"Temassız yaşamla dijitalleşmeye mecbur kaldık"

Teracity Genel Müdürü Osman Akın, koronavirüs salgınının uzun vadede bilişim sektörüne ihtiyacı artıracağını belirterek, “Temassız yaşam, yeni bir dijital yaşam anlamına geliyor. Herkes mecburen dijital yaşama doğru kayacak. Bu durum uzaktan çalışma ve iletişim, e-ticaret gibi sistemleri inanılmaz tetikleyecek. Öyle de oluyor” diyor.

"Temassız yaşamla dijitalleşmeye mecbur kaldık"

Teracity Yazılım Teknolojileri, alanında Bursa’nın ilk, Türkiye’nin 11’inci Ar-Ge merkezi. Bugün, geliştirdiği teknolojilerle adından sıkça söz ettiriyor. Koronavirüs salgınıyla birlikte dikkatleri üzerine daha da çekti. Çünkü şirketler, Bilimp'in uzaktan çalışma araçlarıyla kolaylıkla yönetilebiliyor. Teracity Genel Müdürü Osman Akın’la, geliştirdikleri teknolojiler ve hedefleri üzerine keyifli bir sohbet yaptık. Akın, koronavirüsün sektörü nasıl etkilediğiyle ilgili çarpıcı paylaşımlarda bulundu. Türkiye bilişim ve yazılım sektörünün global arenadaki konumunu değerlendirdi. Sektör sorunlarını anlattı, çözüm önerilerinde bulundu. İşte, röportajımızın detayları…

* Teracity olarak Ar-Ge’ye bakış açınızdan bahsedebilir misiniz?

Akın: Teracity olarak yazılım alanında Bursa’nın ilk, Türkiye’nin 11’inci Ar-Ge merkeziyiz. Ar-Ge’ye ciddi anlamda yatırım yapan ilk şirketler arasındayız. 50’nin üzerinde istihdamımız bulunuyor. Ar-Ge sürecini doğru bir şekilde yönetiyoruz. Aslında uzun soluklu bir maraton olan Ar-Ge’de iki şeye ihtiyacınız var. Birincisi, bolca sabırlı; ikincisi, dayanıklı olmanız gerekiyor. Dünyadaki örneklerine baktığımızda Apple defalarca batıp çıktı. Steven Jobs’un sabırlı ve dayanıklı yapısı Apple’ı bugünkü başarısına ulaştırdı. Teracity’yi Ar-Ge alanında böyle bir firma yapmak için büyük mücadele veriyoruz. Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik koşullar ve coğrafi konumu sebebiyle yaşadığı belirsizlikler, dünyanın konjonktürel yapısı gibi etkenler tüm şirketler açısından bu süreci zorlaştırıyor.

“TURİZME VERDİĞİMİZ DESTEĞİ YAZILIMA VEREMEDİK”

* Teracity’i yazılım teknolojileri alanında Türkiye’de nasıl konumlandırıyorsunuz?

Akın: Yazılım üretmek başka, yazılım alanında teknoloji üretmek başkadır. Hedefiniz sadece yazılım üretip satmak olsa, ciro ve çalışan sayısı açısından, buna ulaşabilirsiniz. Örneğin devletin zorunluluğu olan elektronik fatura gibi alanlarda çalışabilirsiniz. Teracity, ciro ve çalışan sayısı anlamında, Türkiye’nin ilk 10 şirketinden biri değil. Ancak yazılımda Ar-Ge ve teknoloji üretimi konusunda başarılı şirketler arasında. Bizim için de önemli olan bu. Türkiye’deki rakiplerimizle mücadele etmekte zorlanmıyoruz.

Yazılım öyle bir sektör ki rakipler her yerde. Afrika’daki şirket de bir saniye sonra rakibin, Amerika’daki şirket de… Dolayısıyla rakiplerimiz milyar dolarlık şirketler. Yüksek cirolara sahipler, arkalarında devlet gücü var ve teşvik ediliyorlar. Türkiye’de bu bakış açısı yeni oluşmaya başladı. Turizme verdiğimiz desteği yazılım sektörüne veremedik. Örneğin otomotiv endüstrisinin yazılım endüstrisi olmadan ilerleyemeyeceğini anlayabilmiş değiliz. Bugün yerli otomobil üreteceksek, bunun yüzde 30-40’ını yazılım, yüzde 20-30’unu elektronik komponentler oluşturacak. Ancak ülke olarak yazılımı henüz stratejik bir sektör olarak görmüyoruz.

* Şirket cironuzun ne kadarını Ar-Ge faaliyetlerine ayırıyorsunuz?

