“Stres, kaygı, öfke eğitimleri listenin başında”

PERYÖN Güney Marmara Şubesi Başkanı Barış Gül, Covid-19 salgınıyla birlikte çalışma modellerinde hızlı bir dönüşüm sürecinin başladığını belirterek, “Sadece fiziksel değil, psikolojik şartlar da değişiyor. Şu an en çok talep edilen eğitimler stres yönetimi, kaygı-öfke kontrolü ve ölüm korkusu. Hem işveren hem de çalışan yönünden belirsizlikler var. İş Kanunu’nun da aynı hızla değiştirilmesi gerekiyor” dedi.

“Stres, kaygı, öfke eğitimleri listenin başında”

Tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgını, iş dünyasının uzun zamandır gündeminde olan ancak bir türlü adım atılamayan “uzaktan çalışma”, “esnek çalışma” gibi iş modellerine geçişi hızlandırdı. Öyle ki, Microsoft, Twitter, Facebook, Google, PSA Group gibi dünya devleri, iş güçlerinin önemli bir bölümünün salgından sonra da uzaktan çalışmaya devam edeceğini açıkladı. Türkiye’nin en büyük işverenlerinden Koç Holding de 35 bin ofis çalışanı için uzaktan çalışmanın kalıcı hale geleceğini duyurdu. Akbank çalışma düzeninde esnekliği kalıcı hale getirerek sektöründe öncülük etti. Gayrimenkul bilgi ve pazarlama platformu Zingat.com uzaktan çalışma modeline geçerek ilkler arasında yerini aldı. Son olarak, Kibar Holding de bünyesinde ofis çalışanları için evden çalışmayı yaygınlaştırdıklarını ve bunu olabildiğince kalıcı hale getireceklerini kamuoyuyla paylaştı.

Salgının tetiklediği iş modellerindeki dönüşümün, önümüzdeki süreçte, teknolojinin de etkisiyle, daha da hızlanması bekleniyor. Ancak birçok soru hala yanıtını bulabilmiş değil. Uzaktan çalışmanın avantajları kadar dezavantajlarının da olması hem çalışanları hem de işverenleri belirsizliğe itiyor. Yasal mevzuatların uzaktan çalışma modeline tam olarak uygun olmaması ise sıkıntıyı daha da artırıyor.

PERYÖN-Türkiye İnsan Yönetimi Derneği Güney Marmara Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Barış Gül’e, salgın ile birlikte hızlı bir dönüşüm sürecine giren iş yaşamında ki yanıtını aradığımız soruları yönelttik. Gül, salgının çalışanlar ve işverenler üzerindeki etkilerinden adaptasyon sorunlarına, iş modellerindeki değişimden sürecin fiziki ve psikolojik sonuçlarına, yasal mevzuatlardaki boşluklardan bir an önce atılması gereken adımlara kadar birçok konuda detaylı bilgi verdi. İşte, Barış Gül’ün yanıtları…

ESNEKLİK VE ÇEVİKLİK AYAKTA TUTTU

*Öncelikle Covid-19 salgını iş yaşamını nasıl etkiledi? Hem işveren hem de çalışan yönünden eksileri ve artıları nelerdir?

Barış Gül: Salgını öncelikle iş hayatı açısından doğru tanımlamak gerekiyor. Yeni jenerasyon virüs salgınıyla daha önce karşılaşmadı. Ekonomik kriz, kota, Çin tehdidi, deprem gibi karşılaşılması muhtemel konularda ise neredeyse her kurumun aksiyon planı var. Doğal olarak, küresel salgın gibi bir bilinmezle nasıl mücadele edeceğini net olarak bilmediğinden hazırlıksız yakalandı. Yine de bu dönemi sahip olduğumuz esneklik ve çeviklikle çok fazla zarar görmeden atlatabildik. Tabii ki süreç hala devam ediyor. İşletmeler hemen iş güvenliği önlemini aldı, bütçelerini ayarladı, vardiya sistemlerini değiştirdi. Devletin kısa çalışma ödeneği ve ücretsiz izin desteği kapsamında listelerini oluşturdular. Hazırlıksız olduklarından karmaşa yaşandı ancak çok kısa sürede esneklik gösterip mevcut duruma adapte olabildiler.

“İŞ DÜNYASININ YÜZDE 60’I ADAPTE OLABİLDİ”

*İşletmelerin ne kadarı iş yaşamındaki bu dönüşüme adapte olabildi?

Gül: İş dünyasının yüzde 60’ı adapte olabildi. Çünkü kurumsal yapıları bunu kaldırabiliyordu. Kurumsal yapıya geçemeyen, özellikle aile şirketleri ya da küçük işletmeler bu esnekliği çok fazla gösteremedi. Ne yapacaklarını bilemediler, bütçe bulamadılar, sınırlar kapandığı ve tedarik zinciri durduğu için çalışamadılar. Sonuç itibarıyla kepenk kapatmak zorunda kaldılar.

Bursa ana sanayi firmalarına ve büyük oranda kurumsal KOBİ’lere sahip olduğundan şanslı bir kent. Ana sanayi firmaları tedarikçilerine esnek hareket edebilmeleri amacıyla tedarikçi geliştirme programları uyguluyor. Ekonomik krizde, depremde ya da herhangi bir felakette yol haritaları belli.

KURUMLARIN YAPISI VE İŞ MODELLERİ DEĞİŞİYOR

Pandeminin ilk ortaya çıktığı tarihten bu yana değişen ve dönüşen çok şey oldu. Süreç hala devam ediyor ve pandemi bittikten sonra da devam edecek. Bu dönüşüme adapte olmak zorundayız. Bir yandan dijital dönüşüm yaşanırken, bir yandan da kurumların yapısında ve iş modellerinde değişimler oluyor. Örneğin, Türkiye’nin önde gelen holdingleri iş modellerini değiştirdiklerini, esnek ve evden çalışmaya daha fazla kadro ayırdıklarını açıklamaya başladı.

“EVLERE OFİSLER KURULMAYA BAŞLANDI”

*İş modellerinde nasıl bir değişim ve dönüşümden söz ediyorsunuz?

Gül: Örneğin, bu süreçte firmaların en çok talep ettiği şeylerin başında yazıcı gibi ofis araçları geliyor. Çünkü evlere ofisler kurulmaya başlandı. Akıllı telefonlarla, internet ağlarıyla, yazıcılarla, tarayıcılarla çalışanlarınızı evden beslemek zorundasınız. Böyle bir düzen oluşmaya başladı. Önceden iş güvenliği ya da iş kazası risklerinin eğitimleri işletmelere özel yapılırken, şimdi çalışanların evde de iş kazası geçirme riski var. Bu durum kanunları da değiştirecek ve yenilenmesini sağlayacaktır. Kanunlar iş yeri sınırları içerisinde, serviste ya da görev icabı bir yere gidildiğinde geçirilen her türlü kazayı iş kazası sayıyor. Ancak esnek ve evden çalışmanın yaygınlaşmasıyla birlikte mesai saatleri içerisinde olası iş kazaları söz konusu. Bu durum da akıllarda soru işaretleri yaratıyor.

“EV KAZALARI ‘İŞ KAZASI’ STATÜSÜNE GİRECEK”

Esnek ve evden çalışmada olası iş kazalarını ortadan kaldırabilmek amacıyla işletmeler yeni prosedürler yayınlamaya başladı. Mesela, mesai saatleri içerisinde iş dışında bir şey yapılamayacağı gibi. Düşünsenize, ev kazaları artık iş kazası statüsüne girecek. Çalışanın evde yediği yemekten zehirlenmesi, yangın çıkması, yaralanması gibi olaylar iş kazası sayılabilecek.

“ARA BULUCULARA ÇOK DAVA GİDEBİLİR”

Eğer şirketler evde çalışma modelini uygulayıp, personeline bir prosedür ya da yönetmelik vermez ve verdiğine dair ispat edemezse, ara buluculara çok dava gidecek gibi görünüyor.

Bugün belli meslekler tamamen dönüşebilecek durumda. Örneğin, ofis çalışanları zaten bilgisayar başında yaptıkları işi yine evlerinde bilgisayar başında yapacaklar. Satış personelleri birebir ziyaretler yerine belki dijital satışlara ağırlık vermeye başlayacak. İş modellerindeki değişimler birçok yazılımı da tetikleyecek. Firmalar iş yerlerinde ihtiyaç duydukları yazılımlardan çıkıp, personelin evde iş yaparken ihtiyaç duyacağı yazılımlara geçecek. Pandemi ile birlikte kullanımı ve sayısı artan online görüşme platformları daha da geliştirilecek.

OFİS VE FABRİKA ALANLARI DARALACAK

*Peki, uzaktan ya da esnek çalışma modelleri işletmelerin fiziki yapısında nasıl bir dönüşüm yaratır?

Gül: Bugün iş yerlerinin metrekare maliyetleri, özellikle de organize sanayi bölgelerinde, çok yüksek. Uzaktan ya da esnek çalışma modellerinin yaygınlaşmasıyla birlikte daha küçük organizasyonlar kurulacak. Lüks ofisler yapılmayacak. Aynı şekilde üretim alanları, otomasyon sisteminin de etkisiyle, daha da daralacak. Zaten dünya dijital çağa girmişti ve bu yönde bir değişim vardı. Pandemi bu süreci çok hızlandırdı.

YENİ YAZILIMLARA İHTİYAÇ VAR

*Uzaktan çalışma modelinde performans kayıpları oluşmaz mı?

Gül: Pandemiden önce de online ya da video kaydından eğitimler vardı ama bu süreçler takip edilemiyordu. Çalışan eğitim videosunu açıp başka şeylerle ilgilenebiliyordu. Şimdi bu iş modelleri yaygınlaşacağı için yeni yazılım programları gerekiyor. Bu süreç yüz ya da dikkat algılaması yapabilen yazılımları gündeme getirecek. Tabii ki, adaptasyon çok kolay olmayacak.

“PSİKOLOJİK ŞARTLAR DEĞİŞİYOR”

Evden çalışma modeliyle sadece fiziksel şartlar değil, psikolojik şartlar da değişiyor. İş yerlerinde ergonomik rahatsızlıklar daha fazlayken; artık kaygı, stres, ölüm korkusu, yalnızlık gibi psikolojik rahatsızlıklar daha fazla olacak. Pandemide böyle oldu. İş yerlerinde bir şekilde sosyalleşebiliyorsunuz. Evde ise tek başınasınız. Psikologlar özellikle öğrencilerin okuldan kopmaması adına odalarının sınıfa dönüştürülmesini tavsiye ediyor. Bizler de diyoruz ki; iş hayatından kopmamak adına evinizde bir odayı ofise dönüştürün. Önceleri iş hayatı ile özel hayatın birbirine karıştırılmamasını söylüyorduk. Şimdi öyle bir denge yok. Dünün doğrusu bugünün yanlışı oldu. Önemli olan süreci yönetmek ve kolay adapte olabilmek.

İŞ KANUNU DA AYNI HIZLA DEĞİŞTİRİLMELİ”

*Çalışan açısından bakacak olursak, uzaktan ya da esnek çalışmada hak kayıpları yaşanmaz mı?

Gül: Tabii ki yaşanacaktır. O yüzden yeni çalışma modellerine geçilirken, kanunların da aynı hızla mutlaka değişmesi lazım. 4857 sayılı İş Kanunu geçmişte kalacak. İşverenden girişimciye, yöneticiden çalışana kadar her kademede zorluklar yaşanacak. Yönetici nasıl yönetecek, çalışan nasıl çalışacak, patron nasıl gözlemleyecek? Bu sebeple mutlaka yasal düzenleme gerekecek. Şu an bildiğim kadarıyla bu yönde bir çalışma yürütülüyor.

“ÜCRETSİZ İZİNDE OLANLAR İŞTEN ÇIKARILABİLİR”

*Şu an işten çıkarma yasak olduğundan pandeminin iş kaybına etkilerini net olarak bilemiyoruz. Ancak bir tahminde bulunmak gerekirse sizin düşünceniz ne olur?

Gül: İşten çıkarma yasak olduğundan rakamsal veriler elimizde yok. Ancak kısa çalışma ödeneğindekilerin çalışmaya devam edeceğini, ücretsiz izinde olanların yasak kalktıktan sonra işten çıkarılacağını söyleyebiliriz. İşverenler biriyle vedalaşacaksa önce ücretsiz izne çıkarıyor. Bu durum her sektörde var ama hizmet sektöründe daha fazla.

STRES, KAYGI, ÖFKE EĞİTİMLERİ LİSTENİN BAŞINDA

*Pandemi sürecinde şirketlerden daha çok hangi konularda eğitim talebi alıyorsunuz?

Gül: En çok talep edilen eğitimler stres yönetimi, kaygı-öfke kontrolü ve ölüm korkusu. Bunlar hem mevcut durum hem de firmaların çalışanları için aldığı önlemler. Normalde teknik eğitimler istenir ama şu an istenenler bunlar. Çünkü pandemide çalışanların en çok psikolojik desteğe ihtiyacı var. Firmalar ellerinden geldiği kadar bütçelerini kısıp iş güvenliğine aktarıyor.

İSTENİLENİ YAPMAK ZORUNDA KALIYORLAR

*Peki, çalışanların işverenlerden talepleri daha çok hangi yönde?

Gül: Bu talepler firmaların politikasına göre değişiyor. Örneğin her kurumun servisi yok ve bazı çalışanlar işe toplu taşıma araçları ile gidiyor ya da online altyapısı hazır olmayan firmalar çalışanlarını şehir dışına göndermek istiyor. Çalışan salgın olduğu için toplu taşımaya binmek ya da şehir dışına gitmek istemeyebilir. Neticede kaygı duyuyor ve ölüm korkusu var. Bu noktada çalışanın işverenin isteğini yerine getirmemesi halinde işten çıkarılmasının ne kadar yasal olup olmadığı bir muamma. Şu an mecburen şirketin dediklerini yapmak zorunda kalıyorlar.

“EN BÜYÜK SORUN EĞİTİM SİSTEMİ”

*İsterseniz biraz da istihdam konusuna değinelim. Nitelikli eleman ihtiyacı yıllardır gündemimizde ama ülkemizde işsizlik oranlarının yüksek olduğu iddiası da var. Sizin bu konudaki düşünceniz nedir?

Gül: Herkesin ağzında nitelikli personel ihtiyacı var ama nitelikten kasıt ne kimse bunu anlatmıyor. Ülkenin en büyük sorununun işsizlik olduğunu düşünmüyorum. Bence en büyük sorun eğitim sistemimiz. İstihdam politikası oluşturulurken, mutlaka özel sektörün, gençlerin, üniversitelerin ve ailelerin fikri alınmalı. Aileler çocuklarını meslek lisesine değil, daha fazla maaş alacakları düşüncesiyle, üniversiteye göndermek istiyor. Oysa meslek lisesi mezunları bugün üniversite mezunlarından daha iyi maaş alabiliyor. Üstelik iş garantileri daha fazla.

Bursa özellikle nitelikli sanayide ve iş gücünde gelişmiş bir kent. Savunma ve havacılık sanayii de hızla gelişiyor. Ne var ki, savunma ve havacılık sanayii ihtiyacı olan nitelikli elemanı otomotivden alacak. Böylece iş gücü otomotive tekstilden, tekstile makine sektöründen kayacak. Sonuç itibarıyla bazı sektörler işe uygun olmayan personeli istihdam etmek zorunda kalacak. Evet, ülkemizde işsizlik rakamları yüksek ama ne iş veren ne istediğini biliyor ne de iş arayanlar gerçekten bir meslek sahibi olmuş kişiler.

“İŞ ARAYANLAR TEK BİR HAVUZDA TOPLANMALI”

Bugün Türkiye İş Kurumu, belediyeler, özel istihdam büroları, sivil toplum kuruluşları dört bir yandan istihdam konusunda çalışmalar yürütüyor. Ancak doğru olan iş arayanların tek bir havuzda toplanmasıdır. Örneğin, belediyeye iş başvurusu yaptığınızda özgeçmişiniz orada kalıyor. Oysa farklı bir yerde size uygun iş olabilir.

Öte yandan, iş aramak da masraflı. Organize sanayi bölgelerindeki işletmelere ya taksiyle ya da yürüyerek gitmek zorundasınız. Bu zaten işe ihtiyacı olan biri için külfetli bir şey. Kısıtlı bütçesiyle birkaç yere gittikten sonra haber gelmeyince küsüp özgüvenini kaybediyor. O yüzden devletin ihtiyaçlar doğrultusunda mutlaka istihdam politikası olmalı.

ÖZEL SEKTÖR VE ÜNİVERSİTELER ÖRTÜŞEMİYOR

*Mesleki eğitimde sanayi-üniversite iş birliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gül: Özel sektör üniversiteden beklentilerini alamıyor, üniversite de çıkıp ne beklediğini sormuyor. Çünkü üniversitenin kendini özel sektöre entegre edecek gücü yok. Üniversitelerin dönüşmesi için kanun çıkması ve bunun için de istihdam politikasının içine girmesi lazım. Bugün üniversite seçiliyor, meslek seçilmiyor. Örneğin, makine mühendisliği meslek değildir, bölümün ismidir. Üniversitelerimizde meslek mühendisliği bilgisini vermiyoruz. Firmalar mesleği bilen birini istiyor, o yüzden de genç işsizlik oranları yükseliyor. Eğitim müfredatının değiştirilmesi gerekiyor.

Ülke ihtiyaçları doğrultusunda eğitim politikaları geliştirilmeli. Herkes Endüstri 4.0’dan bahsediyor ama Endüstri 4.0’a kiminle geçeceksin? Endüstri 4.0 demek, dijital dönüşüm demek ancak üniversitelerde böyle bir bölüm yok. Türkiye’nin 2023 yılı hedeflerinde bölgede yenilenebilir enerjide lider olmak var ama üniversitelerimizde yenilenebilir enerji mühendisliği bölümü bulunmuyor.

“İNSAN YÖNETİMİ ZİRVESİ’NE HAZIRLANIYORUZ”

* Son olarak, PERYÖN Güney Marmara İnsan Yönetimi Zirvesi’ni bu yıl düzenlemeyi planlıyor musunuz?

Gül: Yılın sonuna doğru, online da olsa, zirvemizi yapmak istiyoruz. Geçen yıl 18’incisini planlamış ancak pandemi koşulları sebebiyle hayata geçirememiştik. 2019 yılında düzenlediğimiz son zirvemizde, iki gün boyunca, yaklaşık bin 500 katılımcı ağırladık.

Öte yandan, bu yıl online düzenlenen PERYÖN İnsan Yönetimi Kongresi’ne 5 bine yakın katılım sağlandı. Online etkinliklerin hem avantajları hem de dezavantajları oluyor. Online olunca konuşma havuzunuz büyüyor. Örneğin, ABD’den bir konuşmacıyı buraya getirmek zorken, online etkinlikte zorluk çekmiyorsunuz. Tabii ki, yüz yüze yapılan organizasyonların yerini tutmuyor ama dünyadaki dönüşüme ayak uydurmak durumundayız.

Güncelleme Tarihi: 22 Şubat 2021, 15:13
YORUM EKLE

banner75