerimizi gözeterek karar almaya dikkat ediyoruz. Kredi notumuzun AA olarak teyit edilmesini, bu yaklaşımımızın karşılığı olarak görüyoruz.” dedi.</p>
<p>Güçlü yönlerini korumak kadar iyileştirmeye açık alanlar üzerinde çalışmayı da önemsediklerini dile getiren Esen, “Finansal sağlamlığımızı sürdürürken verimliliğimizi artırmaya ve yönetim süreçlerimizi geliştirmeye odaklanıyoruz. Önümüzdeki dönemde de üretime, istihdama ve ülkemizin sanayisine katkımızı aynı sorumlulukla sürdüreceğiz. Günün 24 saati işimizin başında olmamız, işimizin her aşamasında sorumlulukla hareket etmemiz krizlerden güçlenerek çıkmamızı sağladı” diye konuştu.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/esen-plastikin-kredi-notu-aa-olarak-tescillendi-89605</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/6/0/5/1280x720/esen-plastikin-kredi-notu-aa-olarak-tescillendi-1791886077.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kuruluşunun 50’nci yılını geride bırakan Esen Plastik&#039;in nakit fazlası pozisyonu, güçlü özkaynak yapısı ve yeterli likiditesiyle uzun vadeli ulusal kurum kredi notunu “AA” seviyesinde koruduğu bildirildi. Esen Plastik Yönetim Kurulu Başkanı Salih Esen, &quot;Kaynaklarımızı verimli kullanmaya, nakit akışımızı dikkatle planlamaya ve risklerimizi gözeterek karar almaya dikkat ediyoruz. Kredi notumuzun AA olarak teyit edilmesini, bu yaklaşımımızın karşılığı olarak görüyoruz.&quot; dedi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/longevityi-24-yil-once-kesfetti-girisimini-turkiyeden-dunyaya-yaydi-89588</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> ‘Longevity’i 24 yıl önce keşfetti, girişimini Türkiye’den dünyaya yaydı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Teknoloji dünyasının yakından tanıdığı Ersin Pamuksüzer, mobil telefon ve iletişim sahasına emeği geçen isimlerin başında geliyor. 90’lı yıllardan itibaren sektöre, mevzuat, altyapı ve operasyonel alanlarda önemli katkılar sundu.</p>
<p>İş yaşamına 1981’de İsveç’te başladığı Ericsson’da, uzun yıllar Türkiye genel müdürlüğü yapan Pamuksüzer, şirketteki kariyerini 2002'de noktaladı. Kariyeri boyunca birçok girişimin kurucusu, yatırımcısı oldu, yönetimlerinde yer aldı.</p>
<p>17 yaşında gittiği İsveç’te Linköping Üniversitesi’nde elektronik mühendisliği alanında yüksek lisans, Uppsala Üniversitesi’nde ise MBA eğitimi alan Pamuksüzer, Ericsson’dan sonra da teknoloji dünyasında devam edeceğini düşünenleri şaşırtarak, çok farklı bir alana ilgi duydu. Yaklaşık 20 yıllık yoğun iş hayatının ardından Pamuksüzer, 2002 yılında wellbeing (iyi olma hali, bütünsel iyi oluş) alanına yöneldi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acdd275b5ebe-1791873653.png" alt="" width="817" height="261" /><strong>Kaybetme öğretisi </strong></p>
<p>Geçtiğimiz hafta bir grup gazeteci ile bir araya gelen Pamuksüzer, radikal tercihini şu sözlerle açıkladı:</p>
<p>“İş hayatım benim için tekrar olmaya başlamıştı ve emekli olmaya karar verdim. Ama ne yapacağımı da bilmiyordum. Tanıdığım dostlarım bana Tayland’a Koh Samui’ye gitmemi önerdiler. Orada Spa Samui diye bir yer olduğunu ve master detox yapmamı tavsiye ettiler. Merkeze gittim; önce ağzıma bir kağıt koydular meğer vücudum ne kadar asidik onu ölçüyorlarmış. Ölçtüler ve sen yaparsın dediler. 10 günde 8 kilo verdim. Spa merkezinin müşterisi olan Japon bir profesör kadın bana, sen çok iyi bir insansın ve ben senin yaşamayı öğrenmeni istiyorum, çünkü yaşamayı bilmiyorsun dedi”.</p>
<p>Sonraki uzun süreçte, öncelikle kendisinin ‘iyi yaşam’ına odaklanıyor Ersin Pamuksüzer. Yıllar yılı, doğru nefes egzersizinden, sağlıklı yeme içmeye, çiğneme kurslarından, yaşamı kontrol etme üzerine, stresle mücadeleye, kaybetmeyi kabullenme öğretisine uzanan geniş alanlarda eğitimler alıyor.</p>
<p>Üzerinden geçen iki senenin sonunda yaşam merkezi açmaya karar veriyor. Eğitimlerin 5. yılında kendisini terbiye etmiş olarak bulurken, yaşam merkezi girişimini geliştirmeye odaklanıyor. Bugün wellness ya da longevity sektörünün dünyada en hızlı büyüyen sektör olduğunu ifade ediyor Pamuksüzer. Dünyada, hali hazırda 6,8 trilyon dolarlık bir pazar ve 2030’da bu rakam 9 trilyon dolar olacak. Türkiye pazarı için ise, “Genellikle Türkiye bu büyüklüklerde yüzde 1 ile 3 civarıdır. Longevity pek çok alanı kapsıyor. Spor salonları da var, kremler de var, sağlık, gayrimenkul, turizm var. Gel kapan, kendini yenile mesela bunlardan biri. Guilt-free holiday var. Yani vicdanını sızlatmayan tatiller şimdi bu çok hızla büyüyor. Daha da hızlı büyüyecek, alkol yok, hayvansal gıda yok. Gidiyorsun kendine zarar vermediğin bir tatil yapıyorsun” açıklamasını yapıyor. </p>
<p>2005 yılında Ersin Pamuksüzer tarafından kurulan TheLifeCo Wellbeing, bütünsel sağlık ve sağlıklı yaş alma alanlarında faaliyet gösteren Türkiye çıkışlı global bir marka olarak konumlandırıldı. Markanın programları; detoks, sağlıklı beslenme, kilo yönetimi, SPA ve yoga, zihinsel iyi yaşam, stres yönetimi, longevity ve sağlıklı yaş alma programlarına kadar geniş bir alanı kapsadı.</p>
<p><strong>Pandemi sonrası talep arttı </strong></p>
