“Kentlerin dili olsa da kendilerini dünyaya anlatsa” devri başlasın!

Bir marka, her duyuya hitap etmeli. Görsel hafızada yer alacak tarihi eserleri, manzarası, meydanı ve logosu dışında, sesiyle, kokusuyla, tadıyla, dokunuşuyla insanlarda iz bırakmalı. Kentler de bu açıdan bu deneyimlerin hepsini sağlayan özelliklere sahip. Onlar da kendine has kişilik ve kimlikleriyle, toplumda farklı değerlere sahip markalar. Özellikle cennet ülkemizin her şehri bu anlamda üzerinde çalışılması, detaylı ve profesyonel çalışma yapılarak değerlerinin daha iyi anlatılması potansiyelini taşıyor.

Görsel hafıza dışında bir martı sesi, deniz kenarında olan birçok şehrimizin çok önemli bir değeri. İstanbul özelinde bakarsak, martı sesleri, vapurlar, ezan sesi, tramvay sesi hatta akbil sesi bu kentin kimliğinin bir parçası. Anadolu’nun her bölgesinden gelip, İstanbul’da restoran açıp kendi bölgesel tatlarını sunan şefler, aşçılar bu kente kimlik kazandıran lezzetlerin birer elçisi. Boğazdan gelen efsane deniz kokusu İstanbul’un başka şehirde olmayan bir değeri, bir farklılığı. Tarihi eserlerini gezmek, onlara dokunmak, vapurda deri koltuklara oturmak, ahşap taburelerde boğaz kenarında ince belli cam bardaklarla çay içip, susamlı simitlerinden yemek, dolmuşa binip Üsküdar’dan Kadıköy’e geçmek, nargile içmek de bu kentin yine olmazsa olmaz, insanların kafalarında unutulmaz izler bırakan değerleri. Hepsine baktığımızda, İstanbul akıllardan çıkmayacak deneyimlere sahip büyülü bir kent.

Sadece İstanbul değil, bu toprakların tüm şehirlerinde, insanlarından, orada yetişen doğal ürünlerine, kuş seslerinden, tarihi eserlere, birçok değeri barındıran izler, unutulmaz deneyimler bulmak mümkün. Bunların varlığı da o şehri anlatmak için yetmiyor, yetemiyor. Markalaşmanın ana maddelerinden biri de odaklanmak. O şehrin, tüm değerlerini anlatacak bir ortak çatı söylem bulmak, bunu görsel öğelere çevirmek, onunla birlikte herkesin o değerleri etkin, ortak güçle ve net bir şekilde anlatmasını, anlatılmasını sağlamak önemli.

Peki, nasıl yapacağız? Öyle büyük paralar harcamaya da gerek yok bu iş için. Doğru söylemi ve içeriği bulduğunuzda bunu en azından orada yaşayanlar, oralı olanlar ve sevdalıları paylaşacak. Paylaşması için öncelikle ilgili kentin ruhunu iyi anlamak, hedeflerini ve stratejisini iyi belirlemek gerekiyor. İçerikler de bir söylem, kentin meydanında bir görsel, bir anıt, bir şarkı, bir film vb. olabilir. Amaç iyi anladığınız o kentin insanlarının seveceği, paylaşacağı bir içerik olması. Örn: Trabzon, bildiğimiz üzere memleketine aşırı derecede bağlı insanların kenti. Ne konuşursalar konuşsunlar, konuyu ilk 2-3 dakikada memlekete bağlamayı iyi beceriyorlar. Her yerdeler, her şehirde örgütlüler, her şehirde dernekleri, buluşmaları var. Bir renkleri var, bir şiveleri var, bir müzik tarzları, doğal güzellikte bir memleketleri var. Ne olursa olsun, nerede olurlarsa olsunlar, hedefleri memleketlerine dönmek. Böyle bir memlekete, “Bize Her Yer Trabzon” sloganı, zaten kenetlenmiş birlikteliklerini bırakın ülkeye, dünyalara anlatmaya yetecek bir güç ve birliktelik veriyor.

Dediğim gibi, zor değil sadece damarı bulmak önemli. Bu vesile ile bir yıldan fazladır peşinde olduğumuz, memleketim Samsun’u kenetleyecek bir fikri ve hayata geçiş hikayesini anlatmak istiyorum. 19 Mayıs 1919 ruhu, Samsun kentinin en büyük değeri, o kenti bir araya getiren en büyük değer. Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’nı burada başlatmasıyla, ülkenin bağımsızlığında en önemli rolü üstlenmiş bir kent. Atatürk’ün kenti, kırmızı beyazın şehri. Sokakları, caddeleri, ilçeleri, ilk adım, 19 Mayıs, Atatürk ile anılıyor, onlarla yaşıyor bu kentte. Birçok farklı ve çekici özelliği var, onları hepsini anlatmak dediğim gibi upuzun bir iletişim süreci gerektirir ama 100. yılında bu şehre özgür bir müzik, bir marşla bu kenetlenme sağlanabilir amacıyla uzun süredir bir marş çalışmasının hayalini kurduk. 100 yıl, öyle her memleketin başına gelebilecek bir gün değil. Özellikle de Samsun’un kaçırmaması gereken çok büyük bir gün. Asıl hayalimiz bu marşı Türkiye’nin önde gelen müzisyenlerinin hazırlaması ve 19 Mayıs günü Cumhuriyet Meydanı’nda tüm Samsunluların katılımıyla söylenmesi idi. Sadece Samsunlular değil, önemli ve etkili olan, ülkemizin bu önemli gününde, tüm yurttan vatandaşların bu marşa eşlik etmesi ve içinde “Samsun” geçen bir marşı coşkuyla söylemesiydi. Hani derler ya, biz söyleyince reklam oluyor, ama başkaları söyleyince etkisi büyük, bizi bile kenetliyor. İşte tam da bunun hayalini kurduk!

