"Kalıpçılık sektörü yeni fırsatlar için yatırımlara odaklandı"

Türkiye kalıpçılık endüstrisi, son iki yıldır biriken talebi ve Çin’e uygulanan pandemi ambargolarının tedarik talebini Türkiye’ye kaydırmasını fırsata çevirmek için tezgah ve ekipman yatırımına başladı. UKUB Başkanı Şamil Özoğul, 2021 ve sonraki 4-5 yılın güzel gelişmelerin yaşanacağı bir dönem olacağını belirterek, “2025 itibarıyla, Türkiye’deki kalıpçılığın toplam cirosunun 3 milyar euro’ya ulaşmasını bekliyoruz” dedi.

"Kalıpçılık sektörü yeni fırsatlar için yatırımlara odaklandı"

Ulusal Kalıp Üreticileri Birliği (UKUB), Türkiye kalıpçılık endüstrisine hizmet veren tüm kurumları ve kişileri temsil etmek üzere, Bakanlar Kurulu kararıyla, 2002 yılında, Bursa’da birlik statüsünde kuruldu. Türk kalıp sektörünü yurtiçinde ve yurtdışında temsil eden ilk ve tek kuruluş. 2007’den bu yana da International Special Tooling & Machining Association (ISTMA) üyesi. UKUB’un, Ağustos 2020 itibarıyla, 179 üyesi bulunuyor.

SEKTÖRÜN TOPLAM CİROSU 2 MİLYAR EURO

Dünya kalıpçılık sanayi toplam cirosu 80 milyar euro civarında. Sektör her yıl yüzde 6 büyüyor. Global pazarda yüzde 2,5 paya sahip olan Türkiye’deki kalıpçılığın toplam cirosu 2 milyar euro. 2019 itibarıyla, Türkiye kalıpçılık sektöründe 5 bin kadar firmada yaklaşık 100 bin kişi istihdam ediliyor. Kalıp sektörü yüzde 70 oranında otomotiv sektörüne hizmet veriyor. Sektör, 2019 itibarıyla, yaklaşık 800 milyon dolar’lık dış ticaret hacmine ulaştı. İthalat rakamlarıysa son 8 yıldır yatay seyir izliyor.

YILIN İLK YARISINDA YÜZDE 30 DARALDI

Türkiye kalıpçılık sektörü, Kovid-19 pandemisinin etkisiyle, 2020’nin ilk yarısında, önceki yılın aynı dönemine oranla, yaklaşık yüzde 30 daraldı. Ancak sektör gelecekten umutsuz değil. Sorularımızı yanıtlayan UKUB Yönetim Kurulu Başkanı Şamil Özoğul, projesiz ve durgun geçen, 2019 ve 2020 sonrası biriken talebin piyasalara olumlu yansıyacağını belirtiyor. Pandemiden dolayı Çin’e uygulanan ambargoların sanayi ürünleri tedarik taleplerini Türkiye’ye kaydırmasını da önemli fırsat olarak değerlendiriyor. Taleplere hazırlıklı olmak isteyen Türk kalıpçılık sektörünün, yeni tezgah ve ekipman yatırımlarına başladığını vurguluyor. İşte, UKUB Başkanı Şamil Özoğul’un açıklamaları…

“PANDEMİ HEPİMİZ İÇİN KÖTÜ BİR SÜRPRİZ OLDU”

- Öncelikle kalıpçılık sektörü açısından Kovid-19 pandemisinin gölgesinde geçen 2020 yılını, bir önceki yılla karşılaştırarak, değerlendirebilir misiniz? İlk altı aylık büyüme/küçülme oranları, üretim miktarı ve ihracatı ne kadar? Aynı şekilde yılsonu öngörülerinizi paylaşabilir misiniz?

Şamil Özoğul: Kalıpçılık sektörünün en önemli müşterisi, bildiğiniz üzere, yaklaşık yüzde 70 payla otomotiv endüstrisi. Otomotivde yeni araç veya face-lift projeleri en az 3-4 yıl önceden planlanıyor. 2018 ve 2019 yılında yeni bir proje olmadığını zaten biliyorduk ve hazırlıklıydık. Hepimiz için kötü bir sürpriz olan pandemi dönemi maalesef bu durgun dönemin neredeyse 2020 sonuna kadar uzamasına sebep oldu. Kalıpsız üretim olmaz. Otomotivde yaşanan olumlu ya da olumsuz her değişim, hemen olmasa da üretim sanayinin en temel ekipmanını üreten kalıpçılık sektörünü mutlaka etkilemektedir. 2019 yılına kıyasla, 2020’nin ilk yarısında sektörümüzde yaklaşık yüzde 30 daralma yaşandı. İkinci yarıyı da buna yakın bir oranda kapatırız.

