Kelimelerin anlamları ve şirket kültürü

Hepimiz bir dilin içine doğuyoruz. Bütün dünyamızı da, bizi biz yapan ne varsa bu dilin imkânları şekillendiriyor. Söz de bizim amacımıza hizmet ettiği ölçüde vardır ve anlamlıdır. Hep o kesif boşluğu doldurmak için yollar arar. Yoksa, Demokritos'un dediği gibi: "Atomlar ve uzay boşluğundan başka hiçbir şey yoktur."

Boğaziçi Üniversitesi'nde felsefe bölümünde öğretim üyesi Lucas Thorpe, Türkiye'ye ilk geldiğinde kelimelerin gerçekteki anlamlarıyla ilgili yaşadıklarını Twitter hesabı üzerinden şöyle anlatıyor:

"Türkiye'ye ilk geldiğimde bana "yasak" kelimesinin İngilizcede"forbidden" anlamına geldiği söylendi. Fakat bir süre sonra bunun biraz daha, "çok sık yapmamaya çalış" gibi bir anlamı olduğunu fark ettim ve "forbidden" için daha doğru bir çevirinin "kesinlikle yasak" olduğunu anladım.

Türkiye'ye taşındığımda ise Bilkent konaklama rehberinde: "Evcil hayvanlar fakülte lojmanlarında yasaktır. Eğer evcil hayvanınız var ise, lütfen konut ofisine kayıt ettiriniz." yazıyordu. Bu benim için oldukça kafa karıştırıcıydı..."

Dünya tarihinde önemli bir yeri olan Peloponez Savaşları (MÖ 431-404) Antik Yunan'da demokrasinin sonlanıp, Otuz Tiran olarak adlandırılan oligarşik yönetimin başlamasıyla sonuçlanmıştı. Savaş sonrası tutulan bir notta, yeni düzende insanların davranışlarıyla ilgili şöyle yazıyordu:

"Davranışların değişmesiyle uyumlu olarak sözcükler, insanların amaçlarına uymak için geleneksel anlamlarını değiştirdiler."

Siyaset dünyası da kelimelerle çok uğraşır. Bir dönemde, yapılan fiyat artışları "zam" iken diğer bir dönem "güncelleme" olabilir veya bir dönem yüksek vergi oranları vatandaşlara yük olarak görülürken, diğer bir dönem ülkenin bekâsı için elzem bir "vatani görev" haline gelebilir... Kelimelerin anlamlarındaki değişimin en dramatik halini ise George Orwell'ın "1984" adlı romanında görürüz:

SAVAŞ BARIŞTIR

ÖZGÜRLÜK KÖLELİKTİR

CAHİLLİK GÜÇTÜR

Dilden arınmış bir düşünce, düşünülemez. Dolayısıyla iktidar sahiplerinin kelimeler ile bu kadar uğraşmasına şaşmamalı. İdeali belirlemek isteyen iktidarlar, ona erişmek için dilin dolambaçlı yollarını kullanırlar. Bu yüzden kişinin ne dediğine değil, neyi nasıl yaptığına bakmalı.

Bir çelişki yumağı olan insan yaşadıklarına göre değil, inandığı şeye göre yaşar. İnancını oluşturan da herkesin kişisel hikâyesinde saklıdır. Bu anlamda da kendine genelde yabancıdır.

"Düşüncelerinin yanlışlığı kanıtlansa da, devam eder insan aynı düşünceleri savunmaya.” (Dale Carnegie)

Şirket kültürü de duvarlara astığımız havalı afişlerde yazan maddelerle değil, onların pratikteki anlamlarıyla ilgilidir. Kültür üzerine benim okuduğum en anlamlı tanımlamayı Storm Ventures Genel Müdürü Tae Hea Nahm yapmıştı:

"İnsanlar kültür hakkında ne söylerse söylesinler, hepsi kimin terfi alacağına, kimin zam alacağına ve kimin kovulacağına bağlıdır. Beyan ettiğiniz bir kültürünüz olabilir, fakat gerçek kültür tazminat, terfi ve fesih ile tanımlanır. Temel olarak, şirkette kimin başarılı ve başarısız olduğunu gören insanlar kültürü tanımlar. Başarılı olan insanlar, organizasyonda değer verilen ve kültürü tanımlayan şey için rol model olurlar."

Gerçek kültür, davranış ve eylemlerle tanımlanır. Çünkü yasak, her zaman yasak olmayabileceği gibi insanlar gerçeğe giden yolları da, itibar edilen şeyleri de çok çabuk fark ederler. İnsan, her şeyin ölçüsüdür.

YORUM EKLE

banner70