Bir sene içerisinde, elimizde sözler ve akustik gitarla hazırlanmış bir maket marşla birçok kurumun kapılarını çaldık. Gereken enerji ve destek oluşmayınca, büyük müzisyenlerle oluşturma hayalini bir başka 19 Mayıs’a bırakarak, kendi cabamızla yola koyulduk. Tam 1 hafta kala, bu akustik gitarlı maketi gerçek bir marşa çevirmek üzere tam yoğun bir şekilde çalışmaya başladık. 5 gün uyumadı müzisyenler, 5 gün o gönül gücüyle, herkesin birlikte coşkuyla söylediği anı düşünerek çalıştılar! Marş, 19 Mayıs’tan önce, mümkünse 2 gün önce yayına verilmeliydi, çünkü dijitalle yayılacak bir içerik için aynı günde istenen kitleye ulaşmak mümkün değil, zaman yok. 20 Mayıs’ta da bu marşı yayına almanın hiçbir anlamı yok.

Sözler, güfte, etkili enstrümanlarla marşa hazırlandı. Tüm içerik stratejisi, Samsun’un bir “ gençlik şehri” olması üzerine kurgulandı. Ancak mecra olarak video kanallarını düşündüğümüzde ve Samsun’u tanıtmayı amaçladığımızda bunun bir video dökülmesi gerekiyordu. Onun için de kentte bir video seferberliği başlatıldı. 3 günde, müziğe uyan, üzerinde sözlerini yazdığımız bir video hazırladık ve 18 Mayıs öğlende yayına aldık.

Dijitalin markalaşmaya, uzun süreli etkin algı oluşturmaya nasıl bir katkısı olduğunu her konuşmamda belirtiyorum. Bu projede gönüllü bir ruhla çalışsak da, hem müzik üretimi hem de dijital kanalların kullanımı açısından çok ciddi, profesyonel ve özverili bir çalışma yaptık. 3 dakikalık videonun her mecraya göre uygun kullanımlarını hazır ettik, hangi kanallarda nasıl ve ne zaman paylaşılacağını kurguladık, yazılı ve görsel basına bir basın bülteniyle aktardık ve paylaşım günü geldiğine inanın bizim bile aklımızda olmayan bir enerji ile sadece Samsun değil, Türkiye’nin dört bir yanında paylaşılan, avm, benzin istasyonu gibi alanlarda, hatta meydanlarda çalınan bir noktaya erişti. Bu anlamda, dijital ve offline’ın etkili kullanıldığı, 3 gün içerisinde toplam 250 bin kere dinlenen/izlenen, toplamda 4 milyon kişiye ulaşan başarılı bir kent marka iletişim vakası haline geldi. 3 günde oluşan tüm iletişim sonuçlarını aşağıda paylaşıyorum.

Videonun linki: https://www.youtube.com/watch?v=8vQ4BOSOx-g

Marş ve video üretimi , toplam 4 milyon erişimle 250 bin TL’lik bir medya değeri oluştu. Bu başarının arkasındaki sır, önce o memleketin insanlarının paylaşımı , sonrasında o paylaşımı başkaları yapmaya başlayınca oluşan “işte benim şehrim, işte benim marşım” etkisi ve enerjisi. Bu vesile ile emeği geçen tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum, tarihe geçen, unutulmayacak bir 100. Yıl marşı hazırladılar!

Özetle, kentler, bir marka kent olabilmeyi, sadece doğal ve tarihi güzelliklerinin fotoğrafları, oraya gelen insanların birbirinden farklı paylaşımları ile değil, tüm bu değerleri ve deneyimleri ortak bir çatı altında birleştirdikleri, orada ve oralı olmayı anlatan duyguyla, ortak söylemle başarabilirler. Bunda da en büyük pay, zaten memleketini anlatmak isteyen kent sakinlerine ve sevdalılarına doğru içeriği, doğru zamanda ve sürekli olarak vermekle mümkündür. Bu cennet ülkede her kentin kendini dünyaya anlatmaya değer hazineleri var ve artık “kentlerin dili olsa da kendini anlatsa” zamanı ve vizyonu geldi, çünkü Türkiye’de gelecek markalarıyla gelecek!

Tatilde memleketlerinizden bol bol efsane fotolar ve videolar paylaşmanız dileklerimle,

İyi tatiller!

YORUM EKLE