2025 YILI TOPLAM CİRO ÖNGÖRÜSÜ 3 MİLYAR EURO

Projesiz ve durgun geçen, 2019 ve 2020 sonrası biriken talebin piyasalara yansıması mutlaka hepimizi olumlu etkileyecektir. Pandemiden dolayı Çin’e karşı uygulanan resmi ya da gayri resmi ambargoların, sanayi ürünleri tedarik taleplerini Türkiye’ye kaydırması da bizler için önemli bir fırsattır. Bu fırsatların farkında olan ve artacak taleplere hazırlıklı olmak isteyen Türk kalıpçılık sektörü, 2020 yılının ilk yarısında yeni tezgah ve ekipman yatırımlarına başlamış, maalesef dövizde yaşanan dramatik artışla bir miktar hız kesmiştir. Değişen şartları dikkate alarak rasyonel bir değerlendirme yaptığımızda, 2021 ve sonraki 4-5 yılın, Türk üretim sanayisi adına güzel gelişmelerin yaşanacağı bir dönem olacağını söyleyebiliriz.

2025 itibarıyla, Türkiye’deki kalıpçılığın toplam cirosunun, yıllık ortalama yüzde 6 büyüme oranıyla, yüzde 30 artış sağlayarak, 3 milyar euro büyüklüğe ulaşacağını tahmin etmekteyiz.

“ENDÜSTRİYEL ÜRÜNLERE TALEP DRAMATİK SEVİYEDE AZALDI”

- Sektör olarak pandemiden nasıl etkilendiniz ve süreci nasıl yönetiyorsunuz? Devlet desteklerini yeterli buluyor musunuz? Döviz kurundaki artış sebebiyle de ekonominin zorlandığı bir yıl yaşıyoruz. Bu hareketliliğin sektörünüze etkileri nelerdir?

Özoğul: Kovid-19 salgını sanayiciler, özellikle de yoğun işgücüne bağımlı olan düşük ve orta teknoloji grubunda üretim yapan işletmeler için sorunlara yol açtı. Birçok sanayi işletmesi salgın sürecinde, kısmen virüsün yayılmasını önlemeye yardımcı olmak ama büyük çoğunluk olarak da ekonomik nedenlerden ötürü, faaliyetlerine tamamen veya kısmen ara vermek zorunda kaldı. Türkiye’de yaklaşık 5,4 milyon istihdama sahip olan üretim sektörü, özellikle iki nedenden dolayı, bu salgından oldukça fazla etkilenmiştir. Birinci neden, diğer sektörlerden farklı olarak, imalat sektöründe birçok faaliyetin sahada gerçekleştirilmek zorunda olması, uzaktan yapılamaz ve kısmen yönetilemez olmasıdır. İkinci neden ise, yavaşlayan ekonomik ve sosyal faaliyetlerin, ulusal ve de küresel boyutta endüstriyel ürünlere olan talebi dramatik seviyede azaltmasıdır.

“BİRÇOK İŞLETME AYAKTA DURMA MÜCADELESİ VERİYOR”

Salgın sürecinde, tüketici ve işgücü sağlığının korunması, işletmeler ve hükümetler için bir numaralı öncelik haline gelmiştir. Tesislerin kısmen veya tamamen kapatılması durumunun, salgından daha ağır etkilenen bölgelerdeki ve ülkelerdeki üreticiler için uzun bir süre daha gerekli olabileceği ihtimali de göz ardı edilmemelidir. Üreticiler, Kovid-19 salgını yoğunlaşırken, talep, üretim ve gelirlerin sürekli düşmesinin yoğun baskısıyla karşı karşıya kalmış, buna ek olarak, pek çok işletme nakit akışı ve borç yükümlülüklerini yönetmede büyük zorluklarla karşılaşmıştır. Bu nedenle, birçok işletmenin ayakta durma mücadelesi içinde olduğunu ve hatta iflas aşamasına gelmiş olduklarını görmek, hepimizi üzmekte ve endişelendirmektedir.

“ÖZELLİKLE İMALAT SEKTÖRÜ TEHDİT ALTINDA”

İşgücünün büyük kısmının uzaktan yapılamayacak işlerde istihdam edilmesi nedeniyle, imalat sektörü özellikle tehdit altındadır. Üretim endüstrisinin doğası göz önüne alındığında, işçi yoğun işyerlerinde gerekli sosyal mesafe ortamının oluşturulması, üretim maliyetlerini artıracak önemli bir tehdit oluşturmaktadır. Bu olumsuzluklara ek olarak, üreticiler gelecekte daha büyük küresel tedarik zinciri aksaklıklarına karşı hazırlıklı olmalıdır. Bu dalgalanmalar sadece OEM'leri değil, malzeme ve komponent talebinin düşmesinden dolayı, tedarik zincirinin tamamını olumsuz etkileyecektir. Bu şartlarda siparişlerin gecikmesi hatta hiç gerçekleşmemesi dahi ihtimal dahilindedir.

Kovid-19 salgınının ne zaman kontrol altına alınacağına, nasıl sonuçlanacağına ve tekrar edip etmeyeceğine dair bilinmeyen değişkenler göz önüne alındığında, iyileşme ve yeni bir normale erişme sürecinin oldukça uzun olma ihtimaline karşı hazırlıklı olmalıyız. Yaşadığımız önceki krizleri de dikkate alarak, toparlanma sürecinin deneme-yanılma uygulamalarıyla birlikte en az bir yıl sürebileceğini öngörerek stratejilerimizi belirlemeliyiz.

İHRACATIN İTHALATA BAĞIMLILIK ORANI YÜZDE 60

- Kalıpçılık sektörünün sağladığı ithal ikamesi hakkında bilgi verebilir misiniz? Ana ve yan sanayinin yerli üretime bakış açısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Özoğul: Türkiye ekonomisi ihracata dayalı olarak büyüme eğiliminde. İhracatımız, başta otomotiv olmak üzere sanayi üretimine bağlı, üretim de ithalata. Başka bir deyişle ithalat yapmadıkça ihracatımızı artıramıyoruz. Sektörden sektöre değişkenlik göstermekle beraber toplam ihracatın ithalata bağımlılık oranı yüzde 60’lara ulaşmış durumda. Otomotivde yerlilik oranıysa, 1980 yılında yüzde 85 iken, 2012’de yüzde 65, 2018’de yüzde 55 seviyesine inmiş durumda.

Bunu, “Dâhilde İşleme Teşvik Sistemi” kapsamında yapılan ihracat ve ithalat tutarlarından da açıkça görebiliyoruz. Yürürlüğe girdiği 1996 yılından itibaren artan bir oranla günümüzde ihracatımızın yaklaşık yarısı bu sistemle gerçekleşir hale gelmiştir. Yurtiçinde işleyerek belli bir süre zarfında ihraç etmek şartıyla, ihracatçı sanayicilere, yerlisi olsun olmasın her türlü ürünün ithal edilmesinde vergi muafiyetleri ve istisnalar sağlayarak, yerli sanayinin rekabet gücünü git gide azaltan, üretimin ithalata olan bağımlılığını da git gide arttıran bir sistemdir bu.

“DÖVİZDEKİ YÜKSELİŞ REKABET GÜCÜMÜZÜ DÜŞÜRÜYOR”

İthalata bağımlı ihracatın, sanayi malları ile sınırlı kalmayıp, Türkiye’nin rekabet gücünün yüksek olduğu sanılan tarım, gıda, tekstil, konfeksiyon sektörlerine kadar uzandığı görülüyor. Uçsuz bucaksız, verimli Anadolu toprakları boş dururken, daha ucuz olduğu için buğday ithal edip, una dönüştürüp ihraç etmek en bilinen, acı örneklerden…

Üretimde ithal girdi payının artması, özellikle döviz kurunun düşük seyrettiği 2003-2013 döneminde yoğunluk kazandı. Yerli olarak tedarik edilebilen birçok girdinin ithal edilmesi, bu süreçte daha kârlı bulundu. Bu tercih, irili ufaklı birçok yerli tedarikçinin yok olma sürecini de tetiklemiş oldu maalesef. Bunun yanı sıra sanayinin ithalata yüksek oranda bağımlılığı, dövizin 2018’de olduğu gibi hızla yükseldiği dönemlerde üretim maliyetlerimizin artmasına, rekabet gücümüzün de düşmesine sebep olmaktadır.

“STRATEJİK ÜRÜNLERDE YERLİ ÜRETİME DÖNÜLMELİ”

İthal girdi mallarının içeride üretilmesiyle sağlanacak ikame, uzun soluklu ve istikrarlı bir çabayı, sabrı, daha çok da sanayiyi ihmal edip, inşaat vb. sektörleri kollayan büyüme politikasının değiştirilmesini gerektiriyor. Ülkemizin kalkınmasında ve küresel rekabet gücü kazanmasında sanayi politikalarının ve dolayısıyla sanayi sektörünün önemi büyüktür. Bu sektörler içerisinde özellikle imalat sanayi sektörü, refah seviyemizin önemli bir belirleyicisidir.

İmalat sanayinde kullanılan ürünleri ithal etmek, kısa vadede cazip olsa da ülkemizdeki mevcut kaynakları belirli bir yatırım planı çerçevesinde organize ederek, yerli üretim oranlarının artırılması, özellikle otomotiv ve bağlantılı sektörlerde kullanılan kalıp, makine, teçhizat gibi stratejik öneme sahip ürünlerde yerli üretime dönülmesi, öncelikli devlet politikası olarak ele alınmalı ve KOSGEB’in yanı sıra devletin tüm ilgili kurumları tarafından da desteklenmelidir. Bu dönüşüm sürecinde, eğer yerli ürün, eşdeğer ithal girdiden daha pahalıya üretiliyorsa, üretim, belli bir aşamaya kadar kamu tarafından teşvik edilmeli, teşviklerin de orta ve uzun vadeli maliyet ve kalite avantajları oluşturması hedeflenmelidir.

Biz kalıpçılar, eğer küresel arenada mücadele etmeye devam edeceksek, sıranın bir gün bize geleceği bilinciyle, her açıdan rekabetçi organizasyonlar haline dönüşmek durumundayız. Stratejik öneme sahip, katma değer yaratan, kalıpçılık gibi imalat sektörleri, kararlı ve azimli bir şekilde, orta ve uzun vadeli politikalarla, devletin ilgili tüm kurumları tarafından desteklenmelidir. Kalıpçılık, havacılık, tarım veya hayvancılık, hiç fark etmez hangi sektör olursa olsun, her daim parolamız “Yerli üretim, güçlü Türkiye” olmalıdır.

“TEKNOLOJİYİ DOĞRU KULLANMADA EKSİKLERİMİZ VAR”

- Türkiye kalıpçılık sektöründen beklentiler nelerdir? Sektörün sahip olduğu teknolojiler hakkında ne düşünüyorsunuz? Ar-Ge çalışmaları hedefine ulaşıyor mu?

Özoğul: Genel olarak baktığımızda, Türk kalıpçılarında teknolojik eksikliğimiz çok fazla değil, ancak teknolojiyi doğru kullanmada eksiklerimiz var. Alman firmalar kendi menfaatleri doğrultusunda gelişmeye müsait bir Türk firması bulduğu anda, o firmaya sahip olduğu tüm bilgi birikimini aktarmaktan çekinmiyor. Eğer sizi kendisine tedarikçi olarak seçmişse, geliştirmek adına elinden geleni yapıyor. Teknoloji, makine parkı, ekipman, yazılım olarak bizim çok kayda değer bir eksiğimiz yok. Onları nasıl kullandığımız konusunda sorunlar var.

Sonuçta esas olan kalıptan parçanın çıkmasıysa bunu yapabiliyoruz. Fakat o kalıp ne kadar zamanda bitiyor, ilk parça kalıptan ne kadar zaman sonra çıkıyor? Almanlar aynı kalıbı 1000 saatte yapıyorsa, biz 1.500 saatte yapıyoruz. Sonrası Almanlar’ın yaptığı kalıptan 5 saniyede bir parça çıkıyorsa, bizimkinden 6-7 saniyede bir parça çıkıyor. Bu da bilgi ve tecrübe eksikliğinden kaynaklanıyor. Sonuç olarak, çıkan parçanın kalitesine bakarsanız hiçbir problem yok. Bu eksiklikler mevcut teknolojileri onlar kadar iyi kullanamadığımızdan kaynaklanıyor.

“TÜRK KALIPÇISI GELİŞMEK İSTİYORSA İHRACATA ODAKLANMALI”

Türk kalıpçısı gelişmek istiyorsa ihracata odaklanmalı. İhracat yapmak için gereken şartları sağlamaya gayret etmeli. Kazan-kazan mantığı içerisinde birlikte gelişmeyi özümsemiş tek bir ihracat müşterisi dahi bulduğunuzda değişim ve gelişim süreci başlayacak, sizi kısa sürede başarıya taşıyacaktır. Türkiye’nin gelişmiş ülkelerle rekabet edebilmesi ve ekonomik olarak tam bağımsız bir ülke olabilmesinin yolunun Ar-Ge’den geçtiği anlaşıldı. Ülkemizin sadece tüketen değil, aynı zamanda üreten bir topluma dönüşmesi ve bu sayede farklılaşabilmesi hedefiyle, Ar-Ge’ye dayalı tasarım ve üretim yapılması şarttır. Birçok üyemiz Ar-Ge çalışmaları yürütmekte, TÜBİTAK ve KOSGEB desteklerinden faydalanarak katma değer yaratacak yeni kalıp projelerini hayata geçirmektedir.

Ar-Ge kültürünü özümsemiş kalıp üreticisi sayısı henüz yeterli olmamakla beraber hızla artmaktadır. Firmalarımız tasarım ve teknoloji ithal eden veya kopyalan bir anlayıştan sıyrılarak, kendi tasarımlarını yapabilen, kendi teknolojilerini geliştirebilen bir yapıya dönüşmeye başlamışlardır. Küresel rekabet şartlarında varlığımızı sürdürebilmek için güçlenmeliyiz. Bunun da yolu Ar-Ge ve yenilikçilik kültürünün özümsenmesinden geçmektedir.

Biz kalıpçılar, Ar-Ge ve yenilikçilik kültürünün çağın önemli bir gerekliliği olduğunun bilincindeyiz. Bu bilinç, yerli kalıp üreticisini destekleyen uygulamalar devreye alınarak, Türkiye’de yapılabilmesine rağmen düşük maliyetli ülkelerden kalıp ithal edilmesini kısıtlayan koruyucu önlemler alınarak desteklenirse, ürettiğimiz kalıpların ihracat değerleri ithalat değerlerini aşacak, Türkiye kalıpçılık sektörü cari açığın azalmasına büyük katkı sağlayacaktır.

YERLİ ÜRETİMİN KORUNMASI İÇİN ATILMASI GEREKEN ADIMLAR

- Türkiye kalıpçılık sektörünün genel olarak başlıca sorunlarını ve çözüm önerilerinizi sıralayabilir misiniz?

Özoğul: Türk kalıpçılık sektörü adına, yerli üretimin korunması, desteklenmesi, geliştirilmesi, sanayi üretiminde ve ihracatta, ithalata olan bağımlılığın ve cari açığın azaltılmasını sağlamaya yönelik önerilerimiz şunlardır: Türkiye Makina Sektörü Strateji Belgesi (2017/2020) kapsamında yer alan, yerli üretim makine sanayi alt ürün gruplarına yerli üretim kalıpların ve kalıp elemanlarının dahil edilmesi. Kalıp üretiminin ana hammaddesini oluşturan, Türkiye’de üretimi bulunmayan nitelikli takım çeliklerinin ithalatında uygulanan vergilerin düşürülmesi, muafiyet ya da teşvik sağlanması. Kalıpçılık İhtisas Organize Sanayi Bölge’sinin kurulması. Kalıpçıların ilk yatırım ve işletme maliyetini düşürecek ve rekabet gücünü artıracak olan Ortak Kullanım Merkezleri’nin oluşturulması.

GLOBAL ARENADA PAZAR PAYI YÜZDE 2,5 SEVİYESİNDE

- Sektörün dünyadaki yeri ve dünya kalıpçılığındaki son durum hakkında bilgi verebilir misiniz? Belli başlı yurtdışı pazarlarınız hangileridir? Yeni pazar ya da sektör arayışları gündemde midir?

Özoğul: Dünya kalıpçılık sanayi toplam cirosu 80 milyar euro civarındadır ve sektör her yıl yüzde 6 büyüme eğilimindedir. Türkiye’deki kalıpçılığın toplam cirosu 2 milyar euro olup, yüzde 2,5’lik pazar payıyla, yerini korumaya ve artırmaya çalışmaktadır.

Sektörümüz, dünya genelinde 16. sırada durumunu muhafaza ediyor. 2019 itibarıyla, Türkiye kalıpçılık sektöründe 5 bin kadar firmada, yaklaşık 100 bin kişinin çalıştığını tahmin etmekteyiz. Firmaların pek çoğu, ortalama bir kalıphane için gereken temel beceri ve yeteneklere sahip 30 kişinin altında çalışanı olan küçük ölçekli organizasyonlardır. Bu firmaların yaklaşık yüzde 35’i atölye denebilecek 500 metrekareden küçük alanlarda faaliyet göstermektedir. Türkiye kalıpçılık pazarı, yüzde 35’lik oranla sac metal ve yüzde 43’lük oranla plastik ve kauçuk kalıplarından, geri kalan ise basınçlı döküm kalıpları, ekstrüzyon kalıpları, cam kalıpları ve diğerlerinden oluşmaktadır.

Kabiliyet açısından değerlendirdiğimizde, otomotiv, beyaz eşya, ambalaj, medikal ve havacılık sektörlerinin ihtiyaç duyduğu tüm kalıp tipleri Türkiye’de tasarlanıp üretilebilmektedir. Bildiğiniz üzere, kalıp sektörü dünya genelinde ortalama yüzde 70 oranında otomotiv sektörüne hizmet etmektedir. Bu durum Türkiye için de geçerlidir. Haliyle Türkiye kalıp sektörü, otomotiv sektörümüzün genel durumuna bağlı olarak değişim göstermektedir.

ÇİN’İN TOPLAM İTHALATTAKİ PAYI YÜZDE 42’YE YAKLAŞTI

2008-2009 yıllarında yaşanan küresel krizin sonrasında Türk kalıpçılık endüstrisi küresel pazarlara daha fazla entegre olmaya başlamış ve 2010-2019 arasında ihracatımız yıllık ortalama yüzde 8,3’lük bir büyüme performansı ile 2019 itibarıyla yaklaşık 800 milyon dolar’lık dış ticaret hacmine ulaşmıştır. En önemli ihracat pazarı yüzde 52,3’lik oranla Eurozone ülkeleri olup, bunu yüzde 10,2 ile Rusya Federasyonu izlemektedir. İthalat rakamlarıysa geride bıraktığımız 8 yıl içinde yatay bir seyir izlemektedir. Ancak, bu dönemde Çin’den yapılan ithalatın beş kat artarak tek başına toplam ithalatın yüzde 41,4’üne ulaşması dikkati çekmektedir.

TÜRK KALIP SEKTÖRÜNÜ TEMSİL EDEN İLK VE TEK KURULUŞ

- Son olarak, UKUB hakkında bilgi verebilir misiniz? Kuruluş amacı ve hedefleri nelerdir? Üye sayısı kaçtır? Tamamladığı ya da devam eden en önemli yatırımlarına ve projelerine değinebilir misiniz?

Özoğul: UKUB, ülkemiz kalıpçılık endüstrisine hizmet veren tüm kurumları ve kişileri temsil etmek üzere, Bakanlar Kurulu kararıyla, 2002 yılında, Bursa’da birlik statüsünde kuruldu. Türk kalıp sektörünü yurtiçinde ve yurtdışında temsil eden ilk ve tek kuruluştur. Birliğimiz, 2007 yılından bu yana da tüm sanayileşmiş ülkelerin ulusal kalıpçılık birliklerinin de üyesi olduğu, küresel üst kurum olan ISTMA üyesidir. Ağustos 2020 itibarıyla, UKUB’un 179 üyesi bulunmaktadır.

Amacımız, ülkemizin üretim sanayisi için stratejik öneme sahip olan kalıpları üreten ve kalıp sanayisine hizmet veren kurumları ve kişileri tek çatı altında toplamak, bu kurumları ve kişileri yurtiçinde ve yurtdışında temsil etmek, kalıp üretim teknolojileri alanında çalışmalar yapmak, eğitim, uygulama ve araştırma merkezleri kurarak, dünya ile rekabet edebilecek ortamı sağlamaktır.

