BOSİAD Başkanı Çağan: Değer yaratmak insanı besliyor

BOSİAD’ın yeni Başkanı Rasim Çağan, “Sanayiciyi motive eden sadece para kazanmak olmamalı. Aynı zamanda faydalı olmak, bir şeyleri başarabilmek, üretmek insanı besliyor. Biz de ülkemiz ve toplum için değer üreten projeler geliştirmek istiyoruz” dedi.

BOSİAD Başkanı Çağan: Değer yaratmak insanı besliyor

Bursa Organize Sanayi Bölgesi Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği’nin (BOSİAD) 5. Olağan Genel Kurulu’nda Rasim Çağan yeni başkan seçildi. Çağan, iş hayatını, BOSİAD’ın yeni dönemdeki projeleri ile ilgili fikirlerini ve son ekonomik gelişmeleri anlattı.

Öncelikli sizi tanıyabilir miyiz? Kariyeriniz nasıl başladı?

1963 İstanbul doğumuyum. İlkokul ve liseyi İstanbul’da okudum. Üniversite eğitimi için Amerika’ya gittim. Ardından işletme ve finans üzerine master yaptım. İş hayatına 1987 yılında Amerika’da başladım. 1,5 yıl kadar Amerika’da çalıştım. Ardından Türkiye’ye döndüm ve aile şirketimiz Duraner’de çalışmaya başladım. Şirketimizde üçüncü kuşağım.

Rudolf Duraner’i anlatır mısınız? Ne zaman kuruldu, bugünlere nasıl geldi?

Şirketimiz iş hayatına 1930’lu yıllarda dedem Kemal Duraner tarafından bir aktariye dükkânı olarak başlamış. Bursa’da tekstil sektörünün gelişmesiyle birlikte boya ticaretine de adım atmış. O dönemler bazı tüccarlar mutemetlik belgesiyle firmalara boya getirirmiş. Bizim de bu alandaki ilk işimiz aktar dükkânında kaşıkla boya satarak başlamış. Kadınlar o boyalarla evde kıyafetlerini boyarlarmış. Dedemden sonra işlerin başına dayım Ural Duraner geçti ve boya işini daha da büyüttü. Zaman içinde de boya işimiz ayrı bir şirket haline geldi. Ben Amerika’dan döndüğümde dayımla çalışmaya başladım. Fakat dayımı kaybettikten sonra aile şirketimizde sorumluluklarım daha da arttı. Aktar dükkânımız Tuzpazarı’nda hâlâ devam ediyor. Orayla da ilgilenmeye çalışıyorum, hafta sonları mutlaka giderim.

Rudolf ve Duraner ortaklığı nasıl gerçekleşti?

Ülkemizde 90’lı yılların sonuna doğru yabancı ortaklıklar konusu daha fazla gündeme gelmeye başlamıştı. Biz o yıllarda bazı firmaların bayiliğini yapıyorduk. Fakat bilgiye yakın olma stratejimiz gereği yabancı ortaklık düşüncesine de sıcak bakıyorduk. O dönem Rusya’dan boya getiriyorduk ama orada boya sıkıntısı yaşanınca alternatif kaynaklar aramaya başladık. Rudolf firmasıyla temasımız böyle oldu ve ticarete başladık. Daha sonra onlar bize, “Boya bizim temel işimiz değil, bizim asıl işimiz kimyasal. Bu konuda bizimle bir işbirliği düşünür müsünüz?” dediler. Bu teklif bize de uygun geldi. Çünkü bilgiye, kaynağa daha yakın olmak istiyorduk. Bayilik sisteminde karşı taraf bilgiyi filtreden geçirerek size istediği kadarını veriyor. Fakat ortaklık böyle değil, işi birlikte yapıyorsunuz. Nihayetinde 1999’da Rudolf ile ortaklık kararı aldık ve bir şirket kurduk. O yıllarda Türkiye’nin ilave bir kimyasal şirketine ihtiyacı yoktu. Tekstil satüre olmuş bir pazardı. Fakat biz üründe değil, hizmette liderliğe inanıyoruz. Müşterimize mükemmel bir servis verip, kaliteli ve pazara uygun ürün yapma taahhüdüyle işin içine girdik. Şirketimiz şu anda da kendi alanında Türkiye’de pazar lideri.

Nasıl bir faaliyet alanınız var? Üretim, istihdam, ihracat ve ciro rakamlarınız nelerdir?

Biz tekstil kimyasalları üretiyoruz. Bunu da mükemmel bir müşteri hizmetiyle vermeye çalışıyoruz. Bünyemizdeki laboratuvarlar tekstilin adli tıbbı gibi çalışmaktadır. İşletmelerde yaşanılan sorunlarda her zaman aranılan, tercih edilen ilk firma olma gayretindeyiz.

Rudolf Duraner’deki ciromuz 350 milyon TL’nin üzerinde ve 215 çalışanımız var. Diğer sorumlu olduğum grup şirketimiz Duraner’de 30 çalışanımız var, onun da cirosu 50 milyon TL civarında. İhraç pazarlarımız arasında Özbekistan, Bulgaristan, Etiyopya, Mısır, Pakistan, Türki Cumhuriyetler ve İran gibi ülkeler yer alıyor.

İŞİMİZİ MÜKEMMELLEŞTİRMEK İSTİYORUZ

Şirketinizin gelecek hedeflerinde, yol haritasında neler yer alıyor?

Başarılı olmak için önce doğru hedefler koymak zorundasınız. İletişimin mükemmel olduğu yenidünya düzeninde, sürdürülebilir kârlılık ve başarı çok zor. Çıraklığını yapmadığın işi patronluğunu yapma dedikleri gibi, her işte sizden daha iyiler mutlaka olacaktır. İş modeliniz farklı olmak değilse, işiniz çok zor. Biz de işimizi servis kalitesiyle mükemmelleştirmek ve farklılaştırmak istedik. Bu arada benim bir tarım işim de var ve bunu geleceğin işi olarak görüyorum.

Bu işiniz tam olarak nedir?

Babadan bir tarım altyapım zaten vardı. Şu an yıllık 1400 ton meyve üreten bir tesisimiz, bir de konvensiyonel tarım yaptığımız işletmemiz var. Tekstilden sonra ikinci büyüme alanını tarım olarak görüyorum. Dolayısıyla burada biraz daha konsolide olmak, doğruyu yapmak gerekiyor. Biz banka kredisiyle büyüyen bir grup değiliz, daha çok öz sermayeyle büyüyoruz ve sürdürülebilir büyümeye inanıyoruz. Evet işadamı yatırım yapmalı, istihdam sağlamalı, fakat aynı zamanda bunu sürdürülebilir hale getirmeli. Fırsatları değerlendirmeye gayret ediyoruz ama daha kontrollü bir sermaye ile daha yönetilebilir bir yatırımla tarımı iyi bir fırsat olarak görüyorum. Şu an çok dipte bir sektör ve her dipten bir fırsat çıkar.

Ben her şeyi bilimle yapmaya inanırım. İş arkadaşlarımdan da her zaman tüm cevapları bilimsel isterim. Ekonomi okumuştum, tekstil sektörüne girdim ama konuya hakim değildim. Fakat üniversiteden ders alarak şu anda bir kumaşı boyayamasam da bütün proseslere hakimimdir. Tarımda da yine üniversiteden destek alıyorum.

Yeni işiniz nerede ve nasıl bir işleyişi var?

Tarım işimiz Karacabey’de. Meyve, buğday, mısır ve konvensiyonel tarım üretimimiz var. Meyve ürünlerini Trakya’da işleyerek hallere satışını gerçekleştiriyoruz. Sürdürülebilir bir başarı istiyorsanız zaten üretimle pazarlamayı birleştirmek zorundasınız. Fakat tarım gibi çok rekabetçi bir işte çok iyi olmak, süreçlere çok hakim olmayı gerektiriyor. Tekstildeki iş yapabilme bilgi birikimimizi tarıma da yansıtmak istiyoruz. Ve her işi bilimsel yapmak. Bilginin olmadığı hiçbir işin artık dünyada geçerliliği yok. Eskiden ülkemizde sermaye problemdi, para yoktu ama pazar vardı; şimdi ise eğer başarılı bir projeniz varsa devlet destekleriyle birlikte paraya ulaşmak nispeten kolay. Girişimci olabilir ve dünyayla kolayca iletişim kurabilirsiniz, ancak bilimsel yaklaşım ön önemli ve eksik olan. Bunun için çok odaklanmak, çalışmak gerekiyor. İşbirliği, iletişim yeteneği, problemlerden sonuç çıkarabilme kabiliyetiniz, yenilikçilik kabiliyetinizin olması gerekiyor.

YENİLİKLER VE PROJELER GELİŞTİRMEMİZ GEREKİYOR

BOSİAD’a gelecek olursak, 5. dönem başkanlığı size kısmet oldu. Neler hissediyorsunuz?

Ben derneğin kurucu üyelerindenim. Bursa Organize Sanayi Bölgesi’nin BTSO’dan ayrılma sürecinde yer almıştım. Dernek kurulduktan sonra her ne kadar yönetimlerde görev almasam da BOSİAD’a hep destek vermeye gayret ettim. BOSİAD ve Bursa OSB birbirini tamamlayan kurumlar. OSB teknik altyapıyı organize edecek, BOSİAD ise bu işlerin sosyal tarafı olacak. Bizim burada yapmamız gereken OSB’nin dışa açık yönü olmak. Fakat sorumluluğumuz kolay değil, sanayiciler için sürekli yenilikler ve projeler geliştirmemiz gerekiyor. Bununla birlikte, ben herkesi müşteri gibi görürüm. Nasıl ki kendi işimizde “Biz niye varız, müşteri neden bizden ürün alsın?” Diye sorguluyorsak, üyelerimiz de BOSİAD’a neden üye olsun ve derneğe destek versin? Durumunu sorgulamamız gerekiyor. Biz üyelerimizin yenilikçi, eğlenceli yönü olmalı, tek başına dile getirmekte zorlandıkları isteklerini, beklentilerini kamuoyuyla paylaşacak bir bağlantıyı kurmamız gerekir.

Yeni dönemde hangi başlıklara yoğunlaşacaksınız?

Yeni bir yönetim olarak detaylı ve kapsamlı bir program üzerinde çalışıyoruz. Tüm faaliyetlerimizi önce sanayi bölgesi şirketlerinin, sonra da ülkemizin ekonomik ve sosyal alanlardaki gelişimi üzerine kurguluyoruz. Artık gelenekselleşen bir faaliyet takvimimiz zaten var. Bu dönemde ise mesleki eğitim ve çevre odaklanacağımız önemli başlıklar olacak. Bu başlıklar BOSİAD’ı diğer kurumlardan farklılaştıran da projeler aslında. BOSİAD kendi bölgesi için projeler üretirken, sesi ülke geneline de taşınmış ve bir başarı hikâyesi meydana gelmiş durumda.

MUTLU ÇALIŞAN, MUTLU MÜŞTERİ VE MUTLU İŞVEREN DEMEKTİR

Mesleki eğitim noktasında farkındalık oluşturmak adına son dönemde çok başarılı bir girişim yaşandı. Bu projenin üzerine gitmeye devam edeceksiniz öyleyse?

Bu konuda son olarak Milli Eğitim Bakanlığı ile bir protokol imzaladık. Oradan bize gelecek bir görev var. BOSİAD olarak bu süreçte çalışmalar yapabileceğimiz hemen yanı başımızda bir okul var Atatürk Meslek Lisesi, ancak Bakanlıktan gelecek karara da uymamız gerekiyor. Bizim bu süreçte okullara vereceğimiz sadece altyapı ve maddi destekler olmamalı. Bu çocukları geleceğe hazırlamamız, onlara koçluk etmemiz, kendilerini bekleyen iş ortamını onlara çok iyi tasvir etmeliyiz. Bu çok önemli ve layıkıyla yerine getirmemiz gereken bir görev. İkinci önemli görevimiz ise hem dünyanın hem de Türkiye’nin bugün çok fazla konuştuğu çevre konusu. Doğru üretim yapmak, bunu dünya pazarlarına sunmak önemli ama çevreyi koruyarak bunu başarmaktır esas olan. Bu iki ana hedef başta olmak üzere önceki dönemlerden devam eden güzel modeller de bu dönemde devam edecek.

Ve her şeyden önce bugün hayat çok stresli. Sanayi bölgeleri de bir iş ve stres ortamı aslında. Çalışanlar için bu durumu ne kadar sosyal ve eğlenceli hale getirirsek, onları daha yaratıcı, başarılı ve mutlu yaparız. Mutlu çalışan mutlu müşteri yaratır. Bu da sürdürülebilir başarıyı getirir ve sonuç olarak mutlu bir işveren yaratırsınız. SİAD’ların böyle bir sosyal yönü de var.

Sizin döneminizin önceki dönemlerden farkları neler olacak?

Kurulduğu günden bu yana çok başarılı projeler gerçekleştiren bu yapıyı daha ileri taşıyabilmeyi, her şeyden önce ciddi bir emanet sorumluluğu olarak görüyorum. Tabii ki derneklerin en önemli görevlerinden biri sorumluluk alanındaki bölgeye ve paydaşlarına değer katmaktır. Bunu başarabilmek için de bu dönemde belirlediğimiz programın dışında yönetim kurulumuzla arama toplantıları yapmayı planlıyoruz. Bu toplantılarda yeni fikirler de çıkacaktır. Başka hangi önemli konularda, güncel gelişmelerde fayda ve değer yaratabiliriz, buna bakacağız. Fakat benim ilk önceliğim; bugüne kadar çok iyi bir şekilde giden ve başarılı olan çalışmaların sürdürülebilirliği olacaktır. Öte yandan, bugün bölgemizdeki fabrikalarda binlerce insan çalışıyor. Bu çalışanların bir eğitimi ve bilgi birikimi var ama bizlerin de onların bu birikimini daha ileri noktalara taşımak gibi bir sorumluluğumuz da var. Ben şuna inanıyorum. Bugün eğitimli ebeveynler, gelecek kaygısı olmayan daha hazır çocuklar yetiştiriyorlar. Ben özellikle eğitim konusuna biraz daha ağırlık vermek istiyorum. Belli seminerler ve eğitim programlarıyla çalışanlara katkı sağlamamız gerektiğine inanıyorum. Eğitim konusunda mesleki eğitimde farkındalık yaratmak adına bir tohum ektik, fakat bunun sürdürülebilirliği de çok önemli. Bu süreci iyi planlamamız gerekiyor.

ASLA UMUTSUZLUĞA KAPILMAYACAĞIZ

Sizce Türkiye ekonomisinin güçlü yanları, bununla birlikte yaşadığı sorunlar neler? 2019 sizce nasıl geçecek?

Benim 1989’dan beri öğrendiğim bir şey var ki, bir yıl kötü geçecek deniyorsa, buna karşı herkes önlemini alıyor ve aslında o kadar da kötü geçmiyor. Ve Türkiye’nin küresel arenada rekabet edebilir ve başarılı bir ekonomi olabilmesi için iş insanlarımız müthiş girişimci ruha sahipler. Dünyada neler olduğuna bakıyor ve yeni trendleri takip ediyorlar. Evet, 2019 zor bir yıl olacak. Şu anki ortamı henüz bir kriz olarak adlandırmak doğru değil. Kriz demek için eksi büyüme gerekiyor. Ben eksi büyüme beklemiyorum ama ciddi bir yavaşlama söz konusu. Biraz daha derinleşebilir belki ama 2018’in üçüncü çeyreğindeki durumun tekrar yaşanacağını düşünmüyorum. Biraz toparlama zamanı, dinleneceğiz, nefesimizi yerine getireceğiz. Konuya objektif bakmak gerekirse ise içinde bulunduğumuz sıkıntının daha çok özel sektörün sorunu olduğu bir gerçek. Çünkü aşırı borçlanmış bir özel sektör var. Fakat Türkiye çok dinamik bir ülke ve iş dünyası olarak bizler bardağın hep dolu tarafını, sürekli bir umut ve geleceği görmek durumundayız. Asla umutsuzluğa kapılmayacağız. Ekonomiye dair endişeleri gidermek için de devletin yapması gereken, yapısal reformları daha da ertelememek olacaktır. Çok uzun sürmeden Türkiye’nin bu durağanlıktan çıkacağını düşünüyorum, buna inanıyorum.

Son olarak üyelere bir mesajınız olacak mı?

Genelde iş insanını salt mutlu eden para kazanmak değildir ve olmamalıdır. Para doğruyu yapmanın yan ürünüdür. Para kazanmanın yanı sıra, faydalı olmak, bir şeyleri başarabilmek, üretmek iş insanı bir o kadar mutlu eder. Biz de üyelerimiz, ülkemiz ve toplum için değer üreten projeler geliştirmek istiyoruz. BOSİAD olarak yapacaklarımızda daha müreffeh bir toplum için çalışacağız. Önümüzdeki günlerde güzel başarı hikâyeleri olacak. Geçmişteki kazanımlarımızın üstüne koyarak daha ileriye yöneleceğiz.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER