“Çin’den kayacak talepler için kapasite artışı şart”

NOSAB Başkanı Erol Gülmez ile pandemide zor bir sınav veren sanayi üretimini konuştuk. Özellikle otomotivde son üç aydır çarkların hızlandığını söyleyen Gülmez, “Pandeminin Türkiye’ye faydası da olacak. Avrupalı müşteri tedarik zincirini değiştirdi. Çin’den ülkemize kayacak taleplere hazırlıklı olmalıyız. Kapasite artışları şart. Devletin ciddi teşvikler ve destekler vermesi gerekiyor” dedi.

“Çin’den kayacak talepler için kapasite artışı şart”

Nilüfer Organize Sanayi Bölgesi’nde (NOSAB) ağırlıklı otomotiv, makine-metal sektöründe olmak üzere 320’nin üzerinde fabrika faaliyet gösteriyor ve 22 bin kişi istihdam ediliyor. Toplam üretimin yüzde 50’sini yurt dışına gönderen bölge, 2019 yılında yaklaşık 1 milyar dolarlık ihracata imza atarak, Türkiye ekonomisine önemli katkı sağladı.

Çevreci kimliğiyle de ön plana çıkan NOSAB, Türkiye’nin en geniş yeşil alana sahip sanayi bölgelerinin başında geliyor. Endüstriyel nitelikli atık suları karakterine göre arıtan tesisinin ise dünya çapında bile çok az örneği bulunuyor. Sosyal sorumluluk alanında da örnek projelere imza atan NOSAB, eğitime destek kampanyası çerçevesinde NOSAB İlköğretim Okulu yapımını tamamlayarak, Milli Eğitim Bakanlığı’na teslim etti. NOSAB İdari ve Sosyal Tesis binası alanında yer alan kreşle de kadın istihdamının artırılmasını amaçlıyor.

Ülke ekonomisinde önemli bir yere sahip NOSAB’ın Yönetim Kurulu Başkanı Erol Gülmez ile bir araya gelerek, Kovid-19 pandemisinin organize sanayi bölgelerine, üretime ve ekonomiye etkilerini konuştuk. Yeni yıl ile birlikte sanayicilerin nasıl bir rota çizmesi gerektiğini masaya yatırdık. NOSAB’ın yeni projelerini ve hedeflerini de öğrendik. İşte röportajımızın detayları…

“ÇOK ZOR BİR DÖNEMDEN GEÇTİK”

- Öncelikle NOSAB açısından bu yıl ile ilgili değerlendirmelerinizi alabilir miyiz?

Erol Gülmez: Otomotiv firmalarının ağırlıkta olduğu NOSAB olarak bu yıla iyi başlamıştık. Sektörde 2019 itibarıyla yükselen bir ivme vardı. Mart ayının ilk yarısına kadar bu ivme devam etti. Ancak martın ikinci yarısından sonra pandemi sebebiyle yavaşlama başladı. Nisanda ise sektör komple kapandı. Çok zor bir dönemdi. Nisandan sonra da durum hemen iyileşmedi. Mayısta yüzde 25 faaliyet gösterdik. Avrupa’da pandeminin şiddetlendiği ve tedarik sıkıntımızın arttığı haziran da yavaş geçti. Temmuz itibarıyla normale döndük. Tüm bu süreci üç ay duraksama, bir ay kapanma şeklinde özetleyebiliriz.

“TALEP PATLAMASI YAŞADIK”

NOSAB olarak yurt içine yaptığımız üretimin yanı sıra Batı Avrupa ağırlıklı ihracatımız bulunuyor. Avrupa’daki ve Türkiye’deki pandemi duraksamasından dolayı otomotiv sektöründe ciddi bir talep yığılması oldu. Hatta buna talep patlaması bile diyebiliriz. Normalleşme sürecinin başlamasıyla birlikte tüketiciler iki ay sıraya girip araç almaya başladı. Hala bununla baş etmeye çalışıyoruz çünkü temmuzda üretim normale döndü ama biz dönemedik. İşletmelerimizde temastan dolayı karantinada olan ya da pozitif vakalardan kaynaklı çalışanlarımız vardı. Bu sebeple süreci zor atlattık. 24 saat mesailerle, hafta sonu çalışarak taleplere yetişmeye çalıştık.

“TEMMUZDAN SONRA İKİYE KATLANDI”

- Normalleşme süreciyle birlikte taleplerde ne kadarlık bir artış yaşandı?

Gülmez: Ana sanayiye gelen talep temmuzdan sonra ikiye katlandı. Ancak kapasite açısından ana sanayinin bunu üretebilme şansı yok. Çözüm olarak fazla mesai uygulamaları devreye girdi. Yan sanayi için de aynı durum söz konusu. Üretebildiğimiz kadar ürünü sattık ama bu çok da fazla değil. Üretimi hem kapasite yetersizliği hem de iş gücündeki sıkıntılar sebebiyle zorlanarak yaptık. Aynı şekilde çalışmaya devam ediyoruz ama talep yığılmasını hala eritemedik. Avrupa’daki üretimde Christmas tatili ile birlikte duraksama olacak. Almanya zaten 20 gün kapanacak. Dolayısıyla üretimde yavaşlama olacak ancak biz çalışmaya devam edeceğiz. Bakiyelerimizi tamamlayıp yeni yıla hazır hale geleceğiz. Bu bize biraz nefes aldıracak.

Öte yandan mavi yakada iş gücü ciddi bir problem. NOSAB’da tüm şirketlerde eleman ihtiyacı var. Bölgemizin istihdamı 22 bin civarında ancak 8 bin ila 10 bin arasında yeni elemana ihtiyacımız var.

“BEYAZ YAKADA YIĞILMA VAR”

- Ortalama 9 bin civarında yeni elemana ihtiyacınız olduğunu belirttiniz. Türkiye’deki işsizlik rakamlarıyla ilgili istatistikleri doğru buluyor musunuz?

Gülmez: Doğru bulmuyorum çünkü işsizlik azalmıyor. Yığılma beyaz yakada. Türkiye’de yaklaşık 200 üniversite var. Herkes bir şekilde açık öğretim ve özel üniversite kurumlarından ön lisans ya da lisans mezunu oluyor. Ülkede hiçbir şeyin planlaması olmadığı gibi eğitim sisteminin de planlaması yok. O nedenle müteşebbisler özel üniversite kurarken, işletme, iktisat gibi en maliyetsiz bölümleri açıyor. Dolayısıyla beyaz yakada ciddi yığılma meydana geliyor. Diğer yandan, çocukları çalışmadığı için emekli olduğu halde çalışmaya devam edenler var. Çocukları çalışmıyor çünkü herkes bir masa, bilgisayar vs. istiyor. Böyle bir iş yaşamı hedefliyorlar.

“MESLEKİ EĞİTİMDE KALİTE BİTTİ”

- Bursa’da meslek lisesi mezunlarına ihtiyaç olduğu hep konuşuluyor…

Gülmez: Evet, bakın ben meslek lisesi mezunuyum. Ankara Gazi Üniversitesi’nde okudum ve iki yıl teknik öğretmenlik yaptım. Sorunuzla tam damarıma dokundunuz. Mesleki eğitimde bizden sonraki jenerasyon da belki kaliteli eğitim aldı ama ondan sonrası bitti. Şimdi staja gelen meslek lisesi son sınıf öğrencileri örneğin kaynakçı olduklarını söylüyorlar ancak kaynak yapmayı bilmiyorlar. Biz birinci yılımızda kaynakçı olarak çalışıp harçlığımızı çıkarıyorduk.

“İMAM HATİP GERÇEĞİMİZ DE VAR”

Öte yandan, o kadar az mezun var ki, koskoca sınıflarda beş, altı öğrenci ders görüyor. Bunun sebebi de meslek liselerinin özendirilmekten çıkmasıdır. Üniversite sayısındaki artış ve üniversitelere kolay girilmesi insanları meslek liselerinden uzaklaştırdı. Bir de imam hatip gerçeğimiz var. Bunu yadsıyamayız. İmam hatipten mezun olanlar devlet kadrolarında daha kolay iş buluyor.

“OKUL AÇMAYA HAZIRLANIYORUZ”

- NOSAB’ın mesleki teknik eğitim ile ilgili yürüttüğü projeler var mıdır?

Gülmez: Özel statüde bir meslek lisesi projemiz var. Bu doğrultuda bölgemizde yaklaşık bir yıldır arsa üretmeye çalışıyoruz. Aslında projemizin finansı da hazır. Genel bütçeden yapmayacağız. Hayırseverlere okulun ismini vererek finanse edeceğiz. İmar değişikliğine sebep olduğu için revize planlarımızı Bakanlığa gönderdik ama geri geldi. Kabul edilecek şekilde tekrar revize ettik. Bürokratik işlemleri çözmeye çalışıyoruz. Projemizi 25 dönümlük bir alanda planladık. Öncelikle bölgede ihtiyaç duyduğumuz kaynak, metal, makine, CNC gibi bölümleri açacağız. Ardından talebe göre ilave bölümlerle büyüteceğiz.

“KAYBIMIZ YÜZDE 30’U BULUR”

- Tekrar üretime dönecek olursak, NOSAB’ın 2019 yılında ihracat değeri neydi ve bu yıl aynı rakamlara ulaşabilir mi?

Gülmez: Bölgemizdeki üretimin yaklaşık yüzde 50’si ihracata gidiyor. 2019 yılında 1 milyar dolarlık ihracatımız oldu. Bu yılın verileri henüz gelmedi ancak özellikle son üç ay ivme yakaladığımız bir dönem. Nisanda yüzde 30’a kadar düşen enerji tüketimimiz eski seviyesine ulaştı. Ne var ki, işlerin durduğu dört ayın etkisiyle, ihracatta yüzde 30 seviyesinde kaybımızın olabileceğini söyleyebilirim. Çünkü bu süreçten en çok ihracat yapan sektörler etkilendi. Mesela nisan ayında Türkiye’de ilk defa hiç araç satılmadı ve biz hiç ihracat yapmadık.

“PANDEMİNİN FAYDASI OLACAK”

- Peki ekonomik tüm olumsuzluklara rağmen bu yıl bölgenizde yatırım yapan firma oldu mu?

Gülmez: Bölgemizde özellikle otomotiv sektöründeki firmalar yatırım yapmaya başladı. Örneğin ben de kendi firmamda, kapasiteyi yüzde 100 artıracak, bir yatırıma imza attım. Pandemiden dolayı Avrupa’da birçok firma uzun süre çalışmadı. Mal ve hizmet tedariğini Türkiye’nin yanı sıra çok büyük oranda Çin’den sağlıyorlardı. Bu sebeple üretim süreçleri sıkıntıya girdi. Pandeminin 2021 ve sonraki yıllarda Türkiye’ye faydası olacağını düşünüyorum. Tedarik zincirini değiştiren başta Almanya olmak üzere Avrupalı müşteriler daha çok Türkiye ve Doğu Avrupa ülkelerine yöneldi. Polonya, Romanya, Çekya gibi Doğu Avrupa ülkelerinde Türkiye kadar altyapı, iş gücü ve kalite yok. Bu sebeple şanslıyız.

“KAPASİTE ARTIŞLARI YAPMALIYIZ”

- Sizce 2021 yılına sanayiciler nasıl hazırlanmalı? Tavsiyeleriniz ve alınması gereken önlemler nelerdir?

Gülmez: Mutlaka kapasite artışları yapmamız lazım. Pandemi sebebiyle Çin’den Türkiye’ye kayacak taleplere hazırlıklı olmalıyız. Bunun için devletin ciddi teşvikler ve destekler vermesi gerekiyor. Veriyormuş gibi yapmamalı. Hibe de istemiyoruz. Sanayicimizin öyle bir derdi yok. Ülkenin ekonomik yapısından dolayı hibe beklentisi içinde değiliz. Fakat yüzde 25 gibi finans maliyetiyle sanayicinin yatırım yapması imkansız. Geçenlerde Kredi Garanti Fonu destek kredisi açıklandı ancak çok az ve maliyeti de çok yüksek. Bir yıl geri ödemesiz ama kredi faiz oranı yüzde 30’ları buluyor. Firma başına 1.2 milyon lira olması ise amaca uygun değil. Örneğin sadece tek bir makineye yaklaşık 2.5 milyon lira veriyoruz.

“SANAYİCİMİZ ÇOK YARA ALDI”

Özellikle en çok ihracat yapan sektörlerin başında gelen otomotiv yan sanayilerinin üretim kapasitelerine yönelik teşvikler üretilmeli. Konuta verecekleri teşviği üreticiye vermeliler. Eğer bu sağlanamazsa, Çin’den ülkemize kayacak olan fırsatları diğer ülkelere kaptırırız. Bu fırsatları bir daha geri alamayız. Hazırlıklı olmamız lazım. Ayrıca teşvik kapsamındaki desteklerin faizleri devlet tarafından süspanse edilmeli. Sanayicimiz çok yara aldı. Zaten birçoğumuz cari açıkla büyüyen firmalarız. Müteşebbis ruhuyla yola çıkıp tüm yatırımlarımızı riske girerek krediyle yapıyoruz. Şu an finans maliyeti yüzde 25’lerde. Türkiye’deki hiçbir sektör yüzde 25 oranında para kazanmıyor. Hele otomotiv sektöründe yüzde 10 bile mucize.

“DESTEKLER DEVAM ETMELİ”

Pandemi döneminde verilen desteklerin hepsini kullandık ama yeterli değil. O dönemde konuta verilen destek sanayicilere sağlansaydı daha doğru olurdu. Ayrıca desteklerin sürmesi gerekiyor. Altı ay ön ödemesiz verilen kredileri kasım itibarıyla mükerrer bir şekilde geri ödemeye başladık. Otomotiv toparlanmış olabilir ancak diğer sektörlerde işler hala düzelmedi.

“YEKDEM İLE İLGİLİ TALEPLERİMİZ VAR”

- Sanayicilerin en önemli gündem maddelerinden biri olan enerji maliyetlerinin pahalılığı ile ilgili düşünceleriniz nedir?

Gülmez: Yönetim kurulunda yer aldığım Organize Sanayi Bölgeleri Üst Kuruluşu (OSBÜK) olarak, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na bu konudaki taleplerimizi yaklaşık bir yıldır iletiyoruz. Geçen nisan ayında Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması’nda (YEKDEM) tarife değişikliği oldu. Yenilebilir enerjiye devletin verdiği destek doğru bir şey ve tüm dünya da böyle yapıyor ancak bunu genel bütçeden gerçekleştiriyorlar. Ülkemizde de o ay ne kadar elektrik tüketildiyse verilen teşvik miktarını tüm kullanıcılara bölüp enerjiye yüklüyorlardı. Üreticiler artışı çok hissetmiyordu. Yeni tarifeyle bunu sadece organize sanayi bölgelerinde faaliyet gösteren firmaların faturalarına yüklediler. Örneğin nisanda durduğumuz için elektrik tüketimimiz yüzde 50 düşmesine rağmen enerji maliyetimiz iki kat arttı. Çünkü YEKDEM üretmeye ve sisteme satmaya devam etti.

“REKABET ŞANSIMIZI AZALTIYOR”

Bugün gelinen noktada sanayici ay sonunda elektriğe ne kadar ödeyeceğini bilmiyor. Bu da öngörüsüzlüğe sebep oluyor ve rekabet şansını azaltıyor. Sorunun çözülmesi için OSBÜK başta olmak üzere tüm organize sanayi bölgeleri her türlü girişimi ve çabayı gösteriyor ama ilerleme kat edilemiyor. Bu maliyeti ödemeye devam ediyoruz.

“ŞEHRİ YÖNETENLER HAZIRLIK YAPMALI”

- Son olarak, Türkiye’nin Otomobili Girişim Grubu’nun (TOGG) merkez olarak Bursa’yı seçmesinin kente sağlayacağı faydaları sizin bakış açınızdan öğrenmek isteriz…

Gülmez: TOGG, Bursa için doğru bir yatırım. Hem doğru bir coğrafya hem de altyapısı çok uygun. Ancak Bursa nüfusunun 3 milyona ulaştığını gözden kaçırmamamız gerekiyor. TOGG’un devreye girmesiyle birlikte kent nüfusu 4 milyonu bulacaktır. Şehri yönetenlerin buna hazırlanması lazım. Yoksa yine eleman sıkıntısından siparişlere cevap veremeyiz.

Son 10 yıldır zaten İstanbul’dan Bursa’ya sanayi göçü var. Fakat yerel yöneticiler yeni imar parselleri üretemiyor. İmarlı arsalarda rant oluşuyor, dolaylı olarak konut maliyetleri ve kiralar yükseliyor. Bu da göç alma hızımızı etkiliyor.

Güncelleme Tarihi: 23 Aralık 2020, 15:12
YORUM EKLE

banner69

banner70

banner73