<p>Ersin Pamuksüzer, girişimine ilişkin, “TheLifeCo’yu 21 sene önce açtık. Bugüne dek 40 bin kişiye dokunduk. Bunun da 30 bini kadındır. Kadınlar doğası ve toplum baskısı gereği kendilerine bakmak zorunda hissediyorlar. TheLifeCo’ya gelen kadın oranımız ise yüzde 65-70 oranındadır. Yine yabancı oranı da yüzde 70’dir” bilgisini verdi. Pamuksüzer, şu açıklamayı yaptı: “2002 ile 2022 hatta 2023'e kadar bu işi ticaret olarak görmedim. Bir keyif ve hobiydi. Ama 2023 yılında yani pandemi sonrası iş büyüdü. Gelenler biz de açalım teklifi yaptı, onun üzerine 1 tane management contract (yönetim sözleşmesi) sistemi kurdum. Bütün hizmetleri bir sisteme oturttuk. Standart operasyon, eğitim sistemlerimizi kurup, sistemi verdim, yatırımı kendilerine bıraktım. Management contract’a döndüm. Şu anda 2 tane kendi merkezimiz var; 4 tane yönetim sözleşmeli şubemiz var. 3’ünü bu sene açtık. Bodrum ve Phuket bizim kendi yerimiz. TheLifeCo Akra Antalya, TheLifeCo Uludağ, TheLifeCo Sharm El Sheikh ve The LifeCo St.Lucia management contract ile yürütülüyor”. </p>
<p>Pamuksüzer ve ekibinin yakın gelecek planlarında Saint-Tropez ve Gran Canaria bulunuyor. Bu bölgelerde anlaşmaları yapmak üzere olduklarını dile getiren Pamuksüzer, “ Yunanistan, Lübnan, Riyad var. Bazı varlıklı misafirlerimiz ben de açmak istiyorum diye teklifte bulunuyorlar ancak bu işi yapmak için anlıyor olmak çok önemli. Bunun aksi olması halinde başarılı olmak pek mümkün olamaz. Ben management contract yaparım ancak sizin de bu işi yapabilecek kadar anlamanız lazım” diyor.</p>
<p><strong>“Ciro değil, bilgi birikimi satıyorum” </strong></p>
<p>“Ekonomik tarafı yani benim 90’lı yıllardaki halim olsaydı coğrafyam batıya Amerika’ya yakın olsaydı şimdi bizim şirket 10 küsür milyarlık bir şirketti” diyen Ersin Pamuksüzer, “Mesela 2 hafta önce Amerika’dan bir hastane grubu geldi, hastanelerinin yanına bir tane longevity merkezi açmayı teklif ettiler. İş yapımızda, gelir modelini söyleyeyim. Gelir modeli için sizin copy paste yapabileceğiniz makineyi kuruyorsunuz. Onun değerini satıyorsunuz ben ciroyu satmıyorum. Know-how (bilgi birikimi) satıyorum ve tekrarlanabilir bir sistemi satıyorum. Bizim işte yatırımı 2’ye ayırıyoruz. Bir tanesi real estate (gayrımenkul), bu büyük bir yatırım onun için biz hiçbir yerde real estate'i tavsye etmiyoruz. Diyoruz ki kirala, yapıyorsan da ekonomiyi ayır. Real estate ayrı bir business olarak gör. Operasyonu ayrı bir şeye koy. Bugüne kadar en pahalı operasyonumuz Karayipler oldu. Yatırımımız 5 milyon dolardı. En kapsamlı yatırımdı. Ama bu tür yatırımlar 1 milyon dolar ile 5 milyon dolar arasıdır". </p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/longevityi-24-yil-once-kesfetti-girisimini-turkiyeden-dunyaya-yaydi-89588</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/8/1280x720/ersin-pamuksuzer-1791873608.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ ‘Bütünsel iyi olma hali’ anlamına gelen longevity, günümüzde sağlığın yüksek ilgi gören alanlarından. Geçmişte telekomünikasyon sektörünün en önemli isimlerinden Ersin Pamuksüzer ise bu alanı 2002’de keşfetti, 21 yıl önce de girişime dönüştürdü. Hali hazırda kendine ait iki, işletme anlaşması yaptığı 4 şubesi var. Şirketi TheLifeCo ile yurt dışında da şubeleşen Pamuksüzer, ABD’den de teklif aldığını söylüyor. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dilovasinda-koseler-halk-kutuphanesi-hizmete-acildi-89587</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Dilovası’nda Köseler Halk Kütüphanesi hizmete açıldı</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/KOCAELİ</strong></p>
<p>Dilovası Belediyesi ile Kocaeli İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü iş birliğinde Köseler Mahallesi’ne kazandırılan Halk Kütüphanesi, yazar Hayati İnanç’ın katıldığı törenle hizmete açıldı. İlçenin kültür ve eğitim olanaklarını genişletmesi hedeflenen kütüphane, çocuklardan gençlere, kadınlardan yetişkinlere kadar her yaştan vatandaşa kitaplarla buluşabilecekleri yeni bir alan sunacak.</p>
<h2>“Kütüphaneler şehirlerin kültürel hafızalarıdır”</h2>
<p>Törende konuşan Dilovası Belediye Başkanı Ramazan Ömeroğlu, “Bir kütüphanenin kapısını açmak, geleceğe açılan kapıları aralamaktır. Her kitapta yeni bir dünya, her sayfada yeni bir umut vardır. Belediyecilik yalnızca yol, park ve bina yapmak değildir. Belediyecilik, insanımıza dokunmak; çocuklarımızın geleceğine yatırım yapmak ve gençlerimizin önünü açmaktır. Köseler Halk Kütüphanemiz de bu anlayışın önemli bir eseridir” dedi.</p>
<p>Kütüphanenin yalnızca öğrenciler için değil, bütün vatandaşlar için önemli bir buluşma noktası olacağını vurgulayan Ömeroğlu, “Çocuklarımız burada kitap okuyacak, gençlerimiz ders çalışacak, üniversiteye hazırlanan kardeşlerimiz uygun bir çalışma ortamına kavuşacak. Kadınlarımız, yetişkinlerimiz ve büyüklerimiz de kitapla, bilgiyle ve kültürle buluşacak. Çünkü kütüphaneler yalnızca kitapların bulunduğu yerler değil; bilgiye açılan kapılar, geleceğe yapılan yatırımlar ve şehirlerin kültürel hafızalarıdır” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Ömeroğlu, “Orhangazi, Tavşancıl ve Turgut Özal halk kütüphanelerinin ardından Köseler Halk Kütüphanesi’ni de hizmete açarak ilçemizdeki kütüphane ağını genişlettik. Son bir yıl içerisinde kadınlara ve öğrencilere yönelik 25 farklı etkinlik düzenledik. Kütüphanelerimizi yalnızca kitap okunan alanlar olarak