Akın: Teracity olarak uzun vadeli, verimli, sabırlı ve dayanıklı bir Ar-Ge yapısı kurmaya çalıştık. Bursa’da ilk, Türkiye’de 11’inci yazılım Ar-Ge merkezi olmamızın sebebi budur. Ar-Ge’ye çok önem veriyor, iyi de yol alıyoruz. Birkaç ürünümüzü yurtdışına çıkarabilecek düzeye getirdik. Ürünlerimizin bir kısmı teknoloji anlamında global rakiplerine yaklaşmış durumda. Türkiye’ye yönelik ürünlerdeyse çok daha iyiyiz. Ar-Ge uzun soluklu bir yolculuk. Teracity’nin belirli alanlarda dünya ölçeğinde şirket olabilmesi için bu yolculuğunu sürdürmesi gerekiyor. Ar-Ge çok pahalı bir faaliyet olduğundan kaynak gerekiyor. Dolayısıyla bir yandan rutin işlerle kazanç elde ederken, diğer yandan kazancımızı yine Ar-Ge’ye yatırıyoruz. Teracity olarak şirket cirosunun yüzde 26’sını Ar-Ge’ye aktarıyoruz. Dünya ortalamasının yüzde 2-3’lerde olduğunu düşünürsek bu oran epey yüksek. Neredeyse karımızın tamamını Ar-Ge’de değerlendiriyoruz. Yüzde 10’unu Ar-Ge’ye ayırıp, yüzde 15’ini kenara koyabiliriz. Ancak o zaman Ar-Ge hızımız çok yavaşlar...

Teracity Ar-Ge Merkezi, Bilimp ürünüyle, 17. Türk Elektronik Sanayicileri Derneği (TESİD) Yenilikçilik Yaratıcılık Ödülleri 2019 kapsamında, “Yenilikçiliğin Ticarileştirilmesi Ödülü”ne layık görüldü. Yine aynı yıl, Bursa Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (BUSİAD) tarafından düzenlenen, Bursa Yenilikçilik ve Yaratıcılık Sempozyumu ve Ödülleri’nde, "Bilgi, İşbirlikleri, Kaynak Yönetimi Ödülü"nün sahibi oldu. Önceki yıllarda da çeşitli ödüller aldı.

* Aldığınız ya da başvurusunu yaptığınız patent var mıdır?

Akın: Teracity, Türkiye’de yazılım alanında patent almak zor olmasına rağmen patentli ürüne sahip ve çok sayıda patent başvurusu bulunan bir şirkettir. Yazılım sektöründe patent süreçleri hem çok zor hem de uzun oluyor. Hatta neredeyse mümkün değil! Buna rağmen 1 adet patentli, 3 adet de patent süreci devam eden ürünümüz var. Diğer yandan her yıl uluslararası düzeyde akademik makaleler yayınlıyoruz. Akademisyenlerden danışmanlık da alıyoruz.

* Teracity açısından 2019 yılı nasıl geçti?

Akın: Şirketimiz açısından geçen yıl karlı geçti. Önceki yıllarla aynı ciroları yapabildik. 2019 tüm Türkiye için zor bir yıldı. 2018 de kolay değildi. Dolayısıyla, mevcut durumumuzu korumamızı iyi olarak değerlendiriyorum. 2019 yılında önemli olan zarar etmemekti. Teracity olarak bunu başardık. Hatta kar elde ettik. Diğer yandan en büyük sorunu finansal anlamda nakit sıkıntısı oluşturdu. Ağırlıklı kamu kurumlarıyla çalıştığımız için ödeme problemi karlılığımızı olumsuz etkiledi. Yerel seçimler dolayısıyla belediyelerde tüm alımların durması da bunda etkili oldu. Satış yapabilme ihtimalimiz de kısıtlıydı. Tüm bunlara rağmen ciromuzu korumayı başardık. Bu da şirketin büyümesi anlamına geliyor.

* 2020’nin ilk çeyreğini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu yıl ki hedefleriniz nelerdir?

Akın: Bu yıl her şey çok güzel olacak, diye düşünüyordum. Ürünlerimizin pazarda daha iyi oturmasını bekliyorduk. Ancak Çin’in Wuhan kentinden yayılan koronavirüs dünya ekonomisini ciddi anlamda tehdit etmeye başladı. Mesele sadece virüs de değil! Dünyada sanki yeni bir yaşam sistemi oturtulmaya çalışılıyor. Sanki bir şeylerin denemesi yapılıyor. Uzaktan çalışma sistemlerinin testleri gerçekleştiriliyor gibi bir kurgu var. Virüsler artık laboratuvar virüsleri... Global etki varsa mutlaka sistemli bir harekettir, diye düşünüyorum. En korkutucu yanı ise işin kontrolden çıkması… Çin’e bağlı ekonomiler dünya üzerinde çok büyük tehdit altında...

“İLK ÇEYREK BEKLENTİMİZİN ALTINDA GİDİYOR”

Teracity olarak bu yıl yüzde 70 civarında agresif bir büyüme hedefi koymuştuk. Bu hedefe ulaşabileceğimize çok inanmıştık. Türkiye ekonomisinde de olumlu gelişmeler bekliyorduk. Ancak Suriye’de yaşananlar, Rusya ile ilişkiler, koronavirüs salgını gibi sebepler dolayısıyla hedefimizi revize edeceğiz. Yılın ilk çeyreği bittiğinde tahmini yüzde 45’ler seviyesine çekeceğiz. Yılın geri kalanında sürecin nasıl ilerleyeceğini bilmiyoruz. İlk çeyrek beklentimizin çok altında gidiyor. Sadece biz değil, tüm piyasalar olumsuz etkileniyor.

* Agresif büyüme hedefinizde daha çok hangi ürününüz etkili oldu?

Akın: Bilimp, Provimes ve TeraOSB olmak üzere şu anda pazarda üç adet ürünü koşturmaya çalışıyoruz. Genel olarak projelerimizin merkezinde Bilimp var. Bu süreç 2021 yılında da devam edecek. Bilimp’in en avantajlı yönlerinden biri, 10 kişilik bir şirketten 100 bin kişilik bir şirkete kadar yaygın kullanım özelliğidir. Hem özel sektöre hem de kamuya hitap ediyor. Pazar ya da sektör ayrımı yok. Dünya üzerinde bu tarz ürünler çok az. Şirketinizi Bilimp'in uzaktan çalışma araçlarıyla kolaylıkla yönetebilirsiniz. Bilimp, TÜBİTAK ve KOSGEB projeleriyle yaklaşık üç yıldır geliştirmeye çalıştığımız bir teknoloji. İnternetten online bulut kiralama ya da sunucu lisanslı satış modeliyle kullanılabiliyor. Ülke çapında 30’un üzerinde iş ortağımız var ve bu sayı her geçen gün artıyor. Türkiye’de 100 bin müşteriye, dolaylı olarak da milyonlarca bireysel müşteriye ulaşmayı hedefliyoruz.

Dijital dünya o kadar hızlı gelişiyor ki, insanların karşısına her gün yeni bir yazılım çıkıyor. Cep telefonu, masaüstü bilgisayar, tablet gibi elektronik cihazlarda kullanılabilecek yazılımların sayısı her gün artıyor. Böylece karşımıza birtakım zorluklar çıkıyor. Bunlardan birincisi artan maliyetler oluşturuyor. Birçok yazılıma kaynak aktarmak zorunda kalıyorsunuz. İkincisi ise kullanım zorluğudur. Farklı görevleri farklı yazılımlarda yapıyorsunuz. Kullanım zorluklarını aşmak amacıyla yazılımları entegre etmeye çalışıyorsunuz. Bir kısmı oluyor, bir kısmı olmuyor…

“KURUMSAL ZEKAYA SAHİP OLUYORSUNUZ”

Dünya, yapay zeka çağına doğru gidiyor. Bu çağda kurumsal zekaya sahip olabilmeniz için tüm verilerin tek bir yerde oluşması lazım. Veriler farklı yerlerdeyse, yapay zekayı yönetmek mümkün olmuyor. İşte, Bilimp bu fikirden doğan bir üründür. Bütünleşik araçlar yazılımıdır. Çok sayıda yazılımla yapmaya çalıştığınız işlemi tek bir yazılım içindeki araçlarla yapıyorsunuz. Ayrıca manuel işleriniz için de yazılım sağlıyor. Dolayısıyla, Bilimp’e bütünleşik araçlar yazılımı ya da platformu diyebiliriz. Günün sonunda maliyetlerde tasarruf sağlarken, entegre sistemle kullanım kolaylığına ve kurumsal zekaya sahip oluyorsunuz.

* Bilimp’in sahip olduğu teknolojilerden bahsedebilir misiniz?