BİRÇOK PROJEYE VE ORGANİZASYONA İMZA ATTI

UKUB İktisadi İşletmesi’ni kurmak, göreve geldiğimiz 2008 yılındaki ilk işimiz oldu. Ardından Tersine Mühendislik ve LASER İşleme Birimi’ni sektörün hizmetine sunduk. Kalıpçılık sektöründeki gelişmelerin, sorunların ve çözüm önerilerinin paylaşılmasını amaçlayan Ulusal Kalıpçılık Zirvesi’nin ilkini 2009’da düzenledik. Sektörümüzün yurtdışında da daha çok tanınmasını sağlamaya yönelik, ISTMA, Aachen Üniversitesi, Alman Kalıpçılar Birliği WDMF, Messe Frankfurt ve Messe Stuttgart iş birlikleri ile birçok karşılıklı uluslararası faaliyet gerçekleştirdik. Almanya, Fransa, İtalya, Çek Cumhuriyeti gibi ülkelerden satın alma heyetlerini Türkiye’ye getirdik. Küresel entegrasyon, know-how transferi ve yeni pazarlara giriş sağlamaya yönelik birçok uluslararası etkinlik organize ettik. Almanya, Portekiz, Fransa, İtalya, Almanya, Japonya, ABD, Kore, Çin ve İran’da düzenlenen kalıpçılık fuarlarına toplu katılım ve ziyaretler gerçekleştirdik.

SERTİFİKALI MESLEKİ EĞİTİMLERİ KESİNTİSİZ DEVAM ETTİ

Eğitim konusunda en büyük hayalimiz, kendi bünyemizde teorik ve pratik kalıpçılık eğitimlerini verebileceğimiz bir merkez oluşturmaktı. Bu hayalimizi gerçekleştirdik ancak 1,5 yıl sonra özel eğitim kurumları kanununda yapılan değişiklik üzerine kapatmak mecburiyetinde kaldık. Eğitim merkezimizin kapatılması bizi yavaşlatsa da özellikle Coşkunöz Vakfı iş birliği ve dışarıdan tedarik yolu ile sertifikalı mesleki eğitimler vermeye kesintisiz devam ettik. Meslek Liseleri Arası Ulusal Kalıpçılık Yarışmaları düzenledik.

UKUB, 12 yıl içerisinde gerçekleştirdiğimiz tüm bu faaliyetlerin ardından, Türkiye kalıp sektörünün önde giden tüm firmalarının üye olduğu, ana ve yan sanayi firmalarının ve devlet kurumlarının iyi tanıdığı bir sivil toplum kurumu haline gelmiştir.

“KALIPÇILAR VADİSİ'Nİ MUTLAKA HAYATA GEÇİRECEĞİZ”

Göreve geldiğimiz ilk andan itibaren ortaya koyduğumuz en büyük hedef, gelişerek büyüyen sektörümüzün markalaşma ve kümelenerek daha tercih edilir bir yapıya dönüşme ihtiyacını karşılayacak olan bir İhtisas Organize Sanayi Bölgesi (OSB) kurmaktı. Bu amaca yönelik, 2012’de UKUB Kalıpçılar Vadisi Kooperatifi’ni kurarak, İhtisas OSB için çalışmalara başladık. Görev dönemimiz müddetince, türlü sebeplerden dolayı planladığımız sürede hayata geçiremediğimiz tek projemiz, ne yazık ki, Kalıpçılar Vadisi oldu. Bu projemizi de üyelerimizin devam eden desteği sayesinde geçte olsa mutlaka hayata geçireceğiz, kimsenin şüphesi olmasın.

“UKUB BAYRAĞINI YENİ BİR YÖNETİME EMANET EDECEĞİZ”

Yönetim Kurulu olarak, 12 yıldır büyük bir onur ve memnuniyetle taşıdığımız UKUB bayrağını ekim ayında, eğer pandemiden dolayı genel kurulumuz tekrar ertelenmezse, yeni bir yönetim kuruluna emanet edeceğiz. Hiç şüphemiz yoktur ki, onlar da bu bayrağı, farklı bir vizyon, taze bir motivasyon, yüksek bir enerji ve kararlılıkla çok daha yukarıya taşıyacaklardır. Görev dönemimiz bitecek olsa da sektörümüzü daha ileriye taşımak adına hep birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz.

Güncelleme Tarihi: 22 Eylül 2020, 12:23
YORUM EKLE

banner65

banner57