değil; söyleşilerin, kültür-sanat çalışmalarının, eğitimlerin ve sosyal etkinliklerin gerçekleştirildiği yaşayan merkezler hâline getirmeye devam edeceğiz” diye konuştu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/dilovasinda-koseler-halk-kutuphanesi-hizmete-acildi-89587</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/8/7/1280x720/dilovasinda-koseler-halk-kutuphanesi-hizmete-acildi-1791873275.jpeg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Dilovası Belediyesi ile Kocaeli İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü iş birliğinde açılan Köseler Halk Kütüphanesi, ilçenin kütüphane ağına eklendi. Belediye Başkanı Ramazan Ömeroğlu, son bir yılda kadınlar ve öğrencilere yönelik 25 etkinlik düzenlediklerini belirterek kütüphaneleri kültür ve eğitim merkezleri hâline getirmeyi sürdüreceklerini söyledi. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-istihdam-ve-degisen-beceriler-89586</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 07:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Yapay zekâ, istihdam ve değişen beceriler</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><em><strong>Hazırlayan &amp; Derleyen: Umut Özbağcı - Datassist CEO</strong></em></p>
<p><strong>Eylül ayı enflasyon yansımaları</strong></p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, yıllık tüketici enflasyonu Eylül ayında bir önceki aya göre %1,84, bir önceki yılın aynı ayına göre %29,73 seviyesinde gerçekleşti.</p>
<p><strong>2030'un en değerli becerisi kod yazmak değil</strong></p>
<p>Yapay zekâ listenin zirvesinde. Ama WEF'in 2030 beceri haritasında programlama "odak dışı" çeyrekte duruyor. İşverenler makineyi kullanabilen insanı değil, makineyle birlikte düşünebilen insanı arıyor.</p>
<p>Çalışanların çekirdek becerilerinin %39'u 2030'a kadar değişiyor. Kazanan tablo net: yapay zekâ ve büyük veri yanında analitik düşünme, dayanıklılık, yaratıcılık ve sürekli öğrenme. Teknoloji kapıyı açıyor, kapıdan geçiren şey insan becerileri. Fiziksel yetenekler ise ilk kez net düşüşte.</p>
<p>İK için mesaj açık: bir sonraki işe alım kriterlerinde "hangi yazılımı biliyor" sorusunun yanına "ne kadar hızlı öğreniyor" sorusunu ekleyin. 2030'da fark yaratan, araç değil öğrenme hızı olacak.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="/storage/uploads/0/0/0/6acdd02ebeffd-1791873070.jpg" alt="" width="700" height="818" /><strong>İngiltere hükümeti yapay zekâ kaynaklı iş kayıplarına hazırlanıyor</strong></p>
<p>İngiltere’nin yapay zekâdan sorumlu bakanı, yapay zekânın tetikleyebileceği olası toplu iş kayıplarına karşı ciddi bir acil durum planlaması yapılması çağrısında bulundu. Bu uyarı, hükümetin teknolojinin iş gücü üzerindeki etkisine bakış açısında önemli bir değişim demek.</p>
<p>Yapay zekânın birden fazla sektördeki istihdam etkileri, teknolojinin ortadan kaldırdığından daha fazla iş yarattığına dair önceki iyimser mesajlardan belirgin bir sapma yaratıyor.</p>
<p>Bakanın açıklamaları, yapay zekâ adaptasyonunun çalışanların yeniden eğitim alabilme veya yeni rollere geçiş yapabilme hızından daha hızlı ilerleyebileceğine dair artan endişeleri yansıtıyor. Önceki teknolojik dönüşümlerden farklı olarak yapay zekâ, daha önce otomasyondan etkilenmeyeceği düşünülen bilişsel görevleri de otomatize etme tehdidi taşıyor.</p>
<p><strong>Yapay zekâ kullanımı yaygınlaşıyor, ücretli kullanım hâlâ sınırlı</strong></p>
<p>Yapay zekâ kullanımı hızla yaygınlaşırken, tüketicilerin bu hizmetler için ödeme yapma oranı henüz oldukça düşük seviyede.</p>
<p>Nisan 2026 itibarıyla ABD’deki hanelerin yalnızca yaklaşık %2’si herhangi bir yapay zekâ hizmeti için ödeme yapıyordu. Bu oranın sonrasında yükselde de tüketici tarafında ücretli yapay zekâ kullanımı hâlâ erken aşamada.</p>
<p>Yapay zekânın tüketici pazarındaki potansiyeli henüz tam olarak kullanılmıyor. Teknoloji daha erişilebilir ve yetenekli hale geldikçe, bugün ücretsiz veya deneme amaçlı kullanılan araçlar daha fazla ücretli hizmete dönüşebilir.</p>
<p>Kurumsal tarafta da tablo benzer. S&amp;P 500 şirketlerinin yaklaşık %30’u yapay zekânın ölçülebilir bir etkisi olduğunu belirtirken, bunu takip edilen bir metrikle ortaya koyan şirketlerin oranı yalnızca yaklaşık %2 seviyesinde. Yani yapay zekâ kullanımı yaygınlaşıyor ancak kullanımın ekonomik değer üretme ve bunu ölçme aşaması henüz başlangıç noktasında.</p>
<p><strong>Yapay zekâ iş yerinde karar verirken yeni sınırlar geliyor</strong></p>
<p>Yapay zekânın iş süreçlerine entegrasyonu hızlanırken, çalışanların yapay zekâ tarafından nasıl değerlendirileceği ve bu teknolojinin hangi kararları verebileceği de yeni bir düzenleme alanına dönüşüyor.</p>
<p>Kaliforniya’da kabul edilen yeni düzenlemeler, işverenlerin yapay zekâyı çalışanların duygusal durumlarını biyometrik veriler üzerinden tahmin etmek için kullanmasını yasaklıyor. Ayrıca yapay zekânın toplu işten çıkarmalarda kullanılması durumunda çalışanlara yazılı bildirim yapılmasını ve işten çıkarma kararlarının yalnızca yapay zekâya dayandırılmasını engelliyor.</p>
<p>Bu gelişme, yapay zekânın İK süreçlerinde yalnızca bir verimlilik aracı olarak değil, aynı zamanda karar alma süreçlerinde sorumluluk ve denetim gerektiren bir teknoloji olarak ele alınmaya başladığını gösteriyor.</p>
<p>Özellikle işe alım, performans değerlendirme, terfi, ücretlendirme ve işten çıkarma gibi doğrudan çalışanları etkileyen süreçlerde şirketlerin önünde yeni bir soru beliriyor:</p>
<p><strong>Yapay zekâ kararı verebilir mi, yoksa yalnızca kararı desteklemeli mi?</strong></p>
<p>Şirketler açısından mesaj net: Yapay zekâ kullanımının yaygınlaşması, insan denetiminin önemini azaltmıyor. Aksine, çalışanları doğrudan etkileyen AI kararlarında şeffaflık, insan onayı ve hesap verebilirlik daha kritik hale geliyor.</p>
<p><strong>Günümüz iş dünyasında beş kuşağı bir arada yönetmek</strong></p>
<p>Bazı kuruluşlarda bugün beş farklı kuşaktan çalışan aynı iş ortamında bulunabiliyor. 1946 öncesi doğan Gelenekselcilerden iş hayatına yeni adım atan Z Kuşağına kadar uzanan bu benzeri görülmemiş yaş çeşitliliği, İK profesyonelleri için hem zorluklar hem de fırsatlar sunuyor.</p>
<p>Kuşak farklılıklarını anlamak, uyumlu ekipler oluşturmanın temel gerekliliklerinden biri haline geldi. Her kuşak, yetiştiği dönemin ekonomik, teknolojik ve sosyal koşullarının şekillendirdiği kendine özgü bakış açıları taşıyor. Bu farklılıkları zararlı kalıp yargıları pekiştirmeden tanımak, etkili yönetimin anahtarını oluşturuyor.</p>
<p>Günümüz iş yerlerinde beş kuşak bir arada çalışıyor: Gelenekselciler, Baby Boomer Kuşağı, X Kuşağı, Y Kuşağı ve Z Kuşağı. Araştırmalar iletişim tercihleri ve çalışma tarzlarında bazı genel eğilimler ortaya koysa da her grup içindeki bireysel farklılıklar çoğu zaman kuşaklar arası farklılıkları aşıyor.</p>
<p>Çatışmalar genellikle gerçek değer farklılıklarından değil, yanlış anlamalardan kaynaklanıyor. Genç çalışanlar dijital iletişimi tercih ederken, daha deneyimli meslektaşları yüz yüze görüşmeleri öncelikli tutabiliyor. Her iki yaklaşım da diğerinden üstün değil ve esnek iletişim politikaları oluşturmak bu uçurumların kapatılmasına yardımcı oluyor. Kuşaklar arası mentorluk programları ise karşılıklı saygıyı güçlendirirken bilgi aktarımını her iki yönde de destekliyor.</p>
<p><strong>Yapay zekâ beceri açığı işgücünde iki kademeli bir gerçeklik yaratıyor</strong></p>
<p>Yapay zekâ araçlarını benimseyen çalışanlar ile benimsemeyenler arasında belirgin bir uçurum var. Yapay zeka yetkinliğinin çalışanların kariyer yolculuklarını ve iş yerindeki konumlarını nasıl algıladıkları da belirleyici bir faktör.</p>
<p>Çalışanlar, daha güçlü yapay zekâ becerilerine sahip meslektaşlarının gerisinde kaldıklarını hissediyor. Bu fark, organizasyonlar içinde yapay zekayı etkili bir şekilde kullanabilenler ile henüz temelleri öğrenenler arasında belirgin katmanlar oluşturuyor.</p>
<p>Ayrıca, yapay zekâ araçlarında yetkinlik geliştiren çalışanlar, istihdam istikrarları ve gelecekteki fırsatlar konusunda kendilerini daha güvende hissediyor.</p>
<p>Bu korelasyon, yapay zekâ okuryazarlığının sahip olunması bir beceriden temel bir iş yeri yetkinliğine hızla dönüştürüyor.</p>
<p><strong>İş arayanlar başvuru sürecinden tükenmişlik yaşıyor</strong></p>
<p>Modern iş arama süreci birçok aday için bir dayanıklılık testine dönüştü. Z kuşağı adayları, uzun başvuru gereksinimleri ve işverenlerden gelen minimum geri bildirimle rekabetçi bir iş piyasasına girerken özellikle zorlu engellerle karşılaşıyor.</p>
<p>İş arayanlar, arama süreçlerinde iki temel tükenmişlik kaynağı belirtiyor:</p>
<ul>
<li>Birincisi, başvurular giderek daha karmaşık hale geldi ve her başvuru için kapsamlı zaman yatırımı gerektiriyor.</li>
<li>İkincisi, bu çabaların ardından gelen sessizlik adayları sinir bozucu bir belirsizlik durumunda bırakıyor.</li>
</ul>
<p>İşverenlerden yanıt gelmemesi, tekrarlanan başvuruların duygusal yükünü daha da ağırlaştırıyor. Birçok aday, şirketlerin başvurularını kabul etmemesi veya herhangi bir durum güncellemesi sağlamaması karşısında motivasyonlarını kaybediyor..</p>
<p>Bu dinamik, başvuru sahiplerinin niceliği nitelkle dengelemek zorunda kaldığı bir döngü yaratıyor. Adaylar çoğunun yanıtsız kalacağını bilerek düzinelerce başvuru gönderiyor.</p>
<p><strong>Özel sektör eylül ayında 90.000 yeni iş ekledi</strong></p>
<p>İşe alım, mayıs ayından bu yana ilk kez hızlandı. Artışta eğitim ve sağlık hizmetleri ile eğlence ve konaklama sektörleri öne çıkarken, finansal faaliyetler ile profesyonel ve ticari hizmetlerde zayıflık görüldü.</p>
<p>ADP Baş Ekonomisti Nela Richardson: “Bu güçlü bir rapor. Üç aylık yavaşlamanın ardından istihdam artışı yeniden hızlandı ve ücret artışı güçlü seyrini korudu.”</p>
<p><strong>Ücret artışı eylül ayında pek değişmedi</strong></p>
<p>İş değiştirmeyen çalışanların ücretleri yıllık bazda %3,0 artarken, iş değiştiren çalışanlarda ücret artışı %4,8 oldu.</p>
<p> </p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/kose-yazisi/yapay-zeka-istihdam-ve-degisen-beceriler-89586</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/0/0/1/1280x720/ekonomigazetesi-no-image.png" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Yapay zekâ, istihdam ve değişen beceriler ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/orhangazi-tso-yeniden-hatirli-dedi-89591</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 06:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Orhangazi TSO, yeniden ‘Hatırlı’ dedi</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p><strong>EKONOMİ/BURSA</strong></p>
<p>Bursa’nın Orhangazi ilçesinde Ticaret ve Sanayi Odası’nın (TSO) meclis üyeliği seçimleri tamamlandı.</p>
<p>Orhangazi Ticaret ve Sanayi Odası’nın meclis üyeliği seçimleri, odanın hizmet binasında gerçekleştirildi. Toplam 976 üyenin oy kullanma hakkının bulunduğu seçimlerde, 15 meslek grubunda sandıklar açılarak sonuçlar açıklandı. Seçimlerde mevcut Başkan Erol Hatırlı’nın öncülüğündeki Mavi liste ile eski meclis üyesi Cem Kapitan’ın Beyaz listesi yarıştı. Yapılan seçimler sonucunda Mavi liste 19 meclis üyeliği kazanırken, Beyaz liste 11 üyelik elde etti. Beyaz listenin başkan adayı Cem Kapitan, kendi meslek grubundan meclise giremedi. Mavi listenin adayı mevcut Başkan Erol Hatırlı da aday olduğu meslek grubundan seçilemezken, farklı bir meslek grubundan yedek listede yer alarak meclise girmeyi başardı. Seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından Mavi liste ekibi bir araya gelerek Erol Hatırlı ile yola devam etme kararı aldı. Grup adına açıklama yapan Hatırlı, seçimlere katılan tüm üyelere teşekkür ederek, "Birlikte başardık, birlikte başarmaya devam edeceğiz" dedi.</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/sehirler/orhangazi-tso-yeniden-hatirli-dedi-89591</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/1/1280x720/orhangazi-tso-yeniden-hatirli-dedi-1791874934.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Orhangazi Ticaret ve Sanayi Odası seçimlerinde mevcut Başkan Erol Hatırlı’nın Mavi listesi 19 meclis üyeliği kazanırken, Cem Kapitan’ın Beyaz listesi 11 üyelik elde etti. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

                    <item>
            <guid>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/erdogan-1-milyon-liraya-kadar-anapara-odemelerine-baslanacak-89593</guid>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2026 00:00:00 +03:00</pubDate>
            <title> Erdoğan: 1 milyon liraya kadar anapara ödemelerine başlanacak</title>
            <content:encoded>
                <![CDATA[ <p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ndeki Kabine Toplantısı'nın ardından millete seslendi.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün Manisa'nın Akhisar ilçesinde meydana gelen elim trafik kazasında hayatını kaybeden 11 vatandaşa Allah'tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına başsağlığı diledi.</p>
<p>Yaralanan 26 vatandaştan 13'ünün taburcu edildiğini, 2'si yoğun bakımda olmak üzere 13 kişinin tedavisinin sürdüğünü belirten Erdoğan, "Kendilerine acil şifalar diliyorum. Rabbi'm, milletimize böylesi acıları bir daha yaşatmasın." ifadelerini kullandı.</p>
<p>Erdoğan, Kabine'nin 73'üncü toplantısını az önce tamamladıklarını, bugünkü toplantıda ülke ve milletin gündeminde yer alan önemli konuları istişare ettiklerini aktardı.</p>
<p>Bölgede yaşanan ve Türkiye'yi de etkileyen gelişmeler hakkında kapsamlı değerlendirmeler yaptıklarını dile getiren Erdoğan, çalışma hayatı, sosyal politikalar ve son günlerde ülke gündemini meşgul eden fon meselesiyle ilgili güncel durumun Kabinenin ana konuları olduğunu söyledi.</p>
<p>Son iki haftada millete hizmet yolunda neler yaptıklarını anlatan Erdoğan, 1 Ekim'de Türkiye Büyük Millet Meclisinin 28. Dönem Beşinci Yasama Yılı'nın açılışına katılarak Genel Kurula hitap ettiklerini anımsattı.</p>
<p>Yeni yasama yılının Türkiye, millet, demokrasi ve siyasi partiler için hayırlara vesile olmasını temenni eden Erdoğan, "Meclisimizin çatısı altında yürütülecek yasama faaliyetlerinin ilk gün şahit olduğumuz çiğliklere tevessül edilmeden demokratik bir olgunluk içinde sürdürülmesini ümit ediyorum." dedi.</p>
<p><strong>TEKNOFEST Güneydoğu</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, 3 Ekim'de Şanlıurfalıların misafiri olduklarını hatırlatarak, bu yıl rekor katılımla düzenlenen TEKNOFEST Güneydoğu'da gençlerin heyecanına ortak olduklarını, yapımı tamamlanan Şanlıurfa Şehir Hastanesinin açılışını gerçekleştirdiklerini belirtti.</p>
<p>"Orada bir kere daha gördük ki Türkiye'nin istikbali, düşünen, araştıran, üreten, kendi teknolojisini geliştiren gençlerimizin ellerinde yükseliyor." diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>"Ödül alan ve dereceye giren gençlerimizi tebrik ediyor, bu büyük teknoloji şöleninin Şanlıurfa'da başarıyla tertiplenmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Aynı gün 39 milyar lira yatırım değerine sahip Şanlıurfa Şehir Hastanesi ile bağlantı yollarını hizmete açtık. 500 bin metrekare kapalı alanı, 2 bin yatak kapasitesi, 451 poliklinik odası, 60 ameliyathanesi ve diğer birimleriyle Şanlıurfalılara birinci sınıf sağlık hizmeti sunacak modern bir sağlık tesisini şehrimize kazandırmış olduk. Şanlıurfa Şehir Hastanemizin ve diğer yatırımlarımızın da hayırlı olmasını diliyor, bütün kurumlarımıza tebriklerimi iletiyorum."</p>
<p><strong>Uluslararası Uzay Kongresi</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, 7 Ekim'de Türkiye'nin ilk kez ev sahipliği yaptığı 77'nci Uluslararası Uzay Kongresi'nin açılışına iştirak ettiklerini anımsattı.</p>
<p>Antalya'da düzenlenen kongrede 111 ülkeden alanında uzman isimlerle bir araya geldiklerini dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye olarak uzayda daha güçlü bir varlık göstermek, kendi teknolojimizi geliştirmek için yoğun çaba sarf ediyoruz. Ay Araştırma Programı kapsamında geliştirdiğimiz aracın üretim, montaj ve entegrasyon aşamaları tamamlandı. 3,5 ton ağırlığındaki ve yüzde 80'in üzerinde yerlilik oranına sahip aracımızın sistem seviyesi çevresel testleri devam ediyor. 6 Ekim'de 2026-2027 Akademik Yılı'nın açılışını Külliye'mizde düzenlenen törenle gerçekleştirdik. Aynı programda Yükseköğretim Kurulu 2026 Üstün Başarı Ödülleri'ni sahiplerine takdim ettik. Yeni akademik yılın öğrencilerimiz, akademisyenlerimiz, ve yükseköğretim camiamız için hayırlı olmasını diliyor, ödül alan isimleri tebrik ediyorum."</p>
<p><strong>"Suç coğrafyası, bir ülkenin hudutlarıyla sınırlı olmaktan çıktı"</strong></p>
<p>Erdoğan, 9 Ekim'de İstanbul'da "Adaletin Zirvesi İnsanlık İçin Ortak Sorumluluk" temasıyla düzenlenen Uluslararası Adalet Zirvesi'ne katıldıklarını hatırlatarak, şunları ifade etti:</p>
<p>"Şurası bir gerçek ki bugün suç coğrafyası, artık tek bir ülkenin hudutlarıyla sınırlı olmaktan çıkmıştır. İster adi suçlu, ister belediye vurguncusu, ister uyuşturucu tüccarı, isterse terör örgütü mensubu olsun, hukukun dışına çıkan hiç kimse dünyanın hiçbir yerinde rahat ve huzurlu olmamalıdır. Devletimizin nefesi, adaletten kaçacakların veya kendilerini böyle zannedenlerin ensesindedir. Bu kapsamda 2026'nın ilk 9 ayında 294 kişinin ülkemize iadesini sağladık. Aynı dönemde farklı aramalar çerçevesinde 736 kişiyi ülkemize getirdik. Nerede saklanırsa saklansınlar, milletin malına ve canına kastedenlerin tepesine binmeye devam edeceğiz."</p>
<p><strong>"Halkalı-Kapıkule arası seyahat 1,5 saate inecek"</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, cuma günü Halkalı-Kapıkule Hızlı Tren Hattı'nın Çerkezköy-Kapıkule kesiminin açılışını yapmak üzere Babaeski'de bulunduklarını hatırlattı.</p>
<p>Toplam 229 kilometre uzunluğundaki hızlı tren hattının en uzun etabı olan 153 kilometrelik Çerkezköy-Kapıkule kesimini tamamladıklarını anlatan Erdoğan, "Projenin tüm etapları tamamlandığında Halkalı-Kapıkule arası seyahat süresi 4 saatten 1,5 saate inecek. Yük taşıma süresi ise 8,5 saatten 3,5 saate düşecek. Yıllık yolcu kapasitemiz 600 binden 3 milyona, yük kapasitemiz ise 1,5 milyon tondan 9,5 milyon tona yükselecek. Emeği geçenleri tebrik ediyor, açılışını yaptığımız Halkalı-Kapıkule Hızlı Tren Hattı Çerkezköy-Kapıkule kesiminin hayırlı olmasını diliyorum." dedi.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, 10 Ekim'de de kuruluşunun 75. yılını kutlayan İlim Yayma Cemiyetinin güzide mensuplarıyla bir araya geldiklerini hatırlatarak, üç çeyrek asırdır eğitim ve sivil toplum alanlarında ülkeye önemli katkılar sunan Cemiyetin çalışmalarını takdirle karşıladıklarını ifade etti.</p>
<p>Köklerine bağlı, değerlerini bilen, çağın bilgisini kuşanan ve ülkesine karşı sorumluluk taşıyan gençler yetiştirmenin büyük bir emek ve fedakarlık işi olduğuna işaret eden Erdoğan, "İlim Yayma ailesini bu samimi gayretlerinden ötürü yürekten tebrik ediyor, çalışmalarında Allah'tan muvaffakiyetler niyaz ediyorum." diye konuştu.</p>
<p>Geçen hafta İstanbul Maltepe'de bir binanın çökmesiyle 5 kişinin hayatını kaybettiğini anımsatan Erdoğan, olayda vefat edenlere Allah'tan rahmet, ailelerine sabır, yaralılara acil şifalar diledi.</p>
<p>Maltepe'deki söz konusu acı olayın İstanbul'un kentsel dönüşüm meselesinin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gösterdiğini vurgulayan Erdoğan, şöyle konuştu:</p>
<p>"İstanbul'da deprem gerçeğini ertelemek, görmezden gelmek veya günlük siyasi çekişmelere kurban etmek, İstanbul'a ihanet etmek olur. Şunu bir defa açık açık söylemek durumundayım. Biz, her kentsel dönüşüm dediğimizde, birilerinin çıkıp 'rantsal dönüşüm' diyerek feveran etmesinden artık bıktık, usandık. Kimsenin ideolojik ezberleri dolayısıyla insanımızın hayatıyla oynamaya hakkı yoktur ve olamaz. Bakıyorsunuz, kendileri villalarda lüks ve güvenli sitelerde yaşıyor. Ama söz konusu İstanbul'un yapı stokunun yenilenmesi olunca, en fazla bunlar bağırıyor. En çok bunların sesi çıkıyor. En fazla gürültüyü bunlar yapıyor. Bu riyakarlığa artık 'dur' demenin vakti gelmiştir. Hükümet olarak, mali idareler seviyesinde sergilenen umursamazlığa rağmen kentsel dönüşüm seferberliğimizi hızlandırmakta kararlıyız."</p>
<p><strong>"Lütfen kentsel dönüşümde atılacak adımları ertelemeyin"</strong></p>
<p>Fatih Sultan Mehmet'in emaneti olan İstanbul'u kentsel dönüşüm seferberliğinin adeta başkenti olarak gördüklerini dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Türkiye'de her iki kentsel dönüşümden birini İstanbul'da yaptık. 2012 yılından beri İstanbul'da 1 milyon 298 bin bağımsız bölümü dönüşüm kapsamına aldık. 1 milyon 7 bin bağımsız bölümün dönüşümünü tamamladık. 291 bin bağımsız bölümün dönüşümü ise halen devam ediyor. 5 milyona yakın vatandaşımızı güvenli yuvalarına kavuşturduk. Vatandaşımızı kentsel dönüşüme teşvik etmek için de her adımı attık. İstanbulumuza özel 'Yarısı Bizden Kampanyamızı' başlattık. 'Yarısı Bizden' ile bugüne kadar 544 bin 564 bağımsız bölümü dönüşüm kapsamına aldık. Daha fazla vatandaşımız bu imkandan yararlanabilsin diye kampanyanın süresini 31 Aralık 2027'ye kadar uzattık. Mevcut destek programımızda her bir konut için 875 bin lira hibe, 875 bin lira kredi ve 125 bin lira taşınma desteği sağlıyoruz. İş yeri sahiplerimize 437 bin 500 lira hibe, 437 bin 500 lira kredi ve 125 bin lira taşınma desteği veriyoruz. Yani insanımızı, çatısı altında gönül huzuruyla oturacağı güvenli konutları kavuşturmak için devlet olarak üzerimize ne düşüyorsa yapıyoruz."</p>
<p>Erdoğan, İstanbul'da yaşayan vatandaşlara "Lütfen kentsel dönüşüm konusunda atılacak adımları ertelemeyin. Komşularınızla uzlaşmak, gerekli işlemleri başlatmak, güvenli bir yuvaya kavuşmak için bugünden harekete geçin." diye seslendi.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Hükümetimiz tüm imkanlarıyla İstanbul'un dönüşümü için gövdesini taşın altına koymuşken, siyasi parti ayırt etmeksizin tüm belediyelerimizden de aynı anlayışı, aynı çabayı, aynı hassasiyeti göstermelerini bekliyoruz. Şehrini ilçesini gerçekten seven sorumluluk sahibi belediye başkanlarını kentsel dönüşüm projelerine ağırlık vermeye çağırıyorum." diye konuştu.</p>
<p><strong>"Husilerin saldırılarını en güçlü biçimde lanetliyoruz"</strong></p>
<p>Türkiye'nin bölgesindeki çatışma alanlarına her gün yenilerinin eklendiğine dikkati çeken Erdoğan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Lübnan'dan Yemen'e ve İran'a uzanan hatta gerilim tırmanmakta, özellikle vekil güçler aracılığıyla farklı hesaplar görüşülmeye çalışılmaktadır. Türkiye bir süredir etrafını çevreleyen kriz kuşağına rağmen istikrar adası, güven ve huzur adası konumunu her geçen gün perçinlemektedir. Bölgesel sahiplenme anlayışıyla anlaşmazlıkların harp sahasında değil, müzakere masasında diyalog ve diplomasiyle çözümünü savunuyoruz. Egemenliğe ve toprak bütünlüğüne karşılıklı saygı temel ilkemizdir. Bize göre bölünme ve parçalanma sadece bölgemizi kan gölüne çevirmek isteyen şer odaklarının çıkarlarına hizmet edecektir.</p>
<p>Bu minvalde Husiler tarafından 10 Ekim'de Riyad'daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı'nı hedef alan ve 12 kişinin hayatını kaybettiği, 309 kişinin yaralandığı saldırıları en güçlü biçimde lanetliyoruz. Aralarında umre ziyareti yapanların da olduğu vefat eden kardeşlerimize yüce Allah'tan rahmet, yaralı kardeşlerimize acil şifalar diliyoruz. Türkiye hukuk ve insanlık dışı saldırılar karşısında Suudi Arabistan'ın ve Suudi kardeşlerinin yanındadır."</p>
<p><strong>"Barışı savunmaya devam edeceğiz"</strong></p>
<p>Erdoğan, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında 7 Ağustos'ta imzalanan Ortak Savunma Anlaşması'nın kurumsal altyapısının oluşturulması çalışmalarının devam ettiğini belirterek, şöyle konuştu:</p>
<p>"Savunma işbirliğimizi iki temel kulvarda ilerletiyoruz. İlk olarak kolektif savunma ve bölgesel işbirliği hedefleri doğrultusunda çalışıyoruz. İkinci olarak bu işbirliğinin kalıcı ve işleyen bir kurumsal yapıya kavuşması için gerekli adımları atıyoruz. Bilinmesini isterim ki, NATO'da olduğu gibi ortak savunma anlaşması kapsamındaki faaliyetler de ulusal mevzuatımız temelinde yürütülecektir. Türkiye'yi farklı bir yerde resmetmeye çalışan ve kime hizmet ettiği aşikar olan söylemlerin hiçbir geçerliliği yoktur. Anlaşmanın iç onay işlemlerinin tamamlanması için önümüzdeki günlerde Gazi Meclisimize sevkine yönelik çalışmalarımız sürüyor. Türkiye'nin duruşu, hassasiyetleri ve savunduğu ilkeler bellidir. Biz, hadiselere etnik ve mezhebi bir mercekten asla bakmıyoruz. Biz, bölgemizin tamamında barışın ve istikrarın hakim olmasını istiyoruz. Bundan sonra da bölgesel sahiplenme temelinde barışı savunmaya, barış için gayret göstermeye devam edeceğiz."</p>
<p>Toplantıda ele alınan konulardan birinin de geçen yıl hayata geçirilen İŞKUR Gençlik Programı olduğunu belirten Erdoğan, gençlerin eğitimlerini sürdürürken çalışma hayatını tanımalarına, tecrübe kazanıp geleceğe daha iyi hazırlanmasına büyük önem verdiklerini söyledi. Erdoğan, bu amaçla başlattıkları İŞKUR Gençlik Programı'na gençlerin de çok yoğun ilgi gösterdiğini bildirdi.</p>
<p>Bugüne kadar programdan istifade eden genç sayısının 220 bine yaklaştığını aktaran Erdoğan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Bu genç arkadaşlarımız hem deneyim sahibi oldular hem de belli miktarda gelir elde ettiler. Biz de gençlerimizin bu ilgisini karşılıksız bırakmıyoruz. Şimdi yeni bir adım daha atıyoruz. Programın 2026-2027 dönemi kontenjanını 150 bine yükseltiyoruz. Program kapsamında gençlerimize günlük 1375 lira ödeme yapılacak. Ayda 14 gün katılan öğrencilerimiz ise 19 bin 250 liraya kadar destek alabilecek."</p>
<p>Ayrıca gençlerin sigorta primlerini devletin karşılayacağını dile getiren Erdoğan, ilaveten belirli şartlarda 1250 liralık promosyon ve çeşitli harcamalarda özel indirim imkanları sunulacağını söyledi.</p>
<p>"Gençliğin üretim çağı, yani güç hamlemizle 3 yılda 3 milyon gencimize ulaşmayı hedefliyoruz." diyen Erdoğan, İŞKUR Gençlik Programı'ndan ise 2028 yılı sonuna kadar 1 milyon üniversite öğrencisinin yararlanmasını amaçladıklarını ifade etti.</p>
<p>Gençleri şahsi ikballerine alet etmeye çalışanlara inat, gençlerin eğitimine, istihdamına ve geleceğine desteklerini artırarak sürdüreceklerini vurgulayan Erdoğan, "Gençlerimizi ne marjinal yapıların ne terör örgütlerinin ne de kariyerist siyasetçilerin ihtiraslarına terk etmeyeceğiz. Bu güzel haberimizin bütün gençlerimize, ailelerine ve üniversitelerimize hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum." dedi.</p>