Akın: Bilimp’te diğer yazılımlardan ya da sistemlerden farklı olarak önemli Ar-Ge çalışmaları var. Öncelikle güçlü bir mobil ayağı bulunuyor. Böylece hem beyaz hem de mavi yakanın ihtiyaçlarını karşılıyor. Bugün işletmelerin en büyük sıkıntılarından birini, özellikle sahada çalışanlarla, anlık iletişim oluşturuyor. Mobil uygulamalar çok önemli çünkü her çalışanın masaüstü bilgisayarı yok. Bilimp, sahip olduğu mobil yazılım altyapısıyla, iletişimdeki bu zafiyeti tamamen ortadan kaldırıyor. Kurumsal yapıda iletişimi güçlendiriyor. İkinci olarak, yazı yazma ve tablo gibi belge araçlarına sahip. Bu araçlarla şirketleri pahalı lisans maliyetlerinden kurtarıyor. İşletmenin yapısına göre, genel olarak yüzde 30 ila yüzde 80 arasında maliyet avantajı sağlıyor. Ayrıca dokümanlar kolaylıkla yönetiliyor.

“MÜKEMMEL BİR ZAMAN YÖNETİCİSİ”

Bir de süreç araçları var. Bu süreçlerin başında toplantılar, ziyaretçiler, personel vs. geliyor. Mükemmel bir zaman yöneticisi olan Bilimp, sahip olduğu araçlarla, bu süreçleri planlıyor. Örneğin randevu oluşturulduğunda ziyaretçinin mobil telefonuna toplantının tarihi, zamanı ve yeri otomatik olarak iletiliyor. Bilimp, insan kaynaklarıyla beraber görevleri de çok başarılı bir şekilde yönetiyor. İşletmelerin en çok zorlandığı konulardan biri olan personelin görevini yerine getirme sürecini yürütüyor. Bu kapsamda inanılmaz teknolojiler geliştiriyoruz. Bilimp’le, işlerin planlanmasından görevlerin dağıtılmasına ve hangi aşamada olduğuna kadar tüm iş süreçlerini kalite sistemi çerçevesinde yönetebiliyorsunuz.

“KVKK İLE EN UYUMLU TEK YAZILIM”

Bilimp’e süreç araçları kapsamında son olarak Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nu (KVKK) ekledik. Bilimp, bütünleşik araçlar yazılımı anlamında, KVKK’yı bu şekilde yöneten ilk yazılımdır. Bugün de ülkemizde KVKK süreçlerini en iyi yöneten ve KVKK ile en uyumlu tek yazılım konumundadır. Şu anda KVKK’da tüm idari süreçleri Bilimp kadar gelişmiş bir şekilde yapabilen başka bir yazılım yok. Üstelik dünyadaki muadilleriyle birebir örtüşmüyor. Kendi terminolojisini geliştiriyor. Teracity olarak KVKK tarafındaki ihtiyacı çok önceden görüp ciddi bir yazılım geliştirdik. Ar-Ge çalışmalarımız hala devam ediyor. Bu kapsamda KOSGEB’de bir projemiz onaylandı. TÜBİTAK tarafında da biri onaylı, biri onay aşamasında olmak üzere iki projemiz var. Bu projelerle birlikte Bilimp’i çok daha güçlü hale getireceğiz.

* Bilimp’in dijital asistanı ‘BİRİ’ ile ciddi bir projeye de imza attınız. Biraz da BİRİ’den söz edebilir misiniz?

Akın: BİRİ, bizim geleceğimiz. BİRİ, ülkemizin geleceği… BİRİ için son olarak TÜBİTAK’a çok ciddi bir Ar-Ge projesi verdik. Şu anda değerlendirme aşamasında. Önceki projemiz olan yüz tarama sistemini tamamladık. Makine öğrenmesi ya da yapay zeka konuları dünyanın üzerinde en çok çalıştığı ve çalışması gereken konular. BİRİ’yi dijital asistan olarak tanımlıyoruz. Bugün itibarıyla 200’e yakın akıllı bildirim üretebiliyor. Kısmen konuşabiliyor ve anlayabiliyor. Konuşma, anlama ve karar verme yetilerini geliştirmeye çalışıyoruz. Bir gün işlerimizi BİRİ ile konuşarak halledebileceğiz. Hatta bizim yerimize o düşünüp işleri yapacak.

“SEKTÖR DEĞİL, YAŞAM BİÇİMİ”

* Peki, bugün gelinen noktada Türkiye yazılım sektörü hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Akın: Dünya bilişim sektörü diğer sektörlere göre daha hızlı büyüyor. Ancak Türkiye’deki bilişimin sektörünün dünyayla paralel büyüdüğünü söyleyemeyiz. Bu konu ülkemizin her zaman en büyük sıkıntısı oldu ve olmaya devam ediyor. Dünya pazarlarına baktığımızda ne olursa olsun bilişim sektörünün büyüme hızı hiçbir şekilde engellenemez. Önümüzdeki 100 yıl boyunca yazılım her zaman dünyanın en büyük ilk üç sektöründen biri olacak. Bizim o günleri görmemiz mümkün değil ama 2100 yılına kadar dünyanın bilişim sektörüyle büyüyeceğini düşünüyorum.

