Geleceğin iş yaşamı - 2

Beynin nasıl çalıştığı hakkında son derece az bilgiye sahibiz. Fakat sadece bildiklerimiz bile iş ve eğitim alanında büyük değişimlere yol açabilir... John Medina, "Beyin Kuralları" kitabında bu bilgileri 12 madde altında toplamış ve özellikle iş ve eğitim hayatı için önemli çıkarımlarda bulunuyor. “Rüzgâra karşı kürek çektik ve ormanlarda, çayırlarda hayatta kalmak üzere evrilmiş beynimizi on yıllardır sınıflara ve ofislere tıkıştırdık” diyor Medina ve devam ediyor: "Beynin iyi çalışmasıyla doğrudan çelişen bir ortam yaratmak isterseniz eğer, büyük ihtimalle sınıfa benzer bir şey tasarlarsınız."

Bilimsel çalışmalar düzenli egzersiz yapmanın bilişsel ve fiziksel performansı artırdığını ortaya koyuyor. Düzenli olarak egzersiz yapanlar problem çözme, muhakeme ve hafıza gerektiren işlerde üstünlük sağlıyor. Genel sağlık üzerinde de çeşitli olumlu etkileri var. Diğer yandan birçoğumuz için yoğun iş-yaşam ekseninde düzenli egzersiz yapabilmek bir ayrıcalık. Bu noktada Medina "O halde neden iş yerinde veya okulda geçirdiğimiz saatleri fiziksel egzersiz ile bütünleştirmiyoruz?" diye soruyor. Elbette üretkenlik ve yüksek performans için yoğun mesai harcayan iş dünyasının böyle bir bilgiyi ıskalaması pek akıllıca olmazdı.

Son yıllarda ileri teknoloji şirketlerinin ve start-up'ların iş yeri tasarımlarında gym, koşu bandı, yoga, vb. aktiviteler için alan ayırdığını, hatta kampüs şeklinde tasarlanan tesislerin doğal yürüyüş alanları içerdiğini biliyoruz. Microsoft'un Redmond kampüsü buna güzel bir örnek: Ağaç evlerden ofisler, açık havada çalışabilme, zencefil ağaçlarının kokusu... Microsoft, araştırmalara dayanarak, doğada daha fazla zaman geçirmenin çalışanların daha odaklı, yaratıcı ve rahatlamış olmalarına yardımcı olduğunu söylüyor. İnsan mekânı şekillendirdiği gibi, mekân da insanı şekillendirir. Evimizde kullandığınız renkler, mobilyalar, tablolar, heykeller... Hepsini biz kurarız ama bir şekilde o etrafımızı saran nesneler de bizi kurar. Düşüncelerimiz, hissettiklerimiz ve üretkenliğimiz eşya ve eşyanın tabiatı ile ilişki içerisindedir. Bu, çalışma alanlarımız için de geçerlidir.

Biyolojik saat çalışmaları 2017 yılında üç ABD'li bilim insanına Nobel Tıp Ödülü'nü getirdi. "Sirkadiyen ritim" olarak bilinen biyolojik saat bizim ne zaman uyanacağımızı, uykumuzun ne zaman geleceğini; hormonların, enzimlerin günün saatine göre nasıl düzenleneceğini belirler. Bu aynı zamanda kronotipleri de, yani bazılarımızın neden "gece baykuşu", bazılarımızın da "sabah kuşu" olduğunu açıklar. Birçoğumuz sabah geç saatlere kadar ne yaparsa yapsın tam olarak uyanamaz ama erken saatlerde ofiste olmak zorundadır. Bu şekilde çalışanın en verimli olacağı akşam saatlerini de ıskalarız ve "biyolojik ayılma" gerçekleşene kadar geçen zamanı da verimsiz geçiririz. Üstelik uzun vadede biyolojik ritmimizin dışına çıkmak diyabet, kanser ve kalp hastalıkları riskini de artırıyor.

Şöyle soruyor Medina: "Kronotipleri çalışma saatleri ile eşleştirmeye başlasak ne olur?" Biyolojik farklılıklarımızı göz önüne aldığımızda, tüm işgücünü aynı saatlerde ofislere tıkmak çok akıllıca olmayabilir. Çalışanların yaratıcı enerjilerinin aktif olduğu saatlere göre yapılacak düzenlemeler hem çalışan hem de işveren açısından faydalı olabilir. Diğer bir seçenek ise, işe alım sürecinde "kronotip"in de bir kriter olarak yer alması. Sabahın erken saatlerinde dikkat gerektiren, aktif bir iş için "gececi" kronotipe sahip biri doğru bir tercih olmayabilir.

Uykusuzluk dikkati toplamaya, yönetim fonksiyonuna, hafızaya, ruh haline, nicel becerilere, mantıklı düşünmeye ve hatta motor becerilere zarar veriyor. Günümüzde daha fazla şirket, çalışanların öğle arasında 15-20 dakikalık şekerlemeler yapabilmesine olanak tanıyan uyku odalarına ofislerinde yer veriyor. Böylece çalışanları uykusuzluğun olumsuz etkilerinden koruyup işlerinde daha odaklı ve verimli çalışabilmelerini hedefliyorlar. Bu uygulama bazı kültürlerde uzun zamandır yeri olan ve örneğin, Güney Amerika ve İspanya'da "siesta" olarak bilinen evrensel bir ihtiyaca dayanıyor aslında. Medina da, NASA'nın yaptığı bir çalışmada 26 dakikalık bir şekerlemenin pilotların performansını yüzde 34'den daha fazla arttırdığını aktarıyor. Pilotluk performansı üzerine araştırmayı yapan NASA bilim insanı Mark Rosekind ise "Başka hangi yönetim stratejisi insanların performansını sadece 26 dakikada yüzde 34 arttırabilir?" diye soruyor.

Zihinsel yetenekleri nedeniyle işe alınan insanların, bu yeteneklerini korumaları ve kullanmaları için uygun sistemleri tasarlamalıyız, diyor Medina. Belki de her şeye yeniden başlamamız gerekiyor. Birçok sorunun henüz cevabını bilmesek de iş dünyası ile farklı disiplinlerdeki uzmanların birlikte yapacağı çalışmalar bize farklı bir dünyanın kapılarını aralayabilir. İnsan, zihinsel ve fiziksel imkânlarının farkına varması ile doğadan kopmuştu. Şimdi onu korumak için tekrar doğaya dönmeli. Diğer tüm canlıların yaptığı gibi, yabancılaştığımız doğanın ve bedenimizin sesini dinlemeye başlamalıyız.

YORUM EKLE