<p><strong>"Milletimizin hak ve hukukunun korunması kırmızı çizgimizdir"</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, fon meselesinin süratle çözülmesi amacıyla yoğun bir gayret içinde olduklarını belirterek, önceki kabine toplantısından bu yana Devlet Denetleme Kurulunun görevlendirilmesinden Fon Koordinasyon Kurulunun teşkiline, TBMM'nin bilgilendirilmesinden kanuni düzenleme gerektiren hususlarda yasa teklifinin Meclisin takdirine sunulmasına, Katılımevim Tasarruf Finansman AŞ, Birevim Tasarruf Finansman AŞ ve İktisat Katılım Bankası AŞ'nin Emlak Katılım'a devrinin başlamasından merkezi kayıt kuruluşu işlemleri tamamlanan fonların ödemelerinin başlamasına kadar pek çok müspet adım atıldığını söyledi.</p>
<p>Erdoğan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Meselenin yargı tarafında soruşturmalar titizlikle ve derinleştirilerek devam ediyor. Fon şirketlerinin yönetim kurulu üyelerinin de içinde bulunduğu 282 kişi hakkında hukuki işlem yapıldı. Bunlardan 84'ü tutuklanırken 27 şüpheli hakkında yakalama kararı çıkartıldı, 99 kişi hakkında da adli kontrol tedbiri uygulandı. Kanun teklifinin Meclisimizden geçmesiyle birlikte ekim ayı içinde 1 milyon liraya kadar anapara ödemelerine başlanacak. Olağan ve olağanüstü tasfiyelerin ekim ayı içinde yapılmasını müteakip yatırımcıların kayda değer bir bölümü ara ödemelerini almış olacak. Fon Koordinasyon Kurulumuz kamuoyumuzu detaylı ve düzenli bir şekilde bilgilendirecek.</p>
<p>Bizim şu anda birinci önceliğimiz siyasette tek sermayesi polemik olanlara laf yetiştirmek değil, kamu kaynakları kullanılmadan bu sürecin şeffaf, adil, hızlı biçimde yönetilmesidir. Bir kere daha şunu herkesin bilmesini, herkesin anlamasını isterim. Milletimizin hak ve hukukunun korunması bizim kırmızı çizgimizdir. Fahiş getiriler elde etmiş spekülasyon ve manipülasyon yoluyla haksız kazanç sağlamış her kim varsa, bunun bedelini mutlaka ödeyecektir. Başkaları soygunculara, milletin malına el uzatanlara, harama tevessül edenlere sırf siyasi parti aidiyetleri sebebiyle sahip çıkabilir, onlara kol kanat gerebilir, onlar için şehir şehir gezip miting düzenleyebilir. Biz, onlara benzemeyiz. Bizim ne siyaset tarzımızda ne de devlet yönetim anlayışımızda asla böyle bir durum olamaz. Hukukun meşru sınırları dışına çıkan kim olursa olsun, hesabını sorarız ve soruyoruz."</p>
<p><strong>"Türkiye'de şahsım dahil hiç kimse eleştirilemez değildir"</strong></p>
<p>Erdoğan, bu dönemde Türkiye'yi benzer bir sıkıntıyla karşı karşıya bırakmamak için gereken neyse hayata geçirmekte kararlı olduklarının altını çizdi.</p>
<p>Ek düzenlemelerle sermaye piyasalarının bünyesini bu tür mikroplara karşı güçlendirecek, işleyişini çok daha sağlıklı hale getireceklerini vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:</p>
<p>"Elbette bu adımları atarken boğazlarına kadar çamura batmış olanların tamamen 'çamur at izi kalsın' mantığıyla, tamamen nefret siyasetiyle kadrolarımıza karşı, Kabine üyelerimize karşı haysiyet cellatlığı yapmasına da müsaade etmeyeceğiz. Bakın, Türkiye'de şahsım dahil hiç kimse eleştirilemez değildir. Ama hiç kimsenin ünvanı, mesleği, konumu ona FETÖ yöntemleriyle bir başkasına karşı itibar suikastı düzenleme hakkı vermez. Eleştiri hakkı, yalan ve çarpıtmayla muhatabını karalama hakkı değildir. Aynı şekilde ifade özgürlüğü önüne gelene iftira atma serbestisi değildir. Kamu adına hesap sorduğunu iddia eden herkes görevini sorumluluk bilinciyle yapmalı, insanların onuruyla, haysiyetiyle oynamamalıdır. Bu düşüncelerle Kabine toplantımızda aldığımız kararların tüm Türkiye için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Rabbim birliğimizi, beraberliğimizi ve kardeşliğimizi daim eylesin diyor, tekrar görüşünceye kadar hepinizi Allah'a emanet ediyorum. Kalın sağlıcakla."</p> ]]>
            </content:encoded>
            <link>https://www.ekonomigazetesi.com/gundem/erdogan-1-milyon-liraya-kadar-anapara-odemelerine-baslanacak-89593</link>
                            <media:content url="https://www.ekonomigazetesi.com/storage/uploads/5/9/3/1280x720/erdogan-1791875099.jpg" type="image/jpg" expression="full" width="1280" height="720">
                    <media:description type="plain">
                        <![CDATA[ Kabine Toplantısı sonrası açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, fon soruşturmaları hakkında, &quot;Kanun teklifinin Meclisimizden geçmesiyle birlikte ekim ayı içinde 1 milyon liraya kadar anapara ödemelerine başlanacak.&quot; dedi. Erdoğan, &quot;Milletimizin hak ve hukukunun korunması bizim kırmızı çizgimizdir. Fahiş getiriler elde etmiş spekülasyon ve manipülasyon yoluyla haksız kazanç sağlamış her kim varsa, bunun bedelini mutlaka ödeyecektir.&quot; ifadelerini kullandı. ]]>
                    </media:description>
                    <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                        <![CDATA[ EkonomiGazetesi  ]]>
                    </media:credit>
                </media:content>
                    </item>

            
    </channel>
</rss>
