Geleceğin iş yaşamı

Yaklaşık 100 bin yıl önce Afrika'nın savanlarından çıkmıştık yola. Nehirleri, çölleri, ormanları aştık ve bizi dünya üzerine yayılmaya, oradan da çok katlı gökdelenlerin ofislerinde tüm günü geçirmeye götüren süreçte çok şeyler değişti. Bizi mutlu etmek için değil; fakat hayatta tutmak için programlanmış beynimiz karşılaştığı tüm problemleri çözmeye çalıştı. Türlü adaptasyonlar geliştirdik ve zayıf bedenimizle hayatta kalmanın yollarını bulduk.

Bu yollardan bazıları bugün karşılaştığımız sorunların temelinde yer alıyor. Örneğin stres; ani bir hayatta kalma durumunda tehlikelerden kaçmak üzerine inşa edilmiş bir stres tepkisi olmadan ölebilirdik. Modern yaşamlarımızda maruz kaldığımız birikimli stres ise insan sağlığına oldukça zararlı. Depresyon, anksiyete gibi psikolojik kavramların da bizi hayatta tutan fonksiyonlarla yakından ilişkisi olduğu düşünülüyor. Günümüzde ise psikologlar 6 ay sonrasına randevu verecek kadar yoğun. Hal böyle olunca, "konforlu" modern hayatlarımızda kılıç dişli kaplanlara yem olmak gibi bir endişemiz olmadığı için bütün bunlar bize yabancı gelebilir. Fakat atalarımızın günde 8-10 km yürüdüğü dönemde gelişen beynimiz, sekiz-on saat masa başında oturduğumuz şehirli yaşamlarımıza oldukça yabancı. Yüz binlerce yıldır değişmemiş ve bizi hayatta tutmak üzere problemleri çözmek için gelişmiş bir beyin ile koşuşturuyoruz modern yaşamlarımızın içerisinde... İnsan, binlerce yıldır aynı insan; seven, nefret eden, arzulayan, haset eden, kıskanan ve bencil bir varlık Homo Sapiens...

Darwin ve Freud'un insanın hakikati hakkında ortaya koyduğu görüşlerden sonra kendimize dair çok şey keşfettik. Bizler sandığımız gibi varlıklar değildik. Kopernik ile başlayan süreç, bizim evrenin merkezinde olmadığımız; Darwin ile ise dünyanın da merkezinde olmadığımız ve son olarak Freud ile, bizim kendimizin de merkezinde olmadığımızı gösterdi. İnsanın nasıl düşündüğü ve dolayısıyla zafiyetleri de gün yüzüne çıktıkça bunu bizlere ürün satmak ve kontrol etmek için kullananlar çok oldu. Modern dönemin pazarlaması da bu mekanizmalara kafayı takmış durumda.

Fakat her şey bu kadar karanlık değil. İnsanlığın edindiği tüm bu bilgiler, iş yapış şekillerimize dair bakış açımızı da değiştiriyor. Ünlü iktisatçı John Maynard Keynes, 1930'da kaleme aldığı makalesinde, yüz yıl sonra yani 2030 yılında haftalık çalışma saatinin 15 saat olacağını ve insanların sahip oldukları boş zamanların tadını çıkaracak kadar iyi bir gelire de sahip olacaklarını öngörmüştü. Keynes'in bu öngörüsü tutmayacak olsa da mevcut çalışma sisteminin (tartışmalı) insan doğasına uymadığı gerçeği ile yüzleşmeye başlıyoruz.

Bu konuda cesaretli olan öncü firmalar çeşitli pilot uygulamaları devreye almaya başladı bile. Microsoft Japonya haftada 4 gün çalışma deneyinde şirket içi verimliliğin %40 oranında arttığını tespit etti. Aynı sonuçları daha az çalışarak elde etmek mümkündü. Üstelik bu süreçte yüzde 23 daha az elektrik tüketildi ve yüzde 59 daha az kağıt sarf edildi. Bu, insanların daha büyük bir etki yaratmasına imkan tanıyan ortamların olması ile mümkün olmuş gözüküyordu. Hayat ile bütünleşik, dengeli ve amaçlarımızı hissedebileceğimiz bir deneyim ile... Bu, tüm yöneticilerin ve karar vericilerin düşünmesi gereken bir sonuç.

Yönetim Bilimleri Hocası Ata Özdemirci, Twitter hesabında Keynes'in öngörüsüne atıfta bulunarak "Beyaz yaka aslında zaten maksimum 15 saat çalışır ama henüz bu resmiyete dökülmedi." demişti. Microsoft'un pilot uygulaması da bunu destekler nitelikte okunabilir. Bu, aynı zamanda son gece sınava çalışırken, son gün toplantıya hazırlanırken nasıl bu kadar etkin olabildiğimize de bir açıklama getirebilir. Bir ayda bitmeyecek gibi gelen bir işi bir gecede bitiriveririz. Beynimiz, bizim farkında olmadığımız bir şekilde zaman planı yapabiliyor gibidir.

Dünyanın çeşitli yerlerinde firmalar tüm bu uygulamaları deneyimlerken, bu yılın başında Unilever Yeni Zelanda'da bir yıl boyunca haftada 4 gün çalışmayı deneyimleyeceğini duyurdu. Deney sonlandığında ise bu çalışma şeklinin dünya üzerindeki 155.000 çalışana uygulanıp uygulanamayacağını değerlendireceklermiş. Bu süreç içinde de çalışanlara tam ödeme yapılacakmış.

Herkesin aslında bildiği ama bilmiyormuş gibi yaptığı gerçeklerle yüzleşmemiz gerekiyor. Artık "mış gibi" yapmaktan vazgeçmemiz gerekiyor. Başka bir dünya mümkün. Başka bir hayat ise yok. Sürekli ilerleme peşindeki insan kendi hakikatine yabancılaştı. Bedeni de bu yabancılaşmayı artık kaldıramaz oldu. Kim bilir, ilerleyeceği tek yerin kara toprak olduğunu belki de böyle unutabiliyordur insan. İnsan doğduğunda başlar ya ölmeye. The Big Bang Theory'den bir çoğunuz hatırlayacağı Sheldon'a bırakalım son sözü: "100 yıl sonra hiçbirimiz burada olmayacağız ve tüm bunların bir anlamı olmayacak." Bu dünya kimseye kalmaz.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Nihal Köseer
Nihal Köseer - 1 hafta Önce

İnşAllah öyle çalışma sistemi kabul edilir hem çalışma hayatı zevkli bir hal alır,hemde hayatın tadı çıkarılır.Hayat çok kısa.

Mehmet
Mehmet - 1 hafta Önce

Tebrikler kardeşim,

banner70