Dünya, dijital yaşama doğru hızla ilerliyor. Bilişim, sektör olmaktan çıkıyor, yaşam biçimine dönüşüyor. İnsanlar giyinmeden yaşayabilir ama yemeden içmeden yaşayamaz. Artık dijital bir araç olmadan da yaşayamaz hale geliyorlar. Buradan geriye dönüş yok. İnsanoğlu hayata sıfırdan başlamak zorunda kalsa bile geldiği nokta yine dijital yaşam olur.

* Bilişim ve yazılım sektörleri koronavirüs salgınından etkilenir mi?

Akın: Ürün hareketimiz olmadığından sektörümüz koronavirüsten az etkilenecektir. Tüm sektörler zincirleme etkileneceğinden bize de yansıması olacaktır. Uzun vadede ise sektörümüze olan ihtiyaç artacaktır. Çünkü temassız yaşam, yeni bir dijital yaşam şekli demektir. Herkes mecburen dijital yaşama doğru kayacak. Bu durum uzaktan çalışma ve iletişim, e-ticaret gibi sistemleri inanılmaz derecede tetikleyecek. Öyle de oluyor! Sonuç olarak, büyük bir yazılım pazarı ortaya çıkacak. Tabii ki bu kolay bir süreç olmayacak.

Diğer yandan deprem ve virüs gibi olaylardan sonra şirketler ve devletler farklı önlemler almaya başlıyor. Bu önlemlerin içinde mutlaka yazılım teknolojisi yatırımları da oluyor. Türkiye’de özellikle yerleşik Japon firmaları önlem almaya çalışıyor. Türk şirketleriyse işin ciddiyetinin henüz çok da farkında değil. Örneğin koronavirüse bakış açımız ‘Bize bir şey olmaz’ mantığında…

* Sektörün çözüm bekleyen sorunlarından biri olan patent konusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Akın: Yazılım yeni bir sektör olduğu için geliştirdiğiniz ürünü patente çevirmek çok zor. Örneğin makine sektöründe olduğu gibi tanımlamak ve şeklini çizmek kolay değil. Dolayısıyla, yazılım sektöründeki patentler, genelde elektronik sektöründeki cihazlarla birlikte alınmaya çalışılıyor. Türkiye’nin bu konuda ciddi bir çalışma yapması gerekiyor. Bu konuya mutlaka eğilmeliyiz. Burada bir fırsat da var. Türkiye’de olduğu gibi dünyada da yazılım alanında patent sıkıntısı yaşanıyor. Türkiye bu sorunu çözerse, dünyadaki birçok yazılım şirketi geliştirdiği ürüne ülkemizde patent almak isteyecek. Bunu yapabilirsek elimize çok büyük bir fırsat geçer.

* Son olarak, sizce ülkemizde KVKK konusu yeteri kadar anlaşıldı mı?

Akın: Halihazırda geçerli olan KVKK ülkemizde çok yanlış anlaşıldı. Kamu kurumları ve belirli şirketler için kayıt süresi uzatılan Veri Sorumluları Sicil Bilgi Sistemi (VERBİS) ile karıştırıldı. KVKK süreçleri otomatikman VERBİS kaydına endeksledi. Ancak böyle bir şey yok. Maalesef bu durum yazılım pazarında gerilemeye yol açtı. KVKK, Nisan 2016’da Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Kanunla, kurumlara ve işletme sahiplerine ciddi idari para cezaları geldi. Bazı durumlarda hapis cezaları da söz konusu oldu. Kanun, resmi kurumlar dahil, kişisel verileri işleyen tüm kurumları, işletmeleri ve şirket sahiplerini kapsıyor. Kişisel veri ihlallerinde idari para cezaları 5 bin TL ile 1 milyon TL; hapis cezaları da 1 ila 4 yıl arasında değişiyor. Örneğin, KVKK’ya uyum sağlamayan plazalar ve iş merkezleri gibi işletmeler şu anda bu suçu işliyor. KVKK’ya göre, kişisel verilerin alınması için mutlaka açık rızanın olması gerekiyor. Böyle bir altyapı ülkemizdeki işletmelerin çoğunda bulunmuyor.

Güncelleme Tarihi: 23 Mart 2020, 14:52
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER