Pandeminin kazananları ve kaybedenleri

Çoğu hükümet işsizlikle başa çıkabilmek ve iflasların önüne geçebilmek için büyük miktarda kurtarma paketleri açıkladı. Hem taleplerde yaşanan düşüş, hem de çoğu şirketin üretimlerine ara vermesi, dünya piyasalarında yaşanan dalgalanma ve düşüşlerde şirketleri zora soktu. Mart ayından günümüze salgın sürecinin “kazanan ve kaybedenlerini” farklı sektörlerin temsilcilerinden okuyacağız…

Pandeminin kazananları ve kaybedenleri

Sevgi Ursavaş

Virüs hayatlarımız kadar, küresel ekonomiyi de vurdu. Bazı sektörler ağır yara alırken, bazıları daha fazla para kazanmaya başladı. Küresel düzeyde olağanüstü tedbirlerin alındı, uçuşlar durduruldu, kafeler ve restoranlar kapatıldı. Otel rezervasyonları iptal edildi. Özellikle hizmet, turizm sektörleri büyük kayıp yaşadı. Tüm dünyadaki şirketlerin zorlu bir finansal sürece girmesine neden oldu ve dünya genelinde milyonlarca kişi işsiz kaldı. Hükümetler ekonomik destek paketleri açıklayarak bu zorlu günlerde olası bir krizi önlemek için adımlar attı. Çünkü ithalat ve ihracat sekteye uğruyordu.

Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) tarafından salgınla birlikte küresel düzeyde yaşanan ekonomik sıkıntıların tek tek ülke bazında çözülemeyeceği, küresel düzeyde alınacak önlemlere ihtiyaç olduğu tespiti yapıldı. 140’a yakın ülkede muhasebe, denetim, vergi ve yönetim danışmanlığı hizmeti sunan uluslararası bir firmanın hazırladığı raporda;

Covid-19 salgınının Türkiye’de farklı kategorilere etkileri, 42 alt kategoride sektörlerin salgından etkilenme oranları ve tahmini toparlanma hızları yer aldı.

Tüketim alışkanlıkları değişti

Bu raporda; yaşam tarzı, iş yapış şekilleri ve tüketici alışkanlıklarında ciddi oranda değişiklik yaşandığı belirtildi. Özellikle uzaktan eğitim ve çalışma konusunda 15 kat artış yaşandı. Bu kategoride en hızlı gelişimi Milli Eğitim Bakanlığı’nın uzaktan eğitim sistemi olan EBA gösterdi. Ulusal marketlerde de 2 kat artış yaşandı. Bu dönemde Sağlıklı beslenme ve bağışıklığı güçlendirme daha da önemli oldu. Tüketiciler bağışıklık sistemini güçlendirmek adına vitaminlere ve aktar ürünlerine yöneldi. Örgü ve el işi, hobi siteleri evde daha fazla vakit geçirenler için ilgi gördü. Salgının yayılmasına paralel olarak kamu randevu taleplerinde ve özel hastane randevularında istikrarlı bir azalma gerçekleşti. Özel sektördeki kayıpların kamuya göre daha az olduğu gözlemlendi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde yer alan İstanbul İstatistik Ofisi tarafından Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası verilerine göre hazırlanan banka kartı ve kredi kartı harcamaları ilk sırasında market, elektrik, elektronik eşya, bilgisayar ve gıda olmak üzere büyüyen yalnızca 3 sektör bulunuyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın “mücbir sebep” olarak ilan ettiği 15 sektörden 12’sinin ise ciddi şekilde etkilendiği belirtildi.

Çoğu hükümet işsizlikle başa çıkabilmek ve iflasların önüne geçebilmek için büyük miktarda

kurtarma paketleri açıkladı. Hem taleplerde yaşanan düşüş, hem de çoğu şirketin üretimlerine

ara vermesi, dünya piyasalarında yaşanan dalgalanma ve düşüşlerde şirketleri zora soktu. Mart ayından günümüze salgın sürecinin “kazanan ve kaybedenlerini” farklı sektörlerin temsilcilerinden okuyacağız…

Anıl Alirıza Şohoğlu

Türkiye Genç İş Adamları Derneği (TÜGİAD) Başkanı

Bu dönemi Koronovirüs öncesi ve sonrası olarak değerlendirmek gerekirse; Koronovirüs öncesi iş dünyası olarak bizim tasarruf yapmadığımız ve dünyadaki gelişmeleri iyi takip edemediğimiz, okuyamadığımız görülüyor. 11 Mart’ta Türkiye’de ilk vaka görüldüğünde iş dünyası olarak mart sonuna kadar çalışmaya devam ettik. Sadece nisan ve mayıs aylarında tüm dünyayla birlikte biz de durduk. 1 Haziran itibariyle tekrar çalışmaya başladık. Devlet ve iş insanları olarak 2-3 ay kapalı kaldığımızda, çalışmadığımızda ekonomik olarak bizi taşıyacak güce sahip olmadığımızı hep birlikte gördük. Koronovirüs sürecine, işin ekonomik tarafı olarak hazırlıklı gelemedik. Şirketler, iş yerleri, haneler 2-3 aylık dönem sonrasına borçlu giriyor. Şu anda dünyanın tedarik zinciri bozuldu. Tedarik zinciri Çin’de üretimin başlamasıyla Amerika’da toparlanıp Avrupa’da satılmasıyla devam ediyor. Türkiye’nin bu dönemden sonra tedarik zincirinin üretim kısmında daha fazla fırsat yakalayacağına eminim ama bu fırsatlar için ülkemizin güven vermesi her şeyden önce geliyor.

Başta hukuk olmak üzere yapısal reformlarımızı düzenleyerek, uzun vadede planlar yaparsak, genç nüfusumuzun Avrupa ülkelerine oranla fazla olduğunu düşünürsek dünya üretiminin Çin yerine Türkiye’ye kayacağını düşünüyorum. Dünyadaki Koronavirüs tablosuna bakıldığında Türkiye sağlık sektöründe örnek oldu çünkü bir “Bilim Kurulu” oluşturuldu. İlim ve bilimin ön ayak olduğu bir kurul kararı yargılanamaz. İlim ve bilim kurullarının ekonomi de, sanatta, eğitimde de oluşturulması Türkiye’yi kesinlikle öne çıkarır.

15 yıldır makina mühendisi olarak iş hayatının içindeyim. Mücbir sebepler ilan edildikten sonra süreç firmamızı kapsamadığından dolayı çalışmaya devam ettik. Tabi ki bu dönemde hayatımız ve işimizle ilgili neler yapabileceğimiz üzerine düşündük ve yapılanma yönünde, yatırımlarımız yönünde yeni kararlar aldık. Firmamız yenilenebilir enerji üzerine çalışıyor.

Türkiye 11-19 Ağustos 2019 Kurban Bayramı’nda yüzde 90 enerji üretimini yerli kaynaklarla sağladı. Yenilenebilir enerji, doğadaki kaynaklardan elde edilebilen ve doğa tarafından daimi olarak takviye edilebilen enerjidir. Yenilenebilir enerji için iyi bir proje üretilirse, gerekli aksiyon alanları oluşturulursa bunun için devletimizden daha fazla destek alabiliriz. Dünyaya göre Türkiye’de faizler yüksek ama yatırım yapmak için uygun finansman yaratılabileceğini düşünüyorum.

Koronovirüs sürecinde kamu bankaları piyasaya çok destek verdiler özel bankalar iç mevzuatlarından dolayı geride kaldı ama doğru finansmanla iç piyasayı canlandırabiliriz.

Türkiye’de 11. Kalkınma Planı 2019 yılında yapıldı. 5 yıllık bir süreyi kapsayan bu plan, katılımcı bir anlayışla ve bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları, kamu meslek teşekkülleri, sivil toplum örgütleri ile ayrıca internet üzerinden "vatandaş anketi" yoluyla 19 bin kişiyi aşkın katılımcıdan fikir ve öneriler alınarak yapıldı. Her alanda topyekûn bir değişim ve dönüşüm hedefleniyordu. Planda yerli üretimin artırılması ve sanayileşmenin hızlandırılması öngörülürken, sanayi sektörü odak olarak belirlendi. İmalat sanayi ve içinde yer alan kimya, ilaç-tıbbi cihaz, makine-elektrikli teçhizat, otomotiv, elektronik ve raylı sistem araçları da öncelikli sektörler olarak yer aldı. Tarım, turizm ve savunma sanayi de öncelikli gelişme alanları olarak belirlendi. İhracata dayalı istikrarlı büyümeden söz edildi.

Covid-19 Türkiye’ye neyi öğretti diye bakarsak; daha önce Avrupa’nın tahıl ambarı olan Türkiye tarımı unutmuştu, tekrar hatırladık. Genç nüfusumuzun kentten köye göçünü tekrar başlatabilirsek sonuç harika olur. Çağ değişti dünyadaki savaşlar artık ateşli silahlarla olmayacak. Kimyasal silahlar, virüs savaşları şeklinde değişim gösterecek. Bizim bu savaşlara da hazırlıklı olmamız gerekiyor. Bu dönemde tüm sağlık personelinin ve doktorlarımızın kıymetini anladık.

Sosyolojik tarafına da değinecek olursam, evlerimize kapandık hepimiz. İş dünyası olarak kendimizi sorguladık. Belki de bu sorgulamaya ihtiyacımız vardı çünkü bu sorgudan sağlık turizmi, otomotiv, tekstil, makina imalatı anlamında çok kazanımlarımız olduğunu düşünüyorum. Şu an yaşadığımız ekonomik süreci dalgalı bir denize benzetiyorum. Öyle ya dalgalı denizde motor kapatılmaz, aksine dalgayı aşmak için motora gaz verilir. Türkiye’yi bir gemi olarak düşünelim. Dalgalı denizde motor kapatıp gidemeyiz. Ekonomide gaza basmamız gerekiyor. Bu süreçte daha çok çalışmanın ve daha çok üretmenin ekonomimizi büyüteceğini düşünüyorum.

Nilgün Çetin

Nil-Sa İş Güvenliği Ekipmanları

İş güvenliği ve ekipmanları sektörü pandemi döneminde, hizmet verdiğimiz fabrikalar için personel sağlığını korumak amaçlı talep ve istekleri yön değiştirdi. Tek kullanımlık tulumlar, maskeler, eldiven, dezenfektan, ateş ölçer tedarik etmemiz gerekti. Tamamen pazar arayışına giren bir dönem başladı çünkü bu ürünleri piyasada bulmak oldukça zordu. İlk dönemde ihracata yöneldik yurt içinde N95 maske tedariki bizi zorladı. Maske, eldiven, dezenfektan fiyatları çok yükseldi. Vadeli aldığımız bu ürünleri peşin almak zorunda kaldık. Çalışma saatlerimiz, çalışma odağımız değişti ve uzadı. Fabrikalar için kendi ürettiğimiz endüstriyel iş güvenliği malzemeleri dışında Covid-19 ürünleri satışına yöneldik. En büyük sıkıntımız, boya ve kimyasal ürün bulunan fabrikalara zaten N95 maske satışımız vardı. Ama ürün talebi artınca diğer ihtiyaç gruplarına tedarik etmek güçleşti. Psikolojik olarak bizim sektörümüz çalışmak ve malzeme tedarik etmek zorundaydı. İnsanların evde oturduğu günlerde çok çalıştık. Fabrikalar çalışan personelleri için temiz kıyafet ya da tek kullanımlık tulum talep ettiler. Tüm siparişleri yetiştirdik ama bu dönemde telefon trafiği, satın alma süreci, ayrıca ürünlerin merdiven altı işletmelerden temin edilmesi gibi sancılı bir dönem geçirdik.

Kısa çalışma ödeneğinden faydalanmadık tüm personelimizle çalışmaya devam ettik. İş yerimizi dezenfekte ettirdik, sosyal mesafe kurallarına uygun ve maskeli olarak çalıştık.

Bu dönemin bitmesi için herkesin maskesini takması ve sosyal mesafesini koruması gerektiğini düşünüyorum.

Doruk Özkan

Ziraat Mühendisi/Likya Şarapları

Türkiye’de şarapçılık genellikle Trakya, Ankara, İzmir, Tokat, Elazığ ve Denizli çevresinde yapılıyor. Bağ alanları zincirinin en önemli halkası Antalya yaylaları. Şu anda 16 kırmızı, 5 beyaz, 3 rose ve bir de tatlı kırmızı şarap olmak üzere 25 çeşit ürünümüz piyasada. Türkiye’de Acıkara, Merzifon, Fersun yerel üzümleri, özellikle “Acıkara” üzümünden (Decanter dergisine çıkan özel bir ürün) 10 bin kök üretmeyi başardık. Likya şarapçılığın en önemli özelliği, yerel üzümlere öncülük etmesidir. Yerel üzümler ve bağcılık konusuna da değinmek istiyorum. Antalya’ya 30 milyon turist geliyor. Türk şarabı içirmeye çalışıyoruz. Burada da şarabı beğendirebilirsek, ihracat şansı yakalamaya çalışıyoruz. Cabernet Sauvignon, Merlot üzümüyle karşılarında yol alamıyoruz. Bağcılığın bölgesel olarak kabul edilebilir olması gerekiyor. Bulunduğumuz koşullarda ülke desteği yok, eriyoruz.

Türkiye’de Boğazkere, Öküzgözü yurt dışında satılıyor. İşin bir üretim ekonomisi var. Bu aşamada ne yapabileceğimizi düşündük. 16 yıl önce Elmalı’da Acıkara asması bir taneydi. Göz aşısı alarak çoğaltmaya başladık. Türkiye’de 1200-1300 arası üzüm çeşitliliği var ve bu üzümler yok olmaya başladı. Bu çeşitlerle bağcılık ve şarapçılıkla ciddi katma değerler elde edebiliriz. 20 yıl önce mesleğe başladığımızda 5-6 tür üzümün yok olduğuna tanıklık ettim. Üzümlerin ekonomik getirisi olmadığı düşünülerek ilgilenilmiyor. Bağ alanı kurmak için 20 yıl gerekiyor. Bizim buradaki en büyük avantajımız, yaşımızın genç olması ve genç girişimci olarak rahatlıkla bu süreci değerlendiriyor olmamız.

Kendimize ait Ar-Ge bağımız var. Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde topladığımız üzümleri yetiştiriyoruz. Bu bağımızdan 10-12 yılda şarap üretmeye geçebiliriz. 9 yıl önce Antalya’da Fersun adında bir üzüm bulduk. 2 kök asmaydı, geçen yıl onu da şarap dostlarımızla buluşturmayı başardık. Yerli üzümün ekonomik değeri iyi bir potansiyel verdiyse ve içimi lezzetliyse, geleceği varsa, şişede yıllanabiliyorsa şarap tüccarları değer vermekte çok zorlanıyor. Nedeni şarap piyasasında 1 şişenin asla normal bir değerinin olmaması 100 Euro da olabiliyor, 10 bin Euro da. Nedeni şarabın bir sanat olması.

Koronovirüs döneminde tüm pazarlama faaliyetlerimiz durdu. Doğa yaşamaya devam ettiği için sadece bağcılık faaliyetleri sürdü. Yeni çeşitlerimizin aşılamalarını yaptık. Satışlarımız çok hareketli değildi. Ekonomik desteklerden faydalanmadık. Tüm çalışanlarımız için bankalarla görüşerek, ödeme planlarımızı dengeledik ve beklemeye başladık. Öngörümüz 3 ay boyunca hayatın durmasıydı. 1 Haziran itibariyle restoran ve otellerin açılmasıyla sektör hareketlendi.

Biz şarap üretip satmazsak köylü üzümünü satamaz. Ekonomik olarak Türkiye’nin bir kılcal damarının kopmasına sebep olacaktır. Bu da önümüzdeki kışın çiftçiler açısından çok zor geçeceğini gösterir. Pandemi döneminde Psikolojik olarak bunu algılamak çok zordu. Ne yapacağımızı bilmiyorduk. Kötümser olmadan sanal ortamlarda tadımlar yaptık. Canlı yayınlarla akademilere sunumlar gerçekleştirdik. Günde 5 saat online olarak çalışmaya devam ettik. Bol bol kitap okuyarak ve tadım kartelamızı genişleterek süreci yönetmeye devam ettik. En güzel kısmı ise ailem ve çocuklarımla vakit geçirmek oldu.

Chef Geovani

İtalyan mutfağı Danışman Chef

İngiltere’de okurken 2. sınıftan itibaren çalışmaya başladım. 35 yıldır yemek yapıyorum. 7 yıldır Türkiye’deyim. Türkiye’de İtalyan restoranlarına danışmanlık yapıyorum. Mutfaklarda menü hazırlıyorum ve menüyü tüm ekibe öğreterek ekibi yetiştiriyorum. Güney İtalyalıyım. 3 yıl İzmir’de yaşadım. Bir proje için şubat sonunda İstanbul’a geldim. Mart ayında çalışmalarımız başladı. Türkiye’de Koronavirüs hastası çıktığında restoranımızı hemen kapattık. Kendim bir takvim oluşturdum. 25 Mayıs için öngörüde bulundum. Genelge çıkmadan tüm işletmemizi oluşturduğumuz hijyen koşullarına göre planladım. 5 Haziran’da kapılarımızı tekrar misafirlerimize açtık.

Yemek yediğimizde damağımızda ne yemeğin ne de şarabın tadı kalmalı. Yediğimizi bir bütün olarak algıladığımızda, tam eşleşme sağlanmış olur. Şaraplar, Türk yemekleriyle çok güzel eşleşiyor. Türk yemekleri et ağırlıklı, örneğin Adana Kebap ile Shiraz şarap çok güzel olur. Her zaman sorulan soruya şöyle cevap vermek istiyorum. Deniz mahsulleri ve balıkla kırmızı şarap neden olmaz? Balık tuzludur. Tuzlu asididesini kırmızı şarapla alamayız. Ağızımızdaki o tadı değiştirmek için Chardonnay gibi bir şarap içmek gerekir ya da Sauvingnon Blanc. İtalyan yemeklerinin sırrı taze malzeme ile yapılmasıdır. O yüzden her menüde mevsimine uygun taze malzemeler kullanırım. Konserve ürün kullanmıyorum, soslarım dahil her şeyi kendim hazırlıyorum. İtalyan yemeklerinin değişmez lezzeti sarımsak, fesleğen, domatestir. Menümü oluşturduktan sonra şarap eşleştirmelerine geçiyorum. Her zaman Türk şaraplarını tercih ediyorum. Kalecik Karası, Emir beyaz (Kapadokya Bölgesi), Narince Üzümü (Tokat), Öküzgözü-Boğazkere (Erzurum-Erzincan), Bornova Misketi (Ege Bölgesi). Türk üzümleri her zaman menümüze bir özellik katıyor. Bu şarapları bütün bağları gezerek kendim alıyorum. Rekoltelerine bakarak seçiyorum.

Pandemi döneminde mutfak ve restoranların personel girişlerine özel göstererek, hijyen turnikeleri kurduk. Restoran girişinde zaten bulunuyor ancak önemli olan personel girişleridir. Personelimin ve misafirlerimin sağlığı çok önemli. Maskelerimizi yıkayarak kullanabileceğimiz gibi kıyafetlerimiz de sadece restoranımızda kullanılıyor. Her gün tüm hijyeni sağlanarak personelimize teslim ediliyor. Mutfak ve bulaşık alanlarını birbirinden ayırdık. Kapılarla geçiş sağladık. Restoranda mesai başlamadan tüm personelimizin ateş ölçümleri ve kişisel hijyenleri yapılıyor. Restoranımızda masa mesafeleri genelgede 1 metre 60 cm olması gerekiyor ancak biz, 2 metre 10 santim olarak açık alanda hizmet veriyoruz. El hijyen istasyonları kurduk. Her gün restoranımızın temizliği ve hijyeni için ilaçlama yapıyoruz. Tüm garsonlarımız eldivenle hizmet veriyor. Pandemiden önce de böyleydi çünkü bardak, çatal, kaşık ve tabakta el izi olmamalı. Önce personelimizi sonra da misafirlerimizi korumayı amaçlıyoruz. Eğer restoranlar açılmasa ve yasaklar kaldırılmasaydı ekonomik çöküş yaşayacağımızı düşünüyorum çünkü yeme içme sektöründe 5.5 milyon kişi çalışıyor. Bu da insanların işsiz kalması demekti. Restoranlar hizmet açısından Birçok sektörü etkiliyor.

Ben sokağa çıkarken mutlaka maskemi takıyorum. Sosyal mesafeme dikkat ediyorum. Kimseyle tokalaşmıyorum ve öpüşmüyorum. Kişisel teması kaldırarak bulaşıcılığın engelleneceğini düşünüyorum. Uçakla yolculuk yapmıyorum. Alışveriş merkezlerine gitmiyorum. Bana bulaşmasından çok taşıyıcı olmaktan ve çevreme bulaştırmaktan korkuyorum.

*Erkan Sayılır

Abdi İbrahim İlaç Türkiye Satış Müdürü

11 Mart 2020’de görülen ilk Covid-19 vakası sonrası, Sağlık Bakanlığı, tüm sağlık çalışanları

gibi ilaç sektörü çalışanları için de bazı yenilikler getirdi. Türk İlaç Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK), 16 Mart günü tüm Türkiye’de ilaç ve tıbbi cihaz çalışan tanıtım temsilcilerinin eczane ve hastane ziyaretlerini ikinci bir genelge açıklanana kadar engelledi. Bu dönemde ilaç şirketlerinin bir kısmı, çalışanlarının gelişim sürecine katkı sağlamak adına, uzaktan eğitime başladı. Yine, çalışanları “yeni normale” hazırlamak adına alanında uzman kişilerle uzaktan söyleşiler yapıldı. Bu dönemde doktor ve eczacılara TİTCK’nın serbest kıldığı şekilde uzaktan tanıtım yapan ilaç şirketleri de oldu. İlaç firmalarının bir kısmı ise 1 Nisan-30 Haziran aralığında kısa çalışma ödeneğinden faydalandı.

Uzaktan eğitim ve tanıtıma devam eden firmaların birçoğunun bu konuda hiçbir tecrübesi

bulunmamaktaydı. Dolayısıyla gerçekleştirilen bu eğitim ve tanıtımların verimliliği hakkında

farklı dönüşler aldık. İlaç şirketleri bu dönemde Microsoft Teams, Zoom gibi erişim platformları üzerinden toplantılarını gerçekleştirdiler. Bu erişim platformlarının bilinirliği ve kullanımında çok önemli artış olduğunu düşünüyorum. Tıbbi tanıtım temsilcileri ise iletişim kanallarını kullanarak doktor ve eczacılara uzaktan tanıtım gerçekleştirdi. Bu dönemde Covid-19 hastalarında eşlik eden bir kronik hastalık var ise mortalite veya morbidite ihtimalinin arttığı Bilim Kurulu tarafından televizyon programlarında da aktarıldı. Sağlık Bakanlığı çıkardığı bir genelge ile kronik rahatsızlığı olan hastaların, bulaşan etkileşimini minimuma indirmek adına daha önce bir uzman hekim tarafından tedavisi için düzenlenmiş, rapora tabi ilaçlarını hastane ve sağlık kurumlarına uğramadan direkt eczanelerden alabilme imkanı sundu. Bu iki nedenden ötürü kronik hastaların tedavisinde kullanılan ilaçların satışlarının daha az oranda düştüğü, akut hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların satışlarının ise daha büyük oranda düştüğünü gördük. Bu dönemde ben de birlikte çalıştığım arkadaşlarım ile tüm toplantılarımı Teams uygulaması üzerinden gerçekleştirdim. Türkiye’nin içinde bulunduğu normalleşme sürecinde 1 Haziran 2020 tarihi itibariyle merkez ofisimizde çalışmalar başladı. Saha çalışanlarımızın tanıtımlarını yüz yüze gerçekleştirmesi içinse Sağlık Bakanlığı ve TİTCK’dan gelecek ikinci genelgeyi bekliyoruz.

*Serhat Akgün

İnşaat Mühendisi/Şiringil İnşaat

Kamuda altyapı ve içme suyu işleri ile meydan düzenleme, kamu binalarında

bakım onarım çalışmaları yapıyoruz. Özel olarak villa ve ofis projelerimiz devam ediyor. 24

Mart 2020’de şantiyelerimizi kapattık. Kısa çalışma ödeneğinden faydalandık. Tüm çalışan personelimizin kısa çalışma ödeneği dışında maaşlarını tam olarak ödedik.1 Haziran 2020’de tekrar “yeni normale” döndük. Tüm şantiyelerimizde çalışan personelimizle sosyal mesafemize dikkat ederek, 4 saatte bir maskelerimizi yenileyerek, kişisel bakım ve temizliğimiz için uyarılarda bulunarak ve servis araçlarımızı çoğaltarak çalışmaya başladık. Salgın her birimizi psikolojik olarak da etkiledi. Kızım 3 yaşında ve her dışarıya çıktığımda “baba maskeni tak” diye uyarıda bulunuyor.

*Gökhan Durgut

Zen Pırlanta/Arte Pırlanta Ortağı

Sağlık, eğitim, yiyecek, giyecek tamamsa mücevher bunlardan sonra düşünülen bir kalem.

Mayıs ayı stoklarımızı güncelleyip yatırımlar yaptığımız Anneler Günü de mücevher sektörü için en iyi satış yapılan aydır. Bu yıl pandemiden dolayı mayıs ayını kapalı geçirdik. Pandemi döneminde, fuarlar ve yurtdışı uçuşları iptal edildiği için sipariş alamıyoruz. Üst düzey müşterilerimiz alışveriş merkezlerine girmek istemiyor. Yeni sipariş üretemiyoruz. Satılan

ürünlerimizin yerine yenilerini koyamıyoruz. Stoklarımız ve ürün yelpazemiz azaldı. Altın

yüzde 10 oranında değer kaybetti. AVM kira bedellerimiz yönetim tarafından haziran ayında yüzde 60, temmuz ayında yüzde 25 oranında düşürüldü. Ağustos ayı için herhangi bir dönüş olmadı. Biz bu dönemde kısa çalışma ödeneğinden faydalanmadık ve tüm çalışan personelimizin net maaşlarını ödemeye devam ediyoruz. Türkiye’de yaklaşık 480-500 alışveriş merkezi bulunuyor. Alışveriş merkezlerinde yaklaşık 200 mağaza var. Ortalama 2000-2500 personel çalışıyor. Yeni normalleşme döneminde çalışma saatleri 12:00-20:00 arası ve kapasite bakımından da yayımlanan genelgede 8 metrekare alana 1 kişi tebliğ edildi. Tüm mağazalarımızın ön cephelerinde içeride bulunması gereken kişi sayısı yazıyor. Mağaza içerisinde tüm personelimiz koruyucu önlemlerini alıyor mağaza havalandırma sistemi kanallarımız alışveriş merkezinden bağımsız olarak çalışıyor. Merkezde şu anda havalandırma sistemi yalnızca dışarıdan temiz hava alarak çalışıyor. Tüm kapıları açık, 15-20 dakikalık periyotlar halinde tuvaletler, yürüyen merdivenler ve yerler dezenfekte edilerek siliniyor.

*Yusuf Sabahyıldızı

İşletmeci/Suare-Kat3Teras-Kat3Balat-Balkan Evi-Nilüfer Sahne-Maltnight

İçişleri Bakanlığı’nın 15 mart 2020’de yayımladığı Koronavirüs Tedbirleri Genelgesi kapsamında 149 bin 382 iş yeri, geçici süreliğine faaliyetlerine ara verdi. Bizim işletmelerimiz de bu kapsamda yer aldığı için hizmetlerimize geçici süreliğine ara verdik. Ekibimiz bizim ailemizdir. Hiçbir ekip arkadaşımızı işten çıkarmadık. 1 Haziran 2020’de ikinci genelge ile restoran ve kafelerimizi kademeleri olarak açtık ve tüm personelimizle çalışmaya devam ediyoruz. Sadece eğlence mekanlarımız kapalıyken onların da en kısa sürede yine toplum sağlığına uygun olacak şekilde yapılacak düzenlemeler ve kurallara uyarak açmayı bekliyoruz. Bu sektörlerin tamamen kapatılması piyasada ciddi kaygılar yarattı. İdari kadromuz ile toplantılarımızı online yapmaya devam ettik. İçimize dönerek tüm işletme programlarımızı tekrar gözden geçirdik. Yeme-içme ve eğlence sektöründe olan tüm emekçilerin aileleri ile kaliteli zaman geçiremediğini düşünüyorum. Bense bu dönemde ailem ile bol bol dinlendim. Üniversite öğrencisi olan kızımın bitirme projelerini birlikte hazırladık. Oğlum üniversite sınavına hazırlanıyor bu süreçte yanında olma fırsatını yakaladığım için çok mutlu oldum. Şu anda restoranlarımızda 11:00-24:00 arası tüm hijyen kurallarına uyarak, misafirlerimizin sağlığını onlardan önce düşünerek hizmet veriyoruz. Biz müdavimlerimizle bir dostluk bağı oluşturduk. İzole bir hayat sürmek çok zor. Bu dönemde sosyal hayatı, dostlarımızı özledik. Sevdiklerimizden hastalık ile ilgili kötü bir haber gelmediği için psikolojik bir sıkıntı yaşamadık. Bu krizi atlatan tüm sektörlerin daha güçlü çıkacağı ve daha nitelikli rekabetin olacağı bir döneme girdiğimizi düşünüyorum.

Serap Uluyol Karanfilci

Devlet Tiyatrosu oyuncusu/Nilüfer Sahnesi Sanat Yönetmeni

Tiyatronun olmazsa olmazı “insan”dır. İnsan varsa tiyatro yapılabilir. İnsanı diğer canlılardan ayıran tek fark kültür yaratabilmemiz. Kültür yaratma aşamasında tiyatronun işlevi çağlar boyunca kendi rüştünü ispatlamış bir sanat olduğu için binlerce yıl devam etmiştir. Salona giren ve oyunu izleyen insan başkalaşır. Oyuncu da başkalaşır, değişir ve dönüşür. Bu değişim tiyatro sanatı aracılığıyla farklı bir imza atar. Çünkü tiyatro sanatında aslolan enerji alışverişidir. Bu değişim karşılıklıdır. Oyuncunun text ya da vücutsal performansı ile başlattığı bu enerji, seyirci tarafından alımlanır. Hatta kişisel görüşüm bu enerji binanın dışına çıkar ve evrene ulaşır. Bu pozitif bir enerjidir. Hayat akıp giderken “an”da izlenme anında kalan seyirci (oyunun başarısı oyuncunun başarısı söz konusu) kendi farkındalığını ve değişip dönüştürebilme gücünü fark eder. Aslolan ne yaptığımız değil nasıl yaptığımızdır. İşte bu tiyatro sanatı aracılığıyla daha yaşanılabilir bir dünyayı memnun kılar.

Türkiye’de ilk vaka görüldükten sonra rutin olarak yaptığımız dezenfekte işleminin sıklığını artırdık. Fakat özel tiyatrolardaki en büyük sıkıntı, devlet ya da herhangi bir resmi kurum desteği olmadığı için satılan bilet parasının yüksek olması. Çünkü her sattığımız biletin yüzde 30’unu vergi olarak veriyoruz. Elektrik, su tüketip çalışan personelimizin maaşlarını ödüyoruz. Bu dönemde çalışanlarımız için kısa çalışma ödeneğine başvurduk. Çünkü tiyatromuz kapandı. Tiyatro ekibimiz ile konservatuvar hazırlık öğrencilerimize de hizmet veriyorduk. Şu anda hem gösterimlerimizi hem de diğer tüm çalışmalarımızı durdurduk.

Bursa tiyatro anlamında İstanbul kadar alternatif sahnelerin başarısını gösteremedi. Hep arka bahçe muamelesi gördü. Her zaman taşıma su ile değirmeni döndürmeye çabaladık. Bu da İstanbul ve Ankara’daki başarılı ekiplerin gelip Bursa’da oyun oynaması ile mümkün oldu. 1 Haziran 2020 genelgesi ile sadece açık hava salonlarında az kadrolu oyunların oynanmasına müsaade edildi. Buradaki öncü kurum da Devlet Tiyatrosu ve Bursa Kent Tiyatrosu’dur.

Şu anda Covid-19’un bana kaybettirdiği en önemli şey mesleğim. Yıllardır yaptığım işten uzak kaldım. Sosyalleşemedim. Yapı itibariyle sıcakkanlı bir insanım arkadaşlarımı, öğrencilerimi, ailemi doyasıya öpemedim, sarılamadım. Bu dönemde hepimiz evde kaldık sokağa çıkma yasağının olduğu günler çok uzundu evde bol bol temizlik yaptım bu da bana sol kolumdaki yırtıkla dönüş yaptı. Psikolojik olarak kaygım çok arttı. Biz geniş bir aileyiz. Annem ve babam da bizimle birlikte yaşıyor. Babamın kronik KOAH rahatsızlığı var zaman zaman annem tarafından çok rahat davranmakla bile suçlandım. 8,5 yaşında bir oğlum var çok ağır bir kaygı yaşamaması için baskıcı bir tavır göstermedim. Sitemizde arkadaşları ile oynamasına ve arkadaşlarının bize gelip gitmelerine müsaade ettim. Çünkü kaygının oğlumun bütün hayatını alt üst etmesinden endişelendim. Bir tercih yaptım eğer virüs kapımızı çalarsa virüs ile mücadele edebiliriz ama kaygı oğlumun küçük kalbini ve zihnini onarılmaz bir biçimde tahrip edebilirdi.

Bu süreçte kendime vakit ayırdım online eğitim vermeye ve almaya devam ettim. Nilüfer Sahnesi İnstagram hesabımızdan canlı yayınlar yaptık seyircimizle biraz hasret gidermeye çalıştık. İzlenme oranlarımız da beklediğimizin üzerinde oldu. Davranış şekillerini belirleyen tek şey o ülkedeki öğrenim sistemi ve seviyesi. Bu noktada yetkililerin kendilerini sorgulamaları gerektiğini düşünüyorum. Öğrenim hayat boyu devam eden çok kıymetli bir süreç. Lütfen bu süreci öğrenerek yaşamaya devam edelim.

*Çetin Erdem

İşletmeci

Silahlı Kuvvetler ve Jandarma Komutanlığı için tüm kıyafet ve teçhizat üretimlerini yapıyoruz. Ayrıca Silahlı Kuvvetler için kar, tipi maskeleri, N95 maskeler yapıyoruz. Bu yelpazeye kişisel donanım maskelerini de ekledik. Özellikle sayının 15-20 kişiyi geçtiği boyahanelerde İSG kuralları gereği mutlaka maske kullanılması gereklidir. Maske de tekstil işçiliği çok riskli bir gruptur. Bu dönemde her belediye, her tekstilci, her hayırsever maske üretti peki bu üretilenleri kim denetledi? Ücretsiz dağıtılan cerrahi maskelerin uygunluğu var mı, yok mu diye düşünen oldu mu? Bez maskelerde TSE standardı aranıyor ama Sağlık Bakanlığı tarafından bir denetim yapılmıyor. Çok fazla imalatçı, imalat ve kalitesiz üretim var. Tek kullanımlık maskeler mutlaka 2 saatte bir değiştirilmelidir. N95 maskelerin halk arasında yasaklanması gerekiyor. Sadece sağlık personeli takmalı. Çünkü hastayken, hastalığı karşı tarafa bulaştırıcı özelliği var. Dünya Sağlık Örgütü tarafından yapılan açıklama maskelerin yüzde 100 pamuk olması yönünde ama pamuk tutucu bir malzemedir. Dış katmanın mutlaka sentetik olması gerekiyor. Amerika’da olan maskelerin dış katmanlarında yağ itici malzeme vardır. Türkiye’de ilk vaka görülmesi itibari ile tüm işletmelerimizi dezenfekte ettirdik. Çalışma düzenimizi maske, sosyal mesafe kurallarına uyarak tekrar gözden geçirdik. Personelimizle toplantılar yaparak yeni döneme hızlı bir şekilde adapte olduk. Tüm personelimizle çalışmaya devam ederek kısa çalışma ödeneğine başvurmadık.

İşletme olarak biz bu süreçte hammaddeyi tedarik edemediğimiz için imalat yapamadık. Sıkıntılı bir zaman geçirdik. Bu dönemde göz ardı edilen bir diğer konu ise mücbir sebep ilan edildikten sonra yurt dışı siparişleri ve hatta ihracat da durunca tedarikçi firmalar bunu kendilerine bir koz olarak kullandı ve firmalarını kapattılar. Evde kaldığımız dönemde bile sürekli çalıştım. Korona sürecinde işin ticari boyutu ile ilgili hiç kaygım olmadı. Son olarak “maske” den vazgeçmemeliyiz. Maske bir aksesuar değil, koruyucu ekipmanımızdır. Yeni sosyal hayatımızda lütfen rehavete kapılmayalım. Sosyal mesafemizi mutlaka koruyalım. Az kişi ile temas ve kişi sayısının az olduğu ortamları paylaşalım.

Firmalar ve sektörler bu süreci nasıl yönetir?

Salgın yayılmaya devam ederken geleceğin nasıl olacağını hayal etmek gerçekten zor. Dijital pazarlama pastası bir yılda yüzde 13 artacak.

Şirketler, Covid-19’un olumsuz etkilerini azaltmak için dijital pazarlamaya ağırlık verme eğiliminde.

Bu nedenle; çevremizle ve müşterilerle iletişim halinde olmak, süreçle ilgili planlar yapmak önümüzdeki süreçte oldukça önemli.

Kurumsal hizmet ve ürün satışı yapan firmalar, evden çalışmanın artması ve ticaretin

yavaşlaması ile bu dönemde tüketici ürün ve hizmetlerine yönelerek trendi tersine çevirmeyi

başardı. Sürece hızlı adapte olan firmalar başarılı olacak. Kırılma noktalarını her zaman negatif olarak yorumlamamak gerekiyor. Bu sürece değişim ya da “kabuk değiştiriyoruz” gözüyle bakarsak, planlı ve programlı hareket edebilirsek fırsata çevirebiliriz.

Güncelleme Tarihi: 30 Haziran 2020, 12:21
YORUM EKLE

